Kadınların Kurtuluş Bildirgesi, 12 Şubat 1989’da Ankara’da toplanan feminist Kongre’de ilan edilmiştir.
Ankara’da Perşembe Grubu’nun çağrısıyla 1. Feminist Kongre toplanmış, “Feminist Hafta Sonu” adıyla anılan toplantıya İstanbul, Adana ve Türkiye’nin değişik illerinden feministler katılmıştır. Kongre sonunda “Kadınların Kurtuluş Bildirgesi” yayınlanmış ve “Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacize Hayır” kampanyasının başlatılmasına karar verilmiştir.
Biz kadınlar cins olarak eziliyor ve sömürülüyoruz.
Erkek egemen toplum ve bu toplumun geliştirdiği bütün baskı aygıtları yani devlet ve himayesindeki aile, hukuk, sağlık, eğitim, bilim, güvenlik kurumları bu egemenliği örgütlüyor.
Biz kadınlar ev içinde yaşamaya, ev işine ve analığa mahkum doğuyoruz.
Ev dışındaysa, ancak ucuz ve statüsüz işlerde ücretli çalışabiliyoruz.
Doğurma hakkımızı ancak evlilik içinde kullanabiliyoruz. Bir kez evlenince doğurmama
hakkımız yok. Buna karşılık doğum kontrolünden sadece biz sorumlu tutuluyoruz.
Doğurduğumuz ve büyütme yükünü yalnız çektiğimiz çocuklar da babaların sayılıyor.
Resmi tarih, bilimler, sanat, ve estetik, din ve dil erkekler tarafından, erkekler için, erkeklere göre üretiliyor. Biz bu alanların öznesi olmuyoruz; bu alanlara girmemiz engelleniyor.
Kadınlar üzerindeki egemenlik aşktan şiddete her türlü yöntemle sürdürülüyor. Bu şiddet, dayaktan, sarkıntılık, tecavüz ve öldürmeye kadar çeşitli biçimler alıyor.
Biz feminist kadınlar, kaderimizi biçimlendirme hakkımızı kullanarak bedenimize, emeğimize, kimliğimize, tarihimize, geleceğimize sahip çıkmak istiyoruz.
Bedenimize, emeğimize, kimliğimize, tarihimize ve geleceğimize el konuyor.
Ev içinde ve dışında emeğimize erkekler ve sermaye tarafından el konurken, tek tek kadınlar olarak aile kurumu içinde ve dışında erkeklerin vesayeti altında tutuluyoruz.
Ev içinde ve ev dışında (tarım ve küçük üretimde) emeğimiz yok sayılıyor; boğaz tokluğuna çalıştırılıyoruz.
Cinselliğimiz bizim dışımızda tip, pornografi, sanat, kitle iletişim araçları, din ve toplum bilimleri tarafından tanımlanıp belirleniyor: bedenimize yabancılaştırılıyoruz.
Cinselliğimiz evlilikte ve fuhuşta satın alınıyor; evlilik dışında gayrimeşru sayılıyor ve evlilik içine hapsolunuyor. Kadınların baskı altına alınması eğitim eksikliği ve geleneksel toplumun kalıntısı gibi gösterilerek, kurtuluş mücadelemiz engelleniyor.
Bedenimize, emeğimize, kimliğimize el konuyor. Böylece erkekler bizim sırtımızdan yaşıyorlar, bakılıyorlar, besleniyorlar; bilgi ve sermaye biriktirdiklerinde bunu da bizim sırtımızdan yapıyorlar, yani toplumun tüm iktidar mekanizmalarını denetliyor, bize tahakküm ediyorlar.
Bütün kadınları ezilmişliğimizi fark etmeye, ezilmişliğimize karşı tavır almaya, dayanışmaya, örgütlenip çıkarlarımız için mücadele etmeye çağırıyoruz.
Türkiye’de kendine ilk defa feminist diyen kadınlardan olan bizler alayı, küfürü ve aşağılanmayı göze almıştık. Bugün sözümüz daha meşrulaştığı için daha аz saldırı alıyoruz. Ama bunu sağlayan bir cins olarak biz kadınları, ezenlerin değişmiş olması değil, kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmeye başlamaları.
Kadınların Kurtuluşu Bildirgesi. feminist sözü söyleyen ve kadın mücadelesi içinde yer alan yıllardır toplantılar, tartışmalar, ağlamalar, bağırmalar, eğlenceler, sevinçlerle geçen bir tanışıklığı sürdüren bu süreç içinde hem değişen, hem de birbirlerini değiştiren pek çok kadının kurtuluşa yönelik ilk ortak sözü
İLK SÖZÜ BİZ SÖYLEDİK,
SON SÖZÜ DE BİZ SÖYLEYECEĞİZ