İşkence, bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü hedef alan, insan onurunu zedeleyen ve temel haklarını ortadan kaldıran ağır bir insan hakları ihlali olarak kabul edilmektedir. Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre işkence; bilgi veya itiraf elde etmek, cezalandırmak, korkutmak ya da ayrımcılığa dayalı nedenlerle bir kamu görevlisi veya onun rızasıyla bir kişiye kasten ağır fiziksel veya ruhsal acı verilmesini ifade etmektedir.
İşkence yasağı, çağdaş uluslararası insan hakları hukukunun en temel ilkelerinden biridir. Uluslararası hukukta mutlak biçimde yasaklanan işkencenin önlenmesi, etkili soruşturulması ve sorumluların cezalandırılması, devletlerin temel yükümlülükleri arasında yer almaktadır. Türkiye’nin de taraf olduğu İşkenceye Karşı Sözleşme, insan onurunun korunmasını esas almakta ve işkenceyi mutlak biçimde yasaklamaktadır. Bu yasak, uluslararası hukukta emredici norm (jus cogens) niteliğinde kabul edildiğinden hiçbir istisnaya tabi değildir. Savaş, savaş tehdidi, olağanüstü hâl, iç karışıklık, terörle mücadele veya üst makam emri işkenceyi haklı gösterecek gerekçeler arasında yer alamaz. İşkence yasağı; Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi‘nin 5. maddesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi‘nin 7. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü‘nün 7. maddesi, Türkiye’de ise Anayasa’nın 17. maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi başta olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslararası hukuk metninde güvence altına alınmıştır.