Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi – 1836

Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi (Declaration of Circassian Independence) 1 Ocak 1836’da ilan edilmiştir. Bildirge, Avrupa ülkelerine gönderilen bir mektup ile duyurulmuştur. 

Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi, hem Rusya’ya hem de Babıali’ye yönelik sert eleştiriler barındırmaktadır. Rusya’ya karşı Çerkes isyanının temelini özetlemekte, Osmanlıların Kafkasya’dan vazgeçmesine atıfta bulunarak, Avrupa devletlerine hitaben Çerkes halkının sorunlarını çözmek için  bir çağrıdır. Rus işgali öncesinde Osmanlı paşalarının sonra da İstanbul hükümetinin ihaneti vurgulanmaktadır. Yabancı yardım eksikliği ve Avrupa güçlerinin hareketsizliği eleştirilmekte, Orta Doğu’daki devletlerin, özellikle İran ve Mısır’ın sorumluluğundan da söz edilmektedir.  

Bildirgenin Arka Planı 

Karadeniz çevresindeki Osmanlı egemenliğinin zayıflaması sonucunda Ruslar, 18. yüzyılda Kafkasya’nın kapılarına dayamıştı. Belgrad, Küçük Kaynarca ve Yaş Antlaşmaları sonucunda Kırım kesin olarak kaybedildi ve Kabartay bölgesi Rusya’nın bir parçası olarak kabul edildi. Kabartaylar’ın direnişi sonuçsuz kaldı, ağır kayıplar verdiler ve 1822 yılında Rusya’yla barış yaparak teslim oldular.

Osmanlı, Devleti ile Rusya’nın 1829 yılında imzaladığı Edirne Antlaşması ise  Kuban ağzından, Abhazya’daki Bzıb Nehri’ne kadar olan Karadeniz kıyı hattının tüm kontrolünü Rusya’ya devretti. Durum değerlendirmesi yapan Natuhaç, Şapsığ, Abzeh, Bjeduğ, Kemirguey, Hatukay, Mehoş, Besni, Başılbiy, Teberda, Barakay ve Karaçay kabilelerinin ileri gelenleri Zanıko Sefer’i Osmanlı Devlei nezdinde kendilerini temsil etmesi için yetkilendirerek İstanbul’a gönderdiler. 1829 yılında Zanıko Sefer başkanlığında 22 delegeden oluşan bir heyet İstanbul’a giderek Çerkes kabilelerinden Osmanlı Devleti’nin yanında savaşmaya hazır olduğunu bildirdi. Zanıko Sefer İstanbul’da kaldı, heyet ise anavatanlarına döndü. 

Bildirgenin Hazırlanması ve İlanı 

Çerkes Temsilcisi Zanıko Sefer’in İstanbul’daki bağlantılarından İngiltere Krallığı için çalışan D. Urquhart, Temmuz 1834’de Kuzey Kafkasya’ya giderek Çerkes liderleri ile toplantılar yaptı ve nihai olarak bir Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi hazırlandı. İngiltere, Çerkesya için Rusya ile açıktan bir çatışmaya hiçbir zaman girmedi.  Ancak,  İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi D. Ponsonby, D. Urquart, Zanıko Sefer Bey ve Çerkes liderler arasındaki yakın işbirliği, “Avrupa Devletlerine hitaben siyasi ve diplomatik bir belgenin ortaya çıkmasını sağladı.

Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi, 1836 yılı Ocak ayında Dışişleri Bakanlığı’na yakın İngiliz süreli yayını Portfolio Dergisinde yayınlandı. Büyük Hür Meclis temsilcisi İsmail Zeus, destek istemek üzere Türkiye, Paris ve Londra’ya gönderildi. Kuzeybatı Kafkasyalılar, dokuzu feodal ve üçü eşitlikçi olmak üzere on iki kabileyi içeren bir konfederasyon kurdular ve genel seferberlik ilan ettiler. Bildirge, Avrupa’nın yanı sıra Avustralya gazetelerinde de yayınlandı. 

AVRUPA’NIN BAĞIMSIZ DEVLETLERİNE GÖNDERİLEN

ÇERKES BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ

(DECLARATION OF CIRCASSIAN INDEPENDENCE
ADDRESSED TO THE COURTS OF EUROPE)
Kafkasya’da yaşayanlar Rusya’nın tebaası olmak bir yana, onunla barış içinde bile olmayıp uzun yıllardır kesintisiz savaşıyorlar. Bu savaşı Kafkasyalılar yalnız başlarına sürdürüyor. Hiçbir güçten herhangi bir destek ya da yardım almadılar. Hiçbir dönemde hiçbir güçten teşvik ya da yardım görmediler. Babıâli bu bölgelerde hakimiyeti elinde tutarken, (yerli halklar-E.K.) savunma sorumluluğunu kendisine bırakmışlardı, ama son zamanlarda Babıâli onlara her şekilde ihanet ederek onları terk etti. Bir Paşa Moskof altınlarına karşılık Anapa’nın kapılarını açarken Çerkeslere, ‘Rusların, Ermenistan’ın isyancı liderlerine karşı Sultan’a yardım etmek için dost olarak geldiklerini’ söyledi. Diğer bir Paşa (Batal Paşa – E.K.) da aynı şekilde onlara ihanet etti ve bir gece karanlığında ülkeyi terk etti.
O zamanlardan beri Çerkesler, bağlılıklarını sunmak ve yardım talep etmek amacıyla Sultan’a defalarca elçiler gönderdi: ancak kendilerine hep soğuk davranıldı. Aynı şekilde İran’a da başvurdular ama sonuç alamadılar ve son olarak, bağlılıklarını takdir etmesine rağmen onları destekleyemeyecek kadar uzakta olan Mehmet Ali’ye  (Kavalalı, E.K.) müracaat ettiler.
Bu görüşmeleri gerçekleştiren Çerkesya vekillerine, uzakta oldukları için olanları bilmeyenlere Rusya’nın baskısının ne kadar dayanılmaz olduğunu, tüm insanların geleneklerine, inançlarına ve mutluluğuna nasıl düşman olduğunu (yoksa Çerkesler neden onlara karşı bu kadar uzun süre savaşsınlardı ki), generallerinin ne kadar hain ve askerlerinin ne kadar vahşi olduğunu;  Çerkeslerin bunların elinde yok edilmesinin kimsenin çıkarına olmayacağını söylemeleri talimatı verildi. Böyle bir durumda Çerkeslerin desteklenmesi herkesin çıkarına olacaktı. Burayı aşarsa, şu anda bizimle savaşmakla ya da bizi izlemek ve abluka altına almakla meşgul olan yüz bin Moskovalı asker, o zaman sizlerle savaşıyor olacaktır. Şu anda çorak ve sarp kayalıklarımıza dağılmış dayanıklı dağlılarımızla mücadele eden yüz bin asker, o zaman zengin ovalarınızı aşacak ve rayalarınızı (tâbilerinizi) ve sizi köleleştirecektir. Dağlarımız İran ve Türkiye’nin adeta surları gibidir, desteklenmedikleri takdirde her iki ülkenin de giriş kapısı olacaktır; şu anda her iki ülke için de tek koruyucu onlardır. Onlar evinizin kapılarıdır, ocağınızı ancak bu kapıları kapalı tutarak koruyabilirsiniz.
Ama dahası, bizim Çerkes kanımız Sultan’ın  da damarlarını dolduruyor. Annesi ve haremi Çerkes’tir. Köleleri Çerkes’tir. Nazırları ve soydaşları Çerkes’tir.  O bizim inancımızın ve ırkımızın şefidir; o bizim kalplerimize sahiptir ve biz ona bağlılığımızı sunuyoruz; tüm bu bağlar nedeniyle ondan destek ve yardım talep ediyoruz. Eğer çocuklarını ve tebaasını savunmayacaksa ya da savunamayacaksa, soyu bizden uzakta olan Kırım Hanlarını düşünsün.
Vekillerimize işte bunları anlatmaları talimatı verildi, ancak hiç dikkate alınmadılar. Sultan, Moskof’un dostu olmaktan vazgeçtiğinde kaç kalbe ve kılıca hükmedebileceğini bilseydi böyle davranmazdı.
Rusya’nın dünyadaki tek güç olmadığını biliyoruz. Rusya’dan daha büyük başka güçlerin de olduğunu, hem güçlü hem iyiliksever olduklarını, cahilleri eğittiklerini, zayıfları koruduklarını, Rusların dostu değil, düşmanı olduklarını; Sultan’ın ise düşmanı değil, dostu olduklarını biliyoruz.  Rusların küçük teknelerle gelip Azov denizinde balık avlamak için bizden izin istediklerinde, İngiltere ve Fransa’nın dünya ulusları arasında ilk sırada yer alan büyük ve güçlü ülkeler olduklarını biliyorduk.
İngiltere ve Fransa’nın bizim gibi basit ve fakir bir halkla ilgilenmeyeceğini düşünüyorduk; ancak bu bilge ulusların bizim Rus olmadığımızı, az şey bilmemize, toplarımız, generalimiz, disiplinimiz, gemilerimiz ya da zenginliğimiz olmamasına rağmen dürüst bir halk olduğumuzu ve yalnız bırakıldığımızda barışçıl olduğumuzu,  Ruslardan ise haklı nedenlerle nefret ettiğimizi ve neredeyse her zaman onları yendiğimizi bildiklerinden de şüphe etmiyorduk.
Bu vesile ile Avrupa’da basılan tüm haritalarda ülkemizin Rusya’nın bir parçası olarak işaretlendiğini;
Türkiye’nin, ayağının hiç basmadığı bu dağları ve Rusya’yı titreten savaşçılarımızı güya Ruslara teslim ettiğini ve  bunun için bizim hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir takım anlaşmalar imzaladığını;
Rusya’nın Batı’ya, Çerkeslerin kendi köleleri olduğunu ya da hiçbir nezaketin yumuşatamayacağı ve hiçbir yasanın dizginleyemeyeceği vahşi haydutlar ve vahşiler olduğunu söylediğini  büyük bir utançla öğrendik.
Bu tür kadınca entrikaları ve sahtekarlığı Tanrının huzurunda en ciddi şekilde protesto ediyoruz. Biz söze sözle cevap veriyoruz. Bu yalana karşı gerçek şudur: Kırk yıldır süren saldırılara karşı silahlarımızla kahramanca mücadele ettik; bu mürekkep, döktüğümüz kan gibi bağımsızlığımızı ilan ediyor ve altındaki mühürler ülkelerinin kararından başka bir güç tanımayan insanların imzalarıdır. Onlar diplomasinin inceliklerini bilmeyebilir ama Ruslar yaklaştıklarında silahlarını nasıl kullanacaklarını gayet iyi bilirler.
Bizi kurtaracak güç kimde var? Bağlılığımız Sultan’a teklif edildi, ancak Rusya ile barış halinde iken bunu kabul edemez, çünkü Çerkesya onlarla bir savaşın içinde. Ancak sunduğumuz bu sadakat pazarlık konusu yapılamaz; kimse onu satamaz, çünkü biz onu kimseye satmış değiliz.
İngiltere gibi gözlerimizi çevirdiğimiz ve ellerimizi açtığımız büyük bir ulus bize haksızlık yapmayı hiç aklından geçirmesin. Kulağını Çerkesler’in yakarmalarına kapatırken, Ruslar’ın yalanlarına açmasın. Vahşi ve barbar olarak damgalanan bir halk ile ona iftira atanlar hakkında gerçeklere hakim olarak hüküm versin.
Biz Dört Milyonuz, ama ne yazık ki birçok kabileye, dile ve inanca bölündük; çeşitli geleneklerimiz, göreneklerimiz, çıkarlarımız, ittifaklarımız ve kan davalarımız var. Şimdiye kadar hiçbir zaman birlik amacımız olmadı ama yönetim biçimlerimiz, itaat ve komuta alışkanlıklarımız var. Savaş sırasında her topluluk seçtiği şeflere tam olarak itaat eder; prenslerimiz ve yaşlılarımız, çevremizdeki büyük devletlerdekinden daha fazla yetkilere sahiptir ve toplumlarını bölgelerinin geleneklerine göre yönetirler; ancak  doğuda hüküm süren bizler, kendi aramızda ortak bir şefe tabi olmadığımız için,  kendimize her zaman yabancı bir hami seçtik. Böylece gönüllü olarak önce Kırım Hanlarının ve daha sonra da İstanbul Sultanlarının egemenliğine tabi olduk.
Rusya, topraklarımızın herhangi bir bölümünü ele geçirdiğinde ve bazılarına hakim olduğunda, bizi serf durumuna düşürmeye, ordularına asker yapmaya, kendilerini zenginleştirmek için terimizi ve kanımızı harcamaya; kendi savaşlarında savaştırmaya ve diğerlerini, hatta kendi vatandaşlarımızı ve dindaşlarımızı kendisine köle ettirmeye çalıştı. Bu nedenle aramızdaki nefret büyüdü ve kan dökülmesi durmaksızın devam ediyor. Eğer böyle davranmasaydı bizler uzun zaman önce  Moskof hükümdarına tâbi olabilirdik.
Zalimliğini, inancını çiğnediğini, sözünü tutmadığını anlatmak uzun ve üzücü bir hikaye olurdu: Ülkemizi her taraftan nasıl kuşattığını; bizi yaşamın gereklerinden nasıl mahrum ettiğini; ticaretimizi nasıl engellediğini; eski yerleşkelerimizin son kalıntılarını nasıl kiralık katillerin bıçağı altına attığını ve bizi itaat edecek şeflerden yoksun bıraktığını; Bütün kabileleri ve köyleri nasıl yok ettiğini; Babıali’nin hain ajanlarını nasıl satın aldığını; yalanlarıyla bizi Avrupa’nın Hıristiyan uluslarının gözünde alçaltırken, işlediği vahşetlerle bizi nasıl yoksulluğa düşürdüğünü ve tüm dünyaya karşı nasıl nefret ve öfke duymamıza neden olduğunu bilmeniz gerek.
Eskiden yüzbinlerce insanı sancaklarımız altında toplayabilirken insan kaynaklarımız tükendi ama kalanlar Rusya’ya karşı nefrette  yek vücut oldu. Bu uzun mücadele sırasında halkımızdan sadece 200.000 kişi Rusya’ya tâbi oldu, geri kalanlardan hiçbiri gönüllü olarak Rusya’ya hizmet etmedi. Birçok çocuk çalındı ve soyluların oğulları rehine olarak alındı; dış  bir ülkeyle irtibatı olanlar sadece kaçmayı başardılar.
Aramızda İmparator tarafından kayırılan, pohpohlanan, onurlandırılan; bu kayırılmayı ülkelerindeki tehlikelere tercih eden insanlar var. Ancak öte yandan aramızda, bizim barbarlığımızı (!), kendi ülkelerinin uygarlığına tercih eden binlerce Rus da var.
Rusya, topraklarımızın bazı noktalarına kaleler inşa etti, ancak toplarının menzilinin ötesine geçmeye cesaret edemiyorlar. 50.000 Rus son zamanlarda bir saldırı yaptı ve yenildiler.
Bir ülke sözle değil, silahla işgal edilir. Eğer Rusya bizi işgal ederse, bu silahla değil, iletişimimizi keserek ve Türkiye ile İran’ı sanki zaten kendisine bağlı ülkelermiş gibi kullanarak; denizi sanki kendisininmiş gibi bizlere kapatarak; kıyılarımızı abluka altına alarak; sadece bizim değil, bize yaklaşan diğer devletlerin gemilerini de yok ederek; bizi ürünlerimiz için pazarlardan mahrum bırakarak; bizim için yaşamın gereklilikleri olan tuz, barut ve diğer savaş ihtiyaçlarını elde etmemizi engelleyerek, kısaca bizi umutsuzluğa düşürerek olacaktır.
Ama biz bağımsızız, savaştayız ve muzafferiz!
Avrupa’da bizi köleleri olarak sayan, haritada bu ülkeyi kendi ülkesi olarak işaretleyen İmparatorun temsilcisi, son zamanlarda Çerkeslerle iletişim kurdu: Ancak isyanımıza karşı af teklif etmek için değil, halkımız tarafından kuşatılmış bulunan 20.000 adamını kurtarmak için pazarlık yapmak ve esirlerin değişimi için düzenlemeler önermek amacıyla.

 

İlgili Konular

Daha Fazla

    Geçen Hafta Popüler

    İstiklal Mahkemesi Kararı: İskilipli Atıf Hoca

    İstiklal Mahkemesi Kararı: İskilipli Atıf Hoca İskilipli Atıf Hoca'nın Ankara...

    Misak-ı Milli Kararları

    Misak-ı Milli, Milli Misak, Milli Yemin ve Ulusal Ant...

    İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

    İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, 3 Aralık 1979 tarihinde yapılan...

    Öldürülen Hukukçular

    Öldürülen Hukukçular Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek Tokat’ın Niksar ilçesinin Cumhuriyet Savcısı...

    Milletvekili Seçilme Yeterliliği

    Milletvekili Seçilme Yeterliliği için sahip olunması gereken şartlar Anayasa'nın...

    Popular Categories