Doğa hakları, doğanın, ekosistemlerin ve tüm doğal varlıkların yalnızca insan ihtiyaçlarını karşılayan nesne veya kaynaklar olarak görülmesini reddederek, kendi varlık değerleri doğrultusunda var olma, bütünlüklerini koruma ve kendilerini yenileme haklarına sahip hukukî özneler olarak kabul edilmelerini savunan hukukî, felsefî ve etik ilkeler bütününü ifade etmektedir. İnsan merkezli faydacı yaklaşımın karşısında yer alan bu anlayış; nehirler, ormanlar ve dağlar gibi doğal varlıklara hukukî kişilik veya hak tanınmasını, yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını, iklim değişikliğiyle mücadeleyi ve tahrip edilen doğal alanların ekolojik olarak restorasyonunu kapsamaktadır. Doğa hakları yaklaşımı, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi yalnızca mülkiyet ve yararlanma ilişkisi olarak değil, karşılıklı bağımlılık ve doğanın kendi varlık değerinin tanınması temelinde ele almaktadır. Ekvador, 2008 Anayasası ile doğanın (Pachamama) haklarını anayasal düzeyde tanıyan ilk ülke olmuş; Yeni Zelanda, 2017 yılında Whanganui Nehri’ne hukukî kişilik tanımış; İspanya, 2022 yılında Mar Menor lagünü ve havzasına hukukî kişilik vermiştir. Fransa’da ise 2004 tarihli Çevre Şartı’nın 2005 yılında Anayasa’nın başlangıç kısmına dâhil edilmesiyle çevre hakkı ve çevrenin korunmasına ilişkin hak ve ödevler anayasal güvence altına alınmış; 12 Eylül 2025’te Senato’ya sunulan anayasa değişikliği teklifiyle de doğanın ve onu oluşturan unsurların bir ekosistem olarak var olma, evrilme, korunma, muhafaza edilme ve gerektiğinde restore edilme haklarının anayasal düzeyde tanınması önerilmiştir.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.