Cenevre Antlaşması

0
Cenevre Antlaşması(Cenevre Deklarasyonu)

Cenevre Antlaşması(Cenevre Deklarasyonu), Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık ve Yunanistan arasında 3 Temmuz 1974’te imzalanmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı kararı uyarınca Kıbrıs’taki çatışmaları durdurmayı, güvenlik bölgeleri oluşturmayı ve barışçı yollarla düzeni yeniden sağlamayı amaçlayan bir dışişleri bakanları mutabakatıdır. Kıbrıs’ta Türk tarafının siyasi eşitliğini ve iki yapılı durumu uluslararası kayıtlara geçiren ilk resmi belgedir.

20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtı ile Kıbrıs’a askerî müdahalesinden sonra 22 temmuzda ateşkes ilan edilmiş ve Türkiye, Yunanistan, İngiltere dışişleri bakanları Cenevre’de anlaşmak için 25-30 Temmuz 1974 tarihlerinde I. Cenevre Konferansı’nıda bir araya gelmişlerdir. ABD, Sovyetler ve BM’nin gözlemci olduğu, Denktaş ve Klerides’in Türk ve Rum toplumları adına, Turan Güneş’in Türkiye adına katıldığı görüşmelerdeki sonuçların uygulanmaması nedeniyle Kıbrıs Harekatına devam edilmiştir.

Cenevre Antlaşması(Cenevre Deklarasyonu)

Madde 1) 1960 Anayasa düzenini yeniden tesisi hususunda üç dışişleri bakanı mutabık kalmakla beraber, bundan önce alınması gereken bazı acil tedbirler vardır.

Madde 2) Kıbrıs’ta taraflar, 31 Temmuz 1974 günü Türkiye saati ile 24.00’de kontrolleri altında bulundukları alanları genişletmeyeceklerdir. Yani, bu deklarasyona göre, Kıbrıs’ta ateş-kes çizgisi, 22 Temmuz saat 17:00’deki çizgi değil, 30 Temmuz gece yarısı mevcut olan çizgidir. Çünkü, 22 Temmuzdan sonra Rumların saldırıları devam ettiği için, çatışmalar yeniden devam etmiş ve Türk kuvvetleri kontrolları altındaki alanı genişletmiştir.

Madde 3) 30 Temmuz ateş-kes çizgisinde, sadece Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin kontrolu altında olacak bir güvenlik bölgesi tesis edilecektir.

Madde 4) Kıbrıs Rum ve yunan kuvvetlerinin muhasarası altında olan bütün Türk bölgelerinden bu kuvvetler çekilecek ve bu Türk bölgeleri Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin koruması altına girecektir.

Madde 5) Kıbrıs’ta anayasa düzeninin yeniden tesisi için üç dışişleri bakanı 8 Ağustosta Cenevre’de yeniden bir araya gelecektir. Fakat anayasa düzeni tesis edilinceye kadar, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Rauf Denktaş, 1964 Anayasası gereğince, Cumhurbaşkanı görevlerini yürütecektir. Fakat bu durum, Kıbrıs Geçici Türk Yönetiminin devamına engel olmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk, Hayatı ve Devrimleri

0
Mustafa Kemal Atatürk, Kronolojik Hayatı ve Devrimleri

Mustafa Kemal Atatürk, Kronolojik Hayatı ve Devrimleri

19 Mayıs 1881 Mustafa Kemal, Selanik’te doğdu.
1894 Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesi’ne başladı.
1896 Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi’ne girdi.
13 Mart 1899 Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi’ni bitirerek, İstanbul’da Harp Okulu Piyade Sınıfına girdi.
10 Şubat 1902 Mustafa Kemal, Harp Okulu’nu teğmen rütbesiyle bitirerek, Harp Akademisi’ne girdi.
11 Ocak 1905 Mustafa Kemal, Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi’nden mezun oldu.
5 Şubat 1905 Mustafa Kemal, Şam’da bulunan 5. Orduya atandı.
1907 Mustafa Kemal gizlice Selanik’e geçip, orada da, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin bir şubesini kurdu.
20 Haziran 1907 Mustafa Kemal, Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu.
20 Eylül 1907 Mustafa Kemal, Selanik’teki 3. Orduya atandı.
22 Haziran 1908 Mustafa Kemal, Selanik – Üsküp (şark) Demiryolları müfettişliğine atandı.
23 Temmuz 1908 İkinci Meşrutiyet ilan edildi.

Kanunu Esasi, İkinci Abdülhamit tarafından 23 Aralık 1876 günü bir ferman ile ilan edilmiş ve meşrutiyetin temeli atılmıştır. Kanunu Esasi, Türk Anayasa tarihinin başlangıcını ve mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişin yasal hükümlerini oluşturmaktadır. I. Meşrutiyet, II. Abdülhamit’in tahta çıkışıyla birlikte ilan edilmiş ancak ilk parlamento dönemi 13 Şubat 1878’de sona ermiştir. Kanunu Esasi, gerçek bir meşrutiyet olmamasına karşın Türk tarihinde Anayasal hareketlerin ilk yazılı belgesi olması, ilk defa yasama meclisinin oluşturulması, ilk defa bir Anayasal metin ile bazı temel hak ve özgürlüklerin sağlanması ve yargı bağımsızlığına dönük bazı prensipler getirmesi bakımından önem taşımaktadır.

17 Aralık 1908 İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, Meclis-i Mebusan açıldı.
1908

Mustafa Kemal, Almancadan Osmanlıcaya çevirdiği, Berlin Askeri Üniversitesi eski müdürlerinden General Litzmann’ın, “Takımın Muharebe Talimi” kitabını yayınladı.

13 Nisan 1909 31 Mart Olayı oldu.
15-16 Nisan 1909

Mustafa Kemal, 31 Mart (13 Nisan) Olayı üzerine, ayaklanmayı bastırmakla görevli Hareket Ordusu’nun kurmay başkanı olarak, Selanik’ten İstanbul’a hareket etti.

6 Eylül 1909

Mustafa Kemal, Selanik’te 3. Ordu Piyade Subay Talimgahı Komutanı oldu.

10 Mayıs 1909 Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın kurmay başkanı olarak, Arnavutluk harekatına katıldı.
13 Ocak 1910 Mustafa Kemal, Selanik 3. Tümen kurmay başkanlığına atandı.
17-21 Eylül 1910

Mustafa Kemal, Fransa’da yapılan Pikardi manevralarına Türk Ordusu temsilcisi olarak katıldı.

15 Ocak 1911

Mustafa Kemal, Selanik’te bulunan 38. Piyade Alay Komutan Vekilliği’ne atandı.

13 Eylül 1911 Mustafa Kemal, geçici olarak Trablusgarb Tümeni Kurmay başkanlığına atandı.
29 Eylül 1911 İtalyanlar, Trablusgarp’ı ele geçirmek için Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.
5 Ekim 1911 Mustafa Kemal, Binbaşılığa yükseltildi.
8 Ekim 1912

Balkan Savaşları başladı. Mustafa Kemal, Bolayır’da kurulan kolordunun hareket şubesi müdürlüğüne getirildi.

15 Ekim 1912

Trablusgarp Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti ile İtalya, Uşi Barış Antlaşması‘nı imzaladı. Trablusgarp ve Bingazi, İtalyanlara bırakıldı.

İtalya, 29 Eylül 1911 tarihine, Trablusgarp ve Bingazi’de ekonomik çıkarlarını korumak gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiş; Trablusgarp’ın bir kısmını ele geçirdikten sonra savaşı Ege Denizi’ne taşımıştır. İtalya, 28 Nisan-20 Mayıs 1912 tarihleri arasında Menteşe Adaları bölgesindeki 16 ada ve adacığı işgal etmiş; taraflar arasındaki savaş barış görüşmeleri ile sona ermiştir. Barış görüşmeleri 13 Temmuz 1912 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde başlamış ve 18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Barış Antlaşması ile sona ermiştir. Uşi Barış Antlaşması sonucunda; Osmanlı Devletinin Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağında özerk bir yönetim uygulanmasını kabul ederek askerlerini çekmesi karşılığında İtalya’nın da adalardan çekilmesi kararlaştırılmıştır.

24 Ekim 1912 Yunanlılar Selanik’i işgal etti.
25 Kasım 1912

Mustafa Kemal, Çanakkale Boğazı Kuvayı Mürettebesi Harekat Şubesi Müdürlüğü’ne atandı.

28 Kasım 1912 Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti.
1 Aralık 1912 Mustafa Kemal, Gelibolu’ya gitti.
23 Ocak 1913

İttihatçılar, sadrazam Kamil Paşa’yı uzaklaştırarak yerine Mahmut Şevket Paşa’yı getirdiler. (Babıali Baskını ile)

30 Mayıs 1913

1. Balkan Savaşı sonunda Balkan Devletleri ile Londra Antlaşması imzalandı.

11 Haziran 1913 Sadrazam Mahmut Şevket Paşa bir suikast sonucu öldürüldü.
12 Haziran 1913 Said Halim Paşa sadrazam oldu.
21 Temmuz 1913

Mustafa Kemal, Kolordu Kurmay Başkanı olduğu Bolayır Kolordusu ile, 1. Balkan Savaşlarında kaybedilen Edirneyi geri aldı.

29 Eylül 1913

Balkan Savaşları sonunda Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması imzalandı.

İstanbul Antlaşması, Osmanlı Devletinin ağır bir yenilgiye uğradığı Balkan Savaşı sonrasında, 29 Eylül 1913 tarihinde “Bulgaristan’la Barış Andlaşması” adıyla imzalanmıştır. Yirmi madde ve beş Ek’ten oluşan Antlaşma sonucunda; Edirne, Dimetoka ve Kırklareli’nin Osmanlı Devleti’nde kalması, Kavala ve Dedeağaç’ın Bulgaristan’a bırakılması, Meriç Nehri’nin sınır olması ve  Bulgaristan’da kalan Türkler’in siyasi, dini ve sosyal haklarının korunması hüküm altına alınmıştır.

27 Ekim 1913 Mustafa Kemal, Sofya Askeri Ataşesi oldu. Aynı gün Fethi Okyar ise Sofya Büyükelçisi olarak atandı.
14 Kasım 1913 2. Balkan Savaşı’ndan sonra, Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında Atina Antlaşması imzalandı.
3 Ocak 1914 Enver Paşa, Ahmet İzzet Paşa’nın yerine Harbiye Nazırı oldu.
1 Mart 1914 Mustafa Kemal, Yarbaylığa yükseltildi.
13 Mart 1914 Osmanlı – Sırbistan arasında İstanbul anlaşması imzalandı
Mayıs 1914

Mustafa Kemal “Zabit ve Kumandanla Hasbihal” adlı kitabını yazdı Aralık 1918’de İstanbul’da yayımlandı.

1 Ağustos 1914 1. Dünya Savaşı başladı.
3 Kasım 1914 Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.
5 Kasım 1914 İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.
11 Kasım 1914 Osmanlı Devleti, İttifak Devletleri yanında 1. Dünya Savaşı’na girdi.
20 Ocak 1915 Mustafa Kemal, Sofya’dayken 19. Tümen Komutanlığına atandı.
19 Şubat 1915 İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’yi topa tuttu.
25 Şubat 1915

Mustafa Kemal’in komutasındaki 19. Tümen, Fransız ve İngilizlerin Çanakkale’yi topa tutması üzerine Eceabat Bölgesine gönderildi.

18 Mart 1915

İstanbul’u ele geçirmek için Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışan, İtilaf Devletlerine karşı, 18 Mart Boğaz Muharebesi Zaferi kazanıldı.

23 Mart 1915 Limon Von Sanders, Çanakkale’yi savunmak için kurulan, 5. Ordu komutanlığına getirildi.
25 Nisan 1915

Çanakkale Boğazı’ndan geçmeleri engellenen İtilaf Devletleri, Seddülbahir ve Arıburnu’na asker çıkardı. Mustafa Kemal, tümeniyle düşman birliklerini Conkbayırı’nda durdurdu.

30 Nisan 1915 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal’e madalya verildi.
1 Mayıs 1915

Mustafa Kemal, Arıburnu Grubu Komutanlığı’nı üstlendi.19. Tümen’in ilk hazırlıklı taarruzu gerçekleşti.

10 Mayıs 1915

Başkomutan Enver Paşa, Mustafa Kemal’in bölgesini denetledi ve takdirlerini bildirdi.

17 Mayıs 1915 Mustafa Kemal, Arıburnu Bölgesi Komutanlığı’ndan ayrılıp, 19. Tümen Komutanlığı’na döndü. (Arıburnu Komutanlığı’nı 1 Mayıs’ta durumun gereği olarak üstlenmişti).
24 Mayıs 1915 Çanakkale’ de bir günlük ateşkes anlaşması yapıldı.
1 Haziran 1915 Mustafa Kemal, Albaylığa yükseltildi.
8-9 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu Komutanlığı’na atandı.
9 Ağustos 1915

Mustafa Kemal, bizzat idare ettiği taarruzla, Anafartalar cephesinde düşmanı geri attı. I. Anafartalar Zaferi kazanıldı.

10 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Conkbayırı süngü hücumuyla önemli bir zafer daha kazandı.
17 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Anafartalar’dan sonra Kireçtepe’de de zafer kazandı.
19 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, 16. Kolordu Komutanı oldu. (Aynı zamanda Anafartalar Grubu Komutanı)
21 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, II. Anafartalar Zaferi’ni kazandı.
24 Ağustos 1915 Başkomutan Enver Paşa, Anafartalar Grubu bölgesini denetledi.
27 Ağustos 1915 Kayacıkağılı Muharebesi gerçekleşti.
28 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu’nda yeni düzenlemeler yaptı.
10 Aralık 1915 Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesi’nden ayrıldı.
19-20 Aralık 1915 Düşman birlikleri, Arıburnu ve Suvla’yı gizlice boşalttı. (Savaş 8-9 Ocak 1916’da tamamıyla sona ermiştir)
9 Ocak 1916 Müttefik Kuvvetleri, Seddülbahir’den çekildi.
14 Ocak 1916 Mustafa Kemal, Edirne’de 16. Kolordu Komutanlığına atandı.
16 Şubat 1916 Ruslar, Erzurum’u işgal ettiler.
3 Mart 1916 Bitlis, Muş, Van ve Hakkari Ruslar tarafından işgal edildi.
15 Mart 1916

Mustafa Kemal, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılan 16. Kolordu komutanı olarak Doğu Cephesinde göreve başladı.

1 Nisan 1916 Mustafa Kemal, Mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseltildi.
7-25 Nisan 1916 Mustafa Kemal, Doğu’da Rusların saldırısını püskürttü.
28 Nisan 1916

Irak Cephesindeki savaşlarda, Kutülamare bölgesinde, beş aydır kuşatma altında olan İngiliz birlikleri, teslim oldu.

7-8 Ağustos 1916 Mustafa Kemal Bitlis ve Muş’u, Ruslardan geri aldı.
17 Kasım 1916 10. Türk Kolordusu, Makedonya Cephesine geldi.
11 Aralık 1916 Manastır, İtilaf Devletleri’nin eline geçti.
17 Şubat 1917 Mustafa Kemal, Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığına atandı
7 Mart 1917 Mustafa Kemal, Diyarbakır’daki 2. Ordu Komutan Vekilliğine atandı.
11 Mart 1917 İngilizler Bağdat’ı ele geçirdi.
16 Mart 1917 Mustafa Kemal, Diyarbakır’daki 2. Ordu Komutanlığı’na asıl olarak atandı.
Haziran 1917 Yıldırım Ordular Grubu kuruldu.
27 Haziran 1917 Yunanistan, İtilaf Devletleri yanında savaşa girdi.
5 Temmuz 1917 Mustafa Kemal, Halep’teki 7. Ordu Komutanlığı’na atandı.
17 Temmuz 1917 Rus Çarı, çıkan ayaklanma sonunda iktidardan çekildi. Sosyalistler, Sovyet Hükümetini kurdu.
9 Eylül 1917 Avusturya Macaristan Hükümeti Mustafa Kemal’e, ikinci rütbe harp alameti Askeri Liyakat madalyası verdi.
20 Eylül 1917 Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanı sıfatıyla, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu İstanbul’a gönderdi.
6 Ekim 1917 Mustafa Kemal 7. Ordu Komutanlığı’ndan istifa ettiğini bir yazı ile Enver Paşa’ya bildirdi.
9 Ekim 1917

Rusya’da yeni bir ayaklanma çıktı. Lenin öncülüğündeki Bolşevik Hükümeti 1. Dünya Savaşından çekildi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.

15 Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı’ndan ayrılan Mustafa Kemal, 2. Ordu komutanı sıfatıyla, izinli olarak İstanbul’a döndü.
9 Aralık 1917 İngilizler, Kudüs’ü işgal etti.
15 Aralık 1917 Mustafa Kemal, Veliaht Vahdettin ile Almanya’ya gitti.
16 Aralık 1917 Mustafa Kemal’e “Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı” verildi.
19 Şubat 1918 Mustafa Kemal, Alman İmparatoru tarafından, birinci rütbeden Kılıçlı Cordon ve Prussu nişanı ile taltif edildi.
4 Temmuz 1918 Vahdeddin Padişah oldu.
7 Ağustos 1918 Mustafa Kemal, Filistin’de bulunan 7. Ordu Komutanlığı’na ikinci defa atandı.
1 Eylül 1918 7. Ordu Komutanlığı görevine başladı.
19 Eylül 1918 Filistin Cephesi’ndeki, Yıldırım Ordular Grubu, İngilizlerin taarruzunu durduramadı. İngilizler Suriye’ye doğru ilerlediler.
26 Eylül 1918 7. Ordu, Şam doğrultusunda yürüyüşe geçti ve akşama doğru Der’a bölgesinde toplandı.
29 Eylül 1918 7. Ordu, Şam’ın güneyine çekildi.
29 Eylül 1918

Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşması ile savaştan çekildi. İtilaf Devletleri’yle masaya oturan Bulgarlar, Selanik Antlaşması sonucunda tam anlamıyla teslim oldu. İtilaf Devletleri, Bulgaristan’ı işgale başladı ve Doğu Avrupa’da üstünlüğü ele geçirdi.

30 Eylül 1918 Bozguna uğrayan Yıldırım Ordular Grubu, 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın gözetiminde derlenip toparlandı.
1 Ekim 1918 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, bölge valileri ile danışma toplantısı yaptı.
1 Ekim 1918 Beyrut bağımsızlığını ilan etti.
3 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu, Halep’e doğru çekilmeye başladı.
3 Ekim 1918 Bölgedeki Arap halkı, İngilizlerin kışkırtmasıyla ayaklandı.
4 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa’nın Karargahı, Halep’e getirildi.
5 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu’yu yeniden düzenlemeye başladı.
8 Ekim 1918 Talat Paşa kabinesi görevinden çekildi.
8 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, Arapların düşmanca hareket ve propagandalarına karşı yeni tedbirler aldı.
11 Ekim 1918 Hükümeti kurmakla görevlendirilen Tevfik Paşa, görevden affını istedi.
14 Ekim 1918 Hükümeti kurma görevi, Ahmet İzzet Paşa’ya verildi.
14 Ekim 1918 Fransız savaş gemileri, İskenderun’u bombaladı.
16 Ekim 1918 4. Ordu kaldırıldı. 7. Ordu takviye edildi.
20 Ekim 1918 İngiliz, Fransız ve Amerikan Temsilcileri, Lazkiye’de geçici bir hükümet kurdu.
26 Ekim 1918 Mustafa Kemal’in komuta ettiği 7. Ordu Birlikleri, İngilizlerin taarruzunu Halep’in kuzeyinde, durdurdu.
28 Ekim 1918 Yeniden düzenlenen, Yıldırım Ordular Grubu, Halep’in kuzeyine çekildi.
30 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders’in veda mektubu yayımlandı.
30 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu.
30 Ekim 1918

1. Dünya Savaşını, Osmanlı Devleti için, sona erdiren Mondros Mütarekesi Limni adasında imzalandı.

Mondros Ateşkes Antlaşması, Birinci Dünya Savaşının yenilenleri arasında olan Osmanlı Devleti ile Müttefik Devletler adına hareket eden İngiltere arasında 30 Ekim 1918’de Mondros’ta imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Antlaşması, Silah Bırakışımı Sözleşmesidir. Sözleşme, 1919 yılından itibaren başlayan Kurtuluş hareketi sonrasında geçerliliğini yitirmiş, 1922 yılında  Mudanya Ateşkes Antlaşması ile yeni Silah Bırakışımı Sözleşmesi imzalanmıştır.

31 Ekim 1918

Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşından mağlup olarak çıktı. Mondros Mütarekesi yürürlüğe girdi.

Mondros Ateşkes Antlaşması; Müttefik Devletlerin yetkili kıldığı İngiltere Hükümeti adına Akdeniz Donanması Başkomutanı Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile, Osmanlı Devleti adına Donanma Bakanı Sayın Hüseyin Rauf(Orbay), Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Yarbay Sadullah Bey tarafından  Limni Adasının Mondros Limanında Agamemnon Zırhlısında imzalanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Antlaşmaları arasında yer alan Mondros Ateşkes Antlaşması 25 maddeden oluşmaktadır. Ağır şartlar taşıyan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti açısından 1. Dünya Savaşı sona ermiş, silahlı çatışmalar durdurulmuştur. Sözleşme, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ve neredeyse tüm toprakların işgalini hukuki altyapıya kavuşturmuş, imparatorluk fiilen sona ermiştir.

2 Kasım 1918 Enver, Talat ve Cemal Paşalar, beraberindekilerle birlikte, bir Alman gemisi ile yurttan ayrıldılar.
3 Kasım 1918 İskenderun’a gelen bir İngiliz ve Fransız subayı, İskenderun’a kuvvet çıkarılacağını bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bunu reddetti.
3 Kasım 1918 Musul, İngilizler tarafından işgal edildi.
4 Kasım 1918 Bir Fransız alayı, Uzunköprü – Sirkeci demiryolunu işgal etti.
5 Kasım 1918 Kars’ta, “Kars İslam Şurası” kuruldu.
5 Kasım 1918 İttihat ve Terakki Fırkası kendi kendisini kapattı.
5 Kasım 1918 Mustafa Kemal Paşa, Mondros Ateşkes Antlaşması hakkındaki görüşlerini, bir raporla Başkomutanlığa bildirdi.
7 Kasım 1918 Yıldırım Ordular Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal Paşa, Harbiye nezareti emrine alındı.
8 Kasım 1918 Ahmed İzzet Paşa, sadrazamlıktan istifa etti.
9 Kasım 1918

Çanakkale Boğazı’nın iki yakası, İngilizlerce işgal edildi. Çanakkale’ye bir İngiliz Müfrezesi çıktı. Daha sonra 20 Kasım’da, Rumeli Yakası Fransızlara devredildi.

9 Kasım 1918 İngilizler, İskenderun ve Antakya’ya asker çıkardı.
10 Kasım 1918 Mustafa Kemal, Adana’dan trenle İstanbul’a hareket etti.
10 Kasım 1918 İstanbul’da “Garbi Trakya Cemiyeti” kuruldu.
11 Kasım 1918

Ahmet İzzet Paşa’nın istifası üzerine, Tevfik Paşa yeni Osmanlı Hükümetini kurdu.

13 Kasım 1918 İtilaf Devletleri donanmaları ile Yunan savaş gemileri, İstanbul önüne demirledi.
13 Kasım 1918 Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın kaldırılması üzerine, İstanbul’a geldi.
15 Kasım 1918 Mustafa Kemal Paşa, Vahideddin ile görüştü.
21 Kasım 1918 Mustafa Kemal, Fethi Bey (Okyar) ile birlikte, Minber gazetesini çıkardı.
29 Kasım 1918 Milli Kongre, İstanbul’da toplandı.
30 Kasım 1918 1. Kars Milli İslam Şurası toplandı.
1 Aralık 1918 Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi kuruldu.
3 Aralık 1918 Urfa’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
4 Aralık 1918 Vilâyet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, İstanbul’da kuruldu.
6 Aralık 1918 İngilizler, Kilis’i işgal etti.
7 Aralık 1918 Fransızlar, Antakya’yı işgal etti.
10 Aralık 1918 Trabzon’da Milli Mücadeyi destekleyen İstikbal Gazetesi yayın hayatına başladı.
11 Aralık 1918 Bir Fransız – Ermeni taburu Dörtyol’u işgal etti.
17 Aralık 1918 Tarsus, Ceyhan ve Adana, Fransızlar tarafından işgal edildi.
19 Aralık 1918 Bahçe, Islahiye, Hassa, Mamure ve Osmaniye, Fransızlar tarafından işgal edildi.
19 Aralık 1918 İşgalcilere karşı ilk direniş, Hatay Dörtyol’da başladı.
21 Aralık 1918 İstanbul’da, “Kilikyalılar Cemiyeti” kuruldu.
21 Aralık 1918 Meclis-i Mebusan padişah tarafından feshedildi.

Meclisi Mebusan, Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra 21 Aralık 1918 tarihinde Padişah Vahdettin tarafından, feshedilmiş, yeni seçimler yapılmış ve son Osmanlı Meclisi 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden hemen sonra 11 Nisan 1920’de resmen kapatılmış, 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM açılmıştır. Misak-ı Millinin ilanı Osmanlı Meclisinin kapatılışını hızlandırmış, Meclis-i Mebusanın kapatılması ise TBMM’nin kuruluşuna meşru zemin hazırlamıştır.

24 Aralık 1918 İngilizler Batum’u işgal etti.
24 Aralık 1918 İlk Yunan savaş gemisi, İzmir açıklarında görüldü.
26 Aralık 1918 2. Ordu birlikleri, Pozantı’ya değin Adana’yı boşalttı.
27 Aralık 1918 Pozantı işgal edildi.
2 Ocak 1919 Lord Curzon’un, “Doğu Trakya’daki Türkler ile Batı Anadolu’daki Rumlar mübadele edilmelidir” yolundaki muhtırası açıklandı.
7 Ocak 1919 İngilizler, Kars, Ardahan ve Batum’un boşaltılmasını istedi.
10 Ocak 1919 Türk birlikleri, Medine’yi teslim etti.
12 Ocak 1919 İngilizler, Kars’a girerek bazı mevkilere yerleşti.
13 Ocak 1919 İstanbul’da ikinci Tevfik (Okday) Paşa Hükümeti kuruldu. (3 Mart’ta istifa etti. İlk kabinesi : 11.11.1918’de kurulmuştu.)
14 Ocak 1919 Hadımköy – Kuleliburgaz demiryolu istasyonları, Yunanlılarca işgal edildi. (Daha sonra Şark Demiryolları Müdürlüğü Fransızlarca işgal edildi).
15 Ocak 1919 İngilizler, Haydarpaşa Garı’nı işgal etti.
17 Ocak 1919 Kars’ta 2. İslam Şurası toplandı.
18 Ocak 1919 Paris Barış Konferansı toplandı.
22 Ocak 1919 Türk Kuvvetleri, Batum’u boşalttı.
22 Ocak 1919 Bir İngiliz birliği, Konya’ya girdi.
22 Ocak 1919 Hürriyet ve İtilaf Fırkası, yeniden çalışmaya başladı.
26 Ocak 1919 Nurettin Paşa, İzmir Valisi olarak göreve başladı.
30 Ocak 1919 İttihat ve Terakki Fırkası’nın 27 üyesi, Divan-ı Harbe verildi.
2 Şubat 1919

Venizelos, Paris Barış Konferansı’nda Ege Adalarının, Trakya’nın ve Batı Anadolu’nun Yunanistan’a bırakılmasını istedi.

5 Şubat 1919

Meşrutiyetin ilanı üzerine, 24 Temmuz 1908’de kaldırılmış olan sansür, yeniden İstanbul’da yürürlüğe kondu. (Kaldırılışı : 4 Ekim 1922)

7 Şubat 1919 İngiliz Mareşali Allenby, İstanbul’a geldi.
8 Şubat 1919

23.11.1918’de, İstanbul’a vapurla gelmiş olan, Doğu Orduları Başkomutanı General Franchet D’Esperey, görkemli bir törenle İstanbul’a girdi.

9 Şubat 1919 Mareşal Allenby, İstanbul Hükümeti’ne muhtıra verdi.
12 Şubat 1919 Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, kuruldu.
14 Şubat 1919 Nurettin Paşa, 17. Kolordu Komutanlığına atandı.
19 Şubat 1919

İstanbul’da “Teali-i İslam Cemiyeti” kuruldu.  Kurucuları Fâtih dersiâmlarından Abdülfettah, Geyveli İbrâhim Hakkı, İskilipli Mehmed Âtıf ve Bayezid dersiâmlarından Ermenekli Mustafa Saffet efendilerdir. Mustafa Sabri Efendi’nin şeyhülislâmlığa tayini üzerine başkanlığa  İskilipli Atıf Hoca getirildi.

Atıf Efendi, 26 Aralık 1925’te, Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesini yayımlayan ve dağıtanlarla birlikte yargılanmak üzere Ankara’ya gönderilmiştir. Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı iken bu cemiyet tarafından hazırlanan ve Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılarak dağıtılan Millî Mücadele karşıtı bir beyannamesi (fetva) sebebiyle 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklâl mahkemesinde yargılanmış, bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı’nda asılmıştır.

19 Şubat 1919 Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, kuruldu.
22 Şubat 1919 Maraş, İngilizler tarafından işgal edildi.
1 Mart 1919

Paris Konferansı’nda, İngiliz ve Fransız delegeleri, Anadolu’da Yunanlılara arazi verilmesini önerdi.

4 Mart 1919

Bir gün önce istifa eden Tevfik (Okday) Paşa Hükümeti yerine, Damat Ferid Paşa’nın Hükümeti geldi.

6 Mart 1919 İstanbul Rumları, bazı taşkınlıklar yaparak saldırılar gerçekleştirdi.
7 Mart 1919 Fransızlar, Kozan’ı işgal etti.
8 Mart 1919 Zonguldak ve Ereğli, Fransızlar tarafından işgal edildi. (Kurtuluşu:20-21.6.1921)
13 Mart 1919 Kazım Karabekir Paşa, Erzurum’da 15. Kolordu komutanlığına atandı. (3 Mayıs’ta Erzurum’a geldi)
14 Mart 1919

Yunanlıların çıkarma planını, İngiltere Başkanı Lloyd George, Fransa Başkanı Clemenceau, İtalya Başkanı Orlando, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson, Paris’te kabul ettiler.

15 Mart 1919 İstanbul’da, Arnavut Teavün Cemiyeti kuruldu.
19 Mart 1919 İzmirli bir heyet, padişahla görüştü.
19 Mart 1919 İzmir Müdafa-i Hukuk kongresi toplandı.
19 Mart 1919 Mustafa Kemal Erzurum’a, örgütlenmeyi anlatan bir mektup gönderdi.
24 Mart 1919 İngilizler, Urfa’yı işgal etti.
28 Mart 1919 İtalyanlar, Antalya’yı işgal etti.
30 Mart 1919 İngilizler, Merzifon’u işgal etti.
30 Mart 1919 Damat Ferid Paşa, İngiltere’nin himayesini sağlamak üzere, Amiral Calthorphe’a bir proje verdi.
10 Nisan 1919 Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da İstanbul’da idam edildi. İdamın gerekçesi; Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Yozgat mutasarrıfı ve Boğazlıyan kaymakamı iken, Sevk ve İskan Kanunu gereğince Ermeni tehciri sırasında gerekli önlemleri almadığı ve bu nedenle tehcire konu kişilerin can ve mal kaybına uğramalarına neden olduğu idi. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında 7 Ocak 1919 tarihinde gözaltına alındı ve 30 Ocak 1919’da İstanbul’a getirilerek Divan-ı Harbi Örfi’de yargılandı ve idam cezasına mahkum edidi. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği fetva sonucunda Beyazıt Meydanı’nda asılarak gerçekleştirildi. 1908’de Mülkiye Mektebi’nden mezun olan Mehmed Kemal Bey, benzer gerekçelerle Yozgat’ta yapılan yargılamada beraat kararı verilmişti. 14 Ekim 1922 tarihinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla ’Milli Şehit’ ilan edildi.
13 Nisan 1919 Kars, İngilizler tarafından işgal edildi.
16 Nisan 1919 Fransızlar, Afyonkarahisar’ı işgal etti.
20 Nisan 1919 Gürcü Birlikleri, Ardahan’a girdi.
24 Nisan 1919 İtalyan askerleri, Konya’ya girdi.
30 Nisan 1919 Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettişi oldu.
5 Mayıs 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a atanma emri, Takvimi Vekayi‘de(Resmi Gazete) yayınlandı.
5-6 Mayıs 1919

İngiltere Başkanı Lloyd George, Paris’te Barış Konferansı’nda Yunanlıların İzmir’e çıkarma yapmasını istedi

10 Mayıs 1919 İzmir’in işgali, Paris’te İtilaf Devletlerince kararlaştırıldı.
11 Mayıs 1919 Ali Batı ayaklanması başladı.
14 Mayıs 1919 Amiral Calthorphe, İzmir’in işgali için nota verdi.
14 Mayıs 1919 Genelkurmay başkanlığına Cevat Paşa atandı.
14 Mayıs 1919

Foça, Karaburun, Urla, Yenikale istihkamları İngiliz, Fransız ve Yunanlılarca işgal edildi.

14-15 Mayıs 1919

İzmir yurtseverleri, gece Yahudi Maşatlığı (şimdi park)’ında toplanarak “Redd-i İlhak” ilkesini kabul ettiler. Kurulan Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi” halka bir bildiri yayınladı.

15 Mayıs 1919 İzmir, İtilaf Devletlerinin desteği ile, Yunanlılar tarafından işgal edildi ve ilk silahlı direniş başladı.
15 Mayıs 1919 İzmir’in işgalinden 4 saat 10 dakika sonra, Denizli Müftüsü Ahmed Hulusi Efendinin başkanlığında, “Denizli Heyeti Milliyesi” kuruldu.
15-16 Mayıs 1919 Damat Ferid Paşa Hükümeti, yeniden kuruldu.
16 Mayıs 1919 Balıkesirliler, işgali protesto ve silahlı mücadele kararı aldı.
16 Mayıs 1919 Yunanlılar, Urla ve Seferihisar’ı işgal etti.
16 Mayıs 1919 Mustafa Kemal, 9 uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gitmek üzere, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrıldı.
17 Mayıs 1919 Refet Bey (Bele), Sivas’ta 3. Kolordu komutanlığına atandı.
18 Mayıs 1919 İstanbul Dar-ül fünunu, (Üniversite) işgali protesto için ilk toplantıyı düzenledi.
18 Mayıs 1919

Balıkesirliler, Alacamescid toplantısını düzenledi. Kuvayı Milliye hareketi ve kongre toplanması kararı alındı.

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal, Samsun’a çıktı ve Kurtuluş Savaşı başladı.
19 Mayıs 1919 Damat Ferid Paşa, ikinci hükümetini kurdu.
20 Mayıs 1919 İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruldu.
20 Mayıs 1919 Albay Bekir Sami, 17. Kolordu komutanlığına atandı.
20 Mayıs 1919 Seydiköy Yunanlılarca işgal edildi.
21 Mayıs 1919 Mustafa Kemal, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya şifre ile düşüncelerini bildirdi.
21 Mayıs 1919 16 Nisan’da, Fransızlar tarafından işgal edilen Afyonkarahisar, İtalyanların eline geçti.
22 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa, Sadaret’e raporunda “Millet tek vücut olup hâkimiyet esasını ve Türklük duygusunu hedef kabul etmiştir.” dedi.
22 Mayıs 1919 Kadıköy Mitingi düzenlendi ve Halide Edip, konuşma yaptı.
23 Mayıs 1919 Sultanahmet Meydanı’nda ve Sivas’ta mitingler düzenlendi.
23 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa’nın bir telgraf çekerek, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile ilk kez temas kurdu.
23 Mayıs 1919

Sait Molla, “İngiliz Muhipleri Cemiyeti”nin kurulduğunu belediye başkanlarına bildirdi.

25 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa, Havza’ya geldi.
26 Mayıs 1919 Yunanlılar, Manisa’yı işgal etti.
26 Mayıs 1919 İstanbul’da Şuray-ı Saltanat, İngiliz mandasını kabule karar verdi.
27 Mayıs 1919 Yunanlılar, Aydın’ı işgal etti.
28 Mayıs 1919

Mustafa Kemal Havza’dan, sivil ve asker yüksek memur ve komutanlıklara, işgaller üzerine mitingler düzenlenmesini bildirdi.

28 Mayıs 1919

Ödemiş dolaylarında Yunanlılarla çatışmalar başladı.(İngilizler, İstanbul’da tutukladıkları 67 Türk politika adamını Malta’ya sürdü)

29 Mayıs 1919 Ayvalık’ta, Ali Bey (Çetinkaya) komutasında, Yunanlılara karşı direniş başladı.
2 Haziran 1919 Kazım Özalp, 61. Tümen’de göreve başladı.
3 Haziran 1919

Mustafa Kemal Paşa’nın mitinglerle ilgili Harbiye Nezareti’ne (Bakanlığa) cevabında “Milletin heyecanını ve tezâhürât-ı milliyeyi (millî gösterileri) men ve tevkif için (durdurmak için) hiç kimsede kudret ve takat göremem”  dedi

4 Haziran 1919 Nazilli, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
6 Haziran 1919 Müttefik komutanlardan General Milne, Mustafa Kemal Paşa hakkında İstanbul Hükümeti’ne ültimatom verdi.
6 Haziran 1919 Damat Ferid ve yanındakiler, Paris Konferansı’na katılmak üzere yola çıktı.
8 Haziran 1919 Harbiye Nazırı, Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a geri çağırdı.
8 Haziran 1919 Rauf Orbay, Ankara’ya geldi.
9 Haziran 1919 Aydın Cephesinde, Kuvayı Milliye birliği kuruldu.
10 Haziran 1919

Mustafa Kemal Paşa’nın tamimi (genelgesi): “İstiklâl-i millîmiz (millî bağımsızlığımız) uğrunda bütün mevcudiyetimle… milletle beraber nihayetine kadar çalışacağıma mukaddesatım namına söz veririm”.

11 Haziran 1919

Damat Ferid Paşa, Paris Barış Konferansına katılmak üzere, İstanbul’dan Paris’e gitti.

12 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Havza’dan ayrıldı.
12 Haziran 1919 Alaşehir’de oluşturulan gönüllü müfreze ile Yunan kuvvetleri çarpıştı.
13 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Amasya’da bir heyeti kabul etti.
16 Haziran 1919 Yörük Ali Efe bir Yunan, müfrezesini imha etti.
17 Haziran 1919

Erzurum İl Kongresi toplandı.

17 Haziran 1919

İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Mustafa Kemal’in geri çağırılması için Harbiye Nezaretine yazı yazdı.

18 Haziran 1919 Ali Batı ayaklanması bastırıldı.
18 Haziran 1919

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu ve Rumeli milli teşkilatının birleştirilmesi hakkında, bir genelge yayınladı.

18 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Trakya’da bulunan kolordu komutanı Cafer Tayyar’a (Eğilmez) şifre ile düşüncelerini bildirdi.
19 Haziran 1919

Ali Fuat Paşa ve Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa ile buluşmak üzere Amasya’ya geldi.

21 Haziran 1919

Mustafa Kemal, İstanbul’da bulunan tanınmış kişilere (Abdurrahman Şeref, Reşit Akif Paşa, Seyit, Halide Edip (Adıvar), Kara Vasıf, Nafia Nazırı Ferit Paşa, Sulh ve Selamet Fırkası Başkanı Ferit Paşa, Cami (Baykut), Ahmet (Rıza)) gönderdiği mektupta “Artık İstanbul Anadolu’ya hakim değil, tabi olmak mecburiyetindedir” dedi.

21 Haziran 1919 Amasya Tamimi hazırlandı.
22 Haziran 1919

Mustafa Kemal, Amasya Genelgesiyle, milli kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çevresinde toplamak amacıyla, Sivas’ta bir kongre toplanması gerektiğini duyurdu.

22 Haziran 1919 Erzurum İl Kongresi kapandı.
23 Haziran 1919 Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından görevinden alındı.
25 Haziran 1919

Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe kuvvetleri, Yunanlılarla çarpışmaya başladı.

25 Haziran 1919 Mustafa Kemal Paşa, Amasya’dan Sivas’a hareket etti.
26 Haziran 1919 1. Dünya Savaşı sonunda, İtilaf Devletleri ile Almanya arasında Versay Barış Anlaşması imzalandı.
27 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Sivas’a geldi.
28 Haziran 1919 Mustafa Kemal, Sivas’tan Erzurum’a doğru yola çıktı.
28 Haziran 1919 1. Balıkesir Kongresi toplandı.
3 Temmuz 1919 Mustafa Kemal, Şark İlleri Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin kongresine katılmak üzere, Erzurum’a geldi.
8 Temmuz 1919 Mustafa Kemal resmi görevinden ve askerlikten çekildi.
9 Temmuz 1919

Mustafa Kemal Paşa’nın görevine son verildiği hakkında, Harbiye Nazırı genelge yayınladı.

10 Temmuz 1919 Trakya – Paşaeli Kongresi başladı.
11 Temmuz 1919 Demirci Mehmet Efe, Kuvay-i Milliye saflarına katıldı.
13 Temmuz 1919

Refet Bele Bey, İstanbul hükümeti tarafından görevinden (3. Kolordu Komutanlığı’ndan) alındı.

18 Temmuz 1919

Müttefik Yüksek Konseyi, işgal bölgeleri hakkında anlaşamayan İtalya ve Yunanistan arasında bölüştürme yaptı ve Aydın’ın İtalyanlara verilmesi kararlaştırıldı.

20 Temmuz 1919

Kazım Karabekir Paşa, 3. Ordu (eski adı 9. Ordu) Müfettişliğine Vekil olarak atandı.

20 Temmuz 1919

Mustafa Kemal, Mazhar Müfit’e (Kansu) ileride Cumhuriyet‘in kurulacağını söyledi.

21 Temmuz 1919 Damat Ferid Paşa, 3. kez hükümeti kurdu.
23 Temmuz 1919

Erzurum Kongresi toplandı ve Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi’ne Başkan seçildi.

23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi çalışmalarına başladı.

Erzurum Kongresi, bölgesel bir toplantı olmasına karşın alınan kararların niteliği yönüyle ilk olma özelliği taşımakta; manda ve himayeyi kesin bir şekilde reddetmesi ve ilk kez ulusal egemenliğe vurgu yaparak geçici bir hükumetin kurulacağından bahsedilmesi bakımından önem arz etmektedir.

26 Temmuz 1919 2. Balıkesir Kongresi toplandı.
4 Ağustos 1919 3. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Halit (General Karsıalan), Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılık telgrafı çekti.
4 Ağustos 1919 İsmet Bey Askeri Şûra üyeliğine getirildi.
6 Ağustos 1919 1. Nazilli Kongresi toplandı.
7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi sona erdi.

Erzurum Kongresi, bölgesel müdafaa cemiyetlerinin katılımıyla 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplanan bölgesel nitelikli bir kongredir. Kongre, Erzurum’daki Eski İdadi Mektebi binasında düzenlenmiş, çoğunluğu İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiş olan illerden gelen 63 delegenin katılımı ile yapılmıştır. Erzurum Kongresi’ne Erzurum, Trabzon, Erzincan, Sivas, Giresun, Rize, Ağrı, Bingöl, Bayburt, Artvin, Tunceli, Gümüşhane, Ordu, Tokat, Amasya, Bitlis, Siirt ve Van illerinden 63 temsilci katılmıştır.

7 Ağustos 1919 Mustafa Kemal Paşa, Yarbay Halit’in telgrafına karşılık verdi.
9 Ağustos 1919 1. Nazilli Kongresi çalışmalarını tamamladı.
9 Ağustos 1919 Mustafa Kemal, askerlikten çıkarıldı.
10 Ağustos 1919

Halide Edip (Adıvar), Mustafa Kemal’e bir mektup göndererek, Amerika’ya başvurmayı önerdi.

14 Ağustos 1919 Heyet-i Temsiliye’nin ilk toplantısı gerçekleştirildi.
16 Ağustos 1919 Alaşehir Kongresi açıldı.
24 Ağustos 1919 Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
25 Ağustos 1919 Alaşehir Kongresi, çalışmalarını tamamladı.
27 Ağustos 1919 Mustafa Kemal’e “Erzurum hemşehriliği” payesi verildi.
29 Ağustos 1919 Mustafa Kemal, Erzurum’dan ayrıldı.
2 Eylül 1919 Mustafa Kemal, Sivas’a geldi.
3 Eylül 1919 İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi’ni önlemeye çalıştı.
4 Eylül 1919

Sivas Kongresi toplandı ve Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’ne Başkan seçildi. Tüm yurtta, iç ve dış tehlikelerin ortaya çıkardığı millî uyanış sonucunda toplanan kongrede alınan kararlar TBMM’nin kuruluşuna temel teşkil etti. Heyet-i Temsiliye seçildi ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlanma güçlendirilerek birleştirildi.

7 Eylül 1919 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
8 Eylül 1919 Manda önerileri Kongre’de kabul edilmedi.
9 Eylül 1919 Sivas Kongresi’nin karar – tatbik yetkileri verdiği Heyet-i Temsiliye, Ali Fuat Paşa’yı Anadolu Umum Kuvay-ı Milliye Kumandanlığına tayin etti.
10 Eylül 1919 İtilaf Devletleri ile Avusturya arasında, Sen Jermen (Saint German) barış anlaşması imzalandı.
11 Eylül 1919 Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi Başkanlığına seçildi.
11 Eylül 1919 Sivas Kongresi sona erdi. 12 Eylül 1919 Padişah Mehmet Vahideddin, İngiltere ile manda anlaşmasını tasdik etti.
13 Eylül 1919 Mustafa Kemal Paşa’nın, mebus (milletvekili) seçimi hazırlıkları hakkındaki genelgesi yayınlandı.
14 Eylül 1919 Sivas’ta “İrade-i Milliye” gazetesi yayımlandı.
16 Eylül 1919 3. Balıkesir Kongresi toplandı.
19 Eylül 1919 2. Nazilli Kongresi toplandı.
20 Eylül 1919 Vahidettin, İstanbul Hükümeti’ne yardımcı olunmasına ilişkin bir beyanname yayınladı.
22 Eylül 1919 Mustafa Kemal, General Harbourd ile görüştü.
27 Eylül 1919 3. Bozkır Ayaklanması çıktı.
27-28 Eylül 1919 Konya Valisi Cemal, İstanbul’a kaçtı.
30 Eylül 1919 Damat Ferid Paşa, sadrazamlıktan istifa etti.
2 Ekim 1919 Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
2 Ekim 1919 Mustafa Kemal, İstanbul Belediyesine mektup yazarak, İstanbul ahalisini Anadolu’daki mücadeleye çağıran beyannamesini yayınladı.
3 Ekim 1919 Mustafa Kemal, yeni sadrazama çektiği telgrafta, hükümet, Erzurum ve Sivas kongreleri amaçlarına uyduğu takdirde, ulusal örgütlerin hükümete yardımcı olacağını belirtti.
4 Ekim 1919 1. Bozkır Ayaklanması bastırıldı. Aynı tarihte Mustafa Kemal, çektiği bir telgrafla, Yahya Kaptan adlı milis komutandan İzmit yöresinde güçlü bir örgüt kurmasını istedi.
7 Ekim 1919 Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, Anadolu ve Rumeli Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne katıldı.
7 Ekim 1919 Yunanlıların yaptıkları zulümleri incelemek üzere kurulmuş olan, Uluslararası İnceleme Komisyonu, hazırladığı raporu Paris’te Barış Konferansı’na verdi.
13 Ekim 1919 “Tasviri Efkar” gazetesi başyazarı Velit’in (Ebüzziya) Mustafa Kemal’e sorduğu sorulara Mustafa Kemal yanıt verdi.
15 Ekim 1919 Bahriye Nazırı Salih Paşa, Amasya’ya hareket etti.
16 Ekim 1919 1. Edirne Konferansı başladı.
16 Ekim 1919 Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas’tan, Amasya’ya doğru yola çıktılar.
17 Ekim 1919 Batı Trakya’daki İskeçe kasabası, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
18 Ekim 1919 Mustafa Kemal ve arkadaşları Amasya’ya geldiler.
20 Ekim 1919 2. Bozkır Ayaklanması çıktı.
20-22 Ekim 1919 Mustafa Kemal, İstanbul’dan gelen Bahriye Nazırı (Bakan) Salih Paşa ile Amasya’da görüştü. Amasya Protokolü imzalandı.
23 Ekim 1919 Pontus Hareketi (ve Doğu Trakya) için, İstanbul Rumlarca merkez kabul edildi.
25 Ekim 1919 1. Anzavur isyanı başladı.
26 Ekim 1919 Bayburt’un Hart bucağında, Şeyh Eşref ayaklanması başladı.
27 Ekim 1919 Mustafa Kemal, Tokat’a gitti.
28 Ekim 1919 Mustafa Kemal Tokat’tan Sivas’a doğru yola çıktı.
28 Ekim 1919 Heyet-i Temsiliye, Ali Rıza Paşa kabinesini destekleme kararı aldı.
29 Ekim 1919 Fransızlar, Güneydoğuda İngiliz işgal kuvvetlerinin yerini aldı ve Fransızlar Antep’e girdi.
31 Ekim 1919 Maraş’ta, Sütçü İmam Olayı gerçekleşti.
3 Kasım 1919 “Karakol Cemiyeti” adlı direniş örgütü kuruldu.
3 Kasım 1919 General Milne, İzmir Cephesindeki Milli kuvvetlerin, 3 km. geri alınması gerektiğini, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya bildirdi.
4 Kasım 1919 3. Bozkır Ayaklanması bastırıldı.
5 Kasım 1919 Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kuruldu.
7 Kasım 1919 Mustafa Kemal, İstanbul’da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum’dan milletvekili seçildi.
16 Kasım 1919 Mustafa Kemal Paşa, batıdaki milli kuvvetlerin örgütlenmesi ve ordu tarafından desteklenmesi için bazı kolordu ve tümen komutanlarına önerilerde bulundu.
16 Kasım 1919 Batı Anadolu’daki kuvvetlerin, üç cephe üzerinde tertiplenmesi hakkında, Mustafa Kemal Paşa, Heyeti Temsiliye adına Harbiye Nezareti’ne öneri sundu.
16 Kasım 1919 Balıkesir’de, Mustafa Necati ile Vasıf ve Esat (Çınar) kardeşler “İzmir’e Doğru” gazetesini yayınlamaya başladılar.
19 Kasım 1919 4. Balıkesir Kongresi toplandı.
21 Kasım 1919 Gökçen Efe şehit oldu.
27 Kasım 1919 İtilaf Devletleri ile Bulgaristan arasında, Nöyyi Barış Anlaşması imzalandı.
27 Kasım 1919 Kara Vasıf Sivas’a gitti.
28 Kasım 1919 Maraş mücadelesi başladı.
29 Kasım 1919 Antep ve Maraş’a Kılıç Ali Paşa komutan olarak atandı ve Kuvayi Milliye’yi örgütlemekle görevlendirildi
29 Kasım 1919 Maraş’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
29 Kasım 1919 İstanbul’da “Karakol” Cemiyeti kuruldu.
30 Kasım 1919 1. Anzavur İsyanı’nda, Anzavur kuvvetleri yok edildi.
4 Aralık 1919 Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti kuruldu.
8 Aralık 1919 Batı Anadolu hareketinin yönetimi, Ali Fuat Paşa’ya verildi.
10 Aralık 1919 3. Kolordu komutanı Albay Refet (Bele), Nazilli’ye gelerek, Aydın Kuvay-ı Milliye komutanlığını üzerine aldı.
13 Aralık 1919 Galibler Yüksek komiserleri, Yunanlıların İzmir’i işgalini kabul etmedi.
18 Aralık 1919 Mustafa Kemal Paşa, Sivas’tan ayrıldı.
18 Aralık 1919 Batum’da Pontus Hükümeti kuruldu.
23 Aralık 1919 İtalyanlar Antalya’dan sonra, Konya’ya kadar geldi.
27 Aralık 1919 Mustafa Kemal, Heyet-i Temsiliye üyeleriyle birlikte Ankara’ya geldi.
28 Aralık 1919 Mustafa Kemal, Ankaralılarla bir konuşma yaparak durumu anlattı.
29 Aralık 1919 Urfa’da Kuvayı Milliye kuruldu.
29 Aralık 1919

Mustafa Kemal Paşa’nın, Heyet-i Temsiliye ile görüşmek üzere milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi hususundaki genelgesi yayınlandı.

29 Aralık 1919

Mustafa Kemal’in ordudan atılmadığı, istifa ettiği, alınan nişan ve madalyalarının geri verilmesi üzerinde Meclis-i Vükela (bakanlar kurulu) kararı alındı.

3 Ocak 1920 Milletvekilleri Mustafa Kemal ile görüşmeye başladı.
9 Ocak 1920 Kuvay-i Milliye’ci Yahya Kaptan Gebze’de, İstanbul Hükümetinin adamlarınca öldürüldü.
10 Ocak 1920 Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye gazetesi kuruldu.
11 Ocak 1920 Konya’da miting yapıldı.
12 Ocak 1920 İstanbul’da son Meclis-i Mebusan’ı açıldı.
13 Ocak 1920 Sultanahmet alanında, İstanbul’un Türk kalması için büyük bir miting yapıldı.
14 Ocak 1920 Mustafa Kemal, Meclis-i Mebusan’ın açılışını kutladı.
15 Ocak 1920 2. Edirne Kongresi toplandı.
20 Ocak 1920 İsmet Bey, Ankara’ya gitti.
20 Ocak 1920 Maraş’ta kurtuluş mücadelesi başladı.
24 Ocak 1920 Kastamonu’da “Gençler Kulübü” açıldı.
26 Ocak 1920 Celalettin Arif Bey, geçici olarak Mebusan Meclisi başkanlığına seçildi.
26-27 Ocak 1920 Köprülü Hamdi Bey, Kuvay-i Milliyecilerle, Fransızların koruduğu Akbaş cephaneliğini basmak için, Rumeli yakasına geçti.
28 Ocak 1920 Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın gizli toplantısında Misâk-ı Millî kabul edildi.
31 Ocak 1920 Mebusan Meclisi başkanlığına Reşat Hikmet Bey seçildi.
1 Şubat 1920 Maraş’ta Fransızlar, çarşıları yakmaya başladı ve çok şiddetli sokak savaşları başladı.
3 Şubat 1920 Fevzi Paşa, Osmanlı Hükümeti’nin Harbiye Nazırı oldu.
6 Şubat 1920

Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde, Mondros Müterekesi‘ne karşı direnme yanlısı Felah-ı Vatan Grubu kuruldu.

9 Şubat 1920 Kuvay-i Milliye birlikleri, Urfa’ya girdi.
11 Şubat 1920 Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ile görüştü.
12 Şubat 1920 Maraş, Fransız işgalinden kurtuldu.
14 Şubat 1920 Yenihan isyanı başladı.
15 Şubat 1920 Londra Konferansı’nda, İstanbul’un Türklere bırakılması kararı verildi.
16 Şubat 1920 2. Anzavur Ayaklanması başladı.
17 Şubat 1920

İstanbul Osmanlı Mebuslar Meclisi, kabul ettiği Milli Misak‘ın, basında yayınlanmasını ve bütün yabancı parlamentolara bildirilmesini kararlaştırdı.

18 Şubat 1920 Milli Misak, İstanbul Meclisi’nce yayımlandı.
19 Şubat 1920 Müttefiklerin tehdit ültimatomları, İstanbul Hükümeti’nce yayımlandı.
22 Şubat 1920

Müttefik ültimatomlarına karşılık olmak üzere, Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti’ne cevap verdi.

28 Şubat 1920 Yunan 1. Kolordusu Başkomutanlık Karargâhı, Selanik’ten İzmir’e taşındı.
3 Mart 1920 Yunanlılar, Gölcük Yaylası ile Bozdağ’ı işgal etti.
3 Mart 1920 Ali Rıza Paşa kabinesi istifa etti.
4 Mart 1920 Celalettin Arif Bey, Mebusan Meclisi başkanlığına seçildi.
5 Mart 1920 Kuvayı Milliye birlikleri, Fransızlara karşı saldırıya geçti.
8 Mart 1920 Salih Hulusi (Kezrak) Paşa kabinesi kuruldu.
10 Mart 1920 5. Balıkesir Kongresi toplandı.
15 Mart 1920 İngilizler, İstanbul’da yüz elli Türk aydınını tutukladı.
16 Mart 1920

İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi. Meclis basıldı, bazı milletvekilleri tutuklandı ve Malta Adası’na sürüldü. Mustafa Kemal, durumu bütün devletler ve Millet Meclisleri nezdinde protesto etti. Ankara’da yeni bir Millet Meclisi toplama teşebbüsüne geçildi.

17 Mart 1920 İngilizler, Eskişehir ve Afyon’dan çekildiler. (24 Nisan’da Şile’ye asker çıkardılar)
18 Mart 1920 Balıkesir’de, Kastamonu’da, İstanbul’un işgalini protesto mitingleri yapıldı.
18 Mart 1920

Meclis-i Mebusan, bir kapanış toplantısı yaparak ebediyen faaliyetlerine son verdi.

19 Mart 1920 Mustafa Kemal, Ankara’da toplanacak Meclis için seçim yapılmasını bir yazı ile illere ve komutanlıklara bildirdi.
26 Mart 1920 Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı Wilson, Büyük Ermenistan kurulması hakkında nota verdi.
28 Mart 1920 Antep’te Fransızlara karşı direnişiyle ünlenen Şahin Bey şehit oldu.
29 Mart 1920 Yarbay Rahmi Bey, Anzavur’a bağlı askerler tarafından öldürüldü.
31 Mart 1920 Lüleburgaz Kongresi toplandı.
1 Nisan 1920 Trakya Kongresi toplandı.
1 Nisan 1920 Antep’te, Kızılhisar Baskını ve şehir içi muharebeleri.
2 Nisan 1920 İstanbul’da Salih Hulusi Paşa Hükümeti, İngilizlerin baskısıyla istifa etti.
2 Nisan 1920 İstanbul Mebuslar Meclisi’nden ilk grup Ankara’ya geldi.
3 Nisan 1920 İsmet Bey (İnönü) Ankara’da, Milli Mücadeleye katıldı.
4 Nisan 1920 12. Kolordu komutanı Fahrettin (Altay) Ankara’ya gelerek, Mustafa Kemal ile görüştü.(Ankara’ya katılmış oldu)
4 Nisan 1920 Anzavur Ahmed, Gönen’i ele geçirdi.
5 Nisan 1920 Damat Ferid Paşa, 4. kez hükümeti kurdu.
6 Nisan 1920 Ankara’da Anadolu Ajansı kuruldu.
8 Nisan 1920 Fransızlar, ateşkes istedi.
8 Nisan 1920 Salih Paşa’nın istifası ile kurulan Damat Ferit Paşa kabinesinin tanınmayacağı yolunda, Heyeti Temsiliye genelgesi yayınlandı.
11 Nisan 1920

Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah’ın, “Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki millî kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin vacip (gerekli)” olduğunu bildiren fetvası “Takvim-i Vekayi“de yayınlandı.

11 Nisan 1920 Fransızlar, Urfa’dan çekildi.
11 Nisan 1920 Damat Ferid, Kuvayi Milliye aleyhinde bildiri yayınladı.
11 Nisan 1920 Mebusan Meclisi Padişah tarafından feshedildi.
12 Nisan 1920 Urfa, Fransız işgalinden kurtuldu.
13 Nisan 1920 1. Düzce Ayaklanması başladı.
15 Nisan 1920 2. Anzavur İsyanı bastırıldı.
17 Nisan 1920 Fevzi Paşa, Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere İstanbul’dan ayrıldı.
18 Nisan 1920

Milli Kuvvetleri bastırmak amacı ile, İstanbul Hükümeti “Kuvve-i İnzibatiye” adlı bir örgüt kurulmasına ilişkin kararname çıkardı. (Hilafet Ordusu adını taşıyan bu örgüt 25.6.1920’de kaldırıldı)

19 Nisan 1920 Beypazarı, Nallıhan isyanları başladı.
19 Nisan 1920 Anzavur Ahmed İstanbul’a kaçtı.
19-26 Nisan 1920 İtilaf Devletleri temsilcileri, Türkiye ile yapılacak anlaşmanın esaslarını kararlaştırmak üzere, San Remo’da toplandı.
21 Nisan 1920 Mustafa Kemal Paşa’nın, Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920’de açılması hakkındaki tamimi yayınlandı.
21 Nisan 1920 Bursa’da bazı din adamları, Milli Mücadelenin meşruiyyetine dair fetva verdi.
22 Nisan 1920 İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükümeti’ni Paris Barış Konferansı’na davet etti.
22 Nisan 1920 24. Tümen komutanı Yarbay Mahmut, Hendek’ten Düzce üzerine yürürken, ayaklananlar tarafından şehit edildi.
23 Nisan 1920 Mustafa Kemal, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı.
24 Nisan 1920 TBMM Mustafa Kemal’i başkan seçti. Mustafa Kemal İlk Meclis konuşmasını yaptı.
24 Nisan 1920 İlk Kanun özelliğini taşıyan Ağnam Resmi Kanunu, TBMM’de kabul edildi.
25 Nisan 1920 İsmet Bey (İnönü), Genelkurmay Başkanlığına getirildi.
25 Nisan 1920 T.B.M.M.’de “Muvakkat İcra Encümeni” kuruldu.
26 Nisan 1920 Mustafa Kemal, Sovyet Hükümeti’nden savaş malzemesi istedi.
27 Nisan 1920 Fevzi Paşa (Mareşal Çakmak), TBMM’ne girdi
28 Nisan 1920

İstanbul Hükümeti, Anadolu’da Padişah Hükümeti’nin yönetimini kurmak amacı ile “Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliği’ni oluşturan kararnameyi yayınladı. (Bu örgüt, 3 Kasım 1920’de kaldırıldı).

29 Nisan 1920 Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı.
30 Nisan 1920 Mustafa Kemal, TBMM’nin açıldığını Avrupa devletleri dışişleri bakanlıklarına, bir yazı ile bildirdi.
2 Mayıs 1920 TBMM’nde “Büyük Millet Meclisi İcra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair Kanun” kabul edildi.
3 Mayıs 1920 Ankara’da ilk Bakanlar Kurulu olan İcra Vekilleri Heyeti kuruldu.
5 Mayıs 1920 TBMM tarafından seçilen ilk Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplandı.
5 Mayıs 1920 Konya’da ayaklanma çıktı.
5 Mayıs 1920 Şeyhülislam Dürizzade Abdullah’ın fetvasına karşılık, Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) ile Anadolu din adamlarının, 251 imzalı fetvası yayınlandı. (Hakimiyeti Milliye’de)
6 Mayıs 1920 TBMM’nde “İstanbul Hükümeti ile Resmi Muharebenin Memnuiyeti Hakkında” 12 sayılı karar çıkarıldı.
9 Mayıs 1920 Büyük Edirne Kongresi gerçekleştirildi.
9 Mayıs 1920 TBMM, İslam dünyasına bir bildiri yayınladı.
10 Mayıs 1920 Anzavur Ahmed’e bağlı kuvvetler, Adapazarı’nı ele geçirdi.
10 Mayıs 1920 Mustafa Kemal, Chicago Tribune gazetesi muhabiri Williams ile konuştu.
11 Mayıs 1920 İstanbul Hükümeti temsilcisi Tevfik (Okday) Paşa’ya, San Remo’da saptanan barış antlaşması taslağı bildirildi
11 Mayıs 1920 Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da toplanan bir Divan-ı Harp tarafından idama mahkum edildi. (Padişah 24 Mayıs’ta onayladı)
11 Mayıs 1920 Hariciye Vekili Bekir Sami başkanlığında bir kurul Moskova’ya doğru yola çıktı.
13 Mayıs 1920 Cafer Tayyar Bey, Trakya kuvvetlerinin komutanı oldu.
15 Mayıs 1920 Kuvay-ı İnzibatiye, Kuvay-ı Milliye tarafından yenilgiye uğratıldı.
15 Mayıs 1920 1. Yozgat İsyanı başladı.
19 Mayıs 1920 T.B.M.M.’nde Damat Ferit ile arkadaşlarının yurttaşlıktan çıkarılmasına karar verildi.
23 Mayıs 1920 Çerkez Ethem, Sapanca ve Adapazarı’nı, Anzavur Ahmed’e bağlı kuvvetlerden geri aldı.
24 Mayıs 1920 Mustafa Kemal’in idam kararını padişah onayladı.
24 Mayıs 1920 İstanbul Divan-ı Harb’i, Fevzi (Çakmak) Paşa’yı idama mahkum etti. (onaylanması 27 Mayıs)
25 Mayıs 1920 Çerkez Ethem kuvvetleri, Hendek’e girdi.
27 Mayıs 1920 Bolu, isyancıların elinden alındı.
27 Mayıs 1920 Batı Trakya Hükümeti kuruldu.
28 Mayıs 1920 Osmaniye, Fransızlarca işgal edildi.
30 Mayıs 1920 Fransa ile Ankara’da imzalanan mütareke (Ateşkes Anlaşması) yürürlüğe girdi. (20 gün için)
30-31 Mayıs 1920 Cafer Tayyar’a (Eğilmez), Edirne Müdafaa-i Hukuk Merkez Heyeti’nce Trakya Müdafaa-i Milliye Kumandanı sanı verildi.
1 Haziran 1920 Başkan W. Wilson’un, Ermeni mandası önerisini Amerikan senatosu reddetti.
2 Haziran 1920 Kozan, düşman işgalinden kurtuldu.
3 Haziran 1920 Sovyet Hükümeti, Mustafa Kemal’in mektubunu yanıtladı.
4 Haziran 1920 İtilaf Devletleri Macarlarla, Trianon Barış anlaşmasını imzaladı.
6 Haziran 1920 İstanbul Divan-ı Harb-i, İsmet İnönü, Bekir Sami Kunduh, Celalettin Arif, Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal Tengirşenk, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Rıfat Börekçi ve Fahrettin Altay’ı, idama mahkum etti.
6-7 Haziran 1920 Zile Ayaklanması başladı.
7 Haziran 1920 “16 Mart 1920 Tarihinden itibaren İstanbul Hükümeti’nce aktedilen Bilcümle Mukavelat, Uhudat vesairenin Keelemyekun Addi Hakkında Kanun” T.B.M.M.’nde kabul edildi. (İstanbul Hükümeti’nin İstanbul’un işgali gününden sonra yaptığı ve yapacağı tüm anlaşmaların hükümsüz sayılacağı)
8Haziran 1920 Doğu bölgesinde Ermeni saldırısına karşı seferberlik ilan edildi.
8-26 Haziran 1920 Doğuda Milli Aşireti ayaklanması çıktı.
13 Haziran 1920 İsyancılar, Köhne kasabasını bastı.
14 Haziran 1920 Yozgat’ta Çapanoğulları ayaklanması çıktı.
15 Haziran 1920 15. Korodu Komutanlığı “Doğu Cephesi Komutanlığı” olarak adlandırıldı ve Kazım Karabekir Paşa komutanlığa atandı.
15 Haziran 1920 İsmet Bey’in idam kararını padişah onayladı.
18 Haziran 1920 Fransızlar, Zonguldak’ı işgal etti ve 20 günlük mütareke sona erdi.
20 Haziran 1920 Yunan ordusuna taarruz emri verildi.
21 Haziran 1920 Mustafa Kemal, Eskişehir’de Ali Fuat (Cebesoy) ile görüştü.
21-22 Haziran 1920 Boulogne Konferansı toplandı.
22 Haziran 1920 Yunanlılar Milne Hattı’nı geçerek, genel taarruza başladı. Doğu’dan da Ermeniler taarruza başladı.
23 Haziran 1920 Çerkez Ethem, Yozgat’a girdi.
24 Haziran 1920 Yunanlılar, Alaşehir’i işgal etti.
24-25 Haziran 1920 Batı Cephesi Kumandanlığı kuruldu. Kumandanlığa da Ali Fuat (Cebesoy) Paşa atandı.
25 Haziran 1920 İngilizler, Mudanya’ya asker çıkardılar ve kısa sürede ayrıldılar.
26 Haziran 1920 Bakanlar Kurulu Kararı ile Elcezire ve Adana cephesi komutanlıkları kuruldu.
27 Haziran 1920 Çapanoğulları ayaklanması bastırıldı.
27 Haziran 1920 Kula Olayı çıktı. (Bozguncular askeri dağıttılar)
30 Haziran 1920 Yunanlılar, Balıkesir ve Edremit bölgelerini işgal etti.
2 Temmuz 1920 İngilizler, Mudanya’ya kuvvet çıkarma girişiminde bulundu ve Yunanlılar, Kemal Paşa ve Gönen ilçelerini işgal etti.
3 Temmuz 1920 İstiklal Mahkemesi, Damat Ferit Paşa’yı idama mahkûm etti.
3 Temmuz 1920 Haçin (Saimbeyli) Fransızlarca işgal edildi.
6 Temmuz 1920 İngilizler, Mudanya bölgesine kuvvet çıkardı.
8 Temmuz 1920 Yunanlılar, Bursa’yı işgali etti.
9 Temmuz 1920 Doğudaki katliamı protesto için, Ermenistan’a ültimatom verildi.
10 Temmuz 1920 Bursa’nın, 8 Temmuz’da Yunanlılarca işgali üzerine, TBMM kürsüsüne siyah örtü konuldu.
10 Temmuz 1920 Bilecik kurtuldu.
12 Temmuz 1920 İznik, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
14 Temmuz 1920 İstanbul Divan-ı Harbi, Mustafa Kemal’e katılan subayları idama mahkum etti. (Padişah 25 Temmuz’da onayladı)
14 Temmuz 1920 Gizli Türkiye Komünist Fırkası kuruldu.
18 Temmuz 1920 Büyük Millet Meclisi’nde, Milli Misak üzerine and içildi.
19 Temmuz 1920 Hariciye Vekili Bekir Sami başkanlığındaki kurul Moskova’ya vardı.
19 Temmuz 1920 2. Düzce Ayaklanması çıktı.
20 Temmuz 1920 Yunanlılar Bandırma’dan gelen kuvvetlerle, Tekirdağ bölgesini işgal etti.
20-25 Temmuz 1920 Doğu Trakya Savaşları başladı.
22 Temmuz 1920 Padişah Vahdettin’in başkanlığında toplanan Saltanat Şurası’nda Sevr Antlaşması kabul edildi.
23 Temmuz 1920 Yunanlılar Babaeski, Lüleburgaz ve Hayrabolu’yu işgal etti.
23-24 Temmuz 1920 Albay Cafer Tayyar (Eğilmez), Havsa-Bostanlı’da Yunanlılara esir düştü.
30 Temmuz 1920 İstanbul’da bir gün önce istifa eden Damat Ferid Paşa, 5. kez hükümeti kurmakla görevlendirildi.
1 Ağustos 1920 Çerkez Ethem kuvvetleri Demirci kasabasına girdi.
6 Ağustos 1920 Çapanoğulları Ayaklanması önderlerinden, Halit Bey yakalandı.
10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması imzalandı.
14 Ağustos 1920 Yüzbaşı Şeref Bey, Bolu’ya girdi.
17 Ağustos 1920 Bekir Sami başkanlığındaki Türk Heyeti ile Sovyet Heyeti arasında Moskova’da görüşmeler başladı.
18 Ağustos 1920 Kuvayı Milliye birlikleri Antep’e girdi.
19 Ağustos 1920 Sevr Barış Antlaşması’nı imzalayanlar ve Saltanat Şûrası’nda olumlu oy kullananlar TBMM’nce vatan haini ilân edildi.
24 Ağustos 1920 2. Milli Aşiret Ayaklanması çıktı. Söndürülmesi 8 Eylül 1920
29 Ağustos 1920 Yunanlılar Uşak’ı işgal etti.
30 Ağustos 1920 Ayaklanmaya katılan Adapazarı ve Düzce halkı TBMM ‘nde affedildi.
3 Eylül 1920 Simav, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
3 Eylül 1920 Nizip işgal edildi.
5 Eylül 1920 TBMM ‘nde “Nisab-ı Müzakere Kanunu” kabul edildi.
5 Eylül 1920 2. Yozgat Ayaklanması başladı. Söndürülmesi 30 Aralık 1920
6 Eylül 1920 Refet Bey İçişleri Bakanı oldu.
7 Eylül 1920 “Takvimi Vekayi” Gazetesinde, rütbeleri indirilen subaylar arasında Mustafa Kemal’in rütbesinin yarbaylığa indirildiği yazıldı.
11 Eylül 1920 TBMM’nde İstiklal Mahkemelerinin kurulmasına karar verildi.
12 Eylül 1920 Doğu Cephesi birlikleri Ermenilere karşı saldırıya geçti.
13 Eylül 1920 Mustafa Kemal’in “Halkçılık Programı” T.B.M.M. ‘ne sunuldu. (18 Eylül’de T.B.M.M. ‘nde okundu)
13 Eylül 1920 Mustafa Kemal, İstanbul’dan gelen Osmanlı delegeleri, Ahmet İzzet ve Salih Paşa’larla, Bilecik tren istasyonunda görüştü.
14 Eylül 1920 TBMM ‘nde “Men-i Müskirat Kanunu” kabul edildi. (28 Şubat 1921’de yayınlandı) (Sarhoş eden şeylerin yasaklanması)
23 Eylül 1920 İlk Sovyet Savaş malzemeleri geldi.
24 Eylül 1920 Doğu Cephesinde Ermeniler, Bardız ve Kötek’te saldırıya geçti.
29 Eylül 1920 Sarıkamış, Ermenilerden geri alındı.
1 Ekim 1920 Milli Kuvvetler, Kağızman’ı geri aldı.
2 Ekim 1920 Konya’da Delibaş Ayaklanması çıktı.
6 Ekim 1920 Kuvayı Milliye Konya’ya girdi.
7 Ekim 1920 “Ceride-i Resmiye” (Resmi Gazete) kuruldu. (Çıkışı
15 Ekim 1920 Güney cephesinde Saimbeyli kurtarıldı.
17 Ekim 1920 Damat Ferid Paşa sadrazamlıktan istifa etti.
17 Ekim 1920 Misak-ı Milli esaslarına aykırı Sovyet önerileri, TBMM ‘nde reddedildi.
18 Ekim 1920 Resmi Türkiye Komünist Fırkası kuruldu.
21 Ekim 1920 Tevfik Paşa başkanlığında İstanbul’da son Osmanlı Hükümeti kuruldu.
24 Ekim 1920 Batı Cephesi’nde Türk kuvvetleri Gediz Taarruzunu gerçekleştirdi.
27 Ekim 1920 Yunanlılar İnegöl ve Yenişehir’i işgali etti.
27 Ekim 1920 T.B.M.M., bundan böyle İstanbul Meclisinden başka milletvekili kabul edilmemesine karar verdi.
30 Ekim 1920 Kars Ermenilerden geri alındı.
1 Kasım 1920 Ankara’daki “Zabit Namzetleri Talimgahı” ilk mezunlarını verdi.
2 Kasım 1920 İkinci parti Sovyet savaş malzemeleri geldi.
4 Kasım 1920 İcra Vekilleri Heyeti’nin seçim yönteminde değişiklik yapıldı. (Şimdiye değin bakanları Meclis gizli oyla seçiyordu. Bundan böyle bakanlar, T.B.M.M. Başkanınca gösterilen adaylar arasından seçilecekti)
6 Kasım 1920 Doğu cephesinde Ermeniler mütareke istedi.
7 Kasım 1920 Doğu Cephesi birlikleri, Gümrü’yü işgal etti.
8 Kasım 1920 Ermeniler, T.B.M.M. ‘nin barış koşullarını kabul etmedi.
8 Kasım 1920 Ali Fuat Paşa’nın, Moskova Büyükelçiliği’ne atanma kararı alındı.
8 Kasım 1920 Savaş’ın, düzenli ordu ile yürütülmesine karar verildi.
9 Kasım 1920 Batı Cephesi iki bölüme ayrıldı.(kuzey cephesi, güney cephesi) İsmet Bey’in (İnönü) Batı Cephesi, Refet Bey’in (Bele) Güney Cephesi Komutanlıklarına tayini.
11 Kasım 1920 Doğu Cephesi Karargâhı, Gümrü’ye taşındı.
12 Kasım 1920 Ermeniler’in boşalttığı Iğdır’a, Türk birlikleri girdi.
15 Kasım 1920 Şeyh Sunusi (Libya) Ankara’ya geldi.
15 Kasım 1920 Islahiye kurtuldu.
18 Kasım 1920 Ermenistan’la Ateşkes Anlaşması imzalandı.
18 Kasım 1920 T.B.M.M., Emperyalizme karşı bildirisini (beyanname) yayınladı.
20 Kasım 1920 General Papulas, Türkiye’deki Yunan orduları başkomutanlığına atandı.
21 Kasım 1920 Ali Fuat Paşa, Moskova Büyükelçisi oldu.
22 Kasım 1920 Yunan Başkomutanı General Papulas İzmir’e geldi.
25 Kasım 1920 T.B.M.M. ‘nde “Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu” kabul edildi. (Düğünlerde gereksiz harcamanın önlenmesi)
27 Kasım 1920 Çerkes Ethem birliklerinin itaatsizlikleri, Ethem’in kardeşi Tevfik’in Batı cephesi komutanına ve Mustafa Kemal’e yazdığı mektuplarla ortaya çıktı.
29 Kasım 1920 “İstiklal Madalyası Kanunu” kabul edildi.
1 Aralık 1920 Demirci Mehmet Efe’nin ayaklanması.
3 Aralık 1920 Türkiye – Ermenistan arasındaki sınırı çizen Gümrü Antlaşması imzalandı.
3 Aralık 1920 Mamure kurtuldu.
4 Aralık 1920 Eskişhir’de Mustafa Kemal, İsmet İnönü ile Çerkez Ethem’in kardeşi milletvekili Çerkez Reşit arasında görüşmeler yapıldı
5 Aralık 1920 İstanbul’dan gelen İzzet (Furgaç) ve Salih (Hulusi Kezrak) Paşalarla Mustafa Kemal arasında Bilecik görüşmesi yapıldı.
6 Aralık 1920 Bilecik Görüşmesine katılanlar, Ankara’ya götürüldü.
9 Aralık 1920 İç ayaklanmaları bastırmak üzere, Merkez Ordusu kuruldu. Komutanlığa Nurettin Paşa getirildi.
11 Aralık 1920 Demirci Mehmet Efe üzerine, birlik gönderildi.
13 Aralık 1920 Doğu Cephesi Karargâhı, Kars’a taşındı.
16 Aralık 1920 Demirci Mehmet Efe yenildi.
19 Aralık 1920 5 Aralık’ta yapılan plesibit üzerine, Konstantin yeniden Yunanistan Kralı olarak Atina’ya geldi.
24 Aralık 1920 Çerkez Ethem’i yola getirmek için, bir ögüt kurulu, Kütahya’ya gönderildi.
27 Aralık 1920 Çerkez Ethem Ayaklanması başladı.
29 Aralık 1920 Kütahya, T.B.M.M. Kuvvetlerince Ethem kuvvetlerinden temizlendi.
6 Ocak 1921 Yunanlılar, Eskişehir’e doğru ilerlemeye başladı.
6-10 Ocak 1921 I. İnönü Muharebesi ve Zaferi
9 Ocak 1921 Bilecik’in, Yunanlılar tarafından işgali.
17 Ocak 1921 Türk Heyeti görüşmelerde bulunmak üzere Tiflis’e gitti.
17 Ocak 1921 Büyük Millet Meclisi, asi Ethem hakkında bir bildiri yayınladı.
20 Ocak 1921 İlk Anayasa, (Teşkilat-ı Esasiye) Büyük Millet Meclisi’nce kabul edildi.
22 Ocak 1921 Çerkez Ethem birlikleri tamamiyle yenildi.
23 Ocak 1921 “Alemdar” gemisi, Milli Mücadele’ye katılmak üzere İstanbul’dan Karadeniz’e açıldı. (Arada Fransızların eline geçen gemi 28 Ocak günü silahsız mürettebatınca yeniden kurtarılmıştır.)
24 Ocak 1921 Asi Ethem ayaklanması bastırıldı.
24 Ocak 1921 Fevzi Paşa, İcra Vekilleri başkanlığına getirildi. (9 Temmuz 1922’ye kadar bu görevde kaldı.)
26 Ocak 1921 İtilaf Devletleri, Sadrazam Tevfik Paşa’dan Londra Konferansı’na delege göndermesini istedi.
28-29 Ocak 1921 Türkiye’ye geldikten sonra, denize açılarak Rusya’ya dönmekte olan Mustafa Suphi ve arkadaşları, Yahya Kahya’nın adamlarınca denizde öldürüldü. (Bu olay, zaman zaman Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir aleyhinde propaganda için kullanılmıştır.)
29 Ocak 1921 Türk Heyeti, Tiflis’den Bakü’ye geçti.
31 Ocak 1921 Bekir Sami Kurulu, Moskova’dan Ankara’ya döndü.
5 Şubat 1921 Ankara, Londra Konferansı’na heyet göndermeye karar verdi.
6 Şubat 1921 Mustafa Kemal, “Hakimiyeti Milliye” muhabirine: “Komünizm içtimai bir meseledir” dedi
6 Şubat 1921 “Hakimiyeti Milliye” günlük çıkmaya başladı. (Bir süre Pazar günleri çıkmamış, savaşın kızıştığı günlerde ek yayınlamış, sonra tamamı ile günlük olmuştur.)
8 Şubat 1921 T.B.M.M. Ayıntap’a (Antep) kahramanca direnişinden dolayı “Gazi”sanı veren kanunu kabul etti.
9 Şubat 1921 Gaziayıntap, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
10 Şubat 1921 Mustafa Kemal, cepheye doğru yola çıktı.(15 Şubat’ta döndü).
17 Şubat 1921 Ankara dışındaki İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı.
21 Şubat 1921 Londra Konferansı başladı.
22 Şubat 1921 Moskova’da Türk-Sovyet görüşmeleri başladı.
23 Şubat 1921 T.B.M.M. Hükümeti, Ardahan, Artvin ve Batum’un boşaltılması için Gürcistan’a ültimatom verdi.
25 Şubat 1921 Kızıl Ordu Tiflis’e girdi.
26 Şubat 1921 Türk-Sovyet görüşmeleri başladı.
28 Şubat 1921 T.B.M.M.’nde ilk bütçe kabul edildi. (1920 yılı bütçesi: 630,149,58 TL idi. 11,9.1920’de “Altı Aylık Muvakkat Bütçe Kanunu” çıkarılmıştı.
1 Mart 1921 Afganistan’la Moskova’da dostluk anlaşması imzalandı. Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Bey generalliğe terfii etti.
2 Mart 1921 Dr. Adnan Bey Meclis ikinci başkanı oldu.
6 Mart 1921 Koçgir Ayaklanması başladı. Bastırılması 17 Haziran 1921.
7 Mart 1921 Ahmet İzzet ve Salih Paşalar serbest bırakıldı.
11 Mart 1921 Doğu Cephesi kuvvetleri, Batum’u işgal etti.
12 Mart 1921 Londra Konferansı sona erdi.
12 Mart 1921 “İstiklal Marşı” TBMM’nde kabul edildi.
14 Mart 1921 Doğu Cephesi kuvvetleri Ahıska’yı işgal etti.
15 Mart 1921 Talat Paşa Berlin’de öldürüldü.
16 Mart 1921 TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında “Moskova Antlaşması” imzalandı.
18 Mart 1921 Gürcülerin milli kuvvetlerimize saldırısı sonunda, Kızılordu birlikleri Batum’a girdi.
21 Mart 1921 Yeşil Ordu adlı sol kuruluşla ilgileri dolayısıyla TBMM’nin gizli oturumunda Tokat Milletvekili Nazım (Resmor), Afyon Milletvekili Mehmet Şükrü (Koç), Bursa Milletvekili Servet’in dokunulmazlıkları kaldırıldı.
23 Mart 1921 Bursa ve Uşak Cephelerinden Yunan saldırısı başladı.
25 Mart 1921 Yunanlılar Sapanca’yı işgal etti.
26 Mart 1921 Yunanlılar Adapazarı’nı işgal etti.
28 Mart 1921 Doğu birliklerimiz Batum, Ahıska, Ahılkelek’i boşalttı.
7-8 Nisan 1921 Afyon Yunanlılardan geri alındı.
12 Nisan 1921 Mustafa Kemal, Anadolu’daki Yunan zulümlerini protesto ederek “İnsanlık alemine” bir beyanname yayınladı.
12 Nisan 1921 Mehmet Emin (Yurdakul) ile Yusuf Akçura Ankara’ya geldi.
13 Nisan 1921 Türk ve Yunan birlikleri arasında, Dumlupınar Savaşı başladı.
15 Nisan 1921 Ahmet Anzavur Bandırma yakınlarında öldürüldü. (Padişah kendisine Paşalık vermişti.)
18 Nisan 1921 İsmal Fazıl Paşa öldü. (Ali Fuat Cebesoy’un babası, Nafia Vekili.)
22 Nisan 1921 Mustafa Kemal, “Hakimiyeti Milliye’ye verdiği demecinde: Hürriyet ve İstiklal benim karakterimdir” dedi.
23 Nisan 1921 “23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun” TBMM’nde kabul edildi.
27 Nisan 1921 İzmit, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
28 Nisan 1921 İngilizlerin Malta’dan serbest bıraktıkları Ziya Gökalp ile 39 arkadaşı İstanbul’a geldi.
30 Nisan 1921 Fransız kadın gazeteci Geoges Berthe-Gaulis Ankara’ya geldi. (Mustafa Kemal ile görüştü. Lehimizde yazı ve kitaplar yazdı.)
3 Mayıs 1921 Batı Cephesi yeniden birleştirildi.
8 Mayıs 1921 Bekir Sami Bey hariciye vekilliğinden ayrıldı.
9 Mayıs 1921 Çerkez Ethem, idama mahkum edildi.
10 Mayıs 1921 TBMM’nde Mustafa Kemal ve Arkadaşları, “Birinci Grup” diye bilinen “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu kurdular. (Ertesi gün Mustafa Kemal Grup’a başkan seçildi. “İkinci Grup” ise, muhaliflerden oluşmuştur.
13 Mayıs 1921 İstanbul’daki İtilaf Devletleri yüksek komiserleri (Pell, Rumbold, Garroni) boğazları “tarafsız bölge” ilan etti.
16 Mayıs 1921 Yusuf Kemal, Hariciye vekili oldu.
19 Mayıs 1921 Fevzi Paşa başkanlığında yeni bir kabine kuruldu.
24 Mayıs 1921 Ankara’ya, Hint müslümanların temsilcisi gibi gelmiş, fakat Mustafa Kemal’i öldürmekle görevli bir casus olduğu anlaşılarak yargılanmış olan Mustafa Sagir, idam edildi.
25 Mayıs 1921 İtalyanlar Marmaris’ten çekildi.
1 Haziran 1921 İtalyanlar, Antalya bölgesinden çekilmeye başladı.
9 Haziran 1921 Fransa temsilcisi Franklin-Bovillon Ankara’ya geldi.
12 Haziran 1921 Yunanistan Kralı Konstantin, İzmir’e geldi.
13 Haziran 1921 Çapanoğlu Halit Bey, Amasya’da idam edildi.
13 Haziran 1921 Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal’e, Başkomutanlık görevi verildi.
17 Haziran 1921 Koçgiri Ayaklanması bastırıldı.
18-19 Haziran 1921 Paris Görüşmeleri başladı. (Üç büyük devlet, Yunanistan’a, arabuluculuk önerisinde bulundu.)
21 Haziran 1921 Yunanlılar, Adapazarı’ndan çekildi.
21 Haziran 1921 Fransızlar, Zonguldak’ı boşalttı.
28 Haziran 1921 Türk Kuvvetleri İzmit’e girdi.
30 Haziran 1921 Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
5 Temmuz 1921 Yunan Kralı Konstantin, taarruz emri verdi. İtalyanlar Antalya’dan tamamen çekildi.
7 Temmuz 1921 Yunan Kralı Konstantin cepheye gitti.
8 Temmuz 1921 Kütahya-Eskişehir Muharebesi başladı.
10 Temmuz 1921 Yunan kuvvetleri genel saldırıya geçti.
13 Temmuz 1921 Afyon-Altıntaş Muharebesi.
15 Temmuz 1921 Batı Cephesi Komutanının emri ile Türk ordusu geriye çekildi.
16 Temmuz 1921 Ankara’da Maarif Kongresi açıldı ve Mustafa Kemal Paşa açılış konuşması yaptı.
17 Temmuz 1921 Mustafa Kemal Paşa cepheyi denetledi.
18 Temmuz 1921 Mustafa Kemal Paşa, Ankara’dan Karacahisar’daki Batı Cephesi Karargahına geldi.
24 Temmuz 1921 Batı Cephesi Karargahı Polatlı’ya taşındı.
25 Temmuz 1921 Türk Ordusu Sakarya Nehri doğusuna çekildi.
26 Temmuz 1921 Yunanlılar Ankara’ya saldırı kararı aldı.
5 Ağustos 1921 Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süre ile ve geniş yetkilerle Başkomutanlık tevcih eden kanun kabul edildi.
7-8 Ağustos 1921 Mustafa Kemal Paşa, Başkomutanlık Kanunu’nun verdiği yetkiye dayanarak Tekalif-i Milliye emirlerini (Milli Yükümlülük Emirleri) yayınlayarak, ordu için halkın vereceği malzemeyi bildirdi.
8 Ağustos 1921 Alit Fethi (Okyar), Malta’dan Ankara’ya döndü.
9 Ağustos 1921 42. Alay Ankara’ya geldi.
12 Ağustos 1921 Mustafa Kemal Paşa Alagöz akargahına gitti.
12 Ağustos 1921 Mustafa Kemal ile Fevzi (Çakmak) Paşa, Polatlı’da cephe karargahına geldiler. (Mustafa Kemal bu sırada attan düşerek yaralanmış, Ankara’ya dönerek tedaviden sonra 17.8.1921’de yeniden cepheye gelmiştir.)
14 Ağustos 1921 Yunanlılar Sivrihisar’ı işgal etti.
15 Ağustos 1921 Yunan Kralı Konstantin “Ankara’ya Doğru” emrini verdi.
18 Ağustos 1921 Halide Edip’in, cephede görev isteği Mustafa Kemal tarafından kabul edildi.
23 Ağustos 1921 22 gün 22 gece sürecek olan Sakarya Meydan Muharebesi başladı.
28 Ağustos 1921 Delibaş Mehmet öldürüldü.
11 Eylül 1921 Yunan kuvvetleri geri çekilmeye başladı.
13 Eylül 1921 Sakarya Zaferi.
14 Eylül 1921 Seferberlik ilan edildi. Grup teşkilatı kaldırıldı ve kolordu halinde örgütlenme başladı.
17 Eylül 1921 Yunan ordusu Eskişehir’e doğru çekilmeye başladı.
18 Eylül 1921 Mustafa Kemal Ankara’ya döndü.
19 Eylül 1921 Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazilik” ünvanı ve “Mareşallik” verildi.
21 Eylül 1921 Türk ordusu Sakarya Nehri batısına geçti.
24 Eylül 1921 Franklin-Bouillon 21 Eylül’de Ankara’ya geldi, yeni Gazi Mustafa Kemal ile görüşmeler başladı.
26 Eylül 1921 Kars’ta Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Sovyet Rusya temsilcileri ile Kazım Karabekir arasında görüşmeler başladı.
5 Ekim 1921 Malta’dan dönen Ali İhsan (Sabis) Paşa Ankara’ya geldi.
7 Ekim 1921 Batı Cephesine bağlı 1. Ordu kuruldu.
13 Ekim 1921 TBMM Hükümeti ile Kafkas Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) arasında Kars anlaşması imzalandı.
20 Ekim 1921 TBMM Hükümeti ile Fransa Hükümeti arasında Ankara Anlaşması imzalandı.
23 Ekim 1921 İstanbul’daki Ankara temsilcisi Hamit Bey ile İngiliz temsilcisi Sir H. Rumbold arasında, İngiliz esirleriyle Malta’daki Türk tutukluların değiştirilmesi konusunda anlaşma imzalandı. (Serbest bırakılan Malta tutukluları 31 Ekim’de İnebolu’ya çıktılar.)
31 Ekim 1921 Gazi Mustafa Kemal’in Başkomutanlığını üç ay daha uzatan kanun TBMM’nde kabul edildi.
1 Kasım 1921 Türk davasını destekleyen Pierre Loti’ye Meclis adına armağan gönderilmesi kararı alındı.
12 Kasım 1921 Hamdullan Suphi Maarif vekilliğinden istifa etti.
15 Kasım 1921 Sürgünden dönen Rauf Bey Meclis’e katıldı.
21 Kasım 1921 TBMM, Fransız kadın yazarı G.B. Gaulis’e teşekkür kararı aldı.
5 Aralık 1921 Adana, Ankara Hükümetinin denetimine girdi.
7 Aralık 1921 Fransızlar, Kilis’ten çekilmeye başladı.
8 Aralık 1921 İstanbul Fener Patrikliğine, IV. Meletios seçildi.
11 Aralık 1921 İstanbul’da oluşan Anadolu hareketini durdurmayı amaç edinen “Anadolu Cemiyeti” Yunanistan Yüksek Komiserliği’ne, Yunan işgal bölgelerinde padişah adına geçici bir hükümet kurulmasını önerdi.
13 Aralık 1921 General Frunze başkanlığında, Ukrayna Kurulu Ankara’ya geldi.
24 Aralık 1921 Osmaniye, Fransız işgalinden kurtuldu.
20 Aralık 1921 Adana’da Kolordu binasına Türk bayrağı çekildi.
25 Aralık 1921 Gaziantep’in kurtuluşu.
27 Aralık 1921 Fransızlar Tarsus’tan çekildi.
22 Mayıs 1922 San Remo Konferansı kararları, TBMM’de reddedildi.
2 Ocak 1922 Ankara Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti arasında dostluk antlaşması imzalandı.
4 Ocak 1922 Adana boşaltıldı. (Türk ordusu 5 Ocak’ta Adana’ya girdi.) Mersin ve Dörtyol kurtuldu. (Adana’nın Kurtuluş Günü 1973’te 20 Aralık’a alındı.)
10 Ocak 1922 Gazi Mustafa Kemal, Vakit Gazetesi için, yaşamına, anılarına değinen uzun bir demeç verdi.
1 Şubat 1922 Musul’un kurtarılması kararı alındı.
4 Şubat 1922 Başkomutanlık Kanunu’nun süresi, üç ay daha uzatıldı.
16 Şubat 1922 Merkez Ordusu kaldırıldı.
19 Şubat 1922 Kazım Karabekir, uzmanlardan oluşan üçüncü bir Meclisin kurulmasını önerdi.
1 Mart 1922 T.B.M.M. 3’üncü toplantı yılına başladı.
1 Mart 1922 Rauf Bey, Meclis ikinci başkanı oldu.
4 Mart 1922 Gazi Mustafa Kemal, cepheyi denetlemek üzere Ankara’dan ayrıldı.
15 Mart 1922 Mustafa Kema,l Batı Cephesini ziyaret etti.
22-26 Mart 1922 Paris Konferansı. İtilaf devletleri, 22 Mart’ta Türklere ve Yunanlılara mütareke önerisinde bulundu.
26 Mart 1922 Müttefikler, Sevr Antlaşması’nda bazı değişiklikler önerdi.
30 Mart 1922 Gazi Mustafa Kemal, İsmet (İnönü) Paşa ile birlikte Akşehir’den Çay’a döndü.
12 Nisan 1922 İstanbul Darülfünunu, öğrencilerin, milliyet duygularını inciten kimi müderrislerin değiştirilmesini istemeleri üzerine, geçici olarak kapatıldı.
13 Nisan 1922 İtalyanlar, Söke yöresini boşaltmaya başladı.
14 Nisan 1922 Yusuf İzzet Paşa öldü.
17 Nisan 1922 Mustafa Kemal, Batı Cephesi karargâhından Ankara’ya döndü.
21 Nisan 1922 Söke, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
25 Nisan 1922 İstanbul’da, Garbi Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
26 Nisan 1922 Yunan şilebini, Türk denizcileri ele geçirdi.
6 Mayıs 1922 Başkomutanlık Kanunu’nun süresi, ikinci defa üç ay daha uzatıldı.
11 Mayıs 1922 Hasan Bey, iktisat vekili oldu.
2 Haziran 1922 Moskova’dan dönen Ali Fuat Paşa, Ankara’da Mustafa Kemal ile görüştü.
3 Haziran 1922 T.B.M.M. Yunan zulmünü dünyaya duyurma kararı aldı.
4 Haziran 1922 Yunanistan’ın Anadolu Orduları Başkomutanlığına, General Hacıanesti atandı.
7 Haziran 1922 Averof gemisi ile iki Yunan gemisi, Samsun’u bombaladı.
11 Haziran 1922 Yunan ordusu başkomutanı General Hacıanesti, Afyon’a geldi.
14 Haziran 1922 Mustafa Kemal Adapazarı’nda, annesi ile görüştü.
17 Haziran 1922 İsmet Paşa, Ali İhsan Paşa’nın görevden alınmasını istedi.
18 Haziran 1922 Gazi Mustafa Kemal İzmit’te, Fransız yazarı Claude Farere ile görüştü. (T.B.M.M. Türkleri destekleyen yazara, 21 Ocak 1922 günlü toplantıda teşekkür kararı almıştı)
20 Haziran 1922 Fahrettin Paşa, Ali İhsan Paşa’nın yerine vekaleten 1. Ordu komutanlığına atandı.
24 Haziran 1922 Mustafa Kemal annesi ile birlikte, Adapazarı’ndan Ankara’ya döndü.
29 Haziran 1922 Nurettin Paşa, 1. Ordu komutanlığına atandı.
3 Temmuz 1922 Ali İhsan Paşa yargılanmak üzere, İstiklal Mahkemesine sevk edildi.
8 Temmuz 1922 T.B.M.M.’nde İcra Vekilleri Heyeti’nin, Meclis başkanınca aday gösterilmeksizin, gizli oyla seçilmesi kabul edildi.
13 Temmuz 1922 Dr. Adnan Bey, T.B.M.M. ikinci başkanı oldu.
14 Temmuz 1922 Fransız milli bayramı dolayısı ile Ankara’da Albay Mougun’in evinde verilen şölende, Gazi M. Kemal uzun bir konuşma yaptı.
16 Temmuz 1922 Gazi Mustafa Kemal , Anadolu ve Müdafaa-i Hukuk Grubu toplantısında doğal başkan, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ise Grup Başkanı oldu. “Misak-ı Milli” temel ilke kabul edildi.
20 Temmuz 1922 Gazi Mustafa Kemal’in Başkomutanlık yetkileri, süresiz olarak uzatıldı.
21 Temmuz 1922 Mustafa Kemal, Batı cephesine gitmek üzere Ankara’dan ayrıldı.
23 Temmuz 1922 Gazi Mustafa Kemal, Akşehir’e geldi.
25 Temmuz 1922 Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesinin bulunduğu Akşehir’e ulaştı.
27 Temmuz 1922 Mustafa Kemal Paşa, taarruza hazırlanma emrini verdi.
29 Temmuz 1922 İstanbul Darülfünunu’ndan, milliyet duygularına aykırı söz ve davranışları dolayısı ile bir bölük müderris çıkarıldı.
29 Temmuz 1922 İtilaf Devletleri, Yunanistan’a nota göndererek, İstanbul’u işgal etmelerine izin vermeyeceklerini bildirdiler.
30 Temmuz 1922 Planların son şeklini alması ve taarruz günü hakkında Başkomutan’ın karar vermesi. (26 Ağustos 1922)
30 Temmuz 1922 İzmir’deki Yunan Başkomiseri Sterghiades “Ionia” devletini ilan etti. (Bu kararı, İstanbul ve Ankara Hükümetleri ile İtilaf Devletleri Ağustos ayı içinde protesto ettiler)
31 Temmuz 1922 Yeniden düzenlenen İstiklal Mahkemeleri Kanunu’nu kabul edildi.
4 Ağustos 1922 Enver Paşa öldürüldü.
6 Ağustos 1922 Batı Cephesi komutanı İsmet (İnönü) Paşa, ordulara gizli olarak “Taarruza Hazırlık” emri verdi.
6 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal, Ankara’ya döndü.
7 Ağustos 1922 Fevzi Paşa, Ankara’ya döndü.
7 Ağustos 1922 İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiseri Sir H. Rumbold, Vahidettin’le görüştü. Padişah, Yunanlıların işgal ettikleri bölgelerin, Hükümetine verilmesi, Anadolu’daki hareketi bastırmada kendisine yardım edilmesini istedi.
13 Ağustos 1922 Genelkurmay Karargâhı’nın, Ankara’dan Batı Cephesi’ne hareketi.
14 Ağustos 1922 Celaleddin Arif Bey, başkanlık görevinden istifa etti.
16 Ağustos 1922 Genelkurmay Karargâhı, Akşehir’de göreve başladı.
17 Ağustos 1922 Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Ankara’dan cepheye hareket etti.
20 Ağustos 1922 Başkomutan, Akşehir’e geldi.
24 Ağustos 1922 Akşehir’deki karargâh, Şühut’a nakledildi.
25 Ağustos 1922 Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey’e (Başbakan) ordularımızın yarın taarruza başlayacağını bildirdi.
26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz başladı. (saat : 5:30’da topçu ateşi ile)
26 Ağustos 1922 İznik kurtuldu.
27 Ağustos 1922 Afyon kurtuldu.
30 Ağustos 1922 Dumlupınar’da Başkomutan Muharebesi kazanıldı.
31 Ağustos 1922 Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşaların son durumu değerlendirmeleri ve Başkomutan’ın takip emrini vermesi.
1 Eylül 1922 Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlık emri: “Ordular! İlk Hedefimiz Akdenizdir. İleri!”
2 Eylül 1922 Yunan Başkomutanı Trikopis, Çalköy civarında esir alındı, Eskişehir kurtarıldı.
3 Eylül 1922 30 Ağustos Muharebesi’ne “Başkomutan Muharebesi” adı verildi.
3 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal, Dumlupınar’dan Uşak’a geldi.
4 Eylül 1922 Yunanlılar Akşehir’i yaktı, Söğüt ve Kula kurtarıldı.
5 Eylül 1922 Bilecik kurtarıldı.
6 Eylül 1922 Bursa’nın Yunanlılarca işgal edilmesi üzerine, T.B.M.M. kürsüsüne örtülmüş olan kara örtü kaldırıldı.
6 Eylül 1922 Yunanistan’ın Anadolu ordularına Başkomutan olarak atadığı Polyemekalis İzmir’e geldi.
7 Eylül 1922 İtilaf Devletleri, Ankara Hükümetine başvurarak mütareke istediler. Yunanistan’ın Anadolu’yu boşaltmasını koşul olarak ileri sürdüler.
7 Eylül 1922 Yunanistan’da Hükümet istifa etti. Yeni kabineyi Kalogeropulus kurdu.
7 Eylül 1922 Aydın’ın kurtuluşu.
8 Eylül 1922 Manisa’nın kurtuluşu.
9 Eylül 1922 İzmir geri alındı.
10 Eylül 1922 Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e girişi.
10 Eylül 1922 Bursa’nın kurtuluşu.
12 Eylül 1922 Akdeniz İngiliz Filosu Başkomutanı Amiral Brock, Ankara’nın İngilizlerle savaş halinde olup olmadığını, Gazi Mustafa Kemal’e mektupla sordu. (Gazi Mustafa Kemal, 13 Eylül’de yanıt vererek, iki hükümetin siyasal ilişkiler kurabileceğini bildirdi.)
13 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal’in ulusa bildirisi. (Ulusu kutlarken, İzmir’den, Bursa’dan, Akdeniz ufuklarından ordunun selamını bildirdi.)
14 Eylül 1922 Mustafa Kemal’e “İzmir hemşehriliği” payesi verildi.
15 Eylül 1922 Ayvalık ve bazı kasabalar işgalden kurtarıldı.
15 Eylül 1922 İngiliz kabinesi aldığı kararla, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya, tarafsız bölgeye saldırmaması için bildiride bulunmayı ve bir konferans toplanmasını öngördü.
17 Ağustos 1922 Türk birlikleri Bandırma’ya girdi.
18 Eylül 1922 İtilaf Devletleri, İstanbul ve Boğazlardaki tarafsız bölgelerin tarafsızlığına uyulması konusunda Ankara Hükümetine nota verdi.
18 Eylül 1922 Erdek ve Biga Yunan işgalinden kurtarıldı.
19 Eylül 1922 Başkomutan, General Pelle ile İzmir’de görüştü.
19 Eylül 1922 Fransız ve İtalyan’lar Çanakkale’nin Anadolu yakasını boşaltılar.
20 Eylül 1922 Fransız ve İtalyan kuvvetleri Çanakkale’den çekildi.
23 Eylül 1922 İtilaf Devletleri’nin zaferden sonra ilk notaları.
24 Eylül 1922 Damat Ferid yurt dışına kaçtı.
24 Eylül 1922 Türk kuvvetleri Çanakkale’de “tarafsız bölge” ye girdi.
27 Eylül 1922 General Harington, Gazi Mustafa Kemal’e, İstanbul’daki Yunan donanmasının uzaklaştırıldığını bildirdi.
27 Eylül 1922 Yunanistan’da ihtilal. Kral Konstantin tahtı bıraktı.
28 Eylül 1922 Franklin Bouillon’un güvence vermesi üzerine, Türk ordularının Boğazlara yönelen hareketi durduruldu.
29 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal , İtilaf Devletleri’nin 23 Eylül notasına yanıt vererek, Mudanya Konferansı’nın kabul edildiğini, İsmet (İnönü) Paşa’nın delege olarak atandığını bildirdi.
30 Eylül 1922 İsmet Paşa, Mudanya Konferansı delegesi olarak Mudanya’ya hareket etti.
1-2 Ekim 1922 Franklin Bouillon, Müttefik fevkalade komiserleriyle toplantı yaptı.
3-11 Ekim 1922 Mudanya Konferansı.
4 Ekim 1922 İtilaf Devletleri’nin 23 Eylül notasına, T.B.M.M. Hükümeti geniş yanıtını verdi.
5 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal, kendisine önerilmiş olan Ankara hemşehriliğini kabul etti.
5 Ekim 1922 Fethi Bey Dahiliye vekili oldu.
7 Ekim 1922 Paris Kararları.
9 Ekim 1922 Fransız ve İtalyan delegeleri, İsmet Paşa ile özel bir görüşme yaptılar.
10 Ekim 1922 İsmet Paşa’ya antlaşma imzalamada yetki verildi.
10 Ekim 1922 Mustafa Kemal Paşa’nın, Franklin Bouillon’a gönderdiği karşılık mesajı.
11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı.
14 Ekim 1922 MudanyaAteşkes Antlaşması, Yunan Hükümeti tarafından kabul edildi.
15 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması yürürlüğe girdi.
15 Ekim 1922 Yunanlılar Doğu Trakya’yı boşaltmaya başladı.
16 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Bursa’ya gitti.
19 Ekim 1922 Trakya’yı teslim almakla görevlendirilen Refet (Bele), İstanbul’a geldi.
19 Ekim 1922 İngiltere Başbakanı Lloyd George iktidardan düştü. 23 Ekim’de Bonar Law kabinesi kuruldu.
23 Ekim 1922 Doğu Trakya’nın devir teslim tarihleri saptandı.
26 Ekim 1922 İsmet Paşa Hariciye vekilliğine getirildi.
26 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal, kendisine “fahri müderrislik” veren İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi’ne teşekkür etti.
27 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal, Bursa’da öğretmenlere bir konuşma yaptı.
27 Ekim 1922 İsmet Paşa, Batı Cephesi komutanlığından ayrıldı.
27 Ekim 1922 Fevzi (Çakmak) Paşa, Genelkurmay Başkanlığı üzerinde kalmak üzere Batı Cephesi komutanlığına atandı.
28 Ekim 1922 İtilaf Devletleri, Lozan’da toplanacak Konferans için Ankara ve İstanbul Hükümetlerinden delege gönderilmesini istediler. (Ankara Hükümeti 29 Ekim’de, öneriyi kabul ettiğini bildirdi.)
30 Ekim 1922 “Osmanlı İmparatorluğu’nun İnkıraz Bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Teşekkül Ettiğine Dair Heyet-i Umumiye” kararı.
30 Ekim 1922 İstanbul’da son Heyet-i Vükela toplantısı yapıldı. (Askeri tıp öğrencileriyle ilgili bir karar alınmıştır.)
31 Ekim 1922 Doğu Trakya, Türk Jandarma ve sivil memurlarına teslim edilmeye başlandı. Çorlu, Silivri teslim edildi.
1 Kasım 1922 Türk Jandarma birlikleri, Çanakkale Boğazı bölgesinde ve diğer yerlerde yeni durumlarını aldılar.
1 Kasım 1922 Saltanat kaldırıldı.
4 Kasım 1922 İstanbul’da Tevfik Paşa kabinesinin istifasıyla son Osmanlı Hükümeti de ortadan kalktı. İstanbul Ankara Hükümetinin denetimine girdi.
4 Kasım 1922 Osmanlı Devleti’nin resmi gazetesi “Takvimi Vekayi”nin son sayısı çıktı.
4 Kasım 1922 İsmet (İnönü) Paşa, Saltanatın kaldırıldığını İtilaf Devletlerine bildirdi.
5 Kasım 1922 Refet (Bele), İstanbul’da nezaretlere, her türlü çalışmaları kesmeleri buyruğunu verdi. İstanbul Hükümeti böylelikle sona erdi.
5 Kasım 1922 Lozan’a gidecek heyet, Ankara’dan ayrıldı.
6 Kasım 1922 T.B.M.M.’nce kabul edilen kanunlar, İstanbul ve Trakya’da uygulanmaya başlandı.
9 Kasım 1922 Lozan’a gidecek heyet İstanbul’dan ayrıldı.
10 Kasım 1922 Kırklareli’nin işgalden kurtuluşu.
10 Kasım 1922 VI. Mehmet Vahidettin’in son selamlık töreni yapıldı.
11 Kasım 1922 Türk Heyeti Lozan’a vardı.
16 Kasım 1922 Son Padişah Vahidettin, İşgal Orduları Başkomutanı Harrington’a yazıyla başvurarak, İstanbul’da hayatını tehlikede gördüğünü ve İngiltere’ye sığınmak isteğini bildirdi.
17 Kasım 1922 Vahidettin, İngiliz savaş gemisi Malaya ile İstanbul’dan kaçtı.
18 Kasım 1922 Vahidettin, T.B.M.M.’nce Halifelikten düşürüldü.
18 Kasım 1922 Abdülmecid Efendi Halife seçildi.
20 Kasım 1922 Lozan Konferansı’nın başlaması.
21 Kasım 1922 Lozan Konferansı’nın ilk oturumu yapıldı.
25 Kasım 1922 Edirne işgalden kurtuldu.
26 Kasım 1922 Çanakkale işgalden kurtuldu.
28 Kasım 1922 “Sened-i Hakanilerin Balasına Mevzu Tuğra Yerine “Türkiye Büyük Millet Meclisi” Nam-ı Alisinin İkamesi ve Sened-i Mezkure İzafe olunan “Hakani” Kaydının Ref’i ile “Milli” Sıfat-ı Mübeccelinin Vaz’ı Hakkında Kararname” yayınlandı.
28 Kasım 1922 Yunanistan’da, yenilgiye neden olan kabine üyleri ile Başkomutan Hacıanesti, idama mahkum edildi.
30 Kasım 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması uyarınca, Doğu Trakya’nın teslim işlemleri tamamlandı.
2 Aralık 1922 Gazi Mustafa Kemal T.B.M.M.’nde, üç milletvekilinin, seçim kanununun değiştirilmesi yolunda verdikleri önerge üzerinde konuştu.
6 Aralık 1922 Dr. Adnan Bey, T.B.M.M. ikinci başkanlığından istifa etti.
6 Aralık 1922 Gazi Mustafa Kemal , Ankara’da Hakimiyeti Milliye, Öğüt, Yenigün muhabirlerine, Halk Fırkası’nı kuracağını açıkladı.
13 Aralık 1922 Ali Fuat Paşa, T.B.M.M. İkinci başkanı seçildi.
16 Aralık 1922 Dr. Adnan Bey, Hükümetin İstanbul temsilcisi oldu.
22 Aralık 1922 Lozan Konferansı’nın kesilmesi ihtimaline karşı, Başkomutan orduya hazırlık emri verdi.
14 Ocak 1923 Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım İzmir’de öldü. Karşıyaka’ya gömüldü.
14-20 Şubat 1923 Mustafa Kemal, Batı Anadolu gezisine çıktı.
27 Ocak 1923 Mustafa Kemal’in İzmir’e gidişi.
29 Ocak 1923 Mustafa Kemal Paşa, Lâtife Hanım’la evlendi. (5 Ağustos 1925’te ayrılmıştır.)
30 Ocak 1923 Lausanne’de, “Sivil Mevkufinin İadesiyle Harb Esirlerinin Mübadelesine Dair Türk-Yunan İtilafnamesi” imzalandı.
4 Şubat 1923 Lozan Konferansı, önemli noktalardaki uyuşmazlıklar sebebiyle kesildi. (ara verildi)
7 Şubat 1923 Mustafa Kemal’in Balıkesir Zagnos Paşa Camii minberinden halka hitap edişi.
16 Şubat 1923 Lozan Heyeti, İstanbul’a döndü.
17 Şubat 1923 İzmir’de “Türkiye İktisat Kongresi” toplandı.
19 Şubat 1923 Mustafa Kemal, İsmet Paşa ile birlikte Ankara’ya gitti.
24 Şubat 1923 İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi lağvedilerek, yerine Ankara’daki Emniyet Umumiye Müdürlüğü’ne bağlı ve İl Teşkilatları düzeyinde İstanbul Polis Müdürlüğü kuruldu.
27 Şubat 1923 T.B.M.M.’nde Lozan Konferansı üzerinde gizli oturumda görüşmeler yapıldı. (6 Mart’da görüşmeler yapıldı. Ankara Hükümetinin karşı barış önerileri, İtilaf Devletleri temsilcilerine 8 Mart’ta verildi)
28 Şubat 1923 Mustafa Kemal’e “İstanbul hemşehriliği” payesi verildi.
1 Mart 1923 Ali Fuat Paşa yeniden, TBMM ikinci başkanı oldu.
4 Mart 1923 İzmir İktisat Kongresi sona erdi.
15 Mart 1923 Mustafa Kemal, Adana’yı ziyaret etti.
17 Mart 1923 Mustafa Kemal, Adana’dan Mersin ve Tarsus’a geçti.
20 Mart 1923 Mustafa Kemal, Konya’da halka seslendi.
21 Mart 1923 Gazi Mustafa Kemal , Konya’da Hilaliahmer (Kızılay) Kadınlar Şubesi’nde yaptığı konuşmada, kadın haklarına değindi.
22 Mart 1923 Mustafa Kemal Konya’da, Mevlâna Türbesi’ni ziyaret etti.
27 Mart 1923 Milletvekili Ali Şükrü Bey Topal Osman tarafından öldürüldü.
31 Mart 1923 İtilaf Devletleri, Lozan’a yeniden delege istediler.
31 Mart 1923 “Mahkum Askeri ve Sivil Esirler Hakkında Aff-ı Umumi ilanına Dair Kanun” T.B.M.M.’nde kabul edildi.
1 Nisan 1923 Topal Osman, Ankara’nın Seyranbağları’ndaki evinde yaralı olarak ele geçirildi.
1 Nisan 1923 T.B.M.M., seçimin yenilenmesi için karar aldı.
8 Nisan 1923 Gazi Mustafa Kemal “Dokuz Umde” ‘yi yayınladı. (Seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkeler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti adına yayınladı.)
9 Nisan 1923 Doğu Anadolu demiryolunun yapımı karşılığında bazı imtiyazların verildiği “Chester Projesi” T.B.M.M. tarafından onaylandı.( Ancak bu proje uygulamadan kaldırıldı.)
16 Nisan 1923 Birinci T.B.M.M. çalışmaları sona erdi.
21 Nisan 1923 İsmet Paşa başkanlığındaki heyet Lozan’a vardı.
23 Nisan 1923 Lozan Konferansı’nın ikinci evresi başladı.
30 Mayıs 1923 Antakya – İskenderun ve Havalisi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
26 Haziran 1923 General Harington, Abdülmecid Efendi’yi ziyaret etti.
28 Haziran 1923 Gazi Mustafa Kemal, kendine “Müderrislik Şahadetnamesi” gönderen İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi’ne teşekkür telgrafı yolladı.
10 Temmuz 1923 Fener Kilisesi Patriği Meletios, Yunanistan’a kaçtı.
12 Temmuz 1923 Polonya ile ticaret antlaşması imzalandı.
19 Temmuz 1923 Gazi Mustafa Kemal, İsmet İnönü’ye Lozan Konferansı konusunda telgraf gönderdi.
23 Temmuz 1923 Türkiye-Polonya dostluk antlaşması imzalandı.
24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması, imzalandı.
29 Temmuz 1923 Batı Cephesi karargâhı Ankara’ya taşındı.
4 Ağustos 1923 Rauf Bey Başbakanlıktan ayrıldı.
5 Ağustos 1923 Genelkurmay Başkanlığı, barış, konuş ve kuruluş planını uygulamaya başladı.
6 Ağustos 1923 Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Lozan’da suçluların geri verilmesi ve başka konularda sözleşmeler imzalandı. (Görüşmeler 29 Haziran’da başlamıştı.)
10 Ağustos 1923 İsmet Paşa Lozan’dan döndü.
11 Ağustos 1923 T.B.M.M.’nin ikinci dönemi başladı.
13 Ağustos 1923 Mustafa Kemal ikinci kez T.B.M.M. Başkanlığına seçildi.
14 Ağustos 1923 Fethi Bey yeni bir Hükümet kurdu.
18 Ağustos 1923 İzmir’den de seçilmiş olan Gazi Mustafa Kemal, Ankara milletvekilliğini kabul etti.
23 Ağustos 1923 Lozan Antlaşması’nı T.B.M.M. onayladı.
1 Eylül 1923 Batı Cephesi karargâhı kaldırıldı.
9 Eylül 1923 Halk Fırkası kuruldu.
15 Eylül 1923 Karaağaç Yunanlılardan alındı.
20 Eylül 1923 İstanbul’da , kapütilasyonların öngördüğü yabancı devletlere ait postaneler kapatıldı.
21 Eylül 1923 Bozcaada Yunanlılardan alındı.
22 Eylül 1923 İmroz Yunanlılardan alındı.
25 Eylül 1923 Milli sınırlar dışında kalmış ve Milli Mücadele’ye katılmamış olanlara yapılacak işlemleri belirten 347 sayılı kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi.
27 Eylül 1923 Harb Okulu, İstanbul’da Harbiye’deki binasına taşındı.
2 Ekim 1923 İtilaf Devletlerinin son birlikleri İstanbul’dan ayrıldı.
4 Ekim 1923 Anadolu Müstakil Türk Ortodoksları lideri Papa Eftim, Milli Hükümeti destekleyen beyannamesini yayınladı.
4 Ekim 1923 İstanbul’da sansür kaldırıldı.
6 Ekim 1923 Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki Türk birlikleri İstanbul’a girdi.
6 Ekim 1923 İngilizler Çanakkale’den ayrıldı.
13 Ekim 1923 Ankara’yı “Hükümet Merkezi” yapan kanun kabul edildi.
13 Ekim 1923 T.B.M.M.’nde “Mübadele İmar ve İskan Vekaleti İhdasına Dair Kanun” kabul edildi.
24 Ekim 1923 T.B.M.M.’nde (362 sayılı) “12 Rebiülevvel Gecesiyle Gününün (Saltanatın kaldırıldığı 1 Kasım günü) Milli Bayram Addine Dair Kanun” kabul edildi. (27.5.1935 günlü, 2739 sayılı, ulusal bayramlarla ilgili kanun’la kaldırılmıştır.)
27 Ekim 1923 Fethi (Okyar) Bey Hükümeti istifa etti.
29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Gazi Mustafa Kemal Paşa gizli oyla oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçildi.
30 Ekim 1923 Cumhuriyet’in İlk Hükümetini, Başvekil sanı ile İsmet (İnönü) kurdu.
31 Ekim 1923 Seferberliğin 1 Kasım 1923 tarihinde kaldırılmasına ilişkin Kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi. (Seferberlik 13 Eylül 1921’de ilan edilmişti).
1 Kasım 1923 Fethi (Okyar) Bey T.B.M.M. Başkanlığına seçildi.
14 Kasım 1923 Temyiz’in (Yargıtay) Ankara’ya taşınmasını öngören kanun, T.B.M.M.’nde kabul edildi.
19 Kasım 1923 Gazi Mustafa Kemal, Halk Fırkası başkanlığına vekalet etmesini bir yazı ile İsmet (İnönü)’den istedi.
20 Kasım 1923 Halk Fırkası “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” örgütlerini kendi içinde topladı.
24 Kasım 1923 Hindistan’daki İsmaillerin başkanı Ağa Han ve Emir Ali, İsmet (İnönü) Paşa’ya Hilafet konusunda yazılar yazdılar.
10 Aralık 1923 Türkiye-Arnavutluk arasında dostluk antlaşması imzalandı. (Ankara)
15 Aralık 1923 Türkiye-Macaristan dostluk antlaşması imzalandı. (İstanbul)
26 Aralık 1923 “Zafer ve Barış Şerefine” kimi suçlar dışında “Aff-ı Umumi Kanunu” T.B.M.M.’nde kabul edildi.
1 Ocak 1924 Gazi Mustafa Kemal İzmir’e gitti.
2 Ocak 1924 T.B.M.M.’nde “Hafta Tatili Hakkında Kanun” kabul edildi. (O güne değin hafta tatili zorunluluğu yoktu.)
2 Ocak 1924

İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmakta olan gazeteciler beraat etti. Gazeteciler ve İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey, Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘na aykırı davranmakla suçlanıyorlardı. Gazeteciler beraat ederken Lütfi Fikri Bey, 5 yıl kürek hapsine mahkûm oldu. Lütfü Fikri Bey, meşruti yönetimi ve hilâfeti savunuyordu.

28 Ocak 1924 Türkiye-Avusturya dostluk, ticaret ve ikamet antlaşmaları imzalandı. (İstanbul)
7 Şubat 1924 T.B.M.M.’nde, Milli Mücadelede şehit olan gönüllü ve subayların ailelerine maaş bağlanmasına ilişkin kanun kabul edildi.
13 Şubat 1924 İstanbul İstiklal Mahkemesi’nin mahkum ettiği gazetecilerin affı T.B.M.M.’nde kabul edildi.
15-22 Şubat 1924 İzmir’de harp oyunları yapıldı. (Bu günlerde, Hilafetin kaldırılması için karar verildi. Gazi Mustafa Kemal ile İsmet (İnönü) bu konuda görüştüler.)
29 Şubat 1924 Halife Abdülmecit için İstanbul’da son Cuma selamlığı töreni yapıldı.
1 Mart 1924 Gazi Mustafa Kemal, T.B.M.M.’nin açış konuşmasında, öğretimin birleştirilmesi ve ordunun siyasetten ayrılmasının gereğine işaret etti.
2 Mart 1924 C.H.P. Grubu toplantısında, ertesi gün alınacak kararlar üzerinde görüşüldü.
3 Mart 1924 Hilafet kaldırıldı.
3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilerek, eğitimde birlik sağlandı.
3 Mart 1924 Şeriye ve Evkaf Vekaletleri kaldırıldı. (laik devlete doğru ilk adım)
3 Mart 1924 Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti kaldırıldı. (Genelkurmay Başkanlığı, hükümet ve siyaset dışına çıktı)
5 Mart 1924 T.B.M.M.’nde “Ziraat ve Ticaret Vekaletleri Teşkiline Dair Kanun” kabul edildi.
8 Mart 1924 T.B.M.M. Birinci dönem üyelerine İstiklal Madalyası verilmesi yolunda karar aldı.
13 Mart 1924 T.B.M.M.’nde “Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu” kabul edildi.
18 Mart 1924 T.B.M.M.’nde “Köy Kanunu” kabul edildi.
30 Mart 1924 Mehmet Rıfat (Börekçi), Diyanet İşleri Başkanlığına atandı.
1 Nisan 1924 Ergani Bakır madeninin devletçe işletilmesi konusunda Kanun, T.B.M.M.’nde kabul edildi.
8 Nisan 1924 “Mehakim-i Şer’iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanun” ile dinsel mahkemeler kaldırılarak mahkemeler birleştirildi. Kanun, Mayıs başında yürürlüğe girdi.
13 Nisan 1924 Mithat, Mahmut Şevket, Talat Paşalar, Reşit Hikmet Bey ve başkalarının ailelerine vatan hizmetinden dolayı maaş bağlanması konusunda kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi.
16 Nisan 1924 T.B.M.M’i “Aff-ı Umumi Kanunu” ile, Kurtuluş Savaşı sırasında düşmanlara yardım edenleri bağışladı.
20 Nisan 1924 Yeni Anayasa kabul edildi.
21 Nisan 1924 T.B.M.M.’nde “İstanbul Darülfünunu’nun Şahsiyet-i Hükmiyesi Hakkında Kanun” kabul edildi.
22 Nisan 1924 T.B.M.M.’nde “Anadolu Demiryollarının Mübayaasına ve Müdüriyet-i Umumiyesinin Teşkiline ve Vezaifine Dair Kanun” kabul edildi. (Bu Kanun’la, Devlet Demiryolları kurulmuş oldu.)
23 Nisan 1924 Ankara’da toplanan kurultay ile Türk Ocakları yeniden kuruldu. (İlk kuruluş, 25 Mart 1912. 1931’de kapatılmış, yerlerine Halkevleri açılmıştı.1949’da yeniden kurulmuştur.)
4 Mayıs 1924
19 Mayıs 1924 Türk-Irak sınırı konusunda Türkiye – İngiltere görüşmeleri İstanbul’da başladı. (5 Haziran’a değin sürmüş, antlaşmaya varılamamış, konu Milletler Cemiyeti’ne götürülmüştür.)
1 Haziran 1924 Milli Mücadele aleyhinde çalışmaları nedeniyle, Lozan Antlaşması’na bağlı genel af beyannamesinin dışında bırakılan 150 kişinin yurt dışına çıkarılması konusunda Bakanlar Kurulu karar verdi.
6 Haziran 1924 İstanbul’da Papa Eftim (Erenerol)’in girişimi ile Türk Ortodoksları Panaiya kilisesinde kongre yaptılar ve “Müstakil İstanbul Türk Ortodoks Kilisesi”ni kurarak başına Papa Eftim’i getirdiler.
8 Ağustos 1924 Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
22 Ağustos 1924 Kadınlarımızın yargıçlığa atanmak istemeleri.
25 Ağustos 1924 Gazi Mustafa Kemal, Ankara’da Muallimler Birliği Kongresi üyelerine verilen çayda.
26 Ağustos 1924 Türkiye İş Bankası kuruldu.
30 Ağustos 1924 Gazi Mustafa Kemal, Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıl dönümünde, Dumlupınar’da yapılan törendeki uzun konuşmasının sonunda, gençlere seslenerek : “Ey yükselen yeni nesil:İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz tesis ettik
30 Ağustos 1924 Dumlupınar’da Meçhul Asker anıtının temeli atıldı.
1 Eylül 1924 Ankara’da Musiki Muallim Mektebi kuruldu.
22 Eylül 1924 Gazi Mustafa Kemal Samsun’da, İstiklal Ticaret Mektebi’nde öğretmenlerle yaptığı konuşmada: “Dünyada her şey için medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir” dedi.
25 Ekim 1924 Ziya Gökalp öldü.
26 Ekim 1924 Bazı komutanların siyaseti seçmeleri nedeniyle bunalım doğdu.
29 Ekim 1924 T.B.M.M. ikinci binasında Cumhuriyetin yıldönümünü kutladı.
1 Kasım 1924 T.B.M.M. toplantı yıllarına Kasım’da başladı. Daha önce 1 Mart idi.
10 Kasım 1924 Halk Fırkası, “Cumhuriyet Halk Fırkası” adını aldı.
17 Kasım 1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
21 Kasım 1924 İsmet (İnönü) Paşa, Başbakanlıktan çekildi. (22 Kasım’da Fethi (Okyar) Bey Başbakan oldu. 2 Mart 1925’e değin Başbakanlıkta kaldı.)
26 Kasım 1924 Kazım (Özalp) Paşa T.B.M.M. Başkanı oldu. (1 Mart 1935’e değin)
20 Aralık 1924 “Kırkkilise İsminin Kırklareli’ye Çevrilmesi Hakkında Kanun” T.B.M.M.’nde kabul edildi.
29 Aralık 1924 T.B.M.M.’nde “Bahriye Vekaleti Teşkili Hakkında Kanun” kabul edildi.
1 Ocak 1925 Gazi Mustafa Kemal Konya’ya doğru yola çıktı.
3 Ocak 1925 Türkiye-Letonya dostluk antlaşması (Varşova) yapıldı.
11 Ocak 1925 Mustafa Kemal Paşa’nın Birinci İnönü Zaferi’nin Dördüncü Yıldönümü dolayısıyla Konya’da bir konuşma yaptı ve bu zaferin inkılâp tarihimizin bir sayfası olduğunu belirtti.
11-15 Şubat 1925 Doğu’da Şeyh Sait ayaklanması başladı.
14 Şubat 1925 Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa öldü. (T.B.M.M.’nde Ali Çetinkaya ile vuruşması sonucu)
16 Şubat 1925 Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti adı ile) kuruldu.
17 Şubat 1925 Âşar kaldırıldı.
25 Şubat 1925 Dinin siyasete alet edilmemesi hakkındaki kanun kabul edildi.
26 Şubat 1925 Fransız şirketince yönetilen Tütün Rejisi’nin 1 Mart’ta kaldırılmasına ilişkin “Tütün İdare-i Muvakkatesi ve Sigara Kağıdı İnhisarı Hakkında Kanun” T.B.M.M.’nde kabul edildi.
2 Mart 1925 Fethi (Okyar) kabinesi istifa etti. İsmet (İnönü) 3 Mart’ta Hükümeti kurdu. (Bu olay da Şeyh Sait Ayaklanmasına bağlıdır)
4 Mart 1925 Takrir-i Sükun (huzur ve güveni sağlama, anarşiyi önleme) Kanunu TBMM de kabul edildi.
8 Mart 1925 Adliye vekillerinden Prof. Seyit (Bey) öldü.
9 Mart 1925 6 Mart’ta Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatılan dört gazeteden sonra bugün iki gazete daha kapatıldı.
5 Nisan 1925 Şeker Fabrikalarının kurulması ile ilgili kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi.
17 Nisan 1925 Ankara-Yahşihan demiryolu işletmeye açıldı. (20 Kasım : Yahşiyan – Yerköy demiryolu işletmeye açıldı)
19 Nisan 1925 “Cumhuriyet’in İlan günü olan 29 Teşrinievvel (Ekim) Gününün Milli Bayram Addi Hakkında Kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi.
19 Nisan 1925 T.B.M.M.’nde “Ticaret Sanayi ve Maadin Bankası Kanunu” kabul edildi.
22 Nisan 1925 T.B.M.M.’nde “Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu” kabul edildi.
22 Nisan 1925 T.B.M.M.’nde “Kadastro Kanunu” kabul edildi.
5 Mayıs 1925 Ankara’da Gazi Orman Çiftliğinin kurulması için işe başlandı.
5 Mayıs 1925 Yunanistan’daki Ermeni komitecilerinin Gazi Mustafa Kemal’i öldürmekle görevlendirdikleri Manok Manükyan Ankara’da idam edildi.
3 Haziran 1925 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatıldı.
29 Haziran 1925 Şeyh Sait ile 46 adamı Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nce idama mahkum edildi
23 Ağustos 1925 İstanbul’da Sarayburnu’nda Mustafa Kemal’in ilk heykeli dikildi.
27 Ağustos 1925 Mustafa Kemal Paşa şapka ile İnebolu Türkocağına geldi. (Kastamonu seyahati boyunca, kıyafet inkılabı ile ilgili konuşmaları.)
1 Eylül 1925 Ankara’da Birinci Türk Tıp Kongresi toplandı.
2 Eylül 1925 Tekke ve Zaviyeler kapatıldı.
2 Eylül 1925 Sivas’ta gericiler şapka ve tekkeler konusunda ayaklandı. (İstiklal Mahkemesi’nce cezalandırıldılar)
4 Eylül 1925 İstanbul’da bir baloda Türk Kadınları ilk kez güzellik yarışmasına katıldı.
13 Eylül 1925 Gazi Mustafa Kemal, Elazığ İstiklal Mahkemesinde yargılanan gazetecileri bağışladı.
1 Ekim 1925 Bursa dokuma fabrikası, Gazi Mustafa Kemal’in konuşmasıyla açıldı.
11 Ekim 1925 “İcra Vekilleri Heyet-i Celilesinin 2626 Numaralı ve 11 Teşrinievvel 1341 Tarihli Kararnamesi yayınlandı: Resmi Merasimde Giyilecek Elbise ve Teferruatı Hakkında Talimatname” (Frak, silindir v.b.)
14 Ekim 1925 Gazi Mustafa Kemal, İzmir Erkek Muallim Mektebi’nde yaptığı konuşmada : “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir” dedi.
5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Mektebi açıldı.
14 Kasım 1925 Gazi Mustafa Kemal’in Mütareke sıralarında Şişli’de oturduğu eve bir plaka kondu.
22 Kasım 1925 İstanbul Darülfünunu’na İnkılap tarihi kürsüsü ve bir inkılap müzesi kurulması konusunda Edebiyat Fakültesi meclisinde karar alındı.
23 Kasım 1925 Şuray-ı Devlet (Danıştay) yeniden kuruldu.
25 Kasım 1925 Şapka Kanunu çıktı.
30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyeler ile türbelerin kapatılmasına ve türbedarlar ile bazı ünvanların men ve ilgasına dair kanun yürülüğe girdi.
8 Aralık 1925 Maarif Vekaleti “Türk Birliğini Parçalamaya Çalışan Cereyanlar” üzerine bildiri yayınladı. (Kürt, Laz, Çerkez, Kürdistan, Lazistan adlarının kullanılmaması, bu konularda mücadele edilmesi)
9 Aralık 1925 T.B.M.M.’nde “Yerli Kumaştan Elbise Giyilmesine Dair Kanun” kabul edildi.
17 Ararlık 1925 Türk – Sovyet tarafsızlık ve saldırmazlık antlaşması ve bağlı üç protokol Paris’te imzalandı. (S.S.C.B. bu antlaşmayı 7 Kasım 1945’te bozdu.)
26 Aralık 1925 Milletlerarası saat ve takvimin kabulü hakkında Kanun kabul edildi.
30 Ocak 1926 Türkiye – Şili dostluk antlaşması imzalandı.
11 Şubat 1926 İstanbul’da Mahmut (Soydan) “Milliyet” gazetesini çıkarmaya başladı. (Bugünkü “Milliyet” değildir. 1935’te “Tan” adı ile yayınını sürdürmüştür. Bugünkü “Milliyet” 3 Mayıs 1950’de çıktı.)
17 Şubat 1926 Medeni Kanunu’nun Kabulü (Kadının medeni haklara kavuşması, çok evliliğin yasaklanması, hukuk düzeninin çağdaşlaştırılması)
1 Mart 1926 Yeni “Türk Ceza Kanunu” kabul edildi.
3 Mart 1926 T.B.M.M.’de “Hakimler Kanunu” kabul edildi.
14 Mart 1926 Gazi Mustafa Kemal’in anıları, Ankara’da “Hakimiyeti Milliye” İstanbul’da “Milliyet” gazetesinde yayımlanmaya başlandı. 15 Mart’tan itibaren de Cumhuriyet gazetesi yayınlanmaya başlar.
17 Mart 1926 T.B.M.M.’de “Demir Sanayinin Tesisine Dair Kanun” kabul edildi.
22 Mart 1926 “Memurin Kanunu” T.B.M.M.’de kabul edildi.
24 Mart 1926 Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun T.B.M.M.’de kabul edildi.
1 Nisan 1926 T.B.M.M.’de “Zafer Bayramı Kanunu” ile 30 Ağustos günü bayram olarak kabul edildi.
10 Nisan 1926 “İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun” T.B.M.M.’de kabul edildi.
22 Nisan 1926 “Borçlar Kanunu” T.B.M.M.’de kabul edildi.
23 Nisan 1926 Samsun – Kavak Demiryolu işletmeye açıldı.
7 Mayıs 1926 Gazi Mustafa Kemal yurt gezisine çıktı.
13 Mayıs 1926 T.B.M.M’de “Sıtma Mücadelesi Kanunu” kabul edildi.
22 Mayıs 1926 T.B.M.M’de “Emlak ve Eytam Bankası Kanunu” kabul edildi.
26 Mayıs 1926 “Mücadele-i Milliye’ye İştirak Etmeyen Memurin Hakkında Kanun” T.B.M.M’de kabul edildi.
28 Mayıs 1926 Ödemiş’te, İlk Kurşun Anıtı açıldı.
31 Mayıs 1926 T.B.M.M’de “İskan Kanunu” kabul edildi.
2 Haziran 1926 T.B.M.M’de Genel Nüfus Sayımı konulu kanun kabul edildi.
17 Şubat 1927 Amerika Birleşik Devletleri ile yeniden siyasal ilişkilerin kurulması için notalar alınıp verildi.
2 Mart 1927 ”Takrir-i Sükun Kanunu”nun ikinci maddesini değiştiren ve konunu iki yıl daha uzatan kanun TBMM’de kabul edildi.
7 Mart 1927 İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı.
10 Nisan 1927 Yerköy-Kayseri Demiryolu işletmeye açıldı.
25 Mayıs 1927 Türkiye-Meksika dostluk antlaşması imzalandı.
28 Mayıs 1927 “Lozan’da Akdolunan Aff-ı Umumi Beyanname ve Protokolünde Mevzubahis 150 Kişilik Listede İsimleri Muharrer Eşhası Türkiye Tabiiyetinden İskatı Hakkında Kanun” TBMM’de kabul edildi.
1 Haziran 1927 Devlet Demiryolları ve Limanları İdaresi kuruldu.
16 Haziran 1927 TBMM’de Yedek Subaylarla ilgili kanun kabul edildi.
18 Haziran 1927 TBMM’de “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu” kabul edildi.
20 Haziran 1927 TBMM’den “Ziraat ve Baytar Enstitüleri ile Ali Mektepleri Tesisine ve Ziraat Tedrisatının Islahına Dair kanun” kabul edildi.
21 Haziran 1927 TBMM’de “Küçükleri Muzır Neşriyattan Korumu Kanunu” kabul edildi.
27 Haziran 1927 TBMM’de “Umumi Müfettişlikler Teşkiline Dair Kanun” kabul edildi.
30 Haziran 1927 Gazi Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Kazım Özalp’ı askerlikten emekliye ayrıldılar.
2 Ağustos 1927 Milletlerarası Lahey Adalet Divanında Bozkurt-Lotüs davasının görüşülmesine başlandı.
27 Ağustos 1927 Gazi Mustafa Kemal’e suikast hazırlamak üzere Sisam Adası’ndan Anadolu’ya geçen Hacı Sami ölü, arkadaşları yaralı olarak yakalandı.
12 Ekim 1927 Amerika Birleşik Devletleri’nin İlk Türkiye Büyükelçisi Joseph C.Grev, Ankara’dan Gazi Mustafa Kemal’e itimatnamesini sundu.
15-20 Ekim 1927 Gazi Mustafa Kemal’in C.H.P. İkinci Kurultayı’nda tarihi büyük nutkunu söylemesi.
19 Ekim 1927 Gazi Mustafa Kemal mülklerini C.H.P.’ye bırakacağını söyledi.
28 Ekim 1927 Türkiye’de birinci genel nüfus sayımı yapıldı. (Sonuç:13.648.270)
1 Kasım 1927 TBMM’nin üçüncü dönemi açıldı. Gazi Mustafa Kemal ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçildi.
4 Kasım 1927 Gazi Mustafa Kemal Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir’de dikilen heykellerinin açılışını yaptı.
4 Kasım 1927 Afgan Kralı Amanullah Han Ankara’da Gazi Mustafa Kemal’i ziyaret etti.
6 Kasım 1927 Bünyan Mensucak Fabrikası açıldı.
25 Aralık 1927 İlk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu göreve başladı.
1928 Amsterdam Olimpiyatları başladı. (İlk dördüncülüğümüzün alınması. Tayyar Yalaz)
8 Ocak 1928 Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Ankara Türk Ocağı’nda Latin Harfleri konusunda konuştu.
16 Ocak 1928 T.B.M.M’I, Ticaret ve Zıraat vekaletlerinin, İktisat vekaleti olarak birleştirilmesini sağlayan kanunu kabul etti.
29 Ocak 1928 Hristiyanlık propagandası ile öğrencilere zararlı olan Bursa Amerikan Kız Koleji Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatıldı.
31 Ocak 1928 Türk Maarif Cemiyeti (Türkiye Eğitim Derneği) kuruldu.
3 Şubat 1928 Hutbe İstanbul’da Türkçe okunmaya başlandı.
10 Nisan 1928 Anayasa’nın dinle ilgili maddeleri kaldırıldı.
16 Nisan 1928 İlk Divan-ı Ali Kararı alındı. Eski Bahriye Vekili İhsan (Topçu) ile Dr. Fikret Divan-ı Ali mahkum oldular.
19 Mayıs 1928 T.B.M.M’de “Yüksek Mühendis Mektebi Kanunu” kabul edildi.
20 Mayıs 1928 Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu’nda Türk Harfleri hakkındaki nutkunu söyledi.
20 Mayıs 1928 Afgan Kralı Amanullah Han ile Kraliçe İstanbul’da Gazi Mustafa Kemal tarafından kabul edildi.
22 Mayıs 1928 Türkiye – Afganistan dostluk ve işbirliği antlaşması yapıldı.
23 Mayıs 1928 T.B.M.M’de “Damga Resmi Kanunu” kabul edildi.
24 Mayıs 1928 Latin asıllı Türk rakamları kabul edildi.
28 Mayıs 1928 Millet Mekteplerinin açılması kanunu kabul edildi. Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi.
4 Haziran 1928 Gazi Mustafa Kemal İstanbul’a geldi.
13 Haziran 1928 Düyunu Umumiye (Dış Genel Borçlar) hakkında Paris’te, ilgililerle bir anlaşma yapıldı.
8 Ağustos 1928 Hakkı Şinasi Paşa İstanbul’da Taksim Anıtı’nı açtı.
11 Ağustos 1928 Dolmabahçe’de alfabe dersi verildi.
25 Ağustos 1928 Ankara’da toplanan dördüncü Muallimler Birliği Kongresi’nde öğretmenler, yeni Türk Harfleri’ni öğretecekleri konusunda ant içtiler.
2 Eylül 1928 Kütahya – Tavşanlı Demiryolu işletmeye açıldı.
21 Eylül 1928 Gazi Mustafa Kemal, başvekalete gönderdiği yazıda Türk Harfleri’nin kolaylıkla uygulanması konusunda direktif verdi.
29 Eylül 1928 Yeni Türk Harfleri Marşı yayımlandı.
1 Kasım 1928 Türk Harfleri’nin kabulü. (Latin asıllı)
31 Aralık 1928 Anadolu ve Mersin – Tarsus – Adana Demiryolları ile Haydarpaşa Limanının satın alınmasına ilişkin antlaşma T.B.M.M’de bir kanunla onaylandı.
1 Ocak 1929 Millet Mektepleri açıldı.
4 Ocak 1929 Türkiye-Uruguay dostluk antlaşması imzalandı.
17 Şubat 1929 İsmet (İnönü) Paşa “İlmi Istılahlar Encümeni”nde öz Türkçe bir konuşma yaptı.
4 Mart 1929 “Takrir-i Sükun Kanunu” kaldırıldı.
9 Nisan 1929 TBMM’de “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu” kabul edildi.
24 Nisan 1929 İcra ve İflas Kanunu kabul edildi.
13 Mayıs 1929 TBMM’de “Ticaret Kanunu” kabul edildi.
1 Haziran 1929 Türk harfleri devlet işlerinde zorunlu olarak kullanılmaya başlandı.
10 Haziran 1929 TBMM’de “Yol ve Köprü Yapımına Dair Kanun” kabul edildi.
5 Ağustos 1929 Gazi Mustafa Kemal trenle Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıktı.
19 Ağustos 1929 İstanbul’da doktorlar, kafeslerin kaldırılmasını istediler.
30 Ağustos 1929 Dumlupınar’da Meçhul Asker Anıtı açıldı.
1 Eylül 1929 Okullarda Arapça ve Farsça dersler kaldırıldı.
2 Eylül 1929 Türkiye’de ilk kez Güzellik Kraliçesi seçildi. (Kraliçe Feriha Tevfik)
9 Eylül 1929 Fevzi Paşa-Gölbaşı Demiryolu açıldı.
29 Kasım 1929 Tekirdağ’da Atatürk Anıtı açıldı.
30 Kasım 1929 Gazi Mustafa Kemal, Alman tarihi yazarı Emil Ludwig ile görüştü.
30 Ocak 1930 Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti (Ulusal Ekonomi ve Araştırma Kurumu) kuruldu.
1 Şubat 1930 Kayseri – Şarkışla Demiryolu işletmeye açıldı. (30 Ağustos’ta : Ankara – Kayseri – Sivas Demiryolunu İsmet (İnönü) Sivas’ta açtı.)
1 Şubat 1930 T.B.M.M. ‘nde “İstatistik Umum Müdürlüğünün Vazife ve Selahiyetleri Hakkında Kanun” kabul edildi. (1962’de Devlet İstatistik Enstitüsü’ne dönüştürülmüştür.)
20 Şubat 1930 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu kabul edildi.
31 Mart 1930 Afet (İnan) Hanım, partiye yazılan ilk kadın üye oldu.
3 Nisan 1930 Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını da tanıyan “Belediye Kanunu” T.B.M.M’nde kabul edildi.
24 Nisan 1930 T.B.M.M’nde “Umumi Hıfzısıhha Kanunu” kabul edildi.
29 Nisan 1930 İlk Türk Kadın Yargıçlar (Nezahet (Güreli), Beyhan Hanım) Asliye Mahkemesi üyeliğine atandı.
22 Mayıs 1930 Gazi Mustafa Kemal’e T.B.M.M’nce altın bir alfabe levhası sunuldu. (Bu Levha, Anıt – Kabir müzesindedir.)
22 Mayıs 1930 T.B.M.M’de “Askeri Ceza Kanunu” kabul edildi.
9 Haziran 1930 T.B.M.M’de “Tütün İnhisarı Kanunu” kabul edildi.
11 Haziran 1930 T.B.M.M’de “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu” kabul edildi.
20 Haziran 1930 İran sınırını geçen eşkiyanın dürtüsü ile Ziylan bucağında gericilik hareketi başladı. (1930 Doğu Ayaklanması)
18 Temmuz 1930 Ankara Etnoğrafya Müzesi halka açıldı.
12 Ağustos 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. (Lideri Fethi (Okyar) Gericilerin Fırka’ya sızması sonucu, Fırka 17 Kasım’da kendi kendini feshetti.)
17 Eylül 1930 Türkiye – Lituanya Dostluk Antlaşması Moskova’da imzalandı.
29 Eylül 1930 Adana’da “Ahali Cumhuriyet Fırkası” kuruldu. (Abdülkadir Kemali Öğütçü 29 Eylül’de, Edirne’de “Türk Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Fırkası’nın kurulmasına izin verilmedi)
27 Ekim 1930 Yunan Başbakanı Venizelos Ankara’da Atatürk’ü ziyaret etti.
17 Kasım 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.
23 Aralık 1930 Menemen’de İnkılaplar aleyhine ayaklanma çıktı. Öğretmen yedeksubay Kubilay şehit edildi.
15 Mart 1931 Gölbaşı – Malatya Demiryolu işletmeye açıldı.
16 Mart 1931 İlk kadın Operatör Dr. Suat, Haseki Nisa Hastanesi’nde sınav vererek uzmanlık belgesi aldı.
23 Mart 1931

“Türkiye’de İlk Tahsillerini Mektepte Yapacak Türk Vatandaşı Çocukların Türk Mekteplerine Girmelerine Dair, 23 Eylül 1911 Tarihli Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu’na Müzeyyel Kanun” T.B.M.M’de kabul edildi.

26 Mart 1931 Ölçüler Kanunu kabul edildi.
10 Nisan 1931

Ankara’da Türk Ocakları Fevkalade Kurultayı toplandı. Türk Ocakları’nın lağvını kabul etti. (1949’da yeniden kuruldu.)

12 Nisan 1931 Mustafa Kemal Paşa’nın direktifiyle Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. (Türk Tarih Kurumu)
20 Nisan 1931 C.H.F. Genel Başkanı Gazi Mustafa Kemal imzası ile yayınlanan seçim bildirisinde “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi de yer aldı.
4 Mayıs 1931 Irak Kralı Emir Faysal Ankara’da Mustafa Kemal’i ziyaret etti.
4 Mayıs 1931 T.B.M.M”nin VI. Dönem Fevkalade toplantısında Gazi Mustafa Kemal üçüncü kez Cumhurbaşkanlığına seçildi.
10-18 Mayıs 1931 C.H.F.’nın Üçüncü büyük kurultayı toplandı.
1 Haziran 1931 Mudanya – Bursa demiryolu Hükümetçe satınalındı.
19 Temmuz 1931 Mustafa Kemal Paşa Ankara’da Türk Tarih Kurumu toplantısına başkanlık etti.
25 Temmuz 1931 T.B.M.M’de “Matbuat Kanunu” kabul edildi.
26 Ekim 1931 Gazi Mustafa Kemal, İkinci Balkan Konferansı’nın son toplantı gününde üyelerle konuşmasında şunları söyledi : “İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak gayr-ı insani ve son derece teesüfe şayan bir sistemdir.”
29 Aralık 1931 T.B.M.M’de “Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti İhdasına dair Kanun” kabul edildi.
29 Aralık 1931 T.B.M.M’de “Ziraat Vekaleti Teşkiline Dair Kanun” kabul edildi.
1932 Polis Teşkilat Kanunu kabul edildi.
15 Ocak 1932 Samsun’da Atatürk Anıtı açıldı.
17 Ocak 1932 Kurtuluş Savaşı komutanlarından Derviş Paşa öldü.
22 Ocak 1932 İstanbul’da Yerebatan Camisinde ilk kez Türkçe Kur’an, Hafız Yaşar (Okur) tarafından okundu. (İstanbul’da ilk Türkçe hutbe : 3 Şubat 1928)
28 Ocak 1932 Balkan Konferansı İstanbul’da açıldı. (31 Ocak’ta kapandı)
30 Ocak 1932 Gazi Mustafa Kemal İstanbul’a geldi.
1 Şubat 1932 Malatya – Fırat Demiryolu işletmeye açıldı.
19 Şubat 1932 Halkevleri kuruldu.
1 Mayıs 1932 Ankara’da Milli Sanayi Sergisi açıldı.
22 Mayıs 1932 Adana Ağır Ceza Mahkemesi, Ağrı Dağı bölgesindeki ayaklanmaya katılanlardan 34 kişiyi idama mahkum etti.
12 Haziran 1932 Gazi Mustafa Kemal, Hicaz Genel Valisi Emir Faysal’ı Ankara’da kabul etti.
2 Temmuz 1932 Ankara Halkevi’nde birinci Türk Tarih Konferansı toplandı.
12 Temmuz 1932 Mustafa Kemal Paşa’nın direktifiyle Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruldu. (Türk Dil Kurumu)
12 Temmuz 1932 Yugoslavya Kralı Aleksandre Gazi Mustafa Kemal’i İstanbul’da ziyaret etti.
18 Temmuz 1932 Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan İstanbul Müftülüğü’ne yazılan özel – 636 sayılı yazı ile ezan ve kametin birkaç ay içinde Türkçe okunacağı bildirildi. (16 Haziran 1950’de, D.P. İktidarı, TCK’nın ilgili maddesinde değişiklik yaparak ezanın Arapça okunmasına olanak verdi)
18 Temmuz 1932 Türkiye Milletler Cemiyeti’ne üye oldu.
27 Temmuz 1932 İzmir’de Gazi Mustafa Kemal’in heykeli, İsmet (İnönü)’nün konuşması ile açıldı.
30 Temmuz 1932 Türkiye parasızlıktan dolayı Amerika’da yapılan Olimpiyatlara katılamadı.
31 Temmuz 1932 Türkiye Güzellik Karliçesi Keriman Halis (Atatürk’ün verdiği ad : Ece) Belçika’da yapılan yarışmada Dünya Güzellik Kraliçesi seçildi.
27 Eylül 1932 Gazi Mustafa Kemal, General Mac Arthur’la görüştü.
13 Kasım 1932 Dr. Müfide Kazım ilk kadın Hükümet Tabibi oldu.
3 Aralık 1932 Türk Dil Kurumu ilk başkanı Samih Rıfat öldü.
12 Aralık 1932 Adile Ayda ilk kadın Dışişleri memuru seçildi.
15 Ocak 1933 Gazi Mustafa Kemal, Ankara’dan Eskişehir’e yola çıktı.
16 Ocak 1933 Kurtuluş Savaşı Dışişleri Bakanlarından Bekir Sami öldü.
3 Şubat 1933 İstanbul – Ankara arasında ilk uçak seferi denemesi yapıldı.
5 Şubat 1933

Atatürk’ün Bursa Nutku 5 Şubat 1933 tarihinde irat edilmiştir. 1947 yılında “Atatürk’e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra” adlı kitabı yayımlayan Rıza Ruşen Yücer, on dört sene önce genç bir gazeteci iken yemeğe katıldığını, Mustafa Kemal’in bir çırpıda söylediği sözleri not ettiğini ifade etmiş ve yıllardır sakladığını söylediği bu nota kitabında yer vermiştir

7 Şubat 1933 İstanbul’da camilerde ezan ve kametin Türkçe olarak okunmaya başlanması.
25 Şubat 1933 İstanbul’da yüksek öğrenim gençliği
15 Nisan 1933 Samsun – Çarşamba Demiryolu işletmeye açıldı.
20 Nisan 1933 İstanbul’da yüksek öğrenim gençliği, Razgrad’da BulgarlarınTürk mezarlığını yıkmaları üzerine (17 Nisan) İstanbul’daki Bulgar mezarlığına çelenk koyarak gösteri yaptı.
22 Nisan 1933 Türkiye Cumhuriyeti ile, Osmanlı Düyunu Umumiyesi hamilleri (alacaklılar) arasında, Paris’te borçların saptanması ve ödeme şekli hakkında anlaşma imzalandı.
31 Mayıs 1933 T.B.M.M’de “İstanbul Darülfünunu’nun Ilgasına ve Maarif Vekaletince Yeni Bir Üniversite Kurulmasına Dair Kanun” kabul edildi. (İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos’da açıldı
3 Haziran 1933 Sümerbank’ın kurulmasını öngören Kanun T.B.M.M’de kabul edildi.
8 Haziran 1933 Halk Bankası’nın kurulmasını öngören Kanun T.B.M.M’de kabul edildi.
10 Haziran 1933 “Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Kanunu” T.B.M.M’de kabul edildi. (Açılış : 30.10.1933. Enstitü, 30 Haziran 1948 günlü “Üniversiteler Kanununa ek kanun”la Ziraat ve Veteriner Fakülteleri olarak Ankara Üniversitesi’ne bağlandı.
11 Haziran 1933 “Cumhuriyet İlanının Onuncu Yıldönümü Kutlama Kanunu” T.B.M.M’de kabul edildi.
11 Haziran 1933 T.B.M.M’de “Belediyeler Bankası Kanunu” kabul edildi.
12 Haziran 1933 İzmir Rıhtım Şirketi’nin satın alınması ile ilgili Kanun T.B.M.M’de kabul edildi. (Sözleşme 3 Ekim 1932’de parafe edilmişti)
12 Haziran 1933 “Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanun-ı Medeni’nin 452. Maddesine Göre Olan Tasarruflarının Mahfuz Hisseler Hakkındaki Hükümden Müstesna Olduğuna Dair Kanun” T.B.M.M’de kabul edildi.
20 Haziran 1933 Milli Eğitim Bakanlığı, üniversitede bir İnkılâp Enstitüsü açılması hakkında karar aldı.
27 Temmuz 1933 Gazi Mustafa Kemal, Dolmabahçe’de eski Afgan Kralı Amanullah’la görüştü.
14 Eylül 1933 Ankara’da Türkiye – Yunanistan dostluk antlaşması imzalandı.
26 Eylül 1933 Gazi Mustafa Kemal, Dolmabahçe’de Venizelos’u kabul etti.
4 Ekim 1933 Türk İnkılap Enstitüsü’nde ilk İnkılap dersi Milli Eğitim Bakanı Yusuf Hikmet (Bayur) tarafından verildi.
4 Ekim 1933 Gazi Mustafa Kemal, Dolmabahçe’de Yugoslavya Kralı I. Aleksandr ile Kraliçeyi kabul etti.
4 Ekim 1933 Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet’in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söyledi.
26 Ekim 1933 Türk kadınlarına Köy İhtiyar Heyetlerine seçme ve seçilme hakkı tanındı.
26 Ekim 1933 T.B.M.M’de “Af Kanunu” kabul edildi.
29 Ekim 1933 Cumhuriyet’in Onuncu Yılı kutlandı.
4 Kasım 1933 Mustafa Kemal Paşa’nın Selanik’te doğduğu ev müze haline getirildi.
18 Kasım 1933 Yeni İstanbul Üniversitesi açıldı.
1 Aralık 1933 İktisat Vekaleti’nin hazırladığı, T.C. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı Başbakanlığa sunuldu.
5 Aralık 1933 Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
27 Aralık 1933 T.B.M.M, Şehit Kubilay’ın annesine maaş bağlayan kanunu kabul etti.
1 Şubat 1934 Gazi Mustafa Kemal Kırşehir’e geldi.
9 Şubat 1934 Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya arasında Balkan Antantı imzalandı.
4 Mart 1934 İstanbul Üniversitesi’nde Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü öğretime başladı.
6 Mart 1934 Eski Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Reşit Galip öldü.
20 Mart 1934 Başvekil İsmet (İnönü) Paşa Ankara Halkevi’nde devrim tarihi dersi verdi.
4 Nisan 1934 Ankara’da Türkiye – Çin dostluk antlaşması imzalandı.
15 Nisan 1934 Kurtuluş Savaşı komutanlarından Kemalettin Sami Paşa öldü.
27 Nisan 1934 Menemen-Bandırma-Manisa Demiryolu satınalındı. (27 Mayıs: Basmane – Afyon Demiryolu satınalındı
3 Mayıs 1934 Kayseri uçak fabrikasında yapılan ilk uçaklardan biri Ankara’ya uçtu.
14 Haziran 1934 T.B.M.M’de “İskan Kanunu” kabul edildi.
16 Haziran 1934 İran Şehinşahı Rıza Pehlevi Gazi Mustafa Kemal’i Ankara’da ziyaret etti.
21 Haziran 1934 Soyadı Kanunu kabul edildi.
2 Temmuz 1934 “Basma, Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu” yürürlüğe girdi.
13 Ağustos 1934 Bakırköy bez fabrikası açıldı.
18 Ağustos 1934 Dolmabahçe Sarayı’nda İkinci Türk Dil Kurultayı toplandı.
30 Eylül 1934 Keçiborlu’da Kükürt, Isparta’da Gülyağı Fabrikaları açıldı.
3 Ekim 1934 İsveç Veliahtı Prens Gustav Adolf, Ankara’da Gazi Mustafa Kemal tarafından kabul edildi.
19 Ekim 1934 Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
1 Kasım 1934 Ankara Kızılay’da Güven Anıtı açıldı.
20 Kasım 1934 Konya Ereğlisi Bez Fabrikası açıldı.
24 Kasım 1934 Mustafa Kemal Paşa’ya ATATÜRK soyadı verilmesi hakkındaki kanun kabul edildi.
24 Kasım 1934 Ayasofya Camisinin müze olması, Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edildi.
26 Kasım 1934 Efendi, Bey ve Paşa gibi lakap ve unvanların kaldırıldığına dair kanunun kabulü.
26 Kasım 1934 İsmet Paşa “İnönü” soyadını aldı.
3 Aralık 1934 Hangi dine mensup olursa olsun, din adamlarının mabet ve ayinler dışındaki dini kisve taşımalarının yasaklanmasına dair kanun kabul edildi.
5 Aralık 1934 Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkının verildiğine dair kanunun kabul edildi.
1 Ocak 1935 İstanbul Ruhtım Şirketi Devletçe satın alındı.
2 Şubat 1935 Ayasofya Müzesi halka açıldı.
18 Şubat 1935 “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun Tatbik Suretini Gösterir Nizamname” yayınlandı.
1 Mart 1935 Atatürk dördüncü kez Cumhurbaşkanlığına seçildi.
1 Mart 1935 İlk kadın milletvekillerinin katıldığı beşinci dönem T.B.M.M çalışmalarına başladı.
1 Mart 1935 Kayseri’de Atatürk Heykeli açıldı.
9 Nisan 1935 2/2295 sayılı kararname ile ordudaki rütbe adlarının yeni karşılıkları (bugünkü adları) saptandı.
18 Nisan 1935 İstanbul’da Milletlerarası Kadınlar Kongresi toplandı.
27 Mayıs 1935 T.B.M.M’de “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” kabul edildi.
2 Haziran 1935 Eski Milli Eğitim Bakanlarından, büyükelçi Vasıf Çınar öldü.
14 Haziran 1935 “Diyanet İşleri Reisliği Teşkilat ve Vazifelerine Dair Kanun” T.B.M.M’de kabul edildi.
14 Haziran 1935 T.B.M.M’de “Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun” kabul edildi.
14 Haziran 1935 T.B.M.M’de “Etibank Kanunu” kabul edildi.
14 Haziran 1935 T.B.M.M’de “Elektrik İşleri Etüt İdaresi Teşkiline Dair Kanun” kabul edildi.
5 Ağustos 1935 Fevzi Paşa – Ergani Demiryolu işletmeye açıldı.
16 Eylül 1935 Kayseri bez fabrikası açıldı.
13 Ekim 1935 Türkiye Mason Locaları, İçişleri Bakanlığınca kapatıldı.
21 Ekim 1935 Çerkez Ethem ve kardeşlerinin Atatürk’e hazırladığı suikast üzerine İstanbul Üniversitesinde gençlik, protesto mitingi yaptı.
23 Kasım 1935 Çalışmalarına son veren İstanbul Haliç Şirketinin işletmesi Belediyeye geçti.
29 Kasım 1935 Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası açıldı.
9 Ocak 1936 Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Atatürk tarafından açıldı.
20 Ocak 1936 Ankara’da toplanan Endüstri Kongresinde İkinci Beş Yıllık Sanayi Planının esasları kabul edildi.
25 Ocak 1936 İstanbul’da Vapurculuk Şirketi ile yapılan sözleşme, bütün kabotajın Denizyolları İdaresine geçmesini sağladı.
6 Şubat 1936 Beyaz Olimpiyatlarda ilk kez Türk Bayrağı dalgalandı. (Garmisch Parten – Kirchen Olimpiyatları).
21 Şubat 1936 İzmir Havagazı şirketi satın alındı.
24 Mart 1936 Afyon Zafer Anıtı açıldı.
25 Mart 1936 Afyon – Karakuyu, Bozanönü – Isparta Demiryolları işletmeye açıldı.
9 Nisan 1936 İstanbul Telefon Şirketi satın alındı.
6 Mayıs 1936 Ankara’da Devlet Konservatuarı kuruldu.
29 Mayıs 1936 Türk Bayrağı Kanunu kabul edildi.
1 Haziran 1936 T.B.M.M’de “Bankalar Kanunu” kabul edildi.
8 Haziran 1936 Sosyal Haklar ve Sosyal Güvenlik açısından ilk önemli adım olan “İş Kanunu” kabul edildi
20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Boğazlar tamamen Türk hakimiyetine geçti. Türk askerleri “gayri askeri” adı verilen bölgelere girdi.
11 Ağustos 1936 Berlin Olimpiyatları ile Türkiye Cumhuriyeti ilk altın madalyalarını kazandı
24 Ağustos 1936 Üçüncü Türk Dil Kurultayı Dolmabahçe Sarayı’nda toplandı.
1 Eylül 1936 Atatürk, Devletçilik görüşünü açıkladı.
4 Eylül 1936 Atatürk, çiftliklerini Devlete, bir kısım gayrimenkullerinide Ankara Belediyesi’ne bağışladı.
4-6 Eylül 1936 İngiltere Kralı VIII. Edward İstanbul’da Atatürk’ü ziyaret etti.
26 Ekim 1936 Kurtuluş Savaşı komutanlarından General Şükrü Naili Gökberk öldü.
1 Kasım 1936 Atatürk Toprak Kanunu üzerindeki düşüncelerini açıkladı.
3 Kasım 1936 Ankara’da Çubuk Barajı açıldı.
6 Kasım 1936 İzmit’de birinci Kağıt ve Karton Fabrikası açıldı.
28 Kasım 1936 Ereğli Kömür Şirketi’nin Hükümetçe satın alınma sözleşmesi imzalandı.
29 Kasım 1936 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde Devrim Tarihi dersleri başladı.
10 Aralık 1936 Zonguldak’ta Türk Antrasit Fabrikası törenle açıldı.
27 Aralık 1936 “İstiklal Marşı” şairi Mehmet Akif Ersoy öldü.
1 Ocak 1937 Şark Demiryolları (Sirkeci – Edirne) satın alındı.
27 Ocak 1937 Cenevre’de Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edildi.
4 Şubat 1937 İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi açıldı.
5 Şubat 1937 Altı ok, Anayasa’ya girdi. (T.B.M.M’de görüşülerek, kabul edilen “Teşkilat-ı Esasiye Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun” la altı ilke de Anayasa’ya alındı. Malatya milletvekili İsmet İnönü ve altı arkadaşının önerdiği değişiklik, ikinci maddeyi şu biçime soktu : “Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır.”)
8 Şubat 1937 T.B.M.M’de “Orman Kanunu” kabul edildi.
13 Şubat 1937 Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev Selanik Belediyesi’nce satın alınarak Atatürk’ün buyruğuna verildi.
28 Şubat 1937 Metoroloji Genel Müdürlüğü kuruldu.
3 Nisan 1937 Karabük Demir ve Çelik Fabrikasının temel atma töreni yapıldı.
7 Nisan 1937 Türkiye – Mısır dostluk, ikamet ve tabiiyet antlaşması yapıldı.
15 Nisan 1937 Selaların kaldırıldığı, diyanet işleri reisliğinin, yazısı ile valiliklere bildirildi.
23 Nisan 1937 İstanbul Yedek Subay Okulu’nda (Harbiye) Atatürk Anıtı açıldı.
4 Haziran 1937 T.B.M.M’de “Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Kanunu” kabul edildi.
9 Haziran 1937 T.B.M.M’de “Ankara’da Bir Tıp Fakültesi Tesisi Hakkındaki Kanun” kabul edildi.
11 Haziran 1937 Atatürk, Trabzon’dan, Hükümete “Bütün çiftliklerini ve mallarını millete bağışladığını” bildirmesi.
14 Haziran 1937 Hatay’ın Bağımsızlık Antlaşması Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı.
15 Haziran 1937 İş Kanunu yürürlüğe girdi.
17 Haziran 1937 “Kadıköy Su Şirketi”nin satın alınmasına dair sözleşme imzalandı.
1 Temmuz 1937 Fevzi Paşa – Meydanıekbez, Toprakkale – İskenderun Demiryolu satın alındı.
8 Temmuz 1937 Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’da Sâ’dâbat Paktı imzalandı.
12 Eylül 1937 Tunceli’de olay çıkaran Seyit Rıza ve arkadaşları teslim oldu.
20 Eylül 1937 İkinci Türk Tarih Kurultayı Dolmabahçe Sarayı’nda toplandı.
20 Eylül 1937 Atatürk, Türkiye’nin ilk resim galerisini Dolmabahçe’de açtı.
9 Ekim 1937 Nazilli Basma Fabrikası Atatürk tarafından açıldı.
25 Ekim 1937 İnönü Başbakalıktan çekildi. Celal Bayar Başbakanlık görevini devraldı.
28-30 Ekim 1937 Atatürk Ankara’da son defa Cumhuriyet Bayramı törenlerine katıldı.
27 Aralık 1937 T.B.M.M’de “Denizbank Kanunu” kabul edildi.
14 Ocak 1938 Türkiye-Irak-İran-Afganistan arasında aktedilen “Sadabat Paktı” T.B.M.M’de onaylandı.
22 Ocak 1938 Atatürk İzmit üzerinden Derince’ye geçti.
24 Ocak 1938 İzmir Telefon İşletmesi Hükümetçe satın alındı.
1 Şubat 1938 Atatürk’ün hazır bulunduğu törenle Gemlik Suniipek Fabrikası açıldı.
2 Şubat 1938 Bursa Merinos Fabrikası Atatürk tarafından açıldı.
13 Mart 1938 Kurtuluş Savaşı komutanlarından Orgeneral Cevat Çobanlı öldü.
30 Mart 1938 Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Atatürk’ün hastalığı hakkında ilk resmi bildiriyi yayınladı.
11 Nisan 1938 Üsküdar ve Kadıköy Su Şirketi satın alındı.
19 Mayıs 1938 Atatürk son defa 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerini izledi ve Hatay sorunu ile ilgili olarak -rahatsızlığına rağmen- Güney gezisine çıktı.
20-24 Mayıs 1938 Atatürk Hatay Sorunu nedeniyle Mersin dolaylarına gitti.
21 Mayıs 1938 Atatürk Mersin’de askeri geçit törenini izledi.
23 Mayıs 1938 İstanbul Elektrik Şirketi satın alındı.
24 Mayıs 1938 Atatürk’ün Adana’da askeri geçit törenini izlemesi.
1 Haziran 1938 Devletçe satın alınan Savarona Yatı İstanbul’a geldi.
16 Haziran 1938 Kadın Havacımız Sabiha Gökçen tek başına uçakla Balkan turuna çıktı.
19 Haziran 1938 Romanya Kralı II. Carol, Atatürk’ü İstanbul’da ziyaret etti.
20 Haziran 1938 T.B.M.M’de kabul edilen “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile 19 Mayıs günü “Gençlik ve Spor Bayramı” kabul edildi.
24 Haziran 1938 T.B.M.M, “Toprak Mahsulleri Ofisi Kurulması Hakkında Kanun”u kabul etti.
28 Haziran 1938 T.B.M.M, “Cemiyetler Kanunu”nu kabul etti.
3-4 Temmuz 1938 Türkiye ve Fransa, Hatay’da eşit sayıda asker bulundurmaları konusunda anlaşma yaptı. Birlikler 4 Temmuz’da Hatay’a girdi.
5 Temmuz 1938 Türk birliklerinin tümü Hatay’daki konuş yerlerine geldi.
24 Ağustos 1938 Demiryolu Kemah’a ulaştı.
29 Ağustos 1938 Askeri Mahkeme, Nazım Hikmet (Ran) ve başkalarını mahkum etti.
2 Eylül 1938 Hatay Millet Meclisi açıldı ve Devlet Başkanlığı’na Tayfur Sökmen seçildi.
5 Eylül 1938 Atatürk vasiyetnamesini yazdırdı.(Açılış: 28 Kasım 1938)
5 Eylül 1938 Atatürk’ün hastalık durumu hakkında, günlük resmi tebliğlerin yayımına başlandı. 17 Ekim 1938 Atatürk, ilk defa komaya girdi.
28 Ekim 1938 Ankara Radyosu yayına başladı.
29 Ekim 1938 Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri, vapurla Dolmabahçe önünden geçerken hep bir ağızdan İstiklal Marşını söyleyerek Atatürk’ü selamladılar.
29 Ekim 1938 Cumhuriyet’in 15 nci Yıldönümü dolayısıyla Atatürk’ün Türk ordusuna mesajı.
1 Kasım 1938 Başbakan Celal Bayar, Atatürk adına T.B.M.M açış konuşmasını yaptı.
8 Kasım 1938 Atatürk’ün hastalığının ağırlaştığını bildiren raporlar yeniden yayımlanmaya başlandı.
10 Kasım 1938 Atatürk maddi hayata gözlerini kapadı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayında son günlerini geçirdiği odası

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

0

 Sivas Katliamı Davası (30 Yılın Kısa Öyküsü)  / Şenal Sarıhan 

“Hukukun üstünlüğü demek,  Bireylerin, insanlık onurundan yararlanmasını  sağlamak için gerekli oldukları tartışılmayan prensipler, müesseseler ve usuller demektir.”

           (Milletlerarası Hukukçular Komisyonu, 1953-Yeni Delhi toplantısı)

 

Neden Sivas?

12 Eylül 1980 darbesi, demokratik hak ve özgürlükleri neredeyse biçip geçmişti. Olağanüstü dönem  resmi düzeyde  sonlanmıştı. Ancak dönem,  kamusal ve özel alanda ciddi bir tahribat yaratmıştı. Bu sürecin kısa sürede atlatılamayacağı açıktı.12 Eylül, pek çok alanda olduğu gibi laiklik alanında ülkeyi içinde bulunduğu noktadan çok gerilere taşımıştı. Bu durum, dine dayalı bir toplum özleminde olan bir parti TBMM’nde yer almasına da yol açmıştı. Çiller – İnönü Koalisyonu hem antidemokratik yasalarla hem de gericiliğin iktidar düzeyinde yarattığı ciddi kadrolarla kuşatılmış bir yürütme üzerine “iktidar” olmuştu.

Olağanüstü dönem, ilerici güçlerin mücadelesi ile sonuçlandırılmış olmasına karşın demokrasi güçlerinin önünde henüz alınacak çok büyük bir mesafe bulunuyordu.  Ancak,12 Eylül’ün büyütüp beslediği gerici güçler de boş durmuyorlardı. Daha önce elde ettikleri mevziyi kaybetmemek için harekete geçtiler. Her dönemde sarıldıkları iki  silahla yola çıktılar. Halkı birbirine düşman etmek için inançlar ve etnik kökenler üzerinden ayırımları tırmandırmaya çalıştılar.

Şunu unutmayalım ki, iki Türkiye var. Biri aydınlanmış Türkiye, diğeri geleneksel dini değerlere bağlı taşra Türkiye’si. Ne yazık ki bu ikinci kesim, geçmiş deneyimlerde de görülebileceği gibi dini fanatizmleri güçlü Şeriatçıların, kolayca harekete geçirebildiği bir alan oldu. Özellikle Alevi-Sünni ayırımı üzerine inşa edilen gerici politikalar,12 Eylül öncesinde Çorum, Kahramanmaraş, Sivas ‘da büyük katliamlara yol açtı. Çok sayıda aydın katledildi. Aydın katliamları, 12 Eylül’den sonra da durmadı. 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı, gerici ve çoğunluğu illegal olan örgütlerin amaçlarını gerçekleştirme yolunda planlı ve organize bir eylem olarak düzenlendi. Onlar için Sivas’taki siyasal ortam ve bir aydın imecesi olan ve çoğunluğu da Alevi yurttaşlarımızdan oluşan bir topluluğu bir araya getirecek olan  Pir Sultan Abdal Şenlikleri “elverişli bir ortam” olarak saptandı.

Sivas katliamına ilişkin Soruşturma ve Davalar:

 Yaşanan olay çok vahimdi. Ne var ki eylemcilerin yakalanması konusunda “özensiz” davranılmış, polis tutanaklarına göre 15.000 kişi olarak belirlenen eylemcilerden ancak çok küçük bir kısmı ve çoğunlukla da Sivas’tan katılan eylemciler yakalanmıştı. Üstelik o dönemde yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre, terör eylemi nedeni ile gözaltına alınan zanlıların avukat yardımı almaları olanaklı değilken bu kişiler, gözaltına alınmalarının ardından avukatları ile görüşüp hukuki yardımda almıştı. Açık video kayıtları ve olay yerinde çekilmiş fotoğraflara karşın, hemen tüm sanıklar, eylemle ilişkileri reddetmiş ve “geçiyorken uğradım. “  ya da “ oradan geçerken  gördüm.” Gibi savunmalarda bulunmuşlardı. Otelin perdelerini yakarken, gaz bidonunu taşırken, otel önündeki arabaları ters çevirirken ya da otelin içinde eşyaları parçalarken görünenlerin de aralarında bulunduğu bu gurup, savunmalarını hep inkar üzerine kurdular. Haklarında Terör Örgütü üyesi olmaktan dava açıldığı halde bu örgüt ya da bu denli büyük bir organizasyonu gerçekleştiren örgütler koalisyonuna dahil olan örgütlerin adları sorulmadığı gibi bu konuda bilgi veren bir sanık da olmadı.

Daha ilginç olan bu denli çok sayıda eylemcinin katıldığı katliamın iddianamesi olaydan 20 gün sonra düzenlenmiş oldu. Ülkemizde üç kişi hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının dahi aylarca sürdüğü gerçeği karşısında bu acele, kamuoyunun bir an önce tatmin edilmesi gibi bir gerekçe arkasına gizlenilse dahi esas olarak sanıkların saptanması ve delillerin toplanması konusunda ciddi bir ihmale neden oldu. İlk yakalanıp yargı önüne çıkarılan iki yüze yakın kişi ile yetinildi. Oysa, teknik olanaklar ve bütün gün süren eylemin aynı anda  televizyon kanallarında yer almış olması ve polis dahil olmak üzere çok sayıda amatör kamera ile eylemin saptanmış olması, savcılığın delil toplamasını son derece  kolaylaştırıyordu.

Bireysel Öldürüm mü? Şer’i Kalkışma mı?    

Soruşturmadaki eksikliklere rağmen Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.07.1993 günü, 78 sanık hakkında, Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Bu davada sanıkların bir kısmının 35 kişiyi yangın çıkarmak sureti ile öldürmek suçunun asli ve maddi eylemcileri olduklarını, bazılarının ise anılan eylemi teşvik ettikleri ya da eyleme yardımcı olduklarını iddia ederek cezalandırılmalarını talep etti. Bu 78 kişinin de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında ise tehdit, görevli memura mukavemet ve 2911 Sayılı Yasaya aykırılık nedeni ile Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Ayrıca Sivas’ta DGM’nin bulunmayışı nedeni ile 94 Sanık hakkında 3713 Sayılı Yasa’nın 7/1-2. maddelerine aykırı davrandıkları savı ile Kayseri DGM’nde dava açıldı.

İddianamelerde suç nitelemeleri hepimizi şaşırttı. Eylemciler;  “ Cumhuriyet burada kuruldu. Burada yıkılacak!”, “Laiklik gidecek, şeriat gelecek!”,  “Hizbullah geliyor!”, “Laik düzen yıkılacak”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Yaşasın Hizbullah!”, “Şeriat gelecek, yüzler gülecek!”, “Şeriat isteriz!”, “Muhammet’in ordusu laiklerin korkusu!”. sloganları ile eylemlerini sürdürmüş ve Madımak Oteli’nde bulunan 33 Şenlik katılımcısı ve 2 otel görevlisi  yakılmış, 46 kişi kendi çabaları ile otelden çıkmayı başarmıştı. Ancak aralarında ağır yaralı olanlar da bulunuyordu. Katliamın adiyen adam öldürme olarak nitelenmiş olmasını kabul edemezdik. Sanıklar, adlarını bile bilmedikleri, bir kez dahi görmedikleri 64 yaşındaki Asım Bezirci’yi, 12 Yaşındaki Koray Kaya’yı, çoğunluğu yirmili yaşlarını süren Filiz gibi kızları oğulları, değerli  sanatçıları  bireysel bir husumetle değil, siyasi bir kasıtla katletmişlerdi. Dinci- Gerici örgütler, Sivas’ta, Çorum, Tokat, Maraş’ta eksik bıraktıkları ve başaramadıkları “ şer’i iktidar” yürüyüşünü tırmandırmak için Sivas’a gelmişlerdi. Ve yine, pek çok insanın kutsalı olan din, siyasete alet ediliyordu. Olay sırasında yayınlanmakta olan Taraf ve Cuma gibi dergilerde ve kökten dinci günlük yayınlarda,  olaydan “Şanlı Sivas kıyamı- Sivas Taarruzu” diye söz ediliyor ve sanıklar “Şanlı Sivas kıyamı gazileri” olarak nitelendiriliyordu. (Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 30 1993, sayfa 8 – 22 / Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 33, sayfa 18, 20-22 / Cuma Dergisi Yıl 4, Sayı 181)

Davalar  Ankara’ya Gelmeliydi.

Katliam kurbanlarının büyük çoğunluğu  Ankara’da idiler. Dava’nın bu denli uzak bir yerde sürdürülmesi, aileler ve avukatları için ciddi bir sorun yaratacak, belki de dava hiç izlenemeyecekti. Bir başka ve daha önemli neden ailelerin Sivas’a her gidişlerinde, yeni bir travma ile karşılaşacak olmaları idi. Ve tabii, katliamcıların yeni katliamlara yönelmeleri gibi bir olasılık da yok değildi. Bu nedenle, yargılamaların Ankara’da sürdürülmesi için avukatlar olarak başvuruda bulunduk. Yargıtay 10. Ceza Dairesi , 18.08.1993 günü 1993/8899-8503 sayılı kararları ile anılan dosyaların güvenlik nedeni ile Ankara’ya aktarılmasına karar verdi.

Dava sürecinde neler yaşandı?

Dosyaların Ankara’da ilgili mahkemelere ulaşmasının hemen ardından Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 1993/169 Esas- 150 Sayılı kararları ile Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi de 14.10.1993 günlü 1993/1185 -551 Sayılı kararları ile eylemin, sıradan bir adam öldürme ya Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Yasası’nın ihlali olmadığı, doğrudan doğruya  anayasal düzeni değiştirmek, özellikle laiklik ilkesini ortadan kaldırmak kastı ile işlendiği, bu nedenle de DGM’nin görevli olduğu görüşü ile görevsizlik kararı verdiler. Nevar ki, Ankara DGM, Yargıç Albay Ertan Erunga’nın ayrışık oyuna karşın  bu isteği reddetti. Bunun üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı, Yargıtay 10. Ceza  Dairesi’nin  8-9-11.1993 tarihli kararları ile kaldırıldı.

Görevsizlik kararını vermiş olan heyet, özünde ihsası rey de bulunmuştu. Davayı yeni bir heyetin sürdürmesi etik olurdu. Ancak aynı heyet davaya devam etti. Bu sırada Heyet’in görevsizlik kararına katılmamış olan Hakim Albay Erunga Erzurum ya da Erzincan’a atanmıştı!!!

Hakim Albay Erunga; ayrışık oyunda şunları söylüyordu:

“Sivas’ta bir terör havası estiren ve yönetimin sokağa çıkma yasağı ilanına neden olan olayların kapsam ve boyutları ile sanıkların aynı amaç doğrultusunda ittifak ederek giriştikleri eylemlerin TC Anayasası’nın devletin nitelikleri arasında saydığı laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmasına yönelik ve Anayasa’nın ihlali şeklinde değişmesi kuvvetle muhtemel bulunan vasıf ve niteliği itibariyle “adi suçlar” kapsamında sayılmasına bu aşamada imkan  bulunmadığı kanısındayız.”

Sanıklar Mahkemeyi Tanımıyor:

 Sanıklar, duruşmaların ilk gününden başlayarak salonda terör estirdiler. Mağdurlara, tanıklara, avukatlara akla gelmedik hakaretlerde bulundular. İstedikleri zaman bağırıp gürültü yaptılar. Sanık sandalyelerinin üzerine çıkıp sözde namaz kıldılar. Atatürk, Cumhuriyet gibi sözcükleri her duyuşlarında iğne batırılmış gibi havaya fırlayıp hakaretlerde bulundular. Duruşma disiplini tümü ile kalmamıştı. Mahkeme, sanıklara hakim olamazken, bu sahneleri çeken ve izleyip yazan basına duruşmaları izleme yasağı koydu. Biz avukatlar olarak, basının duruşmalara alınmaması kararını bardağı taşıran son damla olarak gördük. Basın duruşmalara alınmayacaksa biz de duruşmalara katılmayacaktık. Bu talebimiz Mahkemeyi hiç etkilemedi ve istemimiz reddedildi. Duruşmalara karar gününe dek katılmadık. Ancak dosyayı adım adım izledik.

Heyet, 26.12.1994 günü karar verdi. Avukatlar olarak salonun kapısında idik. Karar, katliam sanıkları için adeta bir ödüldü. Ama onlar bu ödüle ceplerindeki bozuk paraları, kalem ve benzeri eşyaları yargıçların yüzüne atarak karşılık verdiler.  Mahkeme, 26 Sanık hakkında, indirimler de uygulayarak,  TCK’nın 450/6. maddesi gereğince  sonuç olarak 15 yıl ağır hapis cezasına  hükmetti. Bu kararla 37 kişi beraat etmiş, 60 Sanık ise; 2911 SY gereğince üçer yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Aynı gün çok sayıda tahliye oldu.

Eylem, Anayasal Düzenin Tebdil, Tağyir ve İlgasıdır

Karar, Cumhuriyet Başsavcılığı ve tarafımızdan temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 30.09.1996 günü, 25 sanık hakkındaki beraat kararını onadı. 14 sanık hakkındaki mahkumiyet kararını, beraat olması gerektiği saptaması ile bozdu. Diğer tüm sanıklar hakkında ise eylemin TCK’nun 146/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bozma ilamının ardından Mahkeme, 28.11.1997 günlü kararı ile 38 sanık hakkında TCK’nun 146/1. maddesi, 29 sanık hakkında TCK’nun 146/3. maddelerinden hüküm kurdu. 11 sanık hakkında ilk kararında direndi. 14 kişinin beraatine karar verdi.

Bu karar da temyiz edildi. YCGK, 24.12.1998 günlü kararında, yerel mahkemenin 11 sanıkla ilgili direnme kararını yerinde bulmadı.146/3 ten ceza almış olan 29 sanık ile beraat eden 14 sanık hakkındaki kararları onadı. İdam cezası alan 31 kişi hakkında ise nüfus kayıtları cilt numaraları ve mühürlerin okunamadığı kabulü ile kararı bozdu. Diğer 7 sanık hakkında da usulü zorunluluk nedeni ile karar, bozulmuş oldu.

 Sanıkların temyizi üzerine, üç sanık dışında kalan sanıklar hakkındaki mahkumiyet kararı, 04.05.2001 tarihinde  onanmış oldu. Bu üç sanık 3419 Sayılı Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak istiyordu. Bu sanıklar, anılan yasadan yararlanamadılar. Sonuç olarak Anılan üç sanık hakkındaki karar da 16.09.2002 tarihinde onanarak kesinleşti.

Davada Avukat Cephesi

Katliamın hemen ardından , eylemin Cumhuriyet ‘e yönelik bir kalkışma olması nedeni ile Barolar Birliği, davada  katledilenlerin  yanında yer alacağını açıkladı. O dönemde Genel Başkanı olduğum Çağdaş Hukukçular Derneği, kimi parti ve yayın organlarının hukuk birimlerinde yer alan avukatlar da davada zarar görenlerin yanında olmak istiyorduk. Doğru olan hepimizin TBB örgütlülüğü içinde ortak davranmamızdı. Belleğim beni yanıltmıyorsa 600 kadar avukat arkadaşımız vekalet aldı. Aramızda sözcüler belirledik. Ben de onlardan biriydim. Tüm dosyaların incelenmesi, tartışılması, stratejimizin ve atacağımız adımların belirlenmesinde kolektif bir çalışma gerçekleştirdik. Biz çoktuk. Ancak, bizi şaşırtan sanık avukatlarının da bizim sayımız kadar çok olmalarıydı. Bu gerçeğe, 2.10.1993 günü yapılan ilk duruşma günü Ankara-Sıhhiye Adliyesi önünde tanık olduk. Elbette, herkesin savunmaya hakkı vardı. Ancak, bu avukat grubu, meslektaşalar arasında o tarihlerde nerede ise hiç karşılaşmadığımız giysiler ve görüntüler içinde idiler. Şalvar tarzı pantolonları, tek düğmeli gömlekleri, uzun sakalları ile adeta tek tip görüntü veriyorlardı. İlk duruşmaya o tarihte milletvekili olan Şevket Kazan, avukat olarak katıldı. Oysa milletvekillerinin devlet aleyhine işlenen suçlara avukat olarak katılması yasal olarak olanaksızdı. Tümü ile siyasi bir mesaj niteliği taşıyan bu duruma hemen itiraz ettik. Mahkeme, Şevket Kazan’ın duruşmadan çıkarılmasına karar verdi. Ne var ki ilerleyen süreçte, sanık avukatları arasından bakanlar, milletvekilleri çıktı. Pek çoğu, devlet yönetiminin etkin çarklarının başlarına getirildiler.

 Katliamcılar  Hep” Şanslı” Oldular

İlk duruşmadan başlayarak Mahkeme, çok sayıda tahliye kararı verdi. Bunlardan daha sonra idam cezası alanlar oldu. Fakat, haklarında çıkarılan gıyabi tutuklama kararları vicahiye çevrilemedi. Bugün dava 30. yıla ulaşırken, salınmış olan sanıkların önemli bir bölümü hala yakalanmadılar. Çünkü örgütlü bir biçimde yurt dışına kaçırıldılar. Onların iadesi yolundaki çabalarımız da  sonuç vermedi. Almanya, Avusturya ve Arabistan gibi ülkelerle yapılan yazışmalardan olumlu bir yanıt da alınamadı. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, sekizi TCK 146/1 den kesin hükümlü olan 15 sanığın kırmızı bültenle arandıkları açıklaması yaptı.

Bugün, sadece daha önce salınmamış olan ve tutuklu bulundukları sırada haklarında TCY’nın 146/1. maddesi nedeni ile hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş olan  sanıkların cezaevlerinde bulunduğu bilgisine sahibiz. Bunun dışında TCK 146/3. Madde ve 2911 Sayılı Yasa’dan ceza almış olan kaç sanığın cezasının infaz edildiği ve kaç şüphelinin aranmakta olduğuna ilişkin hiçbir bilgiye ulaşamıyoruz. Bu konuda çeşitli milletvekillerinin vermiş olduğu soru önergelerine de yanıt verilmiyor.

Kararların kesinleşmesinin ardından TCY’nda değişiklikler oldu. Yeni TCY olan 5237 Sayılı Yasa yürürlüğe girmeden, haklarındaki karar kesinleşmiş olan sanıklardan 13’ü, yeni yasa da sanıkların ceza aldığı TCK:146/3. maddenin karşılığı olmadığı gibi yanlış bir gerekçe ile salındılar.  Bu salınma işlemi daha sonra geri alındı ise de sanıkların yakalanıp yakalanmadıkları konusunda bilgiye ulaşamıyoruz.

Başta Akit olmak üzere, Katliam sanıklarının “suçsuzluğu” konusunda yayınlarını sürdürdüler. Son olarak, yaşlı ve hasta olduğu gerekçesi ile 35 insanı yakarak katletmekten sorumlu Ahmet Turan’ın yaşlı ve hasta olduğu gerekçesi ile  Cumhurbaşkanlığınca affını sağladılar. Bugün içerde olan, Ahmet Turan kadar yaşlı , hasta ve hiçbir insan kıyımına karışmamış onlarca mahkumun benzer talebi karşılanmazken, bu şahsa sunulan “af” fı anlamak ve kabul etmek olanaksız. Nitekim, bu konuda dava hakkımızı da kullandık ve yanıt bekliyoruz.

2. Dava (Erçakmak ve Arkadaşları)

 Bu dava 14 Mart 2011 günü karara bağlanan ek dosyanın 1 numaralı sanıklarından  olan Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak, ve daha sonra yakalanan altı sanık hakkında devam etti. Erçakmak, Aziz Nesin, otelden kurtarılırken, yangın merdivenine saldırarak, kurtulmasını engellemek isteyen kişi idi.18 yıl ele geçmedi. Evini aradıklarını ve bulamadıklarını söyleyen emniyet görevlileri, evinde olmadığına ilişkin tutanaklar tuttular. Her celse, bu tutanaklar dosyamıza girdi. Son olarak,  Fransa’da olduğu bilgisi geldi. .Fransa’dan iadesi beklenirken Sivas’taki evinden cenazesi çıktı. Gizlice gömmek istediler. Ancak, mızrak çuvala sığmadı. Türkiye’ye nasıl geldi? Ya da 18 yıl Türkiye’de nasıl saklandı?  Bir insanın 18 yıl saklanmasını ancak örgütlü bir yapının sağlayacağı açık değil mi? Bu dosyada neden örgütler araştırılmadı?

Erçakmak’la birlikte yargılanan sanıklar,, savunmalarında Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ, Necmi Karaömeroğlu  Sivas’ta evlendiklerini, askere gittiklerini, çocukları olduğunu, ehliyet aldıklarını ama hiçbir resmi makamın kendilerine arandıkları hakkında bilgi vermediklerini, yakalamadıklarını söylediler. Bu nasıl oluyordu? BU dava da TCY’na “İnsanlığa Karşı Suç “ tanımının girmiş olmasını da dayanak göstererek,  bu tür suçlarda zaman aşımı kararı verilemeyeceğini ısrarla savunduk. Mahkeme , ne yazık ki bu istemimize olumlu yanıt vermedi. Temyizimizden de olumlu bir sonuç alamadık.

30 Yılda Sayısız Hukuksuzluk Yaşandı:

Cezaevindeki sanıklar da özel muamele gördüler. Sayın Kazan, Milletin Vekili olarak ziyaretlerini eksik bırakmadı. Eşler ile birlikte olmanın  yasak olduğu tarihlerde içerdeki katliamcı sanık, eşini hamile bıraktı. “ Zürriyetini korumak istediğini” iddia etti.  Yaşamından edilmiş otuzbeş insanın “zürriyeti “ hesap edilmedi.

Ve Vahit Kaynar Olayı. TCK’nun 146/1. Maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş ve cezası kesinleşmiş olan sanık, Almanya’da büyük bir zenginlik içinde yaşıyorken, gezmek için gittiği Polonya’da tesadüfen yakalandı. Haber alıp iadesi için başvuruda bulunduk. İade dosyası yasal süre içinde hazırlanamadığından, sanık serbest bırakılarak, Almanya’ya döndü.

3. Dava:

Şu anda üç sanık hakkında yargılama sürüyor. Murat  Karataş, Murat Songur ve Eren Ceylan TCK’nun 146/1. maddesine ihlal ettikleri savı ile yargılanıyorlar. İade edilmediler. 14 Eylül’de duruşmamız var. Bizim mahkemeye , yurt dışındaki alevi örgütlerinin yurt dışındaki yargı makamlarına  yaptıkları sayısız başvuru ve adres bildirimlerimizin  hiçbirinden olumlu sonuç alınamıyor. Bu davada yargılama sürüyor. Erçakmak dosyasında olduğu gibi bu davada da yargıçlara sürekli hukuki bir gerçekliği anımsatıyoruz:

Erçakmak ve Arkadaşları ve devam eden üçüncü dava yönünden 2014  ve 2019 tarihli Anayasa Mahkemesi Başvurularımız bulunuyor. Henüz sonuç bekliyoruz. Ahmet Turan Kılıç’ın affı işleminin iptali ile ilgili Danıştay’da başvurumuz sürüyor. Ayrıca aileler adına  Madımak Oteli’nin “İnsanlık-Utanç Müzesi” olması için açılmış davalar bulunuyor. Daha önce aileler ve alevi kurumları  Bakanla çeşitli görüşmeler yaptılar.. Onlara söz verildi. Madımak, kamulaştırıldı. Ancak burası “Bilim ve Kültür Merkezi” adını aldı. Şuna inanıyoruz ki Madımak Oteli birgün mutlaka Utanç Müzesi olacak. Ve yine inanıyoruz ki Sivas Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bilindiği gibi insanlığa karşı suç söyle tanımlanıyor:

  “Siyasal, felsefi, ırki, dini saiklerle sivillere, toplumun bir grubuna karşı, bir plan doğrultusunda, yaygın ve çok sayıda mağdura, doğrudan, ağır şekilde, çok kalabalık bir grup tarafından, geniş çaplı, bilinçli, istemli bir eylem , insan türünün onuruna karşı, topyekün bir kıyım ve aykırılık, evrensel etik değerleri ihlal , insanlık vicdanında onulmaz  yara açan olay”

Sivas Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Ve anımsatmak isteriz ki en kalıcı kararları mahkemeler değil, tarih verir.

Sivas Katliamı Davası’ndan Öğrendiklerim:   

Sivas Katliamı davası, insan haklarından yana hukukun ülkemizde yerleşmesi için mücadele eden pek çok avukatın görev almayı bir sorumluluk saydığı dava oldu. Dava başladığında bir örgüt başkanı olarak özel bir sorumluluğum da vardı. Ancak beni bu davanın gönüllüsü kılan esas nedenin, yakınlarını Madımak yangınında yitirmiş olan ailelerin acılarını, hak arama mücadelesi ile birleştirmedeki kararlılıkları oldu. Yirmi yıldır, aralarında yaşamla vedalaşanların dışında Ankara’da yaşayan aileler, her duruşmaya dirençle katıldılar. Yeter Gültekin kilometrelerce öteden Almanya’dan pek çok davaya katılmak için geldi. Aileler, her 2 Temmuz’da mitinglerin en ön saflarında yürüdüler. Çocuklarının mezarları başında yakıcı güneş altında hep birlikte oldular. Önemli bir nokta da Alevi Topluluğu, bu sürece karşı örgütlü bir direnç gösterdi. Pir Sultan Abdal Derneği Avrupa Alevi Federasyonu ve pek çok kuruluş, demokratik bir hakkı kullanarak hep birlikte davanın arkasında durdular. Kendilerine yöneltilmiş saldırganlığa karşı demokratik bir araçla yani örgütlülükle ve insani bir araçlarla, yani dirençle karşı koydular. Sorunun sahibi elbette hepimizdik. Ama başka bir gerçek var: Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Onlar ayakta durmasa idi belki hukukçular olarak biz de yorgun olurduk. Hiç yorgun olmadık.. Onlar gibi… Mücadele, insanı diriltiyor. Bütün olumsuzluklara, “yenilgilere” karşın!!! Çünkü büyük bir özlemimiz var: Adaletin erdem olduğuna inanıyoruz. Gericiliğin ve yeni katliamların ancak adil kararlarla yenileceğine inanıyoruz., Umutsuz değiliz… 10.07.2023

                                                                                                   :

Şenal Sarıhan Hakkında

17 Şubat 1948’de Eskişehir Sivrihisar’da doğdu. Baba adı Süleyman Hüsamettin, anne adı Müşerref’tir. Öğretmen ve  avukat olarak uzun yıllar boyunca görev yaptı. 12 Mart Askeri Muhtırası sonrası yargılandı. İzmir Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. TÖS, TÖB-DER içinde yönetim kademelerinde yer aldı. Çağdaş Hukukçular Derneğinde Genel Başkanlık, Cumhuriyet Kadınları Derneği Kuruculuğu ve Genel Başkanlığı, CHP Yüksek Disiplin Kurulu ve Parti Meclisi Üyeliği görevlerinde bulundu. Hukuk ve edebiyat alanında çeşitli kitapları ve makaleleri bulunmaktadır. İnsan hakları aktivisti olup, uluslararası platformda 100 Kahraman Kadın ve Robert Kennedy İnsan Hakları Ödülü sahibidir. Ayrıca yurt içinde de ödülleri bulunmaktadır.  Orta düzeyde Fransızca bilen Sarıhan, evli ve 2 çocuk annesidir.

Yaşamı boyunca Kadın Hakları ve İnsan Hakları alanında faaliyetler yürüttü. Sivas Katliamının olduğu günlerde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanlığı sıfatıyla ve avukat olarak sorumluluk üstlendi. Madımak Davası’nı başından itibaren bu güne kadar takip etti.

BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi: 10 Yıllık Stratejik Plan

0

BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi: 10 Yıllık Stratejik Plan (UNITED NATIONS CONVENTION TO COMBAT DESERTIFICATION:The 10-year strategic plan and framework)

Giriş

1. Rio Zirvesinin bir sonucu olarak geliştirilmiş olan Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (BMÇMS), hassas ekosistemlerin ve toplumların bulunduğu kurak alanlardaki arazi bozulmasına dikkat çeken bir araçtır.

Yürürlüğe girmesinden 10 yıl sonra, BMÇMS evrensel üyelikten yararlanmış ve giderek daha çok kişi tarafından yoksulluğu küresel ölçekte azaltılmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya kalıcı bir katkıda bulunabilecek bir araç olarak tanınmıştır.

2. On yıllık bir uygulamanın ardından, sınırlayıcı faktörlerin sözleşmenin en etkili şekilde uygulanmasını engellediğinin farkına varıldı. Bu faktörlerden öne çıkanlar, 2 kardeş RIO sözleşmesiyle karşılaştırıldığında, yetersiz finansman, zayıf bilimsel temel, yetersiz savunuculuk ve seçilen bölgeler arasındaki bilinç farklılığı, kurumsal zayıflık ve taraflar arasında fikir birliğine ulaşmada yaşanan zorluklar olduğu görünmektedir.

3. Aynı zamanda, BMÇMS yürürlüğe girdiği ilk günden bu yana giderek genişleyen bir çevrede çalışmalar yapmaktadır ve önümüzdeki 10 yıl içinde uygulanmasını etkileyecek farklı sınırlar ve fırsatlarla yüzleşecektir.

4. RIO’dan sonra Milenyum Kalkınma hedeflerinin benimsenmesiyle; Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi (WSSD)’nin sonuçları, Afrika’ya ve az gelişmiş ülkelere artan destek, iklim değişikliğine adaptasyonda ve iklim değişikliğinin etkilerinin hafifletilmesinde daha kararlı olunması, küresel tarım ticaretinin liberalleşme olasılığı, çevresel mülteci ve göçmenlerin artan sayısıyla birlikte fakirlik ve çevresel bozulumun üzerindeki etkileri aydınlatan çevre politikaları artmıştır.

5. Küresel ölçekte kurak alanlardaki arazi bozulmasıyla ilgili biyofiziksel ve sosyo/ekonomik akımların anlaşılmasına bilimsel olarak katkıda bulunan kurak alan ekosistemleri üzerine Milenyum Değerlendirme(MA) çalışmalarıyla geliştirilmiştir. (MA) aynı zamanda, kurak alan ekosistemleri ve bu alanlarda yaşayan insanlar üzerindeki veri ve bilgi ana boşluklarını haritalamak konusunda da katkı sağlamıştır.

6. Çevre finansmanı, Küresel Çevre Fonu (GEF)’nun sözleşmenin finansman mekanizması olması ve resmi kalkınma yardımı (ODA) akışlarının 10 yıllık bir durgunluğun ardından artması ve kırsal kalkınma ve tarımın kaynaklarındaki düşüş ile birlikte, son 10 yılda oldukça değişmiştir. Donörler, finansman stratejilerinde Yoksulluğu Azaltma Strateji Bildirisi (PRSP)’ne dayanan ülke-bazlı öncelikler ve diğer ülkekontrolündeki kalkınma planlama araçlarını destekleme araçlarına odaklandılar. Son olarak, çeşitli ekolojik hizmetler ve karbon finansman ödemeleri de dahil olmak üzere yenilikçi çeşitli finansman araçları hayata geçmiştir.

7. Bu yeni çevrede yirminci yıla girerken başarıların değerlendirilmesi ve sözleşmenin sınırlayıcı faktörleriyle birlikte bu stratejik plan için bir başlangıç noktası sağlamaktadır.

Bu stratejik plan, Sözleşmenin temel zorluklarına dikkat çekmek, güçlerinden istifade etmek, finansman çevresinden ve yeni politikalar sayesinde ortaya çıkan fırsatları kapmak ve bütün BMÇMS paydaşları için yeniden canlandırılmış ortak bir görüş yaratmak için eşsiz bir fırsat sağlamaktadır.

II. Vizyon

8. Sözleşmenin gelecek hedefi, yoksulluğu azaltmak ve çevresel sürdürülebilirliği desteklemek amacıyla etkilenmiş arazilerdeki kuraklık etkilerini azaltmak ve çölleşme ve arazi bozulmasını engelleyip geriye döndürmek için küresel bir ortaklık oluşturmaktır.

III. Stratejik Hedefler ve Beklenen Etkiler

9. Aşağıdaki “ stratejik hedefler”, siyasi iradenin artırılması da dahil olmak üzere, 2008- 2018 yıllarında bütün BMÇMS paydaşlarının ve ortaklarının faaliyetlerine rehberlik edecektir. Bu uzun süreli hedeflerini karşılamak, yukarıda bahsedilen vizyonu gerçekleştirmeye katkı sağlayacaktır. “Beklenen etkiler” stratejik amaçlar doğrultusunda planlanan uzun süreli etkilerdir.

Stratejik Hedef 1: Etkilenmiş nüfusun yaşam koşullarının iyileştirilmesi

Beklenen etki 1.1. Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklıktan etkilenmiş alanlarda yaşayan insanların daha çeşitli geçim yollarına sahip olmalarını ve sürdürülebilir arazi yönetiminden ortaya çıkan gelirden istifade etmelerini sağlamak.

Beklenen etki 1.2. Etkilenmiş nüfusun iklim değişikliğine, iklim çeşitliliğine ve kuraklığa karşı sosyo/ekonomik ve çevresel kırılganlığı azaltmak.

Gösterge S-1: Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklık süreçlerinden olumsuz etkilenen insan sayısındaki düşüş.
Gösterge S-2: Etkilenmiş alanlarda yoksulluk sınırının üzerinde yaşayan insan oranındaki artış.
Gösterge S-3: Etkilenmiş alanlardaki yeterli beslenme seviyesinin altında besin enerjisi tüketen nüfusun oranında azalma.

Stratejik Hedef 2: Etkilenmiş ekosistemlerin koşullarının iyileştirilmesi

Beklenen etki 2.1. Etkilenmiş alanlarda arazi verimliliği ve diğer ekosistem ürün ve hizmetleri geçim kaynaklarına katkı sağlayarak sürdürülebilir bir şekilde artırılmıştır.
Beklenen etki 2.2. Etkilenmiş ekosistemlerin iklim değişikliğine, iklim çeşitliliğine ve kuraklığa karşı hassasiyeti azaltılmıştır.
Gösterge S-4: Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklıktan etkilenen toplam alanda azalma.
Gösterge S-5: Etkilenmiş alanlarda net temel verimlilikte artış.

Stratejik Hedef 3: BMÇMS’nin etkili bir şekilde uygulanması sağlanarak küresel faydalar oluşturmak.

Beklenen etki 3.1. Sürdürülebilir arazi yönetimi, çölleşme ve arazi bozulumuyla mücadele iklim değişikliğinin etkilerinin hafiflemesine ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir kullanımına ve korunmasına katkıda bulunmaktadır.
Gösterge S-6: Etkilenmiş alanlardaki karbon stoğunda (toprak ve bitki biyokütlesi) artış.
Gösterge S-7: Orman, tarım ve akuakültür bölgeleri sürdürülebilir yönetim altında

Stratejik Hedef 4: Sözleşmenin uygulanmasını desteklemek için ulusal ve uluslararası aktörler arasında etkili bir ortaklık oluşturarak kaynakları harekete geçirmek.

Beklenen etki 4.1. Artan finansal, teknik, teknolojik kaynaklar, etkilenen taraf ülkelere ve Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerine sözleşmeyi uygulamak için harekete geçirildi.

Beklenen etki 4.2. Tüm seviyelerde BMÇMS uygulaması için politika ortamları geliştirildi.

Gösterge S-8 : Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için mevcut finansman çeşitliliğinde ve seviyesinde artış.

Gösterge S-9: Kalkınma politikaları ve tedbirleri çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklığın etkilerinin hafifletilmesi gibi konulara dikkatleri çeker konuma gelmiştir.

IV. Misyon

10. Bilim ve teknolojideki mükemmellik, kamuoyu bilinçlendirme ve standart belirleme, savunuculuk ve kaynak mobilizasyonu aracılığıyla çölleşme/arazi bozulumunu tersine çeviren, kuraklığın etkilerini azaltan ulusal ve bölgesel politikaları, programları ve tedbirleri geliştirmeyi ve uygulamayı destekleyen dolayısıyla yoksulluğun azaltılmasına katkıda bulunan küresel bir çerçeve sunmak.

V. Operasyonel Hedefler ve Beklenen Çıktılar

11. Aşağıdaki “ Operasyonel Hedefler” yukarıda belirtilen stratejik amaçlar ve vizyonun desteklenmesi için kısa ve orta vadede BMÇMS’nin bütün paydaş ve ortaklarının faaliyetlerine rehber olacaktır. “Çıktılar” operasyonel khedefler doğrultusunda elde edilmesi planlanan kısa ve orta dönemli etkilerdir.

Operasyonel Hedef 1: Savunuculuk, Bilinçlendirme ve Eğitim

Çıktı 1.1: Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklık konuları ile iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve adaptasyon ile biyolojik çeşitliliğin korunması arasındaki sinerjiler uluslararası, ulusal ve yerel düzeylerde kilit kişiler arasında etkin bir şekilde iletişimi yapılmaktadır.

Çıktı 1.2: Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklık konuları tarım ticareti, iklim değişikliğine adaptasyon, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanım, kırsal kalkınma, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun azaltılması gibi konularda dahil olmak üzere ilgili uluslararası forumlarda ele alınmaktadır.

Çıktı 1.3: Kuzey ve güneydeki sivil toplum kuruluşları(STK) ve bilim toplumu Sözleşme süreçlerinde paydaş olarak giderek daha çok yer almaktadır ve çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklık, bilinçlendirme, savunuculuk ve eğitim faaliyetlerine daha fazla dahil edilmiştir.

Operasyonel Hedef 2: Politik çerçeve

Çölleşme/arazi bozulumuyla mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çözümlerinin yaygınlaştırılmasına imkan verecek ortamların yaratılmasına destek olmak.

Çıktı 2.1: Çölleşme/arazi bozulumunun politik, kurumsal, finansal ve sosyo/ekonomik etmenleri ve sürdürülebilir arazi yönetimindeki engeller değerlendirildi ve bu engelleri yok etmek için alınması gereken uygun tedbirler önerildi.

Çıktı 2.2: Etkilenen taraf devletler biyofiziksel ve sosyoekonomik temel bilgi destekli stratejik belgeler aracılığıyla kendi ulusal eylem planlarını gözden geçirdi ve entegre yatırım çerçevelerine dahil ettiler.

Çıktı 2.3: Etkilenen Taraf devletler, kendi Ulusal Eylem Planları ile sürdürülebilir arazi yönetimi ve arazi bozulumu konularını, kalkınma planlarını, ilgili sektörel ve yatırım planlarıyla ve politikalarıyla entegre ettiler.

Çıktı 2.4: Gelişmiş Taraf devletler, kendi BMÇMS amaçlarını ve sürdürülebilir arazi yönetimine müdahalelerini ulusal sektörel ve yatırım planlarının desteğiyle kalkınma işbirliği programları/projelerine göre düzenlediler.

Çıktı 2.5: Çölleşme ve arazi bozulması eylem planları ile biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliğin etkilerinin azaltılması ve uyumu eylem planları arasında karşılıklı bağlayıcı tedbirler getirildi ve güçlendirildi.

Operasyonel Hedef 3: Bilim, teknoloji ve bilgi.

Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklığın etkilerini hafifletmeyle ilgili teknik ve bilimsel bilgi konusuda küresel bir yetkili olmak.

Çıktı 3.1: Etkilenen ülkelerdeki biyofiziksel ve sosyoekonomik trendler konusunda ulusal izleme ve hassasiyet değerlendirmeleri desteklenmiştir.

Çıktı 3.2: Biyofiziksel ve sosyo/ekonomik konular üzerindeki mevcut sağlam verilere dayanan temel çalışma geliştirilmiş ve ilgili bilimsel yaklaşımlar kademeli olarak uyumlu hale getirilmiştir.

Çıktı 3.3: Biyofiziksel ve sosyo/ekonomik faktörler ve onların etkilenen arazilerdeki etkileşimleri ile ilgili bilgi daha iyi karar vermek için geliştirildi.

Çıktı 3.4: Etkilenen arazilerdeki aşınmış arazilerin restorasyonları, kuraklığın hafifletilmesi ve iklim değişikliğine adaptasyon arasındaki etkileşim ile ilgili bilgi karar verme aşamasına yardım sağlayacak araçların geliştirilmesi için iyileştirildi.

Çıktı 3.5: Karar vericileri ve son kullanıcıları desteklemek amacıyla küresel, bölgesel, alt-bölgesel ve ulusal seviyelerde geleneksel bilgi, iyi uygulamalar ve başarı hikayelerinin paylaşımları ve tanımlanması da dahil olmak üzere, etkin bilgi paylaşımsistemleri hayata geçirilmiştir.

Çıktı 3.6: Çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklık ile ilgili kurumlar, bilim ve teknoloji ağları ile BMÇMS uygulamasını desteklemek amacıyla konuya dahil olmuşlardır. Operasyonel Hedef 4: Kapasite Geliştirme Kuraklığın etkilerini azaltmak ve çölleşme ve arazi bozulmasını engelleyip geriye döndürmek için kapasite geliştirme ihtiyaçlarını tanımlamak ve ele almak.

Çıktı 4.1: Ulusal Kapasite Öz Değerlendirme (NCSA)’yi gerçekleştiren ülkeler, ulusal ve yerel düzeylerde çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklık konularının üstesinden gelmek amacıyla bireysel, kurumsal ve sistemik düzeylerde gereken kapasiteyi geliştirmek için ortaya çıkan eylem planlarını uygulamaktadır.

Çıktı 4.2: Daha önce kapasite geliştirme değerlendirmesi yapmayan ülkeler ulusal ve yerel düzeylerde çölleşme/arazi bozulumu ve kuraklığının üstesinden gelmek amacıyla kapasite gereksinimlerini tanımlamak için ilgili değerlendirme süreçlerinde bulunması gerekmektedir.

Operasyonel Hedef 5: Finansman ve Teknoloji transferi

Ulusal, iki taraflı ve çok taraflı finansman ve teknolojik kaynakların etkinliğini ve verimini artırmak içinkoordinasyon ve hedef tespitini geliştirmek ve harekete geçirmek. Çıktı 5.1: Etkilenen Taraf devletler, politik baskılarının etkinliğini arttırmak amacıyla ulusal, iki taraflı ve çok taraflı kaynakları kullanmak için entegre yatırım çerçeveleri geliştirmektedir.

Çıktı 5.2: Gelişmiş Taraf ülkeler kuraklığın etkilerini azaltmak ve çölleşme ve arazi bozulumunu engelleyip tersine döndürmek amacıyla yerel girişimleri desteklemek için önemli ve yeterli miktarda; öngörülebilir ve zamanında finansal kaynaklar sağlamaktadır.

Çıktı 5.3: Taraflar, bu kurumların yönetim organlarında bulunan BMÇMS/ Sürdürülebilir arazi yönetimi gündemini destekleyerek Küresel Çevre Fonu (GEF)’da dahil olmak üzere uluslararası finans kuruluşlarından, olanaklardan ve fonlardan gelen finansal kaynakları harekete geçirmek amacıyla çabalarını arttıracaklardır.

Çıktı 5.4: İklim değişikliğinin etkilerinin hafifletilmesi ve adaptasyon, biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir kullanım, açlık ve yoksulluğun azaltılması için özel kaynaklardan, piyasa-temelli mekanizmalara, ticarete, vakıflara, sivil toplum kuruluşlarına ve diğer finans mekanizmalar da dahil olmak üzere, finans ve finansman mekanizmalarının yenilikçi kaynakları, kuraklığın etkilerini hafifletmek ve çölleşme/arazi bozulumuyla mücadele amacıyla tanımlanmıştır.

Çıktı 5.5: Etkilenen Taraf ülkelerce teknolojiye erişim, bilhassa Güney-Güney ve KuzeyGüney işbirliği çerçevesinde yeterli finansman, etkin ekonomik ve politik teşvikler ve teknik destek aracılığıyla kolaylaştırılmıştır.

VI. Uygulama Çerçevesi

12. Bu bölüm, yukarıda bahsi geçen amaçları karşılamada BMÇMS kurumlarının, ortaklarının ve paydaşlarının rollerini ve sorumluluklarını tanımlamaktadır.

A. Bilim ve Teknoloji Komitesi

13. Bilim, teknoloji ve bilgiye ilişkin 3 nolu operasyonel hedef stratejik planın temel unsurlarından biridir. Bilim ve Teknoloji Komitesi (BTK), 1 nolu operasyonel hedefi uygulamakta destekleyici rol oynamakla birlikte öncelikle bu amacı yerine getirmekten sorumludur. Bu görevi yerine getirebilmek için, BTK çölleşme/arazi bozulumunun sebebini ve etkilerini anlamak konusunda ayrıntılı, tarafsız, açık ve anlaşılır bilimsel, teknik ve sosyoekonomik bilgi temelinde bu uygulamayı desteklemek, tavsiyelerde bulunmak ve değerlendirmek için güçlendirilmeli ve Taraflar Toplantısı kararlarını bildirmelidir.

14. BTK aşağıdaki yönde yeniden şekillenmelidir:
(a)Kurumsal Düzenlemeler

(i) BTK’da temsil ve uzmanlar listesi profesyonel uzmanlığa dayanmalı ve biyofizik ve sosyoekonomik bakış açılarıyla ilgili çok kapsamlı disiplin ve tecrübeleri içermelidir. Birleşmiş Milletler kurallarına göre tarafsız temsilciliğe saygı göstermelidir. Taraflar, Birleşik Kontrol Biriminin tavsiye kararları uyarınca bu konuyla ilgili belirli bir prosedür belirlemelidir.

(ii) Taraflar Toplantısı, bu stratejik plana uygun olarak, devamlılığı sağlamak ve Taraflar Toplantısına güncel politika önerisi temin etmek amacıyla Sözleşmenin Gözden Geçirilmesi Komitesi ve Bilim ve Teknoloji Komitesinin eş zamanlı toplantı ihtimali de dahil olma üzere, Bilim ve Teknoloji Komitesi toplantılarının sıklığına karar verir.

(iii) Taraflar Toplantısı, kurul başkanını 2 yıllık bir dönem için atar. Bilim ve Teknoloji Komitesi bürosu üyelerini de aynı zamanda 2 yıllık bir dönem için atar. Bilim ve Teknoloji Komitesinin çalışmalarındaki devamlılığı sağlamak için büro üyelerinin değişiminin derecelendirilmesi amacıyla, istisna olarak, üyelerin yarısı Taraflar Toplantısı COP8’de 2 yıllık bir dönem için atanacaktır.

(b) Çalışma Programı

(i) Taraflar Toplantısı, Bilim ve Teknoloji Komitesine odaklı çalışma programını benimser ve bu stratejik planı temel alan belirgin öncelikler koyar.
(ii) Taraflar Toplantısı, sorunları ele almak için uygun görüldüğü şekilde bilinen bilimsel kurumları ve konusunda uzman kişileri davet edebilir.
(iii) Uygulama Biçimi:

a. Bilim ve Teknoloji Komitesi bu stratejik planın sonuçlarına ve amaçlarına uygun olarak Sonuçlara Odaklı Yönetim (RBM) yaklaşımını izleyerek iki senelik bir çalışma programı geliştirecektir.
b. Bilim ve Teknoloji Komitesi toplantıları, Taraflar Toplantısı’nda politika oluşturmak ve diyalogla ilgili bilgiler veren yayımlanmış kaynakların ve emsal değerlendirmelerinin derlemesi ve analizlerine dayanan politika odaklı tavsiye kararları ve sağlam bilimsel sonuçlar ortaya koyacaktır.
c. Bilim ve Teknoloji komitesi, BMÇMS’nin bilimsel ve teknik yapısını güçlendirmek amacıyla, kendi himayesi altında çölleşme/ arazi bozulumu konularında üstün başarı göstermiş bilim ve teknoloji uzmanlarını, ağlarını, kurumlarına seferber edecektir.
d. Bilim ve Teknoloji Komitesi, sonuçlarına yüksek düzeyli uzmanlık ve sistematik emsal değerlendirme ekleyerek bir araya getirme gücünü arttıracaktır.
e. Bilim ve Teknoloji Komitesi gündemi, uygun gördüğü şekilde her iki yılda bir gözden geçirilen bir veya iki önceliğe odaklanacaktır.
f. Bilim ve Teknoloji Komitesi, ilgili kuruluşlarla işbirliğiyle, kuruluşlardan, Taraflardan ve son kullanıcılardan gelen ve onlara gönderilen teknik ve bilimsel bilginin aracılığını geliştirmeyi amaçlayan bilgi-yönetim sistemlerini yaratacak ve yönlendirecektir.
g. Bilim ve Teknoloji Komitesi, BTK’nın çalışmalarına bölgesel veriler sağlamak amacıyla geliştirilmiş talimatları olan diğer ilgili bölgesel uygulama faaliyetleri ve Tematik Program Ağları (TPN) ile bağlantılarını pekiştirecektir.

(iv) Öncelikler:

a. BTK, ilgili kuruluşlarla işbirliğiyle, ulusal seviyede çölleşme/ arazi bozulumu konularında biyofiziksel ve sosyoekonomik dayanaklar, araçlar ve metotlar geliştirecektir.
b. BTK, ilgili kuruluşlarla işbirliğiyle, çölleşme/arazi bozulumu akımlarının değerlendirilmesi ve görüntülenmesi için metodoloji ve kılavuz geliştirecektir.
(c) Bütçe: Yukarıdaki tavsiye kararlarının etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için yeterli ve öngörülebilir kaynaklar gerekmektedir.

B. Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi (CRIC)

15. Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi, Sözleşmenin uygulanmasındaki deneyimden en iyi uygulamaları yayarak, belgeleyerek ve etkin bir şekilde raporlayarak stratejik planın uygulanmasının gözden geçirilmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Genelde, Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi, bu strateji planının uygulanmasında sürekli gelişmeyi desteklemek ve ilerlemeyi ölçmek için geri besleme döngüsünü geliştirmek amacıyla güçlendirilmelidir.

16. Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi aşağıdaki yönde yeniden şekillenmelidir:

(a) Kurumsal Düzenlemeler: Taraflar Toplantısı, bu stratejik planın maddeleri ışığında kurumsal düzenlemelerini ve Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi’nin denetiminin takibini yapmak amacıyla davet edilmiştir.
(b) İşlevler:

(i) BMÇMS’nin uygulanması için iyi uygulamalara karar vermek ve bunları yaymak.
(ii) Stratejik planının uygulanmasını gözden geçirmek
(iii) Tarafların Sözleşmenin uygulanmasına katkılarını gözden geçirmek
(iv) Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi’nin performansını ve etkinliğini değerlendirmek ve görüntülemek.

(c) Çalışma Programı

(i) Uygulama biçimi

a. Çok-yıllık Planlama: Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi, bu stratejik planın sonuçlarına ve amaçlarına uygun olarak sonuçlara dayalı yönetim (RBM) yaklaşımını izleyerek çok-yıllık çalışma programı benimseyecektir.

b. Sözleşmenin Uygulanmasının Gözden Geçirilmesi Komitesi’nin denetimi bağlamında, Taraflar Toplantısı, bu stratejik plan kapsamında ihtiyaç duyulan sıklığa karar kılmak ve uygun görüldüğü şekilde Sözleşmenin Uygulanmasının Gözden Geçirilmesi Komitesi ve Bilim ve Teknoloji Komitesinin toplantılarını eş zamanlı hale getirme ihtimalini incelemelidir.

(ii) Öncelikler:

a. Sözleşmenin Uygulanmasının Gözden Geçirilmesi Komitesi, zamanla ve bölgeler arasında kıyaslanabilir bilgilere dayanan basitleştirilmiş ve etkin bir raporlama süreci doğrultusunda yeniden yapılandırılacaktır. Raporlama üzerine çalışan Özel Çalışma Grubu tarafından üstlenilen çalışmayı göz önünde bulundurarak, yeni raporlama kılavuzları benimsenecektir. Raporlama, Ulusal Eylem Planlarını, alt-bölgesel eylem planlarını ve bölgesel eylem planlarını kapsamalıdır.

b. Sözleşmenin Uygulanmasının Gözden Geçirilmesi Komitesi iyi uygulamaları düzenli olarak belgeler ve dağıtır.
c. Sözleşmenin Uygulanmasının Gözden Geçirilmesi Komitesine, göstergelere dayalı, stratejik planın uygulanmasında düzenli olarak kaydedilen ilerlemenin değerlendirilmesi için sorumluluk verilmiştir.

(d) Bütçe: Yukarıdaki tavsiye kararlarının etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için yeterli ve öngörülebilir kaynaklar gerekmektedir.

C. Küresel Mekanizma

17. Finans ve teknoloji transferi konusundaki 5. operasyonel hedef, stratejik planın merkezi bileşenidir. Bu hedefe katkıda bulunmak, varolan finansal mekanizmaların etkinliğini ve verimliliğini arttırmak ve önemli finansal kaynakları ve kanalları harekete geçirmek Küresel Mekanizmanın merkezi hedefidir. Küresel Mekanizma, aynı zamanda operasyonel hedef 1 ve 2 için destek görevine sahiptir. Küresel Mekanizma bu görevini yerine getirmek üzere elindeki taze finansal kaynakları harekete geçirmeli ve teknoloji erişimini kolaylaştırmak için kapasitesini geliştirmelidir.

18. Küresel Mekanizma aşağıdaki şekilde yeniden yapılanmalıdır:
(a) Kurumsal Düzenlemeler:

(i) Küresel Mekanizmanın Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ile gerçekleştirdiği kurumsal düzenlemeler aynı kalmalıdır..
(ii) Taraflar Toplantısı, Küresel Mekanizmanın IFAD ile yaptığı kurumsal düzenlemerin etkinliğini ve katma değerini Birleşik Kontrol Birimi (JIU) ile koordineli olarak denetlemelidir.

(b) Çalışma Programı:

(i) Küresel Mekanizma, sonuç odaklı bir yaklaşımla, stratejik planın hedef ve sonuçları ile uyumlu olarak 2 yıllık çalışma programı ile tamamlanmış 4 yıllık bir stratejik plan benimser.
(ii) Küresel Mekanizma, etkilenmiş gelişmiş devletler ile Orta ve Doğu Avrupa’daki uygun bulunan tarafların programlı yatırımlarını desteklemek üzere harekete geçirdiği finansal mekanizları özelleştirmek için birleştirilmiş stratejisini ve geliştirilmiş yaklaşımını (CSEA) yeniden düzenlemelidir.

a. Küresel Mekanizma; dayanıklı, elverişli, uygun ve tahmin edilebilir finansal kaynakları harekete geçirmek için gerekli olan çalışmaları ilerletmek üzere donörler, özel sektör ve finans kurumlarıyla bağlantı kurar.
b. Küresel Mekanizma ulusal, iki taraflı ve çok taraflı müdahelelerin etkinliğini ve gücünü arttırmak görüşüyle birleşik yatırım çerçevelerinin geliştirilmesi için, gelişmiş ülkelerdeki tarafları ve uygun bulunan Orta ve Doğru Avrupa ülkelerini destekler ve tavsiyede bulunur.
c. Küresel Mekanizma, çölleşme ile mücadele/arazi bozulumu ve kuraklığın etkilerinin azaltılması için özel sektör, piyasa temelli araçlar, ticari kurumlar, kuruluşlar, STK’lar ve diğer finansal mekanizmalar da dahil olmak üzere iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve adaptasyon, biyolojik çeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilir kullanım ile açlık ve yoksullukla mücadele için yeni finansal kaynak ve araçları araştırır.
d. Küresel Mekanizma, donör kurumlar arasındaki etkinlik, uyum ve bağlılığı geliştirmek için (alt)bölgesel finansal platformların gelişimini destekler.

(iii) Küresel Mekanizma, Küresel Çevre Fonu’na karşı tamamlayıcı görevini yerine getirmek için strateji geliştirir.
(iv) Kolaylaştırma Komitesi (FC):

a. Kolaylaştırma Komitesi stratejik plan ile bağlantılı bir ek çalışma programı oluşturmak ve Küresel Mekanizmanın yetkilerini gözden geçirmek için davet edilir.
b. Kolaylaştırma komitesinin bireysel üyeleri, BMÇMS stratejik planı ile çalışmalarını uyumlu hale getirmek için uyumlu ve tamamlayıcı finansla platformlar geliştirmek üzere davet edilirler.
c. Kolaylaştırma Komitesi, Taraflar Konferansı ve İzleme ve Gözden Geçirme Komitesine çalışma programına uygun konularda koordineli biçimde raporlama yapar.
(c) Bütçet: Yeterli ve tahmin edilebilir kaynaklar, Küresel Mekanizmanın stratejik plan kapsamında uyumlu ve tahmin edilebilir yayılımını sağlamak için gereklidir.

D. Sekretarya

19. Bu stratejik planın başarılı bir şekilde uygulanması BMÇMS sekreteryasının temel hizmet, savunuculuk, gündem belirleme ve temsil foksiyonlarının kapasite ve kaynaklar konusunda güçlendirilmesini gerektirmektedir ki, taraflar, Taraflar Toplantısı ve diğer organlar kendi rollerini layıkıyla yerine getirebilsin. Sekretarya, diğer operasyonel hedeflerde destekleyici rol oynamasıyla birlikte 2 ve 3 nolu operasyonel hedeflerin belirli amaçları için ve 1 nolu operasyonel hedef için öncü bir role sahiptir.

20. Sekretarya aşağıdaki yönde yeniden yapılandırılmalıdır:

(a) Kurumsal Düzenlemeler: Sekretarya, Birleşik Kontrol Biriminin raporunda bulunan ilgili kurumsal tavsiye kararları konusunda Taraflar toplantısını düzenli olarak bilgilendirir ve uygular.

(b) Çalışma Programı:

(i) Sekretarya, bu stratejik planın sonuçlarına ve amaçlarına uygun olarak sonuçlara dayalı yönetim (RBM) yaklaşımını izleyerek iki-yıllık çalışma programı tarafından tamamlanan dört yıllık bir stratejik plan benimseyecektir.
(ii) Hizmet ve Kolaylaştırma İşlevleri:

a. Sekretarya, taraflar Toplantısının ve Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesinin oturumlarını desteklemek amacıyla gelişmiş hizmet işlevleri yürütmektedir ve bunları şu şekilde yapar

1. Yeni kılavuzları temel alarak ulusal raporların sentez ve derlemesini sağlayarak
2. Örnek olay incelemesi, en iyi politika uygulamaları üreterek
3. Ulusal raporların hazırlanmasına destek olarak

b. Sekretarya, BTK’ya etkin bir şekilde yardım etmek için kapasitesini geliştirir, bunu şu şekilde gerçekleştirir:

(i) BTK tarafından kurulan bilgi yönetim sistemlerini destekleyerek ve bilgi ve enformasyon aracılığı işlevleri yürüterek,
(ii) BTK’nın ilgili bilim, bilgi ve teknik kapasiteleri aracılığıyla toplantı ve girişimleri destekleyerek.

c. Sekretarya, alt bölgesel ve/ya da bölgesel ve bölgeler arası düzeyde diyalogu ve istişareyi pekiştirmek amacıyla etkilenen Taraf devletlerin çabalarını destekleyecektir.
d. Sekretarya, bölgesel/ alt bölgesel düzeylerde işbirliğini kolaylaştırarak, istek doğrultusunda bölgesel uygulama ilavelerini sağlar.
e. Sekretarya, Latin Amerika, Karayipler, Asya, Afrika, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki olumlu deneyimi tanımak suretiyle ve bu ülkelerce tanımlanmış ihtiyaçlara göre; Taraflar Toplantısı 9’da sonuçlandırılacak olan, bölgesel koordinasyon için en uygun mekanizmayı belirleyecek süreci bu stratejinin uygulanmasını desteklemek amacıyla kolaylaştırır.

(iii) Diğer temel işlevler:

a. Sekretarya, uygun gördüğü şekilde, uluslararası düzeydeki ilgili forumlarda arttırılmış destek ve farkındalığın arttırılması, gündem belirleme ve temsil faaliyetlerini geliştirecektir.
b. Sekretarya, bir takım merkezi iletişim amaçları ve beklenen sonuçlarla birlikte uluslararası düzeyde kapsamlı bir iletişim stratejisinin uygulanmasını ve gelişimini koordine eder.
c. Sekretarya, Birleşik Kontrol Biriminin tavsiye kararları uyarınca, dayanıklı işbirliğinin daha somut usulleri doğrultusunda hareket etmek amacıyla Rio sözleşmelerinin uygulanma sürecindeki işbirliğini pekiştirmek maksadıyla Ortak İrtibat Grubuyla çalışmaktadır.
d. Sivil Toplum Kuruluşu Katılımı:

(i) Sekretarya, Birleşik Kontrol Biriminin tavsiye kararları uyarınca, farklı bölgelerden katılımcıların dengesini sağlamak amacıyla belirli seçim kriteri dahil olmak üzere BMÇMS toplantıları ve süreçlerinde Sivil Toplum Kuruluşlarının katılımı için düzenlenmiş prosedürler geliştirmektedir.
(ii) Sekretarya, bir Sivil Toplum Kuruluşları ağını desteklemek için daha sağlam mekanizmalar geliştirmektedir.
(iii) Sekretarya, BMÇMS toplantılarına ve süreçlerine Sivil Toplum kuruluşlarının katılımlarını kolaylaştırmak amacıyla ödenekleri yönlendirir ve daha fazla desteğin savunuculuğunu yapar.

(c) Bütçe: Birleşik Kontrol Biriminin raporunda belirtildiği gibi sonuçlara dayalı yönetim (RBM) çerçevesi aracılığıyla bu stratejik planın gerçekleştirilmesi için gereken hizmetleri iletmekte ve merkezi işlevlerini yerine getirmekte sekreterliğin iyi çalışan ve etkili işleyişini sağlamak için yeterli ve öngörülebilir kaynaklar gereklidir.

E. Sekretarya/Küresel Mekanizma (KM) Koordinasyonu

21. Birleşik Kontrol Biriminin tavsiye kararları uyarınca Sekretaryanın ve KM’nin faaliyetleri, sorumlulukları ve işlevleri arasında belirgin bir ayrım yapmak ve stratejik plan doğrultusunda hizmetlerin tutarlı ve tamamlayıcı dağıtımını sağlamak için, sekretarya ve KM genel merkez düzeyinden ülke düzeyine kadar koordinasyonunu ve işbirliğini güçlendirmelidir.

22. Bu aşağıdakileri:

a. Çalışma Programı: Sekretarya ve KM, Taraflar Toplantısına işgücünün paylaşımını belirleyen ve tarafları ortak bir yaklaşımla destekleyen 2 yıllık bir çalışma programı sunar.

(i) Mali Sorumluluk: Sekretarya ve KM, ortak çalışma programına ilişkin gönüllü ve esas fonların kullanımı ve etkili iş paylaşımı konusunda açık ve net olarak raporlama yapar. İki kurumda ortak çalışma programının uygulanması konusunda Taraflar Toplantısına ortak raporlama yapar. Büro, ortak çalışma programının uygulanmasını denetlemek için Taraflar Toplantısı tarafından yetkilendirilmiştir.
(ii) Etkinlik: Sekretarya ve GM, insan ve finansman kaynaklarının etkinliğini nasıl arttıracağı konusunda çalışmada bulunacaklar ve ortak çalışma planının organize bir şeklde dağıtılması organize olmak için profesyonel tavsiye arayışında bulunacaklardır.

Bölgesel Diyalog ve koordinasyon:

Taraflar Toplantısı uygun bölgesel diyalog ve koordinasyon kolaylaştırma mekanizmalarının kurulumunu etüd etmek üzere davet edilecektir. Taraflar Toplantısının göz önünde bulundurması için, her bir bölgenin aşağıdaki yerine getirmesi gerektirmektedir:

(i)Yeni Sekretarya ve KM çalışma programları kapsamında söz konusu bölgesel kuruluşun doğrudan katma değerini tanımlamak
(ii) Kendi bölgesindeki söz konusu bir kuruluş için uygun kurumsal düzenlemelerin neler olabileceğini tanımlamak.
(iii) Bu kuruluşlar için kısa/orta- süreli sonuçlara dayalı yönetim çerçevesi geliştirmek.

F. Taraflar ve Taraflar Konferansına ek Birleşik Kontrol Birimi tavsiye kararları.

23. Taraflar, bu stratejik planın sonuçlarının ve amaçlarının dağıtımına ve entegre edilmiş Birleşik Kontrol Birimi tavsiyelerine rehberlik eder. Aynı zamanda taraflar, Birleşik Kontrol Birimi raporundan gelen bu süreçsel tavsiye kararlarını uygulayacaktır.

(a) Taraflar Toplantısı, Madde 26, paragraf 7 uyarınca etkilenmiş taraf devletlere sözleşme kapsamında gereken bilgi iletişimi ve telifi için gerekli yeterli teknik ve finansman desteğinin sağlandığını teminat altına almak için davet edilmiştir.
(b) Taraflar Toplantısı, oturumda değilken büronun operasyonel ve finansal taliki şartlarıyla nasıl ilgilendiğini değerlendirmek isteyebilir.

G. Küresel Çevre Fonu

24. Taraflar Toplantısı, stratejik planı ele almak ve uygulamalarını sözleşmenin etkin şekilde uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla bağlantılı olarak gerçekleştirmek için Küresel Çevre Fonunu davet edebilir.

VII. Performans Değerlendirme

25. Göstergeler:

(a) Statejik plandaki hedefler, etkilenmiş alanlardaki akımlar hakkında bilgi vermek amacıyla kurulan gösterge çeşitlerini belirtmektedir. Bu göstergelerin çoğu, Küresel Çevre Fonu arazi bozulması odak bölgesi stratejik hedefleri, Milenyum Kalkınma Hedefleri (MDGs) ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 2010 Hedefinden seçilmiştir. Bu küresel göstergeler, 3.2 sonucu altında dayanak veri akımlarını oluşturmak için, mevcut veri kaynağından istifade ederek, Bilim ve Teknoloji Komitesi tarafından denetlenecektir.

(b) Tarafların uygulamalarına ilişkin operasyonel hedef indikatörleri, IIWG’ye göre takip edilecek ve Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi tarafından gözden geçirilecektir.

(c) BMÇMS kuruluşlarına ilişkin göstergeler, Taraflar Toplantısınca benimsenmiş ve bu kuruluşlarca geliştirilecek sonuçlara dayalı yönetim (RBM) çerçevelerinin bir parçası olarak geliştirecektir. Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi, bu göstergelerin ışığında kuruluşların gelişimini değerlendirecektir.

26. Orta-vadeli değerlendirmeler, stratejik planın kabulünden altı yıl sonra performans görüntüleme sistemine dayalı Taraflar Toplantısı tarafından değerlendirilecektir. Bu değerlendirme stratejik planın uygulanmasında kaydedilen gelişmeyi değerlendirecek ve uygulamanın daha ileri gitmesini sağlamak ve performansını geliştirmek için uygun tedbirler önerecektir.

27. Sözleşme kuruluşları ve yan kuruluşlar, Taraflar Toplantısı ve Sözleşmenin Uygulanmasını Gözden Geçirme Komitesi oturumlarında sonuç odaklı çerçevelerine dayanarak stratejik planın uygulanması konusunda rapor vereceklerdir.

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü

0
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü(The United Nations World Tourism Organization (UNWTO):

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm ÖrgütüUNWTO, Birleşmiş Milletler tarafından turizmi geliştirmek ve teşvik etmek için görevlendirilmiş uluslararası bir örgüttür. BM’nin turizm alanındaki uzman kuruluşudur. Örgütün temeli, 1925 yılında Lahey’de kurulan Resmi Turizm Reklam Kuruluşları Uluslararası Birliği ile atılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Resmi Turizm Kuruluşları Uluslararası Birliği (RTKUB) olarak yeniden yapılandırılmış, Hükümet-dışı teknik bir kuruluş niteliğindeki Örgüt’ün merkezi Cenevre’ye taşınmıştır. Örgüt, 23 Aralık 2003 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 58/232 sayılı kararıyla Birleşmiş Milletler özel teşkilatı statüsüne kavuşmuştur.  DTÖ’nün amacı, uluslararası anlayış, barış, refah ve evrensel değerler ile insan haklarına saygı ilkeleri doğrultusunda, özellikle üye ülkelerin ekonomik gelişimlerini destekler mahiyette, dünya turizmine katkıda bulunmaktır. Örgüt, turizm alanındaki politikaların oluşturulması ve uygulanması konularında küresel bir forumdur. Merkezi ve sekretaryası Madrid’dedir. Türkiye, örgüte 1975 yılında üye olmuştur. 

Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi

0

Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü tarafından 1 Ekim 1999 tarihinde kabul edilmiştir. (Global Code of Ethics for Tourism)

Dünya Turizm Örgütü, 13. Genel Kurulu’nu gerçekleştirdiği Santiago-Şili’de, turizmin toplum ve çevreye olumsuz etkilerini azaltmak, dünya turizminin sorumlu ve sürdürülebilir gelişimini bir dizi ilkeye bağlamak amacıyla, 1 Ekim 1999 tarihinde, Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi’ni kabul ederek kamuoyuna ilan etmiştir. Etik ilkeler iki yıllık bir hazırlık dönemi sonucunda hazırlanmıştır.

 

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü(The United Nations World Tourism Organization (UNWTO):

Kültür Turizmi - Ebruli TurizmEbruli TurizmUNWTO, Birleşmiş Milletler tarafından turizmi geliştirmek ve teşvik etmek için görevlendirilmiş uluslararası bir örgüttür. BM’nin turizm alanındaki uzman kuruluşudur. Örgütün temeli, 1925 yılında Lahey’de kurulan Resmi Turizm Reklam Kuruluşları Uluslararası Birliği ile atılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Resmi Turizm Kuruluşları Uluslararası Birliği (RTKUB) olarak yeniden yapılandırılmış, Hükümet-dışı teknik bir kuruluş niteliğindeki Örgüt’ün merkezi Cenevre’ye taşınmıştır. Örgüt, 23 Aralık 2003 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 58/232 sayılı kararıyla Birleşmiş Milletler özel teşkilatı statüsüne kavuşmuştur.  DTÖ’nün amacı, uluslararası anlayış, barış, refah ve evrensel değerler ile insan haklarına saygı ilkeleri doğrultusunda, özellikle üye ülkelerin ekonomik gelişimlerini destekler mahiyette, dünya turizmine katkıda bulunmaktır. Örgüt, turizm alanındaki politikaların oluşturulması ve uygulanması konularında küresel bir forumdur. Merkezi ve sekretaryası Madrid’dedir. Türkiye, örgüte 1975 yılında üye olmuştur. 

 

Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi

Bölüm 1: Turizmin Toplumlararası Karşılıklı Anlayışa Katkısı

1. Felsefi ve ahlaki değerler ile kültürel ve dini değerlerin çeşitliliğini kavramak ve bunlara saygı göstermek, sorumlu turizmin temeli ve sonucudur. Turizmin gelişmesinde etkili olan taraflar ve bizatihi turistler, ulusal azınlıklar ve yerli halk da dahil tüm insanların sosyal ve kültürel değerlerine önem vermelidir.

2. Turizm faaliyetleri, ev sahibi bölge ve ülkenin özellik ve gelenekleriyle uyum içinde, alışkanlık ve yasalarına saygı gösterilerek gerçekleştirilmelidir.

3. Ev sahibi topluluk ve yerel profesyoneller, bölgelerine gelecek turistlerin yaşam şekli, beklentileri ve damak zevklerine saygı göstermelidir.

4. Turist ve beraberindeki eşyanın güvenliğinden kamu görevlileri sorumludur. Turistin her türlü zarardan korunması için kamu görevlileri gerekli önlemleri almalıdır. Turistik tesislerin ve kültürel / doğal mirasın korunması milli yasalarla güvence altına alınmalıdır.

5. Başka yöreleri ziyaret eden turistler, her türlü suç, yanlış davranış ya da yerel halkı incitici veya küçük düşürücü davranışlardan kaçınmalıdır.

6. Turist, hangi destinasyonu ziyaret ediyorsa orayla ilgili sağlık, güvenlik başta olmak üzere asgari bilgileri edinmekle yükümlüdür.

Bölüm 2: Turizmin Bireysel ve Kollektif Yönleri

1. Genelde dinlenme, spor ve kültürle ilgili bir faaliyet olan turizm, bireysel ve kollektif organizasyonun bir unsuru olarak açık görüşlülükle gerçekleştirildiğinde, kendini eğitme ve toplum / kültürler arası farkları öğrenmek açısından önemli fırsattır.

2. Turizm faaliyeti insan haklarının, özellikle de çocuk, yaşlı, engelli, etnik azınlıklar gibi daha savunmasız grupların bireysel haklarının gelişmesine katkı sağlamalıdır.

3. Hangi şekilde olursa olsun insan sömürüsü, özellikle cinsel açıdan ve çocuklara uygulandığında, turizmin temel amaçlarına karşıdır. Bu turizmin bir eksikliğidir. Tüm ülkeler tarafından gerekli yasal önlemler alınarak, yasaklanmalı ve cezalandırılmalıdır.

4. Din, sağlık, eğitim, kültür, dil öğrenme amaçlı seyahatler, turizmin yararlı türleridir ve teşvik edilmelidir.

5. Turizmin ekonomik, sosyal, kültürel faydalarının ve getirdiği risklerin ülkelerin eğitim programlarına alınması desteklenmelidir.

Bölüm 3: Sürdürülebilir Gelişmenin Unsuru Olarak Turizm

1. Turizmin gelişmesinde bütün taraflar, sağlam, sürekli ve sürdürülebilir ekonomik büyüme perspektifinde doğal çevreyi korumakla yükümlüdür. İhtiyaçların giderilmesinde gelecek nesiller dikkate alınmalıdır.

2. Kaynak tasarrufu, özellikle de su ve enerji tasarrufu sağlayan ve atık azaltan yöntemlere öncelik tanıyan turizm türleri, ulusal / bölgesel / yerel kamu yetkililerince teşvik edilmelidir.

3. Okul tatilleri gibi turist akışının arttığı dönemler, turizmin çevre üzerindeki etkisini azaltacak şekilde düzenlenmelidir.

4. Turizm altyapısı ve faaliyetleri, ekosistem, bioçeşitlilik ve vahşi yaşamın korunmasını sağlayacak şekilde hazırlanmalıdır.

5. Doğa turizmi ve ekoturizm, turizmin gelişmesi ve zenginleşmesinde rol oynayan temel unsurlar olarak kabul edilmelidir.

Bölüm 4: Kültürel Mirası Kullanan ve Zenginleştiren Unsur Olarak Turizm

1. Turizm eserleri, insanoğlunun ortak mirasıdır.

2. Turizm politikası ve turizm faaliyetleri, sanatsal / arkeolojik / kültürel mirasa saygı içinde gelecek nesiller dikkate alınarak yürütülmelidir. Müzeler, anıtlar, tarihi kalıntılar özel korumaya alınmalıdır. Özel mülke ait kültürel mirasın halka açılması, sahiplerinin izniyle, desteklenmelidir.

3. Kültürel alanların ziyaretinden elde edilen gelirin en azından bir bölümü, bu alanların korunması ve geliştirilmesi için kullanılmalıdır.

4. Turizm faaliyetleri, geleneksel kültürel ürünlerin bozulması ya da standardize edilmesi yerine, yaşaması ve gelişmesine olanak verecek şekilde programlanmalıdır.

Bölüm 5: Ülke ve Toplumların Refahını Artıran Bir Faaliyet Olarak Turizm

1. Yerel nüfus, turizm faaliyetlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel faydalarından, özellikle de turizmin yarattığı doğrudan ve dolaylı istihdamdan yararlanmalıdır.

2. Turizm politikaları, ziyaret edilen bölgedeki yaşam standardının yükseltilmesine katkıda bulunacak şekilde uygulanmalıdır. Turizm tesislerinin planlanması, mimarisi ve işletilmesi yerel ekonomik ve sosyal dokuya entegre olacak şekilde yürütülmelidir. Yetenekler eşit olduğunda, yerel işgücü tercih edilmelidir.

3. Sorunlu kıyı bölgeleri, adalar, kırsal alanlar gibi ekonomik faaliyetlerin yeterince gelişmediği bölgelerde turizm, refah yaratan bir araç olarak dikkate alınmalıdır.

4. Turizm yöneticileri, özellikle yatırımcılar, gerçekleştirecekleri projelerin çevre ve doğal yaşama etkisini inceleyen araştırmalar yapmalıdırlar. Şeffaflık ve nesnellik içinde, yapmayı planladıklarını yerel halkla paylaşmalı, projelerin olası sonuçları hakkında halkı bilgilendirmelidirler.

Bölüm 6: Turizmin Geliştirilmesinde Tarafların Yükümlülükleri

1. Turizm yöneticileri, turistlere gidecekleri yer, seyahat koşulları, konaklama tesisi hakkında gerçekçi bilgiler sağlamakla yükümlüdür. Kontratta taahhüt edilen doğa, fiyat ve hizmet kalitesiyle ilgili herhangi bir ihlal durumunda, ödenecek tazminatla ilgili açık ve anlaşılır hükümler bulunmalıdır.

2. Turizm yöneticileri, kamu görevlileriyle işbirliği yaparak, turistlerin güvenliği ve sağlığını güvence altına almakla yükümlüdür. Bu amaçla bir sigorta ve acil yardım sistemi kurulmasına ihtiyaç vardır. Bu konulardaki eksiklikler maddi tazminat ödenmesini gerektirir.

3. Turizm yöneticileri, turistlerin kültürel ve dini vecibelerini yerini getirmesine yardımcı olmalıdırlar.

4. Turist gönderen ve ağırlayan ülkelerin kamu görevlileri, turizm yöneticileri ve onların üye oldukları organizasyonlarla işbirliği içinde, tur düzenleyen firmanın iflası durumunda turistlerin ülkelerine dönmelerini sağlamalıdır.

5. Hükümetler, vatandaşlarını dünyanın değişik bölgelerinde meydana gelen olaylar hakkında bilgilendirmek, uyarmak hakkına / görevine sahiptir. Ancak bu bilgilendirme önyargı ve abartmadan uzak olmalı, destinasyon ülkelerine ya da kendi tur operatörlerine zarar verecek nitelik taşımamalıdır. Seyahat danışmanları ilgili ülkenin yetkilileriyle görüşerek, (varsa) tehlikenin gerçek boyutları hakkında uyarılarda bulunmalı veya normal şartlara dönüldüğü açıklanmalıdır.

6. Basın, özellikle de turizm basını, dünyadaki turizm hareketlerini değiştirecek olaylar hakkında doğru ve dengeli bilgi vermelidir. Sürekli gelişen iletişim teknolojisi ve elektronik ticaret de, bu doğruluk ve güvenilirlik ilkesine sadık olmalıdır.

Bölüm 7: Turizme Katılma Hakkı

1. Dünyanın sahip olduğu değerler, tüm insanlara açıktır. Yerel ve uluslararası turizm hareketine katılmak boş zaman değerlendirmesinin en iyi şekli olarak görülmeli ve her türlü engelleyici unsur ortadan kaldırılmalıdır.

2. Turizm hareketine katılmak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirtilen dinlenme, çalışma saatlerinin sınırlandırılması ve ücretli izin hakkının bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

3. Sosyal turizm, özellikle de gruplar halinde yapılan turizm, kamu görevlilerinin desteğiyle geliştirilmelidir.

4. Aile, gençlik, öğrenci, 3. yaş ve özürlülerin turizm hareketine katılması kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.

Bölüm 8: Turizm Hareketinde Özgürlük

1. Turist, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi uyarınca kendi ülkelerinde ya da ülkelerarası seyahat etme özgürlüğüne sahiptir. Transit geçiş, konaklama ve kültürel alanları ziyaret sırasında gereksiz formalite ve farklı muamele görmemeleri gerekir.

2. Turist, yerel ya da uluslararası iletişim kurma, idari, adli, sağlık hizmetlerinden yararlanma, diplomatik kurallar gereği kendi ülkesinin dış temsilcilikleriyle bağlantı kurma haklarına sahiptir.

3. Turiste, ziyaret ettiği ülkede, kendisiyle ilgili özel bilgilerin gizliliği konusunda güvence verilmelidir.

4. Sınır geçişlerinde uygulanan vize, sağlık, gümrük işlemleri, uluslararası anlaşmalar dikkate alınarak mümkün olduğunca basitleştirilmeli; bu konuda ülkeler arasında ortak bir yöntem geliştirilmelidir. Turizm, sektördeki rekabeti baltalayan vergi ve harçlardan arındırılmalıdır.

5. Turist, uluslararası konvertibiliteye sahip para birimini kullanma hakkına sahip olmalıdır.

Bölüm 9: Turizm Sektöründe Çalışanların ve Girişimcilerin Hakları

1. Turizm sektöründe ücretli veya kendi adına çalışanların temel hakları, sektörün mevsimsel, esnek ve uluslararası olma özellikleri de dikkate alınarak, yerel ve ulusal yönetim birimlerinin gözetiminde garanti altına alınmalıdır.

2. Turizmde ücretli ve kendi adına çalışanlar, eğitim, sosyal güvenlik, iş güvencesi, yaşam koşullarını iyileştirme gibi haklara sahip olmalıdır.

3. Gerekli yetenek ve donanıma sahip kişiler, ulusal yasal çerçeve dahilinde profesyonel anlamda turizmde faaliyet gösterme hakkına sahiptirler. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin sektöre girişinde yasal ve idari sınırlamalar asgariye indirilmelidir.

4. Turizmde çalışanlar arasında bilgi / deneyim alışverişi, sektörün gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Ulusal ve uluslararası yasa ve anlaşmalarla söz konusu alışveriş kolaylaştırılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

5. Turizmde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin sektörü kontrol etmesi önlenmeli, bu şirketlerin bölgesel turizmin kalkınmasına yönelik yatırımlara yönelmeleri sağlanmalıdır.

6. Turist gönderen ve alan ülkelerde faaliyet gösteren firmaların ortaklıkları veya dengeli ilişkileri, sektörün sürdürülebilir gelişimine ve kazancın hakça dağılımına önemli katkı sağlamaktadır.

Bölüm 10: Turizmde Global Etik İlkelerin Uygulanması

1. Etik ilkelerin uygulanmasında kamu ve özel sektör işbirliği içinde olmalıdır.

2. Turizm sektöründeki tüm taraflar, turizmin geliştirilmesi, insan hakları, çevre, sağlık gibi konularda, uluslararası hukukun prensipleri dahilinde, başta Dünya Turizm Örgütü olmak üzere, uluslararası örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını tanımaları ve izlemeleri gerekir.

3. Aynı taraflar, Turizmde Global Etik İlkelerin yorumlanması ve uygulanmasında ortaya çıkacak sorunların giderilmesinde bağımsız bir organ olan Turizmde Etik İlkeler Dünya Komitesi’ni tanımalıdır.

Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler

0
Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler
Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler

Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde ve 45/111 sayılı karar ile kabul ve ilan edilmiştir. (Basic Principles for the Treatment of Prisoners) On madde başlığı altında toplanan bu ilkeler, özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm kişileri kapsamakta; tutuklanan ve göz altına alınan kişileri, duruşmalarının yapılmasını bekleyen mahpusları, hüküm giymiş mahpusları ve kendi istekleri dışında psikiyatrik hastanelere hapsedilmiş kişileri tanımlamakta; geniş alamda, kamu gücü ile özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm kişileri ifade etmektedir.

Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler
Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler

1. Bütün tutuklulara, insan olarak doğuştan sahip oldukları saygınlık ve değere uygun olan saygı ile muamele edilecektir.

2. Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ya da diğer düşünceler, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da diğer statülere dayalı ayrımcılık gözetilmeyecektir.

3. Bununla birlikte, yerel koşuların gerektirdiği durumlarda tutukluların dinsel inançlarına ve kültürel göreneklerine saygı gösterilmesi arzu edilen bir durumdur.

4. Cezaevlerinin, tutukluların gözetim altında tutulması ve toplumun suçtan korunması konularındaki sorumlulukları, bir Devlet’in diğer toplumsal amaçları ve toplumun bütün üyelerinin iyiliğinin ve gelişiminin sağlanması konusundaki temel sorumlulukları gözetilerek yerine getirilecektir.

5. Tutukluluk durumunun açık bir biçimde gerekli kıldığı sınırlamalar dışında, bütün tutuklular İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve ilgili Devletin taraf olduğu durumlarda Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin uluslararası Sözleşme, Medeni ve Siyasal Haklara ilişkin uluslararası Sözleşme ve ona Ek İsteğe bağlı Protokolünde ortaya konulan insan hakları ve temel özgürlüklerin yanı sıra diğer Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri ile yürürlüğe giren diğer haklara sahip olmaya devam edeceklerdir.

6. Bütün tutuklular, insan kişiliğinin tam olarak gelişimini amaçlayan kültürel etkinlikler ve eğitime katılma hakkına sahip olacaklardır.

7. Hücre hapsinin bir cezalandırma yöntemi olmaktan çıkarılmasına ya da bu uygulamanın kullanılmasının sınırlanmasına yönelik çabalar konusunda girişimde bulunulmalı ve bu tip çabalar teşvik edilmelidir.

8. Tutukluların ülkenin emek piyasasıyla yeniden bütünleşmelerini kolaylaştıracak ve kendilerinin ve ailelerinin mali olarak desteklenmesine katkıda bulunabilmelerine olanak sağlayabilecek olan anlamlı, ücretlendirilmiş bir istihdama sahip olmalarını olanaklı kılacak koşullar yaratılacaktır.

9. Tutuklular, hukuksal durumlarından kaynaklanan bir ayrımcılık yapılmaksızın, ülkede sağlanabilen sağlık hizmetlerinden yararlanacaklardır.

10. Toplumun ve toplumsal kurumların katılımı ve yardımı ile, ve kurbanların çıkarları yeterince gözetilerek, eski tutukluların toplumla mümkün olan en iyi koşullar altında yeniden bütünleştirilmesi amacı ile elverişli koşullar yaratılacaktır.

Yukarıdaki İlkeler tarafsız bir biçimde uygulanacaktır.

YÖK Bilimsel Araştırma ve Etik Yönetmeliği

0

YÖK Bilimsel Araştırma ve Etik Yönetmeliği, Yükseköğretim Kurulu Genel Kurulu’nun 29 Temmuz 2012 tarihli toplantısında alınan 2012.18.946 sayılı karar ile ilan edilmiştir.

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE YAYIN ETİĞİ YÖNERGESİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak
​Amaç

Madde 1 – (1) Bu Yönerge,  bilimsel araştırma, çalışma, yayın ve etkinliklerde uyulması gereken etik kurallarını ve yükseköğretim kurumlarının kendi bünyelerinde oluşturacakları bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır.

Kapsam

Madde 2 – (1) Bu Yönerge,

a) Yükseköğretim kurumları mensuplarınca veya yükseköğretim kurumlarıyla ilişkisine bakılmaksızın kişilerce yürürlükteki mevzuat hükümleri uyarınca akademik unvanların elde edilmesi aşamasında ve sonrasında yapılan her tür bilimsel araştırma ve çalışmalar ile gerçekleştirilen bilimsel etkinlikler, desteklenen ve/veya yürütülen bilimsel araştırma-geliştirme projeleriyle ilgili araştırma etiği konularını,

b) Lisans üstü eğitim sırasında yapılan tez ve bilimsel yayınlar ile yürütülen bilimsel araştırma-geliştirme projeleriyle ilgili araştırma etiği konularını,

c)  Yükseköğretim kurumları mensuplarınca yurtiçinde ve yurtdışında her çeşit basın, görsel ve işitsel yayın organlarında yayımlanan ya da yayımlanmak üzere gönderilmiş olan her tür yayınla ilgili yayın etiği sorunlarını,

ç) Yükseköğretim kurumları mensuplarınca biyomedikal araştırmalarda kullanılacak deneklerde ve ekoloji ile ilgili çalışmalarda yapılan etik ihlallerini kapsar.

Dayanak

Madde 3 – (1) Bu yönerge 2547 sayılı Kanunun 24 üncü, 42 inci ve 65 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM
Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiğine Aykırı Eylemler

Madde  4 – (1) Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırı eylemler şunlardır:

a) İntihal: Başkalarının özgün fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermek,

b) Sahtecilik: Bilimsel araştırmalarda gerçekte var olmayan veya tahrif edilmiş verileri kullanmak,

c) Çarpıtma: Araştırma kayıtları veya elde edilen verileri tahrif etmek, araştırmada kullanılmayan cihaz veya materyalleri kullanılmış gibi göstermek, destek alınan kişi ve kuruluşların çıkarları doğrultusunda araştırma sonuçlarını tahrif etmek veya şekillendirmek,

ç) Tekrar yayım: Mükerrer yayınlarını akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak,

d) Dilimleme: Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırıp birden fazla sayıda yayımlayarak bu yayınları akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak,

e) Haksız yazarlık: Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek veya olan kişileri dâhil etmemek, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek, aktif katkısı olanların isimlerini sonraki baskılarda eserden çıkartmak, aktif katkısı olmadığı halde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek,

(2) Diğer etik ihlal türleri şunlardır:

a) Destek alınarak yürütülen araştırmalar sonucu yapılan yayınlarda destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar ile bunların katkılarını belirtmemek,

b) Henüz sunulmamış veya savunularak kabul edilmemiş tez veya çalışmaları, sahibinin izni olmadan kaynak olarak kullanmak,

c) İnsan ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda etik kurallara uymamak, yayınlarında hasta haklarına saygı göstermemek,

ç) İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda ve diğer klinik araştırmalarda ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranmak,

d) İncelemek üzere görevlendirildiği bir eserde yer alan bilgileri eser sahibinin açık izni olmaksızın yayımlanmadan önce başkalarıyla paylaşmak,

e) Bilimsel araştırma için sağlanan veya ayrılan kaynakları, mekânları, imkânları ve cihazları amaç dışı kullanmak,

f) Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak etik ihlal isnadında bulunmak,

g) Bilimsel bir çalışma kapsamında yapılan anket ve tutum araştırmalarında katılımcıların açık rızasını almadan ya da araştırma bir kurumda yapılacaksa ayrıca kurumun iznini almadan elde edilen verileri yayımlamak,

h) Araştırma ve deneylerde, hayvan sağlığına ve ekolojik dengeye zarar vermek,

ı) Araştırma ve deneylerde, çalışmalara başlamadan önce alınması gereken izinleri yetkili birimlerden yazılı olarak almamak.

i) Araştırma ve deneylerde mevzuatın veya Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin ilgili araştırma ve deneylere dair hükümlerine aykırı çalışmalarda bulunmak.

j) Araştırmacılar ve yetkililerce, yapılan bilimsel araştırma ile ilgili olarak muhtemel zararlı uygulamalar konusunda ilgilileri bilgilendirme ve uyarma yükümlüğüne uymamak,

k) Bilimsel çalışmalarda, diğer kişi ve kurumlardan temin edilen veri ve bilgileri, izin verildiği ölçüde ve şekilde kullanmamak, bu bilgilerin gizliliğine riayet etmemek ve korunmasını sağlamamak,

l) Akademik atama ve yükseltmelerde bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak,

Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiğine Aykırı Olarak Değerlendirilemeyecek Haller

Madde  5 – (1) Bir başkasının özgün üslup ve ifadesinin aynen kullanmamak şartıyla, anonim bilgilerin, bilim alanlarının temel bilgilerinin, matematik teoremleri ve ispatları gibi önermelerin çalışmalarda kullanılması etik ihlal olarak değerlendirilemez.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yükseköğretim Kurumlarında Yer Alan Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurullarının Oluşumu, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları
Kurulların oluşumu

Madde 6 – (1) Yükseköğretim kurumları bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları sosyal ve beşeri bilimler, sağlık bilimleri ve fen ve mühendislik bilimleri alanlarında oluşturulur. Bu kurullar yükseköğretim kurumlarının ilgili bilim alanlarında görev yapan profesör unvanına sahip öğretim üyeleri arasından iki yıllık süreyle rektör tarafından seçilen yedişer üyeden oluşur. Yükseköğretim kurumları bünyesinde yukarıdaki koşulları sağlayacak yeterli sayıda profesör unvanına sahip öğretim üyesinin bulunmaması durumunda yedi üyeden oluşan bir adet bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulu oluşturabilir.

(2) Gerekli görülmesi halinde çalışmaların verimliliğini sağlamak amacıyla farklı bilim alanları için farklı bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları oluşturulabilir.

(3) Belirlenen kurul üyeleri hakkında etik ihlalinde bulunduklarına dair kesinleşmiş bir adli veya idari karar bulunmamalıdır.

(4) Etik kurallarına aykırı eylemi tespit edilen etik kurulu üyesinin görevi, rektörün bu konudaki kararının kendisine tebliği ile sona erer.

(5) Görev süresi biten bir üye aynı usulle yeniden seçilebilir. İzinsiz ve özürsüz olarak üst üste üç toplantıya katılmayan veya en az altı ay süreyle izinli olan üyenin, üyeliği kendiliğinden sona erer. Herhangi bir nedenle boşalan üyelik için, aynı usulle yeni üye seçilir.

(6) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları başkanları rektör tarafından seçilir. Her bir bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulu başkanı kurul üyeleri arasından bir kişiyi başkan yardımcısı olarak seçer. Başkanın görevinin sona ermesiyle birlikte başkan yardımcılığı görevi de sona erer.

(7) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarının sekretaryası yükseköğretim kurumlarının hukuk müşavirliği tarafından yürütülür.

Kurulların görevleri

Madde 7 – (1) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarının görevleri şunlardır:

a) Etik ihlal iddialarını incelemek; inceleme kapsamında Rektörlük aracılığıyla gerektiğinde bilirkişi veya uzman görüşü almak, ilgili kişi ve kurumlarla yazışmalar yapmak, bilgi istemek ve inceleme kapsamında gerekli diğer işlemleri yapmak,

b) İnceleme sonucunda alınan kararları rektöre sunmak,

c) Akademik, araştırma ve yayın etiği konularında muhtemel etik dışı eylemleri ortadan kaldırmak için, ilgili birim ya da kurum ve kuruluşlar ile işbirliği yaparak eğitici faaliyetler düzenlenmesini sağlamak üzere rektöre önerilerde bulunmak.

Etik kurullarının toplantı usul ve esasları

Madde 8 – (1) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve karar alır. Başkanın katılmadığı toplantılarda başkan yardımcısı, bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları toplantılarına başkanlık eder.

(2) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları çalışmalarını bizzat yürütür. Ancak gerektiğinde alanında uzman bilirkişilerden görüş de alabilir.

(3) Aşağıdaki kişiler bu düzenleme kapsamında yapılan incelemelerde bilirkişi ve uzman olarak görevlendirilemez:

a) İlgilinin lisansüstü tez danışmanları ve doçentlik jürilerinde görev almış öğretim üyeleri,

b) İlgilinin kendi üniversitesinde görev yapan öğretim üyeleri,

c) İlgilinin eşi ve üçüncü dereceye kadar (üçüncü derece dâhil) kan veya sıhrî hısımları,

ç) İlgili ile aralarında husumet bulunan kişiler.

(4) İlgilinin çalıştığı bilim alanında öğretim üyesi bulunmaması halinde, en yakın bilim alanında çalışan öğretim üyeleri arasından bilirkişi görevlendirilebilir. Ayrıca etik ihlal iddiasının hukuki anlam ve kapsamına ilişkin olarak bir hukukçu bilirkişi de görevlendirilebilir. Birden fazla bilirkişi atanması halinde her bilirkişi ayrı rapor tanzim eder.

(5) Bilirkişiler dosya kendilerine ulaştığı andan itibaren en geç bir ay içerisinde konuya ilişkin raporunu kendisine gönderilen örneğe uygun olarak hazırlayıp gönderirler. Bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en çok bir ay uzatılabilir.

(6) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları üyeleri kendileriyle, kendilerinin daha önce birlikte çalışma yaptıkları kişilerle ve etik ihlalde bulunduğunu iddia ettikleri kişilerle ilgili etik ihlali iddialarının görüşüldüğü toplantılara katılamazlar.

Etik kurullarına başvuru ve kurulların çalışma esasları

Madde 9 – (1) Yükseköğretim kurumuna ulaşan etik ihlal iddiaları, yükseköğretim kurumu bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarında incelenir.

(2) Söz konusu iddialar ile ilgili tüm bilgi ve belgeler bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarına iletilir.

(3) Yükseköğretim kurumu, gönderilen her başvuru dosyası için ayrı dosya açar.

(4) Yükseköğretim kurumuna gönderilen ve etik ihlal iddiası içeren şikâyet ve ihbar dilekçelerinde, kişilerin doçentlik başvuru sürecinin devam ettiğinin de belirtilmesi halinde hakkında etik ihlal iddiası bulunan kişinin devam eden bir doçentlik başvurusunun bulunup bulunmadığı hususu yükseköğretim kurumu tarafından derhal Üniversitelerarası Kurul Başkanlığından sorulur. Üniversitelerarası Kurul Başkanlığınca devam eden doçentlik başvurusunun bulunduğunun bildirilmesi halinde iddialar ile ilgili tüm bilgi ve belgeler Üniversitelerarası Kurul Başkanlığına gönderilir.

(5) Etik ihlali iddiası sebebiyle hakkında inceleme başlatılan kişilerden iddialara ilişkin olarak gerekli bilgi ve belgelerle birlikte yazılı savunmaları istenir. İlgili kişiler, savunma talep yazısının kendilerine ulaştığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde savunmalarını vermedikleri takdirde, bu durumun savunma istem yazısında belirtilmesi koşuluyla kurul, diğer bilgi ve kanıtlara dayalı olarak karar verebilir. Hakkında inceleme başlatılanlar, yazılı savunmalarını sunmak üzere iddiaları içeren evrakların bir örneğinin kendilerine verilmesini talep etmeleri halinde, incelemeyi yürüten ilgili kurulca savunma istenmesi yönünde bir karar alınmaksızın da doğrudan yazılı savunmalarını sunabilirler. Ancak bu halde bu kişilerden yeniden yazılı savunma istenmeden de incelemeye devam edilebilmesi için, iddiaları içeren evrakların teslimine ilişkin tutanakta, teslim tarihinden itibaren on beş gün içerisinde savunmasını vermedikleri takdirde diğer bilgi ve kanıtlara dayalı olarak karar verileceğinin açıkça belirtilmesi şarttır. Gerekli görülen hallerde savunma sözlü olarak da alınabilir.

(6) Alınacak kararlar, ilgili bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulunda tartışmaya açıldıktan sonra oylanır ve kurul üyelerince imzalanır. Karara muhalif kalan üye karşı oy gerekçesini yazmak zorundadır.

(7) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarınca alınan nihai kararlar inceleme raporu niteliğinde olup, bu kararlar onaylanmak ya da başka bir karar alınmak üzere rektöre sunulur.

(8) Kurul üyeleri, uzman ve bilirkişiler yaptıkları incelemeyle ilgili edindikleri bilgi ve belgeleri açıklayamazlar.

(9) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarının inceleme sürecinde diğer kurum ve kuruluşlarla her türlü yazışmalar rektörlük aracılığıyla yapılır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
İnceleme sonucunda yapılacak işlemler

Madde 10 – (1) Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırı eylemlerde bulunduğu tespit edilen kişiler hakkında ilgili mevzuat uyarınca gerekli disiplin işlemleri ile diğer idari, hukuki ve cezai işlemler yükseköğretim kurumu tarafından yapılır.

(2) Etiğe aykırı eyleme konu olan eserle daha önce akademik unvan elde edilmiş ise kişi hakkında yapılan işlemler sonucunda alınan etik ihlal kararı sebebiyle bu unvanın geri alınıp alınmayacağı hususu da ilgili yükseköğretim kurumu tarafından değerlendirilir.

(3) Etiğe aykırı eylemlerin gerçekleşmesi halinde asıl müellif, zarar gören veya hakları olumsuz etkilenen kişi ve kuruluşların rıza göstermesi ilgililerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

(4) Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırı bir eylemin tespit edilmesi halinde yükseköğretim kurumu tarafından ilgili yayının ortak yazarlarının görev yaptıkları kamu kurumuna da bilgi verilir.

(5) Etik ihlal kararları en geç bir ay içerisinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına bildirilir.

Gizlilik

Madde 11 – (1) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarının kararları, genel düzenlemeler dışında gizlidir, etik kurulların tespitleri hakkında bu Yönergede belirtilen kişi ve kuruluşlar ile başvuru sahibinden başkasına bilgi verilmez.

Yeniden inceleme

Madde 12 – (1) Bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarında daha önce incelenen ve esası hakkında bir karar verilen eserlere ilişkin aynı iddialarla yapılan başvurularda yeniden bir inceleme yapılamaz. Bu halde eserlerin ve eserlere ilişkin iddiaların tamamen aynı olduğunun ilgili bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarınca tespit edilmesi şarttır.

Etik ihlallerine ilişkin kayıtlar

Madde 13 – (1) Bu düzenleme kapsamında yapılan inceleme sonucunda alınacak kararlar yükseköğretim kurumu tarafından gizlilik ilkesine riayet edilmek suretiyle uygun bir şekilde dosyalanıp saklanır.

(2) Doçentlik sınavına başvuruda bulunan adaylar dışında kalan kişiler hakkındaki bilimsel araştırma ve yayın etiğine ilişkin şikayet ve ihbar başvuruları, iddiada bulunulan kişinin eylemi gerçekleştirdiği sırada bağlı bulunduğu yükseköğretim kurumunca değerlendirilerek karara bağlanır.

Yürürlük

Madde 14 – (1) Bu Yönerge, Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 15 – (1) Bu Yönerge hükümlerini Yükseköğretim Kurulu Başkanı yürütür.

Geçici Madde 1 – (1) Yükseköğretim kurumları etik kurullarını, bu Yönergede belirtilen yeni kriterlere uygun olarak Yönergenin yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay içinde oluştururlar.

29 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
29 Temmuz - Hukuk Takvimi
1793 Slovak yazar (çoğunlukla şair), arkeolog, bilim adamı, politikacı ve Panslavizm ana ideoloğu Jan Kollár doğdu.(29 Temmuz 1793, Slovakya – 24 Ocak 1852, Viyana)
1805 Fransız siyasi düşünür ve tarihçi Alexis de Tocqueville (Alexis-Charles-Henri Clérel de Tocqueville – 29 Temmuz 1805 – 16 Nisan 1859) dünnyayag geldi. Amerika’da Demokrasi Üzerine (1835, 1840) ve Eski Rejim ve Devrim başlıklı eserleriyle tanınmaktadır. Tocqueville, Fransız siyasetinde de ilk olarak Temmuz Monarşisi (1830–1848) ve daha sonra 1848 devrimlerini izleyen İkinci Cumhuriyet (1849–1851) döneminde olmak üzere aktif bir isimdi. Meclis hükûmetini savunan klasik bir liberaldi fakat demokrasinin aşırılıklarından da şüphe duyuyordu.
1830 Fransa’da 27 Temmuzdaki Temmuz Devriminin ardından X. Charles tahtından indirildi ve yerine Louis Philippe getirildi.
1899 Savaş hukukunun kurallarını düzenleyen 29 Temmuz 1899 tarihli La Haye Sözleşmeleri:nden Kara Savaşının Yasa ve Teamüllerine Dair Sözleşme ve Deniz Savaşı Kurallarını Düzenleyen Cenevre Sözleşme kabul edildi.
1900 İtalya Kralı I. Umberto, Gaetano Bresci adlı bir anarşist tarafından öldürüldü.
1908 Osmanlı Meşrutiyet Meclisi tarafından genel af ilan edildi. Sürgünde bulunan rejim aleyhtarları ülkeye dönmeye başladı.
1913 Hollandalı avukat ve hukukçu Tobias Asser dünyaya geldi. (d. 1838) 1911 yılında Nobel Barış Ödülü’nü Alfred Fried ile birlikte paylaşmıştır.
1921 Adolf Hitler, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin Genel Başkanı oldu. Hitler “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi”nin başkanlığını Anton Drexler’den devraldı.
1925 İstanbul’da “Liman İşçileri İnhisarı” kuruldu.
1927 Osmanlı İmparatorluğu’nun son şeyhülislamı Mehmed Nuri Efendi yaşamını yitirdi. (24 Kasım 1859 – 29 Temmuz 1927) 1 Kasım 1922 tarihinde TBMM saltanatı kaldırınca son Osmanlı Hükûmeti ile birlikte istifa etmiş ve Şeyhülislamlık makamı da son bulmuştur.
1947 Dünyanın, tamamı elektronik ilk bilgisayarı ENIAC, hafızasının arttırılması amacıyla verilen aradan sonra tekrar çalıştırıldı ve 2 Ekim 1955’e dek sürekli çalıştı.
1949 Ekvadorlu siyasetçi ve avukat Jamil Mahuad dünyaya geldi.
1950 Kore savaşına karşı çıktıkları ve asker gönderilmesine karşı önceki gün eylem yaptıkları için gözaltına alınan Türk Barışseverler Cemiyeti Başkanı Behice Boran ve Genel Sekreteri Adnan Cemgil tutuklandı.
1953 Bina yapımını teşvik edecek ve kaçak yapılaşmayı önleyecek kanun TBMM’de kabul edildi.
1953 TCDD İşletmesi kuruldu.
1957 Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu kuruldu. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA-International Atomic Energy Authority) 50 yıldır dünyanın nükleer denetçisi olarak görev yapmaktadır. UAEK uzmanları kontrol altındaki nükleer maddelerin sadece barışçıl amaçlar doğrultusunda kullanılmasını sağlamak için çalışmaktadır. Günümüzde, kurumun 180’den fazla ülke ile güvenlik tedbirleri antlaşması bulunmaktadır. Türkiye  Atom Enerjisi Kurumu, IAEA ile eşgüdümlü olarak faaliyet göstermektedir.
1958 NASA kuruldu.
1959 Vatan gazetesi sahibi ve Başyazarı Ahmet Emin Yalman, “Pulliam Davası”ndan 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı.
1960 Havadis gazetesi, sıkıyönetimce tahrikçi ve ayrılıkçı yayın yaptığı iddiasıyla 10 gün süreyle kapatıldı.
1960 Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Başbakanı Hasan Saka yaşamını yitirdi. (d. 1886) Ankara Hukuk Fakültesinde ve Siyasal Bilgiler Okulunda Profesör olarak da görev yapmış ve iktisat dersleri vermiştir.
1965 İsmet İnönü, CHP’nin çizgisinin ortanın solu olduğunu dile getirdi. İnönü: “CHP bünyesi itibariyle devletçi bir partidir ve bu sıfatla, elbette ortanın solunda bir anlayıştadır” dedi.
1968 lrak Komünist Partisi MK, bir bildiri yayımlayarak, Baas rejiminden; lrak’ta demokrasiyi gözden geçirme, Kürt halkına otonomi hakkını tanıma ve sosyalist çevrelerle ilişki geliştirme talebinde bulundu.
1970 274 sayılı Sendikalar Kanunu TBMM’de kabul edildi.
1971 28 Haziran 1952 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilen 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 29 Temmuz 1971 tarihli ve 1451 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 15 Ekim 1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1975 Ankara’nın CHP’li Belediye Başkanı Vedat Dalokay işçi maaşlarını ödeyemediğini ve Hükûmet’in de yardım etmediğini açıkladı. Dalokay, Hükûmet’i protesto için üç günlük açlık grevine başladı.
1979 Alman – Amerikan filozof, Frankfurt Okulu’ndan Marksist kuramcı/ düşünür sosyolog, politik felsefeci Herbert Marcuse yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Temmuz 1808) Frankfurt Okulu’nun Eleştirel teorisi’ne yaptığı katkılarla tanınmaktadır. 20. yüzyıl Batı toplumlarını Marksizm ve Freudcu psikanaliz yordamıyla eleştirisi 1968 başkaldırısını gerçekleştiren ABD ve Batı Avrupa gençliğini harekete geçirmekte önemli bir rol oynamıştır.
1982 Pınar Kür’ün “Yarın… Yarın” adlı romanı Erzurum, Ağrı, Kars ve Artvin İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı bölgesinde yasaklandı.
1983 MGK, İş Yasası’nı kabul etti. Yasayla iş ve işçi bulmak amacıyla faaliyette bulunulması ve büro açılması yasaklandı. Yasa ayrıca 15 yaşından küçük çocukların işyerlerinde çalıştırılmasını yasakladı, zamanında ödenmeyen kıdem tazminatları için vadesiz mevduata uygulanan en yüksek faiz verilmesini hükme bağladı. Bir yıl veya daha uzun süreli hizmet akitlerinin yazılı yapılması, sürekli hizmet akitlerinde deneme süresinin en çok bir ay olması kararlaştırıldı.
1983 İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi, DİSK/ T.Maden-İş’in yöneticisi-işyeri temsilcisi 64 kişi hakkında 6-20 yıl arası hapis istemiyle dava açtı.
1986 Türkiye Komünist Partisi davası sonuçlandı; 74 sanık 4 aydan 15 yıla kadar hapis cezaları aldı, 40 sanık beraat etti.
1987 Margaret Thatcher ile François Mitterrand, Manş Tüneli’nin inşasına ilişkin anlaşmayı imzaladı.
1988
  • Almanya’da bulunan Melike Demirağ ve Şanar Yurdatapan’ın “İstanbul’da Olmak” ve “Anadolu” kasetlerinin Türkiye’de yayınlanması Bakanlar Kurulu’nca yasaklanmıştı. Danıştay’a açılan karşı dava reddedildi.
  • 28 Avrupalı komünist partiyi temsilen Türkiye’ye gelen 5 kişilik parlamenter heyetinin Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde TBKP liderleri H.Kutlu ve N.Sargın ile görüşmesine izin verilmedi.
1989 12 Eylül 1980’den bu yana 9 yılda 356 kitap, 189 film, 20 kasetin yasaklandığı bildirildi.
1990 Hukukçu ve Avusturya Şansölyesi Bruno Kreisky yaşamını yitirdi. (22 Ocak 1911-29 Temmuz 1990)
1991 Kürt liderler, , Birleşik Krallık ve Avrupa Topluluğu’nun desteğini de arkasına alarakSaddam Hüseyin ile özerklik anlaşması için görüşmelerde bulundu. Irak hükümeti, Kürt liderlerin kabul etmediği koşulları öne sürünce, görüşmelerin kesildiği duyuruldu.
1992 12 Mart Muhtırasının imzacılarından Deniz Kuvvetleri eski komutanı, emekli Oramiral Kemal Kayacan silahlı saldırıda öldürüldü. Saldırıyı Devrimci-Sol örgütü üstlendi.
1998 Nükleer Karşıtı Platform, Akkuyu için ihaleler açan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu.
1999 Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kez bir Başkan görev başındayken ceza aldı. Hukukçu Başkan Bill Clinton, yalan ifade vermek suçundan 90.000 Dolar ceza ödemeye mahkûm edildi.
1999 “Mezarda Emeklilik” Tasarısı’na karşı DİSK, KESK ve TTB Türkiye genelinde 1 saat süreyle çalışmayıp alanlara çıktı.
2000 İstanbul’da F Tipi cezaevlerini protesto etmek isteyen Partizan, TAYAD, ÖMP ve Kızıl Bayrak’tan 24 kişi gözaltına alındı.
2000 ‘Aydın ve Sanatçı Girişimi’ adı altında bir araya gelen 33 aydın ve sanatçı, F Tipi cezaevi uygulamalarını protesto etmek için bir günlük açlık grevine başladı.
2002 Yunanistan’da 17 Kasım örgütünün yakalanan 14 üyesinden sekizi geniş güvenlik önlemleri altında Atina Emniyet Müdürlüğü’nden Koridalos Cezaevi’ne sevk edildi.
2006 Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in “Türkiye’ye hakaret” suçundan aldığı cezanın Yargıtay tarafından onanmasının ardından “Barış Girişimi” adlı  sivil itaatsizlik hareketi başlatıldı. 301. maddenin kaldırılması istendi; Hrant Dink için imza kampanyası başlatıldı.
2007 Güney Koreli 22 kişiyi rehin tutan Taliban, Afganistan hükümeti ile görüşmeleri kesti. Taliban sözcüsü, hükümetin güç kullanması halinde rehineleri öldüreceklerini söyledi.
2011 Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner, görev süresi 1 yılı doldurmadan istifa ettiğini açıkladı. Koşaner ile birlikte Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay istifa etti.
2012
  • Fukuşima’nın ardından 50 nükleer santrali kapatıp 2’sini tekrar açan Japonya’da parlamento kuşatıldı.
  • YÖK Bilimsel Araştırma ve Etik Yönetmeliği, Yükseköğretim Kurulu Genel Kurulu’nun 29 Temmuz 2012 tarihli toplantısında alınan 2012.18.946 sayılı karar ile ilan edildi.
2013 Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden 7 kişi için 7 ülkede 7’şer kişinin katılımıyla 7 dakikalık “duran insan” eylemi yapıldı.
2015 Olağanüstü toplanan TBMM Genel Kurulu’nda, CHP’nin artan terör eylemleri için Meclis araştırması talebiyle verdiği önerge AKP ve MHP’lilerin oylarıyla reddedildi. MHP’liler önce çekimser kalırken, Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın uyarısı üzerine ”Hayır” oyu kullandı.
2015
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP’li vekillere yönelik dokunulmazlık çıkışının ardından HDP’li 80 milletvekilinin tamamı “dokunulmazlıklarının kaldırılması” yönünde TBMM Başkanlığı’na dilekçe verdi.
  • AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu‘nun HDP Eş Genel Başkanı Avukat Selahattin Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurusunun ardından, Başsavcılık Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke talebinde bulunarak Adalet Bakanlığı’na gönderdi.
2020 Şilili avukat ve politikacı (d. 1953) Hernán Pinto yaşamını yitirdi
2021 Amerikalı avukat, öğretmen ve senatör Carl Milton Levin (d. 28 Haziran 1934 – ö. 29 Temmuz 2021) yaşamını yitirdi. 1979-2015 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Michigan Senatörü olarak yer görev aldı. 7 Mart 2013’te siyasetten emekli olduğunu açıkladı. Demokrat Parti üyesiydi.
2025

Balkanlar’daki Osmanlı mimarisi konusunda uzmanlaşan Hollandalı sanat tarihi profesörü Machiel Kiel (28 Şubat 1938 – 29 Temmuz 2025) yaşamını yitirdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yarım asırdan fazla bir süre Sofya, İstanbul ve Ankara’daki Osmanlı arşivleri üzerine çalışmış, saha çalışmaları ve restorasyonlarda görev almıştır.

2026
  • Gülistan Doku soruşturması kapsamında 16 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 18 şüpheliden, 8’i Erzurum Adliyesi’ne getirildi.
  • RTÜK tarafından lisansı iptal edilen Açık Radyo, ifade ve basın özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.  RTÜK, 3 Temmuz 2024 tarihinde yayın durdurma kararının uygulanmadığı gerekçesiyle radyonun karasal yayın lisansını iptal etmişti. Danıştay, lisans iptalini onaylamıştı.
2026
  • TBMM’de stajyer kız öğrencilere cinsel taciz ve istismarda bulundukları suçlamasıyla yargılanan 4 sanığa 2 yıl 3 ay ile 7 yıl 4 ay arasında değişen sürelerde hapis cezalarının verildiği kararın gerekçesi Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından açıklandı.
  • Üsküdar Belediyesi’ne yönelik üçüncü dalga operasyonda Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın da aralarında olduğu 6 kişi gözaltına alındı.
  • Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı, Uşak Belediyesi’nin şirketlerinde sigortalı gösterilmelerine rağmen eski Belediye Başkanı Özkan Yalım’a ait işletmelerde çalıştıkları öne sürülen 17 kişiye yönelik operasyon düzenledi. Soruşturmada kamu zararının 16 milyon 866 bin 240 lira olduğu ileri sürüldü.
2026 Anayasa Mahkemesi’nin Madımak katliamına ilişkin yaşam hakkının usulden ihlal edildiğine hükmederek tazminat kararı hakkında konuşan davanın avukatı Şenal Sarıhan ise AYM’nin 12 yıl sonra karar vererek “uzun yargılama ihlali” yaptığını söyledi.

 

Bruno Kreisky

0
Bruno Kreisky

Hukukçu ve Avusturya Şansölyesi Bruno Kreisky 22 Ocak 1911’de dünyaya geldi. (Ölümü: 29 Temmuz 1990) Viyana Üniversitesi‘nde hukuk, siyaset ve iktisat öğrenimi gördü. Aynı üniversitede doktora çalışmasını tamamladı. Öğrenciliği sırasında sosyalist harekete katıldı. 1936’da siyasi etkinliklerinden dolayı tutuklanarak kısa bir süre hapis yattı. Gazetecilik ve ticaretle uğraştı. 1946-1950 yılları arasında Stokholm‘deki Avusturya Elçiliğinde çalıştı. Daha sonra Viyana‘ya dönerek Dışişleri Bakanlığında görev aldı. 1956’da ilk kez parlamentoya seçildi. 1959’da SPÖ’nün başkan yardımcılığına getirildi ve Dışişleri Bakanı oldu. Orta Doğu sorununda Filistinlilerden yana tavır aldı. 21 Nisan 1970 – 24 Mayıs 1983 arasında şansölye olarak görev yaptı. 1987 yılına dek SPÖ’nün onursal başkanlığını sürdürdü. 29 Temmuz 1990’da Viyana’da yaşamını yitirdi. 

Hasan Saka

0
Hasan Saka

Hasan Saka, Sakaoğulları ailesinden Trabzonlu Hafız Yunus efendinin oğludur. 1885 de Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Trabzon Askeri Rüştiyesi ile Mülkiye İdadisini birincilikle bitirmiş, 1908 İnkılabından sonra Mülkiye Mektebini ikmal ile Paris’te Siyasi İlimler Mektebinde İktisat ve Maliye tahsil etmiştir. Yurda dönüşünde Mülkiye Mektebinde İktisat ve Maliye dersleri okutmuştur. İstanbul Meclisinin son yıllarında Trabzon Milletvekili olmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruluşundan sonra yine Trabzon Millet Vekili seçilmiş, Lozan Konferansına üye olarak katılmış, Ticaret ve Maliye Vekilliklerinde bulunmuş ve Maliye Vekilliğinden ayrıldıktan sonra Büyük Millet Meclisi Başkan vekilliğine seçilmiş ve aynı zamanda Ankara Hukuk Fakültesinde ve Siyasal Bilgiler Okulunda Profesör olarak görev yapmış, iktisat dersleri vermiştir.

Çeşitli Kongre ve Konferanslarda Türkiye’yi temsil etmiş, Balkan Dostluk Derneği başkanlığında bulunmuş ve 1934 de İstanbul’da toplanan Parlamentolar Konferansında başkanlık etmiş, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis grubu başkanlığını yapmış, 13 Eylül 1944 den 10 Eylül 1947 tarihine kadar Dışişleri Bakanlığını yapmıştır.

Birleşmiş Milletlerin Kurulması amacıyla 1945 Haziran ayında Sanfransisko’da toplanan Konferansa Türk görüşme heyeti başkanı olarak katılmış, 5 Eylül 1947 de Başbakan olmuş ve 14 Ocak 1949 da ayrılmıştır.

13.09.1944 – 10.9.1947 tarihleri arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştır. 11 Mart 1941 kanununda derpiş edilen yardıma müteallik esaslara dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti artasında Anlaşma’ya hükumet adına imza atmıştır.

29 Temmuz 1960 günü İstanbul’da yaşamını yitirmiştir. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

28 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
28 Temmuz – Hukuk Takvimi
28 Temmuz – Hukuk Takvimi

450

II. Theodosius veya Teodosyüs (Flavius Theodosius, 10 Nisan 401 – 28 Temmuz 450) yaşamını yitirdi. 408 – 450 yılları arasında Doğu Roma imparatorluğu yaptı. Theodosius kanunları (Codex Theodosianus) ile tanınmaktadır.

1402

Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid, Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilerek esir düştü; Osmanlı Devletinde “Fetret Devri” başladı.

1540

İngiliz Reform Hareketi’nin kurucularından ve savunucularından Thomas Cromwell, (d. 1485 – ö. 28 Temmuz 1540) Kral’ın emriyle idam edildi. İdamın ardından kafası, bir mızrağa geçirilip Londra Köprüsü’nde sergilendi. 

1759

Fransız Aydınlanmasının ünlü düşünürüdürü ve bilim insanı Pierre Louis Maupertuis  yaşamını yitirdi. (17 Temmuz 1698 – 28 Temmuz 1759)  

1794

  • Fransız Devrimi’nin jakoben önderlerinden avukat ve siyasetçi Maximilien Robespierre, iktidardan düşürüldü ve Fransa Millî Meclisi’nce tutuklandı. Robespierre, 28 Temmuz’da giyotin yöntemiyle idam edildi. (Doğumu: 6 Mayıs 1758)

  • Louis de Saint-Just giyotinle idam edildi. (25 Ağustos 1767 – 28 Temmuz 1794) Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri, askeri ve siyasi liderdi Hukuk fakültesini yarıda bıraktı. Terör döneminin kurbanlarından biri oldu.

   

1804

Alman filozof Ludwig Andreas Feuerbach, dünyaya geldi. (ö. 1872)

   

1808 

Osmanlı Padişahı III. Selim, İstanbul’da IV. Mustafa’nın emriyle boğularak öldürüldü.

1821

Arjantinli general Jose de San Martin, Lima’ya girerek Peru’nun İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti.

1821

 
   
   

1874

Alman filozof  Ernst Cassirer yaşamını yitirdi. (28 Temmuz 1874 – 13 Nisan 1945)

   

1892

20. yüzyılın en etkili bilim filozoflarından biri olan Sir Karl Raimund Popper dünyaya geldi. (28 Temmuz 1902 – 17 Eylül 1994)

   

1914

Sırbistan’ın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun verdiği Ültimatomu kabul etmemesi üzerine I. Dünya Savaşı başladı.

1925

Hukukçu ve siyasetçi Ali Hüsrev Bozer, doğdu. (ö. 2020)

1929

Savaş esirlerine ilişkin Cenevre Konvansiyonu, 48 ülke tarafından imzalandı.

1930

Başyazarlığını Selim Ragıp Emeç’in yaptığı Son Posta gazetesi, İstanbul’da yayımlanmaya başladı.

1936

Avustralyalı politikacı ve avukat Albert Gould öldü. (d. 1847)

   

1941

Benzin sıkıntısı nedeniyle bir süreden beri taksilerde uygulanan tek-çift plaka uygulaması kaldırıldı.

1942

İstanbul’un iaşesi (beslenmesi) Belediye’ye devredildi. Piyasayı ve bütün eşya fiyatlarını belediyenin tanzim etmesi kararlaştırıldı. 

1943

II. Dünya Savaşı: İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Hamburg’u bombalaması sonucu çıkan yangınlarda 42.000 Alman sivil öldü.

1950

Türk Barışseverler Cemiyeti’nin Kore savaşına girilmemesi için TBMM’ne gönderdiği mektup için Başbakan Menderes: “Komünist tahriki”dedi. Cemiyet’in Kore’ye asker gönderilmesine karşı dağıttığı bildiri toplatıldı, Cemiyet Başkanı Behice Boran ve 3 kişi gözaltına alındı.

1951

Çok uluslu bir Birleşmiş Milletler sözleşmesi olan Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme, diğer adıyla 1951 Mülteci Sözleşmesi, (The 1951 Refugee Convention) 28 Temmuz 1951 tarihinde ilk olarak 12 ülke tarafından imzalandı.

1956

28 Temmuz 1956’da ABD ile yapılan Antlaşma ile, Türk topraklarında işlenen suçlar nedeniyle yabancı bir ülkenin makamlarına yargılama sürecinde rol oynama yetkisi tanındı. Türkiye’deki Amerikan askeri personelinin yargılanması konusunda önemli yetki devirleri yaşandı. 

   

1964

Amerika Birleşik Devletleri’nde Siyahiler, Federal Mahkeme’ye başvurma hakkını elde etti.

1967

İş Kanunu TBMM’de kabul edildi.

1969

Samsun Cezaevi’nde 800’e yakın mahkum ayaklandı. Jandarma ateş açtı: 1 ölü, 9 yaralı.

1970

15/16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nden 1.5 ay sonra İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı basın toplantısında açıklama yaptı: “Şu anda grev ve lokavt yasaktır. Bu haklar ancak sıkıyönetim sonrasında kullanılabilir.”

   

1971

Türkiye ile Ortak Pazar arasında “Geçici Ticaret Anlaşması” imzalandı.

1976

Adana Ceyhan’da bir genci döverek öldüren iki polis tutuklandı.

1978

Tarım alanlarının topraksız ve az topraklı köylülere kiralanacağı açıklandı.

1979

Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) yöneticileri silahlı çete kurma iddiasıyla tutuklandı.

1980

İzmir’de Savcılık, Kemal Türkler’in öldürülmesinin ardından iş bırakan Maden-İş’li 70 bin işçi için 1.000’er TL ağır para cezası isteneceğini, işçileri eyleme zorlayan sendika yöneticileri için de 1 aydan az olmamak kaydıyla hapis cezası öngörüldüğünü bildirdi.

1981

Gıda maddelerinde bulunan katkı maddelerinin saflık ölçütüne uyduğunu belirlemeye ilişkin Topluluğun analiz yöntemlerinin yer aldığı 28 Temmuz 1981 tarihli ilk Avrupa Komisyonu Direktifi kabul edildi.

1983

Soğan ve yaprak hindiba için kalite standartlarını belirleyen 28 Temmuz 1983 tarihli Avrupa Komisyonu Tüzüğü kabul edildi.

1983

Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye Huzur Partisi ve Fazilet Partisi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

   

1987

Muzır Kurulu’nca “müstehcen” bulunup toplatılan “Asılacak Kadın”ın yazarı Pınar Kür’ün yargılanmasına devam edildi. 

1988

Tutuklu TBKP liderleri H.Kutlu ve N.Sargın’a özgürlük dilekçesiyle Başbakanlık önünde bildiri okumak isteyen 4 yabancı parlamenter polislerce uzaklaştırıldı.

1989

İran İslam Cumhuriyeti Anayasasında 28 Temmuz 1989 tarihinde bazı değişiklikler yapıldı.

   

1991

Adige Cumhuriyeti kuruldu.

1993

  • Hububat için müdahale merkezlerinin tespit edilmesine ilişkin 28 Temmuz 1993 tarihli Avrupa Komisyonu Tüzüğü kabul edildi

  • Yemlerin resmi kontrolü için Topluluk analiz yöntemleri getiren 28 Temmuz 1993 tarihli On birinci Komisyon Direktifi (Halofuginone analizi) kabul edildi. 

  • 28 Temmuz 1993 tarihli ve 2158/93 sayılı Avrupa Komisyonu Yönetmeliği kabul edildi. 1974 tarihli Uluslararası Denizde Can Güvenliği Sözleşmesi ve 1973 tarihli Uluslararası Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Sözleşmesi’nde yapılan değişikliklerin uygulanmasına ilişkindir.

   

1997 

  • Metin Göktepe’nin ölümünden haklarında gıyabi tutuklama kararı bulunan 1 emniyet amiri ve 5 polis memuru Afyon Cumhuriyet Savcılığına teslim oldu.

  • 28 Şubat Kararları gereğince uygulamaya konulan 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı Beyazıt’taki gösteride konuşma yapan Akit yazarları Abdurrahman Dilipak ve Mustafa Karahasanoğlu ifade verdi. 

1999

  • (EC) 2201/96 sayılı Konsey Tüzüğünün belirli türde kuru üzümlerin asgari pazarlanma niteliklerine ilişkin olarak uygulanması için ayrıntılı kuralları ortaya koyan 28 Temmuz 1999 tarihli Komisyon Tüzüğü kabul edildi. 

  • Trans Avrupa yüksek hız demir yolu sisteminde kumanda,kontrol ve sinyalizasyon sistemi ile ilgili 28 Temmuz 1999 tarih ve 1999/569/EC sayılı Komisyon Kararı kabul edildi. 

  • Topluluk ormanlarının yangına karşı korunması ile ilgili 2158/92 sayılı Konsey Tüzüğünün uygulanmasında detaylı kuralları belirleyen 28 Temmuz 1999 tarihli Komisyon Tüzüğü kabul edildi. 

2000

  • Yapısal Fonlardan ortak finansmanı sağlanacak faaliyetlerin harcamalarının uygunluğu hakkında 1260/1999 sayılı Konsey Tüzüğünün uygulanmasıyla ilgili olarak ayrıntılı kurallar koyan 28 Temmuz 2000 tarih ve 1685/2000/EC sayılı Komisyon Tüzüğü kabul edildi. 

  • 17 Temmuzda göreve gelen Suriye’nin yeni Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesindeki siyasi mahkûmların geri kalan cezalarını affettiğini açıkladı.

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kapatılan RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın, hakkındaki hapis cezasının durdurulması için yaptığı başvuruyu reddetti.

  • İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı yeni “fuhuş tüzüğü tasarısı”na göre seks işçilerinin sigortalı çalıştırılmasının zorunlu hale getirileceği açıklandı.

2001

Uşak E Tipi Cezaevi’nde, 220 gündür ölüm orucunu sürdüren altı hükümlü sağlık durumlarının kötüye gitmesi nedeniyle tahliye edildi. 

2003

Çeşitli illerden Ankara’ya gelerek Abdi İpekçi Parkı’nda toplanan TAYAD’lıların Meclis’e yürümesine polis izin vermedi. F tipi cezaevlerinin kapatılması talebiyle toplanan 60 bin imzalı dilekçe, temsilciler aracılığıyla Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı’na iletildi.

2004

İran’da 1997-2000 arasında reformcu Cumhurbaşkanı Hatemi’nin kültür bakanı olan Ataullah Mohacerani ikinci eşini resmen kayıtlara geçirmemesi nedeniyle gözaltına alındı. İran Şeriat Anayasasına göre kayıt yaptırmak şartıyla erkeklere dört eşe kadar izin veriliyor. 

2005

  • Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesine ilişkin 2000 yılında gerçekleştirilen “Umut Operasyonu” davasında, Ferhan Özmen ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldı. Davada iki sanık 6’şar yıl 3’er ay, dört sanık 3’er yıl 1’er ay, bir sanık da 3 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum edildi.

  • Kuzey İrlanda’da Britanya ile 30 yıldır çatışan İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) silahlı mücadeleyi terk ettiğini, mücadelelerini siyasi ve demokratik yoldan sürdürüceğini açıkladı.

2006

Genelkurmay Başkanlığı emekli Korgeneral Altay Tokat hakkında soruşturma açtı. Korgeneral Altay Tokat Yeni Aktüel dergisine yaptığı açıklamada Güneydoğu’da görev yaparken bölgeye yeni atanan hakim ve memurları “hizaya getirmek” için evlerinin yakınlarına “bir iki bomba attırdığını” söylemişti.

2007

Rusya’da muhalefet hareketi üyesi kadın gazeteci Larisa Arap ‘zorunlu’ psikiyatrik tedavi altına alınınca açlık grevine başladı.

2008

Anayasa Mahkemesi, AK Parti’ye, kapatma istemi ile açılan davayı görüşmeye başladı.

   

2010

İspanya’nın özerk bölgesi Katalonya, ülkede yüzyıllarca süren bir gelenek olan ve senede 30 binin üzerinde boğanın ölmesine sebep olan boğa güreşlerini yasakladı.

2011

Ankara 15. İş Mahkemesi, 20 Ocak 2011’de kurulan ve Ankara Valiliği’nin başvurusu üzerine 15 Mart’ta dava açılan Yargıçlar ve Savcılar Sendikası’nın (Yargı-Sen) kapatılmasına karar verdi.

   

2013

Alevi Kültür Merkezi Londra’da yürüyüş ve Trafalgar’da miting düzenledi, Aleviliğin Türkiye’de anayasal güvencelere kavuşturulması talebini içeren 7 bin imza topladı.

   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   

2017

Aile üyelerinden bazılarının Panama belgeleriyle ortaya çıkan yolsuzluk iddialarına karıştığı gerekçesiyle Başbakan Navaz Şerif Pakistan Anayasa Mahkemesi tarafından görevden uzaklaştırıldı ve siyasetten ömür boyu men edildi.

   
   
   

2019

Avukat ve siyasetçi Ahmet Ferruh Bozbeyli yaşamını yitirdi. (21 Ocak 1927, Pazarcık, Kahramanmaraş – 28 Temmuz 2019, Ankara), Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığı (1965-70) ve Demokratik Parti genel başkanlığı yapmıştı. (1970-78).

2020

Tunuslu-Fransız hukukçu, feminist, siyasetçi ve deneme yazarı Gisèle Halimi yaşamını yitirdi. (Zeiza Gisèle Élise Taïeb;  27 Temmuz 1927, Tunis, Tunus – 28 Temmuz 2020, Paris, Fransa), 

   

2022

BM Genel Kurul Kararı: ‘Bir İnsan Hakkı Olarak Güvenli, Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir Çevre Hakkı” başlıklı BM Genel Kurul Kararı, 28 Temmuz 2022 tarihinde Genel Kurul’da oylandı ve 161 lehte oyla kabul edildi. 

2022

İsrailli hukukçu, aktivist ve kamu görevlisi Yaakov Heruti (15 Ocak 1927 – 28 Temmuz 2022) yaşamını yitirdi. 

   
   

2026

  • İçişleri Bakanlığı‘nın “Emniyet Teşkilatı Disiplin Kurullarının Çalışma Esas ve Yöntemlerine İlişkin Yönetmeliğin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmeliği” Resmi Gazete‘de yayımlandı. Yeni Yönetmelikle, 5 Nisan 1980 tarihinden bu yana yürürlükte bulunan “Emniyet Teşkilatı Disiplin Kurullarının Çalışma Esas ve Yöntemlerine İlişkin Yönetmelik“ yürürlükten kaldırıldı.

  • Ardahan CHP İl Genel Meclis Üyesi Gökhan Sözbir, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.

  • Ahbap Derneği soruşturmasında ünlüler ifade vermeye devam etti.

  • İçişleri Bakanlığı, 13 ilde siber suçlara yönelik son 6 günde düzenlenen operasyonlarda 127 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Şüphelilerden 86’sı tutuklanırken, 21’i hakkında adli kontrol kararı verildi.

  • Sakarya’nın Arifiye ilçesinde misafirliğe gittiği evde başından vurulan 14 yaşındaki M.İ.’nin ölümüne ilişkin soruşturmada, emekli polis dedesine ait ruhsatlı tabancayla oynarken arkadaşını kazara vurduğu belirlenen 15 yaşındaki Y.D.S. tutuklandı.

  • CHP’nin “rozet takma” etkinliğine figüranların getirilmesine ilişkin haberle ilgili soruşturma kapsamında BirGün muhabiri Ebru Çelik ve BirGün Web Koordinatörleri Uğur Koç ile Berkant Gültekin, savcılık tarafından ifadeye çağrıldı.

  • İçişleri Bakanlığı, uluslararası iş birliğiyle düzenlenen operasyonlarda kırmızı bültenle aranan 27 kişi ile ulusal düzeyde aranan 38 kişinin yakalanarak Türkiye’ye iade edildiğini duyurdu. Gürcistan başta olmak üzere sekiz ülkede yakalanan toplam 65 şüphelinin cinayet, uyuşturucu, dolandırıcılık ve örgüt suçları dahil birçok suçtan arandığı belirtildi.

2026

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin huzurunda, iki ülke arasında 3 anlaşma imzalandı.  “Eğitim ve Akademik İşbirliği Mutabakat Muhtırası”, Polis Akademisi Başkanı Murat Balcı ile Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Komutanı Özel Kalem Müdürü General Abdulemir Şammari tarafından imzalandı. “Gençlik ve Spor Alanlarında Mutabakat Zaptı”na, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin imza attı. “Sınai Mülkiyet Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı”na ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Irak Maliye Bakanı Falih Sari tarafından imza koyuldu.

   
 
25 Temmuz – Hukuk Takvimi

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi

0

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi(Universal Declaration of the Rights of Mother Earth), 22 Nisan 2010 tarihinde Bolivya’da toplanan Dünya Halkları İklim Değişikliği ve Toprak Ananın Hakları Konferansı’nda kabul edilmiş ve Bolivya hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler’e sunulmuştur. Beyanname dünyanın birçok ülkesinden yüzbinlerce kişi tarafından imzalanmıştır.

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi

GİRİŞ

Biz, Dünya halkları ve ulusları:

Hepimiz, ortak bir kadere sahip birbiriyle ilişkili ve birbirine bağımlı varlıklardan oluşan, parçalanamaz ve canlı bir topluluğun, Toprak Ana’nın parçası olduğumuzu biliyoruz;

Toprak Ana’nın yaşamın, gıdanın ve öğrenmenin kaynağı olduğunu ve iyi yaşamamız için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi sağladığını minnetle kabul ediyoruz;

Kapitalist sistemin ve her çeşit yağma, sömürü, istismar ve kirlenmenin, bugün bildiğimiz yaşamı iklim değişikliği gibi olaylarla riske atarak, Toprak Ana’ya büyük yıkım, bozulma ve parçalanma getirdiğinin farkındayız;

Birbirine bağımlı varlıkların oluşturduğu bir topluluk içerisinde, yani Toprak Ana’da, bir dengesizliğe yol açmadan sadece insanların haklarını tanımanın mümkün olmadığına ikna olduk;

İnsan haklarını garanti altına almak için Toprak Ana ve tüm varlıkların haklarını tanımak ve savunmak gerektiğini ve bunu yapan kültürlerin, uygulamaların ve yasaların var olduğunu söylüyoruz;

İklim değişikliğine ve Toprak Ana üzerinde tehditlere neden olan yapıların ve sistemlerin dönüşümü için belirleyici, kolektif eylemlerde bulunmanın aciliyetinin bilincindeyiz;

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kamuya ilan ediyor ve Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesi için çağrıda bulunuyoruz.

Bu, tüm dünya halkları ve ulusları için ortak bir başarı standardı olmalı. Her birey ve kurum öğretim, eğitim ve bilinçlendirmeyle bu standartları destekleme sorumluluğu almalı. bu Beyanname’de tanımlanmış haklara saygı göstermeli ve gecikmeden ulusal ve uluslararası yenilikçi önlem ve mekanizmalarla dünyadaki tüm halklar ve devletler arasında evrensel olarak etkili bir şekilde tanınması ve yerine getirilmesi garanti altına alınmalı.

MADDE 1
Toprak Ana

(1) Toprak Ana canlı bir varlıktır.

(2) Toprak Ana, tüm varlıkları besleyen, kapsayan ve meydana getiren birbiriyle ilişkili varlıkların eşsiz, parçalanamaz, kendi kendini düzenleyen bir topluluğudur.

(3) Her varlık, Toprak Ana’nın ayrılmaz bir parçası olarak ilişkileriyle tanımlanır.

(4) Toprak Ana’nın doğal hakları, varoluş ile aynı kaynaktan geldiğinden dolayı elinden alınamaz.

(5) Toprak Ana ve tüm varlıklar, türler, organik ve inorganik varlıklar arasında yapılan, insanlar için kullanılan her türlü ayrım olmadan bu Beyanname’de tanımlanmış tüm doğal haklara sahiptir.

(6) İnsanların insan haklarına sahip olduğu gibi, tüm diğer varlıklar da kendilerine özel, varoldukları topluluklar içerisindeki rol ve işlevlerine uygun haklara sahiptir.

(7) Her varlığın hakları diğer varlıkların haklarıyla sınırlıdır. Haklar arasındaki herhangi bir çatışma Toprak Ana’nın bütünlüğünü, dengesini ve sağlığını sürdürecek şekilde çözülmek zorundadır.

MADDE 2
Toprak Ana’nın Doğal Hakları

(1) Toprak Ana ve meydana getirdiği tüm varlıklar aşağıdaki doğal haklara sahiptir:

(a) Yaşama ve var olma hakkı;

(b) Saygı duyulma hakkı;

(c) Yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tarafından bozulmadan devam ettirme ve biyolojik kapasitesini yeniden oluşturma hakkı;

(d) Kendi kimliğini ve bütünlüğünü ayrı, özlük ve birbiriyle ilişkili varlıklar olarak sürdürme hakkı;

(e) Yaşam kaynağı olarak su hakkı;

(f) Temiz hava hakkı;

(g) Bütünsel sağlık hakkı;

(h) Kirlenmeden, zehirli ve radyoaktif atıklardan muaf olma hakkı;

(i) Bütünlüğünü yahut yaşamsal ve sağlıklı işleyişini tehdit edecek şekilde genetik yapısındaki bozulma ve değişikliklerden muaf olma hakkı;

(j) Bu Beyanname’de kabul edilmiş hakların insan faaliyetleri nedeniyle ihlal edilmesi durumunda bunların gecikmeden ve tam olarak iyileştirilmesi hakkı;

(2) Her varlık, Toprak Ana’nın uyumlu işleyişi için kendi rolünü yerine getirme hakkına sahiptir.
(3) Her varlık, insanların işkence yahut kötü muamelesinden muaf olma ve belli bir refaha sahip olma hakkına sahiptir.

MADDE 3
İnsanların Toprak Ana’ya Olan Yükümlülükleri

(1) Her insan Toprak Ana’ya saygı göstermek ve onunla uyum içerisinde yaşamaktan sorumludur.
(2) İnsanlar, tüm devletler, tüm kamu ve özel kurumlar aşağıdakileri yapmak zorundadır:

(a) Bu Beyanname’de tanımlanmış haklar ve yükümlülüklere uygun olarak hareket etmek;

(b) Bu Beyanname’de tanımlanmış haklar ve yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilmesi ve uygulanmasını kabul ve teşvik etmek;

(c) Bu Beyanname’ye uygun olarak Toprak Ana ile uyum içerisinde nasıl yaşanacağı konusunda öğrenme, analiz, yorumlama ve iletişimde yer almak ve teşvik etmek;

(d) Günümüzde ve gelecekte, insanın refahına yönelik faaliyetlerin Toprak Ana’nın refahına katkıda bulunmasını garanti etmek;

(e) Toprak Ana’nın haklarının savunulması, korunması ve muhafaza edilmesi için etkili standartlar ve yasalar belirlemek ve uygulamak;

(f) Toprak Ana’nın yaşamsal ekolojik döngülerine, süreçlerine ve dengelerine saygı göstermek, korumak, muhafaza etmek ve gerekli olduğu yerlerde bütünlüğünü iyileştirmek;

(g) Bu Beyanname’de tanımlanmış doğal hakların insanlar tarafından ihlal edilmesiyle oluşan hasarların düzeltilmesini ve sorumluların Toprak Ana’nın bütünlüğünü ve sağlığını yeniden sağlamaktan sorumlu tutulmasını garanti etmek;

(h) Toprak Ana’nın ve tüm varlıkların haklarını savunmak için insanlara ve kurumlara yetki vermek;

(i) Türlerin neslinin tükenmesine, ekosistemlerin yok olmasına yahut ekolojik döngülerin bozulmasına neden olan insan faaliyetlerini önlemek için ihtiyatlı ve kısıtlayıcı önlemler tesis etmek;

(j) Barışı sağlamak ve nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları ortadan kaldırmak;

(k) İnsanların kendi kültürlerine, geleneklerine ve adetlerine uygun olarak Toprak Ana ve tüm varlıklara saygı gösterdikleri pratikleri teşvik etmek ve desteklemek;

(l) Toprak Ana ile uyum içerisinde olan ve bu Beyanname’de tanımlanmış haklara uygun ekonomik sistemleri teşvik etmek;

MADDE 4
Tanımlar

(1) “Varlık” tanımı ekosistemleri, doğal toplulukları, türleri ve Toprak Ana’nın bir parçası olarak varolan tüm diğer doğal varoluşları kapsar.

(2) Bu Beyanname’deki hiçbir şey tüm varlıkların yahut belirtilen varlıkların diğer doğal haklarının tanınmasını kısıtlamaz.

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme

0
Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme, diğer adıyla 1951 Mülteci Sözleşmesi (The 1951 Refugee Convention), 28 Temmuz 1951 tarihinde ilk olarak 12 ülke tarafından imzalanan çok uluslu bir Birleşmiş Milletler sözleşmesidir. Sözleşme genel olarak mültecilerin hukuki durumunu, sığınma hakkını, sığınma hakkı almış kişilerin haklarını ve bu kişilere sığınma hakkı veren ülkelerin hukuki sorumluluklarını belirlemektedir.

Cenevre Konvansiyonları, 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen en önemli belgelerdendir. Sözleşmelerin başında Evrensel Beyannameye kuvvetli atıf yapılmakta, yapılan düzenlemelerin insanlığın ortak barışına hizmet edeceği vurgulanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 14 Aralık 1950’de Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından kurulmuştur.

“Cenevre’de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış olan Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Sözleşmenin onaylanması hakkında Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 29.08.1961 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 05.09.1961 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  Türkiye, mültecilere dair 12 Mayıs 1926 ve 30 Haziran 1928 tarihli anlaşmalara taraf olmadığından yayınladığı bir deklarasyonla sözleşmeye katılmış, “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar” ifadesini “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar” olarak anladığını deklare etmiş ve önceki sözleşmelerden müstakil olarak sözleşmeye katılmıştır.

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme
28 Temmuz 1951
BAŞLANGIÇ

Yüksek İmzacı Taraflar,

Birleşmiş Milletler Antlaşması ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurul’ca kabul olunan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, insanların ana hürriyetlerden ve insan haklarından, fark gözetmeksizin faydalanmaları ilkesini teyit ettiğini dikkate alarak,

Birleşmiş Milletler’in, birçok defa, mültecilere karşı derin ilgisini ortaya koyduğunu ve mültecilerin temel hürriyetleri ile insan haklarını mümkün olduğu kadar kapsamlı bir şekilde kullanmalarını sağlamaya çaba gösterdiğini dikkate alarak,

Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin daha önce imzalanan milletlerarası antlaşmaların tekrar gözden geçirilmesi ve bir araya getirilmesinin, bu antlaşmaların alanının ve bunların mülteciler için sağladığı himayenin yeni bir antlaşma yoluyla genişletilmesinin arzu edilir olduğunu dikkate alarak,

Sığınma hakkını tanımanın, bazı ülkelere son derece ağır yük yükleyebileceğini ve uluslararası kapsamı ile niteliği Birleşmiş Milletler’ce kabul edilmiş bulunan bir sorunun, uluslararası iş birliği olmaksızın tatmin edici bir şekilde çözümlenemeyeceğini dikkate alarak,

Bütün Devletlerin, mülteci sorununun toplumsal ve insani yönlerini kabul ederek, bu sorunun devletler arasında bir gerginlik sebebi halini almasını önlemek için olanakları ölçüsünde ellerinden geleni yapmalarını arzuladığını ifade ederek,

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri’nin, mültecilerin korunmasını sağlayan uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına nezaret etmekle görevli olduğunu kaydederek ve bu sorunu çözmek için alınan önlemlerin birbiri ile verimli uyumunun, Devletler ile Yüksek Komiser arasındaki iş birliğine bağlı olduğunu kabul ederek,

Cenevre’de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış olan Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Sözleşmenin onaylanması hakkında Kanun (PDF)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Aşağıdaki konularda anlaşmışlardır:

I. BÖLÜM
Genel Hükümler
1. Madde
A. İşbu Sözleşme’nin amaçları bakımından “mülteci” kavramı:

(1) 12 Mayıs 1926 ve 30 Haziran 1928 Düzenlemeleri veya 28 Ekim 1933 ve 10 Şubat 1938 Sözleşmeleri, 14 Eylül 1939 Protokolü ya da Uluslararası Mülteci Örgütü Tüzüğü’ne göre mülteci sayılan;

Uluslararası Mülteci Örgütü tarafından, faaliyette bulunduğu dönem içinde alınmış mülteci sıfatını vermeme kararları, bu bölümün 2. fıkrasındaki koşullara sahip olan kimselere mülteci sıfatının verilmesine engel değildir;

(2) 1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.

Birden fazla tabiiyeti olan bir kişi hakkındaki “vatandaşı olduğu ülke” ifadesi, tabiiyetini haiz olduğu ülkelerden her birini kasteder ve bir kişi, haklı bir sebebe dayalı bir korku olmaksızın, vatandaşı olduğu ülkelerden birinin korumasından yararlanmıyorsa, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından mahrum sayılmayacaktır.

B.(1) İşbu Sözleşme’nin amaçları bakımından kısım A, Madde 1’deki “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar” ifadesi, ya,

(a) “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar”; veya,

(b) “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da veya başka bir yerde meydana gelen olaylar”

anlamında anlaşılacak ve her Taraf Devlet bu Sözleşme’yi imzaladığı, tasdik ettiği veya ona katıldığı sırada bu Sözleşme’ye göre taahhüt ettiği yükümlülükler bakımından bu ifadenin kapsamını belirten bir beyanda bulunacaktır.

(2) (a) şıkkını kabul eden her Taraf Devlet, herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir notla, (b) şıkkını kabul ettiğini duyurarak yükümlülüklerini genişletebilir.

C. Yukarıdaki kısım A’da belirtilen hükümlerin kapsamına giren her kişi eğer:

(1) Vatandaşı olduğu ülkenin korumasından kendi isteği ile tekrar yararlanırsa;
veya

(2) Vatandaşlığını kaybettikten sonra kendi arzusu ile tekrar kazanırsa;
veya

(3) Yeni bir vatandaşlık kazanmışsa ve vatandaşlığını yeni kazandığı ülkenin himayesinden yararlanıyorsa; veya

(4) Kendi arzusu ile terk ettiği veya zulüm korkusu ile dışında bulunduğu ülkeye kendi arzusu ile, tekrar yerleşmek üzere dönmüşse; veya

(5) Mülteci tanınmasını sağlayan koşullar ortadan kalktığı için vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmaktan sakınmaya artık devam edemezse;

İşbu fıkra, vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden yararlanmayı reddetmek için önceden geçerli zulme ait haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A(1) Kısmı’nın kapsamına giren bir mülteciye tatbik olunmayacaktır;

(6) Tabiiyetsiz olup da, mülteci tanınmasını yol açan koşullar ortadan kalktığı için, normal ikametgahının bulunduğu ülkeye dönebilecek durumda ise;

Ancak işbu fıkra, normal ikametgahının bulunduğu ülkeye dönmeyi reddetmek için önceden maruz kaldığı zulme bağlı haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A(1) kısmının kapsamına giren bir mülteciye uygulanmayacaktır.

Bu kişiye, işbu Sözleşme’nin uygulanması sona erecektir.

D. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dışında, diğer bir Birleşmiş Milletler organı veya örgütünden halen koruma veya yardım gören kimselere uygulanmayacaktır.

Durumları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun konuyla ilgili uygun kararları çerçevesinde kesin olarak halledilmeden, yararlandıkları bu tür koruma veya yardımlar herhangi bir sebeple sona eren kişiler, işbu Sözleşme’den tamamen yararlanırlar.

E. Bu Sözleşme, ikamet ettiği ülkenin yetkili makamlarınca o ülke vatandaşlığına sahip olanların sahip bulundukları hak ve yükümlülüklere sahip sayılan bir kişiye uygulanmayacaktır.
F. Bu Sözleşme hükümleri:

(a) barışa karşı suç, savaş suçu veya insanlığa karşı suç gibi suçlar için hükümler koyan uluslararası belgelerde tanımlanan bir suç işlediğine;

(b) mülteci sıfatıyla kabul edildiği ülkeye sığınmadan önce, sığındığı ülkenin dışında ağır bir siyasi olmayan suç işlediğine;

(c) Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden suçlu olduğuna dair hakkında ciddi kanaat mevcut olan bir kişi hakkında uygulanmayacaktır.

2. Madde

Her mültecinin, bulunduğu ülkeye karşı, özellikle yasalara, yönetmeliklere ve kamu düzenini için alınan önlemlere uymayı öngören yükümlülükleri vardır.

3. Madde

Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerini mültecilere, ırk, din veya geldikleri ülke bakımından ayırım yapmadan uygulayacaklardır.

4. Madde

Taraf Devletler, ülkelerindeki mültecilere, dini vecibelerini yerine getirme hürriyeti ve çocuklarının dini eğitim hürriyeti bakımından, en az vatandaşlara uyguladıkları muamele kadar uygun muamele uygulayacaklarıdır.

5. Madde

Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Taraf Devlet tarafından mültecilere bu Sözleşme dışında sağlanan diğer hakları ve çıkarları ihlal etmez.

6. Madde

Bu Sözleşme bakımından “aynı şartlarla” kavramı, belli bir kimsenin, söz konusu bir haktan yararlanabilmesi için, özellikleri açısından bir mültecinin yerine getiremeyecekleri dışında, mülteci olmasaydı belli bir hakkı kullanmak için yerine getirmesi gereken bütün şartları (geçici yahut daimi ikamet süresine ve şartlarına ait olanlar dahil), kendisinin yerine getirmesi anlamını ima eder.

7.Madde

1. Bu Sözleşme’nin daha uygun hükümler içerdiği durumlar hariç tutulmak koşuluyla, her Taraf Devlet, mültecilere, genel olarak yabancılara uyguladığı muameleyi uygulayacaktır.

2. Bütün mülteciler, Taraf Devletlerin topraklarında üç yıl ikametten sonra kanuni mütekabiliyet şartından muafiyet kazanacaklardır.

3. Her Taraf Devlet, bu Sözleşme kendisi hakkında yürürlüğe girdiği tarihte mültecilerin, mütekabiliyet şartı olmadan yararlanabilecekleri hakları ve çıkarları kendilerine tanımaya devam edecektir.

4. Taraf Devletler, mütekabiliyet şartının bulunmaması halinde, mültecilere 2. ve 3. fıkralara göre yararlanabilecekleri haklardan ve çıkarlardan başka hak ve çıkarlar sağlamak imkanlarını ve 2. ve 3. fıkralarda belirtilen şartlara sahip olmayan mültecileri mütekabil muamele muafiyetinden istifade ettirmek imkanını uygun biçimde dikkate alacaklardır.

5. Yukarıdaki 2. ve 3. fıkralar hükümleri, gerek bu Sözleşme’nin 13, 18, 19, 21 ve 22. maddelerinde belirtilen haklara ve çıkarlara, gerekse bu Sözleşme’de belirtilmeyen haklara ve çıkarlara uygulanır.

8. Madde

Yabancı bir Devlet vatandaşlarının kişiliklerinin, mallarının veya menfaatlerinin aleyhinde uygulanabilecek istisnai tedbirler bakımından Taraf Devletler, bu gibi tedbirleri, söz konusu yabancı devletin resmen vatandaşı olan bir mülteciye, sırf bu vatandaşlığına dayanarak uygulamayacaklardır. Bu maddede ifade olunan genel ilkeyi mevzuatlarına göre tatbik edemeyen Taraf Devletler bu gibi mültecilere uygun hallerde muafiyet tanıyacaklardır.

9. Madde

İşbu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Taraf Devletin, savaş zamanında veya diğer vahim ve özel hallerde, belli bir kimse hakkında, bu kimsenin gerçekte bir mülteci olduğu ve kendisiyle ilgili söz konusu tedbirlerin, bu devletin milli güvenliği açısından devamının gerektiği tespit edilinceye kadar, milli güvenliği için elzem saydığı tedbirleri geçici olarak almasını engellemeyecektir.

10. Madde

1. Bir mülteci, İkinci Dünya Savaşı sırasında sürgün edilerek bir Taraf Devletin ülkesine götürülmüş olup burada ikamet etmekte ise, bu mecburi ikamet süresi, bu ülkedeki kanuni ikamet süresi sayılacaktır.

2. Bir mülteci, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Taraf Devletin ülkesinden sürgün edilip bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden önce sürekli ikamet amacı ile oraya dönmüş ise, sürgünden önceki ve sonraki süreler, hangi amaçla olursa olsun kesintisiz ikametin şart koşulduğu durumlar için, kesintisiz tek bir ikamet süresi sayılacaktır.

11. Madde

Bir Taraf Devlet, kendi bayrağını taşıyan bir geminin mürettebatı arasında düzenli bir şekilde çalışan mülteciler varsa, bu kişilerin ülkesinde yerleşmelerine ve özellikle bir başka ülkeye yerleşmelerini kolaylaştırmak üzere kendilerine seyahat belgeleri vermeye, ya da geçici olarak topraklarına girmelerine sıcak bakacaktır.

II. BÖLÜM
Hukuki Statü
12. Madde

1. Her mültecinin bireysel statüsü, daimi ikametgahının bulunduğu ülkenin yasalarına veya eğer daimi ikametgahı yoksa, bulunduğu ülkenin yasalarına tabidir.

2. Mültecinin önceden kazandığı ve bireysel statüsüyle ilgili haklara, özellikle evliliğe bağlı haklara, her Taraf Devlet tarafından, gerekirse bu devletin yasalarının gösterdiği koşulları yerine getirmek kaydıyla, söz konusu hakkın, kişi mülteci olmasaydı o devletin yasalarınca tanınacak haklar arasında bulunması durumunda, saygı gösterilecektir.

13. Madde

Taraf Devletler, menkul ve gayrimenkul mülkiyet edinme ile buna bağlı diğer hakları, menkul ve gayrimenkul mülkiyete ait kira ve diğer sözleşmelerle ilgili hakları, her mülteciye, mümkün olduğu kadar müsait ve her halde genel olarak aynı koşullardaki yabancılara sağlanandan daha az müsait olmayan bir şekilde uygulayacaktır.

14. Madde

Buluşlar, desenler, modeller, ticari markalar, ticari unvanlar gibi sınai mülkiyet haklarıyla, edebi, artistik ve ilmi çalışmalarla ilgili haklarının korunmasıyla ilgili olarak, her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkede, bu ülkenin kendi vatandaşlarına sağladığı korumanın aynısından yararlanacaktır.

Mülteci, bir başka Taraf Devletin toprağındayken, bu ülkede, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin vatandaşlarına sağlanan korumadan yararlanacaktır.

15. Madde

Taraf Devletler, yasal olarak ülkelerinde ikamet eden mültecilere, siyasi amaç ve kar amacı taşımayan dernekler ile meslek sendikaları bakımından, aynı koşullar içindeki başka bir ülkenin vatandaşlarına tanıdıkları en müsait muameleyi uygulayacaklardır.

16. Madde

1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in toprakları üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir.

2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir.

3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.

III. BÖLÜM
Gelir Getirici İşler
17. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden her mülteciye, ücretli bir meslekte çalışmak hakkı bakımından, aynı şartlar içinde yabancı bir memleketin vatandaşına uyguladıkları en müsait muameleyi uygulayacaklardır.

2. Her halde ulusal işgücü piyasasını korumak amacıyla, yabancılara veya yabancıların çalıştırılmalarına konan sınırlama tedbirleri, bu Sözleşme’nin, ilgili Taraf Devlette yürürlüğe girdiği tarihte söz konusu tedbirlerden muaf tutulan veya aşağıdaki koşullardan birine sahip olan mültecilere uygulanmayacaktır:

(a) Ülkede üç yıl ikamet etmiş olmak;

(b) İkamet ettiği ülkenin vatandaşı olan bir kimse ile evli bulunmak.

Eşini terk etmiş olan bir mülteci bu hükümden istifadeyi iddia edemeyebilir;

(c) İkamet ettiği ülkenin vatandaşlığını taşıyan bir veya daha fazla çocuğu olmak.

3. Taraf Devletler, ücretli mesleklerde çalışmak bakımından bütün mültecilerin ve özellikle ülkelerine, bir işçi bulma programına yahut göçmen getirme planına göre girmiş olan mültecilerin haklarını, vatandaşlarına tanıdıkları çalışma haklarıyla aynı noktaya getirme konusuna sıcak bakacaklardır.

18. Madde

Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, tarım, sanayi, küçük sanatlar ile ticaret sahalarında kendi işyerlerini açmak ve sanayi, ticari şirketler kurmak haklarıyla ilgili olarak, mümkün olduğu kadar müsait ve her halde genel olarak aynı şartlardaki yabancılara tanıdıklarından daha az müsait olmayan muameleyi uygulayacaklardır.

19. Madde

1. Her Taraf Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden ve bu Devletin yetkili makamlarınca tanınan diplomalara sahip olup bir ihtisas mesleğini icra etmek isteyen mültecilere, mümkün olduğu kadar müsait ve her halde aynı şartlar içindeki tüm yabancılara sağlanandan daha az müsait olmayan şekilde muamele uygulayacaktır.

2. Taraf Devletler, bu gibi mültecilerin, anavatanları dışında, uluslararası ilişkilerini yürüttükleri ülkelere yerleşmelerini temin için, kanunlarına ve anayasalarına göre ellerinden gelen çabayı göstereceklerdir.

IV. BÖLÜM
Sosyal Durum
20. Madde

Bütün nüfusun tabi olduğu ve nadir bulunan maddelerin genel dağıtımını düzenleyen bir vesika usulün mevcut bulunduğu hallerde, mültecilere vatandaşlar gibi muamele edilecektir.

21. Madde

Taraf Devletler, konut edinme bakımından, bu konu yasalar ve yönetmeliklerle düzenlendiği ya da kamu makamlarının kontrolüne tabi olduğu oranda, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, her halde genel olarak aynı şartlar altındaki yabancılara uygulanandan daha az olmayacak biçimde, mümkün olduğu kadar müsait bir muamele sağlayacaklardır.

22. Madde

1. Taraf Devletler, mültecilere, temel eğitim konusunda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulayacaklardır.
2. Taraf Devletler, mültecilere, temel eğitimin dışındaki eğitim konusunda ve özellikle çalışmalardan yararlanma, yabancı ülke okullarından alınmış eğitim sertifikalarının, üniversite diplomalarının ve derecelerinin tanınması, harç ve resimlerden muafiyet ve eğitim bursları alanlarında mümkün olduğu kadar müsait ve her halde genel olarak aynı şartlar içindeki yabancılara tanınanlardan daha az müsait olmayan şekilde muamele edeceklerdir.

23. Madde

Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, sosyal yardım ve iane konularında vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulayacaklardır.

24. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, aşağıdaki konularda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygulayacaklardır:

(a) Yasalarla düzenlendiği veya idari makamların yetkisine tabi oldukları ölçüde: maaşın bir parçası olduğu durumlarda aile yardımları, çalışma saatine göre başı ücret, fazla mesai ödemeleri, ücretli tatiller, eve iş götürmeye sınırlamalar, en az çalışma yaşı, çıraklık ve mesleki eğitim, kadınların ve gençlerin çalışması ve toplu ücret görüşmelerinden yararlanma;

(b) Sosyal güvenlik (iş kazaları, meslek hastalıkları, analık, hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, işsizlik, ailevi yükümlülükler ile ulusal yasalara ve yönetmeliklere göre bir sosyal güvenlik programının kapsamına giren her hangi bir olağanüstü durum), aşağıdaki sınırlamalara tabidir:

(i) Kazanılmış hakların ve kazanılmak üzere olan hakların korunması için uygun düzenlemeler mevcut olabilir;

(ii)Tamamen devlet fonlarından karşılanan ödenekler veya ödenek bölümleri ile, normal bir emeklilik ödeneği için lüzumlu aidat koşullarını yerine getirmemiş kişilere yapılan yardımlar konusunda, ikamet edilen ülkenin ulusal yasaları ve yönetmelikleri hükümler içerebilir.

2. Bir mültecinin, bir iş kazası veya bir meslek hastalığı sonucunda ölümden doğacak tazminat haklarına, hak sahibinin, Taraf Devletin toprakları dışında ikamet etmesi yüzünden zarar gelmeyecektir.

3. Taraf Devletler, sosyal güvenlik konusundaki kazanılmış haklar veya kazanılmak üzere olan haklarla ilgili olarak, aralarında imzaladıkları, ya da gelecekte aralarında imzalayacakları antlaşmaların sağlayacağı faydalardan, yalnızca ülke vatandaşlarında aranan şartların aranması kaydıyla, mültecileri de yararlandıracaklardır.

4. Taraf Devletler, taraf olmayan Devletler ile aralarında, yürürlükte bulunan veya herhangi bir zamanda yürürlüğe girecek olan, bunlara benzer antlaşmaların sağlayacağı faydalardan, mültecileri de, mümkün olduğu ölçüde yararlandırmak imkanlarını araştırmaya sıcak bakacaklardır.

V. BÖLÜM
İdari Önlemler
25. Madde

1. Bir mültecinin, bir hakkı kullanması için normal koşullarda yabancı bir ülkenin yetkililerinin yardımına ihtiyaç duyduğu, ama böyle bir yardımdan yararlanamadığı durumlarda, topraklarında ikamet ettiği Taraf Devletler, mülteciye, söz konusu yardımın kendi makamlarınca veya uluslararası bir makam tarafından yapılmasını sağlayacaklardır.

2. Birinci fıkrada bahsedilen makam veya makamlar, normal koşullarda bir yabancıya, o kişinin kendi ülkesinin ulusal makamları tarafından veya onların aracılığı ile sağlanabilecek belgeleri ya da sertifikaları, mültecilere sağlayacaklardır veya denetimleri altında sağlattıracaklardır.

3. Bu yolla sağlanan belgeler veya sertifikalar, yabancılara kendi ulusal makamları tarafından veya onların aracılığıyla ile verilen resmi belgeler gibi kabul edileceklerdir ve aksi kanıtlanmadıkça geçerli sayılacaklardır.

4. Bu maddede bahsedilen hizmetler karşılığında, muhtaç kişilere sağlanabilen ayrıcalıklı uygulamalar saklı kalmak koşuluyla, ücret alınabilir ama bu tür ücretler makul ölçüde ve benzer hizmetler için vatandaşlardan alınan harçlarla orantılı olacaktır.

5. Bu madde hükümleri hiç bir suretle 27 ve 28. maddeleri ihlal etmez.

26. Madde

Her Taraf Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, genel olarak aynı koşullardaki yabancılara yönetmeliklerce sağlanan, toprakları üzerinde ikamet edeceği yeri seçme ve özgürce seyahat etme hakkını tanıyacaktır.

27. Madde

Taraf Devletler, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her mülteciye kimlik kartı çıkartacaklardır.

28. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, ulusal güvenlikleri veya kamu düzenleri ile ilgili engelleyici ciddi sebepler bulunmadıkça, kendi toprakları dışında seyahatlerini temin edecek seyahat belgeleri vereceklerdir ve bu belgelere, bu Sözleşme’nin Cetvel’indeki hükümler uygulanacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir belgeyi, ülkelerinde bulunan her hangi bir mülteciye verebilirler; kendi topraklarında bulunan ve yasal olarak ikamet ettikleri ülkeden bir seyahat belgesi almak imkanından mahrum olan mültecilere bu tür bir belge vermeye özellikle sıcak bakacaklardır.

2. Önceden yapılmış uluslararası antlaşmalar çerçevesinde, o antlaşmalara taraf olan Devletler tarafından mültecilere verilmiş seyahat belgeleri, Taraf Devletlerce tanınacaktır ve bu maddeye göre düzenlenmiş gibi muamele görecektir.

29. Madde

1. Taraf Devletler, mültecilere, her ne isimle olursa olsun, benzer koşullarda vatandaşlarına uyguladıklarından veya uygulayabileceklerinden farklı ya da daha yüksek resim, harç ve vergi uygulamayacaklardır.

2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, kimlik kartları da dahil, yabancılara verilecek idari belgeler hakkındaki harçlara ait yasa ve yönetmelik hükümlerinin mültecilere uygulanmasına engel değildir.

30. Madde

1. Her Taraf Devlet, kendi yasa ve yönetmeliklerine uygun olarak, mültecilerin, topraklarına getirdikleri değerli varlıkları, yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkeye nakletmelerine izin verecektir.
2. Her Taraf Devlet, yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkeye yerleşmeleri için gerekli olan her hangi değerli varlığı nakletmek amacıyla mültecilerin yapacakları izin başvurusunu, sıcak bir biçimde inceleyecektir.

31. Madde

1. Taraf Devletler, hayatlarının veya özgürlüklerinin, madde 1’de gösterilen şekilde tehdit altında bulunduğu bir ülkeden doğruca gelerek izinsizce kendi topraklarına giren veya bu topraklarda bulunan mültecilere, gecikmeden yetkili makamlara başvurarak yasadışı girişlerinin veya bulunuşlarının geçerli nedenlerini göstermeleri koşuluyla, yasadışı yollardan girişleri veya bulunuşlarından dolayı ceza vermeyeceklerdir.

2. Taraf Devletler, bu mültecilerin hareketlerine gerekli olanların dışında kısıtlama uygulamayacaklardır ve bu kısıtlamalar ancak, ülkedeki statüleri belirleninceye veya bir başka ülkeye kabulleri sağlanıncaya kadar uygulanacaktır. Taraf Devletler, bu mültecilerin diğer bir ülkeye kabullerini sağlamak için makul bir süre ve gerekli bütün kolaylıkları sağlarlar.

32. Madde

1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan bir mülteciyi, ulusal güvenlik veya kamu düzeni ile ilgili sebepler dışında sınır dışı edemeyeceklerdir.

2. Böyle bir mültecinin sınır dışı edilmesi, ancak ilgili yasal sürece göre alınmış bir karara uygun olabilir. Zorunlu ulusal güvenlik nedenlerinin, aksine bir uygulamayı gerekli kıldığı haller dışında, mültecinin, durumunu açıklaması için delil sunmasına, temyiz etmesine, bu amaçla yetkili bir makamın ya da, yetkili makamın özel olarak atayacağı bir kişinin veya kişilerin önünde temsil edilmesine izin verilecektir.

3. Taraf Devletler bu gibi bir mülteciye, diğer bir ülkeye yasal olarak kabulünü sağlayabilmesi için makul bir süre tanıyacaklardır. Taraf Devletler, bu süre içinde, gerekli gördükleri içişleriyle ilgili her hangi bir önlemi alma hakkını saklı tutarlar.

33. Madde

1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler”) etmeyecektir.

2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.

34. Madde

Taraf Devletler, mültecileri özümlemeyi ve vatandaşlığa almayı her türlü imkan ölçüsünde kolaylaştıracaklardır. Vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmaya ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini her türlü imkan ölçüsünde azaltmaya özel çaba göstereceklerdir.

VI. BÖLÜM

Uygulamaya Yönelik Geçici Hükümler

35. Madde

1. Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği veya onun görevini devralacak diğer her hangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşu ile, görevini yerine getirirlerken işbirliği yapmayı ve özellikle onların işbu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasına nezaret etme görevini kolaylaştırmayı taahhüt ederler.

2. Taraf Devletler, Yüksek Komiserliği’nin veya onun görevini devralacak her hangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşunun, Birleşmiş Milletler’in yetkili organlarına rapor vermesini için, aşağıdaki konular hakkında isteyeceği bilgileri ve istatistikleri uygun bir şekilde vermeyi taahhüt ederler:

(a) Mültecilerin içinde bulundukları durum,

(b) Bu Sözleşme’nin uygulanması ve

(c) Mülteciler konusunda mevcut veya yürürlüğe girecek yasalar, yönetmelikler ve kararnameler.

36. Madde

Taraf Devletler, işbu Sözleşme’nin uygulanabilmesi amacıyla çıkarabilecekleri yasaları ve yönetmelikleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildireceklerdir.

37. Madde

Bu Sözleşme’nin 28. Madde’sinin 2. fıkrası hükümlerine dokunmamak koşuluyla, işbu Sözleşme, taraflar arasında, 5 Temmuz 1922, 31 Mayıs 1924, 12 Mayıs 1926, 30 Haziran 1938 ve 30 Temmuz 1935 tarihli Düzenlemeler ile, 28 Ekim 1933, 10 Şubat 1938 tarihli Sözleşmeler’in, 14 Eylül 1939 tarihli Protokol’ün ve 15 Ekim 1946 tarihli Anlaşma’nın yerine geçer.

VII. BÖLÜM

Nihai Hükümler

38. Madde

Bu Sözleşme’nin Tarafları arasında, Sözleşme’nin tefsiri veya uygulanması hakkında ortaya çıkan ve diğer yollardan halledilmemiş olan uyuşmazlıklar, uyuşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı’na sevk edilebilir.

39. Madde

1. Bu Sözleşme, Cenevre’de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzaya açılacaktır ve daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nce tutulacaktır. Birleşmiş Milletler Avrupa Ofisi’nde 28 Temmuz’undan 31 Ağustos 1951 tarihine kadar ve ardından, Birleşmiş Milletler Örgüt Merkezi’nde 17 Eylül 1951’den 31 Aralık 1952 ye kadar tekrar imzaya açık bulundurulacaktır.

2. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye bütün Devletler ile mülteciler ve vatansızların hukuki durumu hakkındaki diplomatik konferansa davet edilen üye olmayan diğer her hangi bir devletin veya Genel Kurul tarafından imzalamaya davet olunan her devletin imzasına açık tutulacaktır. Sözleşme onaylanacaktır ve onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilecektir.

3. İşbu maddenin 2. fıkrasında işaret edilen Devletler, 28 Temmuz 1951 tarihinden itibaren Sözleşme’ye taraf olabileceklerdir. Taraf olmak, taraf olma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nce kayıtlara geçirilmesiyle başlayacaktır.

40. Madde

1. Her hangi bir Devlet, imzaladığı, onayladığı veya taraf olduğu anda, işbu Sözleşme’nin, uluslararası alanda sorumlu bulunduğu bütün topraklarda ya da bu toprakların herhangi bir bölümünde uygulanacağını ilan edebilir. Böyle bir ilan, Sözleşme’nin söz konusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olacaktır.

2. Bu tür bir bölge belirlemesi, söz konusu tarihten sonraki herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapılacak bir duyuru ile gerçekleştirilecektir ve duyurunun, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ulaştırıldığının doksanıncı günden itibaren veya Sözleşme, bu Devlet için yürürlüğe daha ileri bir tarihte giriyorsa, o tarihte uygulamaya geçecektir.

3. Bu Sözleşme’nin imzalandığı, onaylandığı veya ona taraf olunduğu tarihte uygulanacak bölgelerin dışında tutulan topraklar açısından, ilgili her Devlet, bu toprakların da uygulama bölgesinin içine alınması için, bu bölgelerin yönetimlerinin, Anayasal nedenlerle öngörülen onaylarının alınması koşuluyla, gereken adımları atma imkanlarını araştıracaktır.

41. Madde

Üniter olmayan veya Federal bir Devlet hakkında aşağıdaki hükümler uygulanacaktır:

(a) Bu Sözleşme’nin, Federal bir yasama organının yasama yetkisi alanına giren maddeleriyle ilgili olarak, Federal Hükümet’in üstlendiği yükümlülükler, Federal olmayan devletlerinki ile aynı olacaktır.

(b) Bu Sözleşme’nin, Federasyonun anayasal sistemine göre, yasamayla ilgili adımlar atmak zorunluluğu bulunmayan eyaletlerin, Federasyonu oluşturan devletlerin veya kantonların yasama yetkileri alanına giren maddeleriyle ilgili olarak Federal Hükümet, bu tür maddeleri, mümkün olan en kısa zamanda, eyaletlerin, Federasyonu oluşturan devletlerin veya kantonların ilgili makamlarına olumlu bir yorumla beraber bildirecektir.

(c) Bu Sözleşme’ye Taraf Federal bir Devlet, bir başka Taraf Devlet’in, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri kanalıyla kendisine iletilecek talebi üzerine, Sözleşme’nin her hangi bir hükmü hakkında, Federasyon’da ve federasyonu oluşturan birimlerde geçerli yasal mevzuat ve uygulamaya ait, söz konusu hükmün, yasal veya diğer yollarla ne oranda geçerli olduğunu gösteren bir açıklama yapacaktır.

42. Madde

1. Her Devlet, imzalama, onaylama veya taraf olma sırasında, Sözleşme’nin 1, 3, 4, 16 (1), 33, 36 – 46. (Dahil) maddeleri dışındaki maddeler hakkında çekince koyabilir.

2. Bu maddenin 1. fıkrası çerçevesinde çekince koyan her Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir duyuru ile söz konusu çekinceyi her zaman geri alabilir.

43. Madde

1. Bu Sözleşme, altıncı onay veya taraf olma belgesinin kayıt tarihini takip eden doksanıncı gün yürürlüğe girecektir.
2. Sözleşme, altıncı onay veya taraf olma belgesinin kayıt tarihinden sonra onaylayan veya taraf olan Devletlerden her biri hakkında, bu Devletin onay veya taraf olma belgesinin kayıt tarihini takip eden doksanıncı gün yürürlüğe girer.

44. Madde

1. Her Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir duyuru ile Sözleşmeye taraf olmaya her zaman son verebilir.

2. Taraf olmanın sona erişi, ilgili Devlet hakkındaki duyurunun, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihinden bir sene sonra geçerli olur.

3. 40. madde çerçevesinde bir duyuru veya ilan yapmış olan her Devlet, bu tarihten sonraki herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı bir başvuru ile, bu başvurunun Genel Sekreter’ce alınmasından bir yıl sonra, Sözleşme’nin söz konusu toprağa uygulanışının sona ereceğini ilan edebilir.

45. Madde

1. Her Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne göndereceği bir başvuru ile bu Sözleşme’de değişiklik yapılmasını her zaman talep edebilir.

2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu talep hakkında, eğer varsa, alınacak tedbirler konusunda tavsiyede bulunacaktır.

46. Madde

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletler üyesi bütün Devletlere ve 39. maddede bahsedilen üye olmayan devletlere:

(a) Birinci maddenin B kısmı uyarınca yapılan duyuru ve ilânları;
(b) 39. madde uyarınca yapılan imzalama, onaylama veya taraf olma işlemlerini;
(c) 40. madde uyarınca yapılan duyuruları ve ilânları;
(d) 42. madde uyarınca konan çekinceleri veya çekinceleri geri çekişleri;
(e) 43. madde uyarınca, bu Sözleşme’nin yürürlüğe gireceği tarihi;
(f) 44. madde uyarınca taraf olmaya son verişleri ve bununla ilgili duyuruları;
(g) 45. madde uyarınca yapılacak değişiklik taleplerini bildirecektir.

YUKARIDAKI NOKTALARA SADIK KALAN aşağıda imzaları bulunanlar, usulüne uygun yetkili olarak, işbu Sözleşmeyi, Hükümetleri adına imzalamışlardır.

Cenevre’de, Yirmi sekiz Temmuz Bin dokuz yüz elli bir tarihinde, Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede geçerli olmak suretiyle bir nüsha olarak düzenlenmiş olup Birleşmiş Milletler Örgütü Arşivinde bulundurulacaktır ve tasdikli kopyaları, Birleşmiş Milletler üyesi bütün Devletlere ve 39. maddede belirtilen üye olmayan Devletlere yollanacaktır.

CETVEL

Paragraf 1

1. Bu Sözleşme’nin 28. maddesinde belirtilen seyahat belgesi buraya ekli örneğe uygun olacaktır.

2. Bu belge, ikisinden biri İngilizce veya Fransızca olacak şekilde en az iki dilde düzenlenecektir.

Paragraf 2

Belgeyi veren ülkenin mevzuatı saklı kalmak koşuluyla, çocuklar, anne ve babadan birinin veya istisnai hallerde diğer bir reşit mültecinin seyahat belgesine kaydolunabilirler.

Paragraf 3

Belgenin verilmesi için alınacak harçlar, ulusal pasaportlara uygulanan en düşük harçlardan fazla olmayacaktır.

Paragraf 4

Özel veya istisnai durumlar dışında, belge, mümkün olduğu kadar çok sayıda ülke için geçerli olacak şekilde verilecektir.

Paragraf 5

Belgenin geçerlilik süresi, belgeyi veren makamın takdirine göre bir veya iki yıl olacaktır.

Paragraf 6

1. Belgenin yenilenmesi veya geçerlilik süresinin uzatılması, belge sahibi yasal ikametgahını diğer bir ülkeye nakletmediği sürece ve belgeyi veren makamın ülkesinde yasal olarak ikamet etmekte ise, onu veren makama aittir. Yeni bir belge verilmesi, aynı koşullar altında, eski belgeyi veren makama aittir.

2. Bu konuda kendilerine özel olarak yetkilendirilmiş diplomatik temsilciler veya konsolosluk makamları, hükümetleri tarafından verilmiş olan seyahat belgelerinin süresini altı ayı geçmeyen bir süre için uzatma yetkisiyle donatılacaklardır.

3. Taraf Devletler, artık kendi ülkelerinde yasal olarak ikamet etmeyen ama yasal ikametgahlarının bulunduğu ülkeden seyahat belgesi alamayan mültecilerin seyahat belgelerini yenileme veya geçerlilik sürelerini uzatma, ya da onlara yeni belge verme konularına sıcak bakacaklardır.

Paragraf 7

Taraf Devletler işbu Sözleşme’nin 28. maddesi hükümleri gereğince verilen belgeleri geçerli sayacaklardır.

Paragraf 8

Bir mültecinin gitmek istediği ülkenin yetkili makamları, eğer kendisini o ülkeye kabul edeceklerse ve bunun için vizeye gereklilik varsa, mültecinin taşıdığı belgeye vize vereceklerdir.

Paragraf 9

1. Taraf Devletler, nihai olarak gidecekleri ülkenin vizesini almış olan mültecilere transit vizeleri vermeyi taahhüt ederler.

2. Bu tür vizelerin verilmesi, herhangi bir yabancıya vize verilmemesini haklı gösterebilecek sebeplerle reddedilebilir.

Paragraf 10

Çıkış, giriş veya transit vizelerine uygulanacak harçlar, yabancı pasaportlara verilen vizelere uygulanacak en düşük harçları geçmeyecektir.

Paragraf 11

Bir mültecinin kanuni ikametgahını değiştirip diğer bir Taraf Devletin ülkesinde yerleşmesi halinde, 28. maddenin hüküm ve şartlarına göre yeni bir belge verilmesi artık işbu ülkenin yetkili makamına ait olur ve mültecinin bu makama başvurma hakkı bulunur.

Paragraf 12

Yeni bir belge veren makam, eski belgeyi geri alacaktır ve eğer eski belgede, geri alındıktan sonra iadesi isteniyorsa belgeyi veren ülkeye iade edecektir. Aksi takdirde yeni belgeyi veren makam, eskisini geri alacaktır ve iptal edecektir.

Paragraf 13

1. Her Taraf Devlet, kendisi tarafından Sözleşmenin 28. maddesine göre düzenlenen bir seyahat belgesinin sahibinin, bu belgenin geçerlilik süresi içinde her zaman o ülkeye tekrar girmesine izin vereceğini taahhüt eder.

2. Yukarıdaki fıkra hükümleri saklı kalmak koşuluyla, bir Taraf Devlet, belge sahibinin, ülkeden çıkanlara veya girenlere uygulanan muamelelere tabi olmasını talep edebilir.

3. İstisnai hallerde veya mülteciye belirli bir süreyle ikamet izni verilmişse, Taraf Devletlerin, belgeyi verirken, mültecinin kalabileceği süreyi, üç aydan az olmamak üzere, sınırlama hakkı saklıdır.

Paragraf 14

Yalnız 13. paragraf hükümleri saklı kalmak koşuluyla, işbu Cetvel hükümleri, Taraf Devletlerin kendi topraklarında geçerli olan, girişler, transit geçişler, geçici ikamet, yerleşme ve çıkışlarla ilgili, yürürlükteki yasaları ve yönetmelikleri hiç bir ihlal etmez.

Paragraf 15

Belgenin verilmesi veya belgeye konan kayıtlar, özellikle vatandaşlık açısından, belge sahibinin statüsünü belirlemez veya ihlal etmez.

Paragraf 16

Bir belgenin verilmesi, sahibine, hiçbir şekilde, veren ülkenin diplomatik temsilcileri veya konsolosluk makamlarının himayesini talep etmek hakkını sağlamaz ve bu temsilci veya makamlara da bir himaye hakkı vermez.

 EK
SEYAHAT BELGESİ ÖRNEĞİ

Belge, küçük bir kitapçık şeklinde olacaktır (yaklaşık 15×10 santimetre).Kimyasal veya başka yollarla yapılacak silinme ve değişikliklerin kolaylıkla fark edileceği bir tarzda basılması ve “28 Temmuz 1951 Sözleşmesi” kelimelerinin, düzenleyen ülkenin dilinde her sayfada tekrar edilerek basılması tavsiye olunur.

(Kitapçığın kapağı)
SEYAHAT BELGESİ
(28 Temmuz 1951 Sözleşmesi)
_____________________________________________________________
No. ………………………..
(1)
SEYAHAT BELGESI
(28 Temmuz 1951 Sözleşmesi)
Bu belge, yürürlük süresi uzatılmazsa ………………………… tarihine kadar geçerlidir.
Soyadı………………………………………………………
Adı (ları)………………………………………………………
Refakatindeki çocuk (lar)………………………………………………………

1. Bu belge, hamiline, sırf ulusal pasaport yerine geçecek bir seyahat belgesi sağlamak amacıyla verilmiştir. Hamilinin vatandaşlık durumu hakkında hiçbir hüküm içermez ve vatandaşlığına tesir etmez.

2. Belge hamilinin ……………………………….’ye (belgeyi veren makamların mensup olduğu ülkenin adı yazılır) aşağıda daha sonrası için bir tarih yazılmamışsa …………………………. tarihine kadar dönmesine müsaade edilmiştir (belge hamilinin dönmesine müsaade olunan süre üç aydan az olmamalıdır.)

3. Belge hamili, ikametgahını bu belgenin verildiği ülkeden başka bir ülkeye naklettiği takdirde, yeniden seyahati arzu ederse, yeni bir belge almak için ikamet ettiği ülkenin yetkili makamlarına müracaat etmelidir. (Eski belgeyi, onu veren makama gönderilmek üzere, kendisine yeni belgeyi veren makama iade edecektir.)

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

0
İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, 3 Aralık 1979 tarihinde yapılan referandumla kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Anayasanın kabulü ile 1906 tarihli İran Anayasası yürürlükten kalkmış, İslam cumhuriyeti kurulmuş, şeriat anayasası ilan edilmiştir. Yeni Anayasa’da 28 Temmuz 1989 tarihinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, dünyanın diğer anayasalarının aksine teokratik temel üzerine kurulu bir devlet inşasını amaçlamıştır. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte parlamento seçimlerinin yapılması demokratik bir anayasa iddiasını ortaya koymakla birlikte, dini liderin en üst otorite olması anayasanın demokratik devlet anayasası olma vasfını ortadan kaldırmaktadır.

İran Anayasası, genel anlamda kazuistik bir anayasadır. Anayasanın başlangıç bölümü İslam devletinin mantığını ve kuruluş temelini dinsel temelleri ile detaylı bir şekilde izah etmektedir. Birçok maddesi Kuran’dan ayetlerle gerekçelendirilmiştir. Yargıçların nitelik ve şartlarının fıkıh ölçülerine uygun olarak kanun ile belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

Bismillahirrahmanirrahim

“Şüphesiz resullerimizi  apaçık delillerle gönderdik ve onlarla birlikte kitap ve mizan indirdik, insanlar dos­doğru davransınlar diye.”

Giriş

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, toplumun İslami ilke ve kurallarda temelini bulan kültürel, toplumsal, siyasi ve iktisadi dayanaklarının belirticisi olup İslam ümmetinin içten dileğini yansıtır.

İran’ın büyük İslami inkılabının mahiyeti ve Müslüman halkın başlangıçtan zafere kadar halkın tüm tabakalarına işleyici ve sarsıcı sloganlarda belirginleşen savaşım yöntemi, bu temel dileği somutlaştırmış olup şimdi bu büyük zaferin tan atışında milletimiz olanca varlığı ile ona ulaşmayı is­temektedir.

Son yüzyılda İran’da meydana gelen diğer hareketler karşısında bu inkılabın temel özelliği belirli bir öğretiye (doktrine)bağlı ve İslami oluşudur. Müslüman İran mil­leti istibdada karşı olan meşrutiyet ile emperyalizme karşı olan petrolün milli­leştirilmesi çabalarından sonra, bu hareketlerin başarı­sızlığının temel ve somut sebebini, savaşımların öğretiye bağlı olmayışının meydana getirdiği gerçeği gibi de­ğerli bir tecrübeye erişti.

Her ne kadar son hareketlerde İslami düşünce çizgisi ve radikal din bilginlerinin önderliği başlıca ve temel katkıyı üstlenmiş idiyse de, bu savaşımların öz İslami konumlardan uzak oluşu dolayısıyla hareketler tez elden duraksamaya sürüklendi.

Sonunda milletin uyanık sezgisi yüce taklid makamı Hz. Ayetullahi’l-Uzma İmam Humeyni’nin önderliğinde İslami ve öğretiye bağlı gerçek devrim çizgisini izleme gereğini kavradı ve bu kez halk  hareketlerinin her zaman ön saflarında yer almış olan ülkenin din bilginleri, görev bilincine sahib yazar ve aydınları, onun önderliğinde yeni bir atılım ka­zandı.

İran Milleti’nin son devriminin başlangıcı Hicri- Kameri 1382 olup,Hicri-şemsi 1341(Miladi 1962)tarihine tekabül eder.

Devrimin Doğuşu

İran’ın evrensel emperyalizme siyasi ve ekonomik bağımlılığının güçlendirilmesi yolunda bir adım demek olan Amerikan düzeni “Ak devrim” ile mevcud istibdad-zulüm yönetimine karşı İmam Humeyni’nin ezici iti­razı, milletin tek vücud halinde hareketine neden oldu ve bunun sonunda 1963 Haziran’ında İslam ümmetinin gerçekte bu yaygın ve ulu devriminin başlangıç noktası demek olan büyük ve kanlı devrimi, İslami önderlik sıfatı ile İmam’ın başkanlığını tesbit etti, güçlendirdi ve O’nun utanç verici kapitülasyon kanu­nuna(Amerikalı müsteşarların dokunulmazlığına)itiraz etmelerinden sonra, ümmetin İmam ile olan güçlü bağ­lılığı böylece süreklilik kazandı ve müslüman millet ve özellikle sorumluluk bilincine sahib aydınlar ve mücade­leci din adamları sürgün,zindan, işkence  ve idamlara rağmen yollarını sürdürdüler.

Bu arada toplumun aydın ve sorumlu tabakası ca­mii, medrese ve üniversiteler platformunda aydınlatma faa­liyetine girişti ve İslam’ın inkılabçı ve feyizli mektebin­den ilham alarak müslüman milletin mücadeleci ve öğ­retiye bağlı kavrayış ve  bilinç düzeyini yükseltme yo­lunda sürekli ve verimli bir uğraşa başladı.

İslami hare­keti bastırmaya Feyziye medresesi, üniversiteler ve bütün coşkulu inkılab ocaklarına canicesine saldırılarla başlayan istibdad düzeni, canavarca girişimlerinin en ümitsizcesiyle halkın hışmından kurtulmaya çalıştı ve bu arada idam mangalarının uygu­ladıkları ortaçağ işkenceleri ve uzun süreli hapisler, müslüman milletimizin güçlü azminin nişanesi olarak  savaşı sürdürmek için ödediği bedeli meydana getiri­yordu. Seher çağları infaz meydanlarında ”Allah-u Ekber”haykırışları ile başveren veya sokakta ve çarşıda düşman kurşunlarına hedef olan yüzlerce genç ve imanlı kadın ve erkeğin kanı, İran İslam inkılabının devam et­tirilmesini sağladı. İmam’ın çeşitli meselelerde ardarda yaptığı bildirim ve duyuruları İslam ümmetinin kavrayış ve az­mine alabildiğine derinlik ve yaygınlık verdi.

İslami Yönetim

İstibdad yönetiminin boğuntu ve bulantısının doru­ğunda İmam Humeyni tarafından açıklanan “Velayeti fakih “ilkesine dayalı İslami hükümet düşüncesi, müslüman halka somut ve tutarlı yeni bir amaç verdi. İslami öğretisine bağlı mücadelenin özgün yolunu açtı ve böylece bilinçli ve müslüman savaşçıların ülke içinde ve dışındaki uğraşlarını daha yoğun kıldı.

İnkılab süreci bu çizgi sonucunda ülke içinde gün­den güne artan baskı ve boğuntu dolayısıyla halkın hoş­nutsuzlukları, hışmının şiddeti ve dış dünyaya karşı mü­cadeleci din bilginleri ve üniversitelilerin yaptığı açıklama ve aydınlatmalar, rejimin egemenlik dayanaklarını şid­detle sarstı ve çaresiz rejimi ve efendilerini baskıyı ve boğuntuyu azaltmaya, sözde ülkenin siyasi ortamına serbestlik getirmeye mecbur etti. Ta ki kaçınılmaz dü­şüşlerini önlemek için akıllarınca bir emniyet kapıcığı aç­mış olsunlar.

Fakat içerlenmiş, bilinçli ve kesin karara varmış olan millet İmam’ın kesin ve sarsılmaz önderli­ğinde muzaffer ve tek vucut halindeki ayaklanmalarını yaygın ve kapsamlı bir biçimde başlattı.

Milletin Hışmı

Din Bilginlerinin ve özellikle İmam Humeyni’nin saygıdeğer makamına dil uzatma niteliğinde olan bir makale 7 ocak 1978’de hakim rejim tarafından yayınla­tıldı ve bu, hareketi hızlandırdı.

Tüm ülkede halkın hışmının patlayışına yol açtı ve rejim halkın yanardağla­şan hışmını dizginlemek için bu karşı koyucu ayaklanmayı boğmaya ve ezmeye çabaladı.

Fakat bu davranış inkılabın damarlarında daha fazla kan dolaşı­mına yol açtı ve inkılab şehidlerini anmak için yapılan yedinci ve kırkıncı yas günü toplantılarında devrimin nabız vuruşları ülkede baştanbaşa bir hareket, canlılık, ha­raret ile alabildiğine ve tek vücud halinde bir coşku kazandırdı ve halkın hareketinin sürekliliği ve sürdürülmesi amacıyla bütün devlet kuruluşları dayanışmalı iş bırakımıyla ve sokak gösterilerine katılarak eylemli işbirliği yapmaya çalıştılar.

Dini ve siyasi bütün tabaka ve saflarda kadın ve erkeklerin yaygın ve kapsamlı dayanışmaları bu mücadelede gözalıcı biçimde belirleyici etken oldu ve özellikle kadınlar görünür şekilde bu bü­yük cihadın her sahnesinde eylemli ve yangın olarak hazır bulundular.

Bir kadını, kucağında çocuğu ile makinalı tüfek namlularına ve savaş meydanına atılır gösteren sahneler savaşta toplumun bu büyük tabakası­nın ana ve belirleyici katkısı bulunduğunu açıklamakta idi.

Milletin Ödediği Bedel

Devrim fidanı, bir yıldan biraz fazla süren sürekli ve kesintisiz mücadele sürecinde altmışbinden fazla şehi­din kanının bereketi sayesinde ve yüzbin yaralı ve ma’lul ile milyar­ları bulan büyük bir zarara rağmen “bağımsızlık, hürriyet, İslami yönetim!” haykırışları arasında meyva verdi ve nazik-heyecanlı devrim aşamalarında imana, vahdete ve önderlik konusunda kuşkusuzluğa ve ayrıca milletin fedakarlığına dayanarak zafere ulaşan bu büyük devrim, bütün emperyalist hesapları, ilişkileri ve dayanak­ları ezip geçmeyi başardı ve kendi türünde yeryüzündeki yaygın kapsamlı halk devrimleri arasında yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

10/11 Şubat 1979 Şah rejiminin temelinin çökmesi günleri oldu ve içteki istibdad ile ona dayanan dış sultayı kırdı ve müslüman halkın öteden beri dileği olan İslami yönetimin doğuşu, nihai  zafer müjdesini verdi.

İran milleti tek vucud olarak ve taklid mercilerinin, İslam bilginlerinin ve önderlik makamının katılımları ile İslam Cumhuriyeti hakkındaki halk oylamasında İslam Cumhuriyeti’nin yeni nizamının kurulması konu­sundaki son ve kesin kararı açıkladı ve %98 gibi bir çoğunlukla İslam Cumhuriyeti nizamına olumlu oy verdi.

Şimdi İran İslam Cumhuriyeti’nin anayasası toplu­mun siyasi, içtimai, kültürel iktisadi konum ve ilişkile­rinin açıklayıcısı sıfatıyla, islami yönetimin temellerini güçlendirme yolunun açıcısı ve önceki tağuti rejimin vira­nelerinde devlet nizamının yeni tasarısının göstericisi olmalıdır.

İslam’da Yönetim Biçimi

İslami bakış açısından devlet, toplumun içinde sı­nıflaşmadan veya bir ferdin veya zümrenin sultasından dolayı oluşan bir şey değildir; aksine inanç ve düşünce birliğine sahib bir milletin siyasi ülküsünün somutlaş­masıdır ki düşünce ve inanç değişimlerinin akışında yolunu nihai hedefe(Allah’a)doğru açmak için kendi­sini örgütler: Milletimiz devrimci gelişiminin akışında tağuti toz ve paslardan arındı ve yabancı düşünce bu­laşıklarından özünü temizledi ve özgün İslami dünya gö­rüşünün ve düşüncesinin konumlarına döndü ve şimdi kendi örnek İslami toplumunu kurmakta karar kılmıştır.

Böyle bir dayanak üzerinde anayasanın görevi dev­rimin inanç temellerine nesnellik kazandırmak ve İs­lam’ın üstün ve evrensel değerlerinin gelişeceği şartları sağlamaktır.

Anayasa, bütün mustaz’afların müstekbirlere karşı zaferini hedefleyen bir hareket demek olan İran İslam Devrimi’nin İslami muhtevasını göz önüne alarak, bu inkılabın ülke içinde ve dışında sürdürülmesi ortamını sağlar ve özellikle diğer halk ve İslami hareketlerle milletlerarası alanda ilişkileri geliştirmeye çalışır ki, onları tek dünya üm­meti yoluna hazırlasın.

“Şüphesiz bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben rabbinizim, bana ibadet edin.”(Enbiya/92)

Böylece de bütün yeryüzünde yoksun ve zülüm altında olan milletlerin kurtuluş savaşımı, sürdürülmesi gere­ken düzeye erişsin.

Bu büyük devrimin mahiyetini göz önüne tutarak ana­yasa, her türlü fikri ve toplumsal istibdad ile iktisadi ayrıcalıklı tekelciliği ortadan kaldırmayı üstlenir ve istibdad sis­teminden uzaklaşıp, karar verme yet­kisini direkt halkın eline verme doğrultusunda çaba harcar

“(Peygamber onların)Ağır yüklerini ve üzerlerindeki zincirleri kaldırmakta.(A’raf/157)

Bizzat toplumu örgütlemenin dayanağı demek olan siyasi konum ve temellerin belirtilmesi faaliyetinde öğretiye bağlı görüş gereğince salihler hükümet ve ülke idaresini üstlenirler.

“Şüphesiz yeryüzüne salih kullarım varis olur.”

Dolayısıyla, toplum yönetiminin ilkelerini açıklaya­cak olan yasama, Kur’an ve sünnet yörüngesinde döner. Demek oluyor ki adil, dürüst ve sorumluluk bilincine sahib İslam  bilginleri(adil fakihler) tarafından gözetim, vazgeçilmez ve zorunlu bir husustur.

Yine siyasi örgütlemenin amacı, insanın kabiliyetle­rinin ilahi ölçülere uygun boyutlarca(Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız.)belireceği ve gelişeceği bir ortamın sağ­lanması için insana ilahi nizama doğru hareket olgunlu­ğunun sağlanmasıdır.

“Ve geri dönüp varış Al­lah’adır.”

Bu da ancak toplumun değişim süreci içinde toplumun bütün unsurlarının yaygın ve eylemli işbirliği ile gerçekleşir.

Bu husus göz önünde tutularak anayasa böyle bir iş­birliği ortamını, bütün belirleyici ve siyasi karar verme aşamalarında topluluğun her ferdi için sağlar ki, insanın gelişim sürecinde her bir ferd bizzat uğraş içinde olgun­laşma, yükselme ve başkalarına önderlik etmekten so­rumlu kılınsın.

Bu da esasen yeryüzünde mustaz’afların siyasi iktidarının gerçekleşmesi demek olacaktır.“ Bizse yeryüzünde horlananlara lütfetmeyi, onları ön­der ve varis kılmayı dilemekte idik.”(Kasas/5)

Adil Fakih’in Velayeti

Velayet-i Emr ve sürekli İmamet ilkesine dayanarak anayasa ,gerekli şartları haiz olup halk tarafından önder olarak tanınmış bulunan bir fakihin rehberliğinin gerçekleş­mesi için gerekli ortamı hazırlar. İşlerin yürütülmesi Al­lah için alim olan ve O’nun helal ve haramını bilmede güvenilir kişilerin elindedir ki, çeşitli kuruluşların asli İslami ödevlerinden sapmamalarını güvence altına ala­bilsin.

İktisad Amaç Değil, Araçtır.

İktisadi ilkelerin güçlendirilmesinde aslolan insanın olgunlaşma ve gelişme süreci boyunca ihtiyaçlarının giderilmesidir; yoksa diğer iktisadi nizamlarda olduğu gibi servetin temerküzü çoğalması ve kazanç hırsı de­ğildir.

Çünkü maddeci mekteplerde iktisad bizzat hedeftir ve bu sebeble olgunlaşma aşamaları sırasında iktisad yı­kılma ve bozulma ve yok olma etkeni olmaktadır. Oysa İslam’da iktisad, sadece bir araçtır ve araçtan amaca ulaşma yolunda da daha yararlı olmaktan başkaca bir şey beklenemez. Bu açıdan İslam’ın iktisadi programı, çeşitli ölçüler­deki insan üreticiliğinin ortaya çıkması için gerekli ortamın hazırlanması­dır. Bu sebeble eşit ve oranlı imkanların sağlanması, herkese iş bulunması ve tekamül hareketinin sürdürülebilmesi için zorunlu ihtiyaçların giderilmesi islam devletinin yükümlülüğündedir.

Anayasada Kadın

İslami toplumsal ilkelerin belirlenmesi sırasında şimdiye kadar her yönden baş gösteren dış sömürünün hizmetinde bulunmuş olan insani güçler asli hüviyetle­rine ve insan haklarına kavuşmaktadırlar ve bu kavuşma sırasında şimdiye kadar tağuti nizamda daha çok zulüm görmüş olan kadınların daha geniş oranda haklarına kavuşacakları doğaldır.Aile, toplumun temel birimi ve insanın olgunlaşması ve yücelmesinin asli ocağıdır ve aile kurulmasında insa­nın gelişme ve olgunlaşma hareketi için gerekli ortamın temel hazırlayıcısı olan inanç ve amaç uyuşması temel ilke olup bu gayeye ulaşılması için imkanların sağlan­ması İslam devletinin ödevlerindendir. Aile biriminin bu şekilde ele alınması karşısında ka­dın nesne olmaktan veya tüketim düşkünlüğü ve emper­yalizmin hizmetinde bir araç olmaktan çıkıp İslami öğ­retiye bağlı insanlar yetiştirmek için yüce ve değerli ana­lık ödevini tekrar üstlenmekle hayatın faal alanlarında öncü ve bizzat erkeklerin mücadele arkadaşı olur ve so­nuçta daha önemli bir sorumluluk yüklenir. İslami açı­dan da daha üstün bir değer ve saygınlıktan yararlanır.

Öğretiye Göre Ordu

Ülkenin savunma güçlerinin kurulması ve donatılmasında, iman ve öğretinin ilke ve kural olmasına dikkat edilir; bu sebeble İslam Cumhuriyeti Ordusu ve Devrim Muhafız­ları yukarıda belirtilen amaca uyularak kurulur ve yalnız sınırların korunması görevi değil, İslami görevinin yükle­diği ödevi, diğer deyişle Allah yolunda cihad ve Allah’ın kanununun yeryüzünde egemenliğinin yayılması uğ­runda savaşımı da üstlenirler.

“Siz de onlara karşı olanca gücünüzle kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bun­larla Allah’ın düşmanını ve düşmanınızı ve bunların dı­şında Allah’ın bilip, sizin bilmediklerinizi korkutası­nız.”(Enfal/60)

Anayasada  Yargı

İslami hareket çizgisi içinde insanların haklarını koru­makla ilişkili olan ve İslam ümmeti içinde yer yer belirebilecek sapmaların önlenmesi amacını güden yargı sorunu hayati bir iştir.

Bu sebeple İslami adalete dayanan ve adil ve dinin incelikli ilkelerini bilen hakim­lerden oluşan bir yargı düzeninin kurulması ön görülmüş­tür.

Bu düzenin, İslami öğretiye bağlı olmasındaki dikkat ve temel duyarlılık dolayısı ile her türlü sağlıksız bağlantı ve ilişkilerden uzakta olması gerekir. “İnsanlar arasında hükmettiğinizde adalet ile hükme­din.”(Nisa/58)

Yürütme Gücü

Yürütme gücü, topluma hakim adilane bağlantı ve ilişkiler düzeyine erişme amacı ile İslami hüküm ve ka­rarların yerine getirilmesine ilişkin olması dolayısıyla taşıdığı özel önem ve hayatın nihai hedefine erişmek için ortam hazırlanması diye ifade edilen bir hayati sorunun ortaya çıkardığı zaru­ret dolayısıyla İslam toplumunun kurulması yolunun açıcısı ol­malıdır. Sonuç olarak bu hedefe ulaşma çabasını engelle­yen veya yaralayan her türlü köstekleyici nizamın tutsağı oluş, İslami açıdan redde mahkum olacaktır.

Bu sebeble tağuti egemenliklerin ürünü olan bürokrasi nizamı şiddetle reddedilecektir ki, idari görevlerin görül­mesinde daha üstün verim ve elverişlilik ve daha çok sürat sağlayan bir yürütme düzeni meydana gelebilsin.

Kitle İletişim Araçları(Medya)

Kitle iletişim araçları (medya)İslam İnkılabının gelişim süreci doğrultusunda İslami kültürü yayma görevini üstlenmelidir .

Ayrıca bu alanda farklı düşüncelerin sağlıklı biçimde karşı karşıya gelmesinden yararlanmaya çalış­malı, yıkıcı ve İslam’a aykırı alışkanlıkların yayılması ve sürümlendirilmesinden titizlikle sakınmalıdır.

İnsanoğullarının hürriyeti ve saygınlığını hedeflerinin başı bilen ve insanın olgunlaşma ve gelişme yolunu açan böyle bir kanunun ilkelerinin izlenmesi ödevi herkese düşer.

İslam ümmetinin işbilir ve mümin sorumluları, işler üzerinde sürekli denetimin seçimi yolu ile İslam toplumunun kurulmasında katkıda bulunurlar.

Böylece örnek İslam toplumunu kurarak bütün insanlığa örnek ve  tanık olmayı başa­racaklarını umarlar.

“Ve böylece sizi orta ümmet kılmışızdır ki, insanlığa tanık olasınız.(Bakara/143)

Temsilciler

Uzmanlar Meclis(Meclis-i Hubregan)halkın temsilci­lerinden oluşarak devletçe hazırlanan ön tasarı ile çeşitli halk zümrelerinden gelen bütün teklifleri incelemek su­retiyle yüzyetmişyedi maddeyi kapsayan ondört fasılda, İslam’ın öğretisinin temellerini açıklayan ve ikamet eden  Peygamber-i Ekrem’in (S) hicretinin onbeşinci yüz­yılının başlangıcında bu çağın mustaz’aflarının evrensel egemenliklerinin ve müstekbirlerinin tam yenilgisinin çağı olması ümidi ile anayasanın yukarıda açıklanan hedef ve amaçlarla derlenip düzenlenmesi işini sona er­dirdi.

İran İslam Cumhuriyeti’nin Anayasası

Birinci Fasıl
Genel İlkeler
Birinci Madde

İran devleti İslam Cumhuriyeti’dir ki, İran milleti, Kur’an’ın hak ve adil yönetimine öteden beri olan inan­cına dayanarak, saygıdeğer taklid makamı Ayetullahi’l-Uzma İmam Humeyni’nin önderliğindeki muzaffer İslam inkılabının arkasından 30-31 Mart 1979’da oy hakkı olanların tümünün %98.2 çoğunluğu ile ona olumlu oy vermiş bulunmaktadır.

İkinci Madde

İslam Cumhuriyeti;

1-Tek ilah’a(lailaheillallah)ve egemenlik ile yasama yetkisinin O’na mahsus bulunduğuna ve O’nun emrine uyma gereğine,

2-İlahi vahye ve O’nun kanunların açıklanmasındaki temel etkinliğine,

3-Ahirete ve onun insanın Allah’a doğru gelişim çizgisindeki yapıcı etkinliğine,

4-Hilkat(yaratılış) ve yasamada (İlahi kanunların ko­nulmasında)ilahi adalete,

5-Sürekli imamet ve rehberliğe ve onun İslam inkılabının sürdürülmesindeki temel etkinliğine,

6-İnsanın yüce saygınlık ve değerine, onun Allah karşısında sorumluluğu ile birlikteki hüriyetine ve iman esasına dayanan bir nizamdır ki;

a)Gerekli şartları haiz fakihlerin Kitap ve Masumların(hepsi üzerine Allah’ın selamı olsun)sünneti esasına dayanan sürekli içtihatları,

b)İnsanlığın ileri düzeydeki ilim, fen ve deneylerin­den yararlanma ve bunların ilerletilmesi çabası,

c) Her türlü zulmün ve zulme boyun eğmenin bertaraf edilmesi yolu ile dürüstlük, adalet ve siyasi, iktisadi, iç­timai ve kültürel bağımsızlığı ve milli dayanışmayı sağ­lar.

Üçüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti devleti, ikinci maddede anı­lan hedeflere ulaşma uğrunda, aşağıdaki hususlar için bütün imkanlarını kullanmakla görevlidir:

1- Ahlaki erdemlerin iman ve takvaya dayanarak ol­gunlaşması için elverişli ortamın hazırlanması, fesat ve suçluluğun bütün görünümleri ile savaşım.

2- Genel bilgi düzeyinin, basından ve toplu haber­leşme araçlarından ve diğer araçlardan sağlıklı biçimde yararlanılarak her alanda yükseltilmesi.

3- Her düzeyde herkese parasız öğrenim, eğitim ve beden eğitimi ile yüksek öğrenim imkanlarının yaygın­laştırılması.

4-Bilim, fen (teknik), kültür ve İslami bilgilerin bütün alanlarında inceleme, araştırma ve yeni sonuçlara varma yeteneklerini, araştırma ve araştırıcıları teşvik merkezleri kurarak güçlendirme.

5-Emperyalizmin tümüyle kovulması ve yabancıla­rın nüfuzunun önlenmesi.

6)Her türlü istibdat, bencillik ve(zorba) tekelciliğin yok edilmesi.

7- Kanun çerçevesinde siyasi ve toplumsal hürriyet­lerin sağlanması.

8)Halkın tümünün kendi siyasi iktisadi, içtimai ve kültürel yazgısının belirlenmesine katılması.

9-Yersiz ayırım ve ayırıcalıkların kaldırılması ve herkes için maddi ve manevi her alanda adilane imkanlar sağlanması.

10-Sağlıklı yönetim düzeni kurulması ve zorunlu olmayan örgütlerin ilga edilmesi.

11-Milli savunma yapısı, bağımsızlığı, top­rak bütünlüğü ve İslami  nizamın korunması için genel askeri öğrenim yolu ile güçlendirilmesi.

12-Eşitliğin sağlanması, yoksulluğun giderilmesi, beslenme, barınma, çalışma, sağlık ve toplumsal güvenlik alanlarındaki her türlü yoksulluğun ortadan kaldırılması için İslami ilkelere uygun sağlıklı ve adilane bir ik­tisadın temellerinin atılması.

13-Bilim,teknik, sanayi, tarım,askerlik ve benzeri alanlarda kendine yeterliğin sağlanması.

14-Kadın erkek her ferdin her yönden haklarının sağlanması, herkese adilane yargı güvenliğinin kurul­ması ve herkesin kanun karşısında eşitliği.

15-Tüm halk içinde İslam kardeşliği ve genel yardımlaşmanın genişletilmesi ve güçlendirilmesi.

16-Ülkenin dış siyasetinin İslam ölçülerine da­yanılarak düzenlenmesi, bütün müslümanlara karşı kar­deşlik ödevlerinin üstlenilmesi ve yeryüzü mustazaflarının, elden gelen imkanların esirgenmeksizin korunması.

Dördüncü Madde

Medeni, cezai, mali, iktisadi, idari, kültürel askeri, si­yasi ve diğer bütün kanun ve kararlar İslami ölçülere dayanmalıdır.

Bu madde kayıtsız şartsız olarak anayasanın bü­tün maddelerinin ve diğer kanun ve kararların üs­tündedir ve bu hususun tesbiti ve belirlenmesi, Denetim Şurası’nın (Şura-i Nigehban)mensubu olan fakihlerin uh­desindedir.

Beşinci Madde

Hz.Mehdi’nin (A)gaybeti zamanında İran islam Cum­huriyeti’nde Velayet-i emr ve İmamet-i ümmet adil, takva sahibi, zamanın icablarını bilen, gözüpek, becerikli, tedbirli ve halk çoğunluğunun önder bilip kabul ettiği bir fakihin uhdesindedir.

Hiç bir fakih bu çoğunluğu elde edemediği tak­dirde önder veya yukarıdaki şartları haiz fakihlerden meydana gelen rehberlik şurası yüzyedinci maddeye uy­gun olarak onu üstlenir.

Altıncı Madde

İran islam Cumhuriyet’inde ülke işlerinin, seçimler yoluyla, Cumhurbaşkanı , Milli Şura Temsilcilerinin se­çimi, şuraların üyeleri ve benzer heyetlerin üyeleri veya anayasanın diğer maddelerinde belirtilen hususlar  halk oyu yolu ile, genel oya dayanılarak yürütülmesi gerekir.

Yedinci  Madde

Kur’an’ın, “Ve işleri aralarında şura-dayanışma ile­dir.”(Şura/38)”buyruğu ile “Emr’de istişare et.”(Al-i İmran/159)buyruğu gereğince Milli Şura Meclisi ile eya­let, il, kent, bucak, mahalle ve köy şuraları, ülkenin karar ve yönetim organlarındandır. Şuraların nerede ve nasıl kurulacaklarına, yetki ve ödevlerinin sınırlarını anayasa ve buna daya­narak çıkartılan kanunlar belirler.

Sekizinci madde

İran İslam Cumhuriyeti’nde hayra çağırma, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma, halk içinde fertlerin birbirine karşı ilişkilerinde ve devlet ile halk ilişkisinde karşılıklı olarak herkese ait bir ödevdir.

Bu ödevin şartları, sınırları ve niteliği ise kanunla be­lirlenir.

“İnanan erkek ve kadınların bir bölümü, diğerinin velisidirler, iyiliği emrederler, kötülükten nehyederler.”(Tevbe/71)

Dokuzuncu Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nde hürriyet, bağımsızlık, birlik ve beraberlik ve ülkenin toprak bütünlüğü birbi­rinden ayrılık kabul etmezler. Bunların korunması dev­letin ve milletin her bir ferdinin ödevidir. Hiçbir ferd, zümre veya makam hürriyetten yararlanma adı altında İran’ın siyasi, kültürel, iktisadi ve askeri bağımsızlığı  ve toprak bütünlüğüne karşı en küçük bir ihlalde bulunamaz ve hiç bir makam ülke bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruma adı altında meşru hürriyet­leri kanun ve kararlar ile de olsa yürürlükten kaldı­ramaz .

Onuncu Madde

Aile, İslam toplumunun temel birimi olduğuna göre bütün kanun, karar ve ilgili planların aile ku­rulmasının kolaylaştırılması, onun kutsallığını gözetil­mesi ve korunması ile aile ilişkilerinin İslami hukuk  ve ahlak temeline oturtulması  yönünde olması gerekir.

Onbirinci Madde

“Şüphesiz bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben rabbinizim, bana ibadet edin.”(Enbiya/92) ayet-i kerimesi hükmünce bütün müslümanlar tek bir ümmettir ve İran İslam Cumhuriyeti devleti, İslami devletlerin uyuşması ve birleşmesi temeline genel siyaseti yerleş­tirmekle ve İslam dünyasının siyasi, iktisadi ve kültürel birliği gerçekleşinceye değin sürekli çaba harcamakla ödevlidir.

Onikinci Madde

İran’ın resmi dini İslam ve Caferi-i İsna-aşeri mez­hebidir ve bu madde sonsuza değin değiştirilemez. Anifi, Şafii Maliki, Hanbeli ve Zeydiye gibi diğer İslam mezhepleri  de tam saygınlığı haizdirler ve bu mezheplerin mensupları kendi fıkıhlarına göre dini me­rasim icrasında serbesttirler ve dini eğitim ve öğretimleri ile ahval-i şahsiye(evlenme, boşanma, miras ve vasi­yet)ve mahkemelerde buna ilişkin davalarda resmen tanınmış olup, bu mezheplerden herhangi birinin çoğunlukla olduğu yörelerde şuraların yetki sınırı içindeki ma­halli(yerel)kararlar diğer mezhep mensuplarının haklarına rivayet edilmek kaydı ile, o mezhebe uygun olacaktır.

Onüçüncü madde

Yalnız Zerdüşti, Musevi, Hristiyan İranlılar kanun dairesinde dini merasimlerini icrada serbest olan azın­lıklardır ve ahval-i şahsiye ile dini öğretimlerinde kendi yollarınca davranırlar.

Ondördüncü madde

“Allah sizinle dinde vuruşmayanlara ve sizi yurdunuzdan sürmeyenlere dürüst ve iyilik- güzellikle davranmanızı yasaklamaz  Muhakkak ki Allah dürüst ve adil davrananları sever.”(Mümtahine/8)Ayet-i kerimesi gereğince İran İslam Cumhuriyeti ve müslümanlar, gayr-i müslimlere İslam’ın iyi ahlak kuralları, dürüstlük ve adalet ile muamele ve onların insan haklarına riayet etmekle ödevlidirler. Bu madde islam ve İran İslam Cumhuriyeti aleyhine düzen ve girişimde bulunmayanlar hakkında geçerlidir.

İkinci Fasıl
Ülkenin Resmi dil, yazı ve bayrağı
Onbeşinci Madde

İran  halkının resmi ve ortak dili ve yazısı Farsça’dır. Senetler, resmi metinler ve ders kitapları bu dil  ve yazı ile olmalıdır.

Ancak mahalli ve kavmi dillerden basında ve kitle haberleşme araçlarında yararlanma ve okullarda bunun edebiyatının öğretilmesi Farsça’nın yanına ser­besttir.

Onaltıncı Madde

Kur’an ve İslami ilimler ve mearif dili Arapça oldu­ğuna ve Fars edebiyatı tamamen karışmış bulunduğuna göre bu dilin İlk dönemden sonra ve orta dönemin so­nuna kadar her sınıf ve dalda öğretilmesi gereklidir.

Onyedinci Madde

Ülkenin resmi tarih başlangıcı İslam Peygambe­rin’in (S)hicretidir ve Hicri-Şemsi ve Hicri- kameri tarihler­den(takvimlerden) her ikisi de geçerlidir. Ancak devlet işlerinde dayanak olan tarih Hicri- Şemsi’dir. Haftalık resmi tatil ise Cuma günüdür.

Onsekizinci Madde

İran’ın resmi bayrağı yeşil, beyaz ve kırmızı renklerden olup İslam Cumhuriyeti’nin özel alame­tini(simgesini)ve”Allah-u Ekber”şiarını taşır.

Üçüncü Fasıl
Milletin Hakları
Ondokuzuncu Madde

Milletin bütün ferdleri hangi kavim ve kabilelerden olursa olsunlar, eşit haklardan yararlanırlar ve renk  , ırk,dil ve benzeri etkenler ayrıcalık sebebi olamaz.

Yirminci Madde

Milletin her ferdi kadın veya erkek olsun kanun ko­ruması açısından eşit durumdadırlar ve bütün insani, siyasi iktisadi, içtimai ve kültürel haklardan, İslami ölçü­lere uyularak yararlanırlar.

Yirmibirinci Madde

Devlet İslami ölçülere uyulmak üzere, her alanda ka­dın haklarını sağlamakla ve aşağıdaki hususları gerçekleş­tirmekle ödevlidirler:

1-Kadının kişiliğinin olgunlaşması ve maddi ve ma­nevi haklarının canlandırılması için elverişli ortamın hazırlanması,

2-Özellikle gebelik ve çocuk bakımı açısından annelerin korunması ve bakıcısı olmayan çocukların korunması,

3-Ailenin özü ve sürekliliğinin korunması için yetkili mahkeme kurulması,

4-Dullar ile yaşlı ve kimsesiz kadınlar için özel içti­mai güvenliğin sağlanması,

5-Şer’i velisi bulunmayan çocukların kanuni temsil­ciliğinin, diledikleri takdirde bu işe ehil olan annelerine verilmesi,

Yirmiikinci Madde

Kişilerin canı, malı, hakları, meskeni ve meslek­leri, kanunun cevaz verdiği durumlar dışında taarruzdan masundur.

Yirmiüçüncü Madde

İnançların araştırılması yasaktır ve hiçimse sırf  bir inanca sahip olmak yüzünden saldırı ve kınamaya hedef olamaz.

Yirmidördüncü Madde

Basın ve yayın, İslam’ın temel ilkelerini veya kamu­nun hukukunu ihlal etmedikçe, konuları açıklamada serbesttirler. Bunun ayrıntılarını  kanun belirler.

Yirmibeşinci Madde

Mektupların denetlenmesi ve ulaştırılması, telefon ko­nuşmalarının tespit edilmesi ve açıklanması, telgraf ve teleks haberleşmesinin açıklanması, haberleşmenin ön­lenmesi ve ulaştırılması, gizli dinleme ve her türlü te­cessüs, kanun hükmü dışında yasaktır.

Yirmialtıncı Madde

Partiler, dernekler, siyasi ve sınıfsal kuruluşlar ile İslami kuruluşlar veya tanınmış dini azınlıklar bağımsızlık, hürriyet milli birlik, İslami ölçüler ve  ilkeleri ile İslam Cumhuriyeti esasını ihlal etmedikçe serbesttirler. Hiç kimsenin bunlara katılması engellenemez ve kimse bunlardan birine katılmaya zorlanamaz.

Yirmiyedinci Madde

İslam’ın temel ilkelerinin ihlal etmeme şartı ile ve silah taşınmaksızın yapılan her türlü toplantılar ve gösteri yürü­yüşleri serbesttir.

Yirmisekizinci Madde

Herkes eğilimine göre olan ve İslam’a, kamu yararına ve başkalarının haklarına aykırı olmayan bir meslek seçilebilir.

Devlet,toplumun çeşitli mesleklere olan ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, her fert için çalışma imkanı ve mes­lek edinmek için eşit şartlar sağlar.

Yirmidokuzuncu Madde

Emeklik, işsizlik yaşlılık, çalışamaz duruma gelmek, kimsesizlik, yolda kalmış­lık ve beklenmedik olaylarda sağlık hizmetlerine, ilaca ve tıbbi bakıma ihtiyaç dolayısıyla sigorta veya buna benzer bir şekilde sosyal güvenlikten yararlanmak herkese ait bir haktır.

Devlet kanunlara uygun olarak kamu gelirlerinden ve halkın katkısı ile sağlanacak gelirlerden yukarıdaki hiz­met ve mali destekleri ülkedeki her bir ferde ayrı ayrı sağlamakla yükümlüdür.

Otuzuncu Madde

Devlet, eğitim ve öğretim imkanlarını parasız olarak ve orta öğrenim döneminin sonuna kadar bütün millet için sağlamakla ve yüksek öğrenim imkanlarını ülkenin  kendine yeterliği sınırına kadar geliştirmekle ödevlidir.

Otuzbirinci Madde

İhtiyaca uygun meslek sahibi olmak İranlı her fert ve ailenin hakkıdır. Devlet evleviyeti (önceliği) göz önünde tutarak daha fazla muhtaç olanlar, özellikle köylü ve işçiler için bu maddenin uygulanması ortamını hazırlar.

Otuzikinci Madde

Hiç kimse kanunun belirlediği hüküm ve usul dışında yakalanamaz. Tutuklama durumunda itham konusu, delilleri  de zikredilerek zaman geçirmeksizin yazılı ola­rak itham edilene bildirilmeli ve duyurulmalıdır.

En çok yirmi dört saat içinde ilk tutanaklar dosyası yetkili ma­kamlara gönderilmeli ve yargılamanın en kısa bir za­manda başlaması sağlanmalıdır

Bu maddeye aykırı dav­ranan kanun gereğince cezalandırılır.

Otuzüçüncü Madde

Hiç kimse kanunun belirlediği hallerin dışında   ikamet ettiği yerden sürülemez veya ilgilendiği yerde ika­met etmesi engellenemez veyahut bir yerde ikamete zor­lanamaz

Otuzdördüncü Madde

Hakkını arama her ferdin tartışılamaz hakkıdır ve herkes hakkını arama amacı ile yetkili mahkemelere başvurulabilir. Milletin her ferdinin bu mahkemelere baş­vurma imkanı bulunmalıdır. Hiç kimsenin kanun gere­ğince başvurma hakkını haiz bulunduğu mahkemeye başvurması engellenemez.

Otuz beşinci Madde

Her mahkemede davanın taraftarlarının kendisi için vekil tayin etme hakları vardır ve ve­kil(avukat)seçilebilecek durumda değil iseler onlara vekil tayin etme imkanları sağlanmalıdır.

Otuzaltıncı Madde

Ceza mahkumiyeti ve icrası ancak yetkili mahkeme yolu ile ve kanun gereğince olabilir.

Otuzyedinci Madde

Aslolan beraettir(İnsanın suçu sabit olmadıkça suçsuzdur.)ve hiç kimse suçu yetkili mahkemede sabit olmadıkça ka­nun nazarında suçlu tanınamaz.

Otuzsekizinci Madde

İkrar elde etme veya bilgi edinmek için başvurulacak her türlü işkence yasaktır. Kişinin tanıklığa, ikrara veya and içmeye zorlanmasına cevaz yoktur ve bu türlü tanıklık, ikrar ve ant içmeler değersiz ve geçersizdir.Bu maddeye aykırı davrananlar kanun gereğince cezalandırılırlar.

Otuzdokuzuncu Madde

Kanun hükmü ile yakala­nan, tutuklanan, hapsedilen veya sürülen bir kimse­nin şeref ve haysiyetine teca­vüz,her ne suretle olursa olsun yasaktır ve cezalandırmayı gerektirir.

Kırkıncı Madde

Kimse hakkını kullanma eylemlerini, başkasına zarar verme veya genel yararlara tecavüze araç kılamaz.

Kırkbirinci Madde

İran ülkesi vatandaşlığı her İranlının tartışılmaz hakkıdır ve devlet hiç bir İranlının vatandaşlığını kendi isteği olmadıkça veya başka bir ülkenin vatandaşlığına girmedikçe kaldıramaz.

Kırkikinci Madde

Yabancılar kanunların sınırları içinde İran vatan­daşlığına girebilirler ve bu gibi kişilerin vatandaşlığının kaldırılması, başka bir devletin, onların vatandaşlığını kabul etmesi veya bizzat onların talep etmeleri ile müm­kündür.

Dördüncü Fasıl
İktisad ve Mali İşler
Kırküçüncü Madde

Toplumun İktisadi bağımsızlığının sağlanması ve yoksulluk ile  yoksunluğun kökten sökülmesi  ve insanın ihtiyaçlarının, hürriyeti de korunarak olgunlaşma süreci içinde giderilmesi için, İran İslam Cumhuriyeti’nin ekonomisi aşağıdaki ilkelere dayanır:

1-Temel ihtiyaçlarının sağlanması: Herkes için mes­ken, yiyecek, giyecek, sağlık ilaç, eğitim ve öğrenim ve aile kurmak için gerekli imkanlar.

2-Tam anlamıyla bir istihdama ulaşma amacı ile, her­kese çalışma şartları ve imkanları sağlamak. Hakeza çalışma gücü olmasına rağmen araç ve gereci bulunmayan her­kese bu aracı elde etme imkanı sunmak, yardımlaşmak ve faizsiz kredi imkanları yaratmak gibi ya da diğer meşru yolları hazırlamak. Ancak bunu yaparken servetin belli bir fert ya da zümrenin faydasına sunulmasının ya da devleti büyük bir patron durumuna getirilmesinin engellenmesi gerekmek­tedir. Bu girişim ülkenin genel planına hakim olan zorunluklara uyularak her gelişim aşamasında gerçekleş­tirilmelidir.

3-Çalışma şekli, muhtevası ve saatleri her ferdin mesleki çabasına ek olarak kendisini manevi, siyasi ve içtimai yönden eğitme ve ülke önderliğine eylemli ka­tılma ve beceri ve yeteneğini çoğaltma fırsat ve gücünü verecek şekilde olmak üzere ülkenin iktisadi programı­nın düzenlenmesi,

4-Meslek seçme hürriyetine riayet edilmesi ve fertlerin belirli bir işe zorlanmasının ve başkasının çalışmasında haksız çıkar sağlamanın önlenmesi

5-Başkasına zarar verme ,tekelcilik, ihtikar, faiz ve di­ğer batıl ve haram muamelelerin yasaklanması

6-iktisada ilişkin her olguda ve bu arada tüketim, ya­tırım, üretim, dağıtım ve hizmetlerde aşırı ve gereksiz harcamaların önlenmesi,

7-İlim ve teknikten yararlanılması ve ülke iktisadının genişleme ve gelişmesine olan ihtiyaç oranında becerikli kişilerin eğitilmesi

8-Ülke ekonomisi üzerinde yabancı iktisadi  baskının önlenmesi,

9-Tarımda hayvancılıkta ve sanayide üretim artışının genel ihtiyaçları karşılayıcı ve ülkeyi kendine yeterlilik aşamasına ulaştırıcı ve bağımlılıktan kurtarıcı yönde güçlendirilmesi.

Kırkdördüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nin iktisadi nizamı kamu (devlet),yardımlaşma(kooperatif) ve özel olmak üzere üç kesim (sektör) üzerinde düzenli ve sağlıklı planlamaya dayanmaktadır.

Devlet sektörü bütün büyük sanayi, temel sanayi, dış tica­ret, büyük maden işletmeleri, bankacı­lık, enerji sağlanması, büyük su ulaşım ağları, baraj­lar, radyo ve televizyon, posta, telgraf ve tele­fon, havayolları, gemi işletmeciliği, karayolları  ile demiryolları ve benzerleridir ki kamu mülkiyetinde ve devletin yetki alanındadırlar.

Yardımlaşma(kooperatif)sektörü İslami ilkelere uygun olarak kent ve köylerde kurulan üretim ve dağıtım ortaklık ve kuruluşlarıdır.

Özel sektör; tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret ve hizmetlerin kamu ve kooperatif sektörünün iktisadi faaliyetlerinin tamamlayıcısı olan bölümdür.

Bu üç kesimde mülkiyet, bu faslın diğer maddelerine uygun olup İslami kurallar alanı dışına çıkmadığı, ülkenin iktisadi gelişme ve olgunlaşmasına engel olmadığı ve topluma zarar verici bulunmadığı sürece İslam Cumhuriyeti’nin himayesi altındadır.

Her üç kesimin ana ilkeleri, alanları ve şartlarını kanun belirler.

Kırkbeşinci Madde

Yararlanılmayan veya bırakılmış araziler,  madenler, denizler, göller, ırmaklar ve diğer kamusal sular, dağlar, vadiler, ormanlar, kamışlıklar, tabii koruluklar, özel yararlanmaya tahsis edilmeyen otlaklar, mirasçısı bulunmayan tereke, maliki bilinmeyen mallar ve gasbedenlerden alınan kamu malları gibi enfal ve genel servetler, İslam hükümetinin etki alanında olup, kamu yararına uygun biçimde kullanılır.

Her birinden yararlanmanın ayrıntıları ve usullerini kanun belirler.

Kırkaltıncı Madde

Herkes meşru kazanç ve çalışmasının ürününe maliktir ve hiç kimse kendi kazanç ve çalışmasına ilişkin mülkiyet hakkını ileri sürerek bir başkasının kazanma ve çalışma imkanını gideremez.

Kırkyedinci Madde

Meşru yoldan olan özel mülkiyet saygındır. Bunun ilkelerini ise kanun belirler.

Kırksekizinci madde

Eyaletlerde tabii kaynakların işletilmesi ve milli kaynaklardan yararlanma ve iktisadi faaliyetlerin eyaletler ve ülkenin çeşitli bölgeleri arasında dağıtılmasında ayırım gözetilmemelidir.

Öyle ki her bölge kendi ihtiyaçlarına ve gelişim yeteneğine göre gerekli sermayeyi ve imkanları  elinde bulundurabilsin.

Kırkdokuzuncu Madde

Devlet faiz, gasb, rüşvet, ihtilas hırsızlık, kumar, vakıf mallarından yolsuz yararlanma, ihaleler ve devlet muamelelerinden yolsuz kazanç sağlama, yararlanılmayan arazi ve özel mülkiyete konu olmayıp herkesin yararlanmasına tahsil edilen temel malların satımı, fesat yuvalarının işletilmesi ve başka gayr-i meşru gelirden meydana gelen servetleri alır ve hak sahibine, hak sahibinin bilinmemesi durumda ise bu beytülmale(devlet hazinesine)vermekle ödevlidir.

Bu hüküm şer’i araştırma, soruşturma ve ispat ile devlet tarafından icra edilmelidir.

Ellinci Madde

İslam Cumhuriyetin’de bugünkü neslin ve gelecek nesillerin, içinde gelişime yönelik bir toplum hayatı sürmeleri için gerekli yaşama çevresinin korunması genel ödev sayılır. Bu sebeple yaşama çevresini kirleten veya düzeltilmez biçimde bozan iktisadi vesair faaliyetler yasaktır

Ellibirinci Madde

Kanun gereği olmaksızın hiçbir tür vergi konamaz. Vergi muafiyeti, istisnaları ve indirimi kanuna göre belirler.

Elliikinci Madde

Ülkenin yıllık genel bütçesi kanunda gösterilen usul üzere devlet tarafından hazırlanır ve incelenip onaylanması için Milli Şura Meclisi’ne tevdi edilir. Bütçe rakamlarına her türlü değişiklik de kanunda gösterilen usule bağlı olacaktır.

Elliüçüncü Madde

Devletin bütün gelirleri genel muhasebe hesaplarında toplanır ve bütün ödemeler kanuna göre onaylanmış bulunan krediler sınırları içinde gerçekleştirilir.

Ellidördüncü Madde

Ülkenin Divan-i Muhasebat’ı (Sayıştay’ı),direkt Milli şura Meclisi’nin denetimine bağlıdır. Tahran’da ve eyalet merkezlerinde kuruluş ve işleyiş biçimi kanuna göre belirlenir.

Ellibeşinci Madde

Sayıştay; bakanlıklar, müesseseler, devlet şirketleri ve her hangi bir şekilde ülkenin genel bütçesinden yararlanan kuruluşların bütün hesaplarını kanunun belirlediği usul ile inceler veya denetler. Ta ki hiç bir masraf onaylanmış kredileri aşmasın ve her meblağ tahsil edildiği yere harcansın.

Sayıştay ilgili hesab, senet ve belgeleri kanuna uygun olarak toplar ve her yılın bütçe hesap tasfiyesi dökümünü, kendi görüşünü de eyleyerek Milli Şura Meclisi’ne tevdi eder. Bu döküm kamuoyuna açıklanmış olmalıdır.

Beşinci Fasıl
Milletin Egemenlik Hakkı ve Bundan Doğan Güçler
Ellialtıncı Madde

Dünya ve insan üzerinde mutlak egemenlik hakkı Allah’ındır ve O, insanı toplumsal yazgısına egemen kılmıştır.

Hiç kimse insandan bu ilahi hakkı alamaz veya belli bir zümrenin çıkarlarına hizmete alet edemez ve millet, Allah vergisi olan bu hakkı, ilerideki maddelerde belirtilen yollardan kullanır.

Elliyedinci Madde

İran İslam cumhuriyetinde egemen güçler; yasama, yürütme ve yargı gücü olup, velayet-i emr ve imamet-i ümmet denetimindedir ve bu, kanunun gelecek maddeleri uyarınca işlev kazanır. Bu üç güç birbirinden bağımsızdır.

Ellisekizinci Madde

Yasama gücü halk tarafından seçilen temsilcilerden oluşan Milli Şura Meclisi aracılığı ile kullanılır.

Meclisinin onayından geçen metinler icra edilmek üzere yürütme ve yargı güçlerine tebliğ edilir.

Ellidokuzuncu Madde

Çok önemli iktisadi, içtimai ve kültürel sorunlarda yasama gücünün halk oyu ve doğrudan doğruya halkın oyuna başvurma yolu ile kullanılması mümkündür.

Halkoyuna başvurma talebi, temsilcilerin tam sayısının üçte iki çoğunluğunca onaylanmış olmalıdır.

Altmışıncı Madde

Yürütme gücü, bu kanunda doğrudan doğruya önderlik(rehberlik)makamının uhdesine bırakılmış hususlar dışında Cumhurbaşkanı ve bakanlar eliyle kullanılır.

Altmışbirinci Madde

Yargı gücü İslami ölçülere uygun olarak kurulmaları gereken adli mahkemeler aracılığı ile kullanılır ve davaları çözüme bağlama, kamu hukukunu koruma, adaletin icrası ve yayılması ile hadlerin(Şer’i cezaların) uygulanması yönünde çalışması gerekir.

Altıncı Fasıl
Yasama Gücü
Birinci Bölüm: Milli Şura Meclisi
Atmışikinci Madde

Milli Şura Meclisi, doğrudan doğruya ve gizli oyla halk tarafından seçilen millet temsilcilerinden meydana gelir.

Seçmenler ve seçilenler için söz konusu şartlar ve seçimlerin nasıl yapılacağını kanun belirler.

Atmışüçüncü Madde

Milli Şura Meclisi’ne üyelik dönemi dört yıldır. Her dönem seçimleri önceki dönem sona ermeden yapılmalıdır ki, ülke hiçbir zaman meclissiz kalmasın.

Atmışdördüncü Madde

İslami Şura Meclisi’nin temsilci sayısı ikiyüz yetmiş(270) kişidir.1989 yılından geçerli olmak suretiyle ülkenin beşeri, siyasi ve coğrafi faktörleri ile onların görüşleri gözönüne alınarak her on yılda bir meclise en fazla yirmi temsilci daha katılabilir. Zerdüştî ve Museviler birer temsilci, Asuri ve Keldani Hristiyanlar birlikte bir temsilci ve güneydeki ve kuzeydeki Ermeni Hrıstiyanlar da birer temsilci seçebilir. Seçim bölgelerindeki seçmen sayısı ile temsilci sayısını kanun belirler.

Altmışbeşinci Madde

Seçimler yapıldıktan sonra Milli Şura Meclisi’nin oturumları toplam üye sayısının üçte ikisi ile resmiyet kazanır ve teklif ve tasarıların onaylanması, onaylanmış iç tüzük kurallarına uyularak gerçekleştirilir.

Anayasanın Özel bir nisab(oran)belirlediği hususlar müstesnadır. İç tüzüğün onaylanabilmesi için hazır üyelerin üçte ikisinin muvafakati gereklidir.

Altmışaltıncı Madde

Başkan ve Başkanlık Divanı seçme usulu ve komisyonların sayısı ve bunların görev süreleri ile müzakerelere ilişkin hususlar ve meclis düzeninin sağlanması, iç tüzük aracılığı ile belirlenir.

Altmışyedinci Madde

Temsilciler(Milletvekilleri)meclisin ilk toplantısında aşağıdaki belirtilen şekilde and içmeli ve and metnini imzalamalıdırlar;

Bismillahirrahmanirrahim

“Ben Kur’an-ı Mecid karşısında Kadir-i Müteal olan Allah’a yemin eder ve insanlık şerefime dayanarak taahhüt ederim ki, İslam’ın hariminin (mukaddes değerlerinin) koruyucusu, İran milletinin İslami devriminin getirdiklerinin ve İslam cumhuriyeti’nin temel ilkelerinin bekçisi olayım, milletin bana emanet ettiği emaneti adil bir emanetçi sıfatı ile gözeteyim ve vekalet ödevlerinin yerine getirilmesinde emanet ve takvayı gözeteyim ve her zaman ülkenin bağımsızlık ve yükselmesine, milletin hukukunun korunmasına ve halka hizmete canla başla çalışayım. Sözlerimde, yazılarımda, görüş ve açıklamalarımda ülkenin bağımsızlığı, halkın hürriyeti ve kamu yararının sağlanmasını gözönünde tutayım.”

Dini azınlıkları temsil eden milletvekilleri bu andı kendi semavi kitaplarını anarak yerine getirirler.

İlk oturumda hazır bulunmayan temsilciler hazır bulundukları ilk oturumda and içme törenini yerine getirirler.

Altmışsekizinci Madde

Savaş ve ülkenin askeri işgali sırasında Cumhurbaşkanının teklifi, toplam milletvekili sayısının dörtte üçünün kabulü ve Denetim Şurası’nın tasvibi ile işgal edilen noktalar veya ülkenin bütününde seçimler belirli bir süre için duraklatılabilir ve yeni meclisin toplanamaması durumunda eski meclis çalışmalarını sürdürür.

Altmışdokuzuncu Madde

İslami Şura Meclisi’nin tüm müzakereleri aleni (açık) olmalı ve tam tutanakları radyo ve resmi gazete yolu ile kamuoyuna bilgi verme amacı ile yayımlanmalıdır. Olağanüstü şartlarda, ülke güvenliğinin gerektirdiği taktirde Cumhurbaşkanı veya bakanlardan biri veya milletvekillerinden on kişinin talebi ile kapalı oturum yapılır. Kapalı oturumda kabul edilen hususlar Denetim Şurası hazır bulunduğu halde toplam milletvekili sayısının dörtte üçünün kabulü ile geçerlilik kazanır. Bu oturumların tutanak ve kararları olağanüstü şartların kalkmasından sonra kamunun bilgisine sunulmak üzere yayımlanmalıdır.

Yetmişinci  Madde

Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar toplu veya tek başına olarak meclisin açık oturumlarına katılabilir ve danışmanlarını birlikte bulundurabilirler. Ayrıca milletvekilleri gerekli gördüğü taktirde bakanlar hazır bulunmakla yükümlüdür. Talepte bulundukları taktirde açıklamaları dinlenir.

İkinci Bölüm
Milli Şura Meclisi’nin Yetkileri
Yetmişbirinci Madde

Milli Şura Meclisi, anayasada belirlenen sınırlar içinde her sorun için kanun koyabilir.

Yetmişikinci Madde

Milli Şura Meclisi ülkenin resmi dininin kurallarına veya anayasaya aykırı düşen kanunlar koyamaz. Bu konuda karar yetkisi doksan altıncı maddede belirtildiği üzere Denetim Şurası’nın uhdesindedir.

Yetmişüçüncü Madde

Olağan kanunların açıklanma ve yorum  yetkisi Milli Şura Meclisi’ndedir. Bu maddenin hükmü, hakimlerin hakkı tesbit sırasında kanunları yorumlamalarını engelleyici nitelikte değildir.

Yetmişdördüncü Madde

Kanun tasarıları bakanlar kurulunda kabul edildikten sonra ise meclise sunulur ve kanun teklifleri temsilcilerden en az onbeş kişi tarafından getirilmiş iseler Milli Şura Meclisi’nde işleme konulur.

Yetmişbeşinci Madde

Milletvekillerinin kanun teklifleri ile kanun tasaları hakkında ileri sürdükleri öneri ve düzeltmeler kamu gelirlerinin azalması veya genel giderlerin çoğalması sonucunu doğuracak nitelikte iseler, bu yolda gelir azalmasının nasıl giderileceği veya yeni giderin nasıl karşılanacağını da belirtmeleri halinde göz önünde tutulur.

Yetmişaltıncı Madde

Milli Şura Meclisi, ülkenin bütün işleri için araştırma ve soruşturma hakkına sahiptir.

Yetmişyedinci Madde

Milletlerarası antlaşma, sözleşme ve muvafakat belgelerinin Milli Şura Meclisi’nce kabul edilmeleri gerekir.

Yetmişsekizinci Madde

Ülke yararını gözetme, tek taraflı olmama ve ülkenin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne zarar vermeme şartı ile ve milletvekillerinin beşte dördünün olumlu oyu ile yapılacak cüz’i düzeltmeler dışında sınır çizgilerinde her türlü değişiklik yasaktır.

Yetmişdokuzuncu Madde

Sıkıyönetimin yerleşmesi yasaktır, savaş halinde ve buna benzer olağan üstü şartlarda devletin Milli Şura Meclisi’nin onayı ile geçici olarak zorunlu sınırlamaları getirebilme hakkı vardır.

Ancak süresi her hal-u karda otuz günü aşamaz ve zaruret aynı şekilde devam ediyorsa yeniden meclisin izni alınır.

Sekseninci Madde

Devlet tarafından ödünç alıp verme ile karşılıksız iç ve dış yardımlar Milli Şura Meclisi’nde kabul edilmelidir.

Seksenbirinci Madde

Yabancılara ve hizmetler alanında ortaklıklar ve müesseseler kurma imtiyazı verilmesi kesin olarak yasaktır.

Seksenikinci Madde

Zaruret bulunmadıkça ve de  Milli Şura Meclisi’nce onaylanmadıkça devletçe yabancı uzmanların işe alınmaları yasaktır.

Seksenüçüncü Madde

Milli değerlerden olan devlet bina ve malları, eşsiz olmasa bile Milli Şura Meclisi’nin onayı bulunmadıkça başkasına intikale elverişli değildir.

Seksendördüncü Madde

Her milletvekili, bütün millet karşısında sorumludur ve iç ve dış bütün meselelerde görüş açıklayabilir.

Seksenbeşinci Madde

Temsilcilik niteliği kişiye bağlıdır ve başkasına devredilemez. Meclis kanun koyuculuk yetkisini bir kişi veya kurula aktaramaz. Ancak zorunlu hallerde bazı kanunların konulması yetkisini yetmiş ikinci maddeye uyulması kaydı ile kendi iç komisyonlarına aktarabilir. Bu takdirde bu kanunlar meclisinin belirleyeceği süre içinde deneme olarak uygulanır. Kesin onaylama yine meclise aittir.

Aynı zamanda İslami Şura Meclisi devlet müesseselerinin, firmaların ve kuruluşların ya da devlete bağlı olanların daima kuruluş bildirgelerini onaylayabilir. Yetmiş ikinci maddeye uyulması kaydı ile komisyonlarına havale edilebilir veya bu onayın iznini devlete verebilir. Bu durumda söz konusu husus ülkenin resmi mezhebinin usul ve ahkamı ile devletin tasvip ettiği anayasaya ters düşmemelidir. Bu konunun açıklanması ile doksan altıncı madde esasınca Denetim Şurası onayından geçen konular, ülkenin kanun ve kararlarıyla çelişki içinde olmamalıdır. Bu hususların söz konusu yasalarla çelişkisi bulunmadığı ilan edildiğinde icrası için önceden İslami Şura Meclisi başkanına arz edilmesi gerekir.

Seksenaltıncı Madde

Meclisteki temsilciler ödevlerini yerine getirirken, görüş ve oy açıklamada tamamen serbesttirler ve mecliste açıkladıkları görüşler veya temsilcilik ödevlerini yerine getirmeleri  için verdikleri oylar sebebiyle kovuşturulamaz ve tutuklanamazlar.

SeksenyedinciMadde

Cumhurbaşkanı, bakanlar kurulunu kurduktan sonra başkaca bir girişimde bulunmadan önce Meclis’ten güvenoyu almalıdır. İse başladıktan sonra da önemli sorunlar ve ihtilaf baş gösterdiğinde bakanlar kurulu için Meclis’ten güvenoyu isteyebilir.

Seksensekizinci Madde

İslami Şura Meclisi temsilcilerinin en az dörtte birinin talebiyle Cumhurbaşkanına veya bakanlara, kendi bakanlığının işlevi hakkında soru sorulabilir. Cumhurbaşkanı veya ilgili bakan, mecliste hazır bulunmalı ve sorulan sorulara cevap vermelidir. Bu cevap süresi, İslami Şura Meclisi’nin uygun göreceği bir özür bulunmadıkça Cumhurbaşkanı için bir ay, bakanlar içinse ondurt günü geçmeyecektir.

Seksendokuzuncu Madde
1-İslami Şura Meclisi’indeki temsilciler, gerekli gördükleri konularda bakanlar kuruluna veya bakanlardan herhangi birine gensoru yöneltebilirler.

Gensoru önergesinin işleme konulabilmesi en az on temsilcinin imzası ile Meclis’e sunulmasına bağlıdır.

Hakkında gensoru önergesi verilen bakanlar kurulu veya bakan, önergesinin verilmesinden itibaren ongün içinde mecliste hazır bulunmalı ve önergeyi cevaplandırarak meclisten güvenoyu istemelidir.

Bakanlar kurulunun veya bakanın cevaplandırma için hazır bulunmaması halinde sözü geçen(önerge veren)milletvekilleri gensoru önergeleri hakkında gerekli açıklamaları yaparlar ve meclis gerekli gördüğü takdirde güvensizlik oyunu açıklar.

Meclis güven oyu vermediği takdirde, gensoru önergesine muhatap kalan bakanlar kurulu veya bakan azledilmiş olur.Her iki halde de gensoru önergesine muhatap olan bakanlar, fasılasız ondan sonra kurulacak bakanlar kuruluna üye olamazlar.

2-İslami Şura Meclisi’deki temsilcilerin en az üçte birinin onayı ile yürütme gücünün icraatı ve ülkenin idaresi hakkında Cumhurbaşkanı için gensoru önergesi verilebilir.

Cumhurbaşkanının, gensorusunun verilmesinden sonraki bir ay içerisinde mecliste hazır bulunması gerekir.

Cumhurbaşkanının cevabından ve temsilcilerin de bu cevaba kabul ve red oylarından sonra, cumhurbaşkanı için milletvekillerinden üçte ikisi oranında kiyafetsizlik (selahiyetsizlik oyu) alındığı taktirde anayasanın yüzonuncu maddesinin onuncu bendine uygun olarak konu rehberlik makamının bilgisine arzedilir

Doksanıncı Madde

Meclisin yürütme ve yargı organının çalışmasından şikayetçi olan herkes, şikayetini yazılı olarak Milli Şura Meclisi’ne sunabilir. Meclis bu şikayetleri inceleyip gerekli cevabı vermekle vazifelidir. Şikayet yürütme ve yargı organları ile ilgili ise onlardan gerekli inceleme ve cevabı ister ve uygun bir süre içinde neticeyi bildirir. Ammeyi ilgilendiren hallerde umumun bilgisine sunar.

Doksanbirinci Madde

İslami Şura Meclisi’nin onayladığı kararların İslam ahkamı ile anayasaya aykırı olmamasını temin ederek İslam ahkamı ile anayasanın korunması amacı ile Denetim Şurası adı altında aşağıda belirtilen şekilde bir Şura kurulur:

1-Zamanın icablarına ve günün sorunlarına vakıf ve adil fakihlerden altı kişi. Bunların seçimi Rehberlik Makamı tarafından yapılır.

2-,İslami Şura Meclisi’ne takdim edilen, hukukun çeşitli branşlarında uzman müslüman hukukçular arasından İslami Şura Meclisi oyu ile seçilecek altı kişi.

Doksanikinci Madde

Anayasanın Koruma Şurası üyeleri altı yıllık bir süre için seçilirler. Ancak ilk devrede, üç yıl geçtikten sonra her grubun yarısı kur’a ile değişir ve onların yerine yeni üyeler seçilirler.

Doksanüçüncü Madde

Milletvekillerinin seçim mazbatalarının kabulü ile Anayasayı Koruma Şurası üyelerinden hukukçu altı kişinin seçimi hariç, Anayasayı Koruma Şura’sı olmaksızın Milli Şura Meclisi’nin kanuni geçerliği yoktur.

Doksandördüncü Madde

Milli Şura Meclisi’nce kabul edilen kanunlar ve mevzuatının tamamının Anayasayı koruma Şurası’na gönderilmesi gerekir. Anayasayı Koruma Şurası, kendine ulaştığı tarihten itibaren en fazla on gün içinde onları İslam esaslarına ve anayasaya uygunluğu yönünden incelemeye, aykırı gördüğü takdirde tekrar görüşülmek üzere meclisi iade etmeye vazifelidir. Bu haller dışında meclisçe kabul edilen kanun ve mevzuat icra edilebilir.

Doksanbeşinci Madde

Anayasayı koruma Şurası, incelemek ve nihai görüşünü bildirmek için on günlük süreyi kafi görmediği hususlarda Milli Şura Meclisi’nden en çok ikinci bir on gün için sürenin uzatılmasını isteyebilir.

Doksanaltıncı Madde

Milli Şura Meclisi’nce kabul edilen kanunların ve kararların İslam ahkamına aykırı olmadığının belirlenmesi, Anayasayı Koruma Şurası fakihlerinin ekseriyeti; anayasaya aykırı olmadığının tesbiti ise,Anayasayı koruma Şurası’nın bütün üyelerinin çoğunluğu ile olur.

Doksanyedinci Madde

Anayasayı Koruma Şura’sı üyeleri çabuklaştırmak gayesi ile kanun tasarı ve teklifleri hakkındaki müzakereler sırasında mecliste bulunabilir ve müzakereleri dinleyebilirler. Fakat ivediliği olan kanunun tasarı ve teklifleri meclis gündemine alındığı zaman Anayasayı Koruma Şurası üyelerinin mecliste bulunmaları ve görüşlerini açıklamaları gerekir.

Doksansekizinci Madde

Anayasanın tefsiri, üyelerinin dörtte üçünün kabulu ile olması şartı ile Anayasayı Koruma Şurası’nın sorumluluğundadır.

Doksandokuzuncu Madde

Denetleme Şurası rehberiyet makamının, Uzgörler Kurulu’nun Cumhurbaşkanının ve İslami Şura Meclisi’nin seçimlerine nezaret eder.

Aynı zamanda halkın oyuna ve görüşüne başvurmak ile denetleme görevini de üstlenmiştir.

Yedinci Fasıl
Şuralar
Yüzüncü Madde

Toplumsal, iktisadi, bayındırlık sağlık ve diğer kalkınma faaliyetlerine ilişkin programların halkın işbirliği ile süratle yürütülmesi için mahalli icaplar göz önünde tutularak her köy, bucak, ilçe, il veya eyalette üyelerini o bölge halkının seçtikleri ve köy, bucak, ilçe, il ve eyalet şurası adını taşıyan bir şuranın denetimi sağlanacaktır.

Seçenlerde ve seçilenlerde aranacak şartlar ile alınan şartların yetki ve ödev sınırları ve seçim ve denetim usulleri ve milli birlik, toprak bütünlüğü, İslam Cumhuriyeti nizamı ve merkezi yönetime bağlılık ilkeleri göz önünde tutularak düzenlenmesi gereken aşama sıralarını kanun belirler.

Yüzbirinci Madde

Eyaletlerin kalkınma ve bayındırlık programlarının hazırlanmasında işbirliğinin sağlanması ve ayırımcılığın önlenmesi ve uyumlu yürütmenin denetlenebilmesi için Eyalet Şuraları’nın temsilcilerinden oluşan Eyaletler Yüksek Şurası kurulur.

Bu şuranın kuruluş biçimini ve ödevlerini kanun belirler.

Yüzikinci Madde

Eyaletler Yüksek Şurası, kendi ödev sınırları içinde teklifler hazırlayarak doğrudan doğruya veya hükümet aracılığı ile Milli Şura Meclisi’ne sunabilir. Bu tekliflerin mecliste incelenmeleri gerekir.

Yüzüçüncü Madde

Eyalet valileri, valiler, kaymakamlar ve hükümetçe atanan diğer mülki makamlar şuraların yetki sınırları içinde verdikleri kararlara uymakla yükümlüdürler.

Yüzdördüncü Madde

Programların hazırlanmasında İslami dürüstlüğün ve işbirliğinin sağlanması ile işlerin yürütülmesinde üretim, sanayi ve tarım birimleri arasında uyum kurulması amacı ile işçiler, köylüler ve diğer çalışanlar ile yönetenlerin temsilcilerinden oluşan ve öğretim, yönetim ve hizmet birimleri ile benzerlerinde bu birimlerin üyelerinin temsilcilerinden oluşan şuralar kurulur.

Bu şuraların nasıl oluşacağı ve yetki ile ödevlerinin sınırlarını kanun belirler.

Yüzbeşinci Madde

Şura kurallarının İslami ölçülere ve ülke kanunlarına aykırı bulunmaması gerekir.

Yüzaltıncı Madde

Şuraların dağılması, kanuni ödevlerinden sapmış oldukları taktirde mümkündür. Bu sapmanın tespiti ile şuraların dağıtılma ve kurulmaları usulünü kanun belirler.

Şura, dağıtılmaya itiraz halinde yetkili mahkemeye şikayet hakkına sahiptir ve mahkeme bu şikayeti öncelikle incelemek zorundadır.

Sekizinci Fasıl
Rehber veya Rehberlik Şurası
Yüzyedinci Madde

Halkın ezici çoğunluğu ile merciyet ve rehberlik makamına getirilen yüce taklid makamı, evrensel İslam devriminin büyük rehberi ve İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullahi’l-Uzma İmam Humeyni(R)’den sonra rehber tayin etme görevi, halk tarafından seçimiş olan Uzgörürler Kurulu’na(Hibregan Meclisi)aittir.

Uzgörürler Kurulu anayasanın beşinci ve yüzdokuzuncu maddelerinde belirtilen şartları haiz fakihler arasında bir inceleme ve danışma yapar.

Bunlardan fıkhi hükümler ile siyasi ve sosyal konularda üstün bilgiyi, anayasanın yüzdokuzuncu maddesinde zikredilen özellikleri ve toplumun onayını haiz olanı rehberlik için seçilir.

Aksi taktirde yine onlardan biri rehber olarak seçilir ve tanıtılır.

Uzgörürler tarafından seçilen rehber, velayet-i emr makamını ve onun getirdiği bütün sorumlulukları üstlenir.

Rehber kanunlar karşısında ülkenin diğer vatandaşları gibi muamele görür ve kanunlar karşısında eşittir.

Yüzsekizinci Madde

Uzgörürlerin sayısı ve nitelikleri ile seçimlerinin nasıl olacağı ve ilk dönemde oturumlarının bağlı olacağı iç tüzük, ilk Denetim Şurası’nın fakihlerince hazırlanır ve oy çokluğu ile kabul edilip devrim rehberinin kesin onayına iletilir. Ondan sonra bu konuda her değişiklik ve gözden geçirmeler ile Uzgörürler Şurası’na ait kanun ve kararları onaylama yetkisi onlara aittir.

Yüzdokuzuncu Madde

Rehberin nitelik ve şartları;

1-Fıkhın değişik ve bütün konularında ifta(fetva verme)için gerekli ilmi salahiyete sahip olmak,

2-Ümmet-i İslam’ın rehberliği için gerekli adalet ve takvayı haiz olmak,

3-Siyasal ve toplumsal yönden doğru görüşe, rehberlik için yeterli derecede uzlaştırma, yiğitlik kudret ve yöneticilik yeteneğine sahip olmak.

Yukarıda zikredilen özelliklere sahip birden fazla kişi varsa, fıkhi ve siyasi görüşü daha kuvvetli olan tercih edilir.

Yüzonuncu Madde

Rehberin ödev ve yetkileri şunlardır:

1-Rejimi Koruma Kurulu’na danışıldıktan sonra İran İslam Cumhuriyeti’nin genel politikasını saptamak.

2-Rejimin tayin edilen politikasının doğru icra edilmesine nezaret etmek.

3-Geniş soruşturma yetkisi

4-Silahlı kuvvetler başkomutanlığı tayini

5-Savaş ve barış kararı almak ve genel seferberlik ilan etmek.

6-Tayin,azil ve istifa kabulü

a-Şura-i Nigehban’ın fakihleri

b-Yargı gücünün en yüksek makamları

c-İran islam Cumhuriyeti radyo ve televizyon kurumu başkanı

d-Genelkurmay başkanı

e-İslam Devrim Muhafızları başkomutanı

f-Askeri ve güvenlik güçlerinin üst düzey komutanları.

7-Üç silahlı kuvvet arasındaki olası ihtilafları çözme ve ilişkinin sağlanması

8-Normal yollarla çözülemeyen rejim içindeki problemleri,Rejimi Koruma Kurulu aracılığı ile halletmek.

9-Kanunun öngördüğü şartları haiz cumhurbaşkanı adaylarının halkın onayı ve seçimi ile cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra mazbatasını imzalamak.

Bu kanunda belirtilen şartlara sahib olma açısından cumhurbaşkanlığı adaylarının yeteneği seçimlerden önce Denetim Şurası’nca ve ilk dönemde de rehberlik makamınca onaylanmış olması gerekir.

10-Seksendokuzuncu maddeye dayanmak suretiyle ülke yararını gözeterek,Ülke Yüce Divanı tarafından kanuni ödevlerine aykırı davrandığına hükmedilmesinden yahut İslami Şura Meclisi tarafından yetersizliğine karar verilmesinden sonra cumhurbaşkanını azletmek.

11-Yüksek Yargı Başkanı’nın önerisinden sonra İslami ölçüler çerçevesinde mahkumların ceza sürelerini azaltmak ya da af kararı almak.

Rehber kendisine ait bazı görev ve yetkileri başkasına devredebilir.

Yüzonbirinci Madde

Rehber kanuni önderlik ödevlerini yerine getiremez duruma gelir veya beşinci ve yüzdokuzuncu maddede anılan şartlardan birini yitirirse veya ilk baştan bu şartlardan bazısına sahip olmadığı anlaşılırsa makamından uzaklaştırılır. Bu hususun tespiti yüzsekizinci maddede anılan Uzgörürler’in uhdesindedir. Rehberin ölümü, makamından uzaklaşması veya azli halinde Uzgörürler en kısa zamanda yeni bir rehber tayin etme ve halka tanıtma görevini yerine getirirler. Yeni rehberin tayin ve tanıtılma işlemine kadar rehberlik görevlerini geçici olarak Cumhurbaşkanı, Yüksek Yargı Başkanı, Rejimi Koruma Konseyi ve Denetim Şurası’nın bir fakihinden müteşekkil bir şura yürütür. Bu zaman zarfı içinde, bu şura üyelerinden her birisinin her hangi bir nedenle görevini yerine getirmemesi halinde Konsey, Denetim Şurası Fakihleri’nin çoğunluğunun tasvibi ile başka bir kişiyi seçer ve görevlendirir.

Seçilen bu şura 1, 2, 3, 5, 10 ve 110.maddelerin;D, H ve V fıkraları gereğince rejimin menfaatleri icra eder. Rehber hastalık veya herhangi geçici bir nedenle rehberlik görevini yapamaz duruma düşerse, aynı Şura belirtilen ödevleri yerine getirme görevini üstlenir.

Yüzonikinci Madde

İslami Şura Meclisi’nin onayladığı kanunları Denetim Şurası anayasaya aykırı olduğuna veya şer’i sınırlara uygunsuzluğuna kanaat getirirse rejimin menfaatleri doğrultusunda Meclis, Denetim Şurası’nı kanun maddesinde zikredilen hususlar ve ödevler ile rehberin tekrar incelenmesi için geri gönderdiği konularda tatmin edemiyorsa, rehberin emri ile Rejimi Koruma Konseyi teşekkül eder. Konsey’in geçici ve daimi üyeleri rehberlik makamı tarafından tayin edilir.

Konsey’in aldığı kararlar Konsey üyeleri tarafından tasvip edilir, hazırlanır ve rehberlik makamının onayına sunulur.

Dokuzuncu Fasıl
Yürütme Gücü
1.Bölüm:Cumhurbaşkanlığı
Yüzonüçüncü Madde

Rehberlik  makamından sonra cumhurbaşkanı ülkenin en yüksek resmi makamıdır ve anayasayı yürütme gücü ile doğrudan doğruya rehberlik makamına bağlı konular dışında icra gücüne başkanlık etmek onun uhdesindedir.

Yüzondördüncü Madde

Cumhurbaşkanı dört yıl için ve halkın doğrudan doğruya oyu ile seçilir ve ard arda yeniden seçilmesi ancak bir dönem için mümkündür.

Yüzonbeşinci Madde

Cumhurbaşkanı aşağıdaki şartları haiz, dini ve siyasi şahsiyetler  arasından seçilmelidir:

İran asıllı, İran vatandaşı, tedbirli ve idareci, iyi geçmişli, güvenilir ve takva sahibi olmak,  İslam Cumhuriyeti’nin ve ülkenin resmi dininin temel ilkelerine inançlı olmak.

Yüzonaltıncı Madde

Cumhurbaşkanlığı adayları seçimlerden önce adaylık taleplerini resmen bildirmelidirler. Cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl yapılacağını kanun belirler.

Yüzonyedinci Madde

Cumhurbaşkanı seçime katılanların salt çoğunluğu ile seçilir. Ancak ilk turda adaylardan hiç biri böyle bir çoğunluğu sağlayamadığı taktirde sonraki haftanın Cuma günü ikinci kez oylamaya gidilir.

İkinci oylamaya yalnızca ilk oylamada en çok oy alan iki aday katılır.

Ne var ki, oyların en çoğunu alan adaylardan bazıları seçime katılmaktan vaz geçmiş iseler, geriye kalan adaylar içinden ilk oylamada diğerlerinden fazla oy alan iki kişi yeni seçim için(aday olarak)tanıtılırlar.

Yüzonsekizinci Madde

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine nezaret sorumluluğu, doksan dokuzuncu maddeye uygun olarak Denetim Şurası’nın uhdesindedir. Ancak ilk Denetim Şurası’nın toplanmasından önce bu sorumluluk, kanunun belirleyeceği Nezaret Encümeni’nce üstlenilir.

Yüzondokuzuncu Madde

Cumhurbaşkanı seçiminin önceki cumhurbaşkanının görev döneminin sona erişinden en az bir ay önce yapılması gerekir.

Yeni cumhurbaşkanının seçiminden, eski cumhurbaşkanının görev süresi doluncaya kadarki arada ise, önceki cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanlığı ödevlerini yerine getirir.

Yüzyirminci Madde

Bu kanun gereğince adaylık yeteneğini elde eden adaylardan birisi, oylamadan önceki on gün içinde ölürse, seçimler iki hafta ertelenir. İlk devir(tur)ile ikinci devir arasında da ilk oylamada çoğunluğu elde eden iki adayan birisi ölürse hakeza seçimler iki hafta ertelenir.

Yüzyirmibirinci Madde

Cumhurbaşkanı, İslami Şura Meclisi’nde Yüksek Yargı Gücü Başkanı ve Anayasayı Denetim Şurası üyelerinin de hazır bulundukları bir oturumda, sırasıyla  ant içer ve şu yemin metnini imzalar:“Bismillahirrahmanirrahim

“Ben Cumhurbaşkanı olarak Kur’an-i Kerim’in huzurunda ve İran milletinin karşısında Kadir ve Müteal Allah adına and içerim ki, ülkenin resmi dininin, İslam Cumhuriyeti nizamının ve anayasasının muhafızı olayım ve bütün yeteneklerimi üstlendiğim sorumlulukların ifası yolunda kullanayım, kendimi halka hizmet ve ahlakın tercivine(güç kazanmasına),hakka ve adaletin yayılmasında destek olmaya vakfedeyim, her türlü bencillikten sakınayım, kişilerin hürriyeti ve saygınlığını ve anayasanın millete tanıdığı hakları koruyayım, ülke sınırlarını ve siyasi, iktisadi ve kültürel bağımsızlığını gözetme yolunda hiçbir girişimi esirgemeyeyim ve Allah’tan yardım dileyip İslam Peygamberi’ni ve temiz İmamları(A)izleyerek, milletin bir mukaddes emanet olarak bana tevdi ettiğini kudreti takva sahibi ve fedakar bir emin olarak koruyup, benden sonra milletin seçtiğine tevdi edeyim.”

Yüzyirmiikinci Madde

Cumhurbaşkanı, kanunlarla ve anayasayla sınırlı olan yetkilerinde millet, rehber ve İslami Şura Meclisi karşısında sorumludur.

Yüzyirmiüçüncü Madde

Cumhurbaşkanı meclisin kabul ettiği metinleri veya halkoyu sonuçlarını, kanuni aşamalardan geçip kendine ulaştıktan sonra imzalamalı ve yürürlüğe konmaları için sorumlulara iletmelidir.

Yüzyirmidördüncü Madde

Cumhurbaşkanının kanuni ödevlerine ifa etmesi için yardımcıları olabilir. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, onun onayı ve Bakanlar Kurulu’nun idaresini ve diğer muavinler arasındaki işbirliğinin sorumluluğunu uhdesine almıştır.

Yüzyirmibeşinci Madde

İran Devleti’nin diğer devletlerle olan sözleşmeleri, muvafakatnameleri, anlaşmaları ve milletlerarası birleşmeler ile ilgili antlaşmaları imzalama yetkisi, millî Şura Meclisi’nin onaylamasından sonra Cumhurbaşkanı veya kanuna uygun olarak belirlenen temsilcisindedir.

Yüzyirmialtıncı Madde

Cumhurbaşkanı ülkenin program ve bütçesi ile idari ile istihdam sorumluluklarını doğrudan doğruya elinde bulundurmaktadır.Aynı zamanda bunların idaresini bir başkasının uhdesine de verebilir.

Yüzyirmiyedinci Madde

Cumhurbaşkanı bazı özel konularda gerek gördüğü taktirde bakanlar kurulunun da onayı ile belirli yetkilere sahib özel temsilci veya temsilciler tayin edebilir. Bu durumda söz konusu temsilci veya temsilcilerin kararları cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulunun kararıyla mutabık-uyumlu olmalıdır.

Yüzyirmisekizinci madde

Büyükelçiler, dışişleri bakanının tavsiyesi ve cumhurbaşkanının onayı ile atanırlar.

Cumhurbaşkanı büyükelçilerin güven mektuplarını imzalar ve diğer ülke büyükelçilerinin güven mektuplarını kabul eder.

Yüzyirmidokuzuncu Madde

Devlet nişanlarını cumhurbaşkanı verir.

Yüzotuzuncu Madde

Cumhurbaşkanı istifasını rehbere takdim eder ve istifası kabul edilinceye kadar göreve devam eder.

Yüzotuzbirinci Madde

Cumhurbaşkanının ölümü, azledilmesi, istifası veya iki aydan fazla süren hastalığında ve yokluğunda, ya da cumhurbaşkanının görev süresi dolduğu, ancak çeşitli nedenlerle yeni cumhurbaşkanının seçilmediği durumlarda Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, rehberin de onayı ile cumhurbaşkanının görev ve sorumluluklarını üstlenir.

Meclis Başkanı, Yargı Gücü Başkanı ve Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısından oluşan bir şura en çok elli gün içinde yeni cumhurbaşkanının seçilmesini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür.

Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı’nın ölümü veya onun görevlerini yerine getirmeye engel teşkil edecek nedenlerde, ya da Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı bulunmadığı durumda rehber bir diğer kişiyi onun yerine seçer.

Yüzotuzikinci Madde

Cumhurbaşkanlığı görev ve sorumlulukları kanununun 130. Ve 131. Maddeleri gereği Cumhurbaşkanı  Birinci Yardımcısı’nın veya diğer bir şahsın uhdesinde olduğu zaman zarfında bakanlara gensoru yöneltemez ve güvensizlik oyu verilemez. Aynı zamanda anayasanın değiştirilmesi veya bu tür (başka)girişimlerde bulunulamaz.

İkinci Bölüm

Başbakan ve Bakanlar Kurulu

Yüzotuzüçüncü Madde

Bakanlar, cumhurbaşkanı tarafından atanır ve güvenoyu almak için mecliste tanıtılırlar. Meclisin değişmesi durumunda bakanların güvenoyu tazelemesine gerek yoktur. Bakanların sayısı ve her birinin yetkilerinin sınırı kanun ile belirlenir.

Yüzotuzdördüncü madde

Bakanlar kuruluna bakanların faaliyeti üzerinde nezaret yetkisi olan cumhurbaşkanı başkanlık eder ve gerekli tedbirleri alarak hükümetin kararlarını uyumlu kılmaya çalışır ve bakanların işbirliği ile hükümet proğramı ve genel siyaset çizgisini belirler ve kanunları icra eder.Herhangi bir görüş ayrılığı veya devlet organlarının yasal görevlerine müdahale olduğu durumlarda tefsir veya kanunun değiştirilmesine gerek duyulmadığı taktirde cumhurbaşkanının tavsiyesi ile bakanlar kurulunun aldığı kararlar uygulanmalıdır.

Cumhurbaşkanı meclis karşısında bakanlar kurulunun faaliyetlerinden sorumludur.

Yüzotuzbeşinci Madde

Bakanlar azledilmedikçe veya bir gensoru sonucunda meclisten güvenoyu alamamaları gibi bir durum sözkonusu olmadıkça, görevde kalırlar.Bakanlar kurulunun veya bakanlardan birinin istifa etmesi durumunda istifa cumhurbaşkanına sunulur.Bakanlar Kurulu yeni hükumet oluşturulana kadar görevine devam eder.Cumhurbaşkanı bakanı bulunmayan bakanlıklar için en fazla üç ay için bir vekil tayin edebilir.

Yüzotuzaltıncı Madde

Cumhurbaşkanı bakanları azledebilir.Bu durumda yeni bakan ya da bakanlar için meclisten güvenoyu alması gerekir.Meclisin hükümete güvenini açıklamasından sonra bakanlar kurulu üyelerinin yarısı değişmiş bulunduğu taktirde yeniden meclisten güvenoyu talebinde bulunması gerekir.

Yüzotuzyedinci Madde

Bakanlardan her biri kendi özel görev alanından cumhurbaşkanına ve meclise karşı sorumludur.Bakanlar kurulunca kararlaştırılan hususlarda diğerlerinin eylemlerinden de sorumludur.

Yüzotuzsekizinci madde

Bakanlar kurulunun veya bir bakanın kanunların yürütülmesi için tüzükler düzenlemekle görevli olmalarına ek olarak Bakanlar Kurulu yönetim görevini görmek,kanunların yürütülmesini sağlamak ve idari kuruluşları düzenlemek için kararname ve tüzükler çıkarmaya da yetkilidir.Ancak bu tasarrufların muhtevası kanunların metni ve ruhuna aykırı düşmemelidir.

Yüzotuzdokuzuncu Madde

Kamu mallarına ilişkin davalarda sulh veya hakeme başvurma,her durumda bakanlar kurulu kararına bağlıdır ve meclisin de onayı gereklidir.Önemli konuları kanun belirler.

Yüzkırkıncı Madde

Adi suçlar hususunda cumhurbaşkanına,yardımcılarına ve bakanlara yöneltilen ithamlar,şura Meclisi’nin bilgisi ile genel adliye mahkemelerinde incelenir.

Yüzkırkbirinci Madde

Cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar ve devlet memurları bir devlet görevinden fazlasını işgal edemezler ve sermayesinin tamamı veya bir bölümü devlete veya kamu kurumlarına ait olan yerlerde görev alma, İslami Şura Meclisi’nde temsilcilik, avukatlık, hukuk müşavirliği, idare ve kurumlar bünyesindeki kooperatif ortaklıları dışında her türlü özel ortaklığın yönetim kurulunda başkanlık, faal yöneticilik veya üyelik bu kimseler için yasaktır.Üniversitelerde ve araştırma kurumlarında öğretim görevleri bu hükümden müstesnadır.

Yüzkırkikinci Madde

Rehber,cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bunların eş ve çocuklarının servet durumları, hizmetten önce ve sonra Yüksek Yargı başkanı tarafından incelenir ki hakka aykırı şekilde çoğalma olmasın.

Üçüncü Bölüm
Ordu ve Devrim Muhafızları
Yüzkırküçüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nin ordusu, ülkenin bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve İslam Cumhuriyeti nizamının muhafızlığını üstlenmiştir.

Yüzkırkdördüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti ordusu,öğretiye bağlı ve halka dayanan bir İslam ordusu olmalıdır ve liyakatli,İslam devriminin hedeflerine inançlı ve gerçekleşmeleri uğrunda özverili kişileri hizmete almalıdır.

Yüzkırkbeşinci Madde

Hiç bir yabancıya orduda ve ülkenin güvenlik güçlerinde görev verilemez.

Yüzkırkaltıncı Madde

Barışçı yoldan yararlanmalar adı altında da olsa yabancı askeri üslerin ülkede kurulması yasaktır.

Yüzkırkyedinci Madde

Devlet barış döneminde, ordunun insan gücü ve teknik donatımından; kurtarma, yardım, öğretim, üretim ve kalkınma cihadı alanlarında İslam adaletinin ölçülerini titizlikle gözeterek ve ordunun savaşa hazırlığına zarar vermeyecek şekilde yararlanmalıdır.

Yüzkırksekizinci Madde

Ordunun imkan ve araçlarından her türlü kişisel kazanç sağlamak ve ordu mensublarından hizmetkar,özel şöför ve benzeri şekilde yararlanmalar yasaktır.

Yüzkırkdokuzuncu Madde

Askeri kişilerin terfileri ve rütbelerinin kaldırılması kanun ile olur.

Yüzellinci Madde

Devrimin ilk zafer günlerinde kurulan İslam devrim Muhafızlar Kolu,devrim ve devrimin getirdiklerin muhafazası konusundaki etkinliğini sürdürmesi için sabit kalır.Bu kolun görev sınırları,sorumluluk alanı,başka silahlı güçlerin görev ve sorumluluk alanı ile bağlantı içinde ve onlarla kardeşçe işbirliği ve uyum halinde bulunması kanun ile belirlenir.

Yüzellibirinci Madde

“Siz de onlara karşı olanca gücünüzle kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki,bunlarla Allah’ın düşmanını ve düşmanınızı ve bunlar dışında Allah’ın bilip de sizin bilmediklerinizi korkutasınız..”(Enfal/60)ayet-i kerimesi gereğince devlet bütün ülke fertleri için askeri eğitim program ve imkanlarını, İslami ölçülerle uygun olarak hazırlar.

Öyle ki,her ferd sürekli olarak ülkenin ve İran İslami Cumhuriyeti’nin silahlı savunulması gücüne sahip olsun.

Ancak silah taşıma resmi makamların izni ile olmalıdır.

Onuncu Fasıl
Dış Siyaset
Yüzelliikinci Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nin dış siyaseti her türlü tahakkümün ve tahakküm altına girmenin reddi, ülkenin her yönden bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması, bütün müslümanların haklarının savunulması ve zorba güçlere karşı hiçbir taahhüd altına girmeme, savaş yanlısı olmayan devletlerle karşılıklı barışçı ilişkiler temeline dayanır.

Yüzelliüçüncü Madde

Ülkenin doğal kaynakları ile iktisad, kültür,ordu ve diğer alanları üzerinde yabancı tahakküme yol açan her türlü anlaşmalar yasaktır.

Yüzellidördüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti, bütün insanlık düzeyinde insanın mutluluğunu ülkü bilir.Hürriyeti, hakk ve adalet yönetimini, bütün insanlığın hakkı olarak tanır.O halde başka milletlerin içişlerine karışmaktan tamamen sakınmakla birlikte, mustaz’afların müstekbirlere karşı hak arama savaşımını yeryüzünün her noktasında destekler.

Yüzellibeşinci Madde

İran İslam Cumhuriyeti,İran kanunları açısından hain ve bozguncu olarak tanınanlar dışında siyasi iltica taleb edenlere,iltica hakkı tanıyabilir.

Onbirinci Fasıl
Yargı Organı
Yüzellialtıncı Madde

Yargı gücü, ferdi ve içtimai hakların destekçisi, adaleti gerçekleştirme konusunda sorumlu ve aşağıdaki ödevleri üstlenmiş olan bağımsız bir güçtür:

1-Yakınmalar,tecavüzler ve şikayetleri inceleyip bu konuda hüküm verme, davaların çözüme bağlanması ve husumetlerin giderilmesi, kanunun belirlediği nizasız kaza(çekişmesiz yargı)konularında karar verme ve gerekli girişimlerde bulunma,

2-Kamu haklarının tekrar düzenlenip canlandırılması ve adaletin ve meşru hürriyetlerin yaygınlaştırılması,

3-Kanunların iyi bir şekilde yürütülmesine nezaret,

4-Suçun ortaya çıkarılması, suçlunun izlenerek cezalandırılması, İslam Ceza kurallarının yürütülmesi,

5-Suç işlenmesinin önlenmesi ve suçluların islahı için gerekli tedbirlerin alınması.

Yüzelliyedinci Madde

Yargı gücünün bütün adli, idari ve rehberlik makamının icralarının sorumluluklarının yerine gelmesi için adil, yargı konularına vakıf, tedbirli ve idareci bir müçtehid kişi, beş yıl süre ile Yüksek Yargı Gücü Başkanı olarak tayin edilir ve bu en yüksek yargı gücü makamıdır.

Yüzellisekizinci Madde

Yüksek Yargı Gücü’nün ödevleri aşağıda belirtildiği gibidir:

1-Yüzellialtıncı maddede belirtilen sorumluluklara uygun olarak adliyede gerekli teşkilatı kurma,

2-Yargıya ilişkin olarak İslam Cumhuriyeti’ne uygun tasarılar hazırlama,

3-Adil ve liyakatli hakimleri görevlendirme, bunların azli, tayini, görev yerlerinin ve görev konularının belirlenmesi, terfileri ve kanun gereğine benzer idari işler.

Yüzellidokuzuncu Madde

Yakınma ve şikayetlerin resmi merci, adliyedir. Mahkemelerin kuruluşu ve yetkilerinin belirlenişi kanun ile olur.

Yüzaltmışıncı Madde

Adalet bakanı Yargı Gücü’nün, Yürütme ve Yasama güçleri ile ilişkileri konusundaki bütün sorumluluğu üstlenir ve Yüksek Yargı Gücü başkanının, Cumhurbaşkanına teklif ettiği kişiler arasından seçilir.

Yüksek Yargı Gücü başkanı, adliye dışındaki personelin istihdamı yetkisi ile tüm mali ve idari yetkiyi adalet bakanına devredebilir.

Böylece adalet bakanı kanunda en üst düzey icra organı sayılan bakanlar için öngörülen tüm görev ve yetkileri üstlenmiş olur.

Yüzaltmışbirinci Madde

Ülke Yüksek Divanı mahkemelerde kanunların sağlıklı uygulanması, yargı faaliyetinde birlik sağlanması ve kanun gereğince kendisine verilen görevlerin görülmesi amacı ile Yüksek Yargı  başkanının belirlediği ilkelere dayanılarak kurulur.

Yüzaltmışikinci Madde

Ülke Yüksek Divanı başkanı ve başsavcının müctehid, adil ve yargı işlerine vakıf olması gerekir. Yüksek Yargı  başkanı, Ülke Yüksek Divanı hakimlerine danışarak bu kimseleri beş yıl için bu göreve tayin

Yüzaltmışüçüncü Madde

Hakimin nitelik ve şartları fıkıh ölçülerine uygun olarak kanun ile belirlenir.

Yüzaltmışdördüncü Madde

Hakim bulunduğu makamdan yargılama yapılmaksızın, suçu veya görevden ayrılmasını gerektiren bir aykırı davranışı sabit olmaksızın geçici veya sürekli olarak görevinden uzaklaştırılamaz. Hakeza onayı olmaksızın görev yeri veya görevi değiştirilemez. Sadece toplum yararının gerektirmesi dolayısı ile Ülke Yüksek Divan başkanı ve başsavcısı ile görüştükten sonra Yüksek Yargı başkanının kararı ile bu mümkün olabilir. Hakimlerin dönemli olarak görev yerlerini değiştirmeleri ve başka yere nakledilmeleri , kanunun belirlediği ilkelere göre olur

Yüzaltmışbeşinci Madde

Yargılamalar açık olarak yapılır ve hazır bulunulması engellenemez.

Meğer ki mahkemenin vereceği karar gereğince yargılamanın açık yapılması genel ahlaka veya kanun düzenine aykırı bulunsun veya özel davalarda davanın tarafları yargılamanın açık olmamasını talep etsinler.

Yüzaltmışaltıncı Madde

Mahkeme kararlarının,  gerekçeli ve  kanun ile usul hükümlerine dayalı bir şekilde verilmesi gerekir.

Yüzaltmışyedinci Madde

Hakim her davanın hükmünü kanunlarda bulmak için uğraşmalı, bulamadığı taktirde geçerli İslami kaynaklara veya geçerli fetvalara dayanarak olayla ilgili hükmü vermelidir.

Kanunların sükutu veya eksikliği yahut anlamının belirsizliği veya çelişikliğini bahane ederek davaya bakmaktan ve hüküm vermekten kaçınamaz.

Yüzaltmışsekizinci Madde

Siyasi suçların ve basın suçlarının soruşturmaları açıktır ve Yargı Kurulu(jüri) hazır bulunarak adliye mahkemelerinde yapılır. Kanun Yargı Kurulu’nun nasıl seçileceğini, şartlarını, yetkilerini ve siyasi suçun tanımını, İslami ölçülere dayanarak belirler.

Yüzaltmışdokuzuncu Madde

Hiç bir fiil veya ihmal, daha sonra konan bir kanuna dayanarak suç sayılamaz.

Yüzyetmişinci Madde

Mahkeme hakimleri, hükümetin kanunlara ve İslami kurallara aykırı olan veya Yürütme Gücü’nün yetkilerini aşan kararname ve tüzüklerini uygulamaktan sakınmakla yükümlüdür. Ayrıca herkes bu gibi tasarrufların iptalini İdari Adalet Divanı’ndan isteyebilir.

Yüzyetmişbirinci Madde

Hakimin konuda veya hükümde veya hükmün özel olaya uygulanmasında kusuru veya yanılması dolayısı ile bir kimse maddi veya manevi zarara uğrarsa, kusurlu davranış durumunda, kusurlu olan İslami ölçülere göre, giderim yükümlüsü olur(zamindir). Bunun dışında zarar devletçe giderilir ve her hal-ü karda suçlananın yasak hakları geri verilir.

Yüzyetmişikinci Madde

Ordu mensuplarının, jandarmanın, polisin ve Devrim Muhafızları’nın özel askeri veya zabıta görevlerine ilişkin suçlarının soruşturulması için kanuna uygun olarak askeri mahkemeler kurulur, ancak bu kimselerin genel nitelikteki (adi) suçları ile adalet bakanlığı görevlisi sıfatı ile işledikleri suçlar genel mahkemelerde soruşturulur.Askeri savcılık ve mahkemeler, ülkenin yargı gücünden bir kesim olup, bu güce ilişkin ilkelerin kapsamındadırlar.

Yüzyetmişüçüncü Madde

Halkın; memurlar, devlete bağlı yönetim birimleri veya tüzükler dolayısı ile olan yakınma, şikayet ve itirazlarını inceleme ve haklarını elde etmelerini sağlama amacı ile İdari Adalet divanı adı ile Yüksek Yargı  Başkanı’nın nezareti altında bir divan kurulur.

Bu divanın yetki sınırları ile çalışma biçimini kanun belirler.

Yüzyetmişdördüncü Madde

Yargı Gücü’nün idari görev yerlerinde işlerin iyi yürütülmesi ve kanunların sağlıklı uygulanması konusundaki denetim hakkına dayanılarak “Ülke Genel Denetim Kurumu” adı altında bir örgüt, Yüksek Yargı Başkanı’nın gözetiminde olmak üzere kurulur. Bu örgütün yetki ve ödevlerinin sınırlarını kanun belirler.

Onikinci Fasıl
Radyo ve Televizyon
Yüzyetmişbeşinci Madde

Radyo ve televizyonda kamuoyunun yayın ve beyan serbestliği , İslami ölçülere uymak ve ülke yararına olmak suretiyle sağlanmalıdır.

İran İslam Cumhuriyeti Radyo Televizyon Kurumu Başkanı’nın atanması ve azli Rehberlik Makamı tarafından olup, Cumhurbaşkanı,Yüksek Yargı başkanı ve İslami Şura Meclisi temsilcilerinden oluşan (her birinden bir kişi ) bir konsey tarafından denetlenir.

Onüçüncü Fasıl
Yüksek Güvenlik Konseyi
Yüzyetmişaltıncı Madde

Milli çıkarları sağlamak, İslam Devrimini ve toprak bütünlüğünü korumak amacı ile Yüksek Güvenlik Konseyi, Cumhurbaşkanı başkanlığında kurulur ve aşağıdaki görevleri haizdir:

1- Rehberlik Makamı tarafından tayin edilen genel siyaset çerçevesinde ülkenin güvenlik ve savunma politikasını tayin etmek.

2- Siyasi, istihbarat, toplumsal, kültürel ve ekonomik faaliyetlerin genel güvenlik ve savunma tedbirleriyle uyumlu hale getirilmesi, iç ve dış tehditlere karşı, ülkenin maddi ve manevi imkanlarından yararlanmak.

Bu konsey aşağıda adı geçen üyelerden meydana gelmiştir:

  • Üç kuvvetin(deniz,hava,kara,)başkomutanı
  • Genel kurmay başkanı
  • Devlet Planlama Teşkilatı başkanı
  • Rehberlik Makamı’nın seçtiği iki temsilcisi
  • İstihbarat,İçişleri ve Dışişleri bakanları
  • Gerektiği zaman ilgili bakan ve ordu ile Devrim Muhafızları’nın en üst dereceli komutanı

Yüksek Güvenlik Konseyi kendi görevi çerçevesinde “Ülke Güvenlik Konseyi ve Savunma Konseyi”gibi yan komiteler kurar ve bu yan komitelerin başkanlıkları, Cumhurbaşkanının ya da Yüksek Güvenlik Konseyi üyelerinin birinin uhdesindedir ve bu husus Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilir.

Yan komitelerin görev ve yetkilerinin sınırlarını kanunlar belirler ve bunların teşkilatı Yüksek Güvenlik Konseyi’nin onayından geçer. Yüksek Güvenlik Konseyi’nin kararları rehberlik makamının onayından sonra icra aşamasının gelir.

Ondördüncü Fasıl
Anayasa’daki düzenlemeler
Yüzyetmişyedinci Madde

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’ndaki düzenlemeler aşağıdaki şekilde zaruriyet dahilinde yapılır.

  • Rehberlik makamı, Nizamın Maslahatını Teşhis Komisyonu ile danıştıktan sonra Cumhurbaşkanına yazılı bir direktif verme süretiyle, islahı gereken ya da anayasaya eklenecek maddeleri incelenmesi için Anayasayı Düzenleme Şurası’nın aşağıdaki şekilde toplanmasını ister:
  • Denetim Şurası üyeleri
  • Üç(silahlı kuvvet)başkomutanı
  • Nizamın Maslahatını Teşhis Komisyonu’nun daimi üyeleri
  • Uzgörüler Meclisin’den 5 üye
  • Rehberlik makamı’nın seçtiği 10 kişi
  • Kabineden üç kişi
  • Yargı Gücü’nden üç kişi
  • İslami Şura Meclisi temsicilerden on kişi
  • Üniversitelerden üç kişi

Bunların seçimi, işleyiş biçimleri ve şartları kanun tarafından belirlenir.

Şura’nın kararları, rehberlik makamının onayı ve imzasından sonra,genel oylamaya sunulmalı ve oylamaya katılanların büyük çoğunluğunun  kabul oyunu almalıdır.

Anayasanın ellidokuzuncu maddesine ilave edilen  ek ile Anayasa’nın düzenlenmesinde halkın görüşlerinin alınması gerekli değildir.

Sistemin İslami oluşu, tüm yasa ve kuralların İslami esaslara uygun olmasının gereği, İran İslam Cumhuriyeti’nin amaçları ve onun inanç esasları, hükümet şeklinin “Cumhuriyet” olduğu, ”Velayet-i emr’, İmamet-i ümmet ve hükümet idaresinin halkın oylarıyla olduğunun belirtildiği ve İran’ın resmi din ve mezhebini belirten maddeler değiştirilemez.

Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması

0

Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması(1959), Demokrat Parti döneminde, 5 Mart 1959 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti adına Fatin Rüştü Zorlu ve Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti adına Büyükelçi William Fletcher Warren tarafından imza edilmiştir.

William Fletcher Warren, 1896–1992 yıllarında yaşamış ABD’li diplomattır. 6 Nisan 1945 – 9 Mayıs 1945 arasında Nikaragua, 10 Nisan 1947- 25 Temmuz 1950 arasında Paraguay, 3 Ekim 1951- 21 Kasım 1951 arasında Venezuela ve 24 Mart 1956- 15 Kasım 1960 arasında ise Türkiye büyükelçisi olarak görev yaptı. 

Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşmasına ilişkin gazete haberi

Türkiye ile ABD arasında imzalanan ilk askeri antlaşma olan 12 Temmuz 1947 tarihli Yardım Antlaşmasından sonra Türkiye 1950 yılında Kore Savaşına katılmış, 1952 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Antlaşmasını imzalayarak NATO’ya katılmış, Batı ile ilişkiler askeri bağlamda genişleme göstermiştir.

Türkiye ile ABD arasında 1950-1960 yılları arasında 5o’nin üzerinde ikili anlaşma yapılmıştır.

25 Ağustos 1952’de imzalanan NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi(Kuzey Atlantik Antlaşmasına Taraf Devletler arasında, Kuvvetlerinin Statüsüne dair Sözleşme), 10 Mart 1954’te TBMM tarafından onaylanmış, bu sözleşme ile ABD’nin, Türk topraklarında askeri tesisler ve üsler kurarak askeri personel bulundurması kabul edilmiştir.(“Kuzey Atlantik Andlaşmasına Taraf Devletler arasında, Kuvvetlerinin Statüsüne dair Sözleşme” nin ve Kuzey Atlantik Nazır Yardımcıları Konseyinin, işbu Sözleşme metninin tadiline mütedair, 4 Nisan 1952 tarihli karan ile Atlantik Konseyinin 25 Ağustos 1953 tarihli kararının ve “Kuzey Atlantik Andlaşması Teşkilâtının, Millî Temsilcilerin ve Milletlerarası Personelin Statülerine dair Sözleşme” nin ve Kuzey Atlantik Nazır Yardımcıları Konseyinin, işba Sözleşme metninin tadiline mütedair, 4 Nisan 1952 tarihli kararının ve “Kuzey Atlantik Andlaşması mucibince kurulmuş Milletlerarası Askeri Karargâhların Statüsüne dair Protokol” ün, kabulüne dair Kanun)

23 Haziran 1954’te imzalanan Vergi Muafiyetleri Anlaşması sonucunda ise, ortak savunma için ABD tarafından yapılacak masraflardan vergi alınmamasını öngörülmüştür.

Savunma Kolaylıkları Yardım Programı’na Ait Anlaşma, 25 Nisan 1955 tarihinde kabul edilmiş, ABD’nin Askeri Tesisler Anlaşması ile Türkiye’de kuracağı üs ve tesislerden ötürü Türkiye’ye ek yükümlülükler getirilmiştir.

Ortak Savunma Yardım Programı’na Göre Verilen Artık Teçhizat ve Malzemenin Kullanılmasına Ait Anlaşma 26 Mayıs 1955 tarihinde düzenlenmiş, ABD’nin gerekli olmayan teçhizat ve malzemeleri başka devletler transferine izin verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında “Atom Enerjisinin sivil sahada istimali hususunda iş birliğine dair Anlaşma”, 10 Haziran 1955 tarihinde Vaşington’da imzalanmıştır. Atom Enerjisi Anlaşması, 14 Aralık 1956’da TBMM’de kabul edilmiş, 24.12.1956’da resmi gazetede yayınlanmıştır. Bu antlaşma, ABD’nin bilimsel yardımlar yoluyla barışçıl ve insancıl amaçlarla nükleer araştırma merkezleri kurabilmesini ve reaktörlerde kullanılacak zenginleştirilmiş uranyumun Türkiye’ye ödünç verilmesi kararlaştırılmıştır.

28 Temmuz 1956’da yapılan Antlaşma ile, Türk topraklarında işlenen suçlar nedeniyle yabancı bir ülkenin makamlarına yargılama sürecinde rol oynama yetkisi tanınmıştır.

ABD’ye ve NATO‘ya çeşitli ayrıcalıklar tanıyan bir dizi antlaşmanın ardından 1959 yılında imzalanan Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması(1959), “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması” adıyla tanzim edilmiş ve antlaşmanın tasdikine dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 9 Mayıs 1960’ta kabul edilmiş ev Resmî Gazetenin 16 Mayıs 1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun kabulüne muhalefet partisi yoğun itirazlarda bulunmuştur.

Türkiye – ABD Yardım Antlaşmasınını 10. yıl dönümünde ABD Büyükelçisi Fletcher Warren, Adnan Menderes ve Büyükelçi Melih Esenbel

Türkiye – ABD İşbirliği Anlaşması (1959) – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşmasının Tasdikine Dair Kanun

MADDE 1. — 5 Mart 1959 tarihinde Ankara’da imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması kabul ve tasdik edilmiştir.
MADDE 2. — Bu kanun neşri tarihinde meriyete girer.
MADDE 3. — Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ÎLE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ HÜKÜMETİ ARASINDA İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASI

Türkiye Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, Londra’da 28 Temmuz 1958 tarihinde kendilerinin de katıldıkları Beyannameyi tatbik mevkiine koymayı arzu ederek;

24 Şubat 1955 tarihinde Bağdad’da imzalanan Karşılıklı İş Birliği Paktının 1 nci maddesi gereğince bu Anlaşmayı imzalıyan Tarafların emniyet ve müdafaaları için iş birliği yapmayı kararlaştırdıklarını ve yine aynı şekilde yukarda zikri geçen Beyannamede ifade olunduğu üzere Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin dünya sulhu nef’ine, emniyet ve müdafaaları için işbu Beyannameye katılan hükümetlerle iş birliğinde bulunmayı kabul ettiğini nazarı itibara alarak;

Karşılıklı İş Birliği Paktı âzalarının yukarda zikri* geçen Beyannamede müşterek emniyetlerim korumak ve doğrudan doğruya veya bilvasıta tecavüze mukavemet etmek hususundaki azimlerin beyan etmiş olduklarını nazarı itibara alarak;

Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin 24 Şubat 1955 tarihinde Bağdad’da imzalanmış olan Karşılıklı İş Birliği Paktının başlıca komitelerinin çalışmasına iştirak ettiğini de kaydederek;

Birleşmiş Milletler Anayasası prensipleri gereğince sulhun takviyesini arzu ederek;

Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 nci maddesi gereğince emniyet ve müdafaaları için iş birliği yapma haklarını teyit ederek;

Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin, Türkiye’nin istiklâl ve tamamiyetini kendi millî menfaati ve dünya sulhu için hayati telâkki ettiğini nazarı itibara alarak;

1954 tarihli Muaddel Karşılıklı Emniyet Kanunu ve Orta – Doğu’da Sulh ve İstikrarın İdamesine Mütedair Müşterek Karar Suretine tevfikan Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanına verilen gerekli yardımda bulunma salâhiyetini göz önünde tutarak;

ve İran ve Pakistan Hükümetleri ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında karşılıklı olarak aynı mahiyette anlaşmalara girişildiğini nazarı itibara alarak aşağıdaki hususlarda Anlaşmaya
varmışlardır:

MADDE 1

Türkiye Hükümeti tecavüze mukavemet etmeye azimlidir. Türkiye’ye karşı tecavüz vukuunda, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, talebi üzerine Türkiye Hükümetine yardım etmek için, karşılıklı olarak üzerinde anlaşmaya varılabilecek şekilde ve Orta – Doğu’da Sulh ve istikran idameyi istihdaf Eden Müşterek Karar Suretinde derpiş edildiği veçhile, silâhlı kuvvetlerin kullanılması da dâhil olmak üzere Amerika Birleşik Devletlerinin Anayasasına uygun gerekli her türlü harekete girişecektir.

MADDE 2

Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti 1954 tarihli Muaddel Karşılıklı Emniyet Kanunu, Amerika Birleşik’Devletlerinin alâkalı kanunları ve Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında bugüne kadar yapılmış ve bundan böyle yapılacak bu hususta kabili tatbik anlaşmalar gereğince, millî istiklâl ve tamamiyetinin muhafazasında ve iktisadi gelişmesinin müessir şekilde idamesinde Türkiye Hükümetine yardım etmek maksadiyle Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında karşılıklı olarak üzerinde anlaşmaya varılabilecek askerî ve iktisadi yardımda bulunmaya devam edeeeğini teyideyler.

MADDE 3

Türkiye Hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti tarafından temin edilecek askerî ve iktisadi yardımı, 28 Temmuz 11)58 tarihinde Londra’da imza edilen Beyannameye katılan hükümetler tarafından tesbit edilen gaye ve maksatlara uygun bir şekilde ve Türkiye’nin iktisadi kalkınmasını müessir tarzda teşvik ve millî istiklâl ve tamamiyetini muhafaza maksadı için kullanmayı taahhüdeder.

MADDE 4

Türkiye Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, bu Anlaşmanın kabili tatbik diğer ahkâmına tâbi olmak üzere mütekabilen şayanı kabul olduğu hususunda anlaşmaya varılabilecek tedafüi tertipleri hazırlamak ve bunlara iştirak etmek maksadiyle 28 Temmuz 1958 tarihinde Londra’da imzalanmış olan Beyannameye katılan diğer hükümetlerle iş birliği yapacaklardır.

MADDE 5

İşbu Anlaşmanın hiçbir hükmü diğer milletlerarası Anlaşma ve tertiplerde derpiş edilmiş olan iki Hükümet arasındaki is. birliğine tesir etmez.

MADDE 6

Bu Anlaşma imza tarihinden itibaren meriyete girecek ve iki Hükümetten birinin diğerine, Anlaşmaya son vermek hususundaki niyetini bildiren yazılı ihbarın alınmasından itibaren bir yıl daha meriyette kalacaktır.

Ankara’da 1959 Mart ayının beşinci günü iki nüsha olarak yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti adına Hükümeti adına
Fatin Rüştü Zorlu Fletcher Warren

Riyaseti Cumhura yazılan tezkerenin tarih ve numaram: 10.5.1960 ve /380

Bu kanunun ilânının Başvekâlete bildirildiğine dair Riyaseti Cumhurdan gelen tezkerenin tarih
ve numarası: 11.5. 1960 ve 4/193

ABD başkanı Dwight D. Eisenhower, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes

Bir İnsan Hakkı Olarak Güvenli, Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir Çevre Hakkı

0
çevre hakkı
BM Genel Kurul Kararı: ‘Bir İnsan Hakkı Olarak Güvenli, Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir Çevre Hakkı’

Kaynak: AltıParmak Hukuk Bürosu

BM Genel Kurul kararı, 28 Temmuz 2022 tarihinde Genel Kurul’da oylandı ve 161 lehte oyla kabul edildi. BM üyesi sekiz devlet -Beyaz Rusya, Kamboçya, Çin, Etiyopya, İran, Kırgızistan, Rusya Federasyonu ve Suriye- karara çekimser kaldı. Karar (A/RES/76/300) temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkının ‘diğer haklar ve mevcut uluslararası hukukla bağlantılı’ olduğunu ve bunun teşvik edilmesi için ‘uluslararası çevre hukuku ilkeleri çerçevesinde’ çok taraflı çevre anlaşmalarının ‘tam olarak uygulanmasını gerektirdiğini’ teyit ediyor.

Genel Kurul kararı, Ekim 2021’de BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen ve AltıParmak Hukuk Bürosu tarafından  Türkçeye çevrilen 48/13 nolu ilke kararına dayanmaktadır.

BM Genel Kurul Kararı Çevirisi: ‘Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir Bir Çevre Hakkı’

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı’nda belirtilen amaç ve ilkeler ışığında,

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Viyana Deklarasyonu ve Eylem Programını tekrar teyit ederek, Kalkınma Hakkı Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı Bildirgesi (Stockholm Bildirgesi), Çevre ve Kalkınma Hakkında Rio Bildirisi ve ilgili uluslararası insan hakları anlaşmalarını hatırlatarak ve ilgili diğer bölgesel insan hakları belgelerini göz önünde bulundurarak,

Tüm insan haklarının evrensel, bölünmez, birbirine bağlı ve kendi içlerinde birbirleriyle ilişkili bir bütün olduklarını bir kez daha kabul ederek,

Genel Kurul’un kapsamlı bir dizi hırslı, evrensel, insan odaklı ve dönüştürücü amaç ve hedefler belirlediği,  “Dünyamızı Dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi” başlıklı, 25 Eylül 2015 tarihli, 70/1 sayılı kararını  ve Genel Kurul’un Gündem’in 2030 yılına kadar, kimseyi geride bırakmama ilkesi gözetilerek bütünüyle uygulanabilmesi için hiç bir yumuşama olmadan hareket edeceğini taahhüt ettiğini, özellikle derin yoksulluk olmak üzere,  yoksulluğun her türlü boyut ve şekliyle ortadan kaldırılmasını insanlığın karşısında yüzleşmesi gereken büyük bir engel ve sürdürülebilir kalkınma için vazgeçilmez bir koşul olarak değerlendirdiğini, dengeli ve bütünsel bir şekilde sürdürülebilir kalkınmayı üç boyutuyla -ekonomik, sosyal ve çevresel – gerçekleştirmeye bağlı olduğunu tekrar teyit ederek,

Devletlerin iklim değişikliği de dâhil olmak üzere çevre üzerine çok taraflı belge ve anlaşmalar kapsamındaki taahhütlerini ve yükümlülüklerini ve de Haziran 2012’de Rio de Janeiro (Brezilya)’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı ve Konferansın “İstediğimiz gelecek” başlıklı Çevre ve Kalkınma Hakkında Rio Bildirisi’nde ifade edilen ilkeleri tekrar onaylayan çıktı metinlerini hatırlatarak,

İnsan Hakları Konseyi’nin 48/13 sayılı 8 Ekim 2021 tarihli “Bir İnsan Hakkı Olarak Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir Çevre Hakkı” başlıklı kararını aynı şekilde hatırlatarak,

İnsan hakları ve çevre ile ilgili Genel Kurul’un tüm kararların ve özellikle de 16 Temmuz 2020 tarihli 44/7 sayılı, 6 Ekim 2020 tarihli 45/17 sayılı, 7 Ekim 2020 tarihli 45/30 sayılı ve 23 Mart 2021 tarihli 46/7 sayılı İnsan Hakları Konseyi’nin kararlarını da ayrıca hatırlatarak,

Sürdürülebilir kalkınmanın üç boyutuyla(ekonomik, sosyal ve çevresel) ve ekosistemleri de dahil ederek çevrenin korunmasının,  şimdiki ve gelecek nesillerin tüm insan haklarının sağlıklı ve tam olarak gerçekleştirilebilmesini kolaylaştırdığını ve teşvik ettiğini kabul ederek.

Diğer yandan, iklim değişikliğinin sonuçlarının, doğal kaynakların yaşama elverişsiz yönetimi ve kullanımının, hava, toprak ve su kirliliğinin, kimyasal maddelerin ve atıkların sağlıksız yönetiminin, bunlar neticesinde gerçekleşen biyoçeşitlilik kaybının ve  ekosistem hizmetlerinin tükenmesinin, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreden yararlanmaya engel olduğunu ve çevreye verilen zararların, insan haklarının etkin uygulanmasında, doğrudan ve dolaylı negatif etkileri olduğunu da kabul ederek

Gelişmekte olan ülkelere; bilhassa yoksul, çok borcu olan ülkeler, en az gelişmiş ülkeler, denize kıyısı olmayan gelişmekte olan ülkeler ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinin yanı sıra orta gelirli ülkelere yardım edilmesinde ve insani, kurumsal ve teknolojik kapasitelerinin geliştirilmesinde uluslararası işbirliğinin önemli rolünü tekrar teyit ederek,

Çevreye verilen zararların insan hakları üzerindeki yansımalarının kişisel ve kolektif olarak tüm dünyada hissediliyorsa da, kadınların, kız çocuklarının ve toplumun zaten kırılgan kesimlerinde yer alanların, yani, yerli halkların, çocukların, yaşlıların ve engelli kişilerin bu sonuçlardan en şiddetli şekilde etkilendiklerini kabul ederek,

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın, iklim değişikliği ve çevrenin kirletilmesi karşısında toplumsal cinsiyet sorunlarını ele alan bir eylem ortaya koymanın öneminin yanı sıra çevre korumada, kadınların ilerlemesi, kadınların harekete geçirici rolü, kadınların karar verici olması, kadınlar ve kız çocuklarının tam, eşit ve etkili katılımı ve kadınların işletmeci, yönetici, doğal kaynakların koruyucusu ve değişim özneleri olarak oynadığı rolün öneminin bilinciyle,

Çevre kirliliği, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, çölleşme ve sürdürülebilir olmayan bir kalkınmanın, şimdiki ve gelecek nesillerin insan haklarını etkin uygulama kapasitesi üzerindeki en acil ve en ciddi tehditlerden oldukları değerlendirerek,

Aynı şekilde, bilgi edinme, bilgi arama ve iletme hakkı, yönetimsel ve toplumsal işlerin etkin yönlendirilmesine katılma hakkı ve etkin başvuru hakkı gibi insan haklarının kullanılmasının, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevreyi korumak için hayati olduğu değerlendirerek,

Çevresel sorunlara çözüm bulmak için gerçekleştirilen tüm eylemler dahil Devletlerin insan haklarına uyma, onları koruma ve uygulanmalarına destek verme ve çeşitli uluslararası belgelerde öngörüldüğü üzere, herkesin insan haklarını korumak için tedbirler alma yükümlülüğü olduğunu ve çevreye verilen zararlar karşısında daha kırılgan olan kişiler için ek tedbirler alınması gerektiğini, ve insan hakları ve çevre ile ilgili ilke kararlarda çerçevesinin çizildiği şekliyle tekrar kabul ederek,

Tüm ticari işletmelerin, insan haklarına uyma sorumluluğu olduğunun altını çizen, ticari işletmeler için belirlenen İş ve İnsan Hakları Rehber İlkelerini hatırlatarak,

Tüm insan haklarının uygulamasında, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrenin önemini kabul ederek,

Özel Raportör’ün güvenli, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreden yararlanma ile ilgili insan hakları yükümlülükleri konusunda düzenlediği tüm raporları kaydederek,

Aynı zamanda, Genel Sekreter’in 24 Şubat 2020 tarihinde, İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğu,  “En Üstün Amaç: İnsan Hakları İçin Harekete Geçme Çağrısı” başlıklı raporu kaydederek,

Devletlerin çoğunun, anayasalarında, mevzuatlarında, yasalarında veya politikalarında temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkını farklı şekillerde de olsa tanıdıklarını kaydederek,

  1. Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkını bir insan hakkı olarak tanır;
  2. Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkının diğer haklar ve mevcut uluslararası hukuk ile bağı olduğunu kaydeder;
  3. Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkının ilerlemesinin/teşvik edilmesinin uluslararası çevre hukuku ilkelerine uyarak, çevre ile ilgili çok taraflı anlaşmaların tam uygulanmasından geçmekte olduğunu teyit eder;
  4. Devletleri, uluslararası kuruluşları, ticari işletmeleri ve diğer ilgili aktörleri, herkes için temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreyi güvence altına almayı öngören çabaları arttırmak için politikalar oluşturmaya, uluslararası işbirliğini geliştirmeye, kapasitelerini arttırmaya ve iyi uygulamaları bütünleştirmeye teşvik eder.

97. Oturum

28 Temmuz 2022

Ali Hüsrev Bozer

0

Prof. Dr. Ali Hüsrev Bozer 28 Temmuz 1925 tarihinde Zehra ve Mustafa Fevzi’nin çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi. Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji(Maarif Koleji)’nin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Fakülte eğitiminin ardından  İsviçre Neuchâtel Hukuk Fakültesi‘nde doktora eğitimini tamamladı ve hukuk doktoru unvanını kazandı. ABD’ye giderek Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde bir yıl süreyle araştırma ve seminerlere katıldı. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Ticaret Hukuku Anabilim dalında profesör olarak atandı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Başkanlığı yaptı.

Ordu Yardımlaşma Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliği(OYAK), Türkiye Öğretmenler Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği, Oyak-Renault otomobil fabrikası yönetim kurulu başkanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakimliği, Lahey Adalet Divanı Üyeliği, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı ve Üyeliği, Dünya Sigorta Hukuku Derneği Türk Grubu Başkanlığı, Ankara Türk Eğitim Derneği Vakfı Başkanlığı gibi birçok görev ifa etti.

1972 yılında Hükümet Temsilcisi olarak TRT Yönetim Kurulu Üyeliği görevine getirildi. Akabinde Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak atandı.

Milliyetçi Demokrasi Partisi kurucu üyesi oldu ve TBMM 17. Dönem Ankara, 18. Dönem İçel milletvekili olarak görev yaptı.

12 Eylül 1980 Darbesinin ardından kurulan Danışma Meclisi üyeliğinde ve Bülent Ulusu tarafından kurulan 44. Türkiye cumhuriyeti Hükûmetinde Gümrük ve Tekel Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra kurulan 45.ve 46. Hükûmette Devlet Bakanı, 46. ve 47. Hükûmette Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı.

16 Ekim 1986 tarihinde ilk defa kurulan Avrupa Topluluğu ile İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanlığına getirildi. AT tam üyelik başvurusu hazırlıklarının bizzat başında bulundu, bu süreçteki deneyimleri sonunda Yıldırım Akbulut Hükümetinde Dışişleri Bakanlığı görevine getirildi ve  22.02.1990-12.10.1990 tarihleri arasında bu görevde kaldı. 1990 Körfez Savaşı’na Türkiye’nin girmemesi için çaba gösterdi ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a bu konuda muhalefet etti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ABD ziyareti sırasında Başkan George Bush’la yaptığı görüşmeye alınmayan Bozer, 11 Ekim 1990’da görevinden istifa etti. Özal, Çankaya’da 1,5 saat süren bir görüşmeye rağmen Bozer’in istifasını önleyemedi.

Fransızca ve İngilizce bilen Ali Bozer, Legion d’honneur nişanı sahibidir.

Ali Bozer’in, Kıymetli Evrak Hukuku, Sigorta Hukuku, Bankacılar İçin Ticaret Hukuku Bilgisi, Borçlar Hukuku-Genel Hükümler, Ticari İşletme Hukuku adlı eserleri ve çok sayıda bilimsel makalesi bulunmaktadır.

Evli ve üç çocuk babası olan Bozer, 30 Eylül 2020 tarihinde yaşamını yitirmiş, 2 Ekim 2020 Cuma günü yapılan törenlerin ardından Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Masumiyetin Bedeli (Trial by Jury)

0

Masumiyetin Bedeli, hukukun üstünlüğü, vicdan, etik ve adaletin korunması gibi temel hukuk ilkelerini gerilim dolu bir hikâye içinde izleyiciye sunmaktadır.

 

Vizyon Tarihi   :28 Temmuz 1995

Yapımı             :1994-ABD

Tür                   :Dram, Gerilim, Suç

Süre                 :107 Dak.

Yönetmen       :Heywood Gould

Oyuncular  :Gabriel Byrne, William Hurt, Armand Assante, Kathleen Quinlan,  Joanne Whalley

Senaryo           :Heywood Gould, Jordan Katz

Yapımcı          :Mark Gordon,  James G. Robinson

 

Masumiyetin Bedeli (Trial by Jury, 1994), yönetmenliğini Heywood Gould’un üstlendiği, hukuk ve suç temalarını bir araya getiren bir mahkeme gerilimidir. Filmin başrollerinde Joanne Whalley, Armand Assante, William Hurt, Kathleen Quinlan ve Gabriel Byrne yer almaktadır. Filmin özgün adı olan Trial by Jury, Türkçede “jüri tarafından yargılanma” veya “jüri davası” anlamına gelen hukuk kavramına göndermede bulunur.

Filmde, eşinin öldürülmesinin ardından büyük bir şirkete karşı milyon dolarlık tazminat davası açan dul bir kadının dosyasını dürüst ve idealist bir avukat üstlenir. Ancak dava ilerledikçe hukuk dünyasının görünmeyen yüzü, çıkar ilişkileri ve adalet mekanizmasının kırılganlığı ön plana çıkar.

Öte yandan, yargılanmakta olan güçlü mafya lideri Rusty Pirone, dava aşamalarını kendi lehine çevirmek için hiçbir yöntemi göz ardı etmez. Jüri üyelerinden Valerie Alston’u tehdit ederek kendisi hakkında beraat yönünde oy kullanmasını ister. Valerie, bu baskıya boyun eğmediği takdirde küçük oğlunun hayatının tehlikeye gireceğini bilmektedir. Ancak tek bir jüri üyesinin kararını değiştirmesi yeterli değildir; Pirone’yi suçlu bulmaya eğilimli diğer on bir jüri üyesini de etkilemesi gerekmektedir. Savcının artan şüpheleri ve mafyanın baskısı, gerilimi giderek yükseltir.

Film, Valerie’nin maruz kaldığı tehditler üzerinden jüri sisteminin dış müdahalelere ne kadar açık olabileceğini sorgulamaktadır. Jüri üyelerinin yalnızca mahkemenin pasif unsurları olmadığı, aynı zamanda adaletin gerçekleşmesinde belirleyici bir rol üstlendikleri vurgulanır.

Jüri Sistemi

“Jüri Sistemi, adli olaylar hakkında karar verecek olan mahkemelerin bir bütün olarak olumsuzluk doğurucu kararlarını azaltma amacı taşımaktadır. Sistem, yargılamaya demokratik bir unsur katması, yargılamanın üzerindeki gizlilik, gizem ve soğukluğun kaldırılmasını kaldırmayı, doğru ve adil kararları çoğaltmayı amaçlar. Jüri, yargılama aşamalarına yurttaşların katılımını sağlamayı amaçlar, ancak Jüri bu sistem içerisinde yargılama yapan bir organ değildir ve yargılamayı yapacak yargıcın yetkilerini azaltmaz. Yurttaşlar, adalet sisteminin Yargıçlara yardımcı roldedirler. Ceza mahkemelerinde ve birçok birinci dereceden hukuk mahkemesinde bir jüri bulunmaktadır. Ceza işlerinde jüri, bir suçun işlenip işlenmediğine veya zanlının suçlanıp suçlanamayacağına kara verebileceği gibi sanığın suçlu olup olmadığına da karar verebilir. Genellikle ceza yargılamasında uygulanmakta olup, eğer jüri üyeleri sanığı suçsuz bulursa yargılama sona ermekte, sanık suçlu bulunursa verilecek cezayı yargıç belirlemektedir. Jürinin doğru karar verebilmesini çapraz sorgu yöntemi sağlamaktadır.”

Mississippi Yanıyor

0

Mississippi Yanıyor (orijinal adıyla Mississippi Burning), 1988 yapımı bir Amerikan suç drama filmidir. Film, gerçek bir olaya dayanmakta ve 1964 yılında Mississippi’de meydana gelen ırkçı şiddeti ve sivil haklar hareketini konu almaktadır.

Filmin yönetmenliğini Alan Parker yapmıştır, başrollerde ise Gene Hackman ve Willem Dafoe gibi ünlü oyuncular yer almaktadır.

Mississippi Yanıyor, iki FBI ajanının (Hackman ve Dafoe) üç sivil haklar savunucusunun kaybolmasını araştırmaları etrafında gelişmektedir. Bu kaybolma olayının, siyah Amerikalılara karşı ayrımcılık ve Ku Klux Klan’ın vahşi eylemleriyle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir.

Mississippi Yanıyor filminin konusu 

Film, özellikle ırkçılık, adalet ve insan hakları üzerine sert mesajlar vermekte ve dönemin Amerika’sındaki toplumsal gerilimleri ele almaktadır. Dönemin atmosferini yansıtan sahneler, filmi unutulmaz kılmıştır.

Irkçı geçmişiyle tanınan, ABD’nin güney eyaleti Mississipi’de, 60’lı yıllarda bir zenci için yaşam hiç de kolay değildir. Bunu değiştirmek için çalışan 3 insan hakları eylemcisinin ortadan kaybolması iki FBI ajanının bölgeye gelmesiyle sonuçlanır.

Kendisi de bir Güneyli olan tecrübeli ajan Anderson, oralılarla nasıl iletişim kurulacağını gayet iyi bilmektedir ve soruşturmayı kendine has yöntemlerle yürütür. Genç Ajan Ward ise daha çok idealisttir ve delilleri ince eleyip sık dokumaktadır. İki ajanın yanı sıra valiyi, şerifin bürosunu, Ku Klux Klan’ı ve göründüğünden daha fazlasını barındıran esrar perdesini kaldırmak kolay olmayacaktır.

Film, En İyi Film kategorisi dahil olmak üzere 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir.

Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan film, özellikle oyunculuk performansları, atmosferi ve sinematografisi ile beğeni toplamıştır. Ancak, tarihsel olayları yeniden canlandırma şekli bazı kesimlerden eleştiriler almıştır. Çünkü olaylar FBI’ın kahramanlığına odaklanarak sunulmuş, sivil haklar hareketinin kendi iç dinamikleri ve aktivistlerin katkılarının geri planda bırakıldığı düşünülmüştür.

Yönetmen Alan Parker
Yapımcı Frederick Zollo
Robert F. Colesberry
Yazar Chris Gerolmo
Oyuncular

Gene Hackman

Willem Dafoe

Müzik Trevor Jones
Görüntü yönetmeni Peter Biziou
Kurgu Gerald Hambling
Dağıtıcı Orion Pictures
Çıkış tarih(ler)i 2 Aralık 1988 (Washington)
9 Aralık 1988 (ABD)
Süre 128 dakika
Menşei Ülke ABD
Dil İngilizce
Bütçe 15 milyon $
Hasılat 34,6 milyon $ (ABD)
Filme Dönük Eleştiriler ve Sinematografi 

Mississippi Yanıyor filmi, Amerikan sinemasında toplumsal meseleleri güçlü bir şekilde ele alan yapımlar arasında yer almaktadır.

Tarihsel bir olayı dramatize etmesine rağmen, film önemli eleştiriler almıştır. Eleştirmenler, gerçek olayların yakın tarihte geçtiğine vurgu yaparak hikayenin abartılı ve değiştirilmiş yönlerine dikkat çekmiştir. Gerçek olayda kaybolan üç sivil haklar savunucusundan ikisi beyaz, biri ise siyah Amerikalıdır (James Chaney, Andrew Goodman, Michael Schwerner). Ancak film, bu olayın çözümünde FBI’ın katkısını vurgularken, sivil haklar hareketinin yerel halk üzerindeki etkisini ve aktivistlerin rolünü arka plana atmakla eleştirilmiştir.

Filmdeki karakter dinamikleri de dikkat çekicidir. Gene Hackman’ın canlandırdığı tecrübeli ve sert FBI ajanı ile Willem Dafoe’nun oynadığı idealist ve kuralcı genç ajan arasındaki çatışma, gerilimi artırmıştır. Hackman’ın karakteri şiddet ve tehditlerle mücadelede sert yöntemler kullanırken, Dafoe’nun karakteri kanunlara bağlı kalmayı tercih etmektedir. Bu durum, adaletin nasıl sağlanması gerektiğine dair derin bir ahlaki tartışma yaratmaktadır.

Sinematografi ve müzik de filmin güçlü yanları arasındadır. Güney’in kasvetli atmosferi, izleyiciye gerilim ve tehdit duygusunu hissettirirken Trevor Jones’un müzikleri, sahnelerin duygusal yoğunluğunu artırarak filmin etkileyiciliğini güçlendirmektedir.

Martin Luther King: Bir hayalim var

İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge

0
İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge

İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge (DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ’NİN İŞKENCEYE KATILMAYI REDDEDEN HEKİMLERLE İLGİLİ BİLDİRGESİ), Dünya Tabipler Birliğinin Almanya’nın Hamburg kentinde, 1997 yılı Kasım ayında toplanan 49’uncu Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge

” İşkence ve benzeri insafsızca, insanlık dışı veya onur kırıcı işlemlerde bulunmayı veya bunlara göz yummayı veya katılmayı reddeden tıp doktorlarının desteklenmesi için DTB önerisi”

1-Yukarıdaki başlıkla ilgili olarak çok sayıda uluslararası etik bildirge hekimlere bu konuda kılavuzluk etmek amacını gütmektedir.

2-Bunlar arasında Dünya Hekimler Birliği’nin Uluslar arası Etik Kodu, Cenevre Bildirgesi, Tokyo Bildirgesi ve Hekimin Ölüm Cezasına Katılımı Hakkındaki Çözümü, Ölüm Cezasına Hekimlerin Katılması Konusunda Nordik Ülkelerin Çözüm Metni ve Dünya Psikiyatrlar Birliği Hawai Bildirgesi bulunmaktadır.

3-Ancak bunlardan hiçbirinde hekimlerin nasıl/hangi sınırlarda korunacağına ilişkin açık bir ifade bulunmamaktadır. Tüm bu bildirge ve anlatımlarda; “açık bir destek ifadesi” veya bu gibi işlemleri farkeden hekimlerin korunması yükümlülüğü veya desteklenmesi yönünde bir anlatım yoktur.

ÇÖZÜM

4-Dünya Tabipler Birliği, kurumlaşmış tıp mesleğinin sorumluluğunu yineler ve yeniden doğrularken;

i.hekimleri insanlığa hizmet etmek ve bu yönde kendilerini adadıkları bu etik ilkelere zıt/karşı herhangi bir baskıya direnmek yolunda onurlarını korumak için cesaretlendirmek.

ii.hekimleri, böyle bir baskıya karşı direnç göstermeleri durumunda karşılaşacakları zorluklara ilişkin desteklemek.

iii.mesleğin yüksek etik ilkeleriyle uyumlu davranma çabasının sonucu olarak; sayısız zorlukla karşılaşan hekimlerin desteklenmesini ve yüreklendirilmelerini, Dünya Tabipler Birliği’nin ulusal üye birlikleri gibi öteki uluslar arası organizasyonlara da yaymak gerektiği vurgulanmıştır.

5-Dünya üzerinde pek çok ülkede; böyle insanlıkdışı işlemlerin sürmesi ve hekimlerin mesleki etik ilkelere uymaya yönelik tutumlarını baskı altına alan olayların belgelenmesi sonucu,

Dünya Tabipler Birliği şunları gerekli bulmaktadır;

i.Tıp doktorlarının işkence ve benzeri zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı işlemlere katılımını uluslar arası düzeyde protesto etmek,

ii.Tıbbi gizlilik de içinde olmak üzere yüksek etik ilkeleri desteklemek hakkı gözetilmek koşuluyla; kurbanların tedavi ve rehabilitasyonunda çalışan veya bu tür insanlıkdışı süreçlere katılmayı reddeden hekimleri korumak ve desteklemek ve ulusal hekimlik birliklerini de “koruma ve desteklemeye” çağırmak,

iii.İşkence kanıtlarını bildiren hekimleri desteklemek ve duyurmak ve hekimleri bu tür süreçlere katmak yolundaki girişimlerden kanıtlanmış olanları,

iv.İşkencenin belgelenmesinin, işkence kurbanlarının rehabilitasyonunun ve tedavilerinin, işkence konusundaki araştırmaların ve bu yöndeki eğitimin yüreklendirilmesi.

Japonya Anayasası

0
Japonya Anayasası

Japonya Anayasası, ikinci dünya savaşından sonra 26 Nisan 1947 tarihinde yayınlanmış ve 26 Temmuz 1947 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Japonya Anayasası, yürürlüğe girdiği 1947 yılından bu yana değişikliğe uğramamıştır. Japonya Anayasası’nda değişiklikler yapılmasına ilişkin tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Japonya Anayasasının tam metni İtalyanca metinden Türkçeye Arif ERGÜNAY tarafından tercüme edilerek 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin 7. cildinde ve 1. sayısında yayınlanmıştır. 

Japonya’nın yönetim şekli Anayasal Monarşi’dir ve çoğulcu parlamenter bir sistem bulunmaktadır. Anayasa uyarınca, İmparator’un görev ve yetkileri tamamen sembolik niteliktedir ve yürütme erkinin başı Başbakan’dır. Japonya bayrağı, kırmızı daire ve güneş şeklindedir. Bayrak, milli simgelerin başında gelmektedir. Japon mitolojisine göre güneşin tanrıçası Amaterasu Japon tanrılarının kraliçesi ve Japon imparator hanedanının anasıdır.

Japonya’da iki meclisli sistem bulunmaktadır. Ulusal Meclis (Diet) Anayasa’da, en üst devlet kurumu olarak tanımlanmıştır. Ulusal Meclis, 475 sandalyeli Temsilciler Meclisi (Alt Meclis) ve 242 sandalyeli Senato’dan (Üst Meclis) oluşmaktadır.

Japonya Anayasası

Biz, Japon Milleti, Umumi Meclise (Diyet meclisi) usulüne göre seçilmiş mümessillerimiz vasıtasıyla kendimiz ve evlatlarımız için bütün milletlerle sulh içinde işbirliği yapmaktan doğacak faydaları ve tekmil memlekete şamil hürriyetin vereceği kazançları teminat altına almaya ve hükumet faaliyetlerinden meydana gelen harp korku ve dehşetlerinin bizi artık sarmasına mani olmaya kesin olarak karar vermiş olarak, egemenlik kudretinin Millette olduğunu ilan ediyor ve bu Anayasayı resmen kabul ediyoruz.

Hükumet milletin verdiği mukaddes bir vekalettir; hükumet otoritesi milletten doğar; onun salahiyetleri milletvekilleri vasıtasıyla icra edilir ve onun faaliyetinden hasıl olacak faydalar millete ait olur. Bu insanlığın cihanşümul bir prensibidir; Anayasamız işte bu prensibe istinat etmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Biz bu Anayasaya aykırı bütün anayasaları, kanunları, tüzükleri, ve emirnameleri red ve ilga ediyoruz.

Biz, Japon Milleti, daimi bir sulh istiyor ve insanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden yüksek idealleri bütün benliğimizle taktir ediyoruz. Bu itibarla, dünyada sulhu seven bütün milletlerin adalet ve bağlılıklarına güvenerek kendi emniyet ve mevcudiyetimizi muhafaza ve devam ettirmeye karar vermiş bulunuyoruz.

Dünya üstünde tedhiş ve esareti, tazyik ve müsamahasızlığı daimi olarak reddeden ve sulhu muhafaza etmeye uğraşan milletler arası bir cemiyet içinde kendimize uygun bir mevki sahibi olmak istiyoruz.

Kabul ediyoruz ki, dünyada her millet sulh içinde, korku ve ihtiyaçtan azade yaşamak hakkına maliktir. Şuna inanıyoruz ki, hiç bir millet sırf kendisine karşı mes’ul değildir; siyasi ahlak kanunları bütün cihana şamildir, ve bu itibarla, kendi egemenliklerini masun tutmak ve diğer milletlerle olan egemenlik münasebetlerini hakkaniyete uygun görmek isteyen milletler bu ahlak kanunlarına tabi olmak mecburiyetindedirler.

Biz, Japon Milleti, bu en yüksek ideal ve gayeleri bütün mevcudiyet ve imkanlarımızla tahakkuk ettirmeyi milli şerefimizle taahhüt ediyoruz.

Bölüm I – İMPARATOR

Madde 1

İmparator, Devletin ve Milli birliğin sembolüdür; Onun bu sıfatı egemenliğe sahip olan milletin iradesinden doğar.

Madde 2

İmparatorluk tahtı, Umumi Meclis’in (Diyet) Kabul ettiği İmparatorluk Saray kanunu esasları dahilinde, hükümdar sülalesine bağlıdır ve verasetle intikal eder.

Madde 3

İmparatorun devlete müteallik bütün işleri Bakanlar Kurulunun rıza ve tasdikine tabidir; Bakanlar Kurulu bu işlerden mes’uldür.

Madde 4

İmparator yalnız Anayasa’da gösterilen işleri yapar; icrayı hükumet edemez. İmparator, kanunlardaki hükümler dahilinde, devlet vazifelerinin yapılması için başka birini tevkil edebilir.

Madde 5

İmparatorluk Saray kanunu hükümleri dahilinde bir naiplik kurulduğu zaman, naip, devlet işlerini imparator namına yapar. Böyle bir halde evvelki maddenin ilk fıkrası tatbik edilebilir.

Madde 6

İmparator, Umumi Meclis’in teklifi üzerine, Başbakanı tayin eder. İmparator Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Yüksek Mahkemenin Başyargıcını tayin eder.

Madde 7

İmparator, Bakanlar Kurulunun rıza ve tasdikine uygun olarak, aşağıdaki devlet işlerini millet namına ifa eder:

Anayasa değişikliklerini, kanunları bakanlar kurulu kararlarını ve muahedeleri ilan eder;

Umumi Meclis’i toplantıya çağırır,

Mümessiller Meclisini dağıtır,

Umumi Meclis üyelikleri için umumi seçimleri ilan eder; kanunlara göre, bakanları ve diğer devlet memurlarını tayin eder veya vazifelerinden çıkarır; sefir ve siyasi temsilcilere tam salahiyet ve itimatnameler verir,

Umumi ve hususi aflar ilan eder; cezaları tadil eder, haklardan mahrumiyet ve hakların iadesi hakkında kararlar çıkarır; nişanlar verir; kanunla gösterilen hudutlar dahilinde, tasdik vesikalarını ve diğer siyasi vesikaları imza eder; yabancı sefir ve siyasi mümessilleri kabul eder; umumi merasimlerde hazır bulunur.

Madde 8

Umumi Meclis’in müsaadesi olmaksızın, imparatorluk sarayından hiç bir mal verilmeyeceği veya saraya hiç bir mal kabul edilmeyeceği gibi, hibe de yapılamaz.

Bölüm II – HARPTEN FERAGAT

Madde 9

Nizam ve adalete müstenit milletlerarası bir sulhu gönülden dileyen Japon milleti, halkın hükümranlık hakkı olarak harpten ve milletler arası anlaşmazlıkları hal işinde tehdit ve kuvvet kullanmaktan, daimi şekilde feragat eder. Bu itibarla, hiç bir kara, deniz ve hava kuvveti veya her hangi diğer bir harp kuvveti muhafaza edilemez. Devlete muhariplik hakkı tanınmaz.

Bölüm III — MİLLETİN HAK VE VAZİFELERİ

Madde 10

Japon vatandaşı olmak için lazım gelen şartlar kanunla tayin ve tespit edilir.

Madde 11

Japon milletine, insan ana haklarından istifade etmesi men olunamaz. Bu Anayasanın millete temin ettiği insan ana haklan bugünkü ve müstakbel nesillere ebedi ve değişmez haklar olarak verilmiştir.

Madde 12

Bu Anayasa ile millete temin edilen haklarla hürriyetler, vatandaşların devamlı gayretiyle muhafaza ve idame edilir. Her vatandaş bu hak ve hürriyetleri fenaya kullanmaktan çekinmelidir; herkes bunların amme menfaatine kullanılmasından daimi şekilde mes’ul tutulur.

Madde 13

Milletin bütününe hürmet etmek, fertlere teker teker saygı göstermek suretiyle olur. Umumi menfaatle tezat teşkil etmemek şartyla, fertlerin yaşama, hürriyet ve saadet, arama hakları kanunların ve idare mekanizmasının mülhem olacakları en yüksek ölçüdür.

Madde 14

Bütün vatandaşlar kanun önünde müsavidir; aralarında ırk, cins, içtimai şartlar veya doğuş dolayısıyla siyasi, iktisadi ve içtimai sahada hiç bir fark gözetilmez. Asalet unvanları tanınmaz. Bahşedilen bir şeref unvanı, nişan ve her hangi bir payeye bağlı olarak hiç bir imtiyaz verilemez; bu nev’i şeref rütbeleri verasetle intikal etmez.

Madde 15

Millet, kendi memurlarını seçmek ve onları vazifelerinden çıkarmak hususunda başkasına devredilmeyen bir hakka sahiptir. Bütün memurlar milletin hey’eti umumiyesinin hizmetinde olup yalnız bir gurup vatandaşın hizmetinde tutulamazlar. Memur seçiminde reşit kimselerin iştirak ettiği umumi bir seçim yapılması şarttır. Hiç bir seçimde sandıkların mahremiyeti bozulamaz. Verdiği oy dolayısıyla hiç kimse umumi veya hususi olarak sorguya çekilemez.

Madde 16

Her vatandaş bir zararın tamiri, memurların işlerinden çıkarılması, kanun, tüzük veya yönetmeliklerin neşri, kaldırılması veya değiştirilmesi veya diğer işler hakkında dilekçe vermek hakkına maliktir. Böyle bir dilekçe vermekle üzerine mes’uliyet alan kimsenin aleyhine her hangi farklı bir muamele yapılamaz.

Madde 17

Bir amme organının gayri kanuni bir muamelesinden dolayı zarar gören herkes, kanunda gösterilen şekiller dahilinde, gerek devlet, gerekse bir amme birliğinden bu zararın tazminini isteyebilir.

Madde 18

Hiç kimse esaret altına alınamaz. Bir suçun tecziyesi hali müstesna, her nev’i kalebentlik yasaktır.

Madde 19

Düşünce ve vicdan hürriyeti ihlal edilemez.

Madde 20

Herkesin din hürriyeti bu kanunla teminat altına alınmıştır. Hiç bir dini teşkilat devletten imtiyaz alamaz ve siyasi bir salahiyet kullanamaz. Hiç kimse merasimlere, tes’itlere, ayinler ve dini faaliyetlere iştirak etmeye icbar olunamaz. Devlet ve diğer amme organlan dini eğitimden veya her hangi diğer bir dini faaliyetten kaçınmak mecburiyetindedirler.

Madde 21

Toplanma ve cemiyet hürriyeti, ve keza parti kurmak, matbuat ve diğer her çeşit fikir ve düşünce hürriyetleri bu kanunun teminatı altındadır. Sansür yasak olup, hiç bir muhabere vasıtasının gizliliği ihlal edilemez.

Madde 22

Amme menfaatinin çizdiği çerçeve dahilinde, kendi ikametgahını seçmek ve değiştirmekte ve kendi işini tayin etmekte herkes serbesttir. Hiç kimsenin yabancı bir memlekete gitmek ve kendi vatandaşlığından vaz geçmek hakkı selp edilemez.

Madde 23

Eğitim hürriyeti masundur.

Madde 24

Evlenme, her iki cinsin karşılıklı rızalarına ve karı ile. kocanın müsavi haklar dahilinde, karşılıklı işbirliği esasına istinat etmelidir. Karı veya koca intihabına, mal hukukuna, mesken seçimine, boşanmaya, ve nikah ve aileye dair diğer meseleler hakkında insanlık vakarına uygun olarak her iki cinsin asli muadeleti prensibinden mülhem olan kanunlar çıkarılacaktır.

Madde 25

Gerek maddi gerekse kültür bakımından her vatandaşın asgari bir hayat seviyesi temin etmeye hakkı vardır. Cemiyet hayatının her sahasında sosyal refah ve emniyetin ve umumi hürriyetin inkişaf bulması ve yayılması için Devlet, lüzumlu tedbirleri almak mecburiyetindedir.

Madde 26

Kanunda gösterilen şekilde, herkesin kendi kabiliyetine göre, müsavi bir tahsil ve terbiye almaya hakkı vardır. Bir kimse kendisine tevdi edilen küçüklerin kanunun emrettiği tahsil derecesini almalarını temin edecek şekilde hareket etmek mecburiyetindedir. Mecburi eğitim parasızdır.

Madde 27

Herkes çalışmak hak ve vazifesini haizdir. İşçilere, iş saatlerine, tatil zamanlarına ve işe müteallik sair şartlar kanunla tespit edilir. Çocukların çalıştırılması suistimal edilemez.

Madde. 28

İşçilerin teşkilat kurmak, kolektif halde hareket etmek ve mukavele yapmak hakları bu kanunun teminatı altındadır.

Madde 29

Mülkiyet ve tasarruf hakkı ihlal olunamaz. Mülkiyet müessesine bağlı haklar amme menfaatine uygun olarak kanunla tayin ve ve tespit edilir. Hususi mülkiyet bir amme faydası ve bedel mukabilinde istimlak edilebilir.

Madde 30

Millet, kanunla tayin edilen vergilere tabidir.

Madde 31

Hiç kimse hayat ve hürriyetinden mahrum edilemez. Kanunun tespit ettiği kaideler dışında kimseye ceza verilemez.

Madde 32

Mahkemelere dahil olmak hakkı kimseden nez edilemez.

Madde 33

Salahiyetli adli makam tarafından hazırlanmış bir müzekkere olmadıkça kimse tevkif edilemez; tevkif müzekkeresinde bir kimseye atfedilen suçun mahiyeti açıkça yazılmak lazımdır. Suçüstü halleri bundan hariçtir.

Madde 34

Aleyhinde ileri sürülen ithamlardan derhal haberdar edilmedikçe veya kendisini hemen müdafaa edecek imkanlar verilmedikçe bir kimse ne tevkif ve ne de hapsedilebilir; muhik bir sebep olmaksızın mevkufiyet devam ettirilemez; bir kimsenin aleyhine ileri sürülen itham, talebi üzerine, kendisinin ve müdafisinin hazır bulunduğu bir mahkemede hemen ispat edilmek lazımdır.

Madde 35

33’üncü maddede zikredilen hal müstesna, bir kimsenin mesken masuniyeti, evrak ve mallarının emniyeti; arama yerini ve zapt ve müsadere edilecek malları tafsilatla gösteren ve mucip sebeplere müstenit bir müzekkere olmadıkça, ihlal olunamaz. Her arama ve zabıt ve müsadere, salahiyetli adli bir makamdan verilmiş bir müzekkereye istinaden yapılabilir.

Madde 36

Devlet memurları tarafından işkence veya zalimane ceza tatbiki mutlak olarak yasaktır.

Madde 37

Sanık her çeşit ceza tatbikatında tarafsız bir mahkemeye müracaat ve dava açmak hakkına maliktir. Arzu ettiği bütün şahitleri dinletmek için sanığa tam bir imkan verilir. Kendi lehine şehadet temin etmek üzere, sanık, masrafı devlet tarafından ödenen bir takım tazyik usullerine başvurulmasını, talep edebilir. Sanık her zaman salahiyetli bir avukat tarafından müdafaa edilir. Avukat temin edecek maddi imkanı yoksa sanığa devletçe bir avukat tedarik edilir.

Madde 38

Hiç kimse kendi aleyhine şehadete icbar edilmez. Tazyik, işkence veya tehditle veya uzun bir mevkufiyetten sonra sanığın kendi aleyhine yaptığı itiraflar delil kıymetini haiz değildir. Bir sanığın aleyhine elde edilen tek delil yalnız bir itiraftan ibaretse, o sanık mahkum veya tecziye edilemez.

Madde 39

Bir kimse, işlendiği zaman meşru olan veya beraat ettiği bir fiilinden dolayı cezaen mes’ul olmaz; bir kimse aleyhine aynı fiilden dolayı iki defa takibat yapılamaz.

Madde 40

Haksız yere tevkif veya hapis edildikten sonra serbest bırakılan kimse, kanuni hükümler dahilinde devletten zarar ve ziyan talep edebilir.

Bölüm IV – UMUMÎ MECLİS (Diyet Meclisi)

Madde -41

Umumi Meclis Devletin en yüksek ve tek yasama organıdır.

Madde 42

Umumi Meclis iki meclisten teşekkül eder; Mümessiller Meclisi ve Müşavirler Meclisi.

Madde 43

Her iki mecliste bütün milletin mümessili olarak seçilen üyelerden teşekkül eder; her meclisin üye adedi kanunla tespit edilir.

Madde 44

Meclislere üye seçilmek ve seçmen olabilmek için lazım gelen vasıflar kanunla tespit edilir. Her halükarda bu vasıflar arasında ırk, din, sınıf, sosyal şartlar, doğuş, tahsil ve terbiye, mal gibi sebeplerden dolayı bir fark gözetilmez.

Madde 45

Mümessiller Meclisi üyelerinin seçim devresi dört senedir. Ancak, meclis dağıtılırsa, bu tarih devrenin sonu sayılır.

Madde 46

Müşavirler Meclisi üyelerinin seçim müddeti altı senedir; üyelerin yarısı her üç senede bir değişir.

Madde 47

Seçim mahallerine, seçim sistemine ve her iki meclis üyelerinin seçim usulüne müteallik hususlar kanunla tespit edilir.

Madde 48

Hiç kimse her iki mecliste aynı zamanda üye olamaz.

Madde 49

Kanuna konan hükümler dahilinde her iki Meclis üyelerine Hazineden muvafık bir ödenek verilir.

Madde 50

Kanunun gösterdiği haller müstesna, Umumi Meclisin toplantı devresinde üyeler tevkif edilemez; toplantı devresinden evvel tevkif edilmiş olan üyeler Meclisin talebi üzerine toplantının devamı müddetince serbest bırakılır.

Madde 51

Her iki Meclis üyeleri Mecliste söyledikleri sözler, yaptıkları münakaşalar ve verdikleri oylardan dolayı meclis dışında mes’ul tutulamazlar.

Madde 52

Umumi Meclis normal olarak senede bir defa toplantıya çağrılır.

Madde 53

Bakanlar Kurulu Umumi Meclisin olağanüstü toplantıya çağrılmasına karar verebilir. Meclislerden birinin dörtte bir veya daha fazla üyesi istediği zaman Bakanlar Kurulu Meclisleri toplantıya çağırmakla mükelleftir.

Madde 54

Mümessiller Meclisi dağıtılırsa, bu tarihten 40 gün içinde yeni seçimlerin yapılması ve Umumi Meclisin seçimlerden sonra bir ay zarfında toplantıya çağrılması lazımdır. Mümessiller Meclisi dağıtılmış olduğu müddetçe Müşavirler Meclisi kapalı kalır. Bununla beraber çok ehemmiyetli milli meseleler mevzu bahis olduğu hallerde Bakanlar Kurulu Müşavirler Meclisini olağanüstü toplantıya çağırabilir. Yukarıdaki paragrafta zikredilen toplantıda alınan kararlar muvakkat mahiyette olup Umumi Meclisin toplanmasından itibaren on gün içinde Mümessiller Meclisi tarafından tasvip edilmezse ilga olunurlar.

Madde 55

Her meclis kendi üyelerinin seçilme vasıfları hakkında karar verir. Bir üyenin seçilme vasıflarını haiz olmadığı hakkında, mevcut üyelerin üçte iki ekseriyetiyle karar verilmesi lazımdır.

Madde 56

Üye adedinin üçte biri veya daha fazlası hazır olmadıkça Meclislerin hiç birinde oturum açılamaz. Anayasada zikredilen haller müstesna., kararlar her bir mecliste ekseriyetle verilir; müsavat halinde, başkanın oy verdiği taraf muteberdir.

Madde 57

Her bir Mecliste müzakereler açıktır; mevcut üyelerin üçte ikisi isterse gizli toplantı yapılabilir. Meclislerden her birinde bir tutanak tutulur. Gizli toplantılarda, gizli kalmasına karar verilen kısımlar hariç, bu tutanaklar neşredilir. Mevcut üyenin beşte biri istediği taktirde, bazı meseleler hakkında üyelerin ferden verdikleri oylar tespit edilir.

Madde 58

Meclislerden her biri kendi başkanı ile diğer vazifeleri görecek üyelerini seçer. Her meclis kendi usul ve disiplin kaidelerini tespit eder ve usulsüz hareket eden üyeleri tecziye edebilir. Bir üyeyi dışarı çıkarmak için mevcut üyenin en az üçte ikisinin bunu kabul etmesi lazımdır.

Madde 59

Bir kanun projesi her iki Meclisin tasdikiyle kanun şeklini alır; Anayasanın açıkça başka bir şekil gösterdiği haller müstesnadır. Mümessiller Meclisinin kabul edipte Müşavirler Meclisinin reddettiği bir kanun projesi, Mümessiller Meclisinde ikinci defa ve mevcut üyenin üçte iki veya daha fazla ekseriyetle kabul edildiği taktirde, kanun olur. Bu kaide, Mümessiller Meclisinin, kanuni hükümleri dahilinde, her iki meclisten bir karma komisyon kurulması hususunda karar vermesine mani değildir. Müşavirler Meclisi, Mümessiller Meclisinden gelen bir kanun projesi hakkında vusulünden itibaren 60 gün zarfında (tatil zamanları bu müddete dahil edilmez) bir karar vermezse, Mümessiller Meclisi mezkur projenin Müşavirler Meclisi tarafından ret edilmiş olduğuna karar verebilir’.

Madde 60

Devlet bütçesi evvela Mümessiller Meclisine verilir. Bütçenin tetkiki işinde, Müşavirler Meclisi Mümessiller Meclisinden aykırı bir karar verdiği ve kanunla gösterilen şekilde kurulan karma komisyonun toplantısında da bir anlaşmaya varılmadığı veyahut Müşavirler Meclisi, Mümessiller Meclisinin kabul ettiği bütçe hakkında, tatil zamanları hariç, bütçenin vusulünden itibaren 30 gün içinde herhangi kafi bir karar vermediği zaman Mümessiller Meclisinin karan Umumi Meclis (Diyet) tarafından verilmiş sayılır.

Madde 61

Yukarıdaki maddenin ikinci fıkrası, muahedeler yapılması için Umumi Meclisten alınması lazım gelen tasdik kararı hakkında da tatbik edilir.

Madde 62

Meclislerden her biri, hükumetten, icraatı hakkında izahat talep edebilir; bu hususta müşahitlerin dinlenmesini ve mucip sebepler gösterilmesini de isteyebilir.

Madde 63

Başbakan ile diğer bakanlar üyesi buluşmasalar dahi, her iki mecliste, kanun projeleri hakkında izahat vermek üzere her zaman davet olunabilirler. Cevap veya izahat vermek için hazır bulunmaları istenen bakanlar bunu yapmak mecburiyetindedirler.

Madde 64

Aleyhlerinde vazifeden çıkarılmak hususunda dava açılan yargıçları muhakeme etmek üzere Umumi Meclis (Diyet Meclisi) her iki meclis üyelerinden müteşekkil bir yüksek mahkeme kurar.

Bölüm V – BAKANLAR KURULU

Madde 65

Bakanlar Kurulu icra kuvvetini kullanır.

Madde 66

Bakanlar Kurulu, kanunla tespit edilen şekle göre, bu kurulun başkanı olan başbakanla diğer bakanlardan teşekkül eder. Orduya mensup kimseler bakanlar kuruluna giremezler, icra kuvvetinin kullanılmasında, Bakanlar Kurulu Umumi Meclise karşı müştereken mes’uldür

Madde 67

Başbakan, Umumî Meclis üyeleri arasından bu Meclisin kararıyla seçilir. Başbakanın seçilmesi diğer bütün işlere takaddüm eder. Mümessiller Meclisiyle Müşavirler Meclisi ihtilaf haline düşer ve kanunda gösterilen şekilde iki Meclis karma komisyonunda da bir anlaşmaya varılmaz veya Müşavirler meclisi kendi adayını, Mümessiller Meclisinin adayını gösterdiği müddetten itibaren, tatil zamanları hariç, on gün içinde gösteremezse, Mümessiller Meclisinin kararı Umumi Meclisin kararı yerini tutar.

Madde 68

Bakanları Başbakan tayin eder. Bakanların ekseriyeti Umumi Meclis üyeleri arasından seçilir. Başbakan bakanlan istediği zaman işlerinden çıkarabilir.

Madde 69

Mümessiller Meclisi eğer ademi itimat reyi verir veya itimat meselesine bağlı bir kararı ret ederse, Mümessiller Meclisinin on gün zarfında dağıtılmaması halinde, Bakanlar Kurulu toptan istifa etmeye mecburdur.

Madde 70

Başbakanlık makamının boş kalması halinde veya Mümessiller Meclisi üyelerinin Umumi seçimden sonra Umumi Meclisin ilk toplantısı münasebetiyle, Bakanlar Kurulu toptan istifa eder.

Madde 71

Yukarıdaki iki maddede gösterilen hallerde, Bakanlar Kurulu, yeni Başbakanın tayinine kadar vazifesini yapmaya devam eder.

Madde 72

Başbakan, Bakanlar Kurulunu temsilen, Kanun projelerini ve iç ve dış işlere müteallik raporları Umumi Meclise sunar; muhtelif idari kısımlar üzerinde murakabe ve kontrol icra eder.

Madde 73

Bakanlar Kurulu umumi asayişe ait vazifelerden başka aşağıdaki işleri de görür: kanunları sadakatle tatbik eder; devlet işlerini tanzim ve idare eder; dış siyaseti idare eder; Umumî Meclisin ya evvelden veya vaziyete göre sonradan tasvibini almak üzere muahedeler akt eder; kanunî hükümler dahilinde idarî işleri tanzim eder; bütçeyi hazırlar ve Umumî Meclise sunar; bu Anayasa ve diğer kanunların tatbiki için emir ve kararlar çıkar. Ancak yasal bir müsaade olmadıkça bu hükümler cezaî bir mahiyette olamazlar. Bakanlar Kurulu, ayrıca, genel af, özel af, cezaların tadili, haklardan mahrumiyet veya hakların iadesi hususlarında kararlar verir.

Madde 74

Bütün kanunlar ve Bakanlar Kurulu kararları, ait olduğu bakanla Başbakan tarafından imza edilir.

Madde 75

Başbakanın rızası olmadıkça bakanlar hakkında takibat yapılamaz. Ancak bu hal böyle bir takibatın açılmasına mani değildir.

Bölüm VI — YARGI YETKİSİ

Madde 76

Bütün yargı yetkisi kanunla kurulan bir Yüksek Mahkeme ile alelade mahkemelere aittir. Hiç bir olağanüstü mahkeme kurulamaz ve herhangi bir idarî müesseseye veya makama filî adlî salahiyet verilemez. Bütün yargıçlar vazifelerini ifa bakımından müstakildirler ve yalnız Anayasaya ve kanunlara bağlıdırlar.

Madde 77

Yüksek Mahkeme tanzim salahiyetini haizdir; bu salahiyete istinaden usul ve takibat kaideleri vaz edilir; savcılara müteallik meseleler tayin ve tespit edilir; mahkemelerin iç nizamları kurulur ve adli işlerin idaresi tesit olunur. Savcılar Yüksek Mahkemenin tanzim salahiyetine tabidirler. Yüksek Mahkeme alelade mahkemelerin tüzük yapmaları için kendilerine salahiyet verebilir.

Madde 78

Suç işleme hali müstesna, vazifelerini yapmaya gerek aklen gerekse bedenen ehil olmadıkları adli makam tarafından beyan edilmedikçe, yargıçlar vazifelerinden çıkarılamazlar. Hiçbir icra organı veya müessesesi yargıçlara karşı inzibati tedbirler alamaz.

Madde 79

Yüksek Adalet Mahkemesi bir Baş yargıç ile kanunla tespit edilen sayıda yargıçtan teşekkül eder. Baş yargıç hariç, bu mahkemenin yargıçları Bakanlar Kurulu tarafından tayin edilir. Yüksek Mahkeme yargıçlarının tayini, bu tayini takip eden Mümessiller Meclisi üyelerinin ilk umumi seçimiyle milletin tasvibine arz edilir. Bu tayinler her on senede bir Mümessiller Meclisi üyelerinin ilk umumi seçiminde tekrar ele alınır ve böylece devam olunur. Yukarıdaki paragrafta gösterilen şekilde seçmenlerin ekseriyeti bir yargıcın vazifesinden ayrılmasını isterse o yargıç istifa etmiş sayılır; bütün bu noktalar kanunla tespit olunur. Yüksek Mahkeme Yargıçları kanunla tespit edilen yaş haddini doldurdukları zaman emekliye ayrılırlar. Bütün yargıçlar muayyen fasılalarla muvafık bir ödenek alırlar; ödenekler yargıçların vazife müddetleri içinde indirilemez.

Madde 80

Alelade mahkeme yargıçları Yüksek Mahkemenin hazırlayacağı bir listeye göre Bakanlar Kurulunca tayin edilirler. Bu yargıçlar vazifelerinde on sene kalırlar; kanunda gösterilen hadlere göre yaş haddini doldurmuş olmadıkça tekrar seçilebilirler. Alelade mahkeme yargıçları muayyen fasılalarla muvafık bir ödenek alırlar; ödenekler yargıçların vazife müddetleri içinde indirilemez.

Madde 81

Yüksek Mahkeme son merci mahkemesidir ve bütün kanun, tüzük, yönetmelik veya idari muamelelerin Anayasaya uygunluğu hakkında karar vermek salahiyetini haizdir.

Madde 82

Davalar ve mahkeme kararlarının okunması alenidir. Aleniyet amme nizamına veya ahlaka zararlı olacağı mahkeme tarafından ittifakla kabul edildiği takdirde bir dava gizli olarak görülebilir; ancak siyasi davalar veya matbuat davaları veyahut bu Anayasanın üçüncü bölümünde teminat altına alman haklar mevzu bahis olduğu hallerde davalar daima aleni olmak lazım gelir.

Bölüm VII — MALİYE

Madde 83

Amme maliyesini idare etmek salahiyeti umumi Meclisin kararlarına göre kullanılır.

Madde 84

Yeni vergilerin konulması veya konulmuş vergilerin değiştirilmesi ancak bir kanunla veya bu Anayasada gösterilen haller dahilinde mümkündür.

Madde 85

Umumi Meclisin müsaadesi olmaksızın ne bir gider ve ne de devleti borçlu duruma koyacak bir mukavele yapılabilir.

Madde 86

Bütçeyi her mali yıl için Bakanlar Kurulu hazırlar ve Umumi Meclisin tetkik ve tasvibine sunar.

Madde 87

Bütçenin tahmin edilemeyen açıklarını karşılamak üzere, Umumi Meclis bir ihtiyat ödenek tesisine müsaade edebilir; bu ödenek Bakanlar Kurulunun mes’uliyeti altında sarf edilir. Bakanlar Kurulu ihtiyat ödeneğinden yaptığı her sarfiyat için tediyeyi müteakip Umumi Meclisin tasvibini alır.

Madde 88

İmparatorluk Sarayının bütün malları devlete aittir. İmparatorluk saray giderleri, Meclis tarafından bütçeye konur.

Madde 89

Hiçbir devlet parası veya herhangi bir devlet malı dini bir müessese veya cemiyetin, idamesi lehine veya devlet kontrolü altında olmayan bir şefkat, eğitim veya hayır işine devir veya tahsis edilemez.

Madde 90

Sayıştay her sene devlet gelir ve giderlerini umumi bir tetkike tabi tutmakla görevlidir. Gelir ve gider kesin hesapları Sayıştayın uygunluk bildirimi ile Bakanlar Kurulu tarafından ait olduğu devreyi takip eden mali yıl içinde umumi meclise arz edilir. Sayıştayın teşkilat ve yetkileri bir kanunla tespit edilir.

Madde 91

Bakanlar Kurulu devletin mali durumu hakkında muayyen fasılalarla veya en az senede bir defa Umumi Meclise ve millete malumat verir.

Bölüm VIII — MAHALLİ İDARELERİN MUHTARİYETİ

Madde 92

Mahalli idarelerin teşkilat ve vazifeleri, mahalli muhtariyet prensibine uygun olarak, kanunla tespit edilir.

Madde 93

Mahalli idareler, kanun dahilinde, kendi müzakere organları olarak meclisler kurarlar. Mahalli idarelerin bütün yüksek icra memurları, mahalli meclis üyeleri ve kanunla gösterilen diğer memurlar’ her mahalli mıntıka dahilinde tek dereceli seçimle seçilirler.

Madde 94

Mahalli idareler kendi mallarını idare etmeye, kendilerine taalluk eden işleri görmeye, kendi kendilerini idare etmeye ve kanun dahilinde yönetmelikler çıkarmaya salahiyetlidirler.

Madde 95

Kanun dahilinde seçmenlerin ekseriyetinin rızası alınmadıkça bir mahalli idare hakkında Umumi Meclis tarafından hususi bir kanun çıkarılamaz.

Bölüm IX — ANAYASANIN TADİLİ

Madde 96

Umumi Meclis ayrı ayrı her bir Meclisin üçte iki veye daha fazla ekseriyetiyle tasdik edilmek şartıyla bu Anayasayı tadil edebilir; yapılan tadilat milletin tasvibine sunulur; bu tasvip umumi meclisin tayin ve tespit edeceği hususi bir referandum veya seçimler münasebetiyle oyların ekseriyetini istilzam eder. Yapılan tadilat tasvip edilir edilmez İmparator tarafından bu Anayasanın tamamlayıcı kısmı olarak millet namına ilan edilir.

Bölüm X — EN YÜKSEK KANUN

Madde 97

Bu Anayasa ile Japon milletine temin olunan temel insan hakları, beşeriyetin hürriyet uğrunda giriştiği asırlık mücadelenin bir neticesidir; bu haklar çok acı tecrübelerin mahsulüdür ve dokunulmaksızın muhafaza ve idame edilmesi için bugünkü ve ileriki nesillere tevdi edilmiştir.

Madde 98

Bu Anayasa milletin en Yüksek Kanunudur; onun koyduğu hükümlere aykırı bir kanun, tüzük, kral emirnamesi veya herhangi bir hükumet kararnamesi veya böyle bir emirnamenin bir kısmı kanun kuvvetini haiz değildir ve mer’i telakki edilemez. Japonya, yaptığı muahedelere ve milletlerarası hukukun tanıdığı kanunlara tam bir sadakat gösterir.

Madde 99

İmparator veya naip, bakanlar, Umumi Meclis üyeleri, yargıçlar ve diğer bütün devlet memurları bu Anayasayı tatbik ve müdafaa etmekle mükelleftirler.

Bölüm XI — EK HÜKÜMLER

Madde 100

Bu anayasa neşrinden itibaren altı ay içinde yürürlüğe girer. Anayasanın yürürlüğe girmesi için lüzumlu kanunların çıkarılması, Müşavirler Meclisi üyelerinin seçilmesi, Umumi Meclisin toplantıya çağrılmasına müteallik usul ve bu hususta yapılması lazım gelen hazırlık muameleleri evvelki paragrafta tespit edilen yürürlük tarihinden daha evvel yapılabilirler.

Madde 101

Müşavirler Meclisi bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden evvel teşekkül etmemiş olursa, Mümessiller Meclisi Müşavirler Meclisinin teşekkülüne kadar Umumi Meclis vazifesini görür.

Madde 102 

Bu anayasaya göre ilk defa Müşavirler Meclisine seçilen üyelerin yarısının üyelik müddeti üç senedir; hangi üyelerin bu kategoriye girecekleri kanunla, tespit edilir.

Madde 103

Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte vazife almış bulunan bakanlar, Mümessiller Meclisi üyeleri, yargıçlar ve bu Anayasanın kabul ettiği vazifelerde bulunan diğer bütün devlet memurlar, bir kanunla açıkça başka türlü tespit edilmiş olmamak şartıyla Anayasanın yürürlüğe girmesinden dolayı vazifelerinden kendiliklerinden ayrılmış sayılmazlar. Bununla beraber, bu Anayasanın hükümlerine göre kendilerine halef seçilmiş veya halef tayin edilmiş olan kimseler vazifelerini kendiliklerinden terk etmek mecburiyetindedirler.

Bahri Savcı

0
Prof. Dr. Bahri Savcı

Prof. Bahri Savcı, 26 Temmuz 1914 tarihinde Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyetinin ardından çeşitli memuriyetlerde bulundu. Doktora yapmaksızın doçent unvanını kazanmış, 1942 yılında asistan olarak girdiği SBF’de, 1954 yılında profesör oldu.

Bahri Savcı
Prof. Dr. Bahri Savcı

1961 Anayasasını hazırlamakla görevli Kurucu Meclis‘in Temsilciler Meclisi‘ne üye seçilen ve Anayasa Komisyonu‘nda görev aldı.

Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu’na başkanlık etti.

Türk kamuoyuna insan hakları kavramını tanıtmada öncülük etti  ve SBF’de İnsan Hakları Merkezi’nin kurulmasını sağladı.

12 Mart Dönemi‘nde TRT’de yapılan bir açık oturumda direnme hakkına ilişkin sözleri üzerine gözaltına alınarak 1 ay tutuklu kaldı. Hakkında açılan davada beraat etti.

1983 yılında yaş haddinden emekli olmasına 4 ay kala Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu‘na dayanarak verdiği emir üzerine öğretim üyeliği görevine son verildi.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesi olan Bahri Savcı 2 Kasım 1997 tarihinde yaşama veda etti.

MAKALELERİ VE KİTAPLARI

Prof. Bahri Savcı, mesleki dergilerde, günlük ve haftalık basın organlarında insan hakları, hukuk devleti, demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma konularına yönelik çok sayıda makale yayımladı.

İnsan Haklarının Kanun Yoluyla Korunması (1953), Laik Düşünce ve Hareketin Gerilemesindeki Tehlike (1958), Türkiye’de İnsan Haklarının Gelişimi (1959), Demokrasimiz Üzerine Düşünceler (1963), Batılı İlkeler Altında Demokrasileşme (1975), Bir Çağcıl Demokrasi Anlayışı (1976), Yaşam Hakkı ve Boyutları (1980), Atatürk Düşününün Özündeki Temel Öğeler (1981), Türk Devriminde Siyasal Hukuk Alanında Olanlar (1981) ve 1982’nin Getirdikleri (1983) yazmış olduğu kitapların bazılarıdır.

Mülkiyeliler Birliği Vakfı ‘Bahri Savcı’ya Armağan‘ (1986) adıyla çeşitli konulardaki incelemelerden oluşan ve onun Türk siyasal ve anayasal yaşamı hakkındaki incelemelerin oluşan kapsamlı bir kitap yayımladı.

Prof. Dr. Bahri Savcı Bibliyografyası 

Kitabın PDF formatını okuyabilirsiniz

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi

0
Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi (26 Temmuz 1581)

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi, 26 Temmuz 1581 tarihinde ilan edilmiştir. Bildirgeye göre, Kral, halk içindir ve halka karşı sorumludur. Kralın halka karşı sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda yetkileri halk tarafından alınacak ve yeni bir kral seçilecektir. Bildirge metni daha önceki metinlerin ve yaşanan olayların etkisi ile demokratik anlayışın gelişmesini sağlayan Magna Carta’dan Günümüze İnsan Hakları Bildirgelerinin içinde önemli evrensel hukuki metinlerdendir.

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi, günümüzdeki Hollanda ve Belçika topraklarını barındıran Low Provinces bölgesindeki bağımsızlık savaşı sonrasında ilan edilmiştir. Bölge Hollanda Bağımsızlık Bildirgesinden önce İspanya’nın kontrolü altında iken Hollanda bazı siyasi ayrıcalıklar elde etmiş ancak daha sonra bu ayrıcalıkların İspanya tarafından ihlal edilmesi üzerine Hollanda halkı ayaklanmıştır. Kalvinizmin hızla yayılması ve kral tarafından baskı ve şiddetin artırılması üzerine Hollanda halkı tarafından lider olarak William of Orange seçilmiştir. İngiltere ve Fransa, Hollanda krallığını desteklemişlerdir. Westfalya anlaşmasıyla birlikte İspanya ve diğer ülkeler Hollanda’nın bağımsızlığını tanımıştır. Westfalya anlaşmasına kadar süren Hollanda bağımsızlık savaşı 80 yıl savaşları olarak bilinmektedir.

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi (26 Temmuz 1581)

Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi (26 Temmuz 1581)

Halk prens için değil, tersine prens halk için yaratılmıştır; çünkü halk olmasa prens de olmazdı. Prens uyruklarını hak ve adalete uyarak yönetmeli, onları bir baba evlatlarını nasıl severse öyle sevmeli, bir çoban sürüsünü nasıl güderse, aynen öyle bağlılıkla gütmelidir. Prens bunun için vardır. Eğer böyle davranmaz, köle muamelesi yaparsa, prensliği sona ermiş demektir; bir tirandır artık o. Uyrukları da, eğer başka hiçbir çıkar yol kalmaz ve hissettikleri tehlike üzerine yaptıkları uyarılara karşın, tiranlıktan kendi canları, malları, karıları ve çocukları için herhangi bir güvence alamazlarsa, o zaman kendi vekillerinin, zümrelerin yasal kararı uyarınca tirandan ayrılma hakkını elde ederler. İspanya Kralı din bahanesiyle bir tiranlık kurmayı denemiştir; ülkenin direnişini dikkate almadan, ayrıcalıkları koruyacağına dair ettiği yemini bozarak, ülkenin ayrıcalıklarını zedelemiştir. Dolayısıyla biz de şimdi İspanya Kralı’nın Hollanda egemenliği üzerinde hiçbir hakkı kalmadığını ilan ediyoruz. Böylece bir zamanlar İspanya Kralı’na bağlılık ve boyun eğme yemini etmiş olan tüm memurlara, amirlere, efendilere, vasallere ve kentlilere görevlerinden el çektiriyoruz. Tüm görevlilere bundan böyle, İspanya Kralı’nın adını, unvanını ve mührünü kullanmamayı ve bize bağlı, İspanya Kralı’na ve onun yandaşlarına karşı olduklarını içerir bir yemini etmelerini buyuruyoruz

Dutch Declaration of Independence

25 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
25 Temmuz - Hukuk Takvimi
25 Temmuz – Hukuk Takvimi
1881 Amerikalı  devlet adamı, diplomat ve hukukçu Nathan Clifford yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ağustos 1803)
1848 Felsefeci ve Birleşik Krallık’ın 33. Başbakan Arthur Balfour, dünyaya geldi.  ı (19 Mart 1930)
1886 İngiltere’nin hukukçu başbakanlarından Robert Gascoyne-Cecil’in 25 Temmuz 1886 – 11 Ağustos 1892 ve 25 Haziran 1895–11 Temmuz 1902 arasında görev yaptı.
1916 Rus sosyalist devrimci ve Sovyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin‘in annesi Mariya Aleksandrovna Ulyanova yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Mart 1835)
1917 Hollandalı dansöz Mata Hari, Fransız mahkemesi tarafından casusluk suçundan yargılanarak idama mahkum edildi.
1919 Bağdat Urfi Askeri Mahkemesi, Kürt lider Şeyh Mehmut hakkında idam kararı verdi. Karar uygulanamadı, Berzenci Hindistan’a sürgün edildi.
1920
  • İstanbul Divan-ı Harbi‘nin 14 Temmuz’da, Mustafa Kemal’in başlattığı kurtuluş mücadelesine katılan subayları idama mahkum ettiği karar Padişah tarafından 25 Temmuz 1920’de onaylandı.
  • İngilizler tarafından boşaltılan Batum’un Gürcülerce hemen işgal edilmesi üzerine  Ankara Hükümeti bu durumun Brest – Litowsk ve Trabzon Antlaşmalarına aykırı olduğu gerekçesiyle protesto notası verdi. 
1929 İspanyol avukat ve akademisyen Manuel Olivencia Ruiz doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2018)
1931 Cumhuriyet döneminin ilk basın yasası olan Matbuat Kanunu TBMM’de kabul edildi. Yeni kanun “hilafet”, “saltanat”, “anarşizm”, “komünizm” yanlısı yayınlara ilk kez açık yasak getirdi. Hükümete “ülke çıkarlarına ters düşme” durumunda yayınları “geçici kapatma” yetkisi tanındı. Basın üzerinde denetimi arttıran bu yasaya karşı çıkan tek milletvekili, hukuk kökenli gazeteci Hakkı Tarık Us oldu.
1933 Lev Troçki, sürgünde bulunduğu Büyükada’dan sığınmacı olarak Fransa’ya gitti.
1934 Hukukçu ve Avusturya Başbakanı Engelbert Dollfuss, ülkesindeki Naziler tarafından Viyana’da öldürüldü.
1936 Adolf Hitler, İtalya Krallığı’nın Habeşistan’ı ilhakını tanıdı.
1941 Bozkurt dergisi yeniden kapatıldı. Aşırı Türkçü bulunan dergide ırk unsuru Türkleri birleştiren en önemli etken olarak görülüyordu.
1943 Benito Mussolini’nin iktidardan düşürülmesiyle, faşizm İtalya’da yasa dışı ilan edildi.
1950 Türkiye, Kore’ye asker gönderme kararı aldı. Demokrat Partili Bakanlar Kurulu, Kore’ye 4500 kişilik bir askerî birlik gönderme kararını kabul etti. Ankara’da bulunan ABD’li senatör Cain: “Türkiye’nin Kore’ye fiili desteği, Atlantik Paktı’na (NATO) girmesini sağlayacaktır”.
1951
  • Nâzım Hikmet Ran, 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Karar 15 Ağustos 1951 tarihli Resmi Gazetede yayınlandı. Nazım Hikmet 17 Haziran 1951’de Boğaz’a açıldığı bir sürat teknesine denk gelen bir Romen şilebine binerek gizlice Romanya’ya gitmiş, oradan 29 Haziran 1951’de Sovyetler Birliği’ne geçmişti.
  • Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun kabul edildi.
1955 Avukat ve milletvekili Orhan Doğan doğdu. (Ölümü: 29 Haziran 2007)
1956 İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulması hakkındaki Devletlerarası Sözleşmeye katılmamıza ve bu Sözleşmenin tasdikına dair Kanun resmi gazetede yayımlandı.
1958 Sovyetler Birliği Türkiye’ye diplomatik nota verdi: “Türkiye’nin Irak’a girmesi kötü sonuçlar doğurur.”
1959 Türkiye Kerkük Türkmenleri için Irak’tan teminat istedi.
1964 Somali eski devlet başkanı ve İslam Mahkemeleri Birliği (ICU) Başkanı Şerif Şeyh Ahmed doğdu. Libya ve Sudan üniversitelerinde eğitim gördü. Open Universitesinde  Hukuk ve İslami Şeriat dalında lisans üstü eğitim görerek mezun oldu. 2009’da devlet başkanlığı görevine başladı ve 2012 yılına kadar devam etti.
1967 Anayasa Mahkemesi, sosyalizmin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verdi.Uluslararası Sağlık Tüzüğü – UST, Dünya Sağlık Örgütü Sağlık Kurulu tarafından 25 Temmuz 1969 tarihinde kabul edildi. DSO Üye Devletleri için yürürlüğe giren UST; hastalıkların uluslararası yayılımını engellemek için hazırlandı.
1973 Türkiye Barolar Birliği Genel Başkanı Profesör Faruk Erem, üniversite özerkliğinin gasp edildiği gerekçesiyle öğretim üyeliğinden istifa etti.
1974 Kıbrıs ateşkes görüşmeleri Cenevre’de başladı.
1975 ABD’nin silah ambargosunun kaldırmaması üzerine Bakanlar Kurulu Türkiye’deki Amerikan üslerine el konulmasını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne devredilmesini kararlaştırdı.Türkiye İncirlik dışındaki bütün Amerikan üslerine el koydu.
1980 Kemal Türkler’in cenazesi İstanbul’da 100 bini aşkın kişinin katıldığı tören ve yürüyüşle toprağa verildi. Türkler’in cenaze aracına işçiler eşlik etti.
1981 DİSK/İlerici Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak İstanbul Yedikule’de polislerce vurularak öldürüldü. 1977’de DİSK YK üyeliğine seçilen, 1979’da “Sosyalist Vatan Partisi”nin kurucusu ve MK üyesi olan Budak, 12 Eylül 1980 darbesinin ”Arananlar” listesinde idi.
1983 Barış Derneği davasında Reha İsvan savunma yaptı.  “Savaş Hali” hükümleri gereğince süre 1.5 saatle sınırlandırıldı.
1984 Cumhurbaşkanı Kenan Evren Kırklareli’de konuştu: “İşkence yok, tek tük olaylar var”.
1990 Üç kitabında “bölücü propaganda yapmak” iddiasıyla Mart ayından bu yana tutuklu bulunan İsmail Beşikçi tahliye edildi.
1990 Türkiye ile KKTC arasındaki pasaport uygulaması kaldırıldı.
1992 Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani’ye, diplomatik Türk pasaportu verildiği açıklandı.
1994 Ürdün Kralı Hüseyin ile İsrail Başbakanı İzak Rabin, savaş durumunu sona erdiren deklarasyonu imzaladılar.
1995 Gümüşhane Barosu Başkanı Ali Günday, Adana’dan gelip bürosunu basan İzzet Kıraç’ın silahlı saldırısında hayatını kaybetti. Saldırıdan sonra teslim olan Kılıç, Akit ve Milli Gazete’de türbanlı avukatlara yapılanlara ilişkin haberlerin ardından cinayeti işlemeye karar verdiği yönünde ifade verdi. Günday, duruşmalara türbanla girmek isteyen iki kadın avukatın baro üyeliğini yasalara aykırı olduğu için düşürmüştü.
1996 Cezaevlerinde süren ölüm orucunun 67. gününde MLKP militanı Hüseyin Demircioğlu (1960- Kiğı), TKP (ML) üyesi Ali Ayata (1965- Dersim/ Ovacık) ve DHKP-C militanı Müjdat Yanat (1959- Urla) yaşamlarını yitirdi. Tutuklu/hükümlü yakınları, partiler ve kitle örgütlerinden oluşan yaklaşık 3 bin kişi cezaevlerindeki ölüm oruçlarına karşı çözüm talebiyle Sultanahmet Adliyesi önünde insan zinciri oluşturdu.
1997 İHD İstanbul Şubesi üyeleri, cezaevlerindeki yaklaşık 170 düşünce suçlusunun özgürlüğe kavuşması için Sultanahmet Meydanı’nda eylem yaptı.
1998 Burdur Cezaevi’nden bir süre önce firar eden organize suç örgütü elebaşı Kürşat Yılmaz, Bulgaristan’ın Başkenti Sofya yakınlarında yakalandı.
2000 Başbakan Bülent Ecevit, Mersin Akkuyu’da yapılması öngörülen nükleer santral projesini ekonomik açıdan sakıncalı olduğu gerekçesiyle süresiz olarak erteledi.
2001 Hindistan’da parlamenter Phoolan Devi silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 11 yaşında evlendirilmiş, 14’ünde dağa çıkmış, defalarca tecavüze uğramış, kendi çetesini kurmuş, 11 yıl hapis yatmıştı. ‘Haydutlar Kraliçesi’ olarak tanınıyordu. Hindistan Halkçı Partisi’nden (Samajwadi) parlamentoya girdi. Hindistan’da yoksul kadınlar için bir efsaneydi.
2001 Türkiye genelindeki cezaevlerinde yaklaşık 220, İstanbul, Ankara ve Malatya’da 23 kişinin 280 gündür açlık grevi/ ölüm orucunda olduğu açıklandı. MGK toplantısı öncesi Harp Akademileri Komutanlığı önünde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüşmek isteyen 9 tutuklu yakını gözaltına alındı.
2002 Tahran’da reformcu gazete Nevruz altı ay kapatıldı. Yayın yönetmeni hapis cezası aldı.
2005 Anayasa Mahkemesi başkanlık seçimi 59. turda tamamlandı. 25 Temmuz 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçilen Tülay Tuğcu’nun bu görevi 12 Haziran 2007’de doldu. Tuğcu, Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın Başkanı idi.
2007 Hukukçu ve Hindistan’ın ilk kadın Cumhurbaşkanı Pratiba Patil, parlamentoda yemin ederek resmen göreve başladı. Patil, ”Henüz doğmamış kız çocukları için mücadele edeceğim” dedi. Hindistan’da son 20 yılda, yasadışı olduğu halde cinsiyeti ultrasonla belirlenen 10 milyon kız bebeğin kürtajla alındığı bildirildi.
2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ”Ergenekon” soruşturmasında, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz başkanlığında üç kişilik savcı heyeti tarafından hazırlanan iddianameyi kabul etti.
2008 Arjantin’de 1976-1983 Cunta döneminde ordu komutanlığı yapan L.B.Menendez (80), 4 solcu eylemcinin kaçırılıp 1 aylık işkencenin ardından öldürülmesi ve çatışmada öldürülmüş süsü verilerek sokağa atılmasından suçlu bulunarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
2011 İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davada yargılanan Ogün Samast’ı ”Dink’i tasarlayarak öldürmek” suçundan ”ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”na çarptırdı. Mahkeme heyeti, bu cezayı Samast’ın olay tarihinde 18 yaşından küçük olmasını dikkate alarak 21,5 yıl hapis cezasına çevirdi
2011 Suriye hükümeti, Baas Partisi dışında siyasi partilerin kurulabilmesine olanak veren yeni siyasi partiler yasasını onayladı.
2011 Anayasa hukukçusu, akademisyen Bakır Çağlar yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1941) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Daha sonra Sorbonne Üniversitesinde iki ayrı doktora yaptı. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde anayasa hukuku ve insan hakları konularında dersler verdi. Bir dönem Anayasa Mahkemesi’nin hukuk danışmanı oldu. Altı yıl süreyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde Türkiye Devleti aleyhine açılan davalarda, Türkiye’nin avukatlığını yürüttü. Bu görevinden tartışmalı bir şekilde istifa ederek ayrıldı. Türkiye adına 200 civarında davaya girdi ve girdiği davaların büyük kısmında, Türkiye tarafından tazminat ödenerek “dostça çözüm” yoluna gidildi. Çağlar, böylelikle Türkiye devletinin duruşmalar sonucunda mahkûm olmadığını söyledi. “Anayasa Bilimi”, “Bir Anayasacının Seyir Defteri”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye” adında kitaplar yazdı.
2012
  • Sultanahmet’teki Eski İstanbul Adliyesi, Çağlayan’da inşa edilen yeni binanın tamamlanmasının ardından 25 Temmuz 2012 tarihinde kapatıldı.
  • Yargıtay, yasalara göre bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesi için cami veya mescit olması gerektiğine karar verdi.
2013
  • Yalova’da 27 Mayıs 2012’de polisin sıktığı biber gazından hayatını kaybeden Çayan Birben için 4 polis hakkında dava açıldı.
  • MEB, öğrencilerin kılık kıyafet yönetmeliğinde değişiklik yaptı. Bakanlık, okullardaki serbest kıyafet uygulamasında, velilerin yüzde 50’sinden fazlasının onayı alınarak okul kıyafetlerinin belirlenmesini kararlaştırdı.
2015 El-Kaide operasyonunda önceki hün kelepçesiz olarak gözaltına alınan ”Ebu Hanzala” kod adlı Halis Bayancuk bu kez kelepçelenerek sağlık kontrolüne götürüldü.
2016 Fransız hukukçu, siyasetçi ve yargıç Pierre Fauchon (13 Temmuz 1929, Avranches (Manche) – 25 Temmuz 2016, Paris) yaşamını yitirdi.
2019 Tunuslu avukat, büyükelçi ve devlet adamı El-Beci Kaid es-Sibsi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Kasım 1926)
2020 Brezilyalı hukukçu ve siyasetçi José Mentor yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Eylül 1948) São Paulo Papalık Katolik Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1989 ve 1991 yılları arasında São Paulo Yasama Meclisi Üyesi olarak seçildi. 1992’de São Paulo Belediye Meclisi üyesi seçildi. 2002 yılında São Paulo’yu temsil eden Temsilciler Meclisi Üyesi seçildi ve  2019’a kadar görev yaptı.
2021 Bartın Kayadibi Çavuş Köyü’nde 25 Temmuz 2021’de M.D. isimli erkek, bir köpeğe tecavüz etti. Yurttaşların şikâyeti üzerine şahıs önce gözaltına alındı ve tutuklandı. Bartın Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği, Bartın Çevre Kültür ve Doğal Varlıkları Koruma Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin davaya katılım talepleri kabul edildi.

El-Beci Kaid es-Sibsi

0
El-Beci Kaid es-Sibsi

Tunuslu avukat ve siyasetçi El-Beci Kaid es-Sibsi (Béji Caïd Essebsi), 29 Kasım 1926 tarihinde Tunus’un başkenti yakınlarındaki Sidi Bou Said kasabasında dünyaya geldi.

Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hukuk eğitimi aldı. 1952 yılında Tunus Barosu’na kaydoldu ve avukatlık yapmaya başladı.

Tunus’un 20 Mart 1956 tarihinde bağımsızlığını kazanmasının ardından Cumhurbaşkanı Habib Burgiba‘nın yakın çalışma ekibinde yer aldı. Önce cumhurbaşkanlığı danışmanı, daha sonra çeşitli üst düzey devlet görevlerinde bulundu.

5 Temmuz 1965 – 8 Eylül 1969 tarihleri arasında İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Ardından 8 Eylül 1969 – 12 Haziran 1970 tarihleri arasında Savunma Bakanı oldu. Bu görevinin ardından Tunus’un Paris Büyükelçisi olarak atandı.

Paris Büyükelçiliği sırasında, Ekim 1971’de Tunus’ta daha demokratik bir siyasi sistem kurulması gerektiğini savunan bir açıklama yayımladı. Habib Burgiba ile yaşadığı görüş ayrılıkları nedeniyle Ocak 1972’de büyükelçilik görevinden istifa ederek ülkesine döndü.

Bir süre aktif siyasetten uzak kalan Sibsi, 15 Nisan 1981 – 26 Eylül 1986 tarihleri arasında Başbakan Muhammed Mzali hükümetinde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

1987 yılında Batı Almanya’ya büyükelçi olarak atandı. Daha sonra siyasete dönerek 1990-1991 yıllarında Temsilciler Meclisi Başkanlığı görevini üstlendi ve milletvekilliği 1994 yılına kadar devam etti.

2010-2011 Tunus Devrimi’nin ardından oluşan geçiş sürecinde, 27 Şubat – 24 Aralık 2011 tarihleri arasında geçici başbakan olarak görev yaptı ve ülkenin demokratikleşme sürecinin yönetilmesinde önemli rol oynadı.

2012 yılında Nida Tunus (Nidaa Tounes) Partisi’ni kurdu. Partisi, 2014 parlamento seçimlerinde 217 sandalyeli mecliste 86 milletvekili kazanarak birinci parti oldu. Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanarak, Tunus’ta devrim sonrasında halkoyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı unvanını elde etti ve 31 Aralık 2014 tarihinde göreve başladı.

Sibsi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde Nida Tunus öncülüğünde kurulan koalisyon hükümetleri zaman zaman siyasi krizler yaşadı. Ancak Sibsi görev süresini tamamlayarak Tunus’un demokratik geçiş döneminin en önemli siyasal figürlerinden biri olarak kabul edildi.

Bağımsızlık sonrası Habib Burgiba döneminde, Zeynel Abidin Bin Ali döneminde ve 2011 Devrimi sonrasında devletin en üst kademelerinde görev yapan Sibsi, böylece modern Tunus’un tüm siyasi dönemlerinde üst düzey devlet görevlerinde bulunan ender siyasetçilerden biri oldu.

Tunus Cumhurbaşkanı El-Beci Kaid es-Sibsi, 25 Temmuz 2019 tarihinde, 93 yaşında, başkent Tunus’ta tedavi gördüğü askerî hastanede yaşamını yitirdi.

İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulması Hakkında Sözleşme

0

İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulması Hakkında Sözleşme(Convention on the International Maritime Organization), 6 Mart 1948 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş, 17 Mart 1958’de yürürlüğe girmiştir.

Denizcilikle ilgili uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla hazırlanan sözleşme; deniz kazaları, deniz kirliliği ve deniz güvenliği gibi konularda ortak çözümler bulmak için ülkeler arasında bir çerçeve oluşturmayı amaçlamakta, denizcilik faaliyetlerini düzenleyerek denizlerin insanlık için sürdürülebilirliğini korumayı hedeflemektedir.

Sözleşme, Türkiye tarafından 16 Temmuz 1956 tarihli “İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulması hakkındaki Devletlerarası Sözleşmeye katılmamıza ve bu Sözleşmenin tasdikine dair Kanun” ile kabul edilmiş ve 17 Temmuz 1956 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmenin düzenlendiği Cenevre Konferansı Şubat 1948’de başlamış ve 6 Mart 1948’de Hükümetlerarası Denizcilik Danışma Örgütü’nü (IMCO-The Inter-Governmental Maritime Consultative Organization) kuran Sözleşme kabul edilmiştir. Örgütün adı 1982 yılında Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO- International Maritime Organization) olarak değiştirilmiştir.

Uluslararası Denizcilik Örgütü, gemi taşımacılığının emniyeti ve emniyeti ile gemilerden kaynaklanan deniz ve atmosfer kirliliğinin önlenmesinden sorumlu Birleşmiş Milletler uzman kuruluşudur. IMO’nun çalışmaları BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini desteklemektedir.​ IMO, uluslararası denizciliğin emniyeti ve çevresel performansı konusunda küresel standartlar belirleyen otoritedir. Ana rolü, denizcilik endüstrisi için adil ve etkili, evrensel olarak benimsenen ve evrensel olarak uygulanan düzenleyici bir çerçeve oluşturmaktır.

Örgütün organları; genel kurul, konsey, sekretarya ile ana komitelerden oluşmaktadır. Deniz güvenliği komitesi, deniz çevresini koruma komitesi, hukuk komitesi, teknik iş birliği komitesi ve kolaylaştırma komitesi ve diğer alt komiteler örgütün çalışmalarını şekillendirmektedir.

 

İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulması hakkındaki Devletlerarası Sözleşmeye katılmamıza ve bu Sözleşmenin tasdikına dair Kanun

Kanun No : 6812
Kabul tarihi : 16 Temmuz 1956
Madde 1

İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulması hakkındaki 6 Mart 1918 tarihinde Cenevre’de aktedilen Devletlerarası Sözleşmeye, «Kabotaj ve inhisara mütaallik kanunlarımız ahkâmına herhangi bir tesir i olmamak şartiyle» şeklindeki «ihtiraa kayıtla» katılmamız kabul edilmiş ve bu Sözleşme ile ilişik ekleri tasdik edilmiştir.

Madde 2

Bu kanun neşri tarihinde mer’iyete girer.

Madde 3

B u kanun hükümlerini icraya İcra Vekiller i Heyeti memurdur.

17 Temmuz 1956

 

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının Kurulmasına mütedair Sözleşme

Bu Sözleşmeye iştirak eden devletler, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtını kurmaya karar vermişlerdir.

Birinci Bölüm
Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının gayeleri
Madde — 1
Teşkilâtın gayeleri şunlardır :

(a) Beynelmilel deniz ticareti ile ilgili hükümetlerde, her nevi teknik konularla ilgili olmak üzere uygulanan nizamlar ile örf ve âdetlerde bir işbirliği sistemi kurmak ve deniz işletmeciliğinin verimli olmasını ve denizlerde seyrüsefer emniyetini sağlamak üzere en müessir kaideler i n kabulünü teşvik etmek;

(b) Hükümetler tarafından beynelmilel deniz ticareti sahasında yeri olmayan tefrik ve tahdit tedbirlerinin terk edilmesini teşvik etmek ve bu suretle deniz hizmetleri membalarının her türlü tefrikten azade olarak dünya ticareti emrine verilmesini sağlamak, bir hükümetin, kendi deniz ticaretini inkişaf ettirmek ve bu sahada emniyet sağlamak mülâhazasiyle yaptığı yardım ve teşvikler, diğer sancakları taşıyan gemilerin beynelmilel deniz ticaretine iştirak etmek hürriyetini tahdit maksadına matuf olmamak şartiyle, tefrik edici bir tedbir sayılmaz.

( c) Her türlü denizcilik teşebbüslerinin tahditkâr maksatlarla yaptıkları uygunsuz tatbikatla ilgili meseleleri, bu Sözleşmenin II nci bölüm hükümleri dairesinde incelemek;

(d) Birleşmiş Milletler Teşkilâtının yetkili uzuv ve müesseseleri tarafından ele alınabilecek denizcilikle ilgili her meseleyi tetkik etmek;

(e) Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının tetkik etmekte olduğu meseleler hakkındaki malûmatın hükümetler arasında teatisini sağlamak.

 

İkinci Bölüm
Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının görevleri 
Madde — 2

Devletlerarası Îstişari Denizcilik Teşkilâtı kendisine danışılan meseleler hakkında tetkikat yapmak ve fikrini beyan etmekle görevlidir.

Madde — 3

1. nci bölümde açıklanan gayelerin sağlanabilmesi için, Devletlerarası Îstişari Denizcilik Teşkilâtına aşağıdaki görevler tevdi edilmiştir:

(a) Birleşmiş Milletlerin yetkili her müesses?, uzuv ve üyesi veya Devletlerarası diğer bütün teşekküller tarafından kendisine havale edilecek olan 1. nci maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı meseleleri, 4. ncü madde hükümleri mahfuz kalmak şartiyle tetkik etmek ve aynı zamanda 1.nci maddenin (d) bendi gereğince kendisine havai» edilecek meseleleri inceliyerek buzlar hakkında tavsiyelerde bulunmak;

(b) Sözleşme, Anlaşma ve bunlara benzer diğer vesika projelerini hazırlamak, bunları devletlere ve devletlerarası teşekküllere tavsiye etmek ve kendisi tarafından lüzumlu görülecek konferanslara daveti sağlamak;

(c) Üye devletler ar atında bir istişare sistemi tesis etmek ve hükümetler arası haber mübadelesini sağlamak,

Madde — 4

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, milletlerarası deniz nakliyatı mûtat ticari usullerle hallini mümkün gördüğü meseleler hakkında, bu mutat usullerin tatbikini tavsiye eder. Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, denizcilik teşebbüslerinin tahditkâr maksatlarla yaptıkları uygunsuz tatbikatla ilgili meselelerin deniz nakliyatı sahalarındaki mutat ticari usullerle halledilmesinin mümkün olamayacağına kanaat getirmesi veya yaptığı tecrübeler neticesinde mezkûr meselelerin bu metotlarla halledilemediğini bittecrübe müşahede etmesi halinde, bu mesele Devletlerarası

Üçüncü Bölüm
Üyeler
Madde — 5

III’nüncü bölümde zikredilen şartlar dâhilinde her devlet Devletlerarası îstişari Denizcilik Teşkilâtına üye olabilir.

Madde — 6

Birleşmiş Milletlere dâhil bulunan devletler, 57nci madde hükümleri dairesinde bu Sözleşmeye iltihak etmek suretiyle Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilatına üye olabilirler.

Madde — 7

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı üyesi olmadığı halde, 19 Şubat 1948 tarihinde Cenevre’de akdolunan Birleşmiş Milletler Denizcilik Konferansına mümessil göndermeye davet edilen devletler, 57nci madde hükümleri dairesinde bu Sözleşmeye iltihak etmek suretiyle Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına üye olabilirler.

Madde — 8

6ncı ve 7nci maddelere göre üye olmak vasfını haiz bulunmayan her devlet, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının Genel Sekreteri vasıtasıyla bu Teşkilâta üye olmak talebinde bulunabilir; bu talep, ancak Konseyin tavsiyesi üzerine Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının iltihakçı üyeleri dışındaki esas üyelerinin üçte iki çoğunluğu tarafından tasvip edilmek şartıyla, ilgili devlet, 57 nci madde hükümleri dairesinde Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına üye sayılır.

Madde — 9

Sözleşmenin tatbik edilebileceği mülâhaza edilmiş bulunan bütün ülke veya ülkeler grubu, ancak bunların beynelmilel münasebetlerinin bir üye devlet veya Birleşmiş Milletler tarafından 58 inci madde gereğince teyit edilmesi ve mesul üye devlet veya icabına göre Birleşmiş Milletler tarafından Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Sekreterliğine yazılı bir işar yapılması halinde, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına şerik üye olabilir.

Madde — 10

Bir şerik üye, Sözleşme gereğince her üye devlete tanınan, hak ve mükellefiyetlere sahiptir. Bununla beraber ne Asamble seçimine ve ne de Konseye veya Denizişleri Emniyeti Komitesine iştirak edemez. Bu şarta muallâk olmak üzere, bu Sözleşmedeki «üye» kelimesi, metinde aksine bir hüküm bulunmayan hallerde, şerik üye manasına gelir.

Madde — 11

Hiçbir devlet veya ülke, Birleşmiş Milletler Genel Asamblesinin kararı hilâfına Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına üye olamayacağı gibi, bu teşkilâtta da kalamaz.

IV üncü Bölüm
Teşkilât
Madde — 12

Teşkilât, bir Asamble, bir Konsey, bir Denizişleri Emniyeti Komitesi ile, bir Genel Kâtiplik ve ihdasına lüzum görülecek yardımcı uzuvlardan terekküp eder.

Beşinci Bölüm
Asamble
Madde — 13

Asamble bütün üyelerden teşekkül eder.

Madde — 14

Asamble âdi oturum için, iki senede bir toplanır. Üye devletlerin üçte birinin Genel Sekreterliğe vâki olacak müracaatları üzerine, altmış gün evvelinden yapılacak ihbarı müteakip, veyahut herhangi bir zamanda Konsey tarafından görülecek lüzum üzerine, yine altmış gün evvelinden ihbar edilmek şartıyla, olağanüstü bir oturum yapılabilir.

Madde — 15

Asamble toplantılarında, nisabı doldurmak için, şerik üyelerden gayrı olan üyelerin ekseriyetinin bulunması icabeder.

Madde — 16
Asamblenin ödevleri şunlardır :

:(a) Her âdi oturumda, şerik üyelerden gayrı üyeler arasından, müteakip âdi oturuma kadar ödevli kalmak üzere, bir başkan ve iki asbaşkan seçmek;

(b) Sözleşmeye aykırı hükümler bulunmamak şartıyla, içtüzüğü hazırlamak;

(c) Lüzumlu gördüğü takdirde, muvakkat, veya, Konseyin tavsiyesi üzerine, daimi yardımcı organlar tesis etmek;

(d) 17nci madde gereğince, Konseyde ve 28 inci madde gereğince Denizişleri Emniyeti Komitesinde bulunacak üyeleri seçmek;

(e) Konsey raporlarını kabul ve tetkik etmek ve kendi tarafından rüyet edilen bütün meseleler hakkında mütalâa bildirmek;

( f) IXuncu bölüm gereğince, Teşkilâtın bütçesini kabul ve tasdik etmek ve malî güdümünü tâyin etmek;

(g) Teşkilâtın masraflarını tetkik ve hesaplarını kabul ve tasdik etmek;

(h) 3 üncü maddenin :(a) ve (b) bentlerinde yazılı meseleleri inceleyerek işin şekline uygun tavsiye veya münasip tekliflerde bulunmak veya Konsey tarafından Asambleye havale edilip de Asamblece kabulüne imkân görülemeyen tavsiye ve teklifleri , mucip sebepleri ile birlikte Konseye iade etmek ve bu suretle Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına tahmil edilmiş bulunan görevleri if a etmek;

(i) Denizişleri Emniyeti Komitesinin, Konsey vasıtasıyla kendisine havale edeceği, deniz emniyeti ile ilgili kaidelerin veyahut bu kaidelerde yapılacak tadil ve tashihatının kabulünü, üye devletlere teklif etmek;

(j) Teşkilâtın yetkisi dâhilinde olan bütün işleri, tetkik edilmek veya karara bağlanmak üzere, Konseye iade etmek, ancak, bu maddenin (i) bendinde belirtilen teklif salâhiyeti hiçbir veçhile Konseye devredilemez.

Altıncı Bölüm
Konsey
Madde — 17

Konsey aşağıdaki şekilde taksim olunan 16 üyeden teşekkül eder.

Bu üyelerin:

(a) 6 tanesi, milletlerarası deniz seyrüsefer servislerinin temininde en çok ilgisi bulunan memleketlerin hükümetlerinden olacak;

(b) 6 tanesi, milletlerarası deniz ticaretiyle en çok ilgili olan diğer memleketlerin hükümetlerinden bulunacak;

(c) 2 tanesi, milletlerarası deniz seyrüsefer servislerini temin etmek hususunda oldukça önemli ilgisi bulunan hükümetler arasından Asamblece intihap edilecek;

(d) Ve 2 tanesi, milletlerarası deniz ticaretinde oldukça önemli ilgisi bulunan diğer hükümetler arasından Asamblece seçilecektir.

Bu maddede belirtilen prensiplerin tatbikatında, İlk Konsey, bu Sözleşmenin (1) sayılı bendinde gösterildiği veçhile teşekkül edecektir.

Madde — 18

Bu Sözleşmenin bir numaralı ekinde belirtilen hal müstesna olmak üzere, Konsey 17nci maddenin (a) bendinin tatbikatı neticesi olarak, milletlerarası deniz seyrüsefer servislerinin temininde en çok ilgisi bulunan üye devletleri tâyin eder; Asamble aynı şekilde 17nci madde (c) bendinin tatbikatı neticesi olarak, bu gibi deniz seyrüsefer servislerinin temini hususunda oldukça önemli ilgisi bulunan üye devletleri tâyin eder.

Bu tâyinler, 17nci maddenin,(a) ve (c) bentleri gereğince Konseyde temsil edilen üyelerin verecekleri reylerin ekseriyeti ile yapılır. Bundan sonra Konsey, 17nci maddenin (b) bendinin tatbikatı neticesi olarak, milletlerarası deniz ticaretiyle en çok ilgili bulunan üye devletleri tâyin eder.

Her Konsey, Asamblenin her alelade oturumundan mâkul bir müddet evvel, bu tâyinleri intaç eder.

Madde — 19

17nci madde gereğince Konseyi teşkil eden üyeler, Asamblenin bu Konseyi takibeden âdi oturumu sonuna kadar görevlerinde kalırlar. Görevinden ayrılan üyeler, yeniden seçilebilirler.

Madde — 20

(a) Konsey kendi başkanını seçer ve bu Sözleşme hükümlerine aykırı olmamak şartıyla çalışma usullerini tesbit eder.

(b) Konseyin 12 üyesi bir nisap teşkil eder.

(c) Konsey, bir ay evvel yapılan ihbarı mütaakıp, başkanının daveti veya üyelerinden en az 4 ünün talebi üzerine, kendi görevinin muvaffakiyetle başarılmasının icabettirdiği kadar sık toplanır. Bu toplantılar Konseyin tensibedeceği her hangi bir yerde yapılır.

Madde — 21

Konsey, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının kendi üyelerinden birini ilgilendiren bir konuyu müzakere ettiği zaman, alınacak kararlarda oy hakkı bulunmamak üzere, ilgili üyeyi, müzakerelere iştirake davet eder.

Madde — 22

(a) Konsey, Denizişlcri Emniyeti Komitesinin tavsiye ve raporlarını alır ve bunları, kendi görüş ve tavsiyeleri ile birlikte Asambleye ve Asamblenin toplantı halinde bulunmaması takdirinde, bilgi edinilmek üzere üye devletlere gönderir.

(b) 29ncu maddedeki konularla ilgili olmak üzere meydana gelecek meseleler, Denizişleri Emniyet Komitesi tarafından incelenmedikçe, Konsey tarafından tetki k olunamaz.

Madde — 23

Konsey, Asamblenin tasvibiyle, Genel Sekreteri tâyin eder. Konsey lüzumlu personeli toplamak hususunda gerekli bütün tedbirleri alır ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtı tarafından ittihaz edilen hükümlerle Birleşmiş Milletleri n ihtisas teşekkülleri taralından konulan nizamlardan mümkün olduğu kadar ilham alarak, personelin ve Genel Sekreterin çalışma şeraitini tesbit eder.

Madde — 24

Her alelade oturumda, Konsey, Asambleye bir evvelki oturumundan beri teşkilât tarafından yapılan çalışmalar hakkında rapor verir.

Madde — 25

Konsey, teşkilâtın hesapları ve gider hakkındaki tahminlerini, kendi görüş ve tavsiyeleriyle birlikte Asambleye bildirir.

Madde — 26

Konsey, XII . bölüm hükümleri dairesinde, diğer kurullarla kendi arasındaki münasebetleri tanzim bakımından gereken anlaşmaları yapmaya veya tedbirleri almaya yetkilidir. Bu anlaşma ve tedbirler Asamblenin tasvibine arz edilir.

Madde — 27

Konsey, Asamblenin oturumları arasında kalan süre içinde, 16ncı maddenin (i) bendindeki konularla ilgili olarak yapılması gerekli tavsiyeler müstesna olmak üzere, teşkilâta tahmil olunan bütün vazifeleri ifa eder.

Yedinci Bölüm
Denizişleri Emniyet Komitesi
Madde — 28

(a) Denizişleri Emniyeti Komitesi, denizişleri emniyeti mevzularında önemli ilgisi bulunan üye devletler arasından Asamble tarafından seçilen 14 üyeden teşekkül eder. Bu memleketlerden asgari sekizi, ticaret filosu en önemli olanlardın seçilir; diğer üyelerin seçiminde ise, bir taraftan tebaalarının mühim bir kısmı, gemi mürettebatı olarak çalışmak veya çok miktarda kamara ve güverte yolcu nakliyatı ile ilgili bulunmak itibariyle, deniz işleri emniyeti mevzularında mühim menfaati bulunan üye memleket hükümetlerinin, diğer taraftan da. başlıca coğrafi mıntıkaların muadelet dâhilinde temsil edilmeleri sağlanır.

(b) Denizişleri Emniyeti Komitesi üyeleri 4 senelik bir müddet için seçilirler ve tekrar seçilme hakları vardır.

Madde — 29

(a) Denizişleri Emniyeti Komitesi deniz seyrüseferine yapılacak yardımlar, gemilerin yapım ve donanımı, mürettebatın emniyeti ile ilgili meseleler, denizde çatışmayı önlemeye mütedair nizamat, tehlikeli yükleri n tahmil ve tahliye işleri, denizişleri emniyetinin düzene konması, hidrografik bilgilerle ilgili haberleşme, gemi jurnali ve seyrüseferle ilgili vesaik, deniz kazaları tahkikatı, denizde can ve mal kurtarılması gibi teşkilâtın yetkisi dâhilinde olan denizişleri emniyeti ile doğrudan doğruya münasebetli bütün diğer meseleleri tetkik eder.

(b) Denizişleri Emniyeti Komitesi, kendisine Sözleşme veya Asamble tarafından tahmil olunan veya bu madde çerçevesi dâhilinde, devletlerarası diğer anlaşma vesikaları ile tevdi edilmesi melhuz bulunan ödevleri hüsnüsuretle ifa için gerekli bütün tedbirleri alır.

(c) Denizişleri Emniyeti Komitesi, XII. bölüm hükümlerini göz önünde bulundurmak şartıyla, nakliye ve ulaştırma ile iştigal eden ve bu münasebetle kurtarma ve emniyet bakımından deniz seyrüseferi, havacılık, telekomünikasyon ve meteoroloji sahalarındaki faaliyetlerin koordinasyonunu kolaylaştırmak ve denizdeki emniyeti kuvvetlendirmek suretiyle gayesine erişmesi hususunda teşkilâta yardım etmeye muktedir olan devletlerarası diğer teşekküllerle sıkı münasebetler tesis ve idam ettirmekle mükelleftir.

Madde — 30

Denizişleri Emniyeti Komitesi, Konseyin tavassutu ile;

(a) Üyeler tarafından yapılan, emniyet ile ilgili nizamname tekliflerini veya bu gibi mevcut nizamnamelerde yapılması talebolunan tadilleri, kendi tefsir veya tavsiyeleriyle birlikte, âdi oturumları sırasında, Asambleye sunar.

(b) Asamblenin son âdi oturumundan beri geçen zaman zarfında yaptığı işler hakkında Asambleye rapor verir.

Madde — 31

Denizişleri Emniyeti Komitesi, normal olarak senede bir defa ve komitenin beş üyesi tarafından vâki olacak talep üzerine de, sair zamanlarda toplanır. Bu komite, her sene yaptığı oturumda, kendi idare heyetin i seçer ve içtüzüğünü hazırlar. Komitenin ekseriyeti bir nisap teşkil eder.

Madde — 32

Denizişleri Emniyeti Koimtesi, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının bir üyesini doğrudan doğruya ilgilendiren bir meseleyi müzakere ettiği zaman bu üyeyi, rey hakkı olmaksızın müzakerelere iştirake davet eder.

Sekizinci Bölüm
Sekreterlik
Madde — 33

Sekreterlik, Genel Sekreter, Denizişleri Emniyeti Komitesi Sekreteri ve Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına lüzumlu personelden müteşekkildir. Genel Sekreter, Teşkilâtın en yüksek uzvu olup, 23ncü madde hükümleri dairesinde, yukarıda zikredilen personeli tâyin eder.

Madde — 34

Genel Sekreterlik, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına ait vazifelerin ifası bakımından lüzumlu olan bütün evrak ve arşiv muamelâtını muntazam bir şekilde idare etmek ve Asamble, Konsey, Denizişleri Emniyeti Komitesi ve Teşkilât tarafından ihdas edilebilecek diğer yardımcı teşekküllerin çalışmalarına faydalı olabilecek notları, vesaiki, gündemleri, zabıtname ve malûmatı hazırlamak, toplamak ve tevzi etmekle mükelleftir.

Madde — 35

Genel Sekreter, senelik hesapları olduğu kadar, her yılın gelir-gider tahminlerini ayrı ayrı gösteren iki senelik bir bütçeyi tanzim ile Konseye sunar.

Madde — 36

Genel Sektör Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının faali ­ yetinden üye devletleri haberdar etmekle mükelleftir. Her üye Devlet Genel Sekreterle irtibatı sağlayacak bir veya birkaç mümessil tâyin edebilir .

Madde — 37

Genci Sekreter ve diğer personel vazifelerinin ifasında, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı dışındaki her hangi bir devlet veya makamdan talimat isteyemez ve alamazlar. Bunlar, beynelmilel memurluk durumlarıyla kabil i telif olmayan her hareketten içtinap etmek zorunda olup, yalnızca Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına karşı sorumludurlar. Teşkilâtın her üyesi, Genel Sekreter ve diğer personelin münhasıran beynelmilellik vasıflarına hürmet etmeye ve bunlara, vazifelerin in ifasında her hangi bir şekilde tesir icrasından sakınmaya mecburdurlar.

Madde — 38

Genel Sekreter Sözleşme, Asamble, Konsey ve Denizişleri Emniyeti Komitesi tarafından kendisine tahmil olunabilecek bütün diğer vazifeleri üzerine alır.

Dokuzuncu Bölüm
Malî hükümler
Madde — 39

Her üye devlet, Asamble nezdindeki murahhas heyetinin olduğu kadar, Konseyde, Denizişleri Emniyeti Komitesinde ve bütün diğer yardımcı komite ve uzuvlardaki mümessillerinin maaş, yolluk ve diğer masraflarını deruhte eder.

Konsey, Genel Sekreter tarafından tanzim edilen hesaplarla, bütçe tasarısını tetkik eder ve kendi müşahede ve tavsiyeleri ile birlikte Asambleye sunar.

Madde — 41

(a) Asamble, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı ile Birleşmiş Milletler Teşkilâtı arasında yapılabilecek bütün anlaşmaları göz önünde bulundurmak şartıyla, bütçe tasarısını tetkik ve tasvip eder.

(b) Asamble, Konseyin bu konudaki tekliflerin i hesaba katmak suretiyle, masrafların tutarını, kendi tâyin etmiş olduğu bir bareme göre bütün üyeler arasında taksim eder.

Madde — 42

Vâdeleri hulul ettiği tarihten itibaren bir senelik bir müddet zarfında Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına karşı olan malî vecibelerini yerine getirmeyen her hangi bir üye Devlet, ne Asamble, ne Konseyde ve ne de Denizişleri Emniyeti Komitesinde oy verme hakkına mâlik değildir; bununla beraber Asamble arzu ettiği takdirde bu hükümler hilâfına hareket edebilir.

Onuncu Bölüm.
Oy verme
Madde — 43

Asamble, Konsey ve Denizişleri Emniyeti Komitesinde, oylar aşağıdaki hükümler dairesinde verilir

(a) Her üye devlet bir oya sahiptir;
(b) Asamble, Konsey veya Denizişleri Emniyet i Komitesine vazife ve salâhiyet tevcih eden beynelmilel bir sözleşme veya anlaşmada, aksine bir hüküm bulunmaması halinde sözü edilen teşekküllerin kararları, hazır bulunan oy sahibi üyelerin çoğunluğu, ve üçte iki bir ekseriyetin lüzumu halinde ise, hazır üyelerin üçte iki çoğunluğu ile kabul olunur.
(c) Bu Sözleşme tatbikinde, «hazır bulunan ve oy veren üyeler» tâbiri «hazır bulunan ve müspet veya menfi bir oy veren üyeler» demektir. Müstenkif üyeler, oy vermemiş sayılırlar.

Onbirinci Bölüm
Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının merkezi
Madde — 44

(a) Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtının merkezi Londra’dadır.
(b) Gerektiği takdirde, üçte iki ekseriyeti ile Asamble, Teşkilât merkezini başka bir yere nakledebilir.
(c) Asamble, konseyin lüzumlu görmesi halinde, teşkilât merkezinden başka herhangi bir yerde toplanabilir.

Onikinci Bölüm
Birleşmiş Milletlerle ve diğer teşekküllerle münasebetler
Madde — 45

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, Birleşmiş Milletler Anayasasının 57nci maddesi gereğince, denizcilik sahasında ihtisas sahibi b ir teşekkül olarak Birleşmiş Milletler Teşkilâtına bağlanacaktır. Bu münasebetler, Birleşmiş Milletlerin Anayasasının 63 üncü maddesi gereğince ve Sözleşmenin 36nci maddesi hükümleri dairesinde Birleşmiş Milletler Teşkilatıyla akdedilecek bir Anlaşma ile tesis olunacaktır.

Madde — 46

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı ile, Birleşmiş Milletlerin diğer bir müessesesini ilgilendiren müşterek menfaat meseleleri zuhur ettiği takdirde, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı bu müessese ile teşriki mesai edecek ve bu meselelerin müştereken tetkik i için gereken tedbirleri alacaktır.

Madde — 47

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, salâhiyeti dahilindeki bütün meselelerde, Birleşmiş Milletlerin ihtisas teşekküllerinden olmadığı halde, kendi takibettiği gayelere uygun menfaat ve faaliyetleri bulunan diğer devletlerarası teşekküllerle iş birliği yapmaya yetkilidir.

Madde — 48

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, devlet teşekkülü olmayan sair beynelmilel teşekküllerle müzakerede bulunmak ve iş birliği yapmak üzere, her türlü faydalı anlaşmalar yapabilir.

Madde — 49

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, oyların üçte iki çoğunluğu ile Asamble tarafından tasvibcdilmesi şartıyla, devletlerarası olsun veya olmasın, diğer bütün beynelmilel teşekküllerden bunların yetkili makamlarınca mütekabiliyet esasına göre akdolunmuş beynelmilel anlaşma ve uzlaşma gereğince kendisine devir ve havale edilecek olan bütün yetki, hak ve vecibeleri almaya yetkilidir. Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı aynı zamanda, kendi yetkisi dâhilinde olup, beynelmilel bir vesika gereğince her hangi bir hükümete tevdi edilmiş bulunan, bütün idari işleri deruhte edebilir.

Onüçüncü Bölüm
Hukuk i yetkiler, imtiyazlar ve muafiyetler
Madde — 50

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına tanınacak veya mevcudiyeti münasebetiyle verilecek olan hukuki yetki, imtiyaz ve muafiyetler Birleşmiş Milletle r Asamblesi tarafından 21 Kasım 1947 tarihinde tasdik ve tescil edilmiş bulunan ihtisas teşekküllerinin imtiyaz ve muafiyetleri hakkındaki Genel Sözleşmede tarif edilmiştir. Yukarıda zikredilen Genel Sözleşmenin 36 ve 33nci bölümleri dairesinde Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı tu rafından tasvibedilen nihai (veya tadil edilmiş) zeyil metni dolayısiyle değacak olan tadilât hükümleri mahfuzdur.

Madde — 51

Her üye, teşkilâtla ilgili Genel Sözleşmeye iltihak etmediği müddetçe, bu sözleşmenin II sayılı eki hükümlerini uygulamayı taahhüt eder.

Ondördüncü Bölüm
Tadilât
Madde — 52

Sözleşmede yapılacak tadilât projesi metinleri, Asamblenin tetkiki ­ ne arz edilmeden en az 6 ay evvel, genel sekreter tarafından üye devletlere bildirilir . Konseyde temsil olunan üye devletlerin ekseriyeti dâhil olmak üzere, oyların üçte iki çoğunluğu ile, tadilât Asamble tarafından kabul olunur. Şerik üyeler dâhil bulunmamak şartıyla, Teşkilât üyelerinin üçte ikisi tarafından tasdik olunan her tadilât, daha evvel bunu kabul etmediğine dair bir takrir vermiş olanlar hariç olmak üzere, tasdik tarihinden 12 ay sonra, bütün üyeler için mer’iyete girer. Asamble, bir tadilâtın kabulü sırasında, bu tadilâtı, yürürlüğe girme tarihinden itibaren geçecek 12 ay zarfında, kabul etmeyeceğini bir takrir ile bildirmiş bulunan her hangi bir üyenin, bu sürenin hitamında, Sözleşme ile ilgisi kesileceğine dair, üçte iki çoğunluk ile bir karar alabilir.

Madde — 53

52 nci maddede belirtilen şartlar dâhilinde kabul edilmiş olan her tadilât, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi ve bu makam tarafından da bütün üyelere, geciktirilmeksizin tebliğ olunur.

Madde — 54

52 nci maddede belirtilen, kabul veya ademi kabul takrirleri , Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından hıfzedilmek üzere, bu Makama yazılı olarak gönderilir. Genel Sekreter, sözü edilen vesikanın alındığını, tadilâtın yürürlüğe giriş tarih i ile birlikte, üyelere bildirir.

Onbeşinci Bölüm
Tefsir
Madde — 55

Bu Sözleşmenin tefsir veya tatbikinde çıkacak her ihtilâf veya mesele ihtilaflı tarafların mutabakatı şartiyle, başka şekillerde hal ve tesviye edilmek üzere Asambleye sunulur. Bu maddedeki hiçbir hüküm, Konseyin veya Denizişleri Emniyeti Komitesinin, ödevli bulundukları süre esnasında çıkacak böyle bir ihtilâfı veya böyle bir meseleyi tanzim etmek hakkına halel getirmez.

Madde — 56

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, 55nci maddede gösterile n yollardan halledilemeyen her hukuk mevzuunu, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Anayasasının 96 nci maddesi gereğince, İstişari mahiyetteki reyini almak üzere, Milletlerarası Adalet Divanına tevdi eder.

Onaltıncı Bölüm
Çeşitli hükümler
Madde — 57
İmza ve kabul

Bu Sözleşme, III üncü bölüm hükümleri gereğince, kabul ve imzaya açık bulunacak ve devletler bu Sözleşmeye aşağıdaki şekilde iltihak edebileceklerdir :

1. Kabul takdirinde, kayıtsız şartsız yapılacak imza ile;
2. İhtirazı kayıtla kabulü takibeden imza ile ;
3. Kabul ile.

Kabul, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, verilecek resmî bir vesika ile tahakkuk eder.

Madde — 58
Ülkeler

(a) Üye devletler, Sözleşmeye iştiraklerinin, beynelmilel münasebetlerini sağladıkları ülkelerden birine veya bir gruba veya hepsine birden şâmil olacağını, her an beyan edebilirler.
(b) Bu Sözleşme, beynelmilel münasebetleri üye devletlerce sağlanan ülkelere, ancak bu maddenin (a) bendi hükümleri dairesinde, bunlar namına bir beyanda bulunulmuş olması halinde, tatbik olunur.
(c) Bu maddenin (a) bendi gereğince yapılacak beyanlar, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi olunur ve bunun birer kopyası mezkûr makam tarafından Birleşmiş Milletler Denizcilik Konferansına davet edilen devletlerle, üye olacak diğer bütün devletlere ulaştırılır.
(d) Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, herhangi bir vesayet anlaşması gereğince, bazı ülkelerin idaresi ile mükellef bulunduğu takdirde, himayesi altında bulunan bu ülkelerden biri veya bir grubu veya hepsi namına 57nci madde hükümleri gereğince Sözleşmeyi kabul edebilir.

Madde — 59
Ayrılış

(a) Üye devletler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine yapacakları yazılı bir ihbarı müteakip, Teşkilâttan ayrılabilirler. Bu makam da keyfiyeti derhal Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı Genel Sekreteri ile diğer üye devletlere bildirir. Ayrılış ihbarı, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 12 aylık bir müddetin hitamından sonra, her zaman yapılabilir. Ayrılış, yazılı ihbarın, Teşkilât Genel Sekreterliğine muvasalatından 12 ay sonra hüküm ifade eder.

(b) 58 inc i maddede zikredilen ülke ve ülke gruplarında bu Sözleşmenin sona ermesi, bunların dış münasebetlerini sağlamakla mükellef üye tarafından veya idaresi Birleşmiş Milletlere bırakılmış bir vesayet ülkesi ise, Birleşmiş Milletlerce yapılacak yazılı bir işar üzerine her an mümkündür. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri keyfiyeti derhal bütün üye devletlerle, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı Genel Sekreterine bildirir. Bu ihbar, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine muvasalatından 12 ay sonra hüküm ifade eder.

On Yedinci Bölüm
Yürürlük.
Madde — 60

Bu Sözleşme, yedisi en az bir milyon gros tonluk bir ticaret filosuna sahip olmak üzere 21 devletin, 57 nci madde hükümleri gereğince, bu Sözleşmeyi kabul etmesi tarihinden itibaren, yürürlüğe girer.

Madde — 61

Her devletin Sözleşmeye iltihak tarihi ile Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından Birleşmiş Milletler Denizcilik Konferansına davet edilen bütün devletlerle, üye olacak bütün diğer devletlere, bildirilir .

Madde — 62

İngilizce, Fransızca ve İspanyolca metinleri aynı derecede muteber olan bu Sözleşmenin aslı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi olunacak ve bu makam Sözleşmenin tasdikli birer örneklerini, Birleşmiş Milletler Konferansına davet edilen devletlerle, üye olacak bütün diğer devletlerin her birine gönderecektir.

Madde — 63

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, bu Sözleşmeyi, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren tescil etmeye yetkilidir.

Cenevre’de 6 Mart 1948 tarihinde tanzim olunmuştur.

Hükümetleri tarafından, usulüne tevfikan yetkilendirilmiş bulunan aşağıda imzaları bulunan mümessiller, bu Sözleşmeyi imza etmişlerdir.

E k : I
İlk Konseyin kuruluşu

İlk Konsey, 17nci maddede zikrolunan prensipler dairesinde, aşağıdaki şekilde tertip olunacaktır.
I(a) 17 nci maddenin (a) fıkrasında belirtilen altı üye şunlardır :
Amerika Birleşik Devletleri
Yunanistan
Norveç
Kolanda
İngiltere
İsveç

(b) 17 nci maddenin (b) fıkrasında belirtilen altı üye şunlardır :
Arjantin
Avustralya
Belçika
Kanada
Fransa
Hindistan

(c) B u zeylin, (a) fıkrasında gösterilen altı üye tarafından teklif edilecek üsteden, 17nci maddenin (c) fıkrası gereğince Asamble tarafından seçilen iki üye :

(d) Beynelmilel deniz ticaretinde oldukça önemli menfaati bulunan üyeler, arasından 17nci maddenin (d) fıkrası gereğince Asamble tarafından seçilen iki üye.

25 TEMMUZ 1956

E k : II
(51 inci maddede zikredilen)
Hukuki yetki, imtiyaz ve muafiyetler

Üye devletler, Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtını ilgilendiren ihtisas müesseselerinin muafiyet ve imtiyazlarına mütedair Genel Sözleşmeye iltihak etmedikleri müddetçe Teşkilâtla olan münasbetlerinde, hukuki yetki, imtiyaz ve muafiyetlerle ilgil i aşağıdaki hükümleri tatb ik ederler :

Kısım : 1

Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, üyelerinin her birinin memleketinde, gayelerinin tahakkuku ve vazifelerinin görülmesi hususunda lüzumlu, hukuki yetkiyi haizdir.

Kısım : 2

a) Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtı, üyelerinin her birinin memleketinde, gayelerinin tahakkuku ve vazifelerinin görülmesi hususunda lüzumlu imtiyaz ve muafiyetlerden faydalanır.

b) Yardımcı ve müşavirler de dâhil olmak üzere, üyelerin mümessiller i ile Teşkilâtın memur ve müstahdemleri, Teşkilât içerisinde deruhte ettikleri görevleri tam bir istiklâl içinde başarabilmek için gerekli imtiyaz ve muafiyetlerden aynı şekilde faydalanırlar.

Kısım : 3

Bu ekin 1 ve 2 numaralı kısımları hükümlerinin tatbiki için, üyeler, imkân nispetinde, ihtisas teşekküllerinin imtiyaz ve muafiyetleri hakkındaki Genel Sözleşmenin tip şartlarına uyacaklardır.

Dava: Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi

0

Dava: Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi, Avukat Sadakat Kadri tarafından yazılmış, Gökhan Arıkan tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş  ve KOLEKTİF KİTAP’tan basılmıştır. 

“Yeryüzünde hüküm verme hakkı tam olarak kime tanınmıştır?”

Uluslararası insan hakları davalarıyla tanınan avukat ve gazeteci Sadakat Kadri, Sokrates’in meşhur savunmasından engizisyona, cadı avından hayvanların yargılandığı mahkemelere, Nürnberg’den Stalin döneminin düzmece duruşmalarına, ırkçı önyargılardan savaş suçlarının yargılanmasına uzanan hattı izleyerek farklı hukuk sistemlerini ve tarihin ünlü ceza davalarını masaya yatırıyor. Alice’in harikalar
diyarında çalıntı turtalar için kurulan mahkemeyi, toprağı eşelemekten yargılanan üç köstebeği ya da bir kan davasını anlatan Kuzey’in ünlü destanı Yanık Njall’ı unutmadan, ayrıntıları ciddiye alarak, mizahı da ihmal etmeksizin yargılamanın tarihini usta bir hikayeci diliyle aktarıyor.

Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi

Farklı dönem ve konular ekseninde ilerleyen Dava cezalandırma yöntemlerini sorgulayıp ceza davalarını takip ederken günümüze de damgasını vuran cadı avları, hukuksuz yargılamalar ve haksız kararlar üzerine yeniden düşünmeye vesile oluyor.

Sadakat Kadri ceza davasının asırlar süren gelişimini zeka ve mizahla örülmüş berrak bir dille takip ediyor.
Etkileyici bir eser.

– The Times

Büyüleyici, rengarenk ve hikayelerle dolu. Kadri’nin panoramik bakışı okura günümüzün karmaşık dünyasını anlamakta yardımcı olacak ahlaki ve siyasi kavrayışlar sunuyor. Gerçek bir başarı.

– Guardian

Yazar Sadakat Kadri Hakkında

 Yazar, 1964 yılında Pakistanlı ve Finli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya  geldi. Trinity College’da tarih ve hukuk okuyarak birincilikle mezun oldu ve Harvard Hukuk Fakültesinden yüksek lisans derecesi kazandı. New York Barosu’na kaydını yaptırarak serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nde gönüllü olarak çalıştı. 2005 yılında “The Trial: A History, from Socrates to OJ Simpson” isimli eserini yazdı. 2012 yılında “Heaven on Earth” adlı eserini kaleme aldı. Halen Londra’da yaşamakta,  New Statesman ve London Review of Books adlı dergilerde hukuk temelli makaleler yazmaktadır.

Hukuk Kavramı ve Hukukun Geçerliliği

0
Hukuk Kavramı ve Hukukun Geçerliliği

Alman hukuk felsefecisi ve hukukçu Robert Alexy tarafından kaleme alınan “Hukuk Kavramı ve Hukukun Geçerliliği” (orijinal adıyla: Begriff und Geltung des Rechts), modern hukuk teorisinin en önemli köşe taşlarından biridir. Eser, hukukun tanımını ve geçerliliğini netleştirmek için sistematik bir çerçeve sunmaktadır.

Kitabın Tanıtım Bülteni 

Dünya genelinde 13’ten fazla dile çevrilen bu eser, çağdaş hukuk kuramında bir klasik olarak kabul edilmektedir.

Bu kitabın merkezinde hukuk ve ahlak arasındaki ilişki bulunmaktadır. Hukuki pozitivizm bu ikisinin ayrılması gerektiğini iddia eder.  Hukuki pozitivizme göre hem hukuk kavramı ve hem de hukukun geçerliliği ahlak dışında tanımlanmalıdır.  Robert Alexy bu tezin yanlış olduğunu göstermeye çalışmaktadır. İlk olarak hukuk ve ahlak arasında zorunlu kavramsal bir bağ bulunmaktadır, ikinci olarak, hukuk kavramını ve hukukun geçerliliği kavramını, ahlaki unsurları içerecek şekilde tanımlamanın lehinde normatif nedenler vardır. Bu nedenlerle hukuki pozitivizm hukukun kapsayıcı bir tezi olarak başarısızlığa uğramaktadır.

Bu tezler kitaba eklenen “Hukukun İkili Doğası” makalesiyle pratik aklın kurumsallaştırılmasının bir sistemi olarak geliştirilmiştir. Bu sistem demokratik anayasa devletinin temel unsurlarını  içermektedir.

Kitabın Konu Başlıkları
  • Hukuki Pozitivizm Sorunu
  • Hukuk Kavramı
  • Hukukun Geçerliliği
  • Tanımlar

Hukuk Kavramı ve Hukukun Geçerliliği

Orhan Doğan

0
Avukat Orhan Doğan

Avukat ve milletvekili Orhan Doğan, 25 Temmuz 1955’te dünyaya geldi. (Ölümü: 29 Haziran 2007) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1989 yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucusu oldu. 1991 yılında İHD il başkanlığı yaptı. HEP’in kurucu üyeliğinin ardından 1991 seçimlerinde  SHP  listelerinden Şırnak milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Leyla Zana’nın 6 Kasım 1991’de, TBMM 19. Yasama Dönemi için yapılan yemin töreninde, Türkçe başladığı yemini Kürtçe “Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum” cümlesiyle tamamlaması, meclis salonunda tepkiyle karşılanmıştı. Bu yeminin ardından hakkında soruşturma başlatılmış, ardından Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 15 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Bu karar üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu ve yapılan yargılama sonucu Türkiye 25 bin dolara mahkûm edildi. Dava 2004 yılında Yargıtay’ın beraat kararı ile sonuçlandı. 2007 genel seçimlerinde Şırnak’tan bağımsız milletvekili adayı olmak istedi ancak  adaylık talebi YSK tarafından veto edildi. 29 Haziran 2007’de yaşamını yitirdi.

Ağır Uluslararası İnsan Hakları Hukuku İhlalleri ve Ciddi Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlalleri Mağdurlarının Çözüm ve Tazminat Hakkına Dair Temel Prensipler ve Kurallar

0

Ağır Uluslararası İnsan Hakları Hukuku İhlalleri ve Ciddi Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlalleri Mağdurlarının Çözüm ve Tazminat Hakkına Dair Temel Prensipler ve Kurallar(Basic Principles and Guidelines on the Right to a Remedy and Reparation for Victims of Gross Violations of International Human Rights Law and Serious Violations of International Humanitarian Law), 16 Aralık 2005 tarihli ve  64’üncü genel kurul toplantısında kararlaştırılmış, 60/147 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı ile kabul ve ilan edilmiştir.

İlkelerin oluşturulması 20 yıl süren bir araştırmaya dayanmaktadır. İlkelerin taslağı, 1986’dan 1991’e kadar BM’nin Ağır İnsan Hakları İhlalleri Mağdurlarının Tazminat Hakkı konusundaki özel raportörü olarak görev yapan Hollandalı hukukçu Theo van Boven tarafından hazırlanmıştır ve Van Boven İlkeleri olarak bilinmektedir. BM Kararının Türkçe tercümesi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi adına hukukçu ve bağımsız araştırmacı Güley Bor tarafından yapılmıştır.

Kararın amacı, mağdurlara telafi edici yolar bulmak ve devletlere tazminatlara ilişkin kamu politikalarının uygulanmasında rehberlik ve onları bu yönde teşvik etmektir.

Ağır Uluslararası İnsan Hakları Hukuku İhlalleri ve Ciddi Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlalleri Mağdurlarının Çözüm ve Tazminat Hakkına Dair Temel Prensipler ve Kurallar

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri, diğer ilgili insan hakları belgeleri ve Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı rehberliğinde,

Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları için başvuru ve onarım meselesinin ulusal ve uluslararası düzeyde sistematik ve etraflıca biçimde ele alınmasının önemini onaylayarak,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve alandaki uluslararası hukuku yeniden onayladığının farkında olarak,

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasların İnsan Hakları Komisyonu’nun 2005/35 sayılı ve 19 Nisan 2005 kararı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, Genel Kurul’un Temel İlke ve Esasları kabul etmesini öneren, 2005/30 sayılı ve 25 Temmuz 2005 tarihli kararı ile kabul edildiğini anımsayarak,

1. İşbu kararın ekindeki Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasları kabul eder;

2. Devletlere, Temel İlke ve Esasları dikkate almalarını, bunlara saygı gösterilmesini teşvik etmelerini ve bunları hükümetin bilhassa kolluk kuvveti yetkilileri ve ordu ile güvenlik güçleri dahil yürütme kurumlarına, yasama kurumlarına ve yargıya mensup olanların, mağdurların ve temsilcilerinin, insan hakları savunucularının ve avukatların, medyanın ve genel olarak kamunun dikkatine getirmelerini önerir;

3. Genel Sekreter’den, Temel İlke ve Esasları Hükümetlere ve hükümetler arası ile hükümetler dışı örgütlere iletmek ve Temel İlke ve Esaslara İnsan Hakları: Uluslararası Metinlerin Derlemesi başlıklı Birleşmiş Milletler yayınında yer vermek dahil olmak üzere, Temel İlke ve Esasların Birleşmiş Milletler’in tüm resmi dillerinde mümkün olan en geniş dağıtımını sağlayacak adımları atmasını talep eder.

Ek

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

Başlangıç

Genel Kurul,

Çok sayıda uluslararası metinde bulunan, uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri ve özellikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 6. maddesi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 14. maddesi, ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 39. maddesini, ve uluslararası insancıl hukukun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan 18 Ekim 1907 tarihli Kara Savaşı Kuralları ve Teamüllerine İlişkin Lahey Sözleşmesi’nin (IV. Sözleşme) 3. maddesi, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek ve Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunmasına ilişkin 8 Haziran 1977 tarihli Protokol’ün (Protokol I) 91. maddesi, ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 68 ve 75. maddelerini anımsayarak,

Bölgesel sözleşmelerde bulunan ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri, özellikle İnsan ve Halkların Hakları Afrika Şartı’nın 7. maddesi, İnsan Hakları Amerika Sözleşmesi’nin 25. maddesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 13. maddesini anımsayarak,

Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muameleye İlişkin Yedinci Birleşmiş Milletler Kongresi’ndeki müzakerelerden doğan Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’ni ve Genel Kurul’un Kongre tarafından önerilen metni kabul ettiği 40/34 sayılı ve 29 Kasım 1985 tarihli Kurul kararını anımsayarak, Mağdurlara merhamet ve onurlarına saygı ile muamele edilmesi, mağdurların adalete ve giderim mekanizmalarına erişim hakkına bütünüyle saygı duyulması ve mağdurlar için uygun hakların ve başvuruların hızlıca geliştirilmesinin yanı sıra mağdurlara tazminat için ulusal fonların kurulması, güçlendirilmesi ve genişletilmesinin teşvik edilmesi gerektiği dahil olmak üzere Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’nde ifade edilen prensipleri yeniden onaylayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün “eski hale getirme, tazminat ve iyileştirme dahil olmak üzere, mağdurlara veya mağdurlar ile ilgili olarak onarıma ilişkin ilkelerin” oluşturulmasını gerektirdiği, Taraf Devletler Meclisi’nin Mahkeme’nin yargı yetkisine dahil suçların mağdurlarının ve bu mağdurların ailelerinin yararına bir emanet fonu kurulmasını gerektirdiği, ve Mahkeme’ye “mağdurların güvenliği, fiziksel ve psikolojik sağlığı, onuru ve
mahremiyetini korumasını” ve “yargılamanın, Mahkeme’nin uygun olarak tespit ettiği aşamalarının” tümünde mağdurların katılımına izin vermesini emrettiğini belirterek,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların, çok şiddetli doğaları gereği insan onuruna tahkir teşkil eden uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine ilişkin olduğunu onaylayarak,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların uluslararası hukuk veya iç hukuk uyarınca yeni yükümlülükler şart koşmadığını, ancak normları bakımından tamamlayıcı olmakla birlikte farklı olan uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuk altında mevcut hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için mekanizmaları, usulleri, prosedürleri ve yöntemleri tespit ettiğini vurgulayarak,

Uluslararası hukukun, Devletlerin uluslararası yükümlülükleri ve iç hukukun gerekliliklerine uygun olarak veya uluslararası yargı organlarının uygulanabilir tüzüklerinde öngörüldüğü şekilde, belirli uluslararası suçların faillerinin kovuşturulması yükümlülüğünü içerdiğini ve kovuşturma ödevinin, uluslararası hukuki yükümlülüklerin iç hukuktaki şartlar ve usuller uyarınca yürütülmesini sağlamlaştırdığını ve tamamlayıcılık kavramını desteklediğini anımsayarak,

Mağduriyetin çağdaş biçimlerinin özünde kişilere yöneltilmiş olmasına rağmen kolektif olarak hedeflenen kişiler topluluğuna da yöneltilebileceğini belirterek,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve uluslararası hukuk ilkelerinden hesap verilebilirlik, adalet ve hukukun üstünlüğünü yeniden onayladığının farkında olarak,

Mağdur odaklı bir bakış açısı kabul eden uluslararası toplumun, bu şekilde aşağıdaki Temel İlke ve Esaslara uygun olarak uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun ihlalleri dahil olmak üzere uluslararası hukuk ihlallerinin mağdurları ve ilaveten insanlığın bütünü ile de insani dayanışmayı onayladığına kanaat getirerek,
Aşağıdaki Temel İlke ve Esasları kabul eder:

I. Uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü

1. İlgili mevzuatlarda öngörülen, uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü aşağıdakilerden kaynaklanmaktadır:

(a) Bir Devletin taraf olduğu anlaşmalar;
(b) Uluslararası teamül hukuku;
(c) Her Devletin iç hukuku.

2. Devletler, henüz yapmadılar ise, uluslararası hukukun gerektirdiği üzere, aşağıdakiler aracılığıyla iç hukuklarının uluslararası hukuki yükümlülükleri ile uyumlu olmasını sağlayacaklardır:

(a) Uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun normlarını iç hukuklarına dahil etmek, ya da bu normları iç hukuk sistemlerinde başkaca şekilde uygulamak;
(b) Adalete adil, etkili ve hızlı erişim sağlayan uygun ve etkili yasal ve idari usulleri ve diğer uygun tedbirleri benimsemek;
(c) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, yeterli, etkili, hızlı ve uygun başvuru yollarını hazır bulundurmak;
(d) İç hukuklarının mağdurlar için en az uluslararası yükümlülüklerin gerektirdiği seviyede koruma sağladığını temin etmek.

II. Yükümlülüğün kapsamı

3. İlgili mevzuatlarda öngörülen uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki ödevleri içerir:

(a) İhlalleri önlemek için uygun yasal ve idari ve diğer uygun tedbirleri almak;
(b) İhlalleri etkili, hızlı, etraflı ve tarafsız biçimde soruşturmak ve, uygun olduğu hallerde, iç ve uluslararası hukuka uygun olarak sorumlu olduğu iddia edilenler hakkında işlem başlatmak;
(c) İhlal için sorumluluğu nihayetinde kimin taşıyacağına bakılmaksızın, bir insan hakları veya insancıl hukuk ihlalinin mağduru olduğunu iddia edenlere adalete eşit ve etkili erişim sağlamak; ve
(d) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, mağdurlara etkili başvuru yolları sağlamak.

III. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri

4. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri durumunda Devletlerin soruşturma ödevi ve, yeterli delil var ise, ihlallerden sorumlu olduğu iddia edilen kimseyi kovuşturma ödevi ve, eğer suçlu bulunursa, bu kişiyi cezalandırma ödevi bulunmaktadır. Buna ek olarak, bu durumlarda Devletler, uluslararası hukuk uyarınca birbirleriyle iş birliği yapmalı ve bu ihlallerin soruşturulması ve kovuşturulmasında yetkili uluslararası yargı organlarına yardımcı olmalıdır.

5. Bu maksatla Devletler, uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü halde veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca iç hukuklarına evrensel yetkiye dair uygun hükümleri dahil edecek veya bunları başka şekilde uygulayacaklardır. Buna ek olarak Devletler, uygulanabilir bir anlaşma veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca öngörüldüğü halde, iadeyi kolaylaştırmalı veya failleri diğer Devletlere ve uygun uluslararası yargı kurumlarına teslim etmeli ve uluslararası adalet arayışı kapsamında, uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun ve işkence ve diğer zalimane, gayriinsani veya küçültücü muamele veya cezaya ilişkin olanlar gibi uluslararası hukukun gerekliliklerine tabi olarak, mağdur ve tanıklara destek ve koruma sağlanması dahil, hukuki yardım ile diğer iş birliği biçimlerini sağlamalıdır.

IV. Zamanaşımı

6. Uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü veya başkaca bir uluslararası hukuk yükümlülüğünün içerdiği durumda, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine zamanaşımı uygulanmayacaktır.

7. Hukuk davaları ve diğer usullere uygulanabilir zamanaşımı süreleri dahil olmak üzere, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil etmeyen diğer çeşit ihlaller için iç hukuktaki zamanaşımı süreleri haksız yere kısıtlayıcı olmamalıdır.

V. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları

8. İşbu belgede yer aldığı haliyle mağdurlar, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem yahut ihmaller nedeniyle fiziksel ya da zihinsel yara, duygusal ızdırap, ekonomik kayıp ya da temel hakların önemli ölçüde zarar görmesi dahil olmak üzere, bireysel ya da kolektif olarak zarara uğrayan kişilerdir. Uygun olduğu hallerde ve iç hukuk ile uyumlu olarak “mağdur” terimi aynı zamanda doğrudan mağdurun yakın aile üyeleri ile doğrudan mağdurun bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve tehlikedeki mağdurlara yardım etmek veya mağduriyeti önlemek için müdahale ederken zarara uğrayan kişileri de kapsar.

9. Bir kimse, ihlalin failinin kimliğinin tespit edilmesi, yakalanması, kovuşturulması veya mahkum edilmesinden ve fail ile mağdur arasındaki ailevi ilişkiden bağımsız olarak mağdur kabul edilecektir.

VI. Mağdurlara muamele

10. Mağdurlara insaniyet ile ve onurları ve insan haklarına saygıyla muamele edilmeli ve hem kendileri hem ailelerinin güvenlikleri, fiziksel ve psikolojik sağlığı ve mahremiyetlerini sağlayacak uygun tedbirler alınmalıdır. Şiddet veya travmaya maruz kalmış bir mağdurun adalet ile onarım sağlamak için tasarlanan hukuki ve idari prosedürler esnasında yeniden travmatizasyonunu önlemek için Devlet, mümkün olduğu ölçüde, iç hukukunun mağdurun özel değerlendirme ve bakımdan faydalanacağını öngörmesini sağlamalıdır.

VII. Mağdurların başvuru hakkı

11. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru yolları, mağdurun uluslararası hukuk uyarınca öngörülen aşağıdaki haklarını içerir:

(a) Adalete eşit ve etkili erişim;
(b) Uğranılan zarar için yeterli, etkili ve hızlı onarım;
(c) İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim.

VIII. Adalete erişim

12. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi bir ihlali veya uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlalinin mağduru, uluslararası hukuk uyarınca öngörüldüğü üzere etkili bir başvuru yoluna eşit erişime sahip olacaktır. Mağdura sağlanan diğer başvuru yolları, idari ve diğer kurumlara erişimin yanı sıra iç hukuka uygun olarak yürütülen mekanizma, usul ve yargılamaları da içerir.

Uluslararası hukuktan doğan, adalete ve adil ve tarafsız yargılamalara erişim hakkını güvence altına almaya ilişkin yükümlülükler iç hukuka yansıtılacaktır. Bu maksatla Devletler:

(a) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için sağlanan tüm başvuru yollarına ilişkin bilgileri kamuya açık ve özel mekanizmalar aracılığıyla yaygınlaştırmalıdır;
(b) Mağdurların çıkarlarını etkileyen hukuki, idari veya diğer yargılamalar öncesi, esnası veya sonrasında mağdurların ve temsilcilerinin yanı sıra ailelerinin ve tanıkların külfetini en aza indirgemek, uygun olduğu hallerde mahremiyetlerine yapılan hukuksuz müdahalelere karşı korumak ve tehdit ve öç karşısında güvenliklerini sağlamak için tedbirler almalıdır;
(c) Adalete erişim arayan mağdurlara uygun destek sağlamalıdır;
(d) Mağdurların, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru haklarını kullanabilmelerini sağlamak için uygun olan tüm hukuki, diplomatik ve konsolosluklar ile ilgili araçları hazır bulundurmalıdır.

13. Devletler, adalete bireysel erişimin yanı sıra, uygun olduğu hallerde, mağdur gruplarının da onarım için talepler sunmalarına ve onarım elde etmelerine izin veren prosedürler geliştirmeye gayret etmelidir.

14. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için yeterli, etkili ve hızlı başvuru, bir kimsenin taraf sıfatına sahip olabileceği tüm mevcut ve uygun uluslararası süreçleri içermeli ve iç hukuktaki başkaca herhangi bir başvuru yoluna halel getirmemelidir.

IX. Uğranılan zarar için onarım

15. Yeterli, etkili ve hızlı onarımın, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için giderim sağlayarak adalete katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Onarım, maruz kalınan ihlallerin ve zararın ağırlığı ile orantılı olmalıdır. Bir Devlet, iç hukuku ve uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak, Devlete atfedilebilen ve uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem ve ihmaller için mağdurlara onarım sağlayacaktır. Mağdura sağlanacak onarım için bir gerçek kişi, bir tüzel kişi ya da başka bir oluşumun sorumlu bulunduğu durumlarda, söz konusu taraf mağdura onarım sağlamalı veya Devlet mağdura halihazırda onarım sağlamış ise Devleti tazmin etmelidir.

16. Uğranılan zarardan sorumlu olan tarafların yükümlülüklerini yerine getiremediği veya getirmek istemediği halde Devletler, mağdurlara onarım ve başkaca destek için ulusal programlar oluşturmaya gayret etmelidir.

17. Devletler, mağdurların açtığı davalara ilişkin olarak, uğranılan zarardan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler aleyhine olan onarıma dair yerel mahkeme kararlarını icra etmeli ve iç hukuk ile uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak onarıma dair geçerli yabancı mahkeme kararlarını tenfiz etmeye gayret göstermelidir. Bu amaçla Devletler iç hukuklarında onarım kararlarının icrasına ilişkin etkili mekanizmalar öngörmelidir.

18. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarına, iç hukuk ile uluslararası hukuk uyarınca ve bireysel koşulları dikkate alarak, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, 19 ila 23’üncü ilkelerde düzenlenen şekliyle eski hale getirme, tazminat, iyileştirme, tatmin ve tekrarlanmama güvencelerini içeren tam ve etkili onarım sağlanacaktır.

19. Eski hale getirme mağduru, mümkün olduğu her durumda, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri gerçekleşmeden önceki başlangıç durumuna getirmelidir. Eski hale getirme, uygun olduğu hallerde, özgürlüğün, insan haklarından yararlanmanın, kimliğin, aile hayatının ve vatandaşlığın iade edilmesini, kişinin ikamet ettiği yere dönmesini, istihdama iade edilmeyi ve mülkün geri verilmesini içerir.

20. Tazminat, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinden kaynaklanan, ekonomik olarak değer biçilebilen herhangi bir zarara karşılık sağlanmalıdır, örneğin:

(a) Fiziksel veya zihinsel zarar;
(b) İstihdam, eğitim ve sosyal fayda dahil olmak üzere kaçırılan fırsatlar;
(c) Maddi zararlar ve kazanç potansiyeli kaybı dahil olmak üzere kazanç kaybı;
(d) Manevi zarar;
(e) Hukuki destek veya uzman desteği, ilaç ve tıbbi hizmetler ile psikolojik ve sosyal hizmetler için gereken masraflar.

21. İyileştirme tıbbi ile psikolojik bakımın yanı sıra hukuki ve sosyal hizmetleri içermelidir.

22. Tatmin, uygulanabildiği hallerde, aşağıdakilerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Devam eden ihlallerin sonlandırılmasına yönelik etkili tedbirler;
(b) Vakaların doğrulanması ve mağdur, mağdurun akrabaları, tanıklar veya mağdura yardımcı olmak veya başkaca ihlallerin gerçekleşmesini önlemek için müdahale etmiş olan kimselere başkaca zarar vermediği veya bunların güvenliğini ve çıkarlarını tehdit etmediği sürece hakikatin tümüyle kamuya açıklanması;
(c) Kayıpların bulunduğu yerlerin, kaçırılan çocukların kimliklerinin ve öldürülenlerin naaşlarının araştırılması ve mağdurların açıklanmış ya da varsayılan dileği ya da ailelerin ve toplulukların kültürel pratiklerine uygun olarak naaşların çıkarılması, kimliklerinin tespit edilmesi ve yeniden gömülmesi;
(d) Mağdurun ve mağdur ile yakın bağlantısı olan kişilerin onurunu, itibarını ve haklarını iade eden resmi bir beyan ya da yargı kararı;
(e) Vakaların kabulü ve sorumluluğun üstlenilmesi dahil olmak üzere kamuya açık özür;
(f) İhlallerden sorumlu kişiler aleyhine yargısal ve idari yaptırımlar;
(g) Anma törenleri ve mağdurlara saygı gösterilmesi;
(h) İhlallerin doğru anlatımının uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimine ve tüm seviyelerdeki eğitim materyaline dahil edilmesi.

23. Tekrarlanmama güvenceleri, uygulanabildiği hallerde, önlemeye de katkı sağlayacak olan aşağıdaki tedbirlerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Ordu ve güvenlik güçleri üzerinde etkili sivil kontrol sağlanması;
(b) Tüm sivil ve askeri yargılamaların uluslararası standartlardan adil yargılanma, adalet ve tarafsızlığa uyumunun sağlanması;
(c) Yargının bağımsızlığının güçlendirilmesi;
(d) Hukuk, tıp ve sağlık mesleklerinden, medya ve diğer ilgili mesleklerden kimselerin ve insan hakları savunucularının korunması;
(e) İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk konularında öncelikli ve devamlı olarak toplumun tüm kesimlerine ve kolluk kuvveti yetkilileri ile ordu ve güvenlik güçlerine eğitim verilmesi;
(f) Kolluk kuvveti, cezaevi, medya, tıp, psikoloji, sosyal hizmet ve ordu personeli dahil olmak üzere kamu görevlilerinin yanı sıra iktisadi teşebbüslerin meslek kuralları ile etik normlara, bilhassa da uluslararası standartlara, uyumunun teşvik edilmesi;
(g) Sosyal çatışmaların önlenmesi ve izlenmesi ile bunları çözümleri için mekanizmaların desteklenmesi;
(h) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine katkıda bulunan veya bunlara izin veren kanunların gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi.

X. İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim

24. Devletler, kamuyu ve bilhassa uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarını bu Temel İlke ve Esaslarda bahsedilen haklar ve başvuru yolları ile mağdurların erişim hakkına sahip olabileceği mevcut tüm hukuki, tıbbi, psikolojik, sosyal, idari ve diğer tüm hizmetler hakkında bilgilendirecek araçlar geliştirmelidir. Buna ek olarak mağdurlar ile temsilcileri, mağduriyetlerine yol açan sebepler ile uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin sebepleri ve bunların koşulları hakkında bilgi talep etme ve edinme ve bu ihlaller hakkındaki hakikati öğrenme hakkına sahip olmalıdır.

XI. Ayrımcılık yasağı

25. Bu Temel İlke ve Esasların uygulanması ve yorumlanması uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka uygun olmalı ve istisna söz konusu olmaksızın, hiçbir tür veya sebebe dayanan ayrımcılık içermemelidir.

XII. Derogasyon yasağı

26. Bu Temel İlke ve Esaslardaki hiçbir hüküm iç hukuk ve uluslararası hukuktan doğan herhangi bir hak veya yükümlülüğü kısıtlar veya ihlal eder biçimde yorumlanamaz. Özellikle, işbu Temel İlke ve Esasların uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun tüm ihlallerinin mağdurlarının başvuru ve onarım hakkına halel getirmediği anlaşılmaktadır. Bu Temel İlke ve Esasların uluslararası hukukun özel kurallarına halel getirmediği de anlaşılmaktadır.

XIII. Diğerlerinin hakları

27. Bu belgedeki hiçbir hüküm diğerlerinin uluslararası veya ulusal olarak korunan haklarını, bilhassa itham edilen kimsenin uygulanabilir hukuka göre adil yargılanma hakkını ihlal eder şekilde yorumlanamaz.

Manuel Olivencia Ruiz

0
Manuel Olivencia Ruiz

İspanyol hukukçu, avukat ve akademisyen Manuel Olivencia Ruiz, 25 Temmuz 1929’da Ronda’da (Málaga) doğdu. İlk eğitimini ve ortaöğretimini Ceuta’daki Ulusal Ortaöğretim Enstitüsü’nde tamamladı. 1951 yılında Sevilla Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden onur derecesiyle ve birincilikle mezun oldu. İtalya’daki Bologna Üniversitesi’nde İspanyol öğrenciler için 14. yüzyıldan beri faaliyet gösteren İspanyol Kraliyet Koleji’nde (San Clemente Koleji) 1952-1953 yılları arasında doktora eğitimi aldı, Walter Bigiavi’nin öğrencisi oldu ve Enrico Redenti’nin danışmanlığında yazdığı “La cambiale come titolo esecutivo” adlı teziyle, doktora derecesi cum laude derecesi ile tamamladı. 1953 yılında Bologna Üniversitesi’nde hukuk doktorasını Madrid Üniversitesi’nde (bugünkü Complutense Üniversitesi) Ticaret Hukuku alanında öğretim üyeliği yaptıktan sonra, 1960 yılında Sevilla Üniversitesi Ticaret Hukuku Profesörlüğüne atandı. Aynı üniversitede 1968-1971 yılları arasında Hukuk Fakültesi Dekanı, 1971-1975 yılları arasında İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. İspanya’nın demokratik geçiş sürecinde Eğitim ve Bilim Bakanlığı Müsteşarlığı (26 Aralık 1975), İspanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği ve RTVE Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. 1984-1991 yılları arasında Expo ’92 Sevilla Evrensel Sergisi’nin Genel Komiseri olarak görev yaptı. 1999’da emekli oldu. 2006 yılında Cuatrecasas – Olivencia – Oliver hukuk firmasının kurucusu oldu ve avukat olarak çalıştı. Sevilla Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi üyesiydi. 19 Nisan 2002’de Kraliyet Kararnamesi ile İspanya’nın uluslararası ilişkilerde ve devlet hizmetlerinde üstün başarı gösteren kişilere verdiği Katolik Isabella Nişanı Büyük Haçı ile onurlandırıldı. Aynı yıl Peñafortlu Aziz Raymond Nişanı Büyük Haçı da kendisine verildi. 2005’te Kraliyet Hukuk ve Yasama Akademisi üyesi oldu. Ayrıca Genel Yasama Kodifikasyon Komisyonu üyesiydi. “Ödemelerin durdurulması ve iflasların tescili”, “Hukuk yazıları” ve “İflas reformunun hukuki terminolojisi” isimli eserleri bulunmaktadır. Ticaret hukuku ve kurumsal yönetim alanındaki çalışmalarıyla tanınan Olivencia, 1 Ocak 2018’de Sevilla’da yaşamını yitirdi.

İnsan Hakları Hukuku İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

0

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar(Basic Principles and Guidelines on the Right to a Remedy and Reparation for Victims of Gross Violations of International Human Rights Law and Serious Violations of International Humanitarian Law) , 16 Aralık 2005 tarih ve 60/147 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı ile kabul ve ilan edilmiştir. Belgenin Türkçe tercümesi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi adına hukukçu ve bağımsız araştırmacı Güley Bor tarafından yapılmıştır.

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

16 Aralık 2005

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri, diğer ilgili insan hakları belgeleri ve Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı rehberliğinde,

Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları için başvuru ve onarım meselesinin ulusal ve uluslararası düzeyde sistematik ve etraflıca biçimde ele alınmasının önemini onaylayarak,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve alandaki uluslararası hukuku yeniden onayladığının farkında olarak,

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasların İnsan Hakları Komisyonu’nun 2005/35 sayılı ve 19 Nisan 2005 kararı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, Genel Kurul’un Temel İlke ve Esasları kabul etmesini öneren, 2005/30 sayılı ve 25 Temmuz 2005 tarihli kararı ile kabul edildiğini anımsayarak,

1. İşbu kararın ekindeki Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasları kabul eder;

2. Devletlere, Temel İlke ve Esasları dikkate almalarını, bunlara saygı gösterilmesini teşvik etmelerini ve bunları hükümetin bilhassa kolluk kuvveti yetkilileri ve ordu ile güvenlik güçleri dahil yürütme kurumlarına, yasama kurumlarına ve yargıya mensup olanların, mağdurların ve temsilcilerinin, insan hakları savunucularının ve avukatların, medyanın ve genel olarak kamunun dikkatine getirmelerini önerir;

3. Genel Sekreter’den, Temel İlke ve Esasları Hükümetlere ve hükümetler arası ile hükümetler dışı örgütlere iletmek ve Temel İlke ve Esaslara İnsan Hakları: Uluslararası Metinlerin Derlemesi başlıklı Birleşmiş Milletler yayınında yer vermek dahil olmak üzere, Temel İlke ve Esasların Birleşmiş Milletler’in tüm resmi dillerinde mümkün olan en geniş dağıtımını sağlayacak adımları atmasını talep eder.

Ek

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

Başlangıç

Genel Kurul,

Çok sayıda uluslararası metinde bulunan, uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri ve özellikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 6. maddesi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 14. maddesi, ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 39. maddesini, ve uluslararası insancıl hukukun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan 18 Ekim 1907 tarihli Kara Savaşı Kuralları ve Teamüllerine İlişkin Lahey Sözleşmesi’nin (IV. Sözleşme) 3. maddesi, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek ve Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunmasına ilişkin 8 Haziran 1977 tarihli Protokol’ün (Protokol I) 91. maddesi, ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 68 ve 75. maddelerini anımsayarak,

Bölgesel sözleşmelerde bulunan ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri, özellikle İnsan ve Halkların Hakları Afrika Şartı’nın 7. maddesi, İnsan Hakları Amerika Sözleşmesi’nin 25. maddesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 13. maddesini anımsayarak,

Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muameleye İlişkin Yedinci Birleşmiş Milletler Kongresi’ndeki müzakerelerden doğan Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’ni ve Genel Kurul’un Kongre tarafından önerilen metni kabul ettiği 40/34 sayılı ve 29 Kasım 1985 tarihli Kurul kararını anımsayarak,

Mağdurlara merhamet ve onurlarına saygı ile muamele edilmesi, mağdurların adalete ve giderim mekanizmalarına erişim hakkına bütünüyle saygı duyulması ve mağdurlar için uygun hakların ve başvuruların hızlıca geliştirilmesinin yanı sıra mağdurlara tazminat için ulusal fonların kurulması, güçlendirilmesi ve genişletilmesinin teşvik edilmesi gerektiği dahil olmak üzere Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’nde ifade edilen prensipleri yeniden onaylayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün “eski hale getirme, tazminat ve iyileştirme dahil olmak üzere, mağdurlara veya mağdurlar ile ilgili olarak onarıma ilişkin ilkelerin” oluşturulmasını gerektirdiği, Taraf Devletler Meclisi’nin Mahkeme’nin yargı yetkisine dahil suçların mağdurlarının ve bu mağdurların ailelerinin yararına bir emanet fonu kurulmasını gerektirdiği, ve Mahkeme’ye “mağdurların güvenliği, fiziksel ve psikolojik sağlığı, onuru ve mahremiyetini korumasını” ve “yargılamanın, Mahkeme’nin uygun olarak tespit ettiği aşamalarının” tümünde mağdurların katılımına izin vermesini emrettiğini belirterek,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların, çok şiddetli doğaları gereği insan onuruna tahkir teşkil eden uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine ilişkin olduğunu onaylayarak,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların uluslararası hukuk veya iç hukuk uyarınca yeni yükümlülükler şart koşmadığını, ancak normları bakımından tamamlayıcı olmakla birlikte farklı olan uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuk altında mevcut hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için mekanizmaları, usulleri, prosedürleri ve yöntemleri tespit ettiğini vurgulayarak, Uluslararası hukukun, Devletlerin uluslararası yükümlülükleri ve iç hukukun gerekliliklerine uygun olarak veya uluslararası yargı organlarının uygulanabilir tüzüklerinde öngörüldüğü şekilde, belirli uluslararası suçların faillerinin kovuşturulması yükümlülüğünü içerdiğini ve kovuşturma ödevinin, uluslararası hukuki yükümlülüklerin iç hukuktaki şartlar ve usuller uyarınca yürütülmesini sağlamlaştırdığını ve tamamlayıcılık kavramını desteklediğini anımsayarak,

Mağduriyetin çağdaş biçimlerinin özünde kişilere yöneltilmiş olmasına rağmen kolektif olarak hedeflenen kişiler topluluğuna da yöneltilebileceğini belirterek,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve uluslararası hukuk ilkelerinden hesap verilebilirlik, adalet ve hukukun üstünlüğünü yeniden onayladığının farkında olarak,

Mağdur odaklı bir bakış açısı kabul eden uluslararası toplumun, bu şekilde aşağıdaki Temel İlke ve Esaslara uygun olarak uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun ihlalleri dahil olmak üzere uluslararası hukuk ihlallerinin mağdurları ve ilaveten insanlığın bütünü ile de insani dayanışmayı onayladığına kanaat getirerek,

Aşağıdaki Temel İlke ve Esasları kabul eder:

I. Uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü

1. İlgili mevzuatlarda öngörülen, uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü aşağıdakilerden kaynaklanmaktadır:

(a) Bir Devletin taraf olduğu anlaşmalar;
(b) Uluslararası teamül hukuku;
(c) Her Devletin iç hukuku.

2. Devletler, henüz yapmadılar ise, uluslararası hukukun gerektirdiği üzere, aşağıdakiler aracılığıyla iç hukuklarının uluslararası hukuki yükümlülükleri ile uyumlu olmasını sağlayacaklardır:

(a) Uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun normlarını iç hukuklarına dahil etmek, ya da bu normları iç hukuk sistemlerinde başkaca şekilde uygulamak;
(b) Adalete adil, etkili ve hızlı erişim sağlayan uygun ve etkili yasal ve idari usulleri ve diğer uygun tedbirleri benimsemek;
(c) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, yeterli, etkili, hızlı ve uygun başvuru yollarını hazır bulundurmak;
(d) İç hukuklarının mağdurlar için en az uluslararası yükümlülüklerin gerektirdiği seviyede koruma sağladığını temin etmek.

II. Yükümlülüğün kapsamı

3. İlgili mevzuatlarda öngörülen uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki ödevleri içerir:

(a) İhlalleri önlemek için uygun yasal ve idari ve diğer uygun tedbirleri almak;
(b) İhlalleri etkili, hızlı, etraflı ve tarafsız biçimde soruşturmak ve, uygun olduğu hallerde, iç ve uluslararası hukuka uygun olarak sorumlu olduğu iddia edilenler hakkında işlem başlatmak;
(c) İhlal için sorumluluğu nihayetinde kimin taşıyacağına bakılmaksızın, bir insan hakları veya insancıl hukuk ihlalinin mağduru olduğunu iddia edenlere adalete eşit ve etkili erişim sağlamak; ve
(d) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, mağdurlara etkili başvuru yolları sağlamak.

III. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri

4. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri durumunda Devletlerin soruşturma ödevi ve, yeterli delil var ise, ihlallerden sorumlu olduğu iddia edilen kimseyi kovuşturma ödevi ve, eğer suçlu bulunursa, bu kişiyi cezalandırma ödevi bulunmaktadır. Buna ek olarak, bu durumlarda Devletler, uluslararası hukuk uyarınca birbirleriyle iş birliği yapmalı ve bu ihlallerin soruşturulması ve kovuşturulmasında yetkili uluslararası yargı organlarına yardımcı olmalıdır.

5. Bu maksatla Devletler, uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü halde veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca iç hukuklarına evrensel yetkiye dair uygun hükümleri dahil edecek veya bunları başka şekilde uygulayacaklardır. Buna ek olarak Devletler, uygulanabilir bir anlaşma veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca öngörüldüğü halde, iadeyi kolaylaştırmalı veya failleri diğer Devletlere ve uygun uluslararası yargı kurumlarına teslim etmeli ve uluslararası adalet arayışı kapsamında, uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun ve işkence ve diğer zalimane, gayriinsani veya küçültücü muamele veya cezaya ilişkin olanlar gibi uluslararası hukukun gerekliliklerine tabi olarak, mağdur ve tanıklara destek ve koruma sağlanması dahil, hukuki yardım ile diğer iş birliği biçimlerini sağlamalıdır.

IV. Zamanaşımı

6. Uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü veya başkaca bir uluslararası hukuk yükümlülüğünün içerdiği durumda, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine zamanaşımı uygulanmayacaktır.

7. Hukuk davaları ve diğer usullere uygulanabilir zamanaşımı süreleri dahil olmak üzere, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil etmeyen diğer çeşit ihlaller için iç hukuktaki zamanaşımı süreleri haksız yere kısıtlayıcı olmamalıdır.

V. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları

8. İşbu belgede yer aldığı haliyle mağdurlar, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem yahut ihmaller nedeniyle fiziksel ya da zihinsel yara, duygusal ızdırap, ekonomik kayıp ya da temel hakların önemli ölçüde zarar görmesi dahil olmak üzere, bireysel ya da kolektif olarak zarara uğrayan kişilerdir. Uygun olduğu hallerde ve iç hukuk ile uyumlu olarak “mağdur” terimi aynı zamanda doğrudan mağdurun yakın aile üyeleri ile doğrudan mağdurun bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve tehlikedeki mağdurlara yardım etmek veya mağduriyeti önlemek için müdahale ederken zarara uğrayan kişileri de kapsar.

9. Bir kimse, ihlalin failinin kimliğinin tespit edilmesi, yakalanması, kovuşturulması veya mahkum edilmesinden ve fail ile mağdur arasındaki ailevi ilişkiden bağımsız olarak mağdur kabul edilecektir.

VI. Mağdurlara muamele

10. Mağdurlara insaniyet ile ve onurları ve insan haklarına saygıyla muamele edilmeli ve hem kendileri hem ailelerinin güvenlikleri, fiziksel ve psikolojik sağlığı ve mahremiyetlerini sağlayacak uygun tedbirler alınmalıdır. Şiddet veya travmaya maruz kalmış bir mağdurun adalet ile onarım sağlamak için tasarlanan hukuki ve idari prosedürler esnasında yeniden travmatizasyonunu önlemek için Devlet, mümkün olduğu ölçüde, iç hukukunun mağdurun özel değerlendirme ve bakımdan faydalanacağını öngörmesini sağlamalıdır.

VII. Mağdurların başvuru hakkı

11. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru yolları, mağdurun uluslararası hukuk uyarınca öngörülen aşağıdaki haklarını içerir:

(a) Adalete eşit ve etkili erişim;
(b) Uğranılan zarar için yeterli, etkili ve hızlı onarım;
(c) İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim.

VIII. Adalete erişim

12. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi bir ihlali veya uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlalinin mağduru, uluslararası hukuk uyarınca öngörüldüğü üzere etkili bir başvuru yoluna eşit erişime sahip olacaktır. Mağdura sağlanan diğer başvuru yolları, idari ve diğer kurumlara erişimin yanı sıra iç hukuka uygun olarak yürütülen mekanizma, usul ve yargılamaları da içerir.

Uluslararası hukuktan doğan, adalete ve adil ve tarafsız yargılamalara erişim hakkını güvence altına almaya ilişkin yükümlülükler iç hukuka yansıtılacaktır. Bu maksatla Devletler:

(a) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için sağlanan tüm başvuru yollarına ilişkin bilgileri kamuya açık ve özel mekanizmalar aracılığıyla yaygınlaştırmalıdır;
(b) Mağdurların çıkarlarını etkileyen hukuki, idari veya diğer yargılamalar öncesi, esnası veya sonrasında mağdurların ve temsilcilerinin yanı sıra ailelerinin ve tanıkların külfetini en aza indirgemek, uygun olduğu hallerde mahremiyetlerine yapılan hukuksuz müdahalelere karşı korumak ve tehdit ve öç karşısında güvenliklerini sağlamak için tedbirler almalıdır;
(c) Adalete erişim arayan mağdurlara uygun destek sağlamalıdır;
(d) Mağdurların, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru haklarını kullanabilmelerini sağlamak için uygun olan tüm hukuki, diplomatik ve konsolosluklar ile ilgili araçları hazır bulundurmalıdır.

13. Devletler, adalete bireysel erişimin yanı sıra, uygun olduğu hallerde, mağdur gruplarının da onarım için talepler sunmalarına ve onarım elde etmelerine izin veren prosedürler geliştirmeye gayret etmelidir.

14. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için yeterli, etkili ve hızlı başvuru, bir kimsenin taraf sıfatına sahip olabileceği tüm mevcut ve uygun uluslararası süreçleri içermeli ve iç hukuktaki başkaca herhangi bir başvuru yoluna halel  getirmemelidir.

IX. Uğranılan zarar için onarım

15. Yeterli, etkili ve hızlı onarımın, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için giderim sağlayarak adalete katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Onarım, maruz kalınan ihlallerin ve zararın ağırlığı ile orantılı olmalıdır. Bir Devlet, iç hukuku ve uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak, Devlete atfedilebilen ve uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem ve ihmaller için mağdurlara onarım sağlayacaktır. Mağdura sağlanacak onarım için bir gerçek kişi, bir tüzel kişi ya da başka bir oluşumun sorumlu bulunduğu durumlarda, söz konusu taraf mağdura onarım sağlamalı veya Devlet mağdura halihazırda onarım sağlamış ise Devleti tazmin etmelidir.

16. Uğranılan zarardan sorumlu olan tarafların yükümlülüklerini yerine getiremediği veya getirmek istemediği halde Devletler, mağdurlara onarım ve başkaca destek için ulusal programlar oluşturmaya gayret etmelidir.

17. Devletler, mağdurların açtığı davalara ilişkin olarak, uğranılan zarardan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler aleyhine olan onarıma dair yerel mahkeme kararlarını icra etmeli ve iç hukuk ile uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak onarıma dair geçerli yabancı mahkeme kararlarını tenfiz etmeye gayret göstermelidir. Bu amaçla Devletler iç hukuklarında onarım kararlarının icrasına ilişkin etkili mekanizmalar öngörmelidir.

18. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarına, iç hukuk ile uluslararası hukuk uyarınca ve bireysel koşulları dikkate alarak, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, 19 ila 23’üncü ilkelerde düzenlenen şekliyle eski hale getirme, tazminat, iyileştirme, tatmin ve tekrarlanmama güvencelerini içeren tam ve etkili onarım sağlanacaktır.

19. Eski hale getirme mağduru, mümkün olduğu her durumda, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri gerçekleşmeden önceki başlangıç durumuna getirmelidir. Eski hale getirme, uygun olduğu hallerde, özgürlüğün, insan haklarından yararlanmanın, kimliğin, aile hayatının ve vatandaşlığın iade edilmesini, kişinin ikamet ettiği yere dönmesini, istihdama iade edilmeyi ve mülkün geri verilmesini içerir.

20. Tazminat, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinden kaynaklanan, ekonomik olarak değer biçilebilen herhangi bir zarara karşılık sağlanmalıdır, örneğin:

(a) Fiziksel veya zihinsel zarar;
(b) İstihdam, eğitim ve sosyal fayda dahil olmak üzere kaçırılan fırsatlar;
(c) Maddi zararlar ve kazanç potansiyeli kaybı dahil olmak üzere kazanç kaybı;
(d) Manevi zarar;
(e) Hukuki destek veya uzman desteği, ilaç ve tıbbi hizmetler ile psikolojik ve sosyal hizmetler için gereken masraflar.

21. İyileştirme tıbbi ile psikolojik bakımın yanı sıra hukuki ve sosyal hizmetleri içermelidir.

22. Tatmin, uygulanabildiği hallerde, aşağıdakilerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Devam eden ihlallerin sonlandırılmasına yönelik etkili tedbirler;
(b) Vakaların doğrulanması ve mağdur, mağdurun akrabaları, tanıklar veya mağdura yardımcı olmak veya başkaca ihlallerin gerçekleşmesini önlemek için müdahale etmiş olan kimselere başkaca zarar vermediği veya bunların güvenliğini ve çıkarlarını tehdit etmediği sürece hakikatin tümüyle kamuya açıklanması;
(c) Kayıpların bulunduğu yerlerin, kaçırılan çocukların kimliklerinin ve öldürülenlerin naaşlarının araştırılması ve mağdurların açıklanmış ya da varsayılan dileği ya da ailelerin ve toplulukların kültürel pratiklerine uygun olarak naaşların çıkarılması, kimliklerinin tespit edilmesi ve yeniden gömülmesi;
(d) Mağdurun ve mağdur ile yakın bağlantısı olan kişilerin onurunu, itibarını ve haklarını iade eden resmi bir beyan ya da yargı kararı;
(e) Vakaların kabulü ve sorumluluğun üstlenilmesi dahil olmak üzere kamuya açık özür;
(f) İhlallerden sorumlu kişiler aleyhine yargısal ve idari yaptırımlar;
(g) Anma törenleri ve mağdurlara saygı gösterilmesi;
(h) İhlallerin doğru anlatımının uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimine ve tüm seviyelerdeki eğitim materyaline dahil edilmesi.

23. Tekrarlanmama güvenceleri, uygulanabildiği hallerde, önlemeye de katkı sağlayacak olan aşağıdaki tedbirlerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Ordu ve güvenlik güçleri üzerinde etkili sivil kontrol sağlanması;
(b) Tüm sivil ve askeri yargılamaların uluslararası standartlardan adil yargılanma, adalet ve tarafsızlığa uyumunun sağlanması;
(c) Yargının bağımsızlığının güçlendirilmesi;
(d) Hukuk, tıp ve sağlık mesleklerinden, medya ve diğer ilgili mesleklerden kimselerin ve insan hakları savunucularının korunması;
(e) İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk konularında öncelikli ve devamlı olarak toplumun tüm kesimlerine ve kolluk kuvveti yetkilileri ile ordu ve güvenlik güçlerine eğitim verilmesi;
(f) Kolluk kuvveti, cezaevi, medya, tıp, psikoloji, sosyal hizmet ve ordu personeli dahil olmak üzere kamu görevlilerinin yanı sıra iktisadi teşebbüslerin meslek kuralları ile etik normlara, bilhassa da uluslararası standartlara, uyumunun teşvik edilmesi;
(g) Sosyal çatışmaların önlenmesi ve izlenmesi ile bunları çözümleri için mekanizmaların desteklenmesi;
(h) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine katkıda bulunan veya bunlara izin veren kanunların gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi.

X. İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim

24. Devletler, kamuyu ve bilhassa uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarını bu Temel İlke ve Esaslarda bahsedilen haklar ve başvuru yolları ile mağdurların erişim hakkına sahip olabileceği mevcut tüm hukuki, tıbbi, psikolojik, sosyal, idari ve diğer tüm hizmetler hakkında bilgilendirecek araçlar geliştirmelidir. Buna ek olarak mağdurlar ile temsilcileri, mağduriyetlerine yol açan sebepler ile uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin sebepleri ve bunların koşulları hakkında bilgi talep etme ve edinme ve bu ihlaller hakkındaki hakikati öğrenme hakkına sahip olmalıdır.

XI. Ayrımcılık yasağı

25. Bu Temel İlke ve Esasların uygulanması ve yorumlanması uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka uygun olmalı ve istisna söz konusu olmaksızın, hiçbir tür veya sebebe dayanan ayrımcılık içermemelidir.

XII. Derogasyon yasağı

26. Bu Temel İlke ve Esaslardaki hiçbir hüküm iç hukuk ve uluslararası hukuktan doğan herhangi bir hak veya yükümlülüğü kısıtlar veya ihlal eder biçimde yorumlanamaz. Özellikle, işbu Temel İlke ve Esasların uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun tüm ihlallerinin mağdurlarının başvuru ve onarım hakkına halel getirmediği anlaşılmaktadır. Bu Temel İlke ve Esasların uluslararası hukukun özel kurallarına halel getirmediği de anlaşılmaktadır.

XIII. Diğerlerinin hakları

27. Bu belgedeki hiçbir hüküm diğerlerinin uluslararası veya ulusal olarak korunan haklarını, bilhassa itham edilen kimsenin uygulanabilir hukuka göre adil yargılanma hakkını ihlal eder şekilde yorumlanamaz.

Portekiz Cumhuriyeti Anayasası

0
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası

 

Önsöz

25 Nisan 1974’te Silahlı Kuvvetler Harekatı uzun direniş yıllarını taçlandırdı ve faşist rejimi devirerek Portekiz halkının en derin hislerine tercüman oldu.

Portekiz’i diktatörlük, baskı ve sömürgecilikten kurtarma devrimci bir değişimdi ve Portekiz toplumu için tarihi bir dönüm noktasıydı.

Devrim Portekiz halkına temel hak ve hürriyetlerini geri verdi. Halkın meşru temsilcileri bu hakları ve hürriyetleri kullanarak bir araya geldi ve ülkenin özlemlerine uyan bir Anayasa hazırladı.

Kurucu Meclis, Portekiz halkının iradesine saygı duyarak ve daha özgür, daha adil ve daha kardeşçe bir ülkeyi inşa etme amacıyla, Portekiz halkının ulusal bağımsızlığı savunma, temel yurttaş haklarını güvence altına alma, demokrasinin temel ilkelerini yerleştirme, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Devletin önceliğini hüküm altına alma ve sosyalist bir topluma doğru bir yol açma kararını onaylar.

Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında, aşağıdaki Portekiz Cumhuriyeti Anayasası’nı kabul eder ve karara bağlar:

  

Temel ilkeler

 Madde 1. (Portekiz Cumhuriyeti)

Portekiz, insan kişiliğinin onuru ve halkın iradesine ve özgür, adil ve birlik içinde bir toplum inşa kararlılığına dayanan egemen bir Cumhuriyettir.

Madde 2. (Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik Devlet)

Portekiz Cumhuriyeti, hukukun üstünlüğüne, halk egemenliğine, demokratik çoğul ifade ve örgütlenme, temel hak ve özgürlüklere saygı ve bunların etkin bir şekilde uygulanmasının güvence altına alınmasına, kuvvetlerin ayrılığı ve karşılıklı bağımlılığına dayalı demokratik bir Devlettir ve bütün bunlar ekonomik, sosyal ve kültürel demokrasiye ulaşma ve katılımcı demokrasiyi derinleştirme amacına hizmet eder.

Madde 3. (Egemenlik ve meşruiyet)

  1. Egemenlik, tek ve bölünmezdir ve onu Anayasada öngörülen şekillerde kullanacak halka aittir.
  2. Devlet de Anayasaya tabidir ve hukukun demokratik üstünlüğüne dayalıdır.
  3. Kanunların ve Devletin diğer fiillerinin geçerliliği, özerk bölgeler, yerel yönetimler ve diğer kamu kurumları Anayasaya uygunluk konusunda bağımlı olacaktır.

Madde 4. (Portekiz vatandaşlığı)

Kanunların veya uluslararası sözleşmelerin Portekiz vatandaşı olarak gördüğü herkes vatandaştır.

Madde 5. (Topraklar)

  1. Portekiz Avrupa anakarasında, tarihi olarak Portekiz diye tanımlanan topraklardan ve Azor ve Madeira takımadalarından oluşur.
  2. Kanun Portekiz’in karasularının ölçü ve sınırlarını, kendine münhasır ekonomik bölgesini ve bitişik deniz yatağındaki haklarını belirler.
  3. Sınırların düzeltilmesi saklı kalmak kaydıyla, Devlet Portekiz topraklarının hiçbir parçasını veya bu topraklarda kullanılan egemenlik haklarından herhangi bir bölümünü devretmez.

Madde 6. (Üniter Devlet)

  1. Devletin yapısı üniterdir ve özerk ada özyönetim sistemine ve katmanlı yetki ilkesine, yerel yönetimlerin özerkliğine ve kamu yönetiminde demokratik, yerinden yönetim ilkesine saygı çerçevesinde örgütlenir ve fonksiyonunu yerine getirir.
  2. Azor Adaları ve Madeira takımadaları kendi siyasi ve idari statüleriyle ve özyönetim kurumları ile özerk bölgelerdir.

Madde 7. (Uluslararası ilişkiler)

  1. Portekiz’in uluslararası ilişkilerine, ulusal bağımsızlık, insan haklarına, halkların haklarına saygı, Devletler arasında eşitlik, uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl çözümü, diğer Devletlerin iç işlerine karışmama ve insanlığın özgürlüğü ve gelişmesi için tüm halklarla işbirliği ilkeleri yön verir.
  2. Portekiz, emperyalizmin, sömürgeciliğin ve saldırganlığın diğer tüm biçimlerinin, sahipliğin ve halklar arasındaki ilişkilerde sömürünün ortadan kaldırılmasını, eşzamanlı ve kontrollü olarak genel silahsızlanma, siyasi-askeri blokların dağılması ve halklar arasındaki ilişkilerde barış ve adaleti sağlama yeteneğine sahip uluslararası bir düzenin yaratılması amacıyla ortak bir güvenlik sistemi oluşturulmasını savunur.
  3. Portekiz, halkların kendi kaderlerini tayin ve bağımsızlık haklarını olduğu gibi, baskının her türüne karşı ayaklanma hakkını da tanır.
  4. Portekiz, Portekizce konuşan ülkeler ile ayrıcalıklı dostluk ve işbirliği ilişkilerini muhafaza eder.
  5. Portekiz, Avrupa kimliğinin güçlendirilmesi ve Avrupa Devletlerinin halklar arasındaki ilişkilerde demokrasi, barış, ekonomik ilerleme ve adalet lehine olan eylemlerini güçlendirmek için her türlü çabayı gösterir.
  6. Portekiz, karşılıklılık ilkesine tabi ve hukukun üstünlüğüne ve katmanlı yetki ilkesine dayalı demokratik bir Devletin temel haklara saygı göstermesi ve özgür, güvenli ve adil bir alanın ekonomik, sosyal ve bölgesel olarak uyumunu ve ortak dış, güvenlik ve savunma politikasının tanımı ve uygulamasını sağlamak amacıyla, Avrupa Birliğini inşa etmek ve derinleştirmek için gerekli yetkilerin ortak, işbirliği içinde veya Birliğin kurumlarınca kullanılması için anlaşmalara girebilir.
  7. Hem birey olarak insanların hem de halkların haklarına saygıyı teşvik eden bir uluslararası adalete ulaşma amacıyla ve tamamlayıcılık ilkesini düzenleyen hükümlere ve Roma Statüsü’nün koyduğu diğer terimlere tabi olarak, Portekiz Uluslararası Ceza Mahkemesinin kararlarını kabul edebilir.

Madde 8. (Uluslararası hukuk)

  1. Uluslararası hukukun genel ya da ortak ilkeleri ve kuralları Portekiz hukukunun ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
  2. Usulüne uygun onaylanmış veya kabul edilmiş uluslararası anlaşmalar tarafından konular kurallar, resmi olarak yayımlandığında Portekiz iç hukukunda yürürlüğe girer ve Portekiz Devletinin uluslararası anlamda bağladığı sürece öyle devam eder.
  3. Portekiz’in içinde olduğu uluslararası kuruluşların yetkili organlarınca belirlenen kurallar, ilgili kurucu antlaşmalarda ortaya konması koşuluyla, doğrudan Portekiz iç hukukunda yürürlüğe girer.
  4. Avrupa Birliğine yön veren antlaşmaların hükümleri ve Birlik kurumlarının, kendi sorumluluklarını yerine getirmek için çıkardığı kurallar, Birlik kanunu uyarınca ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Devletin temel ilkelerine saygı gereği Portekiz iç hukukunda da geçerlidir.

Madde 9. (Devletin temel görevleri)

Devletin temel görevleri şunlardır:

  1. a) Ulusal bağımsızlığı güvence altına almak ve bunu geliştiren siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşulları oluşturmak;
  2. b) Temel hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik Devlet ilkesine saygıyı güvence altına almak;
  3. c) Siyasi demokrasiyi savunmak, korumak ve ulusal sorunların çözümünde vatandaşların demokratik katılımını teşvik etmek;
  4. d) Halkın refahını ve yaşam kalitesini ve Portekiz’liler arasında gerçek eşitliği ve ekonomik ve sosyal yapıların dönüşümü sayesinde, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevre haklarının etkin uygulamasını teşvik etmek.
  5. e) Portekiz halkının kültürel mirasını korumak ve geliştirmek, doğayı ve çevreyi korumak, doğal kaynakları muhafaza etmek, şehir ve kırsalın uygun planlamasını temin etmek.
  6. f) Eğitimi ve sürekli kişisel gelişimi sağlamak ve Portekiz dilinin kullanımını ve uluslararası yayılmasını teşvik etmek.
  7. g) Azor Adaları ve Madeira Takım Adalarının uzak-çevresel yapısına özel dikkat göstererek, Portekiz topraklarının bütününde uyum içinde bir kalkınmayı teşvik etmek.
  8. h) Erkekler ve kadınlar arasında eşitliği teşvik etmek.

Madde 10. (Genel oy hakkı ve siyasi partiler)

  1. Halk, genel, eşit, doğrudan, gizli ve periyodik oy, referandum ve Anayasada öngörülen diğer şekillerde siyasi yetkisini kullanır.
  2. Siyasi partiler, ulusal bağımsızlık ilkelerine, Devletin birliğine ve siyasal demokrasi saygıyla birlikte, halkın iradesinin örgütlenmesine ve ifadesine katkıda bulunur.

Madde 11. (Ulusal semboller ve resmi dil)

  1. Cumhuriyetinin egemenliğinin ve Portekiz’in bağımsızlığı, birliği ve bütünlüğünün simgesi olan Ulusal Bayrak, 5 Ekim 1910 Devriminin şekillendirdiği Cumhuriyetin kabul ettiği bayraktır.
  2. Milli marş A Portuguesa olacaktır.
  3. Resmi dil Portekizcedir.

Kısım I.

Temel haklar ve ödevler

Başlık I.

Genel ilkeler

Madde 12. (Evrensellik ilkesi)

  1. Her vatandaş Anayasada yer verilen haklara sahiptir ve ödevlere tabidir.
  2. Tüzel kişiler yapılarına uygun haklara sahip olurlar ve ödevlere tabidirler.

Madde 13. (Eşitlik ilkesi)

  1. Her vatandaş aynı toplumsal saygıyı hak eder ve kanunlar önünde eşittir.
  2. Hiç kimse, soy, cinsiyet, ırk, dil, köken, din, siyasal ya da ideolojik inançlar, eğitim, ekonomik durum, sosyal koşullar ya da cinsel yönelimleri bazında herhangi bir hakkından yoksun, tercihli, önyargılı, ayrıcalıklı veya ödevinden muaf olamaz.

Madde 14. (Yurtdışındaki Portekiz’liler)

Yurtdışında bulunan veya Portekiz’de yerleşik vatandaşların söz konusu hakları Devletin koruması altındadır ve ülkede bulunmalarını zorunlu kılmayan ödevlere tabidirler.

Madde 15. (Yabancılar, vatansızlar, Avrupa vatandaşları)

  1. Portekiz’de hayatını kazanan yabancılar ve vatanı olmayan kişiler Portekiz vatandaşlarının sahip olduğu aynı haklara sahiptirler ve ödevlere tabidirler.
  2. Siyasi haklar, ağırlıklı olarak teknik nitelikte olmayan kamu görevleri ve Anayasanın münhasıran Portekiz vatandaşlarına tanıdığı haklar, yukarıdaki fıkradaki hükümlerin dışındadır.
  3. Cumhurbaşkanlığı, Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı, başbakanlık ve yüksek mahkemelerden herhangi birinin başkanlığı, silahlı kuvvetler ve diplomatik temsilcilik görevleri dışında, kanunlara uygun olarak karşılıklılık ilkesine tabi olarak, normalde yabancılara verilmeyen haklar, Portekizce konuşan Devletlerin, daimi olarak Portekiz’de ikamet eden vatandaşları için geçerlidir.
  4. Karşılıklılık ilkesine tabi olarak, kanunlar, Portekiz’de yaşayan yabancılara, yerel meclis üyelikleri için oy kullanma ve seçime girme hakkını tanıyabilir.
  5. Kanunlar ayrıca, karşılıklılık ilkesine tabi olarak, Avrupa Birliğine Üye Devletlerin Portekiz’de yaşayan vatandaşlarına, Avrupa Parlamentosu üyelikleri için oy verme ve seçilme hakkını tanıyabilir.

Madde 16. (Temel hakların kapsamı ve yorumlanması)

  1. Anayasada yer bulan temel haklar, kanunlarla tanınan ve uluslararası hukukun geçerli kurallarında bulunan diğer hakları dışarıda bırakmaz.
  2. Anayasa hükümleri ve temel haklara ilişkin kanunlar İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre yorumlanır.

Madde 17. (Haklar, özgürlükler ve teminatları düzenleyen kurallar)

Hakları, özgürlükleri ve teminatları yöneten kurallar kümesi Başlık II’de yer alanlara benzer nitelikteki temel haklara uygulanır.

Madde 18. (Geçerlilik)

  1. Anayasanın haklar, özgürlükler ve teminatlarla ilgili hükümleri doğrudan geçerlilik kazanır, kamu ve özel kişi ve kurumları bağlar.
  2. Kanunlar sadece Anayasada açıkça ifade edilen durumlarda hakları, özgürlükleri ve teminatları kısıtlayabilir ve bu kısıtlamalar, Anayasa tarafından korunan diğer haklar ve menfaatlerin korunması için gerekli olanlarla sınırlıdır.
  3. Hakları, özgürlükleri ve teminatları kısıtlayan kanunlar soyut ve genel niteliktedir ve geriye dönük etkileri olamaz veya Anayasanın asıl içeriğinin kapsam ve ölçüsünü daraltamaz.

Madde 19. (Hakların kullanımının askıya alınması)

  1. Egemen güçler, Anayasada belirtilen şekilde ilân edilen bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal dışında, hakların, özgürlüklerin ve teminatların kullanımını birlikte veya ayrı askıya alamazlar.
  2. Bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal, Portekiz topraklarının bir bölümünde veya tamamında, sadece yabancı güçlerin fiili ve çok yakın zamanda beklenen bir saldırganlığı, anayasal demokratik düzene ciddi bir tehdit veya karışıklık veya milli felaket durumlarında ilân edilebilir.
  3. Yukarıdaki paragrafta sözü edilenler kadar ciddi ön koşullar yoksa olağanüstü hal ilân edilir ve sadece askıya alınabilen bazı haklar, özgürlükler ve teminatların askıya alınmasına neden olur.
  4. Hem olağanüstü hal veya sıkıyönetim arasındaki seçim hem de bunların ilânı ve uygulanmasında orantılılık ilkesine saygı gösterilir ve kendilerini, boyutları ve süreleri ve kullanılan araçlar açısından, normal anayasal düzeni bir an önce yeniden kurmak için gerekli olduğu kadarıyla sınırlandırırlar.
  5. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânları yeterli gerekçe beyan eder ve askıya alınacak hakları, özgürlükleri ve teminatları belirler. Aynı sınırlara tabi olarak yenilenme olasılığı saklı kalmak şartıyla, hiçbiri onbeş günden veya savaş ilânı nedeniyle ortaya çıkmışlarsa, kanunda belirtilen süreden daha uzun süreli olamaz.
  6. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânı, hiçbir koşulda, yaşama hakkı, kişisel bütünlüğü, medeni hakları ve vatandaşlığı, ceza kanununun geriye işletilememesini, davalının savunma hakkını veya din ve vicdan hürriyetini etkileyemez.
  7. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânı, normal anayasal düzeni, sadece Anayasada ve kanunlarda öngörüldüğü şekilde değişikliğe uğratabilir. Özellikle, egemenlik güçlerini kullanan organların veya özerk bölgelerin özyönetim organlarının sorumlulukları ve fonksiyonlarıyla ilgili anayasal kuralların uygulanmasını veya bu görevleri yapanların haklarının ve dokunulmazlıklarını etkilemez.
  8. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânları kamu makamlarına, normal anayasa düzene bir an önce dönülmesi için, yetki ve sorumluluk vermektedir.

Madde 20. (Kanun ve etkin yargısal korumadan yararlanma)

  1. Herkesin, kanunla korunan hak ve çıkarlarını savunmak için kanun ve mahkemelerden yararlanması güvence altındadır ve mali yetersizlikleri yüzünden kimse adaletten yoksun bırakılamaz.
  2. Kanundaki koşullara tabi olarak, herkesin kanuni bilgilendirme ve tavsiye, hukuki danışma ve herhangi bir makam karşısında avukat bulundurmaya hakkı vardır.
  3. Kanun, hukuki muamelelerin gizliliğinin korunmasının tanımını yapar ve yeterli önlemi alır.
  4. Herkes, taraf olduğu bir davada, makul bir sürede ve adil şekilde yargılanma hakkına sahiptir.
  5. Kişi haklarının, özgürlüklerinin ve teminatlarının korunması amacıyla ve bunlara yönelik tehditlerden veya ihlallerden, etkin ve zamanında hukuki koruma sağlamak için, kanun vatandaşların davalarının hızla ve öncelikle görülmesini temin eder.

Madde 21. (Direnme hakkı)

Herkes, haklarını, özgürlüklerini veya teminatlarını ihlal eden herhangi bir emre direnme ve kamu makamlarına başvurmak mümkün olmadığında, herhangi bir saldırıyı defetmek için güç kullanma hakkına sahiptir.

Madde 22. (Kamu kurumlarının sorumluluğu)

Makam sahipleri, personel ve görevlileriyle birlikte, Devlet ve diğer tüm kamu organları, hakların, özgürlüklerin ve teminatların ihlali veya diğerlerine verdikleri zararla sonuçlanan, görevleri sırasında yaptıkları fiiler veya ihmallerden hukuken sorumludurlar.

Madde 23. (Ombudsman)

  1. Vatandaşlar, kamu makamlarının eylemleri veya ihmalleriyle ilgili olarak Ombudsmana şikayette bulunabilir. Karar alma yetkisi olmaksızın, Ombudsman, bu şikayetleri değerlendirir, yetkili kurumlara, haksızlıkların giderilmesi veya önlenmesi için gerekli tavsiyelerde bulunabilir.
  2. Ombudsmanın çalışması, Anayasada öngörülen herhangi bir af veya hukuki çözümden ayrıdır.
  3. Ombudsmanlık bağımsız bir kurumdur ve kanunun belirleyeceği bir süre için Cumhuriyet Meclisi tarafından atanır.
  4. Kamu Yönetiminin kurum ve görevlileri, görevini yerine getirmesi sırasında Ombudsmanla işbirliği yapar.

Başlık II.

Haklar, özgürlükler ve teminatlar

Bölüm I.

Kişi hakları, özgürlükleri ve teminatları

 

Madde 24. (Yaşam hakkı)

  1. İnsan yaşamı dokunulmazdır.
  2. Ölüm cezası hiçbir koşulda var olamaz.

Madde 25. (Kişisel bütünlük hakkı)

  1. Her insanın ahlaki ve bedensel bütünlüğü ihlal edilemez.
  2. Hiç kimse, işkenceye ya da zalimane, aşağılayıcı veya insanlık dışı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

Madde 26. (Diğer kişisel haklar)

  1. Herkesin bir kişisel kimlik, kişiliğini geliştirme, medeni haklar, vatandaşlık, iyi bir isim ve üne, surete, düşüncelerini ifade etme, kendi ve ailesinin yaşamının gizliliğini koruma ve her tür ayrımcılığa karşı hukuki korunma hakkı vardır.
  2. Kanun, kişiler ve aileleriyle ilgili bilgi edinimi ve kötü amaçlı kullanımı ve insanlık onuruna yakışmayan şekilde kullanımına karşı etkili teminat verir.
  3. Kanun, özellikle teknoloji yaratma, geliştirme ve kullanmada ve bilimsel deneylerde, insanın kişisel onuru ve genetik kimliğini güvence altına alır.
  4. Vatandaşlıktan yoksun bırakma ve medeni hakları kısıtlama sadece kanunun öngördüğü hal ve şartlarda meydana gelebilir ve siyasi gerekçelere dayandırılmaz.

Madde 27. (Özgürlük ve güvenlik hakkı)

  1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.
  2. Kimse, kanunun hapisle cezalandırdığı bir fiilin işlenmesi için verilmiş bir mahkeme hükmü veya mahkemenin güvenlik tedbiri dışında, kısmen ya da tamamen özgürlüklerinden yoksun bırakılamaz.
  3. Aşağıdaki durumlarda, kanunun belirlediği süre ve koşullarda özgürlüklerden mahrum bırakma, bu ilkenin istisnalarını oluşturur:
  4. a) Suçüstü gözaltı;
  5. b) Üç yıldan daha fazla bir süre hapisle cezalandırılan ciddi bir suçun işlenmesine ilişkin güçlü kanıt olması durumunda gözaltında veya tutuklu tutma;
  6. c) Portekiz topraklarına uygunsuz bir şekilde giren veya uygunsuz bir şekilde bulunan veya halihazırda iade veya sınır dışı kovuşturmasına tabi olan bir kişinin yargı denetimine tabi hapis, gözaltı veya diğer zorlayıcı tedbirler;
  7. d) Askeri personele disiplin hapsi verilmesi. Bu hapis cezası yetkili mahkemede temyize tabidir;
  8. e) Yetkili adliye mahkemesinin emriyle, uygun bir ortamda korunması, yardım edilmesi veya eğitilmesi amacıyla bir küçüğün tedbirlere maruz kalması;
  9. f) Mahkemenin kararına uymama nedeniyle veya yetkili adli merci önüne çıkarılmayı temin amacıyla, mahkeme emriyle gözaltı;
  10. g) Kesinlikle gerekli olduğu durumlarda ve süreler için, kimlik belirleme amacıyla şüphelilerin gözaltına alınması;
  11. h) Yetkili adli merciin emri veya onayıyla, ruhsal bozukluğu olan bir kişinin uygun bir tedavi kurumuna teslim edilmesi.
  12. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan her kişiye, anlaşılır bir şekilde, tutuklanması veya gözaltına alınmasının nedenleri ve hakları bildirilir.
  13. Anayasanın ve kanunların hükümlerine aykırı olarak özgürlüklerden yoksun bırakma, Devleti, mağdur olan kişinin kanuna uygun olarak tazmin edilmesi yükümlülüğü altına sokar.

Madde 28. (Gözaltında tutma)

  1. En fazla kırksekiz saat içinde, tüm gözaltılar, ya alıkonan kişinin salıverilmesi ya da uygun bir zorlayıcı tedbirin konması amacıyla, adli merci denetimine sunulur. Hâkim, gözaltındaki kişiyi, gözaltına alınma sebepleri hakkında bilgilendirilir, sorgular ve kendisine savunma yapma fırsatı verir.
  2. Gözaltında tutma istisnaidir ve kefaletle serbest bırakma veya kanunun öngördüğü daha elverişli bir tedbirin uygulanması mümkünse başvurulmaz veya sürdürülmez.
  3. Özgürlükten yoksun bırakmayı gerektiren bir tedbir koyan veya sürdüren bir mahkeme emri, bir an önce, gözaltına alınan kişinin bildireceği yakını veya başka bir güvendiği kişiye bildirilir.
  4. Gözaltı süresi kanunda belirtilen sınırlara tabidir.

Madde 29. (Ceza kanununun uygulanması)

  1. Kimse, söz konusu fiil veya kusur, önceden var olan bir kanunun hükümlerine göre cezalandırılabilir olmadıkça ceza kanununa göre mahkum edilemez ve aynı şekilde, daha önceden var olan bir kanunun öngördüğü şartlar olmaksızın, kimse bir güvenlik tedbirine tabi tutulamaz.
  2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, fiilin işlendiği anda, uluslararası hukukun genel ilkelerince suç olarak kabul edilen bir fiil veya kusur Portekiz iç hukukunun belirlediği sınırlarda cezalandırılmasına engel değildir.
  3. Daha önceden var olan bir kanunun açıkça belirttiği bir yaptırım olmaksızın hiçbir hapis cezası veya güvenlik tedbiri uygulanamaz.
  4. Kimse, işlendiği anda kanunun öngördüğü hapis veya güvenlik tedbirinden daha ağır veya söz konusu tedbirin uygulanması için gerekli koşullar yerine gelmeden, bir hapis veya güvenlik tedbirine maruz bırakılamaz. Bununla birlikte, içeriği davalının lehine olan ceza kanunları geriye dönük olarak da uygulanır.
  5. Kimse aynı suçtan bir defadan fazla yargılanamaz.
  6. Haksız yere mahkûm edilen vatandaşlar, mahkûmiyetlerinin gözden geçirilmesi ve uğradıkları zarar için, kanunun öngördüğü şekilde tazmin edilme hakkına sahiptir.

Madde 30. (Cezaların sınırları ve güvenlik önlemleri)

  1. Özgürlüğü kısıtlayan veya yoksun bırakan bir mahkumiyet veya güvenlik tedbiri daimi nitelikte veya sınırsız veya tanımlanmamış süreye sahip olamaz.
  2. Açık ortamda tedavinin mümkün olmadığı ciddi ruhsal bozukluğa dayalı tehlike durumlarında, özgürlüğü sınırlandıran veya kaldıran güvenlik tedbirleri, söz konusu ruhsal durum devam ettikçe, ancak her zaman bir mahkeme kararıyla, peş peşe uzatılabilir.
  3. Cezai sorumluluk devredilemez.
  4. Hiçbir mahkûmiyet otomatik olarak herhangi bir hukuki, mesleki veya siyasi hak kaybı ile sonuçlanmaz.
  5. Özgürlüklerden mahrum bırakan bir mahkumiyet veya güvenlik tedbirine konu olan mahkumlar, mahkumiyetlerine esas sınırlamalara ve ilgili mahkumiyetlerin infazı ile konan özel şartlara tabi olarak, temel haklarını ellerinde bulundururlar.

Madde 31. (Habeas corpus – Hâkim karşısına çıkma hakkı)

  1. Yasadışı tutuklama, hapis ya da gözaltı gibi kötü amaçlı güç kullanımına karşı (habeas corpus) hâkim önüne çıkarma ilkesi geçerlidir. Bunun için başvurular yetkili mahkemeye yapılır.
  2. Tutuklanan, hapsedilen veya gözaltındaki bir kişi veya siyasi haklarını kullanan her vatandaş (habeas corpus) hâkim önüne çıkma kararı almak için başvuru yapabilir.
  3. Hâkim karşısına çıkma (habeas corpus) başvurusu yapıldığı günden başlayarak sekiz gün içinde hâkim bununla ilgili olarak, layiha ve karşı layihaya tabi duruşmaya hükmeder.

Madde 32. (Cezai kovuşturmalarda teminatlar)

  1. Cezai kovuşturmalar, temyiz de dahil, savunma için her türlü güvenceyi verir.
  2. Her davalı hakkında kesin hüküm verilinceye kadar masum kabul edilir ve savunma güvenceleriyle uyumlu olarak mümkün olduğunca çabuk mahkemeye çıkarılır.
  3. Davalılar avukat seçme ve her adli işlemde avukattan yardım alma hakkına sahiptir. Kanun, bir avukat yardımının zorunlu olduğu dava ve işlemleri belirler.
  4. Ön araştırmalar tamamen, kanunun şartlarına tabi olarak, başka kişi veya kurumların temel haklarını doğrudan ilgilendirmeyen araştırma çalışmalarını yapma yetkisi veren bir hâkimin sorumluluğunda yürütülür.
  5. Ceza kovuşturması karşılıklı ithamların olduğu bir yapıdadır, duruşmalar ve kanunun gerektirebileceği ön araştırma işlemleri layiha ve karşı layiha ilkesine tabi olur.
  6. Kanun, savunma haklarının güvence altına alınmasına istinaden, davalı veya sanığın, duruşmalar dahil, yargılama sürecinde bulunmasından vazgeçileceği durumları tanımlar.
  7. Mağdurlar, kanunun koyduğu kurallar çerçevesinde, yargılamada hazır bulunma hakkına sahiptir.
  8. İşkence, zorlama, kişinin bedensel veya manevi bütünlüğünün ihlali, özel hayata, konuta, haberleşmeye ve telekomünikasyona uygunsuz girme yoluyla elde edilen her türlü delil geçersiz sayılır.
  9. Hiçbir dava, daha önceki bir kanuna göre yargılama yapmış bir mahkemeden geri çekilemez.
  10. İdari suçlarla ilgili kovuşturmalarda veya ceza uygulanabilen her türlü kovuşturmada davalıların dinlenme ve savunma hakkı vardır.

Madde 33. (Sınır dışı etme, suçluların iadesi ve sığınma hakkı)

  1. Portekiz vatandaşları Portekiz topraklarından sınır dışı edilemez.
  2. Portekiz topraklarına kurallara uygun bir şekilde giren veya topraklarda kurallara uygun bir şekilde bulunan, oturma hakkı verilmiş olan veya sığınma hakkı talebi reddedilmemiş olan hiç kimse adli makamın kararı olmaksızın sınır dışı edilemez. Böyle durumlarda kanun yargılama şeklinin hızlandırılmasını güvence altına alır.
  3. Portekiz vatandaşlarının Portekiz’den sınır dışı edilmesi, sadece, uluslararası bir anlaşma ile karşılıklı suçluların iadesi üzerinde mutabakat sağlandığında veya terörizm ve uluslararası organize suç durumlarında ve başvuran Devletin hukuk sistemi adil yargılamayı güvence altına alması koşuluyla mümkündür.
  4. Başvuran Devletin kanunlarına göre hapis veya hürriyetten mahrum eden veya süresiz veya belirsiz bir süre için sınırlandıran güvenlik önlemiyle cezalandırılabilir suçlar için suçluların iadesi sadece, başvuran Devletin, bu alanda Portekiz’in taraf olduğu uluslararası bir anlaşmanın tarafı olması ve böyle bir hapis veya güvenlik önleminin uygulanmayacağı teminatı verilmesi durumunda mümkün olur.
  5. Yukarıdaki fıkralardaki hükümler, Avrupa Birliğinin himayesinde konmuş, suç alanında adli işbirliğini düzenleyen kuralların uygulanmasına halel getirmez.
  6. Kimse, hiçbir koşulda, siyasi nedenlerle veya başvuran Devletin kanunlarına göre ölümle veya kişinin bedensel bütünlüğüne geri dönülemez hasarla sonuçlanan başka bir mahkumiyetle cezalandırılabilen suçlar için sınır dışı edilemez.
  7. Sınır dışı edilme sadece adli makamların kararıyla olabilir.
  8. İltica hakkı, demokrasi, toplumsal veya ulusal kurtuluş, halklar arasında barış, insan hak ve özgürlükleri lehine faaliyetlerinin sonucu zulme uğrayan veya ağır tehdit altında olan yabancılara ve vatansız kimselere verilir.
  9. Kanun siyasi mülteci statüsünü belirler.

Madde 34. (Konut ve haberleşme dokunulmazlığı)

  1. Şahsi konutlar ve haberleşmenin gizliliği ve diğer özel iletişim araçları dokunulmazdır.
  2. Bir vatandaşın evine sadece yetkili adli merciin kararı ve sadece kanunla belirlenmiş usullere uygun durumlarda girilebilir.
  3. Geceleyin, suçüstü durumları veya terörizm, kanunun belirlediği, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı da dâhil özellikle şiddet ve organize suç durumları saklı kalmak üzere, rızası olmadan kimse, bir kişinin evine giremez.
  4. Kamu makamlarının, ceza kovuşturmasıyla ilgili kanunun belirlediği durumlar dışında, haberleşme, telekomünikasyon veya diğer iletişim biçimlerine herhangi bir şekilde müdahale etmesi yasaktır.

Madde 35. (Bilgisayar kullanımı)

  1. Her vatandaşın, kendisiyle ilgili bilgisayar verilerine erişme, düzeltilmesini ve güncellenmesini isteme ve hepsi kanunla belirlenmiş olarak, hangi amaçla toplandığı konusunda bilgilendirilmeye hakkı vardır.
  2. Kanun, otomatik işlem ve bağlantısı, iletimi ve kullanımı konusunda geçerli koşul ve şartlarla birlikte kişisel veri kavramını tanımlar ve özellikle bağımsız idari bir kuruluş vasıtasıyla, korunmasını güvence altına alır.
  3. Bilgisayarlar, kanunun verdiği yetki ve ayrımcılık yapmama güvencesiyle birlikte veriye konu kişinin açık rızası dışında, felsefi veya siyasi suçlar, parti veya sendikaların üyelikleri, dini inançlar, özel yaşam veya etnik kökenleri işlemek veya bireysel olarak tanımlanamayan istatistikleri işlemek için kullanılamaz.
  4. Kanunun belirlediği istisnai durumlar hariç, üçüncü tarafların kişisel verilere erişimi yasaktır.
  5. Her vatandaşa tek bir ulusal numara vermek yasaktır.
  6. Herkesin, kamuya açık bilgisayar ağlarına erişimi güvence altına alınır ve kanun sınır ötesi veri akışlarında ve ulusal çıkar adına korunması güvence altına alınabilecek diğer veriler için geçerli kuralları belirler
  7. El dosyalarında bulunan kişisel veriler de yukarıdaki fıkralarda öngörülen aynı koruma kapsamındadır.

Madde 36. (Aile, evlilik ve babalık tayini)

  1. Herkes tam eşit şartlarda bir aile kurma evlenme hakkına sahiptir.
  2. Kanun, oluşma şekline bakılmaksızın, evliliğin, ölümle veya boşanma ile sona ermesinin şartlarını ve sonuçlarını düzenler.
  3. Eşler, medeni ve siyasi açıdan çocuklarının bakım ve eğitimiyle ilgili olarak eşit hak ve ödevlere sahiptir.
  4. Sırf bu sebepten, evlilik dışı doğan çocuklar hiçbir ayrıma tabi tutulamaz ve ne kanun ne de resmi daireler veya servisler bunların soylarıyla ilgili ayrımcı şartlara yer veremez.
  5. Ebeveynlerin çocuklarına bakma ve eğitme hak ve ödevi vardır.
  6. Her zaman bir adli makamın kararıyla ve çocuklara karşı temel ödevlerini yerine getirmeme durumları hariç, çocuklar ebeveynlerinden ayrılamaz.
  7. Evlat edinme, gerekli şartların tamamlanmasını belirli biçimlere bağlayan kanunla düzenlenir ve korunur.

Madde 37. (İfade ve bilgi hürriyeti)

  1. Herkes, düşüncelerini sözle, görüntü veya başka bir araçla serbestçe ifade etme, yayma ve başkalarını bilgilendirme, bilgi edinme ve engelleme veya ayrım olmaksızın bilgilendirilme hakkına sahiptir.
  2. Söz konusu hakların kullanımı herhangi bir sansür türü veya şekliyle engellenemez veya sınırlandırılamaz.
  3. Söz konusu hakların kullanılmasındaki ihlaller ceza kanunu veya idari suçları düzenleyen kanunun genel hükümlerine konu olur ve kanunun belirlediği şekilde mahkemelerin veya bağımsız idari kurumların huzuruna çıkarılır.
  4. Her kişi veya tüzel kişiye, eşit ve etkili biçimde cevap verme ve düzeltme hakkı yanı sıra, uğradığı zararların tazmin edilmesi hakkı verilir.

Madde 38. (Basın ve medya hürriyeti)

  1. Basın özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Basın özgürlüğü şu anlama gelir:
  3. a) Gazetecilerin ve diğer personelin ifade ve yaratıcılık özgürlüğü, bir öğretiye ait veya sınıfsal olduğu zaman hariç, söz konusu medya kuruluşunun yayın politikasının belirlenmesine katılma hakkı;
  4. b) Kanunun şarta bağladığı şekilde, gazetecilerin bilgi kaynaklarına erişme ve mesleki bağımsızlık ve gizlilik hakkı ve yayın kurullarını seçme hakkı;
  5. c) Hiçbir ön idari yetki, kefalet ya da yeterlik aranmaksızın, gazete veya herhangi bir başka yayın kurma hakkı.
  6. Genel olarak, kanun, yayın kuruluşlarının sahiplerinin adlarının ve bu kuruluşların finansman kaynaklarının ilân edilmesini sağlar.
  7. Devlet, genel haber medyasına sahip olan işletmelere uzmanlaşma ilkelerini uygulamaya zorlayarak, bunları ayrımcı olmayan şekilde yaklaşarak ve destekleyerek ve özellikle çoklu ve birbirine kenetli menfaatler yoluyla yoğunlaşmalarını engelleyerek medyanın özgürlüğünü ve siyasi ve ekonomik güçlerden bağımsızlığını sağlar.
  8. Devlet, kamu radyo ve televizyon hizmetinin varlığını ve faaliyetini sağlar.
  9. Kamu sektörü medyasının yapısı ve faaliyeti Hükümetten, kamu yönetiminden ve diğer kamu makamlarından bağımsızlığını korur ve tüm farklı düşünce akımlarının kendini ifade edebilmesini ve birbiriyle yüzleşmesini sağlar.
  10. Radyo ve televizyon yayın istasyonları sadece, kanunun belirttiği şekilde, kamu ihalesi yoluyla verilen lisanslarla faaliyet gösterir.

Madde 39. (Medyanın düzenlenmesi)

  1. Bağımsız bir idari organ medyada aşağıdaki koşulları sağlamaktan sorumludur:
  2. a) Bilgi edinme hakkı ve basın özgürlüğü;
  3. b) Medya sahipliğinde yoğunlaşmanın önlenmesi;
  4. c) Siyasal iktidar ve ekonomik güçten bağımsızlık;
  5. d) Kişi hakları, özgürlükleri ve teminatlarına saygı;
  6. e) Medyanın çalışmasını düzenleyen kanun ve kurallara saygı;
  7. f) Tüm farklı görüşlerin kendilerini ifade edebilmesi ve birbirleriyle yüzleşebilmesi;
  8. g) (Yayın zamanı, karşılık verme ve siyasi cevap hakkının kullanılması)
  9. Kanun, yukarıdaki fıkrada atıfta bulunulan organın oluşumunu, sorumluluklarını, teşkilatını ve işleyişini ve Cumhuriyet Meclisince atanan üyelerinin statülerini ve rollerini tarif eder.

Madde 40. (Yayın zamanı, karşılık ve siyasi cevap hakkı)

  1. Siyasi partiler, sendikalar, meslek ve iş örgütleri ve ulusal kapsaması olan diğer kuruluşlar, büyüklükleri ve temsil güçlerine göre ve kanunla tanımlanan nesnel ölçütlerle, kamu radyo ve televizyon hizmetinde yayın zamanı hakkına sahiptir.
  2. Cumhuriyet Meclisinde bir veya daha fazla sandalyeye sahip ve Hükümette yer almayan siyasi partiler, kanunun belirttiği gibi, her partinin Meclisteki sandalye sayısıyla orantılı olarak kamu radyo ve televizyonunda yayın zamanına ve Hükümetin siyasi beyanlarına karşılık ve cevap hakkına sahiptir. Bu yayın zamanları, Hükümetin yayınlarına ve beyanlarına verilen aynı süre ve uzunluğa sahip olur. Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinde sandalyeleri olan partiler, söz konusu bölge sınırları içinde de aynı haklara sahiptir.
  3. Seçimler sırasında ve kanunun belirttiği şekilde, adaylar, ulusal ve bölgesel kapsaması olan radyo ve televizyon istasyonlarında düzenli ve eşit yayın zamanına sahip olur.

Madde 41. (Vicdan, din ve ibadet hürriyeti)

  1. Vicdan, din ve ibadet hürriyetine dokunulamaz.
  2. Kimse mezhebi veya dini gereklerini yerine getirmekten dolayı zulme uğratılamaz, haklarından yoksun bırakılamaz veya yurttaşlık yükümlülüklerinden veya ödevlerinden muaf tutulamaz.
  3. Hiçbir makam, bireysel kimliği belirtilmeyen istatistik amaçlı veri toplama dışında, kimsenin dini inanç ve mezhebini sorgulayamaz, ne de cevap vermeyi reddedenler bir zarara uğratılabilir.
  4. Kiliseler ve diğer dini cemaatler Devletten ayrıdır ve örgütlenme ve kendi tören ve ayinlerini yapmakta serbesttirler.
  5. Herhangi bir dini, söz konusu mezhep içinde öğretme ve faaliyetlerini yürütmek için uygun araç kullanma özgürlüğü güvence altındadır.
  6. Kanunun belirlediği şekilde, bir vicdani retçi olma hakkı güvence altındadır.

Madde 42. (Kültür oluşturma özgürlüğü)

  1. Fikri, sanatsal ve bilimsel yaratım sınırlandırılamaz.
  2. Bu özgürlük, bilim, edebiyat ve sanat eserlerini icat etme, üretme ve kamuoyuna yayma hakkını kapsar ve telif haklarının kanunla korunmasını içerir.

Madde 43. (Öğrenme ve öğretme hürriyeti)

  1. Öğrenme ve öğretme hürriyeti güvence altındadır.
  2. Devlet, herhangi bir, estetik, politik, ideolojik, felsefi veya dini direktife uygun olarak eğitim ve kültür programları hazırlamaz.
  3. Kamu eğitimi bir mezhebe bağlı olamaz.
  4. Özel ve kooperatif okulları açma hakkı güvence altındadır.

Madde 44. (Seyahat ve göç etme hakkı)

  1. Her vatandaş, Portekiz toprakları içinde serbestçe seyahat edebilir ve yerleşebilir.
  2. Her vatandaşın, Portekiz topraklarından ayrılma veya başka bir ülkeye göç etme hakkı ve bu topraklara geri dönme hakkı güvence altındadır.

Madde 45. (Toplantı ve gösteri hakkı)

  1. Vatandaşlar, halka açık yerlerde bile, hiçbir izne ihtiyaç duymadan, barışçıl ve silahsız toplanma hakkına sahiptir.
  2. Her vatandaşa gösteri yapma hakkı tanınır.

Madde 46. (Dernek kurma özgürlüğü)

  1. Vatandaşlar, şiddeti teşvik etmeme ve amaçları ceza kanuna muhalif olmama koşuluyla, ön izin olmaksızın birlikte dernek kurma hakkına sahiptir.
  2. Dernekler amaçlarını serbestçe ve kamu makamlarının müdahalesi olmadan gerçekleştirirler ve kanunun belirttiği durumlar dışında ve mahkeme emri olmaksızın feshedilemezler ve faaliyetleri askıya alınamaz.
  3. Kimse bir derneğe zorla üye edilemez veya orada kalmak için herhangi bir şekilde zorlanamaz.
  4. Silahlı derneklere, askeri, askerileştirilmiş veya milis türü derneklere ve ırkçı veya faşist ideoloji sergileyen örgütlere izin verilmez.

Madde 47. (Meslek seçme ve Kamu Yönetimine girme hürriyeti)

  1. Herkes, kanunun genel kamu yararı adına koyduğu veya kendi yetenekleriyle ilgili kısıtlamalara tabi olarak, serbestçe bir meslek veya çalışma türü seçebilir.
  2. Her vatandaş, bir genel kural olarak rekabetçi bir istihdam süreci yoluyla, kamu yönetimine başvurmada eşit ve serbest hakka sahiptir.

Bölüm II.

Siyasi katılıma ilişkin haklar, hürriyetler ve teminatlar

 

Madde 48. (Siyasi yaşama katılma)

  1. Her vatandaş, doğrudan ya da serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla, siyasi yaşamda ve ülkenin kamu işlerinin yönetiminde yer alma hakkına sahiptir.
  2. Her vatandaşın, Devletin ve diğer kamu kurumlarının faaliyetleri hakkında nesnel olarak aydınlatılma ve kamu işlerinin yönetimi konusunda Hükümet ve diğer kamu kurumları tarafından bilgilendirilme hakkı vardır.

Madde 49. (Oy verme hakkı)

  1. Kanunun belirttiği ehliyetsizlikler dışında, onsekiz yaşına gelmiş her vatandaş oy verme hakkına sahiptir.
  2. Oy verme hakkı şahsen kullanılır ve medeni bir ödev oluşturur.

Madde 50. (Kamu görevi için aday olma hakkı)

  1. Her vatandaş herhangi bir kamu görevine aday olmak için serbest ve eşit hakka sahiptir.
  2. Kimse, siyasi haklarını kullanmaktan veya kamu görevinde bulunmaktan dolayı atamalarda, iş veya mesleki kariyer veya hak kazandığı sosyal yardımlarda zarara uğratılamaz.
  3. Seçimle gelinen görevlere adaylık hakkının yönetilmesinde, kanun sadece, hem seçmenin seçme özgürlüğünü ve bağımsızlığını hem de söz konusu görevlerin yerine getirilmesinde tarafsızlığı güvence altına alma ihtiyacıyla bazı seçilmeye engel durumları belirleyebilir.

Madde 51. (Siyasi dernekler ve partiler)

  1. Dernek kurma özgürlüğü, siyasi dernek kurma veya içlerinde yer alma ve bunlar vasıtasıyla halk iradesinin tecellisine ve siyasi iktidarın örgütlenmesine yönelik olarak müşterek ve demokratik çalışma hakkını içerir.
  2. Kimse aynı anda birden fazla partiye üye olamaz ve hiç kimse yasal olarak kurulmuş herhangi bir partiye üye olmadığı veya üyeliğini sona erdirdiği için herhangi bir hakkını kullanmaktan yoksun bırakılamaz.
  3. Parti programlarında vurguladıkları felsefe ve ideolojiye halel getirmeksizin, siyasi partiler, herhangi bir din veya kilise ile doğrudan ilgisi olan ifadeleri ihtiva eden isimleri veya ulusal veya dini simgelerle karıştırılabilecek amblemleri kullanamaz.
  4. Hiçbir parti, dini bir nitelik veya kapsama sahip bir isim veya parti programı ile kurulamaz.
  5. Siyasi partiler, şeffaflık, demokratik örgütlenme ve yönetim ve tüm üeyelerin katılımı ilkeleriyle yönetilir.
  6. Kanun, siyasi partilerin finansmanını düzenleyen, özellikle kamu kaynaklarıyla ilgili şartlar ve sınırlamaları ve varlıklarını ve hesaplarını halka açıklama gerekliliğiyle ilgili kuralları koyar.

Madde 52. (Dilekçe hakkı ve halk adına yargıya başvuru hakkı)

  1. Her vatandaş, hakkını, Anayasayı, kanunları veya kamu çıkarlarını korumak için, egemen güçlere, özerk bölgelerin özyönetim organlarına veya herhangi bir makama bireysel olarak veya başkalarıyla topluca dilekçe, açıklama, hak iddiası veya şikayet başvurusu yapma hakkına ve ayrıca makul bir süre içerisinde bu başvurusunun değerlendirme sonucunun kendisine bildirilmesi hakkına sahiptir.
  2. Kanun, toplu dilekçelerin Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin genel kurullarında değerlendirilme şartlarını belirler.
  3. Herkesin, kanunun belirleyeceği şartlarda, şahsen veya söz konusu çıkarları savunan dernekler yoluyla mağdur taraf ya da tarafların uygun tazminatı için başvuru hakkını da içermek üzere, halk adına yargıya başvurma hakkı vardır. Söz konusu hak özellikle şu amaçlar için kullanılır:
  4. a) Kamu sağlığına, tüketici haklarına, yaşam kalitesine veya çevrenin ve kültürel mirasın korunmasına karşı suçların önlenmesi, durdurulması veya soruşturulmasını teşvik etmek için;
  5. b) Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimlere ait mülkün korunması için.

Bölüm III.

İşçi hakları, özgürlükleri ve teminatları

 

Madde 53. (İş güvencesi)

İşçilere iş güvencesi verilir ve haklı sebep olmaksızın siyasi veya ideolojik sebeplerle işten çıkarma yasaktır.

Madde 54. (İşçi komiteleri)

  1. İşçiler, çıkarlarını savunmak ve şirket yaşamına demokratik müdahale için işçi komiteleri oluşturma hakkına sahiptir.
  2. İşçi komiteleri oluşturma kararları, komitenin tüzüğünü onaylayacak ve üyelerini doğrudan, gizli oylama yöntemiyle seçecek olan ilgili işçiler tarafından alınır.
  3. İşçilerin çıkarlarını teminat altına alma ve ekonomik yeniden yapılandırmaya müdahaleyi geliştirmek amacıyla koordinasyon komiteleri oluşturulabilir.
  4. Komite üyeleri sendika delegelerine tanınan yasal güvenceden yararlanırlar.
  5. İşçi komiteleri şu haklara sahiptir:
  6. a) Görevlerini yerine getirmek için gereken tüm bilgileri almak;
  7. b) İşletmelerin yönetimini izlemek;
  8. c) Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak veya çalışma koşulları değiştirilirken, işletmenin yeniden yapılanma sürecine katılmak;
  9. d) Sektörlerine yönelik iş mevzuatı ve ekonomik ve sosyal planların hazırlanmasında rol almak;
  10. e) İşletmelerin sosyal faaliyetlerini yönetmek veya yönetimine katılmak;
  11. f) Kanunların belirttiği şekilde, Devlete veya diğer kamu kurumlarına ait işletmelerin yönetim organlarına işçi temsilcileri seçilmesini teşvik etmek.

Madde 55. (Sendikal özgürlükler)

  1. İşçiler, hakları ve çıkarlarının korunmasında birlik sağlamanın koşulu ve güvencesi olarak sendika kurmak ve yürütmekte özgürdür.
  2. Sendika kurma ve yürütme özgürlüklerini kullanırken, işçilere, ayrım gözetmeksizin, özellikle aşağıdaki güvenceler verilir:
  3. a) Her seviyede sendika kurma özgürlüğü;
  4. b) Üye olma özgürlüğü. Hiçbir işçi üye olmadığı sendikaya aidat ödemeye zorlanamaz;
  5. c) Sendikaların örgütlenme ve iç yönetmeliklerini belirleme özgürlüğü;
  6. d) İşletmelerde sendikal faaliyetlere katılma hakkı;
  7. e) İlgili tüzüklerin belirlediği şekillerde siyasi görüş hakkı.
  8. Sendikalar, yönetim organlarının gizli oyla periyodik seçimine dayalı, herhangi bir yetkilendirme ve onay ihtiyacı olmaksızın demokratik örgütlenme ve yönetim ilkeleriyle yönetilir ve sendikal faaliyetin her alanında işçilerin aktif katılımıyla kurulur.
  9. Sendikalar, işverenler, Devlet, dini cemaatler ve partiler ve diğer siyasi birliklerden bağımsız olur ve kanun, çalışan sınıfın birliği için esas olan bu bağımsızlığa uygun güvenceler oluşturur.
  10. Sendikalar, uluslararası sendika kuruluşlarıyla ilişki kurma ve bunlara katılma hakkına sahiptir.
  11. İşçilerin seçilmiş temsilcileri, bilgilendirilme ve kendilerine danışılma ve işlevlerini meşru düzlemde gerçekleştirirken, koşullara, sınırlamalara ve kısıtlamalara boyun eğmemek için yeterli yasal koruma hakkını kullanır.

Madde 56. (Sendikal haklar ve toplu sözleşme)

  1. Sendikalar, temsil ettikleri işçilerin haklarını ve çıkarlarını savunmaktan sorumludur.
  2. Sendikalar şu haklara sahiptir:
  3. a) İş mevzuatının hazırlanmasında yer almak;
  4. b) Sosyal güvenlik kurumları ve işçilerin çıkarlarını gözeten diğer kuruluşların yönetiminde yer almak;
  5. c) Ekonomik ve sosyal plan üzerinde görüş bildirmek ve bunların uygulanmasını denetlemek;
  6. d) Kanunla belirtildiği üzere, sosyal uzlaşma organlarında temsil edilmek;
  7. e) Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak veya çalışma koşulları değiştirilirken, işletmenin yeniden yapılanma sürecinde yer almak;
  8. f) Sendikalar kanunla belirlendiği üzere güvence altına alınan toplu sözleşmeler yapma hakkını kullanmaktan sorumludur.
  9. g) Kanun, toplu iş sözleşmeleri yapma meşruiyetini ve bunların hükümlerinin geçerliliğini düzenleyen kuralları belirler.

Madde 57. (Grev hakkı ve lokavt yasağı)

  1. Grev hakkı güvence altındadır.
  2. İşçiler grevle savunulacak çıkarların kapsamını tanımlamaktan sorumludur ve kanun bu kapsamı sınırlamaz.
  3. Kanun, donanım ve tesislerin güvenliğini sağlamak için gerekli olan hizmetlerin ve grevler sırasında temel sosyal ihtiyaçların karşılanması için kaçınılmaz olan asgari düzeydeki hizmetlerin koşullarını tanımlar.
  4. Lokavt yasaktır.

 

 

Başlık III.

Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve ödevler

Bölüm I.

Ekonomik haklar ve ödevler

Madde 58. (Çalışma hakkı)

  1. Herkes çalışma hakkına sahiptir.
  2. Çalışma hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:
  3. a) Tam istihdam politikalarının uygulanması;
  4. b) İş ve meslek seçiminde eşit fırsatlar ve cinsiyete dayalı engellemeden, herhangi bir kadroya, işe veya mesleki kategoriye girmesini sınırlamadan kaçınmak için gerekli koşullar;
  5. c) İşçiler için kültürel ve teknik eğitim ve mesleki gelişim.

Madde 59. (İşçi hakları)

  1. Yaş, cinsiyet, ırk, vatandaşlık, köken, din ve siyasi ve ideolojik inançlarına bakılmaksızın, her işçi şu haklara sahiptir:
  2. a) Eşit işe eşit ücret ilkesine uygun olarak ve geçimini sağlamaya yetecek şekilde, hacmi, yapısı ve niteliğine göre yaptığı işin karşılığının ödenmesi;
  3. b) Çalışmanın, sosyal onurla uyumlu ve kişisel tatmin sağlayacak ve mesleki ve aile yaşamını bir arada götürmeyi mümkün kılacak şekilde örgütlenmesi;
  4. c) Güvenli, hijyen ve sağlıklı koşullarda çalışmak;
  5. d) Dinlenme ve boş zaman, iş gününün maksimum sınırı, haftalık dinlenme süresi ve periyodik ücretli tatiller;
  6. e) İsteği dışında işsiz kaldığında maddi yardım;
  7. f) İşle ilgili kaza veya meslek hastalığı mağduru olduğunda yardım ve adil tazminat;
  8. Devlet, işçilerin hakkı olan çalışma, hizmet karşılığı ve dinlenmeyle ilgili koşulları sağlamak için özellikle şunları yapmakla yükümlüdür:
  9. a) Özellikle işçilerin ihtiyaçları, geçinme maliyeti, üretim sektörlerinin geliştirdiği düzey, ekonomik ve mali istikrarın zorladığı şartlar ve kalkınma amaçlı sermaye birikimini dikkate alarak, asgari ücreti belirleme ve güncelleme.
  10. b) Çalışma saatlerinde ulusal sınırlar belirleme;
  11. c) Hamilelik ve doğum sonrası kadınlar, küçükler ve engelliler ve çalışma şartları özellikle ağır olan veya sağlıksız, zehirli veya tehlikeli ortamlarda çalışanlar için çalışmayla ilgili özel koruma;
  12. d) Sosyal kuruluşlar ile işbirliği içerisinde, dinlenme ve tatil merkezlerinden oluşan bir ağın sistematik olarak geliştirilmesinin sağlanması;
  13. e) Göçmen işçilerin çalışma koşullarını korumak ve sosyal yardımları güvence altına almak;
  14. f) Öğrenci işçilerin çalışma koşullarını korumak.
  15. Maaşlar, kanunla ortaya konulmuş özel güvencelere sahiptir.

Madde 60. (Tüketici hakları)

  1. Tüketiciler, tüketilen mal ve hizmetlerde, eğitim ve bilgide, sağlığın korunmasında, güvenlik ve ekonomik çıkarlarında iyi kalite ve uğradıkları zararlar için tazminat hakkına sahiptir.
  2. Reklamcılık kanunla düzenlenir ve gizli, dolaylı veya hileli her türlü reklam biçimi yasaktır.
  3. Tüketici dernekleri ve tüketim kooperatifleri, kanunda belirtilen, Devletten yardım alma, tüketicinin korunması konusunda dinlenme hakkına sahiptir ve üyelerini veya toplu veya kamu çıkarlarını kanuni müdafaa hakkı vardır.

Madde 61. (Özel şirketler, kooperatifler ve işçi yönetimi)

  1. Anayasa ve kanunların ve kamu yararı açısından belirlenen çerçevelerde serbestçe özel ekonomik girişim yapılabilir.
  2. Herkes kooperatifçilik ilkelerine uygun olarak, özgürce kooperatif kurma hakkına sahiptir.
  3. Kooperatifler kanunun belirlediği genel çerçevede serbestçe faaliyet gösterir ve gruplaşarak birlikler, federasyonlar ve konfederasyonlar ve kanunun öngördüğü diğer örgütleri oluşturabilirler.
  4. Kanun, Devletin ya da herhangi bir kamu kurumunun hissesinin olduğu kooperatifler için özel kuruluş şartları koyar.
  5. Kanunla ortaya konduğu üzere, işçi yönetimi hakkı olacaktır.

Madde 62. (Özel mülkiyet hakkı)

  1. Anayasanın orta koyduğu üzere, herkesin özel mülkiyete ve bunun yaşarken veya devrine aktarılmasına hakkı vardır.
  2. Kamu yararına el koyma ve kamulaştırma sadece kanunlar temelinde adil tazminat ödemesiyle yapılır.

Bölüm II.

Sosyal haklar ve ödevler

Madde 63. (Sosyal güvenlik ve dayanışma)

  1. Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
  2. Devlet, sendikalar, işçiler ve diğer yararlanıcıları temsil eden kuruluşların katılımı ile birlikte, birleşik ve merkezi olmayan bir sosyal güvenlik sistemini örgütlemek, koordine ve sübvanse etmekle görevlidir.
  3. Sosyal güvenlik sistemi, vatandaşları hastalıklarında, yaşlılıklarında ve sakatlandıklarında, dul veya yetim kaldıklarında ve ayrıca işlerini kaybettiklerinde veya geçinme araçlarını veya çalışma yeteneğini tamamen kaybettiklerinde veya sıkıntıya düştüklerinde korur.
  4. Kanunun belirttiği şekilde, çalışılan tüm dönemleri, hizmet edilen sektörden bağımsız olarak, yaşlılık ve malullük aylığı hesaplamalarında katkıda bulunur.
  5. Bu maddede ve 67/2b, 69, 70/1e, 71 ve 72’nci maddelerde yer verilen sosyal dayanışma hedeflerini gerçekleştirme amacıyla, Devlet, kanunlarda belirtildiği şekilde, kamu yararına olduğu kabul edilen yardım kurumlarını ve diğer kar gözetmeyen kurumların faaliyetlerini operasyonlarını destekler ve inceler.

Madde 64. (Sağlık)

  1. Herkes sağlığı koruma hakkına ve sağlığı savunma ve koruma ödevine sahiptir.
  2. Sağlığın korunması hakkı aşağıdaki yolla yerine getirilir:
  3. a) Kullanan vatandaşların ekonomik sosyal koşullarına özel dikkat göstererek, genel ve geniş kapsamlı ve ücretsiz olmaya yatkın bir ulusal sağlık hizmeti yardımıyla;
  4. b) Özellikle çocukların, gençlerin ve yaşlıların korunmasını güvence altına alan ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel koşulları oluşturarak; yaşam ve çalışma koşullarını sistematik olarak iyileştirerek ve ayrıca okulda diğer insanlar arasında beden sağlığı ve sporu teşvik ederek; ve hem insan sağlığı hem de hijyen eğitimini ve sağlıklı yaşam uygulamalarını geliştirerek.
  5. Sağlığın korunması hakkının kullanılmasını temin etmek için, Devletin birincil görevi aşağıdaki işlevleri üstlenmektir:
  6. a) Ekonomik durumundan bağımsız olarak, her vatandaşın koruyucu, tedavi edici ve iyileştirici tıbbi bakımdan yararlanmasını garanti etmek;
  7. b) Bütün ülkeyi rasyonel ve etkili biçimde kapsayan sağlık hizmetleri ve insan kaynaklarını garanti etmek;
  8. c) Sağlık hizmetleri ve ilaçların kamu finansmanı ile karşılanması yönünde çalışmak;
  9. d) Kamu ve özel sektöre ait sağlık kurumlarında yeterli verimlilik ve kalite standartlarını elde etmek üzere, tüzel ve özel tıp biçimlerini düzenlemek ve teftiş etmek ve ulusal sağlık hizmetleri ile bütünleştirmek.
  10. e) Kimyasal, biyolojik ve farmakolojik ürünler ile tedavi ve tanıda kullanılan diğer araçların üretim, dağıtım, pazarlama, satış ve kullanımını düzenlemek ve denetlemek;
  11. f) İlaçların kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi ve tedavisi için politikalar oluşturmak.
  12. Ulusal sağlık hizmeti, yerinden ve katılımcı bir yönetim sistemine sahip olacaktır.

Madde 65. (Konut ve şehir planlaması)

  1. Herkes, kendisi ve ailesi için, sağlıklı ve konforlu, kişi ve aile mahremiyetini muhafaza eden, yeterli büyüklükte bir mesken hakkına sahiptir.
  2. 2. Konut hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:
  3. a) Yeterli ulaşım ağı ve sosyal tesisin varlığını garanti eden şehir planlama belgeleriyle desteklenen genel şehir ve bölge planlama belgelerinde şekillendirilmiş bir konut politikasını planlama ve uyguılama;
  4. b) Özerk bölgeler ve yerel yönetimlerle işbirliği içinde düşük maliyetli sosyal konut inşaatını teşvik etme;
  5. c) Kamu yararına tabi olarak, özel inşaatı ve konut sahipliği veya kiralamayı canlandırma;
  6. d) Konut sorunlarını çözme yolunda çaba gösteren yerel girişimleri destekleme ve teşvik etme ve konut ve yapı kooperatiflerinin oluşumunu özendirme.
  7. Devlet, ailenin geliriyle uyumlu bir kiralama ve ferdi konuttan faydalanma sisteminin oluşturulması yönünde bir politika üstlenir.
  8. Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimler, özellikle planlama araçları ve şehir ve bölgenin planlamasıyla ilgili genel kanuni çerçeve içinde, şehir arazisinin işgali, kullanımı ve dönüştürülmesini düzenleyen kuralları belirler ve kamu yararına şehir planlama amaçlarını yerine getirmeye yönelik araziyi kamulaştırır.
  9. İlgili taraflar, şehir planlama araçlarının ve diğer şehir ve bölge planlama araçlarının hazırlanmasına katılma hakkına sahiptir.

Madde 66. (Çevre ve yaşam kalitesi)

  1. Herkesin sağlıklı ve ekolojik olarak dengeli bir yaşam çevresine sahip olma hakkı ve bunu savunma ödevi vardır.
  2. Devlet, sürdürülebilir kalkınma genel çerçevesi içinde çevre hakkını güvence altına almak için, ilgili kurumlar yoluyla eyleme geçerek ve vatandaşların katılımını sağlayarak şu görevleri üstlenir:
  3. a) Kirliliğin ve etkilerinin ve erozyonun zararlı biçimlerinin önlenmesi ve kontrol altına alınması;
  4. b) Doğru faaliyet alanı, dengeli sosyal ve ekonomik kalkınma ve doğal alanların geliştirilmesi amacıyla, şehir ve bölge planlaması yürütme ve geliştirme;
  5. c) Doğal parklar ve rekreasyon alanlarının oluşturulması ve geliştirilmesi ve doğanın korunmasını ve kültürel değerlerin ve tarihi ve sanatsal ilgi odağı varlıkların saklanmasını sağlayacak şekilde doğal alanların ve yerlerin korunması;
  6. d) Doğal kaynakların akılcı kullanımını teşvik etme, kuşaklararası dayanışma ilkesiyle, bu kaynakların kendilerini yenileme yeteneklerini güvence altına alma ve ekolojik istikrarı sürdürme.
  7. e) Yerel yönetimlerle birlikte hareket etme, özellikle mimari düzeyde ve tarihi alanların korunmasıyla ilgili olarak, şehir dışı yerleşimlerinin ve şehir yaşamının çevre kalitesini geliştirme.
  8. e) Çevre hedeflerinin çeşitli sektör politikalarıyla bütünleştirilmesini teşvik etme;

Çevre eğitimini ve çevreyle ilgili değerlere saygıyı geliştirme;

  1. f) Mali politikanın çevrenin ve yaşam kalitesinin korunması ile uyumlu kalkınmayı mümkün kılacak yapıda olmasını sağlama.

Madde 67. (Aile)

  1. Toplumda temel bir öğe olarak Aile toplum ve Devlet tarafından korunma hakkına ve aile üyelerinin kişisel tatmin sağlayabilmeleri için gerekli tüm koşulların etkin uygulanması hakkına sahiptir.
  2. Ailenin korunması için, Devlet özellikle şu açılardan sorumludur:
  3. a) Aile birimlerinin sosyal ve ekonomik bağımsızlığını geliştirme;
  4. b) Ulusal kreş ağının ve yaşlılar politikasıyla birlikte, aileyi destekleyecek diğer tesislerin oluşturulmasını teşvik etmek ve bunlardan yararlanmalarını garanti etmek;
  5. c) Çocuklarının eğitimi ile ilgili olarak velilerle işbirliği;
  6. d) Bireysel özgürlükle ilgili olarak, bilgi, yöntem ve araçlara erişimi teşvik ederek aile planlaması hakkını garanti etme, annelik ve babalığın bilinçli olarak planlanması için gerekli hukuki ve teknik düzenlemeleri yapma;
  7. e) İnsan onurunu koruyacak şekilde yardımla üremeyi düzenleme;
  8. f) Vergi ve sosyal yardımları ailenin giderleriyle paralel olarak düzenleme.
  9. g) Aileyi temsil eden derneklere danıştıktan sonra, evrensel ve bütünleşik bir aile politikası hazırlama ve uygulama;
  10. h) Çeşitli sektör politikalarını uyumlaştırarak, mesleki yaşamı ve aile yaşamı arasında uyumu sağlama.

Madde 68. (Babalık ve annelik)

  1. Özellikle çocukların eğitiminde, çocuklarıyla ilişkilerinde yeri doldurulamaz rollerini yerine getirirken, anneler ve babalar, medeni hayata katılımları ve kendi mesleki tatminlerini güvencesiyle birlikte, toplum ve Devletin koruması hakkına sahiptir.
  2. Annelik ve babalık toplumdaki saygın sosyal değerleri oluşturur.
  3. Kadınlar gebelikleri sırasında ve doğum sonrasında özel bakım hakkına sahiptir ve kadın işçiler ücretlerinden veya ayrıcalıklarından herhangi bir kayıp olmaksızın yeterli izin süresi hakkına sahiptir.
  4. Kanun anne ve babalara, çocukların yararına ve aile biriminin ihtiyaçları uyarınca, işten yeterli süre izin verilmesini düzenler.

Madde 69. (Çocukluk)

  1. Kesintisiz gelişmeleri amacıyla, çocuklar, özellikle her türlü terk edilme, ayrımcılık ve baskıya ve ailedeki veya başka herhangi bir kurumdaki kötüye kullanılan otoriteye karşı toplumun ve Devletin korumasına sahiptir.
  2. Devlet, yetim kalan, terk edilen veya normal bir aile ortamından yoksun olan çocuklar için özel koruma sağlar.
  3. Kanunun belirttiği şekilde, okul çağındaki küçüklerin çalışması yasaktır.

Madde 70. (Gençlik)

  1. Gençler, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından etkin biçimde yararlanmalarını sağlamak için, özellikle aşağıdaki konularda, özel olarak korunur:
  2. a) Eğitim, mesleki eğitim ve kültür;
  3. b) İlk işe girme, çalışma ve sosyal güvenlik;
  4. c) Konut edinme;
  5. d) Beden eğitimi ve spor;
  6. e) Boş zamanlarını geçirme;
  7. Gençlik politikasının öncelikli hedefleri, gençlerin kişiliğinin geliştirilmesi, aktif yaşamla etkin bütünleşmeleri için gerekli koşulların yaratılması, özgürce yaratıcılık sevgisi ve topluma hizmet duygusudur.
  8. Aileler, okullar, işletmeler, mahalle örgütleri, kültür dernekleri, vakıflar, kültür ve dinlenme grupları ile birlikte hareket ederek, Devlet söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi için gençlik organizasyonları ve uluslararası gençlik mübadelesini destekler ve teşvik eder.

Madde 71. (Engelli vatandaşlar)

  1. Bedensel veya ruhsal engelli vatandaşlar hakların tamamından yararlanır ve kendi durumlarının uygulamalarını veya yerine getirmelerini imkansız kıldıkları hariç, Anayasada yer alan ödevlere tabidir.
  2. Devlet, sakatlıkların önlenmesi ve tedavisi ve engelli vatandaşların rehabilitasyonu ve entegrasyonu ve ailelerine yardım sağlanması için ulusal bir politika üstlenir, toplumu eğitir ve bu vatandaşlara yönelik saygı ve dayanışma ödevlerini hatırlatır ve ebeveynlerinin veya vasilerinin haklarına ve görevleri saklı kalmak üzere, kendi haklarını etkin olarak kullanmalarını temin eder.
  3. Devlet, engelli vatandaşların örgütlerine destek olur.

Madde 72. (Yaşlılar)

  1. Yaşlıların, ekonomik güvenceye, konut ve kişisel özgürlüklerine saygı gösteren, yalnızlaşma veya toplumsal marjinalleşmeden kaçınan aile ve toplum yaşantısı açısından uygun koşullara sahip olma hakları vardır.
  2. Yaşlılar politikası, yaşlı insanlara, toplum yaşamına aktif katılım yoluyla şahsi tatmin için olanaklar sağlamaya yönelik ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli önlemleri içerir.

Bölüm III.

Kültürel haklar ve ödevler

 

Madde 73. (Eğitim, kültür ve bilim)

  1. Herkes eğitim ve kültür hakkına sahiptir.
  2. Devlet, eğitimin okulda ve diğer eğitim araçlarıyla, fırsat eşitliğine dayalı olarak, ekonomik, sosyal ve kültürel, eşitsizlikleri gidererek, kişiliğin gelişmesi, hoşgörü ruhu, karşılıklı anlayış, dayanışma ve sorumluluk, toplumsal ilerleme ve kamu yaşamında demokratik katılım için gerekli diğer koşulları oluşturarak demokratikleşmesini teşvik eder.
  3. Devlet, medya, kültür dernekleri, ve vakıflar, kültür ve rekreasyon grupları, kültürel miras dernekleri, mahalle dernekleri ve diğer kültürel kuruluşlarla birlikte hareket ederek, tüm vatandaşların kültürden yararlanmalarını ve kültür oluşturmalarını özendirerek, kültürün demokratikleşmesini teşvik eder.
  4. Devlet, özgürlüklerini ve özerkliklerini güvence altına alacak, rekabet güçlerini arttıracak, bilimsel kurumlar ve işletmeler arasında işbirliğini sağlayacak şekilde bilimsel araştırma ve üretimi ve teknolojik yenilikleri canlandırır ve destekler.

Madde 74. (Eğitim)

  1. Herkes eğitim hakkına ve fırsat eşitliği hakkına sahiptir ve okula gitme ve başarı güvence altına alınır.
  2. Eğitim politikasını uygularken Devletin görevleri şunlardır:
  3. a) Genel, zorunlu ve ücretsiz temel öğretimi sağlama;
  4. b) Kamusal okulöncesi eğitim sistemini oluşturma ve genel sistemi geliştirme;
  5. c) Sürekli eğitimi güvence altına alma ve cehaleti sona erdirme;
  6. d) Yeteneklerine göre her vatandaşın en üst düzeyde eğitim, bilimsel araştırma ve sanatsal üretimden yararlanmasını garanti etmek.
  7. e) Aşamalı olarak eğitimin her düzeyini ücretsiz yapma;
  8. f) Okulları hizmet ettikleri toplumun içine sokmak ve eğitim ve ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler arasında bağlar kurmak;
  9. g) Engelli vatandaşların eğitime erişmelerini sağlama, teşvik etme ve gerekli olduğunda özel eğitimi destekleme;
  10. h) Eğitim ve fırsat eşitliğinden yararlanma aracı ve kültürün ifadesi olarak Portekizce işaret dilini koruma ve geliştirme;
  11. i) Göçmenlerin çocuklarının Portekiz dilini öğrenmelerini ve Portekiz kültüründen faydalanmalarının sağlanması;
  12. j) Göçmen çocukların eğitim hakkından etkin yararlanmalarını mümkün kılmak için yeterli destek almalarının sağlanması.

Madde 75. (Kamu, özel ve müşterek eğitimi)

  1. Devlet nüfusun tamamının ihtiyaçlarını karşılayacak kamu eğitim kurumları ağını oluşturur.
  2. Devlet, kanunda tanımlandığı üzere, özel ve müşterek eğitimi tanır ve destekler.

Madde 76. (Üniversite ve yüksek öğretimden yararlanma)

  1. Üniversite ve diğer yüksek öğretim kurumlarından yararlanmayı düzenleyen kurallar eğitim sisteminde fırsat eşitliğini ve demokrasiyi güvence altına alır, ülkenin nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması, eğitim, kültür ve bilimsel düzeyin yükseltilmesi için gereken dikkati gösterir.
  2. Kanunda belirtildiği üzere, eğitim kalitesinin yeterince değerlendirilmesi saklı kalmak üzere, üniversiteler kendi tüzüklerini hazırlayabilir ve bilimsel, eğitsel, idari ve mali özerklikten yararlanabilir.

Madde 77. (Eğitimde demokratik katılım)

  1. Kanunda belirtildiği üzere, öğretmenler ve öğrenciler okulların demokratik yönetimine katılma hakkına sahiptir.
  2. Kanun, öğretmen, öğrenci, veli derneklerinin, toplulukların ve bilimsel kurumların eğitim politikasının hazırlanmasında katkı biçimlerini düzenler.

Madde 78. (Kültürden yararlanma ve kültürü oluşturma)

  1. Herkesin, kültürel mirası koruma, savunma ve geliştirme ödeviyle birlikte, kültürden yararlanma ve kültür oluşturma hakkı vardır.
  2. Tüm kültürel kurumlarla birlikte hareket ederek, Devlet şunları yapmakla yükümlüdür:
  3. a) Tüm vatandaşların kültürel faaliyetleri için gerekli araç ve yollara erişimini özendirme, temin etme ve bu açıdan ülkede mevcut eşitsizlikleri düzeltme.
  4. b) Birçok biçim ve ifade de bireysel ve ortak üretimi kamçılayan ve yüksek kalitede kültürel çalışmalar ve ürünlerle daha fazla dolaşımı canlandıran girişimleri destekleme;
  5. c) Kültürel mirasın korunmasını ve geliştirilmesini teşvik etme ve kültürel mirası ortak kültürel kimlik aşılayan bir öğe haline getirmek.
  6. d) Tüm halklarla, özellikle de Portekizce konuşanlarla, kültürel ilişkileri geliştirme ve yurtdışında Portekiz kültürünün himaye ve teşvik edilmesini sağlama;
  7. e) Kültür politikasının diğer sektör politikalarıyla koordinasyonu.

Madde 79. (Beden eğitimi ve spor)

  1. Herkes beden eğitimi ve spor hakkına sahiptir.
  2. 2. Devlet, okullar ve spor dernekleri ve gruplarıyla birlikte hareket ederek, beden eğitimi ve spor uygulamasını, yayılmasını teşvik etmek, canlandırmak, rehberlik etmek ve desteklemekle ve sporda şiddeti önlemekle yükümlüdür.

Kısım II.

Ekonominin teşkilatlanması

Başlık I.

Genel ilkeler

 

Madde 80. (Temel ilkeler)

Toplum ve ekonomi aşağıdaki ilkeler temelinde teşkilatlanır:

  1. a) Ekonomik güç, demokratik siyasi iktidara tabidir;
  2. b) Kamu, özel ve kooperatif ve sosyal sektörler, üretim araçlarının mülkiyeti içinde bir arada olacaktır;
  3. c) Bir karma ekonominin genel çerçevesi içinde, teşebbüs ve örgütlenme özgürlüğü vardır;
  4. d) Kamu yararı gerektirdiğinde, doğal kaynaklar ve üretim araçları kamu tarafından sahiplenilir;
  5. e) Ekonomik ve sosyal kalkınma demokratik olarak planlanır;
  6. f) Kooperatif ve sosyal sektör üretim araçlarının mülkiyeti ile ilgili olarak korunmadan faydalanırlar;
  7. g) İşçilerin temsil örgütleri ve işletmeleri temsil eden örgütler temel ekonomik ve sosyal tedbirlerin tanımlanmasına katılır.

Madde 81. (Devletin temel görevleri)

Ekonomik ve sosyal alanda Devletin birincil görevi şunlardır:

  1. a) Sürdürülebilir bir kalkınma stratejisinin genel çerçevesi içinde, halkın sosyal ve ekonomik refahı ve yaşam kalitesini, özellikle de en yoksun kişilerin yaşam kalitesini arttırmak;
  2. b) Sosyal adaleti teşvik etmek, fırsat eşitliği sağlamak ve maliye politikası sayesinde özellikle servet ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderecek gerekli düzeltmeleri yapmak;
  3. c) Özellikle kamu sektörünün verimliliğini sağlamak için her türlü çabayı göstererek, üretim güçlerinin tam kullanımını sağlamak;
  4. d) Her sektörde ve bölgede dengeli bir büyüme yönünde gelişmeye rehberlik ederek, şehirler ve kırsal kesim arasındaki ve kıyı şeridi ve iç bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıkları ortadan kaldırarak tüm ülkenin ekonomik ve sosyal uyumunu arttırmak;
  5. e) Özerk bölgelerin ada olmalarından kaynaklanan eşitsizliklerin düzeltilmesini teşvik ve söz konusu bölgelerin ulusal veya uluslararası kapsamda daha geniş ekonomik alanlarla aşamalı olarak bütünleşmesini teşvik etmek;
  6. f) Piyasaların, işletmeler arasında dengeli bir rekabeti güvence altına alacak şekilde faaliyet göstermelerini sağlamak, tekelci teşkilatlanma biçimlerine karşı koymak ve başat konumların kötüye kullanılmasını ve kamunun çıkarlarına zarar veren diğer uygulamalarını baskılamak;
  7. g) Her zaman ulusal bağımsızlık ve hem Portekiz halkı hem de ülke ekonomisinin çıkarlarını korurken tüm halklarla ekonomik ilişkileri geliştirmek;
  8. h) Çok büyük arazileri küçültmek ve küçük çiftlikleri yeniden yapılandırmak;
  9. i) Tüketici hakları ve çıkarlarını garanti altına almak;
  10. j) Ekonomik ve sosyal kalkınmayı demokratik olarak planlamak için gerekli yasal ve teknik araçları oluşturmak;
  11. l) Ülkenin kalkınmasını savunan bir bilim ve teknoloji politikasının varlığını güvence altına almak;
  12. m) Enerji alanındaki uluslararası işbirliğini teşvik ederken, doğal kaynaklar ve ekolojik dengeyi koruyan milli bir enerji politikası benimsemek;
  13. n) Su kaynaklarının kullanılması, planlanması ve akılcı yönetimi için ulusal bir su politikası benimsemek.

Madde 82. (Üretim araçlarına sahip sektörler)

  1. Üretim araçlarına, üç sektör tarafından birlikte sahip olunması güvence altına alınır.
  2. Kamu sektörü, Devlet veya kamu kurumları yönetiminde olması doğru olan üretim araçlarını elinde bulundurur.
  3. Aşağıdaki fıkranın hükümleri saklı kalmak üzere, özel sektör, bireylerin veya özel grupların yönetiminde olması doğru olan üretim araçlarına sahip olur.
  4. Kooperatif sektörü özellikle şunlardan oluşur:
  5. a) Kanunun, kamu sektörünün hissesinin olduğu ve bu yüzden özel yapıları olan kooperatifler için belirlediği özel hükümler saklı kalmak üzere, kooperatif ilkelerine göre kooperatiflerin sahip olduğu ve yönettiği üretim araçları.
  6. b) Yerel toplulukların sahip olduğu ve yönettiği topluluk üretim araçları;
  7. c) İşçi ortak girişimlerinin işlettiği üretim araçları;
  8. d) Öncelikli amacı yardım olan, kar amacı gütmeyen tüzel kişilerce sahip olunan ve yönetilen üretim araçları.

Madde 83. (Kamulaştırma için gerekenler)

Kanun, üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla ilgili olarak, uygulanabilir tazminat kriterlerini de belirleyerek, gerekli araç ve biçimleri ortaya koyar.

Madde 84. (Kamu malı)

  1. Aşağıdakiler kamuya aittir:
  2. a) Yatakları ve bitişik deniz yatağı ile birlikte kara suları ve yataklarıyla birlikte, seyir ve gelir elde etmeye uygun göller, lagünler ve suyolları;
  3. b) Mülkiyet veya yüzey hakları için tanınan sınırın üzerindeki, Portekiz toprakları üzerindeki hava sahası;
  4. c) Geleneksel olarak inşaatta kullanılan kayalar, sıradan toprak ve diğer malzemeler hariç, maden yatakları, mineral ve şifalı su kaynakları ve toprak altında doğal yeraltı boşlukları;
  5. d) Yollar;
  6. e) Ulusal demiryolu hatları;
  7. f) Kanunun bu sınıfa sokabileceği diğer mülkiyet.
  8. Kanun, hangi mülkün Devlete ait kamu malı, hangisinin özerk bölgelerin kamu malı ve hangisinin yerel yönetimlerin malı olduğunu ve ayrıca, bunların kullanım koşul ve şartlarını ve sınırlarını belirler.

Madde 85. (Kooperatifler ve işçi-yönetimi deneyleri)

  1. Devlet kooperatiflerin kurulmasını teşvik eder ve faaliyetlerini destekler.
  2. Devlet, kooperatiflerin yararlanacağı bütçe ve mali yardımları ve kredi kullanma ve teknik yardımda tercihli koşul ve şartları belirler.
  3. Devlet tutarlı işçi-yönetim deneylerine destek olur.

Madde 86. (Özel işletmeler)

  1. Devlet, özellikle küçük ve orta büyüklükte işletmeler olmak üzere, işletmelerin faaliyetlerini teşvik eder ve özellikle ekonominin genel çıkarlarına hizmet eden faaliyetlerle uğraşan işletmeler başta olmak üzere, ilgili yasal yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetler.
  2. Devlet sadece, genel bir kural olarak önceden bir yargı kararına istinaden, kanunun açıkça belirttiği durumlarda, geçici olarak özel işletmelerin yönetimine müdahale eder.
  3. Kanun, özel işletmelerin ve benzer yapıda diğer kuruluşların yasaklandığı ana sektörleri belirler.

Madde 87. (Yabancıların ekonomik faaliyeti ve yatırımı)

Kanun, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunduklarından emin olmak, ulusal bağımsızlığı ve işçilerin çıkarlarını savunmak amacıyla, yabancı özel bireylerin ve tüzel kişilerin ekonomik faaliyetlerini ve yatırımlarını düzenler.

Madde 88. (Terk edilen üretim araçları)

  1. Terk edilen üretim araçları, kanunun koyduğu kural ve şartlar altında istimlak edilebilir. Göçmen işçilerin mülkiyetleriyle ilgili özel durum da kanun tarafından dikkate alınır.
  2. İyi bir neden olmadan terk edilmiş olan üretim araçları da kanunun belirleyeceği için şartlar altında zorunlu kira veya işletme imtiyazlarına konu olabilir.

Madde 89. (İşçilerin yönetime katılımı)

Kamu sektöründe üretim birimlerinin işçileri söz konusu birimlerin yönetimine etkin katılımı sağlanır.

Başlık II.

Planlar

Madde 90. (Hedefler)

Ekonomik ve sosyal kalkınma planlarının amacı ekonomik büyüme, sektör ve bölgelerin uyumlu ve entegre gelişmesi, milli hasılatın kişiler arasında ve bölgeler arasında adil bölüşümü, sosyal, eğitim ve kültür, ekonomi politikası ile koordinasyonu, kırsal kesimin savunulması, ekolojik dengenin korunması, çevrenin ve Portekiz halkının yaşam kalitesinin korunmasının teşvik etmektir.

Madde 91. (Planların hazırlanması ve uygulanması)

  1. Ulusal planlar, ana seçenekleri düzenleyen kanunlar çerçevesinde hazırlanır ve bir coğrafi sektörel kapsamda özel programlar içerebilir.
  2. Hükümetin ana seçeneklerle ilgili kanun tasarıları, bunlarla gerekçeleri ortaya koyan raporlarla birlikte sunulur.
  3. Ulusal planlar, ademi merkeziyetçi, bölgesel ve sektörel bazda uygulanır.

Madde 92. (Ekonomik ve Sosyal Konsey)

  1. Ekonomik ve Sosyal Konsey, ekonomik ve sosyal politika alanında danışma ve uyumdan sorumlu organdır ve ana seçenekleri ve ekonomik sosyal kalkınma planlarının hazırlanmasında yer alır ve ayrıca kanunun vereceği diğer görevleri yerine getirir.
  2. Kanun, özellikle hükümet temsilcileri, işçi, iş faaliyetleri ve aileleri, özerk bölgeler ve yerel yönetimleri temsil eden örgütleri içeren Ekonomik ve Sosyal Konseyin oluşumunu belirler.
  3. Kanun aynı zamanda, Ekonomik ve Sosyal Konseyin teşkilatlanma ve faaliyet şeklini ve üyelerinin statülerini ve rolünü belirler.

Başlık III.

Tarım, ticaret ve sanayi politikaları

Madde 93. (Tarım politikası hedefleri)

  1. Tarım politikasının amaçları şunlardır:
  2. a) Tarıma yeterli altyapı ile rekabet ortamında bir artış yönünde çalışacak insan, teknik ve mali kaynaklar sağlayarak tarımsal üretim ve verimliliği artırmak ve ürünlerin kalitesini, etkili pazarlama ve satışını ve ülke için gelişmiş bir arz ve ihracattaki artışı sağlamak;
  3. b) Tarım işçilerinin ekonomik, sosyal ve kültürel durumunun iyileştirilmesini, kırsal kesimin kalkınmasını, arazi sahipliği yapısının rasyonel hale getirilmesini, işletme sisteminin modernizasyonu, arazilerin ve arazide kullanılan diğer üretim araçlarını işleyenler tarafından sahiplenilmesi veya mülkiyetinin açılmasını teşvik etmek;
  4. c) Tarım işçileri ve diğer işçiler arasında gerçek eşitlik elde etmek için koşulları oluşturmak ve tarım sektörünün diğer sektörlerle alışverişinde dezavantajlı olmasını önlemek;
  5. d) Toprak ve diğer doğal kaynakların akılcı kullanımı ve yönetimini sağlamak ve yenilenme kapasitelerini korumak;
  6. e) Çiftçilerin birlik oluşturmalarını ve toprağı doğrudan kendilerinin işlemelerini özendirmek.
  7. Devlet, ülkenin çevreyle ilgili ve sosyal faktörleri ile uyumlu olarak, tarımsal planlama ve reorganizasyon ve ormancılık kalkınma politikasını teşvik eder.

Madde 94. (Çok büyük arazilerin küçültülmesi)

  1. Kanun, tarım politikası hedefleri açısından, aşırı derecede büyük tarım arazilerinin yeniden boyutlandırılmasını düzenler ve kamulaştırma durumunda, toprak sahiplerine hakları olan tazminatın ödenmesini ve kendi çiftlikleri için geçimlerini sürdürebilecekleri makul büyüklükte toprak bırakılmasını sağlar.
  2. Söz konusu arazinin etkin ve rasyonel kullanılıp kullanılamadığına karar vermek amacıyla, tam tapuyu vermeden önceki deneme süresi şartı saklı kalmak üzere, kamulaştırılan arazi, kanunun belirttiği şekilde, sahiplik veya kiralık olarak küçük çiftçilere -tercihan aile çiftlik birimlerine-, tarım işçilerinin kooperatiflerine veya işçilerin işlettiği diğer biçimlere devredilir.

Madde 95. (Küçük çiftlikleri yeniden boyutlandırma)

Kanunun belirttiği üzere sahiplik hakkı saklı kalmak üzere, Devlet, tarım politikası hedefleri açısından uygun olan boyuttan daha küçük olan çiftlik birimlerinin, özellikle hukuki, mali ve yapısal veya sadece ekonomik entegrasyon için kredi teşvikleri yoluyla ve özellikle bir kooperatif şeklinde veya parselleri bir araya getirmek için tasarlanmış ölçülerle yeniden boyutlandırılmasını teşvik eder.

Madde 96. (Sahibi olmayan arazilerinin kullanım şekilleri)

  1. Kanun, çiftçinin güvenlik ve meşru çıkarlarını garanti altına alacak bir şekilde, sahibi olmayan arazilerin kiralama ve diğer kullanım şekillerini biçimlendiren kuralları düzenler.
  2. Ücretli tarım ve koloni sistemi yasaktır ve çiftçilerin tarımsal ortaklık sistemine etkili bir şekilde son vermek için gereken koşullar oluşturulur.

Madde 97. (Devlet yardımı)

  1. Devlet, tarım politikası hedeflerini gerçekleştirmek için, küçük ve orta büyüklükte çiftçilere, özellikle aile çiftliği birimlerine entegre olduklarında, yalnız veya kooperatif ortağı olduklarında ve ayrıca tarım işçilerinin kooperatiflerine ve işçilerin işlettiği diğer biçimlere tercihli yardım sağlar.
  2. Bu tür Devlet yardımı, özellikle şunlardan oluışur:
  3. a) Teknik destek verme;
  4. b) Pazarlama formlarının oluşturulması, yukarı ve aşağıya doğru üretimden satış desteği;
  5. c) Öngörülemeyen veya kontrol edilemeyen iklim veya bitki hastalıklarından kaynaklanan risklerin kapsamı için destek;
  6. d) Özellikle üretici, satış, işleme ve hizmet kooperatifleri ve işçilerin işlettiği diğer biçimleri oluşturarak, tarım işçileri ve çiftçilerin birlikler oluşturması ve bunlara katılmasını özendirmek için teşvik etme.

Madde 98. (Tarım politikasının hazırlanmasına katılım)

Tarım işçilerinin ve çiftçilerin tarım politikasının hazırlanmasına katılımı kendilerini temsil eden örgütleri aracılığıyla sağlanır.

Madde 99. (Ticaret politikası hedefleri)

Ticaret politikasının hedefleri şunlardır:

  1. a) Ticari kuruluşlar arasında sağlıklı rekabet;
  2. b) Dağıtım devrelerinin rasyonalizasyonu;
  3. c) Spekülatif faaliyetler ve kısıtlayıcı ticari uygulamalarla mücadele etmek;
  4. d) Dış ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi;
  5. e) Tüketicinin korunması.

Madde 100. (Sanayi politikası hedefleri)

Sanayi politikasının hedefleri şunlardır:

  1. a) Modernleşme, sosyal ve ekonomik çıkarları, Portekiz ekonomisinin uluslararası entegrasyonu genel çerçevesi içinde sanayi üretiminde artış;
  2. b) Endüstriyel ve teknolojik yeniliği güçlendirme;
  3. c) Endüstriyel işletmelerin rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması;
  4. d) Genel olarak, küçük ve orta ölçekli işletmelere istihdam yaratan ve ihracatı artıran veya ithalatı ikame eden girişim ve işletmelere destek;
  5. e) Portekiz işletmelerine uluslararası tanıtım desteği.

Başlık IV.

Maliye ve bütçe sistemi

Madde 101. (Mali sistem)

Mali sistem, tasarrufların toplanmasını, mevduatı, ekonomik ve sosyal kalkınma için gerekli mali kaynakların uygulanmasını garanti edecek şekilde, kanunla yapılandırılır.

Madde 102. (Portekiz Bankası)

Portekiz Bankası ulusal merkez bankasıdır ve kanunla belirlenen ve Portekiz Devletinin bağlı olduğu uluslararası kurallara uygun olarak fonksiyonlarını yerine getirir.

Madde 103. (Bütçe sistemi)

  1. Bütçe sistemi Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının mali ihtiyaçlarını karşılamayı, gelir ve servetin adil dağılımını sağlamayı amaçlar.
  2. Vergiler, uygulanabilirliğini ve oranını, mali faydaları ve mükelleflere tahakkuk eden teminatları belirleyen kanunlarla oluşturulur.
  3. Kimse, Anayasaya uygun olarak oluşturulmayan, geriye dönük olarak, ya da kanun tarafından konulmayan veya toplanmayan vergileri ödemek zorunda değildir.

Madde 104. (Vergiler)

  1. Kişisel gelir vergisi, eşitsizlikleri azaltmayı amaçlar, tek ve kademelidir, aile ihtiyaçları ve gelirlerini dikkate alır.
  2. İşletmeler temelde gerçek gelirleri üzerinden vergilendirilir.
  3. Varlıkların vergilendirilmesi vatandaşlar arasında eşitliğe katkıda bulunur.
  4. Tüketim vergisi tüketim yapısının ekonomik kalkınma ve sosyal adaletin gereklerindeki değişikliklere uyum sağlamasını amaçlar ve lüks tüketim mallarının bedelini yükseltir.

Madde 105. (Bütçe)

  1. Devlet bütçesi şunları içerir:
  2. a) Özerk fonlar ve dairelerinki de dahil olmak üzere Devletin gelir ve gider dökümü;
  3. b) Sosyal güvenlik bütçesi.
  4. Bütçe, ana planlama seçeneklerine uygun olarak, hukuki ve anlaşmalara dayalı yükümlülükler ışığında düzenlenir.
  5. Bütçe, tek bir bütçeden oluşur, gizli ödenek ve fonların varlığına engel olacak şekilde, harcamaları teşkilat ve fonksiyonel sınıflandırmaya göre ortaya koyar. Ayrıca programlarla da yapılandırılabilir.
  6. Bütçe, harcamaları karşılamak için gerekli gelirleri öngörür ve kanun, bütçenin uygulanmasını düzenleyen kuralları, kamu kredilerinin kullanımını düzenleyen şartları ve koşulları ve bütçenin tam olarak uygulanması amacıyla, Cumhuriyet Meclisinin kabul ettiği her bir bütçe programının organizasyon başlıklarındaki bütçe uygulaması sırasında Hükümet tarafından yapılabilecek değişiklikleri düzenleyen kriterleri belirler.

Madde 106. (Bütçenin hazırlanması)

  1. Bütçe Kanununun düzenlenmesi, oylanması ve uygulanması, özerk fonların ve dairelerin bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını düzenleyen kuralları da içeren çerçeve kanuna uygun olarak yapılır.
  2. Bütçe kanunu tasarısı, kanunun belirleyeceği zaman sınırları içerisinde sunulur ve oylanır ve kanun bu zaman sınırlarına uyulamadığında benimsenecek süreçleri belirler.
  3. Bütçe tasarısıyla birlikte sunulacak raporlar:
  4. a) Bütçe üzerinde bir etkiye sahip temel makroekonomik göstergelerin gelişimine ilişkin tahminlerin yanı sıra, para arzının ve kaynağının gelişimi;
  5. b) Önceki Bütçeye göre gelir ve gider tahminlerindeki farklılaşmanın gerekçeleri;
  6. c) Kamu borçları, hazine işlemleri ve hazine hesapları;
  7. d) Özerk fonların ve dairelerin durumu;
  8. e) Özerk bölgelere ve yerel yönetimlere fon transferleri;
  9. f) Portekiz ile diğer ülkeler arasındaki mali transferlerin önerilen bütçeye etkileri;
  10. g) Mali yardımlar ve ardından gelen gelirdeki azalma tahmini.

Madde 107. (Denetim)

Bütçe uygulaması Sayıştay ve Cumhuriyet Meclisi tarafından denetlenir.  Sayıştaydan görüş alındıktan sonra, Cumhuriyet Meclisi, sosyal güvenlik hesapları da dahil olmak üzere, Genel Devlet Hesaplarını görüşür ve oylar.

Kısım II.

Siyasi iktidarın teşkilatlanması

Başlık I.

Genel ilkeler

Madde 108. (İktidarın kaynağı ve kullanılması)

Siyasal iktidar halka aittir ve Anayasaya uygun olarak kullanılır.

Madde 109. (Vatandaşın siyasete katılımı)

Erkek ve kadınların siyasete doğrudan ve aktif katılımı, demokratik sistemin yerleşmesi için temel bir araçtır ve kanun hem medeni ve siyasi hakların kullanılmasında eşitlik hem de siyasi görevlere seçilmede cinsiyete dayalı ayrımcılığın olmamasını teşvik eder.

Madde 110. (Egemenlik yetkisini kullanan kuvvetler)

  1. Egemenlik yetkisini kullanan organlar Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi, Hükümet ve mahkemelerden oluşur.
  2. Egemenlik yetkisinin oluşumu, yapısı, sorumlulukları ve organlarının yetkisi ve işleyişi Anayasa ile belirlenir.

Madde 111. (Kuvvetler ayrılığı ve birbirine bağımlılık)

  1. Egemenlik yetkisini kullanan organlar, Anayasada belirtildiği üzere ayrı ve birbirine bağımlıdır.
  2. Anayasa ve kanunlar tarafından açıkça belirtilen durumlar dışında, egemenlik yetkisini kullanan hiçbir organ ve özerk bölgeye veya yerel yönetimlere ait hiçbir organ yetkilerini başka organlara devredemez.

Madde 112. (Mevzuat)

  1. Mevzuat; kanunlar, idari kanunlar ve bölgesel kanun hükmünde kararnamelerden oluşur.
  2. Yasama yetkisi altında kanunlaşan idari kanunların ve hukuki rejimlerin genel esaslarını geliştiren kanunların tekabül ettikleri kanuna tabi olmaları dışında, kanunlar ve idari kanunlar aynı yetkiye sahiptir.
  3. Teşkilat kanunları, üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi gereken kanunlar ve Anayasaya göre diğer kanunlar için zorunlu kanuni ön şart olan kanunlar veya başka kanunların uyması gereken diğer kanunlar daha üst yetkiye sahiptir.
  4. 227’nci maddenin 1/b ve 1/c hükümleri saklı kalmak üzere, kanun hükmünde kararnamelerin bölgesel kapsaması vardır ve egemenlik yetkisini kullanan organların münhasıran sorumluluklarında olmayan, söz konusu özerk bölgenin siyasi ve idari statüsünde ortaya konulan konuları ele alır.
  5. Hiçbir kanun, başka kategoride mevzuat oluşturamaz veya diğer kanun türlerine, hükümlerini üçüncü tarafları ilgilendiren etkiler doğuracak şekilde yorumlama, entegre etme, değiştirme, askıya alma veya yürürlükten kaldırma yetkisi vermez.
  6. Hükümet yönetmelikleri, düzenlendikleri kanun öyle gerektirdiğinde ve bağımsız düzenlemeler durumunda, düzenleyici emir şeklini alır.
  7. Yönetmelikler, düzenlenmesi amaçlanan veya onları çıkaran öznel ve nesnel yetkiyi ortaya koyan kanunları açıkça belirtir.
  8. Avrupa Birliği mevzuatının ve diğer hukuki fiillerin iç hukuk sistemine aktarılması ancak bir kanun, bir idari kanun veya yukarıdaki 4’üncü fıkra uyarınca bir bölgesel kanun hükmünde kararname ile olur.

Madde 113. (Seçim kanununun genel esasları)

  1. Genel kural olarak, egemenlik yetkilerini kullanan organların, bölgesel yönetimlerin ve yerel yönetimlerin memurları doğrudan, gizli ve periyodik seçimle atanır.
  2. 15’inci maddenin 4 ve 5’inci fıkraları ve 121’inci maddenin 2’nci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, seçim kaydı vatandaşın girişimiyle, zorunlu ve daimi olur ve doğrudan, genel oyla yapılan tüm seçimler için tek bir kayıt sistemi bulunur.
  3. Seçim kampanyaları aşağıdaki esaslara göre yürütülür:
  4. a) Propaganda özgürlüğü;
  5. b) Tüm adaylara eşit fırsat ve muamele;
  6. c) Kamu kuruluşlarının tüm adaylara karşı tarafsızlığı;
  7. d) Şeffaflık ve seçim hesaplarının denetimi.
  8. Vatandaşların, kanunun belirlediği şekilde, seçim yetkilileri ile işbirliği yapma ödevi vardır.
  9. Atılan oylar nispi temsil ilkesine uygun olarak sandalyeye dönüşür.
  10. Doğrudan oya dayalı bir mesleki organı fesheden herhangi bir kanun da yeni bir seçim için tarih belirler. Bu seçimleri takip eden altmış gün içinde ve fesih sırasında yürürlükte olan seçim kanununa göre yapılır, yapılmadığı takdirde seçim kanunu geçersiz olur.
  11. Seçim yasalarının doğruluğu ve geçerliliği hakkında karar verme yetkisi mahkemelere aittir.

Madde 114. (Siyasi partiler ve muhalefet hakkı)

  1. Siyasi partiler, genel, doğrudan oy ile seçilen organlarda, seçim sonuçlarının oranlarına göre sandalye elde ederler.
  2. Anayasa ve kanun tarafından belirlendiği üzere, azınlıklar demokratik muhalefet hakkına sahiptir.
  3. Cumhuriyet Meclisinde sandalyesi olan ancak Hükümette yer almayan siyasi partilerin, kamu yararını ilgilendiren temel konulardaki durum ve gelişmelerle ilgili olarak Hükümet tarafından düzenli olarak bilgilendirilme hakkı vardır. Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinde veya doğrudan seçilmiş meclislerde sandalyesi olan siyasi partiler, yürütmede yer almıyorlarsa söz konusu yürütmelerle ilgili aynı hakka sahiptir.

Madde 115. (Referandumlar)

  1. Anayasa ve kanunla öngörüldüğü ve belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetin kendi sorumluluk alanlarına düşen konularla ilgili bir önerilerin ardından Cumhurbaşkanı, Portekiz topraklarında kayıtlı seçmen vatandaşları, referandumla doğrudan ve bağlayıcı olarak kendilerini ifade etmeye davet edebilir.
  2. Referandumlar, ayrıca Cumhuriyet Meclisine bir talepte bulunan vatandaşların girişimiyle de düzenlenebilir. Bu tür istekler kanunda belirlenen şartlar altında ve zaman sınırları içinde sunulur ve değerlendirilir.
  3. Referandum, Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetin, uluslararası bir anlaşma veya bir kanunu kabul ederek karar vermesi gereken ulusal çıkarlarla ilgili önemli konularla sınırlıdır.
  4. Aşağıdakiler referanduma tabi olmaz:
  5. a) Anayasadaki değişiklikler;
  6. b) Bütçe, vergi veya mali içerikli kanunlar;
  7. c) İzleyen fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, 161’inci maddede öngörülen konular;
  8. d) i) bendindeki hükümler saklı kalmak üzere, 164’üncü maddede öngörülen konular.
  9. Önceki fıkra hükümleri, barış veya sınırların değiştirilmesi konuları dışında, 161’inci maddenin i) fıkrası uyarınca ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konuların referanduma götürülmesine engel değildir.
  10. Her referandum sadece tek konuyu ele alır. Sorular nesnel, açık ve nettir ve evet veya hayır cevabı ister ve kanunda belirtilecek azami sayıyı geçmez. Kanun ayrıca referandumun kurgulanmasını ve yapılmasını düzenleyen diğer şartları da belirler.
  11. Egemenlik yetkilerini kullanan organlar için genel seçimler, özerk bölgelerin özyönetim organları için seçimler, yerel yönetim organları için seçimler ve Avrupa Parlamentosu üyeleri için seçimler arasında ve bu seçimlerin yapıldıkları tarihlerde referandum çağrısı veya oylaması yapılmaz.
  12. Cumhurbaşkanı, kendisine Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetten sunulan taslak referandumu, olarak anayasaya uygunluk ve yasallık açısından zorunlu ön saptamaya sunar;
  13. 113’üncü maddenin 1, 2, 3, 4 ve 7’nci fıkra hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra referanduma başvurulur.
  14. Cumhurbaşkanı veya seçmen tarafından reddedilen referandum taslağı, yeni Cumhuriyet Meclisi seçimleri hariç, aynı yasama yılı içinde veya Hükümet istifa edinceye veya görevden alınıncaya kadar yeniden sunulmaz.
  15. Referandumlar sadece oy kullanan seçmen sayısının kayıtlı seçmen sayısının yarısını aşması durumunda bağlayıcıdır.
  16. 121’inci maddenin 2’nci fıkra hükümleri uyarınca, yurt dışında ikamet eden ve vermek üzere usulünce kayıtlı vatandaşlar, özellikle de kendilerini ilgilendiren konular ile ilgili alanlarda referandumlarda yer almak üzere çağrılırlar.
  17. 232’nci maddenin 2’nci fıkrası uyarınca, referandumların kapsama alanı bölgesel olabilir.

Madde 116. (Müşterek karar organları)

  1. Kanunun belirttiği durumlar dışında, egemenlik yetkisini kullanan meclislerin, özerk bölgelerin organlarının veya yerel yönetim organlarının toplantıları halka açıktır.
  2. Yüksek karar organları, kararlarını, öngörülen üye çoğunluğunun huzurunda alır.
  3. Anayasa, kanun ve geçerli kurallar ve usullerin öngördüğü haller dışında, yüksek karar organları, kararlarını basit çoğunlukla alır ve çekimser oylar bu hesaplamaya dahil edilmez.

Madde 117. (Siyasi makamların statüsü)

  1. Siyasi makamlar, görevlerini yaparken, fiil ve ihmalleri için siyasi, hukuki ve cezai açıdan sorumludur.
  2. Kanun, siyasi makamın, hem görev, sorumluluk, yükümlülük ve görevle bağdaşmayan durumlarını ve bunlarla ilgili herhangi bir ihlalin sonuçlarını hem de bu makamlara uygulanan hak, ayrıcalık ve dokunulmazlıkları belirler.
  3. Kanun, siyasi makamların sorumlu tutulacağı özel suçları ve görevden alınma veya vekillikten düşürülme de dâhil olmak üzere, bunlara uygulanacak ceza ve sonuçları belirler.

Madde 118. (Yenilenme ilkesi)

  1. Hiç kimse herhangi bir ulusal, bölgesel ya da yerel siyasi makamı ömür boyunca işgal edemez.
  2. Kanun, yürütmeyle ilgili siyasi makam sahiplerinin mazbatalarının birbiri ardına yenilenme sınırlarını belirleyebilir.

Madde 119. (Kanunların yayımlanması)

  1. Aşağıdakiler Resmi Gazete’de –Diârio da Repüblica- yayımlanır :
  2. a) Anayasa ile ilgili kanunlar;
  3. b) Uluslararası anlaşmalar ve ilgili onama ilânları;
  4. c) Kanunlar, idari kanunlar ve bölgesel kanun hükmünde kararnameler;
  5. d) Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan kararname;
  6. e) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin kararları;
  7. f) Cumhuriyet Meclisi, Danıştay ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin içtüzükleri;
  8. g) Anayasa Mahkemesi kararları ve kanunen genel bağlayıcılığı olan diğer mahkeme kararları;
  9. h) Hükümet tarafından çıkarılan düzenleyici emirler ve diğer yönetmelikler, ayrıca özerk bölgelerde Cumhuriyet Temsilcilerinin kararnameleri ve bölgesel düzenleyici kararnameler;
  10. i) Egemenlik yetkisini kullanan organlar, özerk bölgelerin ve yerel yönetimlerin organları ve ayrıca Avrupa Parlamentosu için yapılan seçimlerin sonuçları ve ulusal ve bölgesel referandumların sonuçları.
  11. Önceki fıkranın a) bendinden h) bendine kadar olan hükümlerinde belirtilen, egemenlik yetkisi kullanan organların, özerk bölge organlarının ve yerel yönetim organlarının kanunlarının yayımlanmaması bu kanunların kesin hüküm kazanmaması sonucunu doğurur.
  12. Kanun, diğer kanunların hangi yöntemle yayımlanacağını ve yayımlanmamanın doğuracağı sonuçları belirler.

Başlık II.

Cumhurbaşkanı

Bölüm I.

Statü, rol ve seçim

Madde 120. (Tanım)

Cumhurbaşkanı, Portekiz Cumhuriyetini temsil eder, ulusal bağımsızlığı, Devletin birliğini ve demokratik kurumların düzgün işleyişini garanti eder ve resen Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanıdır.

Madde 121. (Seçim)

  1. Cumhurbaşkanı, Portekiz topraklarında oy vermek için kayıtlı olan tüm Portekiz vatandaşlarının ve aşağıdaki fıkra uyarınca, yurtdışında ikamet eden tüm Portekiz vatandaşlarının genel, doğrudan, gizli oyu ile seçilir.
  2. Kanun, yurtdışında ikamet eden Portekiz vatandaşlarını Portekiz toplumuna sıkıca bağlayan bağlantıların varlığına gerekli dikkati göstererek, yurtdışındaki vatandaşların oy hakkını düzenler.
  3. Portekiz topraklarında oy hakkı şahsen icra edilir.

Madde 122. (Seçilebilme)

Seçmen kütüğüne kayıtlı ve otuzbeş yaşına gelmiş köken itibariyle Portekizli vatandaşlar seçilme yeterliliğine sahiptir.

Madde 123. (Yeniden seçilme yeterliği)

  1. Art arda üçüncü dönem için veya peş peşe ikinci dönem sonunu izleyen beş yıl içinde tekrar seçilmeye izin verilmez.
  2. Cumhurbaşkanı, istifa etmesi durumunda, bir sonraki seçimlerde veya istifasının hemen ardından gelen beş yıl içinde gerçekleşecek bir seçimde yeniden aday olmaz.

Madde 124. (Adaylık)

  1. Cumhurbaşkanlığı için, en az yedibinbeşyüz en fazla onbeşbin kayıtlı seçmen tarafından aday gösterilir.
  2. Adaylar, seçim için belirlenen tarihten en az otuz gün öncesine kadar Anayasa Mahkemesine bildirilir.
  3. Herhangi bir adayın ölümü halinde ya da herhangi bir adayın Cumhurbaşkanlığı fonksiyonlarını yerine getirmesine engel başka herhangi bir durum ortaya çıktığında, seçim süreci, kanunun belirleyeceği şartlarda yeniden başlar.

Madde 125. (Seçim tarihi)

  1. Cumhurbaşkanı, selefinin görev süresi dolmadan önceki altmış gün veya makamın boşalmasından sonraki altmış gün içinde seçilir.
  2. Cumhuriyet Meclisi seçimlerinin yapıldığı tarihin doksan gün öncesi ve sonrasında seçim yapılmaz.
  3. Önceki fıkrada öngörülen durumda, seçimin belirtilen dönemin ardından gelen on gün içinde yapılır ve süresi dolan Cumhurbaşkanının görev süresi yeterli süre için kendiliğinden uzar;

Madde 126. (Seçim sistemi)

  1. Kullanılan geçerli oyların yarıdan fazlasını alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. Boş oy pusulaları geçerli sayılmaz.
  2. Adayların hiçbiri bu sayıyı elde edemediği takdirde, ikinci oylama birincisinin tarihinden sonraki yirmibir gün içinde yapılır.
  3. İlk oylamada en çok oyu alan ve adaylıktan çekilmeyen sadece iki aday ikinci oylamaya kalır.

Madde 127. (Atanma ve yemin)

  1. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi önünde görevine resmen başlar.
  2. Atanması görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görev süresinin son gününde veya boş makam için yapılan seçim durumunda, seçim sonuçlarının açıklandığı günden başlayarak sekizinci günde yapılır.
  1. Göreve başlayan Cumhurbaşkanı aşağıdaki andı içer:

“Bana verilen görevi sadakatle yapacağıma ve Portekiz Cumhuriyeti Anayasasını savunacağıma, gözeteceğime ve gözetilmesi için çalışacağıma namusum üzerine yemin ederim.”

Madde 128. (Görev süresi)

  1. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır ve yeni Cumhurbaşkanının atanmasıyla sona erer.
  2. Makamın boşalması durumunda, yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı yeni bir görev dönemine başlar.

Madde 129. (Portekiz topraklarında olmama)

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinin veya Cumhuriyet Meclisi oturum halinde değilse Daimi Komisyonun onayı olmadan, Portekiz topraklarını terk etmez.
  2. Cumhurbaşkanı yolda ise veya beş günden fazla sürmeyen bir gayri resmi ziyarette ise rızaya gerek kalmaz. Bununla birlikte, böyle durumlarda önceden Cumhuriyet Meclisini haberdar eder.
  3. Yukarıdaki 1’inci fıkra hükümlerine uymama otomatik olarak mevki kaybını gerektirir.

Madde 130. (Cezai sorumluluk)

  1. Cumhurbaşkanı, görevlerini yerine getirirken işlediği suçlardan dolayı Yüksek Adalet Divanı önünde sorumludur.
  2. Üyelerin beşte birinin önergesi ve üyelerin üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilmesiyle süreç sadece Cumhuriyet Meclisi tarafından başlatılabilir.
  3. Cumhurbaşkanı hakkında mahkumiyet kararı, görevinin sona ermesi ve yeniden seçilmek için ehliyetsizlikle sonuçlanır.
  4. Görevi dışında işlenmiş suçlar için, Cumhurbaşkanı, görev süresinin sona ermesinden sonra normal mahkemeler önünde sorumludur.

Madde 131. (İstifa)

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisine hitaben bir mesaj yoluyla istifa edebilir.
  2. Böyle bir istifa, Cumhuriyet Meclisi bunu kayda aldığında Resmi Gazete’de (Diario da República) yayımlanmasını müteakip halel getirmeksizin, yürürlüğe girer.

Madde 132. (Cumhurbaşkanı Vekili)

  1. Cumhurbaşkanının geçici olarak görevlerini yerine getirememesi durumunda veya makam boşsa ve yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı atanıncaya kadar görevleri Cumhuriyet Meclisi Başkanınca, eğer Başkanın yapması mümkün değilse, vekili tarafından yerine getirilir.
  2. Cumhurbaşkanına vekalet ettiği sürece, Cumhuriyet Meclisi Başkanı veya vekilinin Meclis Üyesi olarak yetkisi otomatik olarak askıya alınır.
  3. Cumhurbaşkanı, görevlerini geçici süreyle yerine getiremediğinde, söz konusu süre boyunca makamından kaynaklanan haklarını ve ayrıcalıklarını elinde tutar.
  4. Cumhurbaşkanı vekili, makamın her türlü onur ve ayrıcalıklarından yararlanır, ancak seçildiği makamın haklarına sahiptir.

Bölüm II.

Sorumlulukları

Madde 133. (Diğer organlarla ilgili sorumluluklar)

Diğer organlarla ilgili olarak Cumhurbaşkanının sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Devlet Şûrası’na Başkanlık etmek;
  2. b) Seçim kanunu uyarınca Cumhuriyet Meclisi üyeleri, Avrupa Parlamentosu ve özerk bölgelerin Yasama Meclisi üyeleri için seçim tarihini belirlemek;
  3. c) Cumhuriyet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırmak;
  4. d) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerine hitap etme;
  5. e) 172’nci maddeye dayanarak ve ilk önce Meclis ve Devlet Şûrasında sandalyesi olan partilere danıştıktan sonra, Cumhuriyet Meclisini feshetme;
  6. f) 187/1’inci madde uyarınca Başbakanı atamak;
  7. g) 195’inci maddenin 2’nci fıkrası uyarınca Hükümeti görevden alma ve 186’ncı maddenin 4’üncü fıkrası uyarınca Başbakanı görevden alma;
  8. h) Başbakanın teklifi üzerine, Hükümet üyelerini atamak ve görevden almak;
  9. i) Başbakandan talep gelmesi üzerine Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek;
  10. k) Önce Devlet Şûrası’na ve özerk bölgelerin Yasama Meclisinde sandalyesi bulunan partilere danıştıktan sonra, 172’nci maddenin hükümlerine dayanarak, gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla, Yasama Meclislerini feshetme.
  11. l) Hükümete danıştıktan sonra, özerk bölgelere Cumhuriyet Temsilcilerini atamak ve görevden almak;
  12. m) Hükümetin önerisi ile, Sayıştay Başkanını ve Cumhuriyet Başsavcısını atamak ve görevden almak;
  13. n) Devlet Şûrası’nın beş üyesini ve Yüksek Yargı Konseyinin iki üyesini atamak;
  14. o) Yüksek Ulusal Savunma Konseyine Başkanlık etmek;
  15. p) Hükümetin teklifiyle, Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkanını atamak ve Genel Kurmay Başkanına danışarak varsa Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkan Yardımcısını ve üç silahlı kuvvetin Komutanlarını atamak.

Madde 134. (Kişisel sorumluluklar)

  1. a) Cumhurbaşkanı aşağıdakilerden şahsen sorumludur:
  2. b) Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı görevini yapmak;
  3. c) Kanunları, idari kanunları ve düzenleyici emirleri çıkarmak ve yayımlatmak ve hem Cumhuriyet Meclisinin uluslararası anlaşmaları kabul eden kararlarını hem de Hükümet kararnamelerini imzalamak;
  4. d) 115’inci maddede belirtilen ve 232’nci maddenin 2’nci fıkrası ve 256’ncı maddenin 3’üncü fıkrasında atıfta bulunulan ulusal çıkarlarla ilgili konuları referanduma götürmek;
  5. e) 19 ve 138’inci maddenin hükümleri uyarınca, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân etmek;
  6. f) Cumhuriyetin bekası için ciddi sonuçlar olabilecek acil durumları ilân etmek;
  7. g) İlk önce Hükümetin görüşünü aldıktan sonra, suçları bağışlamak veya cezaları hafifletmek;
  8. h) Anayasa Mahkemesinden kanunlarda ve idari kanunlarda ve uluslararası sözleşmelerde belirtilen kuralların Anayasaya uygunluğu için ön inceleme yapmasını istemek;
  9. i) Anayasa Mahkemesinden, eklenti veya çıkarmalar nedeniyle kanun hükümleri veya statülerin anayasaya uygun olup olmadıklarına karar vermesini istemek;
  10. j) Kanun uyarınca madalyalar vermek ve Portekiz’in şeref nişanlarında Grand Master görevini ifa etmek.

Madde 135. (Uluslararası ilişkilerde sorumluluklar)

Uluslararası ilişkilerde Cumhurbaşkanının sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Büyükelçileri ve Hükümetin önerisi üzerine olağanüstü elçileri atama ve yabancı diplomatik temsilcilerin akreditasyonu;
  2. b) Usulüne uygun kabul edilen uluslararası anlaşmaları onaylamak;
  3. c) Hükümetin öneriyle, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra ve Cumhuriyet Meclisinin veya Meclis birleşim halinde değilse ve derhal birleşime gitmesi mümkün değilse, Daimi Komisyonun yetkisine dayanarak, fiili veya çok yakında olması beklenen saldırı durumunda savaş ilân etme ve barış yapma.

Madde 136. (Kanunu yürürlüğe sokma ve veto)

  1. Cumhuriyet Meclisinin kanun olarak yürürlüğe sokulması için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren yirmi gün içinde, Cumhurbaşkanı kararnameyi ya yürürlüğe sokar ya da veto hakkını kullanır. Veto durumunda, veto gerekçesini ortaya koyan bir yazı göndererek kararnamenin yeniden görüşülmesini ister.

 

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinin tüm üyelerinin salt çoğunluğuyla önceki oyunu teyit ederse, kararnameyi aldıktan sonraki sekiz gün içinde yürürlüğe koyar.
  2. Ancak, kuruluş kanunlarının ve aşağıdaki konularla ilgili kanunların biçimini alan kararnamelerin teyidi için, mevcut üyelerin en az üçte ikisine eşit ve üye tam sayısının salt çoğunluğundan daha büyük bir çoğunluk gerekir:
  3. a) Dış ilişkiler;
  4. b) Üretim araçlarının mülkiyeti ile ilgili olarak, kamu, özel ve kooperatif sektörleri arasındaki sınırlar;
  5. c) Anayasa tarafından öngörülen seçim kanunlarını düzenleyen bu tür düzenlemeler, kuruluş kanunu şeklinde olamaz.
  6. Hükümetin yürürlüğe sokulması için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren kırk gün içinde, Cumhurbaşkanı kararnameyi ya yürürlüğe sokar ya da veto hakkını kullanır. İkinci durumda, gerekçelerini yazılı olarak Hükümete bildirir.
  7. 5. Cumhurbaşkanı ayrıca 278 ve 279’uncu maddeler uyarınca da veto hakkını kullanır.

Madde 137. (Yürürlüğe sokmama veya imzalamama)

Cumhurbaşkanı, 134’üncü maddenin b) bendinde öngörülen kanunları yayımlamaz veya imzalamazsa söz konusu kanunlar hukuken geçersizdir.

Madde 138. (Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı)

  1. Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı, Hükümete önceden danışmayı ve Cumhuriyet Meclisinin, veya Meclis birleşimde değilse veya derhal birleşime gitmesi mümkün değilse, Daimi Komisyondan yetki alınmasını gerektirir.
  2. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal için Daimi Komisyondan yetki alınması durumunda, bu ilânın, mümkün olan en kısa sürede Genel Kurul tarafından teyit edilmesi gerekir.

Madde 139. (Cumhurbaşkanı vekilinin işlemleri)

  1. Cumhurbaşkanıvekili 133’üncü maddenin e) ve n) bentleri ile 134’üncü maddenin c) bendinde öngörülen hiçbir işlemi üstlenmez.
  2. Cumhurbaşkanıvekili, sadece 133’üncü maddenin b), c), f), m) ve p) bentleri ile 134’üncü maddenin ve 135’inci maddenin a) bentlerindeki işlemleri Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra üstlenir.

Madde 140. (Bakanların karşı-imzası)

  1. Cumhurbaşkanının 133’üncü maddenin h), j), l), m) ve p) bentleri, 134’üncü maddenin b), d) ve f) bentleri ile 135’inci maddenin a), b) ve c) bentleri hükümlerine göre işlemleri Hükümetin karşı imzasını gerektirir.
  2. Hükümetin karşı imza vermemesi halinde, söz konusu işlem hukuken geçersiz olur.

Bölüm III.

Devlet Şûrası

Madde 141. (Tanım)

Devlet Şûrası Cumhurbaşkanına danışmanlık eden siyasi organdır.

Madde 142. (Oluşumu)

Devlet Şûrası’na Cumhurbaşkanı Başkanlık eder ve ayrıca aşağıdaki üyelerden oluşur:

  1. a) Cumhuriyet Meclisi Başkanı;

b Başbakan;

c Anayasa Mahkemesi Başkanı;

  1. d) Ombudsman;
  2. e) Bölge başkanları;
  3. f) Anayasayla seçilen ve görevden alınmamış olan eski Cumhurbaşkanları;
  4. g) Cumhurbaşkanının görev süresini kapsayan dönem için seçeceği beş vatandaş;
  5. h) Cumhuriyet Meclisinin, yasama dönemi için, nispi temsil ilkesine göre seçtiği beş vatandaş.

Madde 143. (Atanma ve görev süresi)

  1. Devlet Şûrası üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  2. Devlet Şûrası’nın, 142’nci maddenin a), b), c), d) ve e) bentlerinde belirtilen üyelerinin üyelikleri, ilgili görevleri süresince devam eder.
  3. Devlet Şûrası’nın, 142’nci maddenin g) ve h) bentlerinde belirtilen üyelerinin üyelikleri, yerlerine yenileri atanıncaya kadar devam eder.

Madde 144. (Organizasyon ve usul)

Devlet Şûrası kendi tüzüğünü hazırlamaktan sorumludur.

  1. Devlet Şûrası toplantıları halka açık değildir.

Madde 145. (Sorumlulukları)

Devlet Şûrası şunlardan sorumludur:

  1. a) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin feshiyle ilgili görüş bildirme;
  2. b) 195’inci maddenin 2’nci fıkrasında öngörülen durumda Hükümetin görevden alınmasıyla ilgili görüş bildirme;
  3. c) Savaş ilânı ve barış yapmayla ilgili görüş bildirme;
  4. d) 139’uncu maddede atıfta bulunulan Cumhurbaşkanıvekilinin işlemleriyle ilgili görüş bildirme;
  5. e) Anayasada öngörülen diğer konularda görüş bildirme ve genel olarak ve Cumhurbaşkanının isteği üzerine, görevini yürütmesiyle ilgili tavsiyede bulunma.

Madde 146. (Görüş verme)

Devlet Şûrası, Cumhurbaşkanı bu amaçla yaptığı toplantıda 145’inci maddenin a-e bentlerinde öngörülen görüşlerini bildirir ve bu görüşler, ilgili işlemler yapıldığı zaman halka açıklanır.

Başlık II.

Cumhuriyet Meclisi

Bölüm I.

Statü, rol ve seçim

Madde 147. (Tanım)

Cumhuriyet Meclisi tüm Portekiz vatandaşlarını temsil eden meclistir.

Madde 148. (Oluşumu)

Cumhuriyet Meclisi, seçim kanununda belirtildiği üzere, en az yüzseksen ve en fazla ikiyüzotuz üyeden oluşur.

Madde 149. (Seçim çevreleri)

  1. Üyeler kanunun coğrafi olarak belirlediği seçim çevrelerinden seçilir. Kanun, nispi temsil sitemine göre ve d’Hondt en yüksek ortalama kuralını kullanarak oyların sandalyelere dönüşmesini sağlamak üzere, çok adaylı veya tek adaylı seçim çevreleri oluşturabilir ve bununla ilgili yapıyı ve tamamlayıcı öğeleri belirleyebilir.
  2. Ulusal seçim çevresi hariç, Portekiz topraklarında varsa çok adaylı her seçim çevresinin vekil sayısı oradaki kayıtlı seçmen sayısıyla orantılıdır.

Madde 150. (Seçilebilme yeterliliği)

Seçim kanununca ortaya konan seçilmeye engel yerel durumlar veya belirli görevler dışında, seçim kütüğüne kayıtlı her Portekiz vatandaşı seçilme yeterliliğine sahiptir.

Madde 151. (Adaylık)

  1. Adaylıklar, siyasi partiler tarafından kanunda belirlendiği şekilde sunulur. Partiler adayları tek tek veya toplu olarak bildirebilirler ve aday listelerinde söz konusu hiçbir partiye üye olmayan vatandaşlar da olabilir.
  2. Ulusal seçim çevresi dışında, hiçbir kimse aynı yapıdaki birden fazla seçim çevresinden aday olamaz. Kimse birden fazla listede yer alamaz.

Madde 152. (Siyasi temsil)

  1. Kanun, kullanılan oyların asgari ulusal ortalamasını gerektirerek oyların sandalyeye dönüşmesine bir sınır koymaz.
  2. Vekiller seçildikleri seçim çevresini değil bütün ülkeyi temsil eder.

Madde 153. (Görev süresinin başlangıcı ve sonu)

  1. Vekillerin görev süreleri seçimleri izleyen ilk Cumhuriyet Meclisi oturumu ile başlar ve, herhangi bir kişisel yetkinin askıya alınması veya sona erdirilmesi durumu hariç, sonraki seçimin ardından yapılan ilk oturumda sona erer.
  2. Seçim kanunu, Mecliste boşalan üyeliklerin doldurulması ve önemli gerekçeleri olduğunda, üyeliklerin geçici olarak ikame edilmesi için düzenlemeler yapar.

Madde 154. (Uyuşmazlıklar ve görevin yapılmasına engel durumlar)

  1. Hükümette görev alan üyeler Hükümetten ayrılıncaya kadar vekillik görevini yürütemez ve bir önceki madde gereği geçici olarak yerleri doldurulur.
  2. Kanun diğer engel halleri ortaya koyar.
  3. Kanun, vekillerin, jüri üyesi, hakem, bilirkişi veya tanık olmaları için Cumhuriyet Meclisinden yetki almaları gereken durumları ve şartları düzenler.

Madde 155. (Vekillik görevinin yürütülmesi)

  1. Vekiller yetkilerini özgürce kullanır ve özellikle kayıtlı seçmenlerle temas ve seçmenlerin düzenli bilgilendirilmesiyle ilgili vazgeçilmez görevlerini etkin biçimde yerine getirmeleri için gerekli koşullar güvence altındadır.
  2. Kanun, resmi işlemlerde veya Cumhuriyet Meclisini ilgilendirmeyen süreçlerde, Meclis oturumları veya görevleri nedeniyle vekillerin bulunmamasının söz konusu olduğu işlem ve süreçlerin ertelenmesi için gerekçe oluşturduğu şartları düzenler.
  3. Kanunda belirtildiği üzere, kamu organları, vekillere görevlerini yerine getirmede yardımcı olur.

Madde 156. (Vekilin yetkileri)

Vekiller aşağıdaki yetkilere sahiptir:

  1. a) Anayasa değişiklik taslaklarını sunmak;
  2. b) Kanun tasarıları, İçtüzük değişiklikleri, özellikle referandumla ilgili karar taslakları sunmak ve görüşme takvimine alınmalarını istemek;
  3. c) İçtüzüğün belirlediği şekilde, Meclis görüşmelerine katılmak ve konuşma yapmak;
  4. d) Devlet sırlarıyla ilgili kanun hükümleri saklı kalmak üzere, Hükümete, yürütme ve kamu yönetiminin işlemleri hakkında soru yöneltmek ve makul bir süre içinde cevap almak;
  5. e) Yetkisinin kullanılmasında yararı olacak bilgi ve belgeleri, vekil veya vekiller olarak, Hükümetten veya herhangi bir kamu kurumunun yönetim organlarından istemek ve elde etmek;
  6. f) Meclis soruşturma komitesi oluşturulmasını istemek;
  7. g) İçtüzükle ortaya konan yetkiler.

Madde 157. (Dokunulmazlıklar)

  1. Meclis üyeleri, işlevlerini yerine getirirken, oyları veya görüşleriyle ilgili hukuki veya cezai olarak sorumlu olmazlar ve disiplin kovuşturmasına tabi tutulamazlar.
  2. Meclisin onayı olmadan üyelerin ifadeleri alınamaz veya sanık sandalyesine oturtulamaz. Azami üç yıldan daha fazla bir süre için hapis cezasıyla cezalandırılan ciddi bir suçun işlendiğine dair kuvvetli delil olması durumunda, Meclis zorunlu olarak, bir üyenin sanık olarak yargılanmasına izin verir.
  3. Bir önceki fıkrada sözü edilen hapis türüyle cezalandırılan ciddi bir suç ve suçüstü durumu hariç, Meclisin izni olmaksızın hiçbir vekil gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya hapse atılamaz.
  4. Bir vekilin ceza kovuşturmasına uğraması ve kesin olarak suçlanması durumunda, Meclis, kovuşturmanın sürdürülebilmesi için üyeliğini askıya alınıp alınmayacağına karar verir. Önceki fıkralarda atıfta bulunulan suç durumunda, Meclis zorunlu olarak vekilin üyeliğini askıya alır.

Madde 158. (Hak ve ayrıcalıklar)

Üyeler aşağıdaki hak ve ayrıcalıklara sahip olur:

  1. a) Askeri, medeni, ve sivil savunma hizmetlerinin ertelenmesi;
  2. b) Dolaşım hürriyeti ve yurt dışında resmi gezileri sırasında özel bir pasaport hakkı;
  3. c) Özel bir kimlik kartı;
  4. d) Kanunun öngördüğü ödenekler.

Madde 159. (Ödevleri)

Üyeler aşağıdaki ödevlere sahiptir:

  1. a) Genel kurul oturumlarına ve üyesi oldukları komitelere katılmak;
  2. b) Meclisteki görevlerini ve Parlamentodaki ilgili grupların önerileriyle atandıkları görevleri yerine getirmek;
  3. c) Oylamalara katılmak.

Madde 160. (Üyeliğin düşmesi ve istifa)

  1. Şu durumlarda vekillerin üyelikleri düşer:
  2. a) Kanunun ortaya koyduğu engeller ve görevle bağdaşmayan durumlara konu olduklarında;
  3. b) Meclisteki görevlerine başlamadıklarında veya devamsızlıkları İçtüzüğün belirlediği sayıyı aştığında;
  4. c) Seçime girmiş oldukları parti dışında bir parti üyesi olarak kayıt yaptırdıklarında;
  5. d) Görevlerini yaptıkları sırada siyasi makamların sorumlu tutulduğu herhangi bir özel suçtan dolayı bir mahkemeden mahkumiyet aldıklarında ve zarar için mahkum edildiklerinde veya ırkçı, faşist ideoloji sergileyen örgütlere katılmaktan mahkum olduklarında.
  6. Vekiller, yazılı bir beyanla üyelikten istifa edebilirler.

Bölüm II.

Sorumluluklar

Madde 161. (Siyasi ve yasamayla ilgi sorumluluklar)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdakilerden sorumludur:

  1. a) 284 ve 289’uncu maddeler uyarınca Anayasa değişiklik önergelerini kabul etmek;
  2. b) Özerk bölgelerin siyasi ve idari statülerini ve bunların Yasama Meclisleri üyelerinin seçimini düzenleyen kanunları kabul etme;
  3. c) Anayasayla sorumluluğu münhasıran Hükümete ait olanlar dışında, her konuda kanun yapmak;
  4. d) Hükümete yasama yetkisi verme;
  5. e) Özerk Bölgelerin Yasama Meclislerine 227’nci maddenin 1/b fıkrasında öngörülen yetkiyi verme;
  6. f) Genel ve hususi af çıkarma;
  7. g) Hükümetin önerisiyle, Ulusal planların ve Devlet Bütçesinin ana seçenekleriyle ilgili kanunları geçirmek;
  8. h) Kısa vadeli hazine bonoları dışında diğer borçlanma ve borç verme operasyonları ve sözleşmeler için Hükümete yetki verme, bu borçların yönetilmesinde kullanılan genel şartları ve koşulları ortaya koyma ve herhangi bir yıl için Hükümetin vereceği garantiler için üst sınır belirleme;
  9. i) Özellikle Portekiz’in uluslararası kuruluşlara katılması, dostluk, barış, savunma, sınırların düzeltilmesi veya askeri konulardaki antlaşmaları ve ayrıca münhasıran Meclisin sorumluluğunda olan konuları ilgilendiren uluslararası antlaşmaları veya Hükümetin, Meclisin değerlendirmesini uygun gördüğü antlaşmaları kabul etme;
  10. j) Cumhurbaşkanına, ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konularla ilgili referanduma gidilmesini teklif etmek;
  11. l) Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı izni verme ve teyit etme;
  12. m) Cumhurbaşkanını savaş veya veya barış yapmak için yetkilendirme;
  13. n) Kanunda belirtildiği gibi, kendi münhasır yasama sorumluluk alanını ilgilendiren Avrupa Birliği organlarının kararlarını bekleyen konuları ilân etmek;
  14. o) Anayasa ve kanunların verdiği diğer işlevleri yerine getirme.

Madde 162. (İnceleme sorumluluğu)

İnceleme fonksiyonlarının yerine getirilmesinde Cumhuriyet Meclisi şunlardan sorumlu olacaktır:

  1. a) Anayasaya ve kanunlara uygunluk incelemesi ve Hükümetin ve kamu yönetiminin işlemlerini tetkik etme;
  2. b) Sıkıyönetim ve olağanüstü hâl ilânında izlenen usulü tetkik etme;
  3. c) Hükümetin münhasır yasama sorumluluğunda olanlar hariç, idari kanunları tetkik ve 227’nci maddenin 1/b fıkrasında öngörülen hem değiştirme hem de yürürlükten kaldırma amacıyla bölgesel kanun hükmünde kararnameleri tetkik;
  4. d) Devletin ve kanunun belirlediği diğer kamu organlarının hesaplarını kabul etmek. Bu hesaplar izleyen yılda 31 Aralık’a kadar, Sayıştayın görüşü ve tetkik için gerekli diğer kalemlerle birlikte sunulur;
  5. e) Ulusal planların yürütülmesi ile ilgili raporların incelenmesi.

Madde 163. (Diğer organlarla ilgili sorumluluklar)

Diğer organlarla ilgili olarak Cumhuriyet Meclisinin sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Cumhurbaşkanının atanmasına tanıklık etme;
  2. b) Cumhurbaşkanının Portekiz topraklarında bulunmamasına muvafakat vermek;
  3. c) Görevini yaparken işlediği suçlardan dolayı Cumhurbaşkanı için kanuni girişimde bulunmanın önünü açmak ve 196’ncı maddede belirtilen durum için Hükümet üyeliğinin askıya alınıp alınmamasına karar vermek;
  4. d) Hükümet programını ele almak;
  5. e) Hükümete güven ya da gensoru önergelerini oylamak;
  6. f) Kanunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin inşa sürecine Portekiz’in katılımını denetleme ve inceleme;
  7. g) Nispi temsil sisteminde, Meclisin atamakla sorumlu olduğu Savcılıklar Yüksek Kurulu üyeleri ve Devlet Şûrası’nın beş üyesini seçme;
  8. h) Mevcut üyelerin tamamının en az üçte ikisine eşit çoğunlukla ve görevlerini tam olarak ifa eden tüm üyelerin salt çoğunluğundan daha büyük çoğunlukla, Anayasa Mahkemesine on hâkimi, Ombudsman’ı, Ekonomik ve Sosyal Konsey Başkanını, Yüksek Hâkimler Kurulunun yedi üyesini, medya düzenleme kurulunun üyelerini ve Cumhuriyet Meclisinin atama sorumluluğunda olan diğer tüm anayasa organlarının üyelerini seçme;
  9. i) Kanunun belirttiği üzere, yurtdışına gönderilen askeri birlikleri ve güvenlik güçlerini denetleme.

Madde 164. (Münhasır yasama sorumluluğu)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki konularda münhasır yasama sorumluluğuna sahiptir:

  1. a) Egemenlik yetkisi kullanan organlar için seçimler;
  2. b) Referandumlarda kullanılacak kurallar;
  3. c) Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, işletme ve muhakeme usulleri;
  4. d) Ulusal savunmanın teşkilatlanması, buradan çıkan görevlerin ve teşkilatın genel unsurlarının tanımlanması, Silahlı Kuvvetlerin yeniden teçhizi ve disiplini.
  5. e) Sıkıyönetim ve olağanüstü hali düzenleyen kurallar;
  6. f) Portekiz vatandaşlığını kazanma, kaybetme ve yeniden edinme;
  7. g) Karasularının sınırlarının, münhasır ekonomik bölgenin ve Portekiz’e bitişik deniz tabanının tanımı.
  8. h) Siyasi dernekler ve partiler;
  9. i) Eğitim sisteminin temel unsurları;
  10. j) Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin üyelerinin seçimi;
  11. l) Yerel yönetim memuriyetlerinin seçimi ve doğrudan, genel oyla yapılan diğer seçimler ve ayrıca geri kalan anayasal kurumlar için yapılan seçimler.
  12. m) Egemenlik yetkisini yerine getiren organların memurlarının ve yerel yönetim memurlarının, ve geri kalan anayasal kurumların memurlarının ve doğrudan, genel oyla seçilen diğerlerinin statüsü ve rolü.
  13. n) Özerk bölgelerin yetkileri saklı kalmak üzere, yerel yönetimlerin ve onları düzenleyen kuralların oluşturulması, kaldırılması ve değiştirilmesi.
  14. o) Tam zamanlı asker ve askeri personelin muvazzaf hizmette iken ve polis kuvvetinin ve güvenlik hizmetinin haklarını kullanmadaki sınırlamalar.
  15. p) Komisyon dışında, Avrupa Birliği kurumlarına üye atamayı düzenleyen kurallar;
  16. q) Ülkenin istihbarat sistemini ve Devlet sırlarını düzenleyen kurallar;
  17. r) Devletin, özerk bölgelerin ve yerel yönetimlerin teşkilat ve bütçelerinin hazırlanmasını düzenleyen kurallar;
  18. s) Ulusal sembolleri düzenleyen kurallar;
  19. t) Özerk bölgelerin maliyesini düzenleyen kurallar;
  20. u) Polis güçleri ve güvenlik hizmetlerini düzenleyen kurallar;
  21. v) Cumhurbaşkanlığı destek hizmetlerinin teşkilat, idari ve mali özerkliğine ilişkin kurallar.

Madde 165. (Kısmen münhasır yasama sorumluluğu)

  1. Hükümete ayrıca bir yetki vermedikçe, Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki konularda münhasır yasama sorumluluğuna sahiptir:
  2. a) Halkın statüsü ve hukuki ehliyeti;
  3. b) Haklar, özgürlükler ve teminatlar;
  4. c) Suç, mahkumiyet, güvenlik önlemleri ve bunlarla ilgili ön koşullar ve ceza muhakemeleri usulünün ortaya konması;
  5. d) Disiplin suçlarının cezalandırılması ve idari suçların ve bunlara uygulanacak yargılama usullerini düzenleyen genel kurallar;
  6. e) Kamu yararına el koyma ve kamulaştırmaların genel kuralları;
  7. f) Sosyal güvenlik sistemi ve ulusal sağlık sisteminin temel unsurları;
  8. g) Doğayı, ekolojik dengeyi ve kültürel mirası koruma kurallarının temel unsurları;
  9. h) Kırsal ve kentsel kiralamayı düzenleyen genel kurallar;
  10. i) Vergilerin ve finans sisteminin oluşturulması ve kamu organlarına vergi ve diğer mali ödemelere ilişkin genel kurallar;
  11. j) Özel işletmeler ve benzer yapıdaki diğer kuruluşların faaliyetlerinin yasaklandığı temel sektörler de dahil olmak üzere, üretim araçlarına sahip olabilecek sektörlerin tanımlanması;
  12. l) Kamu yararına, üretim araçları ve topraklarla ilgili olarak, müdahale, kamulaştırma, millileştirme ve özelleştirme araçları ve şekilleri ve böyle durumlarda tazminat kriterleri;
  13. m) Ekonomik ve sosyal kalkınma planları ve Ekonomik ve Sosyal Konseyin yapısını düzenleyen kurallar;
  14. n) Tarım birimleri için azami ve asgari limitlerin belirlenmesi de dahil olmak üzere tarım politikasının temel unsurları;
  15. o) Para sistemi ve ağırlıklar ve ölçü standartları;
  16. p) Mahkemelerin ve Cumhuriyet savcılıklarının teşkilatlanması ve sorumlulukları ve ilgili hâkimlerin statü ve rolleri, ayrıca adliye dışı uyuşmazlık çözüm organlarının teşkilat ve sorumlulukları;
  17. q) Yerel finansman da dahil, yerel yönetimlerin statü ve rolleri;
  18. r) Mahalle örgütleriyle yerel yönetime katılım;
  19. s) Kamu yararına dernekler, kamu yönetiminden yararlananların teminatları ve kamu yönetiminin hukuki sorumluluğu;
  20. t) Kamu yönetiminin kapsamı ve düzenleyen kuralların temel unsurları;
  21. u) Halka açık şirketler ve kamu vakıflarının temel genel unsurları ve statüsü;
  22. v) Kamusal alandaki mülkiyetin ve düzenleyen kuralların tanımı;
  23. x) Kooperatif ve sosyal sektör mülkiyeti ile entegre üretim araçlarını düzenleyen kurallar;
  24. z) Kasaba, kırsal kesim ve kent planlamasının temel unsurları;
  25. aa) Zabıta ve bunların oluşturulma şeklini düzenleyen kurallar.
  26. Yasama yetkisi veren kanunlar, uzatılabilecek olan bu yetkinin hedef, amaç, şümul ve süresini tanımlar.
  27. 3. Kısmi aşamalarında kullanılması saklı kalmak kaydıyla, yasama yetkisi bir defadan fazla kullanılmamalıdır.
  28. 4. Yetki verilen Hükümetin istifası veya görevden alınması üzerine, yasamanın sonunda veya Cumhuriyet Meclisinin feshi üzerine hükümsüz sayılır.
  29. Hükümete bütçe kanunuyla ilgili verilen yetkiler bu madde hükümlerine uygun olur ve mali konuları ele aldıklarında, hükümleri ilgili oldukları mali yılın sonuna kadar devam eder.

Madde 166. (Kanunların şekli)

  1. 161’inci maddenin a) bendinde öngörülen işlemler, anayasa kanunları şeklini alır.
  2. 164’üncü maddenin a), b), c), d), e), f), h) ve j) bentleri, l/q) ve t) bentlerinin ilk bölümleri ve 225’inci madde teşkilat kanunu formunda olur.
  3. 161’inci maddenin (b-h) bentlerinde öngörülen işlemler anayasa kanunları şeklini alır.
  4. 163’üncü maddenin d) ve e) bendinde öngörülen işlemler önerge şeklini alır.
  5. Cumhuriyet Meclisinin geri kalan işlemleri ve 179’uncu maddenin 3’üncü fıkrası e) ve f) bendinde öngörülen Daimi Komisyonunkiler karar şeklini alır.
  6. Kararlar, kanunlaşmasına bakılmaksızın yayımlanır.

Madde 167. (Kanun koyma ve referandum inisiyatifi)

  1. Kanun koyma ve referandum inisiyatifi vekiller, parlamento grupları ve Hükümete ve ayrıca kanunla belirlenen koşul ve şartlara bağlı olarak kayıtlı seçmen gruplarına aittir. Özerk bölgelerle ilgili kanun koyma yetkisi ilgili Yasama Meclisine aittir.
  2. Hiçbir vekil, parlamento grubu, bir özerk bölgenin Yasama Meclisi veya kayıtlı seçmen grubu, ilgili mali yıl içinde, bütçede ortaya konmuş olan Devletin harcamalarında artış veya gelirlerinde azalmayı içeren kanun tasarısı veya değişiklik taslağı sunamaz.
  3. Hiçbir vekil, parlamento grubu, veya kayıtlı seçmen grubu, ilgili mali yıl içinde, bütçede ortaya konmuş olan Devletin harcamalarında artış veya gelirlerinde azalmayı içeren referandum taslağı sunamaz.
  4. Kesin olarak reddedilen kanun tasarıları ve referandum taslakları, yeni bir Cumhuriyet Meclisi seçilmedikçe, aynı yasama döneminde yeniden sunulamaz.
  5. Yasama Meclisinin süresi dolmadıkça, sunuldukları yasama döneminde oylanmayan kanun tasarıları ve referandum taslaklarının izleyen yasama döneminde yeniden sunulmaları gerekmez.
  6. Hükümetin kanun tasarıları ve referandum taslakları, Hükümetin istifası veya görevden alınması üzerine hükümsüz sayılır.
  7. Özerk bölgelerin Yasama Meclisleri tarafından getirilen Hükümet kanun tasarıları, Cumhuriyet Meclisinin yasama dönemi sonuna kadar geçerli olacakları genel esaslarının hâlihazırda kabul edilmiş olması durumu hariç, ilgili yasama dönemi sonunda hükümsüz sayılır.
  8. Atıfta bulundukları kanun tasarıları veya referandum taslaklarına halel getirmeksizin, geri çekilmedikçe, meclis komisyonları bunlarla ilgili yeni metin sunabilir.

Madde 168. (Görüşme ve oylama)

  1. Kanun tasarılarının görüşmesi genel esasların görüşülmesi ve ayrıntıların görüşülmesinden oluşur.
  2. Oylama, genel esasların oylanması, maddelerin oylanması ve teklifin tümünün oylanması şeklindedir.
  3. Meclisin karar vermesi halinde, Meclisin Genel Kurula ayrıntıları oylama için verdiği yetkiye halel getirmeksizin, genel esaslara ilişkin kabul edilen metinlerin ayrıntıları komisyonda oya sunulur veya tümünün oylanması için Genel Kurula sunulur.
  4. 164’üncü maddenin (a-f), h), n) ve o) bentleri ve 165’inci maddenin 1/q) fıkrasında öngörülen konulardaki kanunların ayrıntılarının Genel Kurul tarafından oylanması mecburidir.
  5. 5. Teklifin tümü oya sunulduğunda, tüm kuruluş kanunlarının görevlerini tam olarak ifa eden üyelerin tamamının salt çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir. 255’inci maddede öngörüldüğü üzere, bölgelerin sınırlarıyla ilgili hükümlerin ayrıntılarının da aynı çoğunlukla kabul edilmesi gereklidir.
  6. Aşağıdakilerin kabul edilmesi için oylamada hazır bulunan üyelerin en az üçte ikisinin çoğunluğu ve Meclisi oluşturan üyelerin tamamının salt çoğunluğundan daha fazlası gerekir:
  7. a) Medya düzenleme organını düzenleyen kanun;
  8. b) 118’inci maddenin ikinci fıkrasını düzenleyen kurallar;
  9. c) 121’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen hakkın kullanılmasını düzenleyen kanun;
  10. d) 148 ve 149’uncu maddede ele alınan konuları düzenleyen kanunların hükümleri ve 239’uncu maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen organların seçilme sistemi ve yöntemiyle ilgili hükümler;
  11. e) 164’üncü maddenin konusunu düzenleyen hükümler.
  12. f) Özerk bölgelerin yasama yetkisinin kapsamı içinde olan konuları düzenleyen, özerk bölgelerin siyasi ve idari statüleriyle ilgili hükümler.

Article 169. (Kanunların Mecliste değerlendirilmesi)

  1. Hükümetin münhasır yasama sorumluluğu altında geçmedikçe, icra kanunları, Cumhuriyet Meclisinin toplanmasının askıya alındığı dönemler hariç, yayımlanmasından sonraki otuz gün içinde on Milletvekilinin teklifi üzerine, yürürlüğünü durdurmak veya değişiklik yapmak üzere Cumhuriyet Meclisinin değerlendirmesine tabi olabilir.
  2. Bir yasama yetkisi koşulları çerçevesinde çıkarılmış bir icra kanununun değerlendirilmesi için bir kez teklif verildiğinde ve bir veya daha fazla değişiklik önergesi verilirse, Meclis, ya değişiklik yapan kanun yayınlanıncaya ya da tüm değişiklik önergeleri reddedilinceye kadar icra kanununun tamamının veya bir bölümünün yürürlüğünü askıya alabilir.
  3. Meclis daha sonra kendisi beyan etmezse, yürürlüğün askıya alınması on genel kurul oturumu ardından sona erer.
  4. İcra kanununun yürürlükten kalkması durumunda, yürürlük ilgili kararın Resmi Gazete’de (Diârio da Repüblica) yayınlandığı gün sona erer.
  5. Bir değerlendirme önergesinin verilmesi ve Meclis bu değerlendirmenin sonucu hakkında bir açıklama yapmaması durumunda veya Meclisin değişiklik yapma kararı alması ancak ilgili kanunu o zamanki yasama dönemi sonuna kadar oylamaması durumunda ve en az onbeş genel kurul toplantısının geçmesi koşuluyla, değerlendirme süreci zaman aşımına uğramış sayılır.
  6. Meclis İçtüzüğüne göre, icra kanunlarının değerlendirilmesine ilişkin oturumlara öncelik verilir.

Madde 170. (Acil usul)

  1. Bir üye, parlamento grubu veya Hükümetin inisiyatifiyle, Cumhuriyet Meclisi, herhangi bir kanun ya da karar tasarısını acil usulde görüşülmesine karar verebilir.
  2. Söz konusu özerk bölgenin Yasama Meclisinin inisiyatifiyle, Meclis ayrıca herhangi bir bölgesel hükümet kanun tasarısının da acil usulde görüşülmesine karar verebilir.

Bölüm III.

(Organizasyon ve usul)

Madde 171. (Yasama organı)

  1. Her yasama organı dört yasama dönemi boyunca devam eder.
  2. Meclisin feshedilmesi durumunda, yeni seçilen Meclis, süresi, seçim tarihinde devam etmekte olan yasama dönemine karşılık gelen dönemi tamamlamak için gereken zamanın başlangıcına kadar uzatılacak olan yeni bir yasama organı başlatır.

Madde 172. (Fesih)

  1. Cumhuriyet Meclisi, seçilmesinin ardından gelen altı ay içinde, Cumhurbaşkanının görev süresinin son altı ayında veya olağanüstü hal veya sıkıyönetim sırasında feshedilemez.
  2. Bir önceki fıkra hükümlerine uyulmaması fesih kararını hükümsüz kılar.
  3. Meclisin feshi, ardından gelen seçim sonrasında Meclisin ilk oturumuna kadar, üyelerinin görev sürelerini veya Daimi Komisyonun sorumluluklarını etkilemez.

Madde 173. (Seçim sonrasındaki oturum)

  1. Seçimlerin genel sonuçlarının hesaplanmasını takip eden üçüncü gün, veya, bir yasama organı süresini tamamladığı için seçime gidilmesi halinde ve söz konusu üçüncü gün söz konusu yasama organının süresi bitmeden önceki bir gün ise bir sonraki yasama organının ilk günü Cumhuriyet Meclisi yetkiyle oturum yapar.
  2. Böyle bir tarih Meclis tüm üyelerin hazır bulunduğu oturuma rastlamıyorsa 175’inci maddede belirtilen amaçlarla toplanır.

Madde 174. (Yasama dönemleri, genel kurullar ve toplantıya çağırma)

  1. Yasama dönemleri 15 Eylül’de başlamak üzere bir yıl sürer.
  2. Mevcut üyelerin tamamının üçte iki çoğunluğuyla alınan askıya almalar saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Meclisinin normal parlamento dönemi 15 Eylül’den 15 Haziran’a kadardır.
  3. Meclis Genel Kurulunun uzatma kararı ardından veya Daimi Komisyonun inisiyatifiyle veya söz konusu komitenin işlevini yerine getirememesi ve acil bir durum olması durumunda, bütün üyelerin yarısından fazlasının çoğunluğuyla, Meclis bir önceki fıkrada ortaya konan görev süresinin dışında da görev yapabilir.
  4. Cumhurbaşkanı da, belirli konuların görüşülmesi amacıyla Meclisi olağandışı toplantıya çağırabilir.
  5. Meclisin yukarıdaki ikinci fıkraya göre karar vermesi halinde, Meclis Genel Kurulu oturumu olmaksızın da komisyonlar çalışmalarını yürütür.

Madde 175. (Meclisin iç sorumlulukları)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdakilerden sorumludur:

  1. a) Anayasada belirtildiği üzere kendi İçtüzüğünü hazırlamak;
  2. b) Başkan ve Başkanlık divanının geri kalan üyelerini görevlerini tam olarak ifa eden Cumhuriyet Meclisi üyelerini tamamının salt çoğunluğuyla seçmek. Dört büyük parlamento grubunun önerileri üzerine dört başkan yardımcısı seçilir;
  3. c) Daimi Komisyon ve diğer komisyonların seçimi.

Madde 176. (Genel Kurul gündemi)

  1. Meclis Genel Kuruluna başvurma hakkı veya Cumhurbaşkanının 174’üncü maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen yetkisi saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Meclisi Başkanı İçtüzükte belirlenen önceliğe göre gündemi belirler.
  2. Hükümet ve parlamentodaki grupları, ulusal çıkarları ilgilendiren acil çözüm bekleyen konulara öncelik verilmesini isteyebilir.
  3. Meclisteki her grup, İçtüzük tarafından belirlenen ve azınlık partileri ve Hükümette temsilcisi olmayan partilerin konumunu teminat altına almayı gözeten kriterlere uygun olarak, belirli sayıda oturumun gündemini belirleme hakkına sahiptir.
  4. Özerk bölgelerin Yasama Meclisleri, bölgesel çıkarları ilgilendiren acil çözüm bekleyen konulara öncelik verilmesini isteyebilir.

Madde 177. (Hükümet üyelerinin devamlılığı)

  1. Bakanlar, hepsi de İçtüzükte belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu oturumlarına katılma ve konuşma, müsteşarlarından yardım alma veya kendisinin yerine katılma ve konuşma hakkına sahiptir.
  2. Hükümet üyelerinin, vekillerin sorularına ve açıklama taleplerine cevap verebilmek için hazır bulunacağı oturumlar planlanır. Bu oturumlar İçtüzüğün izin verdiği en kısa aralıklarla ve Hükümetle üzerinde anlaşılan tarihlerde gerçekleşir.
  3. Hükümet üyeleri komisyon çalışmalarına katılmayı talep edebilir ve istendiğinde komisyonların huzuruna çıkabilir.

Madde 178. (Komisyonlar)

  1. Cumhuriyet Meclisinin, İçtüzükte öngörülen komisyonları vardır ve soruşturma veya başka bir amaçla geçici komisyonlar oluşturabilir.
  2. Komisyonlar, partilerin Cumhuriyet Meclisinde sahip oldukları sandalye sayılarıyla orantılı olarak oluşturulur.
  3. Meclise gönderilen dilekçeler, bu amaçla oluşturulan ve söz konusu konuyla ilgili olan diğer komisyonlardan cevap isteyebilecek ve her durumda bir vatandaşın tanıklığına başvurabilecek olan bir komisyon tarafından ele alınır.
  4. Normal hükümlere göre oluşumlarına halel gelmeksizin ve her bir yasama döneminde her bir üye için bir adetle sınırlı olmak üzere, meclisi oluşturan görevlerini tam olarak ifa eden üyelerin tümünün beşte birinin oyuyla bu amaçla bir önerge verildiğinde meclis soruşturma komisyonları zorunlu olarak oluşturulur.
  5. Meclis soruşturma komisyonları adli makamların soruşturma yetkilerine sahiptir.
  6. Komisyonların başkanlıkları, her grubun Üyelerinin oranına göre meclis grupları arasında paylaştırılır.
  7. İçtüzük hükümlerine göre, ilgili özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin temsilcileri, bölgesel kanun önerilerinin görüşüleceği komisyon toplantılarına katılabilir.

Madde 179. (Daimi Komisyon)

  1. Cumhuriyet Meclisinin yasama dönemi dışındaki dönemlerde, feshedildiği dönemlerde ve Anayasanın öngördüğü diğer durumlarda Cumhuriyet Meclisi Daimi Komisyonu oturumlarına devam eder.
  2. Daimi Komisyona Cumhuriyet Meclisi Başkanı başkanlık eder ve ayrıca, Mecliste sahip olduğu sandalye oranına göre, her partinin Başkan yardımcıları ve aday gösterdikleri Üyelerden oluşur.
  3. Daimi Komisyon şunlardan sorumludur:
  4. a) Bu Anayasaya ve kanunlara uygunluk denetimi ve Hükümetin ve kamu yönetiminin faaliyetlerini izleme;
  5. b) Üyelerin görevleri ile ilgili olarak Meclisin yetkilerini kullanma;
  6. c) Gerektiğinde Meclisi toplantıya çağırmak için adım atmak;
  7. d) Yasama dönemlerinin açılışını hazırlamak;
  8. e) Cumhurbaşkanının ülke topraklarında bulunmamasına muvafakat vermek;
  9. f) Cumhurbaşkanına sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etme, savaş ilân etme veya barış yapma yetkisi vermek.
  10. Bir önceki fıkranın f) bendinde öngörülen durumda, Daimi Komisyon, Meclisi mümkün olduğunca çabuk toplantıya çağırmak için adımlar atar.

Madde 180. (Meclis grupları)

  1. Her bir parti veya partiler koalisyonu için seçilen Üyeler bir meclis grubu oluşturabilir.
  2. Her meclis grubu aşağıdaki haklara sahip olur:
  3. a) Üyelerinin sayısı oranında Meclis komisyonlarında yer almak ve bu komisyonlara temsilcisini atamak;
  4. b) İçtüzük hazırlanırken danışılmak ve Genel Kurulda bu İçtüzüğe itiraz etmek;
  5. c) Kamuyu ilgilendiren acil meselelerde, Hükümetin de katılacağı acil görüşme istemek;
  6. d) Her yasama döneminde, Hükümetten Meclise katılma çağrısı yaparak, genel veya sektörel politika konusunda iki görüşme istemek;
  7. e) Daimi Komisyondan Genel Kurulu toplaması için girişimde bulunmasını istemek;
  8. f) Meclis soruşturma komitesi oluşturulması için önerge vermek;
  9. g) Kanun yapma sürecini başlatmak;
  10. h) Hükümet programını reddetmek için önerge vermek;
  11. i) Hükümete güvensizlik önergesi vermek;

Hükümet tarafından, gidişat ve kamuyu ilgilendiren ana konulardaki gelişmelerle ilgili düzenli olarak ve doğrudan bilgilendirilmek.

  1. Kanunda belirtildiği üzere, her bir meclis grubu, Meclis binasında çalışma yerine ve kendi seçtiği teknik ve idari personel bulundurma hakkına sahiptir.
  2. Herhangi bir meclis grubunun içinde yer almayan Üyelere, İçtüzük hükümlerine göre, belirli asgari haklar ve güvenceler verilir.

Madde 181. (Meclis personeli ve uzmanları)

Sürekli bir teknik ve idari personel ve görevlendirme veya geçici sözleşmeli uzmanlar Meclis ve komisyonlara çalışmalarında yardımcı olur. Bu personelin ve uzmanların sayısı Başkanın gerekli gördüğü kadardır.

Başlık IV.

Hükümet

Bölüm I.

Görevi ve yapısı

Madde 182. (Tanım)

Hükümet, ülkenin genel siyasetini yürütür ve kamu yönetiminde en yüksek otoriteyi temsil eder.

Madde 183. (Oluşumu)

  1. Hükümet Başbakan, bakanlar, müsteşarlar ve müsteşar yardımcılarından oluşur.
  2. Hükümette bir veya daha fazla Başbakan yardımcısı yer alabilir.
  3. Bakanlıkların ve müsteşarlıklarının sayısı, adları ve sorumlulukları ve bunlar arasında koordinasyonu sağlama araçları her defasında bu görevlere atama yapan kararnameler veya idari kanunla belirlenir.

Madde 184. (Bakanlar Kurulu)

  1. Bakanlar Kurulu, Başbakan, varsa Başbakan yardımcıları ve bakanlardan oluşur.
  2. Kanun belirli konulardan sorumlu olan ihtisas Bakanlar Kurulları oluşturabilir.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcılarını Bakanlar Kurulu toplantılarına katılmaları gerekebilir.

Madde 185. (Hükümet üyelerinin geçici ikamesi)

  1. Hiçbir Başbakan yardımcısının bulunmaması durumunda, yokluğunda ya da görevlerini yapamaz durumda olduğunda, Başbakanın Cumhurbaşkanına bildireceği bakan veya böyle bir atamanın yapılmamış olması durumunda, Cumhurbaşkanının atayacağı bir bakan Başbakanın yerine bakar.
  2. Yoklukları veya görev yapamaz durumda olduklarında, her bakanın yerine Başbakana bildireceği bir müsteşar veya böyle bir atamanın yapılmamış olması durumunda, Başbakanın atadığı Hükümet üyesi bakar.

Madde 186. (Göreve gelme ve ayrılma)

  1. Başbakan atanarak göreve gelir ve Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındığında ayrılır.
  2. Hükümetin geri kalan üyeleri atanarak göreve gelir ve kendileri veya Başbakan görevden alındığında ayrılırlar.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcıları da kendi bakanları görevden alındığında görevden ayrılırlar.
  4. Hükümetin istifası veya görevden alınması durumunda, eski Hükümetin Başbakanı, yeni Başbakanın atandığı ve yemin ettiği gün görevden alınır.
  5. Programı Cumhuriyet Meclisinde görüşülünceye kadar ve istifasından veya görevden alınmasından sonra, Hükümet, kendi icraatını kamu işlerinin yürütülmesi için gerçekten gerekli işlerle sınırlı tutar.

Bölüm II.

Oluşumu ve sorumlulukları

Madde 187. (Oluşum)

  1. Cumhurbaşkanı, seçim sonuçları ışığında, Cumhuriyet Meclisinde sandalyeye sahip partilerle görüştükten sonra Başbakanı atar.
  2. Cumhurbaşkanı, Başbakanın teklifi üzerine, Hükümetin geri kalan üyelerini atar.

Madde 188. (Hükümet Programı)

Hükümet Programı, idarenin çeşitli alanlarında izlenecek veya önerilecek ana siyasi ilkeleri ve önlemleri ortaya koyar.

Madde 189. (Toplu sorumluluk)

Hükümet Programı ve Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararlar Hükümet üyelerini bağlayıcıdır.

Madde 190. (Hükümetin sorumluluğu)

Hükümet, Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.

Madde 191. (Hükümetin üyelerinin sorumluluğu)

  1. Başbakan, Cumhurbaşkanına ve Hükümetin siyasi sorumluluk alanı içinde Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.
  2. Başbakan yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına ve Hükümetin siyasi sorumluluk alanı içinde Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcıları Başbakan ve bakanlara karşı sorumludur.

Madde 192. (Hükümet Programının görüşülmesi)

  1. Atanmasından sonra en fazla on gün içinde Hükümet bir Başbakanlık beyanıyla programını Cumhuriyet Meclisine sunar.
  2. Cumhuriyet Meclisi tüm üyeleriyle oturum halinde değilse, Başkanı zorunlu olarak toplantıya çağırır.
  3. Programın görüşülmesi üç günden fazla süremez ve görüşme bitinceye kadar herhangi bir Meclis grubu programın reddedilmesi yönünde önerge verebilir ve Hükümet güven oylaması önergesinin kabulünü isteyebilir.
  4. Hükümet programının reddedilmesi için Meclisin görevini tam olarak ifa eden tüm üyelerinin salt çoğunluğu gerekir.

Madde 193. (Güven oylaması talebi)

Hükümet Cumhuriyet Meclisinden genel politika beyanı veya ülke çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuda güven oylaması isteyebilir.

Madde 194. (Gensoru önergeleri)

  1. Meclis üyelerinin tamamının dörtte biri hür iradeleriyle veya bir meclis grubunun girişimiyle, Cumhuriyet Meclisi, Hükümete programının uygulanmasıyla veya kamu çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuyla ilgili olarak gensoru önergesi verebilir.
  2. Gensoru önergeleri verildikten sonra kırksekiz saat geçmeden görüşülemez ve bununla ilgili görüşme üç günden fazla süremez.
  3. Bir gensoru önergesi kabul edilmediği takdirde, önergeyi verenler aynı yasama dönemi içinde buna benzer bir başka önerge veremez.

Madde 195. (Hükümetin istifası veya görevden alınması)

  1. Hükümet şu koşullarda istifa eder:
  2. a) Yeni bir yasama meclisinin başlangıcında;
  3. b) Cumhurbaşkanının, Başbakanın istifasını kabulünde;
  4. c) Başbakanın ölümü veya kalıcı fiziksel iş göremezliği durumunda;
  5. d) Hükümet programının reddedilmesi halinde;
  6. e) Herhangi bir güven oylamasının olumsuz sonuçlanması durumunda;
  7. f) Bir gensoru önergesinin görevini tam ifa eden tüm üyelerin salt çoğunluğunca kabul edilmesi durumunda.
  8. Cumhurbaşkanı, gerektiğinde, demokratik kurumların normal işlevlerini yerine getirmelerini sağlamak için ve Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra Hükümeti görevden alabilir.

Madde 196. (Hükümet üyelerinin ceza takibatı dokunulmazlığının kaldırılması)

  1. Azami üç yıldan daha fazla bir süre için hapis cezasıyla cezalandırılan ciddi bir suçun işlendiğine dair kuvvetli delil olması ve suçüstü durumu hariç, hiçbir Hükümet üyesi Cumhuriyet Meclisinin izni olmaksızın gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya hapse atılamaz.
  2. Bir Hükümet üyesinin ceza kovuşturmasına uğraması ve kesin olarak suçlanması durumunda, Cumhuriyet Meclisi, kovuşturmanın sürdürülebilmesi için üyeliğin askıya alınıp alınmayacağına karar verir.Önceki fıkrada atıfta bulunulan türde bir suç durumunda, Meclis zorunlu olarak üyeliği askıya alır.

Bölüm III.

Sorumluluklar

Madde 197. (Siyasi sorumluluklar)

  1. Siyasi fonksiyonlarını yerine getirirken, Hükümet şunlardan sorumludur:
  2. a) 140’ıncı madde gereği, Cumhurbaşkanının karşı-imza işlemleri;
  3. b) Uluslararası anlaşmaların müzakeresi ve sonuçlandırılması;
  4. c) Cumhuriyet Meclisinin onayını gerektirmeyen veya sunulmamış olan uluslararası anlaşmaları kabul etme;
  5. d) Hükümet kanun tasarılarını ve karar taslaklarını Cumhuriyet Meclisine sunma ve getirme;
  6. e) 115’inci madde uyarınca, Cumhurbaşkanına, ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konularla ilgili referanduma gidilmesini teklif etmek;
  7. f) Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı konusunda görüş bildirme;
  8. g) Cumhurbaşkanına savaş ilân etme veya barış yapma önerisi götürme;
  9. h) 162’nci maddenin d) bendi uyarınca, Devletin ve kanunda belirtilen diğer kamu kurumlarının hesaplarını Cumhuriyet Meclisine sunma;
  10. i) 161’inci maddenin n) bendi ve 163’üncü maddenin f) bendi gereği ve gecikmeden, Cumhuriyet Meclisine, Avrupa Birliği’nin inşaa süreciyle ilgili bilgiyi sunmak;
  11. j) Anayasanın veya kanunun gerektirebileceği diğer işlemleri üstlenmek.
  12. Hükümet, uluslararası anlaşmaları kararnameyle kabul eder.

Madde 198. (Yasama sorumlulukları)

  1. Hükümet, yasamaya ilişkin işlevlerini yerine getirirken şunlardan sorumludur:
  2. a) Cumhuriyet Meclisinin münhasır sorumluluğunda olmayan konularda idari kanunlar yapmak;
  3. b) Cumhuriyet Meclisinden alınan yetkiye dayanarak, kısmen Cumhuriyet Meclisinin münhasıran sorumluluğundaki konularda idari kanunlar yapmak;
  4. c) Kendilerini söz konusu esaslar ve temel genel unsurlarla sınırlayan kanunlarda yer alan hukuk kurallarının esaslarını ya da temel genel unsurlarını oluşturan idari kanunlar yapmak.
  5. Hükümet, kendi teşkilatını ve işlemlerini ilgilendiren konularda kanun yapmaktan münhasıran sorumludur.
  6. Yukarıdaki 1’inci fıkranın b) ve c) bentlerinde öngörülen idari kanunlar, yasama yetkisi veren kanun veya kabul edildiği temel kanundan açıkça bahseder.

Madde 199. (İdari sorumluluklar)

Hükümet, idareye ilişkin işlevlerini yerine getirirken şunlardan sorumludur:

  1. a) İlgili ana seçenekler temelinde ulusal planlar hazırlamak ve uygulatmak;
  2. b) Devlet bütçesini uygulatmak;
  3. c) Kanunların layıkıyla uygulanmasını temin etmek için gerekli düzenlemeleri yapmak;
  4. d) Doğrudan idaresi altında Devletin sivil ve askeri dairelerini ve hizmetlerini ve tüm faaliyetlerini yönetmek, dolaylı idareyi denetlemek ve bu dolaylı idare ve özerk yönetimleri gözetmek;
  5. e) Devletin personel ve görevlileriyle ve diğer kamu tüzel kişilikleriyle ilgili olarak kanunun gerektirdiği tüm işlemleri üstlenmek;
  6. f) Demokratik hukuk düzenini savunmak;
  7. g) Ekonomik ve sosyal kalkınmayı geliştirmek ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için gerekebilecek her türlü işlem ve tasarrufta bulunmak.

Madde 200. (Bakanlar Kurulunun sorumlulukları)

  1. Bakanlar Kurulu şunlardan sorumludur:
  2. a) Hükümet politikasının ana hatlarını ve bunların uygulanmasını tanımlamak;
  3. b) Cumhuriyet Meclisinden güven oyu isteyip istemeyeceğine karar vermek;
  4. c) Hükümetin kanun tasarılarını ve karar taslaklarını kabul etmek;
  5. d) İdari kanunları kabul etmek ve Cumhuriyet Meclisine sunulmayacak uluslararası anlaşmaları kabul etmek;
  6. e) Ulusal planları kabul etmek;
  7. f) Kamu gelirlerinin ya da harcamalarının arttırılması ya da azaltılmasını içeren Hükümet işlemlerini kabul etmek;
  8. g) Kanunla Hükümetin sorumluluğuna verilebilen veya Başbakan veya bir bakan tarafından sunulan diğer konular hakkında karar vermek.
  9. İhtisas Bakanlar Kurulları, kanunun kendilerinden istediği veya Bakanlar Kurulunun kendilerine verdiği sorumlulukları yerine getirir.

Madde 201. (Hükümet üyelerinin sorumluluğu)

  1. Başbakan şunlardan sorumludur:
  2. a) Hükümetin genel politikasına yön vermek ve tüm bakanların faaliyetlerini koordine etmek ve yönlendirmek;
  3. b) Hükümetin çalışmalarına ve diğer Devlet birimleri ile genel ilişkilerine yön vermek;
  4. c) Ülkenin iç ve dış politikasının yürütülmesi konularında Cumhurbaşkanını bilgilendirmek;
  5. d) Anayasanın ve kanunların gerektirebileceği diğer işlemleri yerine getirmek.
  6. Bakanlar şunlardan sorumludur:
  7. a) Bakanlıkları için oluşturulan politikayı uygulamak;
  8. b) Bakanlıklarının kapsama alanı içinde, Hükümet ve diğer Devlet kurumları arasındaki genel ilişkileri sağlamak.
  9. Başbakan ve ilgili konuda sorumluluğu olan bakanlar, Hükümetin çıkardığı idari kanunları ve kararnameleri imzalar.

Başlık V.

Mahkemeler

Bölüm I.

Genel esaslar

Madde 202. (Yargı)

  1. Mahkemeler, halk adına yargıyı idare etme sorumluluğu olan egemenlik yetkisini kullanan organlardır.
  2. Mahkemeler, yargıyı idare ederken, vatandaşların kanunla korunan haklarını ve çıkarlarını güvence altına alır, demokratik hukuk düzeninin ihlal edilmesini önler, kamu ve özel çıkarlar arasındaki uyuşmazlıkları karara bağlar.
  3. Fonksiyonlarının yerine getirilmesinde mahkemeler diğer kurumların yardımından yararlanma hakkına sahiptir.
  4. Kanun, uyuşmazlıkların çözümünde yargı dışı enstrüman ve araçları kurumsallaştırabilir.

Madde 203. (Kurtuluş)

Mahkemeler bağımsızdır ve sadece hukuka tabidir.

Madde 204. (Anayasaya uyum)

Mahkemeye getirilen konularda, mahkemeler Anayasa hükümlerine veya orada benimsenen esaslara aykırı kurallar uygulamaz.

Madde 205. (Mahkeme kararları)

  1. Yapısal olarak sadece idari olmayan mahkeme kararları, gerekçelerini kanunun belirlediği biçimde ortaya koyar.
  2. Mahkeme kararları, kamu, özel her kişi ve kurumu bağlayıcıdır ve diğer her türlü merciin kararının üstündedir.
  3. Kanun, mahkeme kararlarının herhangi bir merci ile ilgili olarak uygulanma şartlarını düzenler ve bu kuralların uygulanmasında zafiyetten sorumlu kişi veya kuruma uygulanacak cezaları ortaya koyar.

Madde 206. (Mahkeme celseleri)

Kişi onurunu veya genel ahlakı korumak için veya kendi işleyişi açısından söz konusu mahkemenin kararının gerekçelerini yazılı emirle bildirdiği tersi bir durum dışında, mahkeme celseleri halka açıktır.

Madde 207. (Jüri, halkın katılımı ve bilirkişiler)

  1. Terör veya organize suçla ilgili olanlar dışında, kanunun belirleyeceği davalar ve yapılarda ve özellikle iddia makamı veya savunmanın istemesi durumunda, ciddi suçların duruşmasına bir jüri katılabilir.
  2. Kanun, çalışmayla ilgili konularda, kamu sağlığı ihlallerinde, küçük suçlarda, ihlal edilen toplumsal değerlerin özel olarak bedelinin ödetildiği diğer davalar veya mahkumiyetlerin uygulanmasında meslek dışından sulh hâkimlerini öngörebilir.
  3. Kanun ayrıca teknik vasfı olan yardımcıların belirli konularda katılımını öngörebilir.

Madde 208. (Hukuki temsil)

Kanun, avukatların yetkilerini kullanabilmeleri için gerekli dokunulmazlıklardan yararlanmasını güvence altına alır ve yargının idaresinde temel bir unsur olarak hukuki temsili düzenler.

Bölüm II.

Mahkemelerin teşkilatlanması

Madde 209. (Mahkeme kategorileri)

  1. Anayasa Mahkemesine ek olarak, aşağıdaki mahkeme kategorileri bulunur:
  2. a) Yüksek Adalet Mahkemesi, ilk ve ikinci derece hukuk mahkemeleri;
  3. b) Yüksek İdare Mahkemesi, diğer idare ve vergi mahkemeleri;
  4. c) Sayıştay;
  5. Denizcilik mahkemeleri, tahkim mahkemeleri ve sulh hâkimleri bulunabilir.
  6. Kanun, önceki fıkralarda öngörülen mahkemelerin ayrı ayrı veya birlikte uyuşmazlık çözen mahkemeler olarak oluşturulabileceği durum ve şekilleri belirler.
  7. Askeri mahkemelerle ilgili hükümler saklı kalmak üzere, belirli kategorilerde suçlara bakmak için özel yetkili mahkemeler yasaktır.

Madde 210. (Yüksek Adalet Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri)

  1. Anayasa Mahkemesinin özel sorumlulukları saklı kalmak üzere, Yüksek Adalet Mahkemesi hukuk mahkemeleri hiyerarşisinde üst organdır.
  2. Yüksek Adalet Mahkemesi yargıçları mahkeme Başkanını seçer.
  3. Genel kural olarak, ilk derece mahkemeleri, bir sonraki maddenin ikinci fıkrasında belirtilen statüye eşit bölge mahkemeleridir.
  4. Genel kural olarak, ikinci derece mahkemeleri İstinaf Mahkemeleridir.
  5. Yüksek Adalet Mahkemesi kanunun belirttiği durumlarda hukuk mahkemesi olarak hizmet verebilir.

Madde 211. (Hukuk mahkemelerinin sorumlulukları ve uzmanlıkları)

  1. Hukuk mahkemeleri, hukuki ve cezai konularda genel mahkemelerdir ve diğer yargı organlarına ayrılmamış her alanda yargı yetkisine sahiptir.
  2. Belirli sorumlulukları olan veya belirli konulara bakmakta uzmanlaşmış ilk derece mahkemeleri olabilir.
  3. Kesin olarak askeri yapıdaki suçları yargılayan hukuk mahkemelerinin yapısında, kanunun belirlediği şekilde, bir veya daha fazla sayıda askeri hâkim olur.
  4. İstinaf Mahkemeleri ve Yüksek Adalet Mahkemesi özel bölümlerde faaliyet gösterebilir.

Madde 212. (İdare ve vergi mahkemeleri)

  1. Anayasa mahkemesinin özel sorumlulukları saklı kalmak üzere, Yüksek İdare Mahkemesi, idare ve vergi mahkemeleri hiyerarşisinde üst organdır.
  2. Yüksek İdare Mahkemesi yargıçları kendi aralarından mahkeme Başkanını seçer.
  3. 3. Amacı idari ve mali hukuki ilişkilerde ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmek olan idare ve vergi mahkemeleri, ihtilaflı davalara ve başvurulara bakar.

Madde 213. (Askeri mahkemeler)

Savaş hali sırasında özellikle askeri suçlarda yargılama yapmak üzere askeri mahkemeler kurulur.

Madde 214. (Sayıştay)

  1. Sayıştay, kamu harcamalarını denetleyen üst organdır ve kanunun kendisine sunulmasını istediği hesapları inceler. Özellikle şunlardan sorumludur:
  2. a) Sosyal güvenlik hesapları da dahil olmak üzere, Genel Devlet Hesapları üzerine görüş bildirmek;
  3. b) Azor Adaları ve Madeira Özerk Bölgeleri hesapları üzerine bir görüş bildirme;
  4. c) Kanunla ortaya konduğu üzere, mali usulsüzlüklere sorumluluk yüklemek;
  5. d) Kanunun kendisine verebileceği diğer sorumlulukları yerine getirmek.
  6. 2. 133’üncü maddenin m) bendinin hükümleri saklı kalmak üzere, Sayıştay Başkanının görev süresi dört yıldır.
  7. 3. Sayıştay, merkezi olmayan bir yapıda, kanunun belirlediği bölgesel bölümlerde faaliyet gösterebilir.
  8. Azor Adaları ve Madeira Özerk Bölgelerinde, ilgili bölgede söz konusu meselede tam sorumluluğu olan Sayıştay bölümleri bulunur.

Bölüm III.

Yargıçların statüsü

Madde 215. (Hukuk mahkemeleri hâkimleri)

  1. Hukuk mahkemesi hâkimleri tek bir yapı oluştururlar ve tek bir statüye tabidirler.
  2. Kanun, ilk derece hukuk mahkemelerinin hâkimlerinin işe alınmalarını düzenleyen şartlar ve kuralları belirler.
  3. İkinci derece hukuk mahkemelerinin hâkimlerinin seçiminde önce gelen kriter, ilk derece hâkimlerinin özgeçmişlerini sunmasıyla yarışmaya dayalı belirlenecek liyakattir.
  4. Yüksek Adalet Mahkemesine atanma, hâkimler, savcılar ve kanunun belirttiği liyakata sahip hukuk mesleğinin diğer üyelerinin gönderdiği özgeçmişler arasından yarışmaya dayalı olarak yapılır.

Madde 216. (Teminatlar ve bağdaşmazlıklar)

  1. Hâkimler görev teminatına sahiptir ve kanunun belirttiği haller dışında nakledilemez, geçici olarak açığa alınamaz, emekli edilemez ve görevden azledilemez.
  2. Kanunda belirtilen istisnalar dışında, hâkimler verdikleri karardan dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar.
  3. Faal hizmetteki hâkimler, ücretsiz ders verme veya hukuki araştırma dışında, başka bir kamu veya özel işlev üstlenemezler.
  4. Faal hizmetteki hâkimler, yetkili Yüksek Kurulun izni olmaksızın mahkemelerin işleri dışında alakasız adli görevlere atanamazlar.
  5. Kanun, hâkimlik göreviyle bağdaşmayan diğer durumları ortaya koyabilir.

Madde 217. (Hâkimlerin atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri)

  1. Hukuk mahkemelerinin hâkimlerini atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri, kanunda belirtildiği üzere, Hâkimler Yüksek Kurulunun sorumluluğundadır.
  2. 2. İdare ve vergi mahkemelerinin hâkimlerinin atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri, kanunda belirtildiği üzere, ilgili Yüksek Kurulun sorumluluğundadır.
  3. 3. Anayasada öngörülen teminatlara dayanarak, kanun, diğer mahkemelerin hâkimlerinin görevlendirme, nakil ve terfilerini düzenleyen kuralları ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümlerini ve sorumluluklarını tanımlar.

Madde 218. (Hâkimler Yüksek Kurulu)

  1. Hâkimler Yüksek Kuruluna Yüksek Adalet Mahkemesi Başkanı başkanlık eder ve ayrıca aşağıdaki üyelerden oluşur:
  2. a) Cumhurbaşkanı tarafından atanacak iki üye;
  3. b) Cumhuriyet Meclisi tarafından seçilecek yedi üye;
  4. c) Nispi temsil esasına göre, Hâkimlerin kendi aralarından seçecekleri yedi hâkim.
  5. Hâkimlerin yararlanacağı teminatları düzenleyen kurallar Hâkimler Yüksek Kurulu üyeleri için de geçerlidir.
  6. Kanun, adliye memurlarının Hâkimler Yüksek Kurulu üyesi olmalarını öngörebilir ki bu durumda kendi emsalleri tarafından seçilirler. Bu tür üyeler sadece, adliye memurlarının mesleki liyakatı ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümlerinin takdirini ilgilendiren konularda görüşme ve oylamalara katılır.

Bölüm IV.

Cumhuriyet savcılığı

Madde 219. (Fonksiyonları, statüsü ve rolü)

  1. Cumhuriyet savcılığı, Devleti temsil etmek ve kanunun belirttiği çıkarları korumakla ve bir sonraki fıkradaki hükümlere dayanarak, egemenlik yetkilerini kullanan organların tanımladığı ceza politikasının uygulanmasına katılmaktan, kanunilik ilkesi uyarınca ceza davasının takibatını yapmaktan ve demokratik hukuk düzenini savunmaktan sorumludur.
  2. Cumhuriyet savcılığı, kanunun belirttiği kendi statüsüne ve özerkliğe sahiptir.
  3. Kanun, özellikle askeri suçlar içeren davalarda Cumhuriyet savcısına özel yardım biçimleri sağlar.
  4. Cumhuriyet savcılığı memurları sorumlu adliye memurlarıdır, hiyerarşiye tabi ve onun bir parçasıdır ve kanunda belirtilen haller dışında nakledilemez, açığa alınamaz, emekli edilemez ve azledilemezler.
  5. Cumhuriyet savcılıklarının atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri Cumhuriyet Başsavcılığının sorumluluğundadır.

Madde 220. (Cumhuriyet Başsavcılığı)

  1. Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet savcılıklarının üst organıdır ve kanunla belirlenen yapı ve sorumlulukları vardır.
  2. Cumhuriyet Başsavcılığına Başsavcı Başkanlık eder ve Cumhuriyet Meclisince seçilen üyeler ve savcıların kendi aralarından seçtikleri üyelerden oluşan Cumhuriyet Savcıları Yüksek Kurulunu içinde barındırır.
  3. 3. 133’üncü maddenin m) bendi hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Başsavcısının görev süresi altı yıldır.

Başlık VI.

Anayasa Mahkemesi

Madde 221. (Tanım)

Anayasa Mahkemesi, anayasa ve kanunlarla ilgili konularda adaletin yönetilmesi için özel sorumluluğu olan mahkemedir.

Madde 222. (Yapısı ve hâkimlerin statüsü)

  1. Anayasa Mahkemesi onüç üyeden oluşur, onu Cumhuriyet Meclisi tarafından, üçü ise bu on üye tarafından seçilir.
  2. Cumhuriyet Meclisince atanan hâkimlerden altısı diğer mahkemelerin hâkimleri arasından, diğer altısı ise hukukçular arasından seçilir.
  3. Anayasa Mahkemesi hâkimliği görev süresi dokuz yıldır ve yenilenemez.
  4. Anayasa Mahkemesi hâkimleri mahkeme Başkanını seçer.
  5. Anayasa Mahkemesi hâkimleri, aynı bağımsızlık teminatı, hâkimlik teminatı, tarafsızlık ve kişisel sorumluluktan bağışıklık güvencelerinden yararlanırlar ve diğer mahkemelerin hâkimlerinin tabi olduğu aynı bağdaşmazlıklara tabidirler.
  6. Kanun, Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin dokunulmazlıklarını ve statülerini belirleyen diğer kuralları belirler.

Madde 223. (Sorumlulukları)

  1. Anayasa Mahkemesi, 277’nci madde uyarınca anayasaya aykırılık ve kanuna aykırılık davalarını değerlendirir.
  1. 2. Anayasa Mahkemesi ayrıca şunlardan sorumludur:
  2. a) Cumhurbaşkanının ölümünü teyit etmek ve sürekli bedensel yetmezliğini ilân etmek ve geçici olarak işlevlerini yerine getiremediği durumları teyit etmek.;
  3. b) 129 ve 130’uncu maddelerin üçüncü fıkralarında öngörülen hallerde Cumhurbaşkanının görevden alınmasını teyit etmek;
  4. c) Kanunda belirtildiği üzere, seçim kanunlarının düzgün yürütülmesi ve geçerliliğinde son derece kararları vermek;
  5. d) 124’üncü maddenin üçüncü fıkrasının gereği olarak, herhangi bir adayın ölümünü teyit etmek ve bu nedenle Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getiremeyeceğini ilân etmek;
  6. e) Siyasi partilerin ve bunların oluşturduğu koalisyonların oluşumunu teyit etmek ve isimlerinin, baş harflerinin ve sembollerinin kanuniliğini takdir etmek, Anayasa ve kanunda belirtildiği üzere fesihlerine karar verme;
  7. f) Ulusal, bölgesel ve yerel referandumların, her durumda seçmenler açısından şartların değerlendirilmesi de dahil, anayasaya ve kanunlara uygunluğunu önceden teyit etme;
  8. g) Üyelerin talebiyle ve kanunda belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclisleri tarafından yapılan seçimlerde kaybedilen sandalye ve seçimlerle ilgili başvuruları karara bağlamak;
  9. h) Siyasi partiler içinde yapılan seçimler ve partiler tarafından alınan kararlara itiraz içeren ve başvuruya konu seçim sonuçlarını karara bağlamak.
  10. Anayasa Mahkemesi ayrıca kendisine Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Madde 224. (Organizasyon ve usul)

  1. Kanun, Anayasa Mahkemesinin yerini, organizasyon şeklini ve yargılama usullerini belirler.
  2. Anayasaya uygunluğun kanuni soyut değerlendirme amacı dışında, kanun Anayasa Mahkemesinin bölümler halinde faaliyet göstermesini gerektirebilir.
  3. Kanun, aynı kural ya da hükmün farklı bölümlerinin çelişen kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvuruları düzenleyebilir.

Başlık VII.

Özerk Bölgeler

Madde 225. (Azor adaları ve Madeira’da siyasi ve idari sistem)

  1. Azor adaları ve Madeira takımadalarında uygulanabilir özel siyasi ve idari sistem, ekonomik, sosyal, coğrafi ve kültürel özelliklerine ve ada nüfuslarının özerklik için tarihi özlemlerine dayalıdır.
  2. Bölgelerin özerkliği, bölge vatandaşlarının demokratik katılımı, ekonomik ve sosyal kalkınma ve bölgesel çıkarlarını savunma ve tanıtımı ve aynı zamanda Portekiz’liler arasında milli birlik ve dayanışma bağlarının güçlendirilmesini sağlamak için tasarlanmıştır.
  3. Bölgesel siyasi ve idari özerklik ve Devletin egemenlik bütünlüğünü etkilemez ve işbu Anayasanın genel çerçevesi içinde yerine getirilir.

Madde 226. (Statüler ve seçim yasaları)

  1. Siyasi ve idari statülerin taslakları ve özerk bölgelerin Yasama Meclisleri üyelerinin seçimi ile ilgili Hükümet kanun tasarıları ilgili Yasama Meclisleri tarafından düzenlenir, görüşülmesi ve kabul veya reddi için Cumhuriyet Meclisine gönderilir.
  2. Cumhuriyet Meclisi böyle bir taslak ya da tasarıyı reddederse, değerlendirilmek ve görüş oluşturulmak üzere ilgili Yasama Meclisine iade eder.
  3. Görüş hazırlandığında, Cumhuriyet Meclisi taslak veya tasarıyı son kez görüşür ve oylar.
  4. Önceki fıkralarda öngörülen sistem siyasi ve idari statülerdeki ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin üyelerinin seçimini düzenleyen kanunlarda değişiklikler için de geçerlidir.

Madde 227. (Özerk bölgelerin yetkileri)

Özerk bölgeler bölgesel tüzel kişilerdir ve statülerinde tanımlanan aşağıdaki yetkilere sahiptirler:

  1. a) İlgili bölgenin siyasi ve idari statüsü içinde ortaya konan ve egemenlik yetkisini kullanan organların özel sorumluluğunda olmayan konular hakkında bölge alanı içinde kanun yapmak;
  2. b) 165’inci maddenin birinci fıkrasının (a-c) bentleri, d) bendinin ilk bölümü, (f ve i) bentleri ve m) bendinin ikinci bölümü ve o), p), q), s), t), v), x) ve aa) bentlerinde öngörülen konular hariç olmak üzere, Cumhuriyet Meclisinin iznine tabi olarak, Yasama Meclisinin kısmen münhasır yasama sorumluluk alanına giren konularda kanun yapmak;
  3. c) Bölge sınırları içinde, kendilerini söz konusu esaslar ve temel genel unsurlarla sınırlayan kanunlarda yer alan hukuk kurallarının esaslarını ya da temel genel unsurlarını geliştirmek;
  4. d) Bölgesel mevzuatı ve egemenlik yetkisini kullanan organların çıkardığı ve düzenleme yetkisinin söz konusu organlara tahsis edilmediği kanunları düzenlemek;
  5. e) Statülerin yapılma sürecini başlatmak ve 226’ncı madde uyarınca, ilgili Yasama Meclisi üyelerinin seçimiyle ilgili mevzuatı yapma sürecini başlatmak;
  6. f) 167’nci maddenin birinci fıkrası uyarınca, bölgesel hükümet kanun tasarılarını ve değişiklik taslaklarını Cumhuriyet Meclisine sunarak, kanun çıkarma sürecini başlatmak;
  7. g) Kendi yürütme yetkisini kullanmak;
  8. h) Kendi varlıklarını yönetmek, kullanmak ve çıkarlarına olan işlemleri üstlenmek ve sözleşmeler yapmak;
  9. i) Kanunda belirtildiği üzere, kendi vergi koyma yetkisini kullanmak ve Cumhuriyet Meclisince kabul edilen çerçeve kanunların şartlarına göre ulusal mali sistemi bölgeye özgü şartlara uyarlamak;
  10. j) Statüleri ve özerk bölgelerin maliyesini düzenleyen kanun uyarınca, söz konusu özerk bölgede toplanan veya üretilen vergi gelirlerini ve Devletin vergi gelirlerinden etkin ulusal dayanışma ilkesiyle belirlenecek bir bölümünü ve kendilerine ayrılabilecek diğer gelirleri kullanmak ve bu gelirleri kendi harcamalarına ayırmak;
  11. l) Yerel yönetimleri oluşturmak ve feshetmek ve yasaların belirlediği bunlarla ilgili alanı değiştirmek;
  12. m) Yerel yönetimler üzerinde gözetim yetkisini kullanmak;
  13. n) Kırsal yerleşimleri kasaba veya şehir kategorisine yükseltmek;
  14. o) Daireleri ve hizmetleri, kamu kurumları ve sadece veya ağırlıklı olarak bölgede veya bölge çıkarına hizmet edilen diğer durumlarda faaliyet gösteren kamu ve millileştirilmiş şirketleri idare etmek;
  15. p) Bölgesel ekonomik ve sosyal kalkınma planı, bölgesel bütçe ve bölgenin hesaplarını kabul etmek ve ulusal planların hazırlanmasında yer almak;
  16. q) 165’inci maddenin birinci fıkrasının d) bendindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla, idari suçlar ve bunlara karşılık gelen cezaları tanımlamak;
  17. r) Dolaşımdaki ödeme araçlarını kontrol etmek ve bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasının finansmanını sağlamak için mali, parasal ve finansal ve döviz politikasının tanımlanmasına ve uygulanmasına katılmak;
  18. s) Karasuları, münhasır ekonomik bölge ve bitişik deniz tabanı politikalarının belirlenmesine katılmak;
  19. t) Kendilerini doğrudan ilgilendiren uluslararası antlaşmalar ve sözleşmelerin müzakerelerine katılmak ve bunların getirilerinden pay elde etmek;
  20. u) Tamamı egemenlik yetkisini kullanan ve dışişlerinden sorumlu organlarca ortaya konan kılavuz ilkelerle uyum içinde olmak üzere, yabancı bölgesel kuruluşlarla işbirliğine girmek ve amacı bölgeler arası diyaloğu ve işbirliğini geliştirmek olan örgütlerde yer almak;
  21. v) Kendi inisiyatifleriyle veya egemenlik yetkisini kullanan organlar kendilerine danıştığında, söz konusu organların sorumluluk alanında olan ve özerk bölgeleri ilgilendiren konularda, kendi özel çıkarlarını ilgilendiren konularda, Portekiz Devletinin Avrupa Birliğinin inşaası sürecindeki duruşları hakkında görüş bildirmek;
  22. x) Kendilerini ilgilendiren konularda gelişmeler söz konusu olduğunda, Avrupa bölgesel kurumlarında ve Avrupa Birliğinin karar alma süreçleriyle ilgili delegasyonlarda temsil edilerek, Avrupa Birliğinin inşa sürecine katılmak ve ayrıca 112’nci madde hükümleriyle uyum halinde birlik mevzuatını ve diğer kanunları uyarlamak.
  23. Kanun yapmak için yetki arayışında bulunan bölgesel Hükümet, kanun tasarılarıyla birlikte, yetki istenen bölgesel kanun hükmünde kararname taslağı eklenir. Kanun yapma yetkisi veren ilgili kanunlarda 165’inci maddenin iki ve üçüncü fıkrasının hükümleri geçerlidir.
  24. Bir önceki fıkrada sözü edilen yetkilendirme, Cumhuriyet Meclisinin veya verildiği Yasama Meclisinin yasama döneminin sona ermesi veya feshedilmesi ile hükümsüz sayılır.
  25. 4. Yukarıdaki birinci fıkranın b) ve c) bendinde öngörülen bölgesel kanun hükmünde kararnameler, yasama yetkisi veren kanun veya kabul edildiği temel kanundan açıkça bahseder. 169’uncu madde hükümleri, gerekli değişiklerle, söz konusu kararnameler için de geçerlidir.

Madde 228. (Yasama özerkliği)

  1. Özerk bölgelerin yasama özerkliği, ilgili siyasi ve idari statülerde, egemenlik yetkisi kullanan organların özel sorumluluğu olmayan konularda geçerlidir.
  2. Egemenlik yetkisini kullanan organların özel sorumluluğu olmayan bir konuda özel bölge mevzuatının yokluğunda, mevcut kanun hükümleri özerk bölgelerde de geçerlidir.

Madde 229. (Egemenlik yetkilerini kullanan organlar ve bölgesel kuruluşlar arasında işbirliği)

  1. Özyönetim organlarıyla işbirliği halinde, egemenlik yetkisini kullanan organlar, özerk bölgelerin ada durumlarından kaynaklanan eşitsizlikleri düzeltme amacıyla, özerk bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlar.
  2. Egemenlik yetkisini kullanan organlar, kendi sorumluluk alanlarında olan ve özerk bölgeleri ilgilendiren konularla ilgili olarak, her zaman bölgesel özyönetim organlarına danışır.
  3. Cumhuriyet ve özerk bölgeler arasındaki mali ilişkiler, 164’üncü maddenin t) bendinde öngörülen kanunla düzenlenir.
  4. Cumhuriyet Hükümeti ve Bölgesel Hükümetler, özellikle sorumlulukları devreden kanunları içerenler olmak üzere diğer işbirliği biçimleri üzerinde mutabakat sağlayabilirler. Söz konusu her durumda, mali kaynakların transferi ve geçerli mali denetim mekanizmaları tespit edilir.

Madde 230. (Cumhuriyet Temsilcileri)

  1. Her bir özerk bölge için, Cumhurbaşkanının, Hükümete danışarak atayacağı ve görevden alacağı bir Cumhuriyet Temsilcisi olur.
  2. Görevinden alınmadığı sürece, Cumhuriyet Temsilcisinin görev süresi Cumhurbaşkanının görev süresi kadardır ve yeni bir Cumhuriyet Temsilcisi atandığında sona erer.
  3. Cumhuriyet Temsilcisi makamı boşaldığında, görevi başında olmadığında veya görevlerini yapamaz duruma geldiğinde, yerine geçici olarak Yasama Meclisi Başkanı bakar.

Madde 231. (Özerk bölgelerin özyönetim organları)

  1. Her özerk bölge Yasama Meclisi ve Bölgesel Hükümet biçiminde özyönetim organlarına sahiptir.
  2. 2. Yasama Meclisleri nispi temsil esasına göre, kendi aralarından gizli oyla seçilirler.
  3. Her Bölgesel Hükümet siyasi açıdan özerk bölgenin Yasama Meclisine karşı sorumludur ve Cumhuriyet Temsilcisi bölgesel seçim sonuçlarının ışığında Başbakanı atar.
  4. Cumhuriyet Temsilcisi, Başbakanın teklifi üzerine, Bölgesel Hükümetin geri kalan üyelerini atar ve görevden alır.
  5. Her Bölge Hükümeti, özerk bölgenin Yasama Meclisi huzurunda görev alır.
  6. Her Bölgesel Hükümet, kendi teşkilatını ve işlemlerini ilgilendiren konulardan münhasıran sorumludur.
  7. Özerk bölgelerin özyönetim organlarının, görevlilerinin statüsü ve rolü ilgili organların siyasi ve idari tüzüklerinde belirtilir.

Madde 232. (Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin sorumlulukları)

  1. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, 227’nci maddenin birinci fıkrasının a), b) ve c) bentleri ile d) bendinin ikinci bölümü, f) bendi ile i) bendinin ilk bölümü ve n) ve q) bentlerinde öngörülen yetkileri kullanmaktan ve bütçeyi, bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınma planı ve hesaplarını kabul etmekten ve ulusal mali sistemi bölgenin özelliklerine göre uyarlamaktan münhasıran sorumludur.
  2. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, Cumhurbaşkanının, bölgede kayıtlı seçmenlere, bölgeye ilişkin önemli konularda fikirlerini bağlayıcı şekilde ifade etmelerini isteyebileceği bölgesel referandum taslakları sunmaktan sorumludur. 115’inci madde hükümleri, gerekli değişiklerle, söz konusu referandumlar için de geçerlidir.
  3. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, Anayasa ve kendi siyasi ve idari statüsüne uygun olarak kendi İçtüzüğünün taslağını hazırlar ve kabul eder.
  4. 175’inci maddenin c) bendi, 178’inci maddenin bir-altıncı fıkraları, 179’uncu maddenin üçüncü fıkrasının e) ve f) bentleri ve dördüncü fıkra hariç ve 180’inci madde hükümleri, gerekli değişiklikler yapılmak kaydıyla, özerk bölgelerin Yasama Meclisleri ve parlamento grupları için de geçerlidir.

Madde 233. (Cumhuriyet Temsilcilerinin imza ve vetosu)

  1. Cumhuriyet Temsilcisi bölgesel kanun hükmünde kararnameleri ve bölgesel düzenleyici kararnameleri imzalamak ve onları yayınlatmaktan sorumludur.
  2. Yasama Meclisinin imza için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren onbeş gün içinde, Cumhuriyet Temsilcisi kararnameyi ya imzalar ya da veto hakkını kullanır. Veto durumunda, veto gerekçesini ortaya koyan bir yazıyla kararnamenin yeniden görüşülmesini ister.
  3. Özerk bölgenin Yasama Meclisi, tüm üyelerin salt çoğunluğuyla önceki oyunu teyit ederse, Cumhuriyet Temsilcisi kararnameyi aldıktan sonraki sekiz gün içinde imzalar.
  4. Cumhuriyet Temsilcisi, Bölgesel Hükümetin imza için gönderdiği herhangi bir kararnamenin alınmasından itibaren yirmi gün içinde, kararı ya imzalar ya da imzalamayı reddeder. Ret halinde, veto gerekçelerini yazılı olarak bölgesel Hükümete bildirir, bunun üzerine Bölgesel Hükümet kararnameyi özerk bölgenin Yasama Meclisine sunulmak üzere bir kanun tasarısı haline dönüştürebilir.
  5. 5. Cumhuriyet Temsilcisi ayrıca 278 ve 279’uncu maddeler uyarınca da veto hakkını kullanır.

Madde 234. (Özyönetim organlarının feshi veya görevden alınması)

  1. Cumhurbaşkanı önce Devlet Şûrası’na ve özerk bölgelerin Yasama Meclisinde sandalyesi bulunan partilere danıştıktan sonra, özerk bölgenin Yasama Meclisini feshedebilir.
  2. Bir özerk bölgenin Yasama Meclisinin feshi, bölgesel Hükümetin azledilmesine sebep olur ve bunun üzerine, seçimlerin ardından yeni bir bölgesel Hükümet oluşuncaya kadar, bölgesel Hükümetin görevi sadece kamu işlerinin yürütülmesi için gerçekten gerekli işlemleri yapmakla sınırlıdır.
  3. Bir özerk bölgenin Yasama Meclisinin feshi, ardından gelen seçim sonrasında Meclisin ilk oturumuna kadar, üyelerinin görev sürelerinin devamını veya Daimi Komisyonun sorumluluklarını etkilemez.

Başlık VIII.

Yerel yönetim

Bölüm I.

Genel esaslar

Madde 235. (Yerel yönetimler)

  1. Devletin demokratik teşkilat yapısı içinde yerel yönetimler de bulunur.
  2. Yerel yönetimler bölgesel tüzel kişiliklerdir, temsil organlarına sahiptirler ve yerel halkın çıkarlarını gözetirler.

Madde 236. (Yerel yönetim kategorileri ve idari bölümler)

  1. Anakarada, yerel yönetim birimleri bucaklar, belediyeler ve idari bölgelerden oluşur.
  2. Azor adaları ve Madeira özerk bölgeleri bucaklar ve belediyelerden oluşur.
  3. Büyük kentsel alanlarda ve adalarda kanun oraya özgü belirli koşullara uygun olarak yerel yönetim örgütünün diğer biçimlerini oluşturabilir.
  4. Kanun Portekiz topraklarının idari amaçlarla nasıl bölümleneceğini belirler.

Madde 237. (Yerinden yönetim)

  1. Kanun, idari adem-i merkeziyetçilik ilkesine uygun olarak, yerel yönetimlerin sorumluluklarını ve teşkilatlanmasını ve organlarının sorumluluklarını düzenler.
  2. Her yerel yönetim meclisi, plan ve bütçesinin seçeneklerini kabul etme yetkisi de dahil olmak üzere, kanunların kendisine vermiş olduğu yetkilerini kullanmakla sorumludur.
  3. Belediye polisi kamu düzeninin sağlanması ve yerel toplulukların korunmasında işbirliği yapar.

Madde 238. (Yerel varlıklar ve maliye)

  1. Yerel yönetimler, kendi varlıklarına ve maliyesine sahiptir.
  2. Kanun, yerel maliyeyi düzenleyen kuralları koyar ve kamu kaynaklarının kamu ve yerel yönetimler arasında adil dağıtılmasını ve aynı kategorideki yerel yönetimler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesinin sağlanmasını gözetir.
  3. Her yerel yönetimin gelirinde zorunlu olarak varlıklarının yönetiminden gelenler ve hizmetlerin kullanılmasından alınan ücretler bulunur.
  4. Yerel yönetimler, kanunun belirlediği durumlar ve şartlarda vergi koyma yetkisine sahip olabilir.

Madde 239. (Karar alma ve yürütme organları)

  1. Yerel yönetimlerin teşkilat yapıları karar verme yetkileri olan seçilmiş bir meclis ve meclise karşı sorumlu olacak bir müşterek yürütme organından oluşur.
  2. Meclisler, nispi temsil sistemine göre, söz konusu yerel yönetim alanında kayıtlı seçmenlerin, doğrudan genel ve gizli oyu ile seçilir.
  3. Müşterek yürütme organı yeterli sayıda üyeden oluşur. Kullanılan oyların en fazlasını alan listenin birinci sırasındaki aday, kanunun benimsediği çözüme bağlı olarak meclisin veya yürütme organının Başkanı olarak atanır. Kanun aynı zamanda seçim sürecini, meclisin ve yürütme organının oluşumunu ve görevden alınmalarını ve çalışma usullerini ve faaliyetlerini düzenleyen şartları belirler.
  4. Yerel yönetim organlarına seçilmek için adaylıklar, kanunda belirtildiği şekilde, tek veya birleşik olarak siyasi partiler aracılığıyla veya kayıtlı seçmen grupları olarak bildirilebilir.

Madde 240. (Yerel referandumlar)

  1. Kanunun belirleyeceği durum ve şartlarda ve hükümlerle, yerel yönetimler, yerel yönetim organlarının sorumluluk alanlarına giren konuları kayıtlı seçmenlerin oyuna sunabilirler.
  2. Kanun kayıtlı seçmenlere referandum süreci başlatma hakkı verebilir.

Madde 241. (Düzenleme yetkisi)

Anayasa ve kanunlar ve daha yüksek bir kategoride yerel yönetimin veya söz konusu yerel yönetimin üzerindeki bir makamın çıkardığı yönetmeliklerce belirlenen sınırlar içinde, yerel yönetimler kendi düzenleme yetkilerine sahip olur.

Madde 242. (İdari gözetim)

  1. Yerel yönetimlerin idari gözetimi, yerel yönetim organlarının kanunlara uygunluğunu içerir ve kanunun belirlediği şekillerde ve durumlarda uygulanır.
  2. Yerel özerklik kısıtlayan gözetim tedbirlerinden önce bir yerel yönetim organının görüşü alınır ve kanunla idare edilir.
  3. Yerel yönetim organları sadece ciddi yasadışı fiillerinden ya da ihmallerinden dolayı feshedilebilir.

Madde 243. (Yerel yönetimlerin personeli)

  1. Yerel yönetimler, kanunun ortaya koyduğu şekilde, kendi personeline sahip olur.
  2. Devlet personeli ve görevlileriyle ilgili düzenleme yapan kurallar, kanunda belirtildiği gibi, gerekli değişikliklerin yapılması kaydıyla, yerel yönetim personeli ve görevlileri için de geçerlidir.
  3. Yerel yönetimlerin özerkliğine halel getirmeksizin, kanun, Devletin teknik ve insan kaynakları şeklinde bu makamlara sağlayacağı destek biçimlerini belirler.

Bölüm II.

Bucaklar

Madde 244. (Bucak organları)

Bir bucağın temsil organları bucak meclisi ve bucak yönetimidir.

Madde 245. (Bucak meclisleri)

  1. Bucak meclisi, bucağın karar alma organıdır.
  2. Kanun, nüfusu çok küçük olan bucaklardaki bucak meclisleri yerine kayıtlı seçmenlerin genel kurulunun geçmesini gerektirebilir.

Madde 246. (Bucak yönetimleri)

Bucak yönetimi, bucağın müşterek karar alma organıdır.

Madde 247. (Birlikler)

Bucaklar, kanunla ortaya konmuş olduğu gibi, ortak çıkarlarını yönetmek için birlikler oluşturabilir.

Madde 248. (Görevlerin devri)

Bucak meclisleri, yönetim yetkisi kullanmayı gerektirmeyen idari görevleri mahalle örgütlerine devredebilir.

Bölüm III.

Belediyeler

Madde 249. (Belediyelerde değişiklikler)

Söz konusu yerel yönetim organlarına önceden danışıldıktan sonra, kanunla, belediyeler oluşturulur, feshedilir ve alanları değiştirilir.

Madde 250. (Belediye organları)

Bir belediyenin temsil organları belediye meclisi ve belediye yönetimidir.

Madde 251. (Belediye meclisleri)

Belediye meclisi ilgili belediyenin karar organıdır ve doğrudan seçilen üyeler ve belediyenin bucak yönetimlerinin başkanlarından oluşur. Doğrudan seçilen üye sayısı bucak yönetimlerinin başkanlarının sayısından daha büyük olur.

Madde 252. (Belediye yönetimleri)

Belediye yönetimi, belediyenin müşterek karar alma organıdır.

Madde 253. (Birlikler ve federasyonlar)

Ortak çıkarlarını yönetmek için, belediyeler, kanunun belirli yetki ve sorumluluklar verdiği birlikler ve federasyonlar oluşturabilir.

Madde 254. (Dolaysız vergi gelirinden pay)

  1. Belediyeler, hak olarak ve kanunla ortaya konduğu gibi, dolaysız vergilerden elde edilen gelirlerden pay alır.
  2. 2. Belediyeler, kanunun ortaya koyduğu şekilde, kendi vergi gelirlerine sahip olur.

Bölüm IV.

İdari bölgeler

Madde 255. (Kanunla oluşturma)

İdari bölgeler, yetkilerini ve yapılarını, sorumluluklarını ve organlarının çalışma usullerini belirleyen ve her idari bölge için geçerli kurallar arasında farklılıklar koyabilen kanunlarca aynı anda oluşturulur.

Madde 256. (Fiili kurum)

Her bir fiili kurumu oluşturan tek tek kanunlar aracılığıyla idari bölgelerin fiili kurumları bir önceki maddede öngörülen kanuna ve oylarını her bir bölgesel alanı kapsayan doğrudan ulusal oy pusulasında kullanan kayıtlı seçmenlerin çoğunluğunun lehte oyuna tabidir.

  1. Oy kullanan kayıtlı seçmenlerin çoğunluğunun, idari bölgelerin fiilen kurulmasıyla ilgili ulusal kapsamda bir soruya lehte cevap vermemeleri durumunda, kanunla oluşturulan her bir bölgeye ilişkin sorulara verilen cevaplar geçerli olmaz.
  2. Önceki fıkralarda öngörülen kayıtlı seçmenlere danışma, bir teşkilat kanununun hükümleri dahilinde ve Cumhuriyet Meclisinin teklifi üzerine, Cumhurbaşkanının kararıyla gerçekleşir. 115’inci maddeden türetilen sistem gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra uygulanır.

Madde 257. (Sorumlulukları)

İdari bölgelere, belediyelerin özerkliğine saygı göstererek ve yetkilerine sınırlama getirmeksizin, özellikle, resmi daireler ve hizmetlerin yönetimi ve belediyelerin çalışmaları için destek ve eşgüdüm sağlanmasını içeren görevler verilir.

Madde 258. (Planlama)

İdari bölgeler bölge planları hazırlar ve ulusal planların hazırlanmasında görev alır.

Madde 259. (Bölge organları)

İdari bölgenin temsil organları bölge meclisi ve bölge yönetiminden meydana gelir.

Madde 260. (Bölge meclisleri)

Bölge meclisi, bölgesinin karar alma organıdır. Bu meclis, doğrudan seçilen üyelerden ve nispi temsil sistemine göre ve d’Hondt en yüksek ortalama kuralıyla seçilen daha az sayıda üyeden, doğrudan seçimle atanan aynı bölgenin belediye meclisleri üyeleri tarafından oluşturulan bir ortak kuruldan oluşur.

Madde 261. (Bölge yönetimleri)

Bölge yönetimi, bölgenin müşterek yürütme organıdır.

Madde 262. (Hükümet temsilcileri)

Bakanlar Kurulu, her bölgeye bir Hükümet temsilcisi atayabilir. Böyle temsilcilerinin sorumlulukları da kendi bölgelerindeki yerel yönetimler için geçerli olur.

Bölüm V.

Mahalle örgütleri

Madde 263. (Oluşumu ve alanı)

  1. Yerel halkın mahalli yaşama katılımını arttırmak için, bucaklardan küçük alanlarda mahalle örgütleri oluşturulabilir.
  2. Kendi inisiyatifiyle veya bir veya daha fazla mahalle komitesi veya önemli sayıda mahallelinin isteği üzerine, yerel bucak yönetimi, bir önceki paragrafta sözü geçen örgütlerin coğrafi alanının sınırlarını çizer ve bu sınırlarla ilgili ortaya çıkan her türlü uyuşmazlığı çözer.

Madde 264. (Yapı)

  1. Kanun, mahalle meclisi ve bir mahalle komitesinden oluşan mahalle örgütlerinin yapısını belirler.
  2. Mahalle meclisleri bucak nüfus sayımı sırasında kayıtlı mahalle sakinlerinden oluşur.
  3. Her mahalle meclisi, aynı zamanda görevden uzaklaştırma yetkisine sahip olduğu bir mahalle komitesi seçer.

Madde 265. (Haklar ve sorumluluklar)

  1. Mahalle komiteleri şu haklara sahiptir:
  2. a) Mahalle sakinlerini ilgilendiren idari konularla ilgili olarak yerel yönetimlere dilekçe verme;
  3. b) Temsilcileri vasıtasıyla, oy hakkı olmaksızın bucak meclisine katılma.
  4. Mahalle örgütleri, kanunun ya da bucak organlarının kendilerine devredebilecekleri görevleri yürütmekten sorumludur.

Başlık IX.

Kamu Yönetimi

Madde 266. (Temel ilkeler)

  1. Kamu yönetimi, kamu yararını gözetir ve vatandaşların kanununla da korunan her türlü hak ve çıkarlarına saygı gösterir.
  2. Yönetim organları ve çalışanlar Anayasaya tabidir ve fonksiyonlarını yerine getirirken, eşitlik, ölçülülük, adalet, tarafsızlık ve iyi niyet ilkelerine saygılı hareket ederler.

Madde 267. (Yönetim yapısı)

  1. Kamu yönetimi, bürokrasiyi önlemek, resmi daireleri ve hizmeti yerel halka yaklaştırmak ve ilgilenen tarafların özellikle kamu dernekleri, mahalle örgütleri ve diğer demokratik temsil biçimlerini kullanarak etkin yönetimine katılmasını sağlayacak bir şekilde yapılandırılır.
  2. Bir önceki fıkranın amaçları için ve kamu yönetiminin faaliyetinin etkililiği ve birliğine ve yetkili organların, yönetimi, denetimi ve gözetimine halel getirmeksizin, kanun, yönetimin yerelleştirilmesi ve devri için yeterli biçimleri ortaya koyar.
  3. Kanun, bağımsız idari organlar oluşturabilir.
  4. Kamu dernekleri, sadece özel ihtiyaçları karşılamak için kurulabilir ve sendikaların özel işlevlerini yerine getiremez ve kendi içinde üyelerinin haklarına saygı ve organlarının demokratik oluşumu temelinde örgütlenir.
  5. İdari faaliyetlerdeki işlemler, kaynakların daireler ve hizmetler tarafından rasyonel kullanımını vatandaşların kendilerini ilgilendiren kararların alınmasına katılmalarını sağlayacak özel bir kanunun konusudur.
  6. Kamu yetkilerini kullanan özel kuruluşlar kanunla belirtilen idari denetime tabi tutulabilir.

Madde 268. (Vatandaşların hakları ve teminatları)

  1. Vatandaşlar, kendilerini doğrudan ilgilendiren işlemlerdeki gelişmeyle ilgili olarak istediklerinde yönetim tarafından bilgilendirilme ve kendileriyle ilgili alınan kararlardan haberdar edilme hakkına sahiptir.
  2. İç ve dış güvenlik, cezai soruşturma ve kişisel gizlilik konularını düzenleyen kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, vatandaşların idari dosyalara ve kayıtlara erişim hakkı vardır.
  3. İdari işlemlerin, kanunun koyduğu biçimde ilgili taraflara bildirilmesi gerekir ve kanun güvencesinde olan hak ve çıkarlarını etkileyeceği zaman, tarafların erişebileceği açık gerekçelere dayandırılırlar.
  4. Vatandaşların, özellikle söz konusu hakların ve çıkarların tanınması, haklarına ve çıkarlarına zarar veren herhangi bir idari işlemi reddetme, şekli ne olursa olsun, kanunun gerektirdiği idari işlemlerin uygulamasında olumlu kararlar konusu ve yeterli uyarı konusu dahil olmak üzere, kanun güvencesindeki hak ve çıkarlarına etkin yargı denetimi güvencesi verilir.
  5. Vatandaşlar ayrıca dış kuvvete sahip ve kanun güvencesindeki hak veya çıkarlarına zarar veren idari kurallara karşı gelme hakkına sahip olacaktır.
  6. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkraların hükümleri için, kanun, idarenin cevap vermesi için azami zaman sınırı belirler.

Madde 269. (Kamu personeline uygulanan kurallar)

  1. Kamu yönetimi çalışanları ve Devletin ve diğer kamu organlarının diğer çalışanları, görevlerini yerine getirirken, idarenin yetki düzenleyici organlarının kanuna göre tanımladığı şekilde, münhasıran kamu yararına hizmet eder.
  2. Kamu yönetimi çalışanları ve Devletin ve diğer kamu organlarının çalışanları, Anayasada öngörülen herhangi siyasi haklarını kullanmaktan ötürü, özellikle siyasi parti tercihleri nedeniyle, zarar görmezler veya fayda elde etmezler.
  3. Diplin işlemine konu olan kişilerin dinlenme ve kendilerini savunma güvencesi vardır.
  4. Kamu makam ve görevleri, kanunda açıkça belirtilen durumlar dışında, toplanamaz.
  5. Kanun, kamu makamları veya görevleriyle bağdaşmayacak faaliyetleri belirler.

Madde 270. (Hakların kullanımının kısıtlanması)

Kesinlikle söz konusu işlevlerle ilgili özel talepler için gerekli oranda olmak üzere, kanun, ifade, toplantı, gösteri, dernek ve toplu dilekçe haklarının ve faal hizmette bulunan tam zamanlı askerler ve askeri personelin ve polis kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin seçimlere girme hakkına kısıtlama getirebilir. Kanun, asker, askeri personel, polis ve güvenlik güçleri için, kendilerine sendika kurma hakkı tanınmış olsa bile, grev hakkının kullanılmasını engelleyebilir.

Madde 271. (Devlet personelinin ve görevlilerinin yükümlülükleri)

  1. Devletin ve diğer kamu organlarının personel ve görevlilerinin, hukuki ve cezai yükümlülükleri vardır ve görevlerini yerine getirirlerken fiilleri ve ihmallerinden dolayı ve vatandaşların kanun güvencesinde olan haklarını ve çıkarlarını ihlal eden herhangi bir icraatları nedeniyle disiplin işlemlerine tabidirler. Bu açıdan herhangi bir dava veya işlem, hiçbir aşamada daha yüksek bir makamın iznine tabi değildir.
  2. Söz konusu emirler veya talimatlara itiraz etmiş olmak veya yazılı olarak iletilmesini veya teyit edilmesini istemiş olmak koşuluyla, görevini yaparken meşru bir hiyerarşik amirden gelen emir veya talimatlara göre hareket eden hiçbir personel veya görevli yükümlü tutulamaz.
  3. Emre itaat görevi, emir ve talimata uymak herhangi bir suçun işlenmesi anlamına geldiğinde sona erer.
  4. Kanun, Devlet ve diğer kamu kuruluşlarının, kurum, personel ve görevlilerinin tazminat hakkına sahip olacağı koşulları düzenler.

Madde 272. (Kolluk)

  1. Kolluk kuvvetlerinin görevleri hukukun demokratik üstünlüğünü savunmak ve vatandaşların iç güvenlik ve haklarını güvence altına almaktır.
  2. Güvenlik amacıyla kullanılacak tedbirler kanun tarafından belirlenir ve kesinlikle gerekmedikçe başvurulmaz.
  3. Devletin güvenliğine karşı suçlar da dahil olmak üzere, suçun önlenmesi, sadece güvenliği düzenleyen genel kurallarla uyum halinde ve vatandaşların hakları, özgürlükleri ve teminatlarına saygı ile yürütülür.
  4. Kanun kolluk güçlerini düzenleyen kuralları koyar ve bu tür her kuvvet Portekiz topraklarının tamamı için tek bir teşkilat yapısına sahip olur.

Başlık X.

Milli savunma

Madde 273. (Milli savunma)

  1. Devlet milletin savunmasını sağlama yükümlülüğü altındadır.
  2. Milli savunma amacı, anayasal düzene, demokratik kurumlara ve uluslararası anlaşmalara saygı içinde, ulusal bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü ve herhangi bir dış saldırı ya da tehdide karşı halkın özgürlük ve güvenliğini garanti altına almaktır.

Madde 274. (Yüksek Ulusal Savunma Konseyi)

  1. Yüksek Ulusal Savunma Konseyi’ne Cumhurbaşkanı Başkanlık eder ve kanunda belirtildiği gibi oluşturulur:Söz konusu oluşum Cumhuriyet Meclisi’nden seçilen üyeleri içerir.
  2. 2. Yüksek Ulusal Savunma Konseyi, ulusal savunma ve Silahlı Kuvvetlerin teşkilat, operasyon ve disiplin konularıyla ilgili konular için özel danışma organıdır. Kanunun kendisine verebileceği diğer idari sorumlulukları olabilir.

Madde 275. (Silahlı Kuvvetler)

  1. Silahlı Kuvvetler Cumhuriyetin askeri savunmasını sağlamakla görevlidir.
  2. Silahlı Kuvvetler münhasıran Portekiz vatandaşlarından oluşur ve Portekiz topraklarının tamamı için tek bir teşkilat yapısına sahiptir.
  3. Silahlı Kuvvetler, Anayasa ve kanun tarafından belirlenen egemenlik yetkilerini kullanan yetkili organlara itaat eder.
  4. Silahlı Kuvvetler, Portekiz halkına hizmet eder ve kesinlikte tarafsızdır. Personeli hiçbir şekilde siyasete müdahale etmek için silahını, konumunu veya görevini kullanmaz.
  5. Kanunda belirtildiği gibi, Silahlı Kuvvetler Portekiz Devletinin askeri alandaki taahhütlerini yerine getirmek ve Portekiz’in üyesi olduğu uluslararası kuruluşlarca üstlenilen insani ve barışçıl operasyonlarda yer almakla görevlidir.
  6. Kanunda belirtildiği gibi, Silahlı Kuvvetler, sivil savunma görevlerinde, halkın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgili görevler ve ulusal işbirliği politikası himayesinde teknik ve askeri faaliyetlerde görevlendirilebilir.
  7. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal gibi durumları düzenleyen kanunlar, Silahlı Kuvvetlerin böyle durumlarda kullanımına ilişkin şartları belirler.

Madde 276. (Ülke savunması, askerlik hizmeti ve yurttaşlık hizmet)

  1. Her Portekiz’li ülkeyi savunma temel hak ve ödevine sahiptir.
  2. Kanun, askerlik hizmetini düzenler ve bunun şekillerini, gönüllü ya da zorunlu yapısını, süre ve içeriğini belirler.
  3. Kanunen askerlik hizmetini yapmakla yükümlü ve askeri hizmeti için elverişsiz olan vatandaşlar silahsız hizmet veya durumlarına uygun yurttaşlık hizmeti yapar.
  4. Kanunen askerlik hizmetini yapmakla yükümlü vicdani retçiler, silahlı askerlik hizmetiyle aynı süre ve ağırlık derecesinde yurttaşlık hizmeti yapar.
  5. Yurttaşlık hizmeti, askeri hizmetinin yerine veya onu tamamlayıcı olarak belirlenebilir ve kanun bunu askerlik görevine tabi olmayan vatandaşlara zorunlu tutabilir.
  6. Zorunlu askerlik hizmeti veya yurttaşlık hizmeti görevlerini yapamayan veya erteleyen hiçbir vatandaş Devlet veya diğer kamu organlarında işe giremez veya işini sürdüremez.
  7. Hiçbir vatandaş, askerlik hizmeti veya zorunlu yurttaşlık hizmetini yapmasının sonucu olarak herhangi bir görevlendirme, sosyal yardım veya sürekli işle ilgili olarak mağdur edilemez.

Kısım IV.

Anayasanın güvence altına alınması ve değiştirilmesi

Başlık I.

Anayasaya uygunluk incelemesi

Madde 277. (Pozitif aykırılık)

  1. Anayasanın hükümlerine veya orada benimsenen ilkelerle çatışan kurallar anayasaya aykırıdır.
  2. Usulünce onaylanan uluslararası antlaşmalarla ortaya konan kuralların diğer tarafın hukuk sisteminde uygulanması koşuluyla, bu kuralların şekil ve özde anayasaya aykırılığı, bu aykırılığın Anayasanın temel bir hükmünü ihlal etmesi durumu hariç, Portekiz hukuk sisteminde uygulanmalarına engel değildir.

Madde 278. (Anayasaya uygunluğun ön incelemesi)

  1. Cumhurbaşkanı, onay için kendisine teslim edilen uluslararası bir antlaşma tarafından belirlenen herhangi bir kuralın, yürürlüğe girmesi için kendisine gönderilen herhangi bir kanun veya idari kanun veya ya da kararnamenin, imzası için kendisine gönderilen herhangi bir uluslararası anlaşmanın anayasaya uygunluk ön incelemesinin yapılması için Anayasa Mahkemesine gönderebilir.
  2. Cumhuriyet Temsilcileri de, Anayasa Mahkemesinden, imza için kendilerine gönderilen bölgesel bir kanun hükmünde kararnamenin koyduğu herhangi bir kuralın anayasaya uygunluğunun bir ön incelemesini yapmasını isteyebilir.
  3. Anayasaya uygunluk ön incelemeleri söz konusu belgenin alınmasından itibaren sekiz gün içinde istenir.
  4. Cumhurbaşkanının kendisinden ayrı olarak, Başbakan veya Cumhuriyet Meclisinin görevlerini tam ifa ederek tüm üyelerinin beşte biri Anayasa Mahkemesinden, yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanına gönderilen kararla ortaya konan bir kuralın Anayasaya aykırılığının ön incelemesini yapmasını isteyebilir.
  5. Cumhuriyet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanına bir teşkilat kanunu olarak yürürlüğe girmesi için herhangi bir karar gönderdiği tarihte Başbakan ve Cumhuriyet Meclisindeki meclis gruplarına bunu bildirir.
  6. Yukarıdaki dördüncü fıkrada öngörülen anayasaya uygunluk ön incelemesi beşinci fıkrada öngörülen tarihten itibaren sekiz gün içinde istenir.
  7. Yukarıdaki birinci fıkra hükümlerine halel getirmeksizin, Cumhurbaşkanı, yukarıdaki dördüncü fıkrada sözü edilen kararnameleri, alındıkları tarihten itibaren sekiz güne veya Anayasa Mahkemesinden görüş istenmişse mahkeme kararını bildirinceye kadar yürürlüğe sokmaz.
  8. Anayasa Mahkemesi kararını yirmi beş gün içinde bildirir ancak Cumhurbaşkanı yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen durumda aciliyet nedeniyle bu süreyi indirebilir.

Madde 279. (Kararın sonuçları)

  1. Anayasa Mahkemesi, kararname veya uluslararası anlaşmanın herhangi bir kuralının Anayasaya aykırı olduğu kararını vermesi durumunda, Cumhurbaşkanı veya Cumhuriyet Temsilcisi, kanun veya anlaşmayı veto eder ve onu kabul eden organa geri gönderir.
  2. Yukarıdaki birinci fıkrada öngörülen durumda, böyle bir kararname, kararnameyi kabul eden organ, anayasaya aykırı bulunmuş olan kuralı çıkarır veya uygun olduğu hallerde, söz konusu kural hazır bulunan tüm üyelerin en az üçte iki çoğunluyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğundan daha büyük bir çoğunlukla teyit edilir.
  3. Statü veya anlaşma yeniden formüle dilmişse, Cumhurbaşkanı veya Cumhuriyet Temsilcisi, yeni sürümdeki kurallardan herhangi birinin Anayasaya uygunluğunun ön incelemesini isteyebilir.
  4. Eğer Anayasa Mahkemesi bir anlaşmada yer alan herhangi bir kuralın anayasaya aykırılığı kararını verirse, söz konusu anlaşma, sadece Cumhuriyet Meclisinin hazır bulunan üyelerin en az üçte ikisine eşit çoğunluğuyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğundan daha büyük çoğunlukla kabul etmesi koşuluyla onaylanabilir.

Madde 280. (Anayasaya ve kanunlara uygunluğun özel incelemesi)

  1. Aşağıdaki mahkeme kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir:
  2. a) Herhangi bir kuralın anayasaya aykırılık gerekçesiyle uygulanmasını reddeden;
  3. b) Söz konusu dava sırasında anayasaya aykırılığı iddia edilmiş bir kurulı uygulayan.
  4. Ayrıca aşağıdaki mahkeme kararlarına karşı da Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir:
  5. a) Daha üst yetkiye sahip bir kanunu ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle mevzuatta yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  6. b) Özerk bölgenin statüsünü ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bölgesel kararnamede yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  7. c) Özerk bölgenin statüsünü ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle egemenlik yetkisi kullanan bir organın çıkardığı bir kararnamede yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  8. d) Dava sırasında yukarıdaki a), b) ve c) bentlerinde sözü edilen gerekçelerle yasalara aykırılığı iddia edilen herhangi bir kuralı uygulayan.
  9. Uygulanması reddedilen kuralın bir uluslararası anlaşma, mevzuat veya düzenleyici emirde yer alması durumunda, Cumhuriyet savcılığı zorunlu olarak yukarıdaki birinci ve ikinci fıkranın a) bentlerinde öngörüldüğü gibi başvuruda bulunur.
  10. Yukarıdaki birinci fıkranın b) bendi ve ikinci fıkranın d) bendinde öngörülen başvurular sadece anayasaya aykırılık veya kanuna aykırılık sorununu ileri süren tarafça yapılabilir. Kanun bu tür başvuruların kabulünü yöneten kuralları düzenler.
  11. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasaya veya kanunlara aykırı bulduğu kuralları uygulayan mahkeme kararlarına karşı da Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir ve Cumhuriyet savcılığı bu başvuruyu yapmaya zorunludur.
  12. Anayasa Mahkemesine başvurular, uygun olduğu hallerde, Anayasaya aykırılık veya kanuna aykırılık sorunlarıyla sınırlıdır.

Madde 281. (Anayasaya ve kanunlara uygunluğun soyut incelemesi)

  1. Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki aykırılıkları genel bağlayıcı yetkiyle inceler ve ilân eder:
  2. a) Herhangi bir normun aykırılığı;
  3. b) Daha üst yetkiye sahip herhangi bir kanunun ihlali gerekçesiyle, mevzuatta yer alan kuralların kanuna aykırılığı;
  4. c) Özerk bölge statüsünün ihlali gerekçesiyle, bölgesel bir kararnamede yer alan herhangi bir kuralın kanuna aykırılığı;
  5. d) Özerk bölgenin statüsünde yer alan bir ya da daha fazla hakkın ihlali gerekçesiyle, egemenlik yetkisi kullanan bir organın çıkardığı bir statü ya da kararnamede yer alan kural veya kuralların kanuna aykırılığı.
  6. Aşağıdakiler, Anayasa Mahkemesinden, genel bağlayıcı yetkiyle Anayasaya veya kanunlara aykırılık kararı isteyebilir:
  7. a) Cumhurbaşkanı;
  8. b) Cumhuriyet Meclisi Başkanı
  9. c) Başbakan;
  10. d) Ombudsman;
  11. e) Cumhuriyet Başsavcısı;
  12. f) Cumhuriyet Meclisinin üyelerinin onda biri;

Anayasaya aykırılığın ilânı isteminin özerk bölgelerin hakkının ihlaline dayandırılması veya kanunlara aykırılık ilânı isteminin bu bölgelerin statülerin ihlaline dayandırılması durumunda, Cumhuriyet Temsilcileri, özerk bölgelerin Yasama Meclisleri, Bölgesel Hükümetlerin Başbakanları veya ilgili Yasama Meclisi üyelerinin onda biri.

  1. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, üç özel durumda, Anayasa Mahkemesinin daha önceden anayasaya veya kanunlara aykırı bulduğu herhangi bir kuralın anayasaya veya kanunlara aykırılığını genel bağlayıcı yetkiyle ilân eder.

Madde 282. (Aykırılık veya kanun dışılık ilânının sonuçları)

  1. Genel bağlayıcılığı olan Anayasaya veya kanunlara aykırılık kararı, anayasaya veya kanunlara aykırılığı ilân edilen kuralın yürürlüğe girdiği an itibariyle geçerlilik kazanır ve söz konusu kuralın geçersiz kılmış olabileceği kuralları yeniden geçerli kılar.
  2. Ancak, sonraki bir anayasa veya kanun kuralının ihlalinden dolayı anayasaya veya kanunlara aykırılık durumunda, aykırılık ilânı sadece söz konusu anayasa veya kanun kuralı yürürlüğe girdiğinde geçerli olur.
  3. Ceza veya disiplinle veya idari suçlarla ilgili kurallarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi aksi yönde karar verdiğinde ve bunların içeriğinin davalının lehine olmaması durumu saklı kalmak kaydıyla, daha önce görülmüş davalardaki kararlar geçerliliğini sürdürür.
  4. Gerekçeleri ortaya konan, hukuken katilik, haklılık sebepleri veya fevkalade önemli bir kamu yararı amaçları gerektirdiğinde, Anayasa Mahkemesi, anayasaya veya kanunlara aykırılığın sonuçlarının kapsamının, yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda öngörülenlerden daha fazla sınırlandırılmasına hükmeder.

Madde 283. (İhmal yoluyla anayasaya aykırılık)

  1. Cumhurbaşkanı, Ombudsman veya özerk bölgelerle ilgili bir veya daha fazla hakkın ihlali gerekçesiyle, Yasama Meclislerinin başkanlarının istemiyle, Anayasa Mahkemesi inceleme yapar ve anayasal kuralların uygulanabilirliği için gerekli mevzuatın ihmal edilmesi yoluyla Anayasaya uymama kusurunu doğrular.
  2. Anayasa Mahkemesi, ihmal yoluyla anayasaya aykırılığa karar verdiğinde, bununla ilgili olarak yetkili yasama organına bildirimde bulunur.

Başlık II.

Anayasada değişiklik

Madde 284. (Sorumluluk ve değişiklik zamanı)

  1. Cumhuriyet Meclisi son normal değişiklik Kanununun yayımı tarihinden beş yıl sonra Anayasayı değişiklik için gözden geçirebilir.
  2. Ancak, Cumhuriyet Meclisi, üye tamsayısının beşte dört çoğunluğuyla, herhangi bir zamanda olağandışı değişiklik yetkisini kullanabilir.

Madde 285. (Değişiklik süreci başlatma yetkisi)

  1. Vekiller değişiklik girişimi başlatma yetkisine sahiptir.
  2. Bir Anayasa değişiklik taslağı sunulduğunda diğerleri de otuz gün içinde sunulur.

Madde 286. (Kanunu kabul ve yürürlüğe sokma)

  1. Anayasa değişikliklerinin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir.
  2. 2. Kabul edilen Anayasa değişiklikleri toplanarak tek bir değişiklik kanunu haline getirilir.
  3. Cumhurbaşkanı bu tür kanunları yürürlüğe koymayı reddedemez.

Madde 287. (Anayasanın yeni metni)

  1. 1. Anayasadaki değişiklikler, gerekli değiştirme, ekleme ve çıkarmalarla metne doğru bir şekilde eklenir.
  2. Anayasanın yeni metni değişiklik kanunuyla birlikte yayımlanır.

Madde 288. (Değişikliğin sınırlandırıldığı konular)

Anayasada değişiklik yapan kanunlar şunlara saygı gösterir:

  1. a) Ulusal bağımsızlık ve Devletin birliği;
  2. b) Yönetim şeklinin Cumhuriyet olması;
  3. c) Kilise ve Devlet arasındaki ayrım;
  4. d) Vatandaşların hakları, özgürlükleri ve teminatları;
  5. e) İşçilerin, işçi komiteleri ve sendikaların hakları;
  6. f) Üretim araçlarının mülkiyetine, kamu, özel ve kooperatif ve sosyal sektörlerin sahip olması;
  7. g) Karma ekonomi çerçevesinde var olan ekonomik planlara olan gereksinim;
  8. h) Egemenlik yetkisi kullanan organların, özerklik bölgesi organlarının ve yerel yönetim organlarının seçimle gelinen görevlerine genel, gizli ve periyodik seçimle atamalar; ve nispi temsil sistemi;
  9. i) Siyasi partiler ve demokratik muhalefet hakkını da içeren çoğul ifade ve siyasi örgütlenme;
  10. j) Egemenlik yetkisini kullanan organların ayrılığı ve birbirine bağımlılığı;
  11. l) Hukuk kurallarının anayasaya pozitif uygunluk ve ihmal yönünden aykırılık incelemesine tabiliği;
  12. m) Mahkemelerin bağımsızlığı;
  13. n) Yerel yönetimlerin özerkliği;
  14. o) Azor adaları ve Madeira takımadalarının siyasi ve idari özerkliği.

Madde 289. (Değişikliğin sınırlandırıldığı durumlar)

Sıkıyönetim veya olağanüstü hal sırasında Anayasayla ilgili hiçbir değişiklik yapılamaz.

Geçici ve son hükümler

Madde 290. (Önceki kanun)

  1. Bir sonraki fıkra hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu bölümde korunmamış olan 25 Nisan 1974’ten sonra yürürlüğe girmiş anayasal kanunlar normal kanunlar olarak değerlendirilir.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce mevcut normal kanunlar, Anayasaya veya içerdiği esaslara aykırı olmamaları koşuluyla, geçerliliğini sürdürür.

Madde 291. (İlçeler)

  1. İdari bölgeler fiilen kuruluncaya kadar, bölgelerin kapsamında olmayan alanlar ilçelere ayrılmaya devam eder.
  2. Her ilçe, kanunun belirlediği şartlar altında, belediyelerinin temsilcilerinden oluşan bir karar alma meclisine sahip olur.
  3. Bir konsey yardımıyla, sivil Vali Hükümeti temsil eder ve her ilçeyi oluşturan alanda denetim yetkisini kullanır.

Madde 292. (PIDE/DGS* görevlileri ve memurlarının suçlandırılması ve yargılanması)

  1. 16/75 No.lu 23 Aralık 1975 tarihli Kanunla ve 26 Aralık 1975 tarihli 18/75 Kanunla değişik 8/75 No.lu 25 Temmuz 1975 tarihli Kanun yürürlükte kalır.
  2. Kanun, bir önceki fıkrada öngörülen kanunun 2’nci maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ve 4’üncü maddesinin b) bendinde ortaya konan suç türlerini ayrıntılı olarak ortaya koyar.
  3. Kanun, özellikle, aynı kanunun 7’nci maddesinde öngörülen olağandışı hafifletici durumları düzenleyebilir.

Madde 293. (25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılmış mülkün yeniden özelleştirilmesi)

  1. Üye tamsayısının salt çoğunluğuyla kabul edilen bir çerçeve kanun 25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılan üretim araçları ve diğer mülkün kullanım hakkı ve mülkiyetinin yeniden özelleştirilmesini düzenler. Bu tür yeniden özelleştirmeler aşağıdaki temel esasları gözetir:
  2. a) Genel kural olarak, 25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılan üretim araçları ve diğer mülkün kullanım hakkı ve mülkiyetinin yeniden özelleştirilmesi tercihen kamu ihalesi, borsada halka arz veya kamu iştiraki yöntemiyle yürütülür.
  3. b) Yeniden özelleştirmelerden elde edilen gelir, sadece kamu borçları ve kamu işletmelerin borçlarını, kamulaştırma borçlarını ödemek veya üretim sektöründe sermaye yatırımı için sadece kullanılmalıdır;
  4. c) Yeniden özelleştirmeye konu olan işletmelerin işçileri yeniden özelleştirme sürecinde tüm hak ve yükümlülüklerini;
  5. d) Yeniden özelleştirmeye konu olan işletmelerin işçileri, işletmenin sermayesine iştirak için öncelikli hak sahibi olur;
  6. e) Yeniden özelleştirilecek üretim araçları ve diğer mülk, birden fazla bağımsız kuruluşun ön değerlemesine tabi olur.
  7. Dolaylı olarak kamulaştırılan ve ekonominin temel sektörleri dışında konumlanan küçük ve orta ölçekli işletmeler kanunda belirtildiği şekilde yeniden özelleştirilebilir.

Madde 294. (Yerel yönetim organları için geçerli kurallar)

239’uncu maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen zaman yürürlüğe girinceye kadar, yerel yönetim organları 1/92 No.lu 25 Kasım 1992 tarihli Anayasa Değişikliği Kanunu ile değişik Anayasa metnine karşılık gelen mevzuat uyarınca kurulur ve faaliyet gösterirler.

Madde 295. (Avrupa Antlaşması hakkında Referandum)

115’inci maddenin 3’üncü fıkrasının hükümleri, Avrupa Birliğinin inşası ve derinleşmesini amaçlayan bir antlaşmanın onaylanması için referanduma gitme ve gerçekleştirme olasılığını etkilemez.

Madde 296. (Anayasanın tarihi ve yürürlüğe girmesi)

  1. Portekiz Cumhuriyetinin Anayasası Kurucu Meclis tarafından kabul edildiği tarihi taşır: 2 Nisan 1976.
  2. Portekiz Cumhuriyetinin Anayasası 25 Nisan 1976’da yürürlüğe girer.

 

William Fletcher Warren

0
William Fletcher Warren

William Fletcher Warren, 1896–1992 yıllarında yaşamış ABD’li diplomattır. 6 Nisan 1945 – 9 Mayıs 1945 arasında Nikaragua, 10 Nisan 1947- 25 Temmuz 1950 arasında Paraguay, 3 Ekim 1951- 21 Kasım 1951 arasında Venezuela ve 24 Mart 1956- 15 Kasım 1960 arasında ise Türkiye büyükelçisi olarak görev yaptı. Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşmasına ABD adına imza attı. (1959) Demokrat Parti döneminde, 5 Mart 1959 tarihinde imzalanan antlaşmaya Türkiye Cumhuriyeti adına Fatin Rüştü Zorlu imza koydu.

Uluslararası Sağlık Tüzüğü

0

Uluslararası Sağlık Tüzüğü – UST, Dünya Sağlık Örgütü Sağlık Kurulu tarafından 25 Temmuz 1969 tarihinde kabul edilmiştir.

Tüzük, Dördüncü Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1951 yılında kabul edilen Uluslararası Hıfzıssıhha Tüzüklerinin sonrasında gerçekleşmiştir. DSO Üye Devletleri için yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Tüzüğü veya UST; hastalıkların uluslararası yayılımını engellemek için tasarlanmıştır.

Daha sonra 1969 tüzüğüne bağlı karantina hastalıkları olan; El Tor Kolerası, Kolera, Sarı Humma, Veba ve Variola Minör (Alastrim) ve çiçek hastalıkları ile altı adet “karantinaya alınabilir hastalık” ları kapsamıştır. Daha sonra 1973 ve 1981 yıllarında değiştirilmesi ile sarı humma, veba, kolera ve çiçek hastalığının küresel olarak yok edilmesini içermiştir.

Bunun sonrasında, 1995 yılında uluslararası ticaret ve seyahatte meydana gelen gelişmeleri ve uluslararası hastalık tehditlerinin aciliyeti ile diğer halk sağlığı riskleri nitelikli bir revizyonunu istemiştir. Böylece, DSÖ Sekreterliği tarafından DSO Üye Devletleri ile Sağlık Asamblesi Hükümetlerararası Bir Çalışma Grubunu 2003 yılında kurmuştur. Şiddetli akut solunum sendromunun yarattığı acil durumun ivmesi ile revizyon üzerinde kapsamlı bir ön çalışmanın sonrasında 23 Mayıs 2005 tarihinde DSÖ tarafından kabul edilmesi ile 15 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Ayrıca DSÖ, 2005 yılında kabul edilmesi ile Uluslararası Sağlık Tüzüğünün amaç ve kapsamı belirlenmiştir. Bununla birlikte, Tüzükte “halk sağlığı riskleri ile orantılı ve bunlarla sınırlı olan ve uluslararası trafik ve ticaret ile gereksiz müdahaleden kaçınılan yollarla hastalıkların uluslararası bir şekilde yayılmasına bir halk sağlığı tepkisi sunma, önleme, koruma sağlama ve kontrol etmektir.”

UST 2005 belirli hastalıklarla sınırlı olmaması ancak yeni ve sürekli değişen halk sağlığı risklerine uygulanmasından dolayı, hastalığın ivediliğine ve yayılmasına uluslararası yanıt vermede uzun süren bir alakaya sahiptir. UST 2005, aynı zamanda uluslararası havalimanları, limanlar ve kara geçişlerini kullananlar için uluslararası seyahat ve nakliye ve sağlık korumalarına uygulanmakta olan önemli sağlık belgeleri için hukuki bir taban oluşturmaktadır.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ
ULUSLARARASI SAĞLIK TÜZÜĞÜ
(2005)
I Bölüm – TANIMLAR, AMAÇ VE KAPSAM, İLKELER VE SORUMLU MAKAMLAR
  • Madde 1 Tanımlar
  • Madde 2 Amaç ve Kapsam
  • Madde 3 İlkeler
  • Madde 4 Sorumlu Makamlar
II Bölüm – BİLGİLENDİRME VE HALK SAĞLIĞI YANITI VERME
  • Madde 5 Sürveyans
  • Madde 6 Bildirim
  • Madde 7 Beklenmedik veya Alışılmadık Halk Sağlığı Olaylarında Bilgi Paylaşımı
  • Madde 8 Danışma
  • Madde 9 Diğer Bildirimler
  • Madde 10 Doğrulama
  • Madde 11 DSÖ’nün Bilgi Hükümleri
  • Madde 12 Uluslar arası Önemi Haiz Halk Sağlığı Acil Durumunun Tespit Edilmesi
  • Madde 13 Halk Sağlığı Yanıtı
III Bölüm – TAVSİYELER
  • Madde 15 Geçici Diğer Tavsiyeler
  • Madde 16 Daimi Tavsiyeler
  • Madde 17 Tavsiye Kıstasları
IV Bölüm – GİRİŞ NOKTALARI
  • Madde 19 Genel Yükümlülükler
  • Madde 20 Havaalanları ve Limanlar
  • Madde 21 Kara Geçişleri
  • Madde 22 Yetkili Makamların Rolü
V Bölüm – HALK SAĞLIĞI ÖNLEMLERİ

I Kısım – Genel Hükümler

  • Madde 23 – Kalkış ve Varıştaki Sağlık Önlemleri

II Kısım – Taşıtlar ve Taşıt Operatörleri için Özel Hükümler

  • Madde 24 Taşıt Operatörleri
  • Madde 25 Transit Gemi ve Hava Taşıtları
  • Madde 26 Transit Sivil Kamyonlar, Trenler ve Yolcu Otobüsleri
  • Madde 27 Etkilenmiş Taşıtlar
  • Madde 28 Giriş Noktasındaki Gemi ve Hava taşıtları
  • Madde 29 Giriş Noktasındaki Sivil Kamyonlar, Trenler ve Yolcu Otobüsleri

III Kısım – Yolcular için Özel Hükümler

  • Madde 30 Halk Sağlığı Gözlemi Altındaki Yolcular
  • Madde 31 Yolcuların Girişiyle İlgili Sağlık Önlemleri
  • Madde 32 Yolculara Muamele

IV Kısım – Eşyalar, Konteynırlar ve Konteynır Yükleme Yerleri için Özel Hükümler

  • Madde 33 Transit Mallar
  • Madde 34 Konteynır ve Konteynır Yükleme Yerleri
VI Bölüm – SAĞLIK BELGELERİ
  • Madde 35 Genel Kural
  • Madde 36 Aşılama veya Hastalıktan Diğer Korunma Yöntemlerinin Sertifikaları
  • Madde 37 Deniz Sağlık Bildirimi
  • Madde 38 Hava Taşıtı Genel Beyannamesi Sağlık Kısmı
  • Madde 39 Gemi Sağlık Sertifikaları
VII Bölüm – ÜCRETLER
  • Madde 40 Yolculara İlişkin Sağlık Önlemleri İçin Ücretler
  • Madde 41 Yolcu Eşyası, Yük, Konteynırlar, Taşıtlar, Mallar veya Posta Paketlerine İlişkin
    Ücretler
VIII Bölüm – GENEL HÜKÜMLER
  • Madde 42 Sağlık Önlemlerinin Uygulanması
  • Madde 43 İlave Sağlık Önlemleri
  • Madde 44 İşbirliği ve Yardım
  • Madde 45 Kişisel Verilerin İşlemi
  • Madde 46 Teşhis Amaçlı Maddeler, Biyolojik Malzemeler ve Miyarların Nakliyesi
IX Bölüm – UST UZMANLAR LİSTESİ, ACİL DURUM KOMİTESİ VE GÖZDEN GEÇİRME KOMİTESİ

I. Kısım – UST Uzmanlar Listesi

  • Madde 47 Oluşum

II.Kısım – Acil Durum Komitesi

  • Madde 48 Görev Tanımı ve Diğer Oluşumlar
  • Madde 49 Yöntem

III. Kısım – Gözden Geçirme Komitesi

  • Madde 50 Görev Tanımı ve Oluşum
  • Madde 51 İşlerin İdaresi
  • Madde 52 Raporlar
  • Madde 53 Daimi Tavsiyeler İçin İşlemler
X Bölüm – SON HÜKÜMLER
  • Madde 54 Bildirmek ve Tekrar Gözden Geçirmek
  • Madde 55 Değişiklikler
  • Madde 56 İhtilafların Çözümü
  • Madde 57 Diğer Uluslararası Anlaşmalarla İlişkiler
  • Madde 58 Uluslararası Sağlık Anlaşmaları ve Diğer Tüzükleri
  • Madde 59 Yürürlüğe Giriş; Reddetme veya Çekince Koyma Dönemi
  • Madde 60 DSÖ’ne Yeni Üye Olmuş Devletler
  • Madde 61 Reddetme
  • Madde 62 Çekince Koymak
  • Madde 63 Reddin veya Çekincenin Geri Çekilmesi
  • Madde 64 DSÖ’ne Üye Olmayan Devletler
  • Madde 65 Genel Direktör Tarafından Yapılan Diğer Bildirimler
  • Madde 66 Diğer Özgün Metinler

EK 1

A. SÜRVEYANS VE YANIT İÇİN ANA KAPASİTE GEREKLİLİKLERİ

B. BELİRLENMİŞ HAVAALANI, LİMAN VE KARA GEÇİŞLERİ İÇİN ANA KAPASİTE GEREKLİLİKLERİ

EK 2

ULUSLARARASI ÖNEMİ HAİZ BİR HALK SAĞLIĞI ACİLİYETİ OLUŞTURABİLECEK OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE BİLDİRİMİ İÇİN KARAR ARACI

EK 3

GEMİ SAĞLIK KONTROLÜNDEN MUAFİYET SERTİFİKASI /GEMİ SAĞLIĞI KONTROL SERTİFİKASI ÖRNEĞİ

EK 4

TAŞIT VE TAŞIT OPERATÖRLERİNE DAİR TEKNİK GEREKLİLİKLER

EK 5

VEKTÖR KAYNAKLI HASTALIKLAR İÇİN BELİRLİ ÖNLEMLER

EK 6

AŞILAMA , HASTALIKTAN KORUNMA YÖNTEMLERİ (PROFİLAKSİLER) VE İLGİLİ SERTİFİKALAR

EK 7

SPESİFİK HASTALIKLAR İÇİN AŞILAMA VEYA HASTALIKTAN KORUNMA YÖNTEMLERİYLE (PROFLAKSİ) İLGİLİ GEREKLİLİKLER

EK 8

DENİZ SAĞLIK BİLDİRİM ÖRNEĞİ

EK 9

BU BELGE, ULUSLARARASI SİVİL HAVACILIK ÖRGÜTÜ TARAFINDAN YAYIMLANAN HAVA TAŞITI GENEL BEYANNAMESİNİN BİR BÖLÜMÜDÜR

HAVA TAŞITI GENEL BEYANNAMESİNİN SAĞLIK BÖLÜMÜ

EK 1

ULUSLARARASI SAĞLIK TÜZÜĞÜ (2005) DİĞER TARAF DEVLETLERİ

EK 2

ULUSLARARASI SAĞLIK TÜZÜĞÜNE (2005) İLİŞKİN ÇEKİNCELER VE DİĞER TARAF DEVLET İTİRAZLARI

I. ÇEKİNCELER VE İTİRAZLAR

II. İTİRAZ VE ÇEKİNCELERE DİĞER İTİRAZLAR

III. BEYANLAR VE BİLDİRİMLER

Avrupa Birliği Konsey Başkanlığının Türkiye Cumhuriyetinin Uluslararası Sağlık Tüzüğü beyanı hakkındaki bildirisi

Avrupa Birliği Konsey Başkanlığının Hindistan Hükümetinin Uluslararası Sağlık Tüzüğü hakkındaki itirazı ile ilgili beyanı

IV. UST 2005 59. MADDE 3. PARAGRAF ALTINDAKİ BEYANLAR

ULUSLARARASI SAĞLIK TÜZÜĞÜ 2005 ENDEKSİ

 

Aydın Sefa Akay Kararı – AİHM

0
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 12/9/2019 tarihinde, Aydın Sefa Akay (B. No: 2016/24562) başvurusunda Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı üzerine Akay, AİHM’ye başvurmuştur.

Aydın Sefa Akay Kararı – AYM

AİHM’nin ihlal kararı 23 Nisan 2024 tarihinde açıklanmıştır.

Aydın Sefa Akay Kararı 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

AYDIN SEFA AKAY/TÜRKİYE

(Başvuru no. 59/17)

KARAR
Madde 5 § 1
  • Kanunla öngörülen usul
  • Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizmasında görev yapan bir hâkimin Mekanizma Statüsü’nün kendisine tanıdığı diplomatik bağışıklığa rağmen yakalanması ve tutuklanması
  • Mahkemenin ulusal yargının bağımsızlığına ilişkin içtihatlarında belirtilen ilkelerin, uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), uluslararası hâkim ve mahkemelere uygulanması
  • Yerel mahkemelerin başvuranın diplomatik bağışıklığının geçerliliğini değerlendirmede gecikmesinin 5. maddenin 1. fıkrasıyla bağdaşmaması ve bu bağışıklık sayesinde başvurana sağlanan korumayı boşa çıkarması
  • Yerel mahkemelerin bağışıklığa ilişkin yorumunun ne öngörülebilir ne de 5. maddenin 1. fıkrasının hukuki güvenlik gerekliliklerine uygun olması
  • Uluslararası mahkeme hâkimlerinin BM organına üye bir Devletin temsilcisi olmaması
  • Başvuranın, kişisel dokunulmazlık ve görev süresi boyunca ve uzaktan çalışırken herhangi bir yakalama veya tutuklamaya tabi olmama da dâhil olmak üzere tam diplomatik bağışıklığa sahip olması
  • Ayrıcalıkların ve bağışıklığın nihai amacının hâkimlerin ve dolayısıyla Mekanizma mahkemesinin herhangi bir Devlet karşısındaki bağımsızlığını korumak olması

Madde 8  Özel hayat ve konut

  • Başvuranın şahsının ve evinin aranmasının “kanunla öngörülmüş” olmaması
  • Başvuranın ikamet ettiği yerin, Mekanizma için uzaktan çalıştığı göz önünde bulundurulduğunda, ofise benzer bir konumda olması
  • İkametgahın, Mahkemenin 8. maddeye ilişkin içtihatları uyarınca bir avukatın bürosunun aranmasına sağlanan korumaya benzer bir korumaya tabi olması
  • Yerel mahkemelerin başvuranın bağışıklığının bu yönünü incelememesi
  • Ele geçirilen bazı eşyaların daha sonra kendisine karşı açılan ceza davasında kullanılması
  • BM Genel Sekreteri’nin bağışıklığı kaldırmaması ya da BM veya başvuranın geriye dönük (ex post facto) rızasının olmaması
*Madde 15
  • Olağanüstü hallerde derogasyon
Madde 5 § 1  • Madde 8
  • Davalı Devletin “uluslararası hukuk kapsamındaki diğer yükümlülükleri” ile uyumlu olmayan tedbirler

[/box]

STRAZBURG

23 Nisan 2024

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Aydın Sefa Akay/Türkiye davasında,

Başkan

Arnfinn Bårdsen,

Hâkimler

Jovan Ilievski,

Pauliine Koskelo,

Saadet Yüksel,

Lorraine Schembri Orland,

Frédéric Krenc,

Diana Sârcu,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Türk vatandaşı olan Aydın Sefa Akay’ın (“başvuran”), 21 Aralık 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 59/17),

Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını,

Tarafların beyanlarını dikkate alarak,

26 Mart 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,

Aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

1.Başvuru, esas olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizmasında görev yapan bir hâkim olarak diplomatik bağışıklığa sahip olan başvuranın yakalanması ve tutuklanmasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında “kanunla öngörülen usule uygun” olup olmadığı sorusuyla ilgilidir.

2.Dahası söz konusu başvuru, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi kapsamında, ağırlıklı olarak ByLock akıllı telefon uygulamasını kullanmasına dayanan başvuranın tutukluluğunu gerektirecek herhangi bir makul şüphenin bulunmadığı iddiası ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında, yerel mahkemelerin, başvuranın tutukluluğuna karşı itirazlarını incelerken diplomatik bağışıklığına ilişkin argümanlarını dikkate almadıkları iddiasıyla ilgilidir. Son olarak, başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, diplomatik bağışıklığı dikkate alınmaksızın başvuranın evinin ve üstünün hukuka aykırı olarak arandığı iddiasıyla ilgilidir.

OLAYLAR VE OLGULAR

3.Başvuran, 1950 doğumlu olup Rize’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Dr. K. Altıparmak tarafından temsil edilmiştir.

4.Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.

5.Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  1. Başvuranın Mesleki Kariyeri

6.Başvuran, 1987 yılında Türkiye Dışişleri Bakanlığında hukuk müşaviri olarak çalışmaya başlamış ve 1989-2012 yılları arasında Türkiye Birleşmiş Milletler (“BM”) Daimi Temsilciliği, Mahkeme önünde Türkiye’yi temsil ettiği Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” Lefkoşa’daki Türkiye Büyükelçiliği, Türkiye UNESCO Daimi Temsilciliği ve Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı da dâhil olmak üzere farklı yerlerde görev yapmıştır. Başvuran, 2012 ve 2014 yılları arasında Türkiye’nin Burkina Faso Büyükelçisi olarak görev yapmış ve 2015 yılında emekli olmuştur.

7.Başvuran, 2003-2012 yıllarında Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinde (“URCM”) hâkim olarak görev yapmıştır. 20 Aralık 2011 tarihinde BM Genel Kurulu, 87. toplantısı sırasında, başvuranı, görev süresi 1 Temmuz 2012 tarihinde başlamak üzere dört yıllığına BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması (“Mekanizma”) hâkimi olarak seçmiştir. BM Genel Sekreteri, 24 Haziran 2016 tarihinde, başvuranın görev süresini, 1 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere iki yıllığına uzatmıştır. BM Genel Sekreteri, Haziran 2018’de başvuranı tekrar atamamış, böylece başvuranın görev süresi 30 Haziran 2018 tarihinde sona ermiştir.

8.Mekanizma Başyargıcı Hâkim Theodor Meron, 25 Temmuz 2016 tarihinde, Augustin Ngirabatware’in davasına ilişkin olarak Mekanizma İstinaf Dairesi tarafından 18 Aralık 2014 tarihinde verilen kararla (Savcı/Augustin Ngirabatware)[1] ilgili olarak 8 Temmuz 2016 tarihinde sunduğu gözden geçirme başvurusunu değerlendirmek üzere, biri başvuran olmak üzere beş hâkimden oluşan bir heyet görevlendirmiştir. Mevcut başvuruya neden olan olaylar sırasında başvuran, Mekanizma Statüsü’nün 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Mekanizma hâkimleri için yaygın olduğu üzere, kendi ülkesi olan Türkiye’den uzaktan dava üzerinde çalışmaktaydı (bk. aşağıdaki 81. paragraf).

  1. 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ve Olağanüstü Hal İlanı

9.15 Temmuz 2016 tarihinde gece, Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunan ve kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandırılan bir grup, demokratik yollarla seçilen Meclisi, Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını devirme amacıyla askeri bir darbe girişiminde bulunmuştur.

10.Darbe teşebbüsü sırasında, azmettiricilerinin kontrolü altındaki askerler, Meclis binası ve Cumhurbaşkanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli stratejik Devlet binalarını bombalamış; Cumhurbaşkanının kaldığı otele saldırıda bulunmuş; Genel Kurmay Başkanını rehin almış ve televizyon kanallarına saldırarak göstericilere ateş etmişlerdir. Bu şiddet dolu gecede, 300’den fazla kişi öldürülmüş, 2.500’den fazla kişi ise yaralanmıştır.

11.Askeri darbe girişiminden sonra, ulusal makamlar Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan bir Türk vatandaşı olan ve Türk Makamları tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak adlandırılan terör örgütünün lideri olarak değerlendirilen Fetullah Gülen’i suçlamışlardır. Darbe girişimi sırasında ve sonrasında, Hükümet içine sızmayı ve Hükümete yönelik süregelen tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla, Türkiye’nin her yerindeki Cumhuriyet savcılıkları, darbe girişimine doğrudan karışmış olanların yanı sıra, doğrudan karışmamış olmakla birlikte FETÖ/PDY’nin çeşitli kamu, sağlık, eğitim, ticaret ve medya kurumlarındaki yapısal örgütlenmesinin bir parçası olduğundan şüphelenilen kişiler hakkında da ceza kovuşturmaları başlatmıştır. Bu ceza soruşturmaları sırasında çok sayıda kişi yakalanmış ve akabinde tutuklanmıştır.

12.Hükümet, 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016’da başlamak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan etmiştir. Bu süre daha sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından doksanar günlük sürelerle uzatılmıştır.

13.Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterini bilgilendirerek Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca derogasyon bildirimi ilan edildiğini bildirmişlerdir.

14.Olağanüstü hal 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmıştır.
  1. Başvuran Hakkındaki Ceza Yargılamaları
    1. Başvuranın yakalanması, tutuklanması ve konutunda ve üstünde arama yapılması

15.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişiminden kısa bir süre sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karıştıklarından şüphelenilen Dışişleri Bakanlığı çalışanları hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Soruşturmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı, (i) başvuranın yakalanmasını ve (ii) konutunun, üstünün ve aracının aranmasını ve FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphe ve deliller ışığında bulunan her türlü malzeme ve eşyaya el konulmasını emreden bir yazıyı polise göndermiştir. Cumhuriyet savcısı dahası, söz konusu davada yüzlerce şüphelinin Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından soruşturulduğunu belirterek, başvuranın Ankara’ya nakledilmesini emretmiştir.

16.Başvuran, 21 Eylül 2016 tarihinde İstanbul, Büyükada’daki evinde yakalanmış ve soruşturma sırasında gözaltına alınmıştır. Büyükada polis karakolunda üstü aranmış ve saatine, gözlüğüne, alyansına, cüzdanına, kemerine ve ilaçlarına el konulmuştur. Daha sonra Cumhuriyet savcısının talimatıyla Ankara’ya nakledilmiştir.

17.Başvuranın yakalandığı gün polis ayrıca İstanbul’daki evini aramış ve dört bilgisayar, üç cep telefonu, iki flash bellek, üç disket, bir video kaset ve FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen tarafından yazılan Örnekleri Kendinden Bir Hareket ve aynı örgütün üst düzey bir üyesi olduğu iddia edilen E.D. Tarafından yazılan Medya: Makasların Gölgesinden İlkelerin Hareketi adlı iki kitaba el koymuştur. Ertesi gün Adalar Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranın evinin aranması sırasında toplanan eşyalara el konulmasını onaylamıştır.

18.26 Eylül 2016 tarihinde polis, Ankara Emniyet Müdürlüğünde avukatının huzurunda başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, kendisine isnat edilen suçları, yani silahlı terör örgütüne üye olma, bu örgüt adına anayasal düzeni güç kullanarak yıkmaya teşebbüs etme, adam öldürme, yaralama, mala zarar verme ve askeri darbeye teşebbüs etme gibi eylem ve faaliyetlerde bulunma suçlarını reddetmiştir. Başvuran, FETÖ/PDY veya başka bir terör örgütü ile herhangi bir ilişkisi olmadığını belirtmiştir. Başvuran dahası, diğerlerinin yanı sıra, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası üyesi olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, ByLock mobil uygulamasını kullanıp kullanmadığı, nasıl indirdiği, ne amaçla kullandığı ve kimlerle iletişime geçtiği gibi çeşitli sorulara şu şekilde cevap vermiştir:

“Programı Burkina Faso eski Dışişleri Bakanı [D.B.]nin isteği üzerine 2015 yılı Aralık ayında Google Play Store’dan indirmiştim ve üç dört ay boyunca kendisi ve [H.Z.] ile masonik konular hakkında görüştüm…

Bu programı sadece Google Play Store’dan herhangi bir şifreleme kullanmadan indirdim ve kullandım. Şifreleme yok. Şifrelemeyi ilk defa burada duyuyorum… [D.B. ve H.Z.] dışında başka kimseyle konuşmadım. …”

Başvuran, evinde el konulan iki kitap hakkında şu cevabı vermiştir:

“Kütüphanemde her konuda 2.000’den fazla kitap var. Bunların suç teşkil etmediğinden eminim. Ayrıca ben de kitap yazıyorum, akademik araştırmalar yapıyorum ve konferanslar/seminerler düzenliyorum. Kütüphanemde farklı yazarlara ait kitapların olması doğal.”

19.Başvuran, 28 Eylül 2016 tarihinde altı kişiyle birlikte Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği önüne çıkarılmıştır. Başvuran şahsen ifade vermiş ve aşağıdaki hususları belirtmiştir:

“… Bylock programını aydınlatmak istiyorum. Bu programı zannedersem 2015 yılı Aralık ayında telefonuma indirdim. Afrika’da bulunan arkadaşlarımla masonik konularda görüşmek için Google Play Store’dan indirmiştim. Görüştüğüm kişi benim daha önce büyükelçilik yaptığım Burkinafaso eski Dışişleri Bakanı idi. Bende masonum, ayrıca görüştüğüm kişi bu kuruluşun üstadlarındandı. Daha sonra kullanması zor olduğu için kaldırdım. Benim geçmişim, çevrem, yaşam tarzım incelendiğinde zaten bu örgüt ile hiçbir ilgim olmadığı anlaşılacaktır. Kitap okumayı seven biriyim. Evimde 2500 civarında kitap vardır. Bunlardan 2 tanesi nedeniyle suçlanmış olabilirim. Belirttiğim üzere ben her türlü kitabı okurum. Benim yaşım 66’dır, şeker ve tansiyon rahatsızlıklarım vardır. Ulusal ve uluslararasında saygın bir kişiliğim vardır. Halen Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Reziduel Mekanizması Hâkimliği görevim devam etmektedir. Benim diplomatik pasaportum vardır. 1 hafta önce yurtdışına gidip geldim. Bu suçlamayı kendime kesinlikle yakıştırmıyorum. Bu nedenlerle kaçma ihtimalim yoktur. Serbest bırakılmamı talep ediyorum, aksi kanaat hasıl olursa uygun bir adli kontrol hükmünün uygulanmasını talep ederim.”

20.Aynı gün Hâkimlik, Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı bir terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Diğer altı şüpheli de tutuklanmıştır. Başvuranla ilgili olarak aşağıdaki gerekçe gösterilmiştir:

“… isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, arama ve el koyma tutanakları, Bylock tutanağı ve tüm dosya kapsamı ile üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemeleri Kanunu 100. maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, yasada öngörülen ceza miktarı nedeni ile verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu, kaçma ve delilleri karartma ihtimaline binaen adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin Ceza Muhakemeleri Kanunu 100. ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına, [karar verildi].”

  1. Başvuranın tutukluluğunu uzatan ve itirazlarını reddeden kararlar

21.Başvuranın avukatı, 4 Ekim 2016 tarihinde, başvuranın suçlandığı suçun manevi unsurunun karşılanmadığını ileri sürerek tutukluluk kararına itiraz etmiştir. Başvuranın ByLock kullanmasının FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısı yoktur, zira başvuran, ByLock’u örgütle herhangi bir bağı olmayan Burkina Faso eski Dışişleri Bakanı ile masonik konuları tartışmak için kullanmıştır. Avukat, sadece ByLock kullanımının silahlı terör örgütüne üyelik suçunu oluşturmak için yeterli olmadığını ve ByLock’un herkes tarafından Google Play Store’dan indirilip kullanılabileceğini ileri sürmüştür. Diğer bir ifadeyle, ByLock uygulamasına erişmek için FETÖ/PDY üyesi olmak gerekmiyordu. Her hâlükârda, başvuranın avukatı, başvuranın uygulamayı kullandığını inkâr etmemesi nedeniyle, ilk kullanmaya başladığı tarihi, iletişim kurduğu kişileri ve iletişiminin tarih ve içeriğini belirlemek için gerekli soruşturmaları yürütmenin yetkili makamların görevi olduğunu ifade etmiştir. Avukat, başvuranın yaşına, hastalıklarına, mesleki kariyerine ve profiline atıfta bulunarak ve niyeti bu olsaydı ülkeden serbestçe kaçabileceğine işaret ederek, başvuranın uygun adli denetim tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmasını talep etmiştir.

22.Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 10 Ekim 2016 tarihinde, aralarında başvuranın da bulunduğu dört şüphelinin tutukluluk kararına yaptıkları itirazı incelemiş ve reddetmiştir. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, (i) kararların bozulmasını gerektirecek herhangi bir delil sunulmadığına ve (ii) Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28 Eylül 2016 tarihli kararında sunduğu gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğuna hükmederek şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

23.Başvuranın avukatı, 24 Ekim 2016 tarihinde, başvuranın, Güvenlik Konseyi’nin 1966 (2010) sayılı kararıyla kabul edilen ve BM’nin tüm üye Devletleri için bağlayıcı olan Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi uyarınca Mekanizmada görevli bir hâkim olarak diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklara sahip olduğunu ileri sürerek serbest bırakılmasını talep etmiştir (aşağıdaki 81. paragraf). Talebe ekli belgelerden biri, Mekanizma Başyargıcı’nın başvuranın statüsünü ve bağışıklığını belirten 30 Eylül 2016 tarihli bir yazısıdır.

24.Birleşmiş Milletler Hukuk İşleri Bürosu, 25 Ekim 2016 tarihinde, Türkiye’nin BM Daimi Temsilciğine bir sözlü nota (note verbale) vermiş ve başvuranın Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi uyarınca diplomatik bağışıklığı olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu büro başvuranın derhal serbest bırakılmasını ve başvuran hakkındaki hukuki sürecin durdurulmasını talep etmiştir.

Kararın Devamı İçin PDF Dokümana tıklayınız.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne

0
Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne

Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne, 7 Kasım 1878 tarihinde Osmanlı Devleti’nde modern hukuk eğitimi vermek amacıyla kurulan ilk yükseköğretim kurumudur. Kanun-ı Esasi’nin ilanını izleyen Birinci Meşrutiyet döneminde, Adliye Nezâreti bünyesinde kurulmuştur. Sultanahmet ve Ayasofya Camileri arasında, Adliye Nezareti’nin bahçesindeki binası iki yıl içinde inşa edilmiş ve 17 Haziran 1880 Perşembe günü eğitime başlamıştır. Türkiye’deki modern hukuk eğitiminin ve hukuk fakültelerinin temeli bu okul ile atılmıştır.

Darülfünun’un bir şubesi olarak düşünülmüş, Mekteb-i Sultanî bünyesindeki hukuk mektebiyle birleştirilmiş ancak Darülfünun açma girişimlerinin başarısızlığı nedeniyle 22 yıl bağımsız olarak faaliyet göstermiştir.

Bu okulun ardından Selânik, Konya, Bağdat, Beyrut ve Ankara hukuk mektepleri açılmıştır. Mekteb-i Hukuk’un mirası İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devam etmektedir. Batılılaşma hareketleri ve yeni nizamiye mahkemelerinin ihtiyaç duyduğu nitelikli hukukçuları yetiştirmeyi amaçlayan okul, günümüzdeki İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nin temelini oluşturmaktadır.

Cumhuriyet’in ilanına kadar Osmanlı hukuk eğitimindeki başlıca gelişmeler bu kurum bünyesinde gerçekleşmiştir. II. Meşrutiyet sonrası Darülfünun’a bağlanarak Darülfünun-ı Osmanî Hukuk Fakültesi ve Cumhuriyet döneminde İstanbul Darülfünunu Hukuk Fakültesi adlarını almıştır. Okul, 1933 yılındaki Üniversite Reformu ile bugünkü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi adını almıştır.

Müfredat ve Eğitim Sistemi 

Tanzimat sonrası gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin ihtiyaçlarını karşılama kapasitesine sahip ve Avrupa hukuk fakültelerinin eğitim standardını yakalamış bir fakülte oluşturma amacını sağlamaya dönüktür. Müfredatta geleneksel fıkıh eğitiminin yanı sıra; Mecelle, Roma hukuku, anayasa hukuku, ceza hukuku, ticaret hukuku ve devletler hukuku gibi Batılı ve modern hukuk dersleri okutulmuştur. Eğitim dili temel olarak Türkçe olup, bazı derslerde Fransızca’dan da yararlanılmıştır.

Selahaddin Menteş

0

Selahaddin Menteş, 3 Ekim 1970 tarihinde, Malatya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’ın Sivrice ilçesinde tamamladı. Sivrice İlköğretim Okulu, Sivrice Ortaokulu ve Sivrice Lisesinde okudu.

1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitime başladı ve 1994 yılında mezun oldu. Takiben, 1995 yılı Eylül ayında Elazığ adli yargı hâkim adayı olarak meslek yaşamına başladı.

Hakimlik stajından sonra, 1998 yılında, Denizli ili Buldan ilçesine hâkim olarak atandı. Buldan’daki görevinden sonra,  Eskişehir-Han, Adıyaman-Gölbaşı hâkimi olarak görev yaptı. Bu süreçte, kadastro mahkemesi, sulh hukuk mahkemesi, asliye ceza mahkemelerinde çalıştı.

2006 yılında Diyarbakır’da, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesiyle yetkili ağır ceza mahkemesinde üye hâkim olarak görev yaptı.

2010 yılında Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı ve Adli Yargı Adalet Komisyonu başkanlığı görevlerine başladı, 2012 yılı Haziran ayına kadar bu görevleri yürüttü.

HSYK’nın 2012 Yaz Kararnamesi kapsamında Adana 4.Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atandı. 2013 yılında Mazeret Kararnamesi ile Ankara Adliyesine geçti.

Yerel mahkemelerde yaptığı görevleri takiben, Adalet Bakanlığı bünyesinde bürokrat olarak çalıştı.

İdari Görevleri ve Anayasa Mahkemesi Üyeliği

Selahaddin Menteş, 2014 yılı Şubat ayında Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcılığına getirildi ve-2017 yılı Mayıs ayına kadar bu görevde kaldı.

Mayıs 2017-Ekim 2017 tarihleri arasında Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu başkanlığı yaptı.

18 Ekim 2017’de Adalet Bakanlığı müsteşarlığına başladı ve -1 Temmuz 2018’de bu görevi sona erdi.

Müsteşarlık görevinin ardından, 21 Temmuz 2018 tarihinde Adalet Bakanlığı bakan yardımcısı oldu.

Menteş, 6 Temmuz 2019 tarihinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi. 8 Temmuz 2019’da, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda yapılan yemin töreni ile göreve başladı.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) 12 Ekim 2014’te yapılan seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu tarafından HSYK adayı olarak gösterildi. Bu seçimde,, HSYK yedek üyesi olarak seçildi.

Menteş, meslek yaşamı boyunca, yurt çapında bir çok konferans ve panelde konuşmalar yaptı.

Yargıda Birlik Platformu’nun Yargıda Birlik Derneği adıyla dernekleşmesi için çalıştı. 27 Mart 2015’te dernek statüsü kazanan derneğin kurucu üyeleri arasında yer aldı.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, Şerafettin Can Atalay‘ın başvurusu üzerine ihlal kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında ‘Anayasa’yı ihlal ettikleri ve yetkilerini aştıkları’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu üyeler arasındadır.

Evli ve iki çocuk babasıdır.

Selahattin Menteş, AYM üyesi olarak yemin ettikten sonra cübbesi Zühtü Arslan tarafından giydirildi.

İbrahim Ķaboğlu Savunması

0

AİHM KAOS GL / TÜRKİYE KARARI

0

KAOS GL / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 4982/07)

KARAR 

STRAZBURG

22 Kasım 2016

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Kaos GL / Türkiye davasında, 

Görevde olan Başkan,

Nebojša Vučinić,

Yargıçlar,

 Işıl Karakaş,
   Paul Lemmens,
   Valeriu Griţco,
   Ksenija Turković,
   Jon Fridrik Kjølbro,
   Georges Ravarani,
   ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü, Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 18 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk hukukuna tabi bir dernek olan Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği’nin (“başvuran”) 26 Ocak 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 4982/07) bulunmaktadır.
  2. Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı Avukat, O. Aydın Göktaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
  3. Başvuran özellikle, gey ve lezbiyen kültürünü tanıtmak amacıyla yayınladığı derginin 28. sayısının tüm nüshalarına yerel makamlar tarafından el konulması nedeniyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
  4. Başvuru, 16 Haziran 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
  5. Başkan’ın davaya müdahil olmalarına izin verdiği, Madde 19 (Article 19), Küresel Mücadeleler ve Hukuk için Miller Enstitüsü (The Miller Institute for Global Challenges and the Law) ve İnsan Hakları İzleme (Human Rights Watch) örgütlerinden görüşler alınmıştır (Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 44. maddesinin 2. fıkrası). Hükümet, bu görüşlere cevap vermiştir (İçtüzüğün 44. maddesinin 5. fıkrası).

OLAYLAR

I.  DAVANIN KOŞULLARI

  1. 1994 yılında kurulan başvuran derneğin merkezi Ankara’da bulunmaktadır. Başvuran, Türkiye’de lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel topluluğun (LGBT) haklarını desteklemeyi amaçlamaktadır. Başvuran, 1994 yılından beri Türk LGBT topluluğunu ilgilendiren konuları ele alan, Kaos GL isimli üç aylık bir dergi yayımlamaktadır.

 A. Kaos GL dergisinin 28. sayısına el konulması 

  1. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 21 Temmuz 2006 tarihinde, Basın Kanunu’nun 25. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, yayımlanmadan önce Kaos GL dergisinin 28. sayısının üç nüshasına el koymuştur. Derginin bu sayısı, “Cinselliğin görselliği, görselliğin cinselliği: pornografi” konusuna yer vermiştir. Söz konusu sayı, bazılarına göre açık resimlerin bulunduğu, homoseksüalite ile ilgili pornografi hakkında yazılar ve röportajlar içermekteydi.
  2. Aynı gün, Ankara Cumhuriyet Savcısı, Anayasa’nın 28. maddesine ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 162. maddesine dayanarak, yayımlanmadan önce Kaos GL dergisinin 28. sayısının tüm nüshalarının toplatılmasına karar verilmesi için Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurmuştur.
  3. Yine aynı gün, Sulh Ceza Mahkemesi, savcının talebini kabul etmiş ve ceza soruşturması için derginin 28. sayısının tüm nüshalarının toplatılmasına karar vermiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, bu sayının “pornografi” dosyası çerçevesinde yayımlanan bazı yazı ve resimlerin içeriğinin genel ahlakın korunması ilkesine aykırı olduğu kanaatine varmıştır.
  4. 24 Temmuz 2006 tarihinde, Kaos GL dergisinin 28. sayısının 375 nüshasına el konulmuştur.
  5. Belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın avukatı bu karara karşı Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde itiraz etmiştir. Başvuranın avukatı öncelikle, ihtilaf konusu yazıların, pornografinin bilimsel, kültürel ve sanatsal bir eleştirisi olduğunu ve söz konusu yazıların, pornografinin niteliği ve ortaya çıkma şekilleri, pornografi ve homoseksüalite arasındaki ilişkiler ve aynı zamanda kadınların pornografiye bakışı hakkındaki bir düşünceyi içerdiğini ileri sürmüştür. Avukat, bu sayının gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve sanatçılara bu konu hakkında kendi düşüncelerini ifade etme imkânı verdiğini ve dolayısıyla söz konusu yazıların Sözleşme’yle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının koruması altında olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme’nin konuya ilişkin içtihadına atıfta bulunarak, söz konusu avukat, pornografiye ilişkin yasakların yalnızca, kişilerin bilhassa reşit olmayanların cinsel istismara uğramasını ve şiddeti önleme amacı taşıması halinde kabul edilebilir olduğunu ileri sürmüştür.
  6. Avukat ayrıca, derginin nüshalarının toplatılmasının Basın Kanunu’nun 25. maddesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Avukat, yukarıda belirtilen hükmün, kendi ifadesine göre, bir yandan, ceza soruşturmasının açılması amacıyla Cumhuriyet savcısı veya polis tarafından bir yayının üç nüshasının toplatılması ve diğer yandan, Atatürk aleyhine ve Atatürk’ün devrim kanunlarına karşı işlenen suçlar ve anayasal düzeni devirme, askeri kanunlara riayet etmeme, halkı askerlik hizmetini yerine getirmemeye teşvik etme ve halkı kine, düşmanlığa ve suç işlemeye teşvik etme suçları nedeniyle açılan bir ceza soruşturması ya da ceza davası çerçevesinde bir yayının tüm nüshalarının toplatılması yönünde yayınların toplatılmasına ilişkin iki olasılığı öngördüğünü belirtmiştir.

Avukat ayrıca, müstehcenlik suçunun bir derginin tüm nüshalarının toplatılmasına yol açabilecek suçlara ilişkin listede yer almadığını ifade etmiştir.

  1. Son olarak, başvuranın avukatı, Sulh Ceza Mahkemesi’nin, derginin nüshalarının toplatılması yönündeki kararında, kendi bakış açısına göre çok soyut olan genel ahlaka aykırılık gerekçesine dayanmasından şikâyet etmiştir. Avukat, mahkemenin söz konusu yayında yer alan hangi yazı ve hangi resmin genel ahlaka aykırı olduğunu belirtmesi ve bunların neden genel ahlaka aykırı olduğunu açıklaması gerektiğini ileri sürmüştür.
  2. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, 28 Temmuz 2006 tarihinde itirazı reddetmiştir. Gerekçelerinde, söz konusu mahkeme, dosyanın içeriğini ve Sulh Ceza Mahkemesi’nin gerekçesini dikkate alarak, toplatma kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirtmiştir.

B. Derneğin başkanı ve derginin yazı işleri müdürü hakkında açılan ceza davası

  1. 18 Kasım 2006 tarihli iddianameyle, Ankara Cumhuriyet Savcısı, başvuran derneğin başkanı ve Kaos GL dergisinin yazı işleri müdürü olan Umut Güner’i, Ceza Kanunu’nun 226. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, basın yoluyla müstehcen görüntüler yayımlamakla suçlamıştır. Ankara Cumhuriyet Savcısı, derginin 28. sayısının 15. sayfasında yayımlanan resmin açıkça müstehcen ve pornografik nitelikte olduğu ve kendi ifadesine göre, bilirkişi incelemesini gerektirmediği kanaatine varmıştır. Savcı, bu resmin cinsel organları görünen iki erkek arasındaki bir cinsel eylemi gösterdiği ve bununla birlikte, söz konusu resmin Cumhuriyet savcısının bakış açısına göre, içeriği antipornografik olan bir yazıda yer aldığını belirtmiştir.
  2. Yazıyı kaleme alan ve ihtilaf konusu resmi yapan Taner Ceylan, 8 Şubat 2007 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde ifade vermiştir. Taner Ceylan, söz konusu yazıyı ve resmi dergiye gönderdiğini, bu resmin daha önce 18 yaşından küçük olanlara yönelik bir uyarıyla birlikte gösterildiğini ve dergiye bu türden bir uyarı bulunmaksızın bu resmi yayımlaması için izin ya da onay vermediğini ifade etmiştir.
  3. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, 28 Şubat 2007 tarihinde, Umut Güner’in atfedilen suçtan beraat etmesine karar vermiştir. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi öncelikle, resmi yapan kişinin beyanlarını, dosyanın içeriğini ve Yargıtay’ın konuya ilişkin yerleşik içtihadını göz önünde bulundurarak, derginin 18 yaşından küçük olanlara yönelik bir uyarıyla birlikte yayımlanması gerektiği kanısına varmıştır. Aynı mahkeme ardından, söz konusu suçu oluşturan unsurların bir araya gelmediği, zira derginin nüshalarına yayımlanmadan önce el konulduğu kanaatine varmıştır. Söz konusu mahkeme ayrıca karar kesinleştiğinde, derginin el konulan 378 nüshasının sanığa teslim edilmesine karar vermiştir.
  4. Yargıtay, 29 Şubat 2012 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıştır.

II.  İLGİLİ İÇ HUKUK

A.  Anayasa

  1. Anayasa’nın sırasıyla “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”, “Bilim ve sanat hürriyeti” ve Basın hürriyeti” başlıklı 26, 27 ve 28. maddelerinin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:

Madde 26

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

(…)”

Madde 27

“Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

    (…)”

Madde 28

“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetlerinin sınırlanmasında, anayasa’nın 26 ve 27nci maddeleri hükümleri uygulanır.

(…)

Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hâkim kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir; hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır.

Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır (…)”

B. Ceza Muhakemesi Kanunu

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Soruşturmada Cumhuriyet savcısının hâkim kararı istemi” başlıklı 162. maddesi aşağıdaki şekildedir:

“Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir.”

C. Basın Kanunu

  1. 9 Haziran 2004 tarihli Basın Kanunu’nun “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” başlıklı 25. maddesinin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:

“Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmış eserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk el koyabilir.

Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla 25.7.1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda, Anayasanın 174 üncü maddesinde yer alan inkılâp kanunlarında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesinin ikinci fıkrasında (devletin güçlerine karşı suç), 153 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında (askeri kanunlara karşı suç), 155 inci maddesinde (halkı kanuna uymamaya ve askerlik görevini yerine getirmemeye tahrik) ve, 311 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında (suç işlenmesine tahrik), 312 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında (halkı kin ve düşmanlığa tahrik), 312/a maddesinde (halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında (terör örgütü lehine propaganda) öngörülen suçlarla ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir. (…)”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak başvuran, Kaos GL dergisinin 28. sayısının toplatılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, derneğin başkanı ve derginin yazı işleri müdürü olan Umut Güner hakkında açılan ceza davasının, ilgilinin kendi ifadesine göre, gelecekteki editoryal faaliyetleri üzerinde oluşturabileceği caydırıcı etki nedeniyle ifade özgürlüğü hakkına ağır bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
  2. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından, başvuran, yerel mahkemeleri toplatmaya ilişkin kararlarını yeterince gerekçelendirmemekle suçlamaktadır.
  3. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı kanısına varmaktadır. Söz konusu maddenin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (…)

2.  Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda (…) ahlakın korunması (…) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinden birinin, derneğin başkanı ve Kaos GL dergisinin yazı işleri müdürü olan Umut Güner hakkında açılan ceza davasıyla ilgili olduğunu kaydetmektedir.
  2. Mahkeme, yerleşik içtihadından, bir derneğin, Sözleşme’nin kendi üyelerine tanıdığı haklara zarar veren tedbirler nedeniyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğinin anlaşıldığını hatırlatmaktadır (bakınız, gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla (mutatis mutandis), Otto-Preminger-Institut/Avustırya, 20 Eylül 1994, § 39, A serisi No. 295‑A, İzmir Savaş Karşıtları Derneği ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46257/99, 23 Eylül 2004, Chambovet ve diğerleri/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11382/85, 12 Ekim 1988, Noack ve diğerleri/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 6346/99, AİHM 2000-IV, Otomobil Satıcılarını Koruma Derneği ve Birliği, Abîd ve diğer 646 başvuru/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34746/97, 10 Temmuz 2001, ve Associação dos Investidores do Hotel Apartamento Neptuno ve diğer 220 başvuru/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 46336/09, 27 Eylül 2011; yine bakınız, F. Santos Lda. ve Maria José Fachadas/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49020/99, AİHM 2002-X).
  3. Mahkeme dolayısıyla, somut olayda başvuranın Umut Güner hakkında açılan ceza davası nedeniyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceği sonucuna varmaktadır.
  4. Başvurunun Umut Güner hakkında açılan ceza davasına ilişkin kısmının, Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmadığı ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
  5. Başvurunun geri kalan kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka açılardan bakıldığında herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek Mahkeme, bu kısmın kabul edilebilir olduğunu belirtmektedir.

B. Esas hakkında

1.  Tarafların iddiaları

a)  Başvuran

  1. Başvuran öncelikle, Kaos GL dergisinin 28. sayısının “Cinselliğin görselliği, görselliğin cinselliği: pornografi” konusuna yer verdiğini, pek çok yazar, akademisyen, feminist militan, ressam ve fotoğrafçının katkılarını içerdiğini ve katkıda bulunan bu kişilerin, LGBT topluluğuna mensup kişilerin hayatında pornografinin yerini eleştirel bir biçimde ele aldıklarını ifade etmektedir. Başvuran, yerel makamlar tarafından söz konusu sayının sansürlenmesine derginin 15. sayfasında yayımlanan bir resmin sebep olduğunu ve bu resmin “Dokunmadan aşk” başlıklı yazıda yer aldığını belirtmektedir. Başvuran, ihtilaf konusu yazının ve resmin Taner Ceylan’ın eseri olduğunu, ilgilinin tanınmış bir ressam olduğunu, eserlerinin birçok ülkede sanat sergileri vesilesiyle gösterildiğini ve ilgilinin aynı zamanda, İstanbul Güzel Sanatlar Fakültesi’nde konferansçı olduğunu ifade etmektedir. Başvuran ayrıca, “Taner Taner” başlıklı söz konusu resmin, Başbakan ve Kültür Bakanı’nın himayesi altında Eylül-Kasım 2005 tarihleri arasında yapılan 8. İstanbul Bienali’nde sergilendiğini belirtmektedir.
  2. Başvuran, ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik yapılan müdahaleden dolayı mağdur olduğunu ve bu türden bir müdahalenin kanunla öngörüldüğünün kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir. Nitekim başvurana göre, Ceza Kanunu’nun 226. maddesinin içeriği, özellikle yerel mevzuat ve içtihatlar tarafından tanımlanmayan müstehcenlik kavramı bakımından belirsiz ve muğlâktır. Başvuran, sonuç olarak bu hükmün öngörülebilir olarak görülemeyeceği kanısına varmaktadır.
  3. Başvuran üstelik derginin nüshalarının toplatılmasının yasal olmadığını, zira kendi ifadesine göre, müstehcenlik suçunun, Basın Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasında, ceza soruşturması çerçevesinde bir yayının bütün nüshalarının toplatılmasına imkân veren suçlara ilişkin listede yer almadığını ileri sürmektedir. Başvuran, bu iddiayı, toplatma kararına ilişkin yapılan itiraz sırasında sunduğunu ve Asliye Ceza Mahkemesi’nin bu hususu dikkate almadığını eklemektedir.
  4. Başvuran aynı zamanda, ihtilaf konusu yayın hakkında yerel makamlar tarafından alınan tedbirlerin tek amacının, reşit olmayanların ve genel ahlakın korunması bahanesiyle, Türkiye’de LGBT topluluğunu ilgilendiren konular hakkında toplumsal tartışmayı önlemek olduğunu savunmaktadır. Başvuran ayrıca Hükümeti, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasına uygun olan ve ifade özgürlüğü hakkını kullanmasında maruz kaldığını iddia ettiği müdahaleyi haklı gösteren meşru bir amacı belirtmemekle suçlamaktadır.
  5. Başvuran aynı zamanda, yerel mahkemelerin, derginin nüshalarına el konulmasını reşit olmayanların ve genel ahlakın korunmasıyla haklı göstermelerinden ve mahkemelerin herhangi bir gerekçe ya da incelemeyle, söz konusu yayının kendi ifadesine göre soyut olan bu kavramlar bakımından önemli bir zarara yol açtığını kanıtlamamalarından şikâyet etmektedir. Başvuran, Hükümete göre, kendisinin başkasının özgürlüklerinin yok edilmesini amaçladığını, bir dergi yayımlayarak toplumun tamamına hitap ettiğini ve bu nedenle, artan görev ve sorumluklarının bulunduğunu ifade etmektedir. Başvuran, Hükümeti kendi görüşleri çerçevesinde bu bağlamda herhangi bir açıklama sunmamakla suçlamaktadır.
  6. Başvuran, derginin 15. sayfasında yayımlanan ihtilaf konusu resmi müstehcen olarak değerlendirmemekte ve yalnızca bu resmin yayımlanmasının, derginin tamamını reşit olmayanlar için tehlikeli bir hale getirmediği kanaatine varmaktadır. Başvurana göre, ihtilaf konusu resim, her ikisi de ressamın kendisi olan iki erkek arasındaki cinsel eylemi mecazi şekilde göstermekte, sanatsal nitelikler taşımakta ve uygunsuz şekilde bir cinsel eylem sahnesini teşkil etmemektedir. Başvuranın bakış açısına göre, bu resmi yapan kişi, kendi sanatı aracılığıyla, pornografinin, tıpkı resim gibi, içsel arayışın bir sonucu olduğu yönündeki fikri anlatmaya çalışmıştır. Başvurana göre, derginin söz konusu resme odaklanmış bir şekilde değil, bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
  7. Başvuran diğer yandan, Kaos GL’nin uzmanlaşmış bir dergi olduğunu, Türkiye’deki LGBT topluluğunu ve dolayısıyla bilgili ve belirli bir toplumu hedeflediğini belirtmektedir. Başvuran, derginin çok sayıdaki nüshasının kapalı zarf içinde abonelere ulaştırıldığını ve bu nüshaların yalnızca küçük bir kısmının Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde gazete bayilerinde satıldığını ifade etmektedir. Başvuran dolayısıyla, derginin çocukların eline geçme veya halkın protestosuna yol açma ihtimalinin göz ardı edilebilir olduğunu ileri sürmektedir.
  8. Başvuran son olarak, her halükarda, derginin bütün nüshalarının toplatılmasının orantısız bir tedbir olduğunu ve toplumun söz konusu yayına ulaşmasını kesin olarak engelleyen ağır bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, merciler tarafından el konulan nüshaların, kendi görüşlerini gönderdiği 23 Mart 2010 tarihinde halen kendisine geri verilmemiş olduğunu ve her halükarda, ihtilaf konusu sayının nüshalarının iade edilmesinin müdahaleye ilişkin etkin bir telafi yolu teşkil edemeyeceğini, zira kendi ifadesine göre, söz konusu sayının içeriğinin yayımlanmak için çok eski olduğunu belirtmektedir.

b) Hükümet

  1. Hükümet öncelikle, ifade özgürlüğü bahanesiyle başkasının özgürlüklerinin yok edilmesini amaçlayan eylemlere müsamaha gösterilemeyeceğini ve bazı koşullarda, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamanın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiğini belirtmektedir. Hükümet ardından, başvuranın, yayımladığı dergi aracılığıyla toplum genelinde fikirlerini açıkladığını ve bu nedenle, ilgilinin ifade özgürlüğünü kullanması çerçevesinde artan görev ve sorumluluklara sahip olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
  2. Hükümet, başvuranın dergisi hakkında yerel mahkemeler tarafından karar verilen toplatma tedbirinin kanunla öngörüldüğü, ahlakın korunması yönünde meşru bir amaç izlediği ve izlenen amaçla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır. Hükümet dolayısıyla, başvuran hakkında alınan tedbirin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu kanısına varmaktadır.
  3. Müdahil taraflarca sunulan görüşler konusunda Hükümet, bu görüşlerin yalnızca genel yorumlar içerdiğini ve görüşlerde, müdahil tarafların mevcut davayla neden ilgilendiklerinin belirtilmediğini iddia etmektedir. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkeme’den bu görüşleri dikkate almamasını talep etmektedir.
  4. Hükümet ayrıca, Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep veya benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu belirtmektedir.

Hükümet, Anayasa’nın adli organlara ayrımcılıkla ilgili davalarda önemli ve genişletilebilir bir takdir yetkisi verdiğini ve Anayasa’nın öngördüğü temel hak ve özgürlüklerin herhangi bir ayrımcı muameleye imkân vermediğini eklemektedir.

c) Müdahil taraflar

  1. Madde 19 (Article 19), Küresel Mücadeleler ve Hukuk için Miller Enstitüsü (The Miller Institute for Global Challenges and the Law) ve İnsan Hakları İzleme (Human Rights Watch) örgütleri, genel ahlak kavramının gelişimci niteliği bakımından, bu kavramın yalnızca çoğunluğun menfaatlerini değil, tüm toplumun menfaatlerinin çeşitliliğini yansıtması gerektiğini ileri sürmektedirler. Örgütler, çoğulcu bir demokrasinin genel ahlakın değiştirilemez tek bir vizyonunu desteklememesi ve bu türden bir bakış açısını kabul ederek, ifade özgürlüğünü sansürlememesi gerektiği kanısına varmaktadırlar.
  2. Müdahil taraflar ayrıca, Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin ve diğer dünya ülkelerinin uygulaması çerçevesinde ve uluslararası ve bölgesel kuruluşların bünyesinde konuya ilişkin gözlemlenen uluslararası eğilime göre, yalnızca genel bir şekilde dile getirilen genel ahlak kavramına dayanan ve herhangi bir delile dayanmayan sınırlayıcı tedbirlerin, hâlihazırda kabul edilemez olarak değerlendirildiğini ileri sürmektedirler. Müdahil taraflar, bu görüşe göre, genel ahlak kavramına başvurulmasının, yalnızca topluma yönelik gerçek ve özel bir zararın varlığının kanıtlanabilmesi ve alınan tedbirlerin bu zarar bakımından orantılı olması halinde haklı gösterildiğini ifade etmektedirler. Bu eğilimi dikkate alarak, söz konusu taraflar, ulusal makamların suçlamalarda bulunamayacaklarını ve yayınların belirli bir tarihte ve yerde toplumun bir kısmına yönelik oluşturabileceği özel ve bireysel zararı kanıtlamaksızın, yayınlara el koyamayacaklarını ileri sürmektedirler.
  3. Müdahil taraflar öte yandan, bölgesel ve uluslararası modern standartlara göre, genç halkın cinsel içerikli araçlara erişimine ve bu araçları kullanmalarına yönelik getirilen mutlak yasakların kabul edilebilir olmadığını belirtmekte ve genç halkın bazı araçlara erişim hakkına sahip olmaları gerektiğini eklemektedirler. Dolayısıyla taraflar, reşit olmayanların korunmasının bu konuya ilişkin geniş ve mutlak bir yasağı haklı gösteremeyeceği ve bu tür bir tedbir alınmadan önce, makamların yayının reşit olmayanlar üzerinde yol açabileceği olumsuz sonuçlara dair delil sunmaları gerektiği kanısına varmaktadırlar. Taraflar, somut olayda, çocukların istismara karşı korunması meşru bir gerekçe olsa bile, Hükümetin Kaos GL dergisinin bütün nüshalarına el konulmasının nasıl bu amaca hizmet edebildiğini kanıtlaması gerektiğini savunmaktadırlar.
  4. Avrupa ve Amerika hukuk sistemlerinin karşılaştırmalı bir incelemesine dayanarak, müdahil taraflar, müstehcenlik nedeniyle sınırlamaları öngören hükümlerin, belirsiz, mutlak ve soyut nitelikte olduğu, ifade özgürlüğüne sınırlamalar getirmek için kullanıldığı ve bu hükümlerin özellikle LGBT topluluğu gibi ayrımcılığa maruz kalan bir azınlığın bastırılmasını sağladığında, cinselliğin temel hak olarak ifade edilmesi konusunda çağdaş hukuka uygun olmadığı kanaatine varmaktadırlar. Taraflar son olarak, homoseksüel ilişkiler konusunda ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın genel ahlakın korunması açısından gerekli olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varmaktadırlar.

2. Mahkeme’nin değerlendirmesi

a) Genel ilkeler

  1. Mahkeme öncelikle, ifade özgürlüğü konusundaki yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (bk., diğer kararlar arasında, Morice/Fransa [BD], No. 29369/10, § 124, 23 Nisan 2015, Delfi AS/Estonya [BD], No. 64569/09, § 131, AİHM 2015, ve Perinçek/İsviçre [BD], No. 27510/08, § 196, AİHM 2015 (özetler)).
  2. Mahkeme ardından, Sözleşme’nin 10. maddesinin – özellikle haber ve görüş alma ve verme özgürlüğü çerçevesinde – her çeşit kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve görüşlerin toplumda karşılıklı olarak ifade edilmesine imkân veren sanatsal ifade özgürlüğünü kapsadığını hatırlatmaktadır (Müller ve diğerleri/İsviçre, 24 Mayıs 1988, § 27, A serisi No. 13). Mahkeme yine, bir sanat eseri yapan, bunu yorumlayan, yayımlayan veya sergileyen kişilerin, demokratik bir toplumda kaçınılmaz olan görüş ve fikir alışverişine katkıda bulunduklarını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, devlet ilgililerin ifade özgürlüklerine haksız olarak müdahale etmemekle yükümlüdür (bk., diğer kararlar arasında, Vereinigung Bildender Künstler/Avusturya, No. 68354/01, § 26, AİHM 2007‑II, ve yukarıda anılan Müller kararı, §§ 32-33).
  3. Mahkeme, sanatçı ve bu sanatçının eserlerini destekleyen kişilerin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen sınırlamalara maruz kalabileceklerini yeniden ifade etmektedir. İfade özgürlüğünden yararlanan bir kişi, gerçekte, bu fıkrada yer alan ifadelere göre, kapsamı duruma ve kullanılan yönteme bağlı olan “görev ve sorumluluklar” üstlenmektedir; Mahkeme, demokratik bir toplumda ihtilaf konusu cezanın gerekliliğini denetlerken bu durumu göz ardı edemeyecektir (Akdaş/Türkiye, No. 41056/04, § 26, 16 Şubat 2010).
  4. Ahlakın korunmasına ilişkin olarak, Mahkeme, Müller kararının (yukarıda anılan karar, § 35) verildiği tarihte olduğu gibi hâlihazırda, çeşitli Sözleşmeci devletlerin hukuki ve sosyal düzeninde bu bağlamda benzer bir kavram aramalarının bir sonuç vermeyeceğini yeniden ifade etmektedir. Devletlerin ahlaki gereklilikler konusundaki fikri, zaman ve mekâna göre farklılık göstermekte ve genellikle, aynı devletin bünyesinde, çeşitli kültürel, dini, hukuki veya felsefi toplulukların varlığının göz önünde bulundurulmasını gerektirmektedir. Kendi ülkelerinin zinde kuvvetleriyle doğrudan ve sürekli temas halinde olmaları sayesinde, devlet makamları, ilke olarak, buna cevap vermeye yönelik bir “sınırlamanın” veya “cezanın” “gerekliliği” hakkında olduğu gibi, bu gerekliliklerin tam içeriği hakkında da karar vermek için uluslararası hâkime nazaran daha iyi konumda bulunmaktadırlar (yukarıda anılan Akdaş kararı, § 27).
  5. Mahkeme son olarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin, yayımlamaya daha önceden getirilen her türlü sınırlamayı yasaklamadığını hatırlatmaktadır. Söz konusu maddede yer alan “koşullar, “sınırlamalar”, “engellemek” ve “önleme” şeklindeki ifadeler ile Sunday Times/Birleşik Krallık (No. 1)(26 Nisan 1979, A serisi No. 30) ve markt intern Verlag GmbH ve Klaus Beermann/Almanya (20 Kasım 1989, A serisi No. 165) kararları da bu hususu kanıtlamaktadır. Bu türden sınırlamalar, bununla birlikte, Mahkeme tarafından daha titiz bir inceleme yapılmasını gerektirecek kadar büyük tehlikeler sunmaktadır (Ekin Derneği/Fransa, No. 39288/98, § 56, AİHM 2001‑VIII). Bilgi geçicidir ve kısa bir süre için bile olsa yayımlanmasının gecikmesi, bilginin değerinin ve yararının büyük ölçüde azalmasına sebep olabilecektir (Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 47, AİHM 2012).

b) Yukarıda belirtilen ilkelerin somut olaya uygulanması

  1. Mahkeme, Kaos GL dergisinin 28. sayısının bütün nüshalarının toplatılmasının, Sözleşme’nin 10. maddesinin 1. fıkrasıyla korunan, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmesinin taraflar arasında tartışma konusu yapılmadığını tespit etmektedir. Bu türden bir müdahale “kanunla öngörülmediği”, 10. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını hedeflemediği ve “demokratik bir toplumda gerekli” olarak kabul edilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmektedir.

i. Kanunla öngörülen müdahale

  1. Mahkeme, yerel makamların Anayasa’nın 28. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca Kaos GL dergisinin 28. sayısının nüshalarına el koyduklarını kaydetmektedir (yukarıda 8-9. paragraflar). Dolayısıyla Mahkeme, öngörülebilirliği başvuran tarafından şikâyet konusu edilen Ceza Kanunu’nun 226. maddesine yapılan atıfın somut olayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı kanısına varmaktadır.
  2. Mahkeme ardından, derginin nüshalarının toplatılmasının, Basın Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasının müstehcenlik suçu nedeniyle bu türden bir tedbire izin veremeyeceği gerekçesiyle yasaya aykırı olduğu yönündeki başvuranın argümanının, Türk hukukunda üstün bir hükmün varlığının tespitine dayanmadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda 21. paragraf). Mahkeme gerçekte, Anayasa’nın 28. maddesinin, bir yandan, soruşturma veya kovuşturmaların kanunda belirtilen suçlardan biri çerçevesinde açılması durumunda hâkimin kararı üzerine ve diğer yandan, gecikmenin, diğerlerinin yanı sıra genel ahlâkın korunması açısından sakıncalı olması halinde bu amaçla kanun tarafından açıkça yetkili kılınan merciin emri üzerine, süreli veya süresiz bir yayına el koyma imkânını öngördüğünü tespit etmektedir (yukarıda 19. paragraf).
  3. Bu nedenle Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında kanunla öngörüldüğü kanaatine varmaktadır.

ii. Meşru bir amaç izleyen müdahale

  1. Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin genel ahlakının korunması yönünde meşru bir amaç izlediğini kabul edebilmektedir (yukarıda anılan Müller ve diğerleri kararı, § 39).

iii. “Demokratik bir toplumda gerekli olan” müdahale 

  1. Mahkeme öncelikle, somut olayda, başvuran tarafından yayımlanan Kaos GL dergisinin 28. sayısının bütün nüshalarına 24 Temmuz 2006 tarihinde yerel makamlar tarafından el konulduğunu kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, toplatma kararını veren Sulh Ceza Mahkemesi’nin, söz konusu sayının “pornografi” dosyası çerçevesinde yayımlanan bazı yazı ve resimlerin içeriğinin genel ahlakın korunması ilkesine aykırı olduğu kanısına vardığını saptamaktadır (yukarıda 9. paragraf). Mahkeme ardından, derginin nüshalarına el konulmasına yalnızca, derginin yazı işleri müdürü hakkında açılan ceza davası çerçevesinde, Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28 Şubat 2007 tarihli kararının kesinleşmesi halinde son verilmesi gerektiğini kaydetmektedir (yukarıda 17. paragraf). Mahkeme yine, söz konusu kararın 29 Şubat 2012 tarihli Yargıtay kararının ardından kesinleştiğini tespit etmektedir (yukarıda 18. paragraf).
  2. Başvuranın ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın “gerekliliğinin” mevcut davada ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için Mahkeme esasen, ulusal hâkim tarafından kabul edilen gerekçeyi göz önünde bulundurmalıdır (Sapan/Türkiye, No. 44102/04, § 37, 8 Haziran 2010). Oysa somut olayda, yerel mahkemelerin kararlarından hareketle, derginin ilgili sayısında yer alan hangi yazı ya da hangi resmin ne sebeple genel ahlaka zarar verdiğini belirlemek mümkün değildir. Gerçekte, Sulh Ceza Mahkemesi’nin toplatma kararı, hâkimin, derginin içeriğinin genel ahlakın korunması ilkesine uygunluğunu ayrıntılı şekilde incelemeye özen gösterdiğinin düşünülmesini sağlayacak herhangi bir unsur içermemektedir. Sulh Ceza Mahkemesi, derginin bu sayısında yer alan hangi yazı ya da hangi resmin genel ahlaka aykırı olduğunu açıklamamaktadır (yukarıda 9. paragraf). Başvuran tarafından toplatma kararına karşı yapılan itirazı reddeden Asliye Ceza Mahkemesi kararı, bu bağlamda herhangi bir ayrıntı veya gerekçe de içermemektedir (yukarıda 14. paragraf).
  3. Dolayısıyla, verilen kararlar gerekçelendirilmediğinden, ulusal hâkimin başvuranın ifade özgürlüğünü sınırlamadan önce dikkate alınması gereken kriterleri gerektiği gibi incelediği yönündeki iddia kabul edilemeyecektir. Bu nedenle Mahkeme, genel ve nedensiz bir şekilde ileri sürülen genel ahlakın korunması yönündeki gerekçenin, beş yıldan fazla bir süre boyunca derginin 28. sayısının bütün nüshalarına ilişkin toplatma ve el koyma tedbirini haklı göstermek için yeterli olmadığı kanaatine varmaktadır.
  4. Bu sonucun ötesinde, ihtilaf konusu yayını bizzat inceleyerek (benzer bir yaklaşım için bakınız, Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, § 56, 6 Temmuz 2010) Mahkeme, derginin söz konusu sayısının bir bütün olarak değerlendirildiğinde, eleştirel ve analitik yazılar aracılığıyla, farklı yaklaşımlara ve özellikle LGBT kişilerin yaklaşımlarına göre pornografi konusunu ele aldığını tespit etmektedir. Mahkeme, ihtilaf konusu yayının aynı zamanda, açık içerikli birkaç resmi, bilhassa her ikisi de ressamın kendisini temsil eden iki erkeğin cinsel eylemini gösteren ve 15. sayfada yayımlanan bir resmi içerdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu resimlerin, özellikle söz konusu resmin, entelektüel ve sanatsal niteliğine rağmen, bilgi sahibi olmayan bir toplumun duyarlılığını zedeleyecek nitelikte olduğunun değerlendirilebileceği kanısına varmaktadır. Mahkeme’ye göre, LGBT topluluğunun cinselliğini konu edinen yazıların içeriği ve kullanılan bazı resimlerin açık niteliği dikkate alındığında, derginin 28. sayısı, toplumun belirli bir zümresini hedefleyen spesifik bir yayın olarak değerlendirilebilmektedir.
  5. Yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak Mahkeme, söz konusu derginin tüm topluma uygun olmadığı ve öte yandan başvuranın bu durumu kabul ettiği kanısına varmaktadır (yukarıda 36. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, derginin nüshalarının yalnızca küçük bir kısmının gazete bayilerinde satışı amaçlanmış olsa bile, bazı kişi gruplarının özellikle de reşit olmayanların bu yayına erişimini önlemek için alınan tedbirlerin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelebileceğini kabul etmektedir.
  6. Mahkeme bununla birlikte, verilen cezaların niteliği ve ağırlığının da müdahalenin orantılılığının değerlendirilmesi söz konusu olduğunda dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu hatırlatmaktadır (bakınız, örnek olarak, Sürek/Türkiye (No. 1) [BD], No. 26682/95, § 64, ikinci bent, AİHM 1999-IV, ve Chauvy ve diğerleri/Fransa, No. 64915/01, § 78, AİHM 2004-VI). Mahkeme, mevcut davada, toplumun bir kısmının bilhassa reşit olmayanların duyarlılığını koruma gerekliliği genel ahlakın korunması bakımından kabul edilebilir olsa da, toplumun tamamının derginin ihtilaf konusu sayısına erişiminin engellenmesinin haklı gösterilmediği kanısına varmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, yerel makamların, bilgi sahibi olmayan bir toplumun söz konusu dergiye erişimini engellemek amacıyla sayının bütün nüshalarının toplatılmasına nazaran daha hafif nitelikte önleyici bir tedbiri uygulamaya çalışmadıklarını vurgulamaktadır. Bu türden bir tedbirin, örnek olarak, abonelere yönelik nüshaların toplatılması şeklinde değil, 18 yaşın altında olanlara satış yasağı veya 18 yaşın altında olan kişilere yönelik bir uyarı içeren özel bir ambalaj içinde dergiyi satma yükümlülüğü, hatta bir şekilde, bu yayının büfelerden geri çekilmesi biçiminde uygulanması mümkündür.
  7. 28 Şubat 2007 tarihli Ankara Asliye Ceza Mahkemesi kararının düşündürdüğü üzere (yukarıda 17. paragraf), el konulan sayının 18 yaşından küçük olanlara yönelik bir uyarıyla birlikte yayımlanmasının, derginin yazı işleri müdürü hakkında yürütülen ceza davasının sonunda el konulan nüshaların iade edilmesinden sonra, yani 29 Şubat 2012 tarihli Yargıtay kararının ardından mümkün olduğu varsayılsa bile, Mahkeme, derginin nüshalarına el konulmasının ve derginin yayımlanmasında meydana gelen beş yıl yedi aylık gecikmenin izlenen amaçla orantılı olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varmaktadır (bakınız, gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla (mutatis mutandis), Alınak/Türkiye, No. 40287/98, § 46, 29 Mart 2005 ve Vereinigung Bildender Künstler/Avusturya, No. 68354/01, § 37, 25 Ocak 2007).
  8. Yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak Mahkeme, Kaos GL dergisinin 28. sayısının bütün nüshalarının toplatılmasının, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirildiği ve Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında “demokratik bir toplumda gerekli” görülmediği kanaatine varmaktadır.

Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİYLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesine dayanarak, başvuran, üyelerinin cinsel yönelimine dayalı bir ayrımcılığa maruz kalmasından şikâyetçi olmaktadır.
  2. Tek başına değerlendirilen Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönünde vardığı sonucu dikkate alarak Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği ve esası hakkında inceleme yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım Ve Tanıtım AŞ./Türkiye, No. 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00 ve 64184/00, § 86, 30 Mart 2006).

SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,

“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

  1. Başvuran, herhangi bir adil tazmin talebi sunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekmediği kanısına varmaktadır.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun, başvuran tarafından yayımlanan derginin 28. sayısının nüshalarının toplatılmasına ilişkin Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
  2. Sözleşme’nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasının incelenmesine gerek olmadığına;
  3. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
  4. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 22 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

Stanley Naismith Nebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdürü Görevde olan Başkan

Küçük Kaynarca Antlaşması

0
Küçük Kaynarca Antlaşması
Madde 1
İki devlet arasında süregelen her türlü düşmanlığa sonsuza dek son verilecek, iki tarafın askerî çarpışmalarından doğan zararlar unutulacak ve iki devlet de bunun intikamını almaya çalışmayacaktır. Düşmanlık, yerini karada ve denizde barışa bırakacaktır. Her iki taraf da antlaşmanın maddelerine özenle uyacaktır. Hiçbir taraf düşmanlığa kalkışmayacağı gibi, birbirini aleyhine hiçbir girişimde bulunmayacaktır. İki taraf da ele geçirdiği mahkumları serbest bırakacak ve malları geri verilecektir. Ayrıca başkaları tarafından da saldırıya uğranması önlenecektir.
Madde 2
Antlaşmanın tasdiknamelerinin mübadelesinden sonra, iki devletin tebaasından birisi suç veya ihanet dolayısıyla ötekine sığındığı takdirde Osmanlı’da İslamiyet’i benimseyenlerle Rusya’da Hristiyan olanlardan gayrısı hiçbir gerekçeyle kabul veya himaye edilmeyecek ve derhal geri gönderilecektir. Böylelikle iki devlet arasında olan soğukluğa izin verilmeyecektir.
Madde 3
  1. Kırım, Bucak, Koban, Bedisat, Canboyluk, Yedigün kabileleri ve Tatar toplulukları iki devletçe serbest sayılacak ve hiçbir başka ülkeye bağlı olmadıkları kabul edilecektir. Tatar toplulukları halkın oyu ile Cengiz soyundan seçilen Hanlara katılacaktır. Ayrıca bu topluluklar bir başka ülkeye hesap vermeyecek, iç işlerine ne Rusya, ne de Osmanlı karışamayacaktır. Ancak yeri geldiğinde sadece mezhep işlerinde İslam kurallarına dahil edilecektir.
  2. Kırım, Koban taraflarında istila olunan bütün kaleler ve kasabalar, Özü Kalesi, Osmanlı’nın yetkisinde kalacaktır. Bu antlaşmanın onaylanmış nüshaların mübadelesinden sonra Rusya, tüm askeri birliklerini Tatar memleketlerinden çekecek; Kırım, Koban, Tamam’ın kale ve kasabalarından Osmanlı feragat edecek ve bu topraklara Osmanlı herhangi bir askerini buraya göndermeyecektir.
Madde 4
Her devlet, kendi memleketinde uygun göreceği düzeni icra edecektir. İki ülke de istediği her yerde kasaba, kale inşa edebileceği gibi, buraların tamirini de yapabilecektir.
Madde 5
Bu antlaşmanın yapılmasıyla dostluk kurulduktan sonra Rus Devleti orta elçi payesinde bir temsilciyi sürekli olarak İstanbul’da bulundurabilecektir. Bir elçiye mutad olan merasim ve riayet ifa olunur. Bu elçinin mevkii Hollanda büyükelçisinden sonra gelecek, ancak bu büyük elçinin bulunmadığı durumda Venedik büyükelçisinden sonra gelecektir.
Madde 6
Rus elçisinin hizmetinde bulunanlardan birisi hırsızlık veya büyük bir suç işlediği takdirde eşya elçi tarafından beyan olunacak tarzda tamamen geri alınacaktır. Sarhoşluk halinde Müslümanlığı kabul etmek arzusunda bulunanlar İslam dinine kabul olunmayıp, sarhoşlukları geçtikten sonra bu husus elçi tarafından gönderilecek bir adamın yanında tekrar ederse kabul olunacaktır.
Madde 7
Osmanlı Devleti, Hristiyan dininin hakkına saygı ve kiliselerini siayet edecek; Rus elçisi her ihtiyaçta kiliselerin korunması yardımcılarının korunması konusunda danışmada bulunabilecektir. Bu danışma, komşu ve dost bir devlet başkanının samimi isteği olarak Osmanlı tarafından kabul olunacaktır.
Madde 8
Gerek Rus rahipler, gerek başka halklardan olan insanlar Kudüs ve ziyarete değer olan makamları ziyaret edebilecektir. Bu yolculardan ne Kudüs’te, ne de yolda hiçbir nam altında haraç veya cizye alınamayacaktır. Ayrıca başka devletlerce verilen fermanlar, bunlar hakkında da uygulanacaktır. Osmanlı topraklarında her türlü müdafaa ve saldırıdan masun olup şeriat hükümleri gerekliliğince himaye edilebilecek ve korunabilecektir.
Madde 9
İstanbul’daki Rus elçilerinin çevirmenleri hangi milletten olursa olsunlar iki devlete de hizmet etmek zorunda olduğundan saygı ve itibar göreceklerdir. Oğullarının işlediği suçlardan dolayı ayıplanmayacaktır.
Madde 10
Bu antlaşmadan imza olunup başkumandanlara iletilinceye kadar bir çarpışma ve istila yaşanırsa geçerli kılınmayacaktır.
Madde 11
  1. İki memleketin denizlerinde her iki devletin gemileri serbestçe seyir edeceklerdir. Rus gemileri Karadeniz’den Akdeniz’e ve Akdeniz’den Karadeniz’e geçebilecekler, bütün limanlarda durabileceklerdir.
  2. Osmanlı topraklarında Fransa ve İngiltere gibi ziyade müsaadeye mazhar olmuş devletlere ait dokunulmazlıklar Ruslara da uygulanacaktır. Rus gemileri Tuna Nehri’nde de seyir edebileceklerdir.
  3. Başka milletlerden alınan vergi, Rus gemilerinden de alınacaktır. Rus tacirleri her türlü malı bu vergiyi ödedikten sonra nakil ve ihraç edebilecekler, bütün denizlerde gemilerin serbestçe hareketine saygı gösterilecek, her iki devlet kendi tacirlerine iş icabı kalmak istedikleri kadar oturmalarına izin verecektir. Diğer dost milletlerden tanınmış olan serbestlikler Rus tüccarına da tanınacaktır. Osmanlı, Rusya’nın uygun göreceği yerlerde konsolos veya konsolos vekili bulundurmasına izin verecektir. Bu konsoloslara öteki devlet konsoloslarına tatbik edilen merasim uygulanacaktır.
  4. Maiyetlerinde padişah tarafından berat verilmiş çevirmenler bulunduracaklardır. Bu çevirmenler başka devlet çevirmenlerinin sahip oldukları dokunulmazlıklara sahip olacaklardır. Osmanlı halkına da Rusya’da mutad vergiyi ödedikten sonra ticaret yapmalarına izin verilecektir. Denizde kazaya uğrayan gemilere her iki taraf da yardım edecektir.
Madde 12
Trablusgarp, Tunus ve Cezayir ile Rusya ticaret anlaşması yapmak istedikleri takdirde böyle anlaşma yapmasına Osmanlı yardım edecek ve bu ocaklar hakkında Osmanlı kefil kalacaktır.
Madde 13
 Bütün anlaşmalarda, Rus imparatoriçesine Osmanlı Türkçesinde Rusların padişahı tabiri kullanılacaktır.
Madde 14
Başka devletler gibi Galata tarafında, Beyoğlu yolunda Ruslar bir kilise inşa ettirebilecektir. Bu kilise ilelebet Rus elçisinin himayesinde olup her türlü müdahale ve taarruzdan emin olacaktır.
Madde 15
Sınırların belirlenmesi sırasında beklenmeyen nedenlerle zarara uğrayanlar olursa bunları ödemeye iki devlet karar vermişlerdir. Böyle hallerde sınırda bulunan hakim veya müfettiş hadiseyi tahkik edecek ve geciktirmeden kişilerin hakkı ödenecektir. Bu türlü olaylar bu antlaşmanın yürümesini engellemeyecektir.
Madde 16
Bucak, Akkirman, Kili, İsmail kaleleriyle öteki köy ve kasabalar bütün eşyalarıyla beraber Rusya tarafından Osmanlı’ya geri verilecektir. Bender kalesi de Osmanlı’ya geri verilecektir. Eflak ve Boğdan bütün kaleleri kasaba ve köyleri tüm eşyalarıyla Osmanlı’ya geri verilecektir. Osmanlı aşağıdaki şartlara bu memleketleri kabul edecek ve bu şartları tam olarak yerine getirecektir.
a) Bu iki Voyvodalık halkının işledikleri suçlar, tamamıyla affedilecek. Payeleri ve malları kesinlikle kendilerine verilecektir.
b) Hristiyan diyaneti serbest olarak icra edilecek yeni kiliseler yapılmasına ve eskilerin tamirine engel olunamayacaktır.
c) Manastırlara ait olan İbrail ve Hotin arasındaki arazi geri verilecektir.
d) Rahiplere ait olan ayrıcalıklar geçerli olacaktır.
e) Memleketi terk etmek isteyen hanedanlar eşyalarını serbest olarak çıkarabilecekler ve eşyalarını taşımaları için bir sene mühlet verilecektir.
f) Eski vergilerden hiçbir şey tahsil olunmayacaktır.
g) Savaş esnasında halkın karşılaştığı zararlar karşılanacaktır.
h) Dokunulmazlık devresi geçtikten sonra cizyelerin tayininde Osmanlı Devleti insaf ve mürüvvetle hareket edecek ve cizyeler iki senede bir ve Mebusların aracılığı ile ödenecek. Bu cizyeler ödendikten sonra hiçbir paşa ya da hakim, hiçbir nam altında kendilerinden bir şey talep edilmeyecektir. Dördüncü Mehmet zamanında verilen ayrıcalıklar devam edecektir.
i) Voyvodaların İstanbul’da Rum mezhebinde birer maslahatgüzarları bulunacaktır. Bunlar hakkında Osmanlı mürüvvetle muamele edecek ve kendileri her türlü savaştan emin tutulacaktır.
k) Osmanlı, Rus elçiliklerinde bu iki voyvodalıktan koruma etme izni verir. İki devlet arasındaki dostluğun icabınca elçilerinin isteklerine saygı duyacaktır.
Madde 17
Rusya, elinde bulunan Akdeniz adalarını Osmanlı Devleti’ne iade edecektir. Osmanlı Devleti de bu devletin kabahatlerini affedecek ve Osmanlı aleyhine giriştikleri hareketi tamamen unutacaktır. Hristiyan diyanetine hiçbir tazyik yapılmayacak, kiliselerin onarılmasına ve yenilenmesine engel olunmayacak, bu kiliselerde hizmet eden kişilere de asla bir müdahale ve taarruz yapılmayacaktır. Bu adalar halkından hiçbir vergi alınmayacaktır. Adaları terk edip başka yerlere göç etmek isteyenlere mallarını taşıma izni verilecektir. Rus donanması üç ay içinde bu adalardan ayrılacak ve bu donanmanın bir şeye gereksinimi olursa Osmanlı olanakları dahilinde yardım edecektir.
Madde 18
Özü suyu boğazında vaki Kalberden kalesi ve bu nehrin su kıyısında yeter arazi ile Aksu ve Özü arası da boş saha Rusya’ya verilecektir.
Madde 19

Kırım’da vaki Yenikale ve Kireç limanları içlerinde mevcut eşya ve topraklarıyla, Karadeniz’den başlayıp Buhaça’ya ve buradan geçecek Azak Denizi’ne kadar çizilecek bir düz çizgi dahilinde bütün topraklar Rusya’ya verilecektir.

Madde 20
Miladın 1700 senesi Hicri 1300 senesi Tolstoy ile Acu muhafızı tarafından imzalanan senet gereğince Azak Kalesi eski sınırıyla sonsuza kadar Rusya’da kalacaktır.
Madde 21
Büyük Kabarta ve Küçük Kabarta isimli Tatar topluluğuyla etraflarındaki toprakların Rusya’ya tahsisi Kırım Hanları’nın ve Tatar başlarının iradesine bırakılacaktır.
Madde 22
İki devlet arasında eskiden yapılmış ahitnameler, Belgrat Kalesi’nde yapılan ahitname ve bunlardan sonra yapılacak anlaşmalar ahkamı iki devletçe ortadan kaldırılıp unutulacaktır. Bu ahitnamelere göre iki devlet bir hak iddia etmeyeceklerdir. Yalnız Tolstoy ile Hasan Paşa arasında Acu kalesi ve Koban sınırının tayinine dair sözleşme muteber kalacaktır.
Madde 23
Gürcü ve Megril dolaylarında vaki Rusların işgalinde bulunan Bağdatcık, Şehriban ve Kütansi kalelerinin eskiden beri veya uzun süreden beri Osmanlı’ya ait oldukları tahkikatla anlaşılırsa bu kaleler Osmanlı’ya verilecektir.
Madde 24
İşbu antlaşma tasdiknamelerinin verilişinden sonra Rus askeri bu kaleleri boşaltacaktır. Osmanlı da şunu taahhüt eder ki, harp süresince buranın halkından Osmanlı aleyhine hareket edenlerin suçları tamamen unutulacaktır. Sonsuza kadar oğlan ve kız vergisi ile cizye ödemeyeceklerdir.
Madde 25
Gürcü ve Megrillerin işgalinde bulunan topraklar ve müstahkem yerler bunlara terk edilecektir. Kiliselerine ve dinlerine hiçbir saldırıda bulunulmayacaktır. Çıldır Paşası ve başka kumandanlar hiçbir bahaneyle bu topraklara saldırmayacaktır.
Madde 26
Antlaşmanın imzasından sonra iki ay içinde Rus başkumandanı mutemet adamlarını göndererek Kalberon kalesini ve o civardaki araziyi tesellüm edecektir. Bu iş iki ay zarfında tamamlanacaktır.
Madde 27
Bu antlaşmanın iki devlet arasında dostluğu ve kuvvetlendirmesi için tasdiknameler büyükelçilerle gönderilecek ve elçiler sınır boyunda eşit muamele göreceklerdir. Rus elçileri Osmanlı nazarında en ziyade izne sahip olan elçilere gönderilen muamele ve saygıyı görecektir. İki tarafın itimat ve muhabbetinin delili olmak üzere elçiler vasıtasıyla karşılıklı olarak devletlerinin şanına layık hediyeler gönderilecektir.
Madde 28
  • Osmanlı murahhasları olan Tevkii Resmi Ahmet ve Reisülküttap İbrahim Münip Efendiler, Rusya’nın murahhaslarının Ligonta ve Ribinin taraflarından bu ebedi antlaşmanın imzasından sonra Sadrazam ve Rus mareşalinin tembihatıyla karada ve denizde her türlü düşmanca hareketin yasaklanması icap etmektedir. Bundan dolayı derhal Sadrazam ve Mareşal tarafından Akdeniz, Karadeniz ve Kırım karşısındaki donanmaya ve öteki harp sahalarına her türlü düşmanlığın durdurulması için elçiler yollanacaktır. Bu elçiler her iki tarafta dokunulmazlıklara sahip olacaktır. Akt olunan bu antlaşmanın nihai imzasına padişah tarafından sadrazam ve Rus padişahı tarafından Mareşal Romancof memur edilmişlerdir.
  • Bu iki zat antlaşmanın altına imzalarını koyacaklar ve antlaşmayı hiçbir değişikliğe uğratmadan ve hiç kimsenin müdahalesine izin vermeden tatbik edeceklerdir. Sadrazam’ın tasdik senedi Türkçe ve İtalyanca yazılacaktır. Antlaşma beş gün veya kabilse daha kısa bir zamanda mübadele olunacaktır.
Son Kısım
Madde 30
  1. Harp ve ihtilafları ortadan kaldıran ve barışı perçinleyen bu vesikayı şu şekilde tamamlarız ki; ahitnamede yazılı 28 madde ve diğer iki kıta nişanı hümayunumda yazılı maddeler şartlarına riayet olunacağı Rusya tarafından murahhasları marifetiyle taahhüt edilmiştir. Bundan dolayı gerek hümayunumuzun, gerekse vükela, beylerbeyi, ümera, asker ve bütün halkımız bu ahitname hilafına hareket etmeyeceklerdir.
  2.  Burada bahis olunan nişan-ı hümayunumda yazılı iki maddeden birisi savaş tazminatıdır ki, bununla Osmanlı senede beşer bin kese akçe olmak üzere Ruslara üç senede on beş bin akça ödemeyi taahhüt etmiştir. İkincisi Akdeniz adalarının Rus donanması tarafından üç ay içinde, mümkün olursa daha kısa sürede boşaltılması Rusya tarafından taahhüt edilmiştir.
Kaynak: Ahmet Cevdet Paşa – Osmanlı İmparatorluğu Tarihi –  I. Cilt – s. 64-70

Adile Ayda

0

Hukukçu, diplomat, akademisyen ve yazar Adile Ayda 7 Mart 1912’de Sankt-Peterburg’ta dünyaya geldi. Hukukçu Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın kızıdır.

Tatar Meclisi’nin dağıtılması ve meclis başkanı babasının Avrupa’ya geçmesi nedeniyle ilk öğrenimini Berlin ve Paris’te tamamladı. 1924 yılında Türkiye’de bir dizi konferans verdiği sırada Atatürk ile tanışan Sadri Maksudi Arsal’ın, Atatürk’ün daveti üzerine ailesini de yanına alarak Türkiye’de çalışmaya başlaması üzerine Adile Ayda da 1924 yılında ailesi ile birlikte Türkiye’ye yerleşti. Eğitimine İstanbul’daki Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde devam etti,. Ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1932 yılında bitirdi.

1932’de Dışişleri Bakanlığı giriş sınavını kazandı ve Türkiye’nin ilk kadın diplomatı oldu. Kadın diplomatların dış ülkelere tayin edilemeyecekleri hakkında bir yönetmelik çıkarılması üzerine 1934’te görevinden istifa etti.

Ankara Devlet Konservatuvarında, Maarif Cemiyeti Koleji’nde ve Ankara Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1943’te doçent oldu. 1957 yılında fakültedeki görevinden istifa etti ve kadın diplomatlar için “Dış ülkelere tayin edilemezler” kaydını kaldırmış olan Dışişleri’ne döndü.

1958’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na delege, 1959’da Lahey ve 1961’de Belgrad Büyükelçilikleri müsteşarı, 1963’te Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

Genel müdür vekilliği yaptığı 1966 yılında, İtalya devletinden Liyakat Nişanı aldı ve 1967’de, elçi olarak Roma’ya tayin edildi. 1976 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından Cumhuriyet Senatosu’na Kontenjan Senatörü olarak seçildi ve 1980’e kadar bu görevi sürdürdü.

5 Kasım 1992’de Ankara’da yaşamını yitirdi.

Cumhuriyet ve Tercüman Gazeteleri ile Hisar dergisinde çeşitli konularda ve özellikle sanat ve edebiyat üzerine yazılar yayınladı. Diplomatik kimliğinin yanında edebiyat dünyasında da kalıcı izler bıraktı. Yazar ve akademisyen Gönül Pultar’ın ise annesidir. Babası Sadri Maksudi Arsal’ın biyografisini yazmış ve bu eser daha sonra Rusçaya da çevrilmiştir.

Eserleri

  • “L’Influence de Victor Hugo sur Mallarmé.” Dialogues. İstanbul, 1953.(Fransızca)
  • Le Drame Intérieur de Mallarmé ou l’Origine des Symboles Mallarméens. İstanbul: La Turquie Moderne, 1955.(Fransızca)
  • Un Diplomate Turc Auprès du Roi-Soleil. İstanbul, 1956.(Fransızca)
  • “Molière et l’Envoyé de la Sublime Porte.” Les Divertissements de Cour au XVIIe Siècle. Actes du VIIIe Congrès de l’Association Internationale des Études Françaises, Paris, 3-5 septembre 1956 in Cahiers de l’Association Internationale des Études Françaises, 9 (juin 1957). 103-116.(Fransızca)
  • Yahya Kemal. Kendi Ağzından Fikirleri ve Sanat Görüşleri. Ankara: Ajanstürk Yayınları, 1962.
  • Les Étrusques Étaient-ils des Turcs? Paris: 1971.(Fransızca)
  • Etrüskler Türk mü idiler? Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1974.
  • Yahya Kemal’in Fikir ve Şiir Dünyası. Ankara: Hisar Yayınları, 1979.
  • Böyle İdiler Yaşarken. Ankara: 1984.
  • Les Étrusques Étaient des Turcs. Preuves. Ankara: 1985.(Fransızca)
  • Atsız’dan Adile Ayda’ya Mektuplar (derleme). Ankara: 1988.
  • Türklerin İlk Ataları. Ankara: 1987.
  • Sadri Maksudi Arsal. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları Türk Büyükleri Serisi, 1991.
  • Etrüskler (Tursakalar) Türk İdiler. Din ve Dil ile İlgili Deliller. Ankara: 1992, Boyut Yayınları
  • Садри Максуди Арсал. Перевод (Çeviren) В.Б. Феоновой. Москва: 1996.(Rusça)
  • Bir Demet Edebiyat. Makaleler. Halil İnalcık’ın önsözü ile. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1998.

Sülün Osman

0
Alınteri ile Yaşamak
Sülün Osman cezaevinde konferans verirken

Sülün Osman (gerçek adıyla Osman Ziya Sülün, 1923 – 1984), Türkiye’nin en meşhur dolandırıcılarından biridir. Yaşamı boyunca işlediği sıra dışı ve bir o kadar da zekice kurgulanmış dolandırıcılık olayları nedeniyle halk arasında “Dolandırıcılar Kralı” olarak anılmıştır.

1923’te İstanbul’da doğmuştur. İlk dolandırıcılığını 1948’de, Fatih’te yeni kiraladığı evin sahibini kandırarak yapmıştır.

1950’li ve 1960’lı yıllarda İstanbul’da gerçekleştirdiği hayali satış ve kiralamalarla ün kazanmıştır.  Sülün Osman, insanları “gerçek olamayacak kadar cazip” tekliflerle insanları kandırmasıyla meşhur olmuştur.

Galata Kulesi’ni saf vatandaşlara satmış, İstanbul Tramvaylarını kiralamış, kent meydanlarındaki saatleri, şehir hatları vapurlarını ve hatta Taksim Meydanı’ndaki bankları bile “sahibiymiş” gibi başkalarına para karşılığı devretmiştir. Hayatı ve dolandırıcılıkları birçok filme konu olmuş, Kemal Sunal’ın filmlerinde de yer almıştır

Dolandırıcılıklarının temelinde, insanların kolay yoldan kazanç elde etme hırsı ve sorgulamadan inanma eğilimi bulunmaktadır. Jet Fadıl’ın on yıllar önceki versiyonudur. Arkasından daha profesyonelleri geldi. Ünlü dolandırıcı hapisteyken 20 Nisan 1962’de, Alınteri ile Yaşamak konulu konferans vermeyi de ihmal etmemiştir.

10 Ocak 1984’te Beyoğlu’nda sürekli kaldığı otelde kalp krizinden ölmüş ve kimlik taşımadığı için kimsesizler mezarlığına gömülmüştür.

Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi İçin İlkeler

0

Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi İçin İlkeler, 17 Aralık 1991 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. (Akıl Hastası Kişilerin Korunması ve Akıl Sağlığı Bakımının Geliştirilmesi için Prensipler)

Metnin Türkçe’ye çevirisi, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanları Derneği adına Merve Sisli tarafından kazandırılmıştır. (Principles for the Protection of Persons with Mental Illness and the Improvement of Mental Health Care)

Tüm dünya tarafından kabul edilen uluslararası bir insan hakları belgesidir. Bu ilkeler, ruh sağlığı sorunları olan bireylerin haklarını korumayı ve onlara sağlanan sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmayı amaçlamaktadır. İlkeler, Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen standartlar ve rehberlerdir. Bu prensipler, akıl hastalığına sahip kişilerin onur ve haklarının korunmasını sağlamak için geliştirilmiştir.

RUHSAL HASTALIĞI OLAN KİŞİLERİN KORUNMASI VE RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN İLKELER

Birleşmiş Milletler Genel Kurul 75. Olağan Toplantı

17 Aralık 1991 (A/RES/46/119)

Principles for the Protection of Persons with Mental Illness and the Improvement of Mental Health Care

46/119. Ruhsal hastalığı olan kişilerin korunması ve ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi

Genel Kurul,

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni,

Engelli Bireylerin Hakları Deklarasyonu ve Herhangi bir Alıkonulma ve Tutukluluk Halinde Olan Kişilerin Korunması için İlkeler gibi ilgili diğer belgeleri akılda tutarak,

Ruhsal hastalık nedeniyle alıkonulan kişilerin korunmasına ilişkin kılavuz ilkelerin oluşturulması amacıyla İnsan Hakları Komisyonunun Ayrımcılıkla Mücadele ve Azınlıkların Korunması Altkomitesi tarafından bir çalışma yapılmasını istediği 14 Aralık 1978 tarihli 33/53 sayılı kararını anımsatarak,

Aynı zamanda Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt komitesi tarafından Komisyon’a sunulan taslağa dayanarak İnsan Hakları Komisyonunun oluşturduğu çalışma grubunun hazırladığı Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için Taslak İlkeleri memnuniyetle karşıladığı 14 Aralık 1990 tarih ve 45/92 sayılı kararını hatırlatarak,

İnsan Hakları Komisyonunun, çalışma grubu tarafından kendisine sunulan taslak ilkeler ve çalışma grubunun raporunu Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla Genel Kurul’a iletme kararı aldığı 5 Mart 1991/46 sayılı kararını not ederek,

Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, çalışma grubunun hazırladığı taslak ilkeleri ve raporu Genel Kurul’a iletme kararı aldığı 31 Mayıs 1991 tarih ve 1991/29 sayılı Kararını göz önünde bulundurarak,

Taslak İlkelerin Genel Kurul tarafından kabul edilmesinin ve tam metnin mümkün olduğunca yayılmasının ve hükümetlerin ve tolumun çoğunluğunun yararına olan eşdeğer belgelerle aynı zamanda basılmasının tavsiye edildiği İnsan Hakları Komisyonu’nun 1997/46 sayılı kararı ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 1991/29 sayılı kararını not ederek,

Genel Sekreter’in notunu, taslak ilkelerin yer aldığı eki ve giriş bölümü göz önünde bulundurarak,

1. Mevcut karara ek Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için İlkeleri kabul eder.

2. Genel Sekreter’den, İlkelerin yer aldığı metnin giriş bölümüyle birlikte “İnsan Hakları: Uluslararası Araçların Derlenmesi” başlıklı yayının bir sonraki baskısına dâhil edilmesini talep eder.

3. Genel Sekreter’den, İlkelerin mümkün olduğunca yayılmasını ve Giriş Bölümünün Hükümetlerin ve toplumun çoğunluğunun yararına olan eşdeğer belgelerle aynı zamanda yayımlanması ister.

EK
Ruhsal Hastalığı Olan kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için İlkeler
Uygulama

Bu ilkeler engellilik, ırk, renk, cinsiyet, dil, inanç, siyasi ya da felsefi düşünce, ulusal, etnik ya da toplumsal köken, hukuki ya da sosyal statü, yaş, servet veya doğum vb. temelinde ayrımcılık yapılmadan uygulanır.

Tanımlar

Bu İlkelerde:

(a) “Avukat” yasal veya nitelikli temsilci anlamına gelir.
(b) “Bağımsız kurum” kanun tarafından belirlenmiş yetkili ve bağımsız bir kurum anlamına gelir.
(c) “Ruh sağlığı hizmetleri” bir kişinin akli denge durumunun incelenmesi ve tanı koyulması, akıl ve ruh hastalığı veya muhtemel akıl ve ruh hastalığı için tedavi edilmesi, bakılması ve rehabilite edilmesini kapsar.
(d) “Ruh sağlığı kurumu” ruh sağlığı hizmetleri veren bütün kurumları veya kurumların birimleri anlamına gelir.
(e) “Ruh sağlığı çalışanları”, tıp doktoru, klinik psikolog, hemşire, sosyal hizmet uzmanı veya akıl ve ruh sağlığına ilişkin özel becerileri olan uygun eğitim almış kalifiye personel anlamına gelir.
(f) “Hasta”, ruh sağlığı hizmetlerinden faydalanan ve ruh sağlığı kurumuna yatırılan herkes anlamına gelir.
(g) “Kişisel temsilci”, hastanın menfaatlerini her şekilde temsil etmesi veya hasta adına hakları kullanması için kanun tarafından görevlendirilmiş kişilerdir ve kanunda başka bir hüküm yoksa küçüğün ailesini veya vasisini kapsar.
(h) “Denetleme organı” hastanın ruh sağlığı kurumuna zorla yatırılmasını veya kurumda zorla tutulmasını incelemek üzere İlke 17’ye göre kurulan organdır.

Genel Sınırlandırma Hükmü

Bu ilkelerde düzenlenen hakların kullanılması ancak kanunla, ilgili kişinin veya başkalarının sağlığının veya güvenliğinin korunması veya kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, kamu sağlığının, kamu ahlakının veya başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin korunması için sınırlandırılabilir.

İlke 1
Temel Hak ve Özgürlükler

1. Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin bir parçası olan ruh sağlığı hizmetlerinden mümkün olan en iyi şekilde faydalanma hakkına sahiptir.

2. Ruhsal hastalığı olan ya da bu şekilde tedavi gören herkese insan onuruna yakışır ve insancıl bir şekilde davranılır.

3. Ruhsal hastalığı olan ya da bu şekilde tedavi gören herkes ekonomik, cinsel ve diğer istismar türlerinden, fiziksel ya da diğer kötüye kullanılma biçimlerinden ve aşağılayıcı muameleden korunma hakkına sahiptir.

4. Ruhsal hastalık temelinde ayrımcılık yapılması yasaktır. “Ayrımcılık” haklardan eşit bir şekilde faydalanmayı engelleyecek veya buna zarar verebilecek her türlü ayrım, dışlama veya ayrıcalık anlamına gelmektedir. Ruhsal hastalığı olanların haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayan özel önlemler ayrımcılık olarak kabul edilmez. Ruhsal hastalığı olan kişilere veya başkalarının insan haklarının korunması için gerekli olan ve bu İlkelerle uyumlu bir şekilde yapılan
ayrım, dışarıda bırakma veya ayrıcalık; ayrımcılık olarak nitelendirilemez.

5. Ruhsal hastalığı olan herkes, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Uluslararası Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Engelli Bireylerin Hakları Deklarasyonu ve Her Türlü Alıkonulma veya Tutulma Altındaki Kişilerin Korunması İçin İlkeler gibi ilgili diğer belgelerde tanınmış bütün sivil, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan faydalanma hakkına sahiptir.

6. Kişinin ruhsal hastalık nedeniyle hukuki ehliyetini ortadan kaldıran ve kişiye yasal temsilci atanmasıyla sonuçlanan her türlü karar ancak kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından adil yargılama sonrası verilebilir. Davaya konu olan kişi, avukat tarafından temsil edilme hakkına sahiptir. Söz konusu kişi ödeme gücünden yoksun ise ücretsiz olarak bu haktan faydalandırılır. Avukat, aynı duruşmada ruh sağlığı kurumunu ve kurum personelini temsil edemez ve mahkeme çıkar çatışması olmadığına hükmetmedikçe söz konusu kişinin aile üyelerinden birinin temsilcisi olamaz. Kişinin hukuki ehliyetine ve kişiye yasal temsilci atanmasına ilişkin olarak verilen karar kanunla belirlenen makul aralıklarla gözden geçirilir. Hukuki ehliyeti ihtilaf konusu olan kişinin kendisinin, yasal temsilcisinin veya ilgili diğer kişilerin temyize gitme hakkı
vardır.

7. Yetkili mahkeme ruhsal hastalığı olan kişinin kendi ilişkilerini sürdürme kapasitesinden yoksun olduğuna karar verirse, kişinin çıkarlarının korunması için gerekli ve durumuna uygun önlemlerin alınmasına hükmedebilir.

İlke 2
Küçüklerin Korunması

İlkelerin amacı ve çocuk haklarının korunmasına ilişkin iç hukuk bağlamında çocuğa aile dışında vasi atanması dâhil çocuğun haklarının korunması için özel önlemler uygulanır.

İlke 3
Toplum İçerisinde Yaşama

Ruhsal hastalığı olan herkes, mümkün olduğu ölçüde toplum içerisinde yaşama ve çalışma hakkına sahiptir.

İlke 4
Ruhsal Bozukluğun Teşhisi

1. Ruhsal hastalığın teşhisi uluslararası olarak kabul edilmiş tıbbi standartlara göre yapılır.

2. Ruhsal hastalık teşhisi hiçbir şekilde politik, ekonomik veya sosyal statüye, kültürel, ırksal veya dini bir gruba mensubiyete veya ruh sağlığı ile doğrudan ilgili olmayan nedenlere dayanılarak yapılamaz.

3. Aile veya mesleki çatışmalar, toplumda hakim olan ahlaki, sosyal, kültürel veya politik değerler veya dini inançlara uymama ruhsal hastalık teşhisinde bir faktör olarak değerlendirilemez.

4. Hasta olarak geçmişte tedavi olmak veya hastanede yatmış olmak, mevcut zamanda ve gelecekte ruhsal hastalık teşhisinde gerekçe olarak gösterilemez.

5. Ruhsal hastalığa veya hastalığın sonuçlarına ilişkin olmadıkça hiçbir kişi ya da kurum bir kişiyi ruhsal hasta olarak ilan edemez veya bu şekilde sınıflandıramaz.

İlke 5
Tıbbi Muayene

Hiç kimse, kanunun öngördüğü durumlar haricinde, ruh sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi maksadıyla tıbbi muayeneden geçmeye zorlanamaz.

İlke 6
Mahremiyet

Bu İlkelerin uygulandığı kişilere ait bilgilerin mahremiyeti korunur.

İlke 7
Toplum ve Kültürün Rolü

1. Bütün hastaların mümkün olduğunca yaşadığı toplum içerisinde tedavi olma ve hizmet alma hakkı vardır. Tedavinin ruh sağlığı kurumunda verilmesi durumunda, bütün hastaların mümkün olduğunca evine veya ailesine veya arkadaşlarına yakın bir kurumda tedavi görme ve toplum içerisine en kısa zamanda geri dönme hakkı vardır.

2. Bütün hastalar kendi kültürlerine uygun tedavi görme hakkına sahiptir.

İlke 8
Hizmet Standardı

1. Bütün hastaların kendi sağlık durumlarına uygun sağlık ve sosyal hizmet alma hakkı vardır ve bakım ve tedavi hizmetleri diğer hastalara verilen bakım ve tedavi hizmetleriyle aynı standartta verilir.

2. Her hasta gereksiz ilaç kullanımından, diğer hastalar, personel ya da başkaları tarafından istismar edilmekten veya ruhsal sıkıntı ya da fiziksel rahatsızlığa neden olabilecek eylemlerden korunur.

İlke 9
Tedavi

1. Her hasta sağlık ihtiyacına uygun, mümkün olan en az kısıtlayıcı çevrede, en az kısıtlayıcı veya müdahaleci tedaviyi görme ve fiziksel güvenliğinin korunması hakkına sahiptir.

2. Her hasta, düzenli olarak gözden geçirilen, gerektiğinde revize edilen ve kalifiye personel tarafından kendisi ile görüşülerek hazırlanan, kişiye özel tedavi planına göre tedavi görme ve hizmet alma hakkına sahiptir.

3. Ruh sağlığı hizmetleri, her zaman, BM Genel Kurulu’nca kabul edilen tutuklu ve hükümlülerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya karşı korunmasında başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarının rolüne ilişkin Tıp İlkeleri Etiği gibi uluslararası geçerliliği olan standartları içeren ruh sağlığı çalışanları için uygulanabilir etik standartlara göre verilir. Ruh sağlığı bilgi ve becerileri hiçbir şekilde kötüye kullanılamaz.

4. Her hastanın tedavisi kişisel otonominin korunmasını ve genişletilmesini amaçlar.

İlke 10
İlaç Tedavisi

1. İlaç hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılar, sadece terapötik veya diyagnostik amaçlarla verilir ve hiçbir şekilde cezalandırma ya da başkalarının rahat etmesi amacıyla verilemez. İlke 11’in 15’inci paragrafında yer alan hükümler saklı kalmak üzere, ruh sağlığı çalışanları ilaç tedavisini ancak bilinen veya ispatlanmış etkilerine göre uygular.

2. Bütün ilaçlar sadece kanunla belirlenen ruh sağlığı çalışanları tarafından reçetelendirilir ve hasta kayıtlarına işlenir.

İlke 11
Tedavinin Onaylanması

1. Bu ilkenin 6‘ıncı, 7’inci, 8’inci, 13’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlar hariç, hiçbir tedavi hastadan aydınlatılmış onam alınmadan uygulanmaz.

2. Aydınlatılmış onam; hastanın anlayabileceği şekilde ve dilde, yeterli bilgi verildikten sonra, tehdit altında veya yanlış yönlendirme olmadan hastanın kendi rızasıyla şu hususlara ilişkin verilir:

(a) Tanı değerlendirmesi.(b) Önerilen tedavinin amacı, metodu, muhtemel süresi ve beklenilen faydaları.
(c) Daha az müdahaleci tedaviler dahil alternatif tedavi yolları.
(d) Önerilen tedavinin muhtemel acı veya sıkıntıları, riskleri ve yan etkileri.

3. Hasta, onay verme işlemi esnasında seçmiş olduğu kişi ya da kişilerin yanında bulunmasını talep edebilir.

4. Bu ilkenin 6’ıncı, 7’inci, 8’inci ve 15’inci paragrafındaki hükümler hariç, hasta tedaviyi reddetme veya tedavinin durdurulmasını isteme hakkına sahiptir.

5. Hiçbir hastadan aydınlatılmış onam verme hakkından vazgeçmesi istenemez veya hiçbir hastaya bu haktan vazgeçmesi için telkinde bulunulamaz. Hastanın aydınlatılmış onam hakkından vazgeçmek istediği durumlarda aydınlatılmış onam alınmadan tedaviye başlanılamayacağı hastaya açıklanır.

6. Bu ilkenin 7’inci, 8’inci, 12’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafındaki hükümler saklı kalmak üzere, aşağıdaki şartlar oluşursa aydınlatılmış onam alınmadan hastaya tedavi uygulanır:

(a) Hasta, ilgili zamanda istemsiz yatış ile gelmişse;
(b) Bağımsız bir kurum, hastanın bu ilkenin 2’inci paragrafında belirtilenler dahil tüm bilgilere dayanarak ilgili zamanda önerilen tedaviye onay verme yada onayı geri alma kapasitesine sahip olmadığına veya hasta onayını makul bir gerekçe olmaksızın çektiğinde kanunda öngörülmüşse hastanın veya başkalarının güvenliği göz önünde bulundurularak, tedavi uygulanmasına karar vermişse.
(c) Bağımsız kurum, önerilen tedavi planının hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşıladığına karar vermişse.

7. 6’ıncı paragrafta yer alan hükümler hastanın tedavisini onaylayacak yasal bir temsilcisi varsa uygulanmaz; bu ilkenin 12’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlar hariç, yasal temsilci ancak bu ilkenin 2’inci paragrafında öngörüldüğü şekilde bilgilendirilmiş ise hasta yerine aydınlatılmış onam verebilir.

8. Bu ilkenin 12’nci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragraflarında belirtilen durumlar hariç, kanun tarafından yetkilendirilmiş kalifiye bir ruh sağlığı çalışanı hastanın veya başkalarının acil veya yakın zamanda zarar görmemesi için derhal müdahale edilmesi gerektiğine karar verirse aydınlatılmış onam alınmadan hastaya tedavi uygulanabilir. Bu tür bir muamele, amaca yönelik gereken sürenin ötesine kesinlikle uzatılamaz.

9. Hastaya aydınlatılmış onam alınmadan tedavi uygulanması durumunda hastanın tedavinin niteliği ve olası alternatifler hakkında bilgilendirmesi ve tedavi planının oluşturulmasına mümkün olduğunca katılımı için her türlü çaba gösterilir.

10.Tüm tedavi, hastanın tıbbi kayıtlarına istemsiz veya gönüllü olup olmadığına dair bir gösterge ile derhal kaydedilir.

11.Ruh sağlığı kurumunun resmi prosedürleri dışında ve hastaya ya da başkalarına derhal veya yakın zamanda gelmesi muhtemel zararların önlenmesi için tek yol olmadıkça tespit veya tecrit uygulanmaz. Bu uygulama, amacın gerçekleşmesi için gerekli olan süreyi aşamaz. Bütün tespit ve tecrit uygulamaları, nedenleri, niteliği ve süre uzatmaları hastanın tıbbi kayıtlarına işlenir. Tespit ya da tecrit insani koşullarda uygulanır ve hasta nitelikli personelin bakımı, yakın ve düzenli gözetimi altında bulundurulur. Hastanın yasal temsilcisine bütün tespit ve tecrit uygulamaları derhal bildirilir.

12.Kısırlaştırma, ruhsal hastalığın tedavisi için kesinlikle uygulanmaz.

13.Büyük tıbbi veya cerrahi işlemler ancak kanunun izin verdiği durumlarda, hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacaksa ve hastadan aydınlatılmış onam alınmışsa uygulanabilir. Hasta aydınlatılmış onam veremiyorsa bu işlemler ancak bağımsız bir inceleme sonrasında uygulanabilir.

14.Psikocerrahi ve diğer telafisi mümkün olmayan tedaviler, istemsiz yatış ile kuruma yatırılan kişilere hiçbir şekilde uygulanmaz. Zorla yatırılan hastalara bu tedavilerin uygulanmasına kanunun izin veriyorsa tedavi, ancak hastanın aydınlatılmış onam vermesi ve bu onayı hastanın kendi rızasıyla verdiğine ve sağlık ihtiyacını en iyi şekilde karşılayacak tedavinin bu olduğuna bağımsız bir kurum tarafından karar verilmişse uygulanabilir.

15.Aydınlatılmış onam alınmadan hiçbir hastaya klinik araştırmalar ve deneysel tedaviler uygulanamaz; aydınlatılmış onam veremeyecek durumda olan bir hasta ancak bu amaca özgülenmiş yetkili ve bağımsız bir inceleme organının izin vermesi durumunda klinik araştırmalara ve deneysel araştırmalara katılabilir.

16.Bu ilkenin 6’ıncı, 7’inci, 8’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlarda, hasta veya yasal temsilcisi veya ilgili kişiler tedaviye ilişkin olarak yargı ya da diğer bağımsız kurumlara temyize gitme hakkına sahiptir.

İlke 12
Hakların Bildirilmesi

1. Bir hasta, kuruma kabul edildikten sonra mümkün olan en kısa sürede, bu ilkelerde ve kanunda tanınmış bütün hakları konusunda anlayabileceği bir şekilde ve dilde bilgilendirilir ve verilen bilgi bu hakların açıklamasını ve faydalanma yollarını kapsar.

2. Hasta uzun süre verilen bilgiyi anlayamayacak durumdaysa hastanın hakları, varsa kişisel temsilcisine ve hastanın çıkarlarını en iyi temsil edebilen ve bunu yapmaya istekli olan kişi ya da kişilere bildirilir.

3. Yeterli kapasiteye sahip hastanın kendi adına bilgilendirilecek ve kurum yetkilileri karşısında hastanın çıkarlarını temsil edecek bir kişiyi seçme hakkı vardır.

İlke 13
Ruh Sağlığı Kurumunda Haklar ve Koşullar

1. Ruh sağlığı kurumunda bulunan her hasta özellikle:

(a) Her yerde, kanun önünde kişi olarak tanınma,
(b) Mahremiyet,
(c) Kurumdaki kişilerle iletişim kurma hakkı, sansürsüz haber gönderme ve alma hakkı, avukat veya yasal temsilciyle özel olarak görüşme hakkı, uygun zamanlarda diğer ziyaretçilerle görüşme hakkı, posta, telefon, gazete, radyo ve televizyona erişim özgürlüğü dâhil haberleşme özgürlüğü,
(d) Din ve inanç özgürlüğü, hakkına sahiptir.

2. Ruh sağlığı kurumlarında çevre ve yaşam şartları aynı yaş grubundaki kişilerin sürdürdüğü normal hayata mümkün olduğunca yakın olmalıdır ve özellikle:

(a) Eğlence ve boş zaman aktiviteleri için tesisler,
(b) Eğitim tesisleri,
(c) Günlük yaşam, eğlence ve iletişim için gereçlerin satın alınabileceği ya da edinilebileceği yerler,
(d) Hastanın sosyal ve kültürel yapısına uygun bir işte çalışmasını sağlayacak veya topluma yeniden entegrasyonunu kolaylaştıracak mesleki rehabilitasyon önlemleri için tesisler olmalıdır ve bunların kullanılması teşvik edilmelidir. Bu önlemler; mesleki rehberliği, mesleki eğitimi ve uygun hastaların toplum içerisinde istihdam edilmesini güvence altına alan veya bunu sürdüren istihdam hizmetlerini kapsar.

3. Bir hasta hiçbir durumda zorla çalıştırılamaz. Hastanın gereksinimlerine ve kurumsal yönetimin gereklerine uygun olarak hasta yapmak istediği bir iş türünü seçebilir.

4. Ruh sağlığı kurumlarında hastaların emeği istismar edilemez. Çalışan hastalar, yaptığı işler için kanunda veya geleneklerde sağlıklı kişilere verilmesi öngörülen ücreti alır. Çalışan hastalar her durumda yaptığı iş için kuruma yapılan ödemeden adil bir pay alma hakkına sahiptir.

İlke 14
Ruh Sağlığı Kurumlarının Kaynakları

1. Ruh sağlığı kurumlarına diğer sağlık kuruluşlarıyla eşit derecede kaynak ayrılır ve özellikle:

(a) Yeterli sayıda, tıp ve ilgili diğer mesleklerde kalifiye personel istihdam edilir, her hastanın mahremiyetini koruyacak ve aktif terapi programlarının yürütülmesine yetecek kadar alan tahsis edilir.
(b) Hasta için tanı ve terapötik malzemeler bulundurulur.
(c) İlaçların verilmesi dahil, yeterli, düzenli ve kapsamlı tedavi uygulanır.

2. Yetkili makamlar, tüm ruh sağlığı kurumlarının fiziksel koşullarının, tedavi ve bakım hizmetlerinin bu ilkelere uygunluğunun sağlanması için bu kurumları
denetler.

İlke 15
Hasta Kabul İlkeleri

1. Bir kişinin ruh sağlığı kurumlarında tedavi edilmesi gerektiği durumlarda istemsiz yatıştan kaçınmak için gerekli bütün çaba gösterilir.

2. Ruh sağlığı kurumlarına erişim, diğer sağlık kurumlarına erişim ile aynı şekilde olmalıdır.

3. Gönüllü yatış yapan hastalar istediği zaman kurumdan ayrılma hakkına sahiptir ve bu hak konusunda bilgilendirilir. Ancak, gönüllü hastaların kurumda tutulma sebepleri istemsiz yatış ile gelen hastalarla aynı ise 16’ncı İlke hükümleri uygulanır.

İlke 16
İstemsiz Yatış

1. Ancak kanun tarafından yetkilendirilmiş kalifiye bir ruh sağlığı çalışanının İlke 4’e uygun olarak bir kişinin ruhsal hastalığının olduğunu tespit etmesi ve aşağıdaki hususları göz önünde bulundurulması durumunda kişinin hasta olarak ruh sağlığı kurumuna istemsiz yatışı yapılabilir veya gönüllü yatış yapan bir hasta kurumda zorla tutulabilir:

(a) Ruhsal hastalık nedeniyle kişinin veya başkalarının derhal veya yakın zamanda zarar görmesine ilişkin kuvvetli ihtimal, veya
(b) Kişinin kuruma yatırılmaması veya kurumda tutulmamasının kişinin durumunda ciddi kötüleşmeye yol açacağı veya en az kısıtlayıcı alternatif ilkesine göre kişiye uygun tedavi verilmesinin engelleneceği ruhsal hastalığın şiddetli ve muhakeme yeteneğinin düşük olduğu durumlar. (b) bendinin uygulanacağı durumlarda, mümkün olduğunca ilkinden bağımsız bir ruh sağlığı çalışanına danışılmalıdır. Bu danışma yapılırsa, ikinci ruh sağlığı çalışanı ilkiyle aynı fikirde olmadıkça istemsiz yatış veya zorla alıkoyulma gerçekleştirilmeyebilir.

2. Başlangıçta istemsiz yatış veya zorla tutulma, denetleme organı tarafından incelenene kadar gözlem ve ön tedavi amacıyla kanunda öngörülen kısa bir süre için yapılabilir. Hastaneye yatırılma nedenleri hastaya derhal bildirilir ve istemsiz yatış yapıldığı ve nedenleri gecikme olmaksızın ayrıntılı olarak  denetleme organına, hastanın yasal temsilcisine ve hastanın itirazı bulunmuyorsa ailesine bildirilir.

3. Ruh sağlığı kurumu ancak kanun tarafından belirlenen yetkili bir organ tarafından istemsiz yatış için tayin edilmişse hasta kabul edebilir.

İlke 17
Denetim Organı

1. Denetim organı, mahkemeler ya da kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız organlardır ve kanunla belirlenmiş görevleri yerine getirir. Kararlarını verirken, bir ya da daha fazla kalifiye ve bağımsız ruh sağlığı çalışanının yardım ve tavsiyelerini göz önünde bulundurur.

2. Denetim organı, bir kişinin İlke 16’nın 2’nci paragrafına uygun olarak kuruma zorla yatırılması veya kurumda zorla tutulması kararının ilk incelemesini, karar verildikten sonra mümkün olan en kısa sürede, kanunla belirlenmiş basit ve hızlı bir usule göre yürütmelidir.

3. Denetim organı, istemsiz yatış olaylarını kanunla belirlenen makul aralıklarla yeniden değerlendirir.

4. İstemsiz yatış yapan hastalar, kanunla belirlenen makul aralıklarla denetim organına taburcu olmak veya gönüllü hasta statüsüne alınmak için başvurabilir.

5. Denetim organı her bir değerlendirmesinde İlke 16’nın 1’nci paragrafında belirtilen istemsiz yatış şartlarının devam edip etmediğini göz önünde bulundurur ve şartlar artık karşılanmıyorsa hasta istemsiz yatış statüsünden çıkartılır.

6. Ruh sağlığı çalışanları bir hastanın istemsiz yatış için gereken şartları sürdürmediğine karar verirse bu kişilerin istemsiz yatış statüsünün kaldırılmasını isteyebilir.

7. Hastanın kendisi, kişisel temsilcisi veya ilgili kişiler, kişinin ruh sağlığı kurumuna yatırılması veya kurumda tutulması kararına karşı temyiz mahkemesine başvurabilir.

İlke 18
Usul Garantileri

1. Hasta, temyiz veya itirazı da kapsayan herhangi bir başvuru usulünde, kendisini temsil edecek bir avukat seçme ve tutma hakkına sahiptir. Hasta maddi nedenlerle bu haktan faydalanamıyorsa, ücret alınmadan hastaya avukat tayin edilir.

2. Gerektiği durumlarda hasta tercüme hizmetlerinden faydalanır. Hasta maddi nedenlerle bu hizmetten faydalanamıyorsa hastanın ücret ödemeden bu hizmetten faydalanması sağlanır.

3. Hasta ve avukatı, duruşmada ilgili ve geçerli tüm bağımsız akıl sağlığı raporlarını, diğer raporları ve sözlü, yazılı ve diğer kanıtları talep edebilir veya sunabilir.

4. Hastanın sağlığına ciddi zararlar verebilecek ya da başkalarının güvenliğinin tehlike altına gireceği özel durumlar hariç, hasta kayıtlarının, ilgili raporların ve belgelerin kopyaları hastaya ve avukatına verilir. Hastaya hiçbir belgenin verilmemesini gerektiren durumlarda, gizlilik korunabiliyor ve kanunda öngörülüyorsa, ilgili belgeler, hastanın kişisel temsilcisine ve avukatına verilir. Bir belge eksik bir şekilde teslim edildiğinde hasta veya avukatı, belgedeki eksikliğe ve nedenine ilişkin bir belge alabilir ve yargısal incelemeye başvurabilir.

5. Hastanın kendisi, hastanın kişisel temsilcisi ve avukatı duruşmalarda bulunabilir, duruşmaya katılabilir ve söz alabilir.

6. Hastanın sağlık durumuna ciddi zarar verebileceği veya başkalarının güvenliğinin risk altına gireceği kararlaştırılmadıkça, hastanın, kişisel temsilcisinin veya avukatının belirli bir kişinin duruşmada bulunması talebi kabul edilir.

7. Hastanın veya başkalarının mahremiyetine saygı gösterilmesi, hastanın sağlığına ciddi zarar verilmemesi ve başkalarının güvenliğinin tehlikeye atılmaması için duruşmanın tamamının veya bir kısmının kamuya açık ya da gizli olması ve raporların yayımlanması kararı tamamen hastanın isteğine bağlıdır.

8. Duruşmadan çıkan karar ve gerekçeleri yazılı olarak açıklanır. Kararın kopyaları hastaya, kişisel temsilcisine ve avukatına verilir. Hastanın veya başkalarının mahremiyetine saygı gösterilmesi, adaletin açık yönetimindeki kamu çıkarı ve hastanın sağlığının ciddi zarar görmesinin engellenmesi veya başkalarının güvenliğine tehlikeye atmaktan kaçınmak için kararın tamamının veya bir kısmının yayınlanması tamamen hastanın isteğine bağlıdır.

İlke 19
Bilgiye Erişim

1. Hasta (bu ilkede hasta kavramı, geçmişte hastalığı olanları da kapsamaktadır), kendi sağlığı hakkında kurum tarafından tutulan kişisel kayıtlara ilişkin bilgi edinme hakkına sahiptir. Bu hak, hastanın sağlık durumunun korunması veya başkalarının güvenliğinin sağlanması için sınırlandırılabilir. Hastanın sağlık kayıtlarına ulaşmaması gereken durumlarda kanun öngörmüşse hasta kayıtları yasal temsilcisine veya avukata gösterilebilir. Hasta kayıtlarına ilişkin hiçbir bilgi verilmediği durumlarda, hasta veya avukatı bilgi verilmemesi ve bunun nedenine ilişkin bir belge talep edebilir ve yargısal incelemeye başvurabilir.

2. Hastanın, avukatının ya da temsilcisinin yazılı görüşleri, talep etmeleri halinde hastanın dosyasına eklenir.

İlke 20
Adli Hastalar

1. Bu ilke, işlediği suç nedeniyle hapis cezası alan, tutuklu yargılanan veya kovuşturması süren kişilere, ruhsal bozukluk olduğunun tespit edilmesi veya şüphelenilmesi durumunda uygulanır.

2. Bu kişilere, İlke 1’de belirtilen en uygun ruh sağlığı hizmeti verilir. Bu ilke, durumun gerektirdiği modifikasyonlar ve istisnalar hariç mümkün olan en geniş kapsamda uygulanır. Hiçbir modifikasyon ve istisna ilke 1’in 5’inci paragrafında yer alan haklara halel getiremez.

3. Kanun, mahkemenin ya da başka bir organın, yetkili ve bağımsız tıbbi konsültana dayanarak bu kişilerin ruh sağlığı kurumlarına yatırılmasına hükmetmesini öngörebilir.

4. Ruhsal bozukluğu olduğu tespit edilen kişilerin tedavisi her durumda yukarıda yer alan İlke 11’ göre yapılır.

İlke 21
Şikayetler

Tüm hastalar ve geçmişte hastalığı olanlar kanunun öngördüğü şekilde şikayette bulunma hakkına sahiptir.

İlke 22
İzleme ve Yasal Yollar

Devletler, ruh sağlığı kurumlarının denetlenmesi, şikayetlerin alınması, soruşturulması ve sonuçlandırılması, kurum içerisinde hasta haklarını suiistimal veya ihlal eden çalışanlar için disiplin veya yargı yollarının oluşturulması için bu ilkelere uygunluğu sağlayacak gerekli mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür.

İlke 23
Uygulama

1. Devletler bu ilkeleri uygun yasal, yargısal, idari, eğitimsel ve diğer yollar aracılığıyla uygular ve bu önlemleri periyodik olarak gözden geçirir.

2. Devletler bu ilkelerin yayılması için gerekli ve aktif önlemleri alır.

İlke 24
Ruh Sağlığı Kurumlarına İlişkin İlkelerin Ölçeği

Bu ilkeler ruh sağlığı kurumunda kalan herkese uygulanır.

İlke 25
Mevcut Hakların Korunması

Bu ilkelerin yürürlükteki uluslararası veya ulusal hukukta mevcut olan hasta haklarını tanımadığı ya da daha kısıtlayıcı olduğu ileri sürülerek tanınmış haklar kısıtlanamaz veya kaldırılamaz.

20 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
20 Temmuz Hukuk Takvimi
20 Temmuz – Hukuk Takvimi
1304 Hukuk eğitimi de almış olan İtalyan hümanist ve şair Francesco Petrarca dünyaya geldi. (20 Temmuz 1304, Arezzo – ö. 19 Temmuz 1374, Arquà Petrarca)
1754 Fransız filozof Antoine Destutt de Tracy, dünyaya geldi. (d. 20 Temmuz 1754 – ö. 9 Mart 1836)
1848 Seneca Falls Bildirgesi, 19-20 Temmuz 1848 tarihlerinde, ABD’nin New York eyaletine bağlı Seneca County ilçesindeki Wesleyan Methodist Kilisesinde düzenlenen ve çoğunluğu kadınlardan oluşan delegelerin oylarıyla kabul edildi.
1871 Britanya Kolumbiyası, Kanada Federasyonu’na katıldı.
1881 Amerika Birleşik Devletleri ordularına karşı savaşan son Yerli Kabile Şefi olan Sioux Kabilesi lideri Oturan Boğa teslim oldu.
1886 Hukukçu William Ewart Gladstone’nin  1 Şubat 1886’da başlayan İngiltere Başbakanlığı görevi 20 Temmuz 1886’da sona erdi.
1891 Bulgaristan Sosyal Demokrat İşçi Partisi kuruldu.
1922 Mustafa Kemal’in başkumandanlık yetkisi 20 Temmuz 1922’de TBMM tarafından süresiz olarak uzatıldı ve Mustafa Kemal bu görevi 29 Ekim 1923’te cumhurbaşkanı seçilinceye kadar sürdürdü.
1927 Rus yazar, tarihçi ve insan hakları aktivisti Lüdmila Mihaylovna Alekseyeva doğdu. (Ölümü: 8 Aralık 2018) Sosyal yardım çalışmaları yapan aktivizm grubu “Moskova Helsinki Watch Group” kurucu üyesidir. 1996 yılında Moskova Helsinki Grubu Başkanı oldu.
1932 Hukukçu ve Almanya İçişleri Bakanı Otto Georg Schily dünyaya geldi. Münih, Hamburg ve Berlin’de hukuk ile politika okuduktan sonra ikinci devlet sınavını geçerek baroya kabul edildi. Bir yıl sonra kendi hukuk bürosunu açtı. 1970’de solcu Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun birkaç gerilla eylemcisini savunan avukat olarak tanındı. 1980’de Yeşil Parti’nin kurucu üyesi oldu. 1998’de Gerhard Schröder kabinesinde Federal İçişleri Bakanı olarak atandı. 2005 yılına kadar Nicolas Becker ve Reiner Geulen ile birlikte Berlin-Mitte’de bir hukuk bürosunu yönetti. 2007’den itibaren bir varlık şirketinde yönetim danışmanlığı yaptı. 2006 ve 2007 yılları arasında, Avrupa için bir Anayasa oluşturan Antlaşmanın reddedilmesinin ardından Lizbon Antlaşması olarak bilinen metni oluşturmak için gayri resmi olarak çalışan üst düzey Avrupalı ​​politikacılardan oluşan Amato Grubu’nun üyesi olarak görev yaptı. 2015 yılında Schily, Kazak hükümetine karşı çıkan eski Kazak yetkili Rakhat Aliyev’in Avusturya’da yargılanması için lobi yapmak üzere para almakla suçlandı. Schily, 2005 yılında hoşgörü ve sosyal adaleti teşvik eden insani çalışmaları nedeniyle Leo Baeck Madalyası’nı aldı.
1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936 tarihinde; Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan arasında, İsviçre kantonu olan Vaud’nun, Vevey bölgesindeki Montreux’da imzalandı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazlarından yabancı gemilerin geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenlemektedir.
1938 Avukat ve siyasetçi  Doç.Dr. Deniz Baykal doğdu.
1940 Danimarka, Birleşmiş Milletler’den ayrıldı.
1944 Adolf Hitler’e, Alman Ordusu’nda Albay olan  Claus von Stauffenberg önderliğinde, başarısız olarak sona eren bir suikast girişimi gerçekleştirildi. General Erich Fellgiebel, Berlin’de Plötzensee Hapishanesinde idam edildi.
1948 Millet Partisi kuruldu.
1949 İsrail ve Suriye, 19 ay süren savaşın ardından barış antlaşması imzaladı.
1955 Polis Cumhuriyet Halk Partisi İsparta İl Kongresini dağıttı. Genel Sekreter Kasım Gülek kürsüden indirildi.
1965 Moskova’ya yaptığı ziyaretten dönen Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye ekonomik yardımda bulunacağını açıkladı.
1971 Türkiye İşçi Partisi, 13 Şubat 1961 tarihinde kuruldu, Anayasa Mahkemesinin 20 Temmuz 1971 tarihli ve 1971/3 sayılı kararı ile kapatıldı.
1972 Türkiye-Almanya İşgücü anlaşması kapsamında 500 bininci işçi törenle Almanya’ya gönderildi.
1974
  • Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Garanti Anlaşması‘nın III. maddesine istinaden askerî harekâtı başlattı. Denizden Girne ve Larnaka sahillerine çıkartma yapılırken paraşüt birlikleri Girne ve Lefkoşe’ye indi. Bu sabah saat 7.00’den itibaren aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir’in de bulunduğu 14 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Türk-İş harekat nedeniyle grevlerin durdurulduğunu açıkladı. Harekatın yıldönümü olan 20 Temmuz her yıl Barış ve Özgürlük Bayramı olarak kutlanmaktadır.
  • Kıbrıs Barış Harekatı’nın başladığı 20 Temmuz 1974 günü toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aldığı karar ile askeri müdahaleye acilen son verilmesini talep etti.  Tarafları ateşkese çağıran Karar, Birleşmiş Milletlerin 20 Temmuz 1974 tarihli 1781. toplantısında oy birliğiyle kabul edildi.
1976 İstanbul’da Cağaloğlu ve Beyoğlu’nda polislerce 24 kitapçıya yapılan polis baskınlarında 22 yayınevi sahibi-kitap satıcısı bir süre gözaltına alınıp bırakıldı, 2.100 adet kitaba “haklarında toplatma kararı var” gerekçesiyle el konuldu.
1977 Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ikinci Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti konusunda anlaştı.
1978 Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ile Bülent Ecevit hükümeti arasında “toplumsal anlaşma” imzalandı.
198o Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, üye ülkelerin Kudüs’ü, İsrail’in başkenti olarak tanımamaları gerektiğine 14-0 oyla karar verdi.
1982
  • Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 20 Temmuz 1982 tarihinde, 41 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kuruldu. Fakülte, 1983-1984 Eğitim ve öğretim yılında öğretime başladı. Konya merkezde küçük bir binada başlayan öğretim faaliyeti daha sonra kampüs yerleşkesinde devam etti. 2002 yılından bu yana da ki binasında öğretimini sürdürmektedir.
  • Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 20 Temmuz 1982 tarihinde, 2809 Sayılı Kanun ile kuruldu.
  • 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20 Temmuz 1982 tarihinde yürürlüğe girmesi ile Ege Üniversitesi ikiye bölündü ve Hukuk Fakültesi yeni kurulan Dokuz Eylül Üniversitesine bağlandı.
1989 Aralarında Turgut Kazan ve TİP eski genel başkanı M.Ali Aybar’ın da bulunduğu İstanbul Barosu’na kayıtlı 100 kadar avukat Sağmalcılar Cezaevi’ne “üst aranmaksızın girme” girişiminde bulundu, cezaevi idaresi izin vermedi.
1990 İlhan Selçuk ve Prof.Ali Gitmez Cumhuriyet Gazetesi’ndeki makalelerinde “Cumhurbaşkanı Özal’a hakaret”ten ifade verdi.
1991 Yargıtay kararıyla yeniden açılan DİSK 11 yıl aradan sonra ilk yönetim kurulu toplantısını İstanbul’da yaptı.
1996 Cezaevlerinde 63.gününe giren ölüm oruçlarında tutuklu-hükümlüler tek başlarına hareket edemez duruma geldi.
1997 Avrupa Birliği’nin Rum kesimiyle tam üyelik görüşmelerine karşılık Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında ortak savunma doktrini oluşturulacağı yönünde ortak deklarasyon yayımlandı.
2001 Saadet Partisi, Necmettin Erbakan tarafından kuruldu.
2004 Diplomat Kamuran Gürün yaşamını yitirdi. (1924, İstanbul – 20 Temmuz 2004)
2005 Kanada, aynı cinsler arasında evliliğe izin veren dördüncü ülke oldu.
2007 İsrail, Gazze Şeridi’nin Hamas’ın eline geçmesinin ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı desteklemek amacıyla cezaevindeki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) liderlerinden Abdurrahim Malluh’un da yer aldığı 255 El Fetih yanlısı tutukluyu serbest bıraktı.
2009 Ergenekon davasında emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un da aralarında bulunduğu 56 sanığın yargılanmasına başlandı. Kayıp yakınları ve İHD üyeleri, sanıkların kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle ilgili de yargılanmasını istedi.
2010 DİSK Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesine ilişkin dava yeniden başladı. Yargıtay’ın sanık Ünal Osmanağaoğlu hakkındaki beraat kararını bozmasının ardından başlayan dava, 1 Aralık 2010’da zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü.
2013 Direnişte tanışan çiftin Gezi Parkı’nda düğün yapma çağrısına gelenler tazyikli su, gaz ve plastik mermi ile dağıtıldı.
2015 Şanlıurfa‘nın Suruç ilçesinde düzenlenen bombalı intihar saldırısında 34 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.
2016
  • Türkiye’de askerî darbe girişimi sonrasında, Millî Güvenlik Kurulu önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile tüm ülkede üç ay süreli olağanüstü hâl ilân edildi.
  • Milli Savunma Bakanlığınca askeri yargıda görevli tüm askeri hakimler hakkında soruşturma başlatıldı, bu kapsamda 262 askeri hakim ve savcı görevden uzaklaştırıldı.
2017 Brezilyalı hukukçu siyasetçi ve akademisyen Marco Aurélio Garcia yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Haziran 1941) Rio Grande do Sul Federal Üniversitesi’nde felsefe ve hukuk eğitimi gördü. 1960’da Ulusal Öğrenci Birliği’nin başkan yardımcısı oldu ve Porto Alegre belediye meclis üyesi olarak görev yaptı. Askeri diktatörlük nedeniyle 1970’den 1979’a kadar Şili ve Fransa’da kendi kendini sürgün etti. Af yasası onaylandıktan sonra Brezilya’ya döndü ve İşçi Partisi’ni kuran başlıca liderler arasında yer aldı.  São Paulo ve Campinas kentlerinde Kültür Bakanı olarak görev yaptı. 1994, 1998 ve 2006 seçimleri için Başkan Luiz Inacio Lula da Silva’nın seçim  programlarını koordine etti. 2006’dan 2007’ye kadar PT’nin geçici parti başkanlığını ve Ekim 2005’ten Şubat 2010’a kadar da başkan yardımcılığını yaptı. 2007’de Başkan Lula’nın özel dış politika danışmanı oldu. Şili Üniversitesi Latin Amerika Sosyal Bilimler Fakültesi, Paris-VIII ve Paris-X üniversitelerinde profesör olarak çalıştı.
2020
  • Pakistanlı hukukçu ve siyasetçi Sardar Muhammad Aslam yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Mart 1947)  Hukuk Lisansı (LL.B.) yaptı. Mesleğe 1973 yılında avukat olarak başladı. 1976 yılında Yüksek Mahkeme’ye avukat olarak, 1982 yılında Yargıtay’da avukat olarak kaydoldu. 2001 yılında başsavcı yardımcılığına atandı.  2003’te Lahor Yüksek Mahkemesi’ne ek bir yargıç olarak atandı ve 2004’te yargıç olarak onaylandı.  2008’de Pakistan İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Asif Ali Zerdari tarafından Yüksek Mahkeme’ye atandı. 2009 tarihli kararında İslamabad Yüksek Mahkemesi’nin kurulmasının anayasaya aykırı olduğunu ve yasal bir etkisinin olmadığını ilan etti. Karar sonucunda Lahor Yüksek Mahkemesi hakimi olarak emekliye ayrıldı ve avukat olarak mesleğine devam etti. 2009’dan 2012’ye kadar Pakistan Yüksek Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yaptı.
  • Yenilik Partisi, Öztürk Yılmaz önderliğinde kuruldu.
2026
  • Adalet Bakanlığınca, terör suçlarına ilişkin soruşturmaların daha etkin, hızlı ve koordineli yürütülmesi amacıyla tüm illerde 175 ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde müstakil “Terör Suçları Soruşturma Büroları” kurulması kararlaştırıldı.
  • Çiğdem Mater ve Mine Özerden Bakırköy Cezaevi’nden İzmir Şakran’a sevk edildi.
  • Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan uzaklaştırılan Mustafa Bozbey’in de arasında bulunduğu 63 kişi hakkında, Nilüfer Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “rüşvet” ve “imar kirliliğine neden olmak” suçlarından açılan davanın Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk celsesi yapıldı.
  • İstanbul’da, elebaşılığını yurt dışında bulunduğu değerlendirilen bir kişinin yaptığı organize suç örgütüne düzenlenen operasyonda, aralarında polis, avukat ve çeşitli kamu görevlilerinin de bulunduğu 37 şüpheli gözaltına alındı.
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından ve 12 Eylül davalarının simge avukatlarından Nebi Barlas yaşamını yitirdi.Nebi Barlas

Seneca Falls Bildirgesi / Duygu Bildirgesi

0

Seneca Falls Bildirgesi, 19-20 Temmuz 1848 tarihlerinde, ABD’nin New York eyaletine bağlı Seneca County ilçesindeki Wesleyan Methodist Kilisesinde düzenlenen ve çoğunluğu kadınlardan oluşan delegelerin oylarıyla kabul edilmiştir. Bu bina daha sonra müzeye çevrilmiştir.

Birleşik Krallık ve ABD’de sivil itaatsizlik yoluyla kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmek için çalışan Süfrajet Hareketi’nin en önemli metni olarak ortaya çıkmış, harekete ivme kazandırmış ve kadın hakları hareketinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Seneca Falls Bildirgesi, Olympe de Gouges tarafından 1791’de yayınlanan Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi‘nden 57 yıl sonra ilan edilmiş, kolektif bir metin olması nedeniyle ilk kadın hakları bildirgesi olarak tarihe geçmiştir. Bildirge, kadının sosyal, siyasal, sivil, dini alanlardaki koşullarını ve haklarını tanımlamaktadır.

Kadın ve erkeklerin eşitliğini temel alan Bildirge, Elizabeth Cady Stanton kaleme alınmış, toplantıya katılanlar tarafından tartışılarak kabul edilmiştir. Bu dönemde yürütülen kadın hakları mücadelesi, 1861 yılındaki iç savaş öncesinde, kölelik karşıtı eylemler ve siyahilerin haklarına ilişkin mücadelelerle birlikte en önemli sivil toplum hareketlerindendir.Seneca Falls, kadınların eşit haklara sahip olmasına dönük ilk çaba olmamasına karşın sonraki yıllarda yapılacak hukuk reformlarında yol gösterici nitelik  arz etmektedir. Bildirge kabul edildikten iki hafta sonra Rochester’te düzenlenen kongrede teyit edilmiş, kadınların seçme ve seçilme hakları konusunda bir milat olmuştur.

Bildirgenin Türkçeye çevirisi ilk kez İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Fehmiye Ceren Akçabay ve araştırma görevlisi İlayda Tuana Öztunçel tarafından yapılmıştır. 

Çevirmenler Hakkında

İlayda Tuana Öztunçel

Avukat İlayda Tuana Öztunçel 2017 yılında Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladı ve eğitiminin ardından aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Politik Davalar ve Düşman Ceza Hukuku, Kadın Hakları, LGBTİ+ Hakları, Toplumsal Cinsiyet, Feminizm alanlarında makaleleri bulunmaktadır. Combahee Nehri Kolektifi Bildirisi ve Seneca Falls Bildirgesi’ni Türkçe’ye kazandırmıştır.

Dr. Fehmiye Ceren Akçabay 

Fehmiye Ceren Akçabay 

Duygu Bildirgesi / Elizabeth Cady Stanton tarafından

1848’de, Elizabeth Cady Stanton’ın memleketi New York, Seneca Falls’da tarihi bir kadın meclisi toplandı. Stanton, Seneca Falls Kongresini, sekiz yıl önceki Dünya Kölelik Karşıtı Kongresinden kendisi gibi dışlanmış olan Lucretia Mott ile birlikte düzenledi. Stanton Bağımsızlık Bildirgesi’nden hareketle hazırladığı bildirgeyi, kadınların sorunlarını listeleyerek genişletti. Bildirge aynı zamanda, radikal bir talep olan kadınların oy hakkı konusunda çağrıda bulunarak süfrajet hareketinin başlamasına öncülük etti ve nihayetinde 1920 yılında 19. Değişiklik ile kadınların oy hakkı tanındı. (Zinn ve Arnove tarafından yazılan Voices of a People’s History of the United States kitabının girişinden)
Zaman içinde erkek topluluğunun bir kısmının, içinde yaşadıkları insanlar arasında şimdiye kadar bulunduklarından daha farklı olan ancak gerçekte doğa yasaları ve Tanrı tarafından onlara bahşedilen konumu kabullenmeleri zorunlu hale gelmiş ve buna sebep olan koşulları insanoğlunun görüşlerine saygı çerçevesinde açıklamaları gerekmiştir.
Şu gerçeklerin tartışmasız olduğunu düşünüyoruz: tüm erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır; Yaratıcıları tarafından bahşedilen belirli devredilemez haklara sahiptirler; bu haklar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı yer alır; meşru güçlerini yönetilenlerin rızasından alan hükümetler, bu hakları güvence altına almak için kurulmuştur. Herhangi bir hükümet biçiminin bu amaçları yok sayması durumunda, bundan zarar görenlerin, o hükümete bağlılıklarından vazgeçme ve güvenlik ve mutluluklarını gerçekleştirme ihtimalini en yüksek gördükleri şekilde yetkilerini örgütleyen ve temelini anılan ilkelere dayandıran yeni bir hükümetin kurulmasında ısrar etme hakları mevcuttur. Gerçekten de sağduyu, uzun süredir kurulmuş olan hükümetlerin hafif ve geçici nedenlerle değiştirilmemesi gerektiğini söyler, dolayısıyla tüm deneyimler göstermiştir ki insanlar, alışık oldukları biçimleri ortadan kaldırıp düzeltmektense zarar katlanılabilir olduğu sürece acı çekmeye daha yatkındır. Ancak, aynı amaca yönelik daimi bir suistimal ve gasp silsilesi mutlak bir despotizm kurma planını açığa çıkardığında bu tür bir hükümetten kurtularak gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular sağlamak onların yükümlülüğüdür. Mevcut hükümetin kontrolü altında yaşayan kadınların sabır kaynağı böylesi bir tahammül olduğu gibi, şimdi onları hak ettikleri eşit konumu talep etmeye mecbur bırakan da böylesi bir zorunluluktur.
İnsanoğlunun tarihi, erkeğin kadın üzerinde mutlak bir tiranlık kurmayı doğrudan amaç edinerek ona verdiği zararların ve onu maruz bıraktığı yağmalarının yinelenen tarihidir. Bunu kanıtlamak için gerçeklerin açıklıkla ortaya konmasına izin verin.
Erkek, kadının vazgeçilemez ve devredilemez haklarından olan seçme ve seçilme hakkını kullanmasına hiçbir zaman izin vermedi.
Erkek, kadını kendi sesini içermeyen hukuk kurallarına uymaya zorladı.
Erkek kadını vatandaş yahut yabancı olması fark etmeksizin en cahil ve yozlaşmış erkeklere tanınan haklardan dahi alıkoydu.
Erkek kadını bir yurttaşın başat hakkı olan seçme ve seçilme hakkından yoksun bıraktı ve yasama meclislerinde hiçbir temsiliyeti olmadığı için onu dört bir yandan tahakküm altına aldı.
Erkek evli kadını yasalar nezdinde sivil bir ölü haline getirdi.
Erkek kazandığı maaş da dâhil olmak üzere kadının bütün mülkiyet haklarına el koydu.
Erkek kadını, eşinin yanında işlediği suçlar bakımından cezadan muaf tutulan ahlaken sorumsuz bir varlık haline getirdi. Kadın, evlilik sözleşmesiyle birlikte eşine itaat taahhüdünde bulunmak zorundayken erkek, her bakımında kadının efendisi haline geldi. Hukuk, erkeğe kadını özgürlüğünden yoksun bırakma ve onu dayakla terbiye etme yetkisi verdi.
Erkek boşanma hukukunda boşanmanın sebeplerinin neler olduğunu ve ayrılık halinde velayetin kime verileceği hususlarını kadının mutluluğunu dikkate almadan düzenledi. Hukuk, erkek üstünlüğüne ilişkin hatalı bir varsayım sonucu her koşulda tüm gücü erkeğin ellerine verdi.
Evli kadını tüm haklarından mahrum bırakmasına rağmen, bekâr ve mülk sahibi kadınların varlığı mülkiyetlerinin sağladığı faydaya bağlı olarak tanındı ve hükümeti desteklemek için erkekler tarafından vergilendirildi.
Erkekler kar sağlayan neredeyse tüm işleri tekelleştirirken kadın, çalışmasına izin verilen işlerden ancak yetersiz bir ücret alabildi.
Erkek sadece kendisine layık gördüğü varlık ve imtiyaza giden tüm yolları kadına kapadı. Kadın teoloji, tıp veya hukuk eğitmeni olamadı.
Erkek kadının doğru düzgün bir eğitim almasını sağlayacak tüm olanakları ortadan kaldırdı. Tüm üniversitelerin kapıları kadınlara kapatıldı.
Erkek kilisede ve devlet kademelerinde kadının ancak ikincil bir konumda yer almasına izin verdi, havarilere özgü bir yetki iddiasında bulunarak kadını yönetimden ve bazı istisnalar dışında Kilise’deki kamusal görevlerden hariç tuttu.
Erkek kadınlara ve erkeklere farklı bir biçimde atadığı ahlak kurallarıyla, kadınları toplumdan dışlayıp erkekleri hoş gören hatta erekekler bakımından söz konusu dahi olmayan ahlaki suçlarla sahte bir kamusal duyarlılık yarattı.
Erkek, gerçekte kadının vicdanına ve inandığı Tanrı’ya ait olan kadının davranış alanını belirleme hakkına sahip olduğunu iddia ederek sadece Yehova’ya ait olan yetkiyi gasp etti.
Erkek kadının kendisine olan güvenini yok etmek, özsaygısını azaltmak, onu bağımlı ve küçük düşürücü bir yaşam sürmeye razı hale getirmek için elinden gelen her yolu denedi.
Bu ülke halkının yarısı tüm haklarından mahrum bırakıldığı, toplumsal ve dini olarak itibarsızlaştırıldığı ve yukarıda bahsi geçen tüm haksız yasalar nedeniyle ve artık kadınlar kendilerini mağdur, baskı altında ve en kutsal haklarından dahi hileyle mahrum bırakılmış hissettikleri için Birleşik Devletlerin vatandaşları olarak kendilerine ait olan tüm hak ve ayrıcalıklardan derhal yararlanmaya başlamaları konusunda ısrar ediyoruz.
Önümüzde duran bu büyük işe girişirken yanlış anlaşılma, çarpıtma ve küçümsenme ile karşılaşma ihtimalimizin farkında olsak da amacımıza ulaşmak için elimizden gelen her aracı kullanacağız. Temsilciler istihdam edecek, broşürler dağıtacak, Devlet kurumlarına ve yasama organlarına dilekçeler verecek, siyaset ve basının desteğini sağlamak için gayret edeceğiz. Umuyoruz ki bu Bildirgeyi ülkenin her yanını kapsayan bir dizi Bildirge izler.
Haklının ve Doğrunun nihai zaferine duyduğumuz sarsılmaz güvenle, bugün bu bildiriyi imzalıyoruz.

Kıbrıs Garanti Antlaşması

0

Kıbrıs Garanti Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs‘taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih’te imzalanmıştır. Antlaşma, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs’ın statüsüne ilişkin ana ilkeleri belirleyen antlaşmadır. Rum tarafını Başpiskopos Makarios, Türk tarafını ise Dr. Fazıl Küçük temsil etmiştir. 

Kıbrıs Garanti Antlaşmasındaki temel prensipler daha sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda da yer almıştır.  Bu maddeler, temel Maddeler (the Basic Articles) olarak adlandırılmıştır ve değiştirilemez nitelik verilmiştir.

Zürih Antlaşması gereğince, garantör güçler olarak Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, Kıbrıs’ın bir başka devletle birleşmesini veya taksiminin teşvik edilmesine yönelik bütün faaliyetleri engelleme yükümlülüğünü üstlenmişler ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve güvenliğini garanti etmişlerdir. 

Türkiye’nin Ada’ya yaptığı askeri müdahale Garanti Antlaşması ve daha sonra yapılan garantörlük düzenlemeleri kapsamındadır.

GARANTİ ANTLAŞMASI (Zürich,11 Şubat 1959)

Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, İngiltere ve Türkiye,

1. Anayasanın esas maddeleri ile kurulan ve düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve devamının kendi ortak yararları gereği olduğunu dikkate alarak.

2. Sözü edilen anayasa ve oluşturulan duruma saygı gösterilmesini güvence altına alacak işbirliğini arzulayarak, aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.

MADDE 1

Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı üstlenir. (taahhüt eder)

Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder. (sorumluluğunu yüklenir)

Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya (direkt olarak) veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.

MADDE 2

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler.

MADDE 3

Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.

Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.

MADDE 4

Bu antlaşma imza edildiği gün yürürlüğe girecektir.

Yüksek Akit Taraflar, Birleşmiş Milletler Şartının (charter) 102’nci maddesi hükümlerine uygun olarak bu antlaşmayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine en kısa sürede kaydettirmeyi üstlenirler.

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Fakülte, 20 Temmuz 1982 tarihinde, 41 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuştur. Fakülte, 1983-1984 Eğitim ve öğretim yılında öğretime başlamıştır. Konya merkezde küçük bir binada başlayan öğretim faaliyeti daha sonra kampüs yerleşkesinde devam etmiştir. 2002 yılından bu yana da ki binasında öğretimini sürdürmektedir.

Fakültenin kurucu dekanı Prof.Dr.Burhan GÜRDOĞAN `dır. Fakültede Kamu Hukuku ve Özel Hukuk olmak üzere iki bölüm bulunmaktadır. Fakülte, 2011-2012 Eğitim ve Öğretim yılı sonunda 7705 mezun vermiştir.

Mevcut dekan PROF.DR. MUSTAFA AVCI’dır.

Kurum, misyon olarak, yasal mevzuat çerçevesinde, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerine bağlı, yüksek adalet duygusuna sahip, hukuk kültürüne katkı sağlayacak yeni nesiller yetiştirmeyi hedeflemektedir. Hukukun ve hukukun üstünlüğü ile insan haklarına saygıyı kendine şiar edinen hukukçular yetiştirmek hedeflenmektedir. 

Fakülte, T.C. Adalet Bakanlığının açtığı Hakimlik ve Savcılık sınavlarında mezunlarının başarılı olduğunu ifade etmektedir. Fakülte mezunları 2011 yılında yapılan sınavlarda ikinci sırada yer almıştır. 2012 yılında yapılan sınavda sınavı kazanan 500 adayın 76 sı Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur.

2010 yılında TÜSİAD ın düzenlemiş olduğu geleneksel En İyi Genç Hukukçu Ödülü Vergi Hukuku alanında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3.sınıf öğrencisi İsmet YURTERİ’ye verilmiştir. 

Her yıl Çağa Hukuk Vakfı tarafından düzenlenen yarışmada Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Ümit Süleyman ÜSTÜN Nasıl Vergi Denetimi ve Vergi Yasası adlı çalışması ile Çağa Hukuk birincilik ödülünü almıştır.

Fakülte kütüphanesinde yaklaşık 15.000 kitap ve 42 süreli yayın bulunmaktadır.

 

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 20 Temmuz 1982 tarihinde, 2809 Sayılı Kanun ile kurulmuştur. Fakülte, 3 Kasım 1982 tarihinde öğretime başlamış, Göztepe Kampüsünde başlayan öğretim faaliyeti, 1984 yılından itibaren Haydarpaşa Kampüsüne taşınmıştır ve halen eğitim burada sürdürülmektedir. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin kurucu dekanı Prof. Dr. Ergun Önen’dir.

Marmara Hukuk Haydarpaşa Tarihi Binası-Osmanlı Dönemi

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim süresi dört yıldır ve I. ve II. öğretim olmak üzere ikili öğretim yapılmaktadır. Mevcut öğrenci sayısı yıllara ve dönemlere göre değişim göstermekle birlikte toplam öğrenci sayısı 4.000 ile 5.000 aralığında seyretmektedir.

Prof.Dr. Mehmet AKMAN

Fakültede 2018 yılı itibariyle 28 profesör görev yapmakta ve tahmini olarak 4600 civarında öğrenci eğitim görmektedir.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ÖSYM tarafından yapılan YGS ve LYS sınavları ile öğrenci almaktadır. Dikey Geçiş Sınavı ve MÜYÖS sınavları yanında yatay geçiş yoluyla da fakülteye kayıt yaptırılabilmektedir. Denklik için YÖK tarafından gönderilen öğrencilerden gerekli şartları taşıyanlar da Fakültemize kabul edilmektedir. Marmara Üniversitesi öğrencilerinden YAP ve ÇAP için başvuran ve yerleştirilen öğrencilerin, Fakülte Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen özel öğrencilerin, ERASMUS, FARABİ ve MEVLANA programları ile yurt içi ve yurt dışındaki üniversitelerden gelen ve bu üniversitelere giden öğrencilerin yüksek öğrenim hareketliliği de fakülte tarafından takip edilmektedir.

Marmara Hukuk Yeşillikler İçinde bir ortama sahiptir

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Prof. Dr. Ergun Özen, Prof. Dr. Fehim Üçışık, Prof. Dr. Bülent Tahiroğlu, Prof. Dr. Mehmet Omağ, Prof. Dr. Osman Gökhan ve Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk dekan olarak görev yapmıştır. Mevcut Prof. Dr. Serap Helvacı’nın ardından göreve gelen Prof.Dr. Mehmet AKMAN’dır.

Dekan-Prof.Dr.Serap.HELVACI

Fakültefe, Akademik Gelişim Birimi bulunmaktadır ve Literatür Taraması Eğitimi, YDS Hazırlık Kursu, Akademik İngilizce Konuşma Kursu ve TOEFL Hazırlık Kursu gibi eğitimler verilmektedir.

Hukuk Fakültesi, Marmara Üniversitesi Uzaktan Eğitim Programı ile entegre edilmiş durumdadır.

Fakültede  İngilizce yazılmış bilimsel makalelerin ya da kitap bölümlerinin, uluslararası yayın platformlarına gönderilmeden önce ilgili bilimsel alanda ana dili İngilizce olan uzmanlar tarafından dil ve anlatım bakımından son düzeltmelerinin yapılmasını ve yayın adayının yayınlanacak platformun şekil şartlarına göre biçimlendirilmesini içeren son kontrol ve okuma hizmeti olan ENAGO hizmeti verilmektedir.

Fakülte, birçok ulusal ve uluslararası kuruluşla bilimsel işbirliği yapmaktadır.

Erasmus, Farabi ve Mevlana öğrenci değişim programları öğrencilerin hizmetindedir.

Fakültede kariyer merkezi koordinatörlüğü bulunmakta ve öğrencilerin mezuniyet sonrası yaşama hazırlanması amaçlanmaktadır.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin Önceki Dekanları

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (MÜHF-HAD), Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin süreli yayınıdır ve 1986 yılından itibaren yayın hayatındadır.  MÜHF- HAD, hakemli bir dergidir ve yılda en az iki sayı yayınlanmaktadır. Dergi, Hukuk Fakültesi Dekanlığı bünyesinde oluşturulan Yayın Komisyonu tarafından faaliyetlerini yürütmekte, temel ilgi alanı olarak bilimsel araştırmaların yayınlanmasını amaçlamakta ve  hakemli, süreli ve akademik yayın yapmakta, Adalet Yayınevi tarafından basılmaktadır. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi TÜBİTAK – ULAKBİM tarafından taranmakta, açık erişimli dergi statüsünde bulunmaktadır.