Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası

0

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası, mecliste kabul edilen Anayasa metni gereğince 8 Haziran 1975 tarihinde halk oylamasına sunularak kabul edilmiş ve onaylanmıştır. 

Kıbrıs Türk Federe Devleti Haritası

Kıbrıs Türkleri tarafından 1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi, 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğunu oy birliği ile ilan etmiştir. KTFD’de ilk genel seçim 1976’da, ikincisi ise 1981’de yapılmıştır. Federe devletin ilk cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmuştur. Rauf Denktaş, KTFD’nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürütmüş, Anayasa uyarınca 1976 yılında yapılan ilk genel seçimlerde Devlet Başkanlığına seçilmiştir. Nejat Konuk ise 1976’da KTFD’nin ilk başbakanı olmuştur.

Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD), 1975-1983 yılları arasında faaliyetine devam ettikten sonra 1983 yılında KKTC adını almıştır.  Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983’de oy birliği ile aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve KKTC Anayasası kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.

Bülent Ecevit Rauf Denktaş ve Necmettin Erbakan

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası

BİRİNCİ
KISIM – Genel İlkeler
Kıbrıs Türk Federe Devletinin Nitelikleri:

Madde 1: Kıbrıs Türk Federe devleti, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir.

Federe Devletin Yetkileri:

Madde 2: Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’ne belli konularda açıkça tanınan yetkiler dışında Kıbrıs Türk Federe Devleti bütün yetkileri kullanır ve gereken örgütleri kurar.

Resmi Dil:

Madde 3: Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin resmi dili Türkçedir.

Anayasanın Üstünlüğü ve Bağlayıcılığı:

Madde 4

(1) Yasalar, Anayasaya aykırı olamaz.
(2) Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, devlet yönetimi makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
İKİNCİ KISIM – Temel Haklar, Özgürlükler ve Ödevler
BÖLÜM I – Genel Kurallar
Temel Hakların Niteliği ve Korunması:
Madde 5
(1) Her Türk yurttaşı, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahiptir.
(2) Devlet, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, kişi huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal bütün engelleri kaldırır, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlar.
Temel Hak ve Özgürlüklerin Özü, Sınırlanması ve Kötüye Kullanılması:

Madde 6: Temel hak ve özgürlükler, özüne dokunmadan, kamu yararı, kamu düzeni, genel ahlak, sosyal adalet, ulusal güvenlik, genel sağlık ve kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak gibi nedenlerle ancak yasalarla kısıtlanabilir.

Eşitlik

Madde 7: Her Türk yurttaşı, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, yasa önünde eşittir. Hiçbir kişi, aile, zümre veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz.

Yabancıların Durumu:

Madde 8 Bu Anayasada gösterilen hak ve özgürlükler, yabancılar için, uluslararası hukuka uygun olarak yasa ile düzenlenebilir.

BÖLÜM II – Kişinin Hak, Özgürlük ve Ödevleri
Kişi Dokunulmazlığı:
Madde 9
(1) Her Türk yurttaşı ,yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme haklarına ve kişi özgürlüğüne sahiptir.
(2) Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.
(3) İnsanlık onuruyla bağdaşmayan ceza konulamaz.
Hayat ve Vücut Bütünlüğü Hakkı:

Madde 10:

(1) Herkes, hayat ve vücut bütünlüğü hakkına sahiptir.
(2) Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında yetkili bir mahkemece verilen bir hükmün yerine getirilmesi dışında, kimsenin hayatına son verilemez. Yasa böyle bir cezayı, ancak savaş halinde vatana ihanet, devletlerarası hukuka göre korsanlık ve askeri yasaya göre ölüm cezasını gerektiren suçlar için koyabilir.
(3) Yasa ile konduğu zaman ve gösterildiği şekilde-

(a) Kişinin ve malvarlığının, başka türlü kaçınılması ve tamiri olanaksız aynı derecede bir zarara karşı savunulması;
(b) Bir kişinin, yakalanması için veya yasaya uygun tutukluluktan kaçmasının önlemek için ;
(c) Bir ayaklanmanın veya karşı koymayı bastırmak amacıyla girilen eylem sırasında, kesin olarak gerekli olduğu kadar zor kullanmak suretiyle hayata son verilmesi, bu maddedeki kurallara aykırı sayılmaz.
Özel Hayatın Gizliliği

Madde 11:Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adli kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır. Yasanın açıkça gösterdiği durumlarda, usulüne göre verilmiş mahkeme veya yargıç kararı olmadıkça, ulusal güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yasa ile yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.

Konut Dokunulmazlığı

Madde 12:Hiçbir Türk yurttaşının konutuna dokunulamaz. Yasanın açıkça gösterdiği durumlarda, usulüne göre verilmiş mahkeme veya yargıç kararı olmadıkça, ulusal güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yasa ile yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.

Haberleşme Özgürlüğü

Madde 13: Her Türk yurttaşı, haberleşme özgürlüğüne sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır .Yasanın gösterdiği durumlarda mahkeme veya yargıç tarafından yasaya uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça, bu gizliliğe dokunulamaz.

Gezi ve Yerleşme Özgürlüğü
Madde 14:
(1) Her Türk yurttaşı, gezi özgürlüğüne sahiptir; bu özgürlük ancak ulusal güvenliği sağlama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarıyla ve yasa ile sınırlanabilir.
(2) Her Türk yurttaşı, dilediği yerde yerleşme özgürlüğüne sahiptir, bu özgürlük, ancak ulusal güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal, ekonomik ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme zorunluluğuyla ve yasa ile sınırlanabilir.
(3) Her Türk yurttaşı, yurda girme ve çıkma özgürlüğüne sahiptir. Yurt dışına çıkma özgürlüğü yasa ile düzenlenir.
(4) Hiçbir Türk yurttaşı, isteği dışında Devlet sınırları dışına çıkarılamaz ve aynı şekilde girmekten alıkonulamaz.
Vicdan ve Din Özgürlüğü
Madde 15:

(1) Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.
(2) Kamu düzenine, genel ahlaka veya bu amaçla çıkarılmış yasalara aykırı olmayan ibadetler, dinsel ayin ve törenler serbesttir.
(3) Kimse, ibadete, dinsel ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.
(4) Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de yasal temsilcilerinin isteğine bağlıdır.
(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasal veya yasal temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasal veya kişisel çıkar veya nüfuz sağlama amacı ile her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında, yasanın gösterdiği kurallar uygulanır ve siyasal partiler, Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkemece temelli kapatılır.
Düşünce, Söz ve Anlatım Özgürlüğü
Madde 16

(1)Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz ,yazı , resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir. Kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.
(2) Bu hak, herhangi bir resmi makamın müdahalesi ve Devlet sınırları söz konusu olmaksızın, kanaatini anlatma, ve haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini kapsar.
(3) Bu maddedeki hakların kullanılması, yalnız ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu güvenliği , kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın açıklanmasının önlenmesi veya yargının otorite veya tarafsızlığının sürdürülmesi için gerekli ve yasanın koyduğu yöntemlere, koşullara, sınırlamalara veya cezalara bağlı tutulabilir.
Bilim ve Sanat Özgürlüğü
Madde 17
(1) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
(2)Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.
(3)Çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Basın Özgürlüğü
Madde 18

(1) Türk yurttaşları için basın ve yayın özgürdür, sansür edilemez.
(2) Devlet, basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak tedbirleri alır.
(3) Basın ve haber alma özgürlüğü, kamu düzenini, ulusal güvenliği veya genel ahlakı korumak; kişilerin şeref, haysiyet ve haklarına tecavüzü, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek veya yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için yasa ile sınırlanabilir.
(4) Yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, yasa ile belirtilecek sınırlar içinde, mahkeme veya yargıç tarafından verilecek kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konamaz.
(5) Devlet sınırları içinde yayınlanan gazete ve dergiler, yasanın gösterdiği suçları işlemesi halinde, yargıç kararı ile, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin veya genel ahlakın korunması bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yasanın açıkça yetkili kıldığı merciin emri ile toplatılabilir. Toplatma kararını veren yetkili merci bu kararı en geç yirmi dört saat içinde mahkemeye bildirir. Mahkeme bu kararı, en geç üç gün içinde onaylamazsa, toplatma kararı geçersiz sayılır.
Gazete ve Dergi Çıkarma Hakkı
Madde 19

(1) Gazete ve dergi çıkarılması, her Türk yurttaşı için önceden izin alma ve mali güvence yatırma koşuluna bağlanamaz.
(2) Gazete, ve dergilerin çıkarılması, yayımı, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili koşullar yasa ile düzenlenir. Yasa, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali veya teknik kayıtlar koyamaz.
(3) Gazete ve dergiler, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve olanaklarından eşitlik ilkesine göre yararlanır.
Kitap ve Broşür Çıkarma Hakkı
Madde 20

(1) Kitap ve broşür yayımı, Türk yurttaşları için izne bağlı tutulamaz, sansür edilemez.
(2) Devlet sınırları içinde yayımlanan, kitap ve broşürlerin toplattırılması gazete ve dergideki gibi olur.
Basın Araçlarının Korunması
Madde 21 Türk yurttaşlarına ait basımevi ve eklentileri ve basın araçları, suç aracı oldukları gerekçesiyle de olsa, zorla alınamaz veya el konulamaz veya işletilmekten alıkonamaz.
Basın Dışı Haberleşme Araçlarından Yararlanma Hakkı

Madde 22 Türk yurttaşları ve siyasal partiler, kamu tüzel kişileri elindeki basın dışı haberleşme ve yayın araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Bu yararlanmanın koşulları ve usulleri, demokratik ilkelere ve hakkaniyet ölçülerine uygun olarak yasa ile düzenlenir. Yasa, insan hakları, demokratik, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik devletin, ulusal güvenliğin ve genel ahlakın korunması halleri dışındaki bir nedene dayanarak, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşumunu engelleyici kayıtlar koyamaz.

Düzeltme ve Cevap Hakkı
Madde 23

(1) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve yasa ile düzenlenir.
(2) Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, yargıç tarafından karar verilir.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı

Madde 24 Türk yurttaşları, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak, ancak kamu düzenini korumak için yasa ile sınırlanabilir.

Dernek Kurma Hakkı
Madde 25

(1) Türk yurttaşları, önceden izin almaksızın, dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılışında uygulanacak şekil ve usuller yasada gösterilir. Yasa, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması amacıyla sınırlar koyabilir.
(2) Hiçbir Türk yurttaşı, derneğe üye olmaya veya dernekte üye kalmaya zorlanamaz.
(3) Dernekler, yasanın öngördüğü durumlarda, yargıç kararıyla kapatılabilir; ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yargıç kararına kadar, yasanın açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle faaliyetten alıkonulabilir.
Kişi Güvenliği
Madde 26

(1) Herkes özgürlük ve kişisel güvenlik hakkına sahiptir.
(2)Bir kişi, özgürlüğünden ancak aşağıdaki hallerde yasayla konduğu zaman ve öngörüldüğü biçimde yoksun bırakılabilir:

(a) Yetkili bir mahkemece hüküm giyen bir kişinin tutukluluğu;
(b) Bir mahkemenin yasal bir emrine uymamaktan dolayı bir kişinin yakalanması veya tutukluluğu;
(c) Bir kişinin, bir suç işlediği makul şüphesi üzerine, yetkili yargı makamı önüne getirilmesi amacıyla veya bir suç işlemesini önlemenin veya işledikten sonra kaçmasına engel olmanın makul olarak gerekli görüldüğü hallerde yakalanması veya tutukluluğu;
(ç) Bir küçüğün ıslahı amacıyla yasal bir emirle bakım altına alınması veya yetkili yargı makamı önüne getirilmesi amacıyla yasal tutukluluğu;
(d) Bulaşıcı bir hastalık yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkoliklerin, uyuşturucu madde düşkünlerinin veya serserilerin tutukluluğu;
(e) Bir kişinin, Devlet topraklarına izinsiz girmesini önlemek için veya geri verilmesi işlemine girişilmesi nedeniyle yakalanması veya tutukluluğu;
(3) Hiçbir kimse, ölüm veya hapis cezasını gerektiren bir suçüstü halinde, yasa ile konduğu zaman ve gösterildiği usul müstesna, yasanın gösterdiği usullere uygun olarak düzenlenmiş gerekçeli adli bir belge bulunmaksızın yakalanamaz.
(4) Yakalanan herkese, yakalanmasını gerektiren nedenler, yakalanması sırasında anladığı dilde bildirilir seçtiği bir hukukçunun hizmetinden yararlanmasına izin verilir.
(5) Yakalanan kişi, yakalandıktan sonra mümkün olan en kısa zamanda ve daha önce salıverilmediği takdirde , herhalde yirmi dört saat geçmeden bir yargıç önüne çıkarılır.
(6) Yargıç, derhal, yakalanan kişinin anladığı dilde yakalanma nedenlerini soruşturur ve en kısa zamanda ve herhalde yargıç önüne çıkma tarihinden itibaren üç günü geçmeyen bir süre içinde, uygun göreceği koşullarla yakalananı ya salıverir veya yakalanma nedeni suç hakkındaki soruşturma tamamlanmadığı takdirde, yakalanmanın devamına karar verir. Yargıç, her defasında sekiz günü geçmemek koşuluyla, bu yakalanmanın devamına karar verebilir. Ancak, yakalanma süresinin toplamı, yakalanma tarihinden başlayarak üç ayı geçemez ve bu sürenin sonunda yakalamayı uygulamakla görevli kişi veya makam, yakalatılan kişiyi derhal serbest bırakır. Yargıcın bu fıkraya göre verdiği kararlar istinaf edebilir.
(7) Yakalanması veya tutukluluğu nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, tutukluluğunun yasaya uygunluğu hakkında bir mahkemece süratle karar verilmesi için, yasal yollara başvurma hakkına sahiptir. Tutukluluğu yasaya aykırı görüldüğü takdirde, serbest bırakılması mahkemece emredilir.
(8) Bu madde kurallarına aykırı olarak bir yakalanmanın veya bir tutukluluğun mağduru herkes, dava açmak suretiyle tazminat alma hakkına sahiptir.
Hak Arama Özgürlüğü ve Yasal Yargı Yolu
Madde 27

(1) Hiçbir kimse, bu Anayasa ile veya bu Anayasa gereğince kendisine gösterilen mahkemeye başvurmak hakkından yoksun bırakılamaz. Her ne ad altında olursa olsun adli komisyonlar veya istisnai mahkemeler oluşturulması yasaktır.
(2) Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin veya kendisine karşı yapılan bir suçlamanın karara bağlanmasında, yasa ile kurulan bağımsız, tarafsız ve yetkili bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde adil ve açık bir surette davanın dinlenmesi hakkına sahiptir. Karar gerekçeye dayanır ve açık bir oturumda okunur.Ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu düzeni, kamu güvenliği veya genel ahlak yararına olduğu veya küçüklerin çıkarları veya tarafların özel hayatlarının korunması için gerekli olduğu veya mahkemece yayının, adaletin sağlanması için zararlı görüldüğü özel durumlarda, basın mensupları ve halk, mahkeme kararıyla duruşmanın tamamına veya bir kısmına sokulmayabilir.
 Herkes:

(a) mahkeme önüne çıkarılması nedenlerinin kendisine bildirilmesi;
(b) davasını mahkemeye sunmak ve bunu hazırlamak için gerekli zamana sahip olmak;
(c) delillerini göstermek veya göstertmek veya tanıkların yasaya uygun olarak sorguya çekilmesini istemek;
(ç) kendi seçtiği bir hukukçu tutmak ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, yasanın gösterdiği şekilde kendisine parasız bir hukukçu atanması;
(d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız yararlanmak hakkına sahiptir
Cezaların Yasal ve Kişisel Olması ve Sanık Hakları
Madde 28
(1) Kimse, işlendiği zaman yasaca suç teşkil etmeyen bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz; herhangi bir suç için, işlendiği zaman yasanın bu suç için koyduğu cezadan daha ağır bir cezaya çarptırılamaz.
(2) Bir suçtan dolayı beraat eden veya hüküm giyen bir kişi, aynı suçtan dolayı tekrar yargılanamaz. Kimse, aynı eylem veya ihmalden dolayı, bu eylem veya ihmal ile ölüme sebebiyet verilmiş olmadıkça, iki defa cezalandırılamaz.
(3) Hiçbir yasa, suçun ağırlığı ile orantılı olmayan bir ceza koyamaz.
(4) Bir suçtan sanık herkes, suçluluğu yasaya uygun olarak ispat edilinceye kadar suçsuz sayılır.
(5) Bir suçtan sanık herkes, en azından:
(a) Hakkında yapılan suçlamanın nitelik ve nedeninin anladığı bir dilde ve etraflı şekilde derhal kendisine bildirilmesi;
(b) Savunmasını hazırlaması için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
(c) Kendi kendini bizzat veya seçeceği veya eğer yeterli mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, kendisine parasız olarak atanacak bir hukukçu aracılığı ile savunmak;
(ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek ve savunma tanıklarını da iddia tanıkları ile aynı koşullar altında getirtmek ve sorguya çekilmelerini sağlamak;
(d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız yararlanmak,

hakkına sahiptir.

(6) Malların toptan müsaderesi cezasının konması yasaktır.
İspat Hakkı

Madde 29 Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde isbat isteminin kabulü, ancak isnat olunan eylemin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin isbata razı olmasına bağlıdır.

BÖLÜM III – Sosyal ve Ekonomik Haklar, Özgürlükler ve Ödevler

Ailenin Korunması

Madde 30 Aile toplumun temelidir. Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.

Mülkiyet Hakkına Ait Genel Kural

Madde 31

(1) Her Türk yurttaşı, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla ve yasa ile sınırlanabilir.
(2) Mülkiyet hakkının kullanılmasına, kamu güvenliği, genel sağlık, genel ahlak, kent ve ülke planlaması veya herhangi bir malvarlığının kamu yararı için geliştirilmesi ve faydalı kılınması veya başkalarının haklarının korunması için kesin olarak gerekli kısıntı veya sınırlamalar yasa ile konabilir.
(3) Malvarlığının ekonomik değerini fiilen azaltan kısıntı ve sınırlandırmalar için derhal tam bir tazminat ödenir; anlaşmazlık halinde tazminatı hukuk mahkemesi saptar.
(4) Devletin, yeraltı suları, madenler, eski eserler ve yasa ile sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirilen taşınmaz mallar üzerindeki hakkı saklıdır.
Toprak Mülkiyeti

Madde 32

(1) Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amaçlarıyla gereken tedbirleri alır. Yasa bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme amaçlarına sahip olmasını kolaylaştırır.
(2) Toprağın dağıtımında göçmenlere öncelik tanınır.
Kamulaştırma ve El Koyma

Madde 33

(1) Devlet, Belediyeler, yasanın kendilerine kamulaştırma hakkı tanıdığı kamu tüzel kişileri veya kamu yararı güden kuruluşlar:
(a) Genel bir kamulaştırma yasasında özel olarak gösterilen ve kamu yararına olan bir amaç için; ve
(b) Bu amacın, kamulaştırma yapan makamın, kamulaştırma ile ilgili yasa kurallarına uygun olarak verdiği ve kamulaştırma nedenlerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve
(c) Anlaşmazlık çıktığı takdirde, bir hukuk mahkemesince saptanacak tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın hemen veya yasanın öngöreceği beş yılı aşmayan taksitlerle ödenmesi koşuluyla, herhangi bir taşınır veya taşınmaz malı veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya çıkarı kamulaştırmaya yetkilidirler. Kamulaştırılmış herhangi bir taşınmaz mal veya bu gibi bir mal üzerindeki herhangi bir hak veya yarar, sadece bu kamulaştırma amacı için kullanılabilir. Bu amaç, kamulaştırma tarihinden başlayarak üç yıl içinde gerçekleşmediği takdirde, kamulaştırmayı yapan makam, bu üç yıllık sürenin sonunda kamulaştırılan malı, kamulaştırma bedeline eski sahibine geri vermeyi önerir. Bu kişi kabul veya ret cevabını bu öneriyi aldığı tarihten başlayarak üç ay içinde bildirir ve , kabul ettiğini bildirdiği takdirde, kabul tarihinden başlayarak yine üç ay içinde, kamulaştırma bedelini geri vermesi üzerine, kamulaştırılan mal hemen kendisine geri verilir. Bu kurallar , herhangi bir verginin veya para cezasının tahsili, herhangi bir hükmün yerine getirilmesi, sözleşmeden doğan bir yükümün yerine getirilmesi veya can veya malın tehlikeden korunması amacı ile konmuş bir yasanın kurallarını etkilemez.
(2) Devlet:
(a) Genel bir el koyma yasasında özel olarak gösterilen kamu yararına bir amaç için; ve
(b) Bu amacın, el koymayı yapan makamın genel el koyma yasasının kurallarına uygun olarak verdiği ve el koyma nedenlerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve
(c) Üç yılı geçmeyen bir süre için; ve
(ç) Anlaşmazlık çıktığı takdirde bir hukuk mahkemesince saptanacak tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın hemen veya yasanın öngöreceği beş yılı aşmayan taksitlerle ödenmesi koşuluyla, herhangi bir taşınır veya taşınmaz mala el koyma yetkisine sahiptir.
(3) İlgili kişi, bu madde kuralları ile ilgili olarak mahkemeye başvurma hakkına sahiptir ve böyle bir başvurma kamulaştırma işlemini durdurur. Mahkemenin bu fıkra kurallarına göre vereceği her karar istinaf edilebilir.
Vakıf Mallarla İlgili Sınırlandırma ,Kamulaştırma ve Elkoyma

Madde 34 Sınırlandırma, kamulaştırma ve el koyma konularında vakıf mallarla ilgili kurallar, Temel Evkaf Kurallarına (Ahkamül Evkaf) uygun olarak yasa ile düzenlenir. Ancak kent ve ülke planlaması için yapılan kısıntı ve sınırlandırmalar bu madde kuralları dışında kalır. Sınırlandırma işlemi konu olduğu hallerde de mahkeme bu işlemleri durdurabilir.

Devletleştirme

Madde 35 Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel girişimler ,kamu yararının gerektirdiği durumlarda, gerçek karşılıkları yasada gösterilen şekilde ödenmek koşuluyla devletleştirilebilir. Yasanın taksitle ödemeyi öngördüğü durumlarda, ödeme süresi on yılı aşamaz ve taksitler eşit olarak ödenir. Bu taksitler yasada öngörülen faiz haddine bağlıdır.

Sözleşme Hakkı

Madde 36

(1) Herkes, sözleşme hukukunun genel ilkelerince konan koşullar, kısıntılar, sınırlandırmalar ve yürürlükteki yasalara uymak kaydıyla, serbestçe sözleşme yapma hakkına sahiptir. Ekonomik bakımdan güçlü kişilerin diğer kişileri istismarı yasa ile önlenir.
(2) Sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülükler kamu yararı, kamu düzeni, sosyal adalet ve ulusal güvenlik gibi nedenlerle yasa ile düzenlenebilir ve kısıtlanabilir.
Çalışma Özgürlüğü

Madde 37

(1) Her Türk yurttaş dilediği alanda çalışma özgürlüğüne sahiptir. Özel girişimler kurmak serbesttir. Yasa, bu özgürlüğü, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.
(2) Devlet, özel girişimlerin, ulusal ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.
Ekonomik ve Sosyal Hayatın Düzeni

Madde 38

(1) Ekonomik ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma ilkesine ve her Türk yurttaşı için insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlanması amacına göre düzenlenir.
(2) Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu amaçla ulusal tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak Devletin ödevidir.
Çalışma Hakkı ve Ödevi

Madde 39

(1) Çalışma her Türk yurttaşının hakkı ve ödevidir.
(2) Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, ekonomik ve mali tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler; işsizliği önleyici tedbirleri alır.
(3) Kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Ancak, hükümlülerin, hükümlülükleri süresince rehabilitasyon amacıyla çalıştırılmaları zorla çalıştırma sayılmaz.
(4) Ülke gereksinmelerinin zorunlu kıldığı alanlarda, yurttaşlık ödevi niteliği olan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve koşulları, demokratik ilkelere uygun olarak yasa ile düzenlenir.
Çalışma Koşulları

Madde 40

(1) Kimse, yaşına, gücüne ve cinsiyetine uygun olmayan işte çalıştırılamaz.
(2) Çocuklar, gençler ve , kadınlar çalışma koşulları bakımından özel olarak korunur.
Dinlenme Hakkı

Madde 41

(1) Her çalışan dinlenme hakkına sahiptir.
(2) Ücretli hafta ve bayram tatili ve ücretli yıllık izin hakkı yasa ile düzenlenir.
Ücrette Adalet Sağlanması

Madde 42 Devlet, çalışanların, yaptıkları işe uygun ve insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlamalarına elverişli, adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.

Sendika Kurma Hakkı

Madde 43

(1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. Bu hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usuller yasada gösterilir. Yasa, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması amacıyla sınırlar koyabilir.
(2) Sendikaların ve sendika birliklerinin tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik ilkelere aykırı olamaz.
Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı

Madde 44

(1) Çalışanlar, işverenle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını korumak ve düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev hakkına sahiptirler.
(2) Grev hakkının kullanılması, yalnız ulusal güvenliği, anayasal düzeni, kamu güvenliğini veya bu Anayasanın herhangi bir kişiye sağladığı hak ve özgürlükleri korumak amacıyla konacak bir yasayla düzenlenebilir.
(3) Güvenlik Kuvvetleri mensuplarının grev hakkı yoktur.
(4) İşverenlerin hakları yasa ile düzenlenir.
Sosyal Güvenlik Hakkı:

Madde 45 Her Türk yurttaşı sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım örgütleri kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir.

Sağlık Hakkı:

Madde 46 Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.

Konut Hakkı:

Madde 47 Devlet, konut sahibi olmayan veya sağlık ve insanca yaşama koşullarına uygun konutu bulunmayan ailelerin konut gereksinimlerini karşılayacak tedbirleri yasa ile düzenler.

Öğrenim ve Eğitim Hakkı:

Madde 48

(1) Halkın öğrenim ve eğitim gereksinmelerini sağlama ,Devletin başta gelen ödevlerindendir. Devlet , bu ödevini çağdaş eğitim düzeyinde ve planlı bir şekilde yerine getirir.
(2) Her Türk çocuğu kız erkek ayrımı yapılmaksızın on beş yaşına kadar zorunlu ve parasız öğrenim hakkına sahiptir.
(3) Devlet, durumları dolayısıyla okul içi ve dışında özel eğitime gereksinimi olanları topluma yararlı kılacak şekilde yetiştirmek için gereken tedbirleri alır.
(4) Devlet , maddi olanaklardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlamak amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.
Tarihsel ve Kültürel Eser ve Anıtların Korunması :

Madde 49 Devlet tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar.

Kooperatifçiliği Geliştirilme:

Madde 50 Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır ve kooperatiflerin demokratik ilkelerle çalışmalarını yasa ile düzenler.

Tarım ve Çiftçinin Korunması

Madde 51

(1) Devlet, Türk yurttaşlarının gereği gibi beslenmesini, tarımsal üretimin toplumun yararına uygun olarak artırılmasını sağlamak, toprak aşınmasını önlemek, tarım ürünlerini ve tarımla uğraşanların emeğini değerlendirmek için gereken tedbirleri alır.
(2) Tarımla uğraşan kişilerin doğal afetlere ve kuraklığa karşı korunması yasa ile düzenlenir.
Devletin Ekonomik ve Sosyal Ödevlerinin Sınırı

Madde 52 Devlet, bu Anayasada belirtilen ekonomik ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini, ekonomik gelişme ile mali kaynaklarının yeterliği ölçüsünde yerine getirir.

BÖLÜM IV – Siyasal Haklar ve Ödevler

Yurttaşlık

Madde 53

(1) Yurttaşlık, yasanın gösterdiği koşullarla kazanılır ve ancak yasada belirtilen durumlarda kaybedilir.
(2) Hiçbir yurttaş, yurda bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça yurttaşlıktan çıkarılamaz.
Seçme, Halkoylamasına Katılma ve Seçilme Hakkı:

Madde 54

(1) On sekiz yaşını bitirmiş olan kadın, erkek, her Türk yurttaşı seçme ve halkoylamasına katılma ; yirmi beş yaşını bitirmiş olanlar da seçilme hakkına sahiptir.
(2) Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm ilkelerine uygun olarak yapılır;
(3) Aday olmak, kamu görevinden çekilme koşuluna bağlanamaz. Seçim ve kamu hizmetlerinin güvenliği bakımından hangi kamu görevlilerinin ne gibi koşullarla aday olabilecekleri yasa ile düzenlenir. Yargıçlar, ve güvenlik kuvvetlerindeki kamu görevlileri mesleklerinden çekilmedikçe aday olamazlar ve seçilemezler.
(4) Seçimler ve halkoylaması ile ilgili kurallar, seçme ve seçilme nitelikleri yasa ile düzenlenir.
Seçimlerin Genel Yönetimi ve Denetimi

Madde 55

(1) Seçimler , yargı organlarının genel yönetimi ve denetimi altında yapılır.
(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konuları ile ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Devlet Başkanı ile Milletvekillerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi, yargıçlardan oluşan özel bir kurulunundur.
(3) Seçim Kurullarının kuruluşu, işleyişi, görev ve yetkileri yasa ile düzenlenir.
Siyasal Parti Kurma ve Partilerin Siyasal Hayattaki Yeri

Madde 56

(1) Türk yurttaşlar, siyasal parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkma hakkına sahiptir.
(2) Siyasal partiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar.
(3) Siyasal partiler, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez öğeleridirler.
(4) Siyasal partilere, Devletçe yapılacak yardım yasa ile düzenlenir.
Siyasal Partilerin Uyacakları İlkeler

Madde 57

(1) Siyasal partilerin tüzükleri, programları ve faaliyetleri, insan hak ve özgürlüklerine dayanan Demokratik ve laik , Devlet ve Atatürk ilkelerine uymak zorundadır , bunlara uymayan partiler temelli kapatılır.
(2) Siyasal partilerin kapatılması hakkındaki davalar, Anayasa Mahkemesi olarak yüksek mahkeme tarafından karara bağlanır.
Kamu Görevine Girme Hakkı

Madde 58

1) Her Türk yurttaş, kamu görevlerine girme hakkına sahiptir.
2) Hizmete alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.
Kamu Görevlerinin Mal Bildirimi

Madde 59 Kamu görevine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları yasa ile düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar bundan istisna edilemez.

Yurt Ödevi

Madde 60

(1) Yurt ödevi, her Türk yurttaşının hakkı ve ödevidir.
(2) Yurt ödevinin Güvenlik Kuvvetlerinde ne şekilde yerine getirileceği; Güvenlik Kuvvetlerinin kuruluşu görev ve yetkileri yasa ile düzenlenir.
Vergi Ödevi

Madde 61

(1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
(2) Vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ancak yasa ile konulur.
(3) Yasanın belli ettiği yukarı ve aşağı hadler içinde kalmak, ölçü ve ilkelere uygun olmak koşuluyla, vergi, resim ve harçların muafiyet ve istisnalarıyla oran ve hadlerine ilişkin kurallarda değişiklik yapmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınabilir.
(4) Geriye yürüyen mali yükümlülükler konulamaz.
Dilekçe Hakkı

Madde 62

(1) Herkes, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında tek başına veya topluca, yetkili makamlara yazı ile başvurma ve bunların süratle incelenmesi ve karara bağlanması hakkına sahiptir.
(2) Gerekçeye dayanacak olan bu karar, en geç otuz gün içinde, dilek ve şikayet sahibine yazılı olarak bildirilir. Böyle bir karardan zarar gören her kişi veya otuz gün içerisinde kendisine bir karar bildirilmeyen her ilgili, dilek ve şikayet konusu hakkında yetkili mahkemeye başvurabilir.
ÜÇÜNCÜ KISIM – Yasama
BÖLÜM I – Kıbrıs Türk Federe Meclisi
Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Kuruluşu:

Madde 63 Kıbrıs Türk Federe Devletinin yasama yetkilerini , beş yıl için genel oyla seçilen kırk milletvekilinden oluşan Kıbrıs Türk Federe Meclisi kullanır. Meclis ilk toplantısında üye tam sayısının salt çoğunluğu ile bir Başkan ve bir Başkan Yardımcısını seçer.

Ant içme

Madde 64 Milletvekilleri görevlerine başlarken şöyle ant içerler:

“Kıbrıs Türk Federe Devletinin bütünlüğünü koruyacağıma, insan haklarına, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine saygı göstereceğime , ulusumun mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Görev ve Yetkileri:

Madde 65 Yasa koymak , değiştirmek ve kaldırmak; Bütçe ve kesin hesap tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,; genel ve özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek anlaşmaları onaylamak Kıbrıs Türk Federe Meclisinin yetkilerindendir.

Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Çalışma Düzeni:

Madde 66

(1) Kıbrıs Türk Federe Meclisi, her yıl Ekim ayının ilk iş günü kendiliğinden toplanır
(2) Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir. Olumlu ve olumsuz oyların eşitliği halinde, karar reddedilmiş sayılır. Ancak çekimserlik, olumlu veya olumsuz oylardan fazla olanın yönünde karar verilmesini peşin olarak kabul etmek anlamına gelir.
(3) Meclisi çalışmalarını kendi yaptığı İçtüzüğe göre yürütür.
(4) Meclis ne zaman ve ne kadar tatile gireceğine kendisi karar verir.
(5) Meclis, Devlet Başkanı, Meclis Başkanı veya yedi milletvekilinin istemi üzerine olağanüstü toplantıya çağırılabilir.
Kıbrıs Türk Federe Meclisi Seçimleri:

Madde 67

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti, seçim bölgelerine ayrılır. Seçim sistemi ve her seçim bölgesinin nüfus esasına göre çıkaracağı milletvekili sayısı yasa ile düzenlenir.
(2) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni meclis seçilene kadar sürer.
(3) Ara seçimleri, her yıl belli bir zamanda yapılır. Genel seçimlerin yapılmasına bir yıl kala ara seçimi yapılamaz.
(4) Olağanüstü nedenlerle seçimin yapılması olanağı yoksa, seçimler, bir yıl süreyle, Kıbrıs Türk Federe Meclisi tarafından ertelenebilir. Seçimlerin ertelenmesi kararı, üye tamsayısının üçte ikisinin oyu ile alınır.
Kıbrıs Türk Federe Meclisi Seçimlerinin Yenilenmesi

Madde 68

(1) Kıbrıs Türk Federe Meclisi, Meclisin seçiminin yenilenmesine, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verebilir. Çekimser ve geçersiz oylar sadece toplantı yetersayısına dahil olur; karar yetersayısı bakımından dikkate alınmaz.
(2) Mecliste grubu bulunan siyasal parti liderlerine ve en sonunda bir bağımsıza öneride bulunulmasına rağmen iki aylık bir süre içerisinde Başbakan ve Bakanların atanması olanağı bulunamıyorsa veya güvensizlik oyu sonucunda on sekiz aylık bir süre içerisinde Başbakan iki kez çekilir ve üçüncü kez güvensizlik oyu verilmiş olursa, Devlet Başkanı, Meclis seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
(3) Yürütme ile yasama organları arasında Devletin işlemesini güçleştirecek bir durumun çıkması ve bunun sürmesi halinde, Devlet Başkanı ,Meclis seçiminin yenilenmesi için halkoylamasına başvurabilir.
(4) Devlet Başkanı , seçimlerin yenilenmesini veya halkoylamasına başvurmasını kararlaştırırken ,Meclis Başkanı, Bakanlar Kurulu ve Mecliste grubu bulunan siyasal parti Başkanlarının görüşlerini alır.
Yasama Dokunulmazlığı

Madde 69

(1) Milletvekilleri, Kıbrıs Türk Federe Meclisi çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, bunları dışarıda tekrarlamaktan veya açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
(2) Seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ölüm veya beş yıl veya daha çok hapis cezasını gerektiren suçüstü durumu, bu kuralın dışındadır; ancak, yetkili kişi, durumu hemen Meclise bildirmek zorundadır.
(3) Seçimden önce veya sonra milletvekili hakkında verilmiş cezanın yerine getirilmesi, dönem sonuna bırakılır. Milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez.
Milletvekilliğinin Sona Ermesi

Madde 70

(1) Milletvekilinin ölümü; seçilmeye engel bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giymesi; çekilmesi; kısıtlanması, milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görevi kabul etmesi; bir ay süre ile özürsüz veya izinsiz olarak Meclis çalışmalarına katılmaması hallerinde milletvekilliği sona erer.
(2) Milletvekilliğinin sona ermesine, Meclis karar verir.
Milletvekilliği ile Bağdaşmayan Görevler

Madde 71

(1) Milletvekilleri, Devlet veya kamu kuruluşlarında kamu görevlisi veya diğer kamu görevlisi olarak görev alamazlar ve bunların herhangi bir yüklenme işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler.
(2) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görevler ve işler yasa ile düzenlenir.
Milletvekillerinin Ödenekleri

Madde 72 Milletvekillerinin ödenekleri yasa ile düzenlenir.

BÖLÜM II – Yasaların Yapılması
Yasaların Yapılması ile İlgili Genel Kurallar

Madde 73

(1) Yasa önermeye, Kıbrıs Türk Federe Bakanlar kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
(2) Devlet Başkanı ,Kıbrıs Türk Federe Meclisince kabul edilen yasaları , on gün içinde ya yayınlar , ya da bir daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderir veya Bakanlar kurulunun istemi üzerine halkoylamasına sunar, Meclis geri gönderilen yasayı değiştirerek veya aynen üye tam sayısının salt çoğunluğu ile kabul ederse yasa Devlet Başkanınca yayınlanır. Çekimser oylar, karar yeter sayısı açısından dikkate alınmaz.
(3) Halkoylamasınca kabul edilen yasalar on gün içinde resmi gazetede Devlet Başkanınca yayınlanır.

Yasa veya Kararların İlanı

Madde 74 Devlet Başkanı , Meclisin herhangi bir yasa veya kararının kendisine yazılı olarak bildirilmesinden başlayarak on gün içinde 73. maddede gösterildiği üzere iade veya halkoylamasına başvurma haklarını veya 112.maddede gösterildiği üzere yüksek mahkeme olarak, anayasa mahkemesine başvurma hakkını kullanmadığı takdirde, bu yasa veya kararı on gün içinde Resmi gazetede yayınlayarak ilan eder.

Bütçenin Görüşülmesi ve Kabulü

Madde 75

(1) Bütçe tasarısı, Kıbrıs Türk Federe Bakanlar Kurulu tarafından mali yılbaşından en az iki ay önce Meclise sunulur.
(2) Bütçe Komitesi, en geç bir ay içinde, bütçe konusundaki çalışmalarını bitirir.
(3) Milletvekilleri, bütçe tasarısının Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya belli gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.
(4) Devlet Başkanı, Meclis tarafından kabul edilen bütçe yasası on gün içinde Resmi Gazete’de yayınlar.
Kesin Hesaplar

Madde 76 Kesin hesap yasa tasarıları, yasada daha kısa bir süre kabul edilmemiş ise, ilgili oldukları mali yılın sonundan başlayarak en geç bir yıl sonra, Bakanlar Kurulunca Meclise sunulur. Sayıştay, genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesin hesap yasa tasarısının verilmesinden başlayarak en geç altı ay içinde meclise sunar.

BÖLÜM III – Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Denetim Yolları

Bakanlar Kurulunu Denetim Yolları

Madde 77

(1) Soru, genel görüşme, meclis araştırması, meclis soruşturması Kıbrıs Türk Federe Meclisinin yetkilerindendir.
(2) Soru, Bakanlar Kurulundan belli bir konuda bilgi istemekten ibarettir. Bakanlar kurulu herhangi bir soruya en geç otuz gün içinde cevap verir.
(3) Genel görüşme, herhangi bir üyenin önergesi ve bunun Meclisçe kabulü üzerine, belli bir konuda yapılan görüşme demektir. Genel görüşme sonunda oylama yapılmaz.
(4) Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.
(5)

(a) Başbakan veya bakanlar hakkında yapılacak soruşturma istemleri en az yedi milletvekili tarafından imzalanmış olmalıdır.
(b) Soruşturma istemleri, Mecliste görüşülür ve karara bağlanır.
(c) Soruşturma, milletvekillerinden kurulu özel bir komitece yürütülür.
(ç) Meclis, Soruşturma Komitesinin raporunu görüştükten sonra, üye tamsayısının en az üçte ikisinin vereceği kararla, Başbakan veya Bakanları suçlayabilir.
(d) Başbakan ve bakanlar Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkemede yargılanır.
(e) Meclisindeki siyasal parti gruplarında, Meclis Soruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
DÖRDÜNCÜ KISIM – Yürütme
BÖLÜM I – Genel Kurallar

Yürütme Görevi ve Yetkisi

Madde 78 Kıbrıs Türk Federe Devletinin yürütme görev ve yetkisi Devlet Başkanı ve Bakanlar kurulu tarafından yerine getirilir ve kullanılır.

BÖLÜM II – Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı

Madde 79

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı , beş yıl için genel oyla seçilir. Devlet Başkanı seçiminde aday olacak kişilerde , milletvekili adayları için saptanan seçilme niteliklerine ek olarak otuz beş yaşını doldurmuş olam koşulu aranır.
(2) Bir kimse , arka arkaya ancak iki defa Devlet Başkanı seçilebilir.
(3) Devlet Başkanı ,resmi görevleri dışında hiçbir iş yapamaz ;Devlet veya kamu kuruluşlarının herhangi bir yüklenme işini , doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemez
(4)Devlet Başkanının ödenekleri yasa ile düzenlenir.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Ant İçmesi

Madde 80: Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı, görevine başlarken şöyle ant içer:

“Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin bütünlüğünü koruyacağıma , Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasına ve yasalarına uyacağıma bunları savunacağıma ; insan haklarına , demokratik laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine saygı göstereceğime , ulusumun mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Partisi ile İlişkileri

Madde 81 Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının partili ise, partisinin kararları ile bağlı değildir, bağımsız hareket eder. Devlet Başkanlığı ile parti başkanlığı aynı kişide birleşemez.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Görev ve Yetkileri:

Madde 82

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Devletin ve toplumun birliğini ve bütünlüğünü temsil eder.
(2) Devlet Başkanı Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasına saygıyı, kamu işlerinin kesintisiz ve düzenle yürütülmesini ve Devletin devamlılığını sağlar.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Sorumluluğu:

Madde 83

(1) Kıbrıs Türk Federe Meclisi , Devlet Başkanını vatan hainliğinden dolayı, üye tam sayısının en az üçte birinin önerisi üzerine , üye tam sayısının en az üçte ikisinin vereceği kararla suçlayabilir.
(2) Devlet Başkanı ,Anayasa Mahkemesi olarak , Yüksek Mahkemede yargılanır. Mahkemenin suçlamayı yerinde görmesi halinde , Devlet Başkanlığı görevi sona erer, suçlu bulunmazsa , görevine yeniden döner.
(3) Meclisin suçlama kararı üzerine ,Devlet Başkanı görevine devam edemez.; Devlet Başkanı görevine devam edemez; bu Anlayasının 84. madde kuralları uygulanır.
Devlet Başkanlığının Boşalması

Madde 84

(1) Devlet Başkanlığı, ölüm veya geçici olanların dışında görev başında bulunamama halinde veya Yüksek Mahkeme Başkanlığına gönderilen yazılı istifa ile boşalır.
(2) Devlet Başkanlığı sağlık nedeni ile görevini devamlı olarak yapamayacak bir duruma gelmesi halinde, Bakanlar Kurulu, durumu Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme Başkanlığına bildirir. Mahkeme, Devlet Başkanının görevini devamlı olarak yapamayacağına karar verirse, Devlet Başkanlığı boşalmış sayılır.
(3) Devlet Başkanlığı boşaldığında, boşalma tarihinden başlayarak kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde yapılacak seçimle Devlet Başkanlığı doldurulur.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanına Vekillik Etme

Madde 85

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının hastalık veya yurt dışına çıkma gibi nedenlerle geçici olarak görevinden ayrılması halinde, görevine dönünceye kadar, herhangi bir nedenle Devlet Başkanlığının boşalması halinde yenisi seçilinceye kadar, Kıbrıs Türk Federe Meclisi Başkanı, Devlet Başkanlığına vekillik eder.
(2) Meclis Başkanı, Devlet Başkanlığına vekillik ettiği süre içinde, 68. maddesinde sayılan yetkileri kullanamaz.
BÖLÜM III – Kıbrıs Türk Federe Bakanlar Kurulunun Oluşumu

Madde 86

(1) Kıbrıs Türk Federe ,Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan oluşur.
(2) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı ,Milletvekilleri arasından ,Başbakanı ve Başbakanın önerisi üzerine bakanları atar. Başbakanın istemi üzerine Devlet Başkanı, bakanlardan herhangi birisinin görevine son verir .
(3) Devlet Başkanı ,Meclis Başkanı ile Mecliste grubu bulunan siyasal parti başkanlarının görüşlerini aldıktan sonra , Bakanlar kurulunun görevine son verilmesi konusunu halkoylamasına sunabilir.
(4) Bakanlar, milletvekili olmayan kişiler arasından da atanabilir. Ancak bu gibi kişilerin milletvekili seçilme niteliklerine sahip olması gerekir.
(5) Başbakan , bakanlıklar arası işbirliğini , Bakanlar kurulunun genel siyasetinin yürütülmesini ve yasakların uygulanmasını sağlar.
(6) Bakanlar, kuruluna Başbakan başkanlık eder .Devlet Başkanı gerekli gördüğü hallerde veya Başkanın istemi üzerine Bakanlar kuruluna başkanlık edebilir. Devlet Başkanı oy kullanmaz.
(7) Başkan ve bakanların ödenekleri yasa ile düzenlenir.
(8) Başbakan ve Bakanlar , resmi görevleri dışında başka bir iş yapamazlar; Devletin ve kamu kuruluşlarının herhangi bir yükleme işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler.
(9) Başbakan ve bakan olan milletvekilleri, Kıbrıs Türk Federe Meclisi üyeliğini kaybetmezler. Bakanlar kuruluna ,Meclis dışından girmiş olan bakanlar, Yasama dokunulmazlığından aynen yararlanırlar ,fakat Mecliste oy kullanamazlar.
Kıbrıs Türk Federe Bakanlar Kurulunun Sorumluluğu

Madde 87

(1) Devlet Başkanınca atanan Bakanlar Kurulunun listesi, tam olarak, Meclise sunulur. Meclis tatilde ise toplantıya çağrılır. Bakanlar Kurulunun programı, en geç bir hafta içinde, Başbakan veya bir bakan tarafından, Mecliste okunur.
(2) Bakanlar kurulunun programından ve uygulanmasından veya önemli bir politika girişiminden ,Kıbrıs Türk federe Meclisine karşı Başbakan sorumludur.
(3) Başbakana karşı ,(2). fıkradaki konularda , Meclise verilecek güvensizlik önergesi programının okunmasından sonra herhangi bir zaman , en az yedi milletvekili tarafından imzalanmış olmalıdır.
(4) Güvensizlik önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı, verilişinden sonraki ikinci birleşimde karara bağlanır. Güvensizlik önergesi üzerinde yapılan genel görüşmeler bittikten sonra , aradan tam bir gün geçmedikçe , güvensizlik önergesi oylanamaz.
(5) Güvensizlik önergesi, Meclisin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile kabul edilirse Başkan , istifasını Devlet Başkanına sunar.
Yasa Gücünde Kararname

Madde 88

(1) Ekonomik konularda, ivedilik varsa, Bakanlar Kurulu yasa gücünde kararname çıkarabilir. Yasa gücünde kararname, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer ve aynı gün, gerekçesi ile birlikte Meclise sunulur.
(2) Meclise sunulan yasa gücünde kararnameler, içtüzüğün, yasaların görüşülmesi için koyduğu kurallara göre komitelerde ve Genel Kurulda, öncelikle ve ivedilikle görüşülüp karara bağlanır.
(3) Yasa gücündeki kararnameler ,Kıbrıs Türk Federe Meclisi tarafından kaldırılıncaya veya değiştirilinceye ya da Anayasa mahkemesi olarak Yüksek Mahkemece iptal edilinceye kadar , yürürlükte kalır.
(4) Yasa gücündeki kararnameler ile, yeni mali yükümlülükler getirilemez, kişisel ve siyasal hak ve özgürlükler kısıtlanamaz.
Tüzük ve Yönetmelikler

Madde 89 Anayasa ve yasa açıkça yetki vermedikçe Devletin hiçbir organı, tüzük yapamaz ve yürürlüğe koyamaz. Yönetmelikler de ancak tüzüklere uygun olarak yapılır ve yürürlüğe konur.

Dış Yardım

Madde 90 Kıbrıs Türk Federe Devleti, yabancı devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan kültürel, sosyal , ekonomik ,mali ve teknik alanlarda her türlü yardım almaya yetkilidir.

BÖLÜM IV – Yönetsel Kurallar

Yönetsel Yapı:

Madde 91

(1) Bakanlıklar ,yasanın öngördüğü sayı ve ilkelerine uygun olarak, Başbakanın önerisi ve Devlet Başkanının onayı ile kurulur. Bakanlık sayısı hiçbir halde 10’u aşamaz. Bakanlığın iç örgütlenmesi Bakanlar kurulunca çıkarılacak bir tüzükle düzenlenir.
(2) Kıbrıs Türk Federe Devleti, yönetsel ve yerel kuruluşlara ayrılarak yönetilir.
(3) Yerel kuruluşların genel karar organları seçimle işbaşına gelir.
(4) Özerk kuruluşların görev ve yetkileri yasalarla belirtilir.
Yönetsel Yapıda Bilgi ve Komut Akışının Yazılı Olması:

Madde 92 Yönetsel yapıdaki aşağıdan yukarıya bilgi ve yukarıdan aşağıya komut akışı; kamu görevlileri ile disiplin cezalarının adil olmasına ; yönetsel ve istatistiki bilgi , toplama kuruluşlarının düzenli çalışmalarına olanak sağlamak amacıyla yazılı belgelerle yapılır.

Kamu Görevlileri ile İlgili Kurallar

Madde 93

(1) Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının, genel yönetim ilkelerine göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asıl ve sürekli görevler kamu görevlileri eliyle yürütülür,
(2) Kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri yasa ile düzenlenir.
(3) Kamu görevlilerinin atanmalarını, onaylanmalarını, sürekli veya emeklilik hakkı kazandıran kadrolara yerleştirilmelerini, terfilerini, nakillerini, emekliye sevklerini, azil ve görevden uzaklaştırma da dahil olmak üzere, disiplin işlemlerini yapmak üzere tarafsız ve bağımsız organ veya organlar kurulur. Bu organ veya organların kuruluşu ve işleyişi, yasa ile düzenlenir. Anayasasının bu konudaki diğer kuralları saklıdır.
(4) Kamu görevlileri hakkında yapılacak disiplin kovuşturmalarında isnat olunan hususun ilgiliye açıkça ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve savunma için belli bir süre tanınması gereklidir. Bu ilkelere uyulmadıkça, disiplin cezası verilemez ve disiplin kararları yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz.
(5) Güvenlik kamu görevlilerinin özel yasa ile düzenlenen kuralları saklıdır.
(6) Üst kademe yöneticiliği yapan kamu görevlileri, ilgili Bakan, Başbakan ve Devlet Başkanının imzalarını taşıyan kararname ile atanırlar. Bu konudaki kurallar yasa ile düzenlenir.
Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları:

Madde 94

(1) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, yasa ile kurulur ve organları kendileri tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilir.
(2) Bu kuruluşların seçilmiş organları, bir yargı mercii kararına dayanmak-sızın, geçici veya sürekli olarak görevlerinden uzaklaştırılamazlar.
(3) Meslek kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik ilkelere aykırı olamaz.
Radyo, Televizyon ve Haber Ajansları

Madde 95

(1) Radyo ve televizyon istasyonları, devlet eli ile kurulur ve yönetimleri yasa ile düzenlenir.Yasa yönetim ve denetimde ve yönetim organlarının kuruluşunda tarafsızlık ilkesini bozacak kurallar koyamaz.
(2) Her türlü radyo ve televizyon yayınları, tarafsızlık ilkelerine göre yapılır.
(3) Haber ve programların seçiminde, işlenmesinde ,sunulmasında, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin yerine getirilmesinde, insan haklarına dayanan demokratik, laik ve sosyal devletinin, ulusal güvenliğin, genel ahlakın gereklerine uyulması, haberlerin doğruluğunun sağlanması ilkeleri ile organların seçimi, yetki, görev ve sorumlulukları yasa ile düzenlenir.
(4) Devlet tarafından kurulan veya Devletten mali yardım alan haber ajanslarının tarafsızlığı ana ilkedir.
Vakıflar ve Din İşleri Dairesi ile İlgili Kurallar:

Madde 96

(1) Vakıf Kuruluşu ve Temel Evkaf Kuralları (Ahkamül Evkaf), bu Anayasaca tanınır.
(2) Vakıf kuruluşlarına veya vakıflara veya camilere ve herhangi diğer bir islam dini kuruluşuna ait mallar da dahil olmak üzere, vakıf malları ilgilendiren veya herhangi bir suretle bunları etkileyen bütün konular, münhasıran Temel Evkaf Kuraları (Ahkamül Evkaf), yürürlükteki mevzuat ve bu Anayasa yürürlüğe girdikten sonra Kıbrıs Türk Federe Meclisince konan ve yapılan yasa ve tüzüklere bağlıdır; bunlara göre ve bunlar gereğince yönetilen ve başka hiçbir yasama, yürütme organı veya herhangi bir işlem söz konusu Temel Evkaf kurallarını (Ahkamül Evkafı) ve Türk Cemaat Meclisi, Türk Yönetimi Meclisi ve Kıbrıs Türk Federe Meclisi Kanun, kural, yasa, nizamname ve tüzüklerini bozamaz veya onlara üstün gelemez veya müdahale edemez.
(3) Geliri Vakıflar idaresine ait olan vakıflar, her türlü vergiden bağışık tutulur.
(4) Din İşleri Dairesinin kuruluşu ve işleyişi yasa ile düzenlenir ve yasada gösterilen görevleri yerine getirir.
(5) Dini hizmetlerin yürütülmesinde ve bu hizmetlerin giderlerinin karşılanmasında Devlet, Vakıflar ve Din İşleri Dairesine yardımcı olur.
Olağanüstü Durum:

Madde 97 Olağanüstü durumlarda yurttaşlar için konulabilecek para ,mal ve çalışma yükümleri ile bu durumun ilanı, yürütülmesi ve kaldırılması ile ilgili usuller ilgili yasa ile düzenlenir.

Sıkıyönetim

Madde 98

(1) Savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması, Kıbrıs Türk Federe Devletinin içten veya dıştan tehlikeye düşmesi, Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasının tanıdığı özgür demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketleri gibi nedenlerle, Bakanlar Kurulunca iki aya kadar sıkıyönetim ilan edilebilir.
(2) Sıkıyönetim kararı ,hemen Kıbrıs Türk Federe Meclisinin onamasına sunulur. Meclis gerekli gördüğü zaman sıkıyönetim süresini kısaltabileceği gibi tamamıyla de kaldırabilir. Meclis tatilde ise hemen toplantıya çağrılır.
(3) Sıkıyönetim hali ve kuralları yasa ile düzenlenir.
BÖLÜM V – Ekonomik ve Mali Kurallar

Mali Denetim

Madde 99

(1) Mali denetim organı olan Sayıştay, kamu gelir ve giderlerini denetler ve sonucu bir raporla Kıbrıs Türk Federe Meclisine ve Bakanlar Kuruluna bildirir. Mali konularda Meclise ve Bakanlar Kuruluna yardım eder.
(2) Sayıştayın başkan ve üyelerinin atanmaları, kuruluş ve işleyişi yasa ile düzenlenir.
Kamu İktisadi Kuruluşlarının Denetimi

Madde 100 Kamu iktisadi kuruluşlarının gelir ve giderlerinin denetlenmesi yasa ile düzenlenir.

Kalkınma ve Planlama

Madde 101

(1) Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma, plana bağlanır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir.
(2) Planlama ile ilgili örgütün kuruluş ve görevleri, planın hazırlanmasında, yürürlüğe konmasında, uygulanmasında ve değiştirilmesinde gözetilecek ilkeler ve planın bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesini sağlayacak tedbirler yasa ile düzenlenir.
BEŞİNCİ KISIM – Yargı
BÖLÜM I – Genel Kurallar
Yargı Yetkisi

Madde 102 Kıbrıs Türk Federe Devletinde yargı yetkisi bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Mahkemelerin Bağımsızlığı

Madde 103

(1) Yargıçlar, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, yasaya ve hukuka vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
(2) Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında, mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
(3) Görülmekte olan bir dava hakkında, Kıbrıs Türk Federe Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz; görüşme yapılamaz veya herhangi bir demeçte bulunulamaz. Yasama ve Yürütme organları ile Devlet Yönetimi makamları, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organ ve makamlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Yargıçların Güvenceleri

Madde 104

(1) Yargıçlar görevlerinden uzaklaştırılamaz; kendileri istemedikçe, Anayasa gösterilen yaştan önce emekliye çıkarılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması yolu ile de olsa, iktisap ettikleri haklardan yoksun bırakılamazlar.
(2) Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlarla, görevlerini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar, meslekleri ile bağdaşmayan işler yapanlar ve meslekte kalmaları caiz olmadığına karar verilenler hakkında, yasa ile konan istisnalar saklıdır.
(3) Yargıçlar aleyhinde, yargısal görevleri sırasında söyledikleri sözler veya eylemlerden dolayı, hiçbir kovuşturmada bulunulamaz.
Yargıçlık Mesleği

Madde 105

(1) Yargıçların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleri ile ilgili suçlarından dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmasına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine göre, yasa ile düzenlenir.
(2) Yüksek Mahkeme Başkanı ve yargıçları altmış beş yaşını, diğer yargıçlar atmış yaşını bitirinceye kadar görev yaparlar.
(3) Yargıçlar, yasada belirtilenlerden başka genel ve özel hiçbir görev alamaz; resmi görevleri dışında hiçbir iş yapamaz; Devlet veya kamu kuruluşlarının herhangi bir yüklenme işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler.
Duruşmaların Açık Olması

Madde 106

(1) Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmalardan bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına, ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verebilir.
(2) Küçüklerin yargılanması hakkında yasa ile özel kurallar konur.
Yüksek Adliye Kurulu

Madde 107

(1)Yüksek Adliye Kurulu: Yüksek Mahkemenin Başkan ve ve yargıçları, Yüksek Mahkeme emekli yargıçlarından biri, Kıbrıs Türk Federe Devleti Başsavcısı ve Kıbrıs Türk Barosunun seçilmiş başkanından oluşur. Bu fıkra amaçları bakımından Yüksek Mahkeme emekli yargıcı, Yüksek Mahkeme tarafından seçilir ve görev süresi iki yıldır. Süresi bitince yeniden seçilebilir
(2) Yüksek Adliye Kurulunda kararlar üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla alınır. Çekimser oylar karar yeter sayısına girmez. Herhangi bir konuda salt çoğunlukla karar alınıncaya kadar oylamaya devam edilir. Yüksek Adliye Kurulu üyelerinden herhangi birini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ilgilendiren bir konunun görüşülmesi ve karara bağlanmasında, söz konusu üye toplantıda bulunmaz ve karara katılmaz.
(3)Yüksek Mahkeme Başkan ve yargıçları ile alt mahkeme yargıçlarının atanmaları, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, görevlerine son verilmesi ve disiplin konuları hakkında münhasıran Yüksek Adliye Kurulu yetkilidir. Yüksek Adliye Kurulu bu yetkisini, Anayasa kurallarına ve Anayasaya uygun olarak çıkarılan yasa veya yasalara göre kullanır.
(4) Yüksek Mahkeme Başkan ve yargıçlarının atanmaları Devlet Başkanı tarafından onaylanır.
Mahkeme Karar ve Emirlerine Uymayanların Cezalandırılması:

Madde 108 Yüksek Mahkeme veya herhangi bir mahkemeye, bir karar veya emrine uymayan herhangi bir kişiyi, söz konusu karar veya emre uyuncaya kadar ve herhalde on iki ayı aşmayan bir süre için, hapsetme yetkisine sahiptir.

BÖLÜM II – Yüksek Mahkemenin Oluşumu

Yüksek Mahkemenin Oluşumu ve Görev Bölümü

Madde 109

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti,Yüksek Mahkemesi bir Başkan ve en az dört , en çok beş yargıçtan oluşur.
(2) Yüksek Mahkeme; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Yüksek İdare Mahkemesi görevlerini yapar.
(3) Yüksek Mahkeme, Başkan ve dört yargıç ile toplanarak Anayasa Mahkemesi görevini yapar. Yüksek Mahkemenin bir Başkan ve beş yargıçtan oluşması halinde en son atanan veya en genç yargıç , yedek yargıç olarak görev yapar. Başkanın oturumda bulunmadığı hallerde, en kıdemli yargıç başkanlık eder.
(4) Yüksek Mahkeme, Başkan ve iki yargıç ile veya sadece üç yargıç ile toplanarak Yargıtay veya Yüksek İdare Mahkemesi olarak görev yapar.
BÖLÜM III – Yüksek Mahkemenin Anayasa Mahkemesi Olarak Görev ve Yetkileri

Yüksek Mahkemenin Anayasa Mahkemesi Olarak Yetkileri

Madde 110 Yüksek Mahkeme , Anayasa Mahkemesi olarak , bu Anayasa ve onun gereğince yapılan yasa ve Mahkeme Tüzüğü kurallarında gösterilen bütün konularda , kesin olarak karar vermek hususunda münhasır yargı yetkisine sahiptir.

Organlar Arasında Yetki Uyuşmazlığı

Madde 111

(1) Yüksek Mahkeme ,Anayasa Mahkemesi olarak Devlet organları veya Devlet içerisindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhengi bir konu ile ilgili olarak yapılan başvurma hakkında , kesin olarak karar vermek yargı yetkisine sahiptir. Devlet içindeki mahkemeler veya adli makamlar arasındaki herhengi bir uyuşmazlık veya itirazlar da, bu madde kurallarının kapsamına girer ve Yüksek Mahkeme Anayasa Mahkemesi olarak bu uyuşmazlık veya itirazları kesinlikle karara bağlar.
(2) Herhangi bir konu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisine giren bir sorun ortaya çıktığı takdirde, bu sorun Yüksek Mahkeme tarafından, Anayasa Mahkemesi kesinlikle karara bağlanır.
(3) Bu maddenin (1). fıkrası gereğince aşağıdakiler, eğer uyuşmazlık veya itiraz ile ilgili iseler , Mahkemeye başvurabilirler.
(a) Devlet Başkanı veya;
(b) Kıbrıs Türk Federe Meclisi; veya
(c) Devletin herhangi diğer bir organı veya Devlet içindeki diğer bir makam.
(4) Söz konusu başvurma, bahis konusu kuvvet veya yetkiye itiraz edilmesinden başlayarak otuz gün içinde yapılır.
(5) Böyle bir başvurma üzerine Mahkeme başvurma konusu olan yasa, karar veya işlemin, kuvvet veya yetki olmaksızın kabul edildiği, alındığı veya yapıldığı sebebine dayanmak suretiyle uyuşmazlığın çıkmasından veya itirazın yapılmasından veya başlangıcından itibaren tamamen veya kısmen hükümsüz olduğuna ve hiçbir hukuki hükmü olmadığına karar verebilir; her iki halde de Mahkeme, böyle bir yasa, karar veya işlem gereğince yapılan veya yapılmamış olan herhangi bir eylem veya işlemin hükmü hakkında yöneride bulunabilir.
(6) Böyle bir başvurma üzerine Mahkeme tarafından verilen herhangi bir karar, hemen ilgili taraflara ve onu derhal Resmi Gazete’de yayınlayacak olan Devlet Başkanına yazılı olarak bildirilir.
(7) Bu madde gereğince yapılan başvurma üzerine, Mahkeme, başvurmaya konu olan hale göre yasa, veya karar veya işlemin, karar verilinceye kadar, yürürlüğünün durdurulmasını emredebilir; böyle bir emir, derhal Resmi Gazete’de yayımlanır.
Yasaların Anayasaya Aykırılık Konusu

Madde 112

(1) Devlet Başkanı , bir yasayı veya herhangi bir yasanın herhangi belli bir kuralının veya Kıbrıs Türk Federe Meclisinin herhangi bir kararını yayınlanmadan önce, bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olup olmadığı konusunda görüşünü bildirmesi için Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkemeye yollayabilir.
(2) Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi olarak, bu maddenin (1). fıkrası gereğince kendisine sunulan her konuyu inceler ve Devlet Başkanı ve Meclis adına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, konu hakkındaki görüşünü en geç kırk beş gün içinde karara bağlar ve bunu Devlet Başkanına yazılı olarak bildirir.
(3) Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi olarak , bu gibi bir yasa , karar veya onun herhengi bir kuralının bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı görüşünde ise , söz konusu yasa , karar veya kural, Devlet Başkanı tarafından yayınlanmak suretiyle ilan olunmaz.
Yasalara Karşı İptal Davası

Madde 113

(1) Devlet Başkanı, Kıbrıs Türk Federe Meclisinde grubu bulunan veya bulunmayan siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az yedi milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda yasa ile saptanacak diğer kurum, kuruluş sendika (sendikalar federasyonu, sendikalar konfederasyonunu da kapsar) veya makamlar bir yasanın, veya herhangi bir yasanın herhangi bir kuralının veya Kıbrıs Türk Federe Meclisinin herhangi bir kararının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olmadığı gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkemede doğrudan doğruya iptal davası açabilirler.
(2) Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkeme doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı iptali istenen yasanın, veya herhangi bir yasanın herhangi belli bir kuralının veya Kıbrıs Türk federe Meclisinin kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak doksan gün sonra düşer.
Anayasaya Aykırılık Konusunun Mahkemeler Tarafından Yüksek Mahkemeye İletilmesi

Madde 114

(1) İstinaf işlemleri de dahil olmak üzere, herhangi bir mahkeme işlemindeki bir taraf, bu işlemin herhangi bir safhasında bu işlemdeki uyuşmazlık konularından herhangi birinin karara bağlanmasında etkisi olabilen herhangi bir yasanın veya kararın veya söz konusu yasa veya kararın herhangi bir kuralının Anayasaya aykırılığını ileri sürebilir ve bunun üzerine, mahkeme bu konuyu, kararı vermek üzere yüksek Mahkemeye Anayasa Mahkemesi olarak sunar ve bu konu hakkında Mahkemece bir karar verilinceye kadar söz konusu işlemi durdurtur.
(2) Yüksek Mahkeme ,Anayasa Mahkemesi olarak kendi kararına sunulan bir konuyu, tarafları dinledikten sonra inceler ve kararını verir. Alınan karar konuyu sunan mahkemeye bildirilir.
(3) Yüksek Mahkemenin , Anayasa Mahkemesi olarak , bu maddenin (2). fıkrası gereğince verdiği herhangi bir karar, konuyu sunan mahkemeyi ve ilgili tarafları bağlar. Alınan karar, yasanın veya kararın veya sözkonusu yasa veya kararın herhangi belli bir kuralının Anayasaya aykırı olduğu yolunda ise, sözkonusu yasa veya karar veya sözkonusu yasa veya kararın herhangi belli bir kuralı, yalnız sözkonusu mahkeme işlemine uygulanmaz.

Anayasanın Yorumu

Madde 115 Yüksek Mahkeme ,Anayasa Mahkemesi, olarak bu anayasanın herhangi bir kuralını yorumlamak münhasır yetkisine sahiptir. Bunu yaparken gerekli gördüğü hallerde Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclis tutanaklarından yararlanabilir.

Anayasa Mahkemesinin Kararları

Madde 116

(1) Yüksek Mahkemenin ,Anayasa Mahkemesi olarak vereceği kararlar kesindir. Kararlar, gerekçesi yazılmadan açıklanmaz.
(2) Mahkemece, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen yasa, veya yasanın herhangi belli bir kuralı veya Kıbrıs Türk Federe Meclisinin herhangi bir kararı , gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
(3) Gereken hallerde, Mahkeme, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten başlayarak bir yılı geçemez.
(4) İptal kararı geriye yürümez.
BÖLÜM IV – Yüksek Mahkemenin Yargıtay Olarak Görev ve Yetkileri

Yargıtay’ın Yetkileri

Madde 117

(1) Yüksek Mahkeme ,Yargıtay olarak , Devlette en yüksek istinaf mahkemesidir; bu Anayasa ve onun gereğince yapılan yasa ve Mahkeme Tüzüğü kurallarına bağlı olarak, herhangi bir mahkeme kararının istinafına ait davalara bakmak ve karara bağlamak yetkisine sahiptir.
(2) Bu maddenin (3). fıkrası kuralları saklı kalmak koşuluyla, Yüksek Mahkeme Yargıtay, bu Anayasanın veya herhangi bir yasanın gösterdiği hallerde ilk mahkeme olarak ve istinafen davalara bakmak yargı yetkilerine sahiptir.
Ancak, ilk mahkeme olarak yetki verildiği hallerde, bu yetki Yüksek Mahkemenin atayacağı Yüksek Mahkeme yargıç veya yargıçları tarafından kullanılır. Bu suretle verilecek kararlara karşı Yüksek Mahkemeye Yargıtay olarak, istinafen başvurma hakkı vardır.
(3) Yetkisiz tutuklamanın kaldırılması için emirname (Habeas Corpus), bir yetkinin kullanılmasını sağlamak için emirname (mandamus), yanlış bir kararın uygulanmasını önlemek için emirname (Prohibition), bir makamın hangi yetkiye dayanılarak işgal edildiğinin soruşturulmasına ilişkin emirname (quo warranto) ve herhangi bir mahkeme veya yargı niteliğinde yetki kullanan herhangi bir Mahkemenin kararının iptali için emirname (certiorari) çıkarmaya münhasıran Yüksek Mahkeme, Yargıtay olarak yetkilidir.
BÖLÜM V – Yüksek Mahkemenin Yüksek İdare Mahkemesi Olarak Görev ve Yetkileri

Yüksek İdare Mahkemesinin Yetkileri

Madde 118

(1) Yüksek Mahkeme ,Yüksek İdare Mahkemesi, olarak yürütsel veya yönetsel bir yetki kullanan herhangi bir organ, makam veya kişinin bir kararının, işleminin veya ihmalinin, bu Anayasanın veya herhangi bir yasanın veya bunlara uygun olarak çıkarılan mevzuatın kurallarına aykırı olduğu veya bunların söz konusu organ veya makam veya kişiye verilen yetkiyi aşmak veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı şikayeti ile kendisine yapılan başvurma hakkında, kesin karar vermek münhasır yargı yetkisine sahiptir.
(2) Böyle bir başvurma, sahip olduğu meşru bir menfaati, bu gibi karar veya işlem veya ihmal yüzündan olumsuz yönde ve doğrudan doğruya etkilenen kişi tarafından yapılabilir.
(3) Söz konusu başvurma, karar veya işlemin yayınlanması tarihinden veya yayınlanmadığı takdirde ve bir ihmal halinde, başvuran kişinin bunu öğrendiği tarihten başlayarak yetmiş beş gün içinde yapılır.
(4) Böyle bir başvurma üzerine Mahkeme, kararında:
(a) Sözkonusu karar veya işlem veya ihmali, tamamen veya kısmen onaylayabilir; veya
(b) Sözkonusu karar veya işlemin, tamamen veya kısmen, hükümsüz ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verebilir; veya
(c) Sözkonusu ihmalin, tamamen veya kısmen yapılmaması gerektiğine ve yapılması ihmal olunan eylem veya işlemin yapılması gerektiğine karar verebilir.
(5) Bu maddenin (4). fıkrası gereğince verilen herhangi bir karar, Devlet içerisindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağlar. Karar, ilgili organ veya makam veya kişi tarafından uygulanır ve ona göre hareket edilir.
(6) Bu maddenin (4). fıkrası gereğince hükümsüz kılınan herhangi bir karar veya işlemin veya yapılmaması gerektiğine karar verilen herhangi bir ihmalin, kendisine zarar verdiği herhangi bir kişi, ilgili organ, makam veya kişi tarafından, istemi kendisini tatmin eder şekilde yerine getirilmediği takdirde, zararların tazmini veya kendisine başka bir tazminat verilmesi için dava açmak ve mahkeme tarafından saptanacak tam ve muhik bir tazminat almak ve söz konusu mahkemenin vermeye yetkili olduğu diğer tam ve muhik bir tazminat almak hakkına sahiptir.
BÖLÜM VI – Yüksek Mahkemenin Diğer Görev ve Yetkileri

Yüksek Mahkemenin Diğer Görev ve Yetkileri

Madde 119 Yüksek Mahkemenin kuruluşu , işleyişi, görev ve yetkileri bu Anayasa’da belirtilen kurallar saklı kalmak koşuluyla, yasa ile düzenlenir.

Mahkeme Tüzükleri Yapma Yetkisi

Madde 120

(1) Yüksek Mahkeme, kendisinin veya herhangi bir diğer mahkemenin uygulama ve usul kurallarını düzenlemek için Mahkeme Tüzükleri yapar.
(2) Bu maddenin (1). fıkrasının genelliği saklı kalmak üzere Yüksek Mahkeme, aşağıdaki amaçlar için, Mahkeme Tüzüklerine kurallar koyabilir:
(a) Mahkeme oturumlarının düzenlenmesi ve herhangi bir amaç için yargıçların görevlendirilmesi;
(b) Yüksek Mahkemedeki veya başka bir mahkemedeki istinaf veya diğer işlemlerin gereğinden fazla veya taciz edici olduğu veya adaletin gerçekleştirilmesini geciktirmek amacıyla yapıldığı görünenlerin seri yargılama usulü ile karara bağlanmaları;
(c) Mahkemelerdeki yargılama işlemleri ile ilgili şekillerin, harçların, işlemlerin ve onlarla ilgili giderlerin düzenlenmesi;
(ç) Mahkemelerin kayıt kalemlerinin oluşumu ve mahkemelere bağlı kamu görevlilerinin yetki ve görevlerinin saptanması ve düzenlenmesi;
(d) Mahkeme tüzüklerinde herhangi bir kuralın yerine getirilmesi için gereken sürenin saptanması.
(e)Yüksek Adliye Kurulunun , adliye hizmeti üyeleri ile ilgili disiplin konuları hakkındaki yetkisini kullanırken izleyeceği uygulama ve usul kurallarının saptanması.
BÖLÜM VII – Alt Mahkemeler

Alt Mahkemelerin Kuruluşu, Görev ve Yetkileri

Madde 121

(1) Bu Anayasa ve yasalar gereğince, Yüksek Mahkeme tarafından kullanılan yargı yetkisi dışındaki yargı yetkisi, bu Anayasa kurallarına bağlı olarak ve bunlar gereğince yapılan yasada gösterilen alt mahkemeler tarafından kullanılır.
(2) Kişi ve Aile Hukuku (Ahvali şahsiye) ve dini konular ile ilgili hukuk davaları hususundaki yargı yetkisini kullanan alt mahkemeler ile diğer alt mahkemelerin kuruluş ,işleyiş , görev ve yetkileri yasa ile düzenlenir.
BÖLÜM VIII – Güvenlik Kuvvetleri İle İlgili Yargı ve Güvenlik Kuvvetleri Yargıtayı

Güvenlik Kuvvetleri İle İlgili Yargı

Madde 122

(1) Güvenlik Kuvvetleri ile ilgili yargı, güvenlik kuvvetleri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür.
(2) Güvenlik Kuvvetleri mahkemeleri, güvenlik kuvvetlerinde görevli olmayan kişilerin özel yasada belirtilen askeri suçları ile yasada gösterilen görevlerini yaptıkları sırada veya yasada gösterilen güvenlik kuvvetlerine ait yerlerde , güvenlik kuvvetlerindeki görevlilere karşı işledikleri suçlara bakmakla görevlidir.
(3) Güvenlik Kuvvetleri mahkemelerinin, savaş veya sıkıyönetim hallerinde veya olağanüstü durumda, hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduğu yasa ile düzenlenir.
(4) Güvenlik Kuvvetleri ile ilgili yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, güvenlik kuvvetlere bağlı yargıçların özlük işleri, güvenlik kuvvetleri mahkemelerde savcılık görevlerini yapanlarla ilgili kurallar, mahkemelerin bağımsızlığı, yargıçların güvenceleri ve Güvenlik Kuvvetlerdeki hizmetlerin gereklerine göre yasa ile düzenlenir.
Güvenlik Kuvvetleri Yargıtayı

Madde 123

(1) Güvenlik kuvvetleri Yargıtay’ı, güvenlik kuvvetleri mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
(2) Güvenlik kuvvetleri Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ve üyeleri hakkındaki disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, yargıçların güvenceleri ve güvenlik kuvvetlerdeki hizmetlerin gereklerine göre yasa ile düzenlenir.
BÖLÜM IX – Başsavcılık
Başsavcı ve Savcılar

Madde 124

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti, Hukuk Dairesi bağımsız olup Başkanı Başsavcıdır. Başsavcının yokluğunda kendisine Başsavcı Yardımcısı vekillik eder.
(2) Başsavcı, Yüksek Mahkeme yargıcı atanabilmek için gerekli niteliklere sahip kişiler arasından atanır ve Kıbrıs Türk Federe Devleti, adliyesinin daimi üyesidir. Başsavcı, Yüksek Mahkeme yargıçlarının bağlı olduğu aynı koşul ve kayıtlarla görev yapar ve görevine ancak Yüksek Mahkeme yargıçlarına uygulanan aynı nedenlerle ve aynı usulle son verilebilir.
(3) Kıbrıs Türk Federe Devleti, Başsavcısı, Devletin, Devlet Başkanının, Başbakanın, Bakanlar Kurulunun, bakanların ve diğer Devlet organlarının hukuk danışmanıdır. Kendisine bu Anayasa veya yasa tarafından verilen veya emrolunan diğer bütün yetkileri kullanır ve diğer görevleri yapar.
(4) Başsavcı, kamu yararının gereğine göre, Kıbrıs Türk Federe Devleti, mahkemelerinde, herhangi bir suç hakkında dava açmak, izlemek, davayı devralmak, devam ettirmek veya ettirmemek yetkisine sahiptir. Ceza mahkemelerinde, kovuşturmanın kesin yönetim ve sorumluluğu Başsavcıya aittir. Bu yetki doğrudan doğruya kendisince veya yönerisine uygun olarak Başsavcı Yardımcısı veya savcılar tarafından kullanılır.
(5) Başsavcı, Devletin taraf olduğu hukuk ve Anayasa davalarında Devleti veya organlarını da temsil etme yetkisine sahiptir.
(6) Başsavcı, Başsavcı Yardımcısı ve Savcılar, herhangi bir mahkemede dinlenilmek hakkına sahiptirler ve bu hakkın kullanılmasında, mahkeme önüne çıkan bütün diğer kişilere karşı öncelik kazanırlar.
(7) Bu Anayasanın kuralları saklı kalmak kaydıyla, Kıbrıs Türk Federe Devleti,Hukuk Dairesinin kuruluşu, işleyişi, Başsavcı, Başsavcı Yardımcısı ve savcıların nitelikleri ile atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, haklarında disiplin kovuşturması yapılması ve disiplin cezası uygulanması ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçların güvenceleri kurallarına göre yasa ile düzenlenir.
ALTINCI KISIM – Çeşitli Kurallar

Zararlı Borçlulara Göre Göçmenlerin Korunması

Madde 125 Bu Anayasanın 36. maddedeki kurallarına bakılmaksızın , Türk Toplumunun Ulusal Direnişi uğruna veya direniş sırasında göç eden veya doğrudan doğruya zarara uğrayan yurttaşları koruma amacıyle gerekli sosyal, ekonomik, mali ve diğer tedbirler yasa ile düzenlenir.

Göçmenlerin Esenlendirilmesi (Rehabilite Edilmesi) 

Madde 126 Devlet, göçmenlerin esenlendirilmesi, kendilerine, ailelerine ve topluma yararlı duruma getirilmeleri için gerekli sosyal, ekonomi, mali ve diğer tedbirleri alır; esenlendirmeyi gerçekleştirinceye kadar gerekli yardımlarda bulunur.

Devlet Sınırları Dışındaki Mülkiyet Haklarının Korunması:

Madde 127 Türk yurttaşların ,Devlet sınırları dışında, Kıbrıs’ta kalan taşınmaz malları için devletten, eşdeğerde taşınmaz mal veya tazminat isteme hakları saklıdır. Bu hak yasa ile düzenlenir.

Devlet Sınırları Dışındaki Üretim Araç ve Tesislerinin Mülkiyet Haklarının Korunması:

Madde 128 Türk Yurttaşlarının Devlet sınırları dışında Kıbrıs’ta kalan üretim araç ve tesisleri için devletten, eşdeğerde üretim araç ve tesisleri veya tazminat isteme hakları saklıdır; bu hak yasa ile düzenlenir.

Kıbrıs Türk Toplumunun Mülkiyet Hakkı

Madde 129 Kıbrıs Türk toplumu adına ,Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin sahiller, ormanlar, mer’alar, parklar, su kaynakları, ve madenler gibi devletin hüküm ve tasarrufunda bulunması gerekli doğal kaynaklar ile arsalar, savunma alanları ile anıtlar, kamu hizmetlerinde olan binalar ve tesislerle yasanın sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirdiği taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkı saklıdır. Bu hak anayasanın herhangi bir kuralına bakılmaksızın gerçek veya tüzel kişilere devredilemez.

Kıyıların ve Denizlerin Korunması

Madde 130

(1) Kıyılar, yalnız kamu yararına kullanılabilir.
Belediye sınırları dışındaki kıyıların yüz metrelik şeridi üzerinde yalnız Devlete ait, çok gerekli ve kamu yararına olan tesisler kurulabilir. Ancak, bu gibi tesisler, kıyıların doğal güzelliğini bozacak nitelikte olamaz.
Mevcut bina veya tesislerin gelecekteki durumu yasa ile düzenlenir.
(2) Özel veya tüzel kişiler, hiçbir amaçla, insan sağlığını bozacak veya deniz hayvanlarının varlığını tehlikeye düşürecek nitelikteki sıvı veya katı maddeleri denizlere veya derelere akıtamaz, dökemez.
Kamu Görevlilerinin Haklarının Saklı Tutulması

Madde 131

(1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu görevlisi bulunan herhangi bir kişi, bu tarihten sonra, kendisine bu tarihe kadar uygulanan aynı hizmet koşullarına bağlı olmak hakkına sahiptir. Bu hizmet koşulları, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kamu görevlisi bulunduğu sürece, herhangi bir kişi aleyhine değiştirilemez. Bu maddede belirtilen kamu görevlileri yeni bir atama işlemine gerek olmaksızın görevlerine devam ederler.
(2) Bu madde bakımından, kamu görevlisi, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce Kıbrıs Türk Federe Devletinin, kamu hizmetinde herhangi, bir hizmeti gören kişiyi kapsar Yüksek Mahkeme Başkan ve üyeleri ile tüm yargıçlar , başsavcı ve savcılar ,başmurakıp ve Güvenlik Kuvvetlerindeki görevliler de kamu görevlisi tanımının kapsamına girer ve tüm hakları saklıdır.
(3) Bu madde bakımından hizmet koşulları,16 Ağustos 1960 tarihli Anayasa; bu Anayasaya uygun olarak 21 aralık 1963 tarihine kadar kabul edilmiş mevzuata, 28 Aralık 1967 tarihli Kıbrıs Türk Yönetimi Temel Kuralları ve tadillerine, bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuat ve ilkelere ; Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi yürütme kurulu ve meclisinin 13 ve 18 Şubat 1975 tarihinde birleşik olarak yaptıkları toplantıda aldıkları kararlara; bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuata göre saptanmış ücret, izin, azil, görevden uzaklaştırma, emeklilik maaşı, ikramiyeleri ve benzeri hakları kapsar.
Kamu Görevlilerinin Maaş ve Ücret Haklarının Korunması

Madde 132 21 Aralık 1963 tarihinde kamu görevlisi bulunan herhangi bir kişi, kendisine bu tarihe kadar uygulanan hizmet koşulları gereğince ; 21 Aralık 1963 tarihinden sonra , 21 Aralık 1963 tarihinde yürürlükte bulunan her hangi bir yasada belirtilen hizmet koşulları gereğince atanan herhangi bir kamu görevlisi , almaya hak kazandığı maaş ve ücretin tamamını, 21 Aralık 1963 tarihinden sonra herhangi bir nedenle alamamış ise ,Devlet ödenmeyen maaş veya ücretlerin geriye kalan kısmını ödemek için gerekli tedbirleri alır.

Hak sahiplerinin ve gerekli tedbirlerin saptanması yasa ile düzenlenir.

Sosyal Sigorta Haklarının Korunması

Madde 133 Kıbrıs’ta yürürlükte olan herhangi bir sosyal sigortalar yasası gereğince , yaşlılık, dulluk, yetimlik, sakatlık “pneumokonyozis” menfaatine hak kazanan fakat herhangi bir nedenle bu haktan yararlanamayan kişilere , Devlet bu menfaatleri sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

Hak sahiplerinin ve gerekli tedbirlerin saptanması, yasa ile düzenlenir.

Çiftçilerin Prim Haklarının Korunması:

Madde 134 Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte, mevzuat gereğince prim almaya hak kazanan fakat herhangi bir nedenle bu haktan yararlanamayan çiftçilere ,Devlet bu primleri sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

Prime hak kazananların ve gerekli tedbirlerin saptanması ,yasa ile düzenlenir.

YEDİNCİ KISIM – Geçici Kurallar

Mevzuat Kurallarının Geçerliliği

Geçici Madde 1

(1) 16 Ağustos 1960 tarihli Anayasanın ve bu Anayasaya uygun olarak , 21 Aralık 1963 tarihine kadar kabul edilmiş mevzuatın; 28 aralık 1967 tarihli Kıbrıs Türk Yönetimi Temel Kurallarının ve tadillerinin ve bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuatın ; Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi yürütme kurulu ve meclisinin 13 ve 18 Şubat 1975 tarihlerinde birleşik olarak yaptıkları toplantılarda alınan kararların ve bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuatın ; bu anayasanın kurallarına veya bu anayasa uyarınca uyulacak kurallara aykırı olmayanları, yürürlükte kalır.
(2) Bu Anayasada öngörülen yasalar, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak altı ay içinde yapılır.
(3) Bu Anayasada öngörülen yasalar ,yürürlüğe konuluncaya ve örgütler kuruluncaya kadar bu maddenin (1). fıkrasında belirtilen Anayasal kurallar ile mevcut mevzuat yürürlükte kalır ve örgütler görevlerine devam ederler.
Kıbrıs Federal Cumhuriyeti ile İlgili Kural

Geçici Madde II

Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’nin Anayasası yürürlüğe girince, Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasında gerekli değişiklikler yapılır.

Kurucu Meclis

Geçici Madde III

Bu Anayasaya göre kurulan Kıbrıs Türk Federe Meclisi’nin toplanmasıyla Kurucu Meclisin hukuki varlığı sona erer ve kendiliğinden dağılır.

Devlet Başkanı

Geçici Madde IV

Bu Anayasaya göre seçilen Devlet Başkanı göreve başladığı gün, mevcut Devlet Başkanının görevi sona erer.

Bakanlar Kurulu

Geçici Madde V

Bu Anayasaya göre seçilen Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı , Kıbrıs Türk Federe Meclisi seçimi yapılıp göreve başladıktan sonra, bu Anayasa gereğince Kıbrıs Türk Federe Bakanlar kurulunu atar. Mevcut Bakanlar kurulunun görevi sona erer.

Seçimler

Geçici Madde VI

Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak seçimlerin yapılmasını olanak dışı bırakan olağan üstü bir durum olmadıkça Milletvekillerinin ve Devlet başkanının seçimleri altı ay içinde yapılır. Ancak, yerel kuruluş organlarının seçimi, Milletvekili ve Devlet Başkanı seçimlerinden önce yapılır.

Seçim tarihleri, kurucu Meclis tarafından saptanır.

SEKİZİNCİ KISIM – Son Kurallar
Kıbrıs Türk Federe Devletinin Statüsünün ve Toplumsal Karakterinin Korunması:

Madde 135

(1) Bu Anayasanın hiçbir kuralı, herhangi bir kişi zümre veya sınıfa, bu Anayasa ile güvence altına alınan Kıbrıs Türk Feder Devleti’nin ve Kıbrıs Türk Toplumunun hak ve statüsünün değiştirilmesini veya bu Anayasanın kurduğu düzenin yok edilmesini veya tanınan temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan hareketlere girişmek ve faaliyetlerde bulunmak hak ve yetkisini verdiği şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz.
(2) Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin , yabancı devletlerden ve Uluslararası kuruluşlardan her türlü yardım alma yetkisi hiçbir koşul altında ve her nedenle olursa olsun kısıtlanamaz veya ortadan kaldırılamaz.
(3) Kıbrıs Türk Toplumuna bağlı kişilere dayalı olmak ilkesi gözetilerek kurulan, Vakıflar ve Din işleri örgütü, sendikalar, kooperatifler, bankalar, holdingler, ticaret odası, baro ve diğer benzeri mesleki kuruluşların hukuki varlığı, herhangi bir siyasi antlaşma ile ortadan kaldırılamaz veya Kıbrıs Türk Toplumun dayalı olan toplumsal karakteri bozulamaz.
(4) Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Kıbrıs Türk Toplumu adına radyo -televizyon istasyonları kurmak, çalıştırmak, devam ettirmek; Üniversite, Yüksek okul, mesleki okul açmak veya açılmasına izin vermek ve devam ettirmek yetkisi hiçbir koşul altında veya herhangi bir antlaşmayla ortadan kaldırılamaz veya kısıtlanamaz.
Açıklama

Madde 136 Bu Anayasada başka türlü düzenlenmedikçe veya metin başka türlü gerektirmedikçe “Devlet” Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni ifade eder;

“Kişi” tüzel kişiliği haiz olan veya olmayan herhangi bir şirketi ortaklığı derneği, birliği, kurum ve kuruluşu da kapsar.

“Mahkeme”, mahkemenin herhangi bir yargıcını da kapsar.

“Türk Yurttaşı”, Kıbrıs Türk Federe Devletinin Türk yurttaşlarını da ifade eder ve Türk yurttaşlarının denetiminde bulunan tüzel kişileri de kapsar.

Başlangıç Kısmı

Madde 137 Kıbrıs Türk Toplumunun mücadelesini ve bu anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten Başlangıç kısmı , Anayasa metninden sayılır.

Anayasa Değişiklik Yapma

Madde 138

(1) Anayasa kurallarının değiştirilmesi , kaldırılması veya yeni kuralların konulması Kıbrıs Türk Federe Meclisinin en az yedi üyesinin önerisi ve üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oyu ile olur.
(2) Anayasanın yukarıda öngörülen değişiklikleri, halkoylamasından sonra, kabul edildiği takdirde, Devlet Başkanınca on gün içinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girer.
Anayasanın Yürürlüğe Girmesi

Madde 139:

“Bu Anayasa, Kurucu Meclisçe kabul edilme tarihinden başlayarak Devlet Başkanınca on gün içinde, Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra, halkoylamasına sunulmadan önce, Kurucu Meclisçe kabul edilen herhangi bir değişiklik yasasının yürürlüğe girmesi tarihinden başlayarak, Devlet Başkanı tarafından on gün içinde, değiştirilmiş şekliyle tüm halinde, Resmi Gazetede yeniden yayınlanır ve 19 Şubat 1975 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 3 Numaralı Kararnamenin10. maddesindeki kurala bakılmaksızın, 8 Haziran 1975 günü halkoylamasına sunulur.”

Bu Anayasa, halkoylamasına sunulup geçerli oyların salt çoğunluğu ile kabul edilince, Kıbrıs Türk Federe Devletinin Anayasası olur ve halk oylaması sonuçlarıyla birlikte on gün içinde Resmi Gazetede yayınlanarak, geçici maddede belirtilen kurallar ve ilkeler saklı kalmak koşuluyla , yürürlüğe girer.

Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme

0
Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme

Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme (Convention on the Privileges and Immunities of the United Nations) 13 Şubat 1946 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Türkiye sözleşmeyi, «Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin katılması hakkında Kanun” ile ve itiraz-i kayıtlarla onaylamış ve, 15 Mart 1950 günü kabul edilen kanun Resmî Gazete‘nin 21 Mart 1950 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN AYRICALIK VE MUAFİYETLERİNE DAÎR SÖZLEŞME

Birleşmiş Milletler Asamblesi tarafından 13 Şubat 1946 tarihinde kabul edilmiştir.

Madde — I
Tüzel Kişilik

1 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, tüzel kişiliğe maliktir.

a) Anlaşmalar yapmaya,
b) Taşınır ve taşınmaz malları almaya ve satmaya,
c) Dâva açmaya, yeterliği vardır.

Madde — II
Mallar, Sermayeler ve Alacaklar.

2 nci Bent •— Birleşmiş Milletler Kurulu, malları ve alacakları, bulundukları yer neresi ve elinde tutan kim olursa olsun, Kurulun açıkça vazgeçtiği hususi haller müstesna olmak üzere, adlî muafiyetten faydalanırlar. Bununla beraber şurası da mukarrerdir ki, bu feragat yürütme tedbirlerine şamil olmayacaktır.

3 ncü Bent — Kurulun binaları masuniyeti haizdir. Alacak ve malları, bulundukları yer neresi ve elinde tutan kim olursa olsun, arama, her hangi bir maksatla el koyma, zoralım ve kamulaştırma ile diğer her türlü icrai, idari, adlî ve teşriî tedbirlerden muaftır.

4 ncü Bent — Kurul arşivlerinin ve, genel olarak, Kurula ait veya elinde bulunan bütün belgelerin, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, masuniyetleri vardır.

5 nci Bent — Hiçbir akçalı denetleme, düzenleme ve moratoryuma bağlı olmaksızın :

a) Kurul her türlü sermaye, altın veya dövizi elinde tutabilir ve her nevi para üzerine hesaba malik olabilir,
b) Kurul, alacaklarını, altın veya dövizi bir memleketten diğerine veya bir memleket dâhilinde serbestçe taşıyabilir ve elindeki her nevi dövizi her nevi başka paraya çevirebilir.

6 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, yakardaki 5 nci bent gereğince kendisine tanınmış olan hakların kullanılmasında, bu hakların kısmen veya tamamen kullanılmaması hususunda bir Üye Devletin teşebbüslerini, kendi menfaatlerine zarar vermeyeceğine kanaat getirdiği nispette, nazarı itibara alacaktır.

7 nci Bent — Birlermiş Milletler Kurulunun alacak, gelir ve sair malları :

a) Bütün vasıtasız vergilerden muaftır. Bununla beraber şurası mukarrerdir ki, Kurul, sadece kamu menfaatlerine mahsus hizmetlerin bedellerinden fazla olmıyan vergilerden muafiyet istemiyecektir.
b) Birleşmiş Milletler Kurulunun resmî faaliyeti için lüzumlu eşya, ithalât veya ihracat kısnıtı ve yasakları ile her nevi Gümrük Vergisinden muaftır. Bununla beraber, şurası mukarrerdir ki, bu şekilde gümrüksüz ve resimsiz olarak sokulan eşya ithal edildiği memlekette satılamıyacaktır, meğer ki satış bu memleketin Hükümetince kabul edilmiş şartlar altında yapılmış olsun.
c) Kurulun yayınları ithalât ve ihracat yasakları ve kısıntıları ile her nevi Gümrük Vergisinden muaftır.

8 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, prensip itibariyle, taşınır ve taşınmaz malların fiyatları içine giren satış resimleri ile istihlâk Vergisinden muafiyet isteğinde bulunmıyacaksa da, resmî istimali için yapacağı ve fiyatında bu nevi vergi ve resimlerin dâhil bulunduğu önemli alımlarda üyeler mümkün oldukça bu vergi ve resimlerin indirilmesi veya geri verilmesi için uygun idari tedbirleri alacaklardır,

Madde — III
Ulaştırma, kolaylıkları

9 ncu Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, her üye Devlet toprakları üzerinde kendi resmî haber leşmeleri için takaddüm hakları, posta tarife ve resimleri, kablogramlar, telgraflar, telsiz telgraf, telefoto, telefon ve diğer haberleşme ile basın ve radyo haberleri basın tarifesi ile ilgili hususlarda, en az, kendisinin diğer her hangi bir Hükümete, bu Hükümetin diplomatik misyonu da dâhil olmak üzere, gösterdiği muamele kadar müsait muamele görür. Kurulun resmî yazışmaları ve diğer resmî haberleşmeleri sansür edilemezler.

10 ncu Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, şif re kullanmak ve diplomatik kurye ve çantaların haiz bulunduğu ayrıcalık ve muafiyetlerin aynından faydalanacak olan kurye veya çantalarla haberleşmelerini göndermek ve almak hakkını haiz olacaktır.

Madde — IV
Üye Devletler Temsilcileri

11 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulunun başlıca veya tali kurumları ve birleşmiş Milletlerin topladığı konferanslar yanındaki üye devleti erin temsilcileri, görevleri müddetince ve yerlerine gidiş veya toplantı yerinden dönüşleri esnası da aşağıdaki ayrıcalık ve muafiyetlerden faydalanırlar:

a) Şahsan tutma veya hapsedilme ve şahsi eşyalarının zoralımı muafiyeti ile, söz ve yazıları
da dâhil olduğu halde, temsilci sıfatıyla gösterdikleri çalışma hususunda her türlü adlî kovalamadan muafiyet
b) Bilcümle kâğıt ve vesikaların dokunulmazlığı
e) Şifre kullanmak ve mühürlü çanta ve mektuplar aracılığı ile haberleşmelerde bulunmak veya vesikalar almak hakkı;
d) Görevlerini yaptıkları esnada ziyaret edecekleri veya geçecekleri memleketlerde, her türlü, millî hizmet ödevlerinden, yabancılara mahsus kayıt muamelelerinden, göçmenlikle ilgili her türlü kısıntı tedbirlerinden, kendileri ve eşleri için muafiyet
e) Para ve kambiyo muamelelerinde, geçici resmî görev sahibi yabancı hükümet temsilcilerine tanınmış olan kolaylıklar
f) Şahsi eşyaları için diplomasi memurlarına tanınmış olan muafiyet ve kolaylıklar
g) Keza, yukardakilere aykırı düşmeyen, ve diplomasi memurlarının faydalanmakta oldukları sair ayrıcalık, muafiyet ve kolaylıklar. (Şahsi eşyaları arasında bulunmayan ithalât maddeleri için Gümrük veya İstihlâk vergileri veya satış resimlerinden muafiyet istemek hakkından gayri).

12 nci Bent — Birleşmiş Milletlerin başlıca ve tâli kurumları ile kurul tarafından toplanan konferanslardaki üyelere, görevlerini yaparlarken tam bir bağımsızlık ve söz serbestliği sağlamak amacı ile, görevlerini yaptıkları sırada, gösterdikleri çalışma, söyledikleri sözler ve yazdıkları yazılarla ilgili hususlarda tanınmış olan adlî muafiyet, bunların üye Devletlerin temsilciliği sıfatı nihayet bulduktan sonra dahi devam edecektir.

13 ncü Bent — Her hangi bir verginin alınması Ödevlinin bir yerde mukim bulunması işine bağlı olduğu hallerde, Birleşmiş Milletlerin başlıca veya tâli kurumlarında veya kurulun toplandığı konferanslarda bulunan üye Devlet temsilcilerinin görevlerini yapmak üzere bir üye Devlet ülkesinde bulundukları müddetler, ikamet müddeti olarak sayılmayacaktır.

14 ncü Bent — üye devletler temsilcilerinin ayrıcalık ve muafiyetler kendi şahsi menfaatleri için değil, kurulla ilgili görevlerini tam bir bağımsızlık içinde yapmalarım sağlamak amacı ile tanınmış bulunmaktadır. Binaenaleyh, her üye Devlet, kendi görüşüne göre muafiyetin adaletin yerine getirilmesine engel olduğu veya uğrunda tanındığı amaca zarar gelmeksizin kaldırılabileceği kanaatinde bulunduğu. bütün hallerde sadece temsilcisinin muafiyetini kaldırmak hakkına malik değil aynı zamanda bununla da ödevlidir.

15 nci Bent — 11. 12. ve 13 ncü bentler hükümleri, bir temsilcinin, uyruğu olduğu, temsilciliğini yaptığı veya yapmış olduğu bir devletin makamları karşısında bulunması halinde, uygulanamaz.

16 nci Bent — Bu maddede sözü geçen «Temsilciler» tabirine bütün murahhaslar, murahhas yardımcıları, müşavirler, teknik uzmanlar ve heyet kâtipleri dâhil telâkki olunmuştur.

Madde — V
Memurlar

17 nci Bent — İşbu madde ile VII nci maddenin, haklarında uygulanacağı memur sınıflarını Umumi Kâtip belirtecektir. Umumi. Kâtip bu hususa dair hazırladığı listeyi Genel Kurula sunacak ve müteakiben bütün üye devletler hükümetlerine bildirecektir. Bu sınıflara dâhil memurların adları muayyen zamanlarda üye devletler hükümetlerine bildirilecektir.

18 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu memurları :

a) Resmî sıfatla, söz ve yazıları da dâhil olduğu halde, gösterdikleri çalışma hususunda adlî muafiyetten faydalanacaklardır.
b) Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından ödenen ücret ve maaş üzerinde her türlü vergiden muaf tutulacaklardır.
c) Millî hizmetle ilgili her türlü ödevden muaf tutulacaklardır.
d) Kendileri, eşleri ve beslemekle ödevli bulundukları aile üyeleri, göçmenliği kısan tedbirlerle, yabancıların kayıt işlemlerine bağlı olmıyacaklardır.
e) Kambiyo kolaylıklarından, ilgili hükümet yanında akredite bulunan diplomotik mümessilliklerin eşit derecedeki memurlarının ayrıcalıkları kadar faydalanırlar.
f) Kendileri, eşleri ve beslemekle ödevli bulundukları aile üyeleri, milletlerarası buhran zamanlarında diplomasi memurlarına tanınmış bulunan memlekete dönüş kolaylıklarından faydalanacaklardır.
y) Görevlerine yeni başlayacakları memlekete eşya ve mobilyalarını gümrüksüz ve resimsiz olarak sokmak hakkından faydalanacaklardır.

19 ncu Bent — Umumi kâtip ve bütün umumi kâtip yardımcıları, kendileri için olduğu gibi eşleriyle ergin olmayan çocukları için de, 18 nci bentte anılan ayrıcalık ve muafiyetlerden başka, milletlerarası hukuka uygun olarak, diplomatik temsilcilerin ayrıcalık, muafiyet ve kolaylıklarından faydalanırlar.

20 nci Bent — Ayrıcalık ve muafiyetler sadece Birleşmiş Milletlerin yararına olmak üzere memurlara tanınmış olup onların şahsi menfaatleri için verilmiş değildir. Genel Sekreter, kendi görüşüne göre, muafiyetin, adaletin yerine getirilmesine engel olduğu veya uğrunda tanındığı amaca zarar gelmeksizin kaldırılabileceği düşüncesinde bulunduğu bütün hallerde bir memurun muafiyetini kaldırabilecek ve bunu yapmakla ödevli olacaktır. Umumi kâtip hakkında muafiyeti kaldırmak kararını vermeye Güvenlik Konseyi yetkilidir.

21 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu işbu maddede sayılan ayrıcalık, muafiyet ve kolaylıkların yol açabileceği kötüye kullanma hallerini önlemek, polis tüzüklerine uymayı sağlamak ve adaletin iyi tarzda yerine getirilmesini kolaylaştırmak amacı ile, her zaman, üye devletlerin yetkili makamları ile işbirliği yapacaktır.

Madde — VI
Birleşmiş Milletler Kurulu adına görevle yolculuk eden uzmanlar

22 nci Bent — V nci maddede anılan memurlardan gayrı uzmanlar, Birleşmiş Milletler Kurulu için görevlerde bulundukları sırada, yolculuk müddeti de dâhil olduğu halde görevleri süresince, ödevlerini tam bir bağımsızlık içinde yapmaları için zaruri bulunan ayrıcalık ve muafiyetten faydalanırlar. Bu arada hassaten aşağıdaki ayrıcalık ve muafiyetlerden faydalanırlar:

a) Şahsan tutma veya hapis olma ve şahsi eşyalarının zor alımından muafiyet,
b) Sözleri ve yazıları da dâhil olduğu halde görevleri esnasında gösterdikleri çalışma hususunda her türlü adlî muafiyet. Bu muafiyet, sözü geçen kimseler Birleşmiş Milletler Kurulu için ödev görmeleri nihayet bulduktan sonra dahi devam edecektir,
c) Bilcümle kâğıt ve vesikaların dokunulmazlığı,
d) Birleşmiş Milletler Kurulu ile yapacakları haberleşmelerde şifre kullanmak, vesikalar ve mühürlü çantalar veya kurye eliyle muhabere etmek hakkı,
e) Para ve kambiyo mevzuatı hususunda, geçici resmî görev sahibi yabancı Hükümet temsilcilerine tanınmış olan kolaylıkların aynı,
f) Şahsi eşyaları için diplomasi memurlarına tanınmış olan muafiyet ve kolaylıklar.

23 ncü Bent — Ayrıcalık ve muafiyetler Birleşmiş Milletler Kurulunun yararına olmak üzere uzmanlara tanınmış olup kendi şahsi menfaatleri için verilmiş değildir. Umumi Kâtip kendi görüşüne göre, muafiyetin, adaletin yerine getirilmesine engel olduğu veya kurulun menfaatlerine zarar gelmeksizin kaldırabileceği kanaatinde bulunduğu bütün hallerde bir uzmana tanınmış olan muafiyeti kaldırabilecek ve bunu yapmakla ödevli olacaktır.

Madde — VII.
Birleşmiş Milletlerin vereceği lesepaseler

24 ncü Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, memurlarına lesepaseler.verebilecektir. Bu vesikalar, 25 nci bent hükümleri göz önünde tutulmak suretiyle Üye Devletler makamları tarafından muteber yolculuk vesikası olarak tanınacak ve kabul edileceklerdir.

25 nci Bent — Kurul hesabına seyahat ettiklerini gösteren bir belge ile birlikte yukarda bahis konusu lesepase hâmili memurlar tarafından yapılacak vize talepleri (Vizeye ihtiyaç hâsıl olduğu takdirde) en kısa zamanda incelenecektir. Bundan başka, bu lesepase hâmillerine çabuk yolculuk kolaylıkları gösterilecektir.

26 nci Bent — 25 nci bentte anılanların benzeri kolaylıklar uzmanlara ve Birleşmiş Milletler lesepasesi hâmili olmamakla beraber, Kurul hesabına yolculuk ettiklerini açıklıyan bir vesika hâmili diğer kimselere de tanınacaktır.

27 nci Bent — Kurul hesabına yolculuk eden ve Kurul tarafından verilmiş bulunan lesepaseyi hâmil Umumi Kâtip yardımcıları ve müdürler, diplomatik temsilciler ile aynı kolaylıklardan faydalanırlar.

28 nci Bent — îşbu madde hükümleri, Anlaşmanın 63 ncü maddesi gereğince, uzmanlık kurumlarının Kurulla olan münasebetlerini belirten anlaşmalarda bu hususa dair bir hüküm bulunduğu takdirde, bu kurumlara bağlı çeşitli derecedeki memurlara da uygulanabilir.

Madde — VIII
Uyuşmazlıkların çözülmesi

29 ncu Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu aşağıdaki uyuşmazlıklar için çözme şekilleri derpiş edecektir:

a) Kurulun dâhil bulunacağı sözleşme veya hususi hukuk işleriyle ilgili uyuşmazlıklar
b) Resmî sıfatı dolayısiyle muafiyetten faydalanan ve bu muafiyeti Umumi Kâtiplikçe kaldırılmamış bulunan bir kurul memurunun methaldar olduğu uyuşmazlıklar

30 ncu Bent — Taraflar, muayyen bir halde, başka bir çözme şekline başvurmakta anlaşmadıkları takdirde, işbu Sözleşmenin uygulanmasına ve yorumlanmasına dair bütün uyuşmazlıklar Milletlerarası Adalet Divanına sunulacaktır. Bir üye devletle Birleşmiş Milletler Kurulu arasında uyuşmazlık çıkması halinde, Andlaşmanm 96 nci ve Divan Statüsünün 65 nci maddelerine uygun olarak, ortaya çıkan her hukuki mesele hakkında, istişari oy istenecektir. Divanın oyu, taraflarca katı olarak kabul edilecektir.

Nihai madde

31 nci Bent — İşbu Sözleşme, katılmaları için Birleşmiş Milletler Kuruluna üye bütün devletlere sunulmuştur.

32 nci Bent — Katılma, Birleşmiş Milletler Umumi Kâtibine hususi bir vesika tevdii suretiyle vuku bulacak ve Sözleşme, her üye devlet için, kendisi tarafından tevdi edilen katılma vesikasının teslim tarihinden başlayarak yürürlüğe girecektir.

33 ncü Bent — Umumi Kâtip, her katılma vesikası tesliminden bütün üye devletleri haberdar edecektir .

34 ncü Bent — Şurası mukarrerdir ki, her hangi bir üye devlet tarafından katılma vesikası teslim edildikten sonra, bu devletin, işbu Sözleşme hükümlerini, kendi kanunları gereğince, uygulamak, durumunda bulunması gerekir.

35 nci Bent — İşbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Kurulu ile katılma vesikasını tevdi eden her üye devlet arasında, bu üye devlet kurulun üyesi kaldığı müddetçe veya Genel Kurul tarafından tekrar gözden geçirilmiş olan bir genel Sözleşmeonanıp da adı geçen üye devlet bu son Sözleşmeye katılıncaya kadar, yürürlükte kalacaktır.

36 nci Bent — Umumi Kâtip, bir veya birkaç üye devletle işbu Sözleşme hükümlerinin, bu üye devlet veya devletlerce uygulanma şeklini tesbit eden ek anlaşmalar yapabilecektir. Bu. ek anlaşmalar, her defasında, Genel Kurulun tasvibine sunulacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen «Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin katılması hakkında Kanun

(Resmî Gazete ile ilâm : 21. III. 1950 – Sayı: 7462)
No. Kabul tarihi
BİRİNCİ MADDE — Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 13 Şubat 1946 tarihinde kabul edilen « Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ikinci maddede yazılı ihtirazi kayıtlarla katılması onanmıştır.

ÎKİNCİ MADDE — A ) Birleşmiş Milletler teşkilâtında görevlendirilecek Türk vatandaşı kimselerin 1111 sayılı Askerlik Kanununun altıncı maddesinin yüklediği askerliklerini yedek subay veya er olarak yapmış olmaları şartiyle bunların bundan sonraki yedeklik hizmetlerinde bu teşkilâttaki görevlerinin devamı süresince yedek subay veya er durumunda bulunduklarına ve Askerlik Kanunundaki usullere göre ertelenmeleri yapılır.

B) Birleşmiş Milletler teşkilâtının siyasi faaliyeti dışında kalacak ve ticari bir mahiyet arzedecek iş ve teşebbüslerden elde edilecek gelirler vasıtasız vergi kanunlarımız hükümlerine tâbi tutulur.

C) Gümrük muafiyetinden istifade ile yurda sokulan Birleşmiş Milletler teşkilâtına ait mallar, Türkiye’de satıldığı takdirde Gümrük Kanununun (4) ncü maddesi gereğince bunlardan Gümrük Vergisi ile girişe terettüp eden diğer vergi ve resimler alınır.

Ç) Birleşmiş Milletlerin Türkiye dâhilinde arazi ve gayrimenkul mubayaaları, yabancılar hakkındaki mubayaa şartlarına tâbi olduğu gibi, satın alacağı her türlü mallardan, yurtdışına çıkarılmayıp Türkiye’de istimal ve istihlâk edilenler de istihlâk ve muamele veya bu nevi mallar üzerine mevzu vergi kanunları hükümlerine tâbidir.

D) Birleşmiş Milletler teşkilâtınca Türkiye dâhilinde görevlendirilecek Türk vatandaşı memurlar, vatandaşların tâbi tutulduğu vergilere tâbi tutulur.  Bunlar ücretlerini de, 5421 sayılı Gelir Vergisi Kanununun dördüncü kısmının ikinci bölümündeki hükümlere göre, yıllık beyanname ile bildirirler.

ÜÇÜNCÜ MADDE — Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

DÖRDÜNCÜ MADDE — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

17 Mart 1950

Türkiye İşçi Partisi Kapatma Kararı

0

Türkiye İşçi Partisi, 13 Şubat 1961 tarihinde kurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 20 Temmuz 1971 tarihli ve 1971/3 sayılı kararı ile kapatılmıştır.

Partinin kurucuları; İstanbul İşçi Sendikaları Genel Sekreteri Şaban Yıldız, Maden İş Genel Başkanı Kemal Türkler, İstanbul Basın Teknisyenleri Sendikası Genel Sekreteri İbrahim Güzelce,  Müskirat İşçileri Sendikaları federasyon başkanı İbrahim Denizcier, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği icra heyeti üyesi Adnan Arkın, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği Başkanı kurucu genel başkan Avni Erakalın, Oleyis Sendikası üyesi Kemal Nebioğlu, İstanbul Yaprak Tütün İşçileri Sendikası Başkanı Hüseyin Uslubaş, Türkiye İşçi Çikolata Sanayi İşçileri Sendikası Bakanı Ahmet Muşlu, İlaç ve Kimya İşçileri Sendikası Başkanı Saffet Göksüzoğlu ve Lastik İş Genel Başkanı Rıza Kuas’tır.

Parti, 1961 seçimlerine katılamamış ancak kapatılana kadar aktif siyasete devam etmiş, parlamentoda temsil edilmiş; 1965 genel seçimlerinde, yüzde 3 civarında oy almış ve 15 milletvekili çıkarmış; Mehmet Ali Aybar, Rıza Kuas, Muzaffer Karan, Tarık Ziya Ekinci, Sadun Aren, Yahya Kanbolat, Cemal Hakkı Selek, Adil Kurtel, Behice Boran, Yunus Koçak, Şaban Erik, Yusuf Ziya Bahadınlı, Ali Karcı, Kemal Nebioğlu ve Çetin Altan parlamentoya girmiştir.

Partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından partinin önde gelenleri tutuklanmış ve çeşitli hapis cezaları almış, bunlardan bir kısmı 15 Mayıs 1974 tarihinde Cumhuriyetin 50. Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Kanunu kapsamında serbest kalmıştır. 1975 yılında Behice Boran Hatko önderliğinde yeniden örgütlenmiş ancak eski gücüne ulaşamamış, 12 Eylül Darbesinin ardından yeniden kapatılmıştır.

Türkiye İşçi Partisi Kapatma Kararı

Esas sayısı : 1971/3 (Parti kapatılması)
Karar sayısı : 1971/3
Karar günü : 20/7/1971
Davacı: Kamu hukuku
Davalı : Türkiye İşçi Partisi

İddianame özeti : Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesine verilen Esas 1971/7, iddianame 1971/3 sayılı, 11/6/1971 günlü iddianamede, Türkiye İşçi Partisinin 29-31 Ekim 1970 günlerinde Ankara’da toplanan 4. Büyük Kongresinde alman kararların 6. bölümünde anlatılanların 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 4. kısım kuralları yönünden incelendiği belirtilmiş ve 4. Büyük Kongre sırasında birtakım temsilciler tarafından söylenen sözlerin özetleri yazılmış, Emek Dergisinde çıkan imzalı ve imzasız yazılardan birtakım parçalar aktarılmış, Başsavcılıkta dinlenen Parti Genel Başkaniyle kimi üyelerin sözleri özetlenmiş ve (Olayın tahlili) başlığı altında toplanan düşünceler ileri sürülmüş, sonuç olarak, Anayasa’nın 57., Siyasî Partiler Kanununun 87.. 89. maddeleriyle 111. maddesinin 2. bendi uyarınca davalı partinin temelli kapatılmasına karar verilmesi istenilmiştir.

İddianamenin dayanağı olan düşünceler, şöylece özetlenebilir :

1 — Anayasa’nın başlangıç bölümüyle 2 maddesinde. Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu. 54 maddesinde de Türk Devletine yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu kesinlikle belirtilmiştir. Bundan başka Anayasa’nın 57 maddesinde dahi siyasal partilerin tüzük, program ve çalışmalarında Devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel ilkesine uymaları zorunluğu öngörülmüştür.

2 — 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun ; siyasal partilerin Türkiye Cumhuriyetinin ülke bütünlüğünü bozma amacını güdemiyecekleri kuralını koyan 87. maddesiyle, Devletin ülkesi üzerinde ulusal veya dinsel kültür ayırımlarına yahut dil ayırımına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmelerini, Türk dili ve kültürü dışındaki dil ve kültürleri korumak veya geliştirmek ya da yaynıak yoliyle Türkiye Ülkesi üzerinde azınlıklar yaratıp usul bütünlüğünün bozulması ereğini gütmelerini yasaklayan 89. maddesi, Anayasa’nın yukarıda sözü edilen kurallarının doğrultusunda kurallar koymuşlardır.

3 — Bir siyasal partinin, Siyasî Partiler Kanununun anılan maddelerine aykırı biçimde çalışmalarda bulunması, o partinin Anayasa kurallarına da aykırı düştüğünün anlatımı olacaktır.

4 — Türkiye İşçi Partisinin 1964 yılında İzmir’de toplanan 1. Büyük Kongresinde kabul edilip yayınlanan programı ve 3. Büyük Kongresinde doğu bölgesinde yaşıyan yurttaşlar üzerinde ortaya atılan sorun ve bunun çözüm yollariyle aynı sorunun 4. Büyük Kongrede ele alınma biçimi ve gösterilen çözüm yolları arasında büyük bir değişiklik görülmektedir.

Bu değişikliğin son iki yılın olayları açısından ele alındığı, Behice Boran‘ın Kongre konuşmalarından anlaşılmaktadır. Gerçekten program ve 3. Büyük Kongrede, (Doğu sorunu) ekonomik dönüşümler ve psikososyal etkenlerin göz önüne alınması doğrultusunda iken 4. Büyük Kongreye, bütün bunların tersine, bir (Halklar sorunu) olarak getirilmiş, Behice Boran. Sadun Aren ile Sait Çiltaş’ın açıkça bildirdikleri gibi kongrece de bu niteliğiyle benimsenip kamuya duyurulmuştur.

Burada yapılan yalnızca bir söz değişikliği değildir. Parti yöneticilerinin ve üyelerinin parti yayın aracı olan (Emek) Dergisinde 4. Kongreden çok önce çıkan yazılariyle, dergideki imzasız yazılarda (Halklar sorununun ne erekle ortaya atıldığı açık seçik anlatılmış, kongredeki konuşmalar ve kongre sonrası yayınlanan yazılarda da bu erek kesinlikle belirtilmiştir.

5 — Konunun yeterince aydınlanması için (Milliyetler prensibi) üzerinde biraz durmak, (Milliyetler) sözcüğüyle (Halklar) sözcüğünün eşanlamlı olarak kullanıldığım belirtmek yerinde olacaktır.

Bu sözcüklerin eşanlamda kullanıldıkları, özellikle Behice Boran, Kemal Burkay ve Sait Çiltaş’ın konuşmalariyle yazılarından anlaşılmaktadır.

Kamu hukukunda milliyetler kuramı, (Bir millet teşkil edecek derecede tekâmül etmiş her kavmin bir siyasî toplum halinde yaşama hakkını meşru olarak isteyebilmesi) biçiminde tanımlanmaktadır. (Umumi Amme Hukuku Dersleri, Muvaffak Akbay 1. Cilt, Ankara 1951, Sahife 240). Özerklik düşüncesinin bir sonucu olarak beliren bu kuramın doğal hukuk ilkeleri yönünden bir değer taşıdığı tanınmışsa da, var olan düzeni sağlayıcı müsbet hukuk kurallarına bütünü ile ters düştüğü, anarşi ve sınırsız bir bölünmeye yol açtığı kaygısı ile geçerli sayılmamıştır.

(Emek) Dergisinin Mart 1971 de çıkan 10. sayısında (Millî mesele konusunda) başlıklı imzasız yazıda, (Millet) in kendisini başlangıçta (Milliyet) olarak gösterdiği, (Halk) teriminin (Etnolojik) bir terim olarak kullanıldığı anlatılmaktadır.

Lenin; (Ulusların kaderlerini tayin hakkı) adlı kitabında : (Ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkını devlet olarak ayrı varlık hakkından başka bir anlamda kullanmanın hatalı olacağını, siyasî kaderini tayin
etme hakkını, ulusal ayrılma özgürlüğünü, ayrılma hakkı anlamım taşıdığını) (Sol yayınları, Ankara 1968, sahife 55. 79, 80), Stalin; (Marksizm ve Millî Mesele) adlı kitabında: (Ulusal meselenin çözümünde bölgesel özerkliğin zorunlu bir çözüm olduğunu) (Sol yayınları, Ankara 1967, sahife 79) belirtmektedir.

Marksçı, Leninci yazılar ve terimlerde kullanılan kavramların, belli anlamlan, belli sonuçları vardır. Millet, milliyet, halk, devrimci, potansiyel, profesyonel ve benzeri deyimler, kullanıldığı yerler bakımından bu açıdan değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır. T. İ. P. in de belli konuları ayrı ayrı terimlerle açıklamak yolunu seçmiş bulunması, gerçek ereği, teknik terimler arkasında saklama çabasının bir belirtisi olarak düşünülmelidir.

Bu açıklamalara göre 4. Büyük Kongrede Merkez Yürütme Kurulunca önerilip Tasarı Komisyonunca hazırlanarak Kongrece benimsenen ve kamuya duyurulan kararda geçen (Kürt halkı) deyiminin yalnızca nüfus çoğunluğunu anlatan bir deyim olmaktan ötede, milliyetler kavramının Marksçı-Leninci kuramdaki anlamı ve bilimsel sosyalizmin (Milletlerin alın yazılarını belirleme hakkı veya ayrılma ilkesi) siyasal açıdan değerlendirilmiş biçimiyle kullanıldığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.

4. Büyük Kongre kararının Kürt halkı ile ilgili bölümünde ortaya konulan sorun ve bunun çözüm çareleri ayrı ayrı ele alındığında Kongre öncesi ve sonrasında T. İ. P. yönetici ve üyelerinin konuşmalariyle Partinin yayın aracı durumundaki Emek Dergisinde çıkan yazılarda beliren düşünce doğrultusunda hazırlanmış bulunduğu kanısına varılmaktadır.

(Kürt halkı) denilirken bu deyimin Kürt ulusu yerine kullanıldığında yukarıdaki açıklamalarımız karşısında şüpheye yer kalmamaktadır.

Kararda doğu sorununu bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın egemen sınıf iktidarlarının bağımsız milliyetçi tutumunun uzantısı olduğu söylenirken bunun hangi amaçla ortaya konulduğu Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Sadun Aren’in Türk Hukuk Kurumundaki konuşmasından ortaya çıkmaktadır. Nitekim Aren bu konuşmasında; sorunun özünde yalnızca ekonomik bir sorun olmayıp milliyetler sorunu olduğunu ve sosyalistlerin bu demokratik mücadeleyi vereceklerini ileri sürmektedir. Genel Başkan Behice Boran’ın sorunu ortaya koyusu da bu doğrultudadır (Emek Dergisi, Aralık 1970, sahife 28).

Gene söz konusu kararda, Kürt halkının anayasal haklarım kullanmak isteklerinin dışında (Diğer demokratik özlem ve isteklerinden ve bunları gerçekleştirme yolundaki mücadeleden) söz edilmektedir. Türkiye’de yaşayan yurttaşların sahibi bulundukları anayasal haklar dışında kalan (Diğer demokratik özlem ve istekler) in ne olabileceği düşünmeğe değer bulunmuştur. Mart 1971 tarihli Emek Dergisinde (Millî mesele konusunda) başlıklı yazıda (. . . ezilen halkların siyasî bağımsızlıklarını kazanma ve millî devletler kurma özlemleriyle milletler arasındaki iktisadî yakınlaşma eğiliminin birbiriyle çelişme halinde bulunduğu, bu iki çelişik eğilimin geçerli bir sentezini gerçekleştirebilecek tek ilkenin bilimsel sosyalizmin, hakların ve milletlerin kaderini tayin hakkı ilkesi bulunduğu) belirtilerek kararda yer alan öbür demokratik özlem ve isteklerden neyin söylenmek İstendiği açıkça anlaşılmaktadır.

Behice Boran’ın Emek Dergisinin 7. sayısında çıkan Kongre konuşmasında (. . . Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerini bu hak, özgürlükler ve özlemler için verdikleri mücadeleyi Anayasa çerçevesi ve devletin bütünlüğü çerçevesi içinde desteklemiştir ve destekliyecektir.) (Sahife 29) denilmektedir. Bu alandaki özlem ve isteklerin, Anayasa’nın yurttaşlar için haklar ve özgürlükler konusunda tanıdığı eşitliğin ötesinde Kürtlerin hak, özlem ve istekleri olamıyacağma göre, bu hak, özlem, istek ve özgürlüklerin mücadelesini (Anayasa çerçevesi ve devletin bütünlüğü çerçevesi içinde desteklemek) sözleri, ereği haklı göstermek için kullanılmış birtakım sözlerden başka bir şey değildir; çünkü bu nitelikte özgürlük istem ve özlemleri, devlet bütünlüğü ile uyuşmadığı için bunlar, yolundaki mücadeleler de bölücülüğü desteklemek olacaktır ki bu dahi eylemlerin doğal ve zorunlu bir sonucudur.

Genel Sekreter Sait Çiltaş’ın 19 Mayıs 1969 günlü Emek Dergisindeki yazısı ile 1970 Aralık günlü 7 sayılı Emek Dergisinde yayınlanan Kongre konuşmasında da demokratik özlem ve isteğin bu anlamda belirdiği görülmektedir. Bu açıklamaların ışığı altında uluslaşma mücadelesinin, T. İ. P. ce benimsenen biçimi ve siyasal değerlendirilmesi ile, (Ayrılma) doğrultusunda gerçekleştirileceği sonucuna varılabilir.

Nitekim Emek Dergisinin Mart 1971 sayısında (Millî mesele konusunda) başlıklı yazıda (Bilimsel sosyalizmin bu konudaki formülünün «birleşmek için ayrılma») olduğu belirtilmektedir.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı, Genel Sekreteri ile karar tasarısını kaleme alan Komisyon üyeleri Cumhuriyet Başsavcılığında dinlendikleri sırada, bu kararla bir bölünmeyi sağlamak değil, bütünleşmenin yollarını bulmak ereğini güttüklerini, üstün kültürün daha aşağı bir kültürü eritmesi biçiminde sonuçlanacak doğal bir asimilasyona değil, baskı ve yıldırmaya dayanan bir asimilyasyona karşı bulunduklarını belirtmişlerdir.

1921 Anayasasından 1961 Anayasasına değin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilke olan (Türk Devletinin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği; ilkesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde saptanan biçimi ile Misakı Millî kurallarında dayanağını bulmaktadır. Misakı Milli’nin gösterdiği sınırlar içinde birbirleriyle birleşmiş olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde Kürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi Lozan Barış And’aşması görüşme ve kararlarında da Misakı Millî’nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklar sayılırken Kürt ayırımına yer verilmemiştir. Bu durum yalnızca bir olaynı değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımı olmaktadır. Bu gerçeği de en aydınlık anlamıyla doğrudan doğruya Atatürk’ün ulus anlayışında bulmaktayız. Atatürk kendi el yazısiyle düzenlediği notlarında : (Bugünkü Türk Milleti siyasî ve içtimaî
camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hattâ Lâzhk fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış tersimler hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.) demiş ve ulusu (Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir ) biçiminde tanımlamıştır (Medenî Bilgiler M. Kemal Atatürk’ün el yazıları, Prof Dr. A. Afet İnan, Ankara 1969 Türk Tarih Kurumu Yayınları sahife 351, 376, 377).

Anayasamızın, Başlangıç bölümünde : (Kader, kıvanç ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafında toplanan milletimizin millî bir birlik ruhu içinde yüceltilmesi) diye anlatılan özüne aykırı olarak, (Kürt halkı) sorununu ortaya koymanın bölücülükten başka bir anlamı bulunamaz.

Parti Genel Başkanının Devlet istatistiklerine göre bölge halkının çoğunun Kürtçe konuşması ve kökence Kürt bulunması nedeni ile halk deyimini uygun gördükleri yolundaki sözleri gerçek olarak kabul edilemez.
Nitekim Devlet İstatistik Enstitüsü 1965 yılı nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre Elâzığ, Van, Malatya, Maraş, Mardin, Muş, Siirt, Diyarbakır, Tunceli, Urfa, Hakkâri, Gaziantep, Bingöl, Bitlis ve Adıyaman illerini kapsayan toplam nüfusun Türkiye toplam nüfusunun 23,9 unu oluşturduğu, 4.840.732 olan bölge toplam nüfusunun ancak 1.806.096 sının ana dilinin Kürtçe bulunduğu ve bunların da % 70 den çoğunun, nüfusu 10 binden az olan yerleşme yerlerinde yaşadıkları saptanmıştır. Böylece bu bölgede Kürtçe konuşan yurttaş çoğunluğundan söz etmenin yersiz ve tutarsız bulunduğu ve savlarının tersine, Türkçe konuşan yurttaşların çoğunlukta olduğu ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki bütün bölgelerde Kürtçe konuşan yurttaşların bulunması da olanak içinde olup bunların Türkiye genel nüfusuna oranı ise yalnızca % 7,07 dir.

Misakı Millî sınırları içinde ayrı bir milliyet söz konusu olamıyacağma, Kürtçe bir azınlık dili olarak kabul edilemiyeceğine, Türk kültüründen ayrı bir kültür dügünülemiyeceğine göre, ulusal veya dinsel kültür başkalığı ya da barış başkalığına dayanılarak Kürt halkı savı ile ortaya çıkmak, bir yurttaş topluluğunu sömürmek demektir ki bunun yasalarımıza göre anlamı, ülke ve ulus bütünlüğünün bozulması amacının güdülmesidir. Partinin 4. Büyük Kongre kararında kamuya bildirilen politikası, söz konusu topluluğun oy gücünden ve eylem açısından da insan gücünden kendi benimsedikleri terimleriyle devrimci potansiyelden yararlanmaktır.

İleri sürülen savlar savunma açısından ele alındıkta, hiçbirinin kabule değer olmadığı görülmektedir.

Behice Boran’m Cumhuriyet Savcılığında dinlendiği sırada söylediği sözler içtenlikten yoksun olduğu gibi belirli gerçeklere de aykırı düşmektedir, örneğin Lozan Konferansı sırasında söz konusu edilen, Misakı Millî sınırları dışarısında bulunan Musul bölgesindeki Kürtlerdir; oysa Türkiye ülkesi içinde Kürtlerin bir azınlık oluşturdukları düşüncesine bile yer verilmemiştir. Behice Boran 4. Büyük Kongrenin milliyetler ilkesi ve azınlık durumunun düşünmediğini söylemekte ise de Emek Dergisinin Aralık 1970 günlü sayısında yayınlanan kongre konuşmasında, konunun bilimsel sosyalizm açısından (Milliyet) olarak ele alındığını kesinlikle belirtmektedir Kaldı ki Kürt halkının Kürtçe konuşmak istediklerinin ve bunun mücadelesinin yapılmakta olduğunun söylenmesinin, dil ayırımı yaratmak düşüncesi dışında yorumlanması olanak dışıdır.

Sait Çiltaş’m sözleri için de aynı düşünceler ileri sürülebilir. Cumhurbaşkanına, birtakım uygulamalar nedeniyle muhtıra verilmiş olması, yığın özerkliğiyle sonuçlanacak çabalar göstermenin haklı bir nedeni olamaz.

Türkiye İşçi Partisinin 4. Büyük Kongresinden önce geçirilen bir hazırlık dönemi de birlikte olmak üzere, Doğu bölgesi ve bir arada yaşayan ırk özelliğine sahip birtakım yurttaşları düzenli bir biçimde, gerek oy gücünden gerekse herhangi bir eylem sırasında insan gücünden yararlanmak için, bölge halkının Türk toplumundan ayrı özerk bir topluluk durumuna getirmek sözleriyle kandırma ve sömürme yolunu seçtiği açıkça anlaşılmış bulunmaktadır. 4. Büyük Kongre kararının, hangi teknik terimlerin gölgesinde kalırsa kalsın, anlamı, yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız koşullar içerisinde ulus ve ülke bütünlüğünü bozmaktadır.

Davalı parti Doğu Kültür Ocaklariyle de bağlantı klirarak ayırıcı eylemlerini yürütmüştür.

Siyasî Partiler Kanununun 111. maddesinin 2. bendi, parti genel kongresince yahut merkez karar organınca bu kanunun 4. kısmında yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınması yahut genelge veya bildiriler yayınlanması durumunda o partinin Anayasa Mahkemesince kapatılacağını öngörmektedir. Siyasî Partiler Kanunu kurallarına uygun olarak düzenlenen Türkiye işçi Partisi Tüzüğüne göre Partinin en yetkili organı Büyük Kongre ve merkez karar organı da Merkez Yürütme Kuruludur.

Merkez Yürütme Kurulunun 4. Büyük Kongreye vermiş olduğu ve Kongredeki temsilcilerden bir bölüğünce de ayrı önergelerle desteklenen önerinin, kurulan Tasarı Komisyonunca hazırlanan biçimi ile olduğu gibi kabul edilerek tüzük hükümlerine göre kamuya duyurulmuş olması Siyasî Partiler Kanununun 111. maddesinin 2. bendindeki koşulların gerçekleştiğini göstermektedir.

4. Büyük Kongrece benimsenen (Türkiye’nin doğusunda yaşayan Kürt halkı) m konu alan kararın 6. bölümü 642 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 4. kısmının 87. ve 89. maddeleri kurallarına olduğu gibi, Anayasa’nın 57. maddesi kurallarına da aykırı düşmektedir, buna göre davalı partinin temelli kapatılmasına karar verilmesi gerekli görülmektedir.

İLK SAVUNMA ÖZETİ

Davalı Parti temsilcilerince verilen 30/6/1971 günlü yazılı ilk savunmada, sonuç olarak Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesinin, birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptaline ve

a) Partinin genel niteliğinin, dava konusu soruna bakma açısının ve bu sorunu incelemekteki amacının,

b) iddianamede yer alan maddî yanlışların,

c) Parti ile ilgili bulunmayan kişilerle kuruluşlar, çalışmalarının dosyada ağırlık taşıdığının,

ç) Parti yetkililerinin konuşmalarının ve yazılarının eksik ele alınıp bunlara ters anlamlar verildiğinin,

d) Partiyi bağlayan, konuyu aydınlatıp açıklayan önemli belgelerin dikkate alınmamış ve sözü edilmemiş olmasının, e) Parti görüşünün sayısız bilim adamının yazılarında ve tarihsel belgelerde anlatılan nesnel gerekçeleri olduğu gibi yansıttığının değerlendirilmesi ile Partinin kapatılması isteminin reddine karar verilmesi istenilmiştir.

Savunmada ileri sürülen düşünceler, olabildiğince tekrardan kaçınılarak ve birtakım önemli sözler tırnak içinde olduğu gibi alınarak, şöylece özetlenebilir :

Suçlama Partinin 4. Büyük Kongresince verilen kararların 6. bölümüne dayandırıldığına göre bu kararın kanunlar karşısındaki tartışmasının yapılıp bundan sonuçların çıkarılması yerine parti ile hiçbir ilişkisi olmayan ve iddianamede gizli yapıldığı ileri sürülen birtakım toplantılardan söz açılması ve Partinin bunlardan sorumlu gösterilmeye çalışılması hukuka aykırıdır, iddianamede yer alan sahifeler dolusu parti dışı konuşmalar ve toplantılarda parti ve 4. Büyük Kongre kararı arasında hiçbir nedensellik bağı olamıyacağı açıktır. Çünkü iddianamede anılan kişiler 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 111/2. maddesinde gösterilmiş organlarda görevli olmadıkları gibi bunlardan birçoğunun parti ile hiçbir ilişkisi de yoktur. Suçlamanın hukuka, yasaya ve mantığa uygun olabilmesi için parti kararının kendi bütünlüğü içinde ele alınması, eğer bununla yetinilemiyorsa, o zaman, Siyasî Partiler Kanununun 111/2. maddesinde sayılan organların karar ve genelgelerine başvurulması ve kongre kararının bunların ışığında değerlendirilerek yorumlanması gereklidir, iddianamede ise kongre kararlarının 648 sayılı Yasanın 111/2. maddesinde sayılan organlarla ilgisi bulunmayan ve bir çoğu parti üyesi bile olmayan kişilerin söyledikleri ileri sürülen sözlere göre yorumlanması yolu seçilmiştir. Oysa bir partinin üyelerinin eylemlerinden ötürü bu partinin kapatılması ayrı bir işleme bağlanmıştır ve bu işlemler 648 sayılı Yasanın 111/2. değil 111/3. maddesinde gösterilmiştir. Başsavcılıkça 111/3 maddeye dayanan bir istem ileri sürülmediği gibi anılan maddede gösterilen biçimde herhangi bir işleme başvurulmuş, partiden anılan madde gereğince herhangi bir istekte bulunulmuş değildir. Bundan ötürü iddianamede anılan ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları çevresinde geçtiği ileri sürülen eylemlerden Partimiz sorumlu tutulamaz, iddianamede Siyasî Partiler Kanununun 111/3. maddesinin uygulanmasını gerektiren bir olaya, gerekli yasal öğeler gerçekleşmiş bulunmamakla birlikte, 111/2. madde uygulanmak istenmektedir. Böylece kapatma isteği her türlü yasal temelden yoksundur.

İddianamede, 4. Büyük Kongre kararında (Kürt halkı) deyiminin kullanılması başlı başına hukuka aykırı bir eylem sayılmış değildir, iddianamenin hukuka aykırı saydığı eylem karardaki yazıların altında yattığı var sayılan gizli anlam, amaç ve niyetlerdir.

İddianamede Türkiye işçi Partisi programı, 3. Büyük Kongre de doğu bölgesinde yaşayan yurttaşlar üzerinde ortaya atılan sorun ve bunun çözüm yolları ile bu sorunun 4. Büyük Kongrede ele alınma biçimi ve gösterilen çözüm yolları arasında büyük bir değişiklik olduğu iddiası öne sürülmekte ve bu değişikliğin son iki yılın olayları açısından ele alındığının Behice Boran’ın Kongre konuşmalarından anlaşıldığı bildirilmektedir. Oysa bu konuda parti görüş ve çalışmaları arasında hiç bir başkalık yoktur. Gerçekten Türkiye işçi Partisi kuruluşundan bu yana doğu sorununu tutarlı bir biçimde ele almış ve bu ele alış 3. Büyük Kongrenin doğrultusunda olmuştur, iddianamede bu konuda partiyi bağlayabilecek hukukî kanıt sayılabilecek belgelere yer vermekten kaçınılmış D. D. K. O. ve Emek Dergisinin yazıları üzerinde durulmakla yetinilmiştir.

4. Büyük Kongreden önce, 6 Temmuz 1970 günü o zamanki Genel Başkan Şaban Yıldız’ca Cumhurbaşkanı Sunay’a sunulan muhtıra «Cumhurbaşkanına bazı uygulamalar nedeniyle muhtıra verilmiş olması, kitle muhtariyeti ile sonuçlanacak bir faaliyette bulunmanın haklı sebebini teşkil etmez» sözleri ile geçiştirilmiştir. Oysa bu muhtırada doğu bölgesi ve kürt halkı sorunu üzerinde Anayasa çerçevesi içerisinde ve Türkiye’nin nesnel sosyoloji koşulları ve çağdaş hukuk anlayışı ışığında açık seçik
durulmuş, Devlet bütünlüğünün anlamı ve gerçekleştirilmesi yönleri belirtilmiş, baskı ve eylem gözeten yöntemlerden vazgeçilmesi istenmiştir. (Bu muhtıra savunmaya eklenmiştir,)

Doğudaki komando eylemleri üzerinde bilgi edinilir edinilmez konu Kocaeli Senato Üyemiz F. Hikmet İşmen’in yazılı soru sorması yoluyla 20/4/1970 te C. Senatosuna da ulaştırılmıştır.

Behice Boran’ın Parti Genel Sekreteri olarak Antalya îl Kongresinde yaptığı konuşmada dahi komando eylemleri üzerinde durulmuş ve Cumhurbaşkanına sunulan muhtıradaki açıdan durum incelenmiştir. Yani bütün bu davranışların Devletin ve ülkenin bütünlüğünü zedeleyen çok ters bir politika olduğu belirtilmiştir.

4. Büyük Kongreden sonra 16/12/1970 günü toplanan T. t. P. Merkez Yürütme Kurulunun o gün yayınladığı bildiride belli başlı sorunlar ve demokrasiye aykırı uygulamalar üzerinde durulmuş ve orada da «… diğer bir sorun bir sosyolojik gerçek olarak Devletin resmî istatistiklerinde de ifadesini bulan ve etnik bir grup olarak Kürt halkın oluşturan vatandaşlarımıza bu niteliklerden ötürü baskı yapılmaması ve bu kouuda Anayasamızın 2., 3. ve 12. maddelerinin titizlikle uygulanmasıdır. Ulusal bütünlüğümüz, anayasal düzenin ve hakların uygulanmasiyle sağlanıp korunabileceği ve bu konuda yapılacak politik amaçlı tahrik ve abartmaların bir taraftan Anayasamıza aykırı düşerken diğer yandan da bütünlüğün korunması bakımından tersine sonuçlar vereceği açıktır…» denilmiştir. T. İ. P. Ocak 1971 ayında açtığı «Faşizme Hayır» kampanyasında da konuyu aynı doğrultuda işlemiştir.

Görülüyor ki bütün bu belgelerde doğu bölgesi ve kürt halkı sorunu dirençle ve tutarlı olarak Anayasa çerçevesi içinde ortaya konmuş, bütünlük ve birlik sorunu üzerinde özellikle durulmuş, Anayasanın buyurucu klirallarının eksiksizce uygulanması istenmiştir.

4. Kongrede benimsenen anlatma biçiminin nedeni etnik özelliklerinden dolayı insan topluluğu üzerinde Anayasa dışı baskıların uygulandığı olayını açıklığa kavuşturma gereğidir, Gerçekten son yıl içinde Anayasaya aykırı uygulamalar sık ve belirgin bir duruma girmiştir, daha açıkçası «Yeni olaylar doğduğu, yeni baskılar uygulandığı ve bunların yanlış ve zararlı görüşleri geliştirmesi ihtimali kuvvetlendiği için T.İ.P. eski görüş ve tutumunu özünde aynı, ama biçim olarak daha vurgulu bir şekilde belirtmeyi bir görev saymıştır.

Sözün kısası, parti programında da, bütün kararlarında da sorunun özünde bir değişiklik yapmış değildir. Bütün belgelerde «Gerek soruna, gerekse çözüm yollarına, teorik bir araç olarak dahi bilimsel sosyalizm açısından bir yaklaşım yapılmaya çalışılmıştır.» Program ile 3. ve 1. kongre kararları karşılaştırılırsa şu sonuca varılır : «T. İ. P. Doğu sorununu ele alırken, bu bölgenin ekonomik geri kalmışlığının yanı sıra, bu bölgede yaşayan halkın, ayrıca, etnik özelliklerinden dolayı da baskı altında bulundurulduklarını açık ve seçik olarak ifade etmiş, çözüm yolu olarak da ekonomik geri kalmışlıktan kurtulmanın yanı sıra, her türlü Anayasa dışı baskı ve zorlamalara son verilmesini, devlet birlik ve bütünlüğünün objektif ve sübjektif şartlarının ancak bu şekilde oluşabileceği gerçeğini önermiştir.»

İddianamede dayanılan konuşma ve yazılar partiyi bağlamadığı gibi üstelik yanlış biçimde yorumlanmıştır.

Gerçekten kongredeki delegelerin konuşmaları partiyi bağlayacak nitelikte sayılamaz. Yine partinin yayın aracı olmayan dergide çıkmış olan yazılar dahi partiyi bağlamaz. Yukarıda belirtildiği üzere üyelerinin eylemlerinden partinin sorumlu tutulabilmesi Siyasî Partiler Kanununun 111/3. maddesi gereğince işlem yapılmış olmasına bağlıdır ki böyle bir işlem yapılmış değildir.

Bundan başka Kongre kararının 6 sayılı bölümü Emek dergisinde çıkan yazılarla konuşma özetlerine dayanılarak yorumlanmaya çalışılmakta bu sırada da üç görüntü yaratılmağa çaba gösterilmektedir. Birinci görüntü sorunun «milliyetler meselesi» açısından ele alındığı; ikinci görüntü, milliyetler meselesinin bir tek çözüm yolu bulunduğu ve bununda «milliyetler prensibi» başka bir deyimle «milletlerin alın yazılarını belirleme hakkı» olduğu; üçüncü görüntü de «halk» sözünün «millet» anlamına kullanıldığıdır.

İlkin belirtelim ki Emek dergisi işçi Partisinin yayın aracı değildir.

Bir gazetenin parti yayın aracı olabilmesi için parti yetkili organının onu çıkarmağa karar vermiş olması, yine bu organın dergi sahibini ve yazı kurulunu belirlemesi, dergi veya gazetenin yayın politikasını saptaması ve yayınların partinin görüş ve savlarına uygun olup olmadığını denetlemesi ve gerektiğinde malî kaynağına katkıda bulunması gibi koşullar aranır. Emek dergisi için bunlardan hiçbirisi gerçekleşmiş değildir. Bundan başka Kongre kararı tüm olarak değil, yalnızca bir bölümü alınarak yorumlanmak yoluna gidilmektedir ki bu dahi bir metnin yorumunda tümünün göz önünde tutulması gerekeceği kuralına aykırıdır. Emek dergisinde yayınlanan 4. Büyük Kongre konuşma özetleri ise dergi muhabirinin notlarına göre düzenlenmiştir. Bundan ötürü, herhangi bir değerlendirmede bu yönün dahi göz önünde tutulması zorunludur, iddianamede T.İ.P Genel Sekreterlerinden Sait Çiltaş’ın 19/5/1970 günlü Emek dergisinde yayınlanan (sosyalizm ve etnik mesele) başlıklı yazısı üzerinde durulmaktadır. Bu yazıda herhangi bir ulusu ilgilendiren bir düşünce ileri sürülmüş olmadığı gibi genellikle uluslaşma kavramı üzerinde durulmuştur. Yine Emek dergisinin Mar t 1971 günlü sayısında yayınlanan «Millî mesele konusunda» başlıklı yazıya göre yapılan yorum iddianamenin kendisini çürütecek niteliktedir. Bu yorumda burjuva hukukçularının ve kuramcılarının ileri sürdükleri tanımlama ve görüşler temel tutularak sosyalist kuram ve görüşler üzerinde sonuçlar çıkarılmaktadır ve böylelikle Kongre kararındaki (halk) sözünün (ulus) anlamına geldiği anlatılmak istenmektedir. Nitekim burjuva hukuk kuramında yer alan halk-milliyet-millet özdeşliğine ve «her millete bir devlet» ilkesine dayanılarak millet-milliyet özdeşliği kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Burjuva kuramcıları ve hukukçuları (milliyet) ve (millet) kavramları arasında ayırım yapmamaktadırlar. Oysa sosyalist yazılarda (milliyet) ve (millet) kavramları eşanlamda olmayıp başka başka durumları anlatmaktadırlar. Sosyalist kavramlarla yazılan bir yazıdan milliyetin milletle eşanlamda kullanıldığı sonucunu çıkarmak, belirli kavramlara bambaşka bir anlam yüklemektir. Dergideki yazıda (millet) kavramı ile (milliyet) kavramının birbirlerinden nitelik açısından başka kavramlar oldukları açıkça anlatılmaktadır. Bu yazıya göre milliyet; dil, ruhsal şekillenme ve toprak birliğinden oluşur ve eğer bu üç öğeye bir yenisi yani «iktisadî yaşantı birliği» eklenirse, Bu yazıya göre milliyet; dil, ruhsal şekillenme ve toprak birliğinden oluşur ve eğer bu üç öğeye bir yenisi yani «iktisadî yaşantı birliği» eklenirse, ancak o zaman (millet) ortaya çıkmış olur, dolayısiyla insan toplulukları, millet olmadan önce milliyet halindedirler, her milliyetin millet olması da zorunlu değildir. Milliyet halindeki insan toplulukları kendi millî pazarları çevresinde «iktisadî yaşantı birliği» kuramazlarsa başka bir millet içinde eriyerek, onunla bütünleşerek tarih sahnesinden çekilirler. Demek ki bu yazı halkın millet anlamına gelmediğini gözler önüne sermektedir.

İddianamede «milliyetler meselesi» ile «milliyetler prensibi» de karıştırılmaktadır. İddianamede dayanılan «millî mesele konusunda» başlıklı yazıda açıkça belirtildiği gibi «milliyetler prensibi» bilimsel sosyalizmin benimsediği bir ilke değildir, bir burjuva ilkesidir ve bilimsel sosyalizmin millî mesele kuramı, (milliyetler ilkesi) nı açıkça ve kesinlikle reddetmektedir. İddianamede bir yandan T. İ. P. nın bilimsel sosyalizme bağlı bir parti olduğunu söylerken öte yandan kavramları birbirine karıştırarak bu partiye bir burjuva ilkesi olan «milliyetler prensibi»ni mal etmeye kalkışmakta ve kendi içinde dahi çelişkiye düşmektedir.

«Milliyetler meselesi» nin somut duruma bağlı olarak çeşitli çözüm yollan olduğu bilinen bir gerçektir. Nitekim iddianamede Lenin ve Stalin’den aktarılan örnekler bu meseleye başka başka iki çözüm yolunu önerildiğini göstermektedir. (Milliyetler meselesi) nin bir çok çözüm yolu arasında «kültürel özerklik», «federasyon», «azınlık statüsü» ve benzeri bulunduğu gibi bu türlü haklar tanınmaksızın bir örgütlenmeye gidilmesi de olabilir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılıyor ki (millet) kavramı tarihsel bir kategoridir. Ancak, toplum düzeninin sermayeci düzene dönüşmesi sonucunda, ulus birimleri, ulusal devletler belirmiştir. Ondan önceki binlerce yıllık insanlık tarihinde kavimler, halklar var olmuş, türlü biçimde toplumsal örgütlenmeler, düzenler ortaya çıkmıştır ama bunlar ulus olmamışlardır. Başka deyimle, eski çağlarda din bağlarına göre ümmeti, ırk bağlarına göre halkı oluşturan insan toplulukları, sermayeci düzenin doğup derebeyliğini yıkmak yoliyle halkı iktisadî bir birlik çevresinde bütünleştirmesi sonucunda ulus niteliğini kazanmıştır. Sermayeciliğin gelişmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu halkları, birer ikişer başkaldırmışlardır. Sonuçta Kurtuluş Savaşının kazanılmasıyla Türklerin uluslaşması da tamamlanmıştır. «Ulusal Kurtuluş Savaşı, Misakı Millî sınırlan içindeki bütün Anadolu halkının el birliği ile başarılıp modern Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman Türk halkı uluslaşma sürecini tamamlamış, bir tek millî pazar çevresinde birliğini ve ulus bilincini pekiştirme yoluna girmiş bulunuyordu; oysa o sırada Türk halkı ile birlikte emperyalizme karşı savaştığı İsmet İnönü tarafından belirtiden Kürt halkı, henüz derebeylikler ve aşiretler halinde yaşamaktaydı. O günden bu yana ülkemizin kapitalistleşme süreci içinde Kürt halkı ayrı bir millî pazar çevresinde birleşerek bir uluslaşma sürecine girmemiş, tersine,
Türk millî pazarı çevresinde Türk milletiyle birleşip kaynaşma sürecine girmiştir. B u durumu Devlet istatistikleri de göstermektedir.» Sayıların karşılaştırılmasından çıkan sonuç, hızlı olsun, yavaş olsun, Doğu Anadolu’da bir sermayecilik durumunun oluşmakta bulunduğu ve Kürt halkının tek bir Türkiye pazarı çevresi içinde bütünleştiğidir. İşte Kürt halkı ile Türk milleti arasındaki ilişkiler bakımından tarihî gelişmenin ortaya çıkardığı genel eğilim budur. Ancak partiye göre iktidarlar yanlış tutum ve davranışları ile bu bütünleşmeyi baltalamaktadırlar. Gerçekten Doğunun ekonomik gerilikten bir an önce kurtulması için bütün olanakların seferber edilmesi ve üstelik baskı ve yıldırma siyasası uygulanması büyük bir yanılgıdır. Egemen sınıfların ve iktidarların Anayasanın millet tanım ve anlayışına aykırı bağnaz-ırkçı milliyetçiliğe sapması ayrılıkçı unsurlara, «özellikle Kürt şoven milliyetçiliğine kullanacak malzeme hazırlamaktadır.» 4. Büyük Kongrede Doğu sorununa ilişkin karar bu görüşlere dayanmaktadır. T. İ. P. «sadece yasalar emrettiği için değil, aynı zamanda ayrılıkçılık bilime ve gerçeklere aykırı düştüğü, genel eğilime yahut tabiî akışa uymadığı için de ayrılıkçı» olamaz.

Bugün çağdaş ulusların büyük çoğunluğu, çeşitli halklardan, ırk topluluklarından, dinsel topluluklardan, örneğin İngiliz Ulusu, İngilizce, İskoçça, Velşçe (Gal dili) konuşan üç halktan oluşmaktadır. 4. Büyük Kongreye sunulan Genel Yönetim Kurulu raporunda bu gerçeğe değinilmiştir. Böyle bir gerçeğin söylenmesi hiç bir zaman bölücülük sayılamaz.

İddianamede ileri sürüldüğü gibi T. İ. P. Kürt sorununa «milliyetler meselesi» açısından baksa bile, ister sosyalist, ister burjuva çözüm yöntemlerine göre düşünmüş olsun, bu durum onun, özerklikten yana olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki T. İ. P. «halk» sözünü siyasal anlamda değil, sosyolojik bir gerçek olarak kullanmakta ve Kongre kararında çözüm yolu olarak da yalnızca yurttaşlık bağının kuvvetlendirilmesini, bunun için de, Anayasa dışı baskıların kaldırılmasını istediğini açıkça söylemektedir.

4 — İddianamede D. D. K. O. içinden veya bu ocaklarla ilgili olarak yapılan konuşmaların partimizle ilişkisi kurulmak istenilmekte ise de  bunların partimizle hiçbir ilgisi yoktur ve iddianamede adları anılan bir takım kimselerle parti arasında, anlaşma bir yana, birçok uyuşmazlıklar vardır. Parti üyesi olmayan kişilerin eylemleri de hiçbir zaman partiyi ilgilendirmez. Örneğin Mehmet Demir 13/9/1970 günü, Büyük Kongreden bir buçuk ay önce Parti Genel Merkezini basarak eşyaları alıp götürenler arasında olup bu eylemi yüzünden de partiden çıkarılmış ve başvurmamız sonunda C. Savcılığınca kendisine karşı kamu davası açılmıştır. İddianamede adı geçenlerden Nezir Semikanlı, Yümnü Budak, Nusret Kılıçaslan, Musa Anter ve Emin Bozaslan parti üyesi değillerdir, parti ile de hiç bir ilişkileri yoktur.

5 — Kongre kararındaki «anayasal vatandaşlık hakları» deyimi iddianamede «vatandaşların anayasal hakları» olarak gösterilmiş ve ters bir sonuca varılmıştır. Anayasa metninin incelenmesinden anlaşılacağı gibi «anayasal vatandaşlık hakları» deyimi, Anayasamızın yalnızca 54-63. maddelerindeki hakları «vatandaşların anayasal hakları» deyimi Anayasamızdaki bütün hakları kapsamaktadır. «İddianamede ibarenin böylece ters yüz edilerek ele alınması, Kongre kararının tümünün mahiyetini bile değiştirecek vehamettedir». Kongre kararında «anayasal vatandaşlık hakları» deyiminin ayrıca kullanılmasının nedeni, özellikle, Anayasanın 54. maddesini bir kez daha gözler önüne sermektir.

İddianamede «anayasal vatandaşlık hakları» deyimi ters yüz edilip vatandaşın anayasal hakları haline getirildikten sonra diğer demokratik özlem ve isteklerinin neler olduğunun sorulması ve buna (Emek) dergisinde yazılmış bir yazıdan alınan bir parça ile cevap verilmesi ise bütün hukuk ölçülerinin ve insaf duygularının ötesinde haksız bir davranıştır.

Mart 1971 günlü (Emek) dergisindeki «Millî mesele konusunda» başlıklı yazı bu konuda çeşitli görüşleri gözlem yoluyla inceleyen, sağ ya da sol bütün çözüm yollarından söz eden genel bir yazı olup tek bir satırı bile Türkiye ile ilgili olmadığı gibi 4. Büyük Kongre kararını açıklayan hiç bir yanı da yoktur. B u durum karşısında «diğer demokratik özlem ve istekler» deyimim açıklarken bu yazının kaynak gösterilmesi hukuka ve sağduyuya da aykırıdır.

6 — İsmet İnönü’nün Lozan’da (Kürt halkı) deyimini kullanmış olması, da bu sözde bir bölücülük bulunmadığını göstermektedir.

Gerçekten Prof. Sena Meray’ca derlenen «Lozan Konferansı, tutanaklar, belgeler» başlıklı kitabın 344 350 sayfalarında İnönü, Kürt halkının varlığından ve ayrı diller konuşmakla birlikte inanç ve görenek bakımından tek bir bütünü oluşturduklarından, hükümetçe ve T. B. M. M. nde Türklerle aynı ölçüde etkili bulunduklarından, Kürt halkının ve temsilcilerinin Musul vilâyetinde oturan kardeşlerinin ana yurttan ayrılmalarına razı olmadıklarından, Dünya Savaşma ve Bağımsızlık Savaşına katılmış Türk Ordusunun bütün komutanlarının yurdun kurtuluşu için Kürt halkının gördüğü işleri ve katlandığı özverileri saygı ile belirttiklerinden söz ederek Türklerle Kürtlerin bütünlüğünü belirtmek için Kürt halkı deyimini kullanmaktadır. İddianamede İnönü’nün bu sözlerinin Genel Başkan Behice Boran’ca Cumhuriyet Başsavcılığında dinlendiği sırada başka anlamda yorumlanmış olduğu anlatılmaktadır ki bu doğru değildir. Genel Başkanca İnönü’nün Anadolu’da Kürtlerin varlığını kabul ederek konuştuğuna ve böyle bir varlığı reddetmediğine değinmek istenmiş ve böylece Kürt halkından söz etmenin hiçbir zaman bölücülük olmadığı kanıtlanmıştır.

İddianamenin 19. sayfasında Doğuda «etnik özellik sahibi bir kısım vatandaşlar» bulunduğu kabul edilmektedir. Devletin resmî istatistiklerinde de ana dili Kürtçe olanların durumu gösterilmektedir. Bundan başka Millî Eğitim Bakanlığınca yayınlanan İslâm Ansiklopedisinin 68 Fasikülünde (Kürtler) maddesi bulunduğu gibi Prof. İbrahim Yasa’nın Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünce yayınlanmış «Türkiye’nin toplumsal yapısı ve temel sorunlar» (Ankara, 1970 adlı kitabının birçok sahifelerinde, S. Öngör’ün Siyasal Bilgiler Fakültesi yayınları arasında çıkmış Orta Doğu İktisadî Coğrafyası adlı kitabının 63. sayfasında Kürtlerden uzun uzun söz edildiği gibi yerli ve yabancı ansiklopedilerde (Kürtler) başlıklı bölümler de yer almakta ve Kürtlerden bir bölüğünün yurdumuzda yaşadığı yazılı bulunmaktadır.

Cumhuriyetin kurucusu Atatürk dahi 15/9/1919 tarihli, Hacı Kaya ve Şatzade Mustafa Ağalar’a çektiği tel yazısında «Sizler gibi din ve namus büyükleri oldukça Türk ve Kürdün yekdiğerinden ayrılmaz iki öz kardeş olacak yaşamakta devam eyleyeceği ve Makam-ı Hilâfet etrafında sarsılmaz bir vücut halinde dahil ve hariç düşmanlarımıza karşı demirden bir kale halinde kalacağı şüphesizdir.» dediği ve yine Atatürk’ün General Harbord’a verilen muhtırasında «İmparatorluğu bölmek ve Türklerle Kürtler arasında bir kardeş harbine sebebiyet vermek için Kürtleri İngiliz himayesi altında müstakil bir Kürdistan kurma planına iştirak etmek üzere tahrik ettiler… Fakat bizim Kürt vatandaşlarımız hazırlanan komplonun farkına vararak, onu ve vicdanlarını para ile satan diğer bir grup haini o muhitten kovdular.» demektedir. Atatürk’ün buyruğu üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinin tanınmış hocalarından Antalya mebusu Rasih, Muş mebusu İlyas Sami, Siirt mebusu Halil Hulki Efendilerin yazdıkları «Hâkimiyeti Milliye ve Hilâfeti İslâmiye» adlı bir karşı risalenin ön sözünde «Hâkimiyeti milliyemiz, şer’i enverden, hakkı inkilâptan doğmuş; kan dökülerek alınmış ve fisebilillâh Türk ve Kürt milleti muvahhidesinin mücahedesi ile, iktisabi zafer ve galibiyet etmiştir» sözleri bulunmaktadır.

Şevket Süreyya Aydemir’in 6 Kasım 1967 günlü (Akis) dergisinde yayımlanan bir yazısında bu risaleden söz edilmekte ve Kürtler konusunda da «Atatürk’ün ölümüne kadar hâkim olan resmî cereyan Türkiye’de Kürt yoktur. Türk vardır, merkezinde idi…. Ama şu bir gerçektir ki bizim Kürtçe konuşan Kürk vatandaşlarımız vardır ve bunlar üstün bir zekâ ve uyandırılmaya, sevilmeye, korunmaya lâyık üstün bir çalışma gücü teşkil ederler» denilmekte ve az önce anı.an risaledeki sözler aktarılmaktadır.

«Bugün, ülkemizde Kürtlerden söz etmenin derhal (Bölücülük) ithamına yol açtığı düşünülürse bugüne kadar güdülen politikanın sorunu köklü bir çözüme ulaştırmaktan uzak kaldığı ortaya çıkar. Bu nedenle partimiz (Bölücülük) ithamını şiddetle reddetmekle beraber bu ithamdan çekinerek sorunu ele almaktan ve bu konudaki görüşünü belirtmekten» geri kalmamıştır.

T. İ. P. in Kürt sorunu üzerindeki bilimsel ayrıştırmalara dayanan görüşünün yetkili bir bilim adamının bilimsel değerlendirmesi ile de pekiştirildiği görülmektedir. Yukarıda anılan «Türkiye’nin toplumsal yapısı ve temel sorunlar» adlı kitabında (Kürt sorunu) başlığı altında Siyasal Bilgiler Fakültesi Profesörü İbrahim Yasa, T. İ. P. nin savunduğu ilkeler doğrultusunda düşünceler yürütmektedir.

7 — Türkiye İşçi Partisinin azınlık yaratma istediği yollu suçlama geçersizdir. İlkin şunu belirtelim ki iddianamede dahi bu düşünce ile çelişen sözler yer almıştır. İşin özü şudur ki parti Kürt kökenli yurttaşlar için hiçbir azınlık hakkı veya durumu istemiş olmadığı gibi yalnızca yurttaşlarımıza uygulanan Anayasa dışı baskıların kaldırılması isteğinde bulunmuştur. Kaldı ki Kongre karar tasarısını yazan komisyonun üyeleri Hüseyin Ergün ve Necati Ere r Yazıcıoğlu’nun Başsavcılıkta dinlenmeleri sırasında Kürtlerin azınlık hakkına sahip kılınmaları yollu bir düşünceyi ileri sürmedikleri de açıktır. «Her iki üye de tabiî asimilasyona taraftar olduklarım Partinin ve kendilerinin | değil ayrılma hakkına, azınlık statüsüne dahi karşı olduklarını belirtmişlerdir.»

4. Büyük Kongrede temsilcilerin Merkez Yürütme Kurulu Raporu üzerindeki ayrıştırmalarına karşılık olarak yaptığı konuşmada Behice Boran’a «bu farklılığı yaratmak düşüncesi» yükletilmektedir; oysa ne bir kişinin ne de örgüt veya kurumun «dil farkı yaratmak» gücü yoktur. Bu ayırım nesnel olarak ya vardır, ya yoktur; bu insanların istekleri dışında bir olaydır. Bu farkı söylemek Anayasa’ya aykırı, bütünlüğü bozucu bir davranış sayılamaz. Kaldı ki nesnel gerçekleri reddetmekle, başını kuma gömmüş devekuşu gibi siyasa gütmekle hiçbir sorun çözülemez. T. İ. P. Kürt halkından ve bu halkın başka bir dil konuştuğundan söz ederken Kürt dil veya kültürünü korumak veya yaymak ve bu yollardan azınlık yaratmak davranış ve önerilerinde bulunmuş değildir. Yalnızca dil başkalığından ötürü zorlama yöntemlerinin uygulanarak ayırım gözeten durumların yaratılmamasını ilen sürmüş ve «Anayasa’nın resmî işlem ve ilişkiler alanı dışında, Türk dilini kullanmayı şart koşmadığını vatandaşları bu hususta serbest bıraktığını belirtmiştir.»

8 — Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesinin her iki fıkrası dahi Anayasa’nın 57. maddesine aykırıdır.

Gerçekten Anayasa’nın 57. maddesinde bir takım konuların yasa ile düzenleneceği belirtilirken partilerin hangi nedenlerle kapatılacağının düzenlenmesi bu konular arasında anılmış değildir. Anayasa’nın 57 maddesinin birinci fıkrası, konuyu doğrudan doğruya Anayasa’nın kendisinin düzenlemiş olduğunu göstermektedir. Bundan başka, Anayasa’­nın 97. maddesinin gerekçesinden de partilerin kapatılması nedenlerinin yasa ile düzenlenecek konular dışında bırakıldığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın kendisinin düzenlemiş bulunduğu konularda yasaların Anayasa’nın koyduklarından başka ve hele daha geniş yasaklar koyamayacakları açıktır ve şayet koyarlarsa bu geniş yasaklamalar Anayasa’ya aykırı düşer Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesinin ilk fıkrasına göre Türkiye’de azınlık bulunduğunu ileri süren partiler kapatılacaktır; oysa Anayasa’nın 57. maddesi ancak devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temı-1 ilkesine uymayan partilerin kapatılmasını buyurmuştur. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 15/5/1963 günlü, 1963/50-111 ile 11/3/1963 günlü, 1963/37-54 sayılı kararı bu görüşü doğrulamaktadır.

Siyasî Partiler Kanununun görüşülmesi sırasında Edirne Milletvekili Fahri Giritlioğlu, dil ve din başkalığından ötürü azınlıkların bulunduğunu belirterek, 89. maddenin birinci fıkrasının çıkarılmasını önermişse de önergesi reddolunmuştur. Bundan ötürü Anayasa Mahkemesince bu fıkranın iptaline karar verilmesi gereklidir.

PARTİ TEMSİLCİİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMALARI ÖZETİ :

Mahkemenin gerekli görmesi üzerine temsilci gönderilmesi için partiye çağrı yollanmış, 11/6/1971 günü Parti Başkanı Behice Boran Hatko’nun Anayasa Mahkemesince sözlü açıklamaları dinlenmiştir. Bu sözlü açıklama sırasında Parti Genel Başkan Vekili Şaban Yıldız ile parti üyelerinden Mehmet Selik dahi toplantıda bulunmuşlardır.

Açıklamalar, yukarıda özetlenen yazılı savunma doğrultusunda yapılmış, ancak aşağıda özetlenen yönlerde daha ayrıntılı görüşler ileri sürülmüştür:

Başsavcı 4. Büyük Kongre kararının hazırlık çalışmalarını araştırırken Partiyi bağlamayan yönler üzerinde durmuş ise de parti organlarınca düzenlenen bir takım belgeleri göz önünde tutmamıştır. Ancak bunlardan bir tanesi olan ve Cumhurbaşkanı Sunay’a o zamanki parti başkanınca sunulan muhtıra üzerinde olumsuz yönden durmuştur.

Oysa bütün bu aşamalar kararın savunmamızda bildirilen anlama geldiğini göstermektedir.

Anayasa dam her metin gibi gerçek yaşamda uygulanırsa, onun uygulanmasını savunan kurumlar ve kişiler varsa işte o zaman canlılık kazanır, yoksa ölü bir metin olarak kâğıt üzerinde durur kalır. On yıllık uygulamalarla özellikle Anayasa Mahkemesi kararıyla gerçek ve canlı Anayasa Hukuku ortaya konulmuştur ve konulmaktadır.

Anayasa için çalışan kurumlar arasında İşçi Partisinin özel bir yeri vardır; nitekim bu Partinin Anayasa Mahkemesinde açtığı çok sayıda davadan büyük çoğunluğu, istem üzere karara bağlanmıştır ki hiçbir partinin bu genişlikte bir çalışması yoktur.

Anayasa giriş bölümünde kurallarının ulusal benimsemeye ve sevgiye dayandığını söylemekle, Ulustaki birlik ve bütünlüğün ancak gönüllerde yerleşen olumlu duygularla ve isteklerle gerçekleşeceğini belirtmektedir; Partinin bütün istediği de Anayasa’nın eksiksiz uygulanması yoluyla birlik ve bütünlük duygusunun ve isteğinin ruhlara sindirilmesidir.

Parti bu istekleri, yalnızca Kürt halkı konusunda değil, Alevîler için de, ezilen, sömürülen işçi ve emekçi halk yığınları için de ileri sürmüş, bu yolda gücü oranında savaşı görev bilmiştir.

Anayasa, son on yıl içinde, toplum yaşamında tüm ve eksiksiz olarak canlılık kazanmış değildir. Ancak bu canlılık kazanmayış, Doğuda daha büyük bir orandadır ki Parti Doğunun kalkınmasını, birliğin, bütünlüğün gönüllere yerleşmesini istemektedir. İddianamede partinin Doğu Kültür Ocaklarına yardımda bulunduğu savı yer almıştır. Bu sav gerçeğe aykırıdır.

Büyük Kongre kararının 6. bendindeki (Diğer tüm demokratik hak ve özgürlükleri, özlemleri ve istekleri) sözü ile Anayasa’nın sağladığı haklardan yurttaşlık haklan dışında kalan haklar anlatılmak istenmiştir. Bundan başka bu sözler, günlük yaşamda gerçekleşmedikleri için bu türlü hakların gerçekleşmesini görmek dileği olarak psikoloji açısından bir özlem olarak nitelendirilmesi anlamında da yorumlanabilir. Yalnız bu, herhangi bir bölüme ya da ayrılma istemi anlamına gelmez.

Anayasa’nın 12. maddesi genel eşitliği öngördüğü gibi, 129. maddesi de kalkınmada bölgeler arası eşitliği öngörmektedir.

Gerek 1964 de yapılmış olan parti programında, gerekse Üçüncü Büyük Kongre kararında anlatılanlarla 4. Büyük Kongre kararında bildirilenler bir anlamdadır. Yalnız daha önceki kararda ve programda (Kürtçe konuşanlar), (Kürtler) denilmiş iken son kararda (Kürt halkı) deyimine yer verilmesiyle ortaya biçim yönünden bir ayrım çıkmaktadır. 4. Kongre kadarında (Kürt halkı) denilmesinin bir genel, bir özel nedeni vardır. Gerçekten, siyasal, felsefî ya da düşünceye ilişkin olsun, bütün toplumsal eylemlerde herhangi bir sorun, başlangıçta en uygun sözlerle ve sınırları yeterince belli edilerek ortaya atılamaz. önceden yeterince açık sözlerle anlatılmış bulunmayan ve sınırları gereği gibi çizilmiş olmayan herhangi bir sorunun, bir evrim geçirmesi başka deyimle gitgide daha doğru biçimde bir anlatıma, açıklığı, sınırlandırmaya kavuşturulması toplumsal bir olaydır. Bu, deyim değişikliğinin genel nedenidir, özel neden ise Doğuda Anayasa’ya aykırı davranış ve eylemlerin son zamanlarda havsalanın almayacağı ölçüde acı bir nitelik kazanmasıdır. Kaldı ki Kürt halkı deyiminin kullanılması iddianamede suç da sayılmış değildir.

4. Büyük Kongre kararını 6. bendinde mücadelenin ideoloji alanında olacağı da anlatılmak istenmekte ve böylece siyasal ve ayırımcı bir savaşın söz konusu olmadığı belirtilmektedir. Her türlü bağnaz, milliyetçi, ırkçı akımların düşmanı olan Parti, bağnaz milliyetçi, ırkçı bir Kürtçülük akımı varsa elbet onunda düşmanı olacaktır.

Sosyalist savaş, yalnızca, emekçilerin tek bir varlık olarak sermayecilere Karşı çıkması ile yürütülebilir. Bunun için emekçilerin, Türk, Kürt, Alevî ve benzeri topluluklara ayrılması, sosyalist savaşın gereklerine aykırıdır ve bundan dolayıdır ki, sosyalist bir parti olan İşçi Partisi böyle bir ayrılığın gerçekleşmesi sonunda savaşçıların bölünüp güçlerinin azalmasını istemez ve isteyemez. Böyle bölünmeler ancak sömürücü sermayecilerin egemenliklerini sürdürmelerine yarar. Kısacası İşçi Partisinin bölücü bir tutum benimsemesi, ilk önce, kendi ilkelerine kesinlikte ters düşer. Bu davayı karara bağlarken mahkemenin gerçek batı demokrasisinin ancak sermayeci ve sosyalist partilere dayanan bir denge ile gerçekleşebileceğini, sosyalist partilerin bulunmadığı ülkede gerçek batı demokrasisinden söz edilemeyeceğini, Türkiye işçi Partisinin Türk demokrasisinde tek sosyalist parti olduğunu, bu partinin kapatılması sonunda batılı anlamda demokrasi dengesinin bozulacağım göz önünde tutması gerekecektir.

ESASA İLiŞKİN İDDİANAMENİN ÖZETİ :

Cumhuriyet Başsavcılığının 9/7/1971 günlü esasa ilişkin iddianamesi şöylece özetlenebilir :

Davanın dayanakları iddianamede belgeleriyle gösterilmiştir. Delil ve sonuç bakımından yeni bir istek bildirilecek değildir. Ancak, ilk iddianame üzerine parti yetkililerince verilen yazılı karşılıkta ve sözlü açıklamalarda değinilen yönlere, dava konusu ile ilgileri ölçüsünde karşılık verilecektir.

a) Parti dışı toplantılara ve geçen konuşmalara, kongre kararı öncesi evrelerde konunun gelişmesi ve kapsamı üzerinde gerekli aydınlatıcı bilgi ve belceleri vermek için değinilmiştir. Doğu sorununun Türkiye işçi Partisince benimsenmesinde geçirdiği kavram ve kapsam değişmesini aydınlatmak için de parti içi ve dışı düşünce ve yayınlara yer verilmiştir. Yoksa konuşmacıların sözleri ile Dergide çıkan yazıların yazarlarının düşünceleri kişisel eylemler olarak ele alınmamış, dava da bundan dolayı açılmamıştır.
b) Doğu Kültür Ocaklarına bağlı kişilerin partili oldukları ileri sürülmüş değildir. Bunlar içinde partili olanlar vardır. Kaldı ki, bunlardan partili olarak gösterilenlere ilişkin bilginin dayanağı, bu davanın açılması için düzenlenen iddianamenin 8. sayfasında anılan Ankara C. Savcılığının yazısıdır. İşçi Partisi ile Doğu Kültür Ocakları arasında düşünce yönünden bir birlik olmaması, siyasa l partinin, derneğin amacını belli konuda desteklemesine engel olamaz.

c) Emek dergisinin birinci sayısında, Türkiye işçi Partisinin hakkını savunan sosyalistlerce yayınlandığı belirtilmiştir. Bu bakımdan onda çıkan yazılar delil sayılabilir.

ç) Emek dergisinde çıkan yazılardan alman parçalar, yazıya egemen olan düşünce ortaya konduktan sonra, onu pekiştirmek için alınmış belli parçalardır. Dergiler mahkemeye sunulmuş olduğundan yazıların tümü her zaman incelenebilir.

d) Başsavcılık hiç bir zaman (Kürt halkı) ve (Etnik özellikler) sözleri üzerinde herhangi bir kabulde bulunmuş değildir, iddianameye egemen olan düşünce, Türk Devletinin ulusu ve ülkesiyle bütünlüğü düşüncesidir.

e) Milliyetler ilkesinin ulusların alın yazılarını belirleme yetkisini anlatan anlamını bilimsel sosyalizm açısından yola çıkarak başka bir anlama yöneltme çabası da gereksizdir. Çünkü ulusların kendi alın yazılarını belirleme hakkı adiyle Lenin’in kabul ettiği ilke olarak da göz önünde tutulsa veya milliyet meselesi olarak düşünülüp federasyon, kültürel özerklik, azınlık hukukî durumu örnekleriyle yazılı karşılıkta açıklanan ilke de söz konusu olsa, bu kavramlar her iki biçimde de Anayasa ve Siyasî Partiler Kanunu yasakları içinde düşünülecektir.

f) 4. Kongre kararındaki «Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmekten » sözleri iddianameye olduğu gibi alınmıştır; Bunda bir değiştirme yoktur, iddianamede yurttaşların anayasal hak ve özgürlükleri ötesinde kalan özlem ve isteklerinin gerçekleştirilmesi mücadelesi sözleri üzerinde durulmuş ve bu sözler eleştirme konusu edilmiştir.

g) İnönü’nün Lozan’daki sözleri Misak-ı Millî sınırlan içinde hiçbir zaman bir Kürt ayırımı yapılmadığı ve bir Kürt azınlığı bulunmadığını anlatmaktadır. İddianamede suçlama konusu edilen yön, Doğu sorunu ele alınmak yolu ile Doğu bölgelerimizde bir Kürtlük ayırımı ve bölücülüğü oltaya atmak ve bunu siyasal sömürü nedeni olarak kullanmaktır.

SONUÇ :

Yazılı ve sözlü savunmalar iddianamede ileri sürülen görüşlerin doğru olmadığını ispata yeter bulunmadıkları ve iddianamede tartışılan deliller ve açıklamalar karşısında geçerli sayılamayacakları ileri sürülerek ilk istem üzere Partinin kapatılmasına karar verilmesi gereği bildirilmiştir.

DAVALI PARTİNİN SON SAVUNMASI ÖZETİ :

Davalı Partinin 15/7/1971 günlü son savunmasında ilk savunmada ve sözlü açıklama ileri sürülen düşüncelere yeniden dayanılmakta ve özellikle ilk savunmada uzun uzun açıklanan uluslaşma koşullarına ve Doğunun uluslaşma süreci içine girdiğine ilişkin görüşler tekrarlanarak davanın reddi istenilmektedir. Son savunmada ileri sürülen düşüncelerden yalnızca esasa ilişkin iddianameyi çürütmeye yönelenler şöylece özetlenebilir:

1 — Kürt asıllı yurttaşların ayrı bir ulus sayılmaları yalnızca Anayasa’ya aykırı olduğu için değil, gerçeklere, tarihin akışma da uygun olmadığı, dolayısıyla sosyalist mücadele bakımında da geçersiz bulunduğu için Partice doğru görülmüş ve düşünülmüş değildir. Parti olarak, ayrılıkçı hedefler güden burjuva Kürt milliyetçiliği kadar Kürt asıllı vatandaşlara Anayasa dışı baskılar yapılması da sakıncalı bulunmuş ve her iki tutum birbirini besleyen Anayasa dışı akınlar olarak görülüp kınanmıştır. Çünkü daha önce de açıklandığı üzere bölücülük bütünlüğe zararlı olduğu gibi Partinin savaştığı emekten yana bir düzenin, sosyalist bir düzenin kuruluşunu engelleyici bir nitelik de göstermektedir. Gerçek bir birliğin başlıca koşulu Anayasa’nın 2., 3., 12. ve 54. maddelerinin kesinlikle uygulanmasıdır. Son iddianamede bu görüşlere karşılık verilmiş değildir.

2 — Kongre kararında yer alan «Anayasal vatandaşlık haklan ve diğer tüm özlem ve istekler» deyimi yorumlanırken Başsavcılığın düştüğü yanılmayı yazılı karşılıkta göstermiştik. Bugün Başsavcılığın eski görüşlerini değiştirmediği görülmektedir; nitekim Başsavcılık bu sözlerin yorumu için Partimizi bağlayıcı belgeler olarak gösterilen demeç ve bildirilere son iddianamede de değinmiş değildir.

3 — Anayasa’nın Kürt halkı deyimini yasaklamadığına değin savunmamızla Cumhuriyetin kurucularının bu deyimi kullanmış olmalarından, bunun yasak olmadığının açıkça anlaşıldığı yollu görüşümüze de karşılık verilmemiştir.

4 — Esasa ilişkin iddianamede, Partinin bütünlükçü olduğunu gösteren sayısız belge ve açıklamalara da değinilip bunların tartışılması yoluna gidilmemiştir. (Bu nedenlerle son iddianame hukukî değerden yoksundur.

5 — Başsavcının düştüğü yanlışlıkların özünde Türkiye İşçi Partisinin nitelikçe bir sosyalist parti olduğunun, sosyalist bir partinin ise mücadele alanlarını seçişte, konuları işleyişte, bunları yığınlara mal ediş çabasında ve bu sırada ortaya çıkabilecek davalarda benimsediği savunma »içiminde, öbür partilerden çok önemli nitelik ayrılıkları göstereceğinin kabul edilmek istenmemesi vardır. Sosyalist parti, konulara bilimsel sosyalizm ve içinde yer aldığı somut toplumun nesnel somut koşulları, gelişme aşaması ve doğrultusu açısından bakar ve her yerde, yığınlar önünde, Yasama Meclisinde, muhtıra verirken veya Anayasa Mahkemesinde kendini savunurken hep aynı durumu korur. «Bu, sosyalist hareket için, sosyalist parti için vazgeçilmez bir zorunluktur. Çünkü, sosyalist hareket ve partinin devamlılığı ancak, bilimsel sosyalizm ve somut toplum gerçekleri içinde kalmak ve kendi geçmişi ile tutarlı bulunmak suretiyle sağlanabilir.» Bu nedenledir ki bilimsel sosyalizmle ve dava konusu ile ilgili olarak şimdiye dek partinin ileri sürdükleri, kendi ilkeleriyle tutarlı bulunmakta, parti görüşlerinin yasalar ve hepsinden önce Anayasa sınırları doğrultusunda olduğu da böylece belirmektedir. İddianamede bu yönler de tartışılmış değildir.

İNCELEME EVRESİ :

A) Anayasa’ya aykırılık itirazı ile bu itizara ilişkin karar:

Davalı partinin ilk yazılı savunmasının bir bölümünde Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesinin Anayasa’nın 57. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek bu konunun Mahkemece incelenip iptal kararı verilmesi istenilmiştir.

Cumhuriyet Başsavcısından bu istek üzerine düşüncesi sorulmuş, Başsavcılığın 2/7/1971 günlü yazısı ile bu konudaki düşüncesi bildirilmiştir.

a) İlk yazılı savunma özetinde de belirtildiği üzere Anayasa’ya aykırılık savı şu gerekçeye dayanmaktadır : Anayasa’nın 57. maddesinde siyasal partilerin hangi nedenlerle kapatılacakları kesin sınırlarıyla ve açıkça bildirilmiş ve böylece özel yasaya kapatma nedenleri öngörme olanağı tanınmamıştır. Nitekim 57. maddenin üçüncü fıkrasında yasayla düzenlenecek konular partilerin iç çalışmaları, Anayasa Mahkemesine nasıl hesap verecekleri ve mallarının bu mahkemece nasıl denetleneceği konuları olarak sayılmış, ancak kapatma nedenlerine bu fıkrada yer verilmemiştir. Maddenin birinci fıkrasında da siyasal partilerin tüzükleri, programları ve faaliyetlerinin insan hak ve özgürlüklerine dayanan demokratik ve lâik cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği temel kuralına uygun olmak zorunda bulunduğu ve bunlara uymayan partilerin temelli kapatılacağı bildirilmiş böylece yasa ile burada anılandan başka kapatma nedeni öngörülmesi yolu kapatılmıştır.

Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesinin birinci fıkrasında bu partilerin Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde ulusal veya dinsel kültür ayrılıklarına yahut dil ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri, ikinci fıkrasında da, siyasal partilerin Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak veya geliştirmek veyahut yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulusal bütünlüğün bozulması ereğini güdemeyecekleri kurala bağlanmış ve böylece birinci fıkra kuralı ile, Anayasanın 57. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen parti kapatma nedenlerine yenileri eklenmiştir. Bu durum Anayasa’nın 57. maddesi kuralı ile çelişmektedir.

89. maddenin birinci fıkrası kuralının Anayasa’ya aykırı olduğu Siyasal Partiler Kanununun Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında Edirne Milletvekili Fahir Giritlioğlu’nca da ileri sürülmüşse de bu milletvekilinin değiştirgesi Genel Kurulca yersiz olarak göz önünde tutulmamıştır.

b) Anayasa’ya aykırılık savma karşı Cumhuriyet Başsavcısının 2/7/1971 günlü yazısında şu gerekçelerle istemin reddi düşüncesi bildirilmiştir:

1 — Anayasa’nın 3. maddesinde Türkiye Devletinin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olduğu temel ilkesi benimsenmiştir. Anayasa’nın 57. maddesinin birinci fıkrasındaki kuralın ülke ve ulus bölünmezliğine ilişen bölümü de gücünü 3. maddeden almaktadır.

2 — 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununa ilişkin hükümet tasarısı gerekçesinde; yasaklamalardan herhangi birisinin çiğnenmesi durumunda Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyetinin özünden ayrılmayacak olan niteliklerinin ve Devletin dayandığı temel ilke ve görüşlerin hiçe sayılmış olacağı ve böylelikle doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyetinin tehlikeye düşeceğinin anlaşılacağı görüşü yer almıştır.

Sözü edilen yasa tasarısının Millet Meclisindeki görüşülmesi sırasında komisyon sözcüsü 6/2/1964 günlü 49. Birleşimin Birinci Oturumunda yasanın 69 (Tasarının 104.) maddesi kuralının, Anayasa’nın (Millî devlet) esasından doğan bir sonuç olduğunu söylemiştir. Komisyon raporunun (Birinci dönem, İkinci toplantı, ıS. Sayısı 527) 33. sahifesinde (Bu maddenin Anayasa’nın 3. maddesinin birinci fıkrası ile 57. maddesinin birinci fıkrasında yer alan millet bütünlüğü ilkesine dayandığı) bildirilmektedir. Yasa Koyucu, 89. maddenin, tasarıdaki (3 Ağustos 1339 tarihli ve 340 sayılı Kanunla tasdik edilmiş olan ve 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanmış bulunan Sulh Muahadesinin 39. maddesinin birinci fıkrasında zikredilen azınlıkların hakkı saklıdır) biçimindeki 3. fıkrasını boş yere konulmuş bir kural niteliğinde görerek kaldırmış iken, Edirne Milletvekili Fahir Giritlioğlu’nun iptal isteğinde sözü edilen ve maddenin ilk fıkrasının boş yere konulmuş olduğu, ikinci fıkrasının da İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine aykırı bulunduğu nedeniyle tasarıdan çıkarılması yolundaki önergesini, komisyonun (Kürtçü, Çerkezçi vs. faaliyetlerin partiler tarafından yapılmasına imkân hasıl olacağı) görüşünü benimseyerek kabul etmemiştir.

3 — Anayasa’nın ancak Devletin temel ilke ve kuruluşunu belirten genel kuralların tümünü kapsayabileceği gerçeği karşısında herhangi bir temel ilkeye varlık veren unsurların, Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun olarak başka bir kanunla gösterilmiş ve düzenlenmiş bulunması, kanun yapma tekniğinin bir gereği olarak düşünülmelidir. Bu bakımdan tartışma konusu 89. maddenin her iki fıkrasının taşıdığı kurallar da, Anayasa’nın 3. ve 57. maddelerinde yer alan, Devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel ilkesini oluşturan öğelerden sayılmalıdır.

4 — Yukarıdaki açıklamalara göre tartışma konusu 89. madde kuralı, bütünü ile Anayasa’nın 57. maddesi kurallarına aykırı olmadıktan başka, sözü edilen Anayasa’nın 3. ve 57. maddelerinin bir güvencesi olmak niteliğini de taşımaktadır.

c) Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu ve yargılama usullerini düzenleyen 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 32. maddesiyle 20. maddesinin 2 sayılı bendi kurallarına göre siyasal parti kapatma davalarında ortaya çıkacak Anayasa’ya aykırılık sorununu Anayasa Mahkemesi geciktirici sorun olarak ele alacak ve öbür mahkemelerden gelen işlerde olduğu gibi bu sorunu inceleyip çözüme bağlayacaktır. Anayasa’nın 151. maddesi doğrultusunda konulmuş olan bu kuralların uygulanabilmesi için davada uygulanacak bir yasa hükmünün söz konusu olması ve bu yasa kuralının Anayasa’ya aykırılığının Anayasa Mahkemesince kendiliğinden göz önünde tutulması ya da ilgililerden birinin ileri sürdüğü Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına Anayasa Mahkemesinin varması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan parti kapatma davasında 648 sayılı Yasa’nın 89. maddesine dayanılmış olması karşısında bu maddeyi bu davada uygulama durumundadır. Ancak davalı yanca ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık savının ciddî bulunup bulunmadığı konusunun incelenmesi zorunlu görülmektedir.

Mahkeme, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Salt Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, ihsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katıldığı 6/7/1971 günlü toplantıda, yaptığı inceleme sonunda davalı Partinin Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu yolundaki iddiasının ciddî olmadığına oybirliğiyle karar vermiştir.

aa) Anayasa’nın (Başlangıç) kuralları arasında Anayasa’nın Türk milliyetçiliğinden hızını aldığı ve esinlendiği, Türk milliyetçiliğinin ise bütün bireylerini, alın yazısında, kıvançta ve tasada ortak bölünmez bir bütün durumunda ulusal bilinç ve ülküler çevresinde toplayan bir etken olduğu bildirilmektedir. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan bir hukuk devleti olduğu, 3. maddesinde ise Devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bir bütün bulunduğu kuralları yer almaktadır.

Anayasa’nın 57. maddesinde siyasal partilerin tüzükleri, programları ve çalışmalarının, insan hak ve özgürlüklerine dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel kuralına uygun olması zorunluğu öngörülmüş, bu ilkelere uymayan partilerin temelli kapatılacağı bildirilmiştir.

Devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği ilkesine Anayasa’nın (Başlangıç)ında, (Başlangıç) a yapılan gönderme dolayısıyla 2. maddesinde ve ayrıca 3. maddesinin birinci fıkrasında yer verilmiştir. Anayasa’nın 8. maddesi uyarınca, Anayasa kuralları gerek devlet organlarını, gerek bütün kişileri bağlayan temel kurallar oldukları için birer tüzel kişi olan siyasal partiler, anılan 57. madde konulmuş olmasaydı bile, bölünmezlik ilkesi ile yine bağlı tutulacaklardı. Buna karşın 57. maddede bölünmezlik temel ilkesinin siyasal partiler için uygulanacağının ayrıca ve açıkça bildirilmesi yoluna gidilmiş olması, söz konusu ilkenin partiler açısından özenle ve titizlikle uygulanması gereğini göstermektedir. Bunun tersinin düşünülmesi, Anayasa Koyucunun boş yere kural koymuş olduğu anlamına gelir ki böyle bir görüş hiç bir zaman savunulamaz.

bb) Anayasa’nın 57. maddesinin üçüncü fıkrasında (Partilerin iç çalışmaları, faaliyetleri, Anayasa Mahkemesine ne suretle hesap verecekleri ve bu mahkemece malî denetimlerinin nasıl yapılacağı, demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir) kuralı yer almıştır. Böylece siyasal parti kapatma nedenlerinin yasa ile düzenlenmesi ödevi yasa koyucuya doğrudan doğruya yükletilmiş değildir. Ancak Anayasa’nın 5. ve 64. maddelerine dayanan yetkisine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda da Anayasa’ya aykırı olmayan kurallar koymasına hukukça engel yoktur; demek ki Yasama Meclisleri, 57. maddenin birinci fıkrasında çizilen sınırlar içinde kalarak orada belirtilen ilkelerin doğrultusunda siyasal partilerin kapatılma nedenlerine ilişkin bir takım kurallar koyabilirler.

cc) Siyasî partilerin çalışmalarında Devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel hükmüne uymaları demek, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünü bozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek her türlü davranıştan, sözden ve yazıdan kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimde yürütmeleri demektir. Bu kuraldan çıkan sonuç da bütünlüğü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, söz davranışın siyasal partiler için yasak olmasıdır.

çç) Siyasal Partiler Kanununun tartışma konusu olan ve (Azınlık yaratılmasının önlenmesi) başlığını taşıyan 89. maddesinin birinci fıkrasında (Siyasî partiler, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür farklılıklarına yahut dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler); ikinci fıkrasında ise (Siyasî partiler, Türk dilinden ve kültüründen gayri dil ve kültürleri korumak veya geliştirmek veyahut yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler.) denilmektedir.

Davalı parti ilk yazılı savunmasının 27. sahifesinde bu maddenin her iki fıkrasının Anayasa’ya aykırılığını ileri sürmüş ise de 29. sahifesinde yalnızca birinci fıkranın iptaline karar verilmesini istemiştir. Şu kadar ki birinci fıkradaki kuralın yorumlanması için ikinci fıkra kuralının dahi göz önünde tutulmasına bir engel yoktur. Bu iki fıkranın bir arada incelenmesinden anlaşılan şudur ki 89. madde kuralları Devletin ülkesi ve ulusu ile bütünlüğünün bozulmasını önlemek üzere o maddede sayılan bir takım çalışmaların siyasal partiler için yasaklanması amacını gütmektedir ve böylece Anayasa’nın, yukarıdaki bentlerde anılan, 57. maddesinin birinci fıkrası kuralı ile bunun dayanağı olan öbür kurallarına aykırı olmak şöyle dursun, o kuralların öngördüğü sınırlar içinde bulunmakta ve o kurallar doğrultusunda bir hukuksal durumun gerçekleşmesi için öngörülmüş bir takım özel tedbirler niteliğini taşımaktadır.

Gerçekten bir an için bir siyasal partinin Türkiye ülkesi üzerinde Türkçeden başka dil konuşan azınlık bulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı erek edinerek onun için bir takım haklar ve yetkiler tanınmasını istemesi, ulusal yapıda, git gide, kopmalara, bölünmelere yol açması demektir. Yine Türk yurttaşları arasında Türk dilinden ve Türk kültüründen başka dil ve kültürleri koruma çabalarına girişmek Türkiye ülkesi üzerinde ulus bütünlüğünün bozulması sonucunu doğurmaya elverişli bir tutumdur.

Bu nedenlerle tartışma konusu 89. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı savı ciddî değildir.

B – İnceleme işlemleri :

Mahkeme, 1/7/1971 gününe değin yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesine vermesi gerektiğinin davalı parti Genel Başkanlığına tebliğine, 44 sayılı Kanunun 29 ve 30 uncu maddeleri uyarınca 1/7/1971 günü saat 10.00 da sözlü açıklamaları dinlemek üzere Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanlığına çağın çıkarılmasına ve işin ivediliği dolayısıyla tebliğ işleminin 7201 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca memur eliyle yapılmasına 22/6/1971 gününde karar vermiştir.

Karara uyan parti, süresi içinde ilk yazılı savunmasını vermiş ve belli edilen günde mahkemeye gelen parti Genel Başkanı Behice Boran Hatko’nun sözlü açıklamaları dinlenmiştir.

1/7/1971 gününde ise davalı partice ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık savı üzerinde görüşünün ivedi olarak bildirilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılması ve oradan karşılık gelir gelmez işin gündeme alınmasına karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin ara kararı gereğince kendisine gönderilen yazı dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına Türkiye İşçi Partisinin yazdığı 24/6/1971 günlü, 71/316 sayılı karşılıkta tutuklu Tip Genel Sekreteri Sait Çiltaş ve Şaban Erikçe saklandığı açıklanan Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi tutanaklarına her kimde ve her nerede olursa olsun el konularak bunların Anayasa Mahkemesine gönderilmesine ve kararın ivedi olarak yerine getirilebilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına 29/6/1971 de karar verilmesi üzerine Şaban Erik ve Sait Çiltaş’ın Sıkıyönetim Adlî Müşavirliğince dinlendiklerini saptayan tutanakla adları geçen kimselerin ve öteki parti ilgililerinin ivedilikle bilgilerine başvurularak 4. Büyük ‘Kongre Tutanağının bulunması umulan yerlerin saptanmasına ve tutanağa el konularak Anayasa Mahkemesine verilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına Avni Givda, Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katıldığı 2/7/1971 günlü toplantıda karar verilmiştir. Ancak bu kararlar üzerine tutanağın elde edilmesi olanağı bulunamamıştır.

Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katıldığı 6/7/1971 günlü toplantıda Emek Dergisinin ticaret sicilindeki kayıt örneği ivedi olarak sağlanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılması, Avni Givda, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Recai Seçkin, Halit Zarbun ve Lütfi ömerbaş’ın karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile; Anayasa Mahkemesindeki dosyayı inceleyerek esasa ilişkin düşüncesini ivedi olarak bildirmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılması oybirliğiyle; Cumhuriyet Başsavcılığının düşüncesi geldikten sonra bir örneğinin davalı Parti Başkanlığına tebliği ve partiden esasa ilişkin yazılı savunmasının istenmesi, bu iş için partiye yedi gün süre verilmesi oybirliğiyle kararlaştırılmıştır.

20/7/1971 gününde ise inceleme sona erdiğinden esasa ilişkin karar verilmiştir.

Sözlü açıklamaların sonunda bir üyenin sorusu üzerine Parti Başkam Behice Boran Hatko, iddianameye bağlı belgeler arasındaki «faşizme hayır», «faşizme karşı birleşelim» başlıklı belgelerin Merkez Yürütme Kurulunca yayınlanmış olduğunu ve «ders notları» diye anılan belgenin ise Merkez Yürütme Kurulunca eğitimde bulunmak, kurslar düzenlemek solunda verilen kararın uygulanması amacıyla Eğitim ve Örgütleme Bürosunca hazırlanmış bulunduğunu, ancak bunların broşürler durumuna sokulup yayınlanması işinin gerçekleştirilmediğini ve 4. Büyük Kongrece seçimler sonucunda çıkarılan başkanlık mesajını, herhangi bir organın onayından geçmemiş olmakla birlikte, Genel Başkan olarak kendisinin yayınlamış olduğunu söylemiştir.

C – Esasın incelenmesi ve gerekçeler :

Dosyadaki bütün belgelerle gerekli öbür belgeler incelendi; gereği konuşulup düşünüldü:

Başsavcılığın davasında; öz olarak, davalı Türkiye İşçi Partisinin 4. Büyük Kongresinde verilen kararın 6. bendinde daha önceki kongre kararlarına ve parti programına aykırı olarak Doğu sorununu bir Kürt halkı sorunu biçimine soktuğu, anayasal yurttaşlık hakları dışında bir takım demokratik istem ve özlemlerinden söz ederek Kürt halkının ayrı bir ulus niteliğine bürünmüş olduğunu ve bu yüzden kendine özgü bir takım hakları bulunduğunu anlatmak istediği ve böylece Türk Devletinin ülkesi ve ulusu ile bir bütünü oluşturduğu yolundaki Anayasa’nın 57. ve 3. maddelerinde öngörülen ilkelerle 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun her türlü bölücü davranışları yasaklayan 87. ve 89. maddeleri kurallarına aykırı davrandığı ileri sürülerek Anayasa’nın 57. maddesi ve Siyasal Partiler Kanununun 87. ve 89. maddeleri ile 111. maddesinin ikinci bendi uyarınca temelli kapatılmasına karar verilmesi istenilmiştir.

Davalı partinin yazılı savunmalarıyla Parti Genel Başkanının sözlü açıklamalarında; ilke olarak, partinin Doğu sorununu ele alışında anlam ve öz açısından hiç bir değişiklik bulunmadığı, yalnızca yazışta ve kullanılan kimi sözlerde zamanın ve olayların zorunlu kıldığı bir takım değişikliklerin gerçekleşmiş bulunduğu, bunun ise yalnızca biçim yönünden bir değişikliği oluşturduğu, bütün kararlarda ve son kararda Kürtçe konuşan yurttaşlara karşı Anayasa dışı ve eşitlik ilkesine aykırı bir takım eylem ve davranışlarda bulunulduğu belirtilip bunların kaldırılması yolundaki istekleri partinin desteklediğinin anlatıldığı, ülke ve ulus bütünlüğünün Anayasa dışı davranışlarla değil, ancak eşit ve hukuka uygun davranışlar sonucunda gönüllerde yaratılacak birlik duygusuyla sağlanabileceği, oysa hukuka aykırı davranışların sevgi yerine soğukluk ve ayrılık duygularını yaratarak ulusal birliğin bozulmasına ve bütünlüğün sarsılmasına yol açtığı için sonucu bölücülük olan bu türlü davranış ve işlemlere partinin karşı çıkmak istediği ve partinin bütün eylem ve işlemlerinin bu ereğe dayandığı, sosyalist parti olan İşçi Partisinin sermayecilerin sömürüsüne karşı emekçilerin savaşını destekleme durumunda bulunduğu, bu savaşın ise savaşanların bölünmesiyle değil ancak tek bir varlığı oluşturmasıyla kazanılabileceğinden dolayı Kürt halkının Türk halkından ayrılmasının Partinin dayandığı sosyalist anlayışa tüm olarak ters düşeceği ve bundan ötürü Partinin herhangi bir bölücü erek gütmesinin kendi varlığını tanımama anlamına geleceği, 4. Büyük Kongre kararından önce ve sonra yayınlanmış bulunan ve partiyi bağlayan bir çok belgelerin incelenmesinden de Partinin 4. Kongre kararıyla ne demek istediğinin anlaşıldığı, Anayasa’nın 54. maddesince Devlete yurttaşlık bağıyla bağlı bulunan bütün kişilerin Türk sayılmasının zorunlu bulunduğu, Kürt halkına Kürtçe konuştukları için uygulanan hukuk dışı işlemlerin bu bakımdan da Anayasa’yla bağdaştırılamayacağı ve Partinin bu açıdan da onları desteklediği, Kürtlerin varlığının toplumsal bir gerçek olup yasalarla bu gerçeğin yok sayılamayacağı, Cumhuriyetin kurucuları Atatürk ile İnönü’nün de Kürt halkından söz etmiş bulundukları ileri sürülerek Anayasa’nın 57. maddesiyle Siyasî Partiler Kanununun 87. ve 89. maddelerindeki koşullara uygun düşmeyen davanın reddi istenilmiştir.

I — 4. Büyük Kongre kararının 6. bendinin anlamının tartışılması :

1 — Davaya temel tutulan en önemli belge, 4. Büyük Kongre kararının 6. bendidir. Bu bentte şöyle denilmektedir;

«6 — TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ 4. BÜYÜK KONGRESİ :
Türkiye’nin Doğusunda Kürt halkının yaşamakta olduğunu, Kürt halkı üzerinde, baştan beri, hâkim sınıfların faşist iktidarlarının zaman, zaman, kanlı zulüm hareketleri niteliğine bürünen, baskı, terör ve asimilasyon politikasını uyguladıklarını, Kürt halkının yaşadığı bölgenin, Türkiye’nin öteki bölgelerine oranla, geri kalmış olmasının temel nedenlerinin birinin, kapitalizmin eşitsiz gelişme kanununa ek olarak, bu bölgede Kürt halkının yaşadığı gerçeğini göz önüne alan hâkim sınıf iktidarlarının, güttükleri ekonomik ve sosyal politikanın bir sonucu olduğunu, Bu nedenle, (Doğu sorununu) bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın, hâkim sınıf iktidarlarının şoven milliyetçi görüşlerinin ve tutumunun bir uzantısından başka bir şey olmadığını, Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesinin, bütün antidemokratik, faşist, baskıcı şoven-milliyetçi akımların amansız düşmanı olan partimiz tarafından desteklenmesinin olağan, ve zorunlu bir devrimci görev olduğunu, Kürt halkının gelişen demokratik özlem ve isteklerini ifade ve gerçekleştirme mücadelesi ile, işçi sınıfının ve onun öncü örgütü partimizin öncülüğünde yürütülen sosyalist devrim mücadelesini tek bir devrimci dalga halinde bütünleştirmek için, Kürt ve Türk sosyalistlerin parti içinde omuz omuza çalışmaları gerektiğini, Kürt halkına karşı uygulanan ırkçı – milliyetçi şoven – burjuva ideolojisinin, partililer, sosyalistler ve bütün işçi ve diğer emekçi yığınlar arasında yerle bir edilmesini sağlamanın, partinin ideolojik mücadelesinin ve gelişmesinin temel ve devamlı bir davası olduğunu, Partinin, Kürt sorununa, işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesinin gerekleri açısından baktığını kabul ve ilân eder.»

Bu kararın okunmasından kararı yazanların ve kongrede benimseyenlerin şunları anlatmak istediği görülmektedir :

 a) Türkiye’nin doğusunda Kürt halkı denilen bir insan topluluğu yaşamaktadır.

b) Türkiye’nin doğusunda yaşayan Kürt halkı üzerinde baştan beri, egemen sınıfların faşist hükümetleri baskı, yıldırma ve asimilasyon siyasası uygulamışlar ve bu uygulamalar zaman zaman kanlı zulüm eylemleri niteliğine bürünmüştür.

c) Kürt halkının yaşadığı bölgenin öteki bölgelere göre geri kalmış olmasının temel nedenlerinden biri de sermayecilik düzeninde yürürlükte bulunan eşitsiz gelişme yasasının etkisinden başka, bu bölgede Kürt halkı yaşadığı için hükümetlerin güttükleri gelişmeyi engelleyici ekonomik ve toplumsal siyasadır, başka deyimle hükümetler bu bölgede yaşayanların Kürtler olduğunu göz önünde tutarak engelleyici bir siyasa uygulamış olmasalardı bu bölge şimdiki ölçüde geri kalmayacaktı.

ç) Hükümetlerin bu siyasası dolayısıyla. doğu sorununu yalnızca bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almak demek, egemen sınıf iktidarlarının bağnaz milliyetçi görüşlerinin ve tutumunun sürüp gitmesi demektir, başka deyimle, Doğu sorunu yalnızca bir bölgesel kalkınma sorunu olarak düşünülemez; bu sorunun daha başka, daha kapsamlı bir niteliği vardır.

d) Kürt halkının gerek Anayasa’ya dayanan yurttaşlık haklarım kullanma yolunda, gerekse özlemini çektikleri ve elde etmek istedikleri bütün diğer demokratik erekleri gerçekleştirme yolundaki mücadelesinde onları destekleme Parti için olağan ve zorunlu bir devrimci görevdir; çünkü Parti demokrasiye aykırı, faşist, baskıcı, bağnaz-milliyetçi
bütün akımların amansız düşmanıdır.

e) Bir yandan Kürt halkının gelişmekte olan demokratik özlem ve isteklerini bildirme ve gerçekleştirme mücadelesini, öte yandan işçi sınıfının ve onun öncü örgütü bulunan partinin kılavuzluğunda yürütülen sosyalist devrim mücadelesini tek bir devrimci eylem biçiminde bütünleştirmek için Kürt ve Türk sosyalistlerinin Partide omuz omuza çalışmaları gereklidir.

f) Kürt halkına karşı uygulanan ırkçı-milliyetçi, bağnaz, burjuva İdeolojisinin, partililer, sosyalistler ve bütün işçi ve öteki emekçi yığınlar arasında yerle bir edilmesini sağlama, Partinin ideolojiye dayanan mücadelesinin ve gelişmenin temel ve sürekli bir davasıdır.

g) Parti, Kürt sorununa işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesinin gerekleri açısından bakmaktadır; başka deyimle Kürt sorunu işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesi içine giren bir konudur.

h) 4, Büyük Kongre, bütün bu sayılan yönleri benimser ve kamuya duyurur.

4. Büyük Kongre kararının 6. bölümünde, tarihsel bir takım gerçekler ters olarak yansıtılmakta ve kararın yazılışı Türklerden ayrı bir varlığa sahip olduğu bildirilen Kürtlerin Türklerden kopması ereğine yönelmiş bulunmaktadır.

1 — Egemen sınıfların faşist hükümetlerinin başlangıçtan beri, bu yurttaşlar üzerinde baskı, yıldırma ve asimilasyon siyasasını uyguladığının söylenmesi, gerçeğe aykırı bir savdır.

Bir ülkede bir takım haksız eylemlere rastlanması düşünülebilir ve bir kısmı kişiler devlet görevlisi bile olsalar suç işleyebilirler. Türkiye sınırlan içinde doğuda veya batıda bir takım görevliler suçlu duruma düşmüş ve cezalandırılmış olabilirler. Her yerde görülebilen bir takım olayların, tek tük işlenmiş görevli suçlarının yalnızca doğuda işlenmiş gibi ele alınması yanıltıcı bir davranıştır.

Doğu bölgesinde bir takım yerlerin toplumsal, kültürel ve iktisadî açıdan geri durumda bulunduğu bir gerçektir. Ancak, ülkemizin Doğu dışında kalan bölgelerinde, özellikle Orta Anadolu ve Batı Anadolu bölgelerinde dahi Doğudaki geri kalmış yerlerin birçoğundan daha geri yerler bulunmaktadır. Buna karşılık Doğu bölgesinde de, öbür bölgelerde rastlanandan çok daha gelişmiş yerler vardır. İster doğuda, ister batıda bulunsun, geri kalmış yerlerde yaşayanların sıkıntı çektikleri de gerçektir. Türkiye’nin her bölgesinde gelişmiş ve gelişmemiş yerlere rastlandığına göre geri kalmışlığın Doğuya özgü ve oradaki bir takım yurttaşların Türkçeden başka bir dil konuşmalarıyla bağlantılı bir siyasanın sonucu olarak halka sunulması, bu yurttaşların bütünden soğutulması ve ayırılması ereğine yönelmiş bir tutumdan başka nitelik göstermez.

2 — Baskının zaman zaman kanlı zulüm olayları durumuna girdiği savı da doğru değildir.

Kanlı zulüm olaylarından söz edilerek Doğu bölgesinde geçen niteliği, nedenleri artık tarihe mal olmuş bulunan bir takım olayların, belleklerde yeniden ve başka biçimlerde canlandmlması, o bölgede yaşayanların bir bölüğünün bütünden soğutulması ereğim gütmektedir.

3 — Doğunun halkı sıkıntı çeken belli yerlerini baskısı altında tutan etken, Türkiye’nin halkı sıkıntı çeken öteki yerlerinde olduğu gibi, oraların iktisadî, toplumsal ve kültürel yönlerden gelişmemiş bulunmasıdır ve bu 1urum, ana dilleri ne olursa olsun, o bölgede yaşayan yurttaşların hepsini ilgilendirmektedir. Oysa davalı parti geri kalmışlık nedenleri arasında Doğu bölgesindeki yurttaşların bir bölümünün Türkçeden başka dil konuşmalarını göstererek gerçekleri değiştirmektedir.

Devlet İstatistik Enstitüsünün 1965 yılı nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre, Elazığ, “Van, Malatya, Maraş, Mardin, Muş, Siirt, Diyarbakır, Tunceli, Urfa, Hakkâri, Gaziantep, Ağrı, Bingöl, Bitlis ve Adıyaman illerinin toplam nüfusunun 4 milyon 836 bin 733 olduğu ve bunlar içinde ana dili Kürtçe olanların 1 milyon 806 bin’065 olduğu ve böylece bölge nüfusunun ancak % 37 sini oluşturduğu (Genel nüfus sayımı – nüfusun sosyal ve ekonomik nitelikleri 24/10/1965 – T. C. Başbakanlık Devlet istatistik Enstitüsü yayın No 568 Devlet istatistik Enstitüsü Matbaası Ankara 1999 S. 184 ve 186) bütün Türkiye’de ana dili Kürtçe olanların toplamının 1965 yılında 2 milyon 291 bin 502 ve Türkiye toplam nüfusunun 31 milyon 391 bin 421 bulunmasına göre ana dili Kürtçe olanların toplamının toplam Türkiye nüfusunun % 7 sini oluşturduğu (Adı anılan kitap S. 184) görülmektedir. Ortada ne Türkiye çapında ne de bölge çapında çoğunluk durumu bulunmadığı için bu kişilere karşı özel bir siyasa izlenmesinin akla uygun bir nedeni de olamaz ve bu bölgede Kürtçe konuşanların çoğunlukta bulunduğu görüşü de yersizdir.

4 — Geri kalmışlığın bütün dünyada bulunan tek çaresi; iktisadî, toplumsal ve kültürel kalkınmadır. Oysa Kongre kararının 6. bendinde Doğu sorununun yalnızca bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele alınmasının doğru olmadığı ve bunun egemen sınıfın iktidarlarının görüşlerinin ve tutumunun sürüp gitmesinden başka bir anlamı olmayacağı düşüncesi ileri sürülerek kalkınma çabalarına katılmaktan o bölge halkı soğutulmakta ve böylece tümden kopucu bir yöne ruhsal bakımdan itilmektedir.

5 — Kongre kararının 6. bendinde Anayasa’ya dayanan yurttaşlık haklarını kullanma yolunda Kürtlerin mücadelede bulundukları ve ayrıca özlemini çektikleri ve varmak istedikleri bütün diğer demokratik erekleri gerçekleştirme yolunda mücadele ettikleri bildirilerek Anayasa’da öngörülen haklar dışında bir takım istek ve özlemleri bulunduğu
ve bunlar için de çaba gösterdikleri ortaya atılmaktadır. Anayasa’da öngörülen bütün haklar ilk önce yurttaşlara tanınmış haklar bulunduğu için Anayasa’ya dayanan haklar dışında ne gibi konularda bu yurttaşların özlemleri ve istekleri olacağı sorusu ilk bakışta karşılıksız kalmakta ancak, Doğu bölgelerinde Cumhuriyetin başından beri sürdürülen ayrılıkçı propagandalar göz önünde tutulunca bu özlem ve isteklerin konusunun şu veya bu biçimde ulusun içinden kopma isteği ve özlemi olduğu sonucuna varılmaktadır.

Kararda Kürt halkının demokratik özlem ve isteklerini bildirme ve gerçekleştirme mücadelesinin dahi Partice destekleneceğine yer verilmesiyle Anayasa dışı bir takım konuları olan özlem ve isteklerin Partice destekleneceği ve Partinin genel devrimci eylemi içinde bu yolda da Kürt ve Türk sosyalistlerinin partide omuz omuza çalışacakları belirtilerek bütünlüğü bozucu eylemi partinin desteklediği bildirilmektedir.

6 — Yine Kongre kararının 6. bendinde, Kürt halkına karşı ırkçı milliyetçi bağnaz bir burjuva ideolojisi uygulandığı dahi ileri sürülmektedir ki bu da gerçeklere aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk milliyetçiliği ideolojisi egemendir ve Anayasa’mız (Başlangıç) kuralları arasında bunu bildirdiği gibi bütün Anayasa skisinin oturduğu temel dahi budur. Bu; Türk kültürüne dayanan bir milliyetçiliktir ve bunda ırk düşüncesi ve kökence ‘başka görünen toplulukların ayrı tutulması düşüncesi yer almış değildir. Bu bakımdan bir bölüm yurttaşlara karşı bağnaz ve ırkçı bir ideolojinin uygulandığı görüşü de gerçeklere uygun değildir.

4. Kongre kararının 6. bendinin burada yorumlandığı anlamda olduğunu ayrıca gösteren kanıtlar da vardır:

a) Dosyada (Ders Notları) adı altında bulunan ve Parti Genel Başkanı Behice Boran Hatko’nun Anayasa Mahkemesi önündeki sözlü açıklamaları sonunda bir üyenin sorusuna verdiği karşılıkta Merkez Yönetim Kurulunun kararı üzerine Partinin eğitim bürosunca hazırlandığı bildirilen notlardaki şu satırlar dahi kongre kararma ilişkin yukarıdaki yorumu haklı göstermektedir: «Bütün bunların yanında Türkiye’nin doğusunda yaşayan nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Kürt halkı üzerinde, Kürt oldukları için bir baskı ve zulüm politikası uygulanmaktadır. Kapitalizmin (Eşitsiz Gelişme Kanunu) na ek olarak doğu bölgesi bilerek geri bırakılmıştır. Bu yetmezmiş gibi, Kürtler dillerini konuşamazlar, bu kınanır. Kültürlerini geliştiremezler, kendi dilleriyle okuyup yazamazlar, yasaktır. Kürtlerin anayasal hakları verilmemekte, demokratik özlem ve istekleri baskı altında tutulmaktadır. Bu yıllar yılıdır böyle devam etmektedir. Kürtlere karşı ırkçı, şoven milliyetçi ve faşist bir politika, egemen çevrelerin temel tutumu olmuştur.

Öte yandan, Kürt halkı üzerinde uygulanan baskı, terör ve asimilasyon politikasının temeli, kapitalist sömürü ve baskıdır. Bu nedenle, Kürt halkının anayasal hakları ve demokratik özlem ve istekleri uğrunda verdiği mücadele de, kapitalist sömürü ve baskıyı hedef almadıkça gerçek mihverine oturmaktan çok uzakta kalacaktır.»

b) Parti Merkez Yönetim Kurulunun 4,. Büyük Kongreye sunulan raporunda Irak’ta Kürtlerin özerklik sağlamalarıyla sonuçlanan Barzani ayaklanmasına ilişkin olayların ele alınma ve yansıtılma biçimi dahi Partinin tartışma konusu sorundaki görüşünün hiç değilse özerklik sağlamayı destekler nitelikte olduğunu belirtmektedir. Raporun sözü edilen bölümü şöylece yazılmıştır:

«Orta Doğuda sorunların çözümünün geleceği bakımından önemli yem bir gelişme de Irak’ta 1961 den beri sürüp gelen iş savaşın sona ermesi, bunun barışçı yoldan sağlanmış bulunması ve böylece daha demokratik ve özgür bir ortamın oluşmasıdır. Barzani liderliğindeki hareket başta beri Irak Devletinin bütünlüğü içinde Kürt halkı için demokratik haklar istemiyle yürütülmüştü. Hareketin demokratik niteliği diğer etnik ve dinsel toplulukların hak ve özgürlüklerini de kapsıyordu. Nitekim iç savaş sona erip bir anlaşmaya varıldıktan sonra Türk asıllı topluluğa da bazı kültürel haklar tanınmıştır. İçe dönük cephesiyle bu hareket sınıfsal mücadeleyi de kapsıyordu. Kürtler arasındaki aşiret farkları ve feodal nitelikteki parçalanmalar dolayısıyla ilerici demokratik hareket, karşısında gerici Kürt ağalarını ve aşiretlerini de buluyordu. Ama zaten sarsılmış olan feodal birimler, tutucu güçler, zamanla bu hareket içinde daha da eridiler ve bunların ötesinde bir halk cephesi gücü oluştu. Bu iç savaş emperyalistlerin de işine geliyordu. Çözülmemiş bir Kürt sorunu emperyalizm için aranıp da bulunmaz bir şeydi. Irak’ta bir
Kürt sorununun daima olmasını isterlerdi, ama Kürtlerin özgürlüğünü ve demokratik haklara kavuşmasını hiçbir zaman istemezlerdi. Çünkü bu soruna olumlu bir çözüm getirildi mi, savaşan taraflar, devrimci güçler, emperyalizme karşı birleşirlerdi. Yapılan anlaşma ile Kürtlere, Irak milletini meydana getiren halklardan biri olma statüsü, kendi bölgelerinde özerk yönetim haklan, Irak Devleti idaresinde ordusunda ve parlamentosunda nüfusları oranında temsil hakları tanınmış, Araplarla birlikte aynı devletin yurttaşları olarak eşit ve özgür şartlar altında yaşamak ve emperyalizme karşı birlikte savaşmak ortamı yaratılmıştır. Bu ortamda demokratik hak ve hürriyetlerden Türk ve sair etnik grupların da fiilen yararlanacağı beklenir. Bu durum antiemperyalist mücadeleye olduğu kadar Orta Doğu’da halkçı, demokratik gelişmeye de bir katkıdır ve önemi Irak’a münhasır değildir. 20. Yüzyılın üçüncü çeyreğinde halkların din ve ırk gruplarının baskı ve şiddet yönetimi altında tutulamayacağı, bu çeşit yönetimlerin iktidarlarını sürdüremeyeceği gerçeği bir kere daha doğrulanmış bulunmaktadır. AP. iktidarı olayı bu ışıkta görüp değerlendireceği yerde, bu yeni gelişmeden tedirgin olmuş görünmektedir. Bu tedirginlik bir yandan içeride, Güney Doğu bölgesinde, baskı hareketlerini şiddetlendirmek şeklinde, öte yandan da Irak’ın iç işlerine müdahale sayılabilecek davranışlarda bulunmak sekimde belirmiştir. Basında çıkan haberlere göre, Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kerkük ile Musul’un Arap ve Kürt bölgelerinden hangisine dahil edileceği konusunda yapılacak bir çeşit plebisitte Türk asıllı cemaatin Araplar lehine cevap vermesini sağlamaya çalışmakta ve bu müdahale oradaki Türkler arasında ihtilâf ve bölünmelere sebep olmaktadır. Dışişleri Bakanlığının bu davranışı hem Türk asıllı cemaat arasında doğurduğu bölücü sonuç açısından, hem de Irak’­ta bir arada yaşayıp aralarındaki meseleleri kardeşçe çözmeye çalışan Arap ve Kürt halkları arasında bir ayırım gözetme açısından isabetsizdir ve yakışık almaz. Türkiye’nin tavrı, aslında Irak’ın bir iç meselesi olan bu meseleye karışmamak ve şayet Irak Hükümeti nezdinde bir dostluk etkisi varsa, bunu, meydana gelmiş olan yeni demokratik ve sosyalist eğilimli ortamdan yararlanarak Türk asıllı azınlığın da bir takım kültürel hak ve özgürlüklere gerçekten kavuşabilmesi için kullanmaktadır. Son günlerde bir plebisit niteliğindeki nüfus sayımının süresiz ertelendiği bildirilmiştir. Ama sorun ortadadır ve er geç bir çözümü gerektirecektir.»

Parti Merkez Yönetim Kurulunun bu konudaki sözleri burada son bulmaktadır.

c) 4. Büyük Kongreye sunulan raporda bölge halkının Kürtçe konuşup yazma hakkının sınırlandırıldığı açıkça yazılıdır ki bu da ayrı bir bölücülük eylemidir; yine Güney Doğu illerinde çoğunlukla Kürtçe ve daha az sayıda Arapça konuşan yurttaşlar yaşadığı için silâh ve kaçak suçlu arama ereği ile bu bölgelerde ülkenin öbür bölgelerinde uygulanmayan birtakım yöntemlerin uygulandığı bu raporda yer almaktadır. Bu yönlere ilişkin satırlar şöyledir:

«Güney Doğu illerinde kaçak silâh ve suçlu arama bahanesiyle kasaba ve köylere baskınlar yapılmış, oralardaki yurttaşlarımız, ne Anayasamız hükümleriyle, ne de genel demokratik hak ve hürriyetlerle asla bağdaşmayan muamelelere maruz bırakılmıştır. Askerî komandoların aniden kasaba ve köyleri kuşatması, bazı hallerde ilçeyi uçaksavar toplarıyla çevirmesi, yurttaşların nezarete alınması, dövülmesi, fizikî işkence niteliğinde hareketlere ve haysiyet kırıcı muamelelere maruz bırakılması, normal bir silâh ve kaçak suçlu arama kapsamına girebilecek olaylar değildir.» denildikten ve böylelikle Anayasanın 14., 15. ve 16. ve 11. maddelerinin açıkça çiğnendiği yazıldıktan sonra şu sözlere yer verilmektedir:
«Ülkemizin diğer bölgelerinde uygulanmayan bu çeşit silâh ve kaçak suçlu arama usullerinin Güney Doğu bölgesine reva görülmesi de dikkat çekicidir. Kaçak silâh ve suçlu yalnız bu illerde mi vardır? Niçin bir ayırım yapılıyor ve diğer illerde kullanılan arama tarama usulleriyle yetinilmiyor? Bu noktada Güney Doğu illerimizde Türkçeden gayri bir dil, çoğunlukla Kürtçe daha az sayıda Arapça konuşan ve farklı etnik özelliklere sahip yurttaşlarımızın yaşadığı hususu, düşündürücü bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Eğer bu Anayasa dışı muamelelerin gerekçesi bu ise, o zaman da yine Anayasanın dil, ırk, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin bütün yurttaşların kanun önünde eşit oldukları hükmünü getiren 12. maddesi özünden ihlâl edilmiş oluyor… Güney Doğu illerinde reva görülen baskı ve şiddet usulleri, komanda baskıları Anayasamın Devletin bütünlüğü hükmünü koyan 3. maddesine aykırıdır… Anayasanın 3. maddesi Türkçenin resmî dil olduğunu belirtmekle yetinir. Bunun dışında, herkes bildiği dili konuşup yazmakta serbesttir… Anayasanın bu hükümleri ışığında Doğu ve Güneydoğu illerindeki duruma bakıldığında bu bölgenin iktisaden daha geri ve daha fakir bir durumda olduğu, bölge halkının Kürkçe konuşup yazma hak ve özgürlüğünün kısıtlandığı ve bu iller halkına başka bölgelere uygulanmayan ve Anayasa hükümleriyle telifi mümkün bulunmayan usul ve muameleler uygulandığı görülür.»

Doğu bölgesinin toprak durumu bakımından çok engebeli ve yabancı ülkelerle sınırları olan bir bölge olduğu ve bu bölgede birçok kaçakçılık eylemlerinin geniş ölçüde yapıldığı ve suçluların sınırı kolayca geçerek komşu ülkelere kaçıverdikleri göz önünde tutulunca o bölgelerde başvurulan birtakım tedbirlerin öteki bölgelerdekinden başka olması zorunluluğu apaçık ortada iken bu durumlar bilinmezlikten gelinerek oradaki yurttaşların bir bölüğünün Kürtçe ve Arapça konuşmaları yüzünden başka yerlerdekine benzemeyen eylemlere girişildiğinin ileri sürülmesi, gerçeklerin değiştirilerek ora halkına sunulması ve bu yoldan halkın Devletten soğutulup ayrımcılığa giden bir yola ruhsal yönden itilmesidir.

ç) 4. Büyük Kongreden sonra yayınlanan «faşizme hayır» ve «faşizme karşı birleşelim» başlıklı bildirilerdeki Doğu sorununu ortaya atma biçimleri de yine Kürtçe konuşan yurttaşları öbür yurttaşlardan soğutarak bütünlüğü bozucu bir nitelik göstermektedir. «Faşizme karşı birleşelim» başlıklı bildiride «Kürt halkı, Anayasanın kendisine tanıdığı haklardan mahrum kalmakta devam edecek, üzerlerinde uygulanan Anayasa dışı baskı ve şiddet daha da artacak» ve «faşizme hayır» başlıklı bildiride ise «Dördüncü hedef Kürt halkının yıllar yılı esirgenmiş olan demokratik hak ve hürriyetlerinin, gelişmekte olan demokratik mücadelesinin bastırılmasıdır…. Faşizmin ardına sığınmak istediği ikinci gerekçe, Kürt halkından söz etmeyi bölücülük diye göstermektedir. Aslında Kürt halkının varlığını inkâr etmek, Anayasa dışı baskı ve şiddet uygulamak, bölücülüğün ta kendisidir. Devletin resmî istatistiklerinde ana dili Kürtçe olan vatandaşlarımızın sayısı milyonları bulmaktadır. Gerçekleri inkâr etmekle birlik sağlanamaz. Gerçek ve sağlam
birlik ancak eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve adalet temelleri üzerinde kurulabilir.» denilmektedir.

H) SAVUNMALARIN TARTIŞILMASI:

Davalı Parti temsilcileri savunmalarında; Başsavcılığın kongre karalının 6. bendinin anayasal vatandaşlık haklarına ilişkin bölümünü değiştirmiş olduğunu ve bu değiştirme sonucunda partinin hukukî durumunu ağırlaştıran bir cümlenin ortaya çıkmış olduğunu, kararda «Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanma» deyimi ile Anayasa’nın 54. maddesine özellikle dikkati çekmek istediklerini ve vatandaşlık hakları deyiminin yalnızca Anayasa’nın 54. den 62. ye değin yer alam maddelerindeki hakları kapsayıp Anayasa’nın yurttaşlara tanıdığı diğer hakların ve özellikle kişi haklarının ve toplumsal ve iktisadî hakların bunun dışında kaldığını, kararın bu cümlesindeki «diğer tüm demokratik özlem ve isteklerin» sözleriyle vatandaşlık hakları dışında kalan anayasal hakları anlatmak istediklerini 54. maddenin Türk yurttaşlığı için Türk Devletine yurttaşlık bağı ile bağlı olmaktan başka bir koşul aramadığım, oysa Kürtlere Kürtçe konuşmaları dolayısiyle Anayasa dışı işlemler yapılarak onların haklarının çiğnenmesi nedeniyle 54. madde üzerinde dikkati çekmeyi gerekli gördüklerini belirtmektedirler.

1 — 4. Kongre kararının yorumu konusunda ilk önce şu ilkenin göz önünde tutulması gerekmektedir:

Bu kararı okuyan veya duyan kimselerin büyük çoğunluğu hukuk ve toplum-bilim öğrenimi, yapmış, birçok toplumsal öğretiler incelemiş kimseler olmayıp okuma yazması olan ve belki de olmayan ve fakat çevresinde geçen olaylar üzerinde ortalama bilgisi bulunan kimselerdir. Genel durum budur. Bu durumda olan bir kimsenin anayasal vatandaşlık haklarından anlayacağı kavram, Anayasanın yurttaşlara tanıdığı bütün haklar ve bu anlayışa göre cümledeki diğer tüm demokratik özlem ve istekleri» sözleri, bunların dışında kalan konulara ilişkin birtakım özlem ve istekler olabilir.

Yıllardan beri yurt düşmanı kişilerce Doğu bölgesine yapılan sinsi ve ayırıcı propagandaları hatırlayan bir kimse, bu özlem ve isteklerin propagandalar doğrultusunda varlığı ileri sürülen birtakım özlem ve istekler olacağı sonucuna varır.

Bir partinin siyasal eyleme yönelmiş bir kararı, bilimsel bir toplantıya sunulan bir bildiri ya da bilimsel bir kurulun bilimsel açıdan incelediği bir konuda verdiği bir karar değildir; Parti Genel Kurulunun partinin izleyeceği siyasaya ilişkin bir karardır ve bu karar hem partiye bağlı olan, hem de olmayan yurttaşlar topluluğunun okuyup ya da dinleyip parti siyasasını ve gelecekteki tutum ve davranışlarını öğrenmesi ereğiyle verilir. Bundan dolayı onun yorumunda orta ölçüde siyasal bilgisi olan yurttaşları göz önünde tutmak zorunludur. Kaldı ki bu cümle, hukukî bir değerlendirmeden geçirilince dahi, Anayasada vatandaşlık hakları diye anılmış bir haklar bölümü söz konusu olmadığından, (vatandaşlık hakları) deyimiyle Anayasanın bütün vatandaşlara tanıdığı hakların tümünün anlatılmak istendiği sonucuna varılacağı gibi, cümlede kullanılan «diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini» sözlerinin yazılışı bakımından (anayasal) sözcüğünün kapsamı dışında kaldığı ve bu sözlerle hak durumunda bulunmayan birtakım konulara değin özlem ve isteklerin anlatılmak istendiği sonucu ister istemez çıkarılır. Her ne kadar anayasal sözünün «diğer tüm» diye başlayan cümle bölümünü de kapsamına aldığı savunulmuşsa da, ne hukukla uğraşmış bir yurttaşın, ne de ancak okuma yazma bilen ve yurt konuları üzerinde orta bir bilgi ve görgüye sahip bulunan yurttaşın bu görüşü benimsemesi beklenemez; çünkü yazılış buna elverişli değildir. Nitekim yukarıda (I a da) anılan (Ders notları) ındaki «Kürtlerin anayasal hakları verilmemekte, demokratik özlem ve istekleri baskı altında tutulmaktadır» sözleri dahi, «demokratik özlem ve istekler» in anayasal haklar dışında kalan konuları anlattığını belirtmektedir.

2 — Bölücülüğün partinin işçi ve emekçi yığınların sermayeciliğe karşı savaşı ilkesine aykırı düştüğü ve bilimsel sosyalizmin, sermayecilik hukuk ve siyasa anlayışından başka olarak, bir pazar çevresinde toplanma demek olan uluslaşma anlayışı ile bağdaşmadığı için partice benimsenmiş olamayacağı, partinin bölücülüğü benimsemesinin ‘kendi varlığını inkâr etme anlamına geleceği savunmaları da yerinde görülmemiştir. İlk önce, kararı okuyan veya dinleyen orta bilgili bir yurttaşın bu incelikleri düşünmesi olanak dışıdır. Bu bir yana, toplum yaşamında gerek kişilerin, gerekse kuruluşların ve devletlerin bile birtakım hesaplar ya da yanılmalar sonunda, kendi erekleriyle, kendi yararlarıyla çelişen tutumları, ara sıra da olsa, benimsedikleri ve uyarmaları göz önünde tutmaksızın ters yolda direndikleri çok görülmüştür. Bundan başka ülkemizde aydın topluluğunun pek büyük bir çoğunluğunun bile uluslaşma sözünden, hele ırk özelliği de söz konusu edilen durumlarda, belli ırk özelliği taşıyan topluluğun kendi başına bir ulus niteliğini kazanmasından başka hiç bir durumu anlaması söz konusu olamaz. Eğer tartışma konusu Kongre kararının altıncı bendinde uluslaşmanın gerçekleşmesinde ırk, dil, gelenek gibi etkenlerin önemli olmakla birlikte belirleyici etkenin bir pazar çevresinde toplanıp bütünleşme anlamına geldiği ve sermayeci düzene girmekte bulunan Doğunun kendi başına bir pazar çevresinde toplanma yoluna gitmeyip bütün ülkenin katıldığı pazara katılmakta ve böylece ulusal bütünlüğe girmekte olduğu, ancak birtakım Anayasa dışı uygulamaların bu bütünleşmeyi yavaşlattığı ve engellediği, partinin bu tür engellemelere karşı savaştığı anlatılmak isteniyorsa bu yönlerin kararın kendisi içinde herkesin anlayacağı bir biçimde yazılması gerekirdi ki kararda onu okuyan aydınların bile ne doğrudan doğruya, ne de dolayısiyle böyle bir düşünceyi anlamalarına dayanak olabilecek söz, ya da cümle yoktur.

Şu yönde dikkate değer ki, yüzyıllardan beri sürüp gelen tarihsel ve ruhsal birlik bir an için yok sayılsa bile, Ulusal Kurtuluş Savaşına katılıp omuz omuza döğüşerek bu ülkeyi düşmanlardan temizlemiş ve böylece alın yazısı ve gönül birliğini dosta düşmana açıkça göstermiş bulunan doğulu ve batılı yurttaşlar arasında Anayasanın (Başlangıç) kurallarındaki düşüncelere temel tutulan ruhsal birlik ve bütünlük, daha Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında perçinlenmiş, Türk ulusunun siyasal ve toplumsal bütünlüğü bir kez daha kimsenin anlamazlıktan geleceği bir biçimde duyurulmuştur. Bu gerçek göz önünde tutulmadan doğu bölgesindeki yurttaşların Türkiye’nin öteki bölgelerindeki yurttaşlarla uluslaşma sürecine girmiş olduklarını ve sürecin tamamlanıp bütünleşmenin henüz gerçekleşmiş bulunmadığını savunma olarak ileri sürmek dahi, üzerinde durulması gerekli bir davranıştır ve bölücü düşüncenin belirtisidir.

Partinin savunmalarında ve özellikle 15/7/1971 günlü yazılı savunmasının ilk sahifesinde belirtildiğine göre ayrılıkçı hedefler güden bir burjuva Kürt milliyetçiliği vardır ve parti kesinlikle bunun da karşısında olduğunu yazmaktadır. Sonra birtakım düşman kişilerin partiyi yıkmak istedikleri de savunmalarda ve Parti Genel Başkanının sözlü açıklamalarında açıkça bildirilmiştir. Bu düşmanların bir kararın yeterince açık yazılmamış olmasından yıkıcı istekleri doğrultusunda yararlanacakları, kolayca akla gelebilir. Verilecek kongre kararma özellikle kendilerinin kınadığını söyledikleri burjuva Kürt milliyetçiliği doğrultusunda bir anlam verilmesine ve parti düşmanlarının kararın yazılışından yararlanabilmelerine engel olmak, eğer bu kararla yalnızca Anayasa sınırları içinde Anayasanın tanıdığı hak ve özgürlüklerin gerçekten tanınmasını ve uygulanmasını istiyor idiyseler, burjuva Kürt milliyetçiliğinin istekleri doğrultusunda herhangi bir yoruma bütün kapıları kapayacak ve hatta böyle bir akımı yerecek biçimde bir yazış benimsemeleri zorunlu iken bunu düşünmemiş gibi davranmaları, ereklerinin savundukları gibi olmadığı kanısını pek haklı olarak uyandırmaktadır.

3 — Partinin 4. Kongresi kararı tüm olarak incelendiğinde, bu kararın altıncı bendinin bölücü bir anlam taşımadığının ortaya çıktığı savunmasının da yerinde olmadığı görülmektedir. Gerçekten 4. Büyük Kongre kararının altıncı bendi dışında kalan bentlerinde şöyle denilmektedir:

«Türkiye İşçi Partisinin 29-31 Ekim 1970 günleri Ankara’da yapılan Dördüncü Büyük Kongresinde kabul edilen kararlar aşağıdadır:
1 — Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi, Türkiye’nin en azından altmış yıldır demokratik devrim süreci içinde bulunduğunu, Türkiye’de demokratik devrimin başlıca amaçlarının, esas itibariyle, gerçekleştirilmiş olduğunu, hâkim üretim ilişkilerinin kapitalist üretim ilişkiler olduğunu ve feodal üretim ilişkilerinin ülke çapında büyük ölçüde tasfiyeye uğrayarak ancak belirli bölgelerde kalıntı halinde ve her geçen gün kapitalist üretim ilişkilerine dönüşerek devam ettiğini, Türkiye’de kapitalist gelişmenin emperyalizmin baskı ve sömürüsü altında dengesiz ve çarpık bir gelişme olduğunu ve bu nedenle de kalkınmayı, yani belli bir sürede Türkiye’yi çağdaş, en ileri ekonomik ve sosyal gelişme düzeyine ulaştırmayı gerçekleştiremeyeceğini, Millî Kurtuluş Savaşı sırasında siyasî bağımsızlık kazanıldığı halde sosyalizm doğrultusunda bir kalkınmaya yönelip iktisadî bağımsızlığın elde edilemediğini ve bunun sonucu olarak siyasî bağımsızlıktan da büyük tavizler verildiğini, bütün bu dönemde ve özellikle 1950’lerden itibaren kapitalistleşme sürecinin hızlandığını, gelişen burjuvazinin emperyalizmle bütünleşerek ülke içinde emperyalizmin toplumsal ittifak tabanının temel unsurunu oluşturduğunu, bu nedenlerle de toplumsal yapının temel çelişkisi olan sermaye emek çelişkisinin aynı zamanda emperyalist güçlerle antiemperyalist güçler arasındaki çelişki ile çatıştığını, emperyalizme karşı siyasî bağımsızlık için mücadele ile sosyalizm için mücadelenin tek bir bütün olan devrimci hareketin iki görüntüsünü teşkil ettiğini, antiemperyalist mücadelenin esasen kendisine demokratik bir öz taşıdığını ve sosyalizm için mücadelenin zorunlu ve doğal olarak demokratik mücadeleyi de içerdiğini, bu nedenle de emperyalizme ve faşizme karşı, sosyalizm için mücadelenin bir bütün teşkil ettiğini tespit ile, Türkiye’nin önündeki devrim aşamasının sosyalist devrim olduğunu ve bu aşamaya yönelik harekette emperyalizme ve faşizme karşı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için verilecek mücadelelerin bütünleştiğini bir kere daha teyit eder.
2 — Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi, yukardaki bir numaralı kararda açıklanan nedenlerle, Türkiye’nin önündeki devrim aşamasının millî demokratik devrim olduğu tezinin ve buna dayandırılan millî demokratik devrim strateji önerisinin Türkiye için gerekli olmadığım, millî demokratik devrim önerisinin ve hareketinin Türkiye’de kapitalizme ve burjuvaziye karşı mücadeleyi reddedip veya erteleyip devrimci sınıflar mücadelesinin hedefi olarak feodalizmi ve feodal artık toprak ağalarını göstermekle devrimci hareketi gerçek hedefinden saptırdığı, sınıf mücadelesini antikapitalist özünden boşalttığı ve böylece burjuvaziye taviz verdiği, Türkiye kapitalizmi, emperyalizm aşamasındaki Dünya kapitalist sistemiyle bütünleştiğine ve emperyalizmin ülke içindeki toplumsal tabanım, feodal artık toprak ağalan sınıfından ziyade burjuvazi oluşturduğuna göre, millî demokratik devrim hareketinin emperyalizme karşı mücadeleyi baltaladığını, eylem alanında da millî demokratik devrim hareketinin hangi ad altında yürütülürse yürütülsün ve kendi içinde kaç gruba bölünürse bölünsün, Türkiye İşçi Partisini yıkmak, dağıtmak, etkisiz hale getirmek maksadını artık hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde güttüğü konusunda kesin yargıya vararak Türkiye için millî demokratik devrim aşamasını savunmanın Türkiye İşçi Partisi üyeliği ile asla bağdaşmadığını beyan eder.
3 —Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi, sosyalist mücadelenin ancak işçi sınıfının bağımsız siyasî örgütü tarafından yürütülüp başarıya ulaştırılabileceğini, Türkiye İşçi Partisinin, Türkiye işçi sınıfının iktidara yürüyen bağımsız siyasî örgütü olduğunu, Türkiye işçi sınıfının tarım proletaryasını da kapsadığını, Türkiye İşçi Partisinin, küçük köylülerin ve köylü-kentli diğer emekçi sınıfların hayatî ihtiyaçlarına ve özlemlerine işçi sınıfı görüşü açısından yani bilimsel sosyaliniz açısından, doğru ve geçerli çözümler önererek, bu sınıfların da ittifakını ve desteğini kazandığı, parti programının bilimsel sosyalizm esaslarına dayanmasının ve parti hareketinin gelişmesinden oluşan görüşlerin de aynı doğrultuda olmasının partinin sosyalist niteliğinin başlıca kanıtlan olduğunu göz önüne alarak, partide işçi sınıfının ideolojik öncülüğünün daha da güçlendirilmesinin bilimsel sosyalizmin parti kadrolarına öğretilmesi ve özümletilmesinin, parti üyelerinin toplumsal bileşimi içinde, bilinçli işçi üye sayısı arttırılarak, partinin işçi hareketlerine daha etkin bir şekilde yön vermesinin sağlanması ve böylece işçi sınıfının eylemsel öncülüğünde gerçekleştirilmesinin, bilimsel sosyalist ülkülere dayalı değerli bir kılavuz olan parti programının, dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeler, yeni bilimsel bulgular, parti birimlerinin yapacağı araştırmalar ve şimdiye kadarki parti çalışmaları ışığında ele alınarak geliştirilmesinin, ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan ve nüfusunun çoğunluğu tarım kesiminde bulunan Türkiye’de köylü emekçilerin sorunlarına ve bu kitleleri sosyalist harekete kazanmaya özel bir önem verilmesinin, önümüzdeki aşamada başarılması başta gelen görevler olduğunu belirtir.
4 — Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi, yukarda belirtilen, işçi sınıfının örgütsel, politik, ideolojik ve eylemsel öncülüğünün gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesi, küçük köylünün, diğer emekçi sınıfların ve devrimci aydınlan» parti politikasına ve eylemine kazandırılması için eğitim ve örgütlenme programlarının öncelikle ele alınmasını ve bu maksatla, örgütlenme ve eyleme ilişkin ve bunlara dönük bir eğitim sisteminin planlanıp uygulanmasını, eğitimin parti örgütlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi ve örgütlerin niteliklerine göre çeşitlendirilebilmesi için bilimsel örgüt araştırmalarının eğitim ve örgütlenme ile birlikte planlanıp yürütülmesini, aday üyelerin asıl üyeliğe kabulünden önce bir eğitimden geçirilmesini ve görev verilerek sınanmasını, üyelere hem teorik, hem eylem ve örgütlenme için gerekli pratik eğitimin, propaganda ve eyleme yöneltme eğitiminin somut sorunlardan ve üyelerin eğitim ihtiyaçlarından hareket edilerek ve üyelerin eğitim sürecine faal bir şekilde katılmalarını sağlayarak verilmesini, her üyenin mutlaka bir çalışma ekibinde görevlendirilmesini, görev almamış, sadece defterde kayıtlı üye bırakılmamasını, çalışma ekiplerinin, partinin fiilî örgütlenme şemasında ilk ve temel örgüt birimleri olmasını, yönetim organlarının direktifi altında çalışma ekiplerinin işçi ve emekçi kitlelerin çalışma ve yaşama yerlerine göre kademeleşerek örgütlenmesini ve yığınlar içinde propaganda, eyleme yöneltme çalışmalarının geliştirilmesini ve böylece partinin kitleler içinde kökleşmesinin sağlanmasını, ayrıca bütün zamanını ve enerjisini parti çalışmalarına hasrederek profesyonel kadrolar meydana getirmenin artık ertelenemiyecek bir sorun ve görev olarak belirdiğini, merkez ve yerel örgütlerin sürekli ve süreksiz yayınlar – (Dergi, gazete, broşür, bildiri) – yapabilmeleri için çalışılmasını tespit ile, yeni seçilecek organların bu görevleri yerine getirmek üzere bütün imkânları zorlamasını ve kullanmasını ister.

5 — Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi, yukarda belirtilen görevlerin ve çalışmaların yerine getirilebilmesi için partinin malî kaynaklarının arttırılmasının gereğine işaret ederek, her üyenin gelirinin en az yüzde birini partiye vermesini, taahhüt edilen parti ödeneklerinin mutlak surette ve muntazam olarak toplanmasını, parti üyelerinden ve sempatizanlardan bağış toplama kampanyalarının sebatla ve sürekli şekilde yürütülmesini, parti tüzüğünde belirtilen diğer malî kaynakların harekete getirilmesini, her türlü gelirler toplamının merkez organlarınca saptanacak belli bir yüzdesinin üst kurullara gönderilmesini, partinin gelişmesinin ve güçlenmesinin zorunlu şartı sayar.

7 — Türkiye işçi Partisi 4. Büyük Kongresi, son yıllarda gençlik hareketlerinin dünya ve yurdumuzda büyük bir yaygınlıkla etkinlik kazandığını bugüne kadar gösterdiği gelişme ile gençlik hareketlerinin öğrenci hareketlerine münhasır kaldığını, bu nedenle de sınıfsal açıdan küçük burjuva bir nitelik taşıdığım, bu niteliği dolayısiyle ilerici antiemperyalist bir hareketi oluşturduğunu ve bir kısım demokratik özlem ve istekleri dile getirdiğini, kaydederek, partimizin bu gençlik hareketlerini bu niteliği ile her zaman desteklendiğini ve destekleyeceğini ve iktidarın gençlik üzerindeki bütün baskılarına ve yürütmek istediği oyunlara karşı çıktığını ve çıkacağını, ama bilimsel sosyalizm açısından gençlik hareketlerinin, öğrenciler dışında işçi, yoksul köylü, emekçi gençleri de kapsaması ve bu geniş kapsamlı gençlik örgütlerinin, gençlerin bir politik parti olma niteliğin” taşımayan bağımsız kitle örgütleri olmakla beraber, işçi sınıfı partisinin eleştiri ve önerilerine açık ve onunla aynı genel çizgide birleşik olmaları gerektiğini, yurdumuzdaki gençlik hareketlerinin öğrencilere münhasır kalıp sözünü ettiğimiz nitelikte örgütlenmeleri oluşturmadığından, yozlaşma belirtileri gösterdiğini ve bir kısmı ile anarşist-terörist, hatta faşizan hareketlere dönüştüğünü, emperyalizmin ve egemen sınıflar ajanlarının ve kişisel liderlik ihtirasına kapılmış maceracıların etkisinin bu yozlaşmayı artırdığını, partimizin bu yozlaşmalara karşı ve emekçi kitlelerin demokratik mücadelelerini, işçi sınıfının sosyalist hareketini, öğrenci – gençlik hareket örgütlerinin peşine takma çabalarına karşı mücadele vereceğini kesinlikle belirtir.

8 — Türkiye İşçi Partisi 4. Büyük Kongresi, sendikal hareketin, işçi sınıfının kapitalist düzen içinde verdiği ekonomik mücadelenin somut, örgütlenmiş biçimi olduğunu ve sosyalist hareket açısından büyük önem taşıdığını, sendikal hareketin, genel grev, sempati grevleri, protesto miting ve yürüyüşleri biçimlerine bürünerek gittikçe politik bir nitelik kazandığını ve bu politik oluşumun Türkiye sendikacılığında da belirdiğini, bugün Türkiye’de bütün işçi sorunlarının toplu sözleşme mekanizması ile çözülebileceğini ve sendika hareketinin partiler üstü yürümesi gereğini savunan sendikacılık anlayışı ve hareketi ile işçi sınıfı sorunlarının nihaî ve gerçek çözümünün politik iktidar yolundan geçtiği tezini savunan sendikacılık anlayışı ve hareketinin mücadele halinde olduğunu ve birinci anlayış ve hareketi egemen sınıfların, politik iktidarın ve emperyalist çevrelerin desteklediğini, politik iktidar konusunda da mevcut kapitalist sistem çerçevesi içinde işçi sınıfına tavizler koparmayı öngören sosyal demokrat görüşle, kapitalizmden sosyalizme geçmek amacı ile işçi sınıfının, müttefik ve destekleyicisi emekçi sınıflarla birlikte iktidara gelmesi görüşünün belirdiğini ve çatıştığını, egemen sınıflarca 274 sayılı Kanunda yapılan ve 275 sayılı Kanunda da yapılması istenilen değişikliklerle işçi sınıfının ekonomik mücadelesinde en önemli silahı olan toplu sözleşme ve grev haklarının elinden alındığını, işçilerin diledikleri zaman sendikaya girme, diledikleri zaman serbestçe ayrılma olanaklarının yok edilmek istendiğini, hâkim sınıfların yönetimindeki sarı sendikalara imtiyaz tanındığını, maddî olanakların bu sendikalara verildiğini, böylece devrimci sendikaların serpilip gelişmesini önlemenin amaçlandığını gözleyerek, işçi sınıflarımızın bu anayasal haklarını savunmada vereceği mücadelede, partimizin işçi sınıfının öncü örgütü olarak, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da yer almasının doğal ve zorunlu olduğunu, işçi sınıfının sosyalist partisinden, yani Partimizden bağımsız ama onun paralelinde ve destekleyicisi durumunda bir sendikal örgüt ve hareketin, ve ancak sosyalizmi kurmak amacıyla, işçi sınıfının, müttefik ve destekleyicisi, emekçi sınıflarla birlikte iktidara gelmesinin işçi ve emekçi kitlelerin sorunlarına geçerli çözümler getirebileceğini ve ülkeyi, gerçek bir sanayileşme, hızlı kalkınma yoluna sokarak kısa zamanda çağdaş, en ileri ekonomik ve sosyal gelişme düzeyine ulaştırabileceğini, bilimsel bir doğru olarak kabul eder.»

Görülüyor ki kararın öteki bentlerinin yazılışı ve anlamı, bu kararın altıncı bendinin savunma doğrultusunda yorumuna elverişli herhangi bir dayanak sağlamakta değildir.

4 — Karardan önce Parti yetkililerinin Cumhurbaşkanına vermiş oldukları muhtırada ve karardan sonra yayınlanan birtakım bildirilerde hep anayasal hakların kullanılması olanağının eksiksiz tanınmasından söz etmiş olmalarının göz önünde tutulmaksızın kongre kararının yorumlanmasında başka dayanaklar aranmasının yolsuzluğu savunması da sonuç üzerinde etkili değildir; çünkü, bir metin ilk önce kendi tümü içinde anlam kazanır ve yazılışı bakımından onun doğrultusunda sayılabilecek başka belgeler yoruma temel tutulabilir. Yukarıda açıklandığı üzere kararın tümü ve onun doğrultusunda olan başka belgeler birlikte incelendiğinde, kongre kararında Anayasa sınırlan dışındaki birtakım eylemlerin kınanması ve anayasal sınırlar içinde işlemde ve eylemde bulunulmasının istenmesinden çok Anayasa sınırlarını aşan birtakım durumların gerçekleştirilmesine yönetilmiş yazıların ve sözlerin bulunduğu görülmektedir. Kaldı ki herhangi bir kişinin hukuka uygun olan birtakım eylemleri arasında hukuka aykırı birkaç eylemde bulunması her zaman olabilir bir durumdur ve o kişi hukuka aykırı eyleminin sonuçlarıyla karşılaşır ve bu sonuçlarla karşılaşmasına onun hukuka uygun davranışları hiç bir zaman engel sayılamaz. Sözün kısası Kongre kararının 6. bendi ile Parti Anayasa ve Siyasî Partiler Kanununa aykırı davranmış olduğundan bunun hukukî sonucuna katlanması hukuk açısından olağandır.

5 — Davalı Partinin Kürt dili ve kültürünü korumak, geliştirmek veya yaymak ve böylece azınlık yaratmak yolunu benimsemiş olmadığı savunması da yerinde değildir; daha yukarıda sözü edilen (Ders notları)ndaki «Bu yetmezmiş gibi, Kürtler dillerini konuşamazlar, bu kınanır. Kültürlerini geliştiremezler, kendi dilleri ile okuyup yazamazlar; yasaktır.) sözleri, Partinin Kürt dilini ve kültürünü hem koruma, hem de geliştirme çabasında olduğunu açık, seçik göstermektedir.

6 — Parti programına 3 Kongrekararında Doğu sorununun ele almmasiyle 4. Kongre kararındaki ele almışı arasında öz yönünden başkalık bulunmadığı, biçim yönünden olan değişikliğin ise, konunun ele alınmasının zamanla gelişmesinin sonucu bulunduğu, son zamanlarda girişilen yoğun biçimde Anayasa dışı eylemlerin de konunun el alınmasında biçim değişikliğine yol açtığı savunmaları yersizdir. Çünkü metinler karşılaştırılınca değişikliğin bu nedenlerle ilintisi görülememektedir.

Türkiye İşçi Partisinin 10/2/1964 günlü, (İzmir’de toplanan) 1. Büyük Kongresinde kabul edilen programın 110. ve 111. sahifelerinde şu sözler yer almıştır :

«Doğu kalkınması Türkiye İşçi Partisinin memleket kalkınmasını gerçekleştirirken hemen ve titizlikle göreceği hizmetlerden birisi olacaktır. Bugün doğu ve güneydoğu illerimiz büyük vatandaş ve memur kitlesi gözünde bir mahrumiyet bölgesidir. Kamu hizmetleri bu bölgede yok denecek kadar azdır. Bölgenin ekonomik geriliğine paralel olarak buradaki vatandaşlar sosyal ve kültürel bakımdan geri durumdadırlar. Üstelik bu vatandaşlarımızdan Kürtçe ve Arapça konuşanlar veya Alevî mezhebinden olanlar bu durumları sebebiyle ayırıma uğramaktadırlar. Bunun doğurduğu çetin meselelerle karşı karşıyayız. Ulusal menfaatlerimize en uygun, en insanca çözüm yollarım bulmak, ihmal edilmiyecek bir yurt vazifesidir. Bu yurttaşlarımız bugüne kadar genel olarak Devlete vergisini ödemiş, yurt savunmasında kanını akıtmış ve emeğini esirgememiştir. Buna karşılık hak ettikleri yurttaşlık nimetlerinden tam olarak yararlandırılmamışlardır. Bu gerçekleri olduğu gibi kabul etmek, meselenin yurt yararına ve yurttaş yararına çözümü için ilk şarttır. Meseleyi bu gerçekçi yoldan ele alan Türkiye İşçi Partisi bu yurttaşlarımıza tam bir yurttaş muamelesi yapacaktır. Anayasa’da tanınan hak ve hürriyetlerden bu yurttaşlarımızın da yararlanmaları sağlanacaktır. Anayasamızın 12. maddesinde yurttaşlar arasında din, dil, ırk, sınıf ve zümre ayırımı gözetilmeyeceği yazılıdır; Anayasamızın bu emri harfi harfine yerine getirilecektir. Türkiye İşçi Partisi Doğu ve Güneydoğu illerimizi bir mahrumiyet bölgesi olmaktan kurtaracaktır. Şimdiye kadar ihmal edildikleri de göz önünde bulundurularak ilk ağızda okulun, fabrikanın, hastanenin, kütüphanenin, tiyatronun, yolun çoğu bu illerde açılacaktır. Türkiye İşçi Partisi Anayasa’nın 3. maddesinde belirtildiği gibi Türkiye’nin, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğunu ifade eder ve her türlü bölücülüğü ve bölgeciliği kesinlikle reddeder.»

Burada yazılanlar incelendiğinde, doğu bölgesinin ekonomik toplumsal ve kültürel bakımdan geri durumda bulunduğu, bölgede Kürtçe, Arapça konuşan ya da Alevî mezhebinden olanların bu durumları nedeniyle ayırıma uğratıldıkları, bunun doğurduğu çetin sorunlara ulusal yararlara en uygun, en insanca çözüm yollarını bulmanın savsanamayacak bir yurt ödevi olduğu, Partinin yurt kalkınmasını gerçekleştirmekte ilkin ve titizlikle göreceği işlerden birisinin Doğu kalkınması olduğu buradaki yurttaşların yurttaşlık görevlerini gereğince yapmış olmalarına karşılık hak ettikleri yurttaşlık nimetlerinden eksik olarak yararlandırıldıkları, Türkiye İşçi Partisinin bu yurttaşlara karşı gereği gibi davranacağı, Anayasa’da tanınan haklardan ve özgürlüklerden bu yurttaşların da yararlanmalarını sağlayacağı, Anayasa’nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesini harfi harfine uygulayacağı, ilk ağızda okulu, fabrikayı, hastaneyi, kitaplıkları, tiyatroyu, yolun çoğunu bu illerde açacağı, Anayasa’nın 3. maddesinde belirtildiği üzere Türkiye’nin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bir bütün olup her türlü bölücülüğü ve bölgeciliği kesinlikle reddettiği anlaşılmaktadır. Görülüyor ki burada anlatılanlar, tüm olarak anayasal haklardan ve Anayasa’nın sağlamak istediği yararlardan bu bölgenin öncelikle pay almasını savunmakta ve Partinin bu konuda önemle duracağını bildirmektedir. Bu yönlerle 4. Büyük Kongre kararının anlatmak istediği yönler karşılaştırıldığında yalnızca Kürtçe konuştukları için birtakım yurttaşlara
ayırımcı işlemler yapıldığı ve doğunun çok geri kalmış bir bölge olduğu yönünün ortak bulunduğu, buna karşılık 4. Kongre kararında doğu sorununun yalnızca bir Kürt sorunu olarak ele alındığı ve bunun yalnızca kalkınma sorunu olarak nitelendirilmesinin reddolunduğu, burada Anayasa dışı herhangi bir erek ileri sürülmemesine karşılık 4. Kongre kararında Anayasa dışı birtakım isteklere de yer verildiği ve konunun duyarlı yanı göz önünde tutularak burada Partinin her türlü bölücülüğe ve bölgeciliğe karşı olduğu belirtilerek herhangi bir yanlış yorumun önlenmesi yoluna gidilmiş iken 4. Büyük Kongre kararında buna değinilmeyip tam tersi bir tutumun benimsendiği ve sonuç olarak programla son kongre kararı arasında yalnız yazılış biçiminden değil, öz bakımından da temel başkalıklar olduğu görülmektedir.

Bir konunun zamanla işlene işlene daha ayrıntılı ve daha geniş olarak ele alınması olağandır. Ancak bu, konunun özünde hukuka aykırı nitelikte bir değişiklik olmasını hiç bir zaman haklı kılmaz. Bundan başka, savunmada ileri sürüldüğü gibi, son zamanlarda girişilen bir takım eylemlerin Anayasa’ya aşırı ölçüde aykırı bir nitelik kazandığı var sayılsa bile, buna karşı tepki göstermek düşüncesi herhangi bir partinin programı dışına taşarak halk üzerinde bölücü ve ayırıcı etkisi olacak bir takım sözler söylemesini ya da tutumlar benimsemesini gerekli kılmaz. Bunun yolu olsa olsa olayların eskiye göre çok ağır bir nitelik kazandığını bunun hiçbir zorunlukla haklı gösterilemeyeceğini hukuk sınırları içinde, gereğince sert bir dille yansıtmaktır.

III — İnceleme sonunda ortaya çıkan duruma göre verilecek kararın belirlenmesi:

Yukarıda ayrıntılarıyla gösterilen gerekçelere ve incelenen belgelerde partice ileri sürülen görüş ve benimsenen tutumlara göre davalı Türkiye İşçi Partisi, Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinin (Siyasî partilerin faaliyetleri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır.), 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun dördüncü kısmında yer alan 89. maddesinin (Siyasî Partiler, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür farklılıklarına yahut dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler. Siyasî partiler Türk dilinden ve kültüründen gayrı dil ve kültürleri korumak veya geliştirmek veyahut yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler.) kurallarına aykırı davranmış bulunmaktadır. Bu ilkelere aykırı davranan bir partinin ise, Anayasa’­nın 57. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin (Bunlara uymayan partiler temelli kapatılır.) kuralı ile 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 111. maddesinin 2 sayılı bendinin, (Parti Genel Kongresince veya Merkez Karar Organı veya Merkez Yönetim Organınca bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınması ya da genelge veya bildiriler yayınlanması durumunda Anayasa Mahkemesince siyasî partinin kapatılmasına karar verileceğini) bildiren kuralı uyarınca temelli kapatılması gerektiğinden, davalı parti temsilcilerinin savunmalarının reddi ile Türkiye İşçi Partisinin temelli kapatılmasına, 64$ sayılı Kanunun 115. maddesinin gerekleri yerine getirilmek üzere kararın örneklerinin Başbakanlığa İçişleri ve Maliye Bakanlıkları ile Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Anayasa’ya aykırı davrandığı anlaşılan Türkiye İşçi Partisinin, Anayasa’nın 57. maddesi, Siyasî Partiler Kanununun 89. maddesi ile 111. maddesinin iki sayılı bendi uyarınca temelli kapatılmasına, karar örneklerinin 648 sayılı Kanunun 115. maddesinin gerekleri yerine getirilmek üzere Başbakanlığa, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları ile Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, oybirliğiyle 20/7/1971 gününde karar verildi.

Başkan
Muhittin Tavlan
Üye
Şahap Arıç
Üye
Halit Zarbun
Üye
Lütfi ömerbaş
Başkan Vekili
Avni Givda
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Ziya önel
Üye
Fazü Uluocak
Üye
Recai Seçkin
Üye
Kâni Vrana
Üye
Sait Koçak
Üye
Ahmet Akar
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Şevket Müftilgil
Üye
Ahmet H. Boyacıoğlu

Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi

0
Irk-Ayrımcılığının-Ortadan-Kaldırılması-Komitesi-1050x525

Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi(The Committee on the Elimination of Racial Discrimination (CERD),  Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilen ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe giren Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin denetimini sağlamak üzere kurulan ve bağımsız uzmanlardan oluşan bir organdır.

Komite Toplantılarından bir kare

Komite, tarafsızlıkları ve yüksek ahlaki duruşlarıyla tanınan 18 uzmandan oluşmakta, üyeleri dört yıllık süre için taraf devletler tarafından seçilmektedir. Seçimler iki yıllık aralıklarla üyeliklerin yarısı için yapılarak komite yenilenmekte, dünyadaki farklı coğrafi bölgeler, farklı uygarlıklar ve adalet sistemlerinin temsil edilmesi amaçlanmaktadır. CERD özerk bir yapıdır ve Komite’deki uzmanlar kendi şahsi sıfatlarıyla seçilmektedir. Komite üyeleri görev süreleri dolmadığı sürece hiçbir organ ve makam tarafından azledilememekte ve kendi istekleri dışında değiştirilememektedir. Komite toplantıları genellikle Birleşmiş Milletlerin New York’taki Genel Merkezi’nde ya da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler ofisinde gerçekleştirilmektedir.

  • Türkiye’den Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gün Kut, 2010 yılından itibaren komitede görev almış; 2018-2021 döneminde görev yapacak üyelerin belirlenmesi amacıyla 22 Haziran 2017 tarihinde New York’ta yapılan seçimlerde Türkiye tarafından tekrar aday gösterilmiş ve Komite’de boşalan 9 yer için 15 adayın yarıştığı seçimlerde 128 oy alarak seçimleri ön sıralarda kazanmıştır. 
Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin Amacı ve Misyonu 

Sözleşmenin etkili şekilde uygulanması için kurulan Komite, Birleşmiş Milletler tarafından Devletlerin özel bir insan hakları sözleşmesi altındaki sorumluluklarını yerine getirmek üzere gerçekleştirdikleri faaliyetleri izlemek ve gözden geçirmek için kurulmuş ilk yapılanmadır. Sözleşme’ye göre kendi iç tüzüğünü oluşturmaktadır.  Komitenin ve üyelerinin dışarıdan talimat alması yasaktır.

Sözleşme gereğince bütün devletler Taraf Devletler, hakların nasıl uygulandığına dair Komiteye düzenli olarak raporlar sunmakla yükümlüdür. Devletler, sözleşmenin uygulamasına başladıktan bir yıl sonra ve her iki yılda bir rapor vermek zorundadır.

Komite Toplantısı

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi gereğince, Komite öneri ve genel tavsiyelerde bulunabilmekte, bu öneri ve tavsiyeler taraf devletlerin yorumlarıyla birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bilgisine sunulmaktadır.

Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin Denetim Şekli 

CERD, sözleşme ile devletlerin üstlendiği ırk ayrımcılığı ile mücadele etme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini denetlemek için üç farklı yöntem uygulamaktadır.

Bu prosedürlerden birincisi, sözleşmede de öngörüldüğü üzere taraf devletlerin komiteye düzenli olarak rapor sunma yükümlülüğüdür. Komite, devletlerin verdiği her raporu incelemekte ve endişelerini ve tavsiyelerini taraf devlete sonuç gözlemleri olarak sunmaktadır.

Sözleşme ile öngörülen prosedürlerden ikincisi, devletlerin sözleşme ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen diğer devletleri şikayet etmesi yoludur.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

Öngörülen üçüncü prosedür ise bireysel başvuru olarak tanımlanan, ırk ayrımcılığına maruz kaldığını iddia eden kişi ya da grupların Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesine başvurarak vatandaşı olduğu devletleri şikayet etmesi yoludur. Bu yöntem sözleşmeye taraf olan ve Komiteye yapılan şikayetleri kabul etme yetkisini tanıyan devletler açısından geçerlidir. Türkiye Komitenin bu yetkisini kabul etmemiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, 2019 yılı itibariyle 181 ülke tarafından imzalanmış ya da onaylanmıştır.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesini kabul eden ülkeler haritası

Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamış, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin onaylanmasına ilişkin 13 Mayıs 2002 tarihli ve 2002/4171 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve resmi Türkçe çeviri, 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşmenin onay belgeleri 16 Eylül 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş; sözleşme Türkiye’de 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını ve Sözleşme’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel sınırları itibariyle onaylanmış bulunduğunu ifade eden iki beyanda bulunmuş ve Sözleşme’nin yorum veya uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkların Uluslararası Adalet Divanı’na intikal ettirilmesini düzenleyen 22. maddesiyle bağlı sayılmayacağını ifade eden bir çekince koymuştur.

Sözleşmenin Öngördüğü Tedbirler

Sözleşme, devletlerin ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmak için üstlenmeye karar verdikleri önlemleri belirlemektedir. Taraf Devletler; eğitim, öğretim, kültür ve bilgi alanlarında önyargılarla savaşmak ve milletler ve ırksal ya da etnik gruplar arasında anlayış, tolerans ve dostluğu yaygınlaştırmak için harekete geçmeyi taahhüt etmektedir.

Sözleşme, ırk ayrımcılığının tasfiye edilmesi için; yargı yerleri ve adalet dağıtan her türlü organ önünde eşit muamele görme hakkı; kişi güvenliği hakkı; siyasal haklar; seyahat özgürlüğü; vatandaşlık hakkı; evlenme ve eşini seçme hakkı; tek başına veya başkaları ile birlikte mal ve mülke sahip olma hakkı; miras hakkı; düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı; fikir ve ifade özgürlüğü hakkı; barışçıl bir biçimde toplanma ve örgütlenme özgürlüğü hakkı; çalışma, işini serbestçe seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma, işsizliğe karşı korunma, eşit işe eşit ücret, adil ve elverişli gelir hakları; sendika kurma ve sendikalara girme hakkı; barınma hakkı; sağlık, tıbbi bakım, sosyal güvenlik ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkı; eğitim ve öğrenim hakkı; kültürel faaliyetlere eşit olarak katılma hakkı; ulaşım araçları, oteller, restoranlar, kafeteryalar, tiyatrolar ve parklar gibi halkın kullanımı için tasarlanmış yerlere ve hizmetlere eşit olarak ulaşma hakkı gibi ekonomik, sosyal ve kültürel hakları düzenlemekte; tüm bu hakların temini için etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkını vermekte; ırkçı propaganda ve faaliyetleri ise tamamen yasaklamaktadır.

Sözleşme uyarınca taraf devletler;
  • Bireylere, kişi gruplarına ya da kurumlara yönelik ırk ayrımcılığı hareketleri ve uygulamalarına dâhil olmamayı ve kamu yetkilileri ve kurumlarının böyle davranmasını sağlamayı;
  • Kişi ya da kurumların ırk ayrımcılığını himaye etmeme, savunmama ve desteklememeyi;
  • Hükümet politikaları ile ulusal ve yerel politikaları gözden geçirmeyi ve ırk ayrımcılığı yaratan ya da uygulayan kanun ve düzenlemeleri değiştirmeyi ya da yürürlükten kaldırmayı;
  • Bireylerin, grupların ve kurumların gerçekleştirdiği ırk ayrımcılığını yasaklamayı ve sonlandırmayı;
  • Birleşmeci ya da çok ırklı örgütler ve hareketler ile ırklar arasındaki engelleri ortadan kaldıracak diğer araçları cesaretlendirmek ve aynı zamanda ırksal bölünmeyi güçlendirme eğilimi olan her şeyin cesaretini kırmayı taahhüt etmektedir.
Türkiye Denetim Raporları ve Türkiye’nin Komite’ye sunduğu raporlar

Türkiye Sözleşme kapsamında ilk raporunu 2007 yılında sunmuştur.

Türkiye’nin Komiteye Sunduğu Rapor/ Türkçe Metin- 2007 

  • Türkiye, Üçüncü Periyodik Rapor, 13 Şubat 2008, CERD/C/TUR/3

Raporun İngilizce metni

  • Türkiye, Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Periyodik Rapor, 17 Nisan 2014, CERD/C/TUR/4-6

Raporun İngilizce metni

Komite’nin Türkiye’ye ilişkin sonuç gözlemleri
  • Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi, Sonuç Gözlemleri: Türkiye Üçüncü Periyodik Rapor, 24 Mart 2009, CERD/C/TUR/CO/3

Raporun İngilizce metni

 

 

Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesi

0

Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesi(BELFAST CHARTER FOR HEALTHY CITIES), 4 Ekim 2018 tarihinde, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında, Belfast’ta kabul edilmiştir. Metnin Türkçe’ye tercümesi Sağlıklı Kentler Birliği tarafından yaptırılmıştır.

Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesi
KOPENHAG BELEDİYE BAŞKANLARI MUTABAKATI: HERKES İÇİN DAHA SAĞLIKLI VE MUTLU ŞEHİRLER BELGESİNİN HAYATA GEÇİRİLMESİ
Özet

Bu bildirge, Avrupa’daki şehirlerin politik liderlerinin, Mayıs 2018’de Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen Dünya Sağlık Örgütü’nün 13. Genel Programına uygun olarak, sağlığı ve esenliği artırma, dünyayı güvende tutma ve savunmasız kişileri korumaya yönelik taahhütlerini ifade eder.

Bu, sağlık ve esenlik, sağlık alanında eşitlik, sürdürülebilir kalkınma ve insan hakları alanındaki çalışmaların güçlendirilmesi ve desteklenmesi ile sağlanacaktır. Bu bildirge ayrıca, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler hareketinin 30 yıllık bilgi, deneyim ve halk sağlığı başarılarını kutlamakta ve temel almaktadır.

Bildirge,

Sağlıklı Şehirlerin değer ve ilkelerine bağlılığını teyit eder ve Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ile Şubat 2018’de Ağ tarafından kabul edilen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Belediye Başkanları Kopenhag Mutabakatından ilham alır.

Bu bildirge, günümüzün ortak ve birbirine bağlı küresel halk sağlığı ve esenlik sorunlarının çözümüne yönelik etkili ve verimli yaklaşımları belirlemek için yeni fırsat ve kanıtlara dayanan öncelikli eylemleri belirlemektedir. Özellikle belediye başkanlarını, politikacıları ve yerel yönetimlerin yetkililerini, sağlık ve refahı teşvik etmek ve sağlık eşitsizliklerini azaltmak için bütün devlet ve bütün toplum yaklaşımlarını kolaylaştırma konusunda liderliklerini artırmaya çağırmaktadır. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının (2019–2024) planlarını ve önceliklerini incelemekte, bölgesel ve ulusal hükümetler ile DSÖ’nün bu yaklaşımları nasıl destekleyip, faydalanabileceğini belirlemektedir.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı VII. Fazındaki Politik Beyanlar ve Taahhütler
4 Ekim 2018
Politik Beyan

Bizler, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesinde (DSÖ) bulunan büyükşehir, şehir ve kentsel alanların belediye başkanları ve siyasi liderleri olarak, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığının Belfast kentinde gerçekleştirilen 2018 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansı’nda Sağlıklı Şehirler hareketinin değer ve ilkelerine bağlılığımızı teyit etmek için bir araya geldik.

Gittikçe daha fazla kentleşen ve küreselleşen bir dünyada, şehirlerimizi sağlıklı, güvenli, adil, kapsayıcı, esnek ve sürdürülebilir kılmak için hem bireysel hem de toplu olarak örnek teşkil edeceğiz.

Sağlıklı Şehirler, yönetişim, güçlendirme ve katılım yoluyla sağlığı ve refahı arttırır, eşitlik ve toplum refahı için kentsel alanlar yaratır ve barışçıl, sürdürülebilir ve daha güçlü bir gezegen için insanlara yatırım yapar. Sağlıklı Şehirler eşitsizliklerle mücadele ederek, inovasyon, bilgi paylaşımı ve sağlık için şehir diplomasisi yoluyla sağlık ve esenliğe yönelik liderliği ve yönetişimi destekleyerek örnek oluşturur.
Aşağıdakileri kabul ediyoruz:

  • Vatandaşlarımızın refahı, sağlığı ve mutluluğu, hamilelik ve doğum da dahil olmak üzere yaşamın tamamında sağlığın ve esenliğin belirleyicilerini ve bulaşıcı olmayan hastalıklar dahil olmak üzere ölümlerin ve sakatlıkların ana nedenleri şekillendiren ve ele alan siyasi tercihlere vereceğimiz önceliklere bağlıdır;
  • Kentsel yaşamın kalitesi; sosyal, politik, ticari ve çevresel belirleyiciler ve bu belirleyicilerin sağlık ve refaha olan etkileri konusunda yapacağımız acil müdahalelere bağlıdır; ve
  • Canlı, barışçıl, çok kültürlü ve uyumlu topluluklar için gerekli olan sosyal çeşitlilik ve güven, ancak artan toplumsal bölünmelere ve sağlık ile esenlik alanlarındaki eşitsizliklere neden olan politikalara karşı koyarsak teşvik edilebilir. Bu nedenle, şehirlere ve onların beşeri sermayesi olan halka ve doğal sermayeye yatırım yapılmasını güçlü bir şekilde savunacağız ve bütün toplum ve bütün yönetim yaklaşımlarını kullanarak diğer paydaşlarla birlikte hem şehrimiz içerisinde hem de şehirler arasında şehir sağlık diplomasisine daha güçlü bir şekilde katılacağız.
Aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:
  • İyi uygulama örneklerinin, öğrenim, işbirliği ve yenilikçilik örneklerinin küresel ve bölgesel olarak paylaşılması için bir ağ olarak ve kanıt ile uygulama temelli çalışmaların geliştirilmesi ve uygulanmasında kilit bir ortak olarak hareket edeceğiz;
  • Ulusal ağlarımız aracılığıyla daha iyisağlık ve refah için yönetimin tüm seviyelerinde uyum göstereceğiz ve ulusal düzeyde kapasite oluşturmak amacıyla bir platform olarak hareket edeceğiz; ve
  • Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde belirtilenler de dahil olmak üzere ve Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes için Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler kapsamına uygun olarak küresel ve bölgesel önceliklerin yerel düzeyde uygulanması için bir partner ve yardımcı olarak hareket edeceğiz;
  • Dünya Sağlık Örgütü’nün, Mayıs 2018’de gerçekleştirilen Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen On Üçüncü Genel Programına uygun olarak dünyayı güvende tutmak, sağlığı geliştirmek ve savunmasız gruplara hizmet etmek için DSÖ ile birlikte çalışacağız. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının hem yönetimlerdeki hem de toplumdaki tüm paydaşları bir araya getirerek, dünyadaki tüm şehirlerde herkes için sağlığı daha iyi hale getirmesini ve bunu teşvik etmesini ve hem şehirler hem de ülkeler içerisinde ve arasında eşitsizlikleri azaltmasını sağlamak için ve daha sağlıklı, mutlu ve daha sürdürülebilir bir geleceğin temel taşı haline gelmesi için hem birlikte ve hem de ayrı ayrı çalışacağız. Dünyanın her yerindeki tüm belediye ve sağlık liderlerini ve şehirlerde yaşayan herkesi bu amacımızda bize katılmaya çağırıyoruz. Birlikte başarabiliriz.
Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes İçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler Belgesinin Uygulanmasına Yönelik Taahhütler

DSÖ Avrupa Bölgesindeki kentlerin, büyükşehirlerin, şehir bölgelerinin ve kentsel bölgelerin belediye başkanları ve siyasi liderleri olarak, 4 Ekim 2018’de Belfast, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığında düzenlenen ve önümüzdeki altı yıl boyunca çalışmalarımıza ilham verecek ve rehberlik edecek olan DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazını başlatan 2018 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansı’nda bir araya geldik ve aşağıdakileri taahhüt ettik:

1. 13 Şubat 2018 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde gerçekleştirilen, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Zirvesi’nde kabul edilen Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes için Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesini yürütmek ve uygulamak için DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının VII. Fazı kullanılacaktır.

2. DSÖ Tüzüğündeki “Ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına ulaşılması ırk, din, politik inanç, ekonomik ya da sosyal durum ayrımı olmaksızın her insanın temel haklarından iridir” ilkesini temel alan ve 2014 Sağlıklı Kentler Atina Deklarasyonunda yer alan eşitlik, yetkilendirme, ortaklık, dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma ile ilgili ilke ve değerleri (bkz. Kutu 1) teyit ediyoruz ve politikalarımızı bunlar üzerine inşa edeceğiz.

Kutu 1

Sağlıklı Kentlerin İlke ve Değerleri Eşitlik: Sağlık alanındaki eşitsizliklerle mücadele etmek ve hassas ve sosyal olarak dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına önem vermek (buradaki eşitsizlik kavramı sağlık alanındaki adaletsizlik ile kötü sağlığın hakkaniyetli olmayan ve engel olunabilecek sebeplerini tanımlamaktadır). Sağlıklı olma hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel tercih, yaş, engel veya sosyoekonomik koşullardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.

Katılımcılık ve güçlendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen karar verme süreçlerine bireysel ve toplu olarak katılmalarını sağlamak ve kendi kendine yeterli olmaları için fırsatlara erişim sunmak ve becerilerini geliştirmek.

Birlikte çalışma: Sağlıkta sürdürülebilir iyileştirme sağlamak ve bütünleşik yaklaşımlar uygulamak ve bunları araştırma ve değerlendirme çalışmalarıyla desteklemek için sivil toplum örgütleri ve resmi devlet kurumları haricindeki aktörler de dahil olmak üzere çok sektörlü etkili stratejik ortaklıklar kurmak.

Dayanışma ve dostluk: Sağlıklı Şehirler hareketindeki kentlerin sosyal ve kültürel  eşitliliğine saygı ve takdir yoluyla, ağ içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu içinde çalışmak.

Sürdürülebilir kalkınma: Ekonomik gelişmenin (ve ulaşım sistemlerinin de dahil olduğu tüm altyapıların) çevresel ve sosyal olarak sürdürülebilir olmasını sağlamak için çalışmanın gerekliliği: Günümüzün ihtiyaçlarını, karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerini engellememek.[/box]

3. Şehir ve yerel yönetimlerimizde sahip olduğumuz insan sağlığının ve esenliğinin koruyucusu olarak özgün liderlik rollerimizi yerel, ulusal ve uluslararası seviyelerde ortaya koyacağız ve bunun için tüm vatandaşlarımızı korumak ve geliştirmeye yönelik politik bağlılığımızı en üst düzeye taşıyacağız.

4. Kentlerimiz ve yerel yönetimlerimizdeki yönetişimin katılımcı ve şeffaf olmasını sağlayacağız ve politik açıdan sorumlu olduğumuz tüm vatandaşların sağlık ve esenlik alanındaki çıkarlarını temsil edeceğiz ve vatandaşların bu konulara tam katılımını sağlayacağız.

5. Şehirlerimizde yaşayan insanların sağlığını korumak, sağlık ve esenlikteki eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için (ve toplumdaki belirleyicileriyle mücadele etmek için, ki bunlar sadece insan onuruna zarar vermemekte, aynı zamanda sosyal istikrar, barışçıl ve uyumlu toplumlar, insani gelişme ve ekonomik performans için bir risk oluşturmaktadır) tüm sektör ve paydaşların birlikte çalışmasının gerekli olduğunu kabul ediyoruz.

6. Kentlerimizin sosyal ve ekonomik kalkınmasının ve yoksulluğun azaltılmasına, sosyal içermenin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik ilerlemenin ortaya konulabilmesi için halkımızın sağlık ve esenlik durumunu bir “barometre” (bir anahtar sonuç ölçüsü) olarak kullanacağız.

7. Çatışmalardan etkilenmiş ve çatışmalar yaşamış şehirler de dahil olmak üzere, barışa giden yolu oluşturmak için sağlığı kullanacağız; çatışmalardan etkilenerek yerlerinden edilmiş insanlara mal ve hizmetlerin erişimini sağlayacağız; insan ve sağlık güvenliğini iyileştireceğiz, şehirlerimizde şiddeti önleyeceğiz ve güvenliği iyileştireceğiz.

8. Barış ve savaş zamanlarında, büyük ekonomik krizler sırasında, değişen politik, sosyal, demografik ve epidemiyolojik ortamlarda, teknolojik gelişmeler ve yeni bilimsel kanıtların ortaya çıkışı sırasında sürekli olarak gelişen dinamik bir kavram ve hareket olan Sağlıklı Şehirleri desteklemeye devam edeceğiz; ve aynı zamanda ortaya çıkmakta olan halk sağlığı tehditlerine yönelik yeni problem çözme yaklaşımları ve eylem stratejileri ile bunların kentsel çevre üzerindeki etkilerini de destekleyeceğiz (bkz.

Kutu 2
DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının stratejik yaklaşımları
    • Sağlık ve esenliği şehirlerin ve yerel yönetimlerin sosyal ve politik gündemlerinde üst sıralara taşıyan çalışmaları teşvik etmek.
    • Sağlık, esenlik ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını ve eylemlerini yerelde teşvik etmek (sağlık ve refahın belirleyicileri konusunda çalışmak), bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele etmek ve eşitsizlikleri azaltmak ve Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde belirtilen ilkeler için çalışmak.
    • Sağlık ve esenlik, tüm politikalarda eşitlik ve tüm politikalarda sağlık da dahil olmak üzere sağlık ve refaha yönelik entegre planlama için çok sektörlü, sektörler arası ve katılımcı yönetişimi teşvik etmek.
    • Sağlıklı Şehirler yaklaşımını şehirlerimizdeki okullar, iş yerleri ve diğer kamusal alanlarda uygulamak.
    • Avrupa Bölgesi genelinde tüm şehirlerde ve dünya genelinde sağlığı teşvik etmek için politika ve uygulama alanında uzmanlık, iyi kanıtlar, bilgi ve yöntemler üretmek.
    • Avrupa ve küresel olarak diğer şehirler arasındaki dayanışma, işbirliği ve çalışma bağlantılarının yanı sıra, yerel yönetimlerin ağları ile şehir sağlığı ve gelişimi ile ilgili diğer paydaşlarla ortaklıklar kurmak.
    • DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının erişilebilirliğini ve etkisini Avrupa Bölgesindeki tüm DSÖ Üye Devletlerinde arttırmak

9. İlgili Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği sözleşmelerine, bildirgelerine, tüzüklerine, stratejilerine ve eylem planlarına yerel ifadeler katarak, Sağlıklı Şehirler (1986–2018) ile ilgili önceki beyannameleri ve siyasi beyanları gündeme getireceğiz ve hayata geçmesi için çalışacağız (bkz. Ek 1).

10. Aşağıdakiler dahil, etkili ve verimli çalışmalar için yeni fırsat ve kanıtlardan yararlanacağız:

a) Son yıllarda DSÖ Avrupa Bölgesi ve ötesinde yaşam beklentisi, sağlık, teşhis ve tedavi olanakları, bilgi toplama, yayma ve erişim düzeylerini geliştiren bilimsel, farmakolojik, eğitici, iletişim ve okuryazarlık temelli yeni teknolojiler;

b) Sağlık ve refahın sosyal ve ticari belirleyicileri, kaynakların dağılımının ve toplumlarda kendi kaderini tayin etme kapasitesinin sağlık ve esenliği nasıl etkilediği konusunda ve sağlık eşitsizlikleri üzerine yeni bilgiler;

c) Sağlık, esenlik ve ekonomik performansın birbiriyle nasıl bağlantılı olduğuna ve yerel, ulusal ve uluslararası sağlık sistemlerinin insanlar, fikirler ve ürünlerle ilişkili olarak yenilikçilik, işverenlik, arazi sahipliği, üreticilik, tüketicilik ve rekabetçilik açısından ekonomileri nasıl etkilendiğine ilişkin yeni bilgiler;

d) Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı ve 2030 Gündemi ile uyumlu olarak, sağlık, sürdürülebilirlik, insanlar ve gezegenimiz üzerinde olumsuz etkilere sahip mevcut ekonomik modelden daha farklı olan, beşeri ve doğal sermayeye verilen değeri güçlendiren ve topluma odaklanan dönüştürücü bir ekonomik modele yeni bir vurgu yapmak;

e) Belediye başkanlarının ve diğer politika yapıcıların ve halk sağlığı savunucularının, “bütün devlet” ve “bütün toplum” yaklaşımlarıyla daha iyi bir işbirliğine olanak tanımak ve topluluklar, hükümetler ve iş dünyası temsilcileri dahil çeşitli aktörleri, koalisyonları ve ağları bir araya getirmek için yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını nasıl değiştirdiğine dair yeni kanıtlar; ve,

f) Belediye başkanlarının ve siyasi liderlerin, sağlık bakanlarının ve bakanlıkların ve halk sağlığı kurumlarının günümüzün zorlu politik ortamlarında faydalı bir şekilde kullanabilecekleri yeni roller (bakınız Kutu 3).

Kutu 3
Belediye başkanları ve siyasi liderler için sağlık alanında yeni roller

Belediye başkanları, siyasi liderler ve diğer üst düzey şehir ve yerel yönetim görevlileri sağlık ve esenliği şu şekilde geliştirebilir:

    • Tüm politikaların sağlık etkilerini dikkate alan genişletilmiş bir sağlık anlayışının benimsenmesi;
    • Çok paydaşlı katılımı daha iyi kullanmak ve karar vermeyi merkezden genele yaymak için tüm sektörlere çağrıda bulunmak;
    • Kaynakları tahsis etmek ve zamanı her şeyden öte sektörler arası güven ve anlayış oluşturmaya adamak;
    • Bakanlıklar, özel sektör (çıkar çatışmalarına dikkat ederek), topluluklardaki ortaklarla birlikte birbirine bağımlı ortak hedeflerin belirlenmesini kolaylaştırmak ve ağdaki üyeleri gözeten bir ağ yöneticisi rolünü üstlenmek; ve
    • Sağlık, sağlık eşitliği ve esenliğin temel bileşenleri olması gereken toplumsal değerler ve hedefler konusunda yerel, ulusal, bölgesel ve küresel diyaloğu desteklemek.
DSÖ ile ortaklık

11. DSÖ ile 30 senedir gerçekleştirmiş olduğumuz güçlü ortaklığa dayanarak, 2018 senesinin Mayıs ayında gerçekleştirilen Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen DSÖ’nün 13.Genel Çalışma Programını (bkz. Kutu 4) ve Sağlıklı Şehirler olarak söz konusu programın uygulanması, yerel ve ulusal seviyelerde ilerletilmesi görevlerimizi ve bunu destekleyecek bir platform olarak rolümüzü kabul ediyoruz;

12. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde yer alan bağlantılı üç stratejik önceliği uygulayacağız: genel sağlık kapsamını geliştirmek, sağlıkla ilgili acil durumları ele almak ve daha sağlıklı toplumlar oluşturmak.

13. Çocukların ve gençlerin sağlığını ve esenliğini daha etkili bir şekilde desteklemek için DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, Avrupa’da Sağlık için Okullar Ağı (SHE) ve DSÖ Sağlık Bölgeleri Ağı arasındaki işbirliğini güçlendireceğiz.

14. Bölgede bulaşıcı olmayan hastalıkların hala en yüksek hastalık yükü olduğunu dikkate alarak, 2030’dan önce bulaşıcı olmayan hastalıklardan dolayı meydana gelen erken ölümleri 30 oranında azaltmayı amaçlayan Sürdürülebilir Kalkınma Hedef 3.4’e ulaşmak için DSÖ ile işbirliği içinde çalışacağız ve şehirlerde en iyi uygulamaları hayata geçireceğiz.

15. DSÖ’nün 13. Genel Çalışma Programı’nın üç temel hedefi olan Dünyayı güvende tutmak, sağlığı geliştirmek ve hassas gruplara hizmet etmek için DSÖ ile işbirliği içinde çalışacağız.

16. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (SDG’ler) ortak politika çerçevemiz olarak memnuniyetle karşılıyor ve kabul ediyoruz ve kendimizi SDG’leri (bkz. Kutu 5) hayata geçirmek için çalışmaya adıyoruz.

17. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve ulusal ağların şehirlerinin, 2030 Gündemi ve SDG’leri uygulama konusunda platformlar, ortaklar ve araçlar ve etkileyiciler (bkz. Kutu 6) olarak hizmet vereceğini anlıyoruz ve bunu sağlamak istiyoruz.

Kutu 5
SDG’ler

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York eyaletinde 25 Eylül 2015 tarihinde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde 193 Üye Devletin tamamı tarafından kabul edilmiştir.

Küresel Hedefler olarak bilinen 17 SDG, yoksulluğu sona erdirmek, gezegeni korumak ve herkesin huzur ve refaha sahip olmasını sağlamak için evrensel bir mesajdır. Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin başarıları üzerine inşa edilmiştir ve diğer önceliklerin yanı sıra iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, yenilikçilik, sürdürülebilir tüketim, barış ve adalet gibi yeni alanlar da dahil edilmiştir. Hedefler birbiriyle bağlantılıdır ve çok sektörlü ve sektörler arası eylem gerektirmektedir (herhangi bir hedefe yönelik başarının anahtarı, bir diğeriyle ilişkili sorunların ele alınmasını içerir)

Hedef 1: Yoksulluğa Son

Hedef 2: Açlığa Son

Hedef 3: Sağlıklı Bireyler

Hedef 4: Nitelikli Eğitim

Hedef 5: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Hedef 6: Temiz Su ve Sıhhi Koşullar

Hedef 7: Erişilebilir ve Temiz Enerji

Hedef 8: İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme

Hedef 9: Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı

Hedef 10: Eşitsizliklerin Azaltılması

Hedef 11: Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam Alanları

Hedef 12: Sorumlu Tüketim ve Üretim

Hedef 13: İklim Eylemi

Hedef 14: Sudaki Yaşam Hedef

15: Karasal Yaşam

Hedef 16: Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar

Hedef 17: Hedefler için Ortaklıklar

Kutu 6.

Sağlıklı Kentlerin sağlık, esenlik ve hakkaniyet üzerindeki etkisi

Mevzuat: Kentler, düzenlemeler yoluyla arazi kullanımını, bina standartlarını ve su ve sanitasyon sistemlerini yönlendirmek, tütün ve alkol kullanımı kısıtlamaları oluşturmak ve uygulamak, daha sağlıklı beslenmeyi desteklemek, fiziksel aktivite fırsatlarını artırmak ve iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerini uygulamak için iyi bir konuma sahiptir.

Entegrasyon: Yerel yönetimler, sağlığı geliştirme, hastalıkları önleme ve sosyal ve finansal korumaya yönelik entegre stratejiler geliştirme ve uygulama becerisine sahiptir.

Çok sektörlü ve sektörler arası ortaklıklar: Kentlerin demokrasiden gelen gücü, yüksek kaliteli araştırmalar da dahil olmak akademik destek almasını ve birçok farklı ortamda birçok sektörden katkı elde etmesini sağlayacak otoriteyi ve onayı vermektedir.

Yerel halkın katılımı: Yerel yönetimler kendi şehirlerinde yaşayanlarla günlük olarak iletişim halindedir, onların endişelerine ve önceliklerine en yakın konumdadır ve insanların daha sağlıklı seçimler yapma imkanlarını artıracak şekilde hem kurumlarda hem de toplumda sağlık okuryazarlığını artırabilirler. Uygun olduğunda kar amacı gütmeyen sektörler, sivil toplum ve toplumsal grupların yanı sıra özel sektör ortaklıklar oluşturmak için eşsiz fırsatlar bulunmaktadır.

Sağlık ve esenlik için yönetişim: Yerel yönetimler, yerel düzeyde yerinde yönetişim sistemlerinin, VII. Faz süresince tüm insanların sağlığını ve esenliğini sürekli olarak iyileştirmek için en etkin şekilde kullanılmasını sağlama becerisine sahiptir.

Eşitlik odağı: Yerel yönetimler, yerel kaynakları harekete geçirme ve yoksul ve savunmasız nüfus grupları için daha fazla fırsat yaratma, cinsiyet eşitliğini artırma ve mülteci ve göçmenler de dâhil olmak üzere tüm şehir sakinlerinin haklarını koruma ve teşvik etme kapasitesine sahiptir.

18. Sağlıklı Şehirler yaklaşımını ulusal düzeyde uygulamak için Dünya Sağlık Örgütü’nü diğer Birleşmiş Milletler kurumları ile birlikte “Tek BM” yaklaşımıyla çalışmaya çağıracağız ve birlikte çalışma sayesinde artabilecek etkiyi gündeme taşıyacağız.

19. 2030 Gündemini, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazı için tam zamanında ortaya çıkan ve güçlü bir birleştirici çerçeve olarak kullanacağız.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının VII. Fazının Temaları ve Taahhütler

20. Kopenhag Mutabakatı: Herkes için Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesinin uygulanması için politik bağlılığın ve şehir ve yerel yönetimlerin Birleşmiş Milletler 2030 Gündemine katkıda bulunmasının temel önemde olduğunu kabul ediyoruz.

21. Kentlerde kalkınma ve şehir planlama çalışmalarına herkes için sağlık ve refahı entegre etmenin hem önemli hem de arzu edilen uygulamalar olduğunu kabul ediyor, bunun için hesap verebilirlik, şeffaf raporlama, açık ve büyük veri, kapsayıcı akıllı şehir teknolojileri ve DSÖ değerlendirme aracında ana hatları verilen sağlık ve esenlik alanındaki diğer dönüştürücü ve modern yönetişim araçlarının kullanılmasının gerektiğini anlıyoruz.

22. Faz VII’nin şehirleri, Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes İçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesini hayata geçirmek ve 2030 Gündemini ilerletebilmek için kilit paydaşları sağlık ve esenlik üzerinde çalışmak amacıyla bir araya getirme, inovasyon ve değişim potansiyeline sahip olma ve toplum genelinde yerel halk sağlığı sorunlarını ele lma konusundaki çabalarında destekleyeceğini ve teşvik edeceğini anlıyoruz.

23. Her şehrin ve kentsel alanın benzersiz olduğunu kabul ediyoruz ve şehirlerin Faz VII’nin temel hedeflerini ve ana temalarını yerel koşullara göre uygulayacağını ve toplum açısından azami sağlık ve refah alanında fayda sağlayabilecek öncelikli eylem alanlarını belirleyeceğini kabul ediyoruz.

24. Faz VII’nin temel hedeflerine ve ana temalarına ulaşmaya çalışırken farklı ve çeşitli giriş noktaları ve yaklaşımları kullanılacağını anlıyoruz.

25. Aşama VII, ortak inovasyonun oluşturulması ve uzmanlık ve deneyimin, şehirler arasında, ülkeler içinde ve ülkeler arasında ve tüm dünyadaki farklı WHO bölgeleri arasında aktif bir şekilde paylaşılması ve öğrenilmesi için benzersiz bir platform olarak kullanılacaktır.

26. Hedef ve ana temalar üzerinde çalışırken yeni kanıt ve bilgiler kullanılarak Sağlıklı Şehirlerin önceki fazlardaki temalarında yer alan hedefleri geliştirilecektir.

Hedefler ve temalar

27. Faz VII’ye yön vermiş olan Kopenhag Mutabakatı: Herkes İçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler Belgesinde yer alan aşağıdaki stratejik hedefler için kendimizi çalışmaya adayacağız:

  • Faz VII’deki şehirler ve ulusal ağlar, aşağıdaki yollarla sağlığı ve refahı güçlendirmeyi ve eşitsizlikleri azaltmayı taahhüt eder:

a) yönetişimin, güçlendirmenin ve katılımın iyileştirilmesi;

b) çocukluk ve ergenlik dönemleri dahil insanların tüm yaşamları boyunca sağlıklı gelişimini sağlayan, sağlığı teşvik eden ve koruyan ve eşitlik ve toplumsal refahı sunan kentsel alanlar tasarlamak;

c) Daha sağlıklı ve daha barışçıl bir gezegen için yerel politika ve stratejilerde insanlara yatırımı öncelikli hale getirmek.

  • Faz VII’deki şehirler ve ulusal ağlar, aşağıdaki yollarla, belediye idarelerinin işleyişinden başlayarak, yerel, ulusal ve küresel ölçekte örnek oluşturarak liderlik etmeyi taahhüt eder:

a) politika ve uygulamada inovasyon;
b) bilgi paylaşımı ve öğrenimi;
c) sağlık ve esenlik için şehir diplomasisi;
d) şehir düzeyinde politik tutarlılık;
e) belediye idareleri tarafından sağlık ve esenliğin teşvik edilmesi.

  • Aşama VII’deki şehirler ve ulusal ağlar aşağıdakiler aracılığıyla DSÖ’nün stratejik önceliklerinin uygulanmasını destekleyecektir:

a) yerel ve ulusal düzeyde uygulama için bir ortak ve yardımcı olarak hareket etmek;
b) yerel düzeyde evrensel sağlık kapsamını hayata geçirmek için çalışmak;
c) her okul öncesi kurumun ve okulun sağlığı teşvik etmesini ve sağlık, sosyal ve
çevre okuryazarlığına katkıda bulunmasını sağlamak;
d) ortak ve birbirine bağlı küresel halk sağlığı sorunları ile mücadele etmek;2
e) yerel hizmet sunumunu dönüştürmek;
f) barışçıl ve kapsayıcı toplumları teşvik etmek;
g) yerel düzeyde halk sağlığı kapasitesini geliştirmek;
h) demografik değişim ve göçün meydana getirdiği zorluk ve fırsatlar üzerinde çalışmak;
ı) tüm yönetişim seviyeleri arasında tutarlılık oluşturmak.

28. Faz VII’de sağlık alanındaki eşitsizliklerin giderilmesi ve sağlık ve esenliğin geliştirilmesi için sistematik çalışmalar bütün yönetim ve bütün toplum yaklaşımları, güçlü ve sürdürülebilir siyasi destek ve yerelde halk sağlığı kapasitesinin geliştirilmesine önem verilerek desteklenecektir.

29. Sağlık ve esenlik için etkili liderliğin, politik bağlılık, vizyon ve stratejik bir yaklaşım, destekleyici kurumsal düzenlemeler, ağ çalışmaları ve benzer amaçlarla çalışan diğerleriyle bağlantı kurulmasını gerektirdiği bilinmektedir.

30. Yerelde sağlık alanında liderliğin şu anlama geldiğini kabul ediyoruz: sosyal ve ekonomik kalkınmada sağlığın önemi hakkında bir vizyon ve anlayışa sahip olmak; yeni ortaklıklar ve ittifaklar kurmayı taahhüt etmek ve bu inanca sahip olmak; resmi ve gayri resmi yerel aktörlerin sağlık ve refah alanında hesap verebilirliğini teşvik etmek: yerel eylemleri ulusal politikalarla uyumlu hale getirmek; değişiklik öngörmek ve buna uygun planlama yapmak; nihai olarak tüm vatandaşlar için ulaşılabilir en yüksek sağlık düzeyine erişmeleri konusunda bir koruyucu, kolaylaştırıcı, katalizör, savunucu ve gözetici olarak hareket etmek.

31. Çocuk ve ergenlerin fiziksel, zihinsel ve sosyal refahı ve erken çocukluk gelişimi üzerine eylemleri içeren yaşam tarzı yaklaşımını kullanarak politikalar ve müdahaleler geliştirmek; Sağlıklı bir şehirde yer alan her okulu sağlık ve esenliği teşvik eden bir ortam haline getirmeye yardımcı olmak; bulaşıcı olmayan hastalıklara ilişkin risk faktörleriyle mücadele etmek; istihdam ve çalışma koşullarını ve yaşam boyu öğrenmeyi geliştirmek; yaşlı insanların yaşam koşullarını iyileştirmek; özellikle azınlıklar ve göçmenler de dahil olmak üzere savunmasız ve marjinal gruplar için sosyal hizmetleri geliştirmek ve yoksulluğu azaltmak; toplumun dayanıklılığını güçlendirmek; sosyal içerme ve uyumu artırmak; ve cinsiyet eşitliğini ana akım politikalara dahil etmek.

32. Gençlerin sağlık hizmetlerine erişimini ve beceri geliştirme fırsatlarını desteklemek için yapılan çalışmalar dahil olmak üzere, gençlerin katılımı ve güçlendirilmesi için yenilikçi politikalar, çözümler ve modeller geliştirmek; zorlukları aşmak için sektörler arası mekanizmaları kullanmak; mevcut politikalarda gençlerin ihtiyaçlarını göz önüne almak; gençlik politikaları için yenilikçi finansman mekanizmalarını araştırmak ve programlama çalışmalarını sektörler arası bir anlayışla yapmak.

33. Faz VII’deki ana temaların Kopenhag Mutabakatı: Herkesiçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler’in altı temasına dayandığını kabul etmek:

a) şehirlerimizi oluşturan insanlara yatırım yapmak;
b) sağlığı ve refahı iyileştiren kentsel mekanlar tasarlamak;
c) sağlık ve esenlik için daha fazla katılım ve ortaklıklar;
d) toplumsal refahın ve ortak mal ve hizmetlere erişimin iyileştirilmesi;
e) kapsayıcı toplumlar aracılığıyla barışı ve güvenliği teşvik etmek;
f) gezegenin bozulmasını önlemek ve bunun için sürdürülebilir tüketim ve üretim de dahil olmak üzere örnek oluşturarak liderlik etmek.

34. Altı temanın hayata geçirilebilmesi için, ayrı eylem alanları olmadığının, birbirine bağlı, bölünmez ve karşılıklı olarak destekleyici olduğunun anlaşılması ve birlikte ele alınması gerekir.

35. DSÖ, diğer Birleşmiş Milletler kuruluşları ve diğer işbirliği yapan kurumlar tarafından desteklenen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının ana temalarına odaklanacağız ve öğrendiklerimizi Avrupa ve ötesinde tüm şehirlere fayda sağlamak için paylaşacağız.

İşbirliği ve ortaklık

36. DSÖ ile 30 yıllık başarılı bir işbirliği ve ortaklığı daha da geliştirmeye ve sağlıklı şehirler hareketi ve deneyimlerini dünyadaki tüm DSÖ bölgelerine ulaştırmak için çabalayacağız.

37. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağını, DSÖ Yaşlı Dostu Şehirler Ağı ve DSÖ BreatheLife Girişimi gibi diğer küresel ağların Avrupa bölümü olarak kullanmak da dahil olmak üzere, şehirlerin diğer bölgesel ve küresel ağlar ve ortaklıklara katılımı için bir platform ve şemsiye olarak kullanacağız.

38. 2017 Sağlıklı Şehirler Pécs Deklarasyonu üzerinden DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, DSÖ Sağlık Ağı Bölgeleri ve SHE ağı arasındaki işbirliğini güçlendireceğiz. Sağlıklı bir Şehirdeki tüm okulların, herkes için sağlığı ve refahı teşvik eden, kalıplaşmış yargılar veya ayrımcılıkla mücadele eden ve eşitsizliklerin azaltılmasına katkıda bulunan yerler haline getireceğimizi taahhüt ediyoruz.

39. Sağlıklı Şehirlerin çalışmalarını Çevre ve Sağlık süreci ile uyumlu hale getirmek için, 13- 15 Haziran 2017 tarihlerinde Çek Cumhuriyeti’nin Ostrava kentinde düzenlenen Altıncı Çevre ve Sağlık Bakanlar Konferansı Deklarasyonu üzerinde temellendireceğiz.

40. Şehirlerin ve yerel yönetimlerin tek başına hareket edemediklerini ve ulusal ve bölgesel hükümetlerin yanı sıra diğer uluslararası ve uluslarüstü örgütlerin de önemli bir rol oynadığını kabul ediyoruz. Bu kurumlar modernleşmenin ve çok yönlü ekonomik gelişmenin sürdürülebilirliğini ve kentsel gelişme modelini etkilemektedir. Ayrıca, sağlık ve esenlik için mali ve yasal çerçeveyi sağlar; bu ise bulaşıcı olmayan hastalıkların risk faktörlerinden kaynaklanan yükü azaltmak ve sağlık ve esenliğin tüm belirleyicileri ile eşitlik ve yönetişimin temel sorunları üzerinde çalışmak için bir temel oluşturur. Bu nedenle aşağıdaki kurumlara çağrıda bulunuyoruz:

Ulusal ve bölgesel yönetimler:

a) Ulusal sağlık politikalarının yerel ve kentsel boyutunun önemini görmeleri ve şehirlerin sağlık, sağlık eşitliği ve sürdürülebilir kalkınma için ulusal stratejilerin geliştirilmesine ve bu stratejilere ulaşılmasına önemli ölçüde katkıda bulunabileceğini kabul etmeleri gerekmektedir;

b) Ulusal sağlık ve kalkınma stratejilerinde, sektörler arası ve katılımcı yaklaşımları kullanarak yerel sağlık koşullarını analiz etmek ve bunlara cevap vermek için şehirlerin ve yerelin deneyim ve bilgilerinin kullanılması gerekmektedir;

c) Sağlık eşitliğini ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını desteklemek için uygun olan yerlerde ek kaynakların ve yasal araçların nasıl kullanılabileceği incelenmelidir;

d) Koordinasyon ve kapasite oluşturma konularında Ulusal Sağlıklı Şehirler ağları ile bağlantı kurulmalı ve desteklenmelidir; ve

e) DSÖ’nün yönetim organları ve diğer ilgili uluslararası toplantılara katılan Üye Devletlerin delegasyonlarına yerel hükümet temsilcilerinin de katılması teşvik edilmelidir;

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi:

f) DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının (2019–2024) hedeflerine yönelik stratejik liderlik ve teknik destek sağlanmalıdır;
g) Tüm Üye Devletlerde, özellikle Sağlıklı Şehirler hareketinde bugüne kadar yer almayan devletlerde, sağlıklı şehirler için kapasite oluşturma ve ağ çalışmaları teşvik edilmeli, etkinleştirilmeli ve koordine edilmelidir;
h) Yerel çalışmaların geliştirilmesini teşvik etmek ve cesaretlendirmek ve ilgili tüm DSÖ stratejik hedefleri ve teknik alanlarında yerel hükümetlerin rolünü tanımak gerekmektedir;
h) DSÖ Avrupa Bölgesi’ndeki şehirler ile diğer DSÖ bölgelerindeki şehirler arasında küresel bir mekanizma ve ağ aracılığıyla deneyim ve iyi uygulamaları paylaşmak için işbirliği teşvik edilmelidir;
ı) Sağlıklı Şehirlerin gündemine diğer meslek ve disiplinlerin daha fazla katılımı teşvik edilmeli, sağlık ve esenliğe olan kritik katkıları kabul edilmelidir.

Sonuç

Bizler, DSÖ Avrupa Bölgesindeki şehirlerin, metropoliten bölgelerin, şehir bölgelerinin ve kentsel alanların belediye başkanları ve siyasi liderleri olarak Belfast, Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen 2018 Uluslararası Sağlıklı Kentler Konferansı’nda, 4 Ekim 2018 tarihinde bir araya geldik ve Avrupa ve ötesindeki kentlilerin gelecekteki refahının, Avrupa’daki mevcut ve gelecek nesillerin sağlığını ve refahını arttırmak için yeni fırsatları kullanma istek ve yeteneğimize bağlı olduğunu teyit ettik. Kopenhag Mutabakatı: Sağlıklı Şehirler için Sağlıklı ve daha Mutlu Şehirler Belgesinde ve Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesinde ana hatlarıyla belirtilen değer, ilke ve eylemlere ilişkin taahhütlerimizin uygulanmasının, birçok insana zarar veren sosyal adaletsizliği önemli ölçüde azaltacak değişiklikler getireceğine ve daha sağlıklı, daha mutlu, daha adil, daha güvenli ve daha kapsayıcı ve sürdürülebilir şehirler ve şehirler inşa edeceğine inanıyoruz.

Ek 1
Önceki taahhüt belgeleri

• Ottawa Charter for Health Promotion (WHO, 1986)

• Athens Declaration for Healthy Cities (WHO Regional Office for Europe, 1998)

• Action for Equity in Europe: Mayors’ Statement of the WHO European Healthy Cities Network in Phase III (1998–2002) (WHO Regional Office for Europe, 2000)

• WHO Framework Convention on Tobacco Control (WHO, 2003)

• Belfast Declaration for Healthy Cities: the Power of Local Action (WHO Regional Office for Europe, 2003)

• Designing Healthier and Safer Cities: the Challenge of Healthy Urban Planning – Mayors’ and Political Leaders’ Statement of the WHO European Healthy Cities Network and the Network of European National Healthy Cities Networks (WHO Regional Office for Europe, 2005)

• Health for All: the policy framework for the WHO European Region – 2005 update (WHO Regional Office for Europe, 2005)

• Gaining health: the European Strategy for the Prevention and Control of Noncommunicable Diseases (WHO Regional Office for Europe, 2006)

• European Charter on Counteracting Obesity (WHO Regional Office for Europe, 2006)

• Aalborg+10 – Inspiring Futures (2006)

• The Tallinn Charter: Health Systems for Health and Wealth (WHO Regional Office for Europe, 2008)

• Prevention and control of noncommunicable diseases: implementation of the global strategy. Report by the Secretariat (WHO, 2008)

• Closing the gap in a generation: health equity through action on the social determinants of health (Commission on Social Determinants of Health, 2008)

• Political Declaration of the High-level Meeting of the General Assembly on the Prevention and Control of Non-communicable Diseases (2011)

• Rio Political Declaration on Social Determinants of Health (2011)

• Liège Healthy City Commitment (WHO Regional Office for Europe, 2011)

• Health 2020: a European policy framework and strategy for the 21st century (2012)

• Global Action Plan for the Prevention and Control of Noncommunicable Diseases 2013– 2020 (WHO, 2013)

• Implementing a Health 2020 vision: governance for health in the 21st century – making it happen (WHO Regional Office for Europe, 2013)

• Contributing to social and economic development: sustainable action across sectors to improve health and health equity (World Health Assembly resolution WHA67.12) (2014)

• The New Urban Agenda, Habitat III (United Nations, 2016)

• WHO Shanghai Consensus on Healthy Cities (2016)

• United Nations 2030 Agenda for Sustainable Development (United Nations, 2015)

• 2017 Healthy Cities Pécs Declaration (WHO Regional Office for Europe, 2017)

• Statement of the WHO European Healthy Cities Network and WHO Regions for Health Network presented at the Sixth Ministerial Conference on Environment and Health (WHO Regional Office for Europe, 2017)

• Roadmap to implement the 2030 Agenda for Sustainable Development, building on Health 2020, the European policy for health and well-being (WHO Regional Office for Europe, 2017)

• Copenhagen Consensus of Mayors: Healthier and Happier Cities for All (WHO Regional
Office for Europe, 2018)

Üye devletler

Arnavutluk
Andorra
Ermenistan
Avusturya
Azerbeycan
Belarus
Belçika
Bosna Hersek
Bulgaristan
Hırvatistan
Kıbrıs
Çekya
Danimarka
Estonya
Finlandiya
Fransa
Gürcistan
Almanya
Yunanistan
Macaristan
İzlanda
İrlanda
İsrail
İtalya
Kazakistan
Kırgızistan
Letonya
Litvanya
Lüksemburg
Malta
Monako
Karadağ
Hollanda
Norveç
Polonya
Portekiz
Moldova Cumhuriyeti
Romanya
Rusya Federasyonu
San Marino
Sırbistan
Slovakya
Slovenya
İspanya
İsveç
İsviçre
Tacikistan
Eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti
Türkiye
Türkmenistan
Ukrayna
Birleşik Krallık
Özbekistan

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ • AVRUPA BÖLGE OFİSİ
UN City, Marmorvej 51, DK-2100 Copenhagen Ø, Denmark
Tel: +45 45 33 70 00 Fax: +45 45 33 70 01
E-posta: eurocontact@who.int
Web sitesi: www.euro.who.int

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 1948 yılında uluslararası sağlık meseleleri ve halk sağlığı alanında sorumluluğu olan Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış bir ajansıdır. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi, her biri hizmet ettiği ülkelerin kendine özgü sağlık koşullarına uygun olarak kurgulanmış programlara sahip altı bölge ofisinden biridir.

Kânûn-ı Esâsî

0

Kânûn-ı Esâsî, İkinci Abdülhamit tarafından 23 Aralık 1876 günü bir padişah fermanı ile ilan edilmiştir.  Meşrutiyetin temeli ve Türkiye’nin ilk anayasasıdır.

Kânûn-ı Esâsî, Türk Anayasa tarihinin başlangıcını ve mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişin yasal hükümlerini oluşturmaktadır. I. Meşrutiyet, II. Abdülhamit’in tahta çıkışıyla birlikte ilan edilmiş ancak ilk parlamento dönemi 13 Şubat 1878’de sona ermiştir.

Kânûn-ı Esâsî, gerçek bir meşrutiyet olmamasına karşın Türk tarihinde Anayasal hareketlerin ilk yazılı belgesi olması, ilk defa yasama meclisinin oluşturulması, ilk defa bir anasayal metin ile bazı temel hak ve özgürlüklerin sağlanması ve yargı bağımsızlığına dönük bazı prensipler getirmesi bakımından önem taşımaktadır.

İlk Anayasa, 119 maddeden oluşmaktadır. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 8 Ağustos 1325 (1909) (5 Şaban 1327) tarihinde, 15 Mayıs 1330 (1914)( 2 Recep 1332) tarihinde; 29 Ocak 1330 (1914) (26 Rebiyülevvel 1333) tarihinde; 25 Şubat 1331) (1916) (4 Cemaziyüevvel 1334) tarihinde; 25 Şubat 1331 (1916)(4 Cemaziyülevvel 1334) tarihinde; 7 Mart 1332 (1916) (15 Cemaziyülevvel 1334) tarihinde ve 21 Mart 1334 (1918)(8 Cemaziyülahir 1336) tarihinde değişikliklere uğramıştır.

Kânûn-ı Esâsî’nin Niteliği

Padişahın iradesinden kaynaklanan ve ferman anayasası olan Kanunu Esasi, temsili bir organdan, meclisten ya da halktan onay almamış, padişahın verdiği yetki ile düzenlenmiştir. Osmanlı monarşisinin geleneksel ilke ve kurumlarını anayasa hükmü haline getiren bu ilk Anayasal düzenleme devlet erkine ait yetkilerin çoğunluğunu kullanmaya devam eden padişahı hukuken sorumsuz ve dokunulmaz kılmaya devam ederek hukuki ya da cezai sorumluluktan muaf tutmuş, devletin dinini İslam olarak belirlemiştir. Halifelik ve şeriat kuralları korunmuş, yasaların şeriata ve dine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Daha sonra Cumhuriyet Devrimleri ile kaldırılan Şeriye Mahkemeleri Kanunu Esasi ile Anayasal yetkili mahkeme olarak kabul edilmiştir. Padişahın Kanunu Esasiye bağlılık yemini etmesine dair kural bulunmamaktadır.

İkinci Abdulhamit 1876 yılında Kanunu Esasiyi ilan etmiştir.
İkinci Abdulhamit 1876 yılında Kanunu Esasiyi ilan etmiştir.
Kanunu Esasi Kuvvetler ayrılığı sistemini benimsememiştir.

Yasama ve yürütme organları birbirinden ayrılmamış, yürütmenin ve dolayısıyla padişahın üstünlüğü korumuştur. Bugünkü Başbakan olarak tanımlanabilecek olan Sadrazam ile ona bağlı bakanları ve şeyhülislamı padişah atamaktadır. Hükumet organları meclisi yerine padişaha karşı sorumlu tutulmuştur.

Kanunu Esasi ile kurulan Meclisi Umumi’de görev yapan milletvekilleri üzerine vesayet kurulmuş, Senato olarak adlandırılabilecek Heyet-i Ayan üyeleri doğrudan padişah atamasına tabi tutulmuş, meclisin seçim şekli, toplanması, görev yapma usulü, çalışma şekli ve feshedilmesi padişah yetkisine bırakılmıştır. Nitekim, Kanunu Esasi ile kurulan yasama organı 19 Mart 1877 ile 16 Şubat 1878 tarihleri arasında kısmen çalıştıktan sonra kapatılmıştır. Kanunu Esasi anayasal bir metin olarak yürürlükte kalmış ancak 1978 yılından sonra uygulanmamıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kanunu Esasi, 1908 yılında yeniden yürürlüğe konulmuş, 1909 bazı değişikliler geçirmiş, yapılan bu değişiklikler sonucunda meşrutiyet ve parlamenter sistem getirilmiştir. Kanunu Esasinin 1876 yılındaki ilk metnindeki meclisin padişaha bağımlığına dair hükümler kaldırılmış, padişahın anayasaya bağlı olması ilkesi getirilmiş, bakanlar kurulu meclise karşı sorumlu tutulmuş, yasama ve yürütme birbirinden kısmen de olsa ayrılarak kuvvetler ayrılığı ilkesinin temeli atılmıştır.

Kanunu Esasi, Ankara Meclisi tarafından 1921 tarihinde çıkarılan Teşkilatı Esasiye Kanununa kadar yürürlükte kalmış, Cumhuriyetin ilanı ve 1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanununun çıkarılması ile birlikte tamamen ortadan kalkmıştır.

Kanunu Esasinin Getirmiş Olduğu Genel Hükümler
  • Devlet bir bütündür.
  • Devletin başkenti İstanbul’dur.
  • Saltanat ve hilafet Osmanoğulları’nın en büyük erkek evladına aittir.
  • İslam halifesi olan padişah bütün Osmanlı vatandaşlarının hükümdarıdır.
  • Padişah kutsal ve sorumsuzdur.
  • Meclis-i Umumi’nin toplanması ve tatili, Heyet-i Mebusan’ın feshi Padişahın mutlak haklarındandır.
  • Devletin resmi dini İslam’dır.
  • Basın, kanun dairesinde serbesttir.
  • Herkesin eğitim ve öğretim hakkı bulunmaktadır.
  • Osmanlı toplumunun bir parçasını oluşturan Gayrimüslimler kendi inançları doğrultusunda eğitim yapabilirler.
  • Osmanlı tebaasının mülkiyet dokunulmazlığı hakkı bulunmaktadır.
  • Hiç kimse kanunda öngörülenden başka bir mahkemede yargılanamaz.
  • Müsadere, angarya ve işkence yasaktır.
  • Meclis-i Umumi, Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan olmak üzere iki meclisten oluşur.
  • Milletvekilleri düşünce ve beyanlarında özgürdürler. Açıkladıkları görüşleri için haklarında soruşturma açılamaz.
  • Her 50 bin erkek nüfus için bir milletvekili seçilir.
  • Hakimler azledilmezler. Yargılamalar açıktır. Olağanüstü yetkili mahkemeler kurulamaz.
  • Vergilendirme ancak kanunla yapılabilir.
  • Özel bir kanunla izin verilmedikçe bütçe dışında harcama yapılamaz.
  • Kanunu Esasi hükümleri her iki meclisin ayrı ayrı vereceği üçte iki çoğunluk ve Padişahın onayıyla değiştirilebilir.
Kanunu Esasi Tam Metni ve Değişiklik Hükümleri  
KANUNU ESASİNİN BÖLÜMLERİ
Memaliki Devleti Osmaniye (Madde 1-7)
Tebaai Devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi (Madde 8-26)
Vükelâyı Devlet (Madde 27-38)
Memurin (Madde 39-41)
Meclisi Umumi (Madde 42-59)
Heyeti Ayan (Madde 60-64)
Heyeti Mebusan (Madde 65-80)
Mehakim (Madde 81-91)
Divanı Âli (Madde 92-95)
Umuru Maliye (Madde 96-107)
Vilâyat (Madde 108-112)
Mevaddı Şetta (Madde 113-119)

KANUNU ESASİ

Kabul Tarihi: 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876)

Düstur, Birinci Tertip, Cilt 4, s.1-40.

Memaliki Devleti Osmaniye

MADDE 1

Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve eyalatı mümtüzeyi muhtevi ve yekvücud olmakla hiç bir zamanda hiç bir sebeple tefrik kabul etmez.

MADDE 2

Devleti Osmaniyenin payıtahtı İstanbul şehridir ve şehri mezkurun sair Osmaniyeden ayru olarak bir gûne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.

MADDE 3

Saltanatı Seniyei Osmaniye hilâfeti kübrayı İslâmiyeyi haiz olarak sülalei âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir.

MADDE 4

Zatı Hazreti Padişahi hasbel hilâfe dini İslâmın hâmisi ve bilcümle tebeai Osmaniyenin hükümdar ve padişahıdır.

MADDE 5

Zatı Hazreti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.

MADDE 6

Sülalei âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve madâmelhayat tahsisatı maliyeleri tekâfülü umumi tahdındadır.

MADDE 7

Vükelânın azil ve nasbı ve rütme menasıp tevcihi ve nişan itası ve eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyazlerine tevfikan icrayı tevcihatı ve meskûkat darbı ve hutbelerde nâmının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kanuniyenin icrası ve devairi idarenin muamelâtına müteallik nizamnamelerin tanzimi ve mücazaatı kanuniyenin tahfifi ve affı ve Meclisi Umuminin akt ve tatili ve ledeliktiza Heyeti Mebusanın azası yeniden intihap olunmak şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.

Tebaai Devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi
MADDE 8

Devleti Osmaniye tabîyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.

MADDE 9

Osmanlıların kâffesi hürriyeti şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.

MADDE 10

Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse kanunun tayin ettiği sebeb ve suretten maada bir bahane ile mücazat olunamaz.

MADDE 11

Devleti Osmaniyenin dini islâmdır. Bu esası vikaye ile beraber asayişi halkı ve adabı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbestii icrası ve cemaatı muhtelifiye verilmiş olan imtiyazatı mezhebiyenin kemakân cereyanı Devletin tahdi himayetindedir.

MADDE 12.- Matbuat kanun dairesinde serbesttir.
MADDE 13

Tebaai Osmaniye nizam ve kanun dairesinde ticaret ve sanat ve felahet için her nevi şirketler teşkiline mezundur.

MADDE 14

Tebaai Osmaniyeden bir veya bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umuma müteallik olan kavanin ve nizamata muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi Meclisi Umumiye dahi müddei sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurinin ef’alinden iştikâye selâhiyetleri vardır.

MADDE 15

Emri tedris serbesttir. Muayyen olan kanuna tebaiyet şartile her Osmanlı umumi ve hususi tedrise mezundur.

MADDE 16

Bilcümle mektepler Devletin tahtı nezaretindedir. Tebaai Osmaniyenin terbiyesi bir siyakı ittihat ve intizam üzere olmak için iktiza eden esbaba teşebbüs olunacak ve mileli muhtelifenin umuru itikadiyelerine müteallik olan usulü talimiyeye halel getirilmeyecektir.

MADDE 17

Osmanlıların kâffesi huzuru kanunda ve ahvali diniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vezaifinde mütesavidir.

MADDE 18

Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.

MADDE 19

Devlet memuriyetinde umum tebaa ehliyet ve kabiliyetlerine göre münasip olan memuriyetlere kabul olunurlar.

MADDE 20

Tekâlifi mukarrere nizamatı mahsusasına tevfikan kâffei tebaa beyninde herkesin kudreti nisbetinde tarh ve tevzi olunur.

MADDE 21

Herkes usulen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafii umumiye için lüzumu sabit olmadıkça ve kanunu mucibince değer bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.

MADDE 22

Memaliki Osmaniyede herkesin mesken ve menzili taarruzdan masundur. Kanunun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble hükûmet tarafından cebren hiç kimsenin mesken ve menziline girilemez.

MADDE 23

Yapılacak usulü muhakeme hükmünce hiç kimse kanunen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.

MADDE 24

Müsadere ve angarya ve cerime memnudur. Fakat muharebe esnasında usulen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.

MADDE 25

Bir kanuna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumat nâmı aherle hiç kimseden bir akçe alınamaz.

MADDE 26

İşkence ve sair her nevi eziyet katiyen ve külliyen memnudur.

Vükelâyı Devlet
MADDE 27

Mesnedi sadaret ve meşihatı islâmiye tarafı Padişahiden enmiyet buyurulan zatlara ihale buyurulduğu misullû sair vükelânın memuriyetleri dahi ba iradei şahâne icra olunur.

MADDE 28

Meclisi Vükela sadrıazamın risayeti tahtında olarak aktolunup dahili ve harici umuru mühimmenin merciidir. Müzekeratından mühtacı istizan olanların kararları iradei seniye ile icra olunur.

MADDE 29

Vükelâden herbiri dairesine ait olan umurdan icrası mezuniyeti tahtında bulunanları usulüne tevfikat icra ve icrası mezuniyeti tahtında olmıyanları sadrıazama arzeder. Sadrıazam dahi o makule mevaddan müzekereye mühtaç olmıyanların muktezasını icra veyahut tarafı Hazreti Padişahiden istizan ederek ve muhtacı müzakere bulunanları Meclisi Vükelânın müzakeresine arzeyliyerek müteallik buyurulacak iradei seniye mucibince iktizasını ifa eyler. Bu mesalihin envağ ve derecatı nızamı mahsus ile tâyin olunacaktır.

MADDE 30

Vükelâyı Devlet memuriyetine müteallik ahval ve icraattan mesuldür.

MADDE 31

Mebusan âzasından biri veyahut birkaçı Heyeti Mebusanın dahil dairei vazifesi olan ahvaldan dolayı Vükelâyı Devletten bir zat hakkında mes’uliyeti mucip şikâyet beyan ettiği halde evvelâ Heyeti Mebusanın nızamı dahilisi mucibince ve misillu mevaddın Heyete havalesi lazım gelip gelmiyeceğini müzakereye memur olan şubede tetkik olunmak üzere şikâyeti müşâir Heyeti Mebusan Reisine verilecek takrîr Reis tarafından nihayet üç gün zarfında o şubeye gönderilir ve bu şube tarafından tahkikatı lâzime icra ve iştikâ olunan zat tarafından izahatı kâfiye istihsal olunduktan sonra şikâyetin şayanı müzakere olduğuna dair ekseriyetle terkip olunacak kararname Heyeti Mebusanda kıraat olunarak ve ledeliktiza şikâyet olunan zat davetle bizzat veya bilvasıta vereceği izahat istima kılınarak âzayı mevcudenin sülüsen ekseriyeti mutlakasile kabul olunur ise muhakeme talibini müş’ir mazbatası Makamı Sadarete takdim ile ledelarz müteallik olacak iradei seniye üzerine keyfiyet Divanı Âliye havale olunur.

MADDE 32.- Vükelâden itham olunanların usulü muhakemeleri kanunu mahsus ile tâyin edilecektir.
MADDE 33

Memuriyetlerinden hariç ve sırf zatlarına ait hernevi deavide vükelânın sair efradı Osmaniyeden aslâ farkı yoktur. Bu misillu hususatın muhakemesi ait olduğu mehakimi umumiyede icra olunur.

MADDE 34

Divanı Âlinin dairei ithamı tarafından müttehem olduğuna karar verilen Vükelâ tebriyei zimmet edinceye kadar vekâletten sakıt olur.

MADDE 35

Vikelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabulünde Vükelâ tarafından israr olunup da mebusan canibinden ekseriyeti arâ ile ve tafsilen esbabı mucibe meyanile katiyyen ve mükerreren reddedildiği halde Vükelânın tebdili veyahut müddeti kanununiyesinde intihap olunmak üzere Heyeti Mebusanın feshi münhasırran yedi iktidarı Hazreti Padişahidedir.

MADDE 36

Meclisi Umumi mün’akit olmadığı zamanlarda Devlet bir muhataradan veya emniyeti umumiyeyi halelden vikaye için bir zaruret mübreme zuhur ettiği ve bu bapta vaz’ına lüzûm görünecek kanunun müzakeresi için Meclisin celp ve cem’ine vakit müsait olmadığı halde Kanunu Esasi ahkâmına mugayir olmamak üzere Heyeti Vükelâ tarafından verilen kararlar Heyeti Mebusanın içtimaile verilecek karara kadar ba iradei seniye, muvakkaten kanun hüküm ve kuvvetindedir.

MADDE 37

Vükelâdan her biri her ne zaman muradeder ise Heyetlerin ikisinde dahi bulunmak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini tarafından vekâleten bulundurmak ve iradı nutukta âzaya takaddüm etmek hakkını haizdir.

MADDE 38

İstizahı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclisi mebusanda ekseriyetle karar verilerek davet olundukta ya bizzat bulunarak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini göndederek irad olunacak suallere cevap verecek veyahut lüzum görür ise mes’uliyetini üzerine alarak cevabını tehir etmek selâhiyetini haiz olacaktır.

Memurin
MADDE 39

Bilcümle memurin nizamen tâyin olunacak şerait üzere ehil ve müstahak oldukları memuriyetlere intihap olunacaktır ve bu veçhile  intihap olunan memurlar kanunen mucibi azil hareketi tahakkuk etmedikçe veya kendisi istifa eylemedikçe veyahut Devletçe bir sebebi zaruriye mebni infisal edenler nizamı mahsusunda tâyin olunacağı veçhile terekkiyata ve takaüt ve mazuliyet maaşlarına nail olacaklardır.

MADDE 40

Her memuriyetin vezayifi nizamı mahsus ile tâyin olunacağından her memur kendi vazifesi dairesinde mes’uldur.

MADDE 41

Memurun âmirine hürmet ve riayeti lâzımeden ise de itaati kanunun tâyin ettiği daireye mahsustur. Hilâfı kanun olan umurda amire itaat mes’uliyetten kurtulmağa mecbur olamaz.

Meclisi Umumi

MADDE 42
Meclisi Umumî Heyeti Âyan ve Heyeti Mebusan nâmlarile başka başka iki heyeti muhtevidir.
MADDE 43

Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrisani iptidasında tecemmu eder ve ba iradei seniye açılır ve mart iptidasında yine ba iradei seniye ve bu heyetlerden biri diğerinin müctemi bulunmadığı zamanda mün’akid olamaz.

MADDE 44
Zatı Hazreti Padişahi, Devletçe görünecek lüzum üzerine Meclisi Umumi’yi vaktinde dahi açar ve müddeti muayyenei içtimaını da tenkis veya temdit eder.
MADDE 45

Meclisi Umuminin yevmi küşadında Zatı Hazreti Padişahi veyahut taraflarından bilvekâle Sadrıazam hazır olduğu ve Vükelâyı Devletle iki heyetin âzayı mevcudesi birlikte bulundukları halde resmi küşat icra olunup senei cariye zarfında Devletin ahvali dahiliye ve münasebatı hariciyesine ve senei atiyede ittihazına lüzum görülecek tedabir ve teşebbüsata dair bir nutku hümayun kıraat olunur.

MADDE 46

Meclisi Umumi âzalığına intihap veya nasbolunan zevat Meclisin yevmi küşadında Sadrıazam huzurunda ve o gün hazır bulunmıyan olur ise mensup olduğu heyet müçtemi olduğu halde reisleri huzurunda Zatı Hazreti Padişahiye ve vatanına sadakat ve Kanunu Esasi ahkâmına ve uhdesine tevdi olunan vazifeye riayetle hilâfından mücanebet eyliyeceğine tahlif edilür.

MADDE 47

Meclisi Umumi âzası rey ve mütalea beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûna vaad ve vaid ve talimat kaydı altında bulunamaz ve gerek verdiği reylerden ve gerek Meclisin müzakeratı esnasında beyan ettiği mütalealardan dolayı bir veçhile itham olunamaz; meğer ki Meclisin Nizamnamei Dahilisi hilâfında hareket etmiş ola. Bu takdirde nizamnamei mezkûr hükmünce muamele görür.

MADDE 48

Meclisi Umumi âzasından birinin hiyanet ve Kanunu Esasiyi nakız ve ilgaya tasaddi ve irtikâp töhmetlerinden biri ile müttehem olduğuna mensup olduğu Heyet azayı mevcudesinin sülüsan ekseriyeti mutlakasile karar verilür veyahut kanunen hapis ve nefsi mucip bir ceza ile mahkûm olur ise azalık sıfatı zail olur ve bu af’alin muhakemesile mücazatı ait olduğu mahkeme tarafından rüyet ve hükmolunur.

MADDE 49

Meclisi Umumi âzasından herbiri reyini bizzat ita eder ve herbirinin müzakerede bulunan bir maddenin red ve kabulüne dair rey vermekten içtinabe hakkı vardır.

MADDE 50

Meclisi Umumi Heyetlerinden ikisinde dahi mürettep olan azanın nısfından bir ziyade hazır bulunmadıkça müzakereye mubaderet olunamaz ve kâffei müzakerat sülüsanı ekseriyetile meşrut olmayan hususatta hazır olunan azanın ekseriyeti mutlakası ile karargir olur ve tesavii âra vukuunda reisin reyi iki addedilür.

MADDE 52

Bir kimse şahsına müteallik dâvasından dolayı Meclisi Umuminin iki Heyetinden birine arzuhal verdiği halde eğer evvela ait olduğu memurini Devlete veyahut o memurların tabi bulundukları mecrie müracaat etmediği tebeyyün ederse arzuhali reddolunur.

MADDE 53

Müceddeden kanun tanzimi veya kavanini mevcudeden birinin tadili teklifi Vükelâya ait olduğu gibi Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusanın dahi kendü vazifei muayyeneleri dairesinde bulunan mevad için kanun tanzimini veyahut kavanini mevcudeden birinin tadilini istidaya salâhiyetleri olmakla evvelce Makamı Sadaret vasıtası ile tarafı Şahaneden istizan olunarak iradei seniye müteallik buyrulur ise ait olduğu dairelerden verilecek izahat ve tafsilat üzerine layihalarının tanzimi Şûrayı Devlete havale olunur.

MADDE 54

Şûrayı Devlette bilmüzakere tanzim olunacak kavanin layihası Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda tetkik ve kabul olunduktan sonra icrayi ahkâmına iradei seniye Hazreti Padişahi müteallik buyrulur ise düsturül amel olur ve işbu heyetlerin birinde katiyen reddolunan kanun layihası o senenin müddeti içtimaiyesinde tekrar müzakereye konulamaz.

MADDE 55

Bir kanun lâyıhası evvelâ Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda bend bend okunup ve her bendine rey verilüp ekseriyeti ara ile karar verilmedikçe ve bedel karar heyeti mecmuası için dahi betekrar ekseriyetle karar hasıl olmadıkça kabul olunmuş olmaz.

MADDE 56

Bu Heyetler Vükelâdan veya onların göndereceği vekillerden veya kendi azalarından olmayan veyahut resmen davet olunmuş memurinden bulunmayan hiç kimseyi gerek asaleten ve gerek bir cemaat tarafından vekâleten bir madde ifadesi için gelmiş olduğu halde asla kabul edemez ve ifadelerini istima eyliyemez.

MADDE 57

Heyetlerin müzakeratı lisanı Türki üzere cereyan eder ve müzakere olunacak layıhaların suretleri tab ile yövmü müzakereden evvel azaya tevzi olunur.

MADDE 58

Heyetlerde verilecek reyler ya tâyini esamî veyahut işaratı mahsusa veyahut reyi hafi ile olur. Reyi hafi usulünün icrası âzayı mevcudenin ekseriyeti arası ile karar verilmeğe mütevakkıftır.

MADDE 59

Her Heyetin inzibatı dahilisini münhasıran kendi reisi icra eder.

Heyeti Âyan
MADDE 60

Heyeti Âyanın reisi ve âzası nihayet miktarı Heyeti Mebusan âzasının sülüsü miktarını tecavüz etmemek üzere doğrudan doğruya tarafı Hazreti Padişahiden nasbolunur.

MADDE 61

Heyeti Âyana âza tâyin olunabilmek için asar ve efali umumun vüsuk ve itimadına şayan ve umuru Devlette hidematı memduhesi mesbuk ve mütearif olmak ve kırk yaşından aşağı bulunmamak lâzımdır.

MADDE 62

Heyeti Âyan âzalığı kaydı hayat iledir. bu memuriyetlere vükelâlık ve valilik ve ordu müşirliği ve kazaskerlik ve elçilik ve patriklik ve hahambaşılık memuriyetinde bulunmuş olan mazulinden ve berri ve bahri ferikândan ve sıfatı lâzimeyi cami sair zevattan münasipleri tâyin olunanlar azalık memuriyetinden sakıt olur.

MADDE 63

Heyeti Âyanın azalık maaşı şehriye onbin kuruştur. Başka bir nam ile Hazineden muvazzaf olan azanın maaş ve tâyini eğer onbin kuruştan dûn ise ol miktara iblâğ olunur ve eğer onbin kuruş veya ziyade ise ibka olunur.

MADDE 64

Heyeti Âyan Heyeti Mebusandan verilen kavanin ve muvazene lâyihalarını tetkik ile eğer bunlardan esasen umuru diniyeye ve Zatı Padişahinin hukuuk seniyesine ve hürriyete ve Kanunu Esasi ahkâmına ve Devletin tamamiyeti mülkiyesine ve memleketin emniyeti dahiliyesine ve vatanın esbabı müdafaa ve muhafazasına ve adabı umumiyeye halel verir bir şey görür ise mütalâasını ilâvesile ya kat’iyen red veyahut tâdil ve tashih olunmak üzere Heyeti Mebusana iade eder ve kabul ettiği lâyihaları tasdik ile Makamı Sadarete arzeyler ve Heyete takdim olunan arzuhalları bittetkik lüzum görür ise ilâvei mütalâa ile beraber Makamı Sadarete takdim eder.

Heyeti Mebusan
MADDE 65

Heyeti Mebusan miktarı âzası tebaai Osmaniyeden her ellibin nüfus zükûrda bir nefer olmak itibariyle tertip olunur.

MADDE 66

 Emri intihap reyi hafi kaidesi üzerine müessestir. Sureti icrası kanunu mahsus ile tâyin olunacaktır.

MADDE 67

Heyeti Mebusan âzalığı ile Hükûmet memuriyeti bir zat uhdesinde içtima edemez. Fakat Vükelâdan intihap olunanların âzalığı mücazdır. Vesair memurinden biri mebusluga intihap olunur ise kabul edip etmemek yedi ihtiyarındadır. Fakat kabul ettiği halde memuriyetinden infisal eder.

MADDE 68

Heyeti Mebusan için azalığa intihabı caiz olmıyanlar şunlardır: Evvelâ tebai Devleti Aliyeden olmıyan saniyen nizamı mahsusu mucibince muvakkaten hizmeti ecnebiye imtiyazını haiz olan salisen Türkçe bilmiyen rabian otuz yaşını ikmal etmiyen hamisen hini intihabta bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan sadisen iflâs ile mahkûm olup ta iadei itibar etmemiş olan sabian sui ahval ile müştehir olan saminen mahcuriyetine hüküm lâhik olup ta fekki hacir edilmeyen tâsian hukuku medeniyeden sakıt olmuş olan aşiren tabiiyeti ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. Bunlar mebus olamaz. Dört seneden sonra icra olunacak intihaplarda mebus olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır.

MADDE 69

Mebusan intihabı umumisi dört senede bir kerre icra olunur ve her mebusun müddeti memuriyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir.

MADDE 70

Mebusların intihabı umumisine Heyetin mebdei içtimaı olan teşrini saniden lâakal dört mah mukaddem başlanılır.

MADDE 71

Heyeti Mebusan âzasının herbiri kendini intihap eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umum Osmanlıların vekili hükmündedir.

MADDE 72

Müntehipler intihap edecekleri mebusları mensup oldukları dairei vilâyet ahalisinden intihap etmeğe mecburdur.

MADDE 73

Ba iradei seniye Heyeti Mebusan feshile dağıtıldığı halde nihayet altı ayda müçtemi olmak üzere umum mebusanın müceddeden intihabına başlanılacaktır.

MADDE 74

Heyeti Mebusan âzasından biri vefat eder veya esbabı hacriyei meşruadan birine duçar olur veya bir uzun müddette meclise devam etmez veyahut istifa eder veya mahkûmiyet veya kabulü memuriyet cihetile âzalıktan sakıt olursa yerine nihayet gelecek içtimaa yetişmek üzere usulü veçhile diğeri tâyin olunur.

MADDE 75

Münhal olan mebusluk makamlarına intihap olunacak âzanın memuriyeti gelecek intihabı umumî zamanına kadardır.

MADDE 76

Mebuslardan herbirine beher sene içtimaı için Hazineden yirmibin kuruş verilecek ve şehrîye beşbin kuruş maaş itibarile memurinî mülkiye nizamına tevfikan azimet ve avdet harcırahı ita kılınacaktır.

MADDE 77

Heyeti Mebusan Riyasetine Heyet tarafından ekseriyetle üç ve ikinci ve üçüncü riyasetlere üçer nefer ki cem’an dokuz zat intihap olunarak huzuru şahaneye arzile bunlardan birisi riyasete ve ikisi reis vekâletlerine ba iradei seniye tercih ve memuriyetleri icra kılınır.

MADDE 78

Heyeti Mebusanın müzakeratı alenidir. Fakat bir maddei mühimmeden dolayı müzakeratı hafi tutulmak Vükelâ canibinden veyahut Heyeti Mebusanın âzasından onbeş zat tarafından teklif olundukta Heyetin içtima ettiği mahal âzanın maadasından tahliye edilerek teklifin red veya kabulü için ekseriyeti arâya müracaat edilir.

MADDE 79

Heyetin Mebusanın müddeti içtimaiyesinden âzadan hiç biri Heyet tarafından ithama sebebi kâfi bulunduğuna ekseriyetle karar verilmedikçe veyahut bir cünha veya cinayet icra ederken veya icrayı müteakip tutulmadıkça tevkif ve muhakeme olunamaz.

MADDE 80

Heyeti Mebusan kendüye havale olunacak kavanin lâyihalarını müzakere ile bunlardan umuru maliyeye ve Kanunu Esasiye taalûk eder maddeleri red veya kabul veyahut tâdil eder ve mesarifi umumiye muvazene kanununda gösterildiği veçhile Heyeti Mebusanda tafsilâtile tetkik olunduktan sonra miktarına Vükelâ ile birlikte karar verilür ve buna karşılık olacak varidatın keyfiyeti ve kemmiyeti ve sureti tevzi ve tedariki kezalik Vükelâ ile birlikte tâyin edilür.

Mehakim
MADDE 81

Kanunu mahsusuna tevfikan tarafı Devletten nasbolunan ve yedlerine beratı şerif verilen hakimler lâyenazildir. Fakat istifaları kabul olunur. Hakimerin terekkiyatı ve meslekleri ve tebdili memuriyetleri ve tekaüdleri ve bir cürüm ile mahkûmiyet üzerine azil olunmaları dahi kanunu mahsusu hükmüne tabidir ve hakimlerin ve mehakim memurlarının matlup olan evsafını işbu kanun irae eder.

MADDE 82

Mahkemelerde hernevi muhakeme alenen cereyan eder ve ilâmatın neşrine mezuniyet vardır. Ancak kanunda müsarrah esbaba mebni mahkeme muhakemeyi hafi tutabilir.

MADDE 83

Herkes huzuru mahkemede hukukunu muhafaza için lüzum gördüğü vesaiti meşruayı istimal edebilir.

MADDE 84

Bir mahkeme vazifesi dahilinde olan dâvanın her ne vesile ile olursa olsun rüiyetinden imtina edemez ve bir kerre rüiyetine veyahut rüiyeti için iktiza eden tahkikatı evveliyeye başlandıktan sonra tatil veya tâviki dahi caiz olamaz; meğer ki müddei dâvadan keffiyed etmiş ola. Şu kadar ki cezaya müteallik deavide Hükûmete ait olan, hukuk nizamı vechile yine icra olunur.

MADDE 85

Her dâva ait olduğu mahkemede rüyet olunur. Eşhas ile hükümet beynindeki dâvalar dahi mehakimi umumiyeye aittir.

MADDE 86

Mahkemeler her türlü müdahelâttan azâdedir.

MADDE 87

Deavii şer’iye mehakimi şer’iyede ve deavii nizamiye mehakimi nizamiyede rüyet olunur.

MADDE 88

Mahkemelerin sunuf ve vezaif ve selâhiyetinin derecat ve taksimatı ve hükkâmın tavzifi kavanine müstenittir.

MADDE 89

Her ne nam ile olursa olsun bazı mevaddı mahsusayı rüiyet ve hükmetmek için mehakimi muayene haricinde fevkalâde bir mahkeme veyahut hüküm vermek sel”hiyetini haiz komisyon teşkili katiyen caiz değildir. Fakat kanunen muayyen olduğu veçhile tâyini mevla ve tahkim caizdir.

MADDE 90

Hiçbir hakim hakimlik sıfatiyle Devletin maaşlı bir başka memuriyetini uhdesinde cemedemez.

MADDE 91

Umuru cezaiyede hukuku âmmeyi vikayeye memur müddei umumiler bulunacak ve bunların vezaif ve derecatı kanun ile tâyin kılınacaktır.

Divanı Âli
MADDE 92

Heyeti Âyan otuz âzadan mürekkeptir. Bunların onu Heyeti Âyan ve Şûrayı Devlet ve onu Mahkemeyi Temyiz ve İstinaf rüesa ve âzasından kurâa ile tefrik ve tâyin olunarak Heyeti Âyan dairesinde lüzum göründükçe ba iradei seniye akdolunur. Vazifesi Vükelâ ile Mahkemei Temyiz rüesa ve âzasının ve zat ve hukuku şahane aleyhinde harekete ve Devleti bir hali muhataraya ilkaya tasaddi eyliyenlerin muhakemesidir.

MADDE 93

Divanı Âli ikiye münkasem olup biri Dairei İthamiye ve biri Divanı Hükümdür. Daireyi İthamiye dokuz âzadan ibaret olup bunun üçü Heyeti Âyan ve üçü Divanı Temyiz ve İstinaf ve üçü Şûrayı Devlet âzasından Divanı Âliye alınacak aza içinden kur’a ile intihap olunur.

MADDE 94

Bu dairei şikâyet olunan zevatın müttehem olup olmadığına sülüsanı ekseriyetile karar verir ve Dairei İthamiyede bulunanlar Divanı Hükümde bulunamaz.

MADDE 95

Divanı Hüküm, yedisi Heyeti Âyan ve yedisi Divanı Temyiz ve İstinaf ve yedisi Şûrayı Devlet rüesa ve âzasından olmak üzere Divanı Ali âzasının yirmibir neferinden mürekkep olarak Dairei İthamiye tarafından muhakemesi lâzım olduğuna karar verilmiş davalar hakkında âzayı murettebenin sülüsanı ekseriyetile kat’iyen ve kavanini mevzuasına tatbikan hükmeder ve hükümleri kabili istinaf ve temyiz değildir.

Umuru Maliye

MADDE 96

Tekâlifi Devletin hiçbiri bir kanun ile tâyin olunmadıkça vaz ve tevzi ve istihsal olunamaz.

MADDE 97

Devletin büdçesi varidat ve mesarifatı takribiyesini mübeyyin kanundur. Tekâlifi Devletin vaz ve tevzi ve tahsil emrinde müstenit olacağı kanun budur.

MADDE 98

Büdçe yani Muvazenei Umumuye Kanunu Meclisi Umumide madde be madde tetkik ve kabul olunur. Varidat ve mesarifatı muhammenin müfredatını cami olmak üzere ana merbut olan cedveller nızamen tâyin olunan numunesine tevfikan aksam ve fusul ve mevaddı müteaddideye münkasem olarak bunların müzakeresi dahi fasıl fasıl icra edilir.

MADDE 99

Muvazenei Umumiye Kanunu müteallik olduğu senenin dühulünde mevkii icraya konulabilmek için lâyihası Heyeti Mebusana Meclisi Umuminin küşadı akabinde ita olunur.

MADDE 100

Bir kanunu mahsus ile muayyen olmadıkça emvâli Devletten muvazene haricinde sarfiyat caiz olamaz.

MADDE 101

Meclisi Umuminin münakit bulunmadığı esnada esbabı mücbireyi fevkalâdeden dolayı muvazene haricinde masraf ihtiyarına lüzumu kavi tahakkuk eder ise mesuliyeti Heyeti Vükelâya ait olmak ve Meclisi Umuminin küşadı akabinde ana dair kanun lâyıhası Meclisi Umumiye verilmek üzere o masrafın tesviyesi için iktiza eden mebaliğin tarafı Hazireti Padişahiye arz ve istizan ile sadır olacak iradei seniye üzerine tedarik ve sarfı caiz olur.

MADDE 102

Muvazene Kanunun hükmü bir seneye mahsustur. O senenin haricinde hükmü cari olamaz ancak bazi ahvali fevkalâdeden dolayı Meclisi Mebusan muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesih olunduğu halde hükmü bir seneyi tecavüz etmemek üzere bir kararname ile Vükelâyı Devlet ba iradei seniye seneyi sabıka muvazenesinin cereyanı ahkâmını Meclisi Mebusanın gelecek içtimaına kadar temdit ederler.

MADDE 103

Muhasebei Kat’iye Kanunu müteallik olduğu senenin varidatından istihsal olunan mebaliğ ile yine o senenin mesarifatına vukubulunan sarfiyatın miktarı hakikisini mübeyyin olarak bunun şekil ve taksimatı dahi Muvazenei Umumiye Kanununa tamamile mutabık olacaktır.

MADDE 104

Muhasebei Kat’iye Kanununun lâyihası müteallik olduğu senenin hitabından itibaren nihayet dört sene sonra Meclisi Umumiye ita olunur.

MADDE 105

Emvali Devletin kabız ve sarfına memur olanların muhasebelerini rüiyet ve devairden tanzim olunan sâl muhasebelerini tetkik ederek hulâsai tetkikat ve neticei mütalâatını her sene bir takriri mahsus ile Heyeti Mebusana arzeylelemek üzere bir Divanı Muhasebat teşkil olunacaktır. Bu divan her üç ayda bir kere ahvali maliyeyi Riyaseti Vükelâ vasıtasile ba takrir tarafı Hazreti Padişahiye dahi arzeder.

MADDE 106

Divanı Muhasebatın âzası oniki kişiden mürettep olacak ve herbiri Heyeti Mebusandan ekseriyetle azlinin lüzumu tastik olunmadıkça memuriyetinde kaydı hayat ile kalmak üzere ba iradei seneyi nasbolunacaktır.

MADDE 107

Divanı Muhasebat âzasının evsaf ve vezayifinin tafsilatı ve sureti istifade ve tepdil ve terakki ve tekaüdü ve ahkâmının keyfiyeti teşkili bir nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.

Vilâyat
MADDE 108

Vilâyatin usulü idaresi, tevsii mezuniyet ve tefriki vezayıf kaidesi üzerine müesses olup derecatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.

MADDE 109

Vilâyet ve liva ve kaza merkezlerinde olan idare meclislerile senede bir defa merkezi vilâyette içtima eden Meclisi Umumu âzasının sureti intihabı bir kanunu mahsus ile tevsi olunacaktır.

MADDE 110

Vilâyet Mecalisi Umumiyesinin vezayifi yapılacak kanunu mahsusunda beyan olunacağı veçhile turuku meabir tanzimi ve itibar sandıklarının teşkili ve sanayi ve ticaret ve felâhatın teshili gibi umuru nafiaya müteallik mevad hakkında ve umuma ait maarif ve terbiyenin intişarı yolunda müzakerata şâmil olmakla beraber, tekâlif ve mürettebatı miriyenin sureti tevzi ve istihsalinde ve muamelâtı sairede kavanin ve nizamatı mevzua ahkâmına muhalif gördükeri ahvalin müteallik olduğu makam ve mevkilere tebliği ile tashih ve ıslahı zımnında arzı iştikâ etmek selâhiyetini dahi muhtevi olacaktır.

MADDE 111

Müsakkafat ve müstagillât ve müstagillât ve nukudu mevkufe hasılatının şurutu vakfiyesi ve teamülü kadimi veçhile meşrutun lehine ve hayrat ve müberrata sarfolunmak üzere vasiyet edilen emvalin vasiyetnamelerinde muharrer olduğu üzere musalehine sarfına ve emvali eytamın nizamnamei mahsusu veçhile sureti idaresine nezaret etmek üzere her kazada her milletin bir cemaat meclisi bulunacak ve bu meclisler tanzim edilecek nizamatı mahususası veçhile her milletin müntehap efradından mürekkep olacaktır. Ve mecalisi mezkûre mahalleri hükûmetlerini ve Vilâyet Mecalisi Umumiyesini kendülerine merci bilecektir.

MADDE 112

Umuru belediye Dersaadet ve taşralarda bilintihap teşkil olunacak Devairi Belediye Meclislerile idare olunacak ve bu dairelerin sureti teşkili ve vezaifi ve âzasının sureti intihabı kanunu mahsus ile tâyin kılınacaktır.

Mevaddı Şetta
MADDE 113

Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid asar ve emarat görüldüğü halde Hükûmeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten (idarei örfiye) ilânına hakkı vardır. (İdarei örfiye) kavanin ve nizamatı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idarei örfiye) tahtında bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır. Hükûmetin emniyetini ihlâl ettikleri idarei zabıtanın tahkikatı mevsukası üzerine sabit olanların memâliki mahrusai şaheneden ihraç ve teb’id etmek münhasıran Zatı Hazireti Padişahinin yedi iktidarındadır.

MADDE 114

Osmanlı efradının kâffesince tahsili maarifin birinci mertebesi mecburi olacak ve bunun derecat ve teferrüatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.

MADDE 115

Kanunu Esasinin bir maddesi bile hiçbir sebep ve bahane ile tatil veya icradın iskat edilemez.

Madde 116

Kanuna Esasinin mevaddı mündericesinden bazılarının icabı hale ve vakte göre tagyir ve tadiline lüzumu sahih ve kat’i göründüğü halde zikri ati şerait ile tadili caiz olabilir. Şöyle ki Heyeti Vükelâ veya Heyeti Âyan veya Heyeti Mebusan tarafından işbu tadile dair bir teklif vukubulduğu halde evvelâ Meclisi Mebusanda azayı mürettebenin sülüsan ekseriyetile kabul olunur ve kabul Meclisi Âyanın kezalik sülüsan ekseriyetile tasdik edildikten sonra iradei seniye dahi o merkezde sudur eder ise tadilâtı meşruha düsturülamel olur ve Kanunu Esasinin dali iteklif olunan bir maddesi berveçhi meşruh müzakeratı lâzimesinin icrasile iradei seniyesinin suduruna kadar hüküm ve kuvvetini kaip etmeksizin meriyülicra tutulur.

MADDE 117

Bir maddei kanuniyenin tefsiri lâzım geldikte umuru adliyeye müteallik ise tâyini manâsı Mahkemei Temyize ve idarei mülkiyeye dair ise Şurayı Devlete ve işbu Kanunu Esasiden ise Heyeti Âyana aittir.

MADDE 118

Elyevm düsturülamel bulunan nizamat ve teamül ve âdat ilerüde vazolunacak kavanin ve nizamat ile tadil veya ilga olunmadıkça meriyülicra olacaktır.

MADDE 119

Meclisi Umumiye dair olan fi 1 Şevval sene 93 tarihli Talimatı Muvakkatenin cereyanı ahkâmı yalnız birinci defa içtima edecek Meclisi Umuminin müddeti inikadiyesi hitamına kadar olup andan sonra hükmü carî değildir.

KANUNU ESASİDE YAPILAN  DEĞİŞİKLİKLER
7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANUNU ESASİNİN BAZI MEVADDI MUADDELESİNE DAİR KANUN
5 Şaban 1327 – 8 Ağustos 1325 (1909)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 1, s.638-644.
 HEYETİ ÂYAN KARARNAMESİ

Kanunu Esasinin lüzumu tadiline Meclisi Mebusanca sülüsan ekseriyetle karar verilip ve mevaddı muaddelesi bend bend yine sülüsan ekseriyetle kabul olunup lâyihası kanuniye şeklinde Meclisi Âyana tevdi kılınmış ve Meclisi Âyanca dahi Kununu Esasinin lüzumu tadiline sülüsan ekseriyetle karar verilerek lâyıhayı kanuniyesi encümeni mahsusuna havale olunmuş idi. Ancak devrei içtimaiyenin ahiri olmak ve Meclisi Mebusandan tevdi olunan lavayıhı kanuniye tekessür etmek sebebiyle Kanunu Esasinin baştan başa tetkikatına vakit müsait olamamış ve meşrutiyeti idare ve hakimiyeti milliyenin teeyyüdü için kanunu mezkûr mevaddının en mühim ve müstacel olanlarının tetkiki ve müphem ve nakıs görünenlerin tavzih ve ikmali ile işbu devrei içtimaiyeye ait kavanin sırasında ilân olunması kavaidi meşrutiyetinin cidden ve fiilen teessüs ettiği enzarı âmmede isbat etmek için elzem görülmüş ve mevaddı sairenin tetkikatı devrei içtimaiyeyi âtiyeye bırakılmıştır.

Her iki heyetde tadilen kabulüne karar verilen üçüncü, altıncı, yedinci, onuncu, on ikinci, yirmi yedinci, yirmi sekizinci, yirmi dokuzuncu, otuzuncu, otuz beşinci, otuz altıncı, otuz sekizci, kırk üçüncü, kırk dördüncü, elli üçüncü, elli dördüncü, yetmiş altıncı; yetmiş yedinci; sekseninci, yüz on üçüncü ve yüz on sekizinci maddeleri asılları ile sureti muaddelerini havi layıhayı kanuniye leffen takdim kılınmış ve yüz on dokuzuncu madde tay edelmiş ve yeniden üç madde ilâve olunup Kanunu Esasinin tetkikat ve tâdilatı ikmal olundukta faslı mahsuslarına nakl ve derç olunmak üzere mevaddı selâsei mezkûre şimdilik yüz on dokuzuncu ve yüz yirminci ve yüz yirmi birinci madde olarak kabul olunmuş ve lâyıhayı mezkûrenin bilistizan tasdiki âliye iktiran ettikten sonra ceridei resmiye ile ilân olunarak mevki tatbika vaz edilmek üzere Kuvvei İcraiyeye tebliği kararlaştırılmıştır.

Mevaddı Muaddele
MADDE 3

Saltanatı Seniyei Osmaniye Hilâfeti Kübrâyı İslamiyeti haiz olarak Sülâlei Âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir. Zatı Hazreti Padişahi hini cüluslarında Meclisi Umumide ve Meclis müştemi değilse ilk içtimaında Şer’i Şerif ve Kanunu Esasi ahkâmına riayet ve vatan ve millete sadakat edeceğine yemin eder.

MADDE 6

Sülalei Âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve kanunu mahsus mucibince madamel hayat tahsisatı maliyeleri tekâfülü umumi tahdındadır.

MADDE 7

Hudbelerde namımın zikri ve meskûkat darbı, kanunu mahsusuna tevfikan rütbe ve mehasıp tevcihi, nişan itası Sadrıazam ve Şeyhülislaâmın intihap ve tâyini ile Sadrıazamın teşkil ve arz edeceği Vükelânin tasdiki memuriyetleri, icabında Vükelânın alel usul ve azl ve tebdili, kavanini umumiyenin tasdiki ile ilânı meriyeti, devairi hükûmetin muamelâtına ve kavaninin suveri icraiyesine müteallik nizamnameler tanzim, her nevi kavanin teklifi, ahkâmı şeriye ve kanuniyenin muhafaza ve icrası, eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyaziyelerine tevfikan icrayı tevcihatı, kuvayı berriye ve bahriyenin kumandası, harp ilânı, musalâha akdi, mücazatı kanuniyenin tahfif ve affı, Meclisi Umuminin tasvibi ile affı umumi ilânı, Meclisi Umuminin miadında tüşat ve tatili, Meclisi Umuminin ahvali fevkalâdede vaktinden evvel içtimaa daveti, otuz beşinci madde mucibince Meclisi Mebusanın üç ay zarfında intihap olunup içtima etmek şartı ve Heyeti Âyanın muvafakatı ile ledeliktiza feshi, alel umum muahedat akdi hukuku mukaddesei Padişahidendir.

Ancak sulhe ve ticarete ve trek ve ilhakı araziye ve tebai osmaniyenin hukuku asliye ve şahsiyesine taallûk eden ve Devletçe masarifi mucip olan muahedatın akdinde Meclisi Umuminin tasdiki şarttır. Meclisi Umuminin münakit olmadığı zamanda Heyeti Vükelânın tebeddülü vukuunda keyfiyeti tebeddülden mütevellit mesuliyet heyeti lâhikaya ait olacaktır.

MADDE 10

Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse şer’ ve kanunun tâyin ettiği sebep ve suretten maada bir bahane ile tevkif ve mücazat olunamaz.

MADDE 12

Matbuat kanun dairesinde serbesttir. Hiç bir veçhile kableltab teftiş ve muayeneye tâbi tutulamaz.

MADDE 27

Mesnedi Sadaret ve Meşihati İslâmiye emniyet buyrulan zevata ihale buyrulduğu misillu teşkili Vükelâya memur olan Sadrıazamın tensip ve arzı ile sair Vükelânın memuriyetleri dahi ba iradei şahane icra olunur.

MADDE 28

Meclisi Vükelâ Sadrıazamın riyaseti tahdında olarak aktolunup dahili ve harici umuru mühimmenin merciidir. Müzakeratından muhtacı tasdik olan kararlar ledelarz iradei seniye ile icra olunur.

MADDE 29

Vükelâdan her biri dairesine ait olan umurdan mezuniyeti tahtında bulunanları usule tevfikan icra ve icrası mezuniyeti tahtında olmıyanları Sadrıazam inha eder. Sadrıazam dahi o makule mevaddan müzakereye muhtaç olmayanları doğrudan doğruya ve muhtacı müzakere bulunanları Meclis Vükelada badel müzakere muhtacı tasdik olduğu takdirde arz eder ve muhtacı tasdik olmıyanlar hakkında Heyeti Vükelâ kararını tebliğ eyler. Bu mesalihin envağ ve derecatı kanunu mahsusla tâyin olunacaktır. Şeyhülislâm muhtacı müzakere olmıyan mevaddı doğrudan doğruya arz eder.

MADDE 30

Vükelâ Hükûmetin siyaseti umumiyesinden müştereken ve daireyi nezaretlerine ait muamelattan dolayı münferiden Meclisi Mebusana karşı mesuldürler. Tarafı Hazireti Padişahiden tasdike muhtaç olan mukarreratın mamulünbiha olması için Sadrıazam ile dairei müteallikası nazırı taraflarından kararnamelere vazı imza edilerek kararın mesuliyeti deruhte olunmak ve anların imzası balâsına tarafı Hazireti Padişahiden dahi vazı imza buyrulmak şarttır. Heyeti vükelaca ittihat olunan kararlar umum Vükelanın imzalarını havi olacak ve o imzaların balâsına muhtacı tasdik oluduğu takdirde kezalik tarafı Hazireti Padişahiden vazı imza buyrulacaktır.

MADDE 35

Vükelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilaf vukuunda Vükelâ reyinde ısrar edüpte mebusan canibinden katiyen ve mükerreren red edildiği halde Vükelâ ya mebusanın kararını kabule veya istifaya mecburdur. İstifa takdirinde yeni gelen heyeti Vükelâ heyeti sabıkanın fikrinde ısrar eder ve Meclis esbabı mucibe beyanı ile yine red ederse yedinci madde mucibince intihabata başlanılmak üzere Zatı Hazreti Padişahi Meclisi feshedebilir; fakat heyeti cedidei mebusan evvelki heyetin reyinde sebat ve ısrar ederse Meclisi Mebusanın rey ve kararının kabulü mecburi olacaktır.

MADDE 36

Meclisi Umumi münakit olmadığı zamanlarda Devleti bir muhataradan veyahut emniyeti umumiyeyi halelden vikaye için bir zarureti mübreme zuhur ettiği ve bu babda vazına lüzum görünecek kanunun müzakeresi için Meclisin celp ve cemine vakit müsait olmadığı halde Kanunu Esasi ahkâmına mugayir olmamak üzere Heyeti Vükelâ tarafından verilen kararlar Heyeti Mebusanın içtimaiyle verilecek karara kadar ba iradei seniye muvakkaten kanun hüküm ve kuvvetinde olup ilk içtimada Heyeti Mebusana tevdi edilmek lâzımdır.

MADDE 38

İstizahı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclisi Mebusanda ekseriyetle karar verilerek davet olundukta ya bizzat bulunarak yahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini göndererek irad olunacak suallere cevap verecek yahut lüzum görür ise mesuliyet  üzerine alarak cevabının tehirini talep etmek hakkını haiz olacaktır. Neticei istizahta Heyeti Mebusanın ekseriyeti arası ile hakkında ademi itimat beyan olunan nazır sakıt olur. Reisi vükelâ hakkında ademi itimat beyan olunduğu halde Heyeti Vükelâ hep birden sukut eder.

MADDE 43

Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrinisani iptidasında bilâ davet tecemmu eder ve ba iradei seniye açılır ve mayıs iptidasında yine ba iradei seniye kapanır. Bu heyetlerden biri diğerinin müçtemi bulunmadığı zamanlarda münakit olamaz.

MADDE 44

Zatı Hazireti Padişahi görülecek lüzum üzerine re’sen yahut mebusanın ekseriyeti mutlakası tarafından vuku bulacak talebi tahririye binaen Meclisi Umumiyi vaktinden evvel açar ve Heyeti Umumiyenin kararı ile veya res’en müddeti muayenei içtimai temdit edebilir.

MADDE 53

Müceddeden kanun tanzimini veya kavanini mevcudeden birinin tadilini teklife Vükelâ ve Âyan ve Mebusandan her birinin hakkı vardır. İki Meclisten her biri müceddeden veya tadilen kaleme aldığı kanun lâyıhalarını diğer heyete gönderir. Orada dahi kabul olunduktan sonra tasdiki Hazireti Padişahiye arzolunur.

MADDE 54

Tanzim olunacak  kavanin lâyıhaları Meclisi Mebusan  ve Ayanca tetkik ve kabul olunarak ledelarz tasdik ile icrayı ahkâmına iradei seniyei Hazireti Padişahi taalluk ederse düsturül amel olur. Arz olunan kanunlar iki mah zarfında ya tasdik olunur yahut tekrar tetkik edilmek üzere bir kere iade edilir. İade olunan kanunun tekrar  müzakeresinde ekseriyeti sülüsan ile kabul şarttır. Müstaceliyetine karar verilmiş olan kanunlar on gün zarfında ya tasdik veya iade olunur.

MADDE 76

Mebuslardan her birine beher sene içtimaı için Hazineden otuz bin kuruş verilecek şehri beş bin kuruş maaş itibariyle memurini mülkiye nizamına tevfikan azimet ve avdet harcirahı ita kılınacaktır. Müddeti kanuniyeden fazla içtima vuku bulduğu suretde şehrî beşbin kuruş itibariyle tahsisatı munzama verilecektir.

MADDE 77

Heyeti Mebusan Riyaseti ile birinci ve ikinci reis vekaletlerine Heyet tarafından her sene içtimaında ekseriyetle birer zat intihab ve intihabı vaki huzuru Padişahiye arz olunur.

MADDE 80

Masarifatı umumiye muvazene kanununda gösterildiği veçhile Heyeti Mebusanda tafsilatı ile tetkik olunduktan sonra miktarına Vükelâ hazır olduğu halde Mebusanca karar verilir. Buna karşılık olacak varidatın keyfiyet ve kemiyeti ve sureti tevzi ve tedariki Vükelâ huzuru ile tâyin edilir.

MADDE 113

Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyit asar ve emarat görüldüğü halde Hükûmeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten idarei örfiye tahtında bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.

MADDE 118

Elyevm düsturülamel bulunan nizamat ve teamül ve adât ileride vazolunacak kavanin ve nizamat ile tâdil veya ilga olunmadıkça meriyül icra olacaktır. Kavanin ve nizamatın tanziminde muamelâtı nasa erfak ve ihtiyacatı zamana evfak ahkâmı fıkhiye ve hukukiye ile adab ve muamelât esas itihaz kılınacaktır.

119’uncu madde tay olunmuştur. (Yeniden üç madde ilâve olunup Kanunu Esasinin tetkikat ve tâdilatı ikmal olundukta faslı mahsuslarına nakil ve derç olunmak üzere mevaddı selâseli mezkure şimdilik yüz on dokuz ve yüz yirmi ve yüz yirmi bir rekamı ile berveçhi ati tahrir edilmiştir):

MADDE 119

Pastanelerde mevdu evrak ve mekatib müstantik veya mahkeme kararı olmayınca açılamaz.

MADDE 120

Kanunu mahsusuna tebaiyet şartı ile osmanlılar hakkı içtimaa maliktir. Devleti Osmaniyenin temamiyeti mülkiyesini ihlal ve şekli meşrutiyet ve hükûmeti tagyir ve Kanunu Esasi ahkâmı hilafına hareket ve anasırı osmaniyeyi siyaseten tefrik etmek maksatlarından birine hadim veya ahlâk ve adabı umumiyeye mugayir cemiyetler teşkili memnu olduğu gibi alelıtlâk hafi cemiyetler teşkili de memnudur.

MADDE 121

Heyeti Âyan müzakeratı alenidir fakat bir maddei mühimmeden dolayı müzakerat hafi tutulmak Vükelâ canibinden veya Heyeti Âyan azasından beş zat tarafından teklif olundukta heyetin içtima ettiği mahal azanın madasından tahliye edilerek teklifi red veya kabul için ekseriyeti araya müracaat olunur.

KANUNU ESASİNİN 5 ŞABAN 1327 TARİHLİ 7, 35 VE 43’ÜNCÜ MEVADDI MUADDELESİNİ MUADDİL KANUN
2 Recep 1332 – 15 Mayıs 1330 (1914)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 6, s.749-750.
7’nci Maddenin Fıkrai Muaddelesi

“…. Otuz beşinci madde mucibince Heyeti Mebusanın ledeliktiza feshi ve müddeti teciliye ve tatiliyenin mecmuu müddeti içtimaiyei seneviyenin nısfını tecavüz etmemek ve o senei içtimaiye zarfında müddetini ikmal eylemek üzere tecil ve tatili, hukuku mukaddesei Padişahidendir.”

35’inci Maddei Muaddele

“Vükelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabulünde Vükelâ tarafından israr olunupda Mebusan canibinden ekseriyeti arâ ile ve mükerreren red edildiği halde Vükelânın tebdili veyahut müceddeden ve dört ay zarfında intihap ve içtima olunmak üzere Heyeti Mebusanın feshi hukuku Padişahi cümlesindendir. Fakat Heyeti cedidei Mebusan evvelki heyetin reyinde sebat ve israr ederse Meclisi Mebusanın rey ve kararının kabulü mecburi olacaktır.”

43’üncü Maddei Muaddele

“Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrinisani iptidasında ve tecil vuku bulmuş ise müddeti teciliyenin inkizasında bilâ davetin içtima eder ve ba irade seniye küşad edilir. müddeti içtima altı aydır ve bu müddetin hitamında Meclis yine ba iradei seniye kapanır. Bu Heyetlerden biri diğerinin bulunmadığı zamanlarda münakit olamaz. Meclisi Mebusan fesh edildiği halde dört ay sonra içtima edecek olan heyeti cedidenin içtimaı bir içtimaı fevkalâde hükmünde olup müddeti iki aydır ve kabili temdit olup tecile tabi değildir ve altmış dokuzuncu maddede muharer olan dört seneden ibaret müddeti memuriyeti teşrinisani ibtidasında başlar.”

Kanunu Esasinin yetmiş üçüncü maddesi mülgadır.

Meclisi Mebusan ve Âyanda kabul olunan işbu lâyihanın kanuniyetini ve ona göre Kanunu Esasiye ilâvesini irade eyledim.

2 Recep 1332 – 15 Mayıs 1330

(Diğer imzalar)                                               Mehmet Reşat

7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANUNU ESASİNİN 102’NCİ MADDESİ İLE 2 RECEP 1332 TARİHLİ 7’İNCİ VE 43’ÜNCÜ MEVADDI MUADDELESİNİ MUADDİL KANUN
26 Rebiyülevvel 1333 – 29 Kanunusani 1330 (1914)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 7, s.224-225.
MADDE 7

…. Meclisi Umuminin miadında açılıp kapatılması, gerek vaktinden evvel gerek sureti fevkalâdede içtimaa daveti temdidi müddeti, üç ayı tecavüz ve tekerrür etmemek üzere tecili ve senei içtimaiyesi zarfında müddetini ikmal eylemek üzere Meclisin muayyen bir zaman için tatili, otuz beşinci madde mucibince Heyeti Mebusanın ledeliktiza feshi, alel umum muahedat akti hukuku mukaddasei Padişahidendir…

MADDE 43

Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrinisani iptidasında ve tecil vuku bulmuş ise müddeti teciliyenin inkızâsında bilâ dâvetin içtima ve ba iradei seniye küşat edilir. Müddeti içtima dört aydır ve bu müddetin hitamında…

MADDE 102

Muvazene kanunun hükmü bir seneye mahsustur. O senenin haricinde hükmü cari olamaz ve bu hüküm tecil ve tatil ile ihlâl edilemez. Ancak, Meclisi Mebusan muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesholunduğu halde….

Meclisi Âyan ve Mebusanca kabul olunan işbu lâyıha veçhile Kanunu Esasinin tâdilini irade eyledim.

26 Rebiyülevvel 1333 – 29 Kanunusani 1330

(Diğer imzalar)                                                 Mehmet Reşat

KANUNU ESASİNİN 5 ŞABAN 1327 TARİHLİ 76’INCI MADDEİ MUADDELESİNİ MUADDİL KANUN
(4 Cemaziyüevvel 1334 – 25 Şubat 1331) (1916)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 8, s.483
MADDE 76

Meclisi Mebusan azasından herbirine her sene içtimaı için elli bin kuruş tahsisat ve şehrî dörtbin kuruş üzerinden azimet ve avdet harcîrahı verilir. Müddeti içtimaın temdidi ve meclisin fevkalade içtimaı halinde ayrıca tahsisat verilmez. Fesihten sonra içtima eden meclis azasına tahsisatın nısfı verilir.

KANUN ESASİNİN 26 REBİÜLEVVEL 1333 TARİHLİ 7’İNCİ MADDEİ MUADDELESLİNİN TADİLİ İLE 2 RECEP 1332 TARİHLİ 35’İNCİ MADDEİ MUADDELESİNİN TAYYI HAKKINDA KANUN 
4 Cemaziyülevvel 1334 – 25 Şubat 1331 (1916)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 8, s.484
MADDE 7

…. dört ay zarfında bilintihap içtima etmek üzere ledeliktiza Heyeti Mebusanın feshi hukuku mukaddesei padişahidendir.

MADDE 35

Tayyedilmiştir.

7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANUNU ESASİNİN 72’NCİ MADDESİNİN MUADDİL KANUN
15 Cemaziyülevvel 1334 – 7 Mart 1332 (1916)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 8, s.754
MADDE 72

Müntehipler evsafı matlubeyi haiz her Osmanlıyı meb’us intihap edebilirler. Ancak bir kimse aynı zamanda üçten ziyade dairei intihabiyede namzetliğini vaz edemez.

KANUN ESASİNİN 69’UNCU MADDESİNİ MUADDİL KANUN
8 Cemaziyülahir 1336 – 21 Mart 1334 (1918)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 10, s.176
MADDE 69

Meb’usan intihabı umumisi dört senede bir kere icra olunur. İntihap olunan meb’usların müddeti meb’usiyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir. Ancak dördüncü senei içtimaiye ordu’yu hümayunun umumî seferberliğini müstelzim muhabereye musadıf olduğu halde her iki mecliste adedi mürettebin sülüsanıyla müzakeresine ibtidar ve adedi mürettebin ekseriyeti mutlakasıyla kabul edilecek bir kanun ile müdddeti mezkûre temdit olunabilir.

Estonyalı Hakimlerin Etik Kuralları

0

Estonyalı Hakimlerin Etik Kuralları, 13 Şubat 2004 tarihinde kabul edilmiş, 8 Şubat 2019’da değiştirilerek güncellenmiştir. Estonya yargı sistemi, Mahkemeler Kanunu gereğince bir etik konseye sahiptir.

Estonya mahkeme sistemi dört ilçe mahkemesi, iki idari mahkeme, iki bölge mahkemesi ve Yüksek Mahkemeden oluşmaktadır. İlçe mahkemeleri ve idari mahkemeler ilk derece mahkemeleridir. Yüksek Mahkeme hem temyiz mahkemesi ve aynı zamanda anayasal denetim mahkemesi olarak görev yapmaktadır. İlçe, idari ve bölge mahkemelerinin bütçesi Adalet Bakanlığına bağlıdır. Yüksek mahkemenin ise ayrı bir bütçesi ve bağımsız yapısı bulunmaktadır. Olağanüstü mahkemelerin kurulması Anayasa tarafından yasaklanmıştır.

Estonya’da 2023 yılı itibariyle 236 hakim çalışmaktadır. Estonya Hakimleri Etik Kuralları(Estonian Judges´ Code of Ethics), Hâkimler ve Savcılar Kurulu Yargı Etiği Bürosu tarafından 2020 yılında Türkçeye kazandırılmıştır. Profesyonellik, güvenilirlik ve bağımsızlık mahkemelerin temel değerleridir.

Estonya Hakimleri Etik Kuralları

Hukukun üstün olduğu bir toplumda hâkimlerin tarafsızlığının, bağımsızlığının ve doğruluğunun kayıtsız şartsız garanti altına alındığını göz önünde bulundurarak,

Estonya’nın adil yargılanma prensiplerini ve hâkimlerin ahlaklılığını ve dünyada geliştirilen yasal gelenekleri gözetmesi gerektiğini hesaba katarak,

Hâkimlerin eylemlerinin ve niteliklerinin gereklerine uygulanan standartları karşılama gerekliliğinin bilincinde olarak,

Hâkimlerin demokrasiyi ve yasal düzeni korumada merkezi bir rol oynadığını göz önünde bulundurarak,

Yüksek profesyonellik seviyesinin ve hâkimlerin kusursuz davranışlar sergilemesinin mahkemenin yüksek otoritesinin ve adaletin idaresinin bir şartı ve teminatı olduğunu akılda tutarak,

Hâkimlerin bireylerin yaşamları, özgürlükleri, hakları, yükümlülükleri ve mülkleri hakkında karar verme yetkilerinin olduğunu göz önünde bulundurarak,

Mahkemelerin görevinin bireylere hizmet etmek olduğunu bilerek,

Hâkimlerin üzerlerindeki yüksek ahlaki ve yasal yükümlülüğün farkında olarak, biz Estonyalı hâkimler kendimiz için aşağıda bulunan Etik Kodu belirliyor ve açık bir şekilde bu kodu takip etmeyi taahhüt ediyoruz.

GENEL HÜKÜMLER

1. Hâkim doğruluğun itibarını ve yargının bağımsızlığını korur.

2. Hâkim, görevinin gerektirdiği faaliyetleri tarafsız bir şekilde, bireysel çıkar gözetmeksizin dikkatli bir şekilde yerine getirir ve kendisine verilen yetkiyi mümkün olan en iyi şekilde kullanır.

3. Hâkim yaşamını ve yasal aktiviteler de dâhil olmak üzere aktivitelerini yargı görevleriyle çatışma tehlikesini minimum düzeye indirecek şekilde düzenler.

4. Hâkim yasa yapımı ve yasal ve yargısal sistemlerin geliştirilmesi ile öğretme ve araştırma aktivitelerinde de yer alabilir.

5. Hâkim, sivil derneklerde ve hayır kurumlarında aktif olarak bulunabilir, bunu yaparken çıkar çatışmalarından ve adaletin idaresinin çıkarları aleyhine kendisinden faydalanılmasından kaçınır. Ayrıca hâkim, ahlaklılık ve adil iş uygulamalarına saygı gösterirken, kâr elde etmeyi amaçlayan faaliyetlere de katılabilir.

6. Hâkim her türlü eylem ve ifadelerinde uygunsuz olma durumundan kaçınır. Hâkim, halkın denetimi altında olduğundan normal bir vatandaş için yük olarak görülebilecek kısıtlamaları kabul etmek durumundadır. İlk olarak yargı görevinin itibarı ile uyum içerisinde davranır.

7. Hâkim kendi siyasi görüşünü yansıtacak siyasi aktivitelerden ve ifadelerden kaçınır.

8. Hâkim yasal düzeni koruyan ve yasalara uyan örnek bir birey olmalıdır.

9. Hâkim uygunsuz hareketlerde bulunan ve bu kodda bahsi geçen kuralları ihlal eden meslektaşlarını uyarır ve bu şekildeki davranışlara bir son vermeye çalışır. Hâkim gerekirse Estonyalı Hâkimler Genel Kurulu‟nu ya da O Yer Mahkemesi Başkanı‟nı bilgilendirir.

10. Mesleki etiğin gerekleri yasa, hâkimler disiplin dairesinin kararları, yargı içerisindeki içtihat uygulamaları, deneyimli meslektaşların görüşleri ve hâkimlerin vicdanları üzerinden yorumlanır. Hâkim Etik Kod‟unda bahsi geçmeyen konulara dair tavrına karar verirken söz konusu prensipler tarafından yönlendirilir.

ÖZEL HÜKÜMLER
Mahkemeler ve Mahkeme Usulü

11. Hâkim mesleki seviyesini korur ve hizmet içi eğitimlere katılır. Hâkim, sahip olduğu mesleki bilgi ve tecrübeyi meslektaşlarıyla paylaşır.

12. Hâkim çalışmalarında sakin, soğukkanlı ve ağırbaşlıdır.

13. Hâkim yargılama sırasında sürece dâhil tüm katılımcılara, meslektaşlarına ve mahkeme çalışanlarına karşı sabırlı ve naziktir ve bunu yaparken muhatap olduğu kişilerden de aynı tavrı bekler.

14. Hâkim adaletin idaresi konusunda tarafsız ve adil olmalı ve makul bir gözlemci tarafından da bu şekilde davrandığı algılanacak şekilde davranmaya çabalar. Bu amaçla hâkim yargılamadaki tüm katılımcılara eşit olarak muamele eder, gereksiz ve ilgisiz yorumlar ile ifadelerden kaçınır. Hâkim öfkelenmekten, sinirlenmekten, sesini yükseltmekten ve tavrını belli edecek yüz ifadelerinden ve vücut dilinden, tarafsızlığını bozacak her türlü hareketten kaçınır.

15. Hâkim davaları aceleden ve yüzeysellikten kaçınarak ve resmi ve mantıksız gerekçelerle karar vermeyi geciktirmekten imtina ederek makul bir sürede çözer.

Hâkim katılımcıların kendi haklarını suistimal etmelerine ve işlemleri geciktirmelerine müsaade etmez.

16. Hâkim karara bağlanmamış ya da gelecek davalarla ve muhtemel sonuçlarıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınır ve mahkeme çalışanlarından da aynı tavır içerisinde olmalarını rica eder. Hâkim katılımcılara usul kanunlarında belirtilen yargılama usulü kurallarını ayrıntılı bir şekilde açıklar. Hâkim mümkünse tarafları uzlaştırmaya çalışır.

17. Hâkim dava sırasında edindiği bilgilerin gizliliğini korur ve mahkeme çalışanlarından da aynı tavır içerisinde olmalarını ister. Bu kural hâkimi, işlenmiş benzer suçlarla ilgili olarak yasal düzenin lehine bilgi vermek yükümlülüğünden muaf tutmaz.

18. Hâkim kendisine verilen idari görevleri profesyonel bir şekilde ve soğukkanlılıkla yerine getirir, diğer hâkimlerin ve mahkeme çalışanlarının işlerini kolaylaştırır. Hâkim meslektaşlarının ve mahkeme çalışanlarının çalışmaları için aynı şartları belirler.

19. Hâkim kamuyu meslektaşları arasındaki çatışmalar ve yargıdaki iç sorunlar konusunda bilgilendirmez.

Bağımsızlık ve Tarafsızlık

20. Hâkim çıkar çatışmalarından kaçınır. Ailevi, sosyal ve diğer ilişkilerin hâkimlik görevini etkilemesine izin vermez.

21. Hâkim, mahkemenin bir davayı yeniden incelemesi için hukukun yorumlanması konusunda yüksek mahkemenin görüşünün zorunlu olduğu durumlar dışında, karar verirken kendisiyle aynı konumdaki veya daha kıdemli hâkimlerden bağımsızdır.

22. Hâkim, kamu ve basın ile olan ilişkilerinde inceleme altında olan konulara dair bireysel görüşünü belirtmekten kaçınır.

23. Hâkim dava tarafları ile bir araya gelmekten ya da siyasi ve iş ile alâkalı yemeklere çıkmaktan kaçınır, zira bu durum hâkimin tarafsızlığına halel getirip çıkar çatışmasına neden olabilir. Düzenli olarak bir mahkemede çalışan yargı görevlerinde bulunan bireylerle olan şahsi ilişkilerinde hâkim adam kayırma ya da taraflılık şüphesi oluşturacak ya da bu şekilde algılanacak durumlardan kaçınır.

24. Hâkim siyasi veya kâr amaçlı derneklere bunların lideri veya görevlisi olarak katılamaz. Siyasi hareketleri veya bunların adaylarını sözlü veya yazılı olarak destekleyemez ve bunlara vakıflardan destek talep edemez.

25. Taraflardan biri konusunda önyargı içerisinde olarak davanın objektif bir şekilde çözülmesini engelleyecek konumda olması, dava tarafları ile yakın ilişkiler içerisinde olması, davayı ilgilendiren gerçekler hakkında özel bilgiye sahip olması, taraflardan birine daha önceden hukuki danışmanlık yapmış olması, sonucun kendisini ya da aile üyelerini etkileyebileceğinin farkında olması durumlarında hâkim davadan çekilir.

26. Hâkim yargısal görevinin icrası kapsamında yaptıkları, yapması gerekenler ve yapmaktan kaçındıkları ile ilgili olarak hediye, bağış, borç ya da iyilik istemez ya da kabul etmez. Ayrıca, hâkim etkisi, takdiri ve yetkisi altındaki aile üyelerinin, mahkeme çalışanlarının ve diğer kişilerin buna başvurmasına izin vermez.

Hukuk Dışı Aktiviteler

27. Hâkim yetkilerini ve ismini yalnızca uygun bir şekilde kullanır ve bunların kişisel kazanç amacıyla veya uygunsuz bir şekilde kullanımından kaçınır. Hâkim prestijinden ödün vermez ve diğer kişilerin bu prestijden kendi özel çıkarları için faydalanmasına müsaade etmez.

28. Hâkim ahlaki geleneklere uygun olarak sosyal ve kültürel hayata katılır ve bunun makamının onuruna zarar vermediğine ve makamının görevleriyle çelişmediğine dikkat eder.

29. Hâkim profesyonel kuruluşların hem olağan üye hem de çalışan vasfıyla bir parçası olabilir.

30. Hâkim uyuşturucu maddeler kullanmaktan ve aşırı alkol tüketiminden kaçınır.

31. Hâkim düzgün ve saygın davranışlar sergiler, mesleğini ve adaletin idaresini itibarsızlaştıracak faaliyetlerde kaçınır.

32. Hâkim kendini ve ailesini basın önünde sergilemez.

Francis Ysidro Edgeworth

0
Francis Ysidro Edgeworth

İrlandalı hukukçu, düşünür ve politik iktisatçı Francis Ysidro Edgeworth 8 Şubat 1845’te dünyaya geldi. (Ölümü: 13 Şubat 1926) Dublin’deki Trinity College’da okudu, ardından Balliol College ve Oxford Üniversitesi’nde antik ve modern diller alanında eğitim aldı.

1877’de Londra’da avukat olmaya hak kazandı ancak hiç avukat olarak çalışmadı.

1888’de King’s College London’da ekonomi kürsüsüne atandı ve 1891’de Oxford Üniversitesi’nde Drummond Politik İktisat Profesörü oldu.

1891’de The Economic Journal’ın da kurucu editörlüğünü yaptı. “Theory of Monopoly”, “On the Application of Mathematics to Political Economy: Address of the President of Section F of the British Association for the Advancement of Science ” ve “Mathematical Psychics: An essay on the application of mathematics to the moral sciences” en önemli eserleridir. 1881 yılında yayımlanan “Mathematical Psychics” adlı kitabı ile ünlendi. 13 Şubat 1926’da yaşama veda etti.

Onun adıyla anılan Edgeworth Kutusu (Edgeworth Box), bugün mikroiktisat ders kitaplarının temel taşıdır. İki kişi arasındaki mal değişimini ve genel dengeyi görselleştiren bu araç, iktisadi verimlilik ve refah analizlerinde hala en çok kullanılan yöntemlerden biridir.

Vecdi Aral

0

Prof. Dr. Vecdi Aral, 17 Ocak 1929 tarihinde dünyaya gelmiş, ilkokul ve ortaokulu İstanbul’da farklı okullarında yapmış, 1948 yılında Kabataş Erkek Lisesini bitirerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştır.

Hukuk fakültesinden 1952 yılında mezun olmuş, askerlik görevini tamamladıktan sonra hakimliğe başvurmuş, stajını tamamlayarak sorgu hakimliğine başlamış ve bir yıl Kayseri’nin Tomarza ilçesinde çalışmıştır.

1955 yılında hakimlik görevinden istifa etmiş ve aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında asistan olarak göreve başlamıştır.

Prof. Dr. Vecdi Aral’a Armağan – İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası Cilt: 72 Sayı:1 2014

Aral, doktora yeterliliğini tamamlayarak 1960 yılında doktor unvanını kazanmış, 1965 yılında doçent ve 1973 yılında da profesör olmuştur.  Profesör olduktan sonra on yıl süreyle İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksekokulu müdürlüğü yapmış, 40 yıl boyunca İstanbul Hukuk Fakültesinde hizmet ettikten sonra 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevine atanmış, 1998 yılında öğretim üyeliğinden emekli olmuştur.

Aral, emekliliğinden sonra yaklaşık 10 yıl boyunca Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Lisansüstü Eğitim programlarında Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi dersleri vermiştir.

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından, Vecdi Aral anısına, “Aral Okumaları” başlıklı sempozyum düzenlenmektedir.

Prof. Dr. Vecdi Aral’ın Eserleri 

İnşaat (Üst) Hakkı: (MK. Mad. 652, 751), İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1962

 “Kanuni İrtifaklar”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 29, Sayı 4, 1963

 “Hukuk İlmini Gerçek Bir İlim Haline Getirmek İçin Hukuka Bir Objektivite Kazandırma Gayretleri ve Bunların Değeri”,İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 31, sayı 1-4, 1965

 “Kelsen’in Hukuk Anlayışı”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 34, Sayı 1-4, 1968

 “Hukukta Felsefenin Önemi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 38, Sayı 1-4, 1973.

“Hukuka İlişkin Değişik Görüşler Ve Bunların Değerlendirilmesi İle Birlikte Doğru Görülebilecek Bir Hukuk Anlayışı”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 39, Sayı 1-4 (Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar Hatıra Sayısı), 1974

“Hukuk Felsefesinde Değer Rölativizmine Karşı Değer Objektivizmi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 40, Sayı 1-4, 1974

Kelsen’in Saf Hukuk Teorisinin Metodu ve Değeri, İstanbul, Sulhi Garan Matbassı Varisleri Koll., 1978. (Önceki basım: Kelsen’in Saf Hukuk Teorisinin Metodu ve Değeri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler (tez), 1965.)

“Hukukta İrade Özgürlüğü”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 48, Sayı 1-4, 1982-1983

Kültür ve Hukuk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 53, Sayı 1-4, 1988-1990

İnsan ve Mutlu Yaşam: Yaşamın Anlamı, İstanbul, Derin Yayınları, 1992

“Özgürlük ve Mutluluk”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 1992-1993

Adalet Kavramı”, Bir Adalet Bilimi Olarak Hukuk Bilimi, Ankara, Ed. Adnan Güriz, Türk Felsefe Kurumu, 1994

“Hukuki Değer Olarak Adalet”, Çağdaş Hukuk Felsefesi ve Hukuk Kuramı İncelemeleri, İstanbul, Ed. Hayrettin Ökçesiz, Alkım Yayınevi, 1997

İnsan Özgür Mü?, İstanbul, İstanbul Barosu Yayınları, 2004

Varlığı Var Eden İlke Sevgi, İstanbul, İstanbul Barosu Yayınları, 2005

Gustav Radbruch, Hukukta Bilgelik Dolu Özlü Sözler, çev. Vecdi Aral, İstanbul, On İki Levha Yay., 2008. (Önceki basım: Gustav Radbruch, Hukukta Bilgelik Dolu Özlü Sözler, çev. Vecdi Aral, Kocaeli, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2002.)

Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 7. Bası, 2010. (Önceki basımlar: Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1. Bası: 1971-2. Bası: 1975-3. Bası: 1979; Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, İstanbul, Filiz Kitabevi, 4. Bası, 1984; Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 5. Bası, 1985.)

Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 2010. (Önceki basım: Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1983 – 1984 -1992.)

Tek ve Bağımsız Hukuk, İstanbul, Beta Yayınevi, 2010

Yaşamda Eğitim ve Öğretim, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 2. Basım, 2010. (Önceki basım: Yaşamda Eğitim ve Öğretim, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1. Basım, 2003.)

Toplum ve Adaletli Yaşam, İstanbul, Legal Yayınları, 2. Basım, 2012 Aralık. (Önceki basım: Toplum ve Adaletli Yaşam, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1988.)

Mutluluk ve Toplumun Esenliği, İstanbul, Legal Yayıncılık, 2. Basım, 2012 Aralık. (Önceki basım: Mutluluk ve Toplumun Esenliği, İstanbul, Yeditepe Üniversitesi Yayınları, 1. Basım, 2006.)

“HOCAMA;

Dar kapı, geniş kapı metaforuna hiç de benzemeyen
Her zaman açık ve davetkâr bir kapısı var.
İlk sözü her zaman sona doğru uzayan davetkâr bir “Eveeet”ti.
Yükselerek girerdiniz yanına…
Vecd ile aralardı hayata dair her şeyi.
Yemek tarif ederdi.
Aşk, felsefe, Radbruch…
Yanılgılar, oluşan hakikatlerdir derdi.
Severdi, gerçekten kızardı, heyecanlanırdı: İnsandı!
Yükselerek çıkardınız yanından…
Hatta bir parçanız hep yanında kalırdı.
Özlerdiniz… Şile’ye giderdiniz.
Unamuno’yu da severdi.
Dünya bilinç için yaratılmıştır; her bir bilinç için deyişini severdi
Unamuno’nun
Siz de kendinize pay çıkarırdınız.
Mutlu olurdunuz, çünkü mutlu ederdi.
Ediyor, edecek…
Kesin, en yakın zamanda Şile’ye gidilecek.
Sevgilerimle…”

Prof. Dr. Yasemin Işıktaç

Beklediğimiz ve Bizden Beklenen Adalet
Beklediğimiz ve Bizden Beklenen Adalet
Mutluluk ve Toplumun Esenliği
Mutluluk ve Toplumun Esenliği
Toplum ve Adaletli Yaşam
Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine
Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine
Tek ve Bağımsız Hukuk
İnsan ve Mutlu Yaşam
Yaşamda Eğitim ve Öğretim
Yaşamda Eğitim ve Öğretim
Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları – Vecdi Aral – Filiz Kitabevi

Adalet, Sizsiniz

0
Adalet, Sizsiniz

Adalet Sizsiniz Tiyatro Oyunu, yargının siyasallaştığı dönemde yaşanmış üç tarihi davayı anlatmaktadır.

Sokrates, Galileo, Sacco ve Vanzetti’nin yaşamlarını ve yargılanmalarını sahneye taşımıştır.

Oyun, Ümit Denizer tarafından kaleme alınmış ve Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahneye konulmuştur.

Oyun; “Perdeci Oyuncuları” adını tercih eden yeni bir grup tarafından ilk oyunları olarak hazırlanmıştır.

Oyunun yönetmenliğini de üstlenen “Perdeci Oyuncuları”, ismini, yazılarına “Perdeci” imzasını atan Muhsin Ertuğrul’dan almaktadır. Sahne tasarımı ve giysiler Metin Deniz imzasını taşımış, kukla uygulamaları ise Bülent İşcan tarafından gerçekleştirilmiştir.

2012 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.

Adalet Sizsiniz’in Konusu

Tek perdelik Adalet Sizsiniz, oyuncular Rutkay Aziz ve Taner Barlas tarafından sahnelenmiştir.

Milattan Önce Beşinci Yüzyılda, Atina’da, Beş Yüzler Meclisi’nin ölüme mahkum ettiği Sokrates; 1633 yılında Roma’da, Engizisyon’un müebbet hapse mahkûm ettiği bilim adamı Galileo ve 1927 yılında Boston’da, yargıçların idama mahkum ettiği iki İtalyan göçmen işçi Sacco ile Vanzetti’nin hikayeleri, “Adalet, Sizsiniz” tiyatro oyunu ile canlandırılmıştır.

Oyun, haksız mahkumiyet kararlarının daha sonra kaldırılmasına vurgu yapmakta; tarihe geçmiş trajik yargılamalara muhatap olan masumların itibarlarının iade edildiğini ve bu tür yargılamaların bir daha yaşanmasının yanlışlığına vurgu yapmaktadır.

Sokrates’in Savunması

Felsefe yapan Sokrates; soruları ile ezberleri bozan bir anlayışa sahip olmuştur. Atina’nın önde gelenlerine eleştiriler yöneltmiş ve sonuç olarak çok sayıda düşman kazanmıştır.

Sokrates, dönemin Atinalıları tarafından tanrılara inanmaması ve gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanmıştır. Ne yazık ki ünlü filozof, Atina demokrasisi tarafından yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Dava, Meletos adlı bir genç tarafından “gençlerin ahlakını bozmak ve dinsizlik” suçlamalarıyla açılmıştır. Dava sonucunda, 500’ler Meclisi kararıyla 70 yaşında iken MÖ 399’da ölüme mahkum edilmiştir.

Uzmanlara göre mahkeme sonucunda karar verici 500’ler  meclisinin oy oranı 281’e 220’dir. Sokrates 361 oya karşılık 140 oy oranı ile ölüm cezasına mahkum olmuştur.

Galileo 

Galileo, Engizisyon mahkemesinde yargılanmıştır. Kilisenin zoruyla “dünya dönmüyor” demiş ancak dünyanın dönmesinin önüne yine de geçilememiştir.

Nicola Sacco ve Bartolomeo Venzetti

Nicola Sacco ve Bartolomeo Venzetti yedi sene süren dava sonunda 23 Ağustos 1927 tarihinde saat 00:19’da, yedi dakika arayla elektrikli sandalye ile öldürülmüştür. ,Suçsuzlukları 50 yıl sonra ilan edilmiştir. 1977 yılında Massachusetts valisi Michael Dukakis bu iki İtalyan göçmenin suçsuz olduğunu belirtmiş açıklamıştır. Vali şöyle demiştir; “Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti isimleri üzerinde olan her türlü suçlama ve aşağılamanın sonsuza kadar kaldırıldığını açıklıyorum”

12 Şubat – Hukuk Takvimi

0
12 Şubat - Hukuk Takvimi
12 Şubat – Hukuk Takvimi
1606 Türkiye‘de ilk defa tütün ithal edildi. Daha önceleri, ilmiye sınıfı tütün ithaline karşı çıktığı için yurda kaçak olarak getiriliyordu. Zaman içerisinde ilmiye sınıfı da gizli gizli tütün kullanmaya başlayınca ithalat serbest bırakıldı.
1804 Alman filozof Immanuel Kant yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Nisan 1724) Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri oldu ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkiledi. Materyalist felsefenin kurucusu ve eleştirel felsefenin babası olarak kabul edildi.
1809 Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve devlet başkanı, Abraham Lincoln doğdu. (Ölümü: 15 Nisan 1865) Hukuk eğitimi gördü ve başarılı bir avukat oldu. Amerikan İç Savaşı’nda Amerika Konfedere Devletleri’ne karşı büyük bir galibiyet elde etti. Ülkenin birliğini korudu ve köleliği bitirdi. Savcılık, Illinois Temsilciler Meclisi üyeliği ve bir dönem ABD Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. 1861 yılında  Cumhuriyetçi Parti’nin ilk başkanı oldu. 1863 yılında köleliğin kaldırılması için gerekenleri ve tedbirler konusunda önlemleri belirtti. Ardından Serbest Bırakma Beyannamesi ve On Üçüncü Yasa değişikliği bildirilince Haziran 1863 tarihinde ABD’den kölelik resmen kalkmış oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. başkanı olarak seçildi.  Suikast sonucu öldürüldü ve bu şekilde ölen ilk ABD başkanı oldu. Tarihsel değerlendirmelerde en iyi Amerika Birleşik Devletleri başkanlarından biri olarak kabul edildi. Tüm dünyada köleliğin tamamen kaldırılması yönündeki çalışmalara rehber oldu.
1809 Evrimsel biyolojiye yaptığı katkılarla tanınan İngiliz doğa bilimci, jeolog ve biyolog Charles Robert Darwin dünyaya geldi.
1818 Şili, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti. Şili, İspanya’dan bağımsızlığını sağlamak üzere 1810’da harekete geçmişti. Şili’nin mevcut anayasası 11 Eylül 1980 tarihlidir.
1841 Hollandalı hukukçu ve politikacı Gijsbert van Tienhoven doğdu. (Ölümü: 10 Ekim 1914) Amsterdam Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü ve Athenaeum Illustre’da Roma’ya çağdaş hukuk profesörü olarak atandı. Belediye meclisi üyesi oldu. Amsterdam’da ilk işçi evlerinin belediye tarafından yapılmasını sağladı. 1880 yılında Amsterdam belediye başkanı oldu. 1894’te Hollanda Başbakanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1897-1911 yılları arasında on dört yıl boyunca Kraliçe’nin Kuzey Hollanda Komisyon Üyesi olarak görev yaptı. Kraliyet Kararnamesi ile 1897’de Kraliçe’nin Kuzey Hollanda Komisyon Üyesi olarak atandı.
1847 Avustralyalı avukat ve politikacı Albert Gould doğdu. (Ölümü: 27 Temmuz 1936) Sydney Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Singleton’da avukat olarak çalıştı. 1882’den 1898’e kadar Yeni Güney Galler Yasama Meclisi üyeliği yaptı. Serbest Ticaret hükûmetinde Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra 1899’dan 1901’e kadar Yeni Güney Galler Yasama Konseyi’nde iki yıl görev yaptı. 1907’de Senato’nun ikinci Başkanı olarak seçildi. 
1859 Sonradan adı Siyasal Bilimler Fakültesi olarak değiştirilen Mekteb-i Mülkiye eğitime açıldı. Mülkiye Mektebi, Sadrazam Âli Paşa ve Hükûmet üyelerinin katılımıyla açıldı.
1870
  • Hollandalı avukat ve politikacı Jacobus de Kempenaer yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Temmuz 1793) Leiden Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Temsilciler Meclisi üyeliği ve şehir yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. Arnhem Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.  Gelderland Eyalet Devletleri üyesi olarak görev yaptı.1844 yılında Hollanda Anayasasında değişiklik öneren dokuz kişiden biri oldu. İçişleri Bakanlığı yaptı. Anayasa Komisyonuna atandı. Ulusal Anayasa’nın revizyonunda önemli bir rol oynadı. 1848’den Kasım 1849’a kadar Hollanda’nın ikinci Başbakanlığını yaptı.
  • Utah’ta kadınlar, oy kullanma haklarını elde etti.
1885 Afrika ülkesi Liberya’da 1878 ile 1883 yılları arasında devlet başkanlığı makamında bulunan hukukçu ve siyasetçi Anthony William Gardiner yaşamını yitirdi. (3 Şubat 1820 – 12 Şubat 1885),
1976 Server Paşa‘nın 26 Ağustos 1875’te başlayan Şûrâ-yı Devlet (Danıştay) Başkanlığı 12 Şubat 1876’da sona erdi. Aynı tarihte Namık Paşa 2. kez göreve getirildi.
1885 Liberyalı hukukçu ve siyasetçi Anthony William Gardiner yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Şubat 1820) Hukuk eğitimi gördü. 1847’de Liberya’nın bağımsızlık bildirgesini ve anayasasını hazırlayan Ulusal Konvansiyon’da delege olarak görev yaptı. Liberya’nın ilk başsavcısı oldu ve daha sonra 1855-1871 yılları arasında Liberya Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı. 1860-1861 yılları arasında Temsilciler Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. 1871’de başkan yardımcılığına seçildi. 1878’de cumhurbaşkanı seçildi. 1980’deki darbeye kadar Liberya siyasetine hakim oldu. Amerikan-Liberyalıların neredeyse bir buçuk asırlık azınlık egemenliğine son verdi. 
1918 Sovnarkom, “Sosyalist İşçi ve Köylü Kızıl Donanması”nın kurulmasını öngören bir kararname yayınladı.
1919
Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti kuruldu.
1929 Türkiye’ye sürgüne gönderilen Troçki, eşi ve oğluyla birlikte “İliç” vapuruyla Odesa’dan İstanbul’a geldi ve Büyükada’ya yerleşti.
1937 Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev, Selanik Belediyesince sahibinden satın alınarak, Atatürk’ün emrine tahsis edildi.
1938 12 Şubat 1938 tarihli “Almanya’dan Gelen Sığınmacıların Statüsü” sözleşmesi kabul edildi.
1941 Hukukçu, gazeteci, oyun yazarı, senarist ve politikacı Aydın Engin doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Üniversite öğrenimi sırasında bir yandan da Gençlik Tiyatrosu’nda amatör tiyatroya başladı. Sonrasında hukuk öğrenimini bırakıp tiyatroculuğu meslek olarak seçti.24 Mart 2022’de, İstanbul’da yaşamını yitirdi. 
1959 1957 milletvekili seçim çalışmalarında komünistlik propagandası yaptıkları iddiasıyla haklarında ayrı bir dava açılan Vatan Partisi Genel Başkanı Hikmet Kıvılcımlı dahil 6 Partilinin yargılandıkları davanın duruşmaları başladı.
1959 Kıbrıs konusunda II. Londra Konferansı başladı. Konferansa İngiltere’den Başbakan Harold Macmillan, Türkiye’den Başbakan Adnan Menderes ve Yunanistan’dan Başbakan Konstantin Karamanlis ile Kıbrıs Türk ve Rum cemaatleri liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Makarios katıldılar.
1968 Musa Anter’in 3 yıl önce Kürtçe-Türkçe yayınlanan “Kara Yara” kitabından dolayı aldığı beraat kararı Yargıtay’da bozuldu
1969 Etiyopyalı hukukçu ve politikacı Alemayehu Atomsa doğdu. (Ölümü: 6 Mart 2014) Etiyopya Kamu Hizmeti Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Pekin Üniversitesi’nde Kamu Politikası üzerine Yüksek Lisans yaptı. Kariyerine öğretmen olarak başladı. Oromia Bölgesi Enformasyon Ajansı Direktörü oldu. Ardından Etiyopya Radyo ve Televizyon Ajansı’na genel müdürü oldu. 1996’dan 2002’ye kadar Oromia’nın güvenlik şefi, OPDO’nun siyasi departmanının başkanı ve OPDO’nun genel merkezinin başkanı olarak görev yaptı. 2006’dan 2010’a kadar Etiyopya Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürü oldu. 2012’de OPDO Başkanı ve Oromia bölgesinin Başkanı oldu. 
1974 Madanoğlu Davası’nda yargılanan İlhan Selçuk, “bilinmeyen bir yerde” işkence altında sorgulandığını Mahkeme huzurunda kanıtladı. Selçuk, işkenceli sorgu sırasında imzaladığı ifade metnine “akrostiş” yöntemiyle geçirdiği “İŞKENCE ALTINDAYIM” ibaresini Mahkeme’ye sundu.
1975 Türkiye Emekçi Partisi, Mihri Belli tarafından kuruldu.
1978 Akdeniz’in Kirlenmesine Karşı Sözleşme, 16 Şubat 1976 tarihinde “Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme” adıyla Barselona’da imzalandı ve 12 Şubat 1978’de yürürlüğe girdi. İmzalandığı yere istinaden Barselona Sözleşmesi olarak da bilinmektedir.  Sözleşme, Arapça, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca olarak düzenlenmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 16 Şubat 1976’da imzalamış, “16 Şubat 1976 Tarihinde Barselona’da İmzalanan Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme ile iki Protokol ve Eklerinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 31 Ekim 1980’de kabul edilmiş, Bakanlar Kurulu  Kararı ile 7 Aralık 1980’de onaylanmış ve Resmi Gazetenin 12 Haziran 1981 tarihli sayısında yayınlamıştır. Sözleşme, eklerine ilaveten iki protokol ihtiva etmektedir.
1979 Gayrettepe’de bir gece kulübünde program yapan Müjdat Gezen, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın ”gece kulüplerinin 01:00’e kadar çalışabileceği” bildirisine aykırı davrandığı ihbarı üzerine “kulübü kapatmak için gelen polislere karşı geldiği” iddiasıyla gözaltına alındı. Ertesi gün Sıkıyönetim Savcılığı’nca ifadesi alınıp serbest bırakılan Müjdat Gezen, gece 01:00’den önce müşteriler çıktıktan sonra sanatçı arkadaşlarıyla kulüpte dinlenirken polislerin geldiğini, Beşiktaş Emniyet Amiri ve bir polisin kendisini darp ettiğini, rapor aldığını açıkladı.
1980 19-22 Aralık1979’da yapılan DİSK/T.Maden-İş Sendikası Genel Kurulu’nda “Enternasyonal Marşı söylendiği” gerekçesiyle tutuklanan sendika başkanı Kemal Türkler ve 6 arkadaşı, 1 aylık tutukluluktan sonra çıkarıldıkları Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce serbest bırakıldı.
1982 Milli Güvenlik Konseyi (MGK) feshedilen partilerin yöneticileri dışında kalanların hazırlanan anayasa taslağı ile ilgili görüş açıklamalarına izin verdi.
1986 Ayda 18 günlük indirim öngören Ceza İnfaz Yasası değişikliği, Bakanlar Kurulu’nda kabul edildi.
1987 “Saçak” dergisinin panelindeki konuşmalarıyla ”komünizm propagandası yaptıkları” iddiasıyla aralarında Mehmet Ali Aybar’ın da bulunduğu 6 panelistin yargılanmasına başlandı. İlk duruşma sonunda gıyabi tutuklama kararı vicahiye çevrilen Sungur Savran Cezaevi’ne konuldu.
1987 Temmuz 1986’da kurulan İnsan Hakları Derneği, 6 aylık çalışma sonucunda 147 kişinin işkenceden dolayı hayatını kaybetmiş olduğunu açıkladı.
1989 Ankara’da Perşembe Grubu’nun çağrısıyla 1. Feminist Kongre toplandı. “Feminist Hafta Sonu” adıyla anılan toplantıya İstanbul, Adana ve Türkiye’nin değişik illerinden feministler katıldı. Kongre sonunda “Kadınların Kurtuluş Bildirgesi” yayınlandı. “Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacize Hayır” kampanyasının başlatılmasına karar verildi.
1990
  • “Toplumsal Kurtuluş” dergisinin Ocak ve Şubat sayıları “bölücülük yapıldığı” gerekçesiyle toplatıldı.
  • Vedat Zencir’in “Askere Gitmek İstemiyorum” başlıklı yazısından dolayı Sokak Dergisi 3.kez toplatıldı.
1991 Sekiz muhalefet partisinin İstanbul İl yöneticileri İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan’ı ziyaret ederek, Körfez Savaşı’na Türkiye’nin katılımına karşı kurdukları ortak mücadele platformu hakkında görüşlerini iletti.
1997 RP’li Adalet Bakanı Şevket Kazan partililerle bayramlaşma sırasında yaptığı konuşmada, 1 Şubat’ta başlatılan ”Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemine katılan yurttaşlar için “Mum söndü oynuyorlar” dedi.
1998
  • HADEP Genel Merkezi’nin bastırdığı ve toplatılan 1998 yılı takvimiyle ilgili olarak Genel Başkan Murat Bozlak ve 6 yönetici DGM savcısı talimatıyla gözaltına alındı.
  • Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı (KÜRT-TAV) Başkanı ile yardımcısı “izinsiz kurs açtıkları” iddiasıyla mahkemeye çıktı.
1999 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton azil davasında aklandı. Başkan Bill Clinton yalan yere yemin etmek ve adaleti engellemekle suçlanıyordu.
2001
  • Susurluk Davası”, beşinci yılında karara bağlandı. Emniyet Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin ile eski MİT görevlisi Korkut Eken, “‘cürüm işlemek için çete oluşturmak” suçundan altı yıl ağır hapis, aralarında Haluk Kırcı, Yaşar Öz ve özel timcilerin bulunduğu 12 sanık da, dört yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
  • Gazeteci, hukukçu ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (Doğumu:1930) Nezih Demirkent, yaşamını yitirdi.
2002
  • Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the involvement of children in armed conflict), Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açıldı, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girdi.
  • Devrik Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’in Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki davası başladı. Başsavcı, Sırp lideri “insanlığın bilinen en ağır suçlarını işlemek”le suçladı. Milošević,11 Mart 2006 tarihinde savaş suçlarından yargılandığı sırada Lahey’de (Den Haag) hapishanede öldü.
2003 Belçika Yargısı, İsrail Başbakanı Ariel Şaron hakkında başbakanlıktan ayrıldığı ve dokunulmazlığını kaybettiğinde savaş suçu davasının görülebileceğine karar verdi. 1982’de Lübnan’da işlenen Sabra, Şatila katliamlarından kurtulan Filistinliler dönemin Savunma Bakanı Ariel Şaron’u Belçika’da mahkemeye vermişlerdi.
2004 Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Bakan Temsilcilerinin 12 Şubat 2004 tarihinde yapılan 872. toplantısında kabul edildi.
2006 Diyarbakır Kulp’ta bulunan toplu mezardaki kemiklerin, 1993’te askeri operasyon sırasında kaybolan 11 köylüye ait olduğu Adli Tıp raporunda DNA testiyle kesinleşti.
2007
  • Akademisyen ve anayasa hukukçusu Yavuz Sabuncu, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Eylül 1948)
  • Irak Yüksek Mahkemesi, Irak’ın eski devlet başkan yardımcısı Taha Yasin Ramazan’ı, 1980’li yıllarda Duceyl’de 148 Şii’nin öldürülmesindeki rolü nedeniyle idama mahkum etti.
2009
  • Türk İdare Dergisi, seksen yılı aşan yayın hayatı sürecinde Türk kamu yönetimine yaptığı hizmetleri bundan sonra daha üst düzeyde yürütme gayesiyle, 12 Şubat 2009 tarihli Müsteşarlık Makamının onayıyla ulusal hakemli akademik mesleki bir yayın haline getirilmiştir. Dergi, yeni yayın ilkesi gereğince 2009 yılının Haziran sayısından itibaren sadece bilimsel ve akademik düzeyde araştırma ve incelemeleri konu eden makaleleri yayımlamaktadır.
  • Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün durumundan endişe edildiğinin vurgulandığı Türkiye raporunu kabul etti.
2010 Uruguay’da 1973’deki sağcı askeri darbenin lideri 81 yaşındaki eski diktatör Bordaberry, 2 siyasi cinayet ve 9 kişinin kaybedilmesinden dolayı 30 yıl hapse mahkum edildi. Son diktatör Alvarez de 37 komünistin öldürülmesinden Ekim 2009’da 25 yıl hapse mahkum olmuştu.
2011 Diyarbakır’da kayıp yakınları 105.kez oturma eylemi yaptı. İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici: ”AKP döneminde 607 yargısız infaz ve faili meçhul tespit ettik.”
2026 BM Genel Sekreteri, İsrail’in Batı Şeria’daki yeni önlemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda uyarılarda bulundu. 
2026 Muğla’nın Seydikemer İlçesi Kaymakamlığı bünyesinde görev yapan koruma polisi ve şoför, rüşvet iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklandı.
2026 Adalet Bakanı Akın Gürlek TBMM’de yemin ederek göreve başladı. Yemin töreni sırasında mecliste kavga çıktı.

Vedat Zencir Savunması

0
Vedat Zencir'in Devlet Güvenlik Mahkemesinde yaptığı savunma

Vedat Zencir, 1 Aralık 1997’de Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yapmış olduğu basın açıklamasındaki sözlerinden ötürü İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Savunma, Zencir,’in “cumhuriyeti, devletin askeri kuvvetlerini ‘alenen tahkir ve tezyif etmekle” suçlandığı davada, 26 Mayıs 1998’de yapılmıştır. Zencir’in ikinci savunması ise 4 Haziran 1998 tarihlidir.

VEDAT ZENCİR’İN SAVUNMALARI

Savunma  1  – 26 Mayıs 1998

İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Sayın Başkanlığı’na
KONU: Savunmamdır

Basın açıklamamda dile getirdiğim ve bu yüzden yargılandığım düşüncelerimin benzerlerini her gün birçok televizyon kanalındaki tartışma ve haber programlarında izleyebilirsiniz. Ayrıca, özellikle Radikal ve Yeni Yüzyıl gibi gazetelerin birçok köşe yazarı tarafından, yargılanmama neden olan hassas konuların, aşağı yukarı aynı perspektifte sürekli işlendiğine tanıklık edebiliriz. Yani Türkiye’de istense de istenmese de resmi ideolojinin yarattığı ve politika dışına çıkarmaya çalıştığı tabular alanı, giderek daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Bugün bu tabuların Türkiye demokrasisinin ve Türkiye’deki toplumsal barışın önündeki en büyük engel olduğu kanaatinde olan azımsanmayacak bir kamuoyu mevcuttur. Yani benim burada yargılanmama neden olan sözlerim, benim dışımda da bir çok kesim ve kişinin dillendirdiği, tartışmaya ihtiyaç duyduğu görüşlerdir. Düşüncelerimde yalnız değilim. Kaldı ki; bu görüşler hiçbir şekilde kamuoyu desteğine sahip olmayabilir. Bu durumda dahi evrensel hukuk değerleri gereğince yargılanmam yine yanlıştır. Ayrıca demokrasilerde farklı görüşlerin, genel kabulün dışında ve hatta rahatsız edici bile olsa, aykırı düşüncelerin konuşulup tartışılması, istisnanın hakkı, genelin de çıkarına ve yararına olduğu kabul edilir. Ama ne yazık ki; ülkemizde sözde ulaşılması gereken bir hedef olarak gösterilen batı demokrasisinin temelini teşkil eden sıradan liberal düşüncelere bile tahammülün olmadığını çok sık görüyoruz.

Eleştiriye tahammül, demokratlığın, akılcılığın daha da önemlisi karşındakinin varlığına ve görüşüne saygının gereğidir. Eleştiriye açık değilseniz; gelişemezsiniz, kendinizi yenileyemezsiniz.

Daha da önemlisi, başkalarıyla adil ve dostane ilişkileriniz olamaz. Aksine hep hasmane ilişkileriniz olur. Demokrasi fikri, özellikle toplumsal hayatta bir tek doğrunun değil, bir çok doğrunun olabileceği bilinciyle başlar. Bu bilinç ve anlayış, ulusal devlet düzleminde de, ister federatif olsun isterse üniter, devleti oluşturan sınıfsal, etnik, dini, kültürel kesimlerin ve bireylerin olduğu, bu kesimlerin ve bireylerin kendilerine ait dil, kültür ve inançlara sahip oldukları kabulünü sağlar. Ve bütün bu farklılıkları rejimin düşmanı olarak değil, aksine bileşenleri ve zenginlikleri olarak benimser. Ancak bu perspektif ve demokratik zeminde, bütün bu farklı kesim ve kişiler, kendi çıkar ve görüşlerini savunarak diğerlerine iletebilirler. Ve yine bu durumda herkes ve her kesim, en geniş özgürlüklerle bir arada yaşayabilmenin normlarını arayabilir ve oluşturabilir. Bunun adı; DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİDİR.

Türkiye’de eğer farklı etnik, kültürel, dini kesimlerin varlığına işaret ediyorsanız, ya bölücü oluyorsunuz ya da hemen TCK m.312 devreye giriyor. Hele hele bu kesimlerin haklarından bahsediyorsanız vatan haini ilan ediliyorsunuz. Devlet, Türkiye’deki her türlü hak arayışını, dışarıdan güdümlü, ‘Devleti ve Cumhuriyeti yıkmaya çalışan’, kötü niyetli güçler olarak telakki ediyor.  Değişmeyen bu resmi mantığın, bu toplumun her kesimine korkunç zararlar verdiğini, bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Toplumsal kesimler ve bireyler kendilerini ifade edip, yaşayamadıkları bir sisteme mantıken onayladıkları için değil, olsa olsa korktukları için destek verirler. Ve böylesine anti-demokratik koşullarda herkes, diğerlerinin üstünde güç olabilmek için, sürekli iktidarı ele geçirmenin ve baskın olmanın yollarını gözler. Çünkü devlet, hiç kimseye, şiddet dışındaki araçlarla politik hayata katılma izni vermiyor.

Eğer bugün ülkedeki savaşa, şiddet ortamına ve çılgınca körüklenen şovenizme ve düşmanlık politikalarına karşı hala bir iç savaş çıkmamışsa, bunu devletin kendi halklarına karşı uyguladığı baskı politikalarına değil, Türkiye halklarının sağduyusuna borçluyuz.

Benim halkı ırk, dil, din farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa sevk ettiğim iddia ediliyor. Merak ediyorum; Türkiye’de bunca düşmanlığın ve nefretin nedeni ben olabilir miyim? Ben bu kadar etkili miyim! Bu noktada aklıma, Maraş, Malatya, Sivas, 1 Mayıs 1977, Gazi Mahallesi… gibi, çok büyük olasılıkla kontrgerilla elinin olduğu olaylar geliyor.

Devlet iddia edildiği kadar güçlüyse, 70 yıldır toplumsal barışı niye sağlayamadı? Cumhuriyet tarihinden bu yana onca isyan, onca başkaldırı ve bitmeyen toplumsal huzursuzluk, nelerin sonucu? Ve bütün bu huzursuzlukların, devletin kendi resmi politikalarının sonucu olmasına rağmen, suçun ve sorumluların inatla dışarıda aranıyor olması, anlaşılır gibi değildir. Son günlerde ordunun siyasete müdahalesinin artması ile birlikte, TCK m. 312‘nin daha fazla işletiliyor olmasına dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Neden bu maddenin hızla değişik siyasal platformlardaki insanları yargılamaya başladığını, herkesin kendisine sormasını istiyorum. Ben bir hukukçu değilim; ama az çok siyaset felsefesinden ve hukuk mantığından haberdar olan bir insan olarak, şunları çok rahat iddia edebilirim.

Öncelikle; bu madde çok fazla genel ve yorumlaya açık. İstenildiği takdirde Kürt realitesini kabul eden cumhurbaşkanı dahil, Türkiye’de hak arayan bütün toplumsal kesimlerin sözcülerini, aydınların ve sosyal bilimcilerin büyük bölümünü içeriye atabilirsiniz. Bu suçu işleyen en az 50 tane daha aydın ve siyasetçi sayabilirim. Ama ne olur ne olmaz yargılanabilirler diye isim zikretmiyorum.

İkincisi; bu madde ile, halk adına, halktan herhangi bir şikayet gelmeden, sözde kamu adına hareket ediliyor. Bu ve benzeri maddelerin herhangi bir şikayete bağlı olmadan işletiliyor olması,  açıktır ki kamuyu korumak için değil, resmi ideolojinin yanlış ve son derece soyut tarif ettiği milli birlik ve bütünlüğü korumaya yöneliktir. Dolayısıyla yasa iddia edildiği gibi toplumsal barışı korumaya yönelik değil, topluma rağmen, yasakçı devlet zihniyetini korumak için vardır.

Üçüncüsü; bu yasa Türkiye’deki toplumsal kesimlerin ve kişilerin, kendilerine ilişkin düşüncelerinin ifadesini ve hak arayışlarını engellediği için, yasanın kendisi toplumsal barışı zedeleyen bir özelliğe sahiptir.

Türkiye’de toplumsal barışın sağlanamamasının en büyük nedeninin, düşünceyi suç sayan devletçi zihniyetin olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bu topraklarda yaşayan sorumluluk sahibi her yurttaşın, kendisine ve devlete ilişkin düşüncelerini, yasalar ne olursa olsun açıklaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak böylesine açık tavırlar, yurttaşıyla bir türlü barışmayan devleti, bir nebze olsun toplum lehine geriletebilir.

Türkiye halklarının ve bütün insanlık aleminin kardeşliğini savunan bir insan olarak, bana isnad edilen suçu anlamadığımı tekrar ifade etmek istiyorum. Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek, benim etik ve politik varlığıma aykırıdır. Asıl halkları kin ve düşmanlığa sevk eden, militarist ve şoven politikaların ta kendisidir. Bu yüzden, yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan bir birey olarak, toplumsal barışı sağlamaya yönelik düşüncelerimi, açıkça her platformda ifade etmemin, kendime ve topluma saygımın gereği olduğunu düşünüyorum.

Savunma-2
04 Haziran 1998
KONU: Savunmamdır.

1 Aralık 1997 tarihinde DGM önünde yaptığım basın açıklamasındaki sözlerimden dolayı; cumhuriyeti, devletin askeri kuvvetlerini ‘alenen tahkir ve tezyif etmek’le suçlanıyorum.

Ben, cumhuriyetin ve devletin askeri kuvvetlerini alenen eleştirdim. Ama hakaret ettiğim, aşağıladığım gibi suçlamalara katılmam mümkün değil. Eleştirinin hakaret olarak telakki edilmesinin; basın açıklamamda da dile getirdiğim, devlet yapısının alıngan karakterinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu anlayış özetle; rejimin, temel politikalarını siyaset alanı dışında tutmasıdır. Gerçekte, her vatandaşın üzerinde fikir yürütme hakkının olduğu devlet, kendisini, vatandaştan koruyan kocaman bir tabu haline dönüştürmüştür.

Eğer bir ülkede devlet yapısı, çerçevesini dar tutup temel politikalarını tartışmıyorsa, doğaldır ki böylesine bir yapı dışa açık değil, içe kapalı olacaktır. Ve yine doğaldır ki; böyle bir yapı alıngan ve saldırgandır.

Şeffaf olmayan, vatandaşlar tarafından denetlenemeyen, eleştirilemeyen, içine girilemeyen, girildiğinde azarlanan bir devlet yapısında, her türlü hukuksuzluğun ve kötülüğün kolayca oluşabileceğini çok rahat söyleyebiliriz. Tarif ettiğim biçimdeki bütün kapalı yapılar devlet, parti, örgüt, hatta kişilikler olsun, normal ilişki ve diyalog koşullarını ortadan kaldırırlar. Sonuç olarak; kapalı bütün yapı ve kişilikler alıngandır, özgüvensizdir, irrasyonaldir,  çoğunlukla da saldırgan ve paranoittir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısına ilişkin sosyal psikiyatriye giren tarzda yaptığım tespitler, eskiden beri birçok sosyal ve siyaset bilimcinin yaygın olarak sundukları görüşlerden farklı değildir. Benim söylediklerimdeki fark ve yargılanmama neden olan şey; bir vatandaş olarak tepkimi ortaya koymamdan kaynaklanmaktadır.

Dikkatle okunacak olursa, yargılanmama neden olan sözlerimin açıklaması, basın açıklamamın bütününden çıkarılabilir. Buna mukabil ben, kısaca bazı sözlerimi açıklamak istiyorum. “Bu devlet bölücüdür” sözü: Resmi politikaların, Türkiye toprakları içinde yaşayan birçok etnik, dini, kültürel unsurlara, kendi kültürlerini yaşamalarına izin vermeyişiyle ilgilidir. Örneğin bir Kürt Enistitüsü’nden ya da Kürtçe bir televizyon kanalından her bahsedildiğinde yer yerinden oynuyor. Unutulmamalıdır ki; Kürtlerin anadili kürtçedir ve onların anadillerinde eğitim görme hakkı vardır. Siz bu hakkın talebini, sürekli olarak devleti bölmek olarak gördüğünüz sürece, birleştiremezsiniz, dışlarsınız, bölersiniz.

“Savaşın asıl sorumlusu bu devlettir” sözü: İnsanların kendi kültürlerini yaşamasının önüne yasaklar konulduğu, bütün hak arayışlarına şüphe ile bakılıp bastırıldığı koşullarda, karşınızdakine şiddet dışında başka bir yol bırakmamışsınız demektir. Siyasetin doğal araçlarını kapatıp yerine sadece şiddeti koyan bu devlet yapısıdır, çünkü “güçlü” olan odur. Dolayısıyla savaşın asıl sorumlusu da odur. “Bu devlet yapısı paranoyaktır” sözü: Paranoyaklık kapalı devlet yapısının zorunlu bir sonucudur. Aşağı yukarı bütün demokratik, kültürel hak arayışlarının, devletin birliğine ve bütünlüğüne yönelik, maksatlı eylemler olarak nitelendirildiğine dikkat edecek olursak, bu kavramın bir hakaret değil bir tespit olduğu kanaatine kolayca varılabilir. Bu tespitimi destekleyebileceğim onlarca örnek sayabilirim. Şimdi sadece “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözünü hatırlatıyorum ve bu sözün, bir çok şeyi kendiliğinden açıkladığı kanaatindeyim. “Olağanüstü hiç bir yapının, ordunun gizli ya da açık onayı olmadan ayakta kalamayacağı” sözü: Açıktır ki; Türkiye’de ordu, bütün siyasi hayatı denetleyip yönlendirmektedir. Ordunun Türkiye’de özel bir yargı erkine sahip olan tek kurum olduğuna öncelikle siz hukukçuların dikkatini çekmek istiyorum. Ordu Türkiye’de özellikle 1950’lerden sonra siyasileri küçümseyerek, siyaseti denetledi. Bugün de, ordunun sivil, siyasal yaşama müdahalesi açıklama gerektirmeyecek kadar belirgindir. Son dönemlerde devlet içinde ortaya çıkarılan bir takım çetelerin, ordu mensuplarıyla ilişkisi son derece açıkken, bütün bu olanlarda ordunun hiç bir ilişkisi yokmuş gibi gösterilmesini, ben şahsen anlamıyorum. Bütün bu oluşumların, birer devlet politikası olduğuna ve ordunun bilgisi dışında olmadığına dair, Kenan Evren’in anılarını, Kutlu Savaş’ın raporunu ve Mehmet Ağar’ın, dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin meclisteki konuşmasını söylediklerime kanıt olarak gösteriyorum.

Devlete ilişkin eleştirilerimin ağır olmasının sorumlusu ben değilim. Devlet; demokratik kanalları açmadığı, yani kendisini topluma açmadığı sürece iddia ediyorum durum daha da kötüye gidecektir ve eleştirilecek daha fazla şey olacaktır. Ben ve benim gibi bir çok sorumlu vatandaş, beş-altı yıl önce, devlet içinde oluşturulan yasa dışı organizasyonları ve bu organizasyonlarda görev alan insanların, bir süre sonra devletin başına bela olacağını söylemiştik. O zaman, bunları söyleyenler vatan haini ilan edildi. Şimdi bunları devletin yetkilileri söylüyor. Ben yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan bir insan olarak; doğru bildiklerimi her platformda söylemeye devam edeceğim. Çünkü; böylesi açık tavırların, devleti toplumun lehine bir nebze olsun geriletebileceğini ve şiddet dışında siyasete müdahalenin hala olanaklı olabileceğini gösterdiğine inanıyorum.

Daha az şiddet için daha çok diyalog diyorum

Vedat ZENCİR

Doğa Hakları Manifestosu: 7 BÖLGE 7 İLKE / DOĞA İÇİN ADALET

0

Doğa Hakları Manifestosu

7 BÖLGE 7 İLKE – DOĞA İÇİN ADALET

1.  DOĞANIN HAKLARI ÜSTÜN HAK OLMALIDIR
2.  İKLİM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜ İKLİM ADALETİNDEDİR
3.  ERİŞİLEBİLİR, ADİL VE KATILIMCI SU YÖNETİMİ POLİTİKASI, KURAKLIĞI YENECEKTİR
4.  TOPRAK ANA BİR BÜTÜNDÜR, VAR OLMA KOŞULUMUZDUR
5.  ENERJİ İHTİYACINI, ENERJİ DEMOKRASİSİ VE ENERJİ ADALETİ İLE KARŞILAYACAĞIZ
6.  KUŞAKLAR ARASI SORUMLULUKLA, DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ
7.  YURTTAŞ KATILIMCILIĞI İLE BİRLİKTE KARAR ALIP, BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ

1. DOĞANIN HAKLARI ÜSTÜN HAK OLMALIDIR
İçinde yaşadığımız doğanın insan tarafından “kaynak” olarak görülmesi; yok edilmesine, zarar görmesine, gelecek kuşaklara güvenli bir şekilde devredilememesine sebep olacak temel bir yanlıştır. İnsan merkezli düşünce, tutum ve politikalar; “sürdürülebilirliği, kuşaklararası adaleti, kamu yararı” ilkelerini yok sayarak, doğayı insan eliyle tahrip etmeyi, tüketmeyi beraberinde getirmektedir. Geri dönüşü olmayan yıkım, kıyım ve kullanımın önüne geçilmesinin, gecikmeden, “öntedbirlilik” ilkesi doğrultusunda hareket edilmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. CHP olarak doğanın tüm canlıların ortak mirası olduğundan hareketle; “doğal varlık” bilincinin tüm politikalar ve kamu hizmetlerinde temel alınmasını, yönetim kademelerindeki ve karar alma mekanizmalarındaki tüm yetkilileri sıkı şekilde takip etmenin, uyarı ve öngörüleri zamanında paylaşmanın ve hak arayışlarını sürdürmenin destekçisi olacağımızı beyan ediyoruz.

Doğa hakkı, yaşam hukukunun temelidir; bu nedenle vazgeçilecek, ertelenebilecek bir hak değildir. Doğanın haklarını korumak tüm herkesin ödevidir. Tüm canlıların var olması “iyi yaşam” sürebilmeleri için, doğa haklarının ve ekosistemin korunması, geliştirilmesi şarttır. Bu nedenle de, başka haklar ile çatışması durumunda, üstün hak olarak nitelendirilmelidir.

CHP olarak; devletin, doğa haklarını olumsuz etkileyecek, ihlal edebilecek, korunmasına ve geliştirilmesine zarar verecek her işlem ve uygulamada “ihtiyatlılık” ilkesini gözetmesini sağlama sorumluluğu ile hareket edeceğiz.

2. İKLİM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜ İKLİM ADALETİNDEDİR
Yaşadığımız çağ, tüm insanlığı doğrudan etkileyen ve birbirini tetikleyen “çoklu krizler” çağıdır. İçin- de yaşadığımız gezegende iklimin hızla değişmesi, kendi kendine yaşanan bir olgu değil kriz olarak tanımlanıp derhal müdahale edilmesi gereken küresel bir gerçeklliktir. İnsan faktörünün ve gelişen teknolojinin sonuçlarının doğa aleyhine değişimlerine tanıklık ettiğimiz bir çağdayız. Hükümetler “iklim değişikliği” tanımı ile, yaşanılan süreci doğal kaçınılmaz bir süreç gibi algılatarak, iklim krizinin derinleşmesine neden olan tutum ve davranışlara karşı mücadeleyi eylem planlarına dahil etmiyor. İklimdeki hızlı değişimi tanımlarken “iklim krizi” tespit ve tanımıyla, mücadele etmeye başlamak zorundayız.

Doğanın kendini var edebilmesi ve geliştirebilmesi için “iklim” olmazsa olmaz koşuldur. Doğanın ve doğadakilerin sağlıklı yaşama, sağlıklı gıdaya erişebilme gibi haklarının varlığı, iklimin korunmasına bağlıdır. İklim krizi; gıda krizi, göç krizi, su krizi, ekonomik kriz gibi birçok krizi doğuran, tetikleyen bir krizdir.

Doğa, tüm canlı ve cansız varlıkların etkileşim içerisinde birbirlerini var ettikleri, birlikte yaşadıkları bir yaşam alanıdır. Bu nedenle de, doğa haklarını ihlal edecek, iklim değişikliğini artıracak/hızlandıracak hiçbir eylem tekil olarak değerlendirilemez. İklim krizine, bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak elzemdir.

İklim kriziyle mücadele “bilimin gösterdiği“ ilkelerle; adil dönüşüm, yaşamın her alanında değişiklik ve iklim için adalet çerçevesinde ötelenmeden sürdürülmelidir.

İklim değişikliğine yol açan, etki eden koşulları ortadan kaldırmaya, azaltmaya yönelik çalışmalar yapmak, temel ödevimizdir. İklim krizinin başlıca sebebi olan karbon emisyonlarının azaltılması için ormansızlaşmayı, atmosferin kirlenmesini önlemeye yönelik çalışmalar esas alınmak zorundadır. İklimle ilgili uluslararası sözleşmelerdeki ilkeler, çalışmalarımızda yön gösterici olacaktır. Türkiye’nin iklim politikalarında taraf olmadığı uluslararası sözleşmelerin ülkemizde kabulü yönünde adımlarımızı hızlandıracağız.

Kent ve kır arasında iklim adaletini sağlamak da CHP’nin hedefleri arasındadır. Devletin ve sorumluluk alanları çerçevesinde yerel yönetimlerimizin 7 Bölgede, 81 ilde doğaya ve iklime uygun işlem ve eylemler yürütmesinin takipçisi olacağız.

3. ERİŞİLEBİLİR, ADİL VE KATILIMCI SU YÖNETİMİ POLİTİKASI, KURAKLIĞI YENECEKTİR

Demografik istatistik ve öngörülere göre Türkiye nüfusunun 2040 yılında 100 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Sanıldığının aksine, su azlığı yaşayan ülkemiz, su yönetimi etkin ve doğru şekilde sağlanmazsa önümüzdeki 10 yılda “su fakiri” ülke konumuna düşecektir. Suyun eşit, adil ve erişilebilir dağıtımı vatandaşlarımızın en temel haklarındandır. Dağıtımda yaşanan sorunların gelişmiş ülkeler seviyesine çekilmesi önceliklendirilmelidir. Suyun iklim ve kuraklık açısından olduğu kadar stratejik açıdan da uluslararası sorunların başat özne- si olduğu bilinciyle doğru su yönetimi planlaması CHP tarafından etkileri göze alınarak değerlendirilmektedir. Yetersiz mevzuattan kaynaklı sorunların çözümü için kapsayıcı su yönetimi içeren “Su Yasası” çalışmaları ve uygulamaları, sivil inisiyatiflerin ve iklim konusunda çalışan yaşam savunucularının talepleri göz önünde bulundurularak partimizce takip edilecektir.

Suyun aynı zamanda enerji kaynağı görülmesinden kaynaklı sorunlara dikkat çekmek, yapılacak projelerde akarsu sistemlerinin ve derelerin varlıklarının yok edilmesine sebep olacak HES projelerinin dikkatle izlenmesi elzemdir. Su en temel haklardandır. Hiç kimsenin fiziki, ekonomik ya da başka özelliklerinden dolayı suya erişimi engellenemez. Dezavantajlı bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızın suya erişim hakkının gözetilmesi yerel politikalara da yön veren husus olmalıdır. Su hakkını hem doğa hem insan hakları açısından ele alan CHP, kar amaçlı değil yaşamsal amaçlı hakça ve katılımcı su yönetimi politikası geliştirmeyi, su kirliliğine kalıcı çözümler üretmeyi taahhüt eder.

4. TOPRAK ANA BİR BÜTÜNDÜR, VAR OLMA KOŞULUMUZDUR

Gıda, hava ve su haklarının teminatı olan toprak ana sürdürülebilir yaşam için korunmaya muhtaçtır. Ekosistemdeki dengeyi korumak siyasi partilerin temel görevi olmak zorundadır. Tarım arazilerinin ve hayvancılık için vazgeçilmez öneme sahip mera alanlarının tarım dışı amaçlara tahsis edilmesinin önüne geçilmelidir. CHP; arazi tahribatının önüne geçilmesini, biyolojik çeşitliliği koruyan adımlar atmayı, erozyon, toprak kirliliği gibi toprak bozulmalarının sonucunda meydana gelen çölleşmeyi önlemeyi, hızla kaybedilen tarım alanlarının nüfus artışı ve demografik öngörüler öngörülerek sürdürülebilir yönetimini, tarımsal potansiyeli yüksek ovaların tarımsal koruma alanı ilan edilmesini, toprak koruma ve erozyonla mücadele için acil tedbirler alınmasını, Orman Kanunu’na istinaden verilen karar ve uygulamalarda ihtiyatlılık ilkesi gözetmeyi, orman köylülerinin kalkındırılmasını   hedeflemektedir.

Doğanın var olabilmesi; toprak ananın korunması ve üretebilen bir varlık olarak özgürleşmesi ile mümkündür. Bu bağlamda, toprak ananın özgürlüklerini kısıtlayan, iklimsel değişikliğini de hızlandıran tarım uygulamalarından vazgeçilmesi gerekmektedir.

Gıda güvenliği ve herkesin güvenli gıdaya ulaşımını öncelikli gören sürdürülebilir ekolojik tarım politikası çerçevesinde meraların ve tarım alanlarının korunup geliştirilmesi için çalışacağız.

Türkiye, yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip bir ülke olmasına rağmen, dünya ölçeğinde korunan alanlar sıralamasında 177 ülke arasında 133. Sıradadır. Korunan alanların ortalamasının yükseltilmesi, tüm ekosistemler için kaçınılmazdır.

Orman alanlarının madencilik, turizm vd. gerekçelerle hızla tahrip edildiği, ormanlar üzerindeki bas- kının arttığı bir işgal mantığının derhal önlenmesi yönünde ilkesel tutum içinde olan CHP, ormanda usulsüz açma ve işgal etme suçlarındaki artışın sonlanması için orman politikasını geliştirecektir.

Şimdiki ve gelecek kuşakların refahı için sağlıklı ve iyi bir çevrede yaşam hakları ile biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir kullanımı ve restorasyonunu hedefleyen bir anlayışla ormanlar, kıyılar, tarım alanları, sulak alanlar, su ve tüm doğal, tarihi ve kültürel varlıkların üzerinde koruma/kullanım denge- sinin sağlandığı yaşam modeli için çalışacağız.

5. ENERJİ İHTİYACINI, ENERJİ DEMOKRASİSİ VE ENERJİ ADALETİ İLE KARŞILAYACAĞIZ

Canlı yaşamını, yaban hayatını, su kaynaklarını ve sulak alanları, kültürel ve doğal varlıkları, tarım alanlarını tehdit eden, yerinde yaşamı zora sokan, doğal akışı bozan uygulamaların enerji ihtiyacı gerekçesiyle yok sayılması türlerin birbiriyle ve doğada uyum içinde yaşamasını engelleyen, “ihtiyaç” gerekçesi altında insanların ve canlıların yaşamsal haklarını tehdit eden uygulamalardan uzak durul- malıdır. “Enerji demokrasisi” temel çıkış noktamızdır.

Enerji ihtiyacı, yerel ölçekte giderilmelidir. Enerji yatırımlarının arz fazlası yaratması plansız bir şekilde yürütülmektedir. Fosil yakıtlara dayalı enerji modelleri iklim krizini derinleştirmektedir. CHP’nin, enerjide demokratik planlamaya geçilmesi yönünde ilkesel tutumu sürecektir. Temiz ve iklim dostu, adil ve erişilebilir demokratik bir enerji politikasını benimseyeceğiz.

6. KUŞAKLAR ARASI SORUMLULUKLA, DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ

Doğanın varlığını sürdürebilmesi için, kültürel çeşitliliği, biyoçeşitliliği koruyan, doğal, tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkan planlamalar yapılması gerekmektedir. Doğa, sınırsızca sömürülecek bir ham- madde ve meta olarak görülemez. Doğanın, ekosisteminin korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ile tüm canlı varlıkların iyi yaşama haklarının sürdürülebilir ve yaşanabilir bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için kültürel çeşitliliği, biyoçeşitliliği, türlerin ve cinslerin eşitlik ve özgürlüğünü koruyan ve sürdürülebilir kılan politikalar üreteceğiz.

Biyolojik çeşitliliğin korunması için analizler yapılması, koruma kriterlerini taşıyan alanlar için koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi, türlere iklim değişikliği için imkan sağlanması hedeflerimiz arasındadır. Doğa Koruma alanlarının, yapılaşmaya, betona, imara teslim edilmesi sürecinin hızlandırıldığı bir dönemde turizm, madencilik, enerji adı altında doğayı yok edecek yasal mevzuat yanlış- lığından dönülmesi için yasama ve denetim faaliyetleri de TBMM çatısı altında partimiz tarafından sürdürülecektir.

7. YURTTAŞ KATILIMCILIĞI İLE BİRLİKTE KARAR ALIP, BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ

Çevresel karar alma sürecine tüm yurttaşların katılımının sağlanması, katılma, bilgi edinme ve baş- vuru haklarını aktif olarak kullanmalarını, bu bağlamda devletin de demokratik, şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir bir mekanizma haline getirilmesini sağlayacak politikalar üreteceğiz.

Doğa hakları ve ekoloji alanında doğrudan mücadele veren, doğa hakları için çalışan sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, gönüllü gruplar ve yerel hareketler sürekli temas halinde olup çalışmalarına destek sunacağız. Kurul çalışmalarımıza bu kurum ve kişileri de etkin bir şekilde dahil edeceğiz.

Bu bağlamda, çevresel etkileri olan/olacak her türlü eylem ve davranışın tekil olarak değil, bütüncül bir anlayışla değerlendirilmesini sağlayacak bir anlayışla doğanın korunması ve bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılması için planlamalar yapacağız.

Doğa hakkı herkesindir. Cumhuriyet Halk Partisinin doğa algısı; insanı merkeze alan ve doğa hakkını sadece insanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasını öngören anlayışı reddetmektedir.

Bu bağlamda birlikte yaşadığımız tüm canlıların yaşama, maddi ve manevi varlıkları koruma ve sürdürme haklarını teminat altına alan bir anlayışla; hayvan haklarının yeniden inşa etmek için çalışacağız.

Hayvanların katledilmesine, nesillerinin tükenmesine, işkence, eziyet ve kötü muameleye maruz kalmasına, ekonomik olarak sömürülmesine, yaşam alanlarının, göç ve ulaşım güzergahlarının tahrip edilmesine yol açan tüm uygulamalara karşı mücadele edeceğimizi, bu bağlamda yaşama haklarını teminat altına alan mevzuat düzenlemelerinin yapılmasını ve aktif olarak uygulanabilir kılınmasını sağlamak için çalışacağız. 29.11.2019

Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi – 1949

0
Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi

Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi(Convention (IV) relative to the Protection of Civilian Persons in Time of War), 12 Ağustos 1949 tarihinde Cenevre’de imzalanmıştır.

HARP ZAMANINDA SİVİLLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN CENEVRE SÖZLEŞMESİ (Harb Felâketzedelerinin Himayesine dair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi)

Sivil şahısların harp zamanlarında himayesi için bir Sözleşme tanzim etmek üzere 21 NİSAN 1949 dan 12 AĞUSTOS 1949’a kadar Cenevre’de toplanmış olan diplomatik konferansta temsil edilen hükûmetlerin aşağıda imzaları bulunan salâhiyetli murahhasları âtideki hususlarda mutabık kalmışlardır:

BAP – I

UMUMI HÜKÜMLER

Sözleşmeye Sadakat

Madde – 1

Yüksek Akid Taraflar işbu Sözleşmeye bütün ahvalde riayet etmeyi ve ettirmeyi taahhüt ederler.

Sözleşmenin Tatbikatı

Madde – 2

İşbu Sözleşme, daha sulh zamanında meriyete girmesi lâzımgelen hükümlerden maada, Yüksek Akid Taraflardan ikisi veya birçoğu arasında ilân edilmiş bir harp veya tahaddüs etmiş diğer herhangi bir silahlı ihtilâf takdirinde harp hali bunlardan biri tarafından tanınmasa dahi, vacibüttatbik olacaktır.

Sözleşme, Yüksek Akid Taraflardan birine ait toprağın tamamen veya kısmen işgali hallerinde de, bu işgal hiçbir askerî mukavemetle karşılaşmasa dahi tatbik edilecektir.

İhtilâf halinde bulunacak devletlerden biri işbu Sözleşmeye dahil olmasa da, dahil olan devletler kendi aralarındaki karşılıklı münasebetlerde Sözleşme ile bağlı olacaklardır. Bundan maada, mezkûr devlet de Sözleşme hükümlerini kabul ve tatbik ederse, ona karşı da Sözleşme ile bağlı olacaklardır.

Milletlerarası Mahiyette Olmayan İhtilâflar

Madde – 3

Yüksek Akit Taraflardan birinin toprağında çıkacak fakat beynelmilel bir mahiyet arz etmeyecek olan silahlı bir ihtilâf takdirinde ihtilâf halinde bulunacak taraflardan her biri hiç değilse aşağıdaki hükümleri tatbik etmekle mükellef bulunacaktır:

1. Silahlarını teslim eden silahlı kuvvetler mensuplarıyla hastalık, mecburiyet, mevkufiyet dolayısıyla veya diğer herhangi bir sebeple harp dışı olan kimseler de dahil olmak üzere, muhasamata doğrudan doğruya iştirak etmeyen şahıslara, bilcümle ahvalde, ırk, renk, din veya itikat, cinsiyet, doğum, servet veya bunlara mümasil diğer herhangi bir kıstasa dayanan gayrimüsait fark gözetilmeksizin, insani muamele yapılacaktır:

Bu bapta, yukarıda zikredilen şahıslara karşı her ne zaman her nerede olursa olsun, şu muamelelerde bulunmak memnudur:

a Hayatta veya beden bütünlüğüne kasıtlar, bilhassa her şekilde katil, tadili uzuv, zulüm, azap ve işkenceler,

b. Rehine almalar,

c. Şahısların haysiyet ve şerefine tecavüzler, bilhassa tehzil ve terzil edici muameleler,

d. Nizami şekilde teessüs etmiş bir mahkeme tarafından ve medeni milletlerce zarurî addedilen adli teminat altında verilmiş hükümlere dayanmayan mahkûmiyetler ve idamlar.

2. Yaralı ve hastalar toplanacak ve tedavi olunacaktır.

Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bitaraf insani bir teşkilât, ihtilâfa dahil Taraflara hizmetlerini arz ve teklif edebilecektir.

İhtilâfa dahil taraflar, işbu Sözleşmenin diğer hükümlerini de tamamen veya kısmen hususî anlaşmalarla meriyete koymaya çalışacaklardır.

Yukarıki hükümlerin tatbiki, ihtilâfa dahil Tarafların hukukî statülerine tesir etmiyecektir.

Himaye Edilecek Şahısların Tarifi

Madde – 4

Bir ihtilâf veya işgal halinde, ihtilâfa dahil bir tarafın işgal devletinin her ne zaman ve her ne tarzda olursa olsun, eline düşen ve onların tabiyetinde olmıyan şahıslar işbu Sözleşmenin himayesi altındadır.

İşbu Sözleşme, onunla bağlı olmıyan bir devletin tebaalarını himaye etmez. Muharip bir devletin topraklarında bulunan bitaraf bir devlet tebaalarıyla muharip ortak bir devletin tebaaları, eline düştükleri devlet nezdinde kendi devletlerinin normal siyasî bir mümesilliği bulunduğu müddetçe, himaye görecek şahıslar olarak telâkki edilemezler.

Mamafih, II nci bap hükümlerinin bu hususta daha geniş bir tatbik sahası vardır ve bu cihet 13 ncü maddede tayin edilmiştir.

Sefer halindeki silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetini ıslaha matuf 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi veya denizlerdeki silahlı kuvvetlere mensup yaralı, hasta ve kazazadelerin vaziyetini ıslaha matuf 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi, yahut da harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleçmesi ile himaye edilen şahıslar, işbu Sözleşme medlulünce himaye edilecek şahıslar cümlesinden telâkki edilemezler.

Zararlar

Madde – 5

Şayet, ihtilâfa dahil bir Taraf kendi toprağında, işbu Sözleşme ile himaye gören bir şahsın ferdi olarak devlet emniyetine zarar verecek faaliyette bulunduğundan haklı olarak şüphe etmek için ciddi sebeplere malik olursa veya bu faaliyette bulunduğu sabit olursa bu şahıs, tatbik edildiği takdirde devletin emniyetine zarar getirecek olan işbu sözleşmenin bahşettiği hak ve imtiyazlar üzerinde hiçbir iddiada bulunamaz.

Şayet, işgal altındaki bir toprakta, Sözleşme ile himaye gören bir şahıs casuslukta veya sabotajcılıkta yahut işgal devletinin emniyetine zarar getirecek faaliyette bulunduğundan dolayı kendisinden bilhakkın şüphe edilerek tevkif edilirse mezkûr şahıs, işbu Sözleşmede derpiş edilen muhabere hakkından, askeri emniyet mutlaka zaruri kıldığı takdirde, mahrum bırakılabilir.

Maamafih, bu hallerin her birinde, yukarıki bentlerde zikredilen şahıslara insani muamele yapılacak ve bunlar, adli takibat takdirinde, işbu Sözleşmede derpiş edildiği üzere, nizami ve adilane bir muhakemeye olan haklarından mahrum bırakılmayacaklardır. Keza bunlar, sırasına göre, devletin veya işgal devletinin emniyetleri bakımından kabil olduğu kadar kısa bir zamanda, işbu sözleşme medlulünce himaye görecek şahısların hak ve imtiyazlarından faydalanacaklardır.

Tatbikatın Başlangıcı ve Sonu

Madde – 6

İşbu Sözleşme, ikinci maddede zikrolunan ihtilâf veya işgalin daha bidayetinde vecibüttatbik olacaktır.

İhtilâfa dahil tarafların topraklarında sözleşmenin tatbiki askerî harekâtın umumî hitamında sona erecektir.

İşgal altındaki topraklarda ise, sözleşmenin tatbiki askeri harekâtın umumî hitamından bir sene sonra nihayet bulacaktır. Bununla beraber, işgal devleti mevzuubahis topraklarda hükümet vazifesini görüyorsa, işgalin devamı müddetince sözleşmenin şu maddeleriyle bağlı olacaktır:1 den 12 ye kadar, 27, 29 dan 34 e kadar, 47, 49, 51, 52, 53, 59, 61 den 77 ye kadar ve 143.

Himaye edilen ve serbest bırakılmaları, vatanlarına iadeleri veya iskânları bu mühletlerden sonra vukubulacak şahıslar, bu arada işbu sözleşme hükümlerinden istifade de devam edeceklerdir.

Özel Anlaşmalar

Yüksek Akid Taraflar, 11, 14, 15, 17, 36, 108; 109, 132, 133 ve 149 ncu maddelerde tahsisen derpiş edilen anlaşmalar dışında, ayrıca hallini muvafık görebilecekleri her hangi bir mesele hakkında diğer hususî anlaşmalar da yapabilirler. Hiçbir hususî anlaşma, himaye gören şahısların işbu sözleşme ile taayyün eden vaziyetini ihlâl edemiyeceği gibi bu sözleşmenin onlara bahşeylediği hakları da takyit ve tahdit edemez.

Himaye gören şahıslar, işbu sözleşme kendi haklarından vacibüttatbik olduğu müddetçe mezkûr anlaşmaların veya müteakip anlaşmaların tahsisen ihtiva edecekleri istisnai hükümler hariç olmak üzere bu anlaşmalardan ve keza ihtilâfa dahil taraflardan biri veya diğerinin alacağı daha müsait tedbirlerden istifadeye devam edeceklerdir.

Haklardan Feragat Etmeme

Madde – 8

Himaye gören şahıslar, işbu sözleşmenin ve icabı halde yukarki maddede işaret olunan hususi anlaşmaların kendilerine temin eylediği haklardan ne kısmen ne de tamamen hiçbir suretle feragat edemezler.

Koruyucu Devlet

Madde – 9

İşbu sözleşme, ihtilâfa dahil tarafların menfaatlerini himayeye memur devletlerin muzaharet ile ve onların kontrolü altında tatbik edilecektir. Bu hususta, hami devletler, siyasî veya konsolosluk personelleri dışında kendi tebaaları veya diğer bitaraf devletlerin tebaaları arasından da murahhaslar tayin edebilirler. Bu murahhaslar hakkında, nezdinde ifayı vazife edecekleri devletten istimzaçta bulunulacaktır.

İhtilafa dahil taraflar, hami devletler mümessillerinin veya murahhaslarının vazifesini mümkün olduğu kadar geniş surette kolaylaştıracaklardır.

Hami devletlerin mümessilleri veya murahhasları, işbu sözleşmede gösterildiği üzere vazifelerinin hududuna hiçbir veçhile tecavüz edemeyeceklerdir. Bu mümessiller veyâ murahhaslar, nezdinde ifayı vazife ettikleri devletin zaruri emniyet icaplarını bilhassa göz önünde bulunduracaklardır.

Milletlerarası Kızılhaç Komitesinin Faaliyeti

Madde – 10

İşbu sözleşme hükümleri, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin ve keza bitaraf diğer her hangi bir insani teşekkülün, ihtilâfa dahil alâkalı tarafların muvaffakiyetiyle, sivil şahısları himaye ve bunlara yardım için girişecekleri insani faaliyetlere bir mani teşkil etmez.

Koruyucu Devlete Vekâlet

Madde – 11

Yüksek Âkit Taraflar, işbu sözleşme mucibince hami devletlere terettüp eden vazifeleri, her türlü bitaraflık ve müessir çalışma teminatını haiz bir teşkilâta tevdi hususunda her vakit aralarında anlaşabilirler.

Şayet himaye gören şahıslar, her ne sebebe mebni olursa olsun, hami bir devletin veya birinci bent ahkâmına tayin olunan bir teşekkülün faaliyetinden istifade etmiyorlarsa veya artık istifade edemiyorlarsa, zilyed devlet, ihtilâfa dahil tarafların gösterdikleri hami devletlere işbu sözleşme mucibince terettüp eden vazifelerin ifasını bitaraf bir devletten veya mümasil bir teşekkülden talep edeceklerdir.

Eğer himaye bu suretle temin edilmezse, bu şahısları elinde bulunduran devlet, hami devlete işbu sözleşme mucibince terettüp eden insani vazifeleri deruhte etmesini Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bir insani teşekkülden talep edecek veya bu madde hükümleri mahfuz kalmak üzere, böyle bir teşekkülden sâdır olacak hizmet tekliflerini kabul eyleyecektir.

Alâkadar devlet tarafından davet olunan veya bu alâkadar devlete yukarda mezkûr gayeler için arzı hizmette bulunan her teşekkül veya herhangi bitaraf bir devlet, faaliyeti esnasında, işbu sözleşmenin himaye ettiği şahısların mensup oldukları ihtilâfa dahil tarafa karşı mesuliyetini müdrik kalacak ve mevzubahis vazifeyi deruhteye ve tarafsızlıkla ifaya muktedir olduğuna dair kâfi teminat verecektir.

Bir devletin, muvakkaten olsun, diğerine veya onun müttefiklerine karşı askerî hadiselerden, bilhassa topraklarının tamamı veya büyük bir kısmı işgal edilmiş olmasından dolayı müzakere serbestisi tahdit edilmiş olursa, bu iki devlet arasında hususî bir anlaşma ile yukarı ki hükümler hilâfında hareket olunamaz.

İşbu sözleşmede mezkûr hâmi devlet tabiri aynı zamanda yine işbu sözleşme medlulünce hâmi devletin yerine kaim olacak teşekkülleri de ihtiva etmektedir.

İşbu maddenin hükümleri, işgal altındaki topraklarda veya normal siyasî mümessillikten mahrum olarak bir muharip devlet topraklarında bulunan bitaraf devlet tebaalarında da şamil olacak ve onların vaziyetine intibak ettirilecek uygulanacaktır.

Uzlaşma Usulü

Madde – 12

Hami devletler, himaye gören şahısların menfaatleri icabı lüzum gördükleri bütün hallerde, bilhassa işbu sözleşme hükümlerinin tatbiki veya tefsiri hususunda, ihtilâfa dahil taraflar arasında bir anlaşmazlık olursa bunu halletmek üzere, tavassut ve yardımda bulunacaklardır.

Bu hususta, hâmi devletlerden her biri, ihtilâfa dahil taraflara, mümessillerinin ve bilhassa himaye gören şahısların işine bakmaya memur selâhiyetli makam mümessillerinin iyi seçilecek muhtemelen bitaraf bir toprakta toplanmalarını, taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden teklif edebilir. İhtilâfa dahil taraflar bu yolda kendilerine yapılacak teklifleri neticelendirmekle mükellef olacaklardır. Hâmi devletler, icabında, bu toplantıya iştirak etmek üzere, bitaraf bir devlete mensup bir şahsı veya Beynelmilel Kızılhaç Komitesince murahhas olarak tayin olunacak bir şahsiyeti ihtilâfa dahil tarafların tasvibine arz edebilirler.

BAP II

HARBİN BAZI TESİRLERİNE KARŞI HALKIN UMUMİZ HİMAYESİ

İkinci Babın Tatbikat Sahası

Madde – 13

İşbu bap hükümleri, bilhassa, ırk, milliyet, din veya siyasî kanaat itibariyle aleyhte hiçbir fark gözetilmeksizin ihtilâfa dahil memleketler halkının heyeti umumiyesini istihdaf etmektedir.

Hastaneler ve Emniyet Mıntıkaları

Madde – 14

Daha sulh zamanında, Yüksek Akit Taraftar ve muhasamat başladıktan sonra ihtilâfa dahil taraflar kendi topraklarında ve lüzumu halinde, işgal altındaki topraklarda yaralı ve hastaları, malûlleri, yaşlı kimseleri on beş yaşından aşağı çocukları, gebe kadınları ve yedi yaşından küçük çocukların annelerini harbin tesirlerinden masum bulunduracak tarzda sıhhat ve emniyet mıntıkaları ve mevkileri kurabilirler.

Bir ihtilâf başlar başlamaz ve devamı müddetince alakadar taraflar, böylece tesis ettikleri mıntıka ve mevkilerin tanınması için aralarında anlaşmalar akdedebilirler, bu hususta lüzumlu görecekleri melhuz tadilâtı yaparak işbu sözleşmeye müzeyyel anlaşma projesinde derpiş olunan hükümleri meri’yete koyabilirler.

Hâmi devletler ve Beynelmilel Kızılhaç Komitesi, bu sıhhat ve emniyet mıntıkalarının ve mevkilerinin tesisini ve tanınmasını kolaylaştırmak için yardımda bulunmaya davet edilirler.


Tarafsız Bölgeler

Madde – 15

İhtilâfa dahil herhangi bir taraf, muharebelerin cereyan ettiği yerlerde aşağıdaki şahısları hiçbir fark gözetilmeksizin harp tehlikelerinden masun bulundurmak üzere, bitaraflaştırılmış mıntıkalar ihdasını gerek bitaraf bir devlet veya bir insani teşekkül vasıtalarıyla muhasım tarafa teklif edebilirler.

a. Muharip veya gayrimuharip yaralılar ve hastalar,

b.Muhasamata iştirak etmeyen ve bu mıntıkalarda ikâmetleri müddetince askerî mahiyette hiçbir iş görmeyen sivil şahıslar.

İhtilâfa dahil taraflar, derpiş edilen bitaraf mıntıkanın coğrafî vaziyeti, idaresi, iaşesi ve kontrolü hususlarında anlaşır anlaşmaz, bunların mümessilleri yazılı bir anlaşma tanzim ederek imzalayacaklardır. Bu anlaşma, mevzubahis mıntıka bitaraflığının ne zaman başlayacağını ve devam müddetini tespit edecektir.

Yaralı ve Hastalar: Genel Koruma

Madde – 16

Yaralılar ve hastalar, malûller ve gebe kadınlar hususî bir himayeye ve saygıya mazhar olacaklardır.

Askeri icapların müsaadesi nispetinde, ihtilâfa dahil herhangi bir taraf, ölülerin veya yaralıların araştırılması, kazazedelere ve vahim tehlikeye maruz diğer şahıslara yardım edilmesi ve binaların yağmalara ve fena muamelelere karşı himaye olunması için alınan tedbirleri terviç ve iltizam edecektir.

Tahliye

Madde – 17

İhtilâfa dahil taraflar, muhasara edilmiş veya çevrilmiş bir mıntıkadan yaralıların, hastaların, malûllerin, ihtiyarların, çocukların ve loğusa kadınların tahliyesi ve bu mıntıkalara her dinden ruhani mümessillerin, sıhhiye memurlarının ve malzemesinin serbestçe müruru için mahallî anlaşmalar akdine gayret sarf edeceklerdir.

Hastanelerin Korunması

Madde – 18

Yaralıları, hastaları, malûlleri ve loğusa kadınları tedavi için teşkil edilen sivil hastaneler, hiçbir veçhile taarruza uğrayamazlar. İhtilâfa dahil taraflar her zaman bu hastanelere riayet ve bunları himaye edeceklerdir.

İhtilâfa dahil taraflar, bütün sivil hastanelere, sivil hastane mahiyetlerini tevsik eden, ve işgal ettikleri binaların,19 ncu madde medlulünce onları himayeden mahrum bırakan maksatlarla kullanılmadıklarını tespit eden bir vesika vereceklerdir.

Sivil hastaneler, Devlet tarafından müsaade olunursa, seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetini islaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş edilen alâmeti farika ile belirtilecektir.

İhtilâfa dahil taraflar, melhuz herhangi bir tecavüz hareketini bertaraf etmek üzere, sivil hastaneleri belirten işaretlerin düşmanın kara, hava ve deniz kuvvetlerince açıkça görülebilmesini teminen, askerî icapların müsaadesi nisbetinde, lüzumlu tedbirleri alacaklardır.

Askeri hedeflerin yakınlığı hastaneler için tehlike teşkil edeceğinden hastanelerin bu gibi hedeflerden imkân nispetinde uzakta bulunmasına itina gösterilmesi muvafık olur.

Hastanelerin Korunmayacağı Haller

Madde – 19

Hastanelere karşı gösterilmesi lâzım gelen himaye, insani vazifeler haricinde ve düşmana zararlı hareketlerde bulunmak için kullanıldıkları takdirde, sakıt olur. Bununla beraber bu himaye münasip görülecek bilcümle ahvalde, makul bir mühlet tesbit eden ve neticesiz kalan bir ihtardan sonra sâkıt olacaktır.

Bu hastanelerde, yaralı veya hasta askerlerin tedavi edilmeleri veya bu askerlerden alınan ve henüz alâkalı makamlara tevdi edilmemiş olan portatif silahların ve cephanelerin bulunması, zararlı bir hareket olarak telâkki edilmeyecektir.

Hastane Personeli

Madde – 20

Sivil yaralıların ve hastaların, malûllerin ve loğusa kadınların araştırılmasına, kaldırılmasına, naklolunmasına ve tedavi edilmesine memur edilenler de dahil olmak üzere, usulü dairesinde ve münhasıran sivil hastanelerin işlemesine veya idaresine memur personel, riayete mazhar olacak ve himaye edilecektir.

İşgal altındaki topraklarda ve askerî harekât mıntıkalarında bu personel, hâmilinin sıfatını gösteren ve mesul makamın mührünü taşıyan fotoğraflı bir hüviyet varakasıyle ve keza ifayı vazife halinde sol kolda taşınan ve rutubete karşı mukavim, damgalı bir pazıbent ile kendini tanıtacaktır. Bu pazıbent Devlet tarafından verilecek ve seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralıların ve hastaların vaziyetini islaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş olunan âlameti havi olacaktır.

Sivil hastanelerin işlemesine veya idaresine memur diğer herhangi bir personel de bu vazifelerin ifasında, riayet ve himaye görecek ve bu personelin yukarda derpiş edildiği üzere ve işbu maddede muharrer şartlar altında pazıbent taşımaya hakkı olacaktır. Ve hüviyet kâğıdında uhdesine terettüp eden vazifeler zikredilecektir.

Her sivil hastanenin müdüriyeti, kendi personelinin muntazam bir listesini, selâhiyetli millî veya işgal makamlarının her an emrine amade bulunduracaktır.

Kara ve Deniz Nakliyatı

Madde – 21

Kara taşıt kafileleri ve hastane trenleriyle ve denizde bu nakliyata tahsis olunan gemilerle icra olunan sivil yaralı ve hasta, malûl ve loğusa kadın nakliyatı,18 nci maddede derpiş edilen hastaneler misillû riayet ve himaye görecek ve seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetini ıslaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş olunan alâmeti farika ile belirtilecektir.

Hava Nakliyatı

Madde – 22

Munhasıran sivil yaralı ve hastaların, malûllerin ve loğusa kadınların veya sıhhiye memurlarının ve malzemesinin nakline tahsis edilen uçaklar, ihtilâfa dahil alâkalı tarâflar arasında müştereken takarrür ettirilecek irtifalarda, saatlerde ve yollarda uçtukları takdirde taarruza uğramayacaklar, riayet göreceklerdir.

Bu uçaklar, seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetlerini islaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş edilen alâmeti farika ile belirtilecektir.

Hilâfında bir anlaşma olmadığı takdirde, düşman toprakları veya düşman işgalindeki topraklar üzerinden uçmak yasaktır.

Bu uçaklar, bilcümle inme emrine itaat edeceklerdir. Bu suretle cebren vaki olacak inişlerde, uçak ve içindekiler, muhtemel muayeneden sonra, uçuşlarına devam edebileceklerdir.

Lüzumlu Tıbbi Malzeme, Gıda ve Giyim Eşyası Gönderme

Madde – 23

Yüksek Akit Taraflardan her biri, diğer Akit Tarafın, düşman dahi olsa, münhasıran sivil halkına mahsus her türlü ilâç, ve sıhhi malzeme sevkiyatının ve keza dini levazımın serbestçe geçmesine müsaade edecektir.

Yüksek Akit Taraflardan her biri keza on beş yaşından aşağı çocuklara, gebe ve loğusa kadınlara zaruri olan yiyecek, giyecek ve kuvvet verici maddelerin de serbestçe geçmesine müsaade eyleyecektir.

Yukarı ki bentte zikrolunan sevkiyatı serbestçe geçirmek hususunda herhangi bir Akit Tarafa terettüp eden mecburiyet, mezkür tarafın:

a. Sevkiyatın tahsis edildiği hususlardan gayri hususlarda kullanılacağından,

b. Murakabenin tesirli olmaması ihtimalinden,

c. Düşmanın, aksi halde, vermek veya imal etmek, mecburiyetinde kalacağı eşyanın yerine bunları ikame ederek veya bu gibi eşyanın imaline tahsis edeceği maddeleri veya hizmetleri bu suretle serbest bırakarak, kendi askerî gayretleri veya ekonomisi uğrunda mezkûr sevkiyattan bariz bir şekilde faydalanacağından,

Şüphelenmesi için ciddi hiçbir sebep olmadığına itminan hasıl etmesine bağlıdır.

İşbu maddenin birinci bendinde gösterilen sevkiyatın müruruna müsaade eden devlet, bu sevkiyatın müteneffilere tevziinin mahallinde hâmi devletlerin kontrolü altında yapılmasını şart koşabilir.

Bu sevkiyat mümkün olduğu kadar çabuk yapılacak ve bunların serbestçe geçişine müsaade eden devletin, hangi teknik şartlar altında bu sevkiyatta müsaade edeceğini tesbite hakkı olacaktır.

Küçük Çocukların Bakımı

Madde – 24

İhtilâfa dahil taraflar, harp yüzünden öksüz kalan veya ailelerinden ayrı düşen onbeş yaşından küçük çocukların başıboş bırakılmaması ve her türlü ahval ve şeriat altında bakımlarının, talim ve terbiyelerinin ve kendi dinlerinde ibadetle bulunmalarını kolaylaştırılması için icabeden tedbirleri alacaklardır. Bunların talim ve terbiyeleri, mümkün olursa, aynı harsi ananelere sahip şahıslara tevdi olunacaktır.

İhtilâfa dahil taraflar, bu çocukların ihtilâf devam ettiği müddetçe bitaraf bir memlekete kabulünü; şayet mevcut ise hâmi devletin muvâffakiyetiyle ve birinci bentte zikredilen prensiplere riayet edileceği hususunda teminata malik olurlarsa, terviç ve iltizam edeceklerdir.

Bundan başka, ihtilâfa dahil târaflar, on iki yaşından aşağı çocukların bir hüviyet plakası veya diğer herhangi bir surette teşhis edilebilmeleri için icabeden tedbirleri almaya gayret edeceklerdir.

Aile Haberleri

Madde – 25

İhtilâfa dahil bir tarafın topraklarında veya onun işgali altındaki topraklarda bulunan her şahıs, ailesi efradına, her nerede bulunursa bulunsunlar, münhasıran ailevi mahiyette haberler verebilir ve alabilir. Bu muhabere, süratle ve gayrimuhik hiç bir teehhüre uğramaksızın temin olunur.

Şayet ahval ve şeriat dolayısıyle aile muhaberatının teatisi alelâde posta yoluyla güçleşir veya imkânsız olursa, ihtilâfa dahil alâkalı taraflar. 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansı gibi bitaraf bir mutavassıta müracaat ederek, taahhütlerini bilhassa Millî Kızılhaç Cemiyetinin (Kızılay, Kızılarslan ve Güneş ) müzaheretiyle en iyi şartlar altında ifa etmek vasıtalarını onunla birlikte tayin edeceklerdir.

Şayet ihtilâfa dahil taraflar, aile muhaberelerini tahdide lüzum görürlerse, olsa olsa, serbestçe seçilecek 25 kelimeyi ihtiva eden tip-formüllerin kullanılmasını ve bunlardan ayda bir tane gönderilmesini mecburi kılabilirler.

Dağıtılan Aile Efradının Toplanması

Madde – 26

İhtilâfa dahil her taraf, harp yüzünden dağılan aile efradının birbiriyle temas etmek ve mümkünse birleşmek için yapacakları araştırmaları kolaylaştıracak ve bilhassa bu işe vakfınefs eden teşekküllerin kendilerince tanınmış olmaları ve aldığı emniyet tedbirlerine riayet etmeleri şartıyle girişecekleri hareketleri terviç ve iltizam edecektir.

BAP III

HİMAYE GÖREN ŞAHISLARIN STATÜSÜ VE ONLARA YAPILACAK MUAMELE

KISIM I

İHTİLÂFA DAHİL TARAFLARIN TOPRAKLARINA VE İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARA MÜTAALLİK MÜŞTEREK HÜKÜMLER

Genel Olarak

Madde – 27

Her türlü ahval ve şeriat altında; şahıslarına, namuslârına, aile haklarına, dini akidelerine ve ibadetlerine, itiyat, örf ve adetlerine saygı gösterilmesi himaye edilen şahısların hakkıdır. Bunlar her zaman insani muameleye tabi tutulacaklar ve bilhassa şiddet veya tehdit hareketlerine, hakarete veya halkın tecessüsüne karşı himaye olunacaklardır.

Kadınlar namuslarına taarruz, ve bilhassa ırzlarına tecavüz, fuhşa icbar ve her türlü müstehcen hareketlere maruz kalmaktan vikaye olunacaklardır.

Himaye gören şahıslar, sıhhi vaziyetlerine, yaşlarına ve cinsiyetlerine müteallik hükümler de nazara alınarak, kendilerini hükmü altında bulunduran ihtilâfa dahil tarafça; bilhassa ırk, din veya siyasi kanaat itibariyle, gayrimüsait hiçbir fark gözetilmeksizin aynı itinalı muameleye tabi tutulacaklardır.

Maahaza, ihtilâfa dahil taraflar, himaye gören şahıslara karşı harbin icabettirdiği kontrol ve emniyet tedbirlerini alabilirler.

Tehlikeli Bölge

Madde – 28

Himaye gören hiçbir şahıs, bazı noktaları veya bazı bölgeleri orada bulundurulmak suretiyle askerî hareketlerden masun tutmak gayesiyle kullanılamaz.

Sorumluluk

Madde – 29

Hükmü altında, himaye gören şahıslar bulunan ihtilâfa dahil bir devlet, kendi memurlarının mezkûr şahıslara yapacakları muameleden, bu memurlara şahsen terettüp edecek mesuliyetler baki kalmak üzere, mesuldür.

Yardım Cemiyetleri ve Koruyucu Devletlerin Tatbikatı

Madde – 30

Himaye gören şahıslar, hâmi devletlere, Beynelmilel Kızılhaç Komitesince, bulundukları memleketin Millî Kızılhaç cemiyetine (Kızılay, Kızılarslan ve Güneş) ve keza kendilerine yardım edebilecek her teşekküle müracaat hususunda her türlü kolaylıklara mazhar olacaklardır.

Bu muhtelif teşekküller, askerlik ve emniyet icaplarının çizdiği hudut dahilinde selâhiyetli makamlardan her türlü kolaylıkları göreceklerdir.

Zilyed devletler veya işgal devletleri, 143 ncü maddede derpiş olunduğu üzere hâmi devletlerin ve Beynelmilel Kızılhaç Komitesi murahhaslarının ziyaretinden maada, maksadı himaye gören şahıslara maddî veya ruhani yardımda bulunmak olan diğer müessesat temsilcilerinin de bunlara yapmak istiyecekleri ziyaretleri mümkün mertebe kolaylaştıracaklardır.

Zorla Bilgi Alma Yasağı

Madde – 31

Himaye gören şahıslara karşı, bilhassa kendilerinden veya başkalarından malûmat almak için; maddî veya manevî hiçbir cebir kullanılamaz.

Cinayet, İşkence ve Diğer Bedeni Cezalar Yasağı

Madde – 32

Yüksek Akit Taraflar, ellerinde bulundurdukları himaye gören şahısların bedeni ıstıraplarını veya imhalarını mucip olacak her türlü tedbirden kendilerini sarahaten menederler. Bu memnuniyet yalnız cinayeti, işkenceyi, bedeni cezaları, tatili uzuv ve himaye gören bir şahsın tıbbi tedavisinin icap ettirmediği tıbbi veya ilmî tecrübelere tabi tutulmasını değil, aynı zamanda mülki veya askerî memurların eseri olsun, diğeri bilcümle fena muameleleride isdihdaf eder.

Kollektif cezalar, yağma, zararla mukabele yasağı ve şahsi sorumluluk esasının uygulanması

Madde – 33

Himaye gören hiçbir şahıs, bizzat işlemediği bir cürümden dolayı tecziye edilemez. Kollektif cezaların tatbiki keza diğer bilcümle tehdit ve tedhiş tedbirlerinin ittihazı memnudur.

Yağma memnudur.

Himaye gören şahıslara ve mallarına karşı misilleme (reprisal) tedbirleri memnudur.

Rehine

Madde – 34

Rehine almak yasaktır.

KISIM II

İHTİLAFA DAHİL BİR TARAFIN TOPRAKLARINDA BULUNAN YABANCILAR

Ülkeyi terk etme hakkı

Madde – 35

Himaye gören bir şahıs, bir ihtilâfın bidayetinde veya devamı esasında bulunduğu toprağı terketmek isterse devletin millî menfaatlerine mugayir olmadığı takdirde mezkûr şahsın bunu yapmaya hakkı olacaktır.

Toprağı terketmek hususunda böyle bir şahsın yapacağı talep üzerine nizami şekilde karar verilecek ve bu karar mümkün mertebe süratle ittihaz olunacaktır. Himaye gören ve bulunduğu toprağı terketmek müsaadesini istihsal eden bir şahıs, seyahatına lüzumlu olan parayi yanına alabilecek ve makul miktarda giyecek ve zati eşyayı da beraberinde götürebilecektir.

Toprağı terketmek müsaadesini istihsal edemiyen şahıslar, zilyed devlet tarafından bu hususta ihdas edilmiş bir mahkeme veya selâhiyetli idarî heyet marifetiyle en kısa bir zamanda bu ret keyfiyetinin yeni bir tetkike tabi tutulmasını temin etmek hakkını haiz olacaktır.

Böyle bir talep vukuunda hâmi devlet mümessilleri, emniyet sebepleri mani olmadığı veya alâkalılar buna itiraz etmediği takdirde, mezkûr toprağı terketmek talebinde bulunan şahıslara bu müsaadenin verilmesinin reddi sebeplerinin ve en kısa bir zamanda da, aynı vaziyette bulunan bütün diğer şahısların isimlerinin bildirilmesini elde edebileceklerdir.

Kendi memleketine dönme usulü

Madde – 36

Yukarıdaki madde mucibince müsaade olunan azimetler, memnuniyet verici emniyet, hıfzısıhha, sıhhat ve iaşe şartları altında, vukubulacaktır. Zilyed devletin toprağından çıkıldığı andan itibaren tahassül edecek bilcümle masraflar gidilecek memlekete ve bitaraf bir memlekette ikamet halinde de, müteneffin tabi bulunduğu devlete ait olacaktır. Bu yer değiştirmelerin tatbik şekilleri, icap ederse, alâkadar devletler arasında hususî anlaşmalarla tesbit edilecektir.

İhtilâfa dahil taraflarca, düşman eline düşen tebaalarının mübadelesi ve vatanlarına iadesi hakkında akdedilmiş olabilecek hususî anlaşmalar mahfuz kalacaktır.

Hapisteki Personel

Madde – 37

İhtiyaten mevkuf bulunan veya hürriyetten mahrum edici bir cezayı çekmekte olan mazharı himaye şahıslara, mevkufiyetleri sırasında insani muamele yapılacaktır.

Bu şahıslar, tahliye edilir edilmez, bulundukları toprağı yukarıki maddeler mucibince terketmeyi talep edebilirler.


Şahısların İade Edilmemesi

Madde – 38

Himaye gören şahısların vaziyeti, işbu sözleşme ve bilhassa 27 ve 41 nci maddeler mucibince alınabilecek tedbirler hariç olmak üzere, esas itibariyle sulh zamanında ecnebilere yapılan muameleye müteallik hükümlere tabi olmakta devam edecektir: Herhalde bunlara aşağıdaki haklar verilecektir :

1. Kendilerine gönderilecek ferdi veya kollektif yardımları alabileceklerdir.

2. Sıhhi vaziyetleri icap ettirirse, alâkalı devlet tebâaları nisbetinde tıbbi tedavi görecekler ve hastaneye yatırılacaklardır.

3. Kendi dinlerinde ibadette bulunabilecekler ve kendi din adamlarının ruhani muzaheretine mazhar olabileceklerdir.

4. Şayet harp tehlikelerine bilhassa maruz bir, mıntıkada ikamet ediyorlarsa, alâkâlı devletin tebaaları nisbetinde başka bir mıntıkaya gitmelerine müsaade edilecektir.

5. Onbeş yaşından küçük çocuklar, gebe kadınlar ve yedi yaşından aşağı çocukların anneleri, alâkalı devletin tebaaları nisbetinde, her türlü rüçhanlı muameleden istifade edeceklerdir.

Maddî Varlıklar

Madde – 39

Himaye gören şahıslar, geçim faaliyetlerini hârp yüzünden kaybederlerse, paralı bir iş bulabilecekler ve bu hususta, emniyet mülâhazaları ve 40 ncı madde hükümleri mahfuz kalmâk üzere, topraklarındâ bulundukları devletin tebaalarıyle aynı istifadelere mazhar olacaklardır.

Eğer ihtilâfa dahil bir taraf himaye gören şahsı, geçimini temin etmek imkânından mahrum bırakacak kontrol tedbirlerine tabi tutarsa ve bilhassa bu şahıs emniyet sebepleri dolayısıyle makul şartlar altında ücretli bir iş bulamazsa, ihtilâfa dahil mezkûr tarâf onun ve bakımı ona ait olan şahısların ihtiyaçlarını temin edecektir. Himaye gören şahıslara, bütün ahvalde, kendi menşe memleketleri himaye eden devletler veya 30 ncu maddede zikrolunan hayır cemiyetleri para yardımında bulunabileceklerdir.

Çalışma

Madde – 40

Himaye gören şahıslar, toprağında bulundukları ihtilafa dahil taraf tebaalarıyle ancak aynı nisbette çalışmaya mecbur edilebilirler.

Şayet himaye gören şahıslar düşman tabiiyetinde iseler, askerî harekâtın sevk ve idaresiyle doğrudan doğruya münasebeti olmayan ve ancak insanların iaşesini, ibatesini, giyimini naklini ve sıhhatini temin için normal olarak lüzumlu olan işlerde çalışmaya mecbur tutulabilirler.

Yukarı ki hükümlerin ihlâli takdirinde himaye gören şahısların 30 ncu madde mucibince şikâyet haklarını kullanmalarına müsaade olunacaktır.

Mecburi ikâmet

Madde – 41

Himaye gören şahısları elinde bulunduran devlet, işbu sözleşmede zikrolunan kontrol tedbirlerini kâfi görmezse tevessül edebileceği en ağır kontrol tedbirleri ancak 42 nci ve 43 ncü maddelerin hükümlerine tevfikan mecburi ikâmete tabi tutmak veya enterne etmek olabilir.

Zilyed devlet, verdiği mecburi ikâmet kararı üzerine mutat ikametgâhını terketmek zorunda kalan şahıslara 39 ncu maddenin ikinci bendi hükümlerini tatbik ederken, enternelere yapılacak muameleye müteallik kaidelere (İşbu Sözleşmenin üçüncü bapının dördüncü kısmı) mümkün mertebe sıhhatle tevfiki hareket edecektir.

Enterne

Madde – 42

Himaye gören şahısların enterne edilmeleri veya mecburi ikâmete tabi tutulmaları ancak hükmü altında bulundukları devletin emniyeti, katiyyen zaruri kıldığı takdirde emrolunabilir.

Şayet bir şahıs, hâmi devletin mümessilleri vasıtasiyle, kendiliğinden enterne edilmek talebinde bulunursa ve bizzat kendi vaziyeti bunu lüzumlu kılarsa, hükmünde bulundukları devlet bu talebi is’af edecektir.

Mecburi İkamet veya Enterne Yeri

Madde – 43

Enterne edilen veya mecburi ikamete tabi tutulan her himaye gören şahıs zilyed devlet tarafından, bu maksat için mühdes mahkeme veya selâhiyetli idari heyetin mezkur kararı en kısa müddet içinde yeniden tetkik etmesini temin etmek hakkını haiz olacaktır. Şayet enternöman veya mecburi ikamet idame ettirilirse, alakalı mahkeme veya idari heyet muayyen zamanlardan ve en az senede iki defa bu şahsın vaziyetini tetkik edecek ve ahval ve şeriat müsaade ettiği takdirde mezkûr kararı o şahıs lehine tadil edecektir.

Alâkali himaye gören şahıslar muhalefet etmedikleri takdirde, zilyed devlet enterne edilenlerin ve mecburi ikamete tabi tutulanların isimleriyle bunlardan tahliye olunanların isimlerini, mümkün mertebe süratle, hâmi devletin ıttılaına arzedecektir. Aynı şartlar altında, işbu maddenin birinci bendinde zikrolunan mahkemelerin veya idari heyetlerin kararları da, mümkün mertebe süratle, hâmi devlete bildirilecektir.

Mülteciler

Madde – 44

İşbu sözleşmede derpiş olunan kontrol tedbirlerini alırken, zilyet devlet fiilen hiçbir hükümetin himayesinden istifade etmeyen mültecilere, münhasıran hukukî bakımdan bir düşman devlet tebaası oldukları esasına dayanarak, yabancı düşman muamelesi yapmıyacaktır.

Başka Devlete Nakil

Madde – 45

Himaye gören şahıslar, sözleşmeye dahil bulunmayan bir devlete nakledilemezler.

Bu hüküm, himaye gören şahısların, muhasamat sona erdikten sonra vatanlarına iade edilmelerine veya ikamet ettikleri memlekete dönmelerine mani değildir.

Himaye gören şahıslar, zilyed devlet tarafından işbu sözleşmeye dahil bir devlete ancak bu devletin sözleşmeyi tatbik arzusunda ve iktidarında olduğuna itminan hasıl olursa nakledilebileceklerdir. Himaye gören şahıslar bu suretle nakledildikleri zaman, sözleşmenin tatbiki mesuliyeti bunları almayı kabul eden devlete terettüp edecektir ve kendisine emanet edildikleri müddetçe bu mesuliyet devam eyleyecektir. Mahaza, mezkûr devlet ehemmiyetli her hangi bir noktada sözleşme hükümlerini tatbik etmeyecek olursa, himaye gören şahısları nakletmiş olan devlet, hâmi devletin tebligatı üzerine, vaziyeti ıslah için müessir tedbirler alacak veya himaye gören şahısların kendisine iadesini isteyecektir. Bu talep yerine getirilecektir.

Himaye gören bir şahıs, siyasî veya dini akidelerinden dolayı zulme uğramaktan korkabileceği bir memlekete hiç bir veçhile naklolunamaz.

İşbu madde hükümleri, adi cürümlerden maznun himaye gören şahısların muhasamat başlamadan evvel akdedilmiş olan iadei mücrimin muahedeleri mucibince iade edilmelerine bir mani teşkil etmez.

Tahditlerin Kaldırılması

Madde – 46

Himaye gören şahıslara karşı alınmış olan tahdidi tedbirler, şayet daha önce kaldırılmamış ise, muhasamat sonunda mümkün mertebe sür’atle nihayete erecektir.

Himaye gören şahısların mallarına konulan tahdidi tedbirler de, zilyed devletin kanunlarına tevfikan muhasamat sonunda mümkün mertebe süratle hitama erecektir.


KISIM III 
İŞGAL EDİLEN TOPRAKLAR

Şahsi Dokunulmazlık Hakları

Madde – 47

İşgal altındaki bir toprakta mukim himaye gören şahıslar, yine mevzuubahis toprakların işgali üzerine müessesatta veya hükümette vuku bulacak herhangi bir değişiklik yüzünden, ne işgal edilen toprak makamlarıyla işgal eden devlet arasında addolunacak bir anlaşma ile, ne de işgal edilen toprağın şamil devletçe kısmen veya tamamen ilhakı dolayısıyla, hiçbir veçhile ve her ne suretle olursa olsun işbu sözleşmenin bahşettiği istifalerden mahrum bırakılamazlar.


Kendi Memleketlerine Dönme

Madde – 48

Toprağı işgal edilen devletin tebaası olmıyan mazharı himaye şahıslar, 35 nci maddede derpiş olunan şartlar altında bu toprağı terketmek hakkından istifade edebilirler ve bu baptaki kararlar, mezkûr madde mucibince işgal devleti tarafından tesis olunacak usul dairesinde, ittihaz edilir.

Tehcir, Kitle Halinde Cebren Nakil ve Tahliye

Madde – 49

Himaye gören şahısların, işgali altındaki topraklardan şagil devletin kendi topraklarına veya işgal edilmiş olsun olmasın başka bir devletin topraklarına ferdi olarak veya kitle halinde cebren nakilleri veya tehcirleri, her ne sebeple olursa olsun, yasaktır.

Mamafih, şamil devlet, halkın emniyeti veya mücbir askerî sebepler icap ettirirse, muayyen bir işgal mıntıkasının kısmen veya tamamen tahliyesine tevessül edebilir. Tahliyeler, himaye gören şahısların buna maddeten imkân olmadığı haller müstesna ancak işgal altındaki topraklarda yer değiştirmelerini intaç edebilir. Bu suretle tahliye edilen halk, bu mıntıkada muhasamat sona erer ermez tekrar yerlerine iade olunacaktır.

Şamil devlet, bu tahliye ve nakillere tevessül ederken, himaye gören şahısların imkân nispetinde münasip tesisata kabul edilmelerini, yer değiştirmelerin memnuniyeti mucip sıhhat, hıfzısıhha, emniyet ve iaşe şartları altında vukubulmasını ve aynı aile efradının birbirlerinden ayrılmamalarını temin edecek surette hareket eyleyecektir.

Hâmi devlet; nakillerden ve tahliyelerden, vuku bulur bulmaz, haberdar edilecektir.

Şamil devlet, halkın emniyeti ve mücbir askeri sebepler zaruri kılmadıkça, himaye edilen şahıslar harp tehlikelerine bilhassa maruz mıntıkalarda alıkoyamaz.

Şamil devlet, işgal ettiği topraklara bizzat kendi halkının bir kısmını tehcir veya nakledemez.

Çocuklar

Madde – 50

Şamil devlet, çocukların bakımına ve talim ve terbiyesine tahsis olunan müesseselerin iyi işlemesini millî ve mahallî makamların muavenetiyle kolaylaştıracaktır.

Şamil devlet, çocukların teşhisini ve neseplerinin kaydını kolaylaştıracak bilcümle tedbirleri alacaktır. Şamil devlet bu çocukların şahsi statülerini hiçbir veçhile değiştirmeyeceği gibi bunları kendine bağlı teşekküllere veya teşkilâta da ithal edemeyecektir.

Şayet mahallî müesseseler vazifelerini göremiyorlar ise, şamil devlet öksüz veya harp dolayısıyla ebeveynlerinden ayrı düşen çocukların, onlara bakacak yakın bir akraba veya dost bulunmazsa, bakımlarını ve talim terbiyelerini temin etmek için lüzumlu tedbirleri alacaktır.

136 ncı madde mucibince kurulacak büronun hususî bir şubesi, hüviyeti kati olarak bilinmeyen çocukları teşhis etmekle tavzif kılınacaktır. Bu çocukların ana ve babalarına veya sair yakın akrabalarına müteallik elde edilecek malûmat daima kaydolunacaktır.

Şamil devlet, on beş yaşından aşağı çocuklar, gebe kadınlar ve yedi yaşından aşağı çocukların anneleri lehine iaşe, tıbbi müdavaat ve harbin tesirlerinden vikaye hususunda işgalden evvel alınmış olabilecek rüçhan tedbirlerinin tatbikatına engel olmayacaktır.

Gönüllü Kaydı ve Çalışma Mecburiyeti

Madde – 51

Şamil devlet, himaye gören şahısları bizzat kendi silahlı veya yardımcı kuvvetlerinde hizmet etmeye mecbur tutamaz. Gönüllü kaydırişı isdihdaf eden her türlü tazyik veya propaganda memnudur.

Şamil devlet, himaye gören şahısları ancak on sekiz yaşından yukarı olurlarsa, çalışmaya mecbur edebilir. Bu hususta ancak işgal kuvvetlerinin ihtiyacına ve amme hizmetlerine, işgal altındaki memleket halkının iaşesine, ibatesine, giyimine, münakalâtına veya sıhhatine lüzumlu işler mevzuu bahis olabilir. Himaye gören şahıslar, kendilerini askerî hareketlere iştirak zorunda bırakacak hiç bir işi yapmaya mecbur tutulamazlar. Himaye gören şahıslar şamil devlet tarafından, bir işi zorla gördükleri tesisatın emniyetini kuvvet istimaliyle temine mecbur kılınacaktır.

İş, ancak mevzuu bahis şahısların bulundukları işgal altındaki topraklarında görülür. İşe davet olunan her şahıs imkân nispetinde, kendi mutat çalışma muhitinde bırakılacaktır. İstenilen işe mukabil adilane bir ücret verilecek ve bu iş işçilerin bedeni ve fikri kabiliyetleriyle mütenasip olacaktır. Çalışma şartları ve koruma tedbirleri, bilhassa ücret, mesai saatleri, teçhizat, o iş için yetiştirilmiş olma ve iş kazalarıyla meslek hastalıklarının tazmini hususlarında işgal altındaki memlekette mer’i mevzuat, işbu maddede mevzuu bahis olan işlere tabi tutulan mahzarı himaye şahıslar hakkında da vacibüttatbik olacaktır.

Her halükârda, işçilerin çalışmaya mecbur tutulmaları askeri veya yarı askerî mahiyette bir işçi seferberliğine asla müncer olamaz.

İşçilerin Himayesi

Madde – 52

Hiçbir mukavele, anlaşma veya nizamname her işçinin, gönüllü olsun olmasın, nerede bulunursa bulunsun, hâmi devletin mümessillerine müracaat ederek bu devletin müdahalesini istemek hakkını ihlâl edemez.

İşgal altındaki memleket işçilerinin işsiz kalmalarını veya çalışma imkânlarının tahdidini intaç ederek bunları şamil devlet hesabına çalışmaya mecbur eyleyecek her türlü tedbir memnudur.

Malların İmha Edilmesi Yasağı

Madde – 53

Ferden veya müştereken hususî şahıslara, devlete veya amme topluluklarına, içtimai teşekküllere veya kooperatiflere ait menkul ve gayrimenkul malların imhası, askerî harekât bu imhayı kat’i olarak zaruri kıldığı haller müstesna, yasaktır.

Memurlar ve Hakimler

Madde – 54

Şamil devletin, işgal altındaki topraklarda, vicdani mülahazalarla vazife ifasından imtina ettikleri için memurların ve hakimlerin statüsünü değiştirmesi veya bunlar hakkında zecri veya herhangi terkibi bir tedbir alması yasaktır.

Bu yasak, 51 nci maddenin ikinci bendinin tatbikına bir mani teşkil etmez. Ve âmme hizmetlerinde bulunan memurları vazifelerinden uzaklaştırmak hususunda şamil devletin haiz olduğu salâhiyeti ihlal edemez.

Hakkın İaşesi ve Tıbbi Malzeme İhtiyacı

Madde – 55

Şamil devlet, halka lüzumlu olan iaşe maddeleriyle tıbbi maddeleri elinden geldiği nispette temin etmekle mükelleftir. Bilhassa işgal altındaki toprakların kaynakları yetmediği takdirde yiyecek ve tıbbi malzeme ile lüzumlu sair bilcümle eşyayı ithal edecektir.

Şamil devlet, işgal altındaki topraklarda bulunan yiyecek ve tıbbi madde veya malzemeyi ancak işgal makamları ve işgal kuvvetleri için müsadere edebilir. Şamil devlet sivil halkın ihtiyaçlarını göz önünde tutacaktır. Beynelmilel diğer mukavelelerin hükümleri baki kalmak üzere, şamil devlet her hangi bir müsaderenin hakiki değerinde tazmin edilmesi için izabeden tedbirleri alacaktır.

Hami devletler, askerî zaruretlerin icabettirdiği muvakkat tahditler mahfuz kalmak üzere, işgal altındaki topraklarda iaşe ve mualece vaziyetini her zaman bilâmania tetkik edebileceklerdir.

Halk Sağlığı ve Hıfzısıhha

Madde – 56

Şagil devlet, işgali altındaki topraklarda bulunan tıp müesseselerini, servislerini ve hastaneleri ve keza halkın sıhhatini ve hıfzısıhhasını, bilhassa sâri hastalıklara ve salgınlara karşı koruyucu ve önleyici tedbirler almak ve tatbik etmek suretiyle, elinden geldiği derecede, temin ve idame ile mükelleftir. Her sınıftan tıp personeline vazifesini yapmak müsaadesi verilecektir.

İşgal altındaki topraklarda yeni hastaneler kurulur ve işgal edilen devletin selâhiyetli teşekkülleri bu hastanelerde vazife halinde bulunmazsa, işgal makamları 18 nci maddede derpiş edilen tanıma keyfiyetine icabında tevessül edeceklerdir. Mümasil ahvalde, işgal makamları 20 nci ve 21 nci maddeler mucibince hastanelerin ve nakliye arabalarının personelini de tanıyacaklardır.

Sıhhi ve hıfzısıhha tedbirlerini alırken ve keza bunları meriyete koyarken şamil devlet, işgali altındaki toprakta bulunan halkın manevi ve ahlâki ihtiyaçlarını nazarı itibara alacaktır.

Hastanelere El Koyma

Madde – 57

Şamil devlet, ancak acil zaruret halinde askerî yaralıları ve hastaları tedavi etmek üzere ve hastanede yatan şahısların tedavisini temin ve sivil halkın ihtiyaçlarını karşılamak hususunda münasip tedbirleri zamanında almak şartıyle sivil hastanelere, o da muvakkaten, el koyabilir.

Sivil hastanelerin malzemesine ve depolarına, sivil halkın, ihtiyaçları için lüzumlu oldukları müddetçe el konulamaz.

Ruhani Müzaheret

Madde – 58

Şamil devlet, ruhbanın kendi dindaşlarına ruhani müzaherette bulunmasına müsaade edecektir.

Şamil devlet, dini ihtiyaçlara lüzumlu olan kitap ve eşyanın gönderilmesini de kabul edecek ve bunların işgal altındaki toprakta tevziini kolaylaştıracaktır.

Yardımlar

Madde – 59

İşgal altındaki toprak halkı veya bu halkın bir kısmı kâfi derecede iaşe edilemiyorsa, şamil devlet bu halk lehine yapılacak yardım hareketlerini kabul eyleyecek ve elinden geldiği nispette kolaylaştıracaktır.

Gerek devletler gerek Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bir tarafsız insani teşekkül tarafından tevessül olunabilecek bu hareketler, bilhassa yiyecek, tıbbi maddeler ve giyecek sevkiyatından ibaret olacaktır.

Bütün Akid Devletler, bu sevkiyatın serbestçe müruruna müsaade edecekler ve himayesini temin eyleyeceklerdir.

Maamafih, muhasım bir tarafın işgalinde bulunan bir toprağa gönderilen sevkiyatın serbestçe müruruna müsaade eden bir devlet, bu sevkiyatı muayeneye, sevkiyatın zamanlarını ve takip edeceği yolları tanzime ve şamil devletin istifadesinde kullanılmayarak muhtaç halkın yardımlarına tahsis olunacağına dair hâmi devletten kâfi derecede teminat almak hakkını haiz olacaktır.

Şamil Devletin Mesuliyeti

Madde – 60

Yardım gönderilmesi, 55, 56 ve 59 ncu maddelerin tahmil ettiği mesuliyetlerden şamil devleti kurtaramaz. Şamil devlet yapılan sevkiyatı muhassas olduğu hedeften, işgal altındaki toprak halkının menfati icabı olarak bu hâmi devletin muvafakatiyle acil zaruret hali müstesna, hiçbir veçhile çeviremez.

Yardımların Tevzii

Madde – 61

Yukarıki maddelerde zikrolunduğu üzere gönderilen yardımların tevzii hâmi devletin müzaheretiyle ve kontrolü altında yapılır. Bu vazife; şamil devlet ile hâmi devlet arasında akdolunacak bir anlaşma mucibince bitaraf bir devlete, Beynelmilel Kızılhaç Komitesine veya bitaraf diğer her hangi bir insani teşekküle devredilebilir.

Bu yardım sevkiyatından işgal altındaki topraklarda hiçbir vergi veya resim alınmaz. Böyle bir vergi veya resim alınması mezkur toprakların ekonomisi için lüzumlu olduğu haller müstesnadır. Şamil devlet bu yardımların süratle tevziini kolaylaştıracaktır.

Bütün Akid Taraflar, işgal altında, bulunan topraklardaki muhassas bu yardım sevkiyatının transit olarak geçmesine müsaade etmeye ve parasız nakline ceht ve gayret eyleyeceklerdir.

Ferdi Yardımlar

Madde – 62

Zaruri emniyet mülâhazaları mahfuz kalmak şartiyle, işgal altında bulunan topraklardaki himaye gören şahıslar kendilerine gönderilecek ferdi yardımları alabileceklerdir.

Millî Kızılhaç ve Diğer Yardım Cemiyetleri

Madde – 63

Şamil devletin mücbir emniyet mülâhazalariyle istisnai olarak koyacağı muvakkat tedbirler mahfuz kalmak şartıyle:

a. Tanınmış olan Millî Kızılhaç Cemiyetleri (Kızılay ve Kızılaslan ve Güneş), Beynelmilel Kızılhaç konferanslarınca tayin olunduğu üzere Kızılhaç esaslarına uygun olarak faaliyetlerine devam edeceklerdir. Diğer yardım cemiyetleri de mümasil şartlar dahilinde, insanî faaliyetlerine devam edebilmelidirler.

b. Şamil devlet, bu cemiyetlerin personelinde ve bünyesinde yukarda zikredilen faaliyetlerine zarar verecek hiçbir değişikliği talep edemez.

Aynı prensipler, esaslı menafii umumiye hizmetlerinin idamesi, yardımların tevzii ve tahlisiye ameliyelerinin tertibi suretiyle sivil halkın yaşama şartlarının temini için mevcut veya ihdas olunacak gayri askerî mahiyetteki hususi teşekküllerin faaliyetine ve personeline de vacübüttatbiktir.

Cezai Mevzuat

Madde – 64

İşgal altındaki toprakların Ceza Kanunu, şamil devletin emniyetine karşı bir tehlike teşkil ettiği veya işbu Sözleşmenin tatbikatına engel olduğu nispette ilga edildiği veya talik olunduğu haller müstesna olmak üzere, meriyette kalacaktır. Bu mülâhaza ve adaletin fiilen idaresini temin zarureti mahfuz kalmak üzere, işgal altındaki toprakların mahkemeleri, mezkûr kanunda derpiş edilen bilcümle cürümler hususunda işlemeye devam edecektir.

Maamafih şagil devlet, işgali altındaki toprak ahalisini, işbu sözleşmeden kendi uhdesine terettüp eden vecibeleri yerine getirmek ve mezkûr toprakların muntazam idaresiyle birlikte gerek şamil devletin gerek işgal kuvvetleri veya idaresi mensuplarının ve bu devlet tarafından kullanılan müesseselerin ve muvasala yollarının emniyetini temin etmek için lüzumlu olan tedbirlere tabi tutulabileceklerdir.

Neşir

Madde – 65

Şamil devlet tarafından ısdar olunacak cezai tedbirler, ancak halkın dilinde neşir ve onun ıttılaına götürüldükten sonra meriyete girecektir. Bu tedbirler, makabline şâmil olamaz.

Özel Mahkemeler

Madde – 66

Şamil devlet, 64 ncü maddenin ikinci bendi mucibince ısdar edeceği cezai mevzuatın ihlâli takdirinde maznunları gayri siyasî ve nizami şekilde teessüs etmiş kendi askerî mahkemelerine tevdi edebilir. Ancak, bu askerî mahkemelerin, bu işgal altındaki topraklarda bulunması şarttır. İstinaf mahkemeleri de tercihan işgal altındaki memlekette bulunacaktır.

Kanunların Tatbik Edilmesi

Madde – 67

Mahkemeler, ancak cürümden mukaddem mer’i bulunan ve umumî hukuk esaslarına, bilhassa cezaların nisbiyeti prensibi bakımından uygun olan kanunî mevzuatı tatbik edebilirler. Mahkemeler, maznunun şamil devlet tebaasından olmadığını nazarı itibara alacaktır.

Cezalar, Ölüm Cezası

Madde – 68

Himaye gören bir şahıs, münhasıran şamil devlete zarar vermek maksadıyla bir cürüm işler ve bu cürüm de işgal kuvvetleri veya idaresi mensuplarının hayatına veya beden bütünlüğüne dokunmaz, ciddi bir kollektif tehlike ihdas etmez ve işgal kuvvetleri veya idaresinin mallarını veya onların kullandıkları tesisatı vahim surette izrar etmezse, mezkûr şahıs enterne edilme veya hafif hapis cezasına çarpılır. Şu kadar varki, bu enternömanın veya hapsin müddeti işlenen cürümle mütenasip olacaktır. Bundan başka, bu gibi cürümler için enterne edilme veya hapis cezası himaye gören şahıslar hakkında hürriyeti selbeden yegâne tedbir olacaktır. İş bu sözleşmenin 66 ncı maddesinde derpiş olunan mahkemeler, hapis cezasını aynı müddetle enterne etme tedbirine serbestçe tahvil edebilirler.

Şamil devlet tarafından 64 ncü ve 65 nci maddeler mucibince isdar olunan cezai mevzuat, himaye gören şahıslar hakkında ölüm cezasını, ancak casusluktan, şamil devletin askerî tesislerine karşı vahim sabotaj hareketlerinden veya bir şahsın veya müteaddit şahısların ölümüne sebep olan kasdi cürümlerden dolayı ve işgal edilen topraklarda işgal başlamadan evvel mer’i kanunlarda bu gibi hareketler için ölüm cezası mevcut olmak şartıyle, derpiş edebilir.

Himaye gören bir şahıs hakkında ölüm cezası ancak, maznunun şamil devlet tebaasından olmamak itibariyle ona hiçbir sadakat vazifesiyle bağlı olmadığı hususuna mahkemenin bilhassa nazarı dikkati celbedilmiş olması kaydıyle verilebilir.

Cürüm sırasında en az on sekiz yaşında bulunmıyan mazharı himaye bir şahıs hakkında hiçbir suretle ölüm cezası verilemez.

Mevkufiyetin Cezadan Mahsubu

Madde – 69

Bilcümle ahvalde, himâye gören maznun bir şahıs hakkında verilecek her türlü hapis cezasından ihtiyati mevkufiyet müddeti tenzil olunacak

İşgalden Evvel İşlenen Suçlar

Madde – 70

Harb kanunlarına ve örf ve adetlerine mugayir hareketler müstesna olmak üzere, himâye gören şahıslar işgalden evvel veya işgalin muvakkaten inkıtaa uğraması sırasında yaptıkları hareketlerden veya izhar ettikleri fikirlerden dolayı şamil devlet tarafından tevkif, takip ve mahkûm edilemezler.

İşgal edilen toprağa muhasamat başlamadan evvel iltica etmiş olan şamil devlet tebaaları evvel işlenilmiş olup toprağı işgal edilen devletin hukuki mevzuatı sulh zamanında iadeyi muhik kılan adi cürümlerden dolayı, tevkif ve takip ve mahkûm edilebilirler veya işgal altındaki topraktan götürülebilirler.

Ceza Usulü

Madde – 71

Şamil devletin selâhiyetli mahkemeleri, nizami bir muhakeme cereyan etmeden, hiçbir mahkumiyet kararı veremezler.

Şamil devletçe takibata, uğrıyacak her maznun, kendi aleyhinde tesbit olunan ittiham unsurlarından bütün teferruatıyle, anlıyabileceği bir lisanla yazılı olarak bilateehhür haberdar edilecektir ve davası kabil olduğu kadar süratle, rüyet olunacaktır.

Şayet ittiham unsurları, ölüm cezasına veya iki sene ve daha fazla hapis cezasına mahkumiyeti intaç edecek mahiyette olursa, hami devlet himaye gören şahıslar hakkında şamil devletçe tevessül olunacak her takipten haberdar edilecektir. Hami devlet, her an dava safhası hakkında malumat alabilir. Bundan başka hami devletin gerek bu davalar hakkında gerek himaye gören şahıslar aleyhinde şamil devlet tarafından tevessül olunan diğer herhangi bir takip hakkında, kendi isteği üzerine, her türlü malûmatı almaya hakkı olacaktır.

İşbu maddenin ikinci bendinde derpiş olunduğu üzere hami devlete vukubulacak tebligat, derhal yapılacak ve herhalde ilk celse tarihinden üç hafta evvel mezkûr devlete varmış olacaktır.

Muhakemenin açılışında, işbu madde hükümlerine tamamıyla riayet olunduğu ıspat edilemezse, muhakeme cereyan edemez. Tebligat bilhassa aşağıdaki hususları ihtiva edecektir:

a. Maznunun hüviyeti,

b. İkamet veya mevkufiyet yeri,

c. İtham unsurunun veya unsurlarının tasrihen beyanı (ithamın dayandığı cezai mevzuat zikrolunacaktır),

d. Davayı hangi mahkemenin rüyet edeceği,

e. İlk celsenin yeri ve tarihi.

Müdafaa Hakkı

Madde – 72

Her maznun, kendi müdafası için lüzumlu olan delilleri ibraz etmek hakkını haiz olacak ve bilhassa şahitler ikame edebilecektir. Her maznunun, bizzat intihap edeceği ehliyetli bir müdafi tarafından müzaheret görmeye hakkı olacaktır. Bu müdâfi onu serbestçe ziyaret edebilecek ve müdafaasını hazırlamak için lüzumlu olan kolaylıkları görecektir.

Şayet maznun bir müdafi intihap etmemiş olursa, hami devlet ona bir müdafi temin edecektir. Eğer maznun ağır bir ithama muhatap olacaksa ve hami bir devlet ve mevcut olmazsa, şamil devlet, maznunun muvafakati şartıyla, ona bir müdafi temin eyleyecektir.

Her maznuna, kendi arzusuyla feragat etmediği takdirde, gerek istintakta gerek mahkemede bir tercüman müzaheret edecektir. Her maznun, her zaman tercümanı reddedebilecek ve yerine başka birinin ikamesini isteyebilecektir.

Temyiz Hakkı

Madde – 73

Her mahkûm, mahkeme tarafından tatbik edilen mevzuatta derpiş olunan temyiz yollarına gitmek hakkını haiz olacaktır. Mahkûm, malik olduğu temyiz haklarından ve bunları kullanmak için icabeden mühletlerden tamamiyle haberdar edilecektir.

İşbu kısımda derpiş olunan ceza muhakeme usulleri, buna imtisalen, temyize de tatbik edilecektir. şayet mahkemece tatbik olunan kanunda temyiz imkânları derpiş edilmiyorsa., maznunun, şagil devletin selâhiyetli makamına muhakeme ve mahkumiyet aleyhinde müracaata hakkı olacaktır.

Koruyucu Devletin Mümessilleri

Madde – 74

Hami devlet mümesilleri, himaye gören bir şahsı muhakeme eden her mahkemede, şagil devletin emniyeti nef’ine olarak istisnaen gizli cereyan etmesi halleri hariç, hazır bulunmak hakkına malik olacaktır. Bu takdirde şagil devlet hami devlete keyfiyeti bildirecektir. Muhakemenin mahallini ve başlayacağı tarihi mübeyyin bir ihbarname hami devlete gönderilecektir.

Ölüm cezasını veya iki sene ve daha fazla hapis cezasını mutazammın mahkeme kararları, kabil olduğu kadar süratle ve esbabı izah olunarak hami devlete tebliğ edilecektir. Bu kararlar, 71 nci madde mucibince yapılan tebligatın beyanını ve hürriyeti selbeden bir cezayı tazammun eden hükümler hakkında da bu cezanın çekileceği yerin beyanını ihtiva edecektir. Diğer kararlar mahkeme zabıtlarına geçirilecek ve hami devlet mümessilleri tarafından tetkik olunabilecektir. Ölüm cezasına veya iki sene ve daha fazla müddetle hürriyeti selbeden bir cezaya mahkumiyet takdirinde temyiz mühletleri ancak mahkeme kararı hami devletin eline vasıl olduğu andan itibaren başlıyacaktır.

Ölüm Cezası Hükmü

Madde – 75

İdama mahkûm edilen şahıslar hiç bir suretle af talebinde bulunmak hakkından mahrum edilemezler.

Hiç bir ölüm cezası, bu mahkûmiyeti teyit eden kati hüküm veya af talebini reddeden karar hami devletin eline vasıl olduğu andan itibaren en az altı aylık bir müddet munkazi olmadan, infaz edilemez.

Bu altı aylık mühlet musarrah bazı ahvalde, şagil devletin veya silahlı kuvvetlerinin emniyetinin teşkilâtı bir tehdide maruz bulunduğu vahim ve nazik ahval ve şeraitten anlaşıldığı takdirde kısaltılabilir. Bu mühlet kısaltılması hami devlete ihbar olunacak ve bu devlet, selâhiyetli işgal makamları nezdinde mezkür idam kararları hakkında zamanında teşebbüslerde bulunmak imkânına malik olacaktar,

Tutuklulara Yapılacak Muamele

Madde – 76

Himaye gören maznun şahıslar, işgal altındaki memlekette mevkuf tutulacaklar ve mahkûm oldukları takdirde de cezalarını orada çekeceklerdir. Mümkün olursa diğer mevkuflardan ayrı bulundurulacaklar ve hiç değilse işgal altındaki memleketin cezaevleri rejimine tekabül edecek ve onları sıhhatli bir vaziyette tutmaya kifayet edecek bir iaşe hıfzısıhha rejimine tabi olacaklardır.

Sıhhi vaziyetlerinin icab ettirdiği tıbbi tedavi altına alınacaklardır.

Keza isteyebilecekleri, ruhani yardımı görmelerine müsaade olunacaktır.

Kadınlar, ayrı mahallerde ikamet ettirilecekler ve doğrudan doğruya kadınların nezareti altına, konulacaklardır.

Esirler için derpiş edilmiş olan hususi rejim gözönünde bulundurulacaktır.

Himaye gören mevkuf şahıslar, 143 ncü madde mucibince hami devlet mümessilleriyle Beynelmilel Kızılhaç Komitesi mümessillerinin ziyaretini kabul etmek hakkını haiz olacaklaxdır.

Bundan başka, ayda hiç değilse bir adet yardım paketi hakları olacaktır.

İşgaldeki Yerlerde Bulunan Mevkufların Teslimi

Madde – 77

İşgal altındaki topraklarda bulunan maznun veya mahkemelerce mahkûm, himaye gören şahıslar, işgal sonunda, kurtarılan toprak makamlarına dosyalarıyla birlikte teslim edileceklerdir.

Güvenlik Tedbirleri

Madde – 78

Şayet şagil devlet, himaye gören şahıslar hakkında, mücbir emniyet sebeplerine mebni tedbirler almaya lüzum görürse, bunları nihayet mecburi ikamete memur ve enterne edebilir.

Mecburi ikamete veya enterne edilmeye müteallik kararlar, işbu sözleşme hükümleri mucibince şagil devletçe tesbit olunacak muntazam bir usule tevfikan verilecektir. Bu usul alâkadarların, temyiz hakkını derpiş edecektir. Bu temyiz en kısa bir müddet zarfında, intaç edilecektir. Şayet kararlar tasdik olunursa, mezkür devlet tarafından teşkil olunacak selâhiyetli bir teşekkül vasıtasıyle muayen devrelerde, kabilse altı ayda bir yeniden tetkik olunacaktır.

Mecburi ikamete tabi tutulan ve bu suretle ikametgâhlarını terke mecbur olan mazharı himaye şahıslar, bilakaydüşart işbu sözleşmenin 39 ncu maddesi hükümlerinden istifade edeceklerdir.

KISIM IV

ENTERNELERE TATBİK OLUNACAK MUAMELEYE MÜTEALLİK KAİDELER


FASIL I

UMUMİ HÜKÜMLER


Kanunların Tatbiki ve Enterne Edilme

Madde – 79

İhtilâfa dahil taraflar, himaye gören şahısları ancak 41 nci, . 42 nci, 43 ncü, 68 nci ve 78 nci maddelerin hükümleri dahlinde enterne edebilirler.

Medenî Hakları Kullanma Ehliyeti
Madde – 80

Enterneler bütün medenî ehliyetlerini muhafaza edecekler ve bundan mütevellit haklarını, enterne vaziyetleriyle kabil telif olduğu nispette kullanacaklardır.

Himaye

Madde – 81

Himaye gören şahısları enterne edecek ihtilâfa dahil taraflar, onların bakımını bilâ ücret temin etmek ve keza sıhhî vaziyetlerinin icabettirdiği tıbbî tedaviye tevessül eylemekle mükelleftirler.

Bu masrafların tahsili zımnında, enternelerin tahsisatmdan, yevmiyelerinden veya alacaklarından hiçbir tevkifat yapılmayacaktır.

Zilyet devlet, enternelere bağlı şahısların, da bakımını, kâfi geçim vasıtalarına malik olmadıkları veya bizzat hayatlarını kazanmaya muktedir bulunmadıkları takdirde temin, eyleyecektir.

Guruplara Ayırma

Madde – 82

Zilyet devlet, enterneleri kabil olduğu derecede milliyetleri, dilleri ve örf ve adetleri itibarı ile gruplandıracaktır. Aynı memleketin tebaaları olan enterneler, münhasıran dilleri başka olduğu için birbirlerinden ayrılmayacaklardır.

Aynı ailenin efradı ve bilhassa ebeveyn ve çocuklar, enterne edildikleri müddetçe, aynı enternöman yerinde toplanacaklardır. Ancak iş ihtiyaçları, sıhhî sebepler veya işbu kısmın IX ncu faslında derpiş olunan hükümlerin tatbiki muvakkat bir ayrılığı lüzumlu kıldığı haller bundan müstesnadır. Enterneler, ebeveyn nezareti dışında serbest bırakılan. çocukların kendileriyle birlikte enterne edilmesini talep edebilirler.

Aynı ailenin efrâdı, her türlü imkân nispetinde, aynı yerlerde toplanacaklar ve diğer enternelerden ayrı olarak ibate edileceklerdir. Kendilerine aile hayatı yaşayabilmeleri için lüzumlu olan kolaylıklar gösterilecektir.

FASIL II

ENTERNÖMAN YERLERİ


Enternöman Yerlerinin Tesbiti ve İşaretlenmesi

Madde – 83

Zilyet devlet, enternöman yerlerini harp tehlikelerine bilhassa maruz mahallere koyamaz.

Zilyet devlet, enternöman yerlerinin coğrafi mevkileri hakkında faydalı bilcümle malumatı hami devlet vasıtasıyla düşman devletlere bildirecektir.

Askerî mülahazalar imkân verdikçe, enterne kampları, gündüz havadan bariz bir şekilde görülecek tarzda konulmuş (IC) harfleriyle belirtilecektir. Mamafih, alâkadar devletler diğer bir işaret vasıtası hususunda mutabık kalabilirler. Bir enterne kampından başka hiç bir yer bu suretle işaretlendirilemez.

Enternelerin Ayrılması

Madde – 84

Enterneler, harp esirlerinden ve diğer bir sebeple hürriyetten mahrum edilmiş olan şahıslardan ayrı olarak ibate ve idare olunacaklardır.

Yerleşme ve Hıfzısıhha

Madde – 85

Zilyet devlet, himaye gören şahısların enterne edilmelerinin bidayetinden itibaren bilcümle hıfzısıhha ve sıhhat teminatını haiz ve şiddetli iklim şartlarına ve harbin tesislerine karşı müessir bir himaye temin eyliyen binalarda veya konaklarda yerleştirilecektir. Daimi enternöman yerleri hiçbir halde gayrisıhhi veya iklimi enterneler için zararlı olabilecek mıntıkalarda kurulamaz. Himaye gören şahıslar, gayri sıhhî veya iklimi sıhhat için muzır bir mıntıkada muvakkaten enterne edildikleri bütün hallerde, bu tehlikelerden endişeye mahal olmayan yerlere ahval ve şeraitin imkân verdiği suretle naklolunacaklardır.

Binalar, tamamıyla rutubetten masun bulunacak ve bilhâssa gece bastıktan sonra ışıklar söndürülünceye kadar kâfi derecede ısıtılmış ve tenvir edilmiş olacaktır. Yatı yerleri kâfi derecede geniş ve havadar olacak, enterneler münasip yatak takımlarına ve kâfi miktarda örtüye malik bulunacaklardır. Bu hususta iklim ve enternelerin yaşı, cinsiyeti ve sıhhi vaziyetleri göz önünde bulundurulacaktır.

Enterneler, gece ve gündüz hıfzısıhha icaplarına uygun ve daima temiz halde tutulacak sıhhî tesisata sahip olacaklardır. Enternelere, vücut temizliklerinin hergünkü bakımı ve çamaşırlarının yıkanması için kâfi miktarda su ve sabun verilecektir. Bu hususta lüzumlu tesisat ve kolaylıklar temin olunacaktır. Bundan başka enterneler, duş ve banyo tesislerine de malik olacaklardır. Enternelere hıfzısıhha bakımı ve temizlik işleri için icabeden zaman verilecektir.

İstisnaî ve muvakkat bir tedbir mahiyetinde olarak, enterne kadınları aynı aile gurubuna, mensup olmadıkları halde erkeklerle aynı enternöman yerine koymak icabederse, onlara ayrı yatacak yerler ve sıhhî tesisat temini mecburidir.

İbadet Mahalleri Tahsisi

Madde – 86

Zilyed devlet, enternelerin emrine mezhepleri her ne olursa olsun, elverişli ibadet mahalleri verecektir.

Kantinler

Madde – 87

Enternelerin sabun ve tütün de dahil olmak üzere, refahlarını ve şahsi konforlarını artıracak mahiyette olan gıda maddelerini ve kullanılacak eşyayı, mahallî ticaret fiyatlarını hiçbir veçhile aşmayacak fiyatlarla tedarik edebilmelerine imkân vermek için bütün enternöman yerlerinde, şayet mümasil diğer kolaylıklara malik bulunmuyorlarsa kantinler tesis olunacaktır.

Kantinlerin kârı, her enternöman yerinde ihdas ve alâkadar enternöman yerinde bulunan enterneler nef’ine idare edilecek olan hususi yardım fonuna yatırılacaktır.102 nci maddede derpiş olunan enterneler komitesi, kantinlerin tedvirine ve bu fonun idaresine nezaret etmek hakkını haiz olacaktır.

Bir enternöman yeri lağvedildiği zaman, yardım fonunun alacak bakiyesi aynı milliyette enternelere tahsis edilmiş olan diğer bir enternöman yerinin yardım fonuna naklolunacak veya böyle bir yer mevcut değilse, zilyed devlet nezdinde geri kalan diğer bütün enternelerin nef’ine olarak idare edilecek merkezi bir yardım fonuna yatırılacaktır.

Hava Alârmlarından Korunmak İçin Sığınak

Madde – 88

Hava bombardımanlarına ve sair harp tehlikelerine maruz bütün enternöman yerlerinde lüzumlu himayeyi temin için münasip ve kâfi sayıda sığınaklar tesis olunacaktır. Alârm halinde, kendi konaklarının himayesine iştirak edecek olanlar müstesna olmak üzere, enterneler kabil olduğu kadar süratle bu sığınaklara gidebileceklerdir. Halk hakkında ittihaz olunacak bilcümle himaye tedbirleri bunlara da tatbik edilecektir.

Enternöman yerlerinde yangın tehlikelerine karşı da kâfi ihtiyat tedbirleri alınacaktır.

FASIL III

İAŞE VE İLBAS


İaşe

Madde – 89

Enternelere normal bir sıhhat muvazenesi temin etmek ve gıdasızlıktan tevellüt edecek teşevvüşlere mani olmak için enternelerin günlük iaşe tayınları miktarı, vasıf ve tenevvü itibariyle kâfi derecede olacaktır. Keza enternelerin alışık olduklan rejim de nazarı itibara alınacaktır.

Bundan başka enternelere, malik olabilecekleri munzam yiyecekleri bizzat hazırlamak vasıtaları da verilecektir.

Enternelere kâfi miktarda içecek su temin olunacaktır. Bunların tütün içmelerine müsaade edilecektir.

İşçiler, gördükleri işim mahiyetiyle mütenasip munzam gıda alacaklardır.

Gebe ve loğusa kadınlar ve on beş yaşından küçük çocuklar fizyolojik ihtiyaçlarıyle mütenasip munzam gıda alacaklardır.


Giyim

Madde – 90

Enternelere, tevkif edildikleri sırada beraberinde elbise, ayakkabı ve yedek çamaşır almaları ve lüzumu halinde, bunları sonraları da tedarik etmeleri için her türlü kolaylıklar gösterilecektir. Enterneler iklimin icabettirdiği derecede elbiseyi malik değillerse ve bunları tedarik edemezlerse, zilyed devlet bu elbiseleri onlara parasız verecektir.

Zilyed devletin enternelere vereceği elbiseleri ve enternelerin elbiselerine haricen koyabileceği işaretler ne terzil edici mahiyette ne de gülünç olacaktır.

İşçilere, işin mahiyeti icabettirdiği her yerde, münasip koruma elbiseleri de dahil olmak üzere, iş kıyafetleri temin edilecektir.

FASIL IV

HIFSISIHHA VE TIBBİ TEDAV İ


Tıbbi Tedavi

Madde – 91

Her enternöman yerinde, ehliyetli bir doktorun idaresinde, münasip bir revir bulunacak ve enterneler burada muhtaç olabilecekleri tedaviyi görecekler ve muvafık bir gıda alacaklardır. Sâri veya akli hastalıklara uğrayanlar için tecrit mahalleri tahsis edilecektir.

Loğusa kadınlar ve ağır bir hastalığa tutulan veya vaziyetleri hususi bir tedaviyi, cerrahi bir müdahaleyi veyâ hastaneye kaldırılmayı icabettiren enterneler, bunları tedaviye elverişli bilcümle müesseselere kabul olunacaklar ve halkın heyeti umumiyesine gösterilen ihtimamdan daha aşağı olmıyan bir tedavi göreceklerdir.

Enterneler tercihan kendi milliyetlerine mensup bir tıbbi personel tarafın tedavi olunacaklardır.

Enterneler, muayene olmak üzere tıbbî makamların önüne çıkmaktan men olunamayacaklardır. Zilyed devletin tıbbî makamları tedavi altına alınan herhangi bir enterneye, talebi üzerine, hastalığının veya yaralarının mahiyeti, tedavinin müddeti ve yapılan müdavatı gösterir resmî bir vesika vereceklerdir. Bu vesikanın bir sureti 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansına gönderilecektir.

Enternelerin sıhhatli bir vaziyette kalmaları için yapılan lüzumlu tedavi ve verilen aletler, bilhassa diş ve saire protezleri ve gözlükler onlara meccanen temin olunacaktır.

Sıhhi Teftişler

Madde – 92

Enternelerin sıhhı teftişleri en az ayda bir defa yapılacaktır. Bu teftişlerin hedefi bilhassa umumî sıhhat ve gıda vaziyetiyle temizlik vaziyetlerini kontrol etmek ve sari hastalıkları, bilhassa veremi, zührevi hastalıkları ve sıtmayı meydana çıkarmaktır. Bu teftişler bilhassa her enternenin tartılması ve senede en az bir defa radioskopik muayenesini ihtiva edecektir.

FASIL V

DİNİ, FİKRİ VE BEDENİ FAALİYETLER


Dini Faaliyetler

Madde – 93

Enterneler, zilyed makamlar tarafından tayin olunacak mutat inzibati tedbirlere riayet etmek şartıyle, kendi mezheplerinin ayinlerine iştirak de dahil olmak üzere, dinlerinin vecibelerini yerine getirmekte tamamıyle serbest bırakılacaktır.

Bir dinin rahibi olan enterneler, dindaşları arasında rahipliği tamamıyle ifaya mezun kılınacaklardır. Bu hususta, zilyed devlet rahiplerin aynı dili konuşan ve aynı dine sâlik olan enternelerin yerleştirildikleri enternöman kampları arasında adilâne bir tarzda taksim edilmelerine itina gösterilecektir. Şayet rahipler kâfi miktarda değilseler, zilyed devlet bir enternöman yerinden diğerine gitmeleri için icabeden kolaylıkları gösterecek, bilhassa nakil vasıtaları verecektir ve hastanelerde yatan enterneleri ziyaret etmelerine müsaade olunacaktır. Bu dinin rahipleri, ruhani vazifeleri hususunda zilyed devletin dini makamlarıyle ve imkân nisbetinde, kendi mezheplerine ait beynelmilel dini teşkilâtla muhabere serbestisinden istifade edeceklerdir. Bu muhabere, 107 nci maddede zikrolunan kontenjana dahil addedilmeyecektir, fakat 112 nci maddenin hükümlerine tabi tutulacaktır.

Şayet enterneler kendi dinlerinin bir rahibinin yardımlarına mazhar olmazlarsa veya bu rahipler kâfi sayıda bulunmazlarsa, aynı mezhebin mahallî dini makamı, zilyed devletle mutabık olarak, ya enternelerin sâlık bulundukları mezhebin bir rahibini yahut da, mezkûr din itibariyle imkân varsa, müşabih bir mezhebin rahibini veya ehliyetli bir lâiki tayin edebilecektir. Bu lâik memur, deruhde ettiği vazifeye muzaf bütün hususlardan istifade edecektir. Bu suretle tayin olunacak şahıslar, zilyed devletin koyduğu bilcümle nizamata, inzibat ve emniyetin nef’ine olarak, riayet edeceklerdir.

Fikir, Terbiye, Eğlence ve Spor

Madde – 94

Zilyed devlet, enternelerin fikir, terbiye, vakit geçirme ve spor faaliyetlerini bunlara iştirak edip etmemekte kendilerini serbest bırakmakla beraber, teşçi edecektir. Bunların ifasını teminen mümkün olan her tedbiri alacak ve bilhasa münasip mahaller tahsis edecektir.

Enternelerin tahsillerine devam etmelerine ve yeni tahsillere koyulmalarına imkân vermek üzere kendilerine mümkün olan her türlü kolaylık gösterilecektir. Çocukların ve gençlerin talim ve terbiyeleri temin olunacaktır. Bunlar enternöman yerlerinin gerek içinde, gerek dışında mekteplere devam edebileceklerdir.

Enterneler bedeni hareketlerde bulunmak, sporlara ve açık hava oyunlarına iştirak etmek imkânına malik olacaklardır .Bütün enternöman yerlerinde, bu husus için serbest sahalar tahsis edilecektir. Çocuklara ve gençlere hususi yerler tahsis olunacaktır.

Çalışma Şartları

Madde – 95

Zilyed devlet, enterneleri ancak kendileri arzu ederlerse işçi olarak kullanabilir. Her halde, bazıları enterne edilmemiş bir himaye gören şahsa tahmil edildiği takdirde işbu Sözleşmenin 40 ncı veya 51 nci maddelerini ihlâl edecek olan içlerde ve keza tehzil ve terzil edici mahiyetteki işlerde kullanmak yasaktır.

Altı haftalık bir çalışma devresinden sonra enterneler sekiz gün evvelden haber vermek şartıyle her zaman çalışmaktan vazgeçebilirler.

Bu hükümler, zilyed devletin enterne doktorları, dişçileri ve diğer sıhhiye personeli azasını beraber ikamet ettikleri enterneler lehine olarak mesleklerini ifaya mecbur tutmak, enterneleri enternöman yerinin idare ve bakım işleriyle tavzif etmek, bu şahısları mutfak ve diğer ev işlerinde kullanmak ve nihayet enterneleri hava bombardımanlarına ve harpden mütevellit diğer tehlikelere karşı korumaya matuf içlerde istihdam etmek hususlarındaki hakkına bir halel getiremez. Mamafih hiç bir enterne, idare doktoru tarafından bedenen kabiliyetsizliği beyan olunan işleri ifaya mecbur tutulamaz.

Zilyed devlet, bütün çalışma şartlarına, tıbbi müdavata, ücretlerin ve iş kazalarıyle meslekî hastalıklar tazminatının tediyesine müteallik mesuliyetleri tamamiyle deruhde edecektir. Çalışma şartları ve iş kazalariyle meslekî hastalıklar tazminatı millî kanunlara ve örf ve adete uygun olacaktır ve hiçbir veçhile aynı mıntıkada aynı mahiyetteki işe tatbik edilenden aşağı olmayacaktır. Ücretler, zilyed devlete enterneler ve icabı halde zilyed devletten gayri iş verenler arasında mutabık kalınarak ve zilyed devleti enterneye maccanen bakmak ve keza ona sıhhî vaziyetinin lüzumlu kıldığı tıbbî müdavatı meccanen temin eylemek hususundaki mükellefiyeti gözönünde bulundurularak, adilane bir tarzda tayin olunacaktır. Üçüncü bentte istihdaf olunan işlerde devamlı olarak istihdam edilen enterneler, zilyed devletten âdilâne bir ücret alacaklardır; çalışma şartları ve iş kazalarıyle meslek hastalıkları tazminatı aynı mıntıkada aynı mahiyetteki işler için tatbik olunandan aşağı olmayacaktır.


İş Müfrezeleri

Madde – 96

Her iç müfrezesi bir enternöman yerine bağlı olacaktır. Zilyed devletin selâhiyetli makamları ve bu enternöman yerinin kumandanı, iş müfrezelerinde işbu Sözleşme hükümlerine riayet edilmesinden mesul olacaktır. Kumandan, kendine tabi iş müfrezelerinin muntazam bir listesini tutacak ve enternöman yerlerini ziyaret edecek olan hami devletin, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin veya diğer insani teşkilâtın murahhaslarına tevdi edecektir.

FASIL VI

ŞAHSI MÜLKİYET VE MALİ MENABİ


Kıymetli ve Şahsî Eşya

Madde – 97

Enternelerin zati eşyalarını muhafaza etmelerine müsaade olunacaktır. Üzerlerinde bulunan paralar, çekler, esham, ilah, keza kıymetli eşya ancak mevzu usuller dairesinde ellerinden alınabilecektir. Kendilerine bunlar için tefsilâtlı bir makbuz verilecektir.

Paralar, 98 nci maddede derpiş olunduğu üzere, her enterneye ait hesabın matlubuna kaydolunacaktır. Bu paralar başka bir paraya tahvil edilemez. Meğer ki sahibinin enterne edildiği toprakların kanunu bunu zaruri kılsın veya bizzat enterne buna muvafakat eylesin.

Bilhassa şahsi veya hıssi kıymeti olan eşya enternelerden alınamaz. Enterneler, tahliye edildiklern veya vatanlarına iade olundukları vakit, 98 nci madde mucibince tutulacak hesaplarının matlubunda bulunan bakiyeyi nakden alacakları gibi zilyed devletin, mer’i kanunlarına göre, alıkoyması icabeden eşya ve kıymetler hariç olmak üzere, enterne edilmeleri sırasında kendilerinden ahnan bilcümle eşyayı, paraları, çekleri, eshamı vesaireyi de geri alacaklardır. Enterneye ait bir mal bu kanunlar sebebiyle alıkonulacak olursa alâkadara tefsilâtlı bir tasdikname verilecektir.

Enternelerin elinde bulunacak aile vesikaları ve hüviyet varakaları ancak makbuz mukabilinde kendilerinden alınabilir. Hiçbir zaman enterneler hüviyet varakasız bulunmayacaklardır. Eğer hüviyet varakaları yoksa kendilerine zilyed makamlar tarafından tanzim edilen ve enternömanın sonuna kadar hüviyet varakasının yerini tutacak olan hususi vesikalar verilecektir.

Enterneler, mubayaat yapabilmek için, üzerlerinde nakit veya mubayaa bonoları olarak bir miktar para bulundurulabileceklerdir.

Millî Kaynaklar ve Tahsisat

Madde – 98

Enterneler, yiyecek ve tütün, tuvalet levazımı gibi eşya mubayaa edebilmek için muntazaman tahsisat alacaklardır. Bu tahsisat, kredi veya mubayaa bonoları tarzında olabilir.

Bundan maada, enterneler, tebaası bulundukları devletten, hami devletten, kendilerine yardım edebilen herhangi bir teşekkülden veya ailelerinden para alabilecekleri gibi, zilyed devletin kanunları mucibince mallarının gelirlerini de alabilirler, Menşe devletinin tahsis ettiği para miktarları her sınıf enterneler için (mâlül, hasta, gebe kadın ilâh.) aynı olacak ve mezkûr devlet tarafıdan işbu sözleşmenin 27 nci maddesinde menedilen fark gözetmeye müstenit bir tesbit yapılamayacağı gibi zilyed devlet tarafından da böyle bir esasa istinaden tevzi edilemeyecektir.

Zilyed devlet, her enterne için muntazam bir hesap tutacak ve bu hesabın matlubuna işbu maddede zikrolunan tahsisatla, enternenin kazandığı ücretler ve kendisine yapılan, para irsalâtı kaydolunacaktır. Keza, kendisinden alınan ve enternenin bulunduğu topraklarda mer’i kanunlar mucibince serbest bırakılabilecek olan paralar da bu matluba geçirilecektir. Ailesine veya iktisaden kendisine bağlı şahıslara para göndermesi için enterneye, alâkadar topraklarda meri kanunlarla telifi kabil olan her türlü kolaylıklar gösterilecektir. Enterne, zilyed devletin tesbit ettiği hadler dahilinde, şahsî masrafları için lüzumlu olan parayı bu hesaptan çekebilecektir. Enterneye, hesabını incelemek ve hülasalar almak hususunda. her zaman makul kolaylıklar gösterilecektir. Bu hesap, talep üzerine, hami devlete Bildirilecek ve enterne başka bir yere naklolunursa, onu takip edecektir.

FASIL VII

İDARE VE İNZİBAT


Enternöman Yerinin İdaresi

Madde – 99

Her enternöman yeri, zilyed devletin muntazam askerî kuvvetleri arasından veya muntazam sivil idari kadrosundan seçilmiş mesul bşr subay veyâ memurun idaresi altına konulacaktır. Enternöman yerinin subay veya memurun idaresi altına konulacaktır. Enternöman yerinin kumandanı olan subay veya memurun elinde işbu sözleşmenin kendi mensup olduğu memleketin resmî dilinde veya resmî dillerinden birinde yazılmış metni bulunacak ve kendisi bu mukavelenin tatbikatından mesul olacaktır. Nezarete memur personele gerek işbu sözleşme hükümleri, gerek sözleşmenin tatbikini istihdaf eden nizamnameler öğretilecektir.

İşbu sözleşmenin ve yine işbu sözleşme mucibince akdedilmiş olan hususi anlaşmaların enternelerce anlaşılacak bir lisanla yazılmış metinleri enternöman yerlerine asılacak veya enterneler komitesinin elinde bulunacaktır.

Nizamnameler, emirler, ihtarlar ve her türlü ihbarlar enternelerin anladıkları lisanda kendilerine tebliğ olunacak ve enternöman yerlerini içine aslacaktır.

Enternelere verilecek ferdi bütün emirler ve kumandanlar keza, kendilerinin anlıyabilecekleri bir lisanda verilecektir.

Genel Disiplin

Madde – 100

Enternöman yerlerindeki inzibat insanlık prensipleriyle kabili telif olacak ve hiçbir halde enternelerin sıhhatine muzır yorgunlukları veya maddî veya mânevî ezalarını mucip olmıyacaktır. Teşhis için damga vurulması veya bedeni alâmetler ve işaretler konulması memnudur.

Bilhassa ayakta. uzun bekletmeler veya yoklamalar ceza mahiyetindeki beden talimleri, askerî manevra, talimleri ve yiyecek tahditleri yasaktır.

Müracaat ve şikâyet

Madde – 101

Enterneler, ellerinde bulundukları makamlara, kendilerinin tabi tutuldukları rejim hakkında istida vermek hakkını haiz olacaklardır.

Enterneler, enternöman rejimi hususunda şikâyetlerini mucip noktaları, bildirmek üzere, lüzum görürlerse, gerek enterneler komitesi vasıtasıyle gerek doğrudan doğruya hami devlet mümessillerine keza bilâtahdit müracaat hakkını haiz olacaktır.

Bu istida ve şikâyetler müstacelen ve değiştirilmeden sevkolunacaktır. Bu şikâyetler, esassız oldukları anlaşılsa bile, hiçbir cezayı istilzam etmiyeceklerdir.

Enterneler Komitesi, hami devlet mümessillerine enternöman yerlerindeki vaziyet ve enternelerin ihtiyaçları hakkında muayyen zamanlarda muntazaman raporlar gönderebilirler.

Enternöman Yerinde Temsilci Seçimi

Madde – 102

Her enternöman yerinde enterneler, zilyed devlet makamları, hami devletler, Beynelmilel Kızılhaç Komitesi ve yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkül nezdinde kendilerini temsil etmek üzere, her altı ayda bir serbestçe ve gizli rey ile bir komiteye aza seçeceklerdir. Bu komitenin azaları tekrar intihap olunabilir.

Seçilen enterneler, zilyed makam bu intihabı tasdik ettikten sonra vazifeye başlıyacaklardır. Red veya azil halinde sebepleri alâkadar hami devletlere bildirilecektir.

Görevleri

Madde – 103

Enterne komiteleri, enternelerin bedeni, ruh ve fikrî vaziyetlerinin iyiliğine hadim olacaklardır.

Bilhassa, enterneler kendi aralarında karşılıklı bir yardım sistemi teşkil etmek isterlerse, bu teşkilât işbu sözleşme ile tevdi olunan hususi vazifelerden ayrıca, mezkür komitelerin selâhiyeti cümlesinden olacaktır.

Yetkileri

Madde – 104

Enterne komiteleri azalarına, vazifelerini güçleştirecek olursa, başka bir iş tahmil edilemeyecektir.

Komite azaları, enterneler arasından kendilerine lüzumlu olan yardımcıları tayin edebilirler. Komite azalarına, vazifelerinin ifası için lüzumlu bilcümle kolaylıklar ve bilhassa bazı hareket serbestlikleri bahşolunacaktır. (İş müfrezelerini ziyaretler, eşyanın tesellümü, ilâh.)

Komite azalarına, zilyed makamlarla, hâmi devletlerle, Beynelmilel Kızılhaç komitesiyle ve mümessilleriyle ve enternelere yardımda bulunacak teşekküllerle olan posta ve telgraf muhaberatında keza bütün kolaylıklar gösterilecektir. Müfrezelerde bulunacak komite azaları, esas enternöman yeri komiteleriyle olan muhaberelerinde aynı kolaylıklardan istifade edeceklerdir. Bu muhabereler ne tahdit olunacak ne de 107 nci maddede zikredilen kontenjana dahil addolunacaktır.

Komitenin hiçbir azası, cari işleri halefine göstermek için lüzumlu olan makul zaman kendisine verilmeksizin, başka bir yere naklolunamaz.

FASIL VII

HARİÇLE MÜNASEBETLER


Alınan Tedbirlerin Tebliği

Madde – 105

Zilyed devletler, himaye gören şahısları enterne eder etmez, işbu fasıl hükümlerinin icrası için derpiş olunan tedbirleri hem kendilerine, hem tabi oldukları devlete hem de hâmi devlete bildireceklerdir; Zilyed devletler keza, bu tedbirlerde yapacakları değişiklikleri de bildireceklerdir.

Enternöman Kartı

Madde – 106

Her enterneye, enterne edilir edilmez veya bir enternöman yerine geldikten en geç bir hafta sonra ve keza bir hastalık halinde veya diğer bir enternöman yerine veya hastaneye nakledildiği takdirde bir taraftan ailesine ve diğer taraftan 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansına, kabil olursa, işbu sözleşmeye müzeyyel numuneye göre tanzim edilmiş bir enternöman kartı göndererek enterne edildiğinden, adresinden ve sıhhi vaziyetinden haberdar etmek imkân verilecektir. Mezkûr kartlar mümkün olan azami süratle sevkedilecek ve hiçbir suretle tehir olunamayacaktır.


Haberleşme

Madde – 107

Enternelerin mektup ve kart göndermelerine ve almalarına müsaade edilecektir. Şayet zilyed devlet, enternenin göndereceği mektup ve kart adedini tahdit etmeye lüzum görürse bu adet, ayda iki mektup ve dört karttan aşağı olmıyacaktır. Bu mektup ve kartlar kabil olduğu nispette, işbu sözleşmeye müzeyyel numunelere göre tanzim edilecektir.

Enternelere gönderilen muhaberata tahditler konulmak lâzım gelirse, bu tahditler ancak menşe devleti tarafından, icabında zilyed devletin talebi üzerine isdar olunabilir. Bu mektuplar ve kartlar makul bir mühlet zarfında nakledilecektir. İnzibatı sebepler dolayısiyle ne tehir edilebilir ne de alıkonulabilir.

Ailelerinden uzun müddet haber alamayan veya alâlade tarikle almak veya vermek imkânına malik bulunmayan enternelerin ve keza ailelerinden fevkalâde uzakta olanların, ellerinde ne cins para varsa; o para ile bedelini ödemek suretiyle, telgraflar göndermelerine müsaade edilecektir. Bunlar, kabul edilecek müstacel hallerde de böyle bir tedbirden istifade edeceklerdir.

Umumi kaide olarak, enternelerin muhaberatı kendi ana dillerinde yazılmış olacaktır. ihtilâfa dahil taraflar başka dillerde de muhabere yapılmasına müsaade edeceklerdir.

Esirlere Gönderilenlerin Verilmesi

Madde – 108

Enternelerin, posta veya diğer herhangi bir vasıta ile bilhassa yiyecek maddeleri, elbise, ilâç ve keza din, tahsil ve vakit geçirme ihtiyaçlarını karşılamaya matuf kitap ve eşya ihtiva eden ferdi veya kollektif irsalâtı almalarına müsaade olunacaktır. Bu irsalat, zilyed devleti işbu sözleşme mucibince uhdesine terettüp eden vecibelerden ibra edemez.

Bu irsalatın miktarını askerî sebepler dolayısıyle tahdit etmek lüzumu hasıl olursa, bu irsalâtı yapmıya memur hâmi devlet, Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya enternelere yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkül keyfiyetten usulü dairesinde haberdar edebileceklerdir.

Ferdi veya kollektif irsalâtın sevki tarzları, icabında alâkadar devletler arasında hususi anlaşmalara mevzu teşkil edecektir. Alâkadar devletler, yardım irsalâtının enterneler tarafından alınmasını hiçbir halde tehire uğratamazlar. Yiyecek ve giyecek irsalâti, kitâp ihtiva etmeyecektir. Tıbbi yardımlar, umumiyet itibariyle kollektif paketler içinde gönderilecektir.

Toplu Gönderme

Madde – 109

İhtilâfa dahil taraflar arasında, kollektif yardım irsalâtinın gerek ahzına gerek tevzüne müteallik usuller hakkında hususî anlaşmalar mevcut değilse, kollektif irsalât hususunda işbu sözleşmeye müzeyyel nizamname tatbik edilecektir.

Yukarıda derpiş olunan hususî anlaşmalar, enterne komitelerinin enternelere ait yardım irsalâtını tesellüm etmek, tevziine tevessül eylemek ve bunları mürselünileyhler nef’ine olarak kullanmak hususundaki haklarını hiçbir veçhile takyid edemiyecektir.

Mezkur anlaşmalar keza, bu kolektif irsalâtı sevk etmeye memur hâmi devlet, Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya enternelere yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkül mümessillerinin, bu irsalâtın mürselünileyhlerine tevziini kontrol etmek haklarını da takyid edemez.

Eşya ve Diğer Postaların Gümrük Muafiyeti

Madde – 110

Enternelere ait bilcümle yardım irsalâtı bilûmum ithal, gümrük, ilâh resimlerinden muaf olacaktır.

Başka memleketlerden posta ile gerek doğrudan doğruya gerek 136 ncı maddede derpiş olunan istihbarat büroları ve 140 ncı maddede derpiş edilen Merkez Ajansı vasıtasiyle enternelere yapılacak ve enternelerin yapacakları bilcümle irsalât, posta paketleri ve para irsalâtı da dahil olmak üzere, gerek menşe ve mürselünileyh memleketlerde gerek mutavassıt memleketlerde her türlü posta resminden muaf tutulacaktır. Bu hususta bilhassâ, kamplarda veya sivil hapishanelerde mevkuf tutulan düşman tabiiyetindeki siviller lehine 1947 Dünya, Posta Mukavelesinde ve Dünya Posta İttihadı Anlaşmalarında derpiş olunan muafiyetler işbu sözleşme rejimi altında enterne edilmiş mazhari himaye diğer şahıslara da teşmil olunacaktır. Bu anlaşmalara iştirak etmemiş olan memleketler, aynı şartlar altında derpiş edilen muafiyetleri bahşetmekle mükelleftir.

Enternelere gönderilen fakat ağırlıklarından veya diğer herhangi bir sebepten dolayı posta ile sevkedilmiyen yardım irsalâtının nakil masrafları, kontrolü altında bulunan bilcümle topraklarda zilyed devlete ait olacaktır. Mukaveleye dahil diğer devletler kendi topraklarındaki nakil masraflarını deruhte edeceklerdir.

Bu irsalâtın naklinden mütevellit olup da yukardaki bentler mucibince karşılanmıyan masraflar mürsile terettüp edecektir.

Yüksek Akid Taraflar, enternelerin gönderdikleri veya enternelere gönderilen telgraflara ait telgraf ücretlerini kabil olduğu kadar indirmeye çalışacaklardır.

Özel Nakliyat

Madde – 111

Askerî hareketler 106, 107, 108 ve 113 ncü maddelerde derpiş edilen irsalâtın nakli hususunda alâkadar devletlerin uhdelerine terettüp eden vecibeyi ifa etmelerine mani olursa, alâkadar hâmi devletler; Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya ihtilâfa dahil taraflarca kabul edilmiş diğer herhangi bir teşekkül, bu irsalâtın münasip vasıtalarla (vagon, kamyon, vapur veya uçak ilâh.) sevkini temine teşebbüs edebileceklerdir. Bu hususta Yüksek Akid Taraflar; mezkür nakil vasıtalarını temin etmeye çalışacaklar ve bilhassa lüzumlu serbest geçiş vesikaları vermek suretiyle bu nakil vasıtalarının seyrüseferine müsaade edeceklerdir.

Bu nakil vasıtaları keza :

a. 140 ncı maddede derpiş olunan Merkezî İstihbarat Ajansı ile 136 ncı maddede derpiş olunan millî bürolar arasında teati olunacak muhaberatın, listelerin ve raporların,

b. Hâmi devletin, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin veya enternelere yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkülünün enterneler hakkında gerek bizzat kendi murahhaslarıyle gerek ihtilâfa dahil taraflarla teati edecekleri muhaberat ve raporların

Sevkinde de kullanılabilecektir.

İşbu hükümler, ihtilâfa dahil herhangi bir tarafın, tercih ederse, başka nakliyat tertip etmek ve mutabık kalınacak şartIar altında serbest geçiş vesikalar vermek hususundaki hakkını hiçbir veçhile tahdit ve takyit edemez.

Mezkûr nakil vasıtalarının istimalinden tevellüt edecek masraflar, irsalâtın ehemmiyeti ile mütenasip olarak, bu hizmetlerden tebaaları istifade eden ihtilâfa dahil taraflara ait olacaktır.

Sansür ve Yoklama

Madde – 112

Enternelere gönderilen ve enternelerin gönderdikleri muhaberatın sansürü kabil olduğu kadar en kısa bir zamanda yapılacaktır.

Enternelere gönderilen irsalâtın muayenesi, ihtiva ettikleri istihkak maddelerinin muhafazasını ihlâl edecek şartlar altında yapılmıyacak ve mürselünileyhin veya mürselünileyh tarafından tevkil edilen bir arkadaşının muvacehesinde vukubulacaktır. Ferdi veya kollektif irsalâtın enternelere tevdii sansür müşkülatı bahanesiyle tehir edilemez.

İhtilâfa dahil tarafların, askerî veya siyasî sebeplerle koyacakları muhabere memnuniyeti ancak muvakkat mahiyette olacak ve kabil olduğu kadar kısa bir müddete inhisar edecektir:

Hukukî Belgelerin Hazırlanması, Yapılması ve Gönderilmesi

Madde – 113

Zilyed devletler, enternelere gönderilen veya enternelerden çıkan bilcümle vasiyetname, vekâletname veya sair her türlü vesaikin hâmi devlet veya 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansı vasıtasıyle veya icabeden diğer vasıtalarla sevk ve irsali hususunda, makul bütün kolaylıkları temin eyliyeceklerdir.

Herhalde zilyed devletler, enternelere bu vesaikin usulüne tevfikan tanzim ve tasdiki işini kolaylaştıracaklardır; bilhassa enternelerin bir hukukçu ile istişarede bulunmalarına müsaade edeceklerdir.

Malların İdaresi

Madde – 114

Zilyed devlet, enternelere, mallarını idare edebilmeleri için, meri enternöman rejimi ve kanunlar ile telifi kabil bilcümle kolaylıklârı göstereceklerdir. Zilyed devlet bu hususta enternelerin müstacel hallerde ve şartlar imkân veriyorsa. enternöman yerinden çıkmalarına müsaade edecektir.

Bir Davaya Dahil Edilen Enternelerin Tedbir Almasını Sağlamak

Madde – 115

Bir enterne, herhangi bir mahkemede, ne olursa olsun dahili dava edilirse, zilyed devlet, alâkadarın talebi üzerine, mahkemeyi mevkufiyetinden hâberdar edecek ve davasının hazırlığı ve rüyeti veya mahkemece verilecek herhangi bir kararın infazı hususlarında, enterne edilmesinden dolayı hiçbir zarara uğramaması için kanunun çevresini dahilinde icabeden bilcümle tedbirlerin alınmasına itina edecektir.

Ziyaret

Madde – 116

Her enterne, başta yakınlarının ziyaretleri olmak üzere, muntazam fasılalarla ve kabil olduğu kadar sık ziyaretler kabul etmeye mezun kılınacaktır.

Müstacel hallerde ve imkân nisbetinde, bilhassa bir akrabanın vefatı veya hastalığı halinde enterneye ailesi nezdine gitmek müsaadesi verilecektir.

FASIL IX

CEZAİ VE İNZİBATİ MÜEYYİDELER,


Genel Kaideler

Madde – 117

İşbu fasıl hükümleri mahfuz kalmak üzere, enterne edilme sırasında suç işliyecek enterneler hakkında üzerinde bulundukları topraklarda meri kanunların tatbikatına devam olunacaktır.

Enterne edilmemiş şahıslar tarafından işlendiği takdirde mücazatı mucip görülmediği halde, enterneler tarafından işlendiği zaman kanunlar, nizamnameler veya umumi emirler mucibince cezayı müstelzim addedilen hareketler, ancak inzibati müeyyideleri intaç edebilir.

Bir enterne, aynı vakadan ve aynı ittiham unsurundan dolayı ancak bir defa tecziye olunabilir.

Mevzuatın Uygulanması

Madde – 118

Mahkemeler veya makamlar, cezayı tayin ederken, maznunun zilyed devlet tebaası olmadığını en geniş imkân nispetinde nazarı itibara alacaklardır. Mezkûr mahkeme veya makamlar, enternenin maznun bulunduğu suç için derpiş olunan cezayı hafifletmekte serbest olacaklar bu hususta, bu suç için asgarî cezaya riayet etmekle mükellef bulunmıyacaklardır.

Gün ışığı almıyan yerlere hapis ve umumiyet itibariyle her şekilde ceza ve cefa memnudur.

Ceza gören enterneler, kendilerine verilen inzibati veya adlî cezaları çektikten sonra, diğer enternelerden başka türlü muameleye tabi tutulamıyacaklardır.

Bir enternenin duçar olacağı ihtiyati mevkufiyetin müddeti, kendisine hürriyeti selbedici mahiyette verilecek her türlü inzibat veya adlî cezalardan indirilecektir.

Enterne komiteleri, vekilleri bulundukları enternelere karşı tevessül olunacak her türlü adlî tatbikattan ve bunların neticelerinden haberdar edilecektir.

İnzibati Cezalar

Madde – 119

Enternelere tatbik olunacak inzibati cezalar şunlardır:

l. 95 nci maddede derpiş olunan ücretin yüzde ellisine kadar ve otuz günü aşmıyacak bir devre için para cezası.

2. İşbu sözleşmede derpiş edilen ücrete zamimeten temin olunan istifadelerin ilgası.

3. Günde iki saati aşmıyan ve enternöman yerinin bakımını istihdaf eden angaryalar.

4. Mevkufiyetler.

Hiç bir halde inzibati cezalar gayri insani, dürüst veya enternelerin sıhhati için tehlikeli mahiyette olamaz. İnzibati cezalar, enternelerin yaşını, cinsiyetlerini ve sıhhi vaziyetlerini gözönünde bulunduracaklardır.

Aynı cezanın müddeti, bir enterne kendi hakkında karar verilirken, birbiriyle münasebettar olsun olmasın inzibaten müteaddit vakalardan mesul olsa dahi, devamlı surette azami otuz günü asla tecavüz edemez.


Firar

Madde – 120

Firar eden ve tekrar yakalanan ve firara teşebbüs eden enterneler, bu hareketlerinden dolayı, tekerrür vaki olsa dahi, ancak inzibati ceza görebilirler.

118 nci maddenin üçüncü bendi hilâfina olarak, firardan veya firara teşebbüsten dolayı ceza gören enterneler hususî bir nezaret rejimine tabi tutulabilirler. Şu şartla ki bu rejim sıhhi vaziyetlerini ihlâl etmiyecek bir enternöman yerinde çekilecek ve işbu sözleşme ile kendilerine verilen teminattan hiçbirinin ilgasını tazammun etmiyecektir.

Bir firarda veya firara teşebbüste işbirliği yapmış olan enterneler, bu yüzden ancak inzibati cezaya uğrayabilirler.

Tahkikat

Madde – 121

Bir enterne, firar esnasında işlediği suçtan dolayı mahkemeye verilirse, firar veya firara teşebbüs hadisesi, mükerrer dahi olsa, esbabı müşeddededen addedilemiyecektir.

İhtilâfa dahil taraflar, bir enterne tarafından işlenen suçun, bilhassa firar veya firara teşebbüsle alâkalı hadiselerde, inzibati olarak mı yoksa adlî olarak mı tecziyesi icabettiğini takdir ederken, selâhiyetli makamların müsamaha göstermelerine itina eyleyeceklerdir.

Bağlı Suçlar

Madde – 122

İnzibata aykırı bir suç teşkil eden vakıalar derhal tahkikata mevzu teşkil edecektir. Bilhassa firar veya firara teşebbüs hususunda böyle olacak ve yakalanan enterne kabil olduğu kadar kısa bir zamanda selâhiyetli makamlara teslim edilecektir.

Bilcümle enterneler için, inzibati suçlarda ihtiyati mevkufiyet asgarî hadde indirilecek ve 14 günü tecavüz eylemeyecektir. Bütün hallerde, ihtiyati mevkufiyet müddeti, kendisine hürriyeti selbedici mahiyette verilecek cezadan tenzil olunacaktır.

124 ncü ve 125 nci maddelerin hükümleri, inzibati suçtan dolayı ihtiyaten mevkuf tutulan enternelere tatbik edilecektir.

İnzibati Cezalar İçin Yetkili Makam

Madde – 123

Mahkemelerin ve üst makamların selâhiyetine halel gelmeksizin, inzibati cezalara, ancak enternöman yerinin kumandanı veya inzibati selâhiyetini kullanmıya tevkil ettiği mesul bir subay veya memur tarafından hükmolunur.

Inzibati bir cezaya hükmolunmadan evvel maznun enterne, kendisine isnat olunan suçlardan sarahatle haberdar edilecektir Enterneye hattı hareketini muhik göstermek, kendisini müdafaa etmek, şahitler dinletmek ve lüzumu halinde ehliyetli bir tercümanın müzaharetine müracaat eylemek müsaadesi verilecektir. Karar, maznunun ve enterneler komitesinin bir azası muvacehesinde tefhim olunacaktır.

İnzibati kararla bu kararın icrası arasında bir aydan fazla bir müddet geçmiyecektir.

Bir enterne inzibati yeni bir cezaya uğrarsa, cezalardan birinin müddeti on gün veya daha fazla olduğu takdirde, cezalardan herbirinin infazı en az üç günlük bir fasıla ile ayrılacaktır.

Enternöman yerinin kumandanı, verilecek inzibati cezaların bir defterini tutacak ve bu defter hâmi devlet mümessillerinin emrine amade tutulacaktır.

İnzibati Cezaların İnfaz Yeri

Madde – 124

Hiçbir halde enterneler, inzibati cezalar çekmek için ceza müesseselerine (Hapishane, ıslahane, kürek cezası çekilen yerler, ilâh.) nakledilemezler.

İnzibati cezaların çekileceği mahaller, hıfzısıhha icaplarına uygun olacak ve bilhassa kâfi yatak malzemesini muhtevi olacaktır; tecziye edilen enternelerin temiz bir halde bulunabilmelerine imkân verilecektir.

Enterne edilen ve inzibati bir ceza çekmekte olan kadınlar, erkeklerinkinden ayrı mahallerde mevkuf tutulacak ve doğrudan doğruya kadınların nezareti altına konulacaklardır.

Koruma

Madde – 125

İnzibaten tecziye edilen enternelerin her gün idman yapmalarına ve en az iki saat açık havada kalmalarına müsaade olunacaktır.

Bu enternelere, kendi talepleri üzerine, günlük tıbbi muayeneye gitmeleri için müsaade verilecektir; enterneler, sıhhi vaziyetlerinin icapettirdiği tedaviyi görecekler ve lüzumu halinde, enternöman yerinin revirine veya bir hastaneye sevkolunacaklardır.

Bu enternelerin okuyup yazmalarına ve keza mektup göndermelerine ve almalarına müsaade edilecektir. Buna mukabil, paketler ve gönderilen paralar onlara ancak cezanın hitamında verilebilir. Buna intizaren, paketler ve paralar enterneler komitesine emanet edilecek ve komite de bu paketlerde bulunan çürüyebilecek istihlâk maddelerini revire tevdi eyliyecektir.

İnzibaten tecziye edilen hiçbir enterne 107 nci ve 143 madde hükümlerinden istifade eylemekten mahrum edilemez.

Muhakeme Usulünün Tatbiki

Madde – 126

71 ilâ 76 ncı (dahil) maddeler, zilyed devletin millî topraklardaki enternelere karşı girişilen tatbikatta da, kıyas yolu ile tatbik olunacaktır.

FASIL X

ENTERNELERİN NAKLİ


Şartları

Madde – 127

Enternelerin nakli daima insani bir tarzda yapılacaktır. Umumi kaide olarak buna şimendiferle veya diğer nakil vasıtalariyle tevessül olunacak ve en az zilyed devlete ait asker kıtalarının yer değiştirmelerinde istifade ettikleri şartlar altında vukubulacaktır. Şayet istisnaen nakiller yaya olarak yapılacaksa, ancak enternelerin bedeni vaziyetleri buna müsait olduğu takdirde vukubulacak ve onlara hiçbir halde fazla yorgunluklar tahmil etmiyecektir.

Zilyed devlet, enternelere nakilleri sırâsında sıhhatlerini idame için içecek su ve kâfi miktarda, vasıfta ve nevide gıda vereceği gibi, münasip elbise ve sığınak ve lüzumlu tıbbi müdavatıda temin eyliyecektir. Zilyed devlet, enternelerin nakilleri esnasında emniyetlerini sağlamak için bilcümle faydalı ihtiyat tedbirlerini alacak ve nakledilen enternelerin hareketten evvel tam bir listesini tanzim edecektir.

Hasta, yaralı veya malûl enterneler ve keza loğusa kadınlar seyahat yüzünden sıhhatleri muhtel olabileceği müddetçe nakledilmiyeceklerdir; meğer ki emniyetleri buna mutlak surette icabettirsin.

Harp cephesi bir enternöman yerine yaklaştığı takdirde, enterneler ancak nakilleri kâfi emniyet şartları altında yapılabilirse veya oldukları yer de kalmaları nakledilmelerinden daha fazla tehlikeyi mucip olacaksa, nakledileceklerdir.

Zilyed devlet, enternelerin nakline karar verirken, bilhassa vatanlarına iade veya ikametgâhlarına avdet güçlüklerini arttırmamak bakımından menfaatlerini gözönünde bulunduracaktır.

Usulü

Madde – 128

Bir nakil halinde, enterneler resmen hareketlerinden ve yeni posta adreslerinden haberdar edileceklerdir; bu haber onlara zati eşyalarını ihzar ve ailelerine keyfiyeti bildirebilmeleri için zamanında verilecektir.

Enternelerin şahsî eşyalarını, muhaberatını ve adreslerine gelen paketleri beraberinde götürmelerine müsaade edilecektir. Nakil şartları icabettirdiği takdirde bu zati eşyanın ağırlığı azaltılabilirse de hiç bir halde enterne başına yirmi beş kilodan aşağı indirilemez.

Enternelerin eski enternöman yerlerine gönderilecek muhaberat ve paketler derhal kendilerine irsal olunacaktır.

Enternöman yerinin kumandanı, enterneler komitesiyle anlaşarak, enternelerin kollektif mallarının ve işbu maddenin ikinci bendi mucibince vaki olacak tahdit sebebiyle beraberinde götüremedikleri zati eşyanın naklini temin için lüzumlu tedbirleri alacaktır.

FASIL XI

VEFAT

Ölüm Belgesi ve Vasiyetname

Madde – 129

Enterneler vasiyetnamelerini mesul makamlara tevdi edebilirler. Bu makamlar vasiyetnameleri muhafaza edeceklerdir. Enternelerin vefatı halinde bu vasiyetnameler enterneler tarafından gösterilen şahıslara süratle irsal olunacaktır.

Her enternenin vefatı bir doktor tarafından tesbit edilecek ve vefatın sebeplerini ve hangi şartlar altında vukubulduğunu müş’ir bir rapor tanzim edilecektir.

Usulüne tevfikan tescil edilmiş resmî bir ölüm ilmuhaberi enternöman yerinin bulunduğu topraklarda meri nizamata göre tanzim olunacak ve bunun musaddak bir sureti hâmi devlete ve keza 140 ncı maddede derpiş edilen Merkez Ajansına süratle gönderilecektir.


Ölünün Yakılması veya Gömülmesi

Madde – 130

Zilyed makamlar, esarette bulunurken vefat eden enternelerin şerefli bir surette ve mümkünse mensup oldukları dinin merasimiyle gömülmelerine, mezarlarına hürmet edilmesine, bu mezarların münasip bir şekilde muhafazasına ve daima bulunabilecek bir tarzda işaretlendirilmesine itina edeceklerdir.

Vefat eden enterneler; kollektif bir mezarı zaruri kılan haller müstesna olmak üzere, ayrı ayrı gömüleceklerdir. Cesetler ancak mücbir hıfzısıhha sabepleriyle veya müteveffanın dini icabı olarak yahut da böyle bir arzu izhar etmişse yakılabilir. Ceset yakıldığı takdirde bu keyfiyet, enternelerin ölüm ilmuhaberlerine sebepleri gösterilerek kaydolunacaktır. Küller, zilyed makamlar tarafından itina ile muhafaza olunacak ve müteveffanın yakın akrabalarına, şayet böyle bir talepte bulunurlarsa, kabil olduğu kadar süratle tevdi edilecektir.

Zilyed devlet, vefat eden enternelere ait mezarların listelerini mensup oldukları devletlere, ahval ve şeriat müsaade eder etmez ve en geç muhasamatın hitamında, 136 ncı maddede derpiş edilen istihbarat bürolarının vasıtasıyle isal edecektir. Vefat eden enternelerin teşhis ve mezar yerlerinin sıhhatle tayin edilebilmesi için lüzumlu izahat bu listelerde verilecektir.

Enternenin Öldürülmesi ve Enternelere Özel Olarak Fenalık Yapılması
Madde – 131

Bir enternenin bir nöbetçi veya diğer enterne veya başka herhangi bir şahıs tarafından öldürülmesi veya ağır surette yaralanması veya bunun böyle olduğundan şüphe edilmesi halinde ve keza sebebi bilinmiyen her vefat hadisesi vukuunda, zilyed devleti derhal resmî tahkikat açacaktır.

Bu hususta, hâmi devlete derhal tebligatta bulunulacaktır. Her şahidin ifadesi alınacak, bu ifadeleri ihtiva eden bir rapor hazırlanarak mezkûr devlete tevdi olunacaktır.

Şayet tahkikat neticesinde bir veya müteaddit şahısların mücrimiyeti sabit olursa zilyed devlet mesul veya mesuller hakkında adli takibat yapılması için bilcümle tedbirleri alacaktır.

FASIL XII

TAHLİYE, VATANA İADE VE BİTARAF MEMLEKETE HASTANEYE YATIRILMA


Muhasamat Esnasında Memleketine İade

Madde – 132
Herhangi enterne bir şahıs, enterne edilmeyi mucip olan sebepler zail olur olmaz, zilyed devlet tarafından tahliye olunacaktır

Bundan maada, ihtilâfa dahil taraflar, bazı zayıf enternelerin ve bilhassa çocukların, gebe kadınların ve süt çocuklarıyle annelerinin ve küçük yaşta çocukların, yaralıların ve hastaların veya uzun müddet esarette kalmış enternelerin tahliyesi, vatanlarına iadesi, ikametgâhlarına avdeti veya bitaraf bir memlekette hastaneye yatırılması için muhasamat esnasında anlaşmalar akdine çalışacaklardır.

Muhasamatın Sonundaki Tatbikat

Madde – 133

Enterne edilme, muhasamatın sonunda kabil olduğu kadar süratle nihayet bulacaktır

Maahaza İhtilâfa dahil bir tarafın topraklarında, münhasıran inzibati olmıyan bir cezayı müstelzim suçlardan dolayı cezai takibat altında bulunan enterneler, tatbikatın sonuna kadar ve icabında ceza bitinceye kadar alıkonulabileceklerdir. Keza, önce hürriyeti münselip bir cezaya uğramış olanlar da aynı muameleye tabi tutulabileceklerdir.

Muhasamatın veya işgalin hitamında, dağılmış olan enterneleri aramak üzere, alâkalı devletlerle zilyed devlet arasında bir anlaşma yapılarak komisyonlar kurulacâktır.

Memlekete İade Veya Son İkametgâha Avdet

Madde – 134

Yüksek Akid Taraflar, muhasamatın veya işgalin hitamında, bütün enternelerin en son ikametgâhlarına avdetlerini temine veya vatanlarına iadelerini teshile gayret edeceklerdir.

Masraflar

Madde – 135

Zilyed devlet, serbest bırakılacak enternelerin, enterne edildikleri zaman ikamet etmekte oldukları yerlere avdet masraflarını veya seyahatleri sırasında veya açık denizde yakalanmışlarsa seyahatlerini ikmal etmelerine veya hareket noktalarına dönmelerine imkân vermek için lüzumlu masrafları deruhte edecektir.

Şayet zilyed devlet, nizami ikametgâhı evvelce kendi topraklarında olan tahliye edilmiş bir enternenin o topraklarda ikametine müsaade etmezse, bu enternenin vatanına iadesi masraflarını tediye eyliyecektir. Maamafih enterne, kendi mesuliyeti altında veya tabi bulunduğu hükümete mutavaat için memleketine dönmeyi tercih ederse, zilyed devlet bu masrafları kendi toprağı haricinde ödemeye mecbur değildir. Zilyed devlet, bizzat isteğiyle enterne olan bir enternenin vatanına dönmesi masraflarını da ödemeye mecbur olmayacaktır.

Eğer enterneler 45 nci madde mucibince nakledilirlerse, onları nakleden devletle kabul eden devlet her birine bu masraflardan düşen hisse üzerinde anlaşacaklardır.

Bu hükümler, ihtilâfa dahil taraflar arasında düşman elinde bulanan tebaalarının mübadelesi ve vatanlarına iadesi hakkında akdolunabilecek hususî anlaşmaları ihlâl edemez.

KISIM V

İSTİHBARAT BÜROLARI VE MERKEZ AJANSI

Millî Büro
Madde – 136

Bir ihtilâfın daha bidayetinde ve bilcümle işgal hallerinde, ihtilâfa dahil taraflardan her biri, elinde bulundurduğu himaye gören şahıslar hakkında malûmat alıp vermeye memur resmî bir büro tesis edecektir.

İhtilâfa dahil taraflardan her biri, yakalanalı iki haftadan fazla olan, mecburi ikamete memur edilen veya enterne olunan her mazharı himaye şahıs aleyhinde aldığı tedbirlere dair mezkûr istihbarat bürosuna en kısa zamanda malumat verecektir. Bundan maada, zilyed devlet, bu himaye gören şahısların nakil, tahliye, vatanlarına iade, firar, hastaneye yatırılma, doğurma ve vefat gibi vaziyetlerinde vukubulacak değişiklikler hakkında da mezkûr büroya süratle malûmat verilmesiyle ilgili servislerini vazifelendirecektir.

İstihbaratın Nakli

Madde – 137

Millî istihbarat bürosu, himaye gören şahıslar hakkındaki malûmatı, bu şahısların tabi oldukları devlete ve topraklarında ikametgâhlarının bulunduğu memlekete bir taraftan hâmi devletler ve diğer taraftan 140 ncı maddede derpiş edilen Merkez Ajansı vasıtasiyle müstacelen ve en seri vasıtalarla isal edecektir. Bürolar keza, himaye gören şahıslar hakkında kendilerinden yapılacak bilcümle taleplere cevap vereceklerdir.

İstihbarat büroları, verilmesinin alâkalı şahıs veya ailesi için zararlı olabileceği haller müstesna olmak üzere, himaye gören şahıslara ait malûmatı göndereceklerdir. Bu takdirde dahi, mezkûr malûmatı Merkez Ajansına vermemezlik edemiyeceklerdir. Merkez Ajansı, ahval ve şeriatten haberdar edilmiş bulunacağından,140 ncı maddede gösterilen lüzumlu ihtiyat tedbirlerini alacaktır. Bir büro tarafından yapılacak tahriri tebligat bir imza veya mühür ile tasdik edilmiş olacaktır:

Teferrüatlı Bilgi Talebi

Madde – 138

Millî istihbarat bürosu tarafından alınan ve verilen malûmat, himaye gören şahsın sıhhatle teşhisini ve ailesine süratle haber verilmesini mümkün kılacak tarzda olacaktır. Bu malûmat, her şahıs için en az soyadını, kendi adını, doğum yerini ve tam olarak tarihini, milliyetini, son ikametgâhını, alâmeti fârikalarını, baba adını ve annenin soyadını, mezkûr şahıs hakkında alınan tedbirlerin tarihini ve mahiyetini ve keza bu tedbirlerin alındığı yeri, muhaberatın kendisine hangi adrese gönderebileceğini ve keyfiyeten haberdar edilmesi lâzımgelen şahsın adı ve adresini ihtiva edecektir.

Keza, hasta veya ağır yaralı enternelerin sıhhi vaziyetleri hakkında muntazaman ve kabilse her hafta malümat verilecektir,

Kıymetli Eşyaların İadesi

Madde – 139

Millî istihbarat bürosu bundan maada, 136 ncı maddede istihdaf olunan mazharı himaye şahısların bilhassa vatanlarına iade, tahliye, firar veya vefatları sırasında bıraktıkları kıymetli zati eşyayı toplamak ve doğrudan doğruya ve icabı halinde Merkez Ajansı vasıtasıyle alakadarlara göndermekle de muvazzaf olacaktır. Bu eşya, büro tarafından mühürlenmiş paketler içinde gönderilecektir; paketlere, eşyanın ait olduğu şahısların hüviyetlerini sarahatle tesbit eden vesikalar ve keza paketin tam bir müfredat cetveli ilsak olunacaktır. Bütün bu neviden eşyanın ahzı ve irsali tafsilâtlı olarak defterlere kaydedilecektir.

Merkez İstihbarat Ajansı

Madde – 140

Himaye gören şahıslar ve bilhassa enterneler için bir bitaraf memlekette, Merkez İstihbarat Ajans tesis edilecektir. Beynelmilel Kızılhaç Komitesi, lüzum görürse, alâkalı devletlere, bu ajansın teşkilini teklif edecektir. Bu ajans harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 123 ncü maddesinde derpiş edilenin aynı olabilir.

Merkez ajansı Resmî veya hususî yollarla, elde edebileceği 136 ncı maddede derpiş edilen mahiyetteki bütün malûmatı temerküz ettirmeye memur kılınacaktır. Mezkûr ajans bu malûmatı, verilmesinin alâkalı şahıslar veya aileleri için zararlı olabileceği haller müstesna olmak üzere, alâkalı şahısların menşe memleketine veya ikamet ettikleri memlekete kabil olduğu kadar süratle isal edecektir. Bu irsalâtı yapmak için, ihtilâfa dahil taraflardan makul her türlü kolaylıkları görecektir.

Yüksek Akid Taraflar ve bilhassa Merkez Ajansının hizmetlerinde tebaası müstefit olan devletler mezkûr ajansa muhtaç olabileceği mali müzaharette bulunmaya davet edilir.

Yukarıki hükümler, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin ve 142 nci maddede zikrolunan yardım cemiyetlerinin insani faaliyetlerini takyit edici mahiyette bir tefsire uğramıyacaktır.

Eşyaların Gümrük Muafiyeti

Madde – 141

Millî istihbarat büroları ve Merkez İstihbarat Ajansı, bilcümle posta muafiyetinden ve keza 110 ncu maddede derpiş olunan muafiyetlerden ve kabil olduğu nispette, telgraf muafiyetinden ve hiç değilse ehemmiyetli surette tenzilâtından istifade edecektir.

BAB IV

SÖZLEŞMENİN İCRASI


KISIM I

UMUMİ HÜKÜMLER


Yardım Cemiyetleri ve Diğer Teşekküller

Madde – 142

Zilyed devletler, kendi emniyetlerini teminat altına almak veya makul diğer her türlü icapları karşılamak için zaruri gördükleri tedbirler mahfuz kalmak üzere, dinî teşekküllere, yardım cemiyetlerine ve himaye gören şahıslara yardımda bulunacak diğer herhangi bir teşekküle en iyi hüsnükabulü göstereceklerdir. Bunlara ve usulü veçhile tayin edilmiş murahhaslarına himaye gören şahısları ziyaret, yardımları tevzi menbaı ne olursa olsun talim ve terbiyeye, vakit geçirmeye veya dine müteallik malzemeyi keza tevzi, veya enternöman yerleri içinde eğlenceler tertip etmek için icabeden bilcümle kolaylıkları göstereceklerdir. Yukarda zikrolunan cemiyetler ve teşekküller, gerek zilyed devletin toprağında gerek diğer bir memlekette teessüs edebilecekleri gibi beynelmilel bir mahiyeti de haiz olabilirler.

Zilyed devlet, kendi topraklarında ve kendi kontrolu altında, murahhaslarının faaliyette bulunmalarına müsaade edeceği cemiyetlerin ve teşekküllerin adedini tahdit edebilir; şu şartla ki böyle bir tahdit himaye gören bütün şahıslara müessir ve kâfi yardımda bulunulmasına mani olmasın.

Beynelminel Kızılhaç Komitesinin bu sahadaki hususî vaziyeti her zaman. tanınacak ve saygı görecektir.

Nezaret

Madde – 143

Hâmi devletlerin mümessilleri veya murahhasları, himaye gören şahısların bulunduğu her yere ve bilhassa enternöman, mevkufiyet ve iç yerlerine gitmeye mezun olacaklardır.

Bunlar, himaye gören şahıslarca kullanılan bütün mahallere girebilecekler ve onlarla, şahitsiz ve icabediyorsa bir tercüman delâletiyle görüşebileceklerdir.

Bu ziyaretler, ancak mücbir askerî zaruretler dolayısıyle ve yalnız istisnai ve muvakkat mahiyette olarak yasak edilebilir. Ziyaretlerin sıklığı ve devamı tahdit olunamaz.

Hâmi devletlerin mümessilleri veya murahhasları, ziyaret edecekleri yerlerin intihabında tamamıyla serbest bırakılacaktır. Zilyed veya şagil devletlere, hâmi devlet ve icabı halde ziyaret edilecek şahısların menşe devleti, bu ziyaretlere enternelerin vatandaşlarının da iştirak etmesi için aralarında anlaşabilirler.

Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin murahhasları, aynı imtiyazlardan istifade edeceklerdir. Bu murahhasların tayini, icrayı faaliyet edecekleri topraklar hangi devletin idaresi altında bulunuyorsa, o devletin tasvibine arzolunacaktır.

Sözleşmenin Yayımı

Madde – 144

Yüksek Akid Taraflar, işbu sözleşme esaslarının bütün halkça bilinmesini teminen, sözleşme metnini sulh zamanında ve harp zamanında kabil olduğu kadar geniş bir surette yaymayı ve bilhassa bunun öğretimini askerî ve mümkünse sivil tedrisat programlarına ithal etmeyi taahhüt eylerler.

Sivil ve askerî makamlarla zabıta makamları veya harp zamanında, himaye gören şahıslara karşı mesuliyetler deruhte edecek olan diğer makamlar, sözleşme metnini ellerinde bulunduracaklar ve hükümlerinden bilhassa malûmattar olacaklardır.

Tercüme

Madde – 145

Yüksek Akid Taraflar, işbu sözleşmenin resmî tercümelerini ve keza sözleşmenin tatbikini teminen kabul edecekleri kanunları ve nizamnameleri İsviçre Federal Meclisi vasıtasıyle ve muhasamat esnasında da hâmi devletler vasıtasıyle birbirlerine tebliğ edeceklerdir.


Cezai Müeyyide

Madde – 146

Yüksek Akid Taraflar, aşağıdaki maddede tayin edilen işbu sözleşmeyi vahim surette ihlâl eden hareketlerden birini irtikâp eyleyen veya irtikâp etmek emrini veren şahıslara tatbik olunacak münasip cezai müeyyideleri tesbit için lüzumlu bilcümle teşrii tedbirleri almayı taahhüt ederler.

Her Akid Taraf, bu vahim ihlâl hareketlerinden birini irtikâp etmek veya irtikâp etmek emrini vermekle maznun şahısları aramaya mecburdur ve bunları, milliyetleri ne olursa olsun, bizzat kendi mahkemesine sevkedecektir. Akid Taraflardan her biri, şayet tercih ederse ve bizzat kendi mevzuatında derpiş edilen şartlara göre, bu şahısları takibatla alâkadar diğer Akid bir tarafa da berayı muhakeme teslim edebilir. Yeterki, bu Akid Taraf mezkûr şahıslar aleyhinde kâfi cürüm delâiline malik bulunsun.

Her Akid Taraf, aşağıdaki maddede derpiş olunan vahim ihlâl hareketlerinden maada işbu sözleşme hükümlerine muhalif diğer hareketleri durdurmak için de icabeden tedbirleri alacaktır.

Bilcümle ahvalde maznunlar, harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre sözleşmesinin 105 nci ve müteakip maddelerinde derpiş edilenlerden aşağı olmamak üzere muhakeme usulü ve müdafaa serbestisi teminatından istifade edeceklerdir.

Ağır İhlâller

Madde – 147

Yukardaki maddede isdihdaf olunan vahim ihlâl hareketleri, sözleşme ile himaye edilen şahıslara ve bu şahısların mallarına karşı irtikâp edildiği takdirde, aşağıdaki hareketlerden biridir; kasden adam öldürmek, biyolojik tecrübeler de dahil olmak üzere işkence ve gayriinsani muame’eler, kasden azap vermek veya beden bütünlüğünü veya sıhhati vahim surette ihlâl etmek, gayri kanuni tehcir veya nakil, gayrikanuni tevkif, himaye gören bir şahsı düşman devletin silahlı kuvvetlerinde hizmet görmeye mecbur etmek veya işbu sözleşme hükümleri mucibince nizamen ve bitarafane muhakeme edilmek hakkından mahrum eylemek, rehine almak, askerî icapların haklı kılmadığı, gayrimeşru ve keyfi büyük ölçüde mal tahribatı ve mal tesahübü.

Akid Tarafların Sorumlulukları

Madde – 148

Hiçbir Akid Taraf, yukarıki maddede derpiş edilen ihlâl edici hareketlerden dolayı bizzat kendisine veya Âkid Taraflardan diğer birine terettüp edecek mesuliyetten ne kendi kendini ne diğer bir Akid Tarafı tebriye edemez.

Tahkikat Usulü

Madde – 149

İhtilâfa dahil taraflardan birinin talebi üzerine, sözleşmenin ihlâl edildiğine dair yapılacak her iddia hususunda, alakalı taraflar arasında tesbit olunacak usul dairesinde tahkikat açılacaktır.

Şayet tahkikatta takip olunacak usul hakkında ihtilâf hasıl olmazsa, taraflar takip edilecek usulü kararlaştırmak üzere bir hakem intihabında anlaşacaklardır.

İhlâl keyfiyeti bir kere tesbit edildikte, ihtilâfa dahil taraflar buna bir nihayet verip mümkün olan süratle tenkiline geçeceklerdir.

KISIM II

NİHAİ HÜKUMLER


Lisan

Madde – 150

İşbu Sözleşme Fransızca ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir. Her iki metin de aynı derecede muteberdir.

İsviçre Federal Meclisi Sözleşmenin Rusça ve İspanyolca resmî tercümelerini yaptıracaktır.

İmza

Madde – 151

Bugünkü tarihi taşıyacak olan işbu sözleşme, Cenevre’de 21 NİSAN 1949 da açılan konferansta temsil edilen devletler adına 12 ŞUBAT 1950’ye kadar imzalanabilir.

Tasdik

Madde – 152

İşbu sözleşme kabul olduğu kadar süratle tasdik edilecek ve musaddak suretler Berne’e tevdi olunacaktır.

Her musaddak suretin teviinde bir zabıt tutulacak ve İsviçre Federal Meclisi, bu zaptın aslına mutabık suretini, adlarına sözleşme imzalamış olan veya iltihakları tebliğ edilmiş bulunan bütün devletlere tevdi eyliyecektir.

Yürürlüğe Giriş

Madde – 153

İşbu sözleşme, en az iki musaddak suretin teviinden altı ay sonra meriyete girecektir.

Müteakiben her Yüksek Akid Taraf için kendine ait musaddak suretin tevdiinden altı ay sonra meriyete girecektir.

La Haye Sözleşmesi İle Münasebet

Madde – 154

Kara harbinin kanunlarına ve örf adetlerine mütedair. 29 TEMMUZ 1899 tarihli olsun 18 EKİM 1907 tarihli olsun, La Haye Mukavelesiyle bağlı bulunan ve işbu sözleşmeye iştirak eden devletler arasındaki münasebetlerle işbu Sözleşme mezkûr La Haye mukavelelerine müzeyyel Nizamnamenin II nci ve III ncü kısımlarını itmam edecektir.

Sözleşmenin İltihaka Açık Oluşu

Madde – 155

İşbu Sözleşme, meriyete girdiği tarihten itibaren, adına, imzalanmadığı devletlerin iltihakına açık bulunacaktır.

İltihak Beyannamesi

Madde – 156

İltihaklar tahriri olarak İsviçre Federal Meclisine bildirecek ve mezkûr Meclisin eline vardıktan altı ay sonra muteber olacaktır.

İsviçre Federal Meclisi bu iltihakları, adlarına mukavele imzalanmış olan veya iltihakları bildirilmiş bulunan bütün devletlere iblağ edecektir.

Derhal Yürürlüğe Giriş

Madde – 157

2 nci ve üçüncü maddelerde derpiş olunan vaziyetler, ihtilâfa dahil tarafların muhasamat veya işgal başlamadan evvel veya sonra tevdi edecekleri tasdiknameleri ve tebliğ eyleyecekleri iltihakları derhal muteber kılacaktır. İhtilâfa dahil taraflardan gelecek tasdiknamelere veya iltihaklara mütedair tebligat İsviçre Federal Meclisi tarafından en seri vasıta ile yapılacaktır.

Sözleşmenin feshi

Madde – 158

Yüksek Âkid Taraflardan her biri işbu sözleşmeyi feshedebilir. Fesih, İsviçre Federal Meclisine tahriri olarak bildirilecektir. İsviçre Federal Meclisi, bu ihbarı bütün Yüksek Aid Tarafların hükümetlerine iblağ edecektir.

Fesih, İsviçre Federal Meclisine bildirildikten bir sene sonra muteber olacaktır. Ancak, fesheden devlet bu feshi bir ihtilâfa dahil, bulunduğu esnada yaparsa, sulh akdedilmedikçe ve her halde, işbu sözleşme ile himaye gören şâhısların serbest bırakılması, vatanlarına iadesi ve iskânları tamamlanmadıkça, fesih muteber olmıyacaktır.

Feshin, sadece fesheden devlet için hükmü olabilir. Medeni milletler arasında müesses teamüllerden, beşeriyet kanunlarından ve amme vicdanının icaplarından olan devletler hukuku kaideleri mucibince, ihtilâfa dahil tarafların ifaya devam etmekle mükellef oldukları vecibeler üzerinde hiçbir tesiri olamaz.


Birleşmiş Milletlere Tescil

Madde – 159

İsviçre Federal Meclisi, işbu sözleşmeyi Birleşmiş Milletler Sekreterliğine tescil ettirecektir. İsviçre Federal Meclisi, işbu sözleşme hakkında alabileceği bilcümle tasdikleri iltihakları ve fesihleri de Birleşmiş Milletler Sekreterliğine bildirecektir.

Tasdikanlilmakal, aşağıda imzaları bulunan selâhiyetnamelerini tevdi ederek işbu sözleşmeyi imzalamışlardır.

Cenevre’de 12 AĞUSTOS 1949 da Fransızca ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir. Aslı İsviçre Konfederasyonu Hazine evrakına vazolunacaktır. İsviçre Federal Meclisi, sözleşmenin musaddak bir suretini mümzi devletlerden her birine ve keza sözleşmeye iltihak edecek devletlere gönderecektir.

ZEYİL I

Sağlık ve Emniyet Mıntıkaları ve Mahallerine Müteallik Anlaşma Projesi

Madde – 1
Sağlık ve emniyet bölgeleri münhasıran, seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralıların ve hastaların vaziyetini ıslaha müteallik 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre sözleşmesinin 23 ncü maddesinde ve harp zamanında sivil şahısların himayesine mütedair 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre sözleşmesinin 14 ncü maddesinde zikrolunan şahıslarla buralarda temerküz ettirilecek şahısların tedavisine memur personele tahsis olunacaktır.

Maamafih, daimi ikametgâhları bu bölgelerin içinde bulunan şahıslar buralarda ikamet etmek hakkını haiz olacaktır.

Madde – 2

Her ne sıfatla olursa olsun, bir sağlık ve emniyet mıntıkasında bulunan şahıslar, ne bu mıntıkanın içinde ne de dışında askerî harekâtla veya harp malzemesi istihsali ile doğrudan doğruya alâkadar hiçbir işle meşgul olmıyacaktır.

Madde – 3

Bir sağlık ve emniyet mıntıkası ihdas eden devlet bu mıntıkaya girmek veya orada bulunmak hakkını haiz olmayan bilcümle şahısların bu mıntıkaya girmelerini menetmek için münasip bütün tedbirleri alacaktır.

Madde – 4

Sağlık ve emniyet mıntıkaları aşağıdaki şartları haiz olacaktır:

a. İhdas ve eden devletin kontrolü altındaki toprakların ancak pek cüzi bir kısmını teşkil edecektir.

b. İstiab kabiliyetlerine nispetle pek az meskûn olacaktır.

c. Her türlü askerî hedeften ve ehemmiyetli sınai veya idari tesisattan uzak ve mahrum bulunacaktır.

d. Harbin sevk ve idaresinde kuvvetli bir ihtimalle ehemmiyetli olabilecek sahalarda bulunmayacaktır.

Madde – 5

Sağlık ve emniyet mıntıkaları aşağıdaki mecburiyetlere tabi tutulacaktır :

a. Bu bölgelerde bulunabilecek münakale yolları ve nakil vasıtaları basit bir transit için olsa da, askerî personelin veya malzemenin sevkinde kullanılmıyacaktır.

b. Bu noktalar hiçbir halde askerce müdafaa edilmiyecektir.

Madde – 6

Sağlık ve emniyet mıntıkaları, beyaz zemin üzerine kırmızı iğri şeritlerle gösterilecektir. Bu şeritler mıntıkanın çevresine ve binaların üstüne konulacaktır.

Münhasıran yaralılara ve hastalara tahsis olunan bu mıntıkalar, beyaz zemin üzerine Kızılhaçla da (kızılay, kızılarslan ve güneş) gösterilebilir.

Bu mıntıkalar, geceleri münasip tenviratla gösterilebilir.

Madde – 7

Daha sulh zamanında veya muhasamat başlayınca, her devlet kendi kontrolu altında bulunan topraktaki sağlık ve emniyet mıntıkalarının listesini bütün Yüksek Akid taraflara bildirecektir. Muhasamat sırasında ihdas edilecek her yeni mıntıkadan da bunları haberdar edecektir.

Muhasım taraf yukarda zikredilen tebligatı alır almaz, mıntıka nizamen teessüs etmiş olacaktır.

Maamafih, şayet muhasım taraf işbu anlaşma ile konulan bir şartın sarahaten yerine getirilmediği mütalâasında bulunursa, ret keyfiyetini mıntıkanın tabi bulunduğu tarafa müstacelen tebliğ etmek suretiyle bu mıntıkayı tanımaktan imtina edebileceği gibi tanımayı 8 nci maddede derpiş olunan kontrolün tesisine de mütevakkıf tutabilir.

Madde – 8

Muhasım tarafça, ihdas olunan bir veya müteaddit sağlık ve emniyet mıntıkalarını tanımış olan her devletin, işbu anlaşmada zikredilen şartların ve vecibelerin mezkûr mıntıkalarda yerine getirilip getirilmediğini bir veya müteaddit komisyonların kontrol etmesini istemek hakkıdır.

Bu hususta, hususi komisyonların azası her zaman muhtelif mıntıkalara serbestçe girebilecekler ve hatta daimi olarak orada ikamet edebileceklerdir. Kontrol vazifelerini ifa edebilmeleri için kendilerine her türlü kolaylıklar gösterilecektir.

Madde – 9

Hususi komisyonlar, işbu anlaşma hükümlerine aykırı telâkki edebilecekleri vakıalar müşahede ettikleri takdirde, mıntıkalarının tabi olduğu devlete keyfiyeti derhal bildirecekler ve bunu düzeltmesi için kendisine azami beş günlük bir mühlet vereceklerdir. Mıntıkayı tanımış olan devleti de keyfiyetten haberdar edeceklerdir.

Şayet, bu mühletin hitamında, mıntıkanın tabi bulunduğu devlet kendisine yapılan ihtarı nazarı itibara almamış olursa, muhasım taraf, mezkûr mıntıka hakkında işbu anlaşma ile bağlı bulunmadığını beyan edebilir.

Madde – 10

Bir veya müteaddit sağlık ve emniyet mıntıkaları tesis etmiş olan devletle bu mıntıkaların mevcudiyeti kendilerine tebliğ edilmiş olan devletler, 8 nci ve 9 ncu maddede zikrolunan hususi komisyonlara dahil olabilecek şahısları bizzat tayin edebilecekleri gibi hâmi devletlere veya diğer bitaraf devletlere de tayin ettirebilirler.

Madde – 11

Sağlık ve emniyet mıntıkaları hiçbir halde, ihtilâfa dahil tarafların taarruzuna uğrayamaz. İhtilâfa dahil, taraflar bu mıntıkalara her zaman riayet edeceklerdir.

Madde – 12

Bir toprak işgal edildiği takdirde, orada bulunan sağlık ve emniyet mıntıkaları, aym suretle kullanılmaya ve riayet görmeye devam edeceklerdir.

Maahaza, şagil devlet, bu mıntıkaların ciheti tahsisini, oralara kabul edilmiş olan şahısların vaziyetini temin ettikten sonra, değiştirebilir.

Madde – 13

İşbu Anlaşma, devletlerin sağlık ve emniyet mıntıkalarıyle aynı gayeye tahsis edecekleri mahallere de tatbik olunacaktır.

ZEYİL II


SİVİL ENTERNELERE KOLLEKTİF YARDIMLARA MÜTEALLİK NİZAMNAME PROJESİ


Madde – 1

Enterne komitelerinin, tevzi ile mükellef oldukları kollektif yardım irsalâtını idareten kendi enternöman yerlerine bağlı bütün enternelere ve keza hastanelerde veya hapishanelerde veya sair ceza müesseselerinde bulunan enternelere tevzi etmelerine müsaade olunacaktır.

Madde – 2

Kollektif yardım irsalâtının tevzii, bu yardımda bulunan talimatı mucibince ve enterne komitelerince tanzim olunan plana tevfikan yapılacaktır; maamafih, tıbbi yardımların tevzii, tercihan hastane sertabipleriyle mutabık olarak yapılacak ve bu sertabipler, hastanelerde ve tahaffuzhanelerde, hastaların ihtiyaçları lüzum gösterdiği nispette, mezkûr talimattan inhiraf edebileceklerdir. Bu suretle tayin olunan çerçeve dahilinde, bu tevziat daima adilane bir tarzda icra olunacaktır.

Madde – 3 Alınan eşyanın vasfını ve miktarını muayene etmek ve yardımda bulunanlar için mufassal raporlar tanzim eylemek üzere, enterne komitelerinin azası kollektif yardım irsalâtının geleceği enternöman yerlerine yakın garlara veya diğer muvasalat mahallerine gitmeye mezun olacaklardır.

Madde – 4

Enterne komiteleri, kollektif yardımların kendi enternöman yerlerinin tali ve mülhak kısımlarında talimatları mucibince yapılıp yapılmadığını muayene için icap eden kolaylıkları göreceklerdir.

Madde – 5

Enterne komiteleri, yardımda bulunanlara gönderilecek olan ve kollektif yardımlara (tevzii, ihtiyaç, miktarlar ilân.) müteallik bulunan formülleri veya sual varakalarını doldurmaya ve keza iş müfrezelerindeki enterne komiteleri azasına veya tahaffuzhane ve hastane sertabiplerine doldurtmaya mezun kılınacaklardır. Usulü veçhile doldurulacak olan bu formüller ve sual varakaları yardimda bulunanlara bilâmühlet irsal olunacaktır.

Madde – 6

Enterne komiteleri, kendi enternöman yerlerindeki enterneler kollektif yardımların muntazaman tevziini temin etmek ve yeni enterne kontenjanlarının gelmesiyle hasıl olacak melhuz ihtiyaçları karşılamak üzere kâfi miktarda kollektif yardım ihtiyatları teşkil ve muhafaza etmeye mezun olacaklardır. Bu hususta münasip antrepolara malik olacaklardır. Her antrepoda iki kilit bulunacak birinin anahtarı enterneler komitesinde, diğerinin anahtarları da enternöman yerinin kumandanında bulunacaktır.

Madde – 7

Yüksek Akid Taraflar ve bilhassa zilyed devletler, imkân nispetinde ve halkın iaşesine müteallik nizamla mahfuz kalmak üzere, enternelere kollektif tevziatta bulunulmak üzere kendi topraklarında yapılacak bilûmum mubayaata müsaade edeceklerdir. Keza, bu mubayaalar için yapılacak para nakillerini ve sair malî, teknik ve idarî tedbirleri kolaylaştıracaklardır.

Madde – 8

Yukardaki hükümler, enternelerin bir enternöman yerine muvasalatlarından evvel veya nakil sırasında kollektif yardımlar almak ve keza hâmi devlet mümessilleriyle Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya enternelere yardımda bulunan ve bu yardımları göndermeye memur edilen diğer her hangi bir insani teşekkül mümessillerinin mezkûr kollektif yardımları münasip görecekleri diğer her hangi bir vasıta ile mürselünileyhlerine tevzi etmek hususundaki haklarını nezedemez.

ZEYİL III

I. Enternöman Kartı

1. Kartın ön tarafı

Sivil enterneler servisi                                       Posta Ücretinden muaftır

POSTA KARTI

NİHAİ SENET

Harp halinde bulunan ordulardaki yaralılarla hastaların vaziyetlerinin ıslahına mütedair 27 TEMMUZ 1929 tarihli Cenevre sözleşmesi prensiplerinin Deniz Harbine intibak ettirilmesine matuf 18 EKİM 1907 tarihli X ncu La Haye sözleşmesini,

27 TEMMUZ 1929 tarihinde Cenevre’de akdolunan ve harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair olan sözleşmeyi gözden geçirmek ve

Sivil şahısların harp zamanında korunmasına matuf bir sözleşme hazırlamak üzere toplantıya çağrılan diplomatik konferansın nihai senedi.

Harp halinde bulunan ordulardaki yaralı ve hastaların vaziyetlerinin ıslahı hakkındaki 27 TEMMUZ 1929 tarihli Cenevre sözleşmesini,

6 TEMMUZ 1906 tarihli Cenevre sözleşmesi prensiplerinin Deniz Harbine intibak ettirilmesine matuf 18 EKİM 1907 tarihli X ncu La Haye sözleşmesini,

27 TEMMUZ 1929 tarihli Cenevre’de akdolunan ve harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair olan sözleşmeyi,

Gözden geçirmek ve

Sivil şahısların harp zamanında korunmasına matuf bir sözleşme,

Hazırlamak üzere İsviçre Federal Meclisi tarafından toplantıya çağrılan konferans,

Stockholm’de toplanmış olan XVII nci Milletlerarası Kızılhaç Konferansı tarafından tetkik ve tasvip olunan dört sözleşme tasarısını esas ittihaz ederek, 21 NİSAN’dan 12 AĞUSTOS 1949 tarihine kadar Cenevre’de müzakerelerde bulunmuştur.

Konferans; aşağıda gösterilen sözleşmenin metinlerini kararlaştırmıştır:

I. Harp halindeki silahlı kuvvetlerin hasta ve yaralıların vaziyetlerinin ıslahı hakkında Cenevre Sözleşmesi,

II. Denizde bulunan silahlı kuvvetlere mensup yaralıların hastaların ve deniz kazazadelerinin vaziyetini ıslaha matuf Cenevre sözleşmesi,

III. Harp esirlerine yapılacak muamele hakkında Cenevre sözleşmesi,

VI. Harp zamanında sivillerin korunmasına mütedair Cenevre sözleşmesi.

Metinleri Fransızca ve İngilizce olarak tesbit edilen ve bu sözleşmeler işbu senede eklenmiştir. Bu sözleşmelerin İspanyolca ve Rusça tercümeleri İsviçre Federal Meclisince yaptırılacaktır.

Konferans, keza bu senede rapdolunan 11 karar kabul edilmiştir.

Tasdikanlilmakal hükümetlerince usulü dairesinde selâhiyet verilmiş olan aşağıdaki vaziülimzalar, işbu nihai senedi imzalamışlardır.

Aslı ve merbut vesikaları İsviçre Federasyonu evrak mahzenine konmak üzere,12 AĞUSTOS 1949 tarihinde, Cenevre’de Fransızca ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir.

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol

0

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the involvement of children in armed conflict), Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açılmış, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Protokol’ü Bakanlar Kurulu kararıyla 8 Eylül 2000 tarihinde imzalamış ve Protokol hükümlerinin sadece  Türkiye’nin tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulanacağını deklare etmiş; Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ne koymuş olduğu şerhin geçerliliğini tekrarlamıştır.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün denetim organı Çocuk Hakları Komitesidir.

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol

İşbu Protokol’e Taraf Devletler,

Çocuk haklarının geliştirilmesi ve korunması için mevcut yaygın taahhüdün göstergesi olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye verilen geniş kapsamlı desteğin teşvikiyle,

Çocukların haklarının özel korunma gerektirdiğini tekrar teyit ederek ve çocukların durumlarının ayrım yapılmaksızın, sürekli iyileştirilmesi ve bunun yanı sıra, huzurlu ve güvenli koşullar altında gelişimlerinin ve eğitimlerinin sağlanması için çağrıda bulunarak,

Silahlı çatışmanın çocuklar üzerindeki zararlı ve yaygın etkisinden ve bunun kalıcı barış, güvenlik ve kalkınmaya yönelik uzun vadeli sonuçlarından rahatsızlık duyarak,

Silahlı çatışma durumlarında çocukların hedef alınmasını ve genellikle çok sayıda çocuğun bulunduğu okullar ve hastaneler gibi yerler dâhil, uluslararası hukuk tarafından korunan hedeflere yönelik doğrudan saldırıları kınayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün kabul edilmesini ve Statü’nün, özellikle 15 yaşın altındaki çocukların askere alınmasını ya da askerlik listelerine yazılmalarının veya uluslararası ya da uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda faal olarak muhasamata katılım için kullanılmalarını savaş suçları kapsamına almasını not ederek,

Dolayısıyla, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile tanınan hakların daha üst düzeyde kullanılmasının sağlanması için, çocukların silahlı çatışmalara dâhil olmalarına karşı daha fazla korunmalarına ihtiyaç duyulduğunu dikkate alarak,

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 1. maddesinde, Sözleşme’nin amaçları açısından, çocuğa uygulanan kanun çerçevesinde daha erken yaşta reşit olma söz konusu olmadıkça, on sekiz yaşın altındaki her insanın çocuk sayıldığını not ederek,

Sözleşmeye ek ihtiyari bir protokol ile kişilerin silahlı kuvvetlere alınabilme ve çatışmalara katılma bakımından yaş sınırının yükseltilmesinin, çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun yüksek yararının öncelikle göz önüne alınması ilkesinin uygulanmasına etkin katkıda bulunacağına inanarak,

Aralık 1995’te düzenlenen 26. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Konferansı’nın, diğer hususların yanı sıra, çatışma taraflarının, 18 yaş altındaki çocukların çatışmalara katılmalarının önüne geçilmesi için mümkün olan her türlü adımı atmaları tavsiyesinde bulunduğunu kaydederek,

Haziran 1999’da, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, diğer hususların yanı sıra, çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere zorla ya da zorunlu olarak askere alınmalarını yasaklayan 182 sayılı “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem” Sözleşmesi’nin oybirliğiyle kabulünü memnuniyetle karşılayarak,

Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan silahlı gruplarca, ulusal sınırların içinde veya sınıraşırı çatışmalarda çocukların silahaltına alınmalarını, eğitilmelerini ve kullanılmalarını şiddetle kınayarak ve bu çerçevede çocukları asker olarak silahaltına alanların, eğitenlerin ve kullananların sorumluluklarını tanıyarak,

Silahlı çatışmadaki tarafların her birinin, uluslararası insancıl hukuk hükümlerine uyma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatarak,

İşbu Protokol’ün, 51. madde dâhil olmak üzere, Birleşmiş Milletler Şartında yer alan hedef ve ilkeler ve insancıl hukukun ilgili kurallarına halel getirmediğini vurgulayarak,

Birleşmiş Milletler Şartında yer alan hedeflere ve ilkelere tam olarak uyulmasına ve yürürlükteki insan hakları düzenlemelerinin gözetilmesine dayalı barış ve güvenlik koşullarının, çocukların özellikle silahlı çatışmalar ve yabancı işgali sırasında tam anlamıyla korunmalar için vazgeçilmez olduğunu akılda tutarak,

Ekonomik veya sosyal durumları ya da cinsiyetleri bakımından bu Protokol’e aykırı biçimde askere alınma ya da çatışmalarda kullanılma konusunda özellikle kırılgan bir kesimi oluşturan çocukların özel ihtiyaçlarını tanıyarak,

Çocukların silahlı çatışmalara dâhil olmalarının kökeninde yatan ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerin dikkate alınmasının gerekliliğini göz önünde bulundurarak,

Bu Protokol’ün uygulanmasının yanı sıra, silahlı çatışma mağduru olan çocukların fiziksel ve psiko-sosyal rehabilitasyonlarında ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmalarında uluslararası işbirliğinin
güçlendirilmesi ihtiyacına inanarak,

Başta çocuklar ve çocuk mağdurlar olmak üzere toplumun, Protokol’ün uygulanmasına ilişkin bilgilendirici ve eğitici programların yaygınlaştırılmasına katılımını teşvik ederek, Aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde 1

Taraf Devletler kendi silahlı kuvvetlerinin 18 yaşına erişmemiş mensuplarının çatışmalara doğrudan doğruya katılmalarının önlenmesi için mümkün olan tüm makul önlemleri alacaklardır.

Madde 2

Taraf Devletler 18 yaşına erişmemiş kişilerin silahlı kuvvetlerine zorunlu olarak alınmamasını sağlayacaklardır.

Madde 3

1 Taraf Devletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 38. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen ulusal silahlı kuvvetlerine gönüllü asker alımı için asgari yaşı, anılan maddede yer alan ilkeleri göz önüne alarak ve Sözleşmeye göre 18 yaşından küçüklerin özel korunmaya hakkı olduğunu kabul ederek, yıllar itibariyle yükselteceklerdir.

2 Her Taraf Devlet, işbu Protokol’ü onaylamasının veya Protokol’e katılmasının ardından, ulusal silahlı kuvvetlerinde gönüllü silah altına alınma bakımından izin vereceği asgari yaşı belirten ve bu tarz silah altına almanın zorunlu ya da baskıyla olmamasını temin etmek için aldığı önlemleri tanımlayan bağlayıcı bir beyanı tevdi edecektir.

3 Ulusal silahlı kuvvetlerine 18 yaşın altındaki kişilerin gönüllü olarak alınmasına izin veren Taraf Devletler, asgari olarak aşağıdaki önlemleri almakla yükümlüdür:

a Bu koşullarda bir askere alım gerçekten gönüllü olması;

b Bu koşullarda bir askere alım ilgili kişinin ana-babasının veya yasal koruyucularının rızalarını bildirmesi suretiyle yapılması;

c Bu kişiler, bu koşullar altındaki bir askeri hizmetin içerdiği tüm görevler hakkında tam anlamıyla bilgilendirilmiş olmalı ve

d Bu kişiler, ulusal askeri hizmete kabul edilmeden önce yaşlarına dair güvenilir kanıtları ibraz etmelidirler.

4 Her Taraf Devlet, beyanını herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bu amaçla yapacağı bir bildirimle güçlendirebilir. Genel Sekreter, söz konusu bildirim hakkında tüm Taraf Devletlere bilgi verir. Söz konusu bildirim Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

5 İşbu maddenin 1. fıkrasında yer alan yaş yükseltme koşulu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 28. ve 29. maddeleri uyarınca Taraf Devletlerin silahlı kuvvetleri tarafından idare edilen veya bunların denetimi altında bulunan okullar için geçerli değildir.

Madde 4

1 Bir Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan silahlı gruplar, hiçbir koşul altında, muhasamatta 18 yaşın altındaki şahısları silahaltına almamalı ve kullanmamalıdır.

2 Taraf Devletler bu tarz askere alım ve kullanımın önlenmesi için, bu tür uygulamaların yasaklanmasına ve suç addedilmesine yönelik yasal önlemlerin kabulü dâhil, mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır.

3 Söz konusu Protokol’ün işbu maddesinin uygulanması bir silahlı çatışmanın herhangi bir tarafının hukuki statüsünü etkilemeyecektir.

Madde 5

İşbu Protokol’deki hiçbir husus, bir Taraf Devletin mevzuatının ya da uluslararası düzenlemelerin ve uluslararası insancıl hukukun çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha fazla katkıda bulunan hükümlerine halel getirecek şekilde yorumlanmayacaktır.

Madde 6

1 Her Taraf Devlet, yetkileri çerçevesinde, bu Protokol’ün hükümlerinin etkin uygulanması ve yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli tüm yasal, idari ve diğer önlemleri alacaktır.

2 Taraf Devletler, bu Protokol’ün ilkeleri ve hükümlerinin, yetişkinler ve çocuklar tarafından aynı şekilde, uygun yollardan geniş biçimde bilinmesini ve tanınmasını sağlamayı taahhüt ederler.

3 Taraf Devletler, bu Protokol’e aykırı olarak askere alınan veya çatışmalarda kullanılan, yetkileri altındaki kişilerin terhis edilmeleri veya hizmetlerine başka bir şekilde son verilmesi için mümkün olan tüm önlemleri alacaklardır. Taraf Devletler, gerektiğinde, bu kişilere fiziksel ve psikolojik açıdan iyileşmeleri ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları için uygun tüm yardımı sağlayacaklardır.

Madde 7

1 Taraf Devletler, işbu Protokol’ün uygulanmasında, Protokol’e aykırı herhangi bir faaliyetin önlenmesi ve Protokol’e aykırı eylemlerin mağduru olan kişilerin rehabilitasyonu ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları da dâhil olmak üzere, teknik işbirliği ve mali yardım yollarını da içeren şekilde işbirliğinde bulunacaklardır. Bu tarz yardım ve işbirliği, ilgili Taraf Devletler ve uluslararası kuruluşlar arasında istişareler yoluyla tesis edilecektir.

2 Yardım yapabilecek durumda olan Taraf Devletler bu tür yardımları, mevcut çok taraflı, iki taraflı veya başka programlar yoluyla ya da bunların yanı sıra, Genel Kurul kurallarına uygun olarak oluşturulan bir gönüllü fon aracılığıyla sağlayacaklardır.

Madde 8

1 Her Taraf Devlet, Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe girdiği iki yıl içinde, Protokol’ün hükümlerinin çatışmalara katılım ve askere almaya ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere, uygulanması için aldığı önlemlere ilişkin kapsamlı bilgi içeren raporu Çocuk Hakları Komitesi’ne sunacaktır.

2 Kapsamlı raporun verilmesinden sonra, her Taraf Devlet Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu rapora Sözleşme’nin 44. maddesi uyarınca bu Protokol’ün uygulanmasına ilişkin her türlü ilave bilgiyi ekleyecektir. Bunun dışında, Protokol’e Taraf Devletler her beş yılda bir rapor sunacaklardır.

3 Çocuk Hakları Komitesi Taraf Devletlerden bu Protokol’ün uygulanmasına yönelik ilave bilgi talebinde bulunabilecektir.

Madde 9

1 İşbu Protokol Sözleşmeye taraf olan veya Sözleşmeyi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin imzasına açıktır.

2 İşbu Protokol onaya tabidir ve herhangi bir Devletin katılımına açıktır. Onay veya katılıma ilişkin belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri nezdinde saklanacaktır.

3 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Sözleşme ve Protokol’ün depo makamı sıfatıyla, Sözleşmeye Taraf ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletlere 3. madde uyarınca yapılan her beyana, Protokol’ün onayına veya Protokol’e katılıma ilişkin bilgi verecektir.

Madde 10

1 İşbu Protokol onaylama veya katılıma ilişkin onuncu belgenin depo edilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

2 İşbu Protokol, onu onaylayan veya yürürlüğe girmesinden sonra katılan her Devlet bakımından, o Devletin onay veya katılım belgesini depo edilmesinden bir ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 11

1 Herhangi bir Taraf Devlet işbu Protokol’ü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle, herhangi bir zamanda feshedebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, Sözleşmeye Taraf diğer Devletleri ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletleri bu konuda bilgilendirir. Fesih, bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten bir yıl sonra yürürlüğe girecektir. Bununla beraber, şayet fesheden Taraf Devlet, o yılın bitiminde bir silahlı çatışma içindeyse, fesih silahlı çatışmanın bitiminden önce yürürlüğe girmeyecektir.

2 Böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek herhangi bir suç açısından, Taraf Devletin işbu Protokol çerçevesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Aynı şekilde böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce, Komite tarafından görüşülmekte olan herhangi bir hususun ele alınmasına devam edilmesine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.

Madde 12

1 Herhangi bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ibraz edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerilerin görüşülmesi ve oylanması amacıyla bir Taraf Devletler konferansı düzenlenmesini isteyip istemediklerini bildirmeleri  talebiyle iletecektir. Böyle bir bildirimi müteakip, dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte birinin Konferans yapılmasını istemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde Konferansı toplayacaktır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik önerisi onay için Genel Kurula sunulacaktır.

2 İşbu maddenin 1. fıkrasına uygun olarak kabul edilen bir değişiklik önerisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanıp Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.

3 Yürürlüğe giren bir değişiklik önerisi, öneriyi kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise, işbu Protokol’ün hükümleri ve daha önce kabul etmiş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.

Madde 13

1 İşbu Protokol’ün eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler arşivlerinde saklanacaktır.

2 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Protokol’ün onaylı örneklerini Sözleşmeye Taraf ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletlere iletecektir.

Birinci Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni:

Türkiye Cumhuriyeti işbu İhtiyari Protokol’ün hükümlerini yalnızca tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulayacağını beyan eder.

İkinci Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Protokol’ün 3. maddesinin 2. fıkrası ile ilgili olarak yapılan beyanın metni: “1- Türkiye Cumhuriyeti, İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Türk mevzuatına göre askerliğin zorunlu olduğunu, ancak Türk vatandaşlarının kanunen rüştünü ispat etmeden zorunlu askerlik hizmetine tabi tutulmadığını, Türk Askerlik Kanununa göre, askerlik hizmetinin 20 yaşına girilen yılın 01 Ocak tarihinde başladığını, seferberlik ve olağanüstü hallerde ise yükümlülerin 19 yaşında askere alınabildiğini beyan eder.

Türkiye’de gönüllü askerlik uygulaması yoktur. Bununla beraber, Askerlik Kanunu’nun 11. maddesi, sadece deniz ve jandarma sınıfları ile “gedikli küçük zabitlik” için asgari 18 yaştan itibaren gönüllü askere almayı öngörmektedir. Ancak, İhtiyari Protokol’ün getirdiği yaş düzenlemesine uygun olan bu madde uygulanmamaktadır.

İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile Protokol kapsamı dışında tutulan askeri okul öğrencileri de zorunlu askerlik uygulaması çerçevesinde yer almamaktadır. Bu öğrenciler, Türk mevzuatı uyarınca “asker” tanımı ve “askeri hizmet” yükümlülüğü dışında tutulmuştur.

2- Askeri liselere ve astsubay hazırlama okullarına kabul ise gönüllülük esasına, giriş sınavında başarıya ve veli ve yasal vasilerin muvafakatine bağlıdır. İlköğretimini tamamlamış, asgari 15 yaşında bu okullara gönüllü olarak kabul edilen öğrenciler, okul ile ilişkilerini istedikleri zaman kesebilirler.”

Üçüncü Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile ilgili olarak yapılan beyanın metni: “Türkiye Cumhuriyeti, Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile ilgili olarak, bu fıkrada zikredilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. maddesine yönelik çekincesinin tüm geçerliliğini koruduğunu beyan eder.”

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi

0

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi, 12 Şubat 2004 tarihinde kabul edilmiştir. Karar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Bakan Temsilcilerinin 872. toplantısında alınmıştır.

Tüm üye devletlere, 11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da gerçekleşen 2. Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi tarafından tekrar vurgulanan, çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü temel ilkelerine bağlılık taahhütlerini hatırlatmıştır. 

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa’da insan hak ve özgürlüklerinin korunması alanındaki temel belge olan Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (bundan böyle “Sözleşme” olarak anılacaktır) üye Devletlerin imzasına açılmasından bu yana elli yılı aşkın bir süre geçtiğini göz önünde bulundurarak;

Avrupa Konseyinin amacının, ortak mirasları olan ülkü ve ilkeleri korumak ve geliştirmek üzere üyesi olan ülkeler arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu dikkate alarak;

Tüm üye devletlerin, 11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da gerçekleşen 2. Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi tarafından tekrar vurgulanan, çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü temel ilkelerine bağlılık taahhütleri hatırlatılarak;

Sözleşmenin 10. maddesi ile koruma altına alınmış bulunan ifade ve bilgi edinme temel özgürlüğünün, 1982 senesinde kabul edilmiş olan İfade ve Bilgi Edinme Temel Özgürlüğü Bildirisinde belirtildiği üzere, demokratik bir toplumun en önemli temel taşlarından ve bireylerin kişisel ilerleme ve gelişimleri için gerekli unsurlardan birisi olduğunu tekrar vurgulayarak;

15 – 16 Haziran 2000 tarihlerinde Krakov’da yapılan Avrupa Kitle İletişim Politikalarından Sorumlu Bakanlar 6. Konferansında benimsenen, geleceğin kitle iletişim politikaları konulu Bildiriyi de göz önünde bulundurarak;

Kendisinin “Cevap hakkı – basın karşısında bireylerin konumu” konulu Res(74)26 sayılı Kararı ile seçim kampanyalarının basın tarafından izlenmesine ilişkin R (99) 15 sayılı Tavsiye Kararını hatırlatarak; “Nefret içeren ifadeler” konulu R(97)20 sayılı Tavsiye Kararı da hatırlatarak ve ırkçı veya kin beslemeye, yabancı düşmanlığına, antisemitizme ve her çeşit hoşgörüsüzlüğe sevk eden düşünceleri dile getirmenin siyasi ifade özgürlüğü çerçevesine girmediğini vurgulayarak;

Parlamenterler Meclisinin özel hayata saygı gösterilmesi konusundaki 1168 (1998) sayılı Kararını hatırda tutarak;

Kamuoyunun, kendisini ilgilendiren konularda bilgi edinme hakkı ile kamusal ve siyasi işlerde denetim hakkının teminat altına alınması için, ayrıca demokratik toplumlarda elzem olan siyasal organlar ile kamu hizmetlerinin sorumluluğunun ve şeffaflığının, üye devletlerde memurların statü ve sorumluluklarına ilişkin iç düzenlemelere zarar vermeyecek şekilde sağlanması için, kamuoyunun özellikle özgür ve bağımsız medya kuruluşları aracılığıyla, ifade ve bilgi edinme özgürlüğünün büyük önemini tekrar vurgulayarak;

İfade özgürlüğünden yararlanmanın beraberinde görev ve sorumluluklar da getirdiğini, bunların medya çalışanları tarafından hatırda tutulması gerektiğini, bu özgürlük ile Sözleşme tarafından teminat altına alınmış başka hak, özgürlük ve temel çıkarlar arasında bir denge sağlamak amacıyla söz konusu ifade özgürlüğünde meşru olarak bazı kısıtlamalara gidilebileceğini hatırlatarak;

Bir siyasi göreve aday olmuş, seçilmiş veya böyle bir görevden ayrılmış olan veya yerel, bölgesel, ulusal veya uluslararası düzeyde siyasi bir görevde bulunan veya siyasi yaşamda nüfuz sahibi olan gerçek kişilerin (bundan böyle “siyasi şahsiyet” olarak anılacaktır), ayrıca bu düzeylerde kamu görevi yürüten veya kamusal yetkilere sahip bulunan gerçek kişilerin (bundan böyle “kamu görevlileri olarak anılacaktır), medya kuruluşları aracılığıyla haklarında bilgi ve görüş yayınlanması nedeniyle zarar görebilecek temel hakları olduğunun bilincinde olarak;

Bazı ulusal hukuk sistemlerinin halen siyasi şahsiyetlere ve kamu görevlilerine, haklarındaki bilgi ve görüşlerin medya organlarında yayılmasına karşı hukuki ayrıcalıklar tanıdığının ve bu durumun Sözleşmenin 10. maddesi ile teminat altına alınmış bulunan ifade ve bilgi edinme özgürlüğü ile çeliştiğinin bilincinde olarak;

Kamuyu ilgilendiren konularda kamu denetimi hakkının kullanılmasının siyasi şahsiyetler ile kamu görevlileri dışındaki kimseler hakkındaki bilgi ve görüşlerin yayılması durumunu da kapsayabileceğinin bilincinde olarak;

Üye devletleri işbu Bildiriyi, gereğinde çevirisi ile birlikte, en geniş şekilde dağıtıma tabi tutmaya, özellikle siyasi mercilerin, kamu yönetim birimlerinin ve yargı organlarının, ayrıca gazetecilerin, medya kuruluşlarının ve bunların meslek kuruluşlarının dikkatine sunmaya davet eder;

Siyasi şahsiyetler ve kamu görevlileri hakkındaki bilgi ve görüşlerin yayımlanması konusunda aşağıdaki ilkelere özellikle dikkat çeker:

I. Medya kuruluşları aracılığıyla ifade ve bilgi edinme özgürlüğü

Kamuoyunun kamuyu ilgilendiren konularda bilgilendirilmesi çoğulcu demokrasinin ve siyasi ifade özgürlüğünün bir gereğidir. Bu özgürlük, medya kuruluşlarının siyasi şahsiyetler ve kamu görevlileri hakkında olumsuz bilgiler ve eleştiri niteliğinde görüşler yayınlama hakkı ile kamunun bu tür görüş ve bilgileri öğrenme hakkını da kapsar.

II. Devlet ve kamu kuruluşlarını eleştirme özgürlüğü

Devlet, hükumet, genel olarak yürütme, yasama veya yargının herhangi bir organı medya kuruluşlarında eleştiri konusu yapılabilir. Güçlü konumlarına bağlı olarak bu kurumlar, ceza hukuku tarafından itibar zedeleyici veya hakaret niteliği taşıyan beyanlara karşı kurum olarak koruma altına alınmamalıdırlar. Söz konusu kurumların böyle bir korumadan yararlanabildikleri hallerde ise bu koruma çok sınırlı bir şekilde ve her halükarda eleştiri özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla kullanılmasına mahal vermeden uygulanmalıdır. Bu kurumları temsil eden kimseler birey olarak zaten koruma altında bulunmaktadırlar.

III. Siyasi şahsiyetler hakkında kamuoyunda tartışma ve bunların kamuoyunca denetimi

Siyasi şahsiyetler kamuoyundan güven talep etmişler, kamuoyu bünyesinde açık tartışma konusu olmayı, kamuoyunun titiz bir denetimine tabi tutulmayı, buna bağlı olarak da görevlerini yerine getiriş tarzları konusunda kendilerine gereğinde şiddetli eleştiriler yöneltilebileceğini peşinen kabul etmişlerdir.

IV. Memurların kamuoyunca denetimi

Memurlar, görevlerinin sorumlu bir şekilde ve şeffaflık içinde yerine getirilmesini sağlamak için gerekli olduğu takdirde, görevlerini geçmişte veya halihazırda yerine getiriş tarzları hakkında, özellikle medyalar aracılığıyla, kamuoyunun denetim ve eleştirilerini kabul etmelidirler.

V. Hiciv özgürlüğü

Mizah ve hiciv, Sözleşmenin 10. maddesi ile korundukları şekilde ve kamuoyunu olaylar hakkında yanıltmamaları kaydıyla, ileri bir abartma, hatta tahrik boyutu taşıyabilir.

VI. Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin itibarı

Siyasi şahsiyetler itibarlarının ve haklarının korunması için diğer kimselerden daha geniş haklara sahip bulunmamalıdırlar. Bundan hareketle iç hukukta, siyasi şahsiyetleri eleştiren medya kuruluşlarına karşı daha ağır cezalar öngörülmemelidir. Bu ilke kamu görevlilerine de uygulanır. Bu ilkeye istisnalar, sadece kamu görevlilerinin görevlerini iyi yapmalarını sağlamak bakımından zaruri hallerde kabul edilebilir.

VII. Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin özel yaşamları

Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin özel yaşamları, medya kuruluşları tarafından yapılabilecek haberlere karşı Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca korunmalıdır. Ancak siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin özel yaşamlarına ilişkin bilgiler, bu şahısların görevlerini geçmişte veya halihazırda yerine getiriş tarzları bakımından kamuoyunu doğrudan ilgilendirdikleri takdirde, üçüncü şahıslara gereksiz yere zarar vermemek kaydıyla, yayın konusu yapılabilir. Siyasi şahsiyetler veya kamu görevlileri özel yaşamlarına ilişkin hususlara bizzat dikkat çektikleri takdirde medya kuruluşları bu hususları inceleyebilirler.

VIII. Medya kuruluşlarının ihlallerine karşı başvurular

Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlileri, medya kuruluşları tarafından hak ihlallerine karşı sıradan vatandaşların sahip oldukları hukuki başvuru yollarının aynılarına sahip olmalıdırlar. İtibar zedelemesi veya hakaret nedeniyle tazminat veya para cezası verildiği takdirde bunlar, medya kuruluşları tarafından gönüllü olarak verilerek ilgili kimseler tarafından kabul edilen gerçek ve uygun tazminatlar da göz önünde bulundurularak, hak ihlali ve itibar zedelenmesiyle orantılı olmalıdır. Hak ihlalinin veya itibar zedelemesinin vahameti ışığında ve özellikle medyada yayınlanan itibar zedeleyici ifadelerin veya hakaretlerin, nefret içeren ifadeler örneğinde olduğu gibi, başka temel özgürlükleri de önemli ölçüde ihlal ettiği ve cezanın kesin olarak gerekli ve ihlalin vahameti ile orantılı olduğu haller dışında itibar zedelemesi veya hakaret hapis cezasına yol açmamalıdır.

Türk İdare Dergisi

0

Türk İdare Dergisi, kamu yönetimi, güvenlik, yönetim bilimleri ve İçişleri Bakanlığı faaliyet alanına giren konuları ele alan makaleler yayınlayan ulusal bir dergidir. Dergi, 09.12.2011 tarihli Yayın Kurulu kararı gereğince 2012 yılından itibaren Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere, yılda iki kez yayımlanmaktadır.

Türk İdare Dergisi ulusal ve 2 hakemlidir, iki hakemin görüş ayrılığı durumunda üçüncü bir hakemin görüşüne başvurulmaktadır. Makalesi yayımlanan yazara, üç adet dergi ücretsiz olarak gönderilmekte, makaleler için telif ücreti ödenmektedir. İçişleri Bakanlığı; Türk İdare Dergisinde yayımlanmak üzere kabul edilen yazıların, fiziki ve elektronik ortamda tam metin olarak yayımlamak da dahil olmak üzere, tüm yayın haklarına sahiptir.

İçişleri Bakanlığı Türk İdare Dergisinin başlangıç yılını 1928 olarak kabul etmektedir. Tespit edilebilen en eski yayınlar o yıla aittir. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün başlattığı çağdaşlaşma hareketleri tüm yurtta coşkuyla karşılanmış, bu değişim ve yeniliklerin etkisi her kuruluşta olduğu gibi İçişleri Bakanlığında da görülmüş, hizmetlerin daha çabuk, etkin ve verimli üretilebilmesi için ihtiyaçlar belirlenirken personelin bilgi ve kültürünün artırılması, çalışma alanlarıyla ilgili gelişmelerden haberdar edilmesi ve özellikle merkez ile taşra arasında bir bağ oluşturulmasının gerekliliği ortaya çıkmış, bu nedenlerle ilk kez 1928 yılının Nisan ayında “Dahiliye Vekaletinin Aylık Mecmuası” olarak “İdare” adı altında eski harflerle yayın hayatına başlamıştır. Türk İdare Dergisi, İçişleri Bakanlığının en önemli yayın faaliyeti olarak, yayın hayatı boyunca kısa sayılabilecek sürelerle iki kez kesintiye uğramakla birlikte günümüze ulaşmıştır.

Türk İdare Dergisinin ilk altı sayısı Osmanlıca basılmış, Latin alfabesinin benimsenmesi ile yeni harflerle basılmaya başlamış ve Türk kamu yönetiminde önemli bir misyon üstlenmiştir. Türk İdare Dergisi, uzun soluklu olması sayesinde Türk kamu yönetiminde önemli bir boşluğu doldurmuş ve tarihsel sürece tanıklık etmiş, bakanlık personelinin hizmetlerini daha iyi yürütebilmesi için bilgi ve yeteneklerinin geliştirilmesi, genel ve mesleki birikiminin artırılması, yönetime ilişkin iç ve dış gelişmelerden haberdar edilmesi gibi önemli işlevler üstlenmiştir. Dergi, Bakanlık personelinin yanı sıra kamu yöneticileri, akademisyenler, kamu yönetimi ve kamu hukuku alanında öğrenim gören öğrenciler ve toplumun her kesiminden araştırmacılar için de önemli bir kaynak olmuştur.

Türk İdare Dergisi web sayfası http://www.tid.gov.tr 13 Temmuz 2004 tarihinden itibaren okuyucuya hizmet vermektedir.

Türk İdare Dergisi Yayın Tarihi

Türk İdare Dergisi 1928 yılında yayına başlamıştır

1928-1942 Dönemi: Nisan 1928’de “İdare” adıyla aylık olarak yayımlanmaya başlanan Derginin ilk altı sayısı Osmanlıca olarak basılmıştır. İlk sayısının başında yer alan Mukaddime’de Derginin yayın amacı ve içeriği hakkında bilgi verilmiş, hedefler ortaya konulmuştur. Yedinci sayısından itibaren yeni yazıyla çıkarılan Dergi, 1942 ye kadar 169 sayı olarak yayımlanmıştır. Gerçekte 170 sayı yayımlanmış olmasına karşın 1942 yılının Şubat ayında çıkan Dergiye sayı verilmemiştir. Bu yıllarda çıkarılan bazı sayıların ayrı ayrı hazırlanıp birleştirilerek tek kapak altında basıldığı görülmektedir. (67, 68 ve 69 uncu sayılar; 161, 162, 163 ve 164 üncü sayılar)15 yıl kadar süren bu dönem, Mayıs 1942’ye ait 169 uncu sayı ile sona ermekte ve Derginin yayın hayatındaki ilk önemli kesinti başlamaktadır.

1944-1975 Dönemi: 1944 yılının Eylül-Ekim aylarına ait 170 inci sayı ile Dergi yeniden çıkarılmaya başlanmıştır. Bu dönemde Derginin içeriğinde yapılan değişikliklerin yanı sıra adı değiştirilmiş ve iki ayda bir basılmıştır. 170 inci sayıdan itibaren “İdare Dergisi” adını almış, 1975 yılı sonu itibariyle 355 inci sayıya ulaşmıştır. Bu dönemde toplam 186 sayı yayımlanan Derginin bazı sayıları birleştirilerek basılmıştır.1963 yılına ait 281 inci sayısından başlayarak adı tekrar değiştirilmiş ve bugüne kadar Türk İdare Dergisi adıyla yayımlanmasına devam edilmiştir.

1976-1979 Dönemi: Derginin yayın hayatında önemli aksamaların olduğu dönemdir. Dört yıllık süre içerisinde yalnızca beş sayı yayımlanabilmiş ve yayın hayatındaki ikinci büyük kesinti 1979 yılı Şubat ayında çıkarılan 360 ıncı sayıdan sonra başlamış, 1982 yılı sonlarına kadar devam etmiştir.

1982’den Sonraki Dönem: Yayımına yaklaşık üç yıl ara verildikten sonra, 1982 Aralık ayına ait 361 inci sayıyla yeniden çıkarılmaya başlansa da bazı aksaklıklar devam etmiş, ancak 1984 yılında çıkarılan 363 üncü sayısından başlanarak sıklık süresi üç ayda bir olarak belirlenmiştir. 1985 yılından itibaren de yılda 4 sayı Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere düzenli aralıklarla yayımına devam edilmiş ve kesintiye uğratılmadan bugüne kadar sürdürülmüştür.

2009 Hakemli Dergi Dönemi: Türk İdare Dergisi, seksen yılı aşan yayın hayatı sürecinde Türk kamu yönetimine yaptığı hizmetleri bundan sonra daha üst düzeyde yürütme gayesiyle, 12 Şubat 2009 tarihli Müsteşarlık Makamının onayıyla ulusal hakemli akademik mesleki bir yayın haline getirilmiştir. Dergi, yeni yayın ilkesi gereğince 2009 yılının Haziran sayısından itibaren sadece bilimsel ve akademik düzeyde araştırma ve incelemeleri konu eden makaleleri yayımlamaktadır.

Türk İdare Dergisine, zaman zaman ekler yayımlanmış,  bu ekler bazen bir yazar ya da bir konuya ait iken bazen de bir araya getirildiğinde bağımsız bir kitap oluşturan önemli konulara ait olmuştur.

Türk İdare Dergisi yedi kez özel sayı olarak yayımlanmıştır: 
Atatürk ve İdare Özel Sayısı

Birinci özel sayı, Cumhuriyetin 10 uncu yıl dönümü nedeniyle hazırlanan 67’nci sayıdır. Bakanlık çalışmalarının bu 10 yıl açısından değerlendirildiği Dergi 303 sayfadan oluşmuştur.
İkinci özel sayı, Cumhuriyetin 15 inci yıl dönümü nedeniyle yayımlanan 127’nci sayı olup 15 yılda Bakanlıkça gerçekleştirilen çalışmalarla gelecekte yapılması planlanan çalışmalara yer verilmiştir.
Üçüncü özel sayı, Cumhuriyetin 50’nci yılına ilişkindir. 344 üncü sayı olarak yayımlanmış olup, 50 yılda İçişleri Bakanlığının çalışmalarını değerlendiren 11 makale ve 1 İdari Coğrafya incelemesini içermektedir.
Dördüncü özel sayı, Cumhuriyetin 60’ıncı yıl dönümü nedeniyle başta Merkez Valileri ve çok sayıda Bakanlık personelinin katkılarıyla hazırlanan 362’nci sayıdır. İçerik olarak diğer özel sayılardan farklıdır. “Atatürk ve İdare” adını taşıyan ve bütünüyle bir kitap olarak hazırlanan bu sayı, Atatürk ve mülki idare amirleri arasındaki bağı ortaya koymaya çalışan özel bir eser niteliğini taşımaktadır.
Beşinci özel sayı, ilk dört özel sayıdan farklı bir nedenle yayımlanmıştır. Türk İdare Dergisinin 60’ncı yayın yılını doldurması nedeniyle, 378 inci sayı bu niteliğine uygun olarak özel bir sayı şeklinde hazırlanmış ve 700 sayfa olarak yayımı gerçekleştirilmiştir. 31 yazarın değişik konularda katkıda bulunduğu Dergide Bakanlık personeli, mülki idare amirleri, diğer kamu kuruluşları yöneticileri ile öğretim görevlileri yazılarıyla bir araya getirilmiş bulunmaktadırlar.
Altıncı özel sayı, Cumhuriyetin 70’inci yıl dönümü nedeniyle çıkarılmıştır. Aralık 1993’e ait 401’inci sayı 713 sayfa olarak basılmıştır. Atatürk ve Atatürkçülük ile ilgili yazılar, Türk kamu yönetiminin 70 yılının değerlendirildiği yazılar, İçişleri Bakanlığının 70 yıllık merkez ve taşra teşkilatındaki gelişmelere ait yazılar ile mülki idare amirliği mesleğinin geleceğinin tartışıldığı yazılar yer almıştır.
Yedinci özel sayı, Cumhuriyetin 75 inci yıl dönümüne ait olan sayıdır. Aralık 1998’e ait 421 inci sayı 630 sayfadır. Bakanlığın, mülki idare amirlerinin ve genelde kamu yönetimi ile kurumlarının daha çok 70 yıllık geçmişlerinin değerlendirildiği altıncı özel sayıdan sadece beş yıl sonra yayımlanan bu sayıda; geçmişin değerlendirilmesi yapılmamış, çağdaş yönetim teknikleri ve uygulamaların ışığında geleceğe bakış ile yönetime katkıda bulunan yazılara yer verilmiştir.

Geri Göndermeme İlkesi

0

Geri Göndermeme İlkesi (Non-refoulement) uluslararası hukukun temel ilkelerindendir. Hiç kimsenin, vatansız dahi olsa işkenceye veya insanlık dışı muameleye veya cezaya maruz bırakılmaması için sınır dışı edilmemesi veya geri gönderilmemesi evrensel bir prensiptir. İlke, sığınmacıların ırk, din, milliyet, belli bir sosyal gruba veya politik görüşe sahip olmalarından ötürü uğrayacakları tehlikeleri engellemek üzere konulmuştur.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Geri gönderme (refulman, refoulement) Bir Devletin, bir kişiyi, hayatı veya özgürlüğünün tehdit altında olacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü yüzünden zulüm görebileceği veya işkence riskiyle karşı karşıya kalacağı başka bir Devletin topraklarına herhangi bir şekilde geri göndermesidir. Refulman, sınır dışı etme, zorla sınır dışı etme, iade etme, sınırda reddetme, ülke toprakları dışında durdurma ve fiziksel dönüşe zorlama şeklinde bir Devlete geri dönmeyle sonuçlanan eylemlerdir.[/box]

Geri Göndermeme İlkesi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Tarihli Sözleşme ile getirilmiştir. Sözleşmenin gücü, önde gelen çok sayıda devlet tarafından imzalanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Taraf devletlere, çekince koyma yetkisi tanınmamıştır.  1951 Sözleşmesi, 1933 tarihli “Mültecilerin Uluslararası Statüsü” ve 12 Şubat 1938 tarihli “Almanya’dan Gelen Sığınmacıların Statüsü” sözleşmelerinde tanımlanmış hakların hukuki korumasını genişletmiş ve güçlendirmiştir.

Sözleşmenin 33. maddesinde; “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.” ifadesi ile ger-göndermeme ilkesi tanımlanırken, bu temel kuralın istisnası, oldukça ciddi şartlarda maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir:

Geri Göndermeme İlkesi, İşkenceye veya Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi, 1949 Cenevre Sözleşmesi, BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, Zorla Kaybedilmeye Karşı Herkesin Korunması Hakkında Bildiri, Kanun Dışı, Keyfi ve Yargısız İnfazların Etkili Bir Şekilde Önlenmesi ve Soruşturulması Hakkında Prensipler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi ve Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sözleşmesi ile de teyit edilmiştir.

Geri Göndermeme İlkesi ve Türkiye 

Türkiye, Geri Göndermeme İlkesi’ni benimsemektedir. Ayrıca, mülteci haklarını düzenleyen sözleşme ve protokollerin çoğuna taraftır.

Türkiye’nin de taraf olduğu “1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne Dair Uluslararası Sözleşme” temel ilke ve prensipleri koymaktadır. Sözleşme, Geri Göndermeme İlkesini evrensel bir kural olarak kabul etmiştir.  Mülteciler ve uluslararası korumaya muhtaç kişisel bakımından Sözleşmesinin 33. maddesi  belirleyicidir. “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (refouler) etmeyecektir.”

Türk Hukuku’nda “geri göndermeme ilkesi”  Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yer almaktadır. Kanun, “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” şeklinde düzenleme getirmektedir.

Volker Türk

0
Volker Türk

Volker Türk, 27 Ağustos 1965’te Avusturya’nın Linz kentinde dünyaya geldi. Akademik kariyerine Linz Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alarak başladı ve buradan hukuk yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. Ardından Viyana Üniversitesi’nde uluslararası hukuk alanında doktora çalışmalarını tamamladı.

Doktora tezini Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve kurumun görev alanı üzerine hazırlayan Türk, bu çalışmasını 1992 yılında Berlin’de kitap olarak yayımladı.

Kariyerinin Başlangıcı ve Saha Deneyimi

Türk, Birleşmiş Milletler bünyesindeki profesyonel kariyerine 1991 yılında başladı. İlk olarak Kuveyt’te Avusturya Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen geçici bir görevde bulundu. Takip eden yıllarda BMMYK bünyesinde Malezya, Kosova, Bosna-Hersek ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi dünyanın kritik çatışma ve kriz bölgelerinde çeşitli saha görevleri üstlendi. Bu süreçte mülteci hakları ve uluslararası koruma konularında derin bir saha tecrübesi kazandı.

Üst Düzey Yöneticilik ve Stratejik Görevler

2009 yılında Cenevre’deki BMMYK Genel Merkezi’nde Uluslararası Koruma Bölümü Direktörü olan Türk, 2015-2019 yılları arasında Korumadan Sorumlu Yüksek Komiser Yardımcısı olarak atandı. Bu göreviyle o dönemdeki en üst düzey Avusturyalı BM yetkilisi unvanını aldı ve “Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat”ın geliştirilmesinde kilit rol oynadı.

2019 yılında BM Genel Sekreteri António Guterres tarafından Genel Sekreterlik İcra Ofisi’nde Stratejik Koordinasyondan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak atandı. 2021-2022 yılları arasında ise Politikalardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaparak, Genel Sekreter’in “İnsan Hakları İçin Harekete Geçme Çağrısı” ve “Ortak Gündemimiz” raporu gibi küresel vizyon projelerinin koordinasyonunu yürüttü.

İnsan Hakları Yüksek Komiserliği

8 Eylül 2022 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından Michelle Bachelet’in yerine Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak seçildi. 17 Ekim 2022’de resmi görevine başlayan Türk, bu makamda evrensel insan haklarının korunması, sivil alanın genişletilmesi ve hukukun üstünlüğü için küresel savunuculuk yapmaktadır. Görev süresi boyunca, Rus muhalif Vladimir Kara-Murza’nın serbest bırakılması çağrısı gibi kritik çıkışlarıyla demokratik değerlerin korunması konusundaki kararlılığını sergilemiştir.

Akademik Katkıları ve Kişisel Yaşamı

Uluslararası mülteci ve insan hakları hukuku alanında çok sayıda yayını bulunan Türk, özellikle 2003 yılında yayımlanan Refugee Protection in International Law kitabının eş yazarlarından biridir. İnsan hakları alanındaki üstün hizmetleri nedeniyle 2016 yılında Graz Üniversitesi İnsan Hakları Ödülü’ne layık görülmüştür.

İngilizce ve Fransızca dillerini akıcı, İspanyolca’yı ise iyi derecede konuşan Volker Türk, günümüzde çalışmalarını Cenevre’de sürdürmektedir. Kariyerini dünyanın en savunmasız insanları olan mültecilerin ve vatansız kişilerin haklarını aramaya adamış bir hukukçu olarak tanınmaktadır.

Yavuz Sabuncu

0

Yavuz Sabuncu, 24 Eylül 1948 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. (Ölümü: 12 Şubat 2007) Sultanahmet İlkokulunu bitirdi.

İstanbul Erkek Lisesi’nin Edebiyat Şubesi’nden 1966 yılında mezun oldu.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okudu. 1970 yılında, Siyaset ve İdare Bölümü’nden  mezun oldu. Aynı fakültede Siyasi İlimler doktora programına başladı.

1970-1971 ders yılında Avusturya hükümetinin burslusu olarak Linz Sosyal Bilimler Yüksek Okulu’nda misafir öğrenci olarak akademik çalışmalarını sürdürdü.

Akademik çalışmaları sırasında, kısa bir süre banka müfettiş muavinliği yaptı. Fakat ardından 1974 yılında askerlik görevine başladı.

Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, 1976 yılında, Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Hukuku kürsüsünde asistan olarak akademik hayatına başladı.

1979 yılında, doktorasını tamamlayarak hukuk doktoru unvanını kazandı. Sonrasında, 1990 yılında aynı bilim dalında doçent, 1995 yılında ise profesör oldu.

Ayrıca, 1984-1986 yıllarında Avrupa Konseyinden ve 1989’da DAAD’dan aldığı burslarla Almanya’da bilimsel çalışmalarda bulundu.

2000-2005 yılları arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü.

Sabuncu, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku derslerini verdi. Aynı yıllarda, KKTC Yakın Doğu Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku derslerine girdi. Ayrıca, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu başkanlığını yaptı. Aynı fakültede, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün Müdürü olarak çalıştı.

Siyasi İlimler Türk Derneği, TESEV Vakfı ile Türk-Alman Kamu Hukukçuları Forumu üyesiydi. Bunun yanı sıra, bir süre Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olarak da görev yaptı.

Ayrıca, TBB İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Akademik ve Bilimsel Danışma Kurulunda görev yaptı.

Hukuk fakültelerinde, Anayasa Hukukuna Giriş, Türkiye’nin Anayasal Düzeni, Çağdaş Devlet Düzenleri, Temel Haklar ve Özgürlükler, Türkiye’nin Güncel Siyasal Sorunları derslerini verdi.

12 Şubat 2007’de yaşama veda etti.

Öğrencileri tarafından her yıl anılmakta, İstanbul Mülkiyeliler Birliği’nde ve başkaca platformlarda “Yavuz Rakısı” adıyla buluşmalar yapılmaktadır.

Kuzguncuk'ta 7'nci 'Yavuz Rakısı' buluşması

Prof. Dr. Yavuz Sabuncu’nun Eserleri:
  • Anayasa Hukukuna Giriş
  • Çağdaş Devlet Düzenleri
  • Seçim Sistemleri
  • Siyaset Bilimine Giriş
  • Türk Anayasa Sistemi

Viktor Mihály Orbán

0
Viktor Mihály Orbán

Viktor Mihály Orbán, 31 Mayıs 1963 tarihinde Macaristan’ın Székesfehérvár (İstolni Belgrad) şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, 1981 yılında Blanka Teleki Lisesi’nden mezun olmuştur. 1983-1987 yılları arasında Budapeşte Eötvös Loránd Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde hukuk eğitimi alarak mezuniyetini hak etmiştir. Yüksek lisans tezini “Polonya Dayanışma Hareketi” üzerine kaleme almıştır. 1989 yılında Açık Toplum Enstitüsü bursu ile Oxford Üniversitesi Pembroke Koleji’nde siyaset bilimi üzerine akademik çalışmalarda bulunmuştur.

Siyasi Kariyerinin Başlangıcı ve Fidesz

Orbán, 30 Mart 1988 tarihinde kurulan Genç Demokratlar İttifakı’nın (Fidesz) kurucu üyeleri arasında yer alarak siyasi kariyerine adım atmıştır. 16 Haziran 1989 tarihinde, 1956 Devrimi’nin lideri Imre Nagy ve çalışma arkadaşlarının iade-i itibar töreninde yaptığı konuşmada, Sovyet birliklerinin Macaristan topraklarından çekilmesi ve serbest seçimlerin yapılması yönündeki talebiyle ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlık kazanmıştır. 1989 yılında gerçekleştirilen ve demokratik geçiş sürecini belirleyen “Üçlü Yuvarlak Masa” görüşmelerinde Fidesz delegasyonu içerisinde yer almıştır.

Yasama ve Yürütme Faaliyetleri
  • Milletvekilliği: 1990 yılında yapılan ilk demokratik seçimlerde Pest seçim bölgesinden milletvekili seçilerek parlamentoya girmiştir. 1993 yılına kadar Fidesz Parlamento Grup Başkanlığı görevini yürütmüştür.
  • Parti Liderliği: 1993 yılında Fidesz’in ilk genel başkanı seçilmiştir. Liderliği döneminde parti, klasik liberal çizgiden merkez sağ ve ulusal muhafazakâr bir ideolojik zemine evrilmiştir.
  • Birinci Başbakanlık Dönemi (1998-2002): 1998 genel seçimlerinde Fidesz’in zaferiyle ilk kez Başbakanlık makamına gelmiştir. Bu dönemde Macaristan’ın ekonomik istikrarı ve Avrupa entegrasyonu süreçlerine odaklanmıştır.
  • Muhalefet Dönemi (2002-2010): 2002 ve 2006 seçimlerinin kaybedilmesi üzerine sekiz yıl boyunca ana muhalefet lideri olarak görev yapmıştır.
  • İkinci ve Müteakip Başbakanlık Dönemleri (2010-Günümüz): 2010 genel seçimlerinde anayasal çoğunluğu (üçte iki) elde ederek ikinci kez Başbakan seçilmiştir. Bu başarısını 2014, 2018 ve 2022 seçimlerinde de sürdürmüştür.
Hukuki ve Siyasi Reformlar

2010 yılından itibaren Orbán hükümetleri, Macaristan Anayasası’nda (Temel Kanun) köklü değişikliklere gitmiştir. Bu reformlar; yargı yapısı, seçim kanunu ve medya mevzuatı gibi temel alanları kapsamaktadır. 2011 yılı itibari ile Macaristan’ın yeni anayasası kabul edilmiş, devletin kurumsal yapısı ve yargı hiyerarşisi yeniden düzenlenmiştir. Kasım 2020 itibarıyla, Kálmán Tisza’nın rekorunu geride bırakarak Macaristan tarihinin en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını iktisap etmiştir.

Dış Politika ve Uluslararası İlişkiler

Orbán dönemi dış politikası, Avrupa Birliği kurumlarıyla yaşanan egemenlik tartışmalarının yanı sıra; Rusya, Türkiye, Çin ve İsrail gibi ülkelerle ikili ilişkilerin güçlendirilmesine dayalı “Doğu Açılımı” stratejisi ile karakterize edilmektedir. Orbán yönetimi, dış politikada “Doğu Açılımı” (Eastern Opening) stratejisini benimseyerek; Avrupa Birliği müktesebatı ile ulusal egemenlik dengesi üzerine kurulu bir hat izlemiştir. Bu süreçte Türkiye, Rusya, Çin ve İsrail ile ikili devletler hukuku çerçevesinde stratejik iş birlikleri geliştirilmiştir. Siyasi kariyerinin başında Liberal Enternasyonal Başkan Yardımcılığı yapmış olsa da, 2000 yılında bu yapıdan ayrılarak Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılmış, ilerleyen süreçte ise muhafazakâr ve egemenlikçi politikaları nedeniyle AB düzleminde farklı ittifak arayışlarına girmiştir.

Tarım mühendisi Győző Orbán ve konuşma terapisti Erzsébet Sípos’un evladı olan Viktor Orbán, hukukçu Anikó Lévai ile evli olup beş çocuk babasıdır.

Kasım 2020 itibarıyla, 14 yılı aşan görev süresiyle Macaristan tarihinin en uzun süre görev yapan Başbakanı sıfatını iktisap etmiştir.

Lon Luvois Fuller

0
Lon Luvois Fuller

Lon Luvois Fuller, 15 Haziran 1902 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerinin, Teksas eyaletine bağlı Hereford kentinde doğdu.  8 Nisan 1978 tarihinde ve 75 yaşında Federal Almanya’nın Bavyera eyaletine bağlı Münih kentinde yaşamını yitirdi.

Hukuk ve ahlak arasında zorunlu bir ilişki olduğunu savunan, Amerikalı bir hukuk felsefecisidir. 

Fuller, hukuksal pozitivizmi eleştirmiş, doğal hukuk teorisini ise laik ve usule uygun bir formatta savunmuştur.

Harvard Üniversitesinde uzun yıllar hukuk profesörlüğü yapmış, 1964 tarihinde yazdığı The Morality of Law kitabında tüm hukuk sistemlerinin bireylere itaat yükümlülüğü getiren bir ahlak içerdiği tezini ortaya atmıştır.

Sekiz ilke ileri sürmüş, bu ilkelerin hukukun iç ahlakını oluşturduğunu söylemiş, kanun koyucunun kuralları yaparken uyması gereken sekiz ilkenin, genel, kamusal, geleceğe yönelik, açık, mantıksal tutarlılığa sahip, uygulanabilir, zamana bağlı tutarlılık içeren, önceden yayımlanan ve yöneticilerin uyduğu kurallar olmasını savunmuş, birçok felsefecinin hukuka dayanak yaptığı Tanrı buyruklarından türeyen yüksek yasaları ve dinsel teorileri reddetmiş, rasyonel ve evrensel ilkeler önermiştir.

Fuller’in getirmiş olduğu 8 ilke şunlardır:

1.Kurallar genel olmalıdır
2.Kurallar yayımlanmış olmalıdır
3.Kurallar geçmişe yürür olmamalıdır
4.Kurallar açık olmalıdır
5.Kurallar çelişmemelidir
6.Kurallar imkansızı talep etmemelidir
7.Kurallar zaman içinde tutarlı olmalıdır (sabitlik)
8. Yetkililerin eylemi ve yayımlanmış kurallar arasında uyum olmalıdır

Fuller, “hukukun iç ahlakına” ve saymış olduğu sekiz ilkeye uymayan yasaları gerçek hukuk olarak kabul etmemiş, koymuş olduğu ahlaki standartlardan bir tanesini dahi ihlal eden hukuki metinlerin gerçek hukuk olarak kabul edilemeyeceğini ve asgari ahlaka sahip olmayan hukuka insanların itaat edemeyeceğini savunmuş, koymuş olduğu bu ilkelerin, hukukun üstünlüğünü sağlayacağını, adalete ve öngörülebilirliğe sahip olacağını ileri sürmüştür.

Sekiz ilkeden herhangi biri, bir yönetim sisteminde eksikse, sistem yasal olmayacaktır. Hukuksal sistemler uzlaşma sağlamalı, netlik, tutarlılık ve istikrarı içinde barındırmalıdır.

“Hukukun iç ahlakından her bir ayrılış, sorumlu bir hukuki özne olarak insanın onuruna hakaret etmek demektir. Onun davranışlarını yayımlanmamış veya geçmişe yürür kurallarla yargılamak ya da ona yerine getiremeyeceği emirler vermek, onun özerkliğine karşı kayıtsızlığı ortaya koymaktır. Bunun aksine, insanın sorumlu eylem yetisi olmadığı kabul edildiğinde, hukuki ahlak (legal morality) var olma nedenini kaybedecektir. Onun davranışlarını, yayımlanmamış veya geçmişe yürür kurallarla yargılamak artık bir hakaret olmayacaktır, çünkü artık bir hakaret yoktur – hatta bu bağlamda yargılamak sözü de yersiz olacaktır; biz artık bir insanı yargılamıyoruz, onu kontrol (act upon) ediyoruz” 

Dante’nin Evrensel Krallığı Evrensel Hukuka Dönüşür mü?

0

Dante’nin Evrensel Krallığı Evrensel Hukuka Dönüşür mü? isimli makale ilk olarak Toplumcu Düşünce Dergisi internet sitesinde 1 Aralık 2020 tarihinde yayınlanmıştır. 

Dante Alighieri, Orta Çağın karanlığında yaşamış, 13. ve 14. Yüzyılların mücadeleleri ve çileleri içinde bir hayale kapılmıştı
İbrahim Aycan – Dante’nin Evrensel Krallığı Evrensel Hukuka Dönüşür mü?

Bundan 700 yıl önce Orta Çağın karanlığında yaşayan Dante Alighieri, 13. ve 14. Yüzyılların mücadeleleri ve çileleri içinde bir hayale kapılmıştı.

Bu büyük hayali kısa ömrüne sığdırmış ve insanlığa hem bir müjde vermiş hem de bir hedef koymuştu: Evrenselleşmiş Krallık!  Laik düşünceye de kapı aralayan bu hayalin gerçeğe dönüşmesine bir adım kalmışken bu hayali söndürecek gelişmeler de aynı dönem içinde yaşanmaktaydı.

Yaşadığı zamanın aydınlığını temsil eden Dante için bugün üniversitelerde kürsüler açılıyor, adı ve felsefesi onurla yaşatılıyor. Onun ideali olan “evrensellik” düşüncesi bugün karşımızda bir gerçeklik olarak duruyor. Kimileri için küresel ekonomik düzenden ibaret olsa da karşımızda duran hakikat evrenselleşmekte olan bir dünyadır.

Ortaçağın toplumsal gerçekliği içinde, bir kralın ya da kilisenin önderliğinde bile olsa evrensellik düşüncesine ilham kaynağı olan Dante’nin düşüncesi 20. Yüzyılda Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler gibi evrensel kuruluşlarla ete kemiğe bürünmüştür. Avrupa Birliğinin ulus devletlerin yetkilerini merkezi otoriteye devreden yapısı ise evrensel krallık düşüncesini daha somut ama bölgesel olarak karşılayan bir yapılanmadır.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan iki kutuplu dünyada kurumsal olarak ilk defa vücut bulan bu düşünce, uluslararası ve ulus ötesi sözleşmelerle bağıtlanan dünyada yepyeni bir dönemi başlatmıştı. Üstelik diplomasi hiç olmadığı kadar gelişti ve uluslararası iletişim ağı devletler ve toplumlar arasında sınırların kaldırıldığı bir bütünleşme imkânı yarattı.

Dante’nin Evrensellik Düşüncesi ile Evrensel Hukuk Arasındaki İlişki

Dante, dünyanın, Evrensel Kralın sınırsız otoritesi altında bir birlik oluşturmasını ve tek siyasal erk etrafında biçimlenmesini öngörüyordu. Bu fikir günümüzde, onlarca devletin bir araya gelerek ortak normlar oluşturması sayesinde hayal olmaktan çıkarak kurumsal bir yapının kurulabileceğini gösterdi. Evet, artık krallar hüküm sürmüyor ancak kralların bırakmak zorunda kaldığı yetkiler halkların seçtiği hükümetler tarafından temsil ediliyor.

Evrensel Krallık kuramı, aynı zamanda evrensel barışı hedefliyordu. Yaşadığı dönemde insanlığın geleceğinden endişe duyan birçok filozof ve devlet adamı gibi Dante de evrensel barışa büyük bir özlem duymuş, siyaset ve yaşam felsefesini bu özlem temelinde kurgulamıştır.  Aynı dönemdeki imparatorların dünya devleti kurma hayalleri ise evrensel bir barıştan ziyade evrensel bir güce sahip olma düşüncesi idi. İmparatorların bu düşüncesinin aksine, devletlerin sonu gelmez savaşlarla insanları telef etmesi yerine ortak çıkarlar ve barış için çalışmak Dante’nin idealiydi. Nitekim evrensel hukukun temelini oluşturan tüm ulus-ötesi sözleşmeler ve evrensel normlar da barışı hedefleyerek inşa ediliyor. Evrensel barış düşüncesi, çağlar arasındaki derin uçurumlara rağmen halen güncelliğini koruyor ve bu barışı kuracak güç ve otoritenin nasıl bir yapılanma olacağı tartışması da zaman zaman alevleniyor.

Ortaçağdaki kilisenin otoritesini baz alarak ortaya çıkan bu fikir gerçek anlamda dinler ve uluslar üstü bir yapı olarak Bileşmiş Milletler teşkilatında kurumsallaşmış ve devletlerin otoritelerini kısmen de olsa sınırlayabilmiş, dinsel olmayan bir iktidarın evrenselleşmesi dünya tarihinde ilk defa gerçek bir teşkilata dönüşmüştür. Bunun bölgesel versiyonu olan Avrupa Birliği ise organizasyon yapısı daha güçlü olan bir yapı olarak ulus devletlerin etkisini en üst düzeyde kısıtlamıştır.  Devlet olmanın asli unsurlarından olan para basma hakkı Avrupa Birliğinde ilk defa devlet üstü bir kuruma devredilmiş bulunuyor. Bir süre sonra Küresel bir para birimine geçmek imkânı hala tartışılmakta.

Eleştirilerin odağında olsa da dünya ölçeğinde evrenselliği sağlayacak otorite olarak Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi ve askeri güç olarak da Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra küresel çapta askeri güç olarak sadece NATO kalmış bulunuyor.  Öte yandan, hukuk güvenliğini sağlamak üzere; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sonucunda kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Roma Sözleşmesi ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, Birleşmiş Milletler’e bağlı olarak kurulan Lahey Adalet Divanı ve Luxemburg’da kurulmuş olan Avrupa Birliği Adalet Divanı bulunuyor.

Küresel bir yargı sistemi, küresel çapta yasa yapma hakkına sahip parlamento kurulması ve çıkarılacak yasaların icra yetkisine sahip uluslararası mahkemeler tarafından uygulanması halinde evrensel krallığın fiili olarak kurulmuş olduğu sonucuna varabileceğiz.

Laiklik ve Evrensel Düşünce

Dante’nin içinde yaşadığı çağın atmosferine uygun olarak kilisenin hegemonyası üzerinden hareket etmesi fikirlerinin laik düşünceden uzakta olduğu anlamına gelmemektedir. Ortaçağın bu hayalperest ozanı çağdaş laiklik kavramının yaratılmasında öncü sayılabilecek bir rol oynamış ve laik düşünceye kapı aralamıştır. Devleti dinin etkisindeki bir erkten ziyade güç ve otoritenin adalet dağıtan ve barışı sağlayan bir mekanizmaya dönüşmesini arzulaması laik düşüncenin de nüvesini teşkil etmiştir. Yoksa dinsel bir otoritenin dünyaya hükmetmesi düşüncesi bulunmamaktadır.  Aynı dönemde dünyanın diğer bölgelerindeki düşünsel kısırlık ile kıyaslandığında kilisenin hegemonyası altında yaşarken de olsa önemli bir hayalin peşine düştüğü kabul edilmelidir. Bugün tüm insanlığın birleştirici gücü hukuk olmak zorundadır.

Evrensel Krallığın günümüze uyarlaması evrensel normlar ve yasalar ile sağlanmak üzeredir. Bu normların olmazsa olmazları; Devletler Hukukunun İç Hukuka Üstünlüğü İlkesi, Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözülmesi İlkesi, Yargı Bağımsızlığı, İnsan Hakları, Çevre Hakkı, Su Hakkı, Kadın Hakları, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Hukukun Üstünlüğü, Yaşam Hakkının Korunması, Mülkiyet Hakkı, İşkence Yasağı, Irkçılığın ve Ayrımcılığın Yasaklanması ve Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi ve benzeri ilkelerin müeyyideye bağlanmış bir şekilde uluslararası hukuk tarafından korunmasıdır. Uluslararası Hukuk bu normları koruduğu ve geliştirdiği ölçüde evrenselliği, barışı ve dünya çapında huzuru koruma yolunda ilerleme sağlanabilecektir.

Dante’nin romantizmi aydınlanma devrinde temelleri atılan demokratik toplum kurumları ile ve 20. yüzyılın ete kemiğe bürünen evrensel norm ve kurumları sayesinde hayatın gerçekleri ile buluşmaya başlamıştır. Savaşlarla kan gölüne dönen dünyanın kasırgasını dinginleştirmek isteyen çağımız insanı milyonlarca insanın öldüğü ikinci dünya savaşı sonrası nihayet enternasyonal bir çabaya girişmek zorunda kalmıştır.

Devletlerin asıl görevinin özgürlüğü, adaleti ve barışı sağlamak olduğu küresel toplumun nihayet aklına gelmiş, insan ırkı birlik ve hukuk içinde hareket etmesini sağlayacak mekanizmalar da bundan sonra kurulmuştur. Hukuk artık evrensel bir boyut kazanmaya başlamış, ilk uluslararası mahkemeler de bu dönemde kurulmuştur. Uluslararası mahkemeler tarafından yapılan ilk yargılamaların insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçları olması da buna paralel bir gelişmedir. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra tüm uygarlıkların ve ülkelerin benimsediği, uluslarüstü kurumlarca geliştirilen ve kaleme alınan evrensel değerler ve uygarlık kriterleri gelişmiştir. Bu durum tarihte ilk defa meydana gelmektedir ve insanlığın uzun tarihi içinde yepyeni bir gelişmedir. Bugün artık laik düşünce olmaksızın evrensellik iddiasının ileri sürülemeyeceği, evrensel olmayan bir düşüncenin de barışı getiremeyeceği genel kabul görmüş bir teoridir. Dünyada savaşların ve iç çatışmaların en çok olduğu bölgelerin laik düşünceden uzak ülkeler olması bu teoriyi doğrulayan en önemli unsurdur.

İnsanlığın ve Evrensel Hukukun Önündeki Açmazlar

Dünyanın nüfusu ilk defa bu kadar artmış, teknoloji ve iletişim ilk defa bu kadar gelişmiş, internet ve telekomünikasyon sayesinde dünya küçük bir köye dönüşmüş, insan elinin değmediği alan neredeyse kalmamıştır. Bu nedenle, geçmiş yüzyıllarda yapılmış tüm devlet ve medeniyet yorumlarını bir kenara bırakarak bu yeni duruma göre dünyayı yeniden yorumlamak gerekmektedir.

Çünkü kısıtlı kaynaklar, doğa, toprak, su, ormanlar gibi varlıkların azalması, buzulların erimesi, ekolojik dengenin bozulması, Moğolistan ve Sibirya gibi bölgeler dışında tüm topraklarda yerleşimin yaygınlaşması ve popülasyonun artması ile dünyadaki kaynaklar azalmakta, çevre kirlenmekte, ekonominin gelişmesine rağmen yaşam kalitesi azalmaktadır. Nüfusun artmasına, doğanın tüketilmesine rağmen iletişimin güçlenmesi insanlığın birleşerek ortak noktalar ve ortak çözümler bulmasını kolaylaştırabilecektir. Özellikle salgın ve ekolojik felaketler çağında bu uzlaşmanın ve iletişimin sağlıklı bir şekilde kurulması büyük önem taşımaktadır.Bu durum aynı zamanda çıkar çatışmalarının ve kavgaların artmasına da neden olabilecektir.

Bu noktada çözüm, uluslarüstükurumlar vasıtası ile tüm insanlığı kapsayacak yasaların yapılması ve tüm dünyaya uygulanacak kuralların belirlenmesidir. Bu yasalaşma sözleşmelerle kısmen yapılmıştır. Uluslararası mahkemelerin sayısı artırılmalı, acilen bir Çevre ve Doğa Hakları Mahkemesi kurulmalıdır. Uluslararası mahkemelere icra yetkisi verilerek daha etkin hal getirilmesi ve devletlerin bu mahkemeler karşısında evrensel hukuka aykırı hareket edemez hale getirilmesi ve uluslararası hukuka uygun hareket tarzına göre yapılandırılması gerekecektir.

Artık kötülükler de iyilikler de küresel hale gelmiş bulunuyor. Moda, sanat, insan hakları mücadelesi, kadın hakları hareketleri, çevrenin korunması ve birçok alan küresel bir mesela haline geldi. Buzulların erimesinin tüm küreyi tehdit ettiğinin ayırdına varan bir uluslararası toplum oluştu. Çevresel atıkların denize bırakılmasının başka ülkelerin insanını zehirlediği artık biliniyor ve devletlerarası bir soruna dönüşebiliyor. Romanya’dan bırakılan atıkların Trakya çevresini zehirlediği herkesin malumu. Bilim insanları, sadece iki nesil sonra insanların büyük çoğunluğunun ciddi su sıkıntısı yaşayacağını söylemekte. Amazonların tahrip edilmesinin tüm dünya için bir tehdit olduğunu bilen bir uluslararası toplum var karşımızda.

Bir yandan evrensel normlar gelişirken bir yandan da kötülükler sistematik hale gelmekte ve iyilik ile kötülüğün savaşı devam etmekte. Üstelik dünya siyaset sahnesinin zirvelerinde bu savaşı açıkça görüyoruz. Dünyanın güç merkezi olan ABD’yi dört yıl boyunca yöneten Donald Trump hem seçilmeden önce hem de seçildikten sonra dünyanın tüm demokratik değerlerine açıkça ve pervasızca saldırarak kendine siyaset alanı açabildi. Tüm diplomasi kurallarını, tüm retorikleri ve normları altüst etmeyi göze alarak ilerlemesine rağmen toplumdan destek alabileceğini gösterdi. Fakat her halükarda; tüm dünyaya kötü bir kültür ve umutsuzluk yayan, faşist, ırkçı ve kanunsuzluk yapmaktan kaçınmayan siyasetin tasfiye edilmesi olumlu bir gelişmedir. Topal ördek iken bile Açık Semalar Sözleşmesinden çekilebilen siyasal saldırı püskürtülmüş gibi görünse de toplumların derin katmanlarında bu savaş devam ediyor ve edecek. 1984’ün Büyük Birader’inin merkezi kamera sistemine teslim olmak ya da olmamak insanlığın önünde bir tercih olarak duruyor.  Evrensel normlarla çalışan bir hukuk düzeni mi kurulacağına yoksa totalitarizmin pençesinde insanlığın tüm değerlerini yok eden vahşi bir rant zincirine mi teslim olacağına dünya toplumları karar verecek. İnsanlık hangisini tercih edecek?  Evrensel hukuku, her türlü teknolojik vasıta ile denetlenen baskıcı bir rejim olarak tasarlamak da mümkün, birey olmayı seçmiş insanlarından oluşan ve ortak norma saygılı bilinçli dünya yurttaşlığını kuran yeni bir düzen olarak da.

Dante, Evrensel Krallık hayalini ortaya attı ve bu hayalin gerçeğe dönüşmesine sadece bir adım kaldı. Kötülüğün sıradanlaşmasına alışmadan dirençle iyiliğin ve insanın özüne uygun olanın peşinde koşacağız. Tek ırk insan ırkıdır diyerek yolumuza devam edeceğiz. Umudumuz binlerce yıllık birikimin ışığında oluşan evrensel normların egemen olduğu yepyeni bir dünya ve yepyeni bir insanlık olmaya devam edecek. Sümerli yargıçların yaydığı ışığı 21. yüzyılda bile köreltmeye çalışan faşist zihniyete rağmen! Evrensel normlar oluşturmanın yanında yerel anlamda hukuka ve normlara uygun davranan bir toplum inşasının önemini de unutmayarak.

100 Dava, 100 Yıl: Türkiye Hukuk Tarihine Yapay Zekâdan Bir Bakış

0
Türkiye’nin son 100 yıldaki en önemli 100 davası

Yapay Zeka uygulaması ChatGPT, Türkiye’nin son 100 yıldaki en önemli 100 davasını listeledi. 

Erken Cumhuriyet (1920’ler–1940’lar)

  1. İstiklal Mahkemeleri (1920–1927) — Yeni rejimin olağanüstü yargısı.

  2. Şeyh Said İsyanı Yargılamaları (1925) — İsyan ve bölücülük suçlamaları.

  3. Takrir-i Sükûn dönemi basın davaları (1925–1927) — Serbestî–güvenlik gerilimi.

  4. İzmir Suikastı Davası (1926) — Atatürk’e suikast iddiası; geniş siyasal tasfiye.

  5. Terakkiperver Fırka kapatma süreciyle bağlantılı davalar (1925–1926) — Siyasetin yargısallaşması.

  6. TKP davaları (1920’ler) — Komünizm korkusu ve örgütlenme.

  7. Nazım Hikmet/Donanma Davası (1938) — İfade özgürlüğü ve sıkıyönetim.

  8. Menemen–Kubilay Davası (1930–1931) — İrtica soruşturmaları.

  9. Serbest Fırka sonrası olaylar davaları (1930) — Siyasal rekabetin cezai yüzü.

  10. Tan Olayı soruşturmaları (1945) — Basın özgürlüğü kırılma anı.

1950’ler–1960’lar

  1. Yassıada “Anayasa İhlali” Davası (1960–1961) — Menderes–Zorlu–Polatkan.

  2. Yassıada “Bebek Davası” ve diğer dosyalar — Ceza hukuku ile siyaset kesişimi.

  3. 6–7 Eylül Olayları soruşturmaları — Azınlık karşıtı şiddet ve cezasızlık tartışması.

  4. 49’lar Davası (1959) — Kürt öğrenci/düşünce yargılamaları.

  5. Talat Aydemir Darbe Girişimi Davaları (1962–1963) — Ordu–siyaset ilişkisi.

  6. İleri sol öğrenci davaları (1960’lar sonu) — 141–142–163 eksenli takipler.

  7. TİP kapatma ve siyaset yasağı süreçleri (1960’lar) — Parti özgürlüğünün sınırları.

  8. Kıbrıs bağlamlı casusluk/Devlet güvenliği dosyaları (1960’lar) — Güvenlik yargısı.

  9. 1960 sonrası basın davaları (Örneğin Akis/Ant) — Siyasi eleştiri alanı.

  10. Sendikal eylem davaları (1960’lar) — DİSK/Türk-İş çevresinde erken içtihatlar.

12 Mart–12 Eylül Arası ve Sonrası (1970’ler–1980’ler)

  1. THKO/Deniz Gezmiş Davası (1971–1972) — İdam cezaları ve politik şiddet.

  2. THKP-C/Mahir Çayan Davaları (1971) — Devrimci örgüt yargılamaları.

  3. 1971 Muhtırası basın/dernek davaları — Sıkıyönetim yargısı.

  4. DİSK Davaları (1970’ler/1980) — Sendikal haklar ceza ekseninde.

  5. 1 Mayıs 1977 soruşturmaları — Etkin soruşturma tartışması.

  6. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası (1981–1985) — 12 Eylül’ün büyük siyasal davası.

  7. Devrimci Yol/Devrimci Sol Davaları (1980’ler) — Kitle davaları.

  8. 12 Eylül Darbesi Davası (Evren–Şahinkaya, 2012’de açılıp 2014 hüküm) — Geç adalet tartışması.

  9. Aydınlar Dilekçesi soruşturmaları (1984) — İfade–dilekçe hakkı sınırları.

  10. Sıkıyönetim Devlet Güvenlik Mahkemeleri pratiği — Özel yargı düzeninin kalıcı etkisi.

1990’lar: Çatışma, Kutuplaşma, Derin Devlet Tartışmaları

  1. Sivas Madımak Davası (1993–) — Toplumsal şiddet, zamanaşımı ve cezasızlık eleştirisi.

  2. Başbağlar Davası (1993–) — Misilleme şiddeti ve yargı gerilimi.

  3. Uğur Mumcu Suikastı Davası (1993–) — Fail/motif tartışmaları.

  4. DEP/Leyla Zana ve Arkadaşları Davası (1994) — Siyaset–ifade–terör üçgeni.

  5. Metin Göktepe Davası (1996–2000) — Polis şiddeti ve cezasızlıkla mücadele.

  6. Susurluk Davası (1996–2002) — Devlet–mafya–siyaset bağı.

  7. Manisa Gençleri İşkence Davası (1995–2000) — İşkence yasağı içtihadı.

  8. Gazi Mahallesi Davası (1995–) — Etkin soruşturma yükümlülüğü tartışması.

  9. Öcalan Davası (1999) — Terör suçları, adil yargılanma ve AİHM boyutu.

  10. JİTEM Davaları/Faili Meçhuller (1990’lar–) — Sistematik şiddet iddiaları.

  11. Hizbullah Davaları (2000’a evrilir) — Örgütlü şiddet yargılamaları.

  12. Refah Partisi Kapatma (AYM, 1998) — Laiklik ve parti özgürlüğü.

  13. Fazilet Partisi Kapatma (AYM, 2001) — Siyasal alanın yeniden dizaynı.

  14. HADEP Kapatma (AYM, 2003) — Kürt siyaseti ve parti kapatma pratiği.

  15. Sivas davası ek dosyaları/1990’lar faili meçhulleri — Tutarlılık ve zamanaşımı.

  16. Musa Anter Davası (1992 cinayet, dosya yıllarca) — Derin yapı iddiaları.

  17. Temel haklar alanında AİHM’e giden dalga (Aksoy/Loizidou, 1996) — Türkiye aleyhine içtihat eşiği.

  18. “301”e giden yolun öncülleri — İfade/ulusal kimlik davaları.

  19. Sendikal hak ihlalleri davaları — AİHM ve iç hukuk etkileşimi.

  20. Faili meçhul köy boşaltmaları/işkence dosyaları — AİHM’de sistematik ihlal bulguları.

2000’ler: Dönüşüm, “Derin Devlet” ve Kumpas Tartışmaları

  1. Hrant Dink Cinayeti Davası (2007–) — İfade özgürlüğü, nefret, kamu görevi sorumluluğu.

  2. Malatya Zirve Yayınevi Davası (2007–2022) — Nefret/örgütlü yapı iddiaları.

  3. Rahip Santoro Davası (2006) — Dinsel nefret ve koruma sorumluluğu.

  4. Danıştay Saldırısı Davası (2006–) — Laiklik hedefli saldırı iddiaları.

  5. Ergenekon Davası (2008–2016) — Büyük “derin devlet” dosyası, FETÖ kumpası tespiti.

  6. Balyoz Davası (2010–2015) — Dijital delil tartışması, iade-i muhakeme.

  7. OdaTV Davası (2011–2016) — Basına kumpas, FETÖ rolü.

  8. KCK Davaları (2009–) — Toplu yargılama ve adil yargılanma eleştirileri.

  9. Poyrazköy/Kafes Eylem Planı (2009–2015) — Delil güvenilirliği sorunu.

  10. İzmir Askeri Casusluk (2013) — Dijital delille kurgu iddiaları.

  11. Deniz Feneri e.V. Davası (2008–2011) — Siyasi yansımaları güçlü yolsuzluk dosyası.

  12. Orhan Pamuk 301 Davası (2005–2006) — İfade özgürlüğü/“Türklüğü aşağılamak” tartışması.

  13. Hrant Dink 301 Süreçleri — 301’in en sembolik dosyası.

  14. Temizöz ve Cizre JİTEM Davası (2009–2015) — 90’lar hesaplaşması.

  15. Şemdinli Davası (2005–2016) — Asker–yargı yetki çekişmesi.

  16. Fenerbahçe Şike Davası (2011–) — Spor yargısı ve kumpas tartışması.

  17. Parti finansmanı–siyasi etik dosyaları — Yerleşmeyen içtihat alanı.

  18. AİHM: Loizidou, Aksoy, İpek vb. içtihatların uygulanması — İhlal–yeniden yargılama ilişkisi.

  19. 367 Kararı ve yargının siyasette rolü (2007) — (dava/karar ekosistemi).

  20. Haksız Tahrik–Namus cinayetleri içtihadı — Toplumsal cinsiyet adaleti tartışmaları.

2010’lar–2020’ler: Yeni Sistem, Toplumsal Felaketler, Büyük Siyasi Davalar

  1. Gezi Parkı Davası (2013–2022/—) — Toplumsal hareket–ceza hukuku.

  2. Osman Kavala Davası (2017–) — AİHM kararına rağmen tutma tartışması.

  3. 17–25 Aralık Soruşturmaları (2013) — Yolsuzluk–yargı bağı.

  4. MİT TIR’ları Davası / Can Dündar (2014–) — Devlet sırrı–basın özgürlüğü.

  5. 15 Temmuz Darbe Davaları (2016–) — Kitle yargılamaları ve adil yargılanma ölçütleri.

  6. ByLock/Ankesör Davaları — Dijital delil standardı tartışması.

  7. Tahşiye Kumpası Davası — FETÖ yargı mühendisliği.

  8. Selam-Tevhid/Kudüs Ordusu Kumpası — Usulsüz dinleme–delil üretimi.

  9. Barış Akademisyenleri Davaları (2016–2019) — AYM’nin ifade özgürlüğü içtihadı.

  10. Wikipedia Erişim Yasağı/AYM Kararı (2019) — İnternet özgürlüğünde dönüm.

  11. HDP Kapatma Davası (AYM, 2021–) — Parti kapatma pratiğinin dönüşü.

  12. Selahattin Demirtaş Davaları (2016–) — AİHM Büyük Daire içtihatları.

  13. Canan Kaftancıoğlu Davası (2019–2022) — Siyasi ifade/geriye yürütme tartışmaları.

  14. Ekrem İmamoğlu Davası (2019– ) — Seçim–yargı–siyaset kesişimi.

  15. Enis Berberoğlu/AYM Hak İhlali (2020) — Yasama dokunulmazlığı içtihadı.

  16. Can Atalay/AYM–Yargıtay Krizi (2023–2024) — Anayasal organlar arası çatışma.

  17. Boğaziçi Davaları (2021–) — Üniversite özerkliği–toplanma özgürlüğü.

  18. Emekli amiraller Montrö Davası (2021–2022) — Bildiri–ifade–vesayet tartışması.

  19. Soma Maden Faciası Davası (2014–2024) — Kurumsal sorumluluk ve yaptırım.

  20. Ermenek Maden Davası (2014–) — İş sağlığı ve güvenliği içtihadı.

  21. Çorlu Tren Faciası Davası (2018–2024) — Altyapı güvenliği–ceza sorumluluğu.

  22. Aladağ Yurt Yangını Davası (2016–2020) — Çocukların korunması–idarenin rolü.

  23. Hava Harp Okulu Öğrencileri Davaları (2016–) — Toplu yargılama/fer’î faillik.

  24. FETÖ Medya Davaları (Altan/Ilíçak vb., 2016–2021) — İfade/silahlı örgüt kriteri.

  25. Kobani Davası (2020–2024) — Siyasi sorumluluk–toplumsal olay ilişkisi.

  26. Mavi Marmara Davası (2010–) — Evrensel yargı/uluslararası hukuk tartışması.

  27. TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret) emsal dosyaları — Suç tipinin sınırları.

  28. Çiftlik Bank Davası (2021–2024) — Finansal dolandırıcılık–toplu mağduriyet.

  29. Thodex Davası (2023) — Kripto varlık yargılamalarının ilk örnekleri.

  30. Sosyal medya erişim engelleri/5651 AYM içtihadı — Dijital haklar ekseninde dönüşüm.

Yolsuzluklarla Mücadelenin Yasal ve Hukuksal Çerçevesi

0

Yolsuzluklarla Mücadelenin Yasal ve Hukuksal Çerçevesi / Prof. Dr. İl Han Özay

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Özay, Günışığında Yönetim için ‘Yönetimin karar alma mekanizmasının, tıpkı yargı ve yasamada olduğu gibi bir usul yasası ile belirlenmesi’ni önermektedir. [/box]

Yolsuzluk ve kokuşma ile mücadelede en etkin silah ‘Günışığında Yönetim’dir. Nitekim dilimizde “güneş girmeyen yere hekim girer” diye çok güzel bir halk deyim olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri Federal Yüksek Mahkemesinin en ünlü yargıçlarından Louis Dembitz Brandeis, “eğer güneş en etkin mikrop öldürücü ise ışık da en iyi koruyucu ve kollayıcıdır” demek suretiyle bu gerçeği en öz ve anlamlı bir biçimde dile getirmiştir.

Yönetimin “kuruluş”u demokratik olabilir, yani kamu görevlilerinin hemen hemen tümü Birleşik Devletlerdeki gibi seçimle işbaşına gelebilirler, ancak bu “işleyiş”in de kendiliğinden demokratik olacağı anlamına gelmez. Öyle ise, kamu yönetiminde işleyişin de demokratik olabilmesinin ilk şartı ‘saydamlık’tır. (1) Ne var ki ‘saydamlık’ herhangi bir cismin önünden arkasının görünmesi anlamını taşır ve bazen görünen !arka! hiç de güzel olmayabilir.

[box type=”success” align=”” class=”” width=””]”Kamu hukuku dış görüntüsü özenli ve tertemiz bir yapıya benzer. Bu yapının içi ise hiç bir zaman uyulmamış ilkeler ve uygulanmamış kurallarla doludur.” Antonio MARONGIU[/box]

Yönetimin kuruluşunun demokratik olması, yani kamu görevlerine seçimle gelinmesi ve saydamlık, işleyişin de demokratik olabilmesinin ilk şartıdır, ancak, tek başına yeterli değildir. (2)

İşleyişin de demokratik olabilmesi için:
  1. Yönetimin karar alma mekanizmasının, tıpkı yargı ve yasamada olduğu gibi bir usul yasası ile belirlenmesi, (3)
  2. Karar alma mekanizmasına ilgililerin aktif bir biçimde ve yetki ile donatılmış olarak katılabilmesi için yönetimin elindeki, doğası gereği gizli kalması gerekmeyen, her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilme hakkının sağlanması (4) ve
  3. Özellikle kurul halinde karar veren yönetim birimlerinin toplantılarının herkese açık olması ve ilgililerin söz alarak görüşlerini açıklama olanağının bulunması. (5)

Bu üç unsur, hem “demokratik” hem de “saydam”, yani tam anlamayla bir “Günışığında Yönetim”i sağlar ve gerçekleştirir. (6)

Bu teorik çerçeve içinde yapılmasa gereken ilk iş, idarenin karar alma mekanizma ve sürecini, tıpkı “Yargı”daki gibi bir “usul yasası” ile belirlemektir. (7)

Yukarıda değinilen Amerikan “Government in the sunshine/ Günışığında Yönetim” sistemi yaklaşık otuz yıl süren bir deneyim sonucu ortaya çıkmıştır ama bizim de böyle yapmamız gerekmez. Tam tersi, başkalarının deneyimini örnek alıp o tür bir yasal düzenlemeye gitmek en doğru davranış olur. Dolaysıyla, bu usul yasası mutlaka katılımı da sağlamalı ve katılımın etkili olabilmesi için de ilgililerin kamu yönetiminin elindeki bilgi ve belgelere kolayca ulaşabilmesinin yollarını da öngörmelidir. (8)

Ülkemizde şimdi yürürlükteki sistemin yolsuzluklara elverişli bir zemin oluşturmasının nedeni kamu yönetiminin “kapalı kapılar ardında” tek yanlı olarak karar alıyor olmasındandır. Bu mekanizma ve sürece ilgililer ancak “gayrımeşru” yollardan katılabilmekte ve bunun adı da “rüşvet” olmaktadır.

Kapalı kapılar ardında, tek yanlı olarak alınan idari kararlar karşısında tek çare yargı yoludur ki, bu da hem bir “hastalık hali” hem de masraflı, külfetli ve ülkenin global ekonomisi bakımından da “antiekonomik”tir. Nitekim, önceden gayrımeşru yollara başvurmayanların birçoğu, haklarını Yargı önünde korumaya çalışacaklarına, sonradan türlü yöntemler ve genel olarak “hediye” adı verilen aracı kullanıp “idare”yi karar değiştirmeye “ikna” etmeye çalışmakta ve bunda başarıl da olmaktadırlar.

Önceden verilenle sonradan verilen arasında da aleyhte epeyi bir fark olduğu söylenmekteyse de pratik olarak böyle bir yolu hiç denemediğimden bunun doğruluğu konusunda yemin edemem. Ancak bu işin yolunun yordamının bu olduğunu Mısır’daki sağır sultan bile duymuştur.

Buna karşılık, başta da belirtildiği gibi, ilgililerin karar alma mekanizma ve sürecine izleyici olarak değil “yetkiyi paylaşan”lar olarak katılımı ve görüşünün alınması,(9) idarenin elindeki tüm bilgi ve belgelere ulanabilme hakkı, (10) sağlandığı ve bağımsız “Yargı” güvencesi altına alındığı (11) taktirde, idareyi ne önceden ne de sonradan gayrımeşru yol ve vasıtalarla, belli kişisel çıkarlar doğrultusunda etkileyip, kamu yararı dışında uygulamalar yapabilme olanağı büyük ölçüde ortadan kalkabilecektir. (12)

Böyle bir sistemi gerçekleştirebilme “demokratik” olduğunu iddia eden bir toplum için hiç de zor olmamak gerekir. Şubat 1992’de Ankara’da Milli Kütüphanede yapılan ve bu tür bir katılımcı demokratik yönetim modelini savunduğu “Anayasa Kurultayı”nda yorumculardan biri, “herkesin işi gücü mü yok ki gidip araştırsın ve görüş açıklasın” demişti. İşin garibi bu zat ünlü bir basın mensubuydu. “Belki” diye cevap verdim: “Ama bunu içgöç edinenler de çıkabilir.”

Zaten bazı düzenlerde demokrasi de “birkaç iyi adam” sayesinde yalamaya devam edebilmektedir.

Notlar:

  1. Nitekim bir genel seçimde yazılı basında tam sayfa olarak Sayın Süleyman Demirel’in boy resmi yanında “Karakolların duvarları camdan olacak” sloganı yayımlanmıştı. Ancak, yine aynı günlerde Karadeniz kıyı kesimindeki bir kentte, emniyet görevlilerinin kendileri hakkında bir eleştiri yazısı yazmış bulunan bir kimseyi karakola çağırarak ona gazetenin o nüshasını yedirdikleri haberi de yer alıyordu. Siz duvarları camdan olan bir karakolun önünden geçerken bunu görseniz, belki de ne yedirdiklerini anlamadan adamın etrafında pervane olarak kendisine izzeti ikramda bulunduklarını sanırsınız. Hani Hoca’ya “Helada sakız çiğnenir mi” diye sorduklarında verdiği cevap gibi: “Çiğnenir ama dışarı çıkınca ağzınızı oynatmayın, sonra başka bir şey yediğinizi zannederler.”
  2. Bunun en güzel kantı ABD’dir. Nitekim orada federal düzeyde olanlar hariç yargıçların bile seçimle işbaşına gelmelerine karşın yönetimin işleyişinin de demokratik olabilmesi için çareler araştırılmış ve biraz sonra anlatacağım bir sistem oluşturulmuştur.
  3. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1946 yılında çıkarılan “Administrative Procedure Act / Yönetsel
    Yöntem Yasası”.
  4. “Freedom of Information Act / Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası”.
  5. “Sunshine Act / Günışığında Yasası”.
  6. Bizde usul yasaları, yasama ve yargı dışında her konuda ayrı ayrı olmak üzere sadece vergilendirme ve kamulaştırma ile kamusal ihale alanlarında vardır. Buna karşılık kamulaştırma ve vergi usul yasaları katılım ve açıklığı çok sınırlı bir biçimde sağlamakta, Devlet İhale Kanunu sistemi ise bu konuda biraz daha “günışığında” gibi görünmektedir.
  7. İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda İspanya, İsviçre, 1976’da Federal Almanya, daha sonra
    Fransa ve İtalya, Birleşik Devletler örneğini izleyerek, yargısal olmayan genel idari usul konusunda yasal düzenlemeler yapmışlardır. İtalya’nın bu kervana en sonra katılmasının nedeni ise idarenin direnmesi olmuştur, zira genel idari usule ilişkin bir yasa “keyfi” davranışa bir ölçüde engel
    olduğundan kamu yetkililerinin pek de hoşuna gitmemektedir.
  8. Örneğin, Sıddık Sami Onar, belediyede birden fazla imar planı bulunduğunu, eğer sizi yararlandırmak istiyorlarsa bunlardan birini, yok işinizi yokuşa sürmek istiyorlarsa diğerini uyguladıklarını söylerdi. İstanbul nazım planı üzerinde yallarca çalışmış bulunan İtalyan Şehircilik uzmanı Profesör Piccinato da bana, belli ölçekli birtakım maketlerin de yapılmasa zorunluluğundan söz etmişti. Aksi taktirde sadece paftaların anlaşılmasının çok zor olduğunu ve plandaki bazı verilerin farkla biçimde yorumlanabileceğini anlatmışta. Gerçi bu tür teknik bir güçlük o belgeye ulaşan ilgili için de söz konusudur, ama hiç olmazsa güvendiği bir uzmanın görüşünü alarak idarenin gösterdiği gerekçenin doğru olup olmadığın sınayabilir.
  9. Bu tür bir katılımın sadece yasada öngörülmesi değil, ayna zamanda bağımsız “yargı”nın da güvencesi altonda olmasa gerekir. Örneğin Amerika’da Hudson vadisinde kurulacak bir hidroelektrik
    santrali için izin verilmesi üzerine, konu “Hudson Nehri Manzarasın Korumacılar Grubu” isimli bir topluluk tarafından, ilgili olarak kendi görüşleri alınmadığı gerekçesiyle, Federal Yüksek Mahkeme önüne kadar götürülebilmiştir. Supreme Court da 1966 tarihli “Scenic Hudson Preservation
    Conference” kararanda, “kamu yararı hiç kimsenin bu arada idarenin de tekelinde değildir; her kim ki kendini bu konuda ilgili görür onun menfaatinin korunmasa gerekir” diyerek izni, bizim hukuk düzenimizin terimiyle “iptal” etmiştir.
  10. Pek tabii olarak askeri, siyasal ve ticari surlar söz konusu ise bunlara ilişkin bilgi ve belgeler herkese verilmez. Buna karşılık ihaleler, imar planları, inşaat izinleri ve benzeri gibi konulardaki bilgi ve belgelerin gizliliği söz konusu olmamak gerekir. Ülkemizde, ilgililerin bir ölçüde kendilerinin malı olan belgelere ulaşmaları bile idarenin “ihsan”ına bağlıdır. Örneğine üniversitede başarısız olan öğrencilere sınav kağıtlarını göstermek tamamen öğretim üyesinin takdirine kalmıştır. Orta öğretimde de sınav kağıdını göstermek değil de sadece aldığı notun yüzdesi hakkında bilgi verilirmiş. Bazı bilgi ve belgelere ulaşabilme olanağı bizde basın için bile sınırlıdır. Dikkat edilirse kamusal yaşam bakmandan çok önemli ama gizli tutulan bilgi ve belgeler, zaman zaman medyanın eline geçmekte, ünlü bazı sunucular bunları açıklayıp tartışarak büyük skandallar yaratmaktadırlar.
  11. İtalya’nın efsane savcısı Di Pietro, İstanbul’daki bir söyleşisinde, ünlü “temiz eller” operasyonunun büyük başarıya ulaşmasında ülkedeki dinamik güçler ve kamuoyu kadar “yargı”nın bağımsızlığının da etken olduğunu vurgulamıştır.
  12. Böyle bir sisteme geçildiğinde, idarenin zaten yavaş olan karar alma mekanizmasının daha da yavaşlayacağı eleştirisi ile karşılaşmak mümkündür. Ancak bu yasal düzenlemeyle önlenebilir ve
    hatta süreç hızlandırılabilir. Nitekim bugünlerde İtalya’da yapılan bir reform sayesinde idari muamelelerin hızlanmasa ve yararlananların eski sıkıntılarından kurtarılması mümkün kılınmıştır.
29 Eylül – 3 Ekim 1997 tarihlerinde İstanbul’da düeznlenen “Yolsuzluk ile Savaşım Stratejileri Uluslararası. Sempozyumu”nda yapılan konuşmadır. Sempozyum; Alman Kültür Merkezi (Goethe Institut – İstanbul), HFSA (Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi), Amerikan Basın ve Kültür Merkezi (United States Information Service), İngiliz Kültür Merkezi (The British Council) ve İtalyan Kültür Enstitüsü (Istituto Italiano di Cultura) tarafından düzenlenmiştir.

Şikayetname – Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar

0

Şikayetname, divan şairi Fuzuli tarafından yazılmıştır. Gerçek adı Mehmed b. Süleyman’dır. “Fuzûlî-i Bağdadî” veya “Mevlânâ Fuzûlî” olarak tanınmıştır. 

Fuzuli, Irak bölgesinde muhtemelen Kerbelâ’da, tahminen 1480’lerde doğmuş, 1556’da yine aynı bölgede ölmüştür. Kanuni`nin Bağdat`ı almasından sonra ona ithafen yazdığı kasidelerle ve imparatorluğun Bağdat Valisi olarak atadığı şahıslara ithaf ettiği şiirleriyle bilinmektedir. 

Fuzûlî, Şikayetname isimli şiirinde kendisine bağlanan maaşı vermeyen memurları şikâyet etmekte, devlet dairelerinde rüşvetin geldiği noktaya dikkat çekmektedir. Şikâyetnâme mecazlı ifadelerle Kanunî’yi hedef almaktadır. 

“Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar” sözü Osmanlı İmparatorluğu’nun rüşvet ve yolsuzluk bataklığına sürüklenerek çöküş sürecinin başlangıcını simgelemesi bakımından önemlidir. 

 

 

Şikayetname – Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar

Selâm verdim rüşvet değildir deyü almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.

Dedim : – Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?

Dediler: – Bizim adetimiz böyledir.

Dedim: – Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.

Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.

Dedim: – Beratımın gereği niçin yerine gelmez?

Dediler: – Zevaittir, husulü mümkün olmaz.

Dedim: – Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?

Dediler: – Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?

Dedim: – Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.

Dediler: – Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.

Dedim: – Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.

Dediler: – Bu hesap, kıyamette sorulur.

Dedim: – Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.

Dediler: – Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.

Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler. Çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey’us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.

Yolsuzlukla Mücadele Çabaları Hakkında Rapor

0

Yolsuzlukla Mücadele Çabaları Hakkında Rapor, Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı (Agit-Organization for Security and Co-operation in EuropeOSCE) tarafından 26 Kasım 2000 tarihinde yayınlanmıştır.

Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı’nın (Agit) Yolsuzlukla Mücadele Uluslararası. Çabalarına Katkıları Hakkında Rapor

I.SUNUŞ

Yolsuzluk, hükümetlerin ve toplumların bunu kontrol altına alma mücadelelerinde devamlı bir özen göstermeleri ve yükümlülükte bulunmalarını gerektiren sürekli bir tehdit olarak tanımlanmaktadır.

Ulusal düzeyde yapılan yolsuzlukla mücadelenin, uluslararası işbirliği ile tamamlanması zorunluluğu giderek daha aşikar bir hale gelmiştir. Son yıllarda bu soruna verilen dikkatin artması sonucu bir dizi uluslararası girişim başlamıştır.

AGİT, yolsuzlukla mücadele çabalarına katkıda bulunmayı taahhüt etmiştir. AGİT ulusal, bölgesel ve uluslararası çabalara getirebileceği ek katkılar üzerinde yoğunlaşan çok-düzeyli bir yaklaşımdan yanadır. Bunun nasıl en iyi yapılacağının incelenmesi ise yolsuzlukla savaşta üye devletlerin ana sorumluluklarını belirleyen Avrupa Güvenlik Şartı’nın 33.paragrafı (3) ile başlamıştır.

Sorun, hukukun üstünlüğü altında adil ve dürüst bir şekilde ele alınmaktadır.

İstanbul Zirve Deklarasyonu, daha açık bir şekilde, yolsuzlukla savaşa katkıda bulunmanın, diğer örgütlerin çabalarını dikkate alan AGİT gündeminin bir parçasını oluşturduğunu ifade etmiştir.

Temmuz 2000 tarihinde 9. AGİT Parlamenter Asamblesi Genel Kurulu tarafından kabul edilen Bükreş Deklarasyonu, yolsuzlukla savaşta kullanılacak etkin stratejilerin belirlenmesini sağlayacak ulusal tedbirleri ele almıştır.

AGİT’in yolsuzlukla mücadele çabalarına yapacağı muhtemel katkıları belirlenirken aşağıdaki unsurlar da dikkate alınmalıdır:

Yolsuzluğu ortadan kaldıracak başarılı bir strateji, aynı zamanda yolsuzluk karşıtı bir ortamı da güçlendirecek şekilde, sorunun kökenlerini ele almalıdır. Bu tip stratejilerin geliştirilmesinde, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim ve ekonomik faktörlerdeki açıklar ile organize suçların rolü, şeffaflığın artması ve kamunun desteği de dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan yolsuzlukla savaş, bu alanlardaki diğer çabaların tamamlayıcı bir kısmını oluşturmalıdır.

Yani yolsuzluk karşıtı bir strateji; norm koyma, uygulama/zorlama, takip, bilinç artışı ve şeffaflığın ilerlemesinin birleşiminden oluşmalıdır.

II. ULUSLARARASI ÇERÇEVE

Yolsuzluğa karşı uluslararası girişimlerin kapsamlı bir değerlendirmesine bu raporda yer verilmemiştir. Rapor, AGİT dışındaki mevcut faaliyetler, özellikle norm koyma ve izleme alanındaki hali hazırdaki girişimler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

1. Norm Koyma ve İzleme

Birlemiş Milletler: 1. Suç Kongresinin kabul ettiği Deklarasyona ve BM Genel Kurulu’nun (BMGK) kararlarına uygun olarak Suç Önleme ve Ceza Adaleti Komisyonu (CCPCJ) yolsuzluğa karşı etkin uluslararası yasal belgelerin değerlendirilmesi için 9. oturumunda (Nisan 2000) bir ‘’yol haritası’’nı benimsemiştir. BMGK’nun onaylamasına bağlı olarak, 10. oturumundan önce devletlerin yorumlarını sunmalarına da imkan vererek BM Genel Sekreteri’nden, yolsuzluğu ele alan benzeri uluslararası yasal belgelerin, diğer dokümanların ve tavsiyelerin analizini CCPCJ’ye sunması istenmiştir. 10. oturumunda CCPCJ bu raporu ele alacak, değerlendirecek ve yolsuzluğa karşı yasal belgelerin geliştirilmesi için tavsiyeler ve kılavuz ilkeler belirleyecektir.

Sınır aşan Organize Suç Sözleşmesi ve protokolleri müzakeresinin sonuçlanması üzerine BMGS, bu tip belgelerin müzakeresinde, taslak bir referans hazırlamak üzere bir hükümetlerarası uzman grubu toplayacaktır. Bu taslak referans, BMGK’nun 56. oturumunda kabule sunulacaktır. Bu belge kabul edilir edilmez, bu tip belgelerin müzakeresi için geçici bir komite çalışmalarına başlayacaktır.

Uluslararası Para Fonu (IMF): IMF, çok önemli makro ekonomik sonuçları doğurabilecek olan yolsuzluk üzerinde yoğunlaşmıştır. IMF, rüşvet ve yolsuzluğun ekonomik iyileştirme programlarını baltalama tehdidi altında bulunan ülkelere mali yardımda bulunmayı reddedeceğini belirtmiştir. Üye devletleri, Mali Şeffaflıkta İyi Uygulama Yasasını hayata geçirimleri için teşvik etmektedir. Yasa şunlara dayanmaktadır: hükümetin rolleri ve sorumlulukları açık olmalıdır; hükümet faaliyetleri hakkında kamuoyuna bilgi verilmelidir; bütçenin hazırlanması, uygulanması ve rapor verme açık bir şekilde yapılmalıdır; ve mali bilgi, bağımsız değerlendirmenin konusu olmalıdır.

Avrupa Konseyi: 1994 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Yolsuzluk Disiplinleri Grubunu kurdu ve Grubu, yolsuzluğa karşı uluslararası düzeyde belirlenecek eylem programına dahil edilmek üzere hangi tedbirlerin uygun olacağı ve taslak model yasaları ya da seçilmiş alanlarda bu konudaki uluslararası sözleşmelerin değerlendirmesi de dahil idari yasalar ile bu dokümanlarda yer alan yükümlülüklerin takip mekanizmalarını incelemekle görevlendirmiştir. Kasım 1997 tarihinde ‘’yolsuzlukla savaş için 20 kılavuz ilke‘’ yi Bakanlar Konseyi Komitesi kabul etti.

Yolsuzluk Ceza Hukuku Sözleşmesi 27 Ocak 1999 tarihinde imzaya açıldı ve şu ana kadar 30 ülke tarafından imzalandı. Sözleşme, yolsuzluğu geniş bir düşünce olarak kabul etti ve yerel, yabancı ve uluslararası memurların aktif ve pasif yolsuzlukları, özel işlemlerde aktif ve pasif rüşvet, yolsuzluk sürecinin aklanması ve hesaplarda yolsuzluk da dahil olmak üzere yolsuzluk suçlarına cezalandırma getirmektedir. Sözleşme, üye olamayan devletlerin katılımına da açıktır.

Yolsuzluk Ceza Hukuku Sözleşmesi, 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe giren Yolsuzluğa karşı Avrupa Konseyi Devletler Grubunda (GRECO Antlaşması) belirlenen takip mekanizmalarını da sağlamaktadır. İlk GRECO oturumu Ekim 1999 tarihinde gerçekleşmiştir.

GRECO, üyelerinin yolsuzlukla mücadele etme kapasitelerinin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen yolsuzlukla mücadelede 20 Kılavuz İlke, GRECO tarafından devletlerin buna ne kadar uyduklarının takibinde kullanılmaktadır.

GRECO Avrupa Konseyine üye olan ve üye olmayan tüm devletlerin katılımına açıktır. Ceza Yasası Sözleşmesinin ya da Yolsuzluğa Karşı Ülkeler Grubunun Kurulması Genişletilmiş Kısmi Antlaşmasına taraf olmak, GRECO’ya katılıma ve onun takip prosedürlerinin kabul edilmesine imkan verecektir.

Yolsuzluk Medeni Hukuk Sözleşmesi, Eylül 1999 yılında kabul edilmiş ve 13 devlet tarafından imzalanmıştır. Sözleşme yolsuzluk eyleminden kaynaklanan zararların tazmini için sivil çareleri ele almaktadır. Üye olmayan devletlerin katılımına da açıktır ve taraf olan ülkeler otomatik olarak GRECO takip sistemini kabul etmiş olmaktadırlar.

Güvensizlik ve yolsuzluğu ele alan ceza düzenlemelerinde belirlenen temel standartların zorlandığı Kamu Görevlileri Davranış Model Yasası, Mayıs 2000 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD): 15 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe giren Uluslararası İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerinin Rüşvet Almasıyla Mücadele Sözleşmesi OECD üyesi olmayan ülkelerin katılımına da açıktır. Üye olmayan ama sözleşmeyi imzalayan devletler Arjantin, Brezilya, Şili ve Slovakya’dır. OECD üyesi 29 ülkenin tamamı imzalamıştır. Sözleşme, her ülkenin şirket faaliyetlerinden ve toprakları üzerinde yaşananlardan sorumlu olduğunu dikkate alarak yabancı görevlilere rüşvet verilmesinin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Sözleşme rüşvetin geniş ve açık bir tanımını yapmakta ve ülkelerden buna karşı yaptırımda bulunmalarını ve birbirlerine yasal yardım yapmalarını istemektedir.

Buna ilaveten OECD 3 dizi tavsiye kabul etmiştir. Bu tavsiyeler, ülkelerin muhasebe, kamu istihdamı ve yabancı kamu görevlilerinin rüşvet almaları durumunda cezalandırılmaları konularında almak zorunda oldukları tedbirleri belirlemektedir.

1999 yılında OECD Yolsuzluk Karşıtı Birimi yolsuzluk, rüşvet, para aklama ve benzeri me-selelerde anında bilgi ve kaynak sağlama hizmeti başlatmıştır. Bu hizmet hükümet organları, işlet-meler, sivil toplum örgütleri, uluslararası örgütler ve bireylere yolsuzluğu frenlemek için daha etkin politikalar ve
uygulamalar hakkında bilgi vermektedir.

Avrupa Birliği (AB): 1996 yılında AB Konseyi ulusal ve Topluluk memurlarının aktif ya da pasif yolsuzluklarını cezalandıran Avrupa Topluluğu Mali Çıkarlarını Koruma Sözleşmesi Protokolünü kabul etmiştir. 1997 yılında yolsuzluğa karışan Topluluk görevlileri ve ulusal görevliler hakkında Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini kabul edilmiştir. Sözleşme aktif ve pasif yolsuzluğu tanımlamakta ve soruşturma esnasında yardımlaşma ve iade koşullarına yer vermektedir. 1997 yılında kabul edilen Yasadışı Kazanılmış Para Sözleşmesinin İkinci Protokolü’nde yolsuzluğun aklanması sürecinin cezalandırılmasına yer vermiştir.

Aralık 1998’de kabul edilen Özel Sektörde Yolsuzluğun Cezalandırılması Ortak Eylem Belgesinde, işlerini yaparken aktif ya da pasif yolsuzlukta bulunanların cezalandırılmasını koşula bağlanmıştır. Birlik daha ileri bir aşamada bu yaklaşımı gözden geçirecektir.

Mayıs 1997 tarihinde Avrupa Komisyonu Yolsuzlukla Mücadelede Avrupa Birliği Politikası hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Belgesini kabul etmiştir. Bu belge AB içinde ve AB’nin diğer üye olmayan ülkelerle ilişkilerindeki yolsuzluk hakkında kapsamlı bir politika belirlemiştir.

4. II. AGİT FAALİYETLERİ
1. AGİT Kurumları ve 2000 Yılı AGİT Faaliyetleri
Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR)

ODIHR, demokrasinin geliştirilmesi, şeffaf yapılanma ile etkili ve güvenilir bir adaleti sağlamaya çalışmaktadır. Bu ilkeler çerçevesinde, ODIHR yolsuzlukla mücadelede şeffaf, sorumlu ve hukuk düzenine dayanan bir demokrasinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Hukuk düzeninin ve iyi yönetimin geliştirilmesi alanındaki temel faaliyeti ise seçim süreci ile ilgilidir. ODIHR kaynaklarının büyük bir kısmını seçim öncesi ve sonrasındaki seçim sürecini iyileştirmeyi amaçlayan teknik yardımın geliştirilmesine tahsis etmiştir. ODIHR tarafından üstlenilen teknik seçim yardımı projeleri uzmanlar düzeyinde toplantılar yapılması ya da seçim yasasının geliştirilmesi gibi yasal yardımları da içermektedir. ODIHR ayrıca seçim idaresi kitapçığının yapılmasına yardımcı olmakta ve kolluk güçlerinin seçim süreci hakkında eğitilmelerini sağlamakta, oy süreci eğitiminin verilmesi ve yerel gözlemci eğitim projelerini idare etmekle ve seçimle ilgili meselelerin çözümünde yardımcı olmaktadır.

Yasal değerlendirme projeleri, devlet yapısının reforme edilmesi, ombudsman kurumlarına yardımcı olmak ve yolsuzluğa karşı bilgi ağı kurmak gibi bazı ODIHR faaliyetleri de yolsuzluğun önlenmesini hedeflemektedir.

ODIHR, adaletin idari organlarına yardımcı olarak, AGİT yükümlülerine dayalı bir adaletin, üçüncü devletlerin etkisinden uzak bağımsız bir kurum olmasını amaçla-maktadır. Benzer şekilde polise yardımcı olan programlar, kamu ile olan ilişkilerini daha da yakınlaştırmaları ve kamuya karşı sorumluluklarını güçlendirmeleri yollarını verir. Bu tür girişimler kamuyu zorlayıcı organları, yolsuzluk olaylarında gerekli bilgiyi toplamak için daha iyi bir duruma koyabilir.

Yolsuzluğa karşı çalışmaların önemli bir aracı da, ombudsmana ve ulusal insan hakları kurumlarına yardımcı olmaktır. Gerekli bağımsızlığa sahip oldukları sürece devlet makamlarının performansının izlenmesinde iyi bir yol sunabilir ve böylece yolsuzluğa karşı savaşa katkıda bulunabilirler.

AGİT Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri Koordinatörü Ofisi (OCEEA)

AGİT Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri AGİT Forumunun 8. toplantısı Nisan 2000 tarihinde Prag’da yapılan toplantısında yolsuzlukla mücadelede şeffaflık, iyi yönetim ve güçlü kurumlara duyulan gereksinimi ele almıştır.

Mayıs 2001 tarihinde yapılan Ekonomi Forumunun 9. toplantısı, ekonomi meselelerinde iyi yönetim ve şeffaflık meselesine adanmıştır.

AGİT Ekonomi Forumunun ilk hazırlık toplantısında Şeffaflık ve İyi Yönetimin geliştirilmesinde global, bölgesel ve ulusal enstrümanlar ile şeffaflık ve iyi yönetimin geliştirilmesinde kamu eğitiminin ve sivil toplumun önemi ele alınmıştır.

AGİT Parlamenter Asamblesi

Temmuz 2000 tarihinde Bükreş’te yapılan 9. Yıllık Toplantısında AGİTPA iyi yönetimi, sürdürülebilir kalkınma ve bölgelerarası işbirliğinin bir ön koşulu olarak belirlemiştir. AGİTPA ‘’ AGİT’in ve kurumlarının demokrasi sürecinin desteklenmesi, hukukun üstünlüğünün ve sivil toplumun geliştirilmesi, seçim süreçlerinin izlenmesi ve böylece de iyi yönetimin geliştirilmesindeki özel rolünü memnunlukla karşılamıştır.’’ Demokrasi, İnsan Hakları ve İnsani Meseleler Komitesinin kararında Asamble, hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadelede tamamlayıcı bir yaklaşım getiren bir fikirler dizini sunmuştur.

AGİTPA Ekim 2000 tarihinde ‘’organize suç ve yolsuzluk’’ konulu bir seminer düzenlemiştir. Müzakerelerin ana konusunu organize suç ve yolsuzluğun ekonomik kalkınma ve çatışma sonrası rehabilitasyon süreci üzerindeki çarpıtıcı etkileri ile yolsuzluk ve suçla mücadelede uluslararası stratejiler oluşturmuştur.

2. İstanbul Zirvesi Sonrası Başkanlık Faaliyetleri

İstanbul Deklarasyonu’nun 37. paragrafı uyarınca Başkanlık Mart 2000 tarihinde üye devletlerden gelen uzmanlardan oluşan, mevcut enstrümanları gözden geçiren ve hukuk düzeninin geliştirilmesi ve yolsuzluğu besleyen faktörlerle mücadeleyi ele alan bir toplantı yapmıştır.

Uzmanlar, mevcut en iyi uygulamaların dikkate alınması hususunda anlaşmışlardır. Ayrıca yolsuzlukla savaşta sadece önleyici mekanizmaların değil aynı zamanda sivil toplum katılımı da dahil iyi yönetimin ilerletilmesi gibi kapsayıcı çalışmaların da üstlenilmesi gerekliliğini vurgulamışlardır.

Avrupa Güvenlik Şartı AGİT’e yolsuzluk eylemlerine karşı güçlü bir kamu ve iş çevresinde görüş birliğini taahhüt eden sivil toplum örgütleri ile çalışma görevi vermiştir. Yolsuzlukla mücadelede AGİT’in yaklaşımı sadece hükümetlerle sınırlı değildir. Ayrıca özellikle yerel uygulama faaliyetleri üzerinde de odaklanmalıdır.

AGİT Ekonomi Forumunun 8. toplantısında Başkanlık, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim ve yolsuzlukla mücadele gereksinimi meselelerinde ikinci uzmanlar toplantısını gerçekleştirmiştir.

AGİT’in uluslararası çabalara yapabileceği katkılardan bir tanesi de yolsuzluk olayına halkı bilinçlendirerek, mevcut norm ve standartlar konusunda bilgi dağıtarak ve yolsuzlukla mücadelede sivil toplumu ve sivil toplum örgütlerini destekleyerek, daha fazla siyasi dikkat verilmesini sağlamaktır.

ODIHR ve OCEEA arasında AGİT faaliyetleri çerçevesinde daha yakın bir işbirliğinin, hukuk düzeninin ve yolsuzluk karşıtı faaliyetlerin AGİT’in çalışmaları ile bütünleştirilmesi için gerekli olabileceğini belirttiler.

AGİT, demokrasinin geliştirilmesi, adaletin etkin idaresi ve şeffaflığını sağlamaya yönelik çalışmalarda da bulunmaktadır. Bu göstergeler çerçevesinde AGİT, yolsuzluk olayının ele alınmasına daha fazla katkıda bulunabilir.

Uzmanlar, bu alandaki AGİT çalışmalarının mevcut girişimlerin tekrarı olmaktan kaçınması ve önceliğin mevcut norm ve girişimlere yardımcı olmaya verilmesi gerektiği konusunda anlaşmışlardır.

Katılımcı kalkınma, insan hakları ve demokratikleşmenin iyi yönetim düşüncesi ile bütünleştirme çabalarıyla AGİT, hukuk düzeninin geliştirilmesi ve yolsuzluğu besleyecek faktörlerle mücadelede bilimsel bir yaklaşım izlemektedir. AGİT’in, kurumlarının ve misyonlarının değişik faaliyetlerine, bir dizi
yolsuzluk karşıtı tedbirler de dahil edilmektedir.

5. III. SONUÇLAR VE ÖNERİLER
1. Genel Görüşler

Katılımcı devletler arasında, aşağıdakiler hususunda genel bir anlaşma olduğu görülmektedir:

1. – Yolsuzluk olayı AGİT’in görevinin ve çalışmalarının tamamlayıcı bir parçası olarak ele alınmalıdır.

2. – Yolsuzluğun ele alınması ve hukuk düzeninin geliştirilmesi, AGİT’in tüm mekanizmalarında artırılmalıdır.

3. – Başarılı stratejiler, çok boyutlu ve hukuk düzeni, iyi yönetim, ekonomik kalkınma ile organize suç da görülen boşluklardan uzak olmalıdır.

4. – AGİT ve mevcut AGİT taahhütleri yolsuzlukla mücadelede çok boyutlu olmalıdır.

5. – Yolsuzluk sorununun ekonomik ve yasal zorlayıcı boyutları, uluslararası yetkin örgütler tarafında ele alınmaya devam etmelidir.

6. – Standart ve normlarla ilgili olarak öncelik diğer örgütlerin mevcut norm koyan faaliyetlerine verilmelidir.

7. – AGİT’in rolleri arasında, siyasi partiler ve devlet kurumlarını da içeren siyasi süreci etkileyici bir olay olarak yolsuzluğun değişik boyutlarını ele alma da bulunmaktadır.

8. – Tüm boyutlarıyla yolsuzluğu artırıcı bütçesel ve kaynaksal uygulamalar –eğer varsa- normal uygulamalar ile birlikte ele alınmalıdır.

2. Öneriler

İki uzman toplantısı sırasında katılımcılar, AGİT çalışmalarının, kurumlarının ve misyon faaliyetlerinin nasıl daha da tamamlanacağı ve güçlendirileceği hususunda pek çok öneride bulunmuşlardır.

Bunlar:

9. – Devletleri, mevcut yolsuzlukla ilgili uluslararası antlaşmaları onaylamaları ve uygulamalarını ele almaya teşvik etmek;
10. -Yolsuzlukla savaşı, AGİT’in hukuk düzeninin güçlendirilmesi çalışmalarına entegre etmek için:
11. – ODIHR’ın aşağıda yer alan benzeri faaliyetlerini desteklemek:
-Yolsuzluğu kamu oyunu bilinçlendirme kampanyalarında ele almak;
-Kamu eğitim programlarını hukuk düzeni, yolsuzluk ve politikalar arasındaki bağlantılar hususundaki müzakereleri dahil edecek şekilde genişletmek;
-Şeffaflığı artırıcı kuralları belirleyen seçim yardımları vermek;
-Yönetimde genel olarak şeffaflık ve açıklığı geliştirmek;
12.- Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri Koordinatörü Ofisinin İstanbul Zirve Deklarasyonunun 29. paragrafı uyarınca düzenli raporlar hazırlaması -AGİT kurumlarını, AGİT misyonlarının ‘’ iyi yönetim ve hukukun üstünlüğü ile bağlantılı’’ faaliyetlerinde işbirliği yapmalarını teşvik etmek.
13. – Sivil toplum örgütleri ile diyalogu güçlendirmek/ yolsuzluk karşıtı bilgi ağı kurulmasına yardımcı olmak;
14.-2001 Ekonomi Forum ve hazırlayıcı seminerlerinin, iyi yönetim, hukukun üstünlüğü ve şeffaflığın geliştirilmesine katkılarını desteklemek;
15.- Mevcut enstrümanlar ve girişimler, en iyi uygulamalar ve alınan dersler hususlarında misyonlara bilgi vermek;
16.- Ulusal ve bölgesel eylem için kısa ve uzun dönem önceliklerin tanımlanmasına yardımcı olmak;
17. – Benzeri yasal düzenlemeler hakkında kamuoyunun bilincini artırmak ve uygulanmaları ve takip edilmelerine kamuoyu katılımını teşvik etmek;
18. – AGİT Medya Temsilcisinin faaliyetlerini destekleyerek araştırmacı gazeteciliği geliştirmek;
19. – Özel çıkar gruplarının lobi faaliyetlerinin başlaması ile bağlantılı meselelerini ele almak;
20 -Yolsuzlukla ilgili, uluslararası bilgi merkezleri ile işbirliği yapmak;
21. -Yolsuzluk hakkındaki uluslararası forumlara katılmak ve uluslararası takip mekanizmaları-nın sonuçlarına dikkat çekmek;
22.-Kamu görevlilerine ve hakimlere eğitim vermek ve bunu geliştirmek;
23. – AGİTPA vasıtasıyla ulusal yasamaya dahil olmak;
24. -Yasa zorlayıcı birimlerin, kamu ile daha yakın bir işbirliği kurmalarına yardımcı olmak ve böylece de kamuya karşı sorumluluklarını artırmak.

Bu rapor İstanbul Zirve Deklarasyonu’nun 37. maddesi uyarınca hazırlanmıştır. İstanbul ‘da verilen görevin bir ilerleme raporudur ve yolsuzluğu kapsamlı olarak ele alma iddiasında değildir fakat AGİT’in yolsuzlukla mücadelede konusundaki ulusal ve uluslararası çabalara yapabileceği katkılar üzerinde yoğunlaşmıştır.

Bu raporun amacına uygun olarak yolsuzluk terimi, AGİT’in konusuna giren, istikrarsızlık yaratıcı potansiyele sahip geniş çaplı, ve/veya geniş ölçekli ve/veya sistematik yolsuzluklar anlamında kullanılmıştır. Yolsuzluk çok yaygın ya da sistematik hale geldiğinde hukuk düzenine, ulusal kurumların otoritesine ve kalkınmaya açık bir tehlike oluşturur; bu kısır döngüde organize suçun tüm şekillerini beslemekte ve beslenmektedir, böylece de hukuksuzluk devleti olmaya giden yola katkıda bulunmakta, ulusal, bölgesel ve uluslararası istikrarı tehlikeye atmaktadır.

‘Hukuk devletine bağlılığımızı teyit ediyoruz. Yolsuzluğun AGİT’in ortak değerlerine büyük bir tehdit oluşturduğunun bilincindeyiz. Yolsuzluklar istikrarsızlık yaratır, güvenlik, ekonomik ve insani boyutun birçok veçhesini etkiler. Üye devletler, yolsuzlukla ve yolsuzlukları doğuran koşullarla mücadele etmeyi ve iyi yönetim ve toplumsal bütünlük için olumlu bir çerçeve yaratmayı üstlenirler. Yolsuzluklarla mücadele etmek için mevcut uluslararası araçları daha verimli kullanacaklar ve birbirlerine yardım edeceklerdir. AGİT, hukukun üstünlüğünü geliştirme gayretlerinin bir parçası olarak yolsuzluklara karşı güçlü kamu ve iş çevreleri oydaşmasına bağlı sivil toplum kuruluşları ile çalışacaktır.

Avrupa’da Yolsuzlukla Mücadele Kararı

0

Avrupa’da Yolsuzlukla Mücadele Kararı(Resolution on combating corruption in Europe), Avrupa Parlamentosu  tarafından 15 Aralık 1995 tarihinde kabul edilmiştir.

Metin taslağı, Avrupa ParlamentosuSivil Özgürlükler, Adalet ve İçişleri Komitesi tarafından hazırlanmıştır.

Kararın muhatapları; Üye Devletler, Parlamentolar, Avrupa Birliği Konseyi ve hükümetlerdir.

Avrupa Parlamentosu Avrupa’da Yolsuzlukla Mücadele Kararı

Avrupa Parlamentosu,

Uluslararası niteliğe sahip dolandırıcılık ile mücadele üzerine 16 Aralık 1993 tarihli kararını (0J C 20, 24.01.94. s. 189) dikkate alarak,

Avrupa’da ağır cezayı gerektiren faaliyetler ile ilgili 11 Şubat 1994 tarihli kararını (0J C 61, 28.2.1994, s.235) göz önünde tutularak,

Avrupa Birliği ile ilgili Anlaşma’nın B maddesi 4. paragrafı, K, 1(5), (7) ve K.6. maddeleri ile Avrupa Topluluğu Anlaşmasının 3(h), 100, 220 ve 235. maddelerini dikkate alarak,

Uluslararası iş ilişkilerinde ödenen rüşvet ile ilgili İktisadi Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’nın tavsiyelerini göz önünde tutarak,

Prosedür kurallarının 148. kuralını dikkate alarak,

Temel Hak ve Hürriyetler ve iç İlişkiler Komitesi’nin raporunu (A4-03 14/95) göz önüne alarak,

A. Yolsuzluğun yeni bir olaydır ve kendisini çeşitli türlerde ve değişen boyutlarda göstermektedir,

B. Suç işleme amacı ile tesis edilen dolandırıcı nitelikteki örgütlerin finansal ve ticari akımları kendi çıkarlarına kullanmaları yerleşik bir gerçektir (ulaştırma, uyuşturucu ve silahlar v.b. gibi alanlarda) ve özellikle bu tip faaliyetleri takip etmekle görevli olanları olmak üzere, teknisyenleri ve bu alanlardaki diğer görevlileri belirli risklere maruz bırakarak, Birliğin uluslararası ticaret alanında yolsuzluk riski ile karşı karşıya bırakmaktadır,

C. Yolsuzluk, özellikle organize suçla birlikte gerçekleştiği zaman, demokratik sistemin işlemesine yönelik bir tehdidi ihtiva etmektedir ve bu nedenle demokratik anayasal devletin dürüstlüğüne olan kamunun güvenini tahrip etmektedir.

D. Organize suçlarla mücadele etmek yolsuzluğun önlenmesine yardımcı olmaktadır ve bu nedenle Avrupa düzeyindeki bütün hukuki otoriteler arasında oluşturulacak bir işbirliği, acil bir mesele olarak görülerek, mutlaka artırılmalıdır,

E. Yolsuzluk ile mücadelede Üye Devletlerin ve üçüncü ülkelerin hukuki sistemlerini dikkate alınacaktır,

F. Yolsuzluk ile mücadelede Avrupa Birliği içinde ve üçüncü ülkelerle işbirliği yapma zorunluluğu göz önüne alınacaktır,

G. Avrupa Birliği’nin yolsuzlukla mücadelede kendi politikalarını tesis etmesi zorunlu olan önleyici ve engelleyici tedbirleri almasına olanak sağlayacaktır,

H. Hukuki kararlar ve suçluların iadesi mekanizması daha geniş bir ölçüde karşılıklı olarak tanınmadıkça, kişisel dokunulmazlığın tanındığı alanların varlığının ortadan kaldırılmasında, bu konu 19962da öncelikle ele alınmışsa da, Avrupa hukuki alanı hiç bir anlam ifade etmeyecektir,

I. Yolsuzlukla mücadelenin hem ulusal hem de uluslararası açıdan tüm üye ülkeleri ilgilendirdiğini ve bu konuda üye ülkeler arasında yapılan anlaşmaların yetersizliğine vurgu yapar,

J. yolsuzluk suçları için öngörülen katı cezalar ile yasal hükümlerin tek başlarına yeterli olmadığına ve başarının toplumun yolsuzluğu kararlı bir şekilde mahkum etmesi ve yolsuzluk ile mücadele etmek için sorumlu otoritelerin tespiti ile elde edilebileceğine inanır,

1. Yolsuzluğu, görevlerini ifa ederken görevlerini yerine getirmesi ya da yapmamasının karşılığında, doğrudan doğruya ya da dolaylı yollarla, kendisine mali ya da diğer nitelikteki çıkarların sağlanması veya teklif edilmesi yüzünden görevlerini yerine getirmekte başarısız kalan kamusal ya da kamusal olmayan sorumlulukları üstlenmiş kişilerin davranışı olarak tanımlar;
2. Topluluğun mali çıkarlarının korunması konusunda bir karara varma ile ilgili olarak Konsey’in çabalarını destekler ve Konsey’i mütalaasını hızlı bir şekilde tamamlamaya ve Avrupa düzeyinde yolsuzluk ve dolandırıcılık ile etkin bir şekilde mücadele edilmesini sağlayacak tedbirleri kabul etmeye çağırır;
3. Konsey’i hem Avrupa Birliği’nin mali çıkarlarının korunması hem de bunun ötesindeki yararlar açısından uygun ve etkili anti-yolsuzluk tedbirleri almaları için Üye Ülkelere tavsiyelerde bulunmaya davet eder;
4. Aktif ve pasif rüşvetle mücadele etmek için konsey tarafından alınan tüm tedbirlerin herhangi bir teklifin, vaadin veya menfaatin doğrudan doğruya ya da dolaylı yollarla kabul edilmesi, talep edilmesi ya da verilmesini birer suç olarak göz önünde bulundurmasını gerektiğini önemle belirtir;
5. Üye devletleri rüşveti tanımlamaya ve rüşveti suç olarak kabul etmeye ve suçun tespitinden önce gönüllü olarak suçu kabul eden ve diğer suçların ortaya çıkmasına yardımcı olan suçluların cezalarını uygun ölçülerde azaltmaya veya ertelemeye davet eder;
6. Üye devletlere yolsuzluğu dolaylı yollardan teşvik eden herhangi bir vergisel düzenlemeyi, yasal hükmü veya kuralı yürürlükten kaldırmalarını ve kamu görevlilerine, yabancı kamu görevlilerine veya karar alma mekanizmasında olanlara menfaat sağlanmasını veya bunların menfaat kabul etmelerinin cezalandırılmasını gerektiren bir suç olarak kabul etmelerini tavsiye eder;
7. Üye devletleri, ulusal hukuki sistemlerinde siyasi partilerin finanse edilmelerinde saydamlığın sağlanmasının yanı sıra bu partilerin yönetilmelerinin halk tarafından daha açık bir şekilde anlaşılmasını sağlayacak şekilde gerekli reformları gerçekleştirmeye davet eder;
8. Adalet konseyi ile içişleri bakanlarını bir sonraki toplantılarında Üye Devletlerin yolsuzluk suçları ile alakalı yasal düzenlemeleri ile prosedürlerinin uyumlaştırılması için bir model oluşturulması açısından Komisyon için tavsiyelerin oluşturulmasında ortak bir tutum benimsemeye davet eder;
9. Komisyonu, üçüncü, seksen beşinci ve yüzüncü maddeler (iç piyasanın işlemesi, rekabetten sapmalar) çerçevesinde yolsuzluk ile mücadeleye çağırır;
10. Topluluk kararları veya finansmanı konuları ile ilgili olarak yolsuzluktan mahkumiyeti kesinleşen gerçek ve tüzel kişilerin iş ve adlarının Avrupa Topluluğu Resmi Dergisi’nde yayınlamaya davet eder;
11. Komisyonun, Temmuz 1996’da önleyici nitelikteki anti-yolsuzluk tedbirleri ile ilgili olarak sunduğu programın önemine işaret eder;
12. Yolsuzluk suçları ile bağlantılı olarak, Üye ülkelerin Sayıştay‘larının çalışmalarını koordine etmek için Avrupa Denetim Mahkemesinin fonksiyonlarını genişletmenin zorunlu olduğu göz önüne alır ve bu nedenle Maastricht Anlaşmasını dikkate alarak Avrupa Denetim Mahkemesinin iade etme hakkını genişletmeyi tavsiye eder;
13. Avrupa Birliği enstitülerine ve Üye Ülkelerin kamu yönetimlerine yolsuzluğu önlemek için örgütsel ve teknik tedbirler almalarını, karar alma sürecinin daha saydam bir hale gelmesi açısından iç denetim prosedürlerini güçlendirmelerini tavsiye eder;
14. Üye ülkelerin parlamentolarını, özellikle kamu yönetiminde olmak üzere, yolsuzluk ile ilgili gelişme ve sonuçlar konusunda kamuya açık oturumlar gerçekleştirmeye ve bu oturumlarda elde edilen bulguların yolsuzlukla mücadele ile alakalı olarak Avrupa düzeyinde parlamentolar arası işbirliğinin güçlendirilmesini sağlayacak şekilde karşılıklılık esasına göre değiş-tokuş etmeye davet eder;
15. Komisyonu ve üye devletleri, belirli bir zaman dilimi için, piyasada faaliyet gösteren yolsuzluğa bulaşmış kişi ve kurumların kamu ihalelerinden ve başka türlü sübvansiyonları almaya hak kazanmaktan dışlamak için ihtiyati tedbirler almaya davet eder;
16. Bütün üye ülkelerde, ne uygulamada ne de yorumlamada bir zorluğa yol açmamak için parlamento üyelerinin çıkarlarını beyan etmeleri ile ilgili kuralların açıkça belirlenmesini tavsiye eder;
17. Avrupa parlamentosu üyeleri için, çıkar çatışmalarını önleyecek şekilde yasama görevleri ile özel faaliyetlerini düzenlemeye yönelik kuralları tesis eden bir nizamnamenin oluşturulmasını tavsiye eder;
18. Üye devletlerin kamu görevlileri arasında gerçekleşecek fikir alışverişinin yolsuzlukla ilgili soruşturmaların hızlı ve etkin bir şekilde koordine edilmesini sağlayacak şekilde yapılması gerektiğini dikkate alır;
19. Avrupa Dokümantasyon ve Araştırma Ağını yolsuzluk olaylarının doğasının ve boyutunun sistematik bir şekilde ortaya çıkartılmasını sağlamak açısından 1990 yılından beri Üye Devletlerde tespit edilen ve mücadele edilen yolsuzluk olaylarının bir envanterini çıkarmaya ve analizini yapmaya davet eder;
20. Başkanına bu kararı Konsey’e, Komisyon’a, üye devletlerin parlamento ve hükümetlerine ve Avrupa Birliği ile katılım müzakereleri yürüten ülkelere iletmesi talimatını verir.

Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralları Uygulamak

0

Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralların Uygulanmasını Teşvik Etmek başlıklı tavsiye kararı,  Avrupa Konseyi içinde mahalli yönetimleri temsil eden kurum olan Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (Congress of Local and Regional Authorities) tarafından 19 Ekim 2016 tarihinde düzenlenen Kongre’nin 1. oturumunda tartışılarak kabul edilmiştir. 401(2016) sayılı Karar ile belirlenen tavsiyeler Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde yolsuzluğu önleme ve etik kuralları yerleştirme amacıyla yapılması gerekli çalışmalara ışık tutmaktadır.

Yolsuzluğu Önlemeye ve Kamuda Etik Kuralları Uygulamaya Dair Kurallar – Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralların Uygulanmasını Teşvik Etmek

1. Kongre “Yerel ve Bölgesel Düzeyde Etik ve Şeffaflık” konusunu 2016 teması olarak seçerek yolsuzluğun Avrupa’da yerel ve bölgesel yönetişime ve demokrasiye yönelik büyük bir tehdit olmaya devam ettiğini; bunun hükümetlerin ve parlamentoların acilen üzerine gitmesi gereken bir sorun olduğunu kabul eder.

2. Yerel ve bölgesel kamu hayatında yolsuzluğun riskleri ve boyutu – kısmen iletişim araçlarındaki hızlı gelişmeler nedeniyle daha çok bilindikçe bu durum karşısındaki sabırsızlık ve hoşgörüsüzlüğün de giderek arttığı görülmektedir. Vatandaşlar artık devlet memurlarından daha yüksek bir dürüstlük standardı beklemektedir. Politikacı ve memurlara duyulan güvenin tehlikeli derecede düşük seviyede olması demokratik işleyişi tehdit etmekte ve çeşitli siyasi aşırılık biçimlerinin yükselmesini cesaretlendirmektedir.

3. ‘Çok-başlı bir canavar’ olarak tanımlanan yolsuzluk birçok biçimde görülebilir ve bu alanda benimsenecek tek bir stratejinin bütün sorunları halletmesi beklenemez. Bütün yolsuzluk biçimleriyle mücadele etmek, yerel ve bölgesel yönetimler ve onların birlikleri için uzun vadeli bir öncelik olarak kalmayı gerektirir. Bu nedenle Kongre bu soruna her türlü etkinlik ve aletini kullanarak birçok cepheden birden saldırmayı önermektedir.

4. Dolayısıyla Kongre:

a. Esas olarak:

i. Yerel ve Bölgesel Seçilmiş Temsilcilerin Hakları ve Görevleri: Yolsuzluğun Riskleri’ne ilişkin 316 sayılı Kongre Kararı (2010);
ii. Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Eylem Programı, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi (Avrupa Konseyi Anlaşmalar Serisi, AKAS No 173) ve Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi (AKAS No: 174);
iii. Parlamenter Meclisi’nin 2019 sayılı Tavsiye Kararı ve Hukukun Üstünlüğüne Yönelik Bir Tehdit Olarak Yolsuzluk’a dair 1943 sayılı Kararı’nı (2013) aklında tutarak;

b. Bu karara eklenen yol haritasını onaylar;

c. Yerel ve bölgesel yönetimlere:

i. Kendi yolsuzlukla mücadele stratejilerini geliştirmelerini ve kamuoyuna duyurmalarını, bunu yaparken Kongre ve diğer uluslararası kuruluşların vurguladığı kılavuz ilkelerden ve iyi uygulama örneklerinden esinlenmelerini;
ii. Seçilmiş temsilciler ve devlet memurları için yolsuzluğun riskleri ve yolsuzlukla mücadele stratejileri konusunda farkındalığı artırmaya yönelik sürekli eğitim programları düzenlemelerini tavsiye eder.

d. Yerel ve bölgesel yönetim birliklerine kendi yolsuzluk karşıtı stratejilerini geliştirmeleri ve Kongre’nin bu konudaki çalışmalarına katkıda bulunmaları yönünde çağrıda bulunur;

e. Bu konuda başta Bakanlar Komitesi, Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Group of States Against Corruption, GRECO) ve Bölgeler Komitesi olmak üzere kurumsal ortaklarıyla işbirliğini güçlendirmeye ve onlarla yakın çalışmalar yapmaya karar verir;

f. Yolsuzlukla mücadelenin bir sonraki Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’nın yıllık teması olmasını önerir.

Ek: Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önleme ve Kamuda Etik Kurallar Uygulanmasını Teşvik Etmeye Yönelik Etkinliklerin Yol Haritası

Kongre,

1. Kongre yolsuzluğa karşı mücadelesini, çalışmalarını çeşitli tematik raporlar hazırlayarak geliştirmek, yerel ve bölgesel temsilcilerin politik dürüstlüğü hakkındaki 1999 Avrupa Davranış Kuralları’nı gözden geçirmek ve Avrupa Konseyi üye devletlerinin seçilmiş yerel ve bölgesel temsilcileri ve talep edilmesi ve uygun bulunması halinde Avrupa Konseyi komşuluk politikası ülkeleriyle bu alandaki işbirliği etkinliklerini geliştirmeye devam etmek suretiyle birçok düzeyde yoğunlaştırmayı taahhüt eder;

2. Bu standartları kendi yapılarına uygulamaya ve kendi etkinliklerinde ve prosedürlerinde daha fazla şeffaflık sergilemeye karar verir;

A. Tematik Raporlar

3. Yönetişim Komisyonu’nu:

i. Şeffaflık;
ii. Çıkar çatışması ve kayırmacılık;
iii. Yolsuzlukları bildiren kişileri korumak;
iv. Nepotizm ya da akraba ve arkadaşların kayırılması (personel alımı);
v. Kamu ihaleleri;
vi. Seçim kampanyaları sırasında idari kaynakların kötüye kullanımı hakkında tematik raporlar hazırlamakla görevlendirir;
i. Şeffaflık

4. Açık yönetişim yöntemlerinin yolsuzlukla mücadelede güçlü bir silah olduğu kanıtlanmıştır. Toplantı ve karar alma süreçlerinin kamuya açılması, bilgi, belge ve verilerin vatandaşların incelemesine sunulması kamusal hesap verebilirlik seviyelerini yükseltmekte ve siyasi süreçte istismara karşı etkili bir caydırıcı rol oynamaktadır. Enformasyon teknolojilerindeki gelişmeler yönetimleri daha şeffaf hale getirme olanaklarını ve araçlarını bir hayli artırmış ve maliyetleri düşürmüştür. Yerel ve bölgesel yönetimler, kendi yönetişim süreçlerini dönüştürmek için bu alanda yenilik yapan yönetimlerden feyz almalıdırlar.

ii. Çıkar çatışması ve kayırmacılık

5. Seçilmiş temsilcilerin ve devlet memurlarının kamu hizmetini kendi kişisel çıkarlarının önünde tutmaları gerekmekte ve beklenmektedir. Bu nedenle, seçilmiş temsilcilerin ve devlet memurlarının bu ilkeyi ihlal ettikleri algısına yol açacak kararlar vermelerini engellemek için, çıkar çatışmasını önleyecek kurallar ve prosedürler veya davranış kuralları gereklidir. Bu tür riskleri azaltacak kilit bir araç, seçilmiş temsilcilerin ve yakın akrabalarının mali ve mali olmayan çıkarlarının kaydının tutulmasıdır. Rapor, bazı iyi uygulama ilkelerini yerleştirmek amacıyla, bu konuda yerel düzeydeki geniş uygulama farklılıklarının araştırılmasını önerecektir.

iii. Yolsuzlukları bildiren kişileri korumak

6. Kanuna aykırı uygulama bildirimleri korunmadığı veya desteklenmediği zaman yolsuzluk riski daha yüksek olma eğilimindedir. Devlet memurları işyerlerindeki uygulamalarla ilgili bilgilere erişebilirler ve genellikle usulsüzlükleri ilk fark edenler onlardır. Ancak bu tür usulsüzlükleri bildiren kişiler meslektaşlarının veya üstlerinin tehdit, taciz veya şiddetine maruz kalabilirler. Dolayısıyla hatalı uygulamaların ve sahtekarlık ve yolsuzluk vakalarının bildirilmesini teşvik etmek için yolsuzlukları bildiren kişinin korunması şarttır. Bu rapor Bakanlar Komitesi’nin “Yolsuzlukları Bildiren Kişilerin Korunması”na ilişkin 2014 sayılı Tavsiye Kararı’na dayanacak ve bu kararın yerel ve bölgesel bağlamdaki uygulanmasını inceleyecektir.

iv. Nepotizm

7. Kayırmacılık ve iltimas olarak da bilinen nepotizm, hak edişe değil kişisel ilişkilere dayanarak işe alma ya da sözleşme yapma olarak tanımlanır. Aynı zamanda himaye ile de bağlantılıdır; seçilen kişi seçilmesine yardım eden kişileri ödüllendirir. Bu durum personel arasında moral bozukluğuna ve verim düşüklüğüne yol açabilir çünkü en becerikli kişiler işe alınmamış ve sözleşmeler en uygun üstlenicilerle yapılmamıştır. Bazı ülkelerde bu uygulamalar o kadar derin kök salmıştır ki vatandaşların büyük bir kısmı bunu sorgulamadan kabullenir. Bu rapor, iyi uygulamaya yönelik kılavuz ilkeler önermek amacıyla, Avrupa yerel yönetimlerinin bu sorunla mücadele etmek için kullandıkları stratejileri inceleyecektir.

v. Kamu ihaleleri

8. Kamu ihalelerinde yolsuzluk, kamu sözleşmelerinin kişisel bir kazanç ya da siyasi partiler gibi üçüncü taraflar adına bir kazanç karşılığında tahsis edilmesidir. Bu alandaki yolsuzluk riski oldukça büyüktür zira yerel ve bölgesel düzeydeki ihaleler kamu harcamalarının büyük bir oranını teşkil ederler. Birçok ülkede çeşitli standartlar ve iyi uygulama örnekleri mevcuttur ancak bunların uygulanmasını güvence altına almak için sağlam bir düzenleyici çerçeve gerekmektedir. Bu sorun ancak, doğru bir personel eğitimi, sağlam bir düzenleme ve tam anlamıyla şeffaf bir kamu ihalesi süreci gibi birçok stratejiyi birleştiren bir yaklaşımla çözülebilir.

vi. Seçim kampanyaları sırasında idari kaynakların kötüye kullanımı

9. Seçim sürecinde idari kaynakların kötüye kullanımı, mevkilerini ve bağlantılarını seçim sonuçlarını etkilemek için kullanan ve böylece seçimlerin dürüstlüğüne zarar veren politikacıların ve devlet memurlarının yasadışı ve kötü davranışlarını içerir. Kongre’nin de aralarında yer aldığı Avrupa’nın çeşitli seçim izleme birimleri bunun birçok Avrupa ülkesinde önemli bir sorun olmaya devam ettiğini belirtmektedir. Bu rapor 2016 Venedik Komisyonu ve AGİT’in birlikte hazırladığı “İdari Kaynakların Kötüye Kullanımını Önlemek ve Buna Mukabele Etmek İçin Ortak Kılavuz İlkeler”in yerel ve bölgesel bağlamlarda uygulanmasını inceleyecektir.

B Etik Davranış Kuralları

10.Yerel ve bölgesel temsilcilerin politik dürüstlüğü hakkındaki 1999 Avrupa Davranış Kuralları Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlere uzun süre başvuru kaynağı olarak hizmet vermiştir. Bu kurallar, uygulama alanını yerel ve bölgesel görevlilerin tamamına yaymak ve son 20 yılda yolsuzluk meselelerinin anlayışı ve bunlara verilecek karşılıklardaki gelişmeleri hesaba katmak amacıyla gözden geçirilecek ve güncellenecektir.

C Etkinlikler

11. Kongre şu etkinlikleri düzenlemeyi taahhüt eder:

i. Yolsuzlukla yerel ve bölgesel düzeyde mücadele etme stratejileri. Bölgeler Komitesi ile ortak konferans (Brüksel, Ocak 2017);

ii. Genç temsilcilerle yolsuzlukla mücadelede gençliğin rolü üzerine üzerine toplantı (tarih ve yer sonradan bildirilecek);

iii. 2017 Sonbaharında düzenlenecek bir değerlendirme konferansı (tarih ve yer sonradan bildirilecek)

D İşbirliği Faaliyetleri

12. Kongre yolsuzlukla mücadele ve etiği teşvik etme çalışmasını işbirliği faaliyetleriyle sürdürecektir. 2016’da Ermenistan, Gürcistan, Moldova Cumhuriyeti ve Ukrayna’da yürüttüğü projeler çerçevesinde bir dizi seminer ve atölye çalışması düzenleyecektir. Genç yerel yöneticiler, belediye başkanları ve meclis üyelerine yönelik faaliyetleri bünyesinde, yerel düzeyde yolsuzlukla mücadele ve etik kurallara uyulmasını teşvik etmekte kullanılabilecek araçların ve iyi uygulamaların tanıtıldığı özel oturumlar yapılacaktır.

13. Projelerin önceki faaliyetlerine katılan Ermenistan, Gürcistan, Moldova Cumhuriyeti ve Ukrayna’daki belediye başkanlarına yönelik olarak yerel girişimleri koçluk ve finansman yoluyla destekleme programı başlatılacaktır. Bu girişimler, hedeflenen ülkelerde daha yüksek etik standart uygulamasını, sürdürülebilir geribildirim toplamayı ve kamu denetimi sağlamayı hedefleyen yeni araç ve mekanizmaları devreye sokarak yerel yönetimin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini artırmayı amaçlayacaktır.

14. Kongre Sekretaryası, Kongre faaliyetlerinin etkilerini uzun vadeli bir perspektifte değerlendirecek bir metodoloji geliştirmek için çalışacaktır

Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi

0

Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi, 22 Şubat 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

“Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014)”ün kabulü;
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığının 27/1/2010 tarihli ve 65 sayılı yazısı üzerine, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nca 1 Şubat 2010 tarihinde kararlaştırılmış, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmıştır.

ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK ÖRGÜTÜ 2019 YOLSUZLUK ALGI ENDEKSİ

Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014)

1. GİRİŞ

Kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların, toplumun zararına olarak özel çıkarlar için kullanılması şeklinde tanımlanabilen yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta, doğrudan yabancı sermaye girişini ve vergi gelirlerini azaltmakta, gelir dağılımını bozarak yoksulluğu artırmakta, kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi zorunlu kamu yatırımlarını olumsuz etkilemekte, kamu kurumlarına, yöneticilerine ve adalet sistemine duyulan güveni zedelemekte ve toplumda ahlaki bozulmaya yol açmaktadır.

Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelede başarının sağlanabilmesi için, önceden belirlenmiş tedbirler ve faaliyetler içeren stratejiler önem taşımaktadır. Böylece, yolsuzlukla mücadelede öncelikli alanlar belirlenerek sonuca daha kararlı ve etkili bir şekilde gidilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca, yolsuzlukla mücadele dönemsel bir çaba olmayıp, ekonomik ve sosyal hayattaki gelişmelere göre süreklilik gerektiren faaliyetler bütünüdür.

Bu vizyon çerçevesinde ilgili tüm kesimlerin katılımıyla “Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi” geliştirilmiştir. Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (Strateji) hazırlanırken, 58 inci, 59 uncu ve 60 ıncı Hükümet programları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporu, Dokuzuncu Kalkınma Planı, Avrupa Birliği Müktesebatının üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı ve çeşitli uluslararası kuruluşların Ülkemizle ilgili değerlendirmelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve ilgili uluslararası kuruluşların görüşleri de alınmıştır.

2. SAYDAMLIĞIN ARTIRILMASI VE YOLSUZLUKLA MÜCADELE ALANINDA SON YILLARDA YAPILAN BAŞLICA DÜZENLEMELER

Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukların önlenmesi çerçevesinde Ülkemizde son yıllarda yapılan başlıca
düzenlemeler aşağıda sıralanmıştır:

a) Kamu ihale sisteminde saydamlığın geliştirilmesi, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması ve daha az kaynakla daha fazla kamu hizmeti üretilmesi amacıyla, kamu kaynağı kullanan bütün kurumları kapsayan ve ihalelerde açıklığın ve rekabetin sağlanmasını ve şikâyetlerin incelenmesini teminen Kamu İhale Kurumu kurulmasını düzenleyen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu.

b) Doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesi, yabancı yatırımcıların haklarının korunması, yatırım ve yatırımcı tanımlarında uluslararası standartlara uyulması ve doğrudan yabancı yatırımların artırılması amacıyla; yatırımcıların ihtiyaç ve beklentilerini dikkate alarak hazırlanan, Ülkemizin uluslararası yatırımlara yönelik eşitlikçi ve liberal yaklaşımının yansıtılması olarak yatırımcıya açık ve anlaşılır mesajlar veren, yatırımcının değişik mevzuat gereği sahip olduğu haklar ve tâbi olduğu yükümlülükleri gösteren yasal bir rehber niteliğinde 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu.

c) Herkesin bilgi edinme hakkına sahip olduğunu ve kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, kanunda belirtilen istisnalar dışındaki her türlü bilgi ve belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularının etkin, süratli ve doğru sonuçlandırılması için gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlü olduklarını hüküm altına almak ve medya organlarının ve kişilerin kamuya ait bilgilere daha kolay ulaşabilmesini sağlamak amacıyla 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.

ç) Harcama birimlerine gerekli esnekliğin sağlanması ve bütün kamu gelir ve giderlerinin bütçede gösterilmesi ile kamu kaynaklarının kullanımında uluslararası standartlara uygun iç kontrol ve denetim mekanizmalarının oluşturulması ve malî saydamlık bakımından güvenilir ve periyodik malî verilerin üretilmesi amacıyla 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu.

d) Kamu kurum ve kuruluşlarını, kamu hizmetlerini ve kamu personelini desteklemek üzere kurulan dernekler ve Türk Medeni Kanununa göre kurulan vakıfların kamu kurum ve kuruluşları ile olan ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi suretiyle, kamu düzenini olumsuz yönde etkileyen ve toplumda hoşnutsuzluklara neden olan uygulamalara son verilmesi ve kamu kaynaklarının etkin olarak kullanılması amacıyla 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun.

e) Kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkelerinin ve standartlarının belirlenmesi ve bu ilkelere aykırı davranan üst düzey kamu görevlilerine ilişkin şikâyetlerin Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından incelenmesi ve sonuçlarının kamuoyuna duyurulması amacıyla 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.

f) Basında demokratikleşmenin sağlanması ve özgür bir basın düzeninin oluşturulması ile düşüncelerin ve haberin en yaygın ve hızlı bir şekilde dolaşımını sağlayarak kamuoyunun bilinçli bir şekilde oluşması ve işlemesi amacıyla 5187 sayılı Basın Kanunu.

g) Yerel yönetimlerin kurumsal kapasitelerinin artırılması, katılım ve saydamlığın sağlanarak yerinden yönetim ilkesi ve demokrasinin güçlendirilmesi amacıyla 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu.

ğ) Kamu görevlileri tarafından işlenebilen rüşvet, irtikâp, zimmet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama gibi yolsuzluk suçlarıyla birlikte, zamanaşımı sürelerini, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesini engelleyecek etkin bir yaptırım olarak kazanç müsaderesini ve özel hukuk tüzel kişilerine uygulanacak güvenlik tedbirlerini yeniden düzenleyerek, yolsuzluk suçlarıyla mücadele bakımından etkin bir sistem kurulabilmesi amacıyla uluslararası sözleşmeler de dikkate alınarak hazırlanan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.

h) Sivil toplumun güçlendirilmesi amacıyla dernek ve vakıf kurma hakkına ve faaliyetlerine getirilen kısıtlamaların kaldırılması, dernek işlemleri ve denetimlerinin basitleştirilmesi amacıyla 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu.

ı) Yolsuzluk suçlarıyla mücadelede etkin bir sistem kurulabilmesi için uluslararası sözleşmeler de dikkate alınarak; tutuklama, arama, hak ve alacaklara el koyma, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik araçla izleme ve örgüt faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla mücadele amacıyla özel ağır ceza mahkemeleri kurulması gibi yeni koruma tedbirleri ve düzenlemeler getiren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.

i) Finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanmasını, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını ve
tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını sağlamak amacıyla, sistemi engelleyen, bozan, verileri yok eden veya değiştiren ve gerçeğe aykırı muhasebeleştirme yapan banka ve finans kurumları için ağır yaptırımlar öngören 5411 sayılı Bankacılık Kanunu.

j) Sosyal sigortalar sisteminin yönetimini, işleyişi ile ilgili usûl ve esasları, finansman ve karşılanma
yöntemlerini belirleyen, yönetim organlarında ve karar süreçlerinde ilgili sosyal tarafların etkin katılımını öngören, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumunu birleştirerek sosyal güvenlik alanında mükerrer emeklilik ve hak sahipliğini ortadan kaldıran 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu.

k) Sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası hak ve yükümlülüklerini düzenleyen, kayıt dışı istihdamla mücadele çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu ile bankalar ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında bilgi paylaşım usûllerini belirleyen, Sosyal Güvenlik Kurumuna en geniş anlamıyla elektronik ortamda hizmet sunum yetkisi veren, ayrıca işçi ücretlerinin bankalar vasıtasıyla ödenmesi yükümlülüğü getirerek ücretlerde kayıtlılığı öngören 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu.

l) Ulusal ihtiyaçların yanı sıra uluslararası düzenlemeler de göz önünde bulundurularak hazırlanan ve suçla mücadelede malî sektörle işbirliğinin güçlendirilmesi, güçlü bir veri sistemi kurulması, bu suretle malî bilgilerden hareketle suça ve suçluya ulaşılması, yükümlülüklere uyumun takibinde etkinlik ve uluslararası gelişmelerle paralellik sağlanması amacıyla 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu.

m) Petrol piyasasının sağlıklı işleyebilmesini teminen, petrol kaçakçılığından kaynaklanan haksız rekabetin önlenerek, adil bir rekabet ortamının ve ürün güvenliğinin sağlanması ve petrol kaçakçılığı ile daha etkin mücadele edilebilmesi amacıyla 5576 sayılı Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

n) Yolsuzlukla mücadele bağlamında uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, yabancı ülkede işlenen rüşvet suçundan yargılama yapılabilmesi için Adalet Bakanının izin vermesi şartının kaldırılması, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarının kapsamının genişletilmesi, özel hukuk çerçevesinde faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da görevlileri tarafından; dolandırıcılık, ihaleye veya edimin ifasına fesat karıştırma, rüşvet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, zimmet, kaçakçılık, kaçak petrole ilişkin suçlar ile terörün finansmanı suçlarının tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi hâlinde ayrıca bu tüzel kişiye idarî para cezası verilebilmesi amacıyla 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

Yapılan kanunî düzenlemelere ek olarak, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadele kapsamında yürürlüğe konulan ulusal marker uygulaması, e-Devlet kapsamındaki uygulamalar, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışmalar, kamu yönetiminde saydamlık ekseninde yürütülen diğer çalışmalar, mevzuatın basitleştirilmesi, idarî yüklerin ve kırtasiyeciliğin azaltılması ile yerli ve yabancı yatırımcılar açısından yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin çalışmalar ve Ülkenin her yerinden vatandaşların şikâyet ve taleplerine ilişkin başvuruları alan ve izleyen Başbakanlık İletişim Merkezinin (BİMER) kurulması, yolsuzlukların önlenmesi ve saydamlığın artırılması bağlamında önemli katkılar sağlamıştır.

Ayrıca, yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağlayacak nitelikte hazırlanarak kabul edilen Yargı Reformu Stratejisi ve Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi de uygulanmaya başlamıştır.

Küreselleşme ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, suç kavramının ülke sınırlarını aşan bir yapıya büründüğü, suçlularla ve yolsuzlukla mücadelenin daha da zorlaştığı bir gerçektir. Bu kapsamda, ülke tecrübelerinin paylaşımı ile ikili teknik ve adlî işbirliği büyük önem taşımaktadır.

Bu çerçevede Ülkemiz;

a) Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesini 2003 yılında,

b) Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesini 2003 yılında,

c) Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 2003 yılında,

ç) Avrupa Konseyinin Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El Konulmasına İlişkin Sözleşmesini 2004 yılında,

d) Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesini 2004 yılında,

e) Hukuki veya Ticari Konularda Yabancı Ülkelerde Delil Sağlanması Hakkında Sözleşmeyi 2004 yılında,

f) Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini 2006 yılında, onaylamıştır.

Ayrıca, Ülkemiz yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı
Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur

Yukarıda bahsedilen düzenlemeler, çalışmalar ve uluslararası işbirliğine ilişkin uygulamalar neticesinde,
Ülkemizin yolsuzlukla mücadele alanında önemli ilerlemeler kaydettiği ve bu ilerlemelerin yolsuzlukla ilgili değerlendirmeler yapan uluslararası kuruluşların çalışmalarına da yansıdığı görülmektedir.

Örneğin, Ülkemiz,

 Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 3.1 puanla 133 ülke arasında 77 nci sırada yer alırken, 2009 yılında 4.4 puanla 180 ülke arasında 61 inci sıraya yükselmiştir.

Katedilen mesafe, yolsuzlukla mücadelede siyasi kararlılık ve sahiplenmenin önemini göstermekte, ancak suç ve suçlunun dinamik ve değişken profili, yolsuzlukla mücadelede aynı dinamizm ve kararlılığın sürdürülmesi gerektiğine de işaret etmektedir.

3. STRATEJİNİN AMACI

Bu Stratejinin amacı; 2002 yılından bu yana kararlılıkla sürdürülen reformların bir devamı niteliğinde, gelişen ve değişen şartları da göz önünde bulundurarak, saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılması suretiyle daha adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesidir.

4. STRATEJİNİN TEMEL BİLEŞENLERİ

2010–2014 yılları arasında uygulanacak olan Stratejinin temel bileşenleri;

A) Önlemeye,
B) Yaptırımların Uygulanmasına,
C) Toplumsal Bilincin Artırılmasına,

yönelik tedbirler olmak üzere üç ana başlık altında toplanmıştır.

Bu temel bileşenler altında öngörülen ve aşağıda sıralanan tedbirlerin bazılarının hayata geçirilebilmesi için başta Anayasa olmak üzere kanunlarda ve diğer düzenleyici işlemlerde değişiklikler gerekebilecektir. Bu tedbirlere ilişkin Faaliyet Tablosu, Stratejinin ekinde yer almaktadır.

A) Önlemeye Yönelik Tedbirler

Saydamlığın, hesap verebilirliğin, etkin denetimin ve kurumsal kapasitenin artırılması suretiyle yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasına ilişkin olarak;

a) Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanında, açıklık ve şeffaflığa ilişkin uygulamaların geliştirilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi,

b) Siyasi etik ile ilgili çalışmaların tamamlanması,

c) Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) kurulmasına ilişkin çalışmaların tamamlanması,

ç) Genel İdari Usul Kanununa ilişkin çalışmaların tamamlanması,

d) Yeni Sayıştay Kanununun yasalaşma sürecinin tamamlanması,

e) 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunundaki mal bildirimlerine ve diğer uygulamalara ilişkin hükümlerin gözden geçirilmesi,

f) Kamu görevinden ayrılanların yapamayacağı işlerle ilgili kanunî düzenlemelerin ve uygulama etkinliğinin gözden geçirilmesi,

g) Devlet sırları ve ticari sırlara ilişkin çalışmaların tamamlanması,

ğ) Kamu ihale sisteminin gözden geçirilmesi,

h) Yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve diğer işlem süreçlerinde saydamlık ve hesap verebilirliğin artırılması,

ı) Yerel yönetimlerin iştirakleri üzerindeki denetim mekanizmalarının etkinliğinin gözden geçirilmesi,

i) Yerel yönetimlerde seçimle işbaşına gelenler için etik ilkelerin belirlenmesi ve izleme mekanizmalarının kurulması,

j) Denetim birimlerinin kapasitesinin güçlendirilmesi,

k) Denetim raporlarından hareketle yolsuzluğa açık risk alanlarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması,

l) Kamu Görevlileri Etik Kurulu rehberliğinde kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının engellenmesi,

m) Özel sektör kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi,

n) Sivil toplum kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi,

o) Yolsuzluk suçlarına ilişkin yargılama sonuçları ile Devlet Personel Başkanlığında disiplin cezası alan kamu görevlileri hakkında oluşturulan veri tabanlarından yararlanılarak risk alanlarının belirlenmesi,
yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.

B) Yaptırımların Uygulanmasına Yönelik Tedbirler

Saydamlığın artırılması, yolsuzluk ile mücadelede ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bazı sınırlamaların kaldırılması suretiyle soruşturma, kovuşturma ve cezalandırmada etkinliğin geliştirilmesine ilişkin olarak;

a) Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmalardaki izin sisteminin gözden geçirilmesi,

b) Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında meydana gelen yolsuzluk olaylarını yetkili mercilere bildirenlerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulması,

c) Yolsuzlukla mücadelede görev alan birimler arasında etkin işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyonun sağlanması, yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.

C) Toplumsal Bilincin Artırılmasına Yönelik Tedbirler

Toplumsal bilincin artırılmasına ilişkin olarak;

a) Vatandaşların, haksız bir uygulama ile karşılaştıklarında kanunlar ve idarî düzenlemelerle kendilerine tanınan haklar ile başvuruda bulunabilecekleri merciler konusunda bilgilendirilmesi,

b) Düzenli aralıklarla yolsuzluk algılama anketi yaptırılması, c) Milli Eğitim Bakanlığı ders müfredatında dürüstlük konularının işlenmesi,

ç) Yolsuzlukla mücadele ve temiz toplum temasını içeren sosyal aktivitelerin desteklenmesi,

d) Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca televizyon ve radyo yayınlarında dürüstlük konularına yer verilmesinin sağlanması,

e) Medya organlarının yolsuzlukla mücadeledeki rollerinin güçlendirilmesi,

f) Strateji doğrultusunda oluşturulan temel ilke ve yöntemlerin tüm kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri tarafından benimsenmesi amacıyla seminer, çalıştay ve konferanslar düzenlenmesi,
yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.

5. STRATEJİNİN UYGULANMASI

5/12/2009 tarihli ve 27423 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/19 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile;
Stratejinin uygulamasını gerçekleştirmek üzere “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu” ve “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Yürütme Kurulu” kurulmuştur. Başbakanlık Teftiş Kurulu ise Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu (Komisyon)’na ve Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Yürütme Kurulu (Yürütme Kurulu)’na görevlerini yerine getirmede teknik destek sağlamak ve sekretarya hizmeti vermekle görevlendirilmiştir. Bu kapsamda, Komisyon yılda en az iki defa toplanmak suretiyle stratejide belirtilen amaçlara ulaşılmasında etkinliği ve koordinasyonu sağlayacaktır.

Yürütme Kurulu, üç ay içerisinde Stratejide yer alan tedbirler doğrultusunda ilgili sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla, yapılması gerekenleri ve sorumlu kuruluşları gösteren detaylı eylem planını hazırlayarak Komisyonun onayına sunacaktır. Yürütme Kurulu yılda en az dört kez toplanacaktır.
Yürütme Kurulu; yargı reformu çalışmaları, e-Devlet uygulamaları, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, örgütlü suçlar ve kara para aklama suçu gibi yolsuzlukla mücadele ile ilgili diğer konularda yürütülen çalışmaları da göz önünde bulunduracaktır.

6. SONUÇ

Bu Strateji, ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen, ahlaki değerleri aşındıran, vatandaşın kamu
kurumlarına olan güvenini derinden zedeleyen yolsuzluğa karşı kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve saydamlığın artırılması amacıyla hazırlanmıştır.

Stratejideki tedbirlerin uygulanmasıyla; adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesi ve yolsuzluğa karşı toplumsal bilincin artırılarak yolsuzluk suçlarına yönelik eğilimlerin engellenmesi suretiyle sistemin etkinliğini artırmak amaçlanmaktadır.

Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelede son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olup, Stratejide belirlenen tedbirlerin hayata geçirilmesi ile bu çabalar daha da ileriye taşınmış olacaktır. Stratejide belirlenen tedbirlerin hayata geçirilmesi, toplumun tüm kesimlerinin refah düzeyinin artmasına da katkı sağlayacaktır.

EK

FAALİYET TABLOSU

 

00
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
01
 
Çalışma usûl ve esasları ile detaylı eylem planının belirlenmesi
01
Yürütme Kurulu ve çalışma gruplarının çalışma usûl ve esaslarının belirlenmesi
02
Detaylı eylem planının hazırlanması ve kabulü
01
 
 
ÖNLEMEYE YÖNELİK TEDBİRLER
01
 
Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanında, açıklık ve şeffaflığa ilişkin uygulamaların geliştirilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi
01
Çalışma Grubunun oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
02
 
Siyasi etik ile ilgili çalışmaların tamamlanması
 
03
Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) kurulmasına ilişkin çalışmaların tamamlanması
 
04
Genel İdari Usul Kanununa ilişkin çalışmaların tamamlanması
 
05
Yeni Sayıştay Kanununun yasalaşma sürecinin tamamlanması
 
06
 
3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunundaki mal bildirimlerine ve diğer uygulamalara ilişkin hükümlerin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
07
 
Kamu görevinden ayrılanların yapamayacağı işlerle ilgili kanunî düzenlemelerin ve uygulama etkinliğinin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere sunulması
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
08
 
Devlet sırları ve ticari sırlara ilişkin çalışmaların tamamlanması
 
09
 
Kamu ihale sisteminin gözden geçirilmesi
 
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
10
 
Yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve diğer işlem süreçlerinde saydamlık ve hesap verebilirliğin artırılması
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
11
 
Yerel yönetimlerin iştirakleri üzerindeki denetim mekanizmalarının etkinliğinin gözden geçirilmesi
 
 
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
12
 
Yerel yönetimlerde seçimle işbaşına gelenler için etik ilkelerin belirlenmesi ve izleme mekanizmalarının kurulması
01
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından, etik ilkelerin belirlenmesinde izlenecek genel ilkelerin tespit edilmesi
02
Bu genel ilkeler çerçevesinde etik ilkelerin belirlenmesi
03
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun uygun görüşüyle etik ilkelerin yayımlanması ve uygulama etkinliği için gerekli idarî tedbirlerin alınması
 
13
 
Denetim birimlerinin kapasitesinin güçlendirilmesi
 
01
Denetim elemanlarının kamuda mevcut veri tabanlarına (tapu, araç, banka, vergi v.s) ulaşabilmelerinin sağlanması için bir çalışma grubunun oluşturulması
 
02
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
03
Kamuda denetim standartlarının oluşturulması
 
 
04
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
 
05
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
06
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
14
 
Denetim raporlarından hareketle yolsuzluğa açık risk alanlarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
15
 
Kamu Görevlileri Etik Kurulu rehberliğinde kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının engellenmesi
01
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından, mesleki etik ilkelerin belirlenmesinde izlenecek genel ilkelerin tespit edilmesi
02
Mesleki etik ilkelerin belirlenmesi için çalışma gruplarının görevlendirilmesi ve mesleki etik ilkeleri taslaklarının hazırlanması
03
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
04
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun uygun görüşüyle mesleki etik ilkelerin yayımlanması ve
uygulama etkinliği için gerekli idarî tedbirlerin alınması
16
 
Özel sektör kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar, sorunlar ve mevzuattaki boşluklar çerçevesinde riskli alanların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
17
 
Sivil toplum kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi
 
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar, sorunlar ve mevzuattaki boşluklar çerçevesinde riskli alanların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Sivil toplum kuruluşlarının denetim ve malî bilgilerini kamuoyuna açıklama zorunluluğunun getirilmesi
04
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
05
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
18
 
Yolsuzluk suçlarına ilişkin yargılama sonuçları ile Devlet Personel Başkanlığında disiplin cezası alan kamu görevlileri hakkında oluşturulan veri tabanlarından yararlanılarak risk alanlarının belirlenmesi
01
Adli Sicil veri tabanındaki bilgilerden yararlanılarak yolsuzluk suçlarına ilişkin istatistiklerin oluşturulması
02
Yolsuzluk suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili veri tabanlarındaki bilgilerin ve istatistiklerin analiz edilerek risk alanlarının belirlenmesi
03
Devlet Personel Başkanlığında oluşturulan disiplin suçlarına ilişkin veri tabanının tüm kamu görevlilerini kapsayacak şekilde uygulamaya konulması ve bu veri tabanından tüm kamu kurumlarının yararlanması
02
YAPTIRIMLARIN UYGULANMASINA YÖNELİK TEDBİRLER
 
01
 
Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmalardaki izin sisteminin gözden geçirilmesi
 
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
02
 
Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında meydana gelen yolsuzluk olaylarını yetkili mercilere bildirenlerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulması
 
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
03
 
Yolsuzluk ile mücadelede görev alan birimler arasında etkin işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyonun sağlanması
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
03
 
 
TOPLUMSAL BİLİNCİN ARTIRILMASINA YÖNELİK TEDBİRLER
 
01
 
Vatandaşların, haksız bir uygulama ile karşılaştıklarında kanunlar ve idarî düzenlemelerle kendilerine tanınan haklar ile başvuruda bulunabilecekleri merciler konusunda bilgilendirilmesi
 
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
02
 
Düzenli aralıklarla yolsuzluk algılama anketi yaptırılması
 
03
 
Milli Eğitim Bakanlığı ders müfredatında dürüstlük konularının işlenmesi
 
04
 
Yolsuzluk ile mücadele ve temiz toplum temasını içeren sosyal aktivitelerin desteklenmesi
 
05
 
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca televizyon ve radyo yayınlarında dürüstlük konularına yer verilmesinin sağlanması
 
06
 
Medya organlarının yolsuzlukla mücadeledeki rollerinin güçlendirilmesi
 
07
 
Strateji doğrultusunda oluşturulan temel ilke ve yöntemlerin tüm kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri tarafından benimsenmesi amacıyla seminer, çalıştay ve konferanslar düzenlenmesi

 

11 Şubat – Hukuk Takvimi

0
11 Şubat Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler  

11 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü

1650

Modern felsefenin kurucularından Fransz matematikçi ve bilim insanı René Descartes (31 Mart 1596–11 Şubat 1650) yaşamını yitirdi. Daha önce birbirinden ayrı olan geometri ve cebir alanlarını birleştirerek analitik geometriyi icat etti. Daha sonra Spinoza ve Leibniz tarafından savunulan 17. yüzyıl kıtasal rasyonalizminin temellerini attı.

1775

Rus İmparatorluğu’nun Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Yunan hukukçu ve devlet adamı, Komis Yannis Antonios Kapodistrias doğdu. (Ölümü: 9 Ekim 1831) İtalya’da Padova Üniversitesi‘nde tıp, hukuk ve felsefe dallarında öğrenim gördü. 1813 yılında Rusya’nın temsilcisi olarak İsviçre’nin 19 kantondan oluşan tarafsız bir Avrupa ülkesi halinde kurulmasında rol oynadı. 1815 yılında Napolyon Savaşları sonrasında Avrupa ülkeleri arasında yapılan Viyana Kongresinde Rusya’yı temsil etti. Bu başarıları sonucu I. Aleksandr tarafından Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirildi. Avrupa’nın en seçkin politikacı ve diplomatları arasında yer aldı. Modern Yunan devletinin kurucusu ve Yunan bağımsızlığının önderi olarak kabul edilmektedir.

Yannis Kapodistrias
1809 Robert Fulton, buharlı geminin patentini aldı.
1829

Rus hukukçu, oyun yazarı, besteci, şair ve diplomat Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ocak 1795) Moskova Devlet Üniversitesi‘nde bilim ve hukuk üzerine eğitim gördü. St Petersburg’a geçerek orada imparatorluk Hariciye Bakanlığı’nda memur olarak çalışmaya başladı. Bu arada edebiyata merak sardı. 1816’da ilk şiir şeklinde “Genç Çiftler” adlı komedisi sahnelendi. Masonlar ve diğer edebiyat sosyetesi çevrelerine katıldı ve bu çevrelerde gayet “atılgan” genç bir edebiyatçı olarak isim yaptı. 1818’de Rusya’nın İran’a gönderdiği diplomatik heyete delege olarak katıldı. 1822’de şiirsel bir komedi olan en popüler oyun eseri olan ve Rusya bürokrasisini hiciv eden “Góre öt Oumá (Akıldan Bela)” adlı eserini yazdı. Bu eser sansür yüzünden sahnelemedi ama gizli basılmış bir yazı şeklinde çok yaygınca okundu. İran’a Tahran elçisi olarak görevlendirildi. Bu görevde iken Rusya’nın Türkmençay Antlaşması ile İran’a ait Kafkasya topraklarını eline geçirmesini protesto eden büyük bir gösteri yapan halk kitlesinin Rusya elçilik binasını ellerine geçirilmeleri sırasında bu ayaklanmacılar tarafından öldürüldü.

1867

Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti’nde, günümüzdeki Yargıtay ve Danıştay’ın görevlerini yapan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye (Meclis-i Vâlâ) reislerinden Mehmed Emin Âlî Paşa beşinci ve son kez sadrazam oldu.

1889 İmparator Meiji tarafından 11 Şubat 1889’da ilan edilen Meiji Anayasası, Japonya’yı anayasal monarşi sistemine taşıdı. Meiji Restorasyonu’nun bir parçası olan bu belgeyle, yönetim gücü Şogunluktan alınarak tekrar İmparatora verildi. 1890’da yürürlüğe giren anayasa; güçlü bir imparatorluk otoritesinin yanı sıra “Diet” adı verilen bir parlamento ve bağımsız bir yargı sistemi kurdu. II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yürürlükte kalan bu temel yasa, 2 Mayıs 1947’de yürürlükten kalktı ve yerini 3 Mayıs 1947’de kabul edilen  bugünkü modern Japonya Anayasası’na bıraktı.
1940 Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında ekonomik iş birliği antlaşması imzalandı.
1941

Ecnebi Musevilerin Türkiye’den transit geçmeleri hakkında kararname yayımlandı. Tabiyetlerinde bulundukları devletler tarafından kısıtlama getirilmiş ecnebi Museviler, ancak konsolosluklardan transit vizesi alarak Türkiye topraklarından geçebilecekler.

1944

ABD’li avukat ve parlamenter Michael Garver Oxley (11 Şubat 1944; Findlay, Ohio-1 Ocak 2016),11 Şubat 1944’te Ohio, Hancock County, Findlay’de doğdu. 1962’de Findlay Lisesindenmezun oldu; 1966’da Miami Üniversitesinden lisans derecesi aldı. 1969’da Ohio Eyalet Üniversitesi Hukuk Fakültesinden hukuk alanında lisans derecesi elde etti. 1969-1972’de Federal Soruşturma Bürosu’nda çalıştı. 1972’de baroya kabul edildi ve özel bir avukatlık bürosu kurdu. 1972-1981 yılları arasında Ohio eyaletinde Cumhuriyetçi Parti kongrelerine delege olarak katıldı. 1976 ve 1984’te Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongrelerine delege olarak katıldı. 25 Haziran 1981-3 Ocak 2007 yılarında ABD kongresinde görev aldı. Mali Hizmetler Komitesi başkanı olarak çalıştı. 2006’da siyaseti bıraktı .1 Ocak 2016’da McLean, Virginia’da öldü. Maple Grove Mezarlığı, Findlay, Ohio’ya gömüldü.

1945

Birleşik Krallık Başbakanı Sir Winston Churchill, ABD Cumhurbaşkanı Franklin Roosevelt ve Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Josef Stalin’in bir araya geldiği, 4 Şubat’ta başlayan Yalta Konferansı sona erdi. II. Dünya Savaşı sonrasında dünya düzeninin esasları belirlendi.

1946

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.

1946

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edildi, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalktı.

1946

ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.

1951

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi ve Merkez Bankası memuru Ahmed Arif (Önal) Ankara’da tutuklandı.

1953 SSCB, İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesti.
1957
  • Gazeteci Metin Toker tutuklanarak ceza evine atıldı. Metin Toker, Demokrat Parti (DP) İstanbul Milletvekili ve eski Devlet Bakanı Mükerrem Sarol ile Akis dergisi arasındaki davadan hapis cezasına çarptırılmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, “Damadımın tutuklanması haberine üzülmedim, bu şerefli bir mahkümiyettir” dedi.
  • Ateşli silahlara ilişkin af ilan edildi. 
1959

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalandı. Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalandı, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlendi. Anayasanın hazırlanma süreci sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kuruldu.

1961 Darbenin ardından beş yeni parti kuruldu. Adalet Partisi, Memleketçi Serbest Parti, Çalışma Partisi, Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi ve Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi.
1964 Tayvan, Fransa ile diplomatik ilişkilerini kesti.
1970

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, 1567 Kanun numarasıyla, dünya genelinde büyük ekonomik buhranın yaşandığı dönemde, 25 Şubat 1930 tarihinde çıkarıldı. Resmi Gazetede yayınlanarak üç yıl süreyle geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun süresi, daha sonra çeşitli tarihlerde yayımlanan kanunlarla 25 Şubat 1970 tarihine kadar uzatıldı; son olarak 11 Şubat 1970 tarihinde yayımlanan 1224 sayılı kanunla süresiz olarak uzatıldı.

1971

ABD, Birleşik Krallık, SSCB, ve diğer ülkeler arasında, uluslararası sularda nükleer silahların kullanılmaması konusunda antlaşma imzalandı.

1974 Madanoğlu Davası’nda bilirkişi heyeti, gizli toplantılarda tutulduğu ileri sürülen ses kayıtlarının “montaj” olduğunu açıkladı.
1975

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ndeki ilk temsilcisi olan Cemalettin Hüsnü Taray (1893, Kop, Gümüşhane-11 Şubat 1975), Türk siyasetçidir. Milletvekilliği ile Millî Eğitim Bakanlığı yaptı.

1978
  • Çin, Aristoteles, Shakespeare ve Charles Dickens’in eserlerine uyguladığı sansürü kaldırdı.
  • İran’da Şah Rejimi çöktü. Humeyni ve Şeriat geldi.
1980

TÖB-DER Elâzığ Şubesi avukatlığının yanı sıra birçok toplumsal davayı takip eden Elazığ Barosu Yönetim Kurulu üyesi Avukat Erdal Arslan, 11 Şubat 1980 günü Adliye’den çıktıktan sonra uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Olaydan sonra kaçan Cevdet Karataş silahıyla birlikte yakalandı. Karataş, 12 Eylül döneminde cezası infaz edilen 50 idam mahkumundan biridir.

1981 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi, şarkıcı Cem Karaca, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan, Sema Poyraz ve Selda Bağcan hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Sanatçılar yabancı ülkelerde Türkiye aleyhine propaganda yapmakla suçlandı. Selda Bağcan teslim oldu ve serbest bırakıldı.
1986 Hukukçu ve Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet başkanı unvanını kazandı.
1988 “Müstehcen” bulunan “Bitmeyen Aşk” ve “Asılacak Kadın”ın yazarı Pınar Kür ve yayıncı Erdal Öz yargılandı.
1990

Güney Afrika’da ırkçı rejime karşı savaşan Afrika Ulusal Kongresi’nin lideri Nelson Mandela, 27 yıllık hapis hayatının ardından özgürlüğüne kavuştu.

1990

Edip Polat’ın “Diyarbakır Gerçeği” adlı kitabına yazdığı önsözden dolayı yayıncı ve yazar Muzaffer İlhan Erdost gece DGM savcısının emriyle Ankara’daki evinden gözaltına alındı.

1994 HBB’de yayımlanan Yüksek Tansiyon adlı programın yapımcısı Erhan Akyıldız ve Ali Tevfik Berber, ikişer ay hapis cezasına çarptırıldı. Televizyoncular programda halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla yargılanmışlardı.
1995 Kız arkadaşıyla gözaltına alınıp 3 Ağustos 1980’de 1.Şube’ye götürülen ve kaldırıldığı Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde 8 Ağustos’ta beyin travmasından hayatını kaybeden İTÜ öğrencisi Faruk Tuna için açılan 2.işkence davasına anne ve babasının katılımıyla devam edildi.
1995 Meksika ordusu Chiapas eyaletinde Zapatistalar’a karşı büyük bir harekat başlattı. EZLN’nin önde gelen 2 lideri tutuklandı, kimliği afişe edilen 38 yaşındaki efsane lider “Komandante Marcos” ise yakalanamadı.
1998
  • Türkiye’de 12 kentte bulunan 78 kumarhane kapatıldı. Kapatma kararı “Turizm Teşvik Yasası’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa” uyarınca alındı.
  • 11 Şubat 1998 günü HADEP parti genel merkezi polis tarafından basıldı. Genel başkan Murat Bozlak ve merkez yöneticileri 17 Şubatta tutuklandı.
2002 DYP eski milletvekili Abdülmelik Fırat ve arkadaşları, Hak ve Özgürlükler Partisi’ni (HAKPAR) kurdu.
2003

ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Afganistan, UCM Roma Statüsü’nü imzaladı. Dünyanın ilk savaş suçları mahkemesi olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılama yetkisini kabul etmiş oldu. Afganistan UCM’yi onaylayan 89. ülke oldu.

2005

Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneği tüzüğü 11 Şubat 2005 tarihinde onaylandı. Derneğin merkezi İstanbul’dadır. Bilimsel çalışmaları ilerletmek ve hasta-hekim arasındaki tıp etiği ve tıp hukuku ile ilgili sorunları gidermek amacıyla kuruldu.

2007 Portekiz’de kürtaj referandumunda, seçmenlerin yüzde 60’ı kürtajın yasallaşmasına “evet” dedi, ancak katılım yüzde 50’nin altında olduğundan sonuç geçersiz sayıldı.
2011

Balyoz Davasının 13’üncü duruşmasında, aralarında Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın da aralarında bulunduğu 163 sanığın tutuklanmasına karar verildi.

2011 İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, Türkiye’de son günlerde açılan 26 toplu mezarda 171 kişinin kemiklerine ulaşıldığını açıkladı. Rapora göre,  tespit edilen 88 mezarda 1298 kişinin olduğu iddia edildi.
2012 MİT görevlilerini ifadeye çağıran İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı.
2015
  • Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, tecavüze uğrayarak öldürüldü. Olay Türkiye’de kadın hakları eylemlerine dönüştü.
  • Birleşmiş Milletler, Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü‘nü resmi olarak ilan etti.
  • Hukuk Felsefesi alanında duayen Prof. Dr. Vecdi Aral, 11 Şubat 2015 günü vefat etti. 13 Şubat Cuma günü Fenerbahçe Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
2016 Meksika’nın Monterrey kenti yakınlarındaki Topo Chico hapishanesinde çıkan isyanda 52 tutuklu ve mahkum hayatını kaybetti.
2017
  • İstanbul Ortaköy’de bir eğlence mekanında yılbaşı kutlamasına, silahlı saldırıyla katliam gerçekleştiren Abdulkadir Masharipov tutuklandı.
  • Fransız kadın hakları savunucusu, bilim insanı ve aktivist Danièle Minne (Danièle Djamila Amrane-Minne) yaşamını yitirdi. (13 Ağustos 1939; Neuilly-sur-Seine–11 Şubat 2017) Mücadele dolu yaşamında hapis dahil birçok zorluk yaşadı. Fransa’nın insan hakları ihlallerine karşı net bir tavır sergiledi. 4 Aralık 1957’de 7 yıla mahkûm oldu. Toulouse Üniversitesi’nde tarih ve feminist araştırmalar profesörü olmuş 11 Şubat 2017’de Cezayir’de yaşamını yitirdi.
2019

İsmail Rüştü Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığı görevine başladı. 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçildi.

2023

Avukat, akademisyeni eski dışişleri bakanı ve CHP Eski Genel Başkanı Doç. Dr. Deniz Baykal yaşamını yitirdi.

2025

Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım’ iddiasıyla haklarında verilen 18’er yıl hapis cezası Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozulan Mücella Yapıcı, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ali Hakan Altınay’ın ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ iddiasıyla yeniden yargılanmasına devam edildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tüm sanıkların beraatine karar verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023 tarihinde ceza alan sekiz sanıklı davada Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.

2025
  • 4 Kasım 2016’da gözaltına alınıp tutuklanan, 6 Ocak 2022’de tahliye edilen Van Büyükşehir Belediyesi eski bakanı Abdullah Zeydan’ın Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın karar duruşması yapıldı. Zeydan’a “terör örgütüne yardım etmek” ve “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarıyla yargılandığı davada 3 yıl 9 ay ceza verildi.
  • Ankara’nın Keçiören ilçesinde iki çocuğunu öldürüp, bir çocuğunu ağır yaralayan Serpil Altınok Dereci’nin tutuklanmasına karar verildi.
2025
  • ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde yer alan University Ranking by Academic Performance (URAP) Araştırma Laboratuvarı tarafından açıklanan “dünyanın en iyi 3 bin üniversitesi” sıralamasında ilk 1000’de yer alan ve Türkiye’den en iyi dereceyi yapan üniversite Hacettepe Üniversitesi oldu. İlk 1000’de Türkiye’den 11 üniversite yer aldı. Harvard Üniversitesi her zamanki gibi birinci oldu.
  • Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) yayımladığı 2024 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçları açıklandı. Türkiye’nin puanı değimedi ancak sıralaması değişti. 

  • Çanakkale Kazdağları’nda Cengiz Holding ve Nurol Holding’in bölgedeki doğal alanları yok edecek maden projelerine karşı açılan ve reddedilen davada Danıştay 4. Dairesi onama kararı verdi. Kazdağları Ekoloji Platformu’nun Cengiz Holding’in Halilağa Bakır Madeni Projesi’nin ÇED Olumlu Kararı’nın iptali için açtığı ikinci davada Çanakkale 1. İdare Mahkemesi oy çokluğu ile davanın reddine karar vermişti. 
2026
  • 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi açıklandı. Danimarka (89)bu yıl da birinci olarak üst üste 8 yıldır endeksin zirvesinde yer aldı. Danimarka’yı Finlandiya (88) ve Singapur (84) yakından takip etti. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında yer alan Türkiye 31 sıra gerileyerek 124. sıraya düştü.
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yılmaz Tunç’u Adalet Bakanlığı görevinden aldı ve yerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i atadı.

Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack

0
Doktor Ölüm - You Don’t Know Jack

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, gerçek olaylara dayanan bir hikayeden sinemaya uyarlanmıştır. Televizyon kanalı HBO tarafından sinemaya uyarlanan film, biyografik bir TV yapımıdır.

Doktor Ölüm, modern hukukta çok tartışmalı bir konu olan ötanaziyi işlemektedir. Eleştirmenler tarafından, ötanaziye karşı olsun ya da olmasın herkesin izlemesi gereken bir film olarak tanımlanmıştır.

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ölüm meleği lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatmaktadır. Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack filminde ünlü aktör Al Pacino, ötanazinin çaresiz hastalar için bir hak olması gerektiğini savunan Jack Kevorkian adında bir doktoru canlandırmakta, bu düşüncesi yüzünden doktor meslektaşları ve çevresi tarafından dışlanmakta ancak ama pes etmemektedir.

Film Künyesi
Yönetmen Barry Levinson
Yapımcı Scott Ferguson
Lydia Dean
Steve Lee Jones
Hikâye Adam Mazer
Oyuncular Al Pacino – Jack KevorkianDanny Huston – Geoffrey FiegerSusan Sarandon – Janet GoodBrenda Vaccaro – Margo JanusJohn Goodman – Neal NicolJames Urbaniak – Jack LessenberryEric Lange – John Skrzynski

John Engler – Himself (filmde hazır)

Richard E. Council – Yargıç David Breck

Sandra Seacat – Janet Adkins

Müzik Marcelo Zarvos
Görüntü yönetmeni Eigil Bryld
Kurgu Aaron Yanes
Stüdyo Bee Holder Productions
Dağıtıcı ABD: New Line Cinema
ABD dışı: Warner Bros
Türü Dram
Renk Renkli
Yapım yılı 2010
Süre 134 dakika
Dil İngilizce
Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack
Filmin Aldığı Ödüller
  • Emmy Üstün Erkek Oyuncu Ödülü, 2010
  • Emmy Dramatik Üstün Yazma Ödülü, 2010
  • Altın Küre En İyi Aktör Ödülü, 2011
  • Altın Küre En İyi Drama Ödülü, 2011
  • Screen Actors Guild Ödülü, 2011

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, 15 Emmy Ödülüne aday olmuş ve ikisini kazanmıştır. Al Pacino, canlandırdığı Jack Kevorkian karakterinden ötürü Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild Ödülü’nü kazanmıştır. Sinema eleştirmenleri Al Pacino hakkında bu filmden sonra küllerinden yeniden doğduğu yorumlarını yapmıştır.

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack

Doktor Ölüm-You Don’t Know Jack; “Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötanaziyi Yasallaştırma Savaşı” adlı kitaptan esinlenerek gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanmıştır. Film, halen süren tartışmalar sonucunda çözülememiş bir problemi, ötanaziyi ele almış, 2010 yılında Televizyon kanalı HBO tarafından çekilmiştir. Filmin, yönetmenliğini Barry Levinson üstlenmiş, senaryosunu Adam Mazer yazmıştır. Filmin başrollerinde Al Pacino, Brenda Vaccaro, John Goodman ve Danny Huston bulunmaktadır.

Dr. Ölüm – Savunma Sahnesi

Film, Doktor Kevorkian’ın, ötanazinin yasallaşması için verdiği hukuk mücadelesini anlatmakta ve doktor destekli intihar fikrini savunmaktadır. Filmde hekim destekli intihar savunucusu Jack Kevorkian’ın yaşamı ve çalışmaları üzerinde durulmuş, ötanazinin amacının ağrısız ve acısız şekilde umutsuz hastaların zahmetsizce intihar etmesine yardımcı olmak olduğu fikri işlenmiştir.

Patolog Doktor Jack Kevorkian, kızkardeşi Margo, arkadaşı Neil ve ölme hakkını savunan dernek başkanı Janet Good’un desteği ile; iyileşme umudu kalmayan ve hayat kalitesi olmayan ölümcül hastaların yaşamlarına son vermek için ötanazi uygulayarak Michigan eyaleti yasalarını ihlal etmiş ve kamuoyunun gündemine oturmuştur. Doktor Jack Kevorkian 1990 yılından başlayarak 130 ölümcül hastalığı olan hastaya kendi geliştirdiği bir karışımı damar içi sıvı ilaç uygulaması yaparak ötanazi ile yaşamlarını sonlandırmasına yardım etmiştir.

Doktor Ölüm, 62. Emmy Ödülleri‘nde 15 Emmy Ödülleri’ne aday olmuş ve iki ödül kazanmıştır. Adam Mazer enaryo ödülü Al Pacino da filmdeki performansıyla erkek oyuncu dalında Emmy kazanmıştır. Al Pacino, 2011 yılında Doktor Jack Kevorkian rolüyle Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild Ödülü‘nü kazanmıştır.

 Jack Kevorkian
Ünlü doktor Jack Kevorkian

Jack Kevorkian, ABD’nin en ünlü doktorlarından birisi, Ermeni asıllı ABD’li patolog, ressam, besteci ve enstürmanisttir. Kevorkian, Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce 1912 yılında Anadolu’dan kaçan Ermeni bir ailenin, Levon ve Satanig’in çocuğu olarak Michigan eyaletinin Pontiac kasabasında 26 Mayıs 1928 tarihinde doğmuş, Dr. Ölüm isimli filmin çekiminden bir yıl sonra 3 Haziran 2011 tarihinde ölmüştür. Doğduğunda adı Murad’dır. Jack adını sonradan almıştır. Ailenin üyelerinden bir kısmı önce Paris’e gelmişler, oradan da ABD’nin Michigan eyaletine gitmişlerdir. Murad’ın çocukluğu bu büyük acıları dinleyerek geçmiş, ölüm ve çaresizlik üzerine düşünme fırsatı bulmuştur.

Jack Kevorkian, Dr. Ölüm diye anılmış, ötanaziyi bir insan hakkı olarak savunmuş, yıllarca isteyenlere bu yöntemi uygulamıştır. Amerikan toplumu, Kevorkian’ın kişiliğinde ikiye bölünmüş ve ölme hakkı yıllarca gündemi meşgul etmiştir. Kevorkian, bir hastasının ölüme gidişini filme çekmiş, kaydettiği DVD’yi televizyondan 15 milyon Amerikalı izlemiştir.

Hastalarının istekleri üzerine uyguladığı ötanazi yüzünden yargılanmış ve 8 yıl hapiste kalmıştır. Hapisteyken bir daha ötanazi yapmayacağına ilişkin verdiği söz üzerine serbest bırakılmıştır.

“Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötanaziyi Yasallaştırma Savaşı” isimli kitap

Liderlik eksikliği, yolsuzlukla küresel mücadeleyi zayıflatıyor

0
Liderlik eksikliği, yolsuzlukla küresel mücadeleyi zayıflatıyor

Yolsuzluk Algı Endeksi 2025: Liderlik eksikliği, yolsuzlukla küresel mücadeleyi zayıflatıyor

Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi 2025 Basın Açıklamasının Türkçe çevirisidir. Orijinal basın açıklamasına  resmi web adresinden ulaşabilirsiniz.

2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi Açıklandı

Yolsuzluğa karşı Z kuşağı öncülüğünde kitlesel protestoların yaşandığı ve bazı hükümetlerin uluslararası normları tehlikeli biçimde hiçe saydığı bir dönemde, 31. kez yayımlanan Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi, yolsuzlukla mücadelede liderlik konusunda uzun süredir devam eden endişe verici bir gerilemeye ve buna karşın yalnızca sınırlı ilerlemeye işaret etmektedir.

Berlin, 10 Şubat 2026 Transparency International tarafından yayımlanan 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne (CPI) göre, küresel ölçekte yolsuzluk giderek artmaktadır. Liderlikteki zayıflama, köklü demokrasilerde dahi yolsuzluk algısının yükselmesine yol açmaktadır. 10 yıl önce 80’in üzerinde puan alan ülke sayısı 12 iken bu yıl bu sayı 5’e düşmüştür

Veriler, otoriter rejimler veya kusurlu demokrasilerle karşılaştırıldığında genellikle yolsuzlukla mücadelede daha güçlü bir performans sergileyen demokrasilerin, endişe verici bir gerileme yaşadığını da göstermektedir. Bu eğilim Amerika Birleşik Devletleri (64), Kanada (75) ve Yeni Zelanda (81) gibi ülkelerin yanı sıra Birleşik Krallık (70), Fransa (66) ve İsveç (80) gibi Avrupa ülkelerinde de görülmektedir. Bir diğer kaygı verici gelişme ise birçok devletin ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüklerini giderek daha fazla kısıtlaması. 2012’den bu yana CPI puanlarında ciddi düşüş yaşayan 50 ülkenin 36’sında, aynı zamanda sivil alanın da daraldığı görülmektedir.

2025 yılında, büyük ölçüde son on yılda puanları durağan kalan ya da gerileyen ve Yolsuzluk Algı Endeksi’nin alt sıralarında yer alan ülkelerde, Z kuşağı öncülüğünde yolsuzluk karşıtı protestolar yaşandı. Nepal (34) ve Madagaskar (25) gibi ülkelerde gençler, liderleri yetkilerini kötüye kullanmakla ve nitelikli kamu hizmetleri ile ekonomik fırsatlar sunmakta başarısız olmakla eleştirerek sokaklara çıktı.

Transparency International, yolsuzlukla küresel mücadelede cesur liderliğin yokluğunun uluslararası yolsuzlukla mücadele çabalarını zayıflattığı ve dünya genelinde ülkelerde reform baskısının azalması riskini beraberinde getirdiğinin altını çizmektedir.

Transparency International Yönetim Kurulu Başkanı François Valérian:

“Yolsuzluk kaçınılmaz değildir. Yolsuzlukla mücadele eden küresel bir hareket olarak yürüttüğümüz araştırmalar ve sahadaki deneyimlerimiz, kamusal yarar için iktidarı hesap verebilir kılmanın açık ve net bir yol haritası olduğunu göstermektedir. Demokratik süreçlerden bağımsız denetime, özgür ve açık bir sivil toplumdan güçlü kurumlara uzanan bu çerçeve, yolsuzlukla mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Bazı devletlerin uluslararası normları tehlikeli biçimde hiçe saydığı bir dönemde, hükümetleri ve liderleri dürüstlükle hareket etmeye ve dünya genelinde insanlar için daha iyi bir gelecek sağlama sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”

Transparency International, aşağıdaki adımların atılması için çağrıda bulunmaktadır:

  • Yolsuzlukla mücadelede siyasi liderliğin yeniden güçlendirilmesi, yasaların eksiksiz uygulanması, uluslararası taahhütlerin hayata geçirilmesi ve şeffaflığı, denetimi ve hesap verebilirliği güçlendiren reformların yapılması.
  • Gazetecilere, sivil toplum örgütlerine ve ihbarcılara (whistleblower) yönelik saldırıların sona erdirilmesi ve bağımsız sivil toplum faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik girişimlerin durdurulması yoluyla sivil alanın korunması.
  • Yolsuzluk kaynaklı paranın sınırlar ötesinde dolaşmasına imkân tanıyan gizlilik boşluklarının kapatılması, bu kapsamda aracı kişi ve kurumların etkin biçimde denetlenmesi ve şirketlerin, vakıfların ve varlıkların gerçek sahiplerine ilişkin şeffaflığın sağlanması.

YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE LİDERLİKTE GERİLEME

Birçok Avrupa ülkesinde yolsuzlukla mücadele çabaları son on yılda büyük ölçüde duraksamıştır. 2012’den bu yana Batı Avrupa ve Avrupa Birliği’nde yer alan 13 ülkenin performansı belirgin biçimde gerilerken yalnızca 7 ülkede kayda değer bir iyileşme görülmüştür. Aralık 2025’te Avrupa Birliği, yolsuzluğa ilişkin ceza mevzuatını uyumlaştırmayı amaçlayan ilk Yolsuzlukla Mücadele Direktifi üzerinde uzlaşmıştır. Ancak sıfır tolerans ilkesini esas alabilecek bu çerçeve, aralarında kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanmasının suç sayılmasını engelleyen İtalya’nın (53) da bulunduğu bazı üye devletler tarafından zayıflatılmıştır. Ortaya çıkan sonuç, potansiyeli düşük, yeterince açık olmayan ve uygulanabilirliği sınırlı bir düzenleme olmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri (64), şimdiye kadarki en düşük puanına gerileyerek düşüşünü sürdürmüştür. 2025 yılında yaşanan gelişmeler henüz tam olarak endekse yansımamış olsa da bağımsız aktörleri hedef alan ve yargı bağımsızlığını zayıflatan adımlar ciddi kaygılara yol açmaktadır. CPI bulgularına ek olarak, Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları Yasası’nın (FCPA) uygulanmasının geçici olarak askıya alınması ve zayıflatılması, yolsuzluk içeren ticari uygulamalara yönelik hoşgörü sinyali verirken ABD’nin yurtdışındaki sivil topluma sağladığı desteğin azaltılması, küresel yolsuzlukla mücadele çabalarını da zayıflatmıştır. Bu durum, başka ülkelerdeki siyasi liderler tarafından sivil toplum örgütlerini, gazetecileri ve diğer bağımsız aktörleri daha da kısıtlamak için bir gerekçe olarak kullanılmıştır.

CPI’da yüksek puan almak, bir ülkenin yolsuzluktan tamamen arınmış olduğu anlamına gelmemektedir. Zira üst sıralarda yer alan bazı ülkeler, CPI değerlendirme kapsamı dışında kalan sınır ötesi yolsuzluk gelirlerinin aklanmasını ve transferini kolaylaştırarak başka ülkelerdeki yolsuzluğa zemin hazırlayabilmektedir. Örneğin İsviçre (80) ve Singapur (84) en yüksek puan alan ülkeler arasında yer alsa da “kirli para” hareketlerine imkân tanıdıkları gerekçesiyle eleştirilerin odağında bulunmaktadır.

DARALAN SİVİL ALAN YOLSUZLUKLA MÜCADELEYİ ZEDELİYOR

Son on yılda Gürcistan (50), Endonezya (34) ve Peru (30) gibi ülkelerde hükümetlerin sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine yönelik müdahaleleri artmıştır. Bu ülkelerde çıkarılan yeni yasalar, sivil toplumun finansmana erişimini sınırlamayı ya da kendilerini denetleyen ve eleştiren örgütleri zayıflatmayı hedeflemektedir. Bu tür düzenlemelere çoğu zaman karalama kampanyaları ve yıldırma uygulamaları eşlik etti. Tunus (39) gibi ülkelerde ise yeni kısıtlayıcı yasalar olmaksızın idari, yargısal ve mali baskılar yoluyla sivil alan giderek daralmaktadır.

Bu tür ortamlarda, bağımsız gazetecilerin, sivil toplum örgütlerinin ve ihbarcıların yolsuzluğa karşı seslerini yükseltmesi zorlaşmakta, buna karşılık yolsuzluk yapmış yetkililerin güçlerini kötüye kullanmaya devam etme ihtimali artmaktadır. Transparency International’ın Rusya (22) ve Venezuela’daki (10) ulusal şubeleri, sivil topluma yönelik baskılar nedeniyle faaliyetlerini sürgünde yürütmek zorunda kalmaktadır.

Bu kısıtlayıcı ortamlar yalnızca eleştirenleri ve denetleyici aktörleri susturmakla kalmamakta, aynı zamanda yolsuzluğu ifşa etmeye çalışanlar için ciddi riskler de yaratmaktadır. 2012’den bu yana, çatışma dışı bölgelerde yolsuzlukla ilgili haber yapan 150 gazeteci öldürülmüş, bu cinayetlerin neredeyse tamamı yolsuzluk düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde gerçekleşmiştir.

KÜRESEL YOLSUZLUK: TEMEL BULGULAR

Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI), 182 ülke ve bölgeyi, kamudaki yolsuzluk algısına göre 0 (son derece yolsuz) ile 100 (çok temiz) arasında bir ölçekte sıralamaktadır.

Küresel ortalama puan 100 üzerinden 42. Bu seviye, son on yılın en düşük ortalaması olarak endişe verici bir eğilime işaret etmektedir.

Ülkelerin büyük çoğunluğu yolsuzluğu kontrol altına almakta başarısız. Ülkelerin üçte ikisinden fazlası, yani 180 ülkenin 122’si50’nin altında puan almıştır.

Danimarka (89)bu yıl da birinci olarak üst üste 8 yıldır endeksin zirvesinde yer almaktadır. Danimarka’yı Finlandiya (88) ve Singapur (84) yakından takip etmektedir.

En düşük puanlara sahip ülkeler genellikle ağır baskı altında sivil toplumlara ve yüksek istikrarsızlık düzeylerine sahiptir. Örnekler Güney Sudan (9), Somali (9) ve Venezuela (10).

2012’den bu yana, 50 ülkenin CPI puanı belirgin biçimde gerilemiştir. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında Türkiye (31), Macaristan (40) ve Nikaragua (14) yer almaktadır. Bu tablo, demokratik gerileme ve kurumsal kırılganlıkla birlikte güçlenen kayırmacı ağların, yolsuzlukla mücadele mekanizmalarını son on yılda kalıcı biçimde zayıflattığını göstermektedir. Düşüşler keskin, kalıcı ve tersine çevrilmesi zor. Zira yolsuzluk siyasal ve idari yapılara derinlemesine yerleşebilmekte.

Buna karşılık 2012’den bu yana 31 ülke puanlarını kayda değer biçimde iyileştirmiştir. En çok ilerleme kaydedenler arasında Estonya (76), Güney Kore (63) ve Seyşeller (68) bulunmaktadır. Bu ülkelerdeki uzun vadeli iyileşmeler, reformlarda süreklilik, denetim kurumlarının güçlendirilmesi ve temiz yönetişim lehine geniş siyasi uzlaşmayla ilişkilendirilmektedir. Başarıda, kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesi, kamu yönetiminin profesyonelleştirilmesi ve bölgesel ile küresel yönetişim standartlarının içselleştirilmesi önemli rol oynamıştır.

Kıbrıs Garanti Antlaşması

0

Kıbrıs Garanti Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik KrallıkTürkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs‘taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih’te imzalanmıştır. Antlaşma, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs’ın statüsüne ilişkin ana ilkeleri belirleyen antlaşmadır. Rum tarafını Başpiskopos Makarios, Türk tarafını ise Dr. Fazıl Küçük temsil etmiştir. 

Kıbrıs Garanti Antlaşmasındaki temel prensipler daha sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda da yer almıştır.  Bu maddeler, temel Maddeler (the Basic Articles) olarak adlandırılmıştır ve değiştirilemez nitelik verilmiştir.

Zürih Antlaşması gereğince, garantör güçler olarak Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, Kıbrıs’ın bir başka devletle birleşmesini veya taksiminin teşvik edilmesine yönelik bütün faaliyetleri engelleme yükümlülüğünü üstlenmişler ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve güvenliğini garanti etmişlerdir. 

Türkiye’nin Ada’ya yaptığı askeri müdahale Garanti Antlaşması ve daha sonra yapılan garantörlük düzenlemeleri kapsamındadır.

GARANTİ ANTLAŞMASI (Zürich,11 Şubat 1959)

Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, İngiltere ve Türkiye,

1. Anayasanın esas maddeleri ile kurulan ve düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve devamının kendi ortak yararları gereği olduğunu dikkate alarak.

2. Sözü edilen anayasa ve oluşturulan duruma saygı gösterilmesini güvence altına alacak işbirliğini arzulayarak, aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.

MADDE 1

Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı üstlenir. (taahhüt eder)

Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder. (sorumluluğunu yüklenir)

Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya (direkt olarak) veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.

MADDE 2

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler.

MADDE 3

Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.

Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.

MADDE 4

Bu antlaşma imza edildiği gün yürürlüğe girecektir.

Yüksek Akit Taraflar, Birleşmiş Milletler Şartının (charter) 102’nci maddesi hükümlerine uygun olarak bu antlaşmayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine en kısa sürede kaydettirmeyi üstlenirler.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma

0
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalanmıştır.

Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalanmış; bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlenmiştir. Anayasanın hazırlanma süreci sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulmuştur.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşmanın bir parçası olarak imzalanan Garanti Anlaşması ve diğer hükümlerle Anayasa’nın temel maddeleri belirlenmiş; Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası uygulamaya konulmuş, Kıbrıs resmi olarak koloni statüsünden çıkmış ve bir cumhuriyet olarak ilan edilmiştir.

Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Arması

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma sonucunda düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı garantörlüğünde kabul edilmiş ve bu devletler kabul edilen Anayasanın uygulanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir. Kurulan devlet ve onaylanan anayasa Dünya Anayasaları içinde başka devletlerin garantörlüğünde olan istisna anayasalardan biridir. Anayasa 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmiş, bir ay sonra Kıbrıs, Birleşmiş Milletler üyesi olmuş, 1961 yılında İngiliz Milletler Topluluğu’na (Commonwealth) kabul edilmiş; 1961’de Kıbrıs Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’na üye olmuştur. Anlaşma Birleşmiş Milletler Sekretaryasına tescil edilmiş, anlaşmanın uygulanmasından kaynaklanan sorunlarda Birleşmiş Milletlerin gözetimi başlamıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma sonucunda toplanan ilk Bakanlar Kurulu toplantısı

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurulmasına İlişkin Antlaşma

(1) KURULUŞUN TEDAVİSİ

Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, bir kısım Yunanistan Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti diğer kısımdaki Kıbrıs Cumhuriyeti:

Yapılan Deklarasyona yürürlüğe girecek hükümleri yapmak isteyen İngiltere Hükümeti tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde, Londra Konferansı sırasında, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanları ve Kıbrıs Rum Toplumu Temsilcisi tarafından yapılan Konferansta yapılan sonraki Bildirimlere uygun olarak, Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcisi ve ayrıca Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcisi;

Taraflarca bu Anlaşma’da imzalanan Garanti Anlaşması’nın şartlarını not alarak;

Aşağıdaki gibi kabul etmiş;

MADDE 1

Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları, bu Antlaşmanın Ek A’sında tanımlanan iki alan dışında, Birleşik Devletler’in egemenliği altında kalacak olan, kıyıları dışında kalan adalar ile birlikte Kıbrıs adasını da kapsar. Krallık Bu alanlar, bu Antlaşma’da ve Eklerinde, Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dhekelia Egemen Üs Bölgesi olarak adlandırılmıştır.

MADDE 2

(1) Kıbrıs Cumhuriyeti

(2) Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dhekelia Egemen Üs Bölgesi’ndeki askeri üslerin güvenliğini ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak için Kıbrıs Cumhuriyeti tam olarak Birleşik Krallık ile işbirliği yapar. ve bu Antlaşma ile sağlanan hakların Birleşik Krallık tarafından tam olarak kullanılması.

MADDE 3

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs’ın ortak savunmasında danışmanlık ve işbirliği yapmayı taahhüt eder.

MADDE 4

Kıbrıs Adası’ndaki kuvvetlerin statüsüne ilişkin düzenlemeler, bu Antlaşma’nın Ek C’sinde bulunanlar olacaktır.

MADDE 5

Kıbrıs Cumhuriyeti, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan Avrupa İnsan Haklarının ve Temellerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin I. bölümünde belirtilenlerle karşılaştırılabilir olan insan hakları ve temel özgürlükler dahilindeki herkesi güvence altına alır. Bu Sözleşme Protokolü 20 Mart’ta Paris’te imzalandı.

MADDE 6

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan etkilenen kişilerin uyruğu ile ilgili düzenlemeler, bu Antlaşma’nın D Ekinde yer alanlardır.

MADDE 7

Kıbrıs Cumhuriyeti ve İngiltere, İngiliz idaresinin Kıbrıs Cumhuriyeti sınırları içerisinde sona ermesinden kaynaklanan soruları çözmek için gerekli mali ve idari düzenlemeleri kabul ve taahhüt eder. Bu düzenlemeler, bu Antlaşma’nın Ek E’sinde belirtilmiştir.

MADDE 8

(1) İngiltere Hükümeti’nin tüm uluslararası yükümlülük ve sorumlulukları bundan sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne başvuruda bulunabilecekleri kadarıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından üstlenilir.

(2) Bundan böyle, Birleşik Krallık Hükümeti’nin Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına başvurmaları nedeniyle sahip olduğu uluslararası haklar ve avantajlar bundan böyle Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nden yararlanır.

MADDE 9

Bu Antlaşmadaki Taraflar, bu Antlaşmanın Ek F’sinde belirtilen ticaret, ticaret ve diğer hususlarla ilgili düzenlemeleri kabul ve taahhüt ederler.

MADDE 10

Bu Antlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin her türlü soru veya zorluk aşağıdaki gibi çözülür:

(a) İngiltere’nin askeri şartlarının yerine getirilmesi veya bu Antlaşma’nın Birleşik Krallık kuvvetlerinin statüsünü, haklarını ve yükümlülüklerini veya ilgili diğer güçleri etkiledikleri ölçüde işlemesiyle ilgili olarak ortaya çıkabilecek herhangi bir soru veya zorluk. bu Antlaşma hükümleri uyarınca ya da Rum, Türk ve Kıbrıslı kuvvetler uyarınca, normal olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye’nin üçlü Genel Merkezi ve İngiltere’nin silahlı kuvvetlerinin makamları arasındaki müzakere ile müzakere edilir.

(b) Yukarıda belirtilen davalarda askeri makamlar arasında müzakere veya başka durumlarda diplomatik olarak ilgilenen Taraflar arasında müzakere ile anlaşmaya varılmayan bu Antlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin herhangi bir soru veya zorluk Kanal, her biri İngiltere Hükümeti, Yunanistan Hükümeti, Türkiye Hükümeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından aday gösterilecek dört başkandan ve Cumhurbaşkanı tarafından aday gösterilen bağımsız bir başkandan oluşacaktır. Uluslararası Adalet Divanı. Başkanın Birleşik Krallık ve Koloniler veya Yunanistan veya Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olması halinde, Başkan Yardımcılığı görevini üstlenir. ve eğer o da böyle bir vatandaş ise, bir sonraki kıdemli Mahkeme Hakimi.

MADDE 11

Bu Anlaşmanın Ekleri, bu Anlaşmanın ayrılmaz parçaları olarak güç ve etkiye sahip olacaktır.

MADDE 12

Bu Antlaşma, bütün Taraflarca imzalanması halinde yürürlüğe girecektir.

(2) GARANTİ TEDAVİSİ

Bir kısım Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer kısım Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda., Ortak çıkarları doğrultusunda tanıma ve bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve Kıbrıs Cumhuriyeti güvenlik bakım, tesis ve Anayasanın temel maddeleri konusunda aşağıdaki hükümleri kabul etmişlerdir.

MADDE I

Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin yanı sıra Anayasa’ya saygının korunmasını da taahhüt eder.

Tamamen veya kısmen herhangi bir Devletle herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmamayı taahhüt eder. Buna göre, ya doğrudan ya da dolaylı olarak, herhangi bir başka Devletle birleşmeyi ya da Ada’nın bölünmesini teşvik etmesi muhtemel herhangi bir faaliyetin yasaklandığını beyan eder.

MADDE II

Bu Antlaşma’nın 1. maddesinde belirtilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin taahhütlerini dikkate alarak Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve ayrıca Anayasasının Temel Maddeleri tarafından kurulan işlerin kapsamını garanti etmişlerdir.

Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık da aynı şekilde, Kıbrıs’ı doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs’ın herhangi bir diğer Devletle birleştirmesini veya Ada’nın herhangi bir bölümünü doğrudan veya dolaylı olarak teşvik etmeyi amaçlayan faaliyetleri yasaklamayı taahhüt etmektedir.

MADDE III

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında Birleşik Krallık egemenliği altında tutulan alanların bütünlüğüne saygı göstermeyi ve Birleşik Krallık’ın kullanma haklarının kullanılmasını ve kullanılmasını garanti etmeyi taahhüt eder. Lefkoşa’da imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuyla ilgili Antlaşma uyarınca, bugünün tarihinde imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından güvence altına alınmıştır.

MADDE IV

Bu Antlaşma hükümlerinin ihlali durumunda, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli olan temsil veya tedbirler konusunda birlikte danışmayı taahhüt eder.
Ortak veya uyumlu bir eylem mümkün olmadığı sürece, garanti veren üç Yetkiden her biri, bu Antlaşma ile yaratılan işlerin durumunu yeniden kurmak amacıyla hareket etme hakkını saklı tutar.

MADDE V

Bu Antlaşma imza tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu Antlaşma’nın asıl metinleri Lefkoşa’ya tevdi edilecektir.

Yüksek Akit Taraflar, bu Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 102. Maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryası’na kaydedilmesine en kısa sürede devam edecektir.

(3) ALLIANCE TEDAVİSİ

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye,

I. Barışı korumak ve her birinin güvenliğini korumak konusundaki ortak arzuları,
II. Barış ve güvenliğin korunmasına yönelik çabalarının Birleşmiş Milletler Tüzüğünün amaç ve ilkelerine uygun olduğunu göz önüne alarak.

Aşağıdakileri kabul etmişlerdir :

MADDE I

Yüksek Akit Taraflar, ortak savunmaları için işbirliği yapmayı ve bu savunmanın ortaya çıkardığı sorunlara birlikte danışmayı taahhüt ederler.

MADDE II

Yüksek Akit Taraflar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne karşı doğrudan veya dolaylı olarak saldırı veya saldırganlığa karşı direnmeyi taahhüt ederler.

MADDE III

Bu ittifakın amacı doğrultusunda ve yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için, Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında bir Üçlü Karargah kurulur.

MADDE IV

Yunanistan ve Türkiye, bu Antlaşmanın ekinde yer alan 1 No’lu Ek Protokolde belirtilen askeri birlikler ile kurulan Üçlü Genel Merkeze katılacaktır.

Söz konusu şartlar, Kıbrıs Cumhuriyeti ordusunun eğitimini sağlayacaktır.

MADDE V

Üçlü Karargah Komitesinin Komutanlığı, sırasıyla Yunanistan ve Türkiye Hükümetleri, Cumhurbaşkanı ve Başkan Yardımcısı tarafından atanacak olan Kıbrıslı, Rum ve Türk Genel Sorumlusu tarafından her biri bir yıl süreyle devir olarak alınacaktır.

MADDE VI 

İşbu Anlaşma imza tarihinde yürürlüğe girecektir.

Yüksek Akit Taraflar, bu Antlaşma’nın uygulanmasının gerekli kılması halinde ilave anlaşmalar yaparlar.

Yüksek Akit Taraflar, bu Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 102. Maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekretaryası’na tescili ile mümkün olan en kısa sürede devam edecektir.

EK PROTOKOL
No. I

I. Üçlü Genel Merkeze katılacak olan Yunan ve Türk birlikleri sırasıyla 950 Yunan subayı, görevlendirilmemiş subay ve erkek ile 650 Türk subayı, görevlendirilmemiş subay ve erkekten oluşacaktır.

II. Anlaşma çerçevesinde hareket eden Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Cumhuriyeti Başkan Yardımcısı, Yunan ve Türk Hükümetlerinden Yunan ve Türk birliklerini artırma veya azaltma talebinde bulunabilir.

III. Üçlü Karargah’a katılan Yunan ve Türk birliklerinin kanton bölgelerinin, hukuki durumlarının, gümrük ve vergilerle ilgili tesislerin ve muafiyetlerin yanı sıra diğer dokunulmazlıklar ve imtiyazlar ile ilgili diğer askeri ve teknik soruların kabul edildiğine karar verilir. Yukarıda belirtilen Genel Merkezin örgütü ve işleyişi İttifak Antlaşması’ndan en geç yürürlüğe girecek olan Özel Sözleşme ile belirlenir.

IV. Aynı şekilde, Üçlü Karargah’ın Karışık’ın görevlerinin tamamlanmasından en geç üç ay sonra kurulacağı kabul edildi. Kıbrıs Anayasası Komisyonu, ilk döneminde, Kıbrıs Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin eğitimi ile görevlendirilen sınırlı sayıda memurdan oluşacaktır. Yukarıda belirtilen Yunan ve Türk birlikleri, İttifak Antlaşması’nın imzalandığı tarihte Kıbrıs’a gelecekler.

EK PROTOKOL
No. II
MADDE I

Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarından oluşan bir Komite oluşturulacak, Üçlü İttifak’ın en üst siyasi organını oluşturacak ve üç İttifak’taki ülkenin Hükümetlerinin kabul edeceği İttifak’la ilgili her türlü soruyu kabul edebilir.

MADDE II

Bakanlar Komitesi, İttifak üyelerinden birinin talebi üzerine, Yönetim Kurulu Başkanı tarafından olağan toplantıda toplanır.

Bakanlar Komitesi kararları oybirliği ile alınır.

MADDE III

Bakanlar Komitesi, üç Dışişleri Bakanının her biri tarafından rotasyon halinde ve bir yıllık bir süre için başkanlık eder. Genel kurul kararı, aksi kararlaştırılmadıkça, Başkanlık ülkesinin başkentinde yapılır. Başkan, görev yaptığı yıl içerisinde hem olağan hem de özel Bakanlar Komitesi oturumlarına başkanlık eder.
Komite, görevini yerine getirmesi için gerekli olduğuna karar vereceği zaman yan kuruluşlar kurabilir.

MADDE IV

İttifak Antlaşması ile kurulan Üçlü Genel Merkez, görevlerinin yerine getirilmesinden Bakanlar Komitesine karşı sorumludur. Komitenin olağan oturumu sırasında, Genel Müdürlük faaliyetlerinin ayrıntılı bir hesabını içeren yıllık bir rapor sunar.

                                                    ________________________________________

16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da, Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kırallığı, Büyük Britanya ve Şimalî irlanda Birleşik Kırallığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan, Kıbrıs Cumhuriyetinin teessüsüne mütaallik Andlaşma ile A, B, C, D, E, F eklerinin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kırallığı ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasında imzalanan, Garanti Andlaşması ve bu Andlaşmanın II nci maddesinde atıf da bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerinin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan, İttifak Andlaşması ile I ve II sayılı ek protokollerin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan İttifak Andlaşmasımn uygulanması için imza edilen Andlaşmanın, en ziyade müsaadeye mazhar millet şartı hakkında, Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın, onaylanması hakkında kanun tasarısı ve Anayasa, Dışişleri ve Millî Savunma komisyonları raporları (PDF)
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da,

Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kıratlığı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına dair Andlaşma ile A, B, C, D, E ve F eklerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı arasında imzalanan Garanti Andlaşması ile bu Andlaşmanın II nci maddesinde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerine dair Listenin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşması ile I ve II saydı ek Protokollerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşmasnun uygulanması için imza edilen Anlaşmanın; ve,

En ziyade müsaadeye mazhar millet şartına dair Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın;

Onaylanmasının uygun bulunması hakkın ila Kanun

Konun No : 556 Kabul tarihi: 31/3/1965

Madde 1 — 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da,

Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin Kurulmasına dair Andlaşma ile A , B, C, D, E ve Feklerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı arasında imzalanan Garanti Andlaşması ile bu Andlaşmanın n nci maddesinde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerine dair listenin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan ittifak Andlaşması ile I ve II sayılı ek Protokollerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşmasınm uygulanması iğin imza edilen Anlaşmanın; ve.

En ziyade müsaadeye mazhar millet şartına dair Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın;

Onaylanması uygun bulunmuştur.

Madde 2 — Bu kanunun 1 inci maddesinde sayılan Andlaşma ve Anlaşmalarla İlgili uygulama Andlaşmalannı yapmaya Hükümet yetkilidir.

Madde 3 — Bu kanunun 1 inci maddesinde sayılan Andlaşma ve Anlaşmaların hükümleri 16 Ağustos 1960 tarihinden itibaren uygulanır. Yukardaki fıkrada zikri geçen Andlaşma ve Anlaşmalarla ilgili olarak bu kanunun 2 nci maddesinin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan uygulama Anlaşmalarının hükümleri, bu uygulama Andlaşmalannda gösterilen yürürlüğe giriş tarihlerinden itibaren uygulanır.

Madde 4 Bu kanunun 1 inci maddesi hükmü yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Bu kanunun 2 ve 3 üncü maddeleri hükümleri, 1 inci maddede sayılan Andlaşma ve Anlaşmaların onaylanmasına dair kararda başkaca bir tarih gösterilmemişse, bu kararın yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 5 — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
5/4/1965

Gabriel Boric Font

0

Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Ataları 1897’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan Şili’ye göçen Boric’in babası Hırvat asıllıdır.

Memleketindeki The British School’dan mezun olduktan sonra 2004 yılında Santiago’ya taşınarak Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı. Fakültede iken 2009’da dekan Roberto Nahum’a karşı 44 gün boyunca bir protestoya önderlik etti. 2012 yılında Şili Üniversitesi Öğrenci Federasyonu Başkanı oldu ve öğrenci lideri olarak 2011-2013 Şili öğrenci protestolarının önde gelen isimlerinden biri oldu. Şili’nin 100 genç lideri listesine girdi. Hukuk diploması alamadı ve röportajlarında hiçbir zaman avukat olarak kariyer yapmayı düşünmediğini açıkladı.

Boric, Magallanes ve Antarktika bölgesini temsil eden Temsilciler Meclisi’ne 2013’te bağımsız aday olarak seçildi. İnsan Hakları ve Yerli Halklar Komisyonlarında görev yaptı. 2017’de Geniş Cephe’nin bir üyesi olarak parlamentoya girdi ve en yüksek oyu aldı.

Şili’de 2019 yılında meydana gelen sivil ayaklanma sonrasında, diktatör Augusto Pinochet döneminden kalma anayasanın değiştirilmesi için referandum yapılmasını sağlayan müzakerelere katıldı.

2021 yılında yapılan ön seçimlerde, Geniş Cephe, Komünist Parti ve diğer küçük hareketlerden oluşan Apruebo Dignidad Koalisyonunun başkan adayı olarak seçildi. Önseçimlerde %60 oranında oy alan Boric, 19 Aralık 2021’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların %55,9’unu alarak José Antonio Kast’ı mağlup etti ve Şili tarihinde en fazla oy oranıyla seçilen başkan oldu.

Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet başkanı unvanını kazandı.

Gabriel Boric Font, Temmuz 2022’de anayasa konvansiyonu tarafından kendisine sunulan yeni anayasa tasarısını savundu. İlerici, cinsiyet eşitliğine saygı duyan, çevre hakkını savunan, yerel hakları korumayı vaat eden 388 maddelik anayasa Eylül 2022’de yapılan referandumda seçmenler tarafından yüzde 62’ye yüzde 38 oyla reddedildi. 

Bir hukukçu daha devlet başkanı oldu

Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneği

0
Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği Logo

Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneği 3 Aralık 2004 tarihinde kurulmuştur. Dernek tüzüğü ilgili kurum tarafından 11 Şubat 2005 tarihinde onaylanmıştır.

Merkezi İstanbul’da olan Dernek, bilimsel çalışmaları ilerletmek ve hasta-hekim arasındaki tıp etiği ve tıp hukuku ile ilgili sorunları gidermek amacıyla kurulmuştur.

Dernek, Türkiye’de tıp etiği ve tıp hukuku alanında büyük bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.

Derneğin 99 üyesi bulunmaktadır. Derneğin 17 kurucu üyesi, tıp etiği ve tıp hukuku alanlarında bilimsel çalışmalarıyla isim yapmış tıp ve hukuk fakültelerinden değerli öğretim üyeleri ve ayrıca üniversite dışından hukukçulardır. Ayrıca, Tsukuba Üniversitesi, Japonya’da görev yapan Prof.Dr.Darryl Macer, derneğin Onur Üyesi’dir.

Derneğin logosu ressam Jale Yavuz tarafından çizilmiş olup, terazi ve yılanı birleştiren ve derneğin adına çok uygun anlamlı bir semboldür. Derneğin sembolüyle ilgili fikirler, Prof.Dr. İbrahim Başağaoğlu’na aittir.

Derneğin ilk etkinliği olan “Uluslararası Katılımlı I. Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Sempozyumu”, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalları, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı ve Türk Tıp Tarihi Kurumu ile ortaklaşa olarak 27 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul Üniversitesi Merkez Bina Doktora Salonu’nda düzenlenmiştir.

Dernek, amaçlarına ulaşmak için aşağıdaki konularda çalışmalarını sürdürecektir ve bu çalışmaları nedeniyle uluslararası bir nitelik taşımaktadır: 

Türkiye’deki tıp etiği ve tıp hukuku alanlarında bilimsel çalışmaların geliştirilmesine yardımcı olmak,

Bu alandaki bilimsel etkinliklerin yapılmasını desteklemek,

Tıp etiği ve tıp hukuku eğitiminin çağın koşullarına uygun biçimde gerçekleşmesine yardımcı olmak,

Uluslararası bilimsel ilişkilerde bulunarak bilgi alışverişi sağlamaktır.

a) Tıp etiği ve tıp hukuku alanlarında Türkiye’de ve dünyada yapılan bilimsel araştırma, çalışma ve gelişmeleri izler ve teşvik eder.

b) Sağlık kuruluşlarındaki tıp etiği ve tıp hukuku sorunlarının çözülmesine yardımcı olmaya çalışır ve öneriler getirir. Amaçta belirtilen konularda resmi makamlarla bilim ve öğretim kuruluşlarına yardımcı olur.

c) Sağlık çalışanlarının, sağlık hizmeti sunumu sırasında karşılaşabilecekleri etik sorunlarla baş edebilmelerine yardımcı olmak amacıyla tıp etiği ve tıp hukuku konusunda ileri eğitim sağlanmasında yardımcı olur.

d) Tıp etiği ve tıp hukuku alanlarında ulusal ve uluslararası bilimsel araştırmalar ve projeler düzenler ve düzenletir.

e) Tıp etiği ve tıp hukuku alanlarındaki bilimsel çalışmaları yayınlar ve kaynak bulanabildiği takdirde derneğin yayın organı olarak uluslararası bilimsel nitelikte bir derginin çıkarılmasını sağlar ya da böyle bir dergiyi destekler.

f) Tıp etiği ve tıp hukuku alanında Türkiye’de yetişmekte olan ve akademik kariyer yapmakta olan araştırıcıların yetişmesi ve güçlenmesi ve Türkiye dışından gelecek ve Türk tıp etiği ve tıp hukuku alanlarında araştırma yapacak konuk araştırıcıların çalışmaları için gerekli çabalara girişir, olanaklar sağlar.

g) Tıp etiği ve tıp hukuku alanında ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum, panel ve toplantılar yapar.

h) Tıp etiği ve tıp hukuku alanında yabancı bilimsel dernek, enstitü ve üniversitelerle bilgi alışverişinde bulunur ve gerektiğinde uluslararası toplantılar yaparak Türkiye’deki bu alandaki bilimsel gelişmeleri diğer ülkelere ve diğer ülkelerdeki bilimsel gelişmeleri de Türkiye’ye aktarır.

Dernek e-posta adresi: tipetigivetiphukuku@gmail.com

Prof.Dr. Ayşegül Demirhan Erdemir

Tel: 0-216-3058332
Cep tel: 0-532-4529437
Faks: 0-224-4419892
e-posta: aysegul.erdemir@yahoo.com


Prof.Dr. Nil Sarı
Tel ve Faks: 0-212-5290364
e-posta: nilasari@istanbul.edu.tr

Prof.Dr. Öztan Öncel

Tel: 0-212-6313505/26592
Cep tel: 0-532-4887576
e-posta: oztanoncel@superonline.com

Prof.Dr. İbrahim Başağaoğlu

Tel ve Faks: 0-212-5290364
Cep tel: 0-537-6634857
e-posta: ibasagaoglu@istanbul.edu.tr  

Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü

0

Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü her yıl 11 Şubat’ta düzenlenmektedir.

UNESCO tarafından  kadın ve kız çocuklarının bilimde temsil edilmesi ve eşit fırsatlar sağlanması amacıyla tanınmış günlerden biridir.

Bilim ve toplumsal cinsiyet eşitliği, 2030 Gündemi Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi‘nin de gündemine alınmıştır ve  uluslararası kabul görmüş kalkınma hedeflerine ulaşabilmek için büyük önem taşımaktadır.

“Kız çocuklarını ve kadınları, bilimsel araştırmacılar ve yenilikçiler olarak potansiyellerini tam olarak elde etmeye teşvik etmek ve desteklemek zorundayız.” – BM Genel Sekreteri António Guterres

Kız çocuklarının bağnaz ve basmakalıp düşüncelerle ve sosyal ve kültürel kısıtlamalarla karşılaşması, eğitime ve araştırmaya yönelik finansmana erişimlerinin zorlaştırılması, bilimsel kariyerlerinin önlenmesi ve kendi potansiyellerini kullanmalarının önünde, bürokratik, kültürel, dogmatik ve sınıfsal baskıların devam etmesi uzun erimde kadınların bilimsel araştırmalarda ve karar verici pozisyonlarda azınlık olarak kalmalarına sebep olmakta, toplusal gelişimi olumsuz etkilemektedir. Kız çocuklarının ve genç kadınların bilim alanında kariyerlerini sürdürmeleri ya da akademik kariyer yapmaları için, kadınların öğrenmeye ve bilime uygun olmadıkları yönündeki ön yargılı bakış açılarının ortadan kaldırılması gerekmektedir.

2030 Gündeminin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SDG), dünya liderleri tarafından 2015 tarihli BM Zirvesi’nde kabul edilmiş ve resme yürürlüğe girmiş, 2030 yılına kadar, yoksulluğun her biçimine son verme, eşitsizliklerle mücadele etme ve iklim değişikliğiyle mücadele etme stratejisini ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, kadınlar ve kız çocukları için bilimde tam ve eşit bir şekilde bilgiye erişimi ve katılımı gerçekleştirmek, kadın-erkek eşitliği çerçevesinde kadınların güçlenmesini sağlamak için A / RES / 70/212 kararını ilan etmiş, 11 Şubat tarihi, 2015  tarihinde Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü ilan edilmiştir. Küresel toplum, kadınları ve kız çocuklarını bilim yolunda her ne kadar teşvik etse de kadınlar ve kız çocukları bilim sahasından uzak kalmaya ve dışlanmaya devam etmişlerdir. Yapılan araştırmalar bu yönde ilerlemenin göreceli olarak düşük kaldığını göstermektedir. Sanayileşmiş olsun ya da olmasın, birçok ülke eğitim sisteminde, Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) konularında toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığı, bu durumun ise istihdam açığına sebep olduğu anlaşılmaktadır. UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün tahminlerine göre, kadınlar şu anda dünya genelindeki araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) iş gücünün yüzde 30’dan daha azını temsil etmektedir.

Anayasa Mahkemesi

0

Anayasa Mahkemesi, kanunların, KHK’lerin, TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu, dokunulmazlığın kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesine dair TBMM kararlarını denetleyen, siyasi parti kapatma davalarını karara bağlayan ve partileri mali yönden denetleyen, Yüce Divan olarak da görev yapan ve Anayasa ile kendisine verilen diğer görevleri yerine getiren yüksek mahkemedir.

Mahkeme, 22 Nisan 1962 tarihli “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” ile kurulmuş ve kuruluş kanunu 25 Nisan 1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinin ilk üyeleri, Ömer Lütfi AKADLI, İhsan KEÇECİOĞLU, Yekta AYTAN, İsmail Hakkı ÜLKMEN, Rifat Orhan GÖKSU, Tevfik GERÇEKER, Mustafa Ekrem TÜZEMEN, Osman YETEN, İsmail Hakkı KETENOĞLU, Ali Fazıl ULUOCAK, Ahmet AKAR, Ömer Lütfi ÖMERBAŞ, Mahmut Celâlettin KURALMEN, Salim BAŞOL, Muhittin GÜRÜN, İbrahim Hilmi SENİL, Avni GİVDA, Ekrem KORKUT ve M. Şemsettin AKÇOĞLU’dur. İlk başkan Sünuhi ARSAN’dır.

1982 Anayasası ve sonrasında yapılan değişikliklere yeniden teşkil olunan Anayasa Mahkemesi on yedi üyeden kurulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimdeen fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesinin yetki ve görevleri özetle şu şekildedir: 
1-) Norm Denetimi

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesine dava açılamaz. Ayrıca usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar hakkında da Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü vardır. İptal davası yoluna “soyut norm denetimi” itiraz yoluyla denetime ise “somut norm denetimi” de denilmektedir. Çünkü itiraz yolunda, başvuru konusu normun anayasaya uygunluğunun denetimi, görülmekte olan bir dava aracılığıyla gerçekleşmektedir. Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden fazla siyasî partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır. Bu yolda dava açma süresi genel olarak iptali istenen normun Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gündür. Ancak kanunlara ve Anayasa değişikliklerine karşı şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açma süresi on gündür. Şekil bakımından denetleme sadece Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. İtiraz yoluna ise ancak kanun ve kanun hükmünde kararnameler konu olabilir. Kanunların şekil bakımından Anayasaya aykırılığı da itiraz yolunun konusu olamaz. Bu yolda, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Anayasa Mahkemesi iptal ve itiraz yolunda “ret” ya da “iptal” kararı verebilir. Ret kararı ilk ya da esas inceleme aşamasında verilebilir.

2-) Bireysel Başvuru

Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne 1954 yılında taraf olmuş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını 1987’de, zorunlu yargılama yetkisini ise 1990 yılında kabul etmiştir. 2004 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle de başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelere, kanunların üzerinde bir değer atfedilmiştir. Temel haklarla ilgili “evrensel ölçütlere” atıf yapan değişikliklerin son halkasını ise, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılması oluşturmuştur.

Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren anayasal yargı denetimi başlatılmıştır. Buna göre, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla herkes, Anayasa’mızda güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmektedir.

3-) Yüce Divan Yargılamaları

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

4-) Siyasi Parti Kapatma Davaları

Siyasî Partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.

5-) Siyasi Partilerin Mali Denetimi

Siyasi partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar.

6-) Yasama Dokunulmazlığı İşleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düştüğüne karar verilmesi durumunda, bu karar tarihinden başlayarak yedi gün içerisinde ilgili üye ya da milletvekillerinden herhangi biri tarafından bu karara karşı iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi bu iptal istemini onbeş gün içinde kesin olarak karara bağlar.

7-) Milletvekilliğinin Düşmesi İşleri

Milletvekilliğinin düşmesine Anayasa’nın 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.

8 – ) Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Seçimi

Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.

Anayasa Mahkemesinin Üyeleri
Anayasa Mahkemesi Hakkında Tarihsel Bilgi

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile kurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri, yargılama ve çalışma usulü ile kararlarının niteliği 1961 Anayasası’nın 145 ila 152. maddelerinde düzenlenmiş, buna bağlı olarak 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 22/4/1962 tarihinde kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine ilk kuruluşunda, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzükleri’nin Anayasa’ya şekil ve esas” bakımından uygunluğunu denetleme görevi verilmiş, bu görevin yanı sıra görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Anayasa’da sayılan kişileri Yüce Divan sıfatıyla yargılamak, siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak, siyasi partilerin gelir kaynakları ile giderlerine ilişkin hesapları incelemek ve Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmekle de yetkili kılınmıştır.

1961 Anayasası’nın 145. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, on beş asıl ve beş yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuş, üyelerden dördü Yargıtay, üçü Danıştay, biri Sayıştay Genel Kurulu tarafından, üç üye Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üye Cumhuriyet Senatosu, iki üye ise biri Askeri Yargıtaydan olmak üzere Cumhurbaşkanınca seçilmekteydi.

1961 Anayasası’nda 1971 Anayasası ile yapılan değişiklikle, kanun hükmünde kararnameleri şekil ve esas bakımından, anayasa değişikliklerini ise Anayasa’da gösterilen şekil şartları bakımından denetleme görevi verilerek Anayasa Mahkemesinin görev alanı belirgin hale getirilmiştir.

1982 Anayasası

1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesini 146 ila 153. maddelerinde düzenlemiştir. 1982 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesine ilişkin ilk kanuni düzenleme, 10/11/1983 tarih ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile yapılmıştır.

1982 Anayasası’nda Anayasa Mahkemesine, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleme, Anayasa değişikliklerini ise sadece sınırlı sayıdaki şekil eksiklikleri yönünden inceleme görevi yanında, ayrıca,Anayasa’da sayılan bazı kişileri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılama ve siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara bakma görevi de verilmiştir.

1982 Anayasası’nın ilk hâlinde Anayasa Mahkemesi, on bir asıl ve dört yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuştur. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay Genel Kurulunca kendi Başkan ve üyeleri arasından, üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi ise üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçmekteydi. Anayasa’ya göre Anayasa Mahkemesine seçilen üyeler 65 yaşını doldurunca emekli olmaktaydılar.

2010 Anayasa Değişiklikleri

Anayasa’nın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasıyla kabul edilmesiyle birlikte Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu Anayasa değişikliğinin ardından kabul edilen 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile de Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları yeniden belirlenmiştir.

Anılan değişiklik ile üye sayısı on yediye çıkartılan Anayasa Mahkemesinin, iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması benimsenmiş; Mahkemeye mevcut görevlerinin yanı sıra bireysel başvuruları karara bağlamak ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere komisyonlar oluşturulmasına imkân tanınmıştır.

Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılmakta, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanmaktadır.

Ayrıca 12 Eylül 2010 tarihide yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla, “görevleriyle ilgili suçlardan”” dolayı Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini yargılama görevine ilave olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanını yargılama görevi de verilmiştir.

2010 Anayasa değişikliği ile birlikte, Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi on iki yıl ile sınırlandırılmış; üyelerin yeniden seçilememesi esası da getirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanları Listesi 
1 Sünuhi Arsan 22 Haziran 1962 13 Temmuz 1964
2 Ömer Lütfi Akadlı 7 Ekim 1964 8 Temmuz 1966
3 İbrahim Hilmi Senil 8 Temmuz 1966 14 Temmuz 1968
4 İsmail Hakkı Ketenoğlu 15 Aralık 1970 13 Temmuz 1971
5 Muhittin Taylan 14 Temmuz 1971 14 Temmuz 1975
6 Kâni Vrana 1 Ekim 1975 13 Temmuz 1978
7 Şevket Müftügil 24 Ekim 1978 7 Ağustos 1982
8 Ahmet Hamdi Boyacıoğlu 9 Ağustos 1982 6 Nisan 1985
9 Hasan Semih Özmert 9 Nisan 1985 27 Temmuz 1986
10 Orhan Onar 28 Temmuz 1986 1 Mart 1988
11 Mahmut Cuhruk 2 Mart 1988 1 Mart 1990
12 Necdet Darıcıoğlu 2 Mart 1990 4 Mayıs 1991
13 Yekta Güngör Özden 8 Mayıs 1991 31 Aralık 1997
14 Ahmet Necdet Sezer 6 Ocak 1998 5 Mayıs 2000
15 Mustafa Bumin 31 Mayıs 2000 26 Haziran 2005
16 Tülay Tuğcu 25 Temmuz 2005 12 Haziran 2007
17 Haşim Kılıç 22 Ekim 2007 10 Şubat 2015
18 Zühtü Arslan 10 Şubat 2015 ………………………..
Mahkemenin eski üyeleri:

Haşim KILIÇ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Mehmet ERTEN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet Akyalçın, Fettah Oto, Şevket Apalak, Abdullah Necmi ÖZLER, Sacit ADALI ,Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, Ali GÜZEL, H.Tülay TUĞCU, Mustafa BUMİN, Fazıl SAĞLAM, Ertuğrul ERSOY, Ali HÜNER, Aysel PEKİNER, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Mustafa Yaşar AYGÜN, Enis TUNGA, Nurettin TURAN, Rüştü SÖNMEZ, Mahir Can ILICAK, Mustafa YAKUPOĞLU, Ahmet Necdet SEZER, Güven DİNÇER, Lütfi F. TUNCEL, Selçuk TÜZÜN, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, İhsan PEKEL, Mustafa GÖNÜL, Oğuz AKDOĞANLI,  Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, Yavuz NAZAROĞLU, Erol CANSEL, Necdet DARICIOĞLU, Lemi ÖZATAKAN, Mehmet Nuri ÇINARLI, Muammer TURAN, Mahmut C. CUHRUK, Mehmet Şerif ATALAY, Vural SAVAŞ, Adnan KÜKNER, Selahattin METİN, Orhan ONAR, Osman Vahdettin OKTAY, Kenan TERZİOĞLU, Hasan Semih ÖZMERT, Osman Mikdat KILIÇ, Ahmet Hamdi BOYACIOĞLU, Mithat ÖZOK, Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, Adil ESMER, Hakkı MÜDERRİSOĞLU, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Şevket MÜFTÜGİLAhmet ZEYNELOĞLU, Muammer YAZAR, Ahmet Salih ÇEBİ, İhsan Necdet TANYILDIZ, Bülent OLÇAY, Osman TOKCAN,Ali Rüştü ARAL, Ahmet ERDOĞDU, Ömer Lütfi ÖMERBAŞ, Muhittin GÜRÜN, Fahrettin ULUÇ, Hasan GÜRSEL, Kani VRANA, Abdullah ÜNER, Ahmet KOÇAK, Sıtkı Şekip ÇOPUROĞLU, Yusuf Ziya ÖNEL, Halit Hulki ZARBUN, Ahmet AKAR, İhsan ECEMİŞ, Muhittin TAYLAN, Şahap ARIÇ, Ali Kemal BERKEM, Avni GİVDA, Sait KOÇAK, Ali Fazıl ULUOCAK, Ahmet Nuri ÜLGENALP, Mustafa KARAOĞLU, Ahmet Recai SEÇKİN, İsmail Hakkı KETENOĞLU, Mahmut Celalettin KURALMEN, Salim BAŞOL

Zühtü Arslan

1
Prof. Dr. Zühtü Arslan

Prof. Dr. Zühtü Arslan, 01 Ocak 1964 tarihinde Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğmuş, ilk ve ortaöğrenimini Sorgun’da tamamlamış, 1987 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmuştur.

Arslan, yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde insan hakları ve sivil özgürlükler alanında, doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yapmıştır. 2002 yılında doçent, 2007 yılında ise profesör unvanını kazanmıştır.

2001 yılında bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalışmıştır. Ayrıca 23.12.2010 tarihinden itibaren Basın İlan Kurumu Genel Kurul üyeliği görevini yürütmüştür. 2009 yılında başkanlığına atandığı Polis Akademisinde uzun yıllar lisans ve lisansüstü düzeyde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersler vermiştir. Ayrıca 2000-2003 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesinde “Hukuk ve Siyaset” dersini vermiştir.

Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (üç cilt) kitapları vardır. Bunun yanında Constitutional Law in Turkey (Türkiye’de Anayasa Hukuku) başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunmaktadır. Ayrıca anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayımlanmış makaleleri ve bildirileri bulunmaktadır.

Prof. Dr. Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 10 Şubat 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçilmiştir. Mahkemedeki görevi 2024 yılında sona ermiştir.

2024 yılında, Prof. Dr. Engin YILDIRIM, Prof. Dr. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Dr. Murat ŞEN ve Dr. Ömer GEDİK editörlüğünde “Prof. Dr. Zühtü Arslan’a Armağan” isimli eser Anayasa Mahkemesi Yayınları tarafından basılmıştır.

Prof. Dr. Zühtü Arslan, evli ve dört çocuk babasıdır.

Zühtü Arslan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir tören esnasında

Kyzikos Tapınağı Söylevi – Aelius Aristides

0

Kyzikos Tapınağı Söylevi, Aelius Aristides’in günümüze ulaşan eserleri arasında yer almaktadır. M.S. 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Eser, hem bir sanat eseri hem de dönemin dini anlayışına ışık tutan bir belge olarak kabul edilmektedir. Aristides’in etkileyici retorik yeteneklerini gözler önüne seren Söylev, o dönemin dinsel, sanatsal ve kültürel değerlerini anlamak için önemli bir kaynaktır.

Aristides’in Kyzikos’taki Tapınak Söylevi Kyzikos’un konumu ve doğası, tapınağın övülmesi, ortak imparatorlar arasındaki uyumun övülmesi, kentlere yapılan uyumu koruma çağrısı ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Epideiktik (törensel) söylev özelliği gösteren konuşma; Aristides’in Asklepios’a bağlılığını, hitabet alanındaki başarısını ve Roma yönetiminin imkânlarından sonuna kadar yararlanan yerel bir elit olarak, Roma yönetimi ile yerel halk arasında aracılık görevini icra ettiğini göstermesinin yanında, özellikle Kyzikos hakkında verdiği bilgiler nedeniyle önemlidir.

Söylev’in çevirisini sıra dışı bir şekilde akademik makale konusu yaparak mercek altına alan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi ESKI ÇAĞ TARIHI ANABILIM DALI öğretim üyesi Dr. Mustafa Türk’ün çabaları tarihsel belleğe ışık tutmaktadır. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Aelius-Aristides-Konusmalar.avif

Publius Aelius Aristides Theodorus ünlü Yunan hatip, yazar ve sofisttir. M.S. 2. yüzyılın başlarında Mysia’da dünyaya gelmiştir. Antoninus Pius ile ünlü imparator ve filozof Marcus Aurelius dönemlerinden kalma konuşmalarının ve diğer eserlerinin elliden fazlası günümüze yansımıştır. Söylevleri genellikle antik tapınaklara ve tanrılara övgü içermekte, aynı zamanda şehirlerin büyüklüğünü ve kutsal mekanların önemini vurgulamaktadır.

Aristides halk önünde yaptığı bu konuşmayı nerede yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak konuşmanın Hadrianus Tapınağı’nın kuzey tarafındaki alanda (kuzey agora-(Arktonnessos)) yapıldığı tahmin edilmektedir.

Söylevin, Aristides’in Erdek’teki festivale katılması ile bağlantılı olarak gerçekleştirildiği tahmin edilmektedir.

Söylevin yapıldığı yer yarımada ile ana karanın birleştiği yerde konumlanan Kyzikos’tur. Kuzey Agora, bugünkü Balıkesir ilinin Erdek ilçesini ifade eden Kapıdağı Yarımadasındadır. Erdek, Kyzikos Tapınağı Söylevi’nin icra edildiği dönemde de muhtemelen bir yarımada yahut Ada’dır. MÖ 8. yüzyılda Miletoslu göçmenler burayı ele geçirerek Hellenleştirmişlerdir.

Aelius Aristides’in Kyzikos Söylevi, dönemin Kyzikos’unu değerlendirmemize de olanak sağlamaktadır. Appolonis Tapınağı, MÖ 2. yüzyılda, Kyzikoslu Apollonis’i onurlandırmak amacıyla, modern Türkiye’deki Kyzikos’ta inşa edilmiştir. Kyzikos’taki Hadrian Tapınağı “dünyanın sekizinci harikası” olarak tanımlanmıştır. Kyzikos epigramları bu tapınağa yazılmıştır. Erdek – Bandırma kara yolu üzerinde bulunan Kyzikos Ören Yeri , Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır.

Kyzikos Tapınağı Söylevi

1. Herkes gibi bu durumun konuşma yapmak için yeterli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kentin; onuruna bu festivali düzenlediği yapı insanlığın gördüklerinin en büyüğü, gelmiş ve geçmiş zamanların en iyisidir.
Şayet böyle başka bir Hellen kenti varsa o da saygımızı hak eder. Benim sebebim ise özellikle açıktır ve yaşamımın alışkanlığından kaynaklanır.

2. Çünkü Asklepios söylev vermemi emrediyor, bu yüzden sağlık tanrısına ne fiziksel hastalığı bahane edebilirim ne de konunun azametinden ve başarının zorluğundan korkabilirim. Doğrusu Pindaros’un dediği gibi, “tanrı başlangıcı gösterdiğinde hiçbir engel yoktur”. Her şeyden önce, şimdi onu ilk kez deneyimlemiyorum, aksine başkalarınınkinden de değil, bizzat kendi pek çok zor anımda, tamamen umutsuz görünen durumlarda, sadece kötü durumlarda değil, umutsuzluğa kapılınmaması gereken durumlarda da onun ne kadar kolay yardım ettiğini tecrübe ettim.

3. Bana gelince, başka birinin konuşmayı halledeceğinden o kadar eminim ki, tamamen olmasa bile konuşmanın belirli yanlarını doğaçlama yapıyorum. Çünkü konuşmam gereken zamana kadar ne konuşulacağını bilmiyordum, yine de görevlendirenin28 isteği her durumda benim hazırlığımdan daha önemlidir.

4. Zor durumların, çetin denizlerle aynı olmadığına inanıyorum. Çünkü denizler ne kadar büyükse, o kadar çok korkuya neden olurlar. Oysa diğerleri (zor durumlar) bazı açılardan yararlıdır, çünkü birçok yerde çıkış yolu bulmak mümkündür, böylece biri tümüyle ümitsizliğe düşmedikçe, tamamen başarısız olma tehlikesinden kurtulacaktır.

5. Bence Hyperborealıların bile Kyzikos hakkındaki kehanetten ve kentin talihinin kurucudan geldiğinden haberleri var. O diğer kentler için rahipken, bu kent için aynı zamanda kurucudur. Çünkü o diğer kentleri her yere gönderdiği yerleşimciler vasıtasıyla kurmuştur. Ama bu şehrin kurucusu bizzat kendisidir. O halde böyle bir başlangıcı varken ve de böyle bir kurucuya ve tanığa sahipken Kyzikos’un bahtı nasıl açık olmasın?

6. Kentin konumu ve bütün doğası göz önüne alındığında, tanrının ona uygun bir unvan vermiş olduğu anlaşılmaktadır. Yani kara ve denizin görüntüsü örtüşür. Çünkü Kyzikos Asia’nın önündedir ve aslında bir ada olmasına rağmen anakaraya bağlanmaktadır. Bir tarafında Pontos Eukseinos (Karadeniz), diğer tarafında Hellespontus vardır. Yelken açan herkes (bütün denizciler) için adeta iki deniz arasında bir bağlantı noktası, hatta daha fazlasıdır. Denizciler onun yanına, çevresine ve limanlarına yelken açmaktan
asla vazgeçmez. Bazıları arkalarındaki uygun rüzgâr ile kentin adalarından denize açılırken, bu esnada bazıları da limana girip çıkar.

7. Eğer şairler Korinthos’luların kentini, Peloponnessos’daki konumu nedeniyle her iki yöne de yolculuk edenlerin uğrak noktası olduğundan “bahtı açık” olarak adlandırmaya karar vermişlerse, Kyzikos da kesinlikle bu unvanı hak etmektedir. Çünkü denizin ortasındaki konumu, tüm insanlığı bir araya getirir ve sanki Gadeira ile Phasis arasındaki bir tür odak noktası gibi bazılarını iç sulardan dışarıya, bazılarını da dışarıdan içeriye taşır.

8. Gerçi bence uçsuz bucaksız denizin içindeki diğer adalar da böyledir. Homeros Girit’i överken “şarap kırmızısı denizin ortasında” bulunduğunu söylemiştir. Ancak burası daha da fazla ödülü hak ediyor. Burası sadece tek bir denizin orta noktasını tutmamıştır. Doğrusu sadece çevresinde pek çok deniz olduğu söylenemez, bilakis çok yönlüdür, hem kuzeydeki gemiciliğe uygun her deniz için hem de batıya doğru en uzun ve en sevilen deniz yolu için adeta bir başlangıç ve çıkış noktasıdır. Ayrıca özellik ve konumu itibariyle
bunların ikisi arasında yer alan şimdi Propontis olarak adlandırılan üçüncü deniz, kente her olanağı sağlamıştır.

9. Şimdi kentin denizlerindeki durum böyle görünüyor. Fakat karadaki durum da yine bununla benzerdir ve aynı ölçüde değerlidir. Kara çok geniş ve sınırsızdır, öyle ki bu büyüklüğü nedeniyle ona kıta denmesi mümkündür. Doğası çok çeşitlidir ve hepsi birbirinden gayet farklıdır ve hepsi de en iyisi neyse ona meyillidir. Çünkü burada dağlar, başka insanların ovalarından daha fazla işlenmiştir ve ovalar sadece kente değil tüm halka yetmektedir ve ırmaklar, göller, bataklıklar, orman vadileri bu talihli insanlara adeta neşe
vermektedir.

10. Öyle ki biri tüm bu bölgelere yerleşmek isterse, birçoğu deniz sahilinde ve bir kısmı da içerde olmak üzere denizin çevresinde çok sayıda kent olurdu. Yan yana değillerse bunların çoğunun birbirlerinden hiç
haberinin olmaması mümkündür. Şimdi kent karada ve denizde bu özelliklere sahiptir, her iki özelliği rekabet halindedir ve pek çok örnek içinde benzerini bulmak mümkün değildir.

11. Eğer yarımada ile ada arasında başka bir terim yoksa kentin kendisini hem ada hem de yarımada olarak adlandırmak mümkündür. Çünkü boğazdan geçilemez ve burası hiçte dar değildir, bilakis (kent) ana karadan uzaktadır ve iki köprü ile ana karaya bağlanmıştır. Kent bu yönüyle Tyros modelinden, diğer kentlerden ve kıta mahiyetindeki adaların hepsinden daha üstündür.

12. Gerçi Thukydides ana karadan en az yirmi Stadion mesafede bulunan Sicilya’yı övmektedir. Ama bu kent (Kyzikos) kıtadan o kadar uzaktadır ki bir ada olmadığını unutmak bile mümkündür ve eğer birisi set ve köprüleri kaldırırsa ana karadan kente yüzülebilir. Dolayısıyla hem adanın tamamı hem de kent, iki büyük ada olan Girit ve Sicilya’dan özellik bakımından daha az seçkin değildir.

13. Kamu binalarının güzelliğine ve şehrin tüm planına ve büyüklüğüne gelince, hiç kimse ne bunları övemeyecek kadar konuşma becerisinden yoksundur ne de kolayca tarif edebilecek kadar yetkin bir konuşmacıdır. Şimdi geri kalan her şeyi bir kenara bırakıp, özellikle bir yapıya değineceğim.

14. Bu simge bana kurucuyu ve gerçekte kentin bir tanrının eseri olduğunu en güzel şekilde gösteriyor. Adeta bir tanrılar toplantısı gibi, tüm tanrılar için adanmış görüntüsü veriyor. Çünkü kent, bütün tanrılar tarafından parsellenmiş ve paylaşılmış gibidir. Sanki tanrılar kentin kurtuluşu için birbirleriyle rekabet ediyor gibi tapınaklar paylaşılmıştır. Mevcut kanunlar altında Atinalıların kentinden farksız bir şekilde kurbanlar, geçit törenleri, tören alayları ve ibadetler vardır, (…)  Bu akrabalığı en iyi amaçlar için kullanmamaktan çok uzaktır. Ve gerçekten de gücünün geri kalanı, bu şeylerle tutarlıdır. O halde kentin başka yerlerdeki tapınakların ve diğer görkemli kamusal yapıların destekçisi olduğunu söylemekten utanmamak gerekir.

15. Kentin mülkü böyle parlak ve herkesle ortaktır. Ve bu kentin mülklerini ne İtalya, ne uzaktaki Mısır, ne Thyren Denizi ne de şairlerin dediği gibi Syria ve Klikia kentleri yok sayıyor. Ne anakarada ne de adalarda bu şehrin süslemediği hiçbir halk yoktur denebilir. Neden Ionialı’lardan, Aioller’den, adalardan ve yakındaki kentlerden söz edilmelidir? Gençliğin işareti nedir? İyi bir koşucu gibi büyük bir avans vermek ve yine de kolayca yetişmektir. Aynı şekilde, kent tüm insanlığa ihtiyaçları olan şeyleri sağlamasına rağmen, sonunda kendisi kolayca zirvedeki yerini almıştır.

16. Gerçekten anlatılması zor bir duruma geliyorum. Söylemek istediğimi nasıl ifade edeyim? Şimdi, söylediğimde beni mutlu edecek pek çok şey söylemek istiyorum. Çünkü bütün söyleyeceklerim benzer işlere cesaret edenlerin adeta çocuklar gibi olduğunu göstermektedir. İnsan gücünün ötesinde, çılgın bir yapı ortaya konulmuştur.

17. Adanın büyük bir kısmı buraya mı nakledildi yoksa yerinde mi kaldı, bu konuda muhtemelen kesin bir şey söylenemez. Ama sanırım herkes bunun sizinkinden başka bir kentten veya taş ocağından çıkamayacağı konusunda hemfikirdir. Çünkü diğer taş ocaklarının nitelikleri yetersizdir. Eskiden denizciler konumlarını, “Kyzikos burada”, “Prokonnessos orada” şeklinde adaların doruklarına ve görüldükleri yerlere bakarak anlardı. Ama şimdi tapınak tek başına dağların yerini aldı ve kimsenin fenerlere, işaret ateşlerine ve limana girecekler için yapılan kulelere ihtiyacı kalmadı. Tapınak sadece bütün manzaraya hâkim olmakla kalmıyor ve aynı zamanda kenti ve sakinlerinin yüce gönüllülüğünü de ortaya çıkarıyor ve bu kadar büyük
olmasına rağmen güzelliği büyüklüğünün önüne geçiyor.

18. Homeros ve Hesiodos hayatta olsalardı, sanırım Troia surları hakkındaki hikâyeyi buraya kolayca uyarlarlardı. Poseidon ve Apollon’nun, taşları denizin derinliklerinde hazırlayıp, aynı zamanda buraya getirilmesini mümkün kılıp, bir de üstüne kurucudan bekleneceği gibi şevkle bu eseri kent için nasıl görkemli bir şekilde tasarlayıp biçimlendirdiklerini anlatırlardı.

19. Her bir taşın kendi başına ayrı bir tapınak olacak kadar, tapınağın bir mahalle olacak kadar ve tapınak çevresinin ise tek başına ayrı bir kent olacak kadar büyük olduğu söylenebilir.

20. Sağladığı konfor ve lüksü düşünmek isterseniz, bu büyük tapınağı üç katlı evler veya yan yana üç gemi gibi hayal edebilirsiniz. Diğer tapınaklardan kat kat daha büyüktür ve üç katlı bir yapıya sahiptir. Bir kısmı yeraltında görülebilir, bir kısmı tam yukarıda ve bir kısmı da tam ortadadır. Yer altında tapınağı dolaşan kubbeli geçitler vardır ve bu alan ek olarak değil geçit olarak inşa edilmiştir.

21. Bunları konuşarak övmeye gerek yok, o işi geometricilere ve uzmanlara bırakabiliriz. En azından onlar bu büyük eseri ölçebilecek kimseler olarak eğitilmişlerdir. Buna rağmen korkarım ki bu insanlar bile gerçek
ölçüleri bulamayabilirler. Eğer birisi tapınağın kendisinden bahsetmek istemezse, tapınağın inşası için yaptırılan makinalara ve alet edevata bakması yeterlidir. Çünkü bu aletler daha önce henüz insanlar tarafından bilinmiyordu.

22. Sizin başarınızdan dolayı herkes sevinmeli. Çünkü siz o zaman yöneten en iyi imparatorun adını bir yazıta kazıttınız. Sizin; payına iyinin de iyisi düşen yapınız şu an bitti ve tanrılar için her şeyi hak eden bu kadar büyük bir şükran hediyesi teşhir edildi ki daha büyüğünü bulmak kolay değildir.

23. Bu iki imparatorun seleflerinin onların imparator olmasını sağlaması ve ailelerinin durumunun başından beri her iki tarafta nasıl olduğu ve nasıl ve kim tarafından yetiştirildikleri ve eğitimlerinin yüceliği üzerine konuşmak konuşmayı uzatır ve bunu tamamlamak kolay da değildir. Bu toplantıda mümkün olduğunca, herkesin duyması gereken onların en tuhaf övgüleri, hatırlanan çok sayıda şeyleri arasında en mükemmel olanları, asaletleri, eğitimleri, hiç kimsenin gizleyemediği, her kent ve bütün insanlığın hayran olduğu özellikleriyle meşgul olacağız.

24. Onlar, “arkadaşların mülkleri ortaktır” şeklindeki atasözünü en yüksek dereceye çıkardılar. En büyük eylemlerinde bu düşünceye yer verdiler. Fakat bir at sürüsünü veya aletleri ya da birkaç dönüm araziyi paylaşarak değil, hatta en yüksek rütbeye kimin daha önce gelmesi gerektiğini belirleyerek de değil. Öyle bir yüce gönüllülüğün zirvesine ulaştılar ki, tüm toprakları ve denizi bu atasözüne dâhil ettiler ve var olan hiçbir şey aralarında paylaşılmaktan gerçekten kurtulamadı. Çünkü onlar, daha önce istenen ama hiçbir yerde fazla bir beklentinin olmadığı, daha çok tıpkı bir dua gibi mutluluk kavramı olarak gözüken; Homeros’un, “devlette toprak ortaktır ve herkesin ortak kullanımına açıktır” sözünü yerine getirdiler.

25. Komutanlar tehlike zamanlarında diğer komutanları ortak olarak almışlardır ve kriz anlarında kentler birleşmiş, krallar krallarla dostluk kurmuş ve antlaşmalar yapmıştır. Fakat bunlar çoğunlukla bunu zorunluluktan yaptılar. Biz ortaklığın bu noktaya kadar olanını biliyoruz. Ancak şimdi ilk kez bir imparator, başka bir imparatoru, gönüllü olarak tüm imparatorluğa ortak yaptı ve bütün zamanlardaki seleflerinden sadece o, daha fazla güç istemedi, tersine tamamen eşit statüde bir caesar belirledi.

26. İmparatorluğunu paylaştı, ancak imparatorluğun kendi payına düşen kısmını küçültmedi, bilakis şimdi bu suretle hem kendi payını hem de ortak imparatorun payını genişletti. İskender, Darius ile ortaklığı kabul etmeyerek insanları şaşırttı ve belki iyi de yaptı. Çünkü o Asia’yı eşit bir şekilde bölme amacı taşımıyordu. Buna rağmen bana öyle geliyor ki, Dareios’tan çok daha iyi biri olsaydı bile İskender hâkimiyeti ikinci bir kişiyle paylaşmaya hazır değildi. Ama onlar hükümdarlıklarını, sanki insanlık meselelerinin idaresini üstlenmişler gibi, mükemmel adaletin bir simgesi haline getirdiler ve böylece bütün insanların erdem öğretmenleri oldular.

27. Böylesi bir tavır, Kafkasya çevresindeki herhangi bir seferden, Hindistan’ın ve Hazar Kapılarının ele geçirilmesinden ve her türlü insan eyleminden üstündür. Bu tutum, en iyisi neyse ona ve doğaya uygundur.
Çünkü ne eğer varsa Atlantik Okyanusu’nun ötesinden bir toprağı imparatorluklarına kattılar, ne de her biri sahip olduğu imparatorluğu bir şekilde genişletmek ve daha üstün hale getirmek için, kendi topraklarındaki aşırı soğuk veya sıcak nedeniyle yaşanmaz olan ve tanrılar tarafından ılıman hale getirilen bir toprağı keşfetti. Her halükarda benim için; sahip oldukları malları paylaşmaları ve birbirlerine sahip oldukları her şeyden daha çok değer vermeleri, erdem bakımından her şeyden daha üstündür.

28. İşte bu takdire şayandır! Kardeşiyle olmadıkça imparator olmayı kabul etmemeleri, kardeşi olmaksızın yönetmeyi istememeleri, karşılıklı olarak eşitliği savunmaları, birbirlerine çok benzemeleri, tek başlarına tüm insanlardan farklı olmaları, en yüce ortak olmaları, fakat diğer ortağın da aynı rütbeye sahip olması, bütün bunlar takdire şayandır.

29. Perslerin büyük kralı, “kralın gözü ve kulağı” olarak adlandırılan dikkate değer bir şeye sahipti. Bunun aslı astarı vardır belki, ama bana öyle geliyor ki, çoğunlukla diğer tüm insanlardan iki kat daha fazla görüyor ve duyuyormuş gibi görünmesi için söylenen bir zırvalıktı bu.

30. Fakat bu iki imparator, harika bir ölçü ve yüksek bir buluş yaptılar. Çünkü ikisi de birbirinin gözü ve kulağı oldular ve böylece doğal kabiliyetlerini ikiye katladılar. Her şeyi paylaştılar, imparatorluğun korunmasını başka birinin ilgi ve alakasına bırakmadılar, bilakis gerçekten kendi meseleleri haline getirdiler. Ve bu, monarşinin avantajını hiçbir şekilde bozmadı, aksine harika bir monarşi oldu. Çünkü bütün tellerin uyumlu bir şekilde çalışması gibi, iki bedenin bütün istekleri ve iki akıl bir oldu.

31. Hangi müzik şimdi bundan daha iyi olabilir ki? Hangi müzik şöleni Apollon ve Musa’lar için daha kıymetlidir? Hangi ahenk insan ırkı için daha evrenseldir? Amphion ve Zethos’un hikâyesi Thebe’yi kurmalarına kadar geri gider. Oradaki bazı kimseler onlardan birinin müziğini eleştiriyorlar. Ama bunlar tüm kentler ve tüm insanlık adına birlikte müzik yaptılar ve aynı şekilde şarkı söylediler. Şarkıyı sanırım babalarından ve atalarından miras aldılar. Fakat onlar, şarkı söylemeyi sanki planladıkları çocuklarıymış gibi her yönden daha da görkemli hale getirdiler.

32. Onların memleketlerini (Roma’yı) yönetmek için geliştirdikleri bu tutum bana uygun gibi geliyor. Bu, eski âdeti değiştiren tek kenttir. Çünkü ister Hellen ister barbar olsun, az da olsa bir iktidara sahip olan tüm insanlar, kimsenin servetini paylaşmaması ve de hepsinin mümkün olduğunca ayrı  tutulması politikasına sahiptir. Ama tüm insanların içinde yalnızca bunlar en iyi insanlar tarafından ganimet gibi paylaşılsın diye malları ortak yaptılar. Birinin Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da veya bizi kısıtlayan sınırlarda, Tanais’de, Maeotis Gölü’nde veya Atlantis Adası’nda ya da her hangi bir yerde yaşıyor olması hiç fark etmez, ancak tüm insanlar ve tüm halklar bu şehirde birbirine bağlıdır ve herkesin kendi alanlarında egemenlini kullanma hakkı vardır. Bildiğiniz gibi bunu kazanan atalarınız bireysel alandaki iktidarı paylaştılar, dünya üzerindeki egemenliklerini paylaşarak erdem bakımından herkesten öne geçtiler.

33. Ve onların bu yaptıklarının en çekici özelliği ise, tıpkı eskiden Romaların yıllarca yaptıkları gibi, ikili yönetimi sunmalarıdır. Şimdi imparatoru hem soyadıyla hem de ortağıyla adlandırmak mümkündür. Böylece onlar hem bütün Roma devlet yönetim biçimleriyle uyumlu bir politika oluşturmaya dikkat etmişler hem de ikiliden beklenenin daha ötesinde hareket etmişlerdir.

34. Nitekim Homeros kralları methederken bir yerde şöyle demiştir; “Zeus tarafından beslenen kralların öfkesi amansızdır”. Yine de bunlar öfkelerinin gücünü ya da gazaplarının aşırılığını imparatorluklarının simgesi haline getirmediler, onun yerine cömertlik ve yüce gönüllülüğün en iyi halini sergilediler ve karakterlerinin gerçekten de tanrısal olduğunu açıkça ortaya koydular.

35. Özetlemem gerekirse, onların düşünceleri ilahidir ve bunun gerçek örneği yukarıdadır ve oradan iktidarlarına bakmaktadır. Tanrıları, tüm dünyayı ve bütün gökyüzünü bir arada tutanın dostluk ve paylaşım olduğu söylendiğinden ötürüdür ki, her şey sonsuza dek kendi yolunda güvenli bir şekilde hareket eder, oysa kıskançlık ve hırs tanrıların evlerinde ve davranışlarında ne vardır ne de sonradan ortaya çıkar.

36. Bazı insanlar, çitler ve duvarlar örer, küçük ve gerçekten geçici bazı mal ve mülklerle zenginliklerini arttırır. Ancak bu adamlar, tüm insanlığa erdem, adalet ve dostluk örneği oldular, gerçekleştirdikleri parlak ve harika zaferleri gerçekten tanrıların elinden aldılar. Bu adamlar ölümsüzlerin tacıyla süslenmiştir, bu adamların birbirlerine oldukları gibi insanlığın da velinimetleri olarak, her şekilde tanrılar için kıymetli olarak görülmeleri uygundur.

37. Nasıl ki okuryazarlar başlarının üzerindeki tahtalara harfleri çocukların olabildiğince uzaktan kopyalayabilecekleri kadar büyük ve güzel bir şekilde yazarlar. Bu adamlar da, her insan onlardan olabildiğince feyz alabilsin ve imparatorları kendi meseleleri için öğretmenleri olarak kullanabilsin diye, insanlık için en adil olanı büyük bir örnekle ortaya koydular.

38. Sesostris’in iki kıtada yaptığı yolculuklarda diktiği sütunlar bunu aşabilir mi, hayır, daha doğrusu buna yaklaşmış gibi görünebilir mi? Hem bu kadar büyük, hem de bu kadar karlı bir zafer kazanan kim var? Diğer yöneticiler halkı korku ile itaat altına alır, ancak bu adamlara tüm insanlar tarafından dualar edilmekte ve şükranlar sunulmaktadır ve bunlar yalnızca gösteriş olsun diye değil, bilakis kalpten en saf duygularla gerçekleştirilir.

39. Bütün dünyayı ellerinde tutan, birlikte kurtaran, birlikte çalışan ve birbirlerine gönderilen ve insanlardan aldıkları şükranları paylaşan iki şifa tanrısının ilişkisini bile hatırlıyorum. Bu iki tanrının gözünde, yüksek şöhreti kim daha çok hak ediyor veya aynı kurtarıcılar tarafından kimin kurtuluşu daha fazla dikkate alınıyor ve kim onların iradesini taklit ederek insanlık yararına en adil dostluğu kuruyor?

40. Tanrılara şükretmeliyiz, lakin imparatorları da tebrik etmeli ve onları dualarımıza katmalıyız, bu çağda yaşadığımız için kendimizi şanslı hissetmeli, ancak kutsamalara ek olarak, bu imparatorluktan hakkınca feyz almalıyız. Bu yapıların sistemi güzeldir ve kitleler üzerinde dikkate değer bir etki sağlar. Ancak tanrının mükemmel ve gerçek bir armağanı olan bu sistem, her iki duyguda, gönüllerde ve yapılarda ahenklidir.

41. Çünkü nasıl ki bu uyumu övüyorsak ve bireysel parçaların bir biriyle ahenkli olmasını savunuyorsak, ahenk ve düzenin hâkim olduğu her yerde güzel bir yaşamın olduğunu düşünmemiz gerekir. Bunlar kentlerin kendi gerçek düzenidir, böylece hem özel olarak insanları hem de kenti korur. Bunun para veya zaman harcayarak edinilmesi önemli değildir, önemli olan çabanızdır. İlla makinalar kurmanız ve bayındırlık işleriyle uğraşmanız gerekmez. Ancak her insanın kendisi için daha iyi olanı seçmesi gerekir.

42. Ve her ne kadar eleştirecek bir şeyim olmasa da şaşırmayın, bir tavsiye vermem gerektiğini düşünüyorum ve tavsiyenin sadece eleştirel konuşmaya gelenlerin davranışı olduğunu düşünmeyin. Ama aynı zamanda methiyeler dizenlerin de işidir; bunu koşucularla ilgili o eski ve iyi bilinen atasözünden öğrenebiliriz. Kimse onlardan sonuncuyu ve de tamamen bitkin olanı yüreklendirmez, bilakis zafere yakın olanı yüreklendirir. Sanıyorum komutanlar, teşvik edici konuşmalarını çok şey söylemenin ya da hiçbir şey
söylememenin bir fark yaratmayacağı askerlere değil, faydalı olacak askerlere yaparlar.

43. Haliyle biz de şimdi size çarpıtılmış ya da kurnazca bir şey söylemiyoruz, ancak aşağı yukarı yaptığınız ve içinde yetiştirildiğiniz şeyleri söylüyoruz, yani yöneticilerinize saygıyı, yasalara uygun davranmayı ve fikir
birlikteliğini. Ki bunlar, pek tabii, her zaman, özellikle de şimdi değerli olması gereken şeylerdir.

44. Şimdi bütün kentleri birbirleriyle kardeş olarak görmelisiniz, isyanı, kargaşayı, birinci olmak için yapılan kavgayı ve dedikoduyu tamamen ortadan kaldırmalısınız, bunların hayvanların hastalıkları olduğunu ve onlara özgü kalması gerektiğini bilmelisiniz. Ancak gerçek barışı, saf dostluğu, adaleti savunmalısınız ve eğer mümkünse ortaklığı büyük bir kazanç olarak görmelisiniz. Birbirinizin şehirlerini ziyaret ettiğinizde “yabancı olduğunuz” şeklindeki eski sözü unutmamalısınız. Ama yabancıları kabul ederken, bazen yenilginin zaferden daha güzel ve daha değerli olduğunu bilerek, kendi haklarınızı bir kenara bırakmalısınız.

45. Bunlar en başından beri en iyisiydi ve şimdiki zamanlara uygundu ve doğrudan kendi tabii avantajına sahipti ve imparatorlara gösterilen saygı açısından olağanüstü bir fark yaratmaktaydı. Çünkü sizin onlara böyle davranarak daha fazla teşekkür edebilmeniz veya onların istediği gibi olmak yerine onlardan istediğinizi elde edebilmek için teşekkür etmeniz mümkün değildir.

46. Yine de dediğim gibi, benim tavsiyem aşağı yukarı sizin eylemlerinizden pek de farklı olmayacaktır. Fakat nasıl tapınağa baktıktan sonra ve kendi eserim olmamasına rağmen onu övdüysem, şimdi de olağandışı bir şey icat etmedim ya da söylemedim. Ama tavırlarınızdan gördüğümü övdüm ve bunu iyiye işaret olsun diye yaptım, yaptım ki konuşmamda olması gereken hiçbir şey eksik olmasın. Şenliğiniz için doğaçlama katkımız bu kadardır, olduğu kadar artık ve zaten belki de bu kadarı yeterlidir.

Ahmet Rona Serozan

0
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan, 1960 yılında English High School’u bitirmiş, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Lisans derecesini almıştır. Serozan, doktorasını Tübingen Üniversitesinde birincilikle bitirerek 1967 yılında mezun olmuş ve hukuk doktoru olmuştur. Serozan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsünde asistan olarak göreve başlamış; 1974 yılında doçent olmuş, 1991 yılında profesör unvanını kazanmıştır. Serozan, 06.11.2018 tarihinde yaşama veda etmiştir. 

Akademik Kariyeri

Serozan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 42 yıl boyunca Medeni Hukuk Anabilim Dalında görev yapmış, 2009 yılında emekli olarak İstanbul Üniversitesinden ayrılmış, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görev yapmaya başlamıştır. Serozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2007-2009 yılları arasında yarı zamanlı olarak çalışmış, 2009 yılından itibaren tam zamanlı öğretim görevlisi olarak akademik faaliyetlere katılmıştır.

Serozan görev yaptığı dönemlerde, Miras Hukuku, Medeni Hukuka Giriş, Gerçek ve Tüzel Kişiler Hukuku, Çocuğun Korunması Hukuku, Hukukta Yöntem, Medeni Hukuk, Aile Hukuku, Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku Pratik Çalışmaları, Karşılaştırmalı Hukuk ve Çocuğun Korunması Hukuku alanında dersler vermiştir.

Serozan, öğrencileri tarafından her dersini sanki ilk dersiymiş gibi şevkle anlatabilen bir hoca olarak anılmış, bilim insanları tarafından “tarihin en büyük alman hukukçusu” sıfatıyla tanımlanmıştır. 

Mesleki Faaliyetleri, Görevleri ve Sivil Toplum Çalışmaları

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan, 1967 – 1973 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Araştırma Görevlisi olarak çalışmış, 1973 – 1981 yıllarında aynı okulda doçent olarak görev yapmış, 1981 – 2009 yıllarında ise profesör olarak kariyerini sürdürmüş, özel hukuk anabilim dalı başkanlığını yürütmüştür. Üniversiteden emekli olduktan vefatına kadar mütevazı bir profesör olarak hukuk bilimine hizmet etmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde 1402 sayılı kanunla yapılan öğretim üyesi ihraçlarında görevinden alınan hukukçular arasında yer almıştır.

Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Serozan, İstanbul Barosu’na 12658 sicil sayısında kayıtlı olarak avukatlık yapmış, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tahkim Divanı Hakem Listesinde yer almıştır.

Serozan 2015 yılında Başkanlık sisteminin sakıncalarına dikkat çekmek amacıyla 30 hukukçu ile birlikte bir bildiri yayınlamıştır. 

Ahmet Rona Serozan’ın Eserleri

Sosyalist görüşlerini saklamayan Serozan’ın; Medeni Hukuk, Karşılaştırmalı Hukuk ve Borçlar Hukuku alanında yayınlanmış birçok eseri bulunmaktadır. Serozan, Marx ve Engels’in devlet ve hukuk değerlendirmelerini içeren yazılarını çevirerek derlemiş, hukuk ve devlet üzerine farklı eserlerde yayınlanan değerlendirmeleri Devlet ve Hukuk adıyla kitaplaştırmıştır.

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, Medeni Hukuk Genel Bölüm, Miras Hukuku, Sözleşmeden Dönme, Taşınır Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Çocuk Hukuku ve Eşya Hukuku isimli eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, Çeviri kitap Faşizm ve Kapitalizm, Marx ve Engels’den derleme ve çeviri eser Devlet ve Hukuk Üzerine, Sağlar arası işlem yoluyla ölüme bağlı kazandırma,  Tüzel Kişiler: Özellikle Dernekler ve Vakıflar, Die Überwindung der Rechtsfolgen des Formmangels, Tübingen, Die Rolle des Militärs in der Entwicklung der Türkei isimli eserleri bulunmaktadır.

Ahmet Rona Serozan’ın Makaleleri

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, Mülkiyeti saklı tutma anlaşması, “Culpa In Conrahendo, Akdin Müsbet İhlali ve Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme, Kurumlarının Ortak Temeli: Edim Yükümlerinden Bağımsız Borç İlişkisi, Geçersiz Satım Sözleşmesinin Karşılıklı İfa Sonrası Çözülmesi, Parça Borcu – Çeşit Borcu: Aşılması Gerekli Bir Ayırım, Öğrenci Derneklerinin Siyasetle İştigal Yasağı Üstüne, Yasacılık ve Hukukçuluk Üstüne isimli makaleleri bulunmaktadır.

Serozan çeşitli tarihlerde ayrıca; Alman Federal Anayasa Mahkemesi Kararları, Bir Daha: Yasacılık ve Hukukçuluk Üstüne, Hukukun Sefaleti, Üniversite, Politika ve Özerklik, Anayasa ve Sıkı Yönetim Yasası, Yürürlükteki İfa Engelleri ve Haksız Fiiller Hukukunun Yetersizlikleri ve Bunların Aşılmasında Giderek Önem Kazanan İki Kavram: Sözleşmenin Müspet İhlali ve Culpa in Contrahendo, Paranın Alım Gücünün Düşmesine Bağlı Kayıpların Karşılanmasında Eşitsizlikler, Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları, Nispi Hakların Güçlendirilmesi, Teferruat Niteliğindeki Eşyanın Hukuki Rejimi, Türk Medeni Kanunu Çerçevesinde Çokevlilik Komşunun Arsasına Taşan Yapı, Yargıtay Grev Hakkını Daraltıyor, Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler, Tenkis Davasını Bütünleyen Edim Davası Üçüncü Kişilere Yöneltilebilir mi? (Bir İçtihadı Birleştirme Kararı Üstüne Düşünceler), Sorumluluk Hukuku Alanında İlginç Alman Mahkeme İçtihatları, Uluslararası Hukukta Müdahale Yasağı, Anayasa Mahkemesi ve Temel Haklar, Devletin İşlevlerinde ve Yapısında Gerçekleşen Değişim, Memurların Sendikal Örgütlenme Hakkı isimli makaleler yayınlamıştır.

İş Sözleşmesi Kavramı – İşletme Birliği Kuramı, Velayet Hakkının Sınırları,  Anayasanın Toplumu İtici Gücü, Sinema Sansürünün San’at ve Özgürlük Düşmanlığı, Tazminat Hukukunda Yeni Eğilimler, Turistik Gezi Sözleşmeleri, Tazminat Hukukunda Yeni Eğilimler, Evlilik Dışı Birlikte Yaşam İlişkisi, Mülkiyet Hakkının Özü, İşlevi ve Sınırları, F. Almanya’daki İşçilerimizin Hukuksal Sorunları, Taşınır Eşya Hukukunda Kamuya Açıklık İlkesinin Delinmesi: Sözlü ve Sözde Ziyetlik Devirleri, Doğal Çevrenin Özel Hukukun Araçlarıyla Korunmasındaki Yetersizlikler, Manevi Tazminat İstemine Değişik Bir Yaklaşım, Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumuna Değişik Bir Yaklaşım, Yargıtay’ın Küçük Babalık Hükmü Sağlayan Çocuklara da Miras Hakkı Tanıyan İBK’na İlişkin Değerlendirme, Yeni Alman İfa Engelleri Hukuku, Atipik Sözleşmelere Uygulanacak Kuralların Seçiminde İzlenecek Yol – İlginç Bir Paradigma: Üstüne Denklik Parası Ödenerek Eski Aracın Yenisiyle Trampası, Tüketiciyi Koruma Kanununun Sözleşme Hukuku Alanındaki Düzenlemesinin Eleştirisi, Medeni Kanunu Tümüyle Yenileme Girişiminin Eleştirisi, Mirasçıya Geçen ve Geçmeyen Haklar, Mirasçının Aslından Kazandığı Haklar ve Mirasbırakanın Ölüm Sonrasına Uzanan Hakları, Tüketiciyi Koruma Kanunu Değişikliğinin Artıları ve Eksileri Serozan’ın yazdığı diğer makalelerdir.

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, 2000’li yıllarda yazdığı makaleler ise; Borçlar Kanununu Tümüyle Yenileme Girişiminin Eleştirisi, Edim Sürecine İkiden Çok Kişinin Katıldığı Durumlarda Haksız Zenginleşme Kökenli Tasfiyenin Kimler Arasında Gerçekleşeceği Sorunu, Karşılıklı Sözleşmelerde Baştan dayatılmış Veya Sonradan Oluşmuş Edimler Arasındaki Dengesizliğin Uyarlama Yoluyla Düzeltilmesi – Kronolojik Açıdan Ayrımlı Olguları Ortak Bir Rejime Bağlama Derecesi, Yeni Medeni Kanunun Çocuklara (Soybağı Hukukuna ve Çocuk Haklarına) İlişkin Düzenlemesi, Bilgi Toplumunda Hukuk, Sözleşme İlişkisinin Çözülmesi: Sözleşme Gereğince Elde Edilmiş Edimi Geri Verme Yükümü, Yeni Medeni Kanun’un Miras Hukuku Alanındaki Yeniliklerinin Değerlendirilmesi, Miras Hukukunda İradi Mirasçıların Konumunu Güçlendiren Yeni Gelişmeler, Türkiye’de Dernek ve Vakıf Kurmanın ve Yürütmenin Zorlukları, Kişiye Sıkı Biçimde Bağlı Sayılan Manevi Hakların Mirasçıya Geçebilirliği,
Taşınır Mülkiyetinin Devrinde: Ayni Tasarruf Sözleşmesinin Borçlanma Sözleşmesinden Ayrılığı ve Soyutluğu, Mülkiyeti Saklı Tutma Anlaşması ve Teminaten Temlik, Adaletin ve Eşitliğin Diyalektiği, Hukuk Öğretiminin Özellikleri, Ölüm Hak Miras Helal mi?, Çocuk Hakları, Borçlar Kanunu Tasarısı Geri Çekilmelidir, Soybağı Hukuku Üzerine Çeşitlemeler, BKT’nın Eksikliklerinin ve Aksaklıklarının İfa ve İfa Engelleri Hukukundan Örneklerle Sergilenmesi, Doğum Öncesi (Prenatal) ve Ölüm Sonrası (Postmortal) Kişiliğin Korunması, Sınırlı Ehliyetsizlik Rejimiyle İlgili Talihsiz Saplantılar, Haksız Fiil ve Haksız Zenginleşme Sorumluluklarının Açıklarını Sözleşme Sorumluluğu İle Kapatma Eğilimi, Taşınmaz rehni, Çocuğun spor yapma ve yapmama hakkı, Ayni Hakların Sona Erme Açısından Borçlanma İşleminden Bağımsızlığı İlkesi ve Ayni Teminat Haklarının Fer’iliği (Bağımsızlığı) Ayrığı, Aile konutunun şerhine değişik bir yaklaşım, Aile Konutunun Şerhine Değişik Bir Yaklaşım (MK 194 III Kuralını Bir Belitmişçesine Yeni baştan Okuma Zorunluluğu), Kaydan Şayi – Fiilen Müstakil Arsada ve Kıymetli Evrak Deposunda “ Kendine Özgü paylı Mülkiyet Rejimi”dir.

Serozan ayrıca, 1976 yılından başlamak üzere; Die Überwindung der Formnichtigkeit, Tendenzen zur Normativierung und Individualisierung der Schadenszurechnung, Einschränkung der Vertragsfreiheit durch soziale Schutzgedanken,  Zur neuen türkischen Verfassung, Eine differenzierte Beurteilung des Anspruchs auf immateriellen Schadenersatz, Versuch einer Entemotionalisierung, Die Stellung des Kindes in der türkischen Familie aus zivilrechtlicher Sicht, Das türkische Erbrecht verglichen mit dem deutschen Erbrecht: mehr Gemeinsamkeiten als Besonderheiten, Book Review: Larenz/Canaris, Methodenlehre der Rechtswissenschaft, Entwicklungen im türkischen Erbrecht, Revision des ursprünglich aufgezwungenen und nachträglich eingetretenen Missverhältnisse der Leistungen in gegenseitigen Verträgen, Vererblichkeit höchstpersönlicher Rechte, Die türkische Weiche im Geleise des schweizerischen Erbrechts, Schw, Die Entwicklung des türkischen Erbrechts ve Übermässiger Zins isimli makaleler yayınlamıştır.

Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin Geliştirilmesi

0
Avrupa Konseyi

Avrupa Konseyi Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin Geliştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik R(95) 5 Sayılı Tavsiye Kararı(Recommendation No. R (95) 5 concerning the introduction and improvement of the functioning of appeal systems and procedures in civil and commercial cases), Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 7 Şubat 1995 tarihli  528.  Toplantısında  kabul  edilmiştir.

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

İnsan  Hakları  ve  Temel  Özgürlüklerin  Korunması  Sözleşmesi’ne  (“Sözleşme”) ek 7 no’lu Protokol uyarınca, Taraf devletlerin mahkumiyet veya hükmün bir yüksek mahkemece temyizen incelenmesi imkanını sağlamaları gerektiğini belirterek;

Temyiz usullerinin yalnızca ceza davaları için değil, hukuki ve ticari davalar için de var olması gerektiği konusundaki mutabakatı ifade ederek;

Temyiz başvurularındaki artışın ve temyiz sürecinin uzunluğunun yol açtığı sıkıntıları dikkate alarak;

Sözleşmenin 6. maddesi 1. paragrafında yer alan, makul bir sürede duruşma hakkının bu sıkıntılardan etkilenebileceğini göz önüne alarak;

Etkisiz veya yetersiz usuller ile taraflarca temyize başvuru hakkının kötüye kullanılmasının haklı gösterilmeyecek gecikmelere neden olduğunun ve adalet sistemine gölge düşürdüğünün farkında olarak;

Etkili temyiz usullerinin davaya taraf olanların ve adalet yönetiminin yararına olduğuna inanarak;

Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler hakkında R (81) 7 sayılı Tavsiye Kararı, Adaletin işleyişini Geliştirmeye Yönelik Hukuk Usulü ilkeleri hakkında R (84)

5  sayılı  Tavsiye  Kararı,  Mahkemelerdeki  iş  Yükünü  Önleyici  ve  Azaltıcı  Tedbirler hakkında R (86) 12 sayılı Tavsiye Kararı ve Fakru Zaruret içinde Olanların Hukuka ve Adalete Etkili Başvurusu hakkında R (93) 1 sayılı Tavsiye Kararı’nı göz önüne alarak;

Üye ülke hükümetlerine hukuki ve ticari davalardaki temyiz  sistemleri  ve usullerinin işleyişini geliştirmek üzere gerekli gördükleri bütün tedbirleri ve özellikle aşağıda yer alanları, duruma göre, almaları veya pekiştirmelerini tavsiye eder:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birinci Bölüm – Genel İlkeler
Madde 1 – Adli denetim hakkı

a- İlke olarak,  bir  alt  mahkemece  (“ilk  derece mahkemesi”)  verilen  her  kararın  bir yüksek mahkeme (“ikinci derece mahkeme”) tarafından denetimi mümkün olmalıdır.

b-Bu ilkeye getirilecek istisnalar hukukta var olmalı ve adaletin genel ilkeleri ile uyumlu olmalıdır.

c-Taraflara, temyiz hakkı ile bu hakkı nasıl kullanacakları, temyiz süresi gibi konularda bilgi verilmelidir.

d- Birinci derecede görülen bir davaya bakan hakimlerin aynı davanın temyiz incelemesine katılmasına izin

İkinci Bölüm – Adli Denetimde Sınırlamalar
Madde 2 – İlk derece mahkemesi seviyesinde alınan tedbirler

a-İlke olarak  usule  ilişkin  hususlar  ilk  derece  mahkemelerinde  halledilmelidir. Olası bütün iddialar, vakıa ve kanıtlar ilk derece mahkemesine sunulmalıdır. Devletler bu amaçla yasa çıkarmayı ve diğer tedbirleri benimsemeyi düşünmelidirler.

b-Taraflara temyiz hakkını kullanıp kullanmamayı değerlendirme imkanı vermek ve mümkün olduğunda temyizi sınırlamak üzere ilk derece mahkemesi kararlarının kolayca anlaşılabilir dilde yazılı, açık ve eksiksiz bir gerekçesi olması kanunda öngörülmelidir. İlke olarak  itiraz  edilmeyen  hususlara  ilişkin  kararlar  veya  jüri  kararlarında  gerekçe gösterilmez.

c-İlk derece  mahkemesi,  uygun  davalarda,  kaybeden  taraf  için  tamiri  imkansız veya ciddi bir zarara neden olmadıkça ve sonraki evrede adaletin yerini bulmasını imkansızlaştırmayacaksa, geçici icraya izin verebilmelidir.

Madde 3 – Temyiz hakkı dışında bırakılanlar

Yalnızca uygun konuların ikinci derece mahkemelerce görülmesini sağlamak üzere devletler aşağıdaki tedbirlerden birini veya hepsini dikkate almalıdır:

a-belirli dava türleri, örneğin ufak müddeabihlerin hariç tutulması;

b-temyize başvuru için mahkemece izin verilmesi;

c-temyiz hakkının kullanılması için belli bir süre sınırlaması getirilmesi;

d-usule ilişkin hususlarda temyiz hakkının, davanın esasına ilişkin temyize talik

Madde 4 — Temyiz sisteminin kötüye kullanılmasını önleyici tedbirler

Temyiz sistemi veya usulün kötüye kullanılmasını  önlemek  için  devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini göz önüne almalıdırlar:

  1. temyize başvuranların, erken bir evrede gerekçeli nedenlerini göstermesi  ve  ne istediklerini belirtmesi zorunluluğu;
  2. temyiz başvurusunun belirgin olarak asılsız, mantıksız veya  kötü  niyetli olduğunun ikinci derece mahkemece anlaşılması üzerine basit bir şekilde örneğin diğer tarafa duyuru yapmaksızın redde karar verebilmesi; bu davalarda para cezası gibi uygun yaptırımların öngörülebilmesi;
  3. hükmün derhal icra edilebilmesi halinde, yalnızca icranın temyiz başvurusunda bulunan için tamiri imkansız veya ciddi bir zarara neden olacağı veya sonraki evrede adaletin gerçekleşmesini imkansızlaştırması halinde icranın tehirine izin verilmesi. Bu durumda hükümdeki miktara uyarlı teminat sağlanmak zorundadır.
  4. hükmün derhal icra edilebilmesi halinde, temyiz başvurusunda bulunan hükmün gereğini yerine getirmediğinde, yeterli teminat gösterilmediği veya  ilk  derece  ya  da ikinci derece mahkemece icranın tehirine karar verilmediği takdirde temyiz incelemesinin reddine karar verilmesi;
  5. bir tarafın kusuruyla gereksiz gecikmeye neden olması halinde, bu tarafın gecikmeden kaynaklanan ilave harcı ödemesi.
Madde 5 – İkinci derece mahkemede incelemenin içeriğini sınırlayan tedbirler

Temyize konu edilen hususların ikinci derece mahkemece incelenmesini

sağlamak üzere devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini göz önüne almalıdır:

a-mahkeme veya tarafların ilk derece mahkemesince saptanan bulguların  bazılarını veya tamamını kabul etmeye yetkili olması;

b-tarafların davanın belirli hususlarıyla sınırlı bir karar verilmesini isteyebilmesi;

c-temyize başvuru için izin gerekli olduğunda, mahkemenin temyizin içeriğini örneğin hukuki sorunla sınırlandırmaya yetkilendirilmesi;

d-ikinci derece mahkemece, yeni durumlar ortaya çıkmadıkça veya birinci derece mahkemece neden sunulmadığına ilişkin iç hukukta yer alan  diğer  mazeretler olmadıkça temyiz evresinde yeni iddia, vakıa veya delillerin ileri sürülmesine ilişkin sınırlamalara yer verilmesi;

e-mahkemenin kendi hareket tarzını belirlediği davalar dışında, temyiz incelemesinin temyiz başvurusundaki gerekçeli nedenlerle sınırlı tutulması.

Üçüncü Bölüm – Temyiz sistemleri ve usullerinin işleyişinin geliştirilmesi için diğer tedbirler
Madde 6 – Temyiz usullerinin etkinliğini geliştirme tedbirleri

Temyizlerin hızla ve etkin bir biçimde dinlenmesi için devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini dikkate almalıdır:

a- Davalara bakmak üzere gereğinden  fazla  hakim  kullanılmamalıdır.  Tek hakim örneğin aşağıdaki işlerden bazıları veya hepsine bakabilir:

i-temyize başvuru için izin verilmesi sistemi;

ii-usule ilişkin başvurular;

iii-küçük davalar;

iv-taraflar öyle istediğinde;

v-dava belirgin şekilde asılsız ise;

vi-aile davaları;

vii-müstacel davalar.

b-birinci derece mahkemede işlem görmüş davalarda, taraflar arasında teati  edilerek layiha sayısının asgari zaruri miktarla mesela her tarafın ikinci derece mahkemeye yalnızca bir layiha verebilmesiyle sınırlandırılması;

c-sözlü usule ikinci derece mahkemede yer veren devletlerde, mahkeme gerekli görmedikçe tarafların duruşmasız karar verilmesini birlikte isteyebilmesi;

d-yazılı usullerin çokça kullanılmasını yeğleyerek veya delil özetleri veya yazılı tebligatlar kullanmak suretiyle sözlü duruşma süresinin kesinlikle makul  süreye  çekilmesi;

e-sözlü duruşmaya yer verildiğinde, mümkün olduğunca kısa  sürede  tamamlanması (“sözlü duruşmanın yoğunlaştırılması”) sağlanmalıdır. Mahkeme davayı duruşmada ele almalı ve duruşma sonrasında kararı hemen veya kanunda  öngörülen  kısa sürede vermelidir;

f-belgeler ve iddiaların teatisi örneğinde olduğu gibi sürelere kesin riayetin sağlanması; sürelere riayetsizlik halinde para cezası,  temyizin  reddi  veya  sürenin  ilişkili olduğu konuyu nazara almamak örneklerinde olduğu gibi yaptırım öngörülmesi;

g-ikinci derece mahkemeye duruşma öncesi veya sırasında davanın gelişmesini düzenlemek üzere mesela hazırlık araştırmaları veya tarafların anlaşmaya varmalarını teşvik için aktif bir rol verilmesi;

h-müstacel davalara ilişkin hususların mesela böyle bir davanın öncelikle görüşülmesini kimin talep edebileceğinin, bir davanın müstacel  işlerden olabileceğini belirleyecek kıstasların neler olduğunun  ve  böyle  davalara  bakmak  üzere adli sistemde kimin yetkili olduğunun düzenlenmesi;

i-mahkeme ve avukatlar ile davalara dahil olan diğer kişiler arasındaki temasların geliştirilmesi amacıyla ikinci derece mahkeme ve baroları kapsayan seminerler düzenlenmesi veya usulleri nasıl geliştirebileceklerini tartışma imkanı verilmesi;

j-ikinci derece mahkemenin yeterli teknik imkanlarla örneğin telefaks veya bilgisayarla donatılması ve benzeri olanakların birinci derece mahkemede de sağlanarak duruşma zabıtlarının ve kararların kolayca hazırlanması;

k-mahkemede taraf avukatı olarak nitelikli avukat kullanımının arttırılması.

Dördüncü Bölüm – Üçüncü Derece Mahkemenin Rol ve İşlevi
Madde 7 – Üçüncü derece mahkemeye yapılacak temyiz başvurularına ilişkin tedbirler
  1. İkinci derece  mahkeme  üzerinde  denetim  işlevini  görmek  üzere  kurulu  “üçüncü derece mahkeme” var  olduğunda; bu Tavsiye Kararı hükümleri, uygun olduğu hallerde  bu mahkeme için de geçerli olacaktır. Anayasa mahkemesi ve benzerleri bu Tavsiye Kararı’nın amaçları bakımından dahil edilmemiştir.
  2. Devletler, üçüncü derece mahkemelere ilişkin tedbirleri düşünürken, davalara birinci ve ikinci derece mahkemelerce bakıldığını göz önünde bulundurmalıdırlar.
  3. Üçüncü derece mahkemeye temyizler, özellikle üçüncü kez adli inceleme gerektiren mesela hukukun gelişmesini sağlayıcı veya hukuki yorumda  birlik  sağlamaya katkısı olacak davalar için kullanılmalıdır. Bunlar kamusal önem  taşıyan genel nitelikteki hukuki konularla da sınırlandırılabilir. Temyiz  başvurusunda  bulunan kişi, davanın bu amaçlara katkısı olacağına ilişkin nedenlerini belirtmeye mecbur tutulmalıdır.
  4. Devletler, üçüncü derece mahkemenin bir davaya mesela ilk derece mahkemesi gibi kararı vermek üzere veya ikinci derece mahkemenin atlanması usulüyle doğrudan bakmasını sağlayan bir sistem düşünebilirler. Bu usuller, özellikle sonuçta üçüncü  derece mahkemeye gidecek hukuka ilişkin hususlar için uygun
  5. İkinci veya  üçüncü  derece  mahkemece  icranın  tehirine  karar  verilmedikçe veya temyiz eden yeterli teminat vermedikçe  ikinci  derece  mahkeme  kararları  icra
  6. Temyiz için izne yer vermeyen veya üçüncü derece mahkemeye  temyizin  kısmen reddine imkan sağlamayan devletler üçüncü derece adli mahkemeyi gerektiren dava sayısını sınırlamaya yönelik sistemleri düşünebilirler. Üçüncü derece mahkemenin incelemesini davanın belli hususlarıyla, mesela temyiz  için  izin  verilmesi  veya  davanın ön incelemesi sonrası temyizin kısmen reddi  ile  sınırlamasına imkan  veren özel nedenler kanunda belirlenebilir.
  7. İlke olarak, yeni vakıa veya yeni deliller üçüncü derece mahkemede ileri sürülemeyebilir.

Özgürlük Bildirgesi – Abraham Lincoln

0

Özgürlük Bildirgesi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Abraham Lincoln tarafından 22 Eylül 1862 tarihinde ilan edilmiştir.

Hukukçu olan ve birliği sağlayarak ABD’de kölelik sistemini kaldıran, tarihte dönüm noktası olarak kabul edilen devrimleri yapan ve tüm dünyada köleliğin tamamen kaldırılması yönündeki çalışmalara rehber olan Lincoln, 15 Nisan 1865 tarihinde suikasta uğramıştır.

Özgürlük Bildirgesi – Abraham Lincoln

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın Bildirgesi

Yüce Tanrımızın yarattığı 1862 yılının Eylül ayının 22. gününde, diğer unsurların yanı sıra, aşağıdaki hususları da içeren bu bildirge Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından yayınlanmıştır.

Yüce Tanrımızın yarattığı 1863 yılının Ocak ayının 1. gününde, herhangi bir eyalette veya eyaletlerin belirli mahallerinde, halkın aksi halde Amerika Birleşik Devletleri’ne isyan içinde olacaklarının kabul edileceği hal ve şart altında, köle olarak tutulan tüm insanlar bu tarihten itibaren ve sonsuza kadar özgür kılınacak ve böylelikle kara ve deniz güçleri dahil olmak üzere, devletin yürütme gücü bu insanların özgürlüklerini tanıyacak ve koruyacaktır ve bu insanların tümüne veya herhangi birine özgürlükleri için yapacakları herhangi bir girişimi bastırmaya yönelik eylem ya da eylemlerde bulunmayacaklardır.

Başkanlığın iradesi; bildirge gereği daha önce bahsi geçen Ocak ayının 1. gününde, eğer vuku bulursa, Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı isyan hareketinde olduğu kabul edilecek insanların içinde yer aldığı eyaletleri tespit edecek, ancak o gün iyi niyetle oy verme hakkı olan insanlarının çoğunluğunun katılımlarıyla, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’ne seçilen üyeler tarafından temsil edilen eyalet ve insanların, aksi yönde kuvvetli şahadet olmadıkça, Amerika Birleşik Devletleri aleyhine isyan içinde olmadığı, bağlayıcı olarak kabul edilecektir.

Böylece şimdi ben, Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Abraham Lincoln, bana tanınan Amerika Birleşik Devletleri ordusunun ve Deniz Kuvvetleri’nin Başkumandanlığı yetkisine dayanarak, Ocak ayının bu 1. günü, yüce Tanrımızın 1862 yılında Amerikan Hükümeti’ne ve otoritesine fiilen başkaldırılması zamanında isyanı bastırmak için uygun ve gerekli bir savaş tedbiri olarak kamuoyuna ilan ediyorum ki, yukarıda bahsi geçen birinci günden başlamak üzere, halkı Amerika Birleşik Devletleri’ne isyan eden eyaletleri ve eyalet mahallerini toplam yüz gün süreyle tespit ve ilan ediyorum:

Arkansas, Texas, Louisiana (…) [burada Amerikan Güney Eyaletleri Konfederasyonu tarafından denetlenen tüm bölgelerin detaylı listesi vardır.]

Ve yetkimin gereği olarak ve yukarıda bahsedilen amaç doğrultusunda emrediyor ve beyan ediyorum ki, belirtilen eyaletlerde veya eyalet mahallerinde köle olarak tutulan tüm insanlar bundan böyle özgür kılınacaklardır ve ordu ve deniz kuvvetleri dahil olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti bundan böyle, söz konusu insanların özgürlüklerini tanıyacak ve koruyacaktır.

Ve ben, özgür kılınan insanlara, kişisel savunmaları için mecbur olmadıkça hiçbir şiddete başvurmamalarını ihtaren emrediyor ve onlara ortam izin verdikçe makul bir maaş karşılığında sebatla çalışmalarını tavsiye ediyorum.

Ve yine beyan ediyor ve bilinmesini istiyorum ki, bu insanlardan şartları uygun olanları kalelerde, mevzilerde, istasyonlarda ve diğer yerlerde konuşlandırılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ordusuna kabul edileceklerdir.

Ve bu anayasanın teminatında bulunan ve en halisane duygularla adaletli olduğuna inanılan işbu kararla ilgili, askeri harekât vukuunda, insanlığın basiretli hükümlerine ve her şeye kadir Tanrı’nın himmetine başvuruyorum.

10 Şubat – Hukuk Takvimi

0
10 Şubat Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde önemli olaylar, kanun değişiklikleri ve davalara dair detaylı bilgiler bulabilirsiniz.

10 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1074

Türkçe dilinde yazılan ilk sözlük eseri Divânu Lügati’t-Türk’ün, Kaşgârlı Mahmut tarafından yazımı sona erdi.

1763 Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ocak 1689)
1763 Büyük Britanya Krallığı, Fransa ve İspanya arasında Paris Antlaşması imzalandı. Yedi Yıl Savaşları sona erdi.
1807

Hukukçu ve Macaristan’ın ilk başbakanı Lajos Batthyány doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 1849) Zagreb Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1830’da Macaristan’daki Üst Meclis’e üye oldu. 1845’te Merkez Seçim Ofisi başkanlığına seçildi. 1847 diyetinde Pest County’nin temsilcilik görevinde bulundu. 1848’de Cumhurbaşkanı seçildi. 1849’da 13 Arad Şehidi’yle aynı gün Peşte’te kurşuna dizilerek öldürüldü.

1828 Türkmençay Antlaşması, Rus İmparatorluğu ile Kaçar Hanedanlığı arasında 10 Şubat 1828 tarihinde imzalandı.  Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ve Talış Hanlığı Rusya’ya verildi, Aras Nehri iki devlet arasındaki sınırı oluşturdu. Kuzey ve Güney Azerbaycan tarihsel olarak birbirinden ayrııldı.
1837

Rus şair ve yazar Aleksandr Puşkin doğdu. (Ölümü: 6 Haziran 1799) Rusya’nın ulusal şair’i ve modern Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edilir.

1859 Hukukçu ve Fransa Cumhurbaşkanı Alexandre Millerand doğdu. (Ölümü: 7 Nisan 1943) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1899’da René Waldeck-Rousseau’nun cumhuriyetçi savunma kabinesinde ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1909’da Aristide Briand’ın ilk kabinesinde bayındırlık bakanı olarak görev aldı ve devlet demiryollarının yeniden düzenlenmesini sağladı. 1912’de savaş bakanlığına getirildi, yüksek komutanlığı yeniden düzenleyerek askeri havacılığa ilk kez belirli bir statü kazandırdı.  1918’de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1920’de başbakan ve dışişleri bakanı oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığına seçildi.
1871 Avukat ve politikacı Étienne Constantin, Baron de Gerlache yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Aralık 1785) Paris Hukuk Fakültesi’de eğitim gördü ve bir süre orada çalıştı. Bir ultramontan politikasını reddetmesine rağmen, aşırı Katoliklerin 1830 devriminin yolunu açan Liberal parti ile ittifakını destekledi. Geçici hükûmette çeşitli görevlerde bulunduktan sonra kongre başkanı oldu ve Saxpey-Coburg Leopold’u Belçikalıların kralı olmaya davet eden hareketi öne sürdü. 1831’de yeni kurulan Belçika devletinin ilk Başbakanı oldu. 1832’de temsilcilik odasının başkanlığını yaptı ve otuz beş yıl boyunca temyiz mahkemesine başkanlık etti. Belçika’da Yargıtay’ın ilk 1. başkanı oldu.
1898 Bertholt Brecht doğdu.
1902 Mustafa Kemal, Harp Okulu’nu teğmen rütbesiyle bitirerek, Harp Akademisi’ne girdi.
1918 Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer dünyaya geldi.
1918

Sovyet hükümeti (Sovnarkom) bir kararname ile, Rus burjuvazisi ve toprak sahiplerinin dış borçlarını kayıtsız-şartsız iptal etti; iç tahvil sahiplerinin 10 bin rubleye kadar alacaklarının ise Sovyet hükümet tahvilleriyle değiştirilmesi kararlaştırıldı.

1922

Macar hukukçu, profesör ve Cumhurbaşkanı Árpád Göncz doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 2015) Budapeşte Pázmány Péter Sanat ve Bilim Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü.  1945 parlamento seçimlerinde büyük bir zafer kazanan anti-komünist Bağımsız Küçük Sahipler Partisi’ne (FKGP) katıldı. 1946 sonlarında Romanya’ya yaptığı bir ziyaretle bağlantılı olarak 1947’de yasadışı bir şekilde tutuklandı ve Macaristan’da yargılanmadan Sovyetler Birliği’ne götürüldü. Üç hafta boyunca gözaltına alındı ​​ve sorgulandı. 1957’de, İçişleri Bakanı Béla Biszku’nun emriyle István Bibó ile birlikte tekrar tutuklandı. 1956 Macar Devrimi’nden sonra altı yıl hapis yattı. Serbest bırakıldıktan sonra İngilizce edebi eserlerin çevirmeni olarak çalıştı.  Hür Demokratlar İttifakı’nın kurucu üyeliği ve Macaristan Ulusal Meclisi Başkanlığı görevinde bulundu.  1990 –  2000 tarihleri arasında Macaristan Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı’nın uluslararası danışma konseyinin bir üyeliğinde bulundu.

1929

Hukukçu ve Kübra Devlet Başkanı Fidel Castro dünyaya geldi.

Almanya’dan Gelen Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme, 10 Şubat 1938 tarihinde Cenevre’de imzalandı. Sözleşme, 26 Ekim 1938’de yürürlüğe girdi. Sonraki yıllarda katılan diğer ülkelerle birlikte 47 ülke tarafından kabul edildi. 10 Şubat 1938’de mülteci haklarına ilişkin bir takım Sözleşme daha imzalandı.
1947 İtalya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Finlandiya, Paris Barış Antlaşması’nı imzaladı.
1950

Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes’in derslerinde ve okul dışında solculuk ve komünistlik propagandası yapma iddiasıyla yargılandığı dava sona erdi. Behice Boran ve Niyâzi Berkes, üçer ay hapis ve memuriyetten men cezasına çarptırıldı. Pertev Naili Boratav beraat etti. Karar temyiz edildi, 30 Haziran 1950’de mahkeme kararı Yargıtay tarafından bozuldu.

1956

Türkiye’de ilk defa bir işçi sendikası “Emekli aylığı” tesis etti. Gemi Adamları sendikası, üyelerinden emekli olanlara ayda 50 lira maaş verileceğini açıkladı.

1958 İstanbul Valisi Mehmet Mümtaz Tarhan, gece kulüplerinde striptiz yapılmasını yasakladı.
1958 Osmanlı-Türk düşünür, gazeteci, yazar, kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin Tepedelengil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1889) 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde kadını toplum yaşamına dahil etme, cumhuriyet rejiminin ilanından sonraysa kadınların siyasal haklarının tanınmasını sağlama için mücadele etmiş bir kadın hareketi öncüsüdür. Henüz Cumhuriyet Halk Fırkası bile kurulmadan Kadınlar Halk Fırkası (KHF) adlı siyasi partinin kuruluş çalışmalarını tamamlayarak Türkiye’deki ilk siyasal partinin kurucusu oldu ve Türk Kadın Yolu adlı derginin kurulmasına öncülük etti.
1962 Doğu-Batı arasında casus değiş tokuşu yapıldı; Sovyetler Birliği’nde hapis cezası alan Amerikalı pilot Gary Powers ülkesine verildi.
1963 Toplantı ve Gösteri Hürriyeti hakkındaki 171 Sayılı Kanun kabul edildi.
1971 Mehmet Ali Aybar ihraç talebiyle Türkiye İşçi Partisi (TİP) Haysiyet Divanı’na sevk edildi.
1973 Cenazelerin nakli konusundaki 10 Şubat 1973 tarihli Berlin Düzenlemesi yapıldı. Aynı yıl içinde Cenazelerin Nakli Sözleşmesi yapıldı.
1975

Amerikalı LGBT hakları eylemcisi ve gazeteci Lige Clarke yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Şubat 1942) Partneri Jack Nichols ile birlikte 1968’de “The Homosexual Citizen” (Eşcinsel Vatandaş) köşesini oluşturdu ve yazılar yazdı. Screw dergisinde yayımlanan bu köşe LGBT dostu olmayan bir yayında düzenli olarak yayımlanan LGBT’lere yönelik ilk köşe oldu. 10 Şubat 1975’te Meksika Veracruz kentinde kurşunlanarak öldürüldü.

1976

18 Ocak’ta evindeyken polis baskınında oğlu öldürülen baba Hasan Özkan, çatışma yaşanmadığını Noter’e tespit ettirdi.

1981

Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, savcılıkta ifade verdi. Adam öldürmeye azmettirdiği iddia edilen Alparslan Türkeş, kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatının her türlü şiddet hareketine ve adam öldürmeye karşı olduğunu söyledi.

1981 Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyon Başkanlığı, ”Türk vatanı aleyhindeki ısrarlı faaliyetlerini yurtdışında sürdüren” sanatçılar Cem Karaca, Selda Bağcan, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan ve Sema Poyraz’ın 13 Mart’a kadar dönüp teslim olmazlarsa vatandaşlıktan çıkarılacaklarına dair bildiri yayınladı.
1987 Yazar Aziz Nesin, Cumhurbaşkanı Kenan Evren aleyhine açtığı tazminat davası mahkemece reddedildi. Red gerekçesi olarak, Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışındaki suçlardan yargılanamayacağı gösterildi.
1990

Yeniçeltek’teki grizu patlamasında ihmalleri görülen 3 yönetici tutuklandı. Yöneticiler linçten zor kurtuldu.

1992

Boksör Mike Tyson, Amerika zenci güzeli Desiree Washington’a tecavüz suçundan mahkûm oldu.

1994 Yeşiller Partisi 10 Şubat 1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.
1995

Meksika’da hükümet isyancı Zapatista Kurtuluş Ordusu (EZLN) liderleri için tutuklama emri çıkardı. Devlet Başkanı Zedillo, EZLN’nin lideri Komutan Marcos’un gerçek kimliğini açıklamıştı.

1996

Kırgız Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler yapıldı.

1998 İstanbul DGM Savcılığı, DYP Elazığ milletvekili Mehmet Ağar ile DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak hakkında 12’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.
2000 İsrail, Filistinli tutuklulara işkence yaptığını resmen kabul etti. Beş yıl önce hazırlanan gizli servis (Şin Bet) raporlarını inceleyen parlamento komisyonu tarafından açıklandı.
2004 Fransa parlamentosu, iktidar ve muhalefet işbirliğiyle devlet okullarında türban, kippa, haç gibi dini sembollerin tümünü yasaklayan yasayı 36’ya karşı 494 oyla kabul etti. Komünist Parti yasaya ret oyu verdi.
2005 Suudi Arabistan’da 40 yıl sonra yerel seçimler yapıldı. Kadınlar seçime sokulmadı.
2005 Çağdaş Amerikan tiyatrosunun en önemli yazarlarından Arthur Miller, 89 yaşında öldü. 1953’de yazdığı Cadı Kazanı oyunu ile iz bıraktı.
2006

Milliyet gazetesi yazarı Abdi İpekçi’yi öldürmek ve iki ayrı gasp olayı nedeniyle daha önce 36 yıl hapis cezasına çarptırılan Mehmet Ali Ağca, aynı davadan dolayı yeni Türk Ceza Kanunu’na göre yeniden yargılandı. Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi, lehte hükümleri göz önüne alarak, Ağca’yı 21 yıl 8 ay hapse mahkûm etti.

2006

Hukukçu Fatmir Sejdiu, Kosova Cumhurbaşkanı odu. Sejdiu 1974 yılında Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Paris’te hukuk felsefesi ve sosyolojisi eğitimi aldı. Hukuk, tarih ve hukuk-anayasa çalışmaları ve diğer alanlarda çok sayıda eser yayınladı. 10 Şubat 2006 – 27 Eylül 2010 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı yaptı. Priştine Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi’nde profesör olarak çalışmaktadır. Arnavutça, İngilizce, Fransızca, Sırpça ve Makedonca bilmektedir.

2009

TBMM, ticaret gemilerini kaçıran Somalili korsanlarla mücadele gerekçesiyle yurtdışına birlik gönderilmesini öngören tezkereyi kabul etti.

2012 Çin, internet üzerinden arkadaşına gönderdiği bir şiir nedeniyle 11 aydır tutuklu olan Çinli şair Zhu Yufu’yu, yedi yıl hapis ve üç yıl siyasi hak mahrumiyeti cezasına çarptırdı.
2012

İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olan Türkiye, Bakanlar Kurulunun 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onayladı.

2013

Avukatlara yönelik baskılar, Adana Barosu’nun öncülüğünde 30 baronun katıldığı mitingle protesto edildi.

2014 Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basesku, ülkede yaşayan Roman azınlığa yönelik 4 yıl önce kullandığı alçaltıcı ifadeler nedeniyle para cezasına çarptırıldı.
2015

İsmail Rüştü Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirildi, 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçildi. Cirit, ilk olarak 10 Mart 2011 tarihinde Yargıtay 13. Ceza Dairesi Başkanı oldu.

2015

Basına ve Kamuoyuna Anayasa’ya ve Demokratik Süreçlere Saygı Bildirisi, Anayasa Hukuku alanında uzman 30 akademisyen tarafından açıklandı.

2015 Prof. Dr. Zühtü Arslan Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçildi.
2017

ABD Federal Temyiz Mahkemesi, Trump yönetiminin 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarına giriş yasağını geçersiz kılan mahkeme kararını oy birliği ile onayladı.

2026

Sanal medya hesabından kadın çarşafı giydirilmiş domuz görseli paylaşan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan diyetisyen Onur Kılınç, başsavcılığın itirazı sonrası yeniden gözaltına alınıp, tutuklandı.

2026

Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi Çin merkezli BYD, ABD Başkanı Donald Trump döneminde yürürlüğe konulan ithalat tarifelerine karşı hukuki süreç başlattı. Şirketin ABD’deki birimleri, söz konusu gümrük vergilerinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi’ne dava açtı. BYD’nin Amerikan iştirakleri tarafından 26 Ocak’ta mahkemeye sunulan dilekçede, gümrük vergilerine dayanak oluşturan başkanlık kararnamelerinin geçersiz olduğu savunuldu. Şirket, bu kapsamda bugüne kadar tahsil edilen vergilerin iadesini talep etti.

Anayasa’ya ve Demokratik Süreçlere Saygı Bildirisi

0
ANAYASA’YA VE DEMOKRATİK SÜREÇLERE SAYGI BİLDİRİSİ

Anayasa’ya ve Demokratik Süreçlere Saygı Bildirisi, Anayasa Hukuku alanında uzman 30 profesör tarafından 10 Şubat 2015 tarihinde deklare edilmiştir. Metin İngilizce ve Türkçe dillerinde basına ve kamuoyuna duyurulmuştur.

BASINA VE KAMUOYUNA ANAYASA’YA VE DEMOKRATİK SÜREÇLERE SAYGI BİLDİRİSİ 
(TO THE PRESS AND PUBLIC OPINION RESPECT TO THE CONSTITUTION AND
DEMOCRATIC PROCESS)

Biz aşağıda imzası bulunanlar, Türkiye’nin, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan demokratikleşme ve hukuk devletinin kurumsallaşmasına dayalı anayasal birikimini hatırlatarak, başkanlık rejimine ilişkin tartışmalar ışığında aşağıdaki noktaları vurgulamayı zorunlu görüyoruz:

Bugün Türkiye’nin demokrasi düzeyi ve Anayasası gerçek birikimini yansıtmamaktadır. Demokrasi açığının kapatılması amacıyla, başta Anayasa gelmek üzere yeni düzenlemeler, yıllardır üzerinde çalışılan konu ve sorunların başında gelmektedir. Söz konusu sorunları çözmek amacıyla, Türkiye’ye özgü deneyimler ve çağdaş demokrasilerin çözüm biçimleri ışığında üzerinde siyasal ve akademik nitelikte çalışmalar yapılması zorunluluğu bulunmaktadır ve bu yönde, son yıllarda, anayasa raporları ve önerileri ile kayda değer çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

Erkler ayrılığı çerçevesinde parlamentonun etkinliğinin artırılması ve yargı bağımsızlığının sağlanması, öncelikli iki hedef olup, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının önkoşullarıdır.

Öte yandan, çok yönlü denge ve denetim düzeneği, çağdaş anayasaların ortak paydasını oluşturmaktadır. Ne var ki, son aylarda Cumhurbaşkanı güdümünde yürütüldüğü görülen ve kişiye özgü bir başkanlık rejiminin inşasına dayalı çalışmalar, izlenen usul ve hedef bakımından demokratik usullere yabancı olmakla kalmayıp, Anayasa dışıdır.

Türkiye’nin Osmanlı’daki parlamenter deneyim ile birlikte yüzyılı aşkın süredir denediği parlamenter rejimi işler kılma yerine, herhangi bir ilke tartışması yapılmasına olanak tanınmaksızın, yeni bir rejim dayatması karşısında bulunuyoruz.

Bunun, Anayasa dışı yollarla ve devletin bütün olanakları kullanılarak yapılmaya çalışılması, hukuken kabul edilemez. Bu süreçte, kimi akademisyenlerin anayasa hukuku ve siyaset bilimi verilerini çarpıtarak kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapması esef vericidir.

Uluslararası ilişkiler bakımından, demokrasinin uluslararası standartları bir yana bırakılarak “kişiye özgü” bir rejim kurmanın Türkiye’yi dünya sisteminden koparma riski yanı sıra, iktisadi ve sosyal alanda yaratması muhtemel olumsuz sonuçları göz ardı edilemez.

Uzman, akademisyen, hukukçu ve yurttaş kimliğimizle bu süreci kabul etmediğimizi, Türkiye’nin demokratik gelişiminin, hukuk çerçevesinde kalınarak eşit, serbest, katılımcı ve nesnel bilgiye dayalı tartışma ortamında sağlanabileceğine dair inancımızı ve bu konuda her türlü katkı vermeye hazır olduğumuzu beyan ederiz.

İMZACILAR

1. Prof. Dr. Erdoğan TEZİÇ (Anayasa Hukukçusu)
2. Prof. Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
3. Prof. Dr. Bertil Emrah ODER (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
4. Prof. Dr. Sultan ÜZELTÜRK (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
5. Doç. Dr. Ayşen CANDAŞ (Boğaziçi Üniversitesi İİBF)
6. Prof. Dr. Ersin KALAYCIOĞLU (Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi)
7. Prof. Dr. Fazıl SAĞLAM (Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Anayasa Mahkemesi E. Üyesi)
8. Prof. Dr. Baskın ORAN (Ankara Üniversitesi Mülkiye Mektebi, E.)
9. Prof. Dr. Nuray MERT (İstanbul Üniversitesi)
10. Prof. Dr. Korkut KANADOĞLU (Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
11. Prof. Dr. Meltem Dikmen CANİKLİOĞLU (Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
12. Prof. Dr. Selin ESEN (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
13. Prof. Dr. Rona SEROZAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
14. Prof. Dr. Mustafa ERDOĞAN (İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
15. Prof. Dr. Osman DOĞRU (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
16. Doç. Dr. Şule ÖZSOY BOYUNSUZ (Anayasa Hukukçusu)
17. Prof. Dr. Cevdet ATAY (İdare Hukuku Emekli Öğretim Üyesi)
18. Doç. Dr. Başak ÇALI (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
19. Prof. Dr. Nermin ABADAN UNAT (Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü)
20. Prof. Dr. Necmi YÜZBAŞIOĞLU (Galatasaray Üniv. Hukuk Fakültesi)
21. Prof. Dr. Sevtap YOKUŞ (Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
22. Prof. Dr. Büşra ERSANLI (Marmara Üniversitesi SBF)
23. Prof. Dr. İlter Turan (İstanbul Bilgi Üniversitesi İİBF E. Öğretim Üyesi)
24. Prof. Dr. Günay Göksu ÖZDOĞAN (Marmara Universitesi SBF)
25. Prof. Dr. Oktay UYGUN (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
26. Prof. Dr. Gencer ÖZCAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü)
27. Prof. Dr. Nihal İNCİOĞLU (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü)
28. Prof. Dr. Turan YILDIRIM (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
29. Doç. Dr. Pınar UYAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü)
30. Prof. Dr. Metin GÜNDAY (Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi)

TO THE PRESS AND PUBLIC OPINION RESPECT TO THE CONSTITUTION AND DEMOCRATIC PROCESS

We, as signatories, consider it necessary to emphasize the following points by recalling the constitutional backround of Turkey that is based on democratization and institutionalization of the rule of law from the Ottoman Empire to the Republic.

Today, the level of democracy and the Constitution of Turkey do not reflect the true backround of the country. In order to cover the deficiency of democracy, making a new constitution and new regulations are the matters and issues that have been working on in years. In order to solve such issues, it is necessary to do political and academic studies in the light of the Turkey’s experience and solutions in modern democracies. There are significant studies in recent years in this direction, such as constitutional reports and proposals. The two primary objectives within the scope of separation of powers are to increase the effectiveness of the parliament and to provide independence of the judiciary. These are prerequisites for safeguarding rights and freedoms.

On the other hand, the well-rounded character of the checks and balances mechanism is the common denominator of modern constitutions. However, in recent months in Turkey, the efforts under the direction of the President of the Republic to establish an idiosyncratic presidential system are not only far from democratic procedures in terms of method and objectives, but also unconstitutional.

Instead of striving for the parliamentary regime that Turkey has had for more than a century from the Ottoman Empire era to work better, we are faced with an imposition of a new regime without discussing the principles of this change. Attempting to adopt this change through unconstitutional means and mobilising the state’s resources is legally unacceptable. In this period, it is regrettable to witness comments of some academics who mislead the public, distorting constitutional law and political science data.

In terms of international relations, to build a “tailor-made” and “idiosyncratic” regime disregarding international standards of democracy risks isolating Turkey from the global system. Also the probable negative repercussions of this regime in the economic and social fields cannot be ignored.

As experts, academics, lawyers and citizens of this country, we declare that this process is unacceptable. We declare our belief that Turkey’s democratic improvement can be achieved only by staying within the law and by ensuring an atmosphere of equal, free, participatory discussion based on objective information. We also declare that we are ready to provide all sorts of contribution regarding this issue.

SIGNATORIES

1. Prof. Erdoğan TEZİÇ (Constitutional Jurist)
2. Prof. İbrahim Ö. KABOĞLU (Marmara University Faculty of Law)
3. Prof. Bertil Emrah ODER (Koc University Faculty of Law)
4. Prof. Sultan ÜZELTÜRK (Yeditepe University Faculty of Law)
5. Assoc. Prof. Ayşen CANDAŞ (Bogazici University Faculty of Economic and Administrative Sciences)
6. Prof. Ersin KALAYCIOĞLU (Sabancı University, Faculty of Art and Social Sciences)
7. Prof. Fazıl SAĞLAM (Near East University Faculty of Law, Former Member of Constitutional Court)
8. Prof. Baskın ORAN (Ankara University Faculty of Political Sciences)
9. Prof. Nuray MERT (Istanbul University)
10. Prof. Korkut KANADOĞLU (Ozyegin University Faculty of Law)
11. Prof. Meltem Dikmen CANİKLİOĞLU (Cyprus International University Faculty of Law)
12. Prof. Selin ESEN (Ankara University Faculty of Law)
13. Prof. Rona SEROZAN (Istanbul Bilgi University Faculty of Law)
14. Prof. Mustafa ERDOĞAN (Istanbul Commerce University Faculty of Law)
15. Prof. Osman DOĞRU (Marmara University Faculty of Law)
16. Assoc. Prof. Sule OZSOY BOYUNSUZ (Constitutional Jurist)
17. Prof. Cevdet ATAY (Former Academic Member on Administrative Law)
18. Assoc. Prof. Basak CALI (Koç University Faculty of Law)
19. Prof. Nermin ABADAN UNAT (Boğaziçi University Department of Political Sciences and International Relations)
20. Prof. Necmi YUZBASIOGLU (Galatasaray University Faculty of Law)
21. Prof. Sevtap YOKUS (Kocaeli University Faculty of Law)
22. Prof. Busra ERSANLI (Marmara University Faculty of Political Sciences)
23. Prof. Ilter Turan (Istanbul Bilgi University Former Academic Member of Faculty of Economic and Administrative Sciences)
24. Prof. Gunay Goksu OZDOGAN (Marmara University Faculty of Political Sciences)
25. Prof. Oktay UYGUN (Yeditepe University Faculty of Law)
26. Prof. Gencer OZCAN (Istanbul Bilgi University Department of International Relations)
27. Prof. Nihal INCIOGLU (Istanbul Bilgi University Department of International Relations)
28. Prof. Turan YILDIRIM (Marmara University Faculty of Law)
29. Assoc. Prof. Pinar UYAN (Istanbul Bilgi University Faculty of Law)
30. Prof. Metin GUNDAY (Atilim University Faculty of Law)

İsmail Rüştü Cirit

0
İsmail Rüştü Cirit - Yargıtay Başkanı

İsmail Rüştü CİRİT, 23 Mart 1955 tarihinde Burhaniye’de doğmuş; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1978 yılında mezun olmuş, Burhaniye hakim adayı olarak mesleğe başlamıştır.

Cirit, sırasıyla Hakkari, Araklı, Ahlat Hakimliği, Zile Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, İnegöl Hakimliği, Kadıköy Hakimliği ve Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yapmış; 19 Temmuz 2004 tarihinde Yargıtay Üyesi olmuştur. 

İsmail Rüştü Cirit, 10 Mart 2011 tarihinde Yargıtay 13. Ceza Dairesi Başkanı olmuştur.

Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirilmiş, 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçilmiştir.

İsmail Rüştü Cirit, Evli ve üç çocuk babasıdır. 

23 Mart 2020 tarihinde de yaş haddinden emekli olmuş, yerine Mehmet Akarca başkan olmuştur.

Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtay’ın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtay’ın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.

Kırgız Cumhuriyeti Anayasası

0
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, 5 Mayıs 1993 tarihinde ilk kez kabul edilmiş ve 10 Şubat 1996, 17 ekim 1998 tarihlerinde ilave ve değişiklikler yapılmış ve son olarak 27 Haziran 2010 tarihinde kabul edilen referandum ile tamamen yenilenerek yeni bir Anayasa olarak ilan edilmiştir. Dünya Anayasaları arasında genç anayasalarındandır. Kırgızistan, SSCB’nin dağılmasının ardından 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir.
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası

Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, 5 Mayıs 1993 tarihinde ilk kez kabul edilmiş ve 10 Şubat 1996, 17 ekim 1998 tarihlerinde ilave ve değişiklikler yapılmış ve son olarak 27 Haziran 2010 tarihinde kabul edilen referandum ile tamamen yenilenerek yeni bir Anayasa olarak ilan edilmiştir. Dünya Anayasaları arasında genç anayasalarındandır.

Kırgızistan, SSCB’nin dağılmasının ardından 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Kırgızistan Anayasasına göre Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, Aksakal (yaşlılar) mahkemeleri kurma hakkına sahiptir.
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası

Biz Kırgızistan halkı,

Halkın özgürlüğü için hayatını feda etmiş kahramanları anarak;

İnsan haklarına saygı ve korunması doğrultusunda özgür ve demokratik devlet kurma amacına bağlılığını onaylayarak;

Kırgız devlet geleneğinin geliştirilmesi ve pekiştirilmesine, devlet egemenliği ve halkın bütünlüğünü korumaya olan sarsılmaz inancı ve sağlam iradeyi ifade ederek;

Hukukun üstünlüğünü onaylamaya çalışarak, ayrıca sosyal adaleti, halkın ekonomik refahı ve manevi açıdan gelişmesini destekleyerek;

Atalarımızın barış ve uzlaşma, doğayla uyum içinde yaşamaya ilişkin vasiyetlerinden yola çıkarak, bu Anayasayı kabul ediyoruz.

Kırgızistan Haritası ve Bayrağı
1. KISIM
ANAYASAL DÜZENİN TEMELLERİ
Madde 1

Kırgız Cumhuriyeti (Kırgızistan) egemen, demokratik, hukuki, dünyevi, üniter, sosyal devlettir.

Kırgız Cumhuriyeti kendi sınırları içinde tam devlet egemenliğine sahiptir, iç ve dış politikasını bağımsızca yürütür.

Madde 2

Kırgızistan halkı Kırgız Cumhuriyetinde egemenliğinin taşıyıcısı ve devlet hakimiyetinin tek kaynağıdır.

Kırgızistan halkı hakimiyetini seçim ve referandumla doğrudan, ayrıca bu Anayasa ve kanunlar doğrultusunda devlet organları ve yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirir.

Kanunlar ve devletle ilgili diğer önemli konular referanduma sunulabilir. Referandum yapılması usulü ve referanduma sunulan konuların listesi anayasal kanunla belirlenir

Seçimler serbesttir.

Jogorku Keneş, Devlet Başkanı, yerel yönetim temsili organları üyelerinin seçimleri, genel, eşit ve dorudan seçim hakkına dayalı gizli oylamayla yapılır.

18 yaşına ulaşmış Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı seçme hakkına sahiptir.

5-Devlet, karar alma düzeyini de içeren, devlet organları ve yerel yönetim organlarında, kanunla belirlenen çeşitli sosyal grupların temsilinin koşullarını oluşturur.

Madde 3

Kırgız Cumhuriyetinde devlet hakimiyeti aşağıdaki ilkelere dayanır:

Halk hakimiyetinin üstünlüğü, genel halk oylamasıyla seçilen Jogorku Keneş ve Devlet Başkanı tarafından temsil ve gerçekleştirilme;

Kuvvetler ayrılığı;

Devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının halka karşı açıklığı ve sorumluluğu ve yetkilerini halkın çıkarına kullanmaları;

Devlet makamları ve yerel yönetim organlarının işlev ve yetkilerinin ayrılması.

Madde 4

Siyasi çoğulculuk ve çok partililik, Kırgız Cumhuriyetinde tanınır.

Vatandaşlar; hak ve özgürlüklerini gerçekleştirmek ve korumak, ayrıca siyasi, ekonomik, sosyal, iş, kültür ve diğer menfaatlerini karşılamak için serbest iradeleri ve ortak menfaatleri temelinde, siyasi partiler, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri, kurma hakkına sahiptir.

Siyasi partiler, vatandaşların siyasi iradesinin ifade edilmesine yardımcı olur, Jogorku Keneş, Devlet Başkanı ve yerel yönetim organları seçimlerine katılır.

Aşağıdakiler Kırgız Cumhuriyetinde yasaklanmıştır:

Devlet, belediye ve parti kurumlarının birleşmesi; devlet ve belediye kurum ve kuruluşlarında siyasi parti kurulması ve faaliyeti; görevler dışında gerçekleştirliktleri faaliyetler hariç devlet ve belediye çalışanlarının parti faaliyetlerini gerçekleştirmesi;

Ordu mensuplarının, kolluk kuvvetleri mensuplarının ve hakimlerin siyasi partilere üye olmaları, her hangi bir siyasi partiyi desteklemeleri;

Dini, etnik temele dayalı siyasi partilerin kurulması, dini örgütler tarafından siyasi amaçlı faaliyetler;

Vatandaş birlikleri tarafından askeri oluşumların meydana getirilmesi;

Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirmeye, ulusal güvenliği zayıflatmaya, sosyal, ırksal, milletler arası, etnik kimlikler arası ve dini düşmanlığı teşvik etmeye yönelik siyasi amaçlar güden siyasi parti, kamu ve dini kuruluşlar, onların temsilcileri ve kollarının faaliyetleri.

Madde 5

Devlet ve organları toplumun bir kısmına değil tümüne hizmet eder.

Halkın hiçbir kısmı, hiçbir birlik, hiçbir kişi devlet hakimiyetine el koyamaz. Halk hakimiyetine el koymak ağır suçtur.

Devlet, devlet organları, yerel yönetim organları ve yetkilileri bu Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş yetkilerin dışına çıkamaz.

Devlet, devlet organları, yerel yönetim organları ve yetkilileri, kanunla belirlenmiş şekilde yasa dışı eylemlerinden dolayı sorumludur.

Madde 6

Anayasa, Kırgız Cumhuriyetinde yüksek hukuki güce sahiptir ve doğrudan uygulanır.

Anayasa, anayasal kanunlar, kanunlar ve diğer normatif hukuki düzenlemeleri kabul edilerek uygulanır.

Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası antlaşmalar, ayrıca uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları Kırgız Cumhuriyeti hukuk sisteminin bir parçasıdır.

İnsan haklarıyla ilgili uluslararası antlaşma normları doğrudan uygulanır ve diğer uluslararası antlaşmalara nazaran önceliğe sahiptir.

Kanunlar ve diğer normatif düzenlemelerin resmen yayınlanması onların yürürlüğe girmelerinin zorunlu koşuludur.

Yeni yükümlülükler getiren veya sorumlulukları artıran kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri geriye dönük uygulanmaz.

Madde 7

Kırgız Cumhuriyetinde hiçbir din, devlet dini olarak veya zorunlu din olarak belirlenemez.

Din ve tüm inançlar devletten ayrıdır.

Devlet makamlarının faaliyetlerine, dini kurumların ve din adamlarının dahil edilmesi yasaktır.

Madde 8

Mevcut sınırları içinde Kırgız Cumhuriyeti toprakları, bölünmez ve dokunulmazdır.

Kırgız Cumhuriyetinin toprakları, Devlet yönetiminin ve yerel yönetimin organize edilmesi amacıyla, kanunla belirlenen idari bölümlere ayrılabilir.

Bişkek ve Oş şehirleri cumhuriyet önemine haiz şehirlerdir ve onların statüleri kanunla belirlenir.

Madde 9

Kırgız Cumhuriyeti, iyi yaşam koşulları, kişiliğin serbestçe gelişimi ve istihdamı desteklemek amacıyla sosyal programlar geliştirir.

Kırgız Cumhuriyeti, asgari geçim ücretini, iş güvenliği ve sağlığını güvence altına alarak sosyal açıdan hassas vatandaş gruplarını destekler.

Kırgız Cumhuriyeti, sosyal hizmetler, sağlık hizmeti, devlet emekliliği, yardımları ve diğer sosyal güvenlik önlemleri sistemini geliştirir.

Madde 10

Kırgız Cumhuriyetinde devlet dili Kırgız dilidir.

Kırgız Cumhuriyetinde, Rus dili, resmi dil olarak kullanılır.

Kırgız Cumhuriyeti, Kırgızistan halkını oluşturan etnik kimliklerin tüm temsilcilerine, ana dillerini koruma, öğrenilmesi ve geliştirilmesi için koşulları oluşturma hakkı tanır.

Madde 11

Kırgız Cumhuriyetinin, Bayrak, Amblem ve Milli Marşı, devlet sembolleridir. Onların tanımlanması ve resmi kullanımı, kanunla belirlenir.

Kırgız Cumhuriyetinin başkenti Bişkek şehridir.

Kırgız Cumhuriyetinin para birimi Som’dur.

Madde 12

Kırgız Cumhuriyetinde mülkiyetin değişik türleri tanınır ve özel, devlet, yerel yönetimler ve diğer mülkiyet türleri eşit şekilde korunur.

Mülkiyet dokunulmazdır. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.

Malikin rızası dışında mülkiyete el koyulmasına, sadece mahkeme kararıyla müsaade edilir.

Mahkeme kararı olmaksızın mülkiyete zorla el koyulmasına ulusal güvenlik, toplumsal düzen, halkın sağlık ve ahlakının korunması, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla izin verilir. Bu durumun hukuka uygunluğunun, mahkemece karara bağlanması zorunludur.

Kanunla belirtilen kamu yararı doğrultusunda mülkiyete el konulmasına, mülkiyetin değerini ya da mülkiyetten mahrum olmaktan kaynaklanan diğer zararların önceden ve tatmin edici şekilde tazmin edilmesini sağlayan bir mahkeme kararı üzerine, izin verilir.

Vatandaşlar ve tüzel kişilere ait mülkiyetin, devlete devredilmesi (millileştirme), mülkiyetin değerinin ve diğer zararların karşılanmasıyla, kanuna uygun olarak gerçekleştirilebilir.

Kırgız Cumhuriyeti kendi vatandaşlarının ve tüzel kişilerin mülkiyetlerini, ayrıca diğer ülkelerde yer alan kendi mülkiyetini korur.

Toprak, toprak altı zenginlikler, sular, ormanlar, bitki ve hayvanlar dünyası, diğer doğal kaynaklar Kırgız Cumhuriyetinin istisnai mülkiyetidir ve Kırgızistan halkının yaşam ve faaliyetinin temeli olarak ortak ekolojik ortamın korunması amacıyla kullanılır ve devletin özel koruması altındadır.

Özel mülkiyet olamayacak otlaklar hariç topraklar; özel, belediye ve mülkiyetin diğer çeşitlerine konu olabilir.

Maliklerin haklarını kullanma ve onları korumalarının şekil ve sınırları kanunla belirlenir.

Madde 13

Kırgız Cumhuriyetinin devlet bütçesi, gelirler ve giderler dahil ülke bütçesi ve yerel bütçelerden oluşur.

Ülke bütçesi ve yerel bütçenin oluşumu, kabulü ve uygulanma şekli, ayrıca uygulanmanın denetimi kanunla belirlenir. Ülke bütçesi kanunla, yerel bütçeler ilgili temsili organların kararıyla kabul edilir.

Kırgız Cumhuriyeti sınırları içinde tek bir vergi sistemi uygulanır. Vergilerin belirlenmesi hakkı Jogorku Keneşe aittir. Vergi belirleyen ve vergi mükelleflerinin durumunu kötüleştiren kanunlar geriye yürümez.

Madde 14

Kırgız Cumhuriyeti yayılmacılık, saldırı amaçları gütmez ve silahlı güçle çözülecek toprak iddialarında bulunmaz; devlet yaşamının askerileştirilmesini, devleti ve faaliyetlerini bir savaş açma amaçlarına bağlamayı reddeder. Kırgızistan Silahlı Kuvvetleri, kendini savunma ve savunma yeterliliğine uygun olarak kurulur.

Savaş açma hakkı, Kırgızistan’a ve ortak savunma yükümlülüğü ile bağlı diğer devletlere karşı saldırı durumları hariç, kabul edilmez. Kırgızistan toprakları dışına Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri birliklerinin hareket etmesine her bir durumda izin verilmesi, milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen Jogorku Keneş kararıyla mümkündür.

Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin devlet içi siyasi amaçlar doğrultusunda kullanımı yasaktır.

Kırgız Cumhuriyeti, evrensel ve adil barış, karşılıklı çıkarlara dayalı işbirliği, barışçıl yollarla küresel ve bölgesel sorunların çözümü yönünde çaba gösterir.

Madde 15

Kırgız Cumhuriyetinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim, sadece bu Anayasa ve anayasal kanunlarla öngörülen durum ve şekillerde uygulanabilir.

2.KISIM
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
BİRİNCİ BÖLÜM
TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
Madde 16

Temel hak ve özgürlükler, devredilemez ve doğuştan her insana aittir.

İnsan hakları ve özgürlükleri, üstün değerlerdir. Onlar doğrudan etkilidir ve yasama, yürütme ve yerel idare organlarının faaliyetlerinin anlamını ve içeriğini belirler.

Kırgız Cumhuriyeti, kendi ülkesi ve yargı yetkisi içindeki herkesin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterir ve onları sağlar.

Hiç kimse, cinsiyet, ırk, dil, engellilik, etnik köken, inanç, yaş, siyasi ya da diğer kanaat, eğitim, sosyal çevre, malvarlığı ve diğer statü veya benzeri sebeplerle ayrımcılığa tabi tutulamaz.

Kanunla belirlenen ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak çeşitli sosyal gruplar için fırsat eşitliği sağlamayı amaçlayan özel önlemler, ayrımcılık olarak görülemez.

Kırgız Cumhuriyetinde herkes, kanunlar ve mahkemeler önünde eşittir.

Kırgız Cumhuriyetinde kadın ve erkekler, eşit hak ve özgürlüklere ve onların uygulanması için fırsat eşitliğine sahiptir.

Çocuğun yüksek menfaatlerinin gözetilmesi ilkesi, Kırgız Cumhuriyetinde geçerlidir.

Madde 17

Bu Anayasada yer alan hak ve özgürlükler, tüketici değildir ve evrensel olarak tanınan diğer insan hak ve özgürlüklerini sınırlandırıcı veya reddedici olarak yorumlanamaz.

Madde 18

Herkes, mevcut Anayasa ve kanunlarla yasaklananlar hariç, herhangi bir davranış ve eylemi gerçekleştirme hakkına sahiptir.

Madde 19

Kırgız Cumhuriyetinde yabancılar ve vatansızlar, kanunlarla ve Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla belirlenen durumlar hariç, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları ile eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.

Kırgız Cumhuriyetinin uluslararası yükümlülüklerine göre, siyasi sebepler veya insan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinden dolayı eziyete uğrayan yabancılar ve devletsiz kişiler için sığınma hakkı güvence altındadır.

Madde 20

Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran veya eksilten kanunlar, kabul edilemez.

İnsan hak ve özgürlüleri, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın veya diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla Anayasa ve kanunla sınırlanabilir. Yapılan sınırlamalar, belirtilen amaçlarla orantılı olmalıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerini sınırlayan idari düzenlemeler kabul edilmesi, yasaktır.

Kanun, Anayasada öngörülenden başka bir amaçla ve daha fazla kapsamda, hak ve özgürlüklere sınırlama getiremez.

Bu Anayasada belirtilen yasakların aşağıdaki güvenceleri, herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulamaz:

İdam cezasının, işkence ve diğer insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele veya cezanın uygulanması;

Tam olarak açıklanmış ve doğrulanmış gönüllü rıza olmaksızın, insan üzerinde tıbbi, biyolojik ve psikolojik deney yapılması;

Kölelik ve insan ticareti;

Çocuk emeğinin istismarı;

Medeni ve yasal yükümlülüklerini yerine getiremediğinden dolayı, özgürlükten yoksun bırakılma;

Bir kişinin onur ve şerefine zarar veren bilgilerin yayılması için ceza kovuşturması yapılması;

Düşünceleri, dinleri ve diğer inançları açıklamaya zorlama veya açıklanmasının engellenmesi;

Barışçıl bir toplantıya katılmaya zorlama;

Kişiyi etnik kimliğini belirlemeye ve ifade etmeye zorlama;

Konutundan keyfi olarak mahrum edilmesi;

Bu Anayasada aşağıda belirtilen haklar, herhangi bir sınırlamaya tabi olamaz:

1) Tutuklanan her bir kişiye insanca muamele ve insan onuruna saygı gösterme;

2) Af ve cezanın indirilmesi için başvurma;

3) Bir yüksek mahkeme tarafından davanın yeniden incelenmesi;

4) Düşünce ve kanaat özgürlüğü;

5) Din ve inancını seçme ve sahip olma özgürlüğü;

6) Kişinin etnik kökenini belirleme ve ifade etme özgürlüğü;

Devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ve resmi sıfatla hareket eden görevlilerin hukuk dışı eylemlerinin yol açtığı zararların, devlet tarafından tazmin edilmesi;

Yargısal korunma;

Devlet eğitim kurumlarında, temel ve genel orta eğitimin ücretsiz olması;

Vatandaşın Kırgız Cumhuriyetine engelsiz dönebilmesi.

İKİNCİ BÖLÜM
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Madde 21

Herkes, devredilmez yaşama hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşamından yoksun bırakılamaz. İdam cezası yasaktır.

Madde 22

Hiç kimse, işkence ya da insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

Özgürlüğünden mahrum edilen herkes, insanca muamele ve insan onuruna saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Tam olarak açıklanmış ve onaylanmış gönüllü rıza olmaksızın insan üzerinde tıbbi, biyolojik ve psikolojik deneyler yapılması, yasaktır.

Madde 23

Kırgız Cumhuriyetinde, kölelik ve insan ticareti yasaktır.

Çocuk emeğinin istismarı yasaktır.

Savaş, doğal afetler ve diğer olağanüstü haller sonrası yapılan işler ve bir mahkeme kararının uygulanması durumları hariç, zorunlu çalıştırma yasaktır.

Askerliğe alınma ya da alternatif (sivil) hizmet, zorunlu çalışma olarak görülemez.

Madde 24

Herkesin özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkı vardır.

Hiç kimse, yalnızca medeni hukuk sözleşmesinden doğan bir yükümlülüğü yerine getiremediğinden dolayı, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Hiç kimse, mahkeme kararı ve yalnızca kanunla belirlenen esas ve usul dışında, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz ve özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Hiç kimse, mahkeme kararı olmaksızın 48 saatten fazla gözaltında tutulamaz.

Gözaltına alınan herhangi bir kişi, derhal ve her halükarda gözaltına alındığı andan 48 saatin sonuna kadar, gözaltına alınmasının hukuka uygunluğu hakkında karar verilmesi için, mahkemeye sevk edilir.

Belli durumlarda kanun, gözaltı sürelerini daha da kısaltabilir.

Gözaltına alınan herhangi bir kişi, kanunla belirlenen kural ve belli aralıklarla, gözaltına alınmasının hukuka uygunluğunun incelenmesini talep etme hakkına sahiptir. Gözaltına almayı haklı kılacak hiçbir nedenin kalmaması durumunda, kişi derhal salıverilir.

Gözaltına alınan herhangi bir kişi, tutulmasının nedenleri hakkında derhal bilgilendirilir, tıbbi muayene ve doktor yardımı dahil haklarının sağlanması ve açıklanması hakkına sahiptir.

Gözaltına alındığı andan itibaren kişi güvenli bir yerde tutulur, kendisini kişisel olarak savunmak için fırsat verilir, bir avukattan veya kendi sahip olduğu avukattan nitelikli hukuki yardım alma hakkından yararlanır.

Madde 25

Herkes, Kırgız Cumhuriyetinde özgürce seyahat etme, yerleşme yeri ve ikametgahını seçme hakkına sahiptir.

Herkes, özgürce Kırgız Cumhuriyeti sınırları dışına çıkma hakkına sahiptir.

Madde 26

Herkes, kanuna uygun olarak ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile tespit edilinceye kadar bir suç işlediği konusunda masum kabul edilir. Bu ilkenin ihlali, bir mahkeme kararı ile maddi ve manevi zararının tazmin edilmesine yol açar.

Hiç kimse, masum olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Suçluluğu konusunda herhangi bir şüphe olması durumunda, sanığın lehine yorum yapılır.

Hiç kimse, bir suç işlendiği konusunda yalnızca kendi itirafına dayanarak suçlanamaz.

Bir ceza davasında suçu ispat yükümlülüğü, iddiada bulunana aittir. Kanun ihlaliyle elde edilen deliller, suçun ispatında kullanılamaz ve mahkeme kararına esas alınamaz.

Hiç kimse, kendisine, eşine ya da kanunda gösterilen yakın akrabalarına karşı tanıklık etmek zorunda değildir. Kanunla, tanıklıktan kaçınmayı gerektiren diğer durumlar belirlenebilir.

Herkes, kanunla belirlenen durumlarda, jürinin katılımıyla oluşan bir mahkemede davasının görülmesini isteme hakkına sahiptir.

Madde 27

Her hükümlü kişi, kanun hükümlerine göre, davasının bir yüksek mahkemede yeniden incelenmesini isteme hakkına sahiptir.

Her hükümlü kişi, cezanın af edilmesi ya da hafifletilmesini isteme hakkına sahiptir.

Hiç kimse, aynı ve benzer bir suç için ikinci kez sorumlu tutulamaz.

Madde 28

Bir kişinin sorumluluğunu doğuran ya da ağırlaştıran bir kanun, geçmişe dönük olarak uygulanmaz. Hiç kimse, işlediği zaman suç olarak kabul edilmeyen bir eylemden dolayı suçlu kabul edilemez. Bir suç işlendikten sonra, sorumluluğu kaldıran ya da daha az bir ceza öngören, sonraki yeni kanun uygulanır.

Ceza kanunlarının uygulanmasında kıyas yasaktır.

Madde 29

Herkes, özel hayatının dokunulmazlığı ve onur ve şerefinin korunması hakkına sahiptir.

Herkes, haberleşmesinin, telefon ve diğer görüşmelerin, posta, telgraf, elektronik ve diğer iletişimlerinin gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakların sınırlanması, yalnızca kanuna uygun olarak ve sadece bir mahkeme kararı ile mümkündür.

Gizli bilgilerin veya kişinin rızası olmaksızın özel yaşamına ilişkin bilgilerin, toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılması, kanunla öngörülen durumlar hariç, yasaktır.

Herkes, gizli bilgilerin ve özel yaşamına ilişkin bilgilerin yasa dışı toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılmasından, yargısal savunma dahil korunma güvencesi altındadır; hukuk dışı eylemlerin sebep olduğu maddi ve manevi zararın karşılanması hakkı, güvence altındadır.

Madde 30

Herkes, konutunun ayrıca üzerinde mülkiyet ve diğer hak bulunan eşyalarının dokunulmazlığı hakkına sahiptir. Hiç kimse, kullanan kişinin rızası olmaksızın konutuna veya diğer eşyalarına müdahale edemez.

Sahip olunan ya da diğer bir şekilde elinde bulundurulan konutta ve diğer eşyalarda arama, el koyma, inceleme ve diğer eylemleri gerçekleştirme veya kamu makamlarının müdahalesi, yalnızca bir mahkeme kararına dayanılarak mümkündür.

Kanunla öngörülen durumlarda, sahip olunan ya da diğer bir şekilde elinde bulundurulan konutta ve diğer eşyalarda arama, el koyma, inceleme ve diğer eylemleri gerçekleştirmeye veya kamu makamlarının müdahalesine, mahkeme kararı olmaksızın izin verilebilir. Bu eylemlerin yasallığı ve uygunluğu yargı denetimine tabidir.

Bu maddede öngörülen güvenceler ve sınırlamalar, tüzel kişiler için de uygulanır.

Madde 31

Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğü hakkına sahiptir.

Herkes, kanaatlerini özgürce açıklama, ifade etme ve basın özgürlüğü hakkına sahiptir.

Hiç kimse, kanaatlerini açıklamaya ya da inkar etmeye zorlanamaz.

Milli, etnik, ırki ve dini nefret, cinsiyet ve diğer sosyal üstünlük içeren, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddete çağrı yapan propaganda yasaktır.

Madde 32

Herkesin vicdan ve inanç özgürlüğü güvence altındadır.

Herkes, herhangi bir dini bireysel ya da diğer kişilerle toplu olarak açığa vurma ya da dinini açıklamama hakkına sahiptir.

Herkes, özgürce din veya diğer inançları seçme ve sahip olma hakkına sahiptir.

Hiç kimse, dinini veya diğer inançlarını açıklamaya ya da onları inkar etmeye zorlanamaz.

Madde 33

Herkes, özgürce bilgiyi araştırma, alma, saklama ve kullanma; sözlü, yazılı ya da diğer bir şekilde yayma hakkına sahiptir.

Herkes, devlet, yerel yönetim organları, kurum ve kuruluşlardan kendisi ile ilgili bilgileri elde etme hakkına sahiptir.

Herkes, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının veya bunların görevlilerinin, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ayrıca genel ve yerel bütçeden finanse edilen kurumların ortaklığıyla oluşan diğer yasal kuruluşların faaliyetleri hakkında bilgi alma hakkına sahiptir.

Herkes, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ve bunların görevlilerinde bulunan bilgilere erişme hakkına sahiptir. Bilgi sağlamanın yöntemleri, kanunla düzenlenir.

Hiç kimse, bir kişinin onur ve şerefini küçük düşüren veya aşağılayan bilgilerin yayılmasından dolayı cezai soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 34

Herkes, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına sahiptir. Hiç kimse, bir toplantıya katılmaya zorlanamaz.

Barışçıl bir toplantı düzenlenmesini sağlamak için, herkes, devlet makamlarına bildirimde bulunma hakkına sahiptir.

Barışçıl bir toplantının düzenlenmesini yasaklamaya ya da sınırlamaya izin verilmez; aynı şekilde, barışçıl bir toplantı düzenlenmesi için bildirim yapılmaması, bildirim formunun, içeriğinin ve teslim tarihlerinin uygun olmaması, toplantının düzenlenmesinin reddedilmesine yol açar.

Barışçıl bir toplantıyı organize edenler ve katılanlar, barışçıl bir toplantı düzenlenmesi bildiriminin yapılmaması, bildirim formunun, içeriğinin ve teslim tarihlerinin uygun olmamasından dolayı sorumlu tutulamaz.

Madde 35

Herkes, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.

Madde 36

Aile toplumun temelidir. Aile, babalık, annelik ve çocukluk, tüm toplumun gözetimine ve kanunla ayrıcalıklı korunmaya tabidir.

Her çocuk, fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki ve sosyal gelişiminin gerektirdiği yaşam seviyesine hak sahibidir.

Bir çocuğun gelişimi için gerekli yaşam koşullarının sağlanması sorumluluğu, güçleri ve mali imkanları içinde ailesinin her birince ya da çocuğa bakan diğer kişiler tarafından üstlenilir.

Devlet, yetim ve aile bakımından yoksun çocukların bakım, yetiştirme ve eğitimini sağlar.

Erginlik yaşına ulaşan kişiler, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Hiçbir evlilik, eşlerin gönüllülüğü ve karşılıklı rızası olmaksızın yapılamaz. Evlilik, devlet tarafından kaydedilir.

Madde 37

Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmeyen halk gelenek ve görenekleri, Devlet tarafından desteklenir.

Yaşlı insanlara saygı, aile ve yakın akrabalara bakım, herkesin yükümlülüğüdür.

Madde 38

Herkes etnik kökenini serbestçe belirleme ve ifade etme hakkına sahiptir. Hiç kimse etnik kökenini belirleme ve ifade etmeye zorlanamaz.

Madde 39

Herkes, resmi sıfatla hareket eden kamu makamları, yerel yönetim organları ve onların görevlilerinin hukuk dışı davranışları ile sebep oldukları zararların karşılanmasını talep etme hakkına sahiptir.

Madde 40

Herkesin, mevcut Anayasa, kanunlar, Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu antlaşmalar, ayrıca uluslararası hukukça kabul edilen ilke ve kurallar ile öngörülen temel hak ve özgürlükleri, yargısal korunma güvencesi altındadır.

Devlet, insan hak ve özgürlüklerinin korunması için yargı dışı ve yargı öncesi yöntemler, şekiller ve araçlar geliştirir.

Herkes, kanunla yasaklanmamış her türlü araçla, hak ve özgürlüklerini koruma hakkına sahiptir.

Herkes, nitelikli hukuki yardım alma hakkına sahiptir. Kanunda öngörülen durumlarda, hukuki yardım, devlet giderlerinden karşılanır.

Madde 41

Herkes devlet makamlarına, yerel yönetim organlarına ve onların görevlilerine başvurma hakkına sahiptir; görevliler kanunda öngörülen tarihler içinde gerekli cevabı verir.

Herkes, ihlal edilen hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlamak için, uluslararası antlaşmalara uygun olarak uluslararası insan hakları organlarına başvurma hakkına sahiptir. Bu organların, insan hak ve özgürlükleri ihlali belirlemesi durumunda, Kırgız Cumhuriyeti, ihlalin giderilmesi ve/veya tazmin edilmesi için gerekli önlemleri alır.

Madde 42

Herkes, mülkiyet edinme, kullanma ve elden çıkarma ve faaliyetlerini sonlandırma hakkına sahiptir.

Herkes, ekonomik özgürlük ve kanunla yasaklanmamış herhangi bir ekonomik faaliyet için yeteneklerini ve mülkiyetini serbestçe kullanma hakkına sahiptir.

Herkes, çalışma özgürlüğüne, çalışma için yeteneklerini kullanma, mesleğini ve işini seçme, güvenli ve sağlıklı koşulları sağlayan iş güvenliği ve iş düzeni isteme hakkına, ayrıca asgari geçim düzeyinden az olmayan bir ücret alma hakkına sahiptir.

Madde 43

Herkes grev hakkına sahiptir.

Madde 44

Herkes, dinlenme hakkına sahiptir.

Azami çalışma süreci, asgari haftalık dinlenme, yıllık ücretli izin, ayrıca dinlenme hakkının diğer temel yöntemleri, kanunla düzenlenir.

Madde 45

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Genel temel eğitim zorunludur.

Herkes, devlet eğitim kurumlarında, ücretsiz genel temel ve orta temel eğitim alma hakkına sahiptir.

Devlet, okul öncesi eğitim kurumlarında başlayıp genel temel eğitime karar süren, resmi dil ve bir uluslararası yabancı dil eğitimini devlet okullarında öğretilmesi için gerekli koşulları sağlar.

Devlet, kamu, belediye ve özel eğitim kurumlarının geliştirilmesi için gerekli koşulları sağlar.

Devlet, fiziksel kültür ve sporun geliştirilmesinin koşullarını sağlar.

Madde 46

Herkes konut hakkına sahiptir.

Hiç kimse keyfi olarak konutundan yoksun bırakılamaz.

Devlet makamları ve yerel yönetim organları, konut inşaatı teşvik eder ve konut hakkından yararlanılması için gerekli koşulları sağlar.

Düşük gelirli kimselere, ayrıca ihtiyaç sahibi diğer kişilere, kanunla belirtilen yöntemlere uygun ve koşullarda, devlet, belediye ve diğer konut fonları ya da sosyal kurumlardan, ücretsiz ya da uygun ödemelerle, konut sağlanır.

Madde 47

Herkes sağlığının korunması hakkına sahiptir.

Devlet, herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması için koşulları oluşturur ve devlet, belediye ve özel sağlık sektörlerinin gelişmesi için önlemler alır.

Ücretsiz sağlık hizmeti ya da tercihli sağlık hizmeti, kanunla öngörülen devlet güvenceleri kapsamında sağlanır.

Resmi görevliler tarafından halkın yaşamı ve sağlığını tehlikeye düşüren gerçekler ve koşulların gizlenmesi, kanunla öngörülen sorumluluklara tabidir.

Madde 48

Herkes, hayatı ve sağlığı için elverişli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Herkesin, doğa yönetimi alanındaki eylemlerin sonucu olarak sağlığı ve mülkiyetine yönelik zararların tazmin edilmesini isteme hakkı vardır.

Herkes, çevreyi, bitki örtüsünü ve hayvanlar alemini gözetmelidir.

Madde 49

Herkesin, edebiyat, sanat, bilim teknik ve diğer yaratıcı ve öğretim faaliyeti özgürlüğü güvence altındadır.

Herkes, kültürel yaşama katılma ve kültürel değerlere erişim hakkına sahiptir. Devlet, tarihsel eserlerin, ayrıca diğer kültürel miras konularının korunmasını sağlar.

Fikri mülkiyet kanunla korunur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VATANDAŞLIK. VATANDAŞ HAK VE ÖDEVLERİ
Madde 50

Vatandaş, vatandaşlıktan kaynaklanan haklara ve ödevlere sahiptir.

Hiç kimse vatandaşlığından yoksun bırakılamaz ve vatandaşlığını değiştirme hakkı elinden alınamaz. Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilerin, kanunla ve Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara uygun olarak bir diğer devletin vatandaşlığını kazanması tanınır.

Kırgız Cumhuriyeti dışında yaşayan Kırgız halkı, bir diğer devletin vatandaşlığına bakılmaksızın, basitleştirilmiş bir yöntemle, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığını elde etme hakkına sahiptir.

Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığının verilmesinin yöntem ve koşulları, kanunla belirlenir.

Bir vatandaş, ülke sınırları dışına çıkarılamaz ve bir başka devlete iade edilemez.

Kırgız Cumhuriyeti, vatandaşlarının, sınırları ötesinde savunma ve korumasını güvence altına alır.

Madde 51

Vatandaşlar, Kırgız Cumhuriyetine hiçbir engelle karşılaşmaksızın dönme hakkına sahiptir.

Madde 52

Vatandaşlar şu hakları sahiptir:

Kanunların ve ülkesel ve bölgesel çaptaki kararların müzakeresine ve kabulüne katılma;

Mevcut Anayasa ve kanunlarda öngörülen yönteme uygun olarak, devlet ve yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme;

Anayasal kanunla öngörülen yönteme uygun olarak referandumlara katılma;

Vatandaşlar, devlet ve kamusal önemdeki konulara ilişkin halk kurultayları düzenleme hakkına sahiptir.

Halk kurultayları kararı, öneri olarak ilgili kuruluşlara bildirilir.

Halk kurultaylarının düzenlenmesine ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

Vatandaşlar, genel ve yerel bütçenin oluşturulmasına katılma, ayrıca bütçe fonlarının harcanmasına ilişkin bilgi alma hakkına sahiptir.

Vatandaşlar, kanunda öngörülen düzenlemelere uygun olarak, sivil ve belediye hizmetlerinde görev alma ve yükselmede eşit haklara ve eşit fırsatlara sahiptir.

Bir diğer vatandaşlığa sahip Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, siyasi devlet makamlarında ve yargıçlık görevinde bulunamaz. Bu sınırlama, kanunla diğer kamu görevleri içinde konulabilir.

Madde 53

Yaşlılık, hastalık, engellilik ve geçimini sağlayanın kaybedilmesi durumlarında sosyal güvenlik, kanunla öngörülen durumlarda ve yöntemle, vatandaşlar için güvence altına alınır.

Devletin ekonomik kaynaklarına uygun olarak emeklilik ve sosyal yardımlar, asgari geçim seviyesinden daha düşük olmayan bir yaşam standardı sağlar.

Gönüllü sosyal sigorta ve sosyal güvenliğin diğer biçimlerinin kurulması ve hayırseverlik, teşvik edilir.

Devletin sosyal faaliyetleri, bir vatandaşın ekonomik özgürlüğünü ve kendisi ya da ailesinin geçimini temin etmesine ilişkin faaliyetlerini ve sorumluluklarını sınırlayan devlet koruyuculuğuna yol açamaz.

Madde 54

Devlet, kanunla öngörülen bir yöntemle, vatandaşların mesleki yeteneklerinin artırılmasını teşvik eder.

Madde 55

Vatandaşlar, kanunla öngörülen durumlarda ve uygun yöntemlerle, vergi ve harç öderler.

Madde 56

Anavatanın korunması, vatandaşların kutsal görevi ve sorumluluğudur.

Askerlik hizmetinden vatandaşların muaf tutulmalarının nedenleri ve yöntemleri ya da onun yerini alan alternatif (sivil) hizmet, kanunla belirlenir.

Madde 57

Avukatların özerk mesleki topluluğu olarak baronun kuruluşu ve faaliyetleri, ayrıca avukatların hakları, yükümlülükleri ve sorumlulukları, kanunla düzenlenir.

Madde 58

Medeni hukuk ilişkilerinden kaynaklanan antlaşmazlıkların yargı dışı çözümünün amaçları için, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, tahkim mahkemeleri kurma hakkına sahiptir. Tahkim mahkemelerinin yetkileri, kurulma yöntemi ve faaliyetleri, kanunla düzenlenir.

Madde 59

Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, Aksakal (yaşlılar) mahkemeleri kurma hakkına sahiptir.

Aksakal mahkemelerinin yetkileri, kurulma yöntemi ve faaliyetleri, kanunla düzenlenir.

3. KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ DEVLET BAŞKANI
Madde 60

Devlet Başkanı devletin başıdır.

Devlet Başkanı halkın ve devlet hakimiyetinin birliğini temsil eder.

Madde 61

Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları arasından 6 yıllık süre için seçilir.

Aynı kişi iki kez Devlet Başkanı seçilemez.

Madde 62

35 yaşından küçük 70 yaşından büyük olmayan, ülkede toplam en az 15 yıl yaşamış, devlet dilini bilen Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı Devlet Başkanı seçilebilir.

Devlet Başkanlığı makamı için adayların sayısı sınırlandırılamaz. En az 30 bin seçmenin imzasını toplamış kişi, Devlet Başkanlığına aday olabilir.

Devlet Başkanı seçimlerinin yapılması şekli anayasal kanunla belirlenir.

Madde 63

Devlet Başkanı göreve başlarken Kırgızistan halkı önünde yemin eder.

Devlet Başkanının yetkileri yeni seçilmiş Devlet Başkanı göreve başladığı anda sona erer.

Devlet Başkanı kendi yetkilerini kullandığı dönemde siyasi partilere üyeliğini durdurur ve siyasi partilerle ilgili her türlü faaliyetini sona erdirir.

Madde 64
Devlet Başkanı:

Bu Anayasada öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneş seçimlerini belirler, bu Anayasada öngörülmüş şekil ve durumlarda Jogorku Keneşe erken seçim yapılmasına ilişkin karar alır.

Yerel meclislere (keneşlere) seçimleri belirler, kanunla öngörülmüş durumlarda ve şekilde yerel meclisleri fesheder.

Devlet Başkanı:

Kanunları imzalar ve yayımlar, kanunları itirazlarıyla birlikte Jogorku Keneşe geri gönderir.

Gereken durumlarda Jogorku Keneşe olağanüstü oturuma çağırma ve görüşülecek konuları belirleme hakkına sahiptir.

Jogorku Keneş oturumlarında konuşma yapma hakkına sahiptir.

Devlet Başkanı, Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Yüksek Mahkeme hakimlerinin seçilmesi için Jogorku Keneşe adaylar önerir;

Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Yüksek Mahkeme hakimlerinin görevden alınması için Jogorku Keneşe öneride bulunur;

Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine yerel hakimleri göreve atar;

Anayasayla öngörülmüş durumlarda Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine yerel hakimleri görevden alır.

Devlet Başkanı:

Jogorku Keneşle mutabakata vararak Başsavcıyı göreve atar. Kanunla öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneşin üye tamsayısının en az üçte ikisinin onayıyla veya Jogorku Keneşin üye tam sayısının üçte birinin önerisiyle Başsavcıyı görevden alır. Başsavcının önerisi doğrultusunda onun yardımcılarını göreve atar ve görevden alır;

Hükümet üyelerini – savunma, ulusal güvenlik konularından sorumlu devlet organlarının yöneticilerini, ayrıca onların yardımcılarını göreve atar ve görevden alır.

Devlet Başkanı, Milli Banka Başkanı görevine adaylığı Jogorku Keneşe sunar. Milli Banka Başkanının önerisiyle Milli Banka Başkan yardımcısı ve Milli Banka Yönetim Kurulu üyelerini göreve atar, kanunda öngörülmüş durumlarda onları görevden alır.

Seçimler ve Referandum Komisyonu üyelerinin üçte birinin seçilmesi ve azli için adayları Jogorku Keneşe sunar.

Sayıştay üyelerinin üçte birinin seçilmesi ve azli için adayları Jogorku Keneşe sunar.

Jogorku Keneş tarafından seçilmiş Sayıştay üyeleri arasından Sayıştay Başkanını göreve atar ve kanunla öngörülmüş durumlarda görevden alır.

Devlet Başkanı, Kırgız Cumhuriyetini ülke içinde ve ülke sınırları dışında temsil eder.

Görüşmeler yapar ve Başbakanla mutabakat içinde uluslararası antlaşmaları imzalar; Söz konusu yetkiyi Başbakana, Hükümet üyelerine ve diğer yetkili kişilere devredebilir.

Onay belgelerini ve katılım belgelerini imzalar.

Başbakanla mutabakat içinde Kırgız Cumhuriyetinin yabancı devletlerdeki diplomatik temsilciliklerinin ve uluslararası kuruluşlardaki daimi temsilciliklerinin başkanlarını göreve atar, onları geri çağırır, yabancı devletlerin diplomatik temsilciliklerinin başkanlarından güven mektuplarını ve geri çağırma mektuplarını kabul eder.

Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığına alma ve vatandaşlıktan çıkma konularını karara bağlar.

Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkomutanıdır, Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta heyetini belirler, göreve atar ve görevden alır.

Devlet Başkanı:

Kanunla tesis edilmiş Savunma Konseyine başkanlık yapar.

Anayasal kanunla belirlenen durumlarda, olağanüstü halin uygulanma ihtimaline dair uyarıda bulunur, derhal Jogorku Keneşi bilgilendirmek koşuluyla, önceden ilan etmeksizin gerekli gördüğü yerlerde ayrı ayrı olağanüstü hal ilan eder.

Genel ve kısmi seferberlik ilan eder; Kırgız Cumhuriyetine yönelik tecavüz durumunda veya doğrudan tecavüz tehdidi durumunda savaş durumu ilan eder ve bu konuyu derhal Jogorku Keneşin müzakeresine sunar;

Ülke savunması ve vatandaşlarının güvenliğini dikkate alarak sıkıyönetim ilan eder ve bu konuyu derhal Jogorku Keneşin müzakeresine sunar.

Devlet Başkanı:

Kırgız Cumhuriyetinin devlet ödülleriyle ödüllendirir;

Kırgız Cumhuriyetinin şeref rütbelerini verir;

Yüksek askeri rütbeleri, diplomatik payeleri ve diğer özel rütbeleri verir;

Af çıkarır;

Kendi idari biriminin yapısını belirler, onun yönetmeliğini ve yöneticisini tayin eder. 11. Devlet Başkanı bu Anayasayla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Madde 65

Devlet Başkanı kendi yetkilerini kararname ve emirler çıkararak gerçekleştirir ve bunların Kırgız Cumhuriyeti ülkesinin tümünde uygulanması zorunludur.

Madde 66

Kendi dilekçesiyle istifa ettiğinde, bu Anayasayla öngörülmüş şekilde görevine son verildiğinde, ayrıca hastalık nedeniyle görevlerini yerine getiremediğinde veya ölümü durumunda Devlet Başkanının görevi zamandan önce sona erer.

Devlet Başkanı hastalık nedeniyle görevini yerine getiremediğinde, Jogorku Keneş kendi oluşturduğu devlet tıp komisyonunun kararı doğrultusunda, Jogorku Keneş üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından Devlet Başkanının zamanından önce görevden alınmasına dair karar alır.

Madde 67

Devlet Başkanının görevine son verildiğinde ceza kovuşturması yapılabilir.

Devlet Başkanı, sadece Başsavcı tarafından Devlet Başkanının eyleminde suç unsurları olduğuna dair onaylanmış karar doğrultusunda, Jogorku Keneş tarafından ileri sürülen suçlamayla görevinden uzaklaştırılabilir.

Devlet Başkanının görevinden uzaklaştırılmasına dair suçlamada bulunan Jogorku Keneşin kararı, Jogorku Keneş üyelerinin en az üçte birisinin önerisi ve Jogorku Keneş tarafından oluşturulmuş özel komisyonun onayı üzerine, Jogorku Keneşin toplam üye sayısının çoğunluğu tarafından kabul edilir.

Devlet Başkanının görevden uzaklaştırılmasına dair Jogorku Keneşin kararı, Devlet Başkanına karşı suçlama ileri sürüldükten sonra en geç üç ay içinde Jogorku Keneşin üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından kabul edilmelidir. Eğer bu süre içinde Jogorko Keneşin kararı kabul edilmezse suçlama düşmüş sayılır.

Madde 68

Devlet Başkanının yetkileri bu Anayasada öngörülmüş nedenlerle sona erdiğinde onun yetkilerini yeni Devlet Başkanı seçilene kadar Jogorko Keneş Başkanı (Torağası) kullanır. Jogorko Keneş Başkanının, Devlet Başkanı yetkilerini kullanamaması durumunda Devlet Başkanı yetkilerini Başbakan kullanır.

Devlet Başkanlığı erken seçimleri, Devlet Başkanı yetkilerinin sona erdiği günden itibaren üç ay içinde yapılır.

Devlet Başkanı yetkilerini kullanan yetkili kişiler, Jogurko Keneşe erken seçim kararı alma, Hükümeti istifaya çağırma hakkına sahip değildir.

Madde 69

Bu Anayasanın 67. Maddesinde öngörülmüş şekilde görevinden uzaklaştırılmış devlet başkanları hariç tüm eski devlet başkanları, Kırgız Cumhuriyetinin eski devlet başkanı adını taşır.

Eski devlet başkanının statüsü kanunla belirlenir.

4.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YASAMA ERKİ
BİRİNCİ BÖLÜM
JOGORKU KENEŞ
Madde 70

Jogorku Keneş —Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu — kendi yetkileri çerçevesinde yasama yetkisini ve kontrol işlevini kullanan yüksek temsili organdır.

Jogorku Keneş, nispi temsil esasında 5 yıl süreyle seçilen 120 milletvekilinden oluşur.

Seçim sonuçlarına göre bir siyasi parti, parlamentoda en fazla 65 sandalye ile temsil olunabilirler.

Seçim gününde 21 yaşına ulaşmış ve seçim hakkına sahip herhangi bir Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı, Jogorku Keneşe milletvekili seçilebilir.

Parlamentoya giriş için seçim barajının belirlenmesi dahil Jogorku Keneş milletvekili seçim yöntemi, anayasal kanunla düzenlenir.

Jogorku Keneş milletvekilleri gruplar oluşturur.

Jogorku Keneşte gruplar koalisyonu oluşturduklarını resmen ilan eden ve milletvekili sandalyelerinin yarısından fazlasına sahip olan bir grup ya da gruplar koalisyonu, parlamento çoğunluğu olarak kabul edilir.

Parlamento çoğunluğuna dahil olmayan ve ona karşı muhalif olduğunu açıklamış grup veya gruplar, parlamento muhalifeti olarak kabul edilir.

Madde 71

Jogorku Keneş, seçim sonuçlarının açıklandığı tarihten itibaren en geç 15 gün içinde, ilk oturum için toplanır.

Jogorku Keneşin en yaşlı üyesi, Jogorku Keneşin ilk oturumunu açar.

Önceki Jogorku Keneşin yetkileri, Jogorku Keneşin ilk oturumundan itibaren sona erer.

Jogorku Keneş milletvekililerinin yetkileri, yemin ettikleri günde başlar.

Madde 72

Jogorku Keneşin bir milletvekili, milletvekilli olarak faaliyetlerini yerine getirirken açıkladığı görüşlerden ya da Jogorku Keneşte kullandığı oylardan dolayı sorumlu tutulamaz. Bir milletvekiline karşı ceza yargılaması, ağır suç işlemesi durumları hariç, Jogorku Keneş milletvekili üye tam sayısının çoğunluğunun onayıyla izin verilir.

Jogorku Keneş milletvekilliği, diğer devlet veya belediye hizmetinde bir pozisyonla birleşmez, girişimçilik faaliyetiyle bağdaşmaz, ticari kuruluşun yönetim organı veya denetim kurulunda yer alamaz.

Jogorku Keneş milletvekili, bilimsel, pedagojik ve diğer yaratıcı faaliyetlerde bulunma hakkına sahiptir.

Madde 73

Jogorku Keneş milletvekili, emredici vekaletle bağlı değildir. Milletvekili geri çağrılamaz.

Jogorku Keneş milletvekilinin yetkileri, Jogorku Keneşin ilgili dönem faaliyetinin sona ermesiyle kendiliğinden biter.

Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen duruma ek olarak, Jogorku Keneşin milletvekilinin yetkileri, aşağıdaki durumlarda zamanından önce sona erer:

Milletvekili görevinden istifa ettiğine ya da bir gruptan ayrıldığına dair yazılı başvuruda bulunması;

Vatandaşlıktan çıkma veya başka bir vatandaşlığa girme;

Milletvekili yetkilerinin kullanımıyla bağdaşmayan bir işte çalışması ya da başdaşmaz bir işte çalışmayı sürdürmesi;

Seçimlerin geçersiz ilan edilmesi;

Daimi ikamet amacıyla Kırgız Cumhuriyeti sınırları dışına çıkma; bir mahkeme kararı ile milletvekilinin fiili ehliyetsizliğinin açıklanması;

Milletvekili ile ilgili kesin bir mahkeme kararının yürürlüğe girmesi;

Bir dönem süresince, haklı bir neden olmadan 30 veya daha fazla çalışma günü oturumlara katılmama;.

Milletvekilinin kayıp veya ölü olduğuna dair bir mahkeme kararının yürürlüğe girmesi;

Milletvekilinin ölümü.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Jogorku Keneş milletvekilinin yetkilerinin zamanından önce sona ermesi, nedenin ortaya çıktığı tarihten itibaren en geç 30 takvim gününde kabul edilen, Seçimler ve Referandum Merkezi Komisyonunun kararıyla gerçekleştirilir.

Milletvekili yetkilerinin zamanından önce sona ermesiyle boşalan sandalyenin doldurulması usulü anayasal kanunla belirlenir.

İKİNCİ BÖLÜM
JOGORKU KENEŞİN YETKİLERİ
Madde 74

Jogorku Keneş:

Referandum yapılmasına ilişkin kanunu kabul eder;

Devlet Başkanı seçimleri için çağrıda bulunur;

Jogorku Keneş, Bu Anayasada değişiklikler yapar;

Kanunları kabul eder;

Kanunla belirlenmiş usule uygun olarak uluslararası antlaşmaları onaylar ve fesheder;

Kırgız Cumhuriyeti devlet sınırlarının değiştirilmesine ilişkin konuları karara bağlar;

Devlet bütçesini ve kesin hesap kanununu onaylar;

Kırgız Cumhuriyetinin idari-mülki yapısına ilişkin konuları karara bağlar;

Afla ilgili düzenlemeler çıkarır.

Jogorku Keneş, Hükümetin faaliyet programını onaylar, savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet organlarını yöneten Hükümet üyeleri hariç, Hükümetin yapısını ve üyelerini belirler;

Hükümet tarafından sunulan ulusal kalkınma programlarını onaylar;

Hükümete güvenoyu hakkında karar alır;

Hükümete güvensizlik oyu açıklanması hakkında karar alır.

Jogorku Keneş, Devlet başkanının önerisi üzerine, Yüksek Mahkeme üyelerini seçer. Anayasal kanunla öngörülmüş durumlarda Devlet Başkanının önerisiyle onları görevden alır;

Kanunla öngörülmüş yönteme göre Hakimler Seçim Konseyinin oluşumunu onaylar;

Devlet Başkanının önerisiyle Milli Bankanın Başkanını seçer, kanunla öngörülmüş durumlarda onu görevden alır;

Seçim ve Referandum Merkezi Komisyonunun üyelerini – üyelerin üçte birini Devlet Başkanının önerisiyle, üçte birini Parlamentodaki çoğunluğun önerisiyle, üçte birini parlamentodaki muhalefetin önerisiyle seçer. Kanunla öngörülmüş durumlarda onları görevden alır;

Sayıştay üyelerini – üyelerin üçte birini Devlet Başkanının önerisiyle, üçte birini Parlamentodaki çoğunluğun önerisiyle, üçte birini parlamentodaki muhalefetin önerisiyle seçer. Kanunla öngörülmüş durumlarda onları görevden alır;

Kanunla öngörülmüş durumlarda Akıykatçıyı (Ombudsman) seçer, onu görevden alır, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir;

Akıykatçının (Ombudsmen) yardımcısını seçer ve kanunda öngörülmüş durumlarda onu görevden alır, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir;

Başsavcının atanmasına onay verir, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birinin onayıyla onun görevden alınmasına onay verir;

Kanunla öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birinin önerisiyle Başsavcının görevden alınmasına dair kararı Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte bir çoğunluğuyla onaylar.

Jogorku Keneş

Anayasal kanunla öngörülmüş durumlarda ve şekilde olağanüstü hal ilan eder, Devlet Başkanının bu konudaki kararnamelerini onaylar veya iptal eder;

Savaş ve barış, sıkıyönetim, savaş ilan etme konularında karar alır, Devlet Başkanının bu konudaki kararnamelerini onaylar veya iptal eder;

Barış ve güvenliğin desteklenmesiyle ilgili uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin gerekli kıldığı durumlarda, Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin sınır dışında kullanılma ihtimaline ilişkin konularda karar alır;

Askeri rütbeleri, diplomatik payeleri ve Kırgız Cumhuriyetinin diğer özel rütbelerini belirler;

Kırgız Cumhuriyeti devlet ödüllerinin onursal rütbelerini belirler.

Jogorku Keneş:

Devlet Başkanının, yabancı devlet ve uluslararası örgütlerin temsilcilerinin konuşmasını dinler;

Akıykatçının (Ombudsman) yıllık raporunu dinler;

Başbakanın, Başsavcının, Milli Banka Başkanının, Sayıştay Başkanının yıllık raporlarını dinler;

Jogorku Keneş bu Anayasayla öngörülmüş şekilde Devlet Başkanına karşı suçlama ileri sürer, Devlet Başkanının görevden uzaklaştırılmasına dair karar alır.

Bu maddede belirtilen yetkili kişilerin yıllık rapor ve konuşmaları, devlet organlarının ve yetkililerinin serbestliği ve bağımsızlığına ilişkin, bu Anayasa ve kanunların hükümleri dikkate alınarak, gerçekleştirilir.

Jogorku Keneş bu Anayasayla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Madde 75

Jogorku Keneş kendi üyeleri içinden Jogorku Keneş Başkanını (Torağasını) ve onun yardımcısını seçer.

Jogorku Keneş Başkanının yardımcıları, parlamento muhalefetinin de yer alacağı Jogorku Keneş milletvekilleri arasından seçilmeyi sağlayacak sayı ve yöntemle seçilir.

Jogorku Keneş Başkanı:

Jogorku Keneş oturumunu yönetir.

Jogorku Keneş toplantılarında görüşülecek konuların hazırlanmasının genel yönetimini yapar.

Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş düzenlemeleri imzalar.

Jogorku Keneşi Kırgız Cumhuriyetinde ve onun sınırları dışında temsil eder, Jogorku Keneşin Devlet Başkanıyla, Hükümetle, yargı erkiyle ve yerel yönetimlerle ilişkilerde temsil eder.

Jogorku Keneş sekretaryasının genel yönetimini ve kontrolünü gerçekleştirir.

Jogorku Keneşin faaliyetinin yönetimiyle ilgili Jogorku Keneş İçtüzüğü ile öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Jogorku Keneş Başkanı, Jogorku Keneş milletvekilileri arasından gizli oylamayla ve çoğunluk oyuyla seçilir.

Jogorku Keneş Başkanı Jogorku Keneş karşısında sorumludur ve Jogorku Keneş milletvekili üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilen bir kararla görevden alınabilir.

Madde 76

Jogorku Keneş, milletvekilileri arasından komiteler, ayrıca geçici komisyonlar oluşturur, onların üyelerini belirler. Bütçe Komitesi ve hukuk ve düzen Komitesi başkanları, Parlamento muhalefet temsilcileri arasından seçilir.

Jogorku Keneş Komiteleri, Jogorku Keneşe havale edilen konuları hazırlar ve ön incelemesini yapar ve Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş kanunların ve kararların uygulanmasını kontrol eder.

Kanunlar ve Jogorku Keneşin normatif düzenlemeleri tasarıları Jogorku Keneşin ilgili komitelerinde görüşüldükten sonra kabul edilir.

Kamu görevine atama ve görevden alma için Jogorku Keneş tarafından yapılan seçme ve onaylama, Jogorku Keneşin ilgili komitelerinin görüşleri alındıktan sonra yapılır.

Madde 77

Jogorku Keneş toplantıları oturum şeklinde olur ve Eylül ayının birinci iş gününden gelecek yıl Haziran ayının son iş gününe kadar devam eder.

Görüşülen konular kapalı görüşme gerektiren bir konu olmadığı sürece Jogorku Keneş oturumları açık yapılır.

Jogorku Keneşin olağanüstü toplantıları, Devlet Başkanı, Hükümet veya Jogorku Keneş milletvekililerinin en az üçte birinin önerisiyle Jogorku Keneş Başkanı tarafından çağrılır.

Jogorku Keneş toplantısı, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının çoğunluğunun katılımıyla gerçekleştirilir.

Jogorku Keneş kararı, oturumlarda milletvekillerinin oylamalarıyla kabul edilir ve kararlarla resmileştirilir.

Madde 78

Jogorku Keneş, kendini feshetme kararı alabilir.

Kendini feshetme kararı Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilebilir.

Devlet Başkanı, Jogorku Keneşin kendini feshettiği günden itibaren beş gün içinde erken seçim kararı alır. Bu durumda seçimler, erken seçim kararının alındığı tarihten itibaren en geç 45 gün içinde yapılır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YASAMA FAALİYETİ
Madde 79

Kanun teklifinde bulunma hakkına aşağıdakiler sahiptir:

10 bin seçmen (halk girişimi).

Jogorku Keneş milletvekili

Hükümet.

Madde 80

Kanun tasarıları Jogorku Keneşe sunulur.

Hükümet tarafından acil olarak tanımlanmış kanun tasarıları Jogorku Keneş tarafından ivedilikle görüşülür.

Devlet bütçesinden karşılanacak giderleri artıran kanun tasarıları, Hükümet tarafından finansmanı belirlendikten sonra, Jogorku Keneş tarafından kabul edilebilir.

Kanunlar Jogorku Keneş tarafından üç kez görüşülerek kabul edilir.

Bu Anayasada farklı bir usul öngörülmemişse kanunlar ve Jogorku Keneş kararları, oturumda hazır bulunan milletvekillerinin çoğunluğu tarafından, ancak Jogorku Keneş milletvekillerinin en az 50’sinin oylarıyla, kabul edilir.

Anayasal kanunlar, devlet sınırlarının değiştirilmesini öngören kanunlar, Jogorku Keneş üye tam sayısının en az üçte iki oyu ile ve en az üç kez görüşüldükten sonra kabul edilir.

Olağanüstü ve sıkıyönetim durumunda devlet sınırının değiştirilmesine ilişkin anayasal kanun ve kanun çıkarılması yasaktır.

Madde 81

Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş kanunlar 14 gün içinde onay için Devlet Başkanına gönderilir.

Devlet Başkanı, kanunu aldığı günden itibaren en geç bir ay içinde kanunu imzalar veya kendi itirazlarıyla birlikte tekrar görüşülmesi için Jogorku Keneşe geri gönderir. Bütçe ve vergilerle ilgili kanunların imzalanması zorunludur.

Anayasal kanun veya kanunun tekrar görüşülmesi durumunda, daha önce kabul edilmiş metin Jogorku Keneş milletvekili üye tamsayısının en az üçte ikisinin oylarıyla tekrar kabul edilirse, bu kanunun Devlet Başkanı tarafından 14 gün içinde imzalanması zorunludur. Belirtilen zaman içinde Anayasal kanun veya kanunun imzalanmaması durumunda, kanun Jogorku Keneş Başkanı tarafından en geç 10 gün içinde imzalanır ve yayınlanır.

Madde 82

Kanunun kendisine ya da yürürlük şekline ilişkin kanunda aksi belirtilmedikçe, resmi gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 10. günün sonunda yürürlüğe girer.

5.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YÜRÜTME ERKİ
Madde 83

Kırgız Cumhuriyetinde yürütme erki Hükümet, ona tabi olan bakanlıklar, devlet komiteleri tarafından kullanılır.

Hükümet, Kırgız Cumhuriyeti yürütme erkinin yüksek organıdır.

Hükümete Başbakan başkanlık eder. Hükümet Başbakan, Başbakan yardımcıları, bakanlar ve devlet komiteleri başkanlarından oluşur.

Hükümetin bünyesine, bakanlıklar ve devlet komitleri dahildir.

Madde 84

Milletvekili sandalyelerinin yarıdan fazlasına sahip grup veya onun katıldığı gruplar koalisyonu Jogorku Keneş seçimleri sonrasındaki ilk toplantının birinci gününden itibaren 15 gün içinde, Başbakanlık görevi için bir aday belirler.

Başbakan adayı Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse veya seçimlerin sonuçlarına göre hiçbir parti milletvekili sandalyelerinin çoğunluğunu kazanmazsa, Devlet Başkanı parti gruplarından birini 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturmak ve Başbakan adayını belirlemekle görevlendirir.

Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse, Devlet Başkanı ikinci bir parti grubunu 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturmak ve Başbakan adayını belirlemekle görevlendirir.

Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse, parti grupları kendi insiyatifleriyle 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturur ve Başbakan adayını belirlerler.

Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Devlet Başkanı üç gün içinde Başbakanın ve diğer Hükümet üyelerinin göreve atanmasına dair kararname çıkarır.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Devlet Başkanı Başbakanın ve Hükümet üyelerinin atanmalarına dair kararname çıkarmazsa onlar atanmamış sayılır.

Eğer bu Anayasayla öngörülen şekilde, Hükümet programı onaylamazsa, yapısı ve üyeleri belirlemezse, Devlet Başkanı Jogorku Keneş için olağanüstü seçim kararı alır. Bu durumda mevcut Hükümet bu anayasayla öngörülmüş şekilde yeni seçilecek Jogorku Keneşin oluşturacağı Hükümetin kurulmasına kadar görevine devam eder.

Parti grupları koalisyonunun parlamento çoğunluğunu kaybetmesi durumunda Hükümet bu maddede öngörülmüş şekilde ve sürede yeniden oluşturulur. Yeni Hükümet oluşturulana kadar, Başbakan ve bakanlar kendi görevlerine devam eder.

Madde 85

Hükümet bu Anayasanın öngördüğü sınırlar çerçevesinde Jogorku Keneş karşısında sorumludur.

Başbakan Hükümetin faaliyetiyle ilgili Jogorku Keneşe yıllık rapor sunar.

Jogorku Keneş üye tamsayısının üçte birinin önerisiyle Jogorku Keneş, Hükümete güvensizlik konusunu görüşebilir.

Hükümete güvensizlik kararı, Jogorku Keneş üye tamsayısının çoğunluk oyuyla alınır.

Devlet Başkanı olağan seçimlerinden önceki 6 ay içinde, Jogorku Keneşte, Hükümete güvensizlik oyu görüşülemez.

Hükümete güvensizlik oyu verildikten sonra Devlet Başkanı, Hükümetin istifasını kabul edebilir veya Jogorku Keneşin kararını kabul etmeyebilir.

Eğer Jogorku Keneş 3 ay içinde Hükümete tekrar güvensizlik oyu verirse, Devlet Başkanı Hükümeti istifaya çağırır.

Madde 86

Başbakan yılda bir defadan fazla olmamak kaydıyla, Jogorku Keneş karşısında Hükümete güvenoyu konusunu gündeme getirebilir. Jogorku Keneş tarafından Hükümete güvenoyu verilmemesi durumunda Devlet Başkanı 5 iş gününde Hükümetin istifasını kabul eder veya Jogorku Keneşe erken seçim kararı alır.

İstifa durumunda, yeni Hükümetin oluşumuna kadar bu Anayasayla öngörülmüş şekilde ve sürede mevcut Hükümet, yetkilerini kullanmaya devam eder.

Madde 87

Başbakan ve Hükümetin ayrı ayrı üyeleri istifa dilekçesiyle başvuruda bulunabilirler. İstifa Devlet Başkanınca kabul edilir veya geri çevrilir.

Başbakanın istifası durumunda Hükümet istifa etmiş sayılır.

Hükümetin oluşumuna kadar, Başbakan ve Hükümet üyeleri görevlerine devam eder.

Hükümetin istifası durumunda yeni Hükümet bu Anayasayla öngörülen şekilde ve sürede oluşturulur. Devlet Başkanı tarafından Başbakan adayının belirlenme süreci, Devlet Başkanı tarafından Başbakanın veya Hükümetin istifasının kabul edildiği tarihte başlar.

Hükümet üyesinin istifası veya görevden alınması durumunda Başbakan boşalan göreve, 5 iş günü içinde Jogorku Keneş tarafından onaylanmış bir adayı, Devlet Başkanına sunar.

Madde 88

Hükümet:

Anayasa ve kanunların uygulanmasını sağlar;

Devletin iç ve dış politikasını uygular;

Kanunlara uymak, vatandaşların hak ve özgürlüklerini sağlamak, toplumsal asayişi korumak, suçluluğa karşı mücadele konusunda önlemler alır;

Devlet egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, anayasal düzenin korunması, ayrıca savunma kabiliyetinin, ulusal güvenliğin ve hukuk düzeninin güçlendirilmesi yönünde önlemler alır;

Mali, fiyat, tarife, yatırım ve vergi politikasının uygulanmasını sağlar;

Devlet bütçesi ve uygulanmasına yönelik önlemleri Jogorku Keneşe hazırlar ve sunar; Jogorku Keneşe devlet bütçesinin uygulanması konusunda rapor hazırlar;

Mülkiyetin tüm türlerinin eşit şekilde gelişmesi ve korunması, devlet mülkiyetindeki tesislerin yönetimi konusunda önlemler alır;

Sosyo-ekonomik ve kültürel alanlarda tek devlet politikasının uygulanmasını sağlar;

Sosyal, bilimsel-teknik ve kültürel alanlarda devlet programlarını hazırlar ve gerçekleştirir;

Dış ekonomik politika faaliyetinin gerçekleşmesini sağlar;

Sivil toplumla karşılıklı etkileşimi sağlar;

Anayasa ve kanunlarla kendisine tanınan diğer yetkileri kullanır.

Hükümetin teşkilat ve faaliyet şekli anayasal kanunla belirlenir.

Madde 89

Başbakan:

Hükümeti yönetir, onun faaliyetinden dolayı Jogorku Keneş karşısında bireysel sorumluluk taşır;

Anayasa ve kanunların tüm yürütme organları tarafından uygulanmasını sağlar; uluslararası antlaşmalara ilişkin görüşmeler yapar ve imzalar;

Hükümet oturumlarını yönetir;

Hükümetin karar ve emirlerini imzalar, onların uygulanmasını sağlar;

Yüksek idari kuruluşların yöneticilerini göreve atar ve görevden alır;

Kanunla belirlenmiş şekilde yerel meclislerin önerisiyle mülki amirleri göreve atar ve görevden alır;

Bu Anayasa ve kanunlarla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Madde 90

Hükümet Anayasa ve yasalara dayanarak onların uygulanması doğrultusunda karar ve emirler çıkarır, onların uygulanmasını sağlar.

Hükümet karar ve emirlerinin, Kırgız Cumhuriyeti genelinde uygulanması zorunludur.

Hükümet bakanlık, devlet komiteleri, yüksek idari kuruluşlar, yerel mülki amirliklerin faaliyetini yönetir.

Hükümet bakanlık, devlet komiteleri, yüksek idari kuruluşlarının düzenlemelerini iptal etme hakkına sahiptir.

Madde 91

İlgili idari birimde yürütme erki yerel mülki amirlik tarafından gerçekleştirilir. Yerel mülki amirliğin başını atama ve görevden alma şekli kanunla belirlenir

Yerel mülki amirliğin örgütlenmesi ve faaliyeti kanunla belirlenir.

Madde 92

Yerel mülki amirlik Anayasa, yasalar, Hükümetin normatif hukuk düzenlemeleri çerçevesinde faaliyet gösterir.

Yerel mülki amirliğin kendi yetkileri çerçevesinde aldıkları kararların söz konusu bölgede uygulanması zorunludur.

6.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YARGI ERKİ
Madde 93

Kırgız Cumhuriyetinde yargılama, yalnızca mahkemeler tarafından yerine getirilir.

Kanunla öngörülen durumlarda ve yöntemle, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, yargılama sürecine katılma hakkına sahiptir.

Yargı yetkisi, anayasal, medeni, cezai, idari ve diğer yargılama usulleri aracılığıyla kullanılır.

Kırgız Cumhuriyetinde yargı sistemi, Anayasa ve kanunlarla belirlenir ve Yüksek Mahkeme ve yerel mahkemelerden oluşur.

Anayasa Dairesi, Yüksek Mahkemenin bünyesinde faaliyet gösterir.

Kanunla ihtisas mahkemeleri oluşturulabilir.

Olağanüstü mahkemeler kurulması yasaktır.

Mahkemelerin kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.

Madde 94

Hakimler bağımsızdır ve yalnızca Anayasa ve kanunlara bağlıdır.

Hakim dokunulmazlık hakkına sahiptir ve suçüstü yakalanma durumu hariç gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, aramaya ya da kişisel kontrole tabi tutulamaz.

Hiç kimse, görülmekte olan bir dava hakkında, hakimden rapor talep etme hakkına sahip değildir.

Yargılama sürecine herhangi bir müdahale yasaktır. Bir hakimi etkilemekten suçlu bulunan kişiler, kanuna göre sorumludur.

Bir hakime, statüsüne göre bağımsızlığının gereği olan sosyal, maddi ve diğer güvenceler sağlanır.

40 yaşından daha genç ve 70 yaşından daha yaşlı olmayan, yüksek eğitim sahibi, en az 10 yıl mesleki tecrübeye sahip Kırgız Cumhuriyetinin herhangi bir vatandaşı, Yüksek Mahkemede hakim olabilir.

Yüksek Mahkeme yargıçları, yaş sınırına kadar seçilebilir.

Yüksek Mahkeme hakimleri, üç yıllık bir süre için, üyeleri arasından Yüksek Mahkeme başkanını ve yardımcılarını seçer.

Aynı kişi, iki dönem üst üste Yüksek Mahkeme Başkanı ve yardımcısı olarak seçilemez.

Yüksek Mahkeme Başkanı ve yardımcısının seçilme ve görevden alınma yöntemi, kanunla belirlenir.

30 yaşından daha genç ve 65 yaşından daha yaşlı olmayan, yüksek hukuk eğitim sahibi, en az 5 yıl mesleki tecrübeye sahip Kırgız Cumhuriyetinin herhangi bir vatandaşı, yerel mahkemede hakim olabilir.

Yerel mahkeme hakimleri, beş yıllık bir başlangıç dönemi ve sonraki dönemde yaş sınırına ulaşıncaya kadar görev yapmak için, Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Devlet Başkanı tarafından atanır.

Yerel mahkeme hakimler meclisi, üç yıllık bir süre için, mahkeme başkanını ve başkan yardımcısını, üyeleri arasından seçer.

Aynı kişi, aynı mahkemede iki kez üst üste yerel mahkeme başkanı ve başkan yardımcısı olarak seçilemez.

Kırgız Cumhuriyeti hakimlerinin statüsü, Yüksek Mahkeme ve yerel mahkemeler hakimliğine adaylara ilişkin ek koşullar belirleyebilen Anayasal kanunla düzenlenir.

Madde 95

Kırgız Cumhuriyetinin tüm mahkemelerinin hakimleri, davranışlarında bir kusur bulunmadığı sürece, görevlerinde kalır ve imtiyazlarını kullanmaya devam eder. Hakimlerin davranışlarında kusursuzluğun gereklerinin ihlali, anayasal kanunla öngörülmüş yönteme göre, hakimin sorumlu tutulmasına yol açar.

Yüksek Mahkeme hakimleri, Hakimler Konseyinin önerisine dayanarak, Devlet Başkanının başvurusuyla, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının üçte iki oy çoğunluğuyla zamanından önce görevinden uzaklaştırılabilir.

Hakim öldüğünde, ölü veya kayıp ilan edildiğinde, ehliyetsiz olarak tanımlandığında, vatandaşlığını kaybettiğinde, vatandaşlıktan çıktığında veya başka bir devletin vatandaşlığına geçtiğinde, hakimin yetkileri anayasal kanuna uygun olarak söz konusu gerekçenin ortaya çıktığı günden itibaren onu seçen veya atayan kurum tarafından sona erdirilir.

Yerel mahkemelere hakimlerin seçimi, atama için önerilmesi ve yer değiştirilmesi (rotasyon) Hakimler Seçim Konseyi tarafından anayasal kanunla belirlenmiş şekilde gerçekleştirilir.

Yerel mahkemelerin hakimini, görevinden uzaklaştırma ve görevden alma anayasal kanunla belirlenmiş durumda ve şekilde, Hakimler Konseyinin önerisiyle, Devlet Başkanı tarafından gerçekleştirilir.

Kırgız Cumhuriyetinin tüm mahkemelerinin hakimleriyle ilgili cezai ve idari yargılama usulü, Hakimler Konseyinin iznine tabidir.

Hakimler Seçim Konseyi hakimlerden ve sivil toplum temsilcilerinden oluşur.

Hakimler Konseyi, parlamento çoğunluğu ve parlamento muhalefetinin her biri Hakimler Seçim Konseyi üyelerinin üçte birini seçer.

Hakimlerin Seçimi Konseyinin yapısı ve faaliyeti, yetkileri ve oluşum şekli kanunla belirlenir.

Madde 96

Yüksek Mahkeme hukuk, ceza, ekonomik, idari ve diğer davalarla ilgili yüksek mahkeme organdır ve kanunla belirlenen şekilde yargılama sürecine iştirak edenlerin başvurusu üzerine yerel mahkemelerin kararlarını yeniden görüşür.

Yüksek Mahkeme Başkanı ve Yüksek Mahkeme Dairelerinden oluşan Yüksek Mahkeme Kurulu mahkeme uygulamalarıyla ilgili açıklamalarda bulunur.

Yüksek Mahkeme düzenlemeleri nihaidir ve temyiz edilemez.

Madde 97

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi anayasal denetim organıdır.

En az 40 yaşını tamamlamış ve 70 yaşından büyük olmayan, yüksek hukuk eğitimi almış ve hukuk alanında en az 15 yıllık deneyime sahip Kırgız Cumhuriyetinin vatandaşları Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesine hakim olabilir.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi hakimleri, 3 yıllık bir süre için, kendi üyeleri içinden başkan, başkan yardımcısını seçer.

Aynı kişi iki defa ard arda Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi başkanı ve yardımcısı seçilemez.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi hakimleri, Hakimler Konseyinin önerisine dayanarak Devlet Başkanının başvurusuyla, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının üçte iki oy çoğunluğuyla zamanından önce görevinden uzaklaştırılabilir.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi:

Anayasaya aykırı olan kanunlar ve diğer normatif düzenlemelerin anayasaya aykırılığını tespit eder;

Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu yürürlüğe girmemiş uluslararası antlaşmaların Anayasaya uygunluğu konusunda görüş bildirir;

Anayasa değişikliklerine dair kanun tasarısıyla ilgili görüş bildirir.

Her kes Anayasayla tanınan hak ve özgürlüğünü ihlal ettiğini düşündüğü kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemesinin anayasaya uygunluğu konusunda şikayette bulunma hakkına sahiptir.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi kararı kesindir ve temyiz edilemez.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi tarafından Anayasaya aykırılığı tespit edilen kanun veya hükümlerinin; ayrıca mahkeme kararları dışında, anayasaya aykırılığı tespit edilmiş kanun ve hükümlerine dayanılarak çıkarılan diğer normatif hukuk düzenlemelerinin Kırgız Cumhuriyetinin tamamında uygulanması yürürlükten kalkar.

Anayasaya aykırı bulunan kanun normlarına dayanan mahkeme kararları, hak ve özgürlüğü ihlal edilmiş vatandaşın şikayeti doğrultusunda, her bir somut durum için mahkeme tarafından yeniden görüşülür.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesinin üyeleri ve oluşum şekli, Anayasa Dairesi başkanı ve yardımcısının seçimi ve görevinden uzaklaştırılması, ayrıca anayasal yargılama şekli anayasal kanunla belirlenir.

Madde 98

Devlet, mahkemelerin çalışması ve hakimlerin faaliyeti için gerekli finansmanı ve koşulları sağlar.

Mahkemelerin finansmanı devlet bütçesinden karşılanır ve yargılamanın tam ve bağımsız bir şekilde yürütülmesini sağlamalıdır.

Yargı sisteminin bütçesi, yargı erki tarafından serbest şekilde oluşturulur ve yürütme ve yasama erkiyle birlikte devlet bütçesine dahil edilir.

Madde 99

Tüm mahkemelerde duruşmalar açık yapılır. Davaların kapalı oturumlarda görüşülmesine sadece kanunla öngörülen durumlarda müsaide edilir. Mahkeme kararı açık ilan edilir.

Mahkemelerde ceza ve diğer davalarda gıyabında yargılamaya, kanunla öngörülen durumlar dışında izin verilemez.

Yargılama tarafların eşitliği ve çekişme ilkesi doğrultusunda gerçekleşir.

Mahkeme kararının iptali, değiştirilmesi veya durdurulması sadece kanunla belirlenmiş şekilde, mahkeme yoluyla mümkündür.

Kararlara, hükümlere, diğer yargısal düzenlemelere ayrıca bu hakların uygulanmasına ilişkin usullere karşı itiraz hakkı dahil yargılama sürecinde tarafların usul hakları, kanunla belirlenir.

Madde 100

Kırgız Cumhuriyeti mahkemelerinin kesin hüküm niteliği almış kararları tüm devlet organları, yerel yönetim organları, tüzel kişiler, sivil toplum örgütleri, yetkililer ve özel kişiler için bağlayıcıdır ve ülke çapında uygulanır.

Mahkeme kararlarının uygulanmaması, gereken şekilde uygulanmaması veya uygulanmasının engellenmesi, ayrıca mahkemelerin faaliyetine müdahalede bulunulması kanunla belirlenen sorumluluk doğurur.

Madde 101

Bir mahkeme, bu Anayasaya aykırı düzenlemeyi uygulayamaz.

Bir davanın her hangi bir aşamasında mahkemede görüşüldüğü sırada mahkeme kararının ilgili olduğu kanunun veya diğer normatif düzenlemenin anayasallığı sorunu ortaya çıkarsa, mahkeme Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesine başvuruda bulunur.

Madde 102

Mahkemelerin iç düzenlemeleri, hakimlerin faaliyetleri ile ilgili iç sorunların çözümünde kullanılır.

Kırgız Cumhuriyetinde mahkeme özyönetim organları; Hakimler Kurultayı, Hakimler Konseyi ve Hakimler Meclisidir.

Hakimler Kurultayı, mahkeme özyönetiminin en yüksek organıdır.

Hakimler Konseyi, hakimler kurultayları arasında faaliyet gösteren, hakimlerin haklarını ve yasal çıkarlarını koruyan, mahkeme bütçelerinin oluşumu ve uygulanmasını kontrol eden, hakimlerin eğitimi ve meslek içi eğitimlerini organize eden, hakimlere karşı disiplin yargılaması sorunlarını çözen, seçilmiş yargısal özyönetim organıdır.

Hakimler meclisi, temel yargısal özyönetim organıdır.

Mahkeme özyönetim organlarının teşkilat ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 103

Yargılama, kanunla öngörülen durumlarda, ayrıca davaya iştirak eden taraflar davanın sürdürülmesi için yeterli imkanlara sahip olmadıklarını ispat ettikleri her durumda, ücretsizdir.

7. KISIM
DİĞER DEVLET MAKAMLARI
Madde 104

Savcılık makamı, aşağıdaki yetkilere sahip, tek bir sistemden oluşur:

Yürütme kuvveti makamlarının, yerel yönetim organlarının ve bunların görevlilerinin, kanunları doğru ve tekbiçimde uygulamaları hakkında denetim;

Operasyonel araştırma ve soruşturma faaliyeti yürüten kuruluşlar tarafından kanunlara uygun davranılması üzerinde denetim;

Ceza davalarında mahkeme kararlarının uygulanmasında, ayrıca vatandaşların kişisel özgürlüklerini sınırlandıran zorlayıcı önlemlerin uygulanmasında, kanunlara uygunluğun denetimi;

Kanunda öngörülen durumlarda mahkemede, vatandaşların ve devletin menfaatlerinin temsili;

Mahkemede, kamu savcılığı görevini üstlenme;

Kamu görevlilerinin soruşturulması.

Madde 105

Milli Banka, Kırgız Cumhuriyetinde bankacılık sistemini denetler, Kırgız Cumhuriyetinde para ve kredi politikalarını belirler ve yönetir, birleşik kur politikasını belirler ve uygular, para basılması konusunda münhasır yetkilidir, banka finansmanının çeşitli biçim ve ilkelerini uygular.

Madde 106

Seçimler ve referandum hakkında Merkezi Komisyon, Kırgız Cumhuriyetinde seçim ve referandumların hazırlık ve yönetimini gerçekleştirir.

Madde 107

Sayıştay, genel ve yerel bütçe, bütçe dışı fonların yönetimi, ayrıca kamu ve belediye mülkiyetinin kullanımı üzerinde denetim gerçekleştirir.

Madde 108

Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerine uygunluğun Parlamento denetimi, Akıykatçı (Ombudsman) tarafından yerine getirilir.

Madde 109

Bu bölümde açıklanan devlet makamlarının kuruluşu ve işleyişi, ayrıca bağımsızlık güvenceleri, kanunla düzenlenir.

8. KISIM
YEREL YÖNETİM
Madde 110

Yerel yönetim, mevcut Anayasayla güvence altına alınmış bir haktır ve yerel topluluklar için, kendi menfaat ve sorumlulukları altındaki konuları özgürce çözüme bağlaya bilmek bakımından gerçek bir fırsattır.

Kırgız Cumhuriyetinde yerel yönetim, ilgili idari-mülki birimlerdeki yerel topluluklar tarafından gerçekleştirilir.

Yerel yönetim, yerel toplulukların vatandaşları tarafından doğrudan ya da yerel yönetim organları aracılığı ile yerine getirilir.

Yerel yönetimin finansmanı, ilgili yerel ve devlet bütçesinden karşılanır.

Yerel büçtenin hazırlanması ve uygulanması, yerel topluma karşı yerel yönetim organlarının açıklığı, halkın katılımı ve hesapverebilirlik ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilir.

Madde 111

Yerel yönetim organları sistemi şunlardan oluşur:

Yerel meclisler (keneşler) – yerel yönetim temsili organları;

İlçe belediye başlanlığı (Ayıl Okmotus), şehir belediye başkanlığı – yerel yönetim yürütme organları.

Yerel yönetim yürütme organları ve onların görevlileri, faaliyetlerinden dolayı yerel meclislere karşı sorumludur.

Madde 112

Yerel meclis üyeleri, kanunla öngörülen yönteme uygun olarak ve fırsat eşitliği temelinde ilgili idari-mülki birimlerde oturan vatandaşlar tarafından seçilir.

Yerel yönetim organlarının başkanları, kanunla öngörülen yönteme uygun olarak seçilir.

Yerel meclisler, kanuna uygun olarak:

Yerel bütçeyi onaylar ve yürütülmesini gözetir;

Yerel toplumun sosyal ve ekonomik gelişmesi ve nüfusun sosyal korunmasına ilişkin programları onaylar;

Yerel vergi ve harçları belirler, ayrıca onlara ilişkin imtiyazlara karar verir;

Yerel önemdeki diğer konular hakkında karar verir.

Madde 113

Devlet makamları, kanunla öngörülen yerel yönetime ait yetkilere müdahale etme hakkına sahip değildir.

Yerel yönetim organları, yetkiler için gerekli olan maddi, finansal ve diğer araçların sağlanması yoluyla devlet yetkilerini üstlenebilir. Devlet yetkileri, kanun ve antlaşmalarla, yerel yönetim organlarına aktarılabilir. Yerel yönetim organları, aktarılan yetkilerle ilgili olarak, devlet makamlarına karşı sorumludur.

Yerel yönetim organları, kanunlara uyma bakımından devlete ve kuruluşlarına ve faaliyetlerinin sonuçları bakımından yerel topluma karşı sorumludur.

Yerel yönetim organları, haklarının ihlal edilmesi ile ilgili olarak mahkemelere başvurma hakkına sahiptir.

9.KISIM
MEVCUT ANAYASADA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI YÖNTEMİ
Madde 114

Mevcut Anayasada değişiklik yapan bir kanun, Jogorku Keneşin talebi üzerine yapılan referandum ile kabul edilir.

Mevcut Anayasanın üç, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci kısımlarının hükümlerinde değişiklikler, milletvekili üye tam sayısının çoğunluğunun teklifi ya da 300 binden az olmayan seçmenin girişimi üzerine Jogorku Keneş tarafından kabul edilebilir5.

Jogorku Keneş, muvcut Anayasada değişiklik yapılmasını öngören bir kanunu, Jogorku Keneşe görüşülmesi için sunulduğu tarihten itibaren en ge altı ay içinde karara bağlar.

27 Haziran 2010 tarihli Kırgız Cumhuriyeti Kanununa uygun olarak 114. maddenin ikinci fıkrasının hükümleri 1 Eylül 2020 yılında yürürlüğe girecektir

Mevcut Anayasada değişiklik yapılmasını öngören kanun, her biri arasında iki aylık bir süre olan en az üç görüşme sonrasında, Jogorku Keneşin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilebilir.

Jogorku Keneşin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğunun teklifi ile, mevcut Anayasada değişiklik yapılması hakkında kanun, referanduma sunulabilir.

Mevcut Anayasada değişiklik öngören bir kanunun kabul edilmesi, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında yasaktır.

Mevcut Anayasada değişiklik öngören bir kanun kabul edildikten sonra, imza için Devlet başkanına sunulur.

Yeşiller Partisi Kapatma Kararı

0

Yeşiller Partisi 6 Haziran 1988 tarihinde kurulmuştur. Anayasa’da siyasi partiler için öngörülen genel teşkilatlanma ve faaliyet barajını aşamamıştır. Parti’nin ilk Genel Başkanı olan Prof. Dr. Celal Ertuğ, son genel başkanı ise Bilge Contepe’dir.

Parti, malî denetiminin düzenli bir biçimde yapmaması, uyarılara rağmen Siyasî Partiler Yasası’na aykırılıkları giderememesi ve birleşik kesin hesabını veremediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi‘nin 10 Şubat 1994 tarihli kararı ile kapatılmıştır.

Aynı adı taşıyan parti 2008’de yeniden kurulmuştur.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 Esas Sayısı:1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma)

Karar Sayısı:1994/1

Karar Günü:10.2.1994

R.G. Tarih-Sayı:10.04.1994-21901

 

DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

DAVALI : Yeşiller Partisi

DAVANIN KONUSU : Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 gün ve Esas 1991/5, Karar 1991/6 sayılı ihtar kararının Parti’ye tebliğinden başlayarak yasal süresi içinde, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, gerçeği yansıtır ve eksiksiz biçimde yerine getirmeyen Yeşiller Partisi’nin aynı Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istemidir.

I- İDDİANAME

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı iddianamesinde aynen:

“A- Konuya İlişkin Yasal Düzenleme

2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73/3 maddesi, “parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesin hesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesin hesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilirler”, 74. maddesi “… karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesin hesaplarının onaylı bir örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi’ne ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermek zorundadırlar.” hükmünü içermektedir.

Aynı Yasa’nın 104. maddesinde, “Bir siyasî Parti’nin, bu Kanun’un dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî Parti Genel Başkanlığı’na yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî partinin kapatılması için resen dava açar.” hükmüne yer verilmiştir.

B- Olayın Gelişimi ve İstemin Gerekçesi

b) Sözü edilen örgütlerin hesaplarını da kapsayacak biçimde düzenlenmesi gereken birleşik kesin hesabı,

c) Anayasa Mahkemesi’ne verilen iki ayrı içerikli genel merkez kesin hesabından birinde gelirler 2.339.700.- TL., giderler 2.260.576.-TL. ve 1989 yılına devreden nakit mevcudunun 79.124.- lira gösterilmesine karşın, diğerinde genel merkez gelir ve giderlerinin birbirine denk biçimde 2.160.731.-TL. olduğunun ve gelecek yıla devreden nakit mevcudu bulunmadığının bildirilmesi karşısında, gerçek durumu gösteren genel merkez hesabını,

d) Genel Merkez ile iller örgütü hesaplarının birleştirilerek kabulüne ilişkin, Parti’nin yetkili organınca alınması gereken kararı,

vermediği” anlaşılmıştır.

Yasa’ya aykırılığı, tanınan sürelere rağmen gidermeyen davalı siyasî partiye, 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar kararı verilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce verilen 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (S.P.İhtar), K. 1991/6 sayılı ihtar kararı, parti adına tebligatı almaya yetkili Merkez Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul Şenoğlu imzasına 19.2.1992 tarihinde tebliğ edildiği halde altı aylık yasal süre içinde Yasa’ya aykırılık giderilmemiştir.

Malî denetiminin düzenli bir biçimde yapılmasına olanak sağlamak durumunda olan davalı Siyasî Parti’nin, Yasa’nın buyurucu hükümlerine uymadığı saptanmıştır.

Sonuç :

Yukarıda açıklanan nedenlerle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddeleri buyurucu hükümlerine ve Yüce Mah­ kemenizin 15.10.1991 gün, E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar) ve K.1991/6 sayılı kararına rağmen 1988 yılı kesinhesabını Yasa’ya uygun bir biçimde düzenleyerek vermeyen davalı siyasî Parti’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim” denilmiştir.

II- DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI

Yeşiller Partisi’nin 17.2.1993 günlü ön savunmasında ise aynen :

“Hukukun üstünlüğüne inanan Yeşiller Partisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğünü, Yüksek Mahkemenizin 15.10.1991 gün ve E.1991/6 sayılı ihtar kararının tebliğinden itibaren Tüzüğümüzün ve Siyasî Partiler Yasası’nın ona verdiği yetkiler dahilinde eksiksiz yerine getirmiştir.

1- 15.10.1991 tarihli ihtar kararınızın tebliğinden tam bir gün sonra, 16.10.1991 tarih 1/10/Pİ sayıyla ve Genel Başkan seçildikten tam bir (1) ay sonra bütün il ve ilçelerden 1990, 1991 ve daha önceki yıllarda varsa eksik kesin hesapları yollamaları yönünde yazışma yapılmıştır.

2- Kesin hesapların bir iki ilçenin ısrarlı yollamaması veya eksik yollaması üzerine 9.12.1991 tarih 2/12/Pİ sayılı yazışmayla il ve ilçeler tekrar uyarılmış, Malî Sorumlu Suat Pınar’ın 26.12.1992 tarihli tafsilatlı ve ayrıntılı açıklamasına da cevap alınamamıştır. İl ve İlçe yetkilileri ne istifa etmiş ne de gelir-gider hesaplarını yollamışlardır. İstifa eden Fethiye ilçesi dışındadır.

3- Gelmeyen hesapların eski Genel Başkan’ın dosyalarının arasında olacağı düşüncesiyle 6.3.1992 tarih 18/3/Pi sayılı yazıyla hem genel Başkana hem de yollamamakta ısrar eden bütün il ve ilçelere APS olarak tekrar uyarı yapılmıştır. Gerekli yanıt alınmamıştır.

4- Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, bir partinin kongrede onaylanmış tüzüğü, kongrelerce ibra edilmiş eski yönetimlerin tekrar Büyük Kongre tarafından suçlanabileceğini düşünüyorum. Ülkemizin saygı ve hukukun üstünlüğünü ilke edinmiş Cumhuriyet Savcılarının suçlamalarını ne kadar haklı buluyorsam kendi çabalarımın ve yönetim kademesindeki son seçimle gelmiş partili arkadaşlarımın çabalarını da o kadar saygın yerinde ve titizlikle son ana kadar yerine getirdiğine inanıyorum.

Eski yönetimler tarafından adresleri bile yazışmayla tespit edilmemiş kayıtları yapılmamış il ve ilçelerin yerlerinin tespitinin bile ne kadar zaman aldığını takdir edersiniz. Sorumluluğumuzun idraki ile MYK’nu Parti Tüzüğümüzün Md. 10 “Yılda en az iki kez olağan toplanır” hükmüyle, 26.6.1992 tarihinde ikinci toplantıyı bütün bu olumsuzlukları tartışmak üzere Bursa’da toplantıya çağırdım. Yine madde 10 gereğince o anki mevcut salt çoğunlukla üç (3) kişiden oluşan Malî Komisyon kurulması kararı alınmıştır. Bütün il ve ilçelerle ellerindeki adres ve imkanlarla telefon ve giderek incelemeye çalışan Malî Komisyon sonunda kanunî hakları olan “İstifa”yı Genel Başkana vermişler ve istifa tarafımızdan kabul edilmiştir. Gerekçe olarak “Hukuki sorumluluğu büyük olan bu vazifeyi istesek de yerine getiremeyebiliriz. Çünkü karşımızda duyarsız kalan il ve ilçelerle adresleri tespit edilemeyen ilçeler bulunmaktadır.”

Malî işlerden sorumlu Suat Pınar Noterlik kanalıyla istifasını yollamıştır. (45518 sayı 9 Aralık 1992) Kadıköy İkinci Noterliğinden 17 Aralık 1992 tarih ve 57513 sayılı yazıyla istifasının kabulünün yanında varsa eski ve yeni bütün evrakların iki imzalı tutanakla Genel Başkanlığa iletmesi istenmiş, cevap verilmemiş, evraklar teslim edilmemiştir. Suat Pınar Malî İşlerden sorumlu olduğu dönemde eski yönetimin kendilerine gerekli evrakları resmi olarak verilmediği gerekçesiyle, ilk seçildiği tarihte Noterden protesto çektiğini bildirmiştir.

Bunun üzerine Parti’nin hesaplarını mesleki intizam içinde yapması için ücretli olarak eski yönetimler tarafından çalıştırılan Muhasebeci 1965 doğumlu Kenan Ak’a durumun aciliyeti nedeniyle 24 Aralık 1992 tarih 60194 sayılı noterlik yazısıyla elindeki ve bu güne kadar gelen, gelir-gider hesaplarını, derhal ve acilen Anayasa Mahkemesi’ne verebilmesi için yetki verilmiştir.

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı,

Seçildiğim günden bu güne kadar, olağan ve iki olağanüstü kongrelerde ibra edilmiş eski başkan ve MYK üyelerinden, 30.1.1993 son MYK toplantısına kadar, MYK’na, bana ve Ankara irtibat bürosuna gerekli evraklar verilmemiş ve gerekli açıklama yapılmamıştır.

Hukukun üstünlüğüne inanan yönetimimiz, gerekli bütün çabalara ve bütün maddi zorluklara rağmen vazifesini yerine getirmiş olmanın huzuruyla bu cevabi yazıyı yolluyorum. Savunmanın mantığı bu yolladığım üç sayfanın içindedir.

30.1.1993 tarihinde toplanan MYK 2. olağan kongre kararı almıştır. Kongre kararının yanında gelir-gider hesaplarını yollamayan il ve ilçelerin MYK ile ilişkisinin kesilmesinin kararını alarak bir anlamda o ilçeleri “fesh” etmiştir. SPY’nın verdiği yetkiye dayanarak il ve ilçeler hakkında suç duyurusu yapılmıştır.

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili mercileri tarafından ve yerel savcılıklardan ve il ve ilçe seçim kurullarından fesih edilen ilçelerden adresleri ve neden gelir-gider hesaplarını yollamadıklarının yönündeki yazılı taleplerimin yaptığım suç duyurusu sonuç verinceye kadar ve Haziran ayında yapılacak olağan ikinci Yeşiller Partisi Kongresine partinin eski yöneticileri hakkında vereceği karara kadar, Demokrasi’nin vazgeçilmez kurumlarından biri olan Türk Siyasî hayatına renk ve önemli mesajlar veren Yeşiller Partisi’nin kapatılması yönünde vereceğiniz kararın, haksızlıklar ve yaralar açmamasını ve siyasî partiler tarihimizde olumsuz ve bütün iyi niyetine ve çabasına rağmen çağdaş vatanseverlik örneği veren bir parti de maalesef kapatılmıştır dip notuna, ülkemizin muhatap olmamasını diliyor, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye ve vicdanımın sesine inanarak ümitvar olmaya devam ederken saygılarımı, ilginizden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” denilmektedir.

III- YARGITAY BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Ön savunmada ileri sürülen hususlara karşı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.1993 günlü esas hakkında görüşü aynen şöyledir:

“A- Dava Konusuyla İlgili Yasal Düzenleme

 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73/3. maddesi, “Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir. “74. maddesi” Siyasî Partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi’ne ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermek zorundadırlar.” hükmünü içermektedir.

Aynı Yasa’nın 104. maddesinde, “bir siyasî partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere ayrılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî partinin kapatılması için resen dava açar.” hükmüne yer verilmiştir.

B- Yasal Düzenleme Karşısında Davalı Siyasî Partinin Konumu

Anayasa Mahkemesi’nce; Yeşiller Partisi’nin 1988 yılı kesin hesabının esastan incelenmesi sırasında; “Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir, İçel, Balıkesir, Antalya illeriyle bu illerin kimi ilçelerine, ayrıca Bodrum ve Marmaris ilçelerine genel merkezden alındı belgelerinin gönderildiği saptanmış olduğundan; adı geçen Parti’den 1988 yılında hangi il ve ilçelerde örgüt kurulduğunun ve özellikle yukarıda belirtilen il ve ilçelerde örgüt kurulup kurulmadığının, kurulmuşsa kuruluş tarihlerinin sorulmasına, örgüt kurulmuşsa bağlı ilçelerini de kapsayan iller örgütü kesin hesabı ile birlikte birleştirilmiş kesin hesabın en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesinin istenmesine” 13.3.1990 gün ve 1989/10 (Siyasî Parti Malî Denetim) sayı ile karar verilmiş, bu karar gereğinin yerine getirilmesi için 12.6.1990 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayılı kararla adı geçen partiye otuz gün süre tanınmış, buna rağmen karar gereğinin yerine getirilmemesi üzerine, “1988 yılında taşra örgütü bulunduğu halde yalnız genel merkez hesabını Anayasa Mahkemesi’ne gönderen, iki kez süre verilerek istenmesine karşın taşra örgütü hakkında gerekli bilgileri ve örgüt kurulan iller kesin hesap çizelgeleri ile birleştirilmiş kesin hesap çizelgelerini vermeyen Yeşiller Partisi hakkında 2820 sayılı Yasa gereğince işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na duyuruda bulunulmasına…” 11.9.1990 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayı ile karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararlarında değinilen eksikliklerin giderilmesi Cumhuriyet Başsavcılığımızca davalı siyasî partiden 25.9.1990 gün ve SP.Muh.1990/65 sayılı yazı ile istenmiştir.

Buna rağmen, Yüksek Mahkemenizin 29.5.1991 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayılı kararında belirtildiği üzere, davalı siyasî partinin;

“a) Balıkesir ili Burhaniye ilçesinde, İzmir ve İstanbul illerinde 1988 yılında örgüt kurulmasına karşın bunlara ilişkin çizelgelerle, İçel ilinin onaylı çizelgesini,

b) Sözü edilen örgütlerin hesaplarını da kapsayacak biçimde düzenlenmesi gereken birleşik kesin hesabı,

c) Anayasa Mahkemesi’ne verilen iki ayrı içerikli genel merkez kesin hesabından birinde gelirler 2.339.700.-TL., giderler 2.260.576,.-TL. ve 1989 yılına devreden nakit mevcudunun 79.124.-lira gösterilmesine karşın diğerinde genel merkez gelir ve giderlerinin birbirine denk biçimde 2.160.731.-TL. olduğunun ve gelecek yıla devreden nakit mevcudu bulunmadığının bildirilmesi karşısında, gerçek durumu gösteren genel merkez hesabını,

d) Genel Merkez ile iller örgütü hesaplarının birleştirilerek kabulüne ilişkin, Parti’nin yetkili organınca alınması gereken kararı, vermediği” anlaşılmıştır.

Yasa’ya aykırılığı, tanınan sürelere rağmen gidermeyen davalı Siyasî Parti’ye 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar kararı verilmesi isteğiyle Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce verilen 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (S.P.İhtar), K.1991/6 sayılı ihtar kararı, parti adına tebligatı almaya yetkili MYK üyesi Ertuğrul Şenoğlu imzasına 19.2.1992 tarihinde tebliğ edildiği halde altı aylık yasal süre içinde ve halen Yasa’ya aykırılık giderilmemiştir.

C- Hukukî Değerlendirme

İhtar kararının tebliğinden sonra, Parti Genel Başkanlığı’nca ihtara konu olan eksikliklerin giderilmesi yolunda ilgili il ve ilçe teşkilatlarıyla yazışma yapılmış olması, Yasa’nın buyurucu hükümlerinin yerine getirildiği anlamını taşımaz. Yazışma yapılan il ve ilçe örgütlerinden olumlu yanıt ve bilgi alınamaması, davalı partinin iç sorunu olup bir aksaklık varsa, Yasa’nın verdiği yetki çerçevesinde gerekli önlemlerin zamanında alınması, partinin yetkili organlarına düşen bir görevdir.

Malî denetiminin düzenli bir biçimde yapılmasına olanak sağlamak durumunda olan davalı siyasî partinin Yasa’nın buyurucu hükümlerini, aradan geçen süreye rağmen yerine getirmediği saptanmıştır.

Sonuç: Yukarıda yasal dayanakları ve gerekçesi açıklandığı üzere, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddeleri buyurucu hükümlerine ve Yüksek Mahkemenizin 15.10.1991 gün E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar) ve K.1991/6 sayılı kararına rağmen 1988 yılı kesinhesabını, yasaya uygun bir biçimde düzenleyerek vermeyen davalı Siyasî Parti’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.” denilmektedir.

IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esas hakkındaki görüşlerine karşı davalı Yeşiller Partisi’nin 24.3.1993 günlü savunma yazısında özetle:

Kendilerine gönderilen yazı üzerine “oluşturdukları evrak toplama ve tasnif komisyonunun verdiği belgeler sonucunda 1988 yılı gelir gider hesabının ekte” sunulduğu,

1988 yılında Beşiktaş ve Bodrum ilçelerinin yolladığı onaylı belgelerden, gelir-gider hesabının olmadığının saptandığı,

Feshedilen Mersin ili ve Bakırköy ilçeleriyle yapılan yazışmaların en kısa zamanda sonuçlanacağı ve gelir-giderleri varsa ek bütçe olarak en kısa zamanda yollanacağı,

Atanmış ancak yasal işlemleri tamamlanmamış olan; İzmir, Ankara, Bursa ve Balıkesir illeriyle Burhaniye ilçesinin MYK tarafından onanmış 1988 yılı gelir-gider birleşik hesaplarının ekte olduğu,

1990 yılı bütçesinin, Mart ayının vergi sıkışıklığı ve bayram tatili olması nedeniyle, iki haftalık bir gecikmeyle gönderileceği,

Hukukun üstünlüğüne inanan Yeşiller Partisi’nin geçmişe yönelik tüm biçim hatalarını düzeltmeye kararlı olduğu, Yüce Mahkemenin adaletli davranacağına emin olarak kendilerine sözlü bir savunma hakkı verilmesini istedikleri,

belirtilmiştir.

V- DAVALI PARTİ TEMSİLCİSİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMASI VE EK SAVUNMASI

Anayasa Mahkemesi’nin 27.4.1993 günlü, 1992/2 sayılı kararı uyarınca, Yeşiller Partisi Genel Başkanı Aydın AYAS 21.5.1993 günü, partisi adına sözlü açıklamalarda bulunmuştur.

1991 yılından beri Yeşiller Partisi Genel Başkanı olduğunu belirten Aydın AYAS açıklamalarında:

Yeşiller Partisi’nin ülkedeki inanılmaz doğal çevre ve politik kirliliği gidermek amacıyla 1988 yılında kurulduğunu, partilerinin bireyin özgürlüğünün sınırsız olmasını isterken, maddeten ve manen gelişen insanların toplumun ilerlemesine yol açacağını savunduğunu ve bireysel yaratıcılığın en büyük zenginlik olduğuna inandığını, somut olarak bireye dayanmayan hiçbir siyasal, ekonomik ya da sosyal sistemin başarılı olamayacağını deklare ederek alternatif bir siyasal hareket olma çabasını verdiğini ve vermeye çalıştığını belirttikten sonra aynen:

“Partimizin hedefi, ülkemizin insanları ve onun gelecek nesillerine ekolojik, ekonomik ve sosyal bakımdan gelişmiş toplumların yaşam ortamını hazırlamak olarak belirlenmiştir. 1988 yılında bireyin özgürlüklerini yok sayan ve demokratikleşmeyi geciktirici girişimlerin zaman içinde demokrasiyi kaldıracağı inancı, özgür bireylerin birlikte bir çatı altında Yeşiller Partisi olarak mücadele vermesini gerektirmiştir.

Bu güzel ideallerle bir araya gelen fedakâr insanlar, öz­ gürlüklerin sınırsız olmasını isterken, insanların kendi davranış ve sorumluluklarının bilincinde olmalarını da talep etmiştir. Bireysel ve toplumsal ahlak ve erdemlerin gelişmesi için de sabırlı ve dikkatli davranmaya çalışırken bazen de zaman bulamadığı için şekil hatası yaptığını -bunu samimiyetimizle ve sizin samimiyetinize inanarak söylüyorum- kesin olarak farkına varamadık, şekil hatası yaptığımızın kesin olarak farkına varamadık. Çünkü son derece sorumluluk duyan arkadaşlarımız vardı. Bir an evvel eylem yapmaları ve kamuoyu oluşturmaları gerektiğine inanıyorlardı. Hepsi paraları ceplerinden verdiler, tutanaklar hepsi benim elimde. Bir kuruşluk bir kaçık ve kayıp yoktur. İlk üç ay içerisinde mutemet olan arkadaşın bir ufak hesap yanlışlığından dolayı 21.000.- liralık bir kayıp tahmin ediyoruz var; onun da cezasını çekmeye hazırız; ama hiçbir suiistimal ve yanlışlık yoktur ve hepsinin çok iyi niyetli çalıştığına inanıyorum.

Çünkü Yeşiller Partisi üyelerinin acelesi vardı. Demokrasi ve yüce değerler tahrip edilirken doğal çevremizde inanılmaz bir hızla yok olmaktaydı. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarından biri olan Türk siyasî hayatına renk katan ve başka alternatifi bulunmayan partimizin son yönetim kurulunun önceki dönemlere ait 1988 ve 1990 bütçelilerini vermesine rağmen size bir şey daha göstermek istiyorum. Dün en son size ek bütçe olarak sunacağımız şeyi açamadım daha, bize 1990 bütçesini Antalya dün yollayabilmiş. Bu tabiî büyük bir ihtimalle yapılan şekil hatasının nedenlerinden bir tanesidir ve siz, 1990 yılının bütçesini 1993 yılında Genel Merkeze yolluyorsunuz diye bana da sorabilirsiniz, Antalya’ya da sorabilirsiniz; ama dün hafta sonu gidip almak mecburiyetinde kaldım bana geleceğini bildiğim için.

Biz, 1990 bütçelerini, bize göre çok kısa bir sürede vermek şansını bulabildik. Bu bütçeyi vermemize rağmen bir şekil hatasından ötürü kapatılması halinde yani partimizin, yaptığı şekil hatasından dolayı kapatılması nedeniyle -ama şuna da inanıyoruz ki, hukukun üstünlüğüne de inanıyoruz, hukukun bir normlar, ilkeler birlikteliği olduğuna inanıyoruz, normları da şekillerin belirlediğine inanıyoruz, fakat Türk siyasî hayatındaki Siyasî Partiler Yasası’nınki, -Meclisteki bütün partilerin değiştirilmesini istediği Siyasî Partiler Yasası’nın bizlerin fantezilerini, bizlerin ülkemize yararlı olabilecek düşüncelerini bir anlamda sınırladığına da inanıyoruz. Böyle bir nedenden dolayı kapatılması halinde dünya çevre hareketinin içinde doğması muhtemel yanlış anlaşılmalara ve tartışmalara ülkemizin muhatap olabileceğini göz önüne alıyoruz ve üzülüyoruz. Yani böyle bir olaya muhatap olmaması gerekirdi ülkemiz diyoruz.

Yüce Mahkemenizden bu davaya karşı şekil hatamızı yaptığımızı da bilerek bir jüri gibi bakmasını, talep hakkını kendimizde buluyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanarak Yüce Mahkemenize saygılarımı sunuyorum.

Varsa sorularınızı, memnuniyetle açıklamak isterim.” demiştir.

Yöneltilen sorulara; sözlü açıklamaya Ertuğrul ŞENOĞLU’nun kendisine bilgi vermesi üzerine geldiğini, Genel Başkan olduktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin ihtar kararını da nazara alarak partilerinin 1988 ve 1990 yılları hesaplarının biran önce verilmesi için tüm il ve ilçelere yazı yazdığını, bu yazılardan bir kaçına hesapları yolladıkları yönünde yanıtlar gelince eski yönetimden bunları istediklerini, fakat parti iç yapısındaki muhalefet nedeniyle eski yönetimin ellerindeki evrakları kendilerine vermekten çekindiğini, ancak eski yönetimdeki arkadaşlarının da dürüst olduklarını, kesin olarak görevlerini kötüye kullanmayacaklarını bildikleri için sabırlı davrandıklarını, bu arada tasnif komisyonu kurduklarını ve bu tasnifler sırasında Bursa ilinin tutanaklarını bulduklarını, ne var ki muhasebecinin defterlerini, kayıtlarını alamadıklarını, kuruluş aşamasındaki bu heyecanla dosyaların ve tutanakların yerlerinin karışması nedeniyle zaman kayıplarının olduğunu ve 1988 hesaplarını tamamlayarak yolladıklarını,

1990 yılı bütçesinin de aynı biçimde olduğunu, sonuçta kendilerinin evrakları topladıklarını, ancak biçim hatası yapmamak için titizlikle çalıştıklarından bugünkü gecikmelerin olduğunu, gecikmenin siyasî partilerin içerisinde var olan iç dinamiklerden kaynaklandığı kanısında olduğunu,

Parti Genel Merkezi’nin irtibat adresi olarak Ankara-Yüksel Caddesini “Yüksel Caddesi 44/6-Kızılay-Ankara” belirtiklerini, kendisinin diş hekimliği yaptığını, Rıhtım Caddesinin de “Rıhtım Caddesi Nemlizade sokak No.4 Kadıköy-İstanbul” Celal Ertuğ’la kendisinin klinik olarak çalıştırdıkları yer olduğunu, bunun bir odasını da Partinin İstanbul irtibat bürosu olarak kullandıklarını, partilerin maddî sorunlarla karşı karşıya olması nedeniyle, göreve gelmelerinden sonra yeni antetli kağıtlar bastıramadıklarını ve eski başlıklı kağıtları kullandıklarını,

Şu andaki geçerli adresleri olan “Başar sokak 2/16 Moda-İstanbul “un, hem kendi özel konutunun, hem de parti genel merkezinin adresi olduğunu,

Parti’nin ilk Genel Başkanı olan Prof. Dr. Celal Ertuğ’un partinin kuruluş tarihi olan 8.6.1988 tarihi itibariyle herhangi bir yüksek öğretim kurumunda öğretim görevlisi olarak çalışmadığını,

Kendisinin serbest dişçi olarak çalıştığını, kendisinin nüfus kayıt örneği, savcılık temiz kağıdı gibi kimi belgeleri tamamlayamadığı için Siyasî Partiler Yasası’nın 33. maddesi uyarınca ilgili mercilere şu anda başvurmadığını, partilerin yapısı gereği genelde birçoğu ev kadını olan hanımların partilerine geldiğini, bunların hukukî prosedürü bilmediklerini, Siyasî Partiler Yasası’na göre yapılacaklar konusunda kendilerinden bilgi istediklerini, kendilerine şubelerden gelen evrakta eksiklikler bulunduğunu, tamamlanmasını istediklerini, bunun da zaman kaybına neden olduğunu, sorunların maddî olanaksızlıktan kaynaklandığını, ancak kendilerinin üzerlerine düşen görevi yapmanın huzuru içerisinde olduklarını ve kapatılmaya katlanamayacaklarını,

Biçimsel aykırılığın farkında ama iyi niyetli olduklarını, biçimsel koşulları yerine getirememelerinin bir kasıttan değil, tamamen olanaksızlıklardan kaynaklandığını,

Üyelerinin çoğunun bayan olması gibi nedenlerle yazışmaları ve bürokratik işlemleri gecikmeyle yerine getirebildiklerini,

Kendisi parti dışında bir kişi olsa ve Yeşiller Partisi’nin 1992 yılı bütçesini 300 bin lira eksiğiyle tamamladığını görse, o parti hesabına üzüleceğini, daha büyük destek verme ihtiyacını duyacağını, içinde olunca işlerin acı olduğunu, gönüllü bir birlikteliği yaşatmaya çalıştıklarını, çağdaş bir birey kavramını ve güvenilir bir bireye toplumun ne kadar ihtiyacı olduğunu, pratikte ve teoride uygulamaya sokmaya çalıştıklarını, bunun kolay bir iş olmadığını, kendilerinin bunun içinde yaşadıklarını, insanların kalbini kırmamak, onurunu kırmamak gibi bir takım sorumluluklarının olduğunu ve bunları yerine getirmek gerektiğini,

Dışardan partilerine kimin nasıl baktığının kendisini ilgilendirmediğini, ancak kendisi parti içinde olmasa ve dışardan baksaydı partilerindeki çocuklara bir altın madalya verip, onları takdir edeceğini,

Yaptıkları işi çok sevdiklerini ve biçim aykırılıklarının da bilincinde olarak eğer yasaklı duruma düşmezlerse, bundan böyle Eko-liberal bir siyasî hareketin içinde olmak istediklerini, bu siyasî hareketin ülkede liberal çağdaşlıkla, çağdaş çevreciliğin uyum sağlayabileceği bir konsepti içerdiğini ve doğal kimi prosedürlerin içerisinde ne kadar zaman kaybedileceği yolundaki deneyimleri sonucunda biraz daha profesyonel çalışma içerisinde olunması, kesinlikle biçim hatası yapılmaması, biçim hatasının hukukun esasını oluşturduğu, bilincine ulaştıklarını, kendisinin Yeşiller Partisi’ne girmeden önce mahkeme kapısı bilmeyen bir insan olduğunu,

anlatmıştır.

Davalı Parti’nin 21.5.1993 günlü ek savunmasında da, daha önceki savunması ve sözlü açıklamalarında olduğu gibi özetle:

Yeşiller Partisi’nin ülkenin inanılmaz doğal, çevre ve politik kirliliğini gidermek için 1988 yılında kurulduğu,

Bireysel ve toplumsal ahlâk ve erdemlerin gelişmesi için sabırla ve dikkatle çalışırken, bazen zaman bulunamadığı için biçim hatası yapıldığının farkına bile varılamadığı,

Türk siyasî hayatına renk katan ve başka alternatifi bulunmayan partilerinin son yönetim kurulu olarak önceki dönemlere ait 1988 ve 1990 bütçelerini vermelerine karşın bir biçim hatasından ötürü kapatılmaları durumunda, dünya çevre hareketi içerisinde yanlış anlamalara ve tartışmalara neden olunabileceğinin gözününe alınarak Yüce Mahkemenin davaya bir jüri gibi bakmasını istedikleri,

Hukukun üstünlüğüne inandıkları,

Belirtilmiştir.

VI- DAVANIN EVRELERİ

1- Anayasa Mahkemesi 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), K.1991/6 sayılı kararı ile; 11.9.1990 günlü, 1989/10 sayılı kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerine uygun olarak Anayasa Mahkemesi’ne vermeyen Yeşiller Partisi’ne aynı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar verilmesine ve karar örneklerinin adıgeçen partinin genel merkezine de tebliğ edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar vermiştir.

2- Verilen İhtar kararı, Yargıtay Cuumhuriyet Başsavcılığı’nca 19.2.1992’de parti adına tebellûğa yetkili Yeşiller Partisi Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul ŞENOĞLU’na tebliğ edilmiştir.

3- İhtar kararında belirtilen eksikliklerin davalı partice yerine getirilmemesi üzerine durum, Anayasa Mahkemesi’nce 17.11.1992 günlü, 1589 sayılı yazı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmiştir.

4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1993/83 sayılı iddianamesi ile Anayasa Mahkemesi’nden, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 gün ve Esas 1991/5, Karar 1991/6 sayılı ihtar kararının tebliğinden itibaren, yasal süresi içinde, gerçeği yansıtır biçimde ve eksiksiz olarak yerine getirmeyen Yeşiller Partisi’nin, aynı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.

5- Davanın açılması üzerine Anayasa Mahkemesi’nce 19.1.1993 gününde alınan 1992/2 (S.P. Kapatma) sayılı kararında aynen:

“1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen, Yeşiller Partisi’nin kapatılması istemli 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi’nin onanlı bir örneğinin, almalarından başlayarak otuz günlük süre içinde, gerekli görülürse dosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak Anayasa Mahkemesi’ne göndermeleri için adı geçen Parti Genel Başkanlığı’na tebliğine,

2- Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkere de belirtilmesine,

3- Ön savunma geldiğinde esas hakkında düşüncelerini bildirmek üzere onanlı bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

4- Esas hakkındaki düşüncenin onamlı bir örneğinin, ilgili Parti’ye tebliğiyle yine otuz gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine,

5- Verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,

6- Anılan Parti’ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için karar örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

19.1.1993 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

denilmiştir.

6- Anayasa Mahkemesi’nin 19.1.1993 günlü, Esas 1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma) sayılı kararı ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi, davalı Siyasî Parti’nin yetkilisi Ertuğrul ŞENOĞLU’na 18.2.1993’de tebliğ edilmiştir.

7- Davalı Siyasî Parti 17.2.1993 günü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na ön savunmasını vermiştir.

8- Anayasa Mahkemesi’nin 19.2.1993 gün ve 261 sayılı yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.1993 gün ve SP.24.Hz.1991/83 sayılı esas hakkındaki görüşü 4.3.1993’de parti yetkilisi Ertuğrul ŞENOĞLU’na tebliğ edilmiştir.

9- Yeşiller Partisi Başkanlığı’nca Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na 29.3.1993’de sunulan 24.3.1993 günlü savunma yazısında, gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra sözlü açıklama isteminde bulunulmuştur.

10- Anayasa Mahkemesi’nce, davalı Yeşiller Partisi’nin sözlü açıklamalarının 21.5.1993 gününde dinlenilmesine, 27.4.1993 günü oybirliğiyle karar verilerek çağrı gönderilmiştir.

11- 21.5.1993 günü, Anayasa Mahkemesi’nde davalı Siyasî Parti Genel Başkanı Aydın AYAS’ın sözlü açıklamaları dinlenilmiştir.

12- Yeşiller Partisi 21.5.1993’de ayrıca ek savunma dilekçesini de Anayasa Mahkemesi’ne vermiştir.

VII- DEĞERLENDİRME

1- Genel Açıklama

Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında “Siyasî Partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” ilkesine yer verildikten sonra üçüncü fıkrasında da “Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.” denilmektedir.

Siyasî Partilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bu konuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür. Ancak, siyasî Partiler Anayasa’da kamu kurumları olarak nitelenmemiştir.

Siyasal partilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması ilkedir. Siyasî Partiler, belli siyasal düşünce ve erekler çerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyunun özgürce oluşmasında öbür kurumlardan değişik bir ağırlığı bulunan siyasal partiler, yurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan kuruluşlar olarak siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır. Demokrasinin simgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen siyasal partiler, özgürlük ve hukuksallığın ulusal araçları durumundadır.

Devlet yönetimindeki etkinlikleri ve Ulusal iradenin gerçekleşmesinde başlıca araç oluşları nedeniyle, Anayasakoyucu, siyasal partileri öteki tüzelkişilerden farklı görerek kapatılma nedenlerini Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında özel biçimde düzenlemiştir.

Anayasa’nın anılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış; siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa’da yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca izleneceği ve gerektiğinde Anayasa Mahkemesi’nde kapatılmaları için dava açılacağı öngörülmüştür.

Siyasal partilerin uyacakları esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının Anayasa ve yasa kurallarına uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır. Siyasal partilerin, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde olmaları, onların her istediğini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa’nın ikinci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti…demokratik… bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.

2- Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’nın İlgili Kuralları

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca davalı Siyasî Parti’nin, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesi’nin ihtar kararına rağmen yerine getirmemesi nedeniyle aynı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılması istenilmiştir.

Siyasî partilerin uyacakları esaslar Anayasa’nın 69. maddesinde belirlenmiştir. 69. maddenin dördüncü fıkrasında “Siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesi’nce yapılır.”, son fıkrasında “Siyasî partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.” denilmiştir.

Siyasî partilerle ilgili esasları düzenleyen 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın:

Parti bütçeleri ve kesinhesabı düzenleyen 73. maddesinde:

“Siyasî partilerin, bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı ayrı ayrı gelir tahminlerini ve gider miktarlarını gösteren bir yıllık bütçe hazırlarlar ve ilgili takvim yılından önceki Ekim ayı sonuna kadar genel merkeze gönderirler. Bu bütçeler ile aynı süre içinde hazırlanacak genel merkez bütçesi en geç ilgili takvim yılından önceki Aralık ayı sonuna kadar Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenir ve karara bağlanır.

Siyasî partilerin hesapları bilanço esasına göre düzenlenir.

Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir.

Siyasî partilerin bütçeleri, bilançoları, gelir ve gider cetvelleri ile kesinhesaplarının nasıl düzenleneceği partilerin içyönetmeliklerinde gösterilir.”

Anayasa Mahkemesi’nce yapılacak malî denetim -kesinhesabın gönderilmesini düzenleyen 74. maddesinde:

“Siyasî partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesine ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığına vermek zorundadırlar.”,

Diğer nedenlerle dava açılmasını düzenleyen 104. maddesinde de:

“Bir siyasî partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığınca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesine bu siyasî partinin kapatılması için re’sen dava açar.” denilmektedir.

Bu arada Anayasa’nın 10. maddesinin “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” içeriğinin de gözönünde bulundurulması gerekir.

3- Davalı Partinin Durumu :

Davalı Yeşiller Partisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri uyarınca vermesi gereken 1988 yılı kesinhesabını süresinde verememiştir.

Öncelikle, davalı partiye Anayasa Mahkemesi’nin kararı uyarınca, 1988 yılında taşra örgütü bulunduğu halde yalnız Genel Merkez hesabını Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği, iki kez süre verilerek istenmesine karşın taşra örgütü hakkında gerekli bilgileri ve örgüt kurulan iller kesinhesap çizelgeleri ile birleştirilmiş kesinhesap çizelgelerini vermediği için, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca gerekli duyuru yapılmıştır. Gerekli işlemlerin yerine getirilmemesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine Anayasa Mahkemesi’nce Yeşiller Partisi hakkında 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca ihtar kararı verilmiştir.

İhtar kararının tebliğinden başlayarak altı aylık sürenin geçmesine karşın gerekli düzeltmelerin yapılmaması üzerine de, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Anayasa Mahkemesi’ne Yeşiller Partisi’nin kapatılması için dava açılmıştır.

Görüldüğü gibi davalı siyasî Parti yetkilileri, Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri uyarınca Yasa’nın kendilerine yüklediği yükümlülükleri ve yapmaları gereken işleri yapmamış ve aynı Yasa’nın 104. maddesine göre de partilerine ihtarda bulunulmasına neden olmuşlardır.

İhtar kararına karşın Yasa’nın ilgili kurallarının gereğini yerine getirmeyen Yeşiller Partisi yetkilileri, savunma yazılarında ve sözlü açıklamalarında da konuya açıklık getirememiş ve yasal süresi içerisinde istenilen bilgileri ve belgeleri, gerçeği yansıtır bir biçimde ve eksiksiz olarak Anayasa Mahkemesi’ne verdiklerini söyleyememişlerdir. Üstelik davalı Parti’nin ön savunmasında, Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu tarafından bu iş için kurulan komisyon üyelerinin, “hukukî sorumluluğu büyük olan bu vazifeyi istesek de yerine getiremiyebiliriz. Çünkü karşımızda duyarsız kalan il ve ilçelerle, adresleri tesbit edilemeyen ilçeler bulunmaktadır.” diyerek istifalarını Genel Başkana verdikleri anlatılarak, Parti’nin içine düştüğü durum açıklıkla dile getirilmiş, dava nedeni dolaylı biçimde doğrulanmıştır.

Kuşkusuz, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi gözardı edilerek kimi partiler için şöyle, kimi partiler için böyle karar verilmesi olanak dışı olduğu gibi, Siyasî Parti Genel Başkanı’nın sözlü açıklamalarında ileri sürüldüğü biçimde, davaya bir jüri gibi bakarak Yasa’nın kimi kurallarını uygulayıp, kimi kurallarını uygulamamak ve buna göre karar vermek de olanaksızdır.

Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez öğeleri olarak kabul edilen siyasî partilerin, Anayasa’da kendilerine verilen bu değere uygun olarak, görevlerini de Siyasî Partiler Yasası’na uygun ve eksiksiz olarak yerine getirmeleri gerekir. Davalı Parti bu yükümlülüğe uymamıştır ve bunda direnmiştir. Yasal zorunluluklara ve koşullara uymamanın doğal sonucunu yine yasal yaptırım ortaya koyar.

Bu nedenlerle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 günlü, Esas 1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), Karar 1991/6 sayılı ihtar kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını vermeyen Yeşiller Partisi’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılması gerekir.

Güven DİNÇER bu görüşe katılmamıştır.

VIII- SONUÇ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi’yle, Yeşiller Partisi’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenilmekle gereği görülüşüp düşünüldü:

  1. 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 günlü, E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), K.1991/6 sayılı ihtar kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını vermeyen Yeşiller Partisi’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince KAPATILMASINA, Güven DİNÇER’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
  2. Davalı Parti’nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine, OYBİRLİĞİYLE,
  3. Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,

10.2.1994 gününde karar verildi.

Başkan

Yekta Güngör ÖZDENBaşkanvekili

Güven DİNÇERÜye

İhsan PEKEL
Üye

Selçuk TÜZÜNÜye

Ahmet N.SEZERÜye

Haşim KILIÇ
Üye

Yalçın ACARGÜNÜye

Mustafa BUMİNÜye

Sacit ADALI
Üye

Ali HÜNERÜye

Lütfi F. TUNCEL

KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma)

Karar Sayısı : 1994/1

Siyasî Partilere yönelik kurallar Anayasa’nın “Siyasî Haklar ve Ödevler”le ilgili Dördüncü Bölümünde yer alan 68. ve 69. madde­ lerde düzenlenmiştir.

Siyasî Partilerin düzenlendiği 68. ve 69. maddeler, bu maddelerin Anayasa’da yer aldığı bölüm ve özellikle 68. maddenin ikinci fıkrasında yer alan (Siyasî partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.) kuralı, siyasî partilerin Anayasa’da “anayasal bir kurum” olarak benimsendiğini ve düzenlediğini göstermektedir.

Anayasal müesseseler hakkında uygulanacak yaptırımlar ancak anayasalarda düzenlenebilir ve yer alabilir. Başka bir deyişle siyasî partilerin varlığı ve sona ermesi ile ilgili kurallar “Anayasal alan” içindedir.

Anayasa’da kapatma nedeni olabilecek temel kurallar 69. maddenin birinci ve dokuzuncu fıkralarında düzenlenmiştir. Bu kurallara göre; siyasî partiler tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar, Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar ve bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü alehindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu hükümlere aykırı hareket eden siyasî partiler temelli kapatılırlar.

Siyasî partilerin tüzük ve programlarının yapısı ise Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirlenmiştir. Buna göre;

“Siyasî partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.”

“Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.”

Siyasî partilerin kapatılma nedenleri Anayasa’nın 14., 68/3,4 ve 69/1,9 maddelerindeki kurallarla sınırlıdır. Ancak, bu kurallara aykırılık siyasî partilerin kapatılmasına neden olur.

Siyasî partilerle ilgili olarak yapılan ayrıntılı anayasal düzenlemeye göre teşkilatlanma ve malî yönetimle ilgili olarak çeşitli yasaları ihlal ve ihmal eden durumlar siyasî partilerin kapatılmasını değil bunlara başka müeyyideler uygulanmasını gerektirir. Bir teşkilatlanma, yönetim ve muhasebe hatası ve noksanı yüzünden bir siyasî parti kapatılamaz. Çünkü siyasî parti kapatma nedenleri Anayasa’da, sayılarak belirlenmiştir. Bu kapatma nedenlerine ek nedenler yasalarla Anayasa’ya eklenemez.

Siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili olarak yasalarla yapılan ek düzenlemeler Anayasa’nın ilgili kuralları ile çelişki ve aykırılık doğurduğu taktirde Anayasa Mahkemesi yerine göre Anayasa’ya uygunluk denetimi yoluyla bu kuralları iptal ederek veya bu kuralları ihmal ederek Anayasa kurallarına göre hüküm tesis etmek zorundadır.

Olayda Siyasî Partiler Yasası ile klasik bir Anayasa’ya aykırılıkla karşı karşıya değiliz. Yalnız Anayasa ile düzenlenebilecek bir alana Anayasa’nın 68 ve 69. maddelerine adeta Siyasî Partiler Yasası ile ilaveler yapılmıştır. Siyasî Partiler Yasası ile konulan ve parti hesaplarına dayanan siyasî parti kapatma müeyyidesinin olayda uygulanmayarak yalnızca Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerin uygulanması gerekir. Yeşiller Partisi, Anayasa’nın 14., 68. ve 69. maddelerine aykırı bir davranışta bulunmadığından kapatılmaz.

Bu nedenlerle kapatma kararına karşıyım.

Güven DİNÇER

Başkanvekili

Cenazelerin Nakli Antlaşması

0

Cenazelerin Nakli Antlaşması, Avrupa Konseyi tarafından 26 Ekim 1973 tarihinde Strazburg’da düzenlenmiştir. Antlaşma metni Fransızca ve İngilizce olarak kabul edilmiştir. Türkiye, antlaşmayı 17 Nisan 1975 tarihinde 1887 sayılı Kanunla kabul etmiş,  “Cenazelerin Nakli Anlaşması”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 20/5/1975 günlü ve ASGM (ASKD) – 702.478/543 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 günlü ve 244 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 3/6/1975 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Cenazelerin Nakli Antlaşması

Resmi Gazete Tarihi : 6.8.1975
Resmi Gazete No : 15318
Karar Sayısı : 7/10100

Bu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Devletler,

Uluslararası cenaze nakline ilişkin formalitelerin basitleştirilmesi gerektiğini düşünerek,

Özellikle tabutun sızdırmaz olması hususunda gerekli tedbirler alındığı takdirde, ölüme bulaşıcı bir hastalık sebep olsa dahi cenaze naklinin sağlık açısından bir tehlike yaratmadığını göz önünde tutarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır :

Madde 1

1- Sözleşme Tarafları, kendi aralarındaki ilişkilerde bu anlaşma hükümlerini uygulayacaklardır.

2- Bu Anlaşma’da kullanılan “cenazelerin nakli” terimi, ölülerin “hareket ülkesin” den “gidilecek ülke”ye naklini ifade eder. “Hareket ülkesi,” nakil işleminin başladığı “gidilecek ülke” cenazenin nakilden sonra gömüleceği veya yakılacağı yerdir.

3-Bu anlaşma, yakılan naaşların küllerinin nakline uygulanmaz.

Madde 2

1-Bu Anlaşma hükümleri, cenazelerin sözleşen Tarafların ülkelerinden sevkedilmeleri, transit geçişleri veya bu ülkelere kabul olunmaları hususlarında öngörülebilecek azami şartları kapsar.

2-Sözleşen Taraflar, özel durumlarda ve bilhassa sınır bölgelerindeki nakiller konusunda gerek ikili anlaşmalar gerek uyuşma yoluyla varılacak kararlarla daha geniş kolaylıklar tanımak hususunda serbesttirler.

Bu anlaşma ve kararların belirli hallere uygulanabilmeleri için ilgili bütün Devletlerin rızalarının alınması zorunludur.

Madde 3

1- Nakledilen her cenazenin, beraberinde, hareket yetkili makamları tarafından düzenlenmiş özel bir belge (cenaze geçiş izni) bulunmalıdır.

2- Geçiş izni, en aşağı bu anlaşmaya ekli modelde yer alan bilgileri ihtiva etmeli ve düzenlendiği ülkenin resmi dili ya da resmi dillerinden biri ile Avrupa Konseyi resmi dillerinden birinde yazılmış olmalıdır.

Madde 4

Gidilecek ülke ve transit ülkeleri, cenazelerin nakli konusunda mevcut ya da akdedilecek uluslararası sözleşme ve anlaşmaların gerektirdiği belgeler dışında “geçiş izni” nden başka bir belge talep etmeyeceklerdir.

Madde 5

“Geçiş izni”, bu anlaşmanın 8. maddesinde belirtilen yetkili makam tarafından,

a) Cenazelerin nakli ile gerektiğinde defin ve mezardan çıkarma hakkında “Hareket ülkesi” nde yürürlükte bulunan bütün tıbbî, sıhhî, idari ve hukukî formalitelerin yerine getirildiği,

b) Naaşın, bu Anlaşmanın 6. ve 7. maddelerinde belirtilen evsafı haiz bir tabuta konulduğu,

c) Tabutun sadece geçiş izninde adı kayıtlı kişinin naaş ve naaşla birlikte gömülecek ya da yakılacak kişisel nesneleri ihtiva ettiği, saptandıktan sonra düzenlenir.

Madde 6

1-Tabut sızdırmaz olmalı ve içinde emici bir madde bulunmalıdır. “Hareket ülkesi” nin yetkili makamlarınca gerekli görüldüğü takdirde, iç ve dış basıncı dengeleyecek bir temizleyici cihazla teçhiz edilmelidir.

i) Tabut, en aşağı 20 mm. kalınlığında tahtadan yapılıpma bir diş tabut ve dikkatle lehimlenmiş kurşundan ya da kendiliğinden tahrip olan bir başka maddeden yapılma bir iç tabuttan müteşekkil bulunmalı

ii) Veya en aşağı 30 mm. kalınlığında tahtadan yapılıp içi kurşunla yada kendiliğinden tahrip olan bir başka madde ile kaplanmalıdır.

2-Ölüm sebebi bulaşıcı bir hastalık ise, naaş antiseptik bir mahlulle yıkanmış bir kefene sarılacaktır.

3-Nakil hava yolu ile yapılacak ise, bu maddenin 1. ve 2. paragrafları hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tabut bir temizleyici cihazla teçhiz edilmeli ve buna imkân bulunmazsa, hareket ülkesi yetkili makamınca yeterli görülen direnç garantisi verilmelidir.

Madde 7

Tabut normal yük alarak nakledildiği takdirde, tabut olduğu belli olmayacak şekilde ambalajlanmalı ve dikkatle taşınması gerektiği belirtilmelidir.

Madde 8

Sözleşen Taraflardan her biri, 3. maddenin 1. paragraflarında değinilen yetkili makamı, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ ne bildirilecektir.

Madde 9

Bir nakliyat, cenazelerin nakli konusundaki 10 Şubat 1973 tarihli Berlin Düzenlemesi’ne taraf olan bir üçüncü Devleti ilgilendiriyorsa, bu anlaşmaya taraf olan Devletler, anlaşmaya taraf olan diğer Devletlerden yükümlülüklerini Berlin Düzenlemesi’ne göre yerine getirebilmeleri için gerekli tedbirleri almalarını talep edebilirler.

Madde 10

1-Bu Anlaşma Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalamasına açıktır. Üye Devletler,

a) Onay ya da kabul kaydı koymaksızın imzalamak veya,
b) Onay ya da kabul kaydı ile imzalayıp daha sonra onaylamak ya da kabul etmek, Suretiyle anlaşmaya taraf olabilirler.

2-Onay ya da kabul belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi olunacaktır.

Madde 11

1-Bu Anlaşma, üç üye Devletin 10. madde uyarınca Anlaşma taraf oldukları tarihten bir ay sonra yürürlüğe girecektir.

2-Daha sonra onay ya da kabul kaydı koymaksızın imzalayan ya da onaylayan veya kabul eden üye
Devletler bakımından anlaşma imza ya da onay veya kabul belgelerini tevdi ettikleri tarihten bir ay
sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 12

1-Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üye olmayan devletleri anlaşmaya katılmaya davet edebilir.

2-Bu yolla katılma, tevdi tarihinden bir ay sonra hüküm ifade edecek bir katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ‘ne tevdii suretiyle gerçekleşir.

Madde 13

1-Sözleşen Taraflardan her biri, imza ya da onay, kabul veya katılma belgesini tevdi sırasında Anlaşma’yı uygulayacağı ülkeyi ya da ülkeleri tasrih edebilir.

2-Sözleşen Taraflardan her biri, onay, kabul ya da katılma belgesini tevdi sırasında veya daha sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne göndereceği bir bildiri ile, uluslararası ilişkilerinden sorumlu ve adına taahhütlerde bulunmaya yetkili olduğu diğer ülkelere bu Anlaşma hükümlerini teşmil edebilir.

3-Yukarıda paragraf uyarınca yapılan herhangi bir bildiri, Anlaşmanın 14. maddesinde belirtilen usule uygun olarak geri alınabilir.

Madde 14

1-Bu anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
2-Sözleşen taraflardan her biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir ihbarla Anlaşmayı kendi bakımından feshedebilir.
3-Fesih, ihbarı alındığı tarihten altı ay sonra hüküm ifade eder.

Madde 15

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a) Onay ya da kabul kaydı bulunmayan her imzalamayı,
b) Onay ya da kabul kaydı bulunan her imzalamayı,
c) Her onay, kabul veya katılma belgesi tevdiini,
d) 11. madde uyarınca Anlaşma’nın yürürlüğe giriş tarihlerini,
e) 13. maddenin 2. ve 3. paragrafları uyarınca aldığı her bildiriyi,
f) 14. madde uyarınca aldığı her ihbarı ve feshin hüküm ifade edeceği tarihi,
g) 8. madde uyarınca kendisine iletilecek her bildiriyi,

Konsey üyeleri ile Anlaşma’ya katılmış bulunan devletlere bildirilecektir.

Yukarıdaki kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, işbu Anlaşmayı imzalamışlardır.

Avrupa konseyi arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde, her iki metin de ayni derecede geçerli
bulunmak üzere, Fransızca ve İngilizce olarak 26 Ekim 1973 tarihinde Strazburg’ da düzenlenmiştir.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri imza eden ve katılan devletlerin her birine bu sözleşmenin aslına
uygun örneklerini iletecektir.