Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Sulhi Dönmezer

0
Sulhi Dönmezer

Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer 10 Şubat 1918 tarihinde İstanbul’da doğmuş, 1934 yılında İstanbul Erkek Lisesini ve 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Dönmezer, 1938 yılında Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku asistanlığına başlamış, 1942 yılında Prof. Dr. Tahir Taner’in danışmanlığında doktorasını tamamlamış, doçentlik sınavını vererek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku kürsüsüne atanmıştır.

1946-1948 yıllarında Amerika Illinois Üniversitesi’nde araştırmacı misafir öğretim üyesi olarak çalışan Sulhi Dönmezer, 1949 yılında Profesör olmuştur. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı’na seçilmiş, 1957 yılında ise Ordinaryüs Profesörlüğe terfi etmiştir.

1943 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kriminoloji Enstitüsü’nün kurulması çalışmalarına katılmış, 1955-1985 yılları arasında bu enstitü ve araştırma merkezinin müdürlüğünü yapmıştır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 47 yıl hizmet verdikten sonra 1985 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olmuştur.

İdari Görevleri

Ord. Prof. Dr. Dönmezer, emekliliğinden sonra 1995 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kriminoloji, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ise Toplumbilim ve Türkiye’nin Sosyal Bünyesi derslerini vermiştir. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde de dersler vermiş, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde 1955 yılından 1985 yılına kadar Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku kürsüsü direktörlüğünü yürütmüştür. Yüksek Öğretim Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra, Ana Bilim Dalı Başkanlığını ve Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanlığını yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku (genel hükümler), Ceza Hukuku (özel hükümler), Kriminoloji ve Ceza Muhakemeleri Usulü derslerini; İktisat Fakültesine bağlı Gazetecilik Enstitüsü’nde Basın Hukuku derslerini okutmuştur. Bu Enstitünün rektörlüğe bağlı bir Yüksek Okul olmasından sonra da bir süre Sosyoloji dersi vermiştir.

İstanbul  Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Yargı Yüksek Okulu ile İstanbul İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi, Marmara Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Kadir Has Üniversitesi gibi birçok okulda derslere girmiş, doktora ve yüksek lisans derslerine katılmış, jürilerde görev almıştır.

İdari Görevleri ve Mevzuata Katkıları

1950-1952 Bakanlıklararası Antidemokratik Kanunları Ayıklama Komisyonu Üyeliği yapmıştır.

1950-1961 döneminde af kanunlarını hazırlayan komisyonlara başkanlık yapan Dönmezer, Basın Kanunu’nu hazırlayan komisyonun çalışmalarına katkı vermiş,1962-1963 yıllarında Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un hazırlanması aşamasında çalışmış, 1961 Anayasası’nın ifade özgürlüğü, basın ve temel ceza hükümlerini hazırlayan alt komisyon başkanlığını ve Ceza Kanunundan Antidemokratik Hükümleri Ayıklama Komisyonu Başkanlığını yürütmüştür.

1961 Anayasa Tasarısını hazırlayan İstanbul Komisyonunu kurduğu ve basın ve ceza hukukuna ait hükümlerin hazırlanmasıyla görevlendirdiği komisyonun başkanlığını yapmıştır. 1951 ve 1961 Af Kanunlarını hazırlayan komisyonların raportörlüğünü yapmıştır.

Dönmezer, yurt dışında, Fransa, Hollanda, Portekiz, ABD, İran, Pakistan’da çeşitli üniversitelerde dersler ve konferanslar vermiş; 1975-1980 yılları arasında Avrupa Konseyi Kriminolojik Bilimler Konseyi üyeliğine seçilmiştir.

1988-1994 yılları arasında Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu üyeliği yapmış; 1988 yılında Atatürk Dil ve Kültür Merkezi’ne bağlı Atatürk Araştırma Merkezi üyeliğini yürütmüştür.

1950-2001 yılları arasında, Başbakanlık, Adalet, İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları tarafından önemli yasal düzenlemeler için oluşturulan komisyonlarda başkanlık ve üyelik görevlerinde bulunmuştur. 1981 Anayasası hakkında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin görüşlerini saptayan komisyonun başkanlığını, 1961-1985 yılları arasında Türk Ceza Kanunu’nda ve Usul Kanunu’nda yapılan değişiklikleri değerlendirme hususlarındaki üniversite komisyonlarının başkanlığını, 1984-2001 yılları arasında Yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, İstinaf Mahkemeleri Teşkili Hususundaki Kanun, Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkındaki Kanun ve Cezaların İnfazını İzleme Komisyonlarının Teşkili Hakkındaki Kanun’un hazırlanması ile bu kanunların uyum kanunlarını hazırlamakla görevlendirilen komisyonların başkanlığını, Çıkar Amaçlı Örgüt Suçları ile Mücadele Kanununu hazırlayan komisyonun başkanlığını yürütmüştür.

Sivil Toplum Çalışmaları ve Ödülleri

Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, 1961-1985 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası’nın editörlüğünü, Türk Eğitim Vakfı’nın kuruculuğunu ve Mütevelli Heyeti Başkanlığını, Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliğini, 2001 yılında Uluslararası Ceza Hukuku Derneği’nin Türkiye şubesini oluşturmak üzere Ceza Hukuku Derneği’nin kuruculuğu ve başkanlığını yürütmüştür. Milletlerarası Kriminoloji Derneği Yönetim Kurulu üyeliği; Milletlerarası Ceza Hukuku Derneği, Milletlerarası Sosyoloji Derneği, Milletlerarası Basın Enstitüsü, Monaco Adli Tıp Merkezi üyelikleri ile Amerika Suç ve Suçluluk Milli Konseyi muhabir üyelikleri üstlendiği diğer çalışmalardandır.

İstanbul Üniversitesinden “hukuk” dalında ve  Marmara Üniversitesinden “toplumbilim” dalında ”Fahri Doktor” unvanı kazanmıştır.

Aydınlar Ocağı tarafından kendisine “Şeyhül Müderrisin” (Hocaların Hocası) unvanı verilmiştir.

Ceza Hukuku, Kriminoloji, Toplumbilim ve Operasyonel Kriminoloji alanlarında çok sayıda eseri, makalesi ve araştırması bulunmaktadır.

Basın Hukuku ve Kriminoloji dersinin ayrı bir öğrenim dalı olarak kabul edilmesine katkıları olmuştur.

Türk Ceza Hukuku’nun ülkemizdeki kurucularından olan ve binlerce hukukçu yetiştiren Dönmezer, 3 Ağustos 2004 tarihinde, 86 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir. 5 Ağustos 2004 tarihinde devlet töreni ile İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde defnedilmiştir.  İngilizce ve Fransızca bilmekte, iki çocuğu bulunmaktaydı.

Eserleri

Dönmezer, Prof. Dr. Sahir Erman ile birlikte hazırladıkları “Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku” başlığını taşıyan üç ciltlik eser Türk hukuk tarihinde önemli bir yere sahiptir. “Şahıs ve Mal Aleyhine İşlenen Cürümler”, “Genel Adap ve Aile Düzeni Aleyhine İşlenen Cürümler”, “Genel Ceza Hukuku Dersleri”, “Ceza Hukuku Özel Hükümler Dersleri”, “Ceza Hukuku Meseleleri”, “Ceza Usul Hukuku Meseleleri”, “Kriminoloji“, “Basın Hukuku”, “Sosyoloji” diğer eserleridir.

Sulhi Dönmezer imzasını taşıyan ceza hukuku alanındaki kitapların sayısı 100 civarındadır.

İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuasında, Baro Dergisinde, Adalet Dergisinde ve diğer yabancı ve yerli hukuk mecmualarında, kollektif eserlerde Fransızca, İngilizce ve Türkçe olarak yayınlanmış yüzlerce inceleme, araştırma ve makalesi bulunmaktadır.

Dönmezer,1938 yılından itibaren günlük gazetelerde, güncel konular üzerinde, hukuki ve sosyal meselelerde düşünce ve değerlendirmeleri yayınlamıştır.

Montesquieu

0

Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu), 18 Ocak 1689 tarihinde Fransa’nın güneybatısındaki Bordeaux’ta, Brede şatosunda aristokrat sınıfından bir ailede dünyaya geldi. (Ölümü: 10 Şubat 1755)

Katolik Juilly kolejinde okuduktan sonra Bordeaux’da hukuk eğitimi aldı ve 1708’de avukat oldu. 27 yaşında iken, Bordeaux Parlamentosunda görev aldı.

Hukuk felsefesi alanında döneminin en önemli şahsiyeti ve Fransız aydınlanmasının en önde gelen  bilim insanlarından biriydi.

İran Mektupları

İlk eseri 1721 yılında kaleme aldığı İran Mektupları’dır.  Eser, Perslerinki de dahil olmak siyasi ve sosyal sistemleri sorguluyordu. Bu eserin ilgi görmesi üzerine, Avusturya, Macaristan, İtalya, Hollanda ve İngiltere’ye giderek fikirlerini anlattı. İngiltere’de monarşinin işleyiş biçimini gözlemleme imkan buldu. Daha sonra bilimsel çalışmalarına yoğunlaşmak amacıyla Brède şatosuna çekildi ve kendisini eserlerine adadı. Doğa bilimlerine, hukuk felsefesine, toplumsal yaşamın kurallarına ve devlet yönetimine dair derin araştırmalarda bulundu.

1734 yılında Romalıların Yükselişi ve Çöküşünü yazdı.

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü

1748 yılına gelindiğinde, tüm dünyada bilinen, hukukçuların, felsefecilerin siyaset bilimcilerin ve sosyologların başyapıt olarak kabul ettiği Kanunların Ruhu Üzerine isimli eseri yayımlandı. Bu eser Fransa’da tüm kesimler tarafından eleştirildi ve Katolik kilisesi tarafından yasaklandı.

Kanunların Ruhu Üzerine -De L’esprit Des Lois

Montesquieu, anayasaların somut özelliklerine ve güçler ayrılığı ilkesine özel bir önem verdi. Bu ilke kendi ülkesinde derhal uygulanmasa da dünyanın diğer ülkelerinde ciddiye alındı ve dünya hukuk sistemlerini derin bir şekilde etkiledi. Batı demokrasilerinin kuruluş ilkelerinin belirlenmesinde ve tanımlanmasında bu ilke belirleyici oldu.

Montesquieu’nun fikirleri, 10 Şubat 1755 tarihinde hayata veda edişinden sonra daha etkili oldu. Toplum, hukuk ve yönetim tarzı konusunda gerçekleştirdiği karşılaştırmalı araştırma ve analizler eserlerini ölümsüzleştirdi.

1791 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde özgürlükle ilgili görüşleri belirleyici oldu. Siyasal tarihin akışına fikirleri ile damga vurdu.

Montesquieu 10 Şubat 1755’te Paris’de yaşama veda etti.

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni

Adaletin Çöküşü

0
Akın Atalay 

Adaletin Çöküşü – Akın Atalay 

Bitkisi olmayan gübre, sadece zehirdir. Hapishanede yatarı olmayan bir suçtan tutukluluk ise, sadece bir “hürriyeti tahdit” suçunun yasal kılıfa büründürülmüş halidir.

Hukuk, bazen doğa kanunlarına meydan okur ama bu meydan okuma genellikle bir “mantık cinayeti” ile sonuçlanır. Bugün, sonucunda hapis yatmayacağı kanunla sabit olan birinin tutuklu kalmasındaki o akıl dışı karanlığı konuşuyoruz.

Yeni infaz düzenlemesi ve “örtülü af”

Birkaç defa yazdık. 1 buçuk ay önce çıkan yasa ile örtülü af niteliğinde infaz yasasında önemli bir değişiklik yapıldı. Bu yeni yasal düzenleme ile 31 Temmuz 2023 ve öncesindeki tarihlerde işlenen suçlardan dolayı hüküm giyenler için (terör ve örgütlü suçlar, belirli kasten öldürme suçları, depremle ilgili öldürme suçları ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hariç) hapis cezalarının infazı artık 1/2’si koşullu salıverilme ve kalan sürenin dört yılı da denetimli serbestlikle geçirilmesi olanağı getirildi. Buna göre, toplamda dört ay hapiste kalan hükümlülere erken tahliye hakkı tanındı.

Böylece örneğin 8 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş biri, mesela tutuklu olarak dört ay hapiste kalmışsa hiç cezaevinde kalmadan tahliye edilme olanağına kavuşmuş oldu. Nitekim, bu yasa nedeniyle son bir ayda 40 bini aşkın hükümlü cezaevlerinden tahliye edildiler.

Yatarı olmayan suçun tutukluluğu

Bu durum üzerine demiştik ki, bu yasa kapsamında suç işlediği iddiasıyla yargılanan ve 3-4 aydan beri tutuklu bulunan biri, işlediği iddia edilen suçun kanundaki cezası itibariyle hüküm giyse bile hapiste yatmayacaksa neden hâlâ tutukludur? Bunun aklen, mantıken, hukuken nasıl bir izahı olabilir?

Gelgelelim, bu ağır hukuksuz ve akıl dışı durum ısrarla devam ettiriliyor. Suçluluğu sabit görülüp hüküm giyecek olsa bile hapiste yatmayacak yüzlerce, binlerce insan, tutuklama tedbiri adı altında hapiste tutulmaya, yasaya rağmen özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam ettiriliyor.

Ölçülülük ilkesinin ihlali: Sıfır sonuçlu denklem

Modern ceza hukukunda ve bizim kanunumuzda tutuklama, bir ceza değil; delilleri koruma veya kaçmayı önleme amaçlı bir “koruma tedbiri”dir. Ancak infaz yasasına göre dışarıda kalacağı yasal bir veri olan kişiyi tutuklamak, bu tedbiri doğasından koparıp “erken ve yasal olmayan bir infaza” dönüştürür.

Hukuk tekniği açısından buradaki en büyük sakatlık, “Ölçülülük İlkesi”nin ihlalidir. Eğer bir fiilin nihai sonucu hapiste yatmayı gerektiren bir ceza değilse, o sürece giden yolda kişiyi hapiste tutmak, bir denklemin sonucunun sıfır çıkacağını bilip, işlem basamaklarında devasa sayılar kullanmaya benzer. Hukuk burada kendi matematiksel tutarlılığını yitirir.

Hukuki entropi: Geri dönülemez küller

Vakit tamamlandığında, yargı süreci tamamlandığında bu tutuklamanın müsebbibi olanlar “Pardon, burada zaten hapis yatılmayacakmış” diyerek kapıları açarlar. Ama geriye ne kalmıştır? Entropi yasası hükmünü sürmüştür bir kere. O hayat artık eski hayat değildir. O zaman artık o zaman değildir.

“Yatmayacak olanı yatırmak”, yargının bir güvenlik önlemi değil, bir cezalandırma pratiği haline geldiğinin itirafıdır. Bu durum, hukukun rasyonelliğini yitirip yargı görevlileri eliyle “intikamcı bir araca” dönüştürülmesidir. İnfazı olmayacak bir ceza için insan hapsetmek, hukukun adalet üretmeyi bırakıp bir “yok etme makinesine” dönüşmesidir. Ortada bir suçun bedeli yoktur, olsa olsa bir hayatın geri döndürülemez külleri vardır.

Tarım analojisi: Boş toprağı yakmak

Bu durumu bir tarım analojisiyle düşünün. Toprağın altında bir tohum yok. O topraktan hiçbir meyve çıkmayacağı, hiçbir başağın filizlenmeyeceği genetik bir gerçek. Ama siz, sanki orada bir orman büyüyecekmiş gibi, o boş toprağa her gün en ağır, en yakıcı kimyasal gübreleri döküyorsunuz.

Buna “bakım” diyebilir misiniz? Hayır. Bu, toprağı beslemek değil; onu yakmaktır, kavurmaktır, bir daha üzerinde hiçbir şey yetişemeyecek şekilde zehirlemektir. Besleyecek bir hayat bulamayan o “tutukluluk gübresi”, doğrudan doğruya toprağın, yani insanın özünü kurutur.

Sonuç: Adaletin trajik ölümü

Yazının devamını T24 web sitesinden okuyabilirsiniz 

Akın Atalay

0
Akın Atalay 

Avukat Akın Atalay 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu ve stajını tamamladıktan sonra İstanbul Barosuna kaydolarak serbest avukatlık yapmaya başladı. Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi, Barış Girişimi gibi sivil toplum örgütlenmelerinde yer aldı. 

İstanbul Barosu Susurluk Çetesi Araştırma Komisyonu üyeliği yaptı.

Türk Ceza Hukuku Derneği Başkan Yardımcılığı görevini deruhte etti.

1992 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesinde avukatlık, hukuk müşavirliği, yönetim kurulu üyeliği görevlerini sürdürdü. Akabinde Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği ve Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü.

Çeşitli hukuk dergilerinde ve günlük gazetelerde özellikle Basın Hukuku, Ceza Hukuku, Ceza Yargılaması Hukuku alanlarında makaleleri yayınlandı.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hakkında açılan soruşturma kapsamında yakalama kararı çıkarıldı. Almanya’dan Türkiye’ye döndüğünde Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı ve ardından 12 Kasım 2016’da tutuklandı. Yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının Yargıtay tarafında bozulması üzerine 25 Nisan 2018 günü tahliye edildi.

Fikri çalışmalarına dava sürecinde ve sonrasında devam etti. Tarihe iz bırakan bir çok manifestoya imza attı. Toplumsal davalarda avukat olarak yer aldı.

Akın Atalay, fikirlerini çeşitli dergi ve gazetelerde dile getirmeye devam etmektedir. Son yıllarda yazılarını T24’te yayımlamaktadır. 

Ertuğrul Kürkçü

0
Ertuğrul Kürkçü

Ertuğrul Kürkçü, 5 Mayıs 1948’de Bursa’da doğdu.  18 Ekim 1970’te Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV – GENÇ) Genel Başkanlığına seçildi. Mahir Çayan ve arkadaşlarının 30 Mart 1972’de öldürüldüğü Kızıldere olayından sağ kurtulan tek kişi oldu. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı ve ölüm cezasına mahkûm edildi, 1974’te çıkarılan genel Af Yasası ile cezası 30 yıla çevrildi; 14 yıl hapis yattı. 1986’da yapılan infaz yasası değişikliğiyle tahliye oldu.

Cezaevinde iken Karl Marx’ın biyografisini Türkçeye çevirdi. Serbest bırakıldıktan sonra, İletişim Yayınları için tasarladığı Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi‘nin yayın yönetmenliğini yaptı.

1996’da ÖDP’nin kurucuları ve Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasında yer aldı. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. dönem milletvekili genel seçimlerinde Mersin’den bağımsız milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.

7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı olarak İzmir 1. Bölge’den yeniden seçilerek milletvekili oldu. TBMM’nin hükûmet kuramaması üzerine tekrarlanan 1 Kasım 2015 seçimlerinde  HDP adayı olarak İzmir 1. Bölge’den tekrar seçildi.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile bu komisyonun Cezaevleri, Şiddetten Kaynaklanan Yaşam Hakkı İhlalleri, Kadına Karşı Şiddet ve Uludere Katliamını inceleyen alt komisyonlarında ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk delegasyonu ve AKPM Birleşik Sol Grubu içinde BDP-Blok Grubunun üyesi olarak çalıştı. Parlamenterliği döneminde ayrıca Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonu, Çevre Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yer aldı.

AKPM’de Türk delegasyonu üyesi olarak Birleşik Avrupa Solu Grubunda yer aldı ve görev döneminin sonuna kadar Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi ve İlerici Enternasyonal Danışma Kurulu Üyesidir. 

Hapishane Müdürü

0
Hapishane Müdürü (The Warden), modern İran’ın uyguladığı ölüm cezasına ve adaletsizliğe meydan okuyan uzun metraj bir hukuk filmidir.
Film, yerel hikayesi üzerinden evrensel mesajlar vermektedir. İdam cezası ve otoritenin kötüye kullanılması konuları hakkında sade bir yapımdır.
Hapishane Müdürü’nün sahnelerinin neredeyse tamamı yapım için inşa edilmiş eski bir hapishanede çekilmiştir.

The Warden, 1966’da yılında Güney İran’da, havalimanı genişletme projesine yer açmak için tahliye edilen bir hapishanenin tahliye edilmesi hikayesinden hareketle sinemaya aktarılan olaylar zincirini ve yaşanan dramı işlemektedir.

Film, Rıza Şah Pehlevi’nin İran’ı yönettiği ve erkeklerin kravat ve takım elbise, kadınların döpiyes giydiği, İranlıların Batılı bir yaşam tarzı yaşadıkları bir dönemde geçen sürükleyici hikayeye dayanmaktadır. Filmin içinde bir aşk hikayesi de bulunmaktadır.
Polis şefliğine terfi eden ve hayatında yeni bir sayfa açtığını düşünen hapishane müdürü, yeni görevini devralmadan önce mahkumları yeni bir binaya nakletme görevini yerine getirmek zorundadır. Hapishane müdürü Binbaşı Jahed, emrindeki tüm mahkumları yeni hapishaneye transfer etmiş ancak “Hintli” adlı bir mahkum ortalıklardan kaybolmuştur. Müdür, mahkumu bulmak zorundadır.
Sıradan bir köylü olan Hintli, toprak sahibini öldürmekle suçlanmış ve idam cezasına çarptırılmıştır. Hapishane Müdürü, hem itibarını korumak hem de kariyerini kurtarmak için, amirleri öğrenmeden önce Hintli’yi bulmalıdır. Bir süre sonra bir vicdan ve adalet muhasebesine girişecektir.
Jahed, siyasi sisteme bağlı biridir ve görevini ihmal etmek istememekte, “rütbe için değil, gerçek değerler için” ilerlemekte, katı bir görev duygusu ve adanmışlığıyla gurur duymaktadır. Jahed, zorlukla kazandığı terfinin parmaklarının arasından kayıp gittiğini hissetmektedir.
Filmin Sinematografik Özellikleri  ve Aldığı Ödüller

Javidi tarafından yazılan senaryo, seyirciyi hikayenin sonuna kadar takip etmeye zorlamakta ve heyecanlı iniş çıkışlarıyla koltuğa bağlamaktadır. Şimşek sesiyle başlayan film karanlık bir atmosferle başlamakta ve gökyüzünden aşağı süzülen kamera bir hapishaneye odaklanmakta, izleyici de kamerayla birlikte hikayeye katılmaktadır. Özenli bir tasarıma sahip hapishane sahneleri, anlatılacak hikaye için en mükemmel atmosferi oluşturmuştur. Hapishane müdürü olan ana karakter üzerinden tanımlanan diğer figürler film ile amaçlanan sorgulama ve arayışa hizmet etmektedir.

Yerel bir hikaye etrafında evrensel insan hakları ögelerine vurgu yapan film belirsizlikle son bulmaktadır.

Set, kostüm, makyaj tasarımları ve özel efektlerin tamamı senaryoya hizmet edecek ustalıkla kullanılmıştır. Karakterlerin tasarımı mükemmel bir işçilikle yansıtılmıştır. Sağanak yağmur altında kurulan bir darağacı, filmin ilk vurucu sahnesidir. Sonu belli olmayan bir hikaye etrafındaki gerilim, bilinmezlik ve romantizm filme denge katmaktadır. Filmin odağındaki mahkum film boyunca hiç görülmemekte, adeta yokluğuyla kendini var etmekte, oyunculuğun gücü ile görünmeyen asıl karakter resmedilmektedir. Üstelik yobazlığa meydan okuyarak !

The Warden, 37. Fajr Film Festivali’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo dahil olmak üzere altı kategoride aday gösterilmiş ve özel jüri ödülünü almış ancak Hollywood  tarzında olmakla eleştirilmiştir.

2019 yılında Suç ve Ceza Film Festivali’ne katılan tek İran filmi  Hapishane Müdürü olmuştur.

Film; São Paulo Uluslararası Film Festivali, BFI London Film Festivali, Golden Horse Film Festivali ve Tallinn Black Nights Film Festivaline katılmış; an iyi oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu ve  en iyi film kategorilerinde bir çok ödüle aday gösterilmiştir.

Film Özeti / The Warden – Hapishane Müdürü (Sorkhpoost)
Yönetmen Nima Javidi
Vizyon Tarihi 1 Şubat 2019
Yönetmen Nima Javidi
Süre 100 Dakika
Ülke İran
Yapımcı Mehdi Badrloo
Hikâye Nima Javidi
Oyuncular Navid Mohammadzadeh, Mani Haghighi, Habib Rezaei, Atila Pesiani, Parinaz Izadyar, Setareh Pesyani, Ismaeel Pourreza, Yadollah Shademani
Müzik Ramin Koosha
Görüntü yönetmeni Houman Behmanesh
Senaryo Nima Javidi
Stüdyo
Dağıtıcı Iranian Independents
Türü Dram , Gizem , Romantik
Renk Renkli
Yapım yılı 2019
Süre 100 dakika
Dil Farsça

9 Şubat – Hukuk Takvimi

0
9 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1619 İtalyan filozof ve ateizm kuramcısı Giulio Cesare Vanini yakılarak infaz edildi. (1585 – 9 Şubat 1619) Vanini, küçük yaşta Cizvitler’in yönettiği okullarda okudu ve Napoli Üniversitesi’nde eğitim aldı.  1606’da hukuk doktoru oldu. 1612 yılında İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı. Fikirleri ve din alanındaki görüşleri nedeniyle ihanetle suçlandı. İngiltere’de iken Hristiyanlığın Tanrısını kabul etmediğini ilan etti ve görüşlerini yaymak için Hollanda’ya, Lyon’a, Paris’e gitti. 1619 yılında, 33 yaşında iken ateizm suçlamasıyla yakılarak idam edildi. Kitapları hala Vatikan’ın ‘Yasak Kitaplar Listesi’ndedir.
1737 Amerikalı siyasi aktivist, filozof, yazar, siyaset kuramcısı ve devrimci Thomas Paine (9 Şubat 1737 – 8 Haziran 1809) dünyaya geldi. Düşünceleriyle Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı ve Fransız Devrimi’ni etkilemiştir.aine’in özellikle Common Sense (1776) ve Rights of Man (1791) adlı eserleri, özgürlük, eşitlik ve halk egemenliği fikirlerini yayarak modern demokrasinin gelişimine katkı sağlamıştır.
1893 Avukat ve siyasetçi Georgios Athanasiadis–Novas doğdu. (Ölümü: 10 Ağustos 1987) Atina Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1926 yılında Aetolia-Acarnania vilayetini temsil eden Yunan Parlamentosu’na seçildi. Ticaret avukatı olarak uzmanlaştı.  1945’te İçişleri Bakanı, 1950’de Eğitim Bakanı ve 1951’de Sanayi Bakanı olarak görev yaptı. 1964’te EK’nin iktidara gelmesinden sonra Yunan Parlamentosu Başkanı oldu.
1909 Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Dean Rusk doğdu. (Ölümü: 20 Aralık 1994) Boalt Hall hukuk fakültesinde eğitim gördü. 1933’te Cecil Barış Ödülü’nü aldı. Marshall Planı’nı ve Birleşmiş Milletler’i destekledi. 1950’de Asya’yı en iyi kendisinin bildiğini savunarak, kendi isteğiyle Uzak Doğu işlerinden sorumlu devlet bakan yardımcılığına getirildi. 1961’den 1969’a kadar, John F. Kennedy ve Lyndon B. Johnson’un Başkanlıkları döneminde, Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü. Cordell Hull’un ardından Dışişleri Bakanlığı görevini en uzun süre yürüten ikinci kişi oldu.
1925

Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Mecliste Ali Çetinkaya tarafından  kaza kurşunuyla vurularak yaralandı ve 14 Şubat 1925’te hayatını kaybetti.

1934

Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Atina’da Balkan Antantı imzalandı.

1940 Çatışma ve şiddet araştırmaları konusunda uzmanlaşmış, Kolombiyalı kadın sosyolog María Teresa Uribe doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2019)
1950 Hukukçu ve Yargıtay Eski Başkanı Ali Alkan doğdu.

Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan
1956 Hukukçu, bürokrat, akademisyen ve eski parlamenter Oktay Vural doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1983 yılında Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde Yüksek Lisans, 1987 yılında ise Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İktisat Doktorası derecesini aldı. 1988 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Yardımcı Doçent oldu. BOTAŞ Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği, Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü, Demokraside Birlik Vakfı Üyeliği, NATO Parlamenter Asamblesi  Üyeliği, İzmir Milletvekilliği, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu başkanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı yaptı. 23. ve 24. dönem TBMM MHP Grup Başkanvekili olarak görev yaptı.
1956

Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapmakta olan Türk bilim insanı Prof. Dr. Şeyla Benhabib doğdu.

Prof. Dr. Seyla Benhabib
1962 Jamaika, İngiliz Milletler Topluluğu içerisinde bağımsız bir ulus oldu.
1968

Zonguldak Ereğli Kömür İşletmeleri’nde üç gündür sürmekte olan olaylar bugün sona erdi, işçiler ocağa indi. Toplam zararın 10 milyon lirayı bulduğu açıklandı. Bu arada olaylar sırasında işçileri tahrik ettiği iddiasıyla yakalanan 2 işçi tutuklandı.

1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirildi ve genel başkanlığa da Alparslan Türkeş seçildi.
1972

Maden işçilerinin grevi dolayısıyla Londra’da Olağanüstü hâl ilan edildi.

1973

TBMM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasını öngören Anayasa değişikliği ile ilgili maddeyi kabul etmedi. Madde 15 Şubat 1973’te yapılan ikinci toplantıda üç oy farkıyla kabul edildi. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26 Haziran 1973 yılında 1773 nolu kanun ile mecliste düzelendi, Resmi Gazetenin 11 Temmuz 1973 tarihli sayısında yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girdi. Bu kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri ilk kez kuruldu.

1973

83 Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı.

1988

Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bulunan yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlü, cezaevi koşullarını ve yakınlarıyla Kürtçe konuşturulmamalarını protesto için süresiz açlık grevine başladı.
1988

Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, 2000’e Doğru dergisinde çıkan MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) raporundaki bazı iddialara adının karışması üzerine kendisi hakkında soruşturma açılması için Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e başvurdu.  2000’e Doğru dergisi toplatıldı.

1994

  • İnsan Hakları Derneğinin Ocak ayı raporu yayınlandı. Rapora göre, Ocak ayı içinde 55 kişi faili meçhul cinayete kurban gitti, 10 kişi gözaltında kayboldu. İHD Genel Başkanı Akın Birdal insan hakları ihlallerinin artması nedeniyle bundan böyle aylık rapor yayınlamayacaklarını açıkladı.
  • Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasındaki Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesi Anlaşması 9 Şubat 1994 tarihinde imzalandı.
1995
  • Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Disiplin ve Ödül Yönetmeliği’ni açıkladı. Yönetmelik okul müdürlerine, kız öğrencilere bekaret kontrolü yaptırma yetkisi veriyordu. Türkiye’nin dört bir yanında “bekaret kontrolüne hayır” eylemleri başladı. İzleyen günlerde, Bakan Nevzat Ayaz kontrol yapılmayacağına ilişkin bir genelge yayınladı.
  • Yaşar Kemal ve Erdal Öz “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” kitabında yer alan Yaşar Kemal’in 2 yazısından dolayı DGM’de ifade verdi.

2024

Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter yaşamını yitirdi. (30 Mart 1928, Paris – 9 Şubat 2024, Paris) İdamın kaldırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bireysel başvuru hakkının tanınması için çalışmaları bulunmaktadır. Çok sayıda fahri doktorası bulunmaktadır. 

2026

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Türkiye tarihine geçen skandal sonrası, tehdit ve hakaret suçlamasıyla CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında suç duyurusunda bulundu. Keçiören Belediyesi, belediye başkan yardımcıları ve müdürler dahil tüm personele uyuşturucu testi zorunluluğu getirmesi ile de gündeme gelmişti.

9 Şubat – Hukuk Takvimi

Azerbaycan – Türkiye Stratejik İşbirliği Antlaşması

0

Azerbaycan – Türkiye Stratejik İşbirliği Antlaşması 16 Ağustos 2010 tarihinde düzenlenen ve  23 maddeden oluşan Uluslararası Antlaşmadır. Antlaşma, Azerbaycan adına Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye adına 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından imzalanmıştır. Türkiye ve Azerbaycan ülkelerinden birine karşı askeri saldırı veya saldırı durumunda diğer ülkenin tüm imkanlarını kullanarak saldırıya uğrayan tarafa yardım etmesi öngörülmüştür. Antlaşma, 21 Aralık 2010 tarihinde Azerbaycan Millî Meclisinde kabul edilmiştir.  Şubat 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak Resmi Gazetenin 28 Mayıs 2011 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ ARASINDA STRATEJİK ORTAKLIK VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASI

Bundan sonra Taraflar olarak adlandırılacak Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti, 9 Şubat 1994 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasındaki Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesi Anlaşması”ndan ve “Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Protokolü”nden hareketle ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Anlaşması’na bağlı olduklarını ifade ederek,

Ortak değerler, tüm alanlarda işbirliği, karşılıklı güven anlayışı ve her iki ülkenin çıkarlarına karşılıklı saygı temelinde geleneksel dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin daha da güçlendirilmesi azmine sahip olarak,

Birbirinin içişlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini teyit ederek, bağımsızlıklarına, egemenliklerine, toprak bütünlüklerine yönelik silahlı saldırı halinde gerekli karşılıklı yardım önlemlerinin hayata geçirilmesinin zaruriliğini vurgulayarak,

Milli güvenliklerinin sağlanmasının, ekonomik kabiliyetlerinin güçlendirilmesinin ve ortak değerlerinin korunmasının Tarafların en öncelikli hedefleri olması itibarıyla siyasi, ekonomik, enerji, kültürel, insani, askeri ve askeri teknik alanlardaki işbirliği ilişkilerini ilerletmeye ve derinleştirmeye kararlı olduklarını ifade ederek,

Güncel uluslararası meselelerde ortak tutum sergilemek amacıyla, uluslararası ve bölgesel teşkilatlarda iki ülke arasındaki mevcut işbirliğinin daha da kuvvetlendirilmesinin önemini vurgulayarak,

Bölgede barış, huzur, refah ve kalkınma için elverişli şartların tesisinde devletlerin güvenliğinin, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün sağlanmasının en önemli şart olduğunu teyit ederek,

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim ilkelerine bağlılıklarını dile getirerek aşağıdaki hususlarda anlaşmaya varmışlardır:

Askeri-Siyasi ve Güvenlik konuları
Madde 1

Taraflar, komşu ve kardeş devletler olarak birbirlerinin bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, sınırlarının dokunulmazlığının sağlanması ve korunmasında birbirleriyle sıkı işbirliği yapacaklardır. Tarafların herhangi biri toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve devlet sınırlarının dokunulmazlığının tehdit edildiği veya tehlike altında bulunduğu kanaatinde olduğunda, Taraflar bu tehdit ve tehlikelerin ortadan kaldırılması yönünde alınabilecek önlemler konusunda acil danışmalar gerçekleştireceklerdir.

Madde 2

Taraflardan biri, bir üçüncü ülke veya bir grup ülke tarafından silahlı saldırı veya askeri tecavüze maruz kaldığında, Taraflar, BM Şartının 51. maddesinin tanıdığı bireysel veya ortak meşru savunma hakkının hayata geçirilmesi için askeri imkan ve kabiliyetlerinin kullanılması da dahil mevcut olanakları çerçevesinde gerekli bütün önlemlerin alınması amacıyla birbirine karşılıklı yardımda bulunmak hususunda mutabık kalmışlardır. Bu yardımın biçimi ve kapsamı taraflarca acilen
belirlenecektir.

Madde 3

Taraflar, işbu Anlaşma’nın 2. maddesi ışığında, birbirlerine karşılıklı yardımın temin edilmesi için çabaların birleştirilmesi ve mutabık kalınan faaliyetlerin hayata geçirilmesi amacıyla savunma ve askeri teknik alanlardaki politikalarının yürütülmesinde ve silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesinde yakın işbirliği yapacaklardır.

Madde 4

Taraflar, çıkarlarını ilgilendiren tüm uluslararası güvenlik meseleleri konusunda danışmalar yapacaklar ve bu Anlaşmanın amaçlarının başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen, hayati çıkarlarının, özellikle milli güvenliğin sağlanması ve milli güvenliğe yönelik herhangi bir tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması için karşılıklı danışmalar temelinde bireysel ve ortak önlemlerin alınması olanaklarının geliştirilmesi ve artırılması amacıyla diğer tarafla sürekli ve verimli yardımlaşma ve işbirliğinde bulunacaklardır.

Madde 5

Taraflar, diğer Tarafın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ittifak ve hareketlerde yer almayacaklar, kendi topraklarında diğer Tarafın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğü için tehlike oluşturan örgütler ile grupların kurulmasını ve faaliyetini yasaklayacaklardır.

Taraflar, kendi topraklarının diğer Tarafa yönelik tecavüz eylemlerinin ve diğer şiddet eylemlerinin hayata geçirilmesi için kullanılmasına imkan vermeme yükümlülüğünü üstlenmektedir.

Madde 6

Taraflar, bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliği olumsuz yönde etkileyen her türlü tehdit ve sınamaya karşı, özellikle terörizmin her biçimi ve tezahürleri, finansmanı kitle imha silahlarının yayılması, örgütlü suçlar, kara paranın aklanması, yasadışı uyuşturucu ve insan ticareti, yasadışı göçle mücadelede ortak çabalarını ve işbirliğini güçlendireceklerdir.

Askeri ve Askeri teknik işbirliği konuları
Madde 7

Taraflar, bu Anlaşmada öngörülen savunma işbirliğinin ve karşılıklı yardımın hayata geçirilmesi için ulusal mevzuatları ve uluslararası yükümlülükleri temelinde ve meşru savunma ihtiyaçlarının karşılanması gereğini gözeterek, silahlı kuvvetlerinin kuvvet ve komuta kontrol yapılarının koordinasyonu için gerekli planlamayı yaparlar.

Madde 8

Taraflar, işbu anlaşmanın 2. maddesinde tanımlanan savunma ve karşılıklı yardımın hayata geçirilmesi çerçevesinde müşterek askeri harekatların icra edilmesi maksadıyla askeri altyapılarının geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin her yönden hazırlığı ve zaruri silah ve askeri araçlarla donatılması için gerekli tüm ulusal tedbirleri alırlar.

Madde 9

Taraflar arasında savunma işbirliği çerçevesinde öngörülen tedbirler aşağıdaki şekilde hayata geçirilecektir:

– Tarafların savunma ihtiyaçları ve güvenliği için savunma amaçlı ürünlerin ve maddi-teknik araçların sağlanması,
– Savunma amaçlı ürünlerin tasarlanması ve üretimi,
– Savunma amaçlı hizmetlerin sağlanması,
– Ortak askeri tatbikatların ve savunma hazırlığı ile ilgili faaliyetlerin gerçekleştirilmesi,
– Silahlı kuvvetler için uzmanların yetiştirilmesi,
– Silahlı kuvvetlerin lojistik desteğinin sağlanması,
– Askeri tıp ve sıhhiye,
– Mutabık kalınan diğer alanlar ve konular.

Ekonomik İşbirliği Konuları
Madde 10

Taraflar, ticari ve ekonomik ilişkilerinin her iki ülkenin potansiyeline uygun olarak geliştirilmesi ve iki ülke arasındaki ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesi amacıyla faaliyetlerini daha da yoğunlaştıracaklardır.

Madde 11

Taraflar, karşılıklı yatırım ve ticaret ilişkilerini, sanayi, maliye, bankacılık, tarım, gıda ve hafif sanayi, bilişim ve iletişim teknolojileri, komünikasyon, nakliyat ve turizm, alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve diğer iktisadi alanlarda işbirliğini geliştirecekler, ayrıca üçüncü ülkelerde faaliyette bulan kurumları arasında karşılıklı verimli işbirliğini teşvik edeceklerdir. Taraflar, ihracatın artırılması, rekoltenin yükseltilmesi, yeni teknolojilerin kullanımı ve yatırımların teşviki amacıyla işbirliğini artıracaklardır.

Madde 12

Taraflar, enerji alanında küresel ve bölgesel düzeyde enerji güvenliğinin temin edilmesi ve ekonomilerinin güçlendirilmesi amacıyla topraklarından geçen küresel önemi haiz enerji projelerinin devamlı faaliyeti için tüm gerekli tedbirleri hayata geçirecek ve bu yöndeki işbirliklerini artıracaklardır.

Ayrıca Taraflar, kendi ülkelerinde ve üçüncü ülkelerde hidrokarbon kaynaklarının geliştirilmesi, taşınması ve pazarlanmasını teminen ortak yatırım projeleri yapılmasını amaçlamaktadırlar. Bu hedeflerin hayata geçirilmesi amacıyla Taraflar, ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinden oluşacak bir Enerji Alanında Ortak Komisyon tesisi konusunda mutabakata varmışlardır.

Madde 13

Taraf1ar, yolcu ve malların kendi ülkelerinin sınırları içindeki deniz ve hava limanları, demiryolu ve karayolları ağında engelsiz geçişinin sağlanması alanında işbirliğini geliştireceklerdir. Taraflar, taraf oldukları uluslararası anlaşmalar ile ulusal mevzuatlarına uygun olarak, transit nakliyat hatları ve ulaştırmanın diğer alanları ile ilgili olan altyapıların geliştirilmesi için işbirliğini derinleştireceklerdir.

İnsani Konular
Madde 14

Taraflar, Parlamentolararası işbirliğinin ileride daha da geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.

Madde 15

Taraflar, halkları arasındaki ortak değerlere dayanan güçlü ilişkilerinin toplumsal entegrasyon hedefi ile insani, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, kültür, gençlik ve spor alanlarındaki işbirliğini gerekli devlet desteğini de sağlayarak geliştirecekler, her iki halkın ortak değerlerini oluşturan başlıca unsurlar olan dillerinin, kutsal değerlerinin ve kültürel miraslarının her iki ülkede de tanıtılmasını ve geliştirilmesini teşvik edecekler ve gerekli toplumsal desteği sağlayacaklar, tarihi ve kültürel miraslarının korunması için ortak faaliyetlerde bulunacaklardır. Taraflar, birbirlerinin güzel sanat kurumlarının faaliyetlerinin her iki ülkede de yaygınlaştırılması ve ortak kültür ve güzel sanat kuruluşları tesis edilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.

Madde 16

Taraflar, entelektüel, bilimsel ve teknik potansiyellerinin daha da artırılması ve bilimsel ve teknik ortak alanın oluşturulması amacıyla bilimsel kuruluşları arasında ilişkilerin güçlendirilmesini teşvik edecekler, ortak bilimsel araştırma projelerinin uygulanması, bilimsel, teknik ve teknolojik alanlarda sağlanan başarıları en iyi şekilde hayata geçirme ve karşılıklı kullanımı konusunda işbirliği yapacaklardır.

Madde 17

Taraflar, haberleşme ve bilişim teknolojileri alanında ve kitle iletişim araçları arasında işbirliğinin geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.

Madde 18

Taraflar ulusal mevzuatlarına uygun olarak, vatandaşlarının birbirlerinin ülkelerine giriş çıkışlarının kolaylaştırılması, bir Tarafın vatandaşının diğer Tarafın ülkesinde ikamet etmesi, taşınmaz mal edinmesi, çalışma ve sosyal güvenliğinin sağlanması için tedbirler alacaklardır.

Taraflar ulusal mevzuatlarına uygun olarak her iki ülkenin ulusal çıkarlarının korunması, halklarının tarihlerinin ve medeniyetlerinin dünya kamuoyunun dikkatine getirilmesi, Tarafların üçüncü ülkede yaşayan vatandaşları ve üçüncü ülke vatandaşı olan veya vatandaşlığı olmayan, fakat soy, dil, kültürel ve tarihi bağlar bakımından Taraflardan birine bağlılığı olan soydaşlarının haklarının korunması yönünde diğer ülkelerdeki diasporalarının faaliyetlerine uluslararası hukuk belgeleri çerçevesinde ve ilgili ülkelerin ulusal mevzuatları olanak verdiği ölçüde destek vereceklerdir.

Madde 19

Taraflar, çevrenin korunması ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin önlenmesi alanında ortak çaba gösterilmesi amacıyla çevre alanında kamu ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğini teşvik edeceklerdir.

Madde 20

Taraflar, gıda güvenliğinin sağlanması için tarım ve gıda temini alanlarında işbirliğini daha da geliştireceklerdir.

Genel ve Nihai Hükümler
Madde 21

İşbu Anlaşmanın hükümleri, Tarafların akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine halel getirmez.

Madde 22

İşbu Anlaşma hükümlerinin yorumlanmasından veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, tahkime ya da herhangi bir ulusal veya uluslararası mahkemeye ya da diğer üçüncü taraf çözüm usullerine başvurulmaksızın, taraflar arasında görüşmeler yoluyla dostane şekilde çözümlenecektir.

Madde 23

İşbu Anlaşma, Tarafların ulusal mevzuatları uyarınca gerekli prosedürlerin tamamlandığına ilişkin onay belgelerinin teati edildiği tarihte yürürlüğe girer ve 10 yıl süre ile yürürlükte kalır.

Taraflardan her biri, işbu Anlaşmanın yürürlüğünün sona ermesinden en az 6 ay önce diplomatik kanallardan yazılı olarak fesih bildiriminde bulunmadıkça yürürlük süresi kendiliğinden 10 yıllık sürelerle uzayacaktır.

İşbu Anlaşma, karşılıklı rızayla değiştirilebilir. Her değişiklik, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen usule uygun şekilde yürürlüğe girecektir.

İşbu Anlaşma, Bakü’de 16/Ağustos/2010 tarihinde Türkçe ve Azerbaycan dillerinde iki orijinal nüsha halinde ve bütün metinler eşit derecede geçerli olmak üzere imzalanmıştır.

Yorum farklılıkları halinde tüm metinler eşit derecede esas alınacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Adına Azerbaycan Cumhuriyeti Adına Abdullah Gül İlham Aliyev
Türkiye Cumhuriyeti Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı

Ali Alkan

0
Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan

Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan, 9 Şubat 1950’de Kızılcahamam’da dünyaya geldi.

Alkan, Yıldırım Beyazıt Lisesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1973 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Antalya’da yedek subay olarak yaptı.

Ankara hâkim adayı olarak mesleğe başlayan Alkan; sırasıyla Pervari, Çayıralan, Haymana Hakimliği, Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliği ve Başkanlığı ile Ankara Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 26.05.1997 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçildi.

Alkan, 14.09.2009 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca Onüçüncü Hukuk Dairesi Başkanlığı’na seçildi. 07.05.2012 tarihinde ise Yargıtay Birinci Başkanı seçildi.

09.02.2015 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekli oldu.

Alkan, evli ve bir çocuk babasıdır.

ALKAN ‘ın 2012- 2013 Adli Yıl Açılış Konuşması
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
ALKAN’ın 2013 -214 Adli Yıl Açılış Konuşması
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

[box type=”success” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]

Şeyla Benhabib

0
Prof. Dr. Seyla Benhabib

Prof. Dr. Şeyla Benhabib, Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapmakta olan Türk bilim insanıdır.

Prof. Dr. Şeyla Benhabib

Benhabib, 9 Şubat 1950 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Robert Kolejini (Amerikan Kız Koleji) bitirdikten sonra 1970 yılında felsefe eğitimi almak üzere Amerika Birleşik Devletlerine gitmiştir. Brandeis Üniversitesi’nde akademik çalışmalarına başlamış, doktorasını ise 1977 yılında Yale Üniversitesi’nde tamamlamış; Boston Üniversitesi, SUNY Stony Brook ve New School Araştırma Merkezi felsefe bölümlerinde dersler vermiştir.

Çalışmalarının temelini siyaset bilimi ve felsefe oluşturmuş, derslerine Cambridge ve Harvard Üniversitelerinde devam etmiştir.

1995 yılında Amerikan Sanatlar ve Bilimler Akademisi üyesi olan Benhabib, Karl Marx, Hegel, Max Weber ve Jürgen Habermas üzerine yaptığı çalışmalarla da tanınmaktadır.

Seyla Benhabib, Yale Üniversitesinde 2002-2008 yıllarında Etik, Politika ve Ekonomi Programı direktörü olarak görev olarak görev yapmış; 2006-2007 yıllarında Amerikan Felsefe Birliği Doğu Bölümü Başkanı olmuştur. Yale Üniversitesinde bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.

Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme – Şeyla Benhabib
Ödülleri 

Kültürel diyaloğa katkılarından dolayı 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü almıştır.

Küreselleşmenin, göçün ve çatışmanın baskısı altındaki gruplar ve sivil toplumun rolü üzerine yaptığı bilimsel çalışmaları ile 2012 yılında Leopold Lucas Ödülüne layık görülmüştür.

Köln Üniversitesi tarafından verilen Eckhart Ödülü, küreselleşme ve göç alanındaki felsefi ve akademik çalışmaları nedeniyle 2014 yılında Benhabip’e verilmiştir.

University of Humanistic Studies, The University of Valencia ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verilmiştir.

Boğaziçi Üniversitesi tarafından verilen onursal doktora “Sosyal Bilime Dünya Çapında Yaptığı Özgün Katkılarla Örnek Bir Bilim Kadını Olması Nedeniyle” takdim edilmiştir.

Şeyla Benhabib’in Eserleri 

Critique, Norm and Utopia. A Study of the Normative Foundations of Critical Theory (1986)

Situating the Self. Gender, Community and Postmodernism in Contemporary Ethics (1992)

A Philosophical Exchange (1994- Judith Butler, Drucilla Cornell ve Nancy Fraser ile birlikte)

The Reluctant Modernism of Hannah Arendt (1996)

Democracy and Difference (Princeton University Press, 1996)

The Claims of Culture. Equality and Diversity in the Global Era, (2002)

The Rights of Others (2004)

Another Cosmopolitanism (2006)

Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times (2011)

Türkçe’ye çevrilen Eserleri: Ötekilerin Hakları: Yabancılar, Yerliler, Vatandaşlar ve Eleştiri, Norm ve Ütopya: Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme, Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

Balkan Paktı’nı Kuran Antlaşma

0

Balkan Paktı (Pacte d’Entente Balkanique), 9 Şubat 1934 tarihinde Atina’da imzalanan antlaşma ile Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında kurulmuştur.

Balkan Antantı veya Balkan Paktı olarak bilinmektedir. Resmi olarak “Balkan anlaşma misakı” yahut “Balkan misakı” şeklinde ifade edilmektedir.

“Balkan anlaşma misakının tasdikına dair kanun” 6 Mart 1934’te TBMM’de kabul edilmiştir.  “Balkan Misakı ve lahikalarının ihtiva ettiği hükümleri tatbik hakkımla Kanun” ise 25 Ekim 1934’te mecliste kabul edilmiştir.

Pakt’ın kurulmasından önce imzalanan ikili sözleşmeler şunlardır:
  • 14 Eylül 1933 tarihinde Ankara’da “Türkiye – Yunanistan Dostluk Antlaşması, (Resmi adıyla “Samimi Anlaşma Misakı)
  • 17 Ekim 1933 tarihinde Ankara’da Türkiye ile Romanya arasında Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması.  (Türkiye – Romanya Dostluk, Edemi Tecavüz, Hakem ve Uzlaşma Muahedesi)
  •  27 Kasım 1933 tarihinde Belgrad’da Türkiye-Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Yargısal Çözüm, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması. (Türkiye ile Yugoslavya arasında 27 ikinci teşrin 1933 te imzalanan dostluk, ademi tecavüz, hakem ve uzlaşma muahedesi )

Balkan Paktı ve Bölgesel Barış Hedefi

Balkan devletleri ile imzalanan dostluk antlaşmaları Balkan Paktı’nın hazırlık aşamasını ve emelini oluşturmaktadır. Daha önce imzalanan ikili antlaşmalar çok taraflı bir akit ile güçlendirilmiştir. Bulgaristan, pakta katılmamıştır. Ancak, 31 Temmuz 1938’te Balkan Paktı’na katılması sağlanmıştır.

Taraf ülkelerin sınırları güvence altında olması ilkesi kabul edilmiştir. Pakta göre; Balkan ülkeleri birbirinin varlığına saygı gösterecektir.

Nazi Almanyası’nın Yugoslavya’yı işgal etmesiyle, Balkan Antantı fiilen ortadan kalkmıştır.

Atatürk’ün  barışı koruma çabaları, ölümünden kısa bir süre sonra çıkan 2.Dünya Savaşı ile akamete uğramıştır.

Savaşın ardından, 1954 yılında Bakan Paktı yeniden canlandırılmıştır.

Balkan Paktı (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması-1953)

Balkan anlaşma misakı (Pacte d’Entente Balkanique)

Balkanlarda sulhun kuvvetleştirilmesine yardım etmeği arzu eden ve Briand – Kellogg misakının ihzarında ve Akvam Cemiyeti Heyeti Umumiyesinin(Milletler Cemiyeti Genel Kurulu) buna müteallik kararlarında hâkim ilan anlaşma ve uzlaşma fikri ile hareket eden ve Mevcut ahdî taahhütlere riayeti ve Balkanlarda halen musses arazi nizamının muhafazasını temine kat’iyetle karar vermiş bulunan Türkiye Reisicumhuru, Haşmetlû Yugoslavya Kiralı, Yuıanistan Reisicumhuru ve Haşmetlû Romanya Kiralı Hazretleri bir Balkan anlaşma misakı ektin e karar vermişler ve bu hususta murahhasları olarak:

Türkiye Reisicumhuru,  Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Beyefendiyi,

Haşmetlû Yugoslavya Kiralı, Hariciye nazırı Müsyü Boğolioub Jevtitch‘i,

Yunanistan Reisicumhuru, Hariciye nazırı Müsyü Demétre Maximos‘u,

Haşmetlû Romanya Kiralı, Müsyü Nicola Titulescu‘yu tayin etmişlerdir.

Murahhaslar, usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerinin teatisinden sonra, atideki ahkâmı kararlaştırmışlardır:

Madde 1 

Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya bütün kendi Balkan hudutlarının emniyetini mütekabilen tekeffül ederler.

Madde 2

Yüksek Akitler, bu itilâfnamede tayin edilmiş olan menfaatlerini ihlâl edebilecek ihtimaller karşısında alınacak tedbirler hakkında birbiri ile görüşmeği taahhüt ederler. Onlar bu misakı imzalamamış olan diğer her hangi bir Balkan memleketine karşı, birbirine evvelden haber vermeksizin siyasî hiç bir harekette bulunmamağı ve diğer Akitlerin muvafakati olmaksızın diğer her hangi bir Balkan memleketine karşı siyasî
hiç bir vecibe altına girmemeği taahhüt eylerler.

Madde 3

Bu itilâfname bütün Akit Devletlerce imzalanır imzalanmaz mer’iyete girecek ve mümkün olduğu kadar çabuk tasdik edilecektir. İtilâfname, iltihakı Akitler tarafından müsait bir tetkika mevzu teşkil edecek olan her Balkan memleketine açık bulunacak ve işbu iltihak keyfiyeti, diğer imza sahibi memleketlerin muvafakatlerini bildirmelerile beraber hüküm ifade edecektir.

Tasdik zımnında müşarileyh murahhaslar işbu misakı imzalamışlardır.

Atinada bin dokuz yüz otuz dört senesi şubatının dokuzunda dört nüsha olarak tanzim edilmiş ve her bir Yüksek Akide bundan bir nüsha tevdi kılınmıştır.

Dr. Tevfik Rüştü
D. Maximos
N. Titulescu
B. Jevti

Usta-Çırak Metodu ile Bütüncül Staj Eğitimi

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

USTA- ÇIRAK METODU İLE BÜTÜNCÜL STAJ EĞİTİMİ (Stajyerin Bir Haftası) Avukat Fahrettin KAYHAN

Bu yazımızda Aktif ve Etkileşimli avukatlık stajı eğitimimizde bir haftalık bir çalışmanın bir kısmını özetleyeceğiz.  Uygulamaya çalıştığımız usta çırak ilişkisi metodunda avukatlık eğitimi tercihen hukuk fakültesi birinci sınıfta başlar ve öğrencinin talebine bağlı olarak ustanın vefatına kadar sürer. Öğrencilik döneminde öğrencinin bulunduğu sınıf, entelektüel düzeyi ve hazır bulunuşluğu dikkate alınarak örgün eğitim programı ile eşgüdümlü, öğrencinin gereksinimlerini dikkate alan esnek bir program uygulanmaktadır.

e- Duruşmaya Katılım ve Değerlendirme

Stajyerlerimizden Ekin Ozan Özşahin,  Bodrum Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan bir tapu iptali tescil davasının e-duruşmasına katılımımızı izlemiş, kendisine davanın geçmişi ve muhtemel geleceği hakkında bilgi verilmiş, stajyerimizin dava ile ilgili sorduğu sorular cevaplanmıştır.

Müvekkil Görüşmesi

Stajyerlerimiz Ekin Ozan Özşahin ve Merve Erbaş, daha sonra müvekkilimizin izniyle bir avukat-müvekkil görüşmemize katılmış, görüşmede müvekkile sorular yöneltmişlerdir. Ekin Ozan Özşahin, müvekkilimize iki çeviri kitabını armağan etmiştir.  Toplantı sonrasında, avukat müvekkil görüşmesinin dinamikleri hakkında stajyerlere bilgi verilmiş, soruları cevaplanmış, “Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım” adlı makaleyi okumaları tavsiye edilmiştir.  

Dilekçe Editörlüğünden Dilekçe Yazımına

Staj eğitimine daha önce tarafımızdan yazılmış dilekçeleri yazım kuralları bakımından denetleyip, eleştirme ve düzeltme görevini sürdüren stajyerlerimiz “dilekçe editörlüğü”nden, dilekçe yazım aşamasına geçtiler. Bir boşanma davası ile ilgili ikinci cevap dilekçesini yazdılar. Gelecek hafta bizim yazdığımız dilekçe ile karşılaştırmaları istenecek ve dilekçedeki argümanlar birlikte analiz edilerek son şekli verildikten sonra mahkemesine göndertecektir.

Hukuk Okuryazarlığını Geliştirme Eğitimi

Stajyerlerden bir aylık süre içinde bir Anayasa Mahkemesi kararını bir paragrafta özetlemeleri ve anahtar kavramları tespit etmeleri talep edilmiştir. Yine bu bağlamda, Stajyerlerimizden Ekin Ozan Şahin’den Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, Merve Erbaş’tan ise Hukuk Muhakemeleri Kanununun fihristini çıkarmaları istenmiştir. Bu çalışmadan bir kanunun bir hükmünün sistematik yorumla  okunma becerisi kazanma amaçlanmaktadır.

Kasımcan Sarıkaya Üstadımızla Hakimlik Mesleği ve Edebiyat Üzerine Cumartesi Söyleşisi 


Stajyerimiz Ekin Ozan Özşahin’in katılımıyla Elbistan hakimi Elbistan hâkimi, “Genç Bir Ağır Ceza Hâkiminin Anıları” kitabının müellifi  Kasımcan  Sarıkaya üstadımız ile hakimlik mesleği, heyet hakimlikte halinde çalışma yöntemleri  ve  eserinin ikinci baskısı üzerine zevkli bir söyleşi yaptık.  Üstadımız,  bizim için ve  stajyerlerimiz Ekin Ozan Özşahin ile Merve Erbaş için kitabını imzalayarak armağan etti. 

Fahrettin Kayhan, Kasımcan Sarıkaya, Ekin Ozan  Özşahin, Merve Erbaş
Fahrettin Kayhan, Kasımcan Sarıkaya, Ekin Ozan Özşahin, Merve Erbaş

 

Günlük Yazma

Gerek örgün eğitim gerekse staj eğitimi tecrübelerinin meslek hayatlarında bugünkünden daha farklı anlamlara bürüneceği hatırlatarak günlük tutmaları tavsiye edilmiştir.

Merve Erbaş’ın  Bütüncül Stajla İlgili Geri Bildirimi

Bugün Fahrettin Kayhan Bey’in ofisinde stajımın 2. Haftasını da doldurdum. Daha önce avukatların yanında staj yaptığım için işleyişi yine aynı zannederek gelmiştim. Bir stajyer ne yapardı? Dosya okur dilekçe yazar, belki Uyap’ı karıştırır. Ancak Fahrettin bey sadece bunları öğrenmemizi istemeyen, daha doğrusu bunları yeterli görmeyen bir bakış açısına sahip. Case method adı verilen metodla ilerlemenin biz öğrencilere bir avukat bakış açısı kazandıracağını düşünüyor.

İlk ofis günümde öncelikle hiç yabancı hissettirmeyen bir tavırla karşılandım. Stajyer arkadaşım da aynı şekilde birçok soruma sıkılmadan cevap verdi. Ozan arkadaşımız Ankara hukuk son sınıfta ve çok donanımlı bir öğrenci. Stajda ofis arkadaşlarımızın erdem sahibi ve donanımlı olmasının ne kadar önemli olduğunu da gördüğüm bir süreç oldu. Kendisinin bilgisi ve çeviri konusundaki becerileri takdire şayan. Ofisteki sohbetimiz üzerine okumam için metod kitabı, anı kitabı son olarak da hukuk fakültesindeki sistematik çalışmanın nasıl gerçekleşebileceği ve fakültede öğrenemediğimiz bilgileri içeren 3 kitap hediye edildi. 

Geldiğim süre boyunca hukukta metodolojinin ne kadar önemli olduğunu anladım. Bu kitabı okurken içindeki bilgilerle hukuki sorunlara nasıl yaklaşmam gerektiğini daha iyi kavramış oldum. Metod kitabından edindiğim bilgiler dilekçe yazarken birçok işimi kolaylaştırdı.

Stajım sırasında anı kitabı okumak, benim için en dikkat çekici görevlerden biriydi. Bir hukukçunun yaşadıklarını tecrübe ile  süzgeçten geçirip aktardığı anı kitapları bizlere hem meslek hayatında hem de genel yaşamımızda ışık olacak kitaplar. Tecrübe her ne kadar yaşanılanları anlamakla gerçekleşen bir sürecin sonucu da olsa, başkalarının tecrübelerinden beslenmek de bizi yaşama ve mesleğe hazırlayan güzel bir adım.

Staj sürecinde ofiste Ceren Damarın babasını  ağırlama fırsatımız oldu. Kendisiyle ceza hukukundaki müdafi kavramını değerlendirdik. Mustafa Hoca ayı zamanda bir eğitimci olarak bizleri aydınlattı. Ofiste Müvekkil görüşmelerini dinlerken bir avukatın müvekkilinin çıkarlarını nasıl düşünmesi gerektiğini, avukat müvekkil ilişkilerinde avukatın duruşunu gözlemleme şansım da oldu. Ayrıca  Prof. Arb. Av. Vahit bıçak davasını inceleyip dava  hakkında değerlendirmeler yaptık. Bu dava bir hukuk öğrencisinin avukatlık mesleğinde savunma makamını incelemesi açısından güzel bir örnekti.

Son olarak en önemli kısma gelirsek staj boyunca Metanetli olmamızın mesleki hayatımızda ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Biliyoruz ki yaşamımız mesleklerimizden ibaret değil. Yaşam kendi içinde karmaşıklığını dolambaçlı yollarını hangi statüde hangi meslekte olursak olalım bizle karşılaştırıyor. Ancak bizler yaşarken ölçülü ve güçlü olmalıyız. Metanetli olmak, hem meslek hayatımızda hem de yaşam akıp giderken ihtiyacımız olan bir değer. Hukuk meslekleri yaşamla adeta kol kola iken yaşamı anlamlandırmanın bir hukukçuya meslek hayatında oldukça katkısı olacaktır. Yaşamı anlamak da elbette insanı anlamaya çalışmaktan geçer. Staj boyunca aldığım öğretilerden en önemlisi de statülerin unvanların arkasındaki şeye yani insanın içine bakmamız gerektiği oldu. İnsanları kalıplara unvanlara statülere sokmadan anlamaya çalışmalı bir hukukçu.

Benim için hayatımda açılmış kıymetli bir kapı oldu. O kapıyı araladığımda aslında tek bir eşiğin değil, ardı ardına uzanan nice kapının varlığını fark ettim. Her biri yeni bir düşünceye, yeni bir bakış açısına ve kendimi yeniden inşa edebileceğim bir imkâna açılıyordu. Şimdi biliyorum ki bundan sonra yapmam gereken; beni geliştirecek, aydınlatacak ve sorgulamaya sevk edecek başka kapıların eşiğinden cesaretle geçmek. Çünkü insan, ancak yeni kapılar açtıkça çoğalır; öğrendikçe derinleşir, sorguladıkça olgunlaşır.

Fahrettin Kayhan, Ozan Ekin Özşahin ve Merve Erbaş bir arada
Fahrettin Kayhan, Ozan Ekin Özşahin ve Merve Erbaş bir arada
Haftanın Sonunda

Haftanın sonunda stajyerlerimizle yaptığımız Dost Kitabevi gezisinde kendilerine  Erving Goffman’ın “Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” başlıklı kitabını armağan ettik. Kitabı birlikte okuyup, “Avukatlık Rolünde Benliğin Sunumu ve avukatlık performansı ” ile ilgili dersler çıkarmaya çalışacağız. Kitabın tanıtım yazısından bir paragraf:

“Bütün dünya-Shakespeare’in söylediği gibi- bir sahne midir gerçekten de? Elbette hayır, diyor Erving Goffman, ama hepimiz günlük hayatta pek çok “performans” sergiler, pek çok performansa tanık oluruz. Evde, işyerinde, sokakta, resmi ve gayri resmi ortamlarda farklı fraklı roller oynar, kimi zaman başka oyuncularla takımlar kurar, düer takımlarla mücadele veya işbirliği içinde “seyirci”lerimizi etkilemeye, yönlendirmeye çalışırız. Hepimiz belli durumlarda benimsediğimiz roller çerçevesinde  sunarız kendimiz karşımızdakine; en samimi etkileşimlerde bile biraz ihtiyat gösterir, kimi taktik ve yöntemlere başvururuz.”

             

8 Şubat – Hukuk Takvimi

0
8 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
412 Yunan filozof Proklos doğdu. İskenderiye’de felsefe, matematik ve hukuk eğitimi aldıktan sonra Atina’ya döndü. Platon Akademisi’ni yönetti. Bizans mahkemelerinde kıdemli bir hukukçu ve muhakemesi güçlü bir diyalektik ustası idi. Hiç evlenmedi. (Ölümü: 17 Nisan 485)
1587 İskoçya Kraliçesi Mary Stuart, kafası kesilerek idam edildi. 19 yıl hapiste kaldıktan sonra idam edilen Kraliçe Mary, Kraliçe I. Elizabeth’e suikast planlamakla suçlanmıştı.
1828 Hukukçu, İspanya Başbakanı ve tarihçi Antonio Cánovas del Castillo dünyaya geldi.  (8 Şubat 1828 – 8 Ağustos 1897) Madrid Üniversitesi’nde hukuk okudu. Altı dönem başbakanlık yaptı. İzlediği iç politikayla kamu düzenini ve ulusal birliği sağladı. Anarşist hareketleri zor kullanarak bastırdı. Küba sorununa çözüm bulmaya çalıştığı bir dönemde İtalyan anarşist Michele Angiolillo tarafından öldürüldü. 1876 İspanya Anayasası‘nın hazırlayıcısıdır. İspanya tarihi üzerine kitapları bulunmaktadır.
1829 Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtao de Mendoza yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Haziran 1885) 5 Mart 1811’den 21 Mart 1812’ye kadar Venezuela devlet başkanlığı yaptı. Doğum tarihi, ülkesinde Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır.
1845 İrlandalı hukukçu, düşünür ve politik iktisatçı Francis Ysidro Edgeworth doğdu. (Ölümü: 13 Şubat 1926)  
1860 Danimarkalı hukukçu ve politikacı Carl Edvard Rotwitt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Mart 1812) Kopenhag Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1836’da Thisted’de savcı olarak görev yaptı. 1841’de Arazi Komiseri oldu. 1842’nin sonunda Yargıtay hakimi oldu.  1853’ten 1859’a kadar başkan olarak görev yaptı.
1878 Yahudi filozof Martin Buber doğdu. (Ölümü: 1965) Dinsel varoluşçuluk üzerine kurduğu diyalog felsefesi ile tarihe geçti.
1880 Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti başbakanı Malik Buşati, İşkodra’da doğdu. (Ölümü: 15 Şubat 1946. Tiran, Arnavutluk) 13 Şubat-12 Mayıs 1943 tarihleri arasındaki İtalyan işgali sırasında Arnavutluk Başbakanı olarak görev yaptı. Yargılanan bir başbakan olarak tarihe geçti.
1888 İtalyan modernist şair, gazeteci, deneme yazarı, eleştirmen, akademisyen Giuseppe Ungaretti doğdu. (Ölümü: 2 Haziran 1970)  Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ancak daha çok edebiyat ve felsefeyle ilgilendi. 1936-42 arasında São Paulo Üniversitesi’nde İtalyan Edebiyatı Profesörü olarak görev yaptı. İtalya’ya döndükten sonra Roma Üniversitesi’nde Modern İtalyan Edebiyatı dersleri verdi. 1970’te Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ermetismo(Hermetizm) olarak bilinen deneysel akımın önde gelen temsilcilerinden ve 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının en tanınmış katkıcılarından biri oldu. Dil ve biçimde yaptığı yeniliklerle İtalyan şiirine köklü bir değişim getirdi.
1897 Hindistan Cumhurbaşkanı Zakir Hüseyin doğdu. (Ölümü: 3 Mayıs 1969) Ülkesinde bu göreve getirilen ilk Müslüman oldu ve laikliği savunduğu için bazı Müslüman çevreler tarafından ağır şekilde eleştirildi.
1903 Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1990)

Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman
1921 Antep’e 8 Şubat 1921’de TBMM tarafından “Gazi” unvanı verildi.
1924 ABD’de idam cezasını gaz kullanmak suretiyle gerçekleştiren ilk eyalet Nevada oldu.
1926

Yunan partizan, aktivist ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletleri’ne karşı savaşan Yunan Direnişçi, Diamando Kumbaki doğdu. (Ölümü: 1944)

1935 Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. dönem seçimleri yapıldı. Türk kadını ilk kez seçme ve seçilme hakkını kullandı. Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) iktidarı devam etti ve 17 kadın milletvekili olarak ilk defa meclise girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı. Bu dönemde kadın milletvekillerinin meclisteki 395 milletvekiline oranı yüzde 4,5 idi. 
1936 Amerikalı avukat ve politikacı Charles Curtis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ocak 1860) Yarı zamanlı çalıştığı köklü bir firmaişine devam ederken bir yandan da hukuk okudu. 1881’de baroya kabul edildi ve mesleğe Topeka’da başladı. 1885’ten 1889’a kadar Kansas, Shawnee County’de savcı olarak görev yaptı. Kaw Nation’ın bir üyesi olan herhangi bir Kızılderili soyuna sahip olan ve federal yürütme organındaki en yüksek ofislerden birine ulaşan ilk Avrupalı ​​olmayan soylu kişidir. Dawes Yasasını Beş Uygar Kabileyi kapsayacak şekilde genişletti. 19. yüzyılın sonunda, bir başka asimilasyon yöntemi olarak Hintli çocuklar için yatılı okullar açtı. İlk olarak 1906’da Kansas Yasama Meclisi tarafından ve daha sonra 1914, 1920 ve 1926’da halk oylamasıyla ABD Senatosu’na seçildi. 1929’dan 1933’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin 31. başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
1937 Orman Kanunu kabul edildi.
1955

Dünyaca ünlü avukat ve yazar John Grisham 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta dünyaya geldi.

1956 Gazetelerin sayfa sayısı sınırlandı, piyango ve ikramiyeler yasaklandı.
1956

Dolandırıcılar kralı Sülün Osman, Bursa’da yakalandı. Osman Ziya Sülün, 1923’te İstanbul’da doğmuş, ilk “işini” 1948 yılında Fatih’te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yapmıştı. 1950 ve 60’lı yıllardaki dolandırıcılıkları ile ünlenen Sülün Osman, İstanbul Tramvaylarını, Galata Kulesini ve kent meydanlarındaki saatleri, şehir hatları vapurlarını ve diğer kamu mallarını saf vatandaşlara satması ya da kiraya vermesi ile dolandırıcılık tarihine adını yazdırdı. Arkasından daha profesyonelleri geldi.

1963 ABD vatandaşlarının Küba ile seyahat, finansal ve ticari amaçlı her türlü ilişkisi John F. Kennedy yönetimince yasaklandı.
1967 Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binası mührünün sökülmesiyle ilgili olarak 31 üniversite öğrencisinin yargılanmasına devam edildi. Duruşmada, TMTF binasının herhangi bir mahkeme kararı bulunmaksızın polisçe mühürlendiği anlaşıldı.
1973 Millet Meclisi’ni feshederek Anayasa’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye teşebbüsle suçlanan Eski Millî Birlik Komitesi üyesi emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ve 31 arkadaşının yargılanmasına başlandı. Eski Millî Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu ve 31 kişi hakkında “Anayasayı değiştirme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ıskat için gizli örgüt kurma” iddiasıyla 20 Ocak 1073’te dava açılıştı.

Korgeneral Cemal Madanoğlu
1976 İngiltere, IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) sanıklarına işkence ettiği iddiaları kapsamına AİHM’de savunma yaptı.
1977 G.Kurmay Askeri Savcısı, ABD uçak firması Lockheed’in Türkiye’de rüşvet dağıtmasıyla ilgili dosyada “görevsizlik” kararı verdi
1983 Cumhurbaşkanı Kenan Evren kürtajın günah olmadığını söyledi. Kürtaj, 24 Mayıs 1983’te kabul edilen 2827 No’lu Nüfus Planlaması Kanunu ile yasallaştı. 
1985 Hisarbank, İstanbul Bankası ve Ortadoğu İktisat Bankası’nın (Odibank) 66 yöneticisinin mallarına 8 Şubat 1985’te tedbir konuldu.
1991 ABD’nin Irak’a müdahalesine karşı 81 şair, savaşa karşı birer dize yazarak hazırladıkları ortak şiiri yayınladı ve metin tek bir şiir haline getirildi.
2000 Danıştay 10. Dairesi, FP’den İstanbul Milletvekili seçilen Merve Kavakçı‘nın, Türk vatandaşlığının  kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali istemini oy birliğiyle reddetti.
2001 Hukukçu ve yazar Ahmet Kabaklı yaşamını yitirdi. (1924, Harput – 8 Şubat 2001)  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimini 1959 yılında tamamladıktan sonra stajını bitirerek 1961 yılında İstanbul Barosu’ kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı.
2001
  • Bonn Başsavcılığı’nın, Hristiyan-Demokrat Parti’ye (CDU) yapılan karanlık bağışlarla ilgili dava çerçevesinde eski Başbakan Helmut Kohl hakkında açtığı dava, 150 bin Euro tutarında cezanın ödenmesiyle kapandı.
  • Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tarikat şeyhi Esad Coşan ile damadı Ali Yücel Uyarel’in Süleymaniye Camii haziresine definlerine imkân tanıyan kararname taslağını imzalamadı ve Başbakanlık’a iade etti.
2001 Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde, SSK hastanesinde hatalı iğne yapıldığı için sol kolu dirseğinden kesilen Ayşen Başaran’ın ailesinin, 1996 yılında SSK aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme, Başaran ailesine yasal faizleriyle birlikte 119 milyar lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
2002 Yargıtay 6. Ceza Dairesi, “Yüksekova Çetesi” davasında 5 sanık hakkında verilen çeşitli hapis cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarını bozdu.
2005 İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve Filistin lideri Mahmud Abbas arasında, Mısır’da imzalanan bir antlaşma ile ateşkes sağlandı.
2006 Hrant Dink suikastı davasına devam edildi.  Duruşma öncesinde, faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenler adına açıklanan ortak metni Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali okudu.
2006 Danıştay, okula geliş gidişlerinde türban takan bir öğretmenin, anaokuluna müdür olmasını sakıncalı buldu. Gerekçede, ”Anayasaya göre, çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan düzenin, laiklik ilkesinin göz ardı edildiği bir ortam olmasının mümkün olmayacağı” belirtildi.
2012 MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner, KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrıldı.
2022 Örgüt propagandası yapmak suçlamasıyla yargılanan “Bakur” filminin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu hakkında ilk derece mahkemesi tarafından 2019 yılında verilen 4 yıl 6 ay hapis cezası, İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu.
2025 İsrail ve Hamas arasında varılan Gazze’de ateşkes ve rehine takası anlaşması kapsamında İsrailli üç rehinenin serbest bırakılmasının ardından İsrail de 183 Filistinli tutukluyu salıverdi.
2025 Kırıkkale Balışeyh Belediye Başkanı Hilmi Şen ile özel koruması Mikayil Çelikkol’u öldüren sanık Erdem Çelebi Şen hakkında Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.

8 Şubat – Hukuk Takvimi

İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü

0
İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü

İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü; 12-13 Aralık 2000 tarihlerinde İtalya’nın Palermo kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler konferansında kabul edilerek ve 25 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe giren; “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol” dür. (Protocol to Prevent, Suppress and Punish Trafficking in Persons, Especially Women and Children, supplementing the United Nations Convention against Transnational Organized Crime)

Protokolün amacı, insan ticaretinin soruşturulmasında ve kovuşturulmasında etkili uluslararası işbirliğini sağlamak ve yerel soruşturmaların ve ülkelerin ulusal yaklaşımlarının uyumlaştırılmasını sağlamaktır.  Protokol, 18 Mart 2003 tarihinde kabul edilmiş Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş ve Türkiye protokole taraf olmuştur. İnsan Ticaretiyle Mücadele ve Mağdurların Korunması Hakkındaki Yönetmelik 17 Mart 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş; Palermo Sözleşmesi ve insan ticaretiyle mücadele konusundaki ekli Protokole uyum sağlanmıştır. Türkiye, ayrıca Belarus, Gürcistan, Kırgızistan, Moldova ve Ukrayna ile insan ticaretiyle mücadele alanında İşbirliği Protokolleri imzalamıştır.

Sözleşmenin kabulünden sonra düzenlenen Türk Ceza Kanununun 80. maddesinde insan ticareti tanımı yapılmış, bu suç için 8 yıldan 12 yıla kadar hapis öngörülmüş, insan ticareti suçundan dolayı tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunması kararlaştırılmıştır. İnsan ticareti suçunun önlenmesi bakımından Türk vatandaşı ve yabancı ayrımı bulunmamaktadır.

Türk Ceza Kanunu 80. Maddesi

Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir.”

İnsan ticareti, genellikle ekonomik sorunların yoğun olduğu ülkelerde ortaya çıkmakta, suç örgütleri ve illegal yapılar tarafından gerçekleştirilmektedir. Göç ile oluşan uyu sorunları, eğitim ve kültür seviyesinin düşüklüğü, bilinçsizlik, cinsiyet ayrımcılığı, daha iyi ekonomik şartlara duyulan özlem ve lüks yaşam isteği gibi faktörlerin etkisi ile kandıran, çaresizliğinden faydalanılan ya da zorla bu yola itilen mağdurlar, insan onuruna aykırı bir şekilde insan ticaretinin ve özellikle de kadın ve çocuk ticaretinin konusu olmaktadır.

İnsan Ticaretinin Göçmen Kaçakçılığından Farkı 

İnsan Ticareti ile Göçmen Kaçakçılığı arasında belirgin farklar bulunmaktadır.

Göçmen kaçakçılığı, devlet aleyhine bir faaliyet olup genellikle göçmenlerin gönüllülüğü söz konusudur. Başka bir ülkeye geçmek isteyen göçmenler, illegal “kaçakçı” olarak tabir edilen illegal şahıslarla irtibata geçerek gitmek istedikleri ülkeye geçiş için yardım istemekte, bu ilişki çoğunluklar karşılıklı çıkara dayanmaktadır. Göçmenler, gitmek istedikleri ülkeye vardıktan sonra kaçakçılarla irtibatları kalmamaktadır.

İnsan Ticareti ise çoğunlukla bireylere karşı işlenen bir suç ve insan hakları ihlalidir. İnsan ticareti ve özellikle de kadın ve çocuk ticareti; zorlama, baskı, hile, kandırma üzerine kuruludur. Zor kullanarak veya tehditle, zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla mağdurlar istismar edilmektedir. Mağdur kişiler, kandırılarak veya zorla insan tacirleriyle muhatap olmakta, başka bir ülkeye ya da bölgeye geçiş yapıldıktan sonra insan tacirler ile ilişkiler devam etmekte, mağdurlar gittikleri ülke ya da bölgede baskı ve şantajla yaşamak zorunda kalmakta; genellikle de zorla çalıştırma ve cinsel sömürüye maruz kalmaktadır.  İnsan ticareti günümüzde “modern kölelik” olarak adlandırılmaktadır.

SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİNE EK İNSAN TİCARETİNİN, ÖZELLİKLE KADIN VE ÇOCUK TİCARETİNİN ÖNLENMESİNE, DURDURULMASINA VE CEZALANDIRILMASINA İLİŞKİN PROTOKOL 

Giriş

Bu Protokole Taraf Devletler,

İnsan ticaretini, özellikle kadın ve çocuk ticaretini önlemek ve bununla mücadele etmek için atılacak etkin adımların kaynak, transit ve hedef ülkelerde insan tacirlerinin cezalandırılması ve bu ticaretin mağdurlarının uluslararası düzeyde tanınmış insan haklarının korunması dahil, önlemler içeren kapsamlı bir uluslararası yaklaşım gerektirdiğini beyan ederek,

İnsanların, özellikle kadınların ve çocukların istismarıyla mücadele etmek için kuralları ve uygulanabilir önlemleri içeren çeşitli uluslararası belgelerin bulunmasına rağmen, insan ticaretini tüm yönleriyle ele alan evrensel bir düzenlemenin mevcut olmadığı gerçeğini göz önünde tutarak,

Bu tür bir düzenlemenin olmaması halinde, insan ticaretine karşı savunmasız durumdaki kişilerin yeterli derecede korunmayacaklarından endişe duyarak,

Sınıraşan örgütlü suçlara karşı kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin ayrıntılı bir şekilde hazırlanması ve diğerlerinin yanı sıra, kadın ve çocuk ticaretini ele alan uluslararası bir belgenin ayrıntılı olarak hazırlanışını görüşmek amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun açık katılımlı hükümetlerarası bir ad-hoc komite kurulmasına karar verdiği, 9 Aralık 1998 tarih ve 53/111 sayılı Genel Kurul kararını hatırlayarak,

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine, insan ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin önlenmesi, durdurulması ve cezalandırılması için uluslararası bir belgenin eklenmesinin bu suçu önlemede ve bu suçla mücadelede faydalı olacağına kanaat getirerek,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

I- Genel hükümler
Madde 1

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’yle ilişkisi

  1. Bu Protokol, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ektir. Bu Protokol Sözleşme’yle birlikte yorumlanacaktır.
  2. Bu Protokol’de aksine hüküm bulunmadıkça, Sözleşme’de yer alan hükümler bu Protokol için de geçerli olacaktır.
  3. Bu Protokol’un 5. maddesinde belirtilen suçlar, Sözleşme uyarınca belirlenmiş suçlar olarak kabul edilecektir.
Madde 2
Amaç

Bu Protokol’un amaçları şunlardır:

(a) Kadın ve çocuklara özel önem verilerek, insan ticaretini önlemek ve mücadele etmek,

(b) Bu tür ticaretin mağdurlarını, onların insan haklarına bütünüyle saygı göstererek korumak ve onlara yardım etmek,

(c) Bu amaçlara erişebilmek için Taraf Devletler arasındaki işbirliğini geliştirmek.

Madde 3
Tanımlar

Bu Protokol’un amaçları bakımından:

(a) “İnsan ticareti”, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir.

(b) İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde, mağdurun bu istismara razı olup olmaması durumu değiştirmeyecektir.

(c) Bu maddenin (a) bendinde öngörülen yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması “insan ticareti” olarak kabul edilecektir.

(d) Onsekiz yaşının altındaki herkes “çocuk” kabul edilecektir.

Madde 4
Kapsam

Bu Protokol, metinde başka türlü belirtilmedikçe, mahiyetleri itibariyle sınır aşan nitelikte oldukları ve suça örgütlü bir suç grubu karıştığı takdirde, bu Protokol’un 5. maddesinde belirtilen suçların önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulmasında ve suç mağdurlarının korunmasında uygulanır.

Madde 5
Suç haline getirme
  1. Her Taraf Devlet bu Protokol’un 3. maddesinde belirtilen eylemlerin kasten gerçekleştirilmesi halinde cezalandırılmalarını teminen gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır.
  2. Her Taraf Devlet, aşağıdaki eylemlerin de suç sayılmaları için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

(a) Kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca ihdas edilen bir suçun işlenmesine teşebbüs edilmesi,

(b) Bu maddenin 1. Fıkrası uyarınca tesis edilen bir suça, suç ortağı olarak iştirak edilmesi,

(c) Bu maddenin 1. Fıkrası uyarınca ihdas edilen bir suçu işlemek için başkalarının örgütlenmesi veya suça teşvik edilmesi.

II- İnsan ticareti mağdurlarının korunması
Madde 6

İnsan ticareti mağdurlarına yönelik yardım ve koruma

  1. Uygun hallerde ve kendi iç hukukunun elverdiği ölçüde, her Taraf Devlet, diğer önlemlerin yanı sıra, insan ticaretine ilişkin yargılama işlemlerini gizli yürüterek insan ticareti mağdurlarının özel hayatlarını ve kimliklerini koruyacaktır.
  2. Her Taraf Devlet, uygun hallerde, kendi iç hukukî veya idarî sisteminin insan ticareti mağdurları lehine aşağıdaki olanakları içermesini sağlayacaktır:
  3. a) İlgili yargısal ve idarî işlemler hakkında bilgi,
  4. b) Ceza yargılamasının uygun aşamalarında mağdurun görüş ve endişelerinin, sanıkların savunma haklarına engel olmayacak şekilde ileri sürülebilmesine ve bunların göz önüne alınmasına yardım.
  5. Her Taraf Devlet, uygun durumlarda, sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliği içinde özellikle aşağıdaki hususlara ilişkin hükümler dahil, insan ticareti mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden iyileşmelerini sağlamak için önlemler alınıp uygulanmasını değerlendirecektir.
(a) Uygun barınma olanağı,
(b) İnsan ticareti mağdurlarının anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal haklarına ilişkin danışmanlık hizmeti ve bilgi verilmesi,
(c) Tıbbî, psikolojik ve maddî yardım,
(d) Çalışma, öğrenim ve eğitim olanakları.
  1. Her Taraf Devlet, bu madde hükümlerini uygularken, insan ticareti mağdurlarının yaşını, cinsiyetini ve uygun barınma, eğitim ve bakım dahil, özel ihtiyaçlarını ve özellikle çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate alacaktır.
  2. Her Taraf Devlet, kendi ülkesi içinde bulunduğu sürece, insan ticareti mağdurlarının fiziksel güvenliğini sağlamak için çaba gösterecektir.
  3. Her Taraf Devlet, kendi iç hukuk sisteminin insan ticareti mağdurlarına gördükleri zararlar için tazminat alma olanağını veren önlemleri içermesini temin edecektir.
Madde 7
İnsan ticareti mağdurlarının giriş yapılan Devletlerdeki statüleri
  1. Her Taraf Devlet, bu Protokol’un 6. maddesi uyarınca alınacak önlemlere ek olarak, uygun hallerde, insan ticareti mağdurlarının kendi ülkesinde geçici veya daimi olarak kalmalarına izin veren yasal veya diğer uygun önlemleri almayı düşünecektir.
  2. Her Taraf Devlet, bu maddenin 1. fıkrasının hükmünün yerine getirilmesinde, insancıl ve merhametli yaklaşımlara gereken değeri verecektir.
Madde 8
İnsan ticareti mağdurlarının kendi memleketlerine dönmeleri
  1. Her Taraf Devlet, kendi vatandaşı olan veya diğer bir Taraf Devletin ülkesine girişi sırasında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkına sahip bulunan bir insan ticareti mağdurunun geri dönüşünü, o kişinin güvenliğini de gözeterek, sebepsiz veya makul olmayan bir gecikme olmaksızın kolaylaştıracak ve kabul edecektir.
  2. Bir Taraf Devletin, bir insan ticareti mağdurunu, o Taraf Devletin ülkesine girişi sırasında ülkesinde daimi ikamet hakkına sahip bulunduğu veya vatandaşı olduğu diğer bir Taraf Devlete iade etmesi halinde, bu tür bir geri gönderme o kişinin güvenliğini, kişinin insan ticareti mağduru olmasına yol açan olaylarla ilgili yasal işlemlerin durumunu ve geri dönüşün mümkünse gönüllü olarak yapılması gereğini gözetmek suretiyle gerçekleştirilecektir.
  3. Giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, talepte bulunulan Taraf Devlet sebepsiz veya makul olmayan bir gecikmeye yol açmadan, insan ticareti mağduru olan kişinin kendi vatandaşı olup olmadığını veya giriş yapılan Taraf Devletin ülkesine giriş zamanında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkına sahip olup olmadığını doğrulayacaktır.
  4. Gerekli belgeleri bulunmayan bir insan ticareti mağdurunun dönüşünü kolaylaştırabilmek için, vatandaşı olduğu veya giriş yapılan Taraf Devletin ülkesine girişi sırasında daimi ikamet hakkının bulunduğu Taraf Devlet, giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, kişinin seyahat etmesine veya ülkesine yeniden giriş yapmasına imkân sağlayacak gerekli seyahat belgelerini tanzim etmeyi veya müsaadeyi vermeyi kabul edecektir.
  5. Bu madde, giriş yapılan Taraf Devletin iç hukukunun insan ticareti mağduruna tanıdığı herhangi bir hakkı ortadan kaldırmayacaktır.
  6. Bu madde, insan ticareti mağdurlarının dönüşünü kısmen veya tamamen tanzim eden, yürürlükteki herhangi bir ikili veya çok taraflı anlaşmaya veya düzenlemeye halel getirmeyecektir.
III. Önleme, işbirliği ve diğer önlemler
Madde 9
İnsan ticaretinin önlenmesi
  1. Taraf Devletler, aşağıdaki amaçlarla, kapsamlı politikalar, programlar ve diğer önlemleri oluşturacaklardır:

(a) İnsan ticaretini önlemek ve bununla mücadele etmek,

(b) İnsan ticareti mağdurlarını, özellikle kadınları ve çocukları yeni mağduriyetlerden korumak.

  1. Taraf Devletler, insan ticaretini önlemek ve bununla mücadele etmek için, araştırma, bilgi ve kitle iletişim kampanyaları ve sosyal ve ekonomik girişimler gibi önlemleri uygulamak için çaba göstereceklerdir.
  2. Bu maddede yer alan politikalar, programlar ve diğer önlemler, uygun olduğu ölçüde sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliğini içerecektir.
  3. Taraf Devletler, ikili veya çok taraflı işbirliği yolu da dahil, kişileri, özellikle de kadınları ve çocukları insan ticaretine karşı korumasız bir konuma düşüren yoksulluk, az gelişmişlik ve fırsat eşitsizliği gibi olguları gidermek için önlemler alacak veya bu önlemleri güçlendireceklerdir.
  4. Taraf Devletler, ikili ve çok taraflı işbirliği yolu da dahil olmak üzere, insan ticaretine yol açan, özellikle kadınlar ve çocuklar olmak üzere, kişilerin her biçimdeki istismarının artmasına sebep olan talebi engellemek için eğitici, sosyal ve kültürel önlemler gibi yasal veya diğer önlemleri alacak veya güçlendireceklerdir.
Madde 10
Bilgi değişimi ve eğitim
  1. Taraf Devletlerin kanun uygulayıcı, göçmenlikten sorumlu ve diğer ilgili makamları, gerektiğinde, kendi iç hukuklarına uygun olarak, aşağıdaki hususların belirlenmesinde birbirlerine yardımcı olmak için bilgi değişimi yoluyla, işbirliği yapacaklardır:

(a) Başkalarına ait seyahat belgeleriyle veya seyahat belgeleri olmadan, uluslararası bir sınırı geçen veya geçmeye teşebbüs eden kişilerin insan ticareti faili veya mağduru olup olmadıkları,

(b) İnsan ticareti amacıyla uluslararası bir sınırı geçmek için, kişilerin kullanmış oldukları veya kullanmaya teşebbüs ettikleri seyahat belgelerinin türleri,

(c) Mağdurların toplanması ve bir yerden bir yere taşınması, bu tür bir ticarette yer almış kişiler ve gruplar arasında kullanılan yollar ve bağlantılar dahil, insan ticareti amacıyla örgütlü suç grupları tarafından kullanılan araçlar ve yöntemler ve bunları ortaya çıkarmak için alınabilecek önlemler.

  1. Taraf Devletler, insan ticaretinin önlenmesinde kanun uygulayıcı makamlar, göçmenlikten sorumlu görevliler ve ilgili diğer görevlileri eğitecek ve verilen eğitimi güçlendireceklerdir. Eğitim, mağdurların insan tacirlerinden korunması dahil, bu tür ticaretin önlenmesinde, insan tacirleri hakkında kanunî takipte bulunulmasında ve mağdurların haklarının korunmasında kullanılan yöntemler üzerinde odaklanmalıdır. Eğitim, insan hakları ile çocuk ve kadınlara özgü sorunları gözönüne alma gereğini de hesaba katmalı ve sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliğini teşvik etmelidir.
  2. Bilgi alan bir Taraf Devlet, bilgiyi ileten Taraf Devletin bilginin kullanımına sınırlama getirecek herhangi bir talebine uyacaktır.
Madde 11
Sınır önlemleri
  1. Taraf Devletler, kişilerin serbest dolaşımına ilişkin uluslararası taahhütlere bağlı kalmak kaydıyla, insan ticaretinin önlenmesi ve ortaya çıkarılması için gerekli olabilecek sınır kontrollerini, mümkün olduğu ölçüde güçlendireceklerdir.
  2. Her Taraf Devlet, ticarî nakliyeciler tarafından işletilen ulaşım araçlarının, bu Protokol’ün 5. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılmasını önlemek için yasal ve diğer uygun önlemleri, mümkün olduğu ölçüde alacaktır.
  3. Uygun hallerde ve uygulanmakta olan uluslararası sözleşmelere bağlı kalmak kaydıyla, bu tür önlemler, herhangi bir nakliye şirketi veya herhangi bir ulaşım aracının sahibi veya işletmecisi dahil, ticarî nakliyecilere, yolcularının giriş yapılan Devlete girişleri için gerekli olan seyahat belgelerine sahip olup olmadıklarını araştırma zorunluluğunu getirmeyi içerecektir.
  4. Her Taraf Devlet, bu maddenin 3. fıkrasında öngörülen yükümlülüğün ihlalini yaptırıma bağlamak için gerekli önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak alacaktır.
  5. Her Taraf Devlet, bu Protokol’de yer alan suçların işlenmesine karışan kişilerin ülkeye girişinin engellenmesine veya vizelerinin iptaline olanak veren önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak, almayı değerlendirecektir.
  6. Taraf Devletler, Sözleşme’nin 27. maddesi saklı kalmak kaydıyla, doğrudan iletişim kanalları kurmak ve sürdürmek suretiyle de sınır kontrol makamları arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi değerlendireceklerdir.
Madde 12
Belgelerin güvenliği ve kontrolü

Her Taraf Devlet, aşağıdaki amaçlar için gerekli olabilecek önlemleri, mümkün olan yollarla, alacaktır:

(a) Verdiği seyahat veya kimlik belgelerinin kolayca kötüye kullanılamayacak ve güçlük çekmeden tahrif edilemeyecek veya kanuna aykırı şekilde değiştirilemeyecek, kopya edilemeyecek veya düzenlenemeyecek kalitede olmalarını temin etmek,

(b) Taraf Devlet tarafından veya adına verilen seyahat veya kimlik belgelerinin doğruluğunu ve güvenliğini temin etmek ve bunların kanuna aykırı şekilde yapımını, düzenlenmesini ve kullanımını önlemek.

Madde 13
Belgelerin yasallığı ve geçerliliği

Bir Taraf Devlet, başka bir Taraf Devletin talebi üzerine, kendi adına çıkarılmış olan veya çıkarılmış görünen seyahat veya kimlik belgelerinin insan ticareti için kullanıldığından şüphe duyulması halinde bunların yasallığını ve geçerliliğini, kendi iç hukukuna uygun olarak makul bir süre içinde doğrulayacaktır.

IV – Nihai hükümler
Madde 14
Saklı tutulan hususlar
  1. Bu Protokol’deki hiçbir hüküm, Devletlerin ve kişilerin, uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku ve özellikle, uygulandığı durumlarda, 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü’ne ilişkin Sözleşme ve 1967 tarihli Protokol ile bu belgelerde yer alan kaçtığı ülkeye iade edilmeme ilkesi dahil, uluslararası hukuk kapsamındaki haklarını, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını etkilemeyecektir.
  2. Bu Protokol’de öngörülen önlemler kişilere, insan ticareti mağdurları oldukları gerekçesiyle ayrım yapmayacak biçimde yorumlanacak ve uygulanacaktır. Bu önlemlerin yorumu ve uygulanışı uluslararası kabul görmüş ayrımcılık yapmama ilkelerine uygun olacaktır.
Madde 15
Uyuşmazlıkların çözümü
  1. Taraf Devletler, bu Protokol’un yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözmek için çaba göstereceklerdir.
  2. Makul bir zaman içerisinde müzakere yoluyla çözülemeyen bu Protokol’un yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin iki veya daha fazla devlet arasında herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime götürülecektir. Eğer, tahkim talebinin yapıldığı tarihten altı ay sonra, Taraf Devletler, tahkime dair düzenlemelerde anlaşamazlarsa, bu Taraf Devletlerden herhangi biri, uyuşmazlığı Divan’ın Statüsü’ne uygun bir taleple, Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilir.
  3. Her Taraf Devlet, bu Protokol’e ilişkin imzalama, onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım sırasında kendisini, bu maddenin 2. fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, bu tür bir çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlete karşı bu maddenin 2 nci fıkrasıyla bağlı olmayacaklardır.
  4. Bu maddenin 3. fıkrası uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirmek suretiyle, bu çekinceyi her zaman kaldırabilir.
Madde 16
İmza, onay, kabul, uygun bulma ve katılım
  1. Bu Protokol, 12-15 Aralık 2000 tarihleri arasında İtalya’nın Palermo kentinde ve ondan sonra da, 12 Aralık 2002 tarihine kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde bütün devletlerin imzasına açık kalacaktır.
  2. Bu Protokol, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca, üyelerinden en az bir devletin bu Protokol’u imzalaması halinde, bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına da açık olacaktır.
  3. Bu Protokol, onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı, üye devletlerinden en az biri aynı işlemi yaptığı takdirde, onaylama, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi edebilir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinde bu tür bir teşkilat, bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
  4. Bu Protokol, herhangi bir devletin veya üyesi devletlerden en az birinin bu Protokol’e taraf olduğu herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatının katılımına açıktır. Katılım belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine tevdi edilecektir. Katılımı sırasında, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamında meydana gelecek herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
Madde 17
Yürürlüğe giriş
  1. Bu Protokol, kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecek, ancak Sözleşme yürürlüğe girmeden önce yürürlüğe girmeyecektir. Bu fıkranın amaçları bakımından, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilmiş herhangi bir belge, bu tür teşkilatlara üye devletler tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmayacaktır.
  2. Her devlet veya bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı için, bu Protokol’e ilişkin kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdiinden sonra bu Protokol’u onaylayan, kabul eden, uygun bulan ve Protokol’e katılan her Taraf Devlet ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bakımından, bu Protokol ilgili belgenin tevdiini izleyen 30. gün yürürlüğe girecektir.
Madde 18
Değişiklikler
  1. Bu Protokol’un yürürlüğe girmesini takip eden beşinci yılın dolmasından itibaren, bir Taraf Devlet, değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak sunabilir, Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere ve Taraflar Konferansı’na, önerilerin görüşülmesi ve karara bağlanması amacıyla iletecektir. Taraflar Konferansı her bir değişiklik üzerinde görüş birliğine varabilmek için her türlü çabayı gösterecektir. Eğer, görüş birliğine yönelik bütün çabalar tükenmiş ve anlaşmaya varılamamışsa, değişikliğin benimsenmesi için son çare olarak, Taraflar Konferansı toplantısında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki oy çokluğu aranacaktır.
  2. Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları, kendi yetkileri dahilindeki konularda, bu maddedeki oy haklarını, bu Protokole taraf olan kendi üyesi devletlerin sayısına eşit sayıda oyla kullanacaklardır. Bu tür bir teşkilata üye devletler kendi oy haklarını kullandıkları takdirde teşkilat oy kullanamayacak; teşkilatın oy hakkını kullanması halinde üye devletler ayrıca oy haklarını kullanamayacaklardır.
  3. Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik; Taraf Devletlerce, onaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir.
  4. Taraf bir Devlet açısından, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik; bu tür bir değişikliğe ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihten doksan gün sonra yürürlüğe girecektir.
  5. Yürürlüğe giren bir değişiklik, bu değişiklikle bağlı olduğunu açıkça bildiren Taraf Devletler açısından bağlayıcı olacaktır. Diğer Taraf Devletler ise bu Protokol’un hükümleriyle ve daha önce onaylamış, kabul etmiş veya uygun bulmuş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.
Madde 19
Çekilme
  1. Taraf bir Devlet, bu Protokol’den, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle çekilebilir. Çekilme, bildirimin Genel Sekreterce alınmasından bir yıl sonra geçerli olacaktır.
  2. Bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatının bu Protokole taraf olma durumu, teşkilata üye bütün devletlerin Protokol’den çekilmeleri halinde sona erecektir.
Madde 20
Saklayıcı ülke ve kullanılacak diller
  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin saklayıcısı tayin edilmiştir.
  2. Bu Protokol’un Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu özgün metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince saklanır.

Yukarıdaki hususları tasdiken, usulen yetkilendirilmiş aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Protokol’u imzalamışlardır.

Ahmet Kabaklı

0

Hukukçu ve yazar Ahmet Kabaklı, 30 Mayıs 1924 tarihinde Harputta dünyaya geldi. (30 Mayıs 1924, Harput – 8 Şubat 2001) 1931 yılında Elazığ Numune mektebine girdi, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Lise eğitimini Elazığ Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünden mezun oldu. 1948 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1956 yılına kadar öğretmenlik yaptı, ardından Paris’e gitti.

Yazın hayatına Yazılarına “Uzaktan uzağa”“Paris’ten Paris Notları”“Paris Mektupları” gibi başlıklar altında devam etti. 1958 yılında Türkiye’ye döndü.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ndeki eğitimini 1959 yılında tamamladıktan sonra stajını bitirerek 1961 yılında İstanbul Barosu’ kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı. Aynı yıl Tercüman Gazetesinde yazmaya başladı.

1972’de Türk Ede­bi­ya­tı der­gi­si­ni kurdu. 1978 yılında Meşkure Kabaklı, Rıfat İzzet Çokum, Sevinç Çokum, İskender Öksüz, Emine Işınsu, Tahir Kutsi Makal, İrfan Atagün, Cahit Dodanlı ve İsmail Gerçeksöz ile beraber Türk Edebiyatı Vakfı‘nı kurdu ve ölünceye kadar vakfın başkanlığını yaptı.

1991 yılından itibaren Türkiye Gazetesi’nde yazmaya başladı.

1995 yılında Türk Dil Kurumu asil üyesi oldu. 17 Kasım 2000’de geçirdiği kalp rahatsızlığı tedavi görmekte iken 8 Şubat 2001 tarihinde yaşamını yitirdi.  Ölümünden sonra birçok ilkokul ve liseye Ahmet Kabaklı’nın adı verildi. 

Eserleri 

Türk Ede­bi­ya­tı (1300 yıl­lık ede­bi­yat ta­ri­hi­ni ele alan beş cilt­lik ta­kım)

Te­mel­le­rin Du­ruşma­sı 1

Te­mel­le­rin Du­ruşma­sı 2

Ga­zi ve Ata­türk­çü­ler

Kül­tür Em­per­ya­liz­mi

Müs­lü­man Tür­ki­ye

Mâ­bet ve Mil­let

Meh­med Âkif

Yu­nus Em­re

Mev­lâ­na

Şa­ir­ler Sul­ta­nı Ne­cip Fa­zıl

Şâ­ir-i Ci­han Ne­dim; Şi­ir İn­ce­le­me­le­ri

Mil­le­te Vu­ru­lan Can­lı Pran­ga

Bü­rok­ra­si

Al­pe­ren

Dev­let Fel­se­fe­miz

Çağ­la­ra Hük­me­den­ler

Tür­ki­ye’yi Yo­ğu­ran­lar

Sı­nır­la­rın Öte­si

İs­tan­bul Gül­des­te­si

Di­van Ede­bi­ya­tı

Âşık Ede­bi­ya­tı

Ta­sav­vuf, Ta­ri­kat, Ede­bi­yat

İslâmla Kaynaşmış Türk Edebiyatı

Nâzım Hikmet

Fatih ve İstanbul

Sanat ve Edebiyatımız

İrfan ve İnsan

Bu Dünyadan Kimler Geçti

Ej­der­ha Taşı (ço­cuk ki­ta­bı)

Char­les Dic­kens’tan “Tu­haf Bir Serüven” (ter­cü­me)

Ah­met Ra­sim’in “Şe­hir Mek­tup­la­rı” (sa­de­leş­tir­me)

Gi­rit­li Aziz Efen­di’nin “Mu­hay­ye­lât”ı (sa­de­leş­tir­me)

 

John Grisham

1
John Grisham

Dünyaca ünlü avukat ve yazar John Grisham 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta dünyaya geldi.

The Firm(Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham‘ı bir araya getirmiştir.

1981 yılında Mississippi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmeden önce Mississippi Eyalet Üniversitesi’nden mezun olmuş ve yaklaşık on yıl ceza hukuku alanında çalışmalarda bulundu.

Grisham, Ocak 1984’ten Eylül 1990’a kadar Mississippi’deki Temsilciler Evi’nde hizmet verdi. İlk romanı olan Öldürme Zamanı’nı 1984’te yazmaya başladı ve Haziran 1989’da yayımladı.

John Grisham, yazdığı kitaplarla ünü dünyaya yaygınlaşan bir hukukçu oldu. 2008 yılına gelindiğinde  kitapları tüm dünyada 250 milyonun üzerinde baskı yaptı.

Grisham, başarıları sayesinde Galaxy İngiliz Kitap ödülünü kazandı, tek baskıda iki milyon kopya satan üç yazardan birisi oldu.

John Grisham, yazdığı kitaplarla ünü dünyaya yaygınlaşan bir hukukçu olmuş, 2008 yılına gelindiğinde  kitapları tüm dünyada 250 milyonun üzerinde baskı yapmıştır.

Grisham’ın ilk en çok satan kitabı The Firm/Şirket’tir. Bu kitap 1991 yılına piyasaya sürülmüş ve yedi milyon kopyadan fazla satmıştır.

The Firm/Şirket kitabı 1993 yılında sinema filmine uyarlanmış ve 2012 yılında da TV dizisine uyarlanmıştır. The Firm ( Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham’ı bir araya getirmiştir. Filmde Tom Cruise’un yanı sıra, Jeanne Tripplehorn, Gene Hackman, Hal Holbrook, Terry Kinney, Wilford Brimley, Ed Harris, Holly Hunter, David Strathairn, Gary Busey, Steven Hill, Tobin Bell, Barbara Garrick, Jerry Hardin ve Paul Calderon rol almıştır.

John Grisham’ın yazmış olduğu  sekiz romanı dada filme uyarlanmıştır. Bu kitaplar, Gaz Odası, Müşteri, Boyalı Ev, Pelikan Dosyası, Çılgın Yılbaşı, Yağmurcu, Juri, ve Öldürme Zamanı’dır. Grisham’ın kitapları 29 dile çevrilmiş ve tüm dünyada yayımlanmıştır.

 John Grisham Eserleri
Öldürme Zamanı (1989)
Şirket (1991)
Pelikan Dosyası (1992)
Müşteri (1993)
Gaz Odası (1994)
Yağmurcu (1995)
Jüri (1996)
Ortak (1997)
Sokak Avukatı (1998)
Vasiyetname (1999)
Kardeşler (2000)
Boyalı Ev (2001)
Skipping Christmas (2001)
Davet (2002)
Tazminat Kralı (2003)
Bleachers (2003)
Son Juri Üyesi (2004)
Tuzak (2005)
Masum Adam (2006)
Playing for Pizza (2007)
Temyiz (2008)
Çaylak (2009)
Sakin Cennet (2009)
İtiraf (2010)
Küçük Avukat (2010)
Davacı (2011)
Kaçırılan Kız (2011)
Calico Joe (2012)
Sanık (2012)
Vurguncu (2012)
Çınarlı Yol (2013)
The Activist (2013)
Gray Mountain (2014)

Küçük Avukat

0
John Grisham

Küçük Avukat (Theodore Boone: Kid Lawyer – Young Lawyer), ünlü yazar John Grisham tarafından 2010 yılında kaleme alınmıştır.  Çevirmen Şefika Kamcez Türkçe’ye kazandırmıştır. Remzi Kitabevince 2011 yılında yayınlanmıştır. Ortaokul çağındaki çocuklara yönelik bir romanıdır.

Romanın kahramanı, kendisi de bir avukat ya da yargıç olmayı hayal eden, emlak avukatı Woods Boone ve boşanma avukatı Marcella Boone’un on üç yaşındaki çocukları Theodore “Theo” Boone’dır. 

]ohn Grisham, 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta doğdu. Babasının işi nedeniyle sıkça taşınmak zorunda kalan Grisham bir süre Mississippi’de de yaşamıştır. 1981 yılında Mississippi State Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamlar ve aynı yıl içinde Renee Johnes ile evlenir. Siyasi açıdan girişimler yapan ve aynı zamanda avukat olarak çalışan Grisham, 1983 yılında Mississippi House of Representatives’e seçilir. Aynı dönemde hiç bir zaman bitmeyecek iki kitap yazmaya başlar. Bir yıl sonra üçüncü bir kitabı yazmaya başlar, ancak onu 1986 yılında bitirir. Kitabın adı “Jüri” idi. Zorlu bir yayınevi arayışından sonra Nisan ayında Wynwood Press kitabı yayınlamaya kabul eder. Bir yılda sadece 5000 adedi satan kitap, yazmayı bırakmak için yine de bir sebep oluşturmuyordu. 1988 yılında piyasaya çıkan “Şirket” adlı kitabı ise büyük bir başarıydı. Paramount Pictures kitabı senaryolaştırmak için $ 600.000 ödedi. Bu romandan sonra her kitabı başarı kazanacaktı. Yılın yarısını yazmakla geçiren Grisham, diğer yarısını da oğulunun basketbol takımı ile ilgilenmekle geçirir. Medyadan fazla hoşlanmıyor, sakin yaşamayı tercih ediyor ve inançlı bir baptist’tir.

Kitabın Tanıtım Bülteni 

John Grisham’dan gençler ve yetişkinler için çarpıcı soluk soluğa okunacak bir roman…
Erkek çocukların hayalinde genellikle itfaiyeci, pilot, polis, komando vb. olmak vardır. Theodore Boone ise 13 yaşındadır ve tek hayali avukatlık mesleğidir… Ancak bir konuda karar verememektedir: Acaba duruşma avukatı olup jüri karşısında etkili konuşmalar yapmayı mı seçsin, yoksa zor kararları verebilen tarafsız bir yargıç olmayı mı?

Küçük Avukat’ın daha şimdiden birçok müvekkili vardır. Sınıf arkadaşlarının başı derde giren ailelerine yardımcı olur. Ama Theo’nun henüz avukatlık diploması olmadığından, bu hizmetlerin karşılığında elbette bir ücret söz konusu değildir.

Hayat böylece sürüp giderken birden Theo kendini bir cinayet davasının tam ortasında buluverir. Ya katil kusursuz bir cinayetten paçayı sıyıracak ya da Theo araya girip yürürlükteki hukuk sistemine meydan okuyacaktır.

Orman İşletme Talimatnamesi

0

Orman İşletme Talimatnamesi, Ziraat ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken hazırlanarak 7762 Kararname numarasıyla 8 Kasım 1937’de kabul edilmiş 1 Aralık 1937’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Talimatnamenin dayanağı, Orman Kanunu, Orman Koruma Teşkilât Kanunu ve Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu’dur.

Orman İşletme Talimatnamesi

Madde 1

Devlet orman işletmesi; amenejman plânlarına ve iktisadî icablara göre işletme mıntıkaları dahilinde kat’iyat. nakliyat, alım satıra yapmak, fidanlıklar tesis ve idame etmek, ağaçlandırma yapmak, ağaç hastalıklarıyla mücadelede bulunmak, her nevi ameliyat, tathirat, tesisat ve inşaat ile tamirat ve bu işlere müteallik ve bu işlerin teminine matuf bütün muamelat ve mesaiyi başarmaktır. Bu suretle Devlet tarafından işletilecek ormanlar ehemmiyet, vüs’at ve iktisadî ihtiyaçlar göz önünde tutularak Orman Umum Müdürlüğünün teklifi üzerine Ziraat Vekâletince tayin ve tesbit olunur.

Madde 2

Devlet orman işletmesi kereste imali ile iştigal etmeyip istihsalâtı ham olarak satışa çıkarır, vaziyetin icab ettirdiği ahvalde istihsalâtını yarı mamul bir hale getirir.

Madde 3

Devlet orman işletmesi; Orman Kanunu hükümleri dairesinde millî sermayeli Türk şirketleri veya millî bankalarla iştirak edebilir.

Sermayenin teşekkülü
Madde 4

Devlet orman işletmesi mütedavil sermayesi:

a – Orman Umu m Müdürlüğü bütçesine konulacak tahsisat,
b – Muhtelif kanunî mezuniyetlere müsteniden yapılacak istikraz ve açılacak hesabı cariler.
c – İşletme sonunda hasıl olacak kâr ile işletmenin vüs’atine göre tezyid olunur.

Madde 5

Devlet orman işletmesi mütedavil sermayesi Ziraat Bankasında açılacak hesabı carilerde bulundurulur.

Madde 6 

Devlet orman işletmesinin mütedavil sermayesinden tatbik olunacak kadrolar ; ihtiyaca göre Orman Umum Müdürlüğünce tanzim ve Ziraat Vekâletince tasdik olunarak tatbik mevkiine konulur.

Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanununa bağlı kadro cetvelinden ve bu umum müdürlüğün büteçesine bağlı D cetvelinden ayrılarak orman işletmelerinde istihdam edilecek memurlara yapılacak tediyat bilançonun tanziminde hususî bir şekilde gösterilir.

Mütedavil sermayeden verilecek kadroda gösterilen vazifelerden:

a – İşletme revir amirliği merkezinde çalışacaklar doğrudan doğruya revir amirliği tarafından,
b – Bölge şefliklerinde çalışacaklar bölge şefliğinin inhası ve revir âmirinin tasdikile,
c – Bunlar haricindeki teknik memur ve mııhasibler de Orman Umum Müdürlüğünün, inhası ve Ziraat Vekilinin tasdikile tayin olunurlar.

Madde 7

Her orman işletme mıntakasında bir işletme revir âmiri ile mıntakanın vüs’at ve istihsalâtı nisbetinde lüzumu kadar or­ man mühendis, mühendis muavini vesair memur ve müstahdemler bulundurulur.

Madde 8

Devlet orman işletme işlerinde çalıştırılan teknik me­ murlar vazife icabı olarak işletme idaresinin nakil vasıtalarından istifade ederler.

Madde 9

Devlet orman işletmesi revir âmiri, mıntakası dahilinde çalışan bütün memurların ve müstahdemlerin en büyüğü ve malî muamelâtta da ita âmiridir.

Revir âmiri; orman işletmesine müteallik idarî, malî, teknik, bütün muamelâttan mesul olur. Bu hususlar için doğrudan doğruya Orman Umum Müdürlüğü ile muhabere eder ve oradan direktif alır. Devlet orman işletmesi işlerinde şehir ve kasabalar haricinde çalıştırılacak memurların oturacağı yerler Orman Umum Müdürlüğü tarafından tayin olunur. Orman işletme bölge şeflerinin ormanlar dahilinde oturacakları binaların demirbaş eşyası işletme idaresi tarafından temin edilir.

İşletme revir âmirlerinin vazifeleri
Madde 10

A- Amenajman plânını tatbik ettirmek, kat’iyat, nakliyat ve imalâtı muhitin ve iklimin icab ettirdiği şartlara göre tanzim ve takib etmek, nakliyat için münasib yollar yaptırmak, vesaiti nakliye temin ve tedarik etmek.

B – Mıntakanın iş vaziyetine göre senelik veya munzam bütçeyi hazırlamak ve umum müdürlüğün tasdikinden sonra usulü dairesinde sarfiyatta bulunmak.

C -Mamulât ve mahsulâtın satışlarını umum müdürlüğün vereceği direktifler dahilinde temin etmek.

Ç – Artırma ve eksiltme ve ihale işlerini bu talimatta yazılı mevzuata göre idare ve tatbik etmek.

D – Orman işletmesi için işçi tedarik etmek veya ettirmek, işçi takım kılavuzları, müteahhidlerle mukavele yapmak ve bu işler için dava ikame etmek.

E – Keşif bedelleri tutarı 500 liradan aşağı olan inşaat vesaire işleri yaptırmak ve fazlası için Orman Umum Müdürlüğünden müsaade almak suretile yaptırmak.

F – Mukavele şartlarının projelerini hazırlamak inşaat ve tesisata aid keşifnameler yaptırmak.

G Her ay başında ve ortasında görülen işlere aid raporları tediyat ve tahsilat, kat’iyat Ve nakliyatı gösteren vaziyet cetvelleri ile birlikte umum müdürlüğe göndermek.

H – İşletme mıntakasında azamî kâr temin edecek çalışma çarelerini aramak, revirindeki ormanların ümranını temin etmek, hasılattan azamî istifade yollarını bulmak, revirindeki bütün muamelâtı günü gününe takib ve murakabe ederek rasyonel bir çalışma temin etmek.

I – 14 üncü madde mucibince ımuhasible birlikte çekleri imza et­mek.

İşletme Bölge Şeflerinin vazifeleri
Madde 11

A- Orman amenajman planlarının icablarına ve orman işletme revir âmirinin verdiği direktiflere ve fennî usul ve kaidelere göre ağaç seçmek, damgalamak, kestirmek, tumruklara taksim etmek işlerile yol inşaatı sair inşaat ve nakliyat işlerine nezaret ve bunları idare etmek

B – Bütün mesahaları vaktinde ve dikkatle yapmak ve yaptırmak.

C – İşletme işlerinde kullanılacak defterleri tutmak veya tutturmak vesikaları tanzim etmek nakliye tezkerelerini vermek.

Ç – Çok acele olan işler için işçi bularak istihdam etmek tabiî ahvalde bütün işlerde çalıştıracak işçi miktarını tesbit ve revir âmirine bildirerek revir âmirinin müsaadesile istihdam etmek.

D – Çalıştırılan işçinin, nakliyecinin, ustaların, istihkak raporlarını hazırlattırmak.
E – Nakliyat yollarının güzergâhlarını tesbit etmek inşaat ve tesir sata aid keşifler yapmak.
F – Fidanlıklar tesis ve idame ederek ağaçlandırma plânlarını yerine getirmek.

G – Her on beş günde bir görülen işler hakkında tanzim edeceği raporu kat’iyat, nakliyat, vaziyet-cetvelleri ile birlikte revir âmirine göndermek.

H – Ormanda azamî tasarrufla iş görme çarelerini araştırmak.

Muhasebe isleri
Madde 12

İşletme revirinde çalışan muhasibler, tediyat ve tahsilâtı ve bu işlere aid bilûmum evrak ve defatiri ihzar ve tanzim etmek ve işletme işlerine aid bilûmum malî muamelât ve hesabatı yapmakla mükellef olup bu işlerden dolayı mes’uldürler.

Madde 13

İşletme revirine aid bütün hesabat ticarî icablara göre ve usulü muzaafa ile tanzim olunur.

Madde 14

Memurların ve müstahdemlerin ücretlerine a, ameleye verilecek yevmiyelere, kesme ve taşıma vesair istihkak bedellerine b, tesisat ve demirbaş harcırah vesair masraflara da c, servisi adı verilir. a, Her ay sonunda b, her hafta nihayetinde ve, c, masrafı da vukuuna göre tediye olunur. İşletmenin c, masraf servisi için revir veznesinde 500 liraya kadar para bulundurulabilir, a, ve b, servislerinin tediyesi tahakkuk eden mebaliğ için tahakkuk mikdarında ve tediye zamanında bankadan vezneye para alınarak tediyat vezneden icra olunabilir. Vezneye alınacak mebaliğ çift imzalı bir veya müteaddid çekle tahsil olunur. Ve muhasib ikinci derecede imza eder.

Madde 15

İşletme revirinin kasa, yevmiye, muhabere kopya ve muvazene defterlerinin noterlikçe tasdik edilmiş olması şarttır.

Madde 16

Satış bedelleri vesair hasılat ya doğrudan doğruya veznece veya Ziraat Bankası vasıtasile tahsil edilir.

Madde 17

İşletme revirinde hesap ve muamelâta aid vaziyet cetvelleri her ay başında ve ortasında revir amirliğine verilir.

Madde 18

Vahidi fiyatla yapılacak işlerde vahidi kıyasii fiyat işletme revir âmiri ve bölge şefi tarafından müştereken verilen bir kararla tayin olunur. İşçilerin istihkakı alâkadar memurların vereceği istihkak raporuna müsteniden muhasib tarafından tanzim olunacak istihkak bordurolarile tesbit ve tediye olunur.

Madde 19

Pazarlık suretile yapılacak işlerde işletme revir âmiri ve bölge şefi birlikte karar verirler. Pazarlık, işi alanın da imzasını ihtiva eden bir zabıtname ile tevsik olunur.

Tutarı 500 liradan fazla olan işlerin pazarlığı yapıldıktan sonra Orman Umum Müdürlüğünün muvafakati alınmak şarttır.

Madde 20

İhtisasa taallûk eden veya müteahhidler vasıtasile yaptırılması faydalı veya zarurî görülen ve keşif bedeli 500 liradan yukarı olan işlerle 500 liradan fazla olan her nevi mubayaat Orman Umum Müdürlüğünün tasvib edeceği şerait dairesinde müteahhidlere ihale suretile yapılabilir. Bu işlerin muhammen fiyatları ve şartlan ve ihalenin yapılacağı gün saat ve mahal ihale gününden en az on gün evvelinden başlayarak ilân edilir, İlân keyfiyeti; tutarı 5000 liradan fazla olan işlerde mahalli vilâyet gazetesi veya kaza belediyesi vasıtasile ve Ankara ve İstanbul’da çıkan birer gazete ile en az dört defa, tutan 5000 liradan aşağı olan işlerde ise yalnız mahallî belediyesi veya vilâyetin gazetesi ile iki defa yapılır.

Bu gibi ihaleler işletme revir amirliğinde veya ormanın bağlı bulunduğu kaza orman idaresinde yapılın

Madde 21

İhale işi orman işletme revir âmirinin reisliğinde toplanacak alâkadar orman bölge şefi ve muhasibden mürekkeb bir komisyon huzurunda açık eksiltme ile yapılır. Eksiltmeye konulan işin en az pey sürene ihalesi komisyon reisi ve azalarile istekliler tarafından imzalanacak bir zabıtname ile tevsik edilmek suretile yapılır. Bu suretle yapılacak ihaleden evvel isteklilerden keşif ve tahmin bedelinin % 7,5 ğu muvakkat teminat olarak alınır. Alman muvakkat teminat ihaleyi müteakib on gün içinde kat’î teminat olarak % 15 e çıkarılır. Muvakkat ve kat’î teminat olarak kabul edilecek kıymetler ipotek muamelesinden gayri olan ve devletçe muvakkat ve kat’î teminat olarak kabul edilmiş olan kıymetlerdir.

Madde 22

Bin liraya kadar olan ihale işlerinde teklif edilen fiyat mikdarına bakılmaksızın ehliyet emniyet bakımından tercih hakkı revir âmirine aiddir. Bu miktardan afzlası için tercihte umum müdürlükten izin alınması şarttır.

İşletme revir âmirleri kendi salâhiyetleri dahilinde olan tercih işine aid sebebleri ‘bir kâğıt üzerine tes’bit ederek imzası altında dosyasında saklamağa ve umum müdürlükten tercih iznini alırken esbabı mucibesini de bildirmeğe mecburdurlar.

Tercih işinde en az teklif edilmiş fiyatla tercihi istenilen fiyat arasındaki farkın azamî % 15 nisbetinde olması lâzımdır. Bundan fazla ila n farklarda tercih yapılamaz.

Madde 23

Her kalem için tahmin edilen tutan 500 liradan aşağı olan malzeme, eşya vesairenin alımı işletme revir âmiri tarafından pazarlıkla yapılır. 500 liradan yukarı olan mubayaalar için işletme revir amirliği muhtelif firmalarla yaptığı muhabere ve aldığı teklif mektupları üzerine tercih ettiği cihetleri tasrih suretile umum müdürlüğün müsaadesini ister. Umum Müdürlük münasib göreceği müesseseden mubayaa edilmesini işletme revir amirliğine bildirir.

Madde 24

işletme revirlerinde elde edilen alelûmum hasılatın satışında açık arttırma asıldır. Bu husustaki ilânlar ve ihale muamelesi madde 20-21 deki şartlara tabidir. İşletme revir amirliği muhtelif eşhas veya ticarethanelerden hususî evsaf ve çapta mallar için alacağı ticarî teklif mekruhlarında teklif edilen fiat, bu mektub tarihinden evvel neticelenmiş ihale fiatından daha yüksek olduğu takdirde bunu Umum Müdürlüğün muvafakatile nazarı dikkate alarak konturatla satış yapabilir. İhale fiatından dun teklifler nazarı dikkate alınmaz red edilir. Ancak bu suretle ticarî mektublarla veya konturatla yapılan satışlarda işletme revir amirliği mutad olan ticarî teminatı almakla mükelleftirler.

Tunku Abdurrahman

0
Tunku Abdurrahman

Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman 8 Şubat 1903’te dünyaya geldi. (Ölümü: 6 Aralık 1990) Cambridge Üniversitesi’nde hukuk ve tarih okudu. 1949’da baroya kabul edildi. Ardından Malaya Federal Adalet Bakanlığı’nda Savcı yardımcılığına atandı. 1951’de politikaya atılmak için bu görevinden ayrıldı. Birleşik Malayalılar Ulusal Örgütü’nün başkanı oldu. Bu örgütün, 1951’de Malaya Çinliler Birliği ve 1955’te Malaya Hintler Kongresi ile ittifak kurmasını sağladı. Başkanı olduğu İttifak Partisi’nin, 1955 seçimlerini büyük çoğunlukla kazanması üzerine kabine başkanı ve içişleri bakanı oldu. Londra’da yaptığı görüşmede Malaya’ya içişlerinde hemen özerklik tanınmasını ve Ağustos 1957’den sonra da bağımsızlık ilan edilmesini kabul ettirdi. Malaya Federasyonu’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülkenin ilk başbakanı oldu. Bu görevini, 1963’te Malezya Federasyonu kurulduktan sonra da sürdürdü. 1970-1973 yılları arasında İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliği görevinde bulundu.

Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman

Anneliğin Korunması Sözleşmesi

0
Anneliğin Korunması Sözleşmesi(Maternity Protection Convention), 15 Haziran 2000 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş ve 7 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından düzenlenen Sözleşme, 1952 tarihli, Anneliğin Korunması Sözleşmesi’ni değiştirerek güncellemiş, aile hukukuna, çocuğun ve annenin haklarına, doğum yardımına, doğum sonrası komplikasyonlara, annenin ihtiyaçlarına, devletin sorumluluklarına ve diğer hususlara ilişkin evrensel hükümler getirmiştir.

Anneliğin Korunması Sözleşmesi

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya çağrılan,
Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı, 30 Mayıs 2000 tarihinde yaptığı seksen sekizinci oturumunda;
Tüm kadınların işyerindeki eşitliğini ve anne ile çocuğun sağlığını ve güvenliğini daha çok teşvik etmek için ve teşebbüs çeşitliliğinin yanı sıra Üyelerin ekonomik ve sosyal gelişimindeki farklılıkların ve de ulusal hukuk ve uygulamada anneliğin korunması konusundaki gelişmelerin tanınması için 1952 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Anneliğin Korunması Sözleşmesi’nin ve 1952 tarihli Anneliğin Korunması Tavsiye Kararı’nın değiştirilmesi ihtiyacını dikkate alarak ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948), Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (1979), Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (1989), Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu (1995), Kadın İşçilere Fırsat Eşitliği ve Eşit Muamele Sağlanmasına ilişkin Uluslararası Çalışma Örgütü Beyannamesi (1975), İşyerindeki Temel İlke ve Haklara ve bunların Takibine ilişki Uluslararası Çalışma Örgütü Beyannamesi (1998) ve bunların yanı sıra, başta 1981 tarihli Aile Sorumlulukları Bulunan İşçiler Hakkında Sözleşme olmak üzere, kadın ve erkek işçilere fırsat eşitliği ve eşit muamele sağlanmasını hedefleyen uluslararası çalışma Sözleşmeleri ve Tavsiye Kararları hükümlerini dikkate alarak ve
Kadın işçilerin koşullarını ve hükümet ile toplumun ortak sorumluluğuna giren hamilelik koruması sağlama ihtiyacını göz önünde bulundurarak ve 1952 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Anneliğin Korunması Sözleşmesi’nin ve 1952 tarihli Tavsiye Kararı’nın değiştirilmesine ilişkin, bu oturum gündeminin dördüncü başlığını oluşturan birtakım önergelerin kabul edilmesi üzerine karar vererek ve
Bu önergelerin bir uluslararası sözleşme biçimi alması için kararlı davranarak,
İki bin yılı Haziran ayının on beşinci gününde, 2000 tarihli Anneliğin Korunması Sözleşmesi olarak anılabilecek olan işbu Sözleşme’yi kabul etmektedir:
Kapsam
Madde 1
Bu Sözleşme’nin amaçları uyarınca, kadın deyimi hiçbir ayrımcılık yapılmaksızın kadın cinsine ait tüm kişileri, çocuk deyimi ise hiçbir ayrımcılık yapılmaksızın tüm çocukları ifade eder.
Madde 2
1. Bu Sözleşme, alışılmışın dışında nitelikler taşıyan bağımlı iş biçimlerinde çalışanlar da dahil olmak üzere tüm çalışan kadınlara uygulanır.
2. Ancak, işbu Sözleşme’yi onaylayan her Üye, ilgili işveren ve işçi örgütleri temsilcilerine danıştıktan sonra, tatbiki kendisi açısından önemli nitelikte özel sorunlara yol açacak olan sınırlı işçi kategorilerini Sözleşme’nin kapsamından tümüyle veya kısmen çıkarabilir.
3. Bir önceki fıkrada sağlanan imkânı kullanan her Üye, Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’nın 22. maddesi kapsamında işbu Sözleşme’nin uygulamasına ilişkin olarak sunduğu ilk raporunda, bu şekilde kapsam dışı bırakılan işçi kategorilerini ve kapsam dışı bırakılma nedenlerini sıralayacaktır. Söz konusu Üye, sonraki raporlarında, Sözleşme hükümlerinin giderek bu kategorilere de yayılması amacıyla alınan tedbirleri açıklayacaktır.
Sağlık Koruması
Madde 3
Her Üye, ilgili işveren ve işçi örgütleri temsilcilerine danıştıktan sonra, hamile veya emziren kadınların anne veya çocuğun sağlığına zarar verir nitelikte olduğu yetkili makamlar tarafından tespit edilmiş ya da anne veya çocuğun sağlığı üzerinde büyük bir tehlike yarattığı düşünülen işleri yapmak zorunda bırakılmamasını sağlayacak uygun tedbirleri alacaktır.
Annelik İzni
Madde 4
1. Ulusal hukuk ve teamül tarafından belirlendiği şekilde, çocuğun tahmini doğum tarihini gösteren bir sağlık raporu veya başka uygun bir belge sunulması üzerine Sözleşme’nin uygulama alanına dahil olan kadın 14 haftadan az olmayacak bir süreyi kapsayan annelik iznine hak kazanacaktır.
2. Yukarıda bahsi geçen izin süresinin uzunluğu her bir Üye tarafından işbu Sözleşme’nin resmi onay belgesine ek olarak sunulan bir beyanla belirlenecektir.
3. Her Üye, daha sonra, Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne annelik izni süresini uzatan bir beyan sunabilir.
4. İşveren ve işçi örgütleri temsilcileri ve hükümet tarafından ulusal düzeyde başka bir mutabakat sağlanmış olmadıkça, annelik izni anne ve çocuğun sağlığının korunması gereğince çocuğun doğumu sonrasında altı haftalık zorunlu izni de kapsayacaktır.
5. Annelik izninin doğum öncesi kısmı, doğum sonrası zorunlu izinden hiçbir indirim yapılmaksızın, çocuğun tahmini doğum tarihi ile gerçek doğum tarihi arasında geçen süre kadar uzatılacaktır.
Hastalık veya Komplikasyon İzni
Madde 5
Annelik izni süresinden önce veya sonra, hamilelik veya doğumdan kaynaklanan bir hastalık, komplikasyon veya komplikasyon tehlikesi halinde sağlık raporu sunulması üzerine izin verilecektir. Bu iznin niteliği veya azami süresi ulusal hukuk ve teamül uyarınca belirlenebilir.
Yardımlar
Madde 6
1. Ulusal yasa ve düzenlemeler uyarınca veya ulusal teamül ile bağdaşan başkaca bir şekilde, 4. ve 5. maddelerde bahsi geçen izinler nedeniyle işten uzak kalan kadınlara parasal yardım sağlanacaktır.
2. Parasal yardımlar, kadının kendisini ve çocuğunu düzgün sağlık koşullarında ve uygun bir yaşam standardında tutabilmesini sağlayacak bir seviyede olacaktır.
3. Dördüncü maddede bahsi geçen izin uyarınca ödenen parasal yardımların, ulusal yasa veya teamül kapsamında daha önceki kazançlara dayanarak hesaplanıyor olması halinde, bu yardımların tutarı kadının önceki kazancının veya yardım hesaplanırken dikkate alınan kazançların üçte ikisinden az olmayacaktır.
4. Dördüncü maddede bahsi geçen izin uyarınca ödenen parasal yardımların hesaplanmasında, ulusal yasa veya teamül kapsamında başka yöntemlerin kullanılması halinde, bu yardımların tutarı, bir önceki fıkranın tatbiki sonucu ortaya çıkan ortalama tutarla kıyaslanabilir olacaktır.
5. Her Üye, parasal yardımlara hak kazanma koşullarının işbu Sözleşme’nin uygulama alanına dahil olan kadınların büyük bir çoğunluğu tarafından karşılanabilmesini sağlayacaktır.
6. Bir kadın, ulusal yasa ve düzenlemeler uyarınca veya ulusal teamül ile bağdaşan başkaca bir şekilde parasal yardımlara hak kazanma koşullarını karşılamaması halinde, gelir düzeyinin bunu gerektirmesi koşuluyla sosyal yardım fonlarından yeterli bir yardım almaya hak kazanacaktır.
7. Kadın ve çocuğuna, ulusal yasa ve düzenlemeler uyarınca veya ulusal teamül ile bağdaşan başkaca bir şekilde sağlık yardımı sağlanacaktır. Sağlık yardımları doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası bakımın yanı sıra gerektiğinde hastane bakımını da kapsayacaktır.
8. Kadının işgücü piyasasındaki konumunu korumak için, 4. ve 5. maddelerde bahsi geçen izne ilişkin yardımlar zorunlu sosyal sigorta veya kamu fonlarından ya da ulusal hukuk ve teamül tarafından saptanmış başkaca bir şekilde temin edilecektir. İşverenin bu yönde özel bir mutabakatı bulunmadıkça,
a) bir üye Devlet’in ulusal hukuk veya teamülünde, işbu Sözleşme’nin Uluslararası Çalışma Konferansı tarafından kabul edildiği tarih öncesinde böylesi öngörülmüş ise veya
b) sonradan, işveren ve işçi örgütleri temsilcileri ve hükümet tarafından ulusal seviyede bu yönde bir mutabakat mevcut ise işveren, istihdam ettiği bir kadına ödenen bu parasal yardımların doğrudan maliyetini tek başına üstlenmeyecektir.
Madde 7
1. Ekonomisi ve sosyal güvenlik sistemi yeterince gelişmemiş olan bir Üyenin, parasal yardımların, ulusal yasa ve düzenlemeler uyarınca hastalık veya geçici işgöremezlik halinde ödenen orandan daha az bir oranda olmaması kaydıyla, 6. maddenin 3. ve 4. fıkralarına uygun hareket ettiği varsayılacaktır.
2. Bir önceki fıkrada sunulan imkânı kullanan bir Üye, Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’nın 22. maddesi uyarınca, bu Sözleşme’nin tatbiki hususunda sunduğu ilk raporda, bunun nedenlerini açıklayacak ve parasal yardımların oranını belirtecektir. Üye, sonraki raporlarında ise yardımların oranını giderek artırmak için alınan tedbirleri açıklayacaktır.
İş Güvencesi ve Ayrımcılık Yasağı
Madde 8
1. Bir işverenin, istihdam ettiği bir kadının işine hamilelik ya da çocuk doğurma ve bunun neticeleri ya da çocuk emzirmeyle ilgisi bulunmayan gerekçelere dayanılarak gerçekleştirilmiş olmadıkça, hamilelik ya da 4. ve 5. fıkralarda bahsi geçen izin süresince yahut işe dönmesini müteakiben ulusal yasa veya düzenlemeler tarafından öngörülen süre içerisinde son vermesi hukuka aykırı sayılacaktır. İşten çıkarma gerekçelerinin hamilelik ya da çocuk doğurma ve bunun neticeleri ya da çocuk bakımıyla ilgisi olmadığını ispat yükü işverene düşecektir.
Kadınların, annelik izninin sonunda eski görevine veya eşit oranda kazanç sağlayacağı başka bir göreve dönme hakkı güvence altındadır.
Madde 9
1. Her bir Üye, anneliğin, 2. maddenin 1. fıkrasına bakılmaksızın işe erişimi de içerecek şekilde, istihdam alanında bir ayrımcılık kaynağı oluşturmamasını sağlamak için uygun tedbirleri alacaktır.
2. Bir önceki fıkrada bahsi geçen tedbirler:
a) ulusal yasa veya düzenlemeler kapsamında hamile veya emziren kadınlar için yasaklanmış ya da sınırlandırılmış işler veya
b) kadının ve çocuğun sağlığına yönelik bilinen veya önemli bir risk taşıyan işler için ulusal yasa ve düzenlemeler tarafından gerekli kılındığı durumlar dışında işe başvuran bir kadından hamilelik testi yaptırmasının veya böyle bir test sonucunu getirmesinin şart koşulması yasağını da içerecektir.
Emziren Anneler
Madde 10
1. Kadınlara, çocuğunu emzirmesi için günde bir veya birden çok ara ya da günlük çalışma saatinden belirli bir indirim hakkı tanınacaktır.
2. Emzirme arasının veya günlük çalışma saatlerinden yapılacak indirimin geçerli olacağı süre, bunların sayısı, emzirme aralarının uzunluğu ve günlük çalışma saatlerinden indirim yapma usulleri ulusal hukuk ve teamül tarafından belirlenecektir. Bu aralar veya günlük çalışma saatlerinden yapılacak indirim çalışma saatlerine dahil sayılacak ve buna uygun olarak ücretlendirilecektir.
Dönemsel Değerlendirme
Madde 11
Her bir Üye, işveren ve işçi örgütleri temsilcilerine danışarak, 4. maddede bahsi geçen izin süresinin uzatılmasının veya 6. maddede bahsi geçen parasal yardım miktarının ya da oranının artırılmasının uygun olup olmadığını belirli aralıklarla inceleyecektir.
Uygulama
Madde 12
Bu Sözleşme, toplu sözleşmeler, hakem kararları, mahkeme kararları veya ulusal teamülle bağdaşır nitelikteki bir başka yolla işlerliğe konulduğu haller dışında yasalar ve yönetmeliklerle uygulamaya konulacaktır.
Son Hükümler
Madde 13
Bu Sözleşme 1952 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Anneliğin Korunması Sözleşmesi’ni değiştirmektedir.
Madde 14
Bu Sözleşme’nin resmi onay belgeleri, tescil edilmek üzere Uluslararası Çalışma
Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilecektir.
Madde 15
1. Bu Sözleşme yalnızca, onayları Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından tescil edilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü Üyelerini bağlayacaktır.
2. Sözleşme, iki Üye onayının Genel Müdür tarafından tescil edilme tarihinin üzerinden 12 ay geçtikten sonra yürürlüğe girecektir.
3. Bu tarihten sonra ise, Sözleşme herhangi bir Üye açısından söz konusu Üye onayının tescil edilme tarihinin üzerinden 12 ay geçtikten sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 16
1. Bu Sözleşme’yi onaylamış bulunan bir Üye, Sözleşme’nin ilk yürürlüğe giriş tarihinin üzerinden on yıl geçtikten sonra, Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Müdürü’ne iletilen resmi bir yazı ile Sözleşme’yi feshedebilir. Bu fesih, resmi olarak tescil edildiği tarihin üzerinden bir yıl geçmeden geçerlilik kazanmayacaktır.
2. Bu Sözleşme’yi onaylamış bulunan ve bir önceki fıkrada bahsi geçen on yıllık sürenin sona ermesini müteakip bir yıl içerisinde işbu maddede öngörülen fesih hakkını kullanmayan her bir Üye, bir on yıllık süre boyunca daha Sözleşme’yle bağlı olacak ve ondan sonra, her bir on yıllık sürenin dolmasının ardından işbu maddede öngörülen koşullar altında Sözleşme’yi feshedebilecektir.
Madde 17
1. Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Müdürü, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tüm Üyelerini, kendisine Örgüt Üyeleri tarafından bildirilen tüm onayların ve fesih işlemlerinin tescili konusunda bilgilendirecektir.
2. Genel Müdür, Örgüt Üyelerini ikinci onayın tescili konusunda bilgilendirirken, Sözleşme’nin yürürlüğe gireceği tarihe de dikkatlerini çekecektir.
Madde 18
Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Müdürü, yukarıdaki madde hükümleri uyarınca kendisi tarafından tescil edilen tüm onay ve fesih bildirimlerinin bütün ayrıntılarını, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 102. maddesi uyarınca kaydedilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderecektir.
Madde 19
Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü zamanlarda, Genel Konferans’a bu Sözleşme’nin işleyişine dair bir rapor sunacak ve Sözleşme’nin tümüyle veya kısmen değiştirilmesi meselesinin Konferans’ın gündemine alınmasının istenip istenmediğini inceleyecektir.
Madde 20
1. Konferans’ın bu Sözleşme’yi tümüyle veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi durumunda, yeni Sözleşme’nin aksini öngörmemesi halinde:
a) değişiklik getiren yeni Sözleşme’nin bir Üye tarafından onaylanması, işbu Sözleşme’nin hukuken, yukarıdaki 16. madde hükümlerine bakılmaksızın, değişiklik getiren yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi halinde ve girdiği tarihte derhal feshini içerecektir;
b) değişiklik getiren yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle işbu Sözleşme Üyelerin onayına kapanacaktır.
2. Bu Sözleşme her halükârda, bunu onaylamış ancak değişiklik getiren Sözleşme’yi onaylamamış olan Üyeler açısından mevcut haliyle ve içeriğiyle yürürlükte kalacaktır.
Madde 21
Bu Sözleşme’nin İngilizce ve Fransızca metinleri eşit oranda geçerlidir.
Çapraz Referanslar
156 No’lu Sözleşme: Aile Sorumlulukları Bulunan İşçiler Hakkında Sözleşme,
95 No’lu Tavsiye Kararı: Anneliğin Korunması Tavsiye Kararı, 1952
191 No’lu Tamamlayıcı Tavsiye Kararı: Anneliğin Korunması Tavsiye Kararını
Tamamlayan Tavsiye Kararı, 2000
103 No’lu (Gözden Geçirilmiş) Sözleşme: Bu Sözleşme Anneliğin Korunması Sözleşmesi’ni değiştirmektedir,

Kanun Hükmünde Kararname(KHK)

0
Kanun Hükmünde Kararname(KHK)

Kanun Hükmünde Kararname(KHK) genel olarak yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, konu, süre ve amacı belirleyen bir yetki kanunu çıkarmak sureti ile vermiş olduğu yetkiye veya doğrudan doğruya anayasanın hükmüne dayanarak, Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı, maddi anlamda yasa hükmünde olan, parlamentonun tasdiki ile şekli ve organik anlamda kanun gücünü kazanacak olan kararnamedir. Bu nedenle kanun gücünde olmasına atıfla Kanun Hükmünde Kararname olarak isimlendirilmiştir.

Resmi Gazete tüm mevzuatın yayınlandığı devlet gazetesidir.

Türkiye Cumhuriyetinde 1982 Anayasası‘nın 87. maddesi ile, “Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. KHK, Parlamentonun tasdikine sunularak tasdik edildiği için kanun güç ve kuvvetindedir.

Kanun Hükmünde Kararname(KHK) çıkarma yetkisi, 1982 Anayasası ile, daha ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş, 1961 Anayasasına göre, hem koşulları hafifletilmiş, hem de uygulama alanı genişletilmiştir. Anayasa, olağanüstü hal ve sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konularda, yasama organının iznine gerek olmadan, Kanun hükmünde kararname çıkarma yöntemini de getirmiştir. “TBMM tarafından verilen bir yetki kanununa dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan; kanunları değiştiren, yürürlükten kaldıran ya da kanun niteliğinde yeni kurallar ihdas eden hukuki düzenlemelerdir. Sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere, Anayasa‘nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez” (Mülga:  Madde 91) 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 2017 yılında yürürlükten kaldırıla  91. maddesine göre;

a) KHK çıkarabilmek için, bir yetki yasasına gerek vardır.

b) Yetki yasasında KHK’nın amacı, kapsamı ve ilkeleri, yetkinin kullanılma süresi gösterilir.

c) KHK, Resmi Gazete yayınlandıkları gün yürürlüğe girer. Kararnameler yayımlandıkları gün Meclise sunulur.

d) Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve dördüncü bölümlerinde yer alan temel hak ve özgürlükler, KHK ile düzenlenmez.

e) KHK’nın Anayasaya uygunluğu, Anayasa Mahkemesince denetlenir.

f) Yetki yasasının, yetkiyi kullanma süresinin yanında, bu süre içinde birden çok kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını da göstermesi gerekir.

g) Bakanlar Kurulunun çekilmesi, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesi ile, belli süre için verilmiş olan yetki sona ermez.

h) Kanun hükmündeki kararnamenin süre bitiminden önce Meclisce onaylanması sırasında, yetkinin devam edip etmeyeceği de belirtilir.

Hükumetlere böyle bir yetkinin verilmesinin sebebi, Kanun Hükmünde Kararname çıkarma usulünün, kanun çıkarma usulüne nazaran daha pratik ve kolay olmasıdır.Kanun Hükmündeki Kararname, hemen hemen bütün dünya devletlerinin Anayasalarında, özellikle demokratik parlamenter rejimlerde mevcut bulunmaktadır.

Kanun Hükmünde Kararname(KHK), tıpkı diğer yasa ve mevzuat gibi Resmi Gazete’de yayınlanır ve yayınlandıkları gün yürürlüğe girerler

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kanun hükmünde kararnameler, olağan kararnameler ve olağanüstü kararnameler olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Olağan Kanun Hükmünde Kararnameler, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmakta, Bakanlar Kurulu’na bu yetki Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yetki kanunu çıkarılarak verilmektedir. Temel haklar, kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevler hakkında düzenleme yapılamaz.

Olağanüstü Kanun Hükmünde Kararnameler, Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmaktadır.

Olağanüstü Kararname çıkarmak için TBMM’nin yetki kanunu vermesine gerek bulunmamaktadır.

Uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemek kaydıyla, Kanun Hükmünde kararname ile her alanda düzenleme yapılabilir. Ancak, Olağanüstü Kararnameler olağanüstü halin icap ve koşullarına uygun olmak zorundadır.

Kanun Hükmünde Kararname(KHK), hem meclis tarafından siyasi olarak denetlenmekte hem de Anayasa Mahkemesi tarafından yargısal denetim altında bulunmaktadır.

Anayasa ile KHK çıkarma yetkisinin düzenlendiği 1971 yılı ile 1985 yılları arasında yaklaşık 200 kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. 1971 ile 1980 arasında 34 adet KHK çıkarılmış, 1980’den itibaren KHK uygulaması yaygınlaşmış ve hızlanmıştır. 1980 ile 1985 arasında 166 Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. 1991 yılına kadar çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname sayısı 400’ü aşmıştır. Anayasal bir düzenleme olarak hukuk sistemine girdiği zamandan bu yana 01.01.2018 tarihi itibari ile 696 adet kararname çıkarılmıştır.

7 Şubat – Hukuk Takvimi 

0
7 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1478 İngiliz hukukçu, filozof ve yazar Thomas More dünyaya geldi. (Ölümü: 6 Temmuz 1535) Eğitimine Oxford Üniversitesi’nde başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatı ile ilgilendi. İki yıllık eğitimin ardından Londra’ya döndü ve 1496 yılında hukuk eğitimine başladı. 21 yaşında Londra Barosu’na kayıt oldu. 1516 yılında ünlü eseri Ütopya’yı yazdı. Kral VIII. Henry’nin İngiliz Kilisesi’nin başına geçmesine karşı çıkması nedeniyle hain olarak damgalandı. Londra’da idam edildi. İdam edilmesinden 400 yıl sonra, 1935’te Papa XI. Pius tarafından aziz ilan edildi. Desiderius Erasmus, Deliliğe Övgü adlı eserini Thomas More’a ithaf etti.
1747 İlk Türk matbaasının kurucusu, yayımcı ve Osmanlı devlet adamı İbrahim Müteferrika İstanbul’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1674)
1837 İngiliz sözlük bilimci ve filolog Sir James Henry Augustus Murray dünyaya geldi. (7 Şubat 1837, Denholm, İskoçya – 26 Temmuz 1915, Oxford )   New Dictionary of English’in editörüydü.
1842 Fransız hukukçu ve Başbakan Alexandre-Félix-Joseph Ribot doğdu. (Ölümü: 13 Ocak 1923) Paris Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1875-1876 arasında Adalet Bakanlığı’nda genel sekreter olarak görev yaptı. 1877 yılında politikaya atıldı. Mecliste daha çok ekonomik konularla ilgilendi, 1882 yılında bütçe raportörü olarak görev yaptı. Radikal Parti’nin en büyük muhaliflerindendi. 1890 yılında dışişleri bakanı oldu. 1892-1893, 1895,1914 ve 1917 yıllarında 4 kez hükûmet kurarak başbakanlık yaptı.
1881 Avukat, yargıç ve parlamenter Henry Bleecker Metcalfe yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 20 Ocak 1805) Hukuk eğitimi aldıktan sonra baroya kabul edildi. Richmond County’de 1826-1832 yılları arasında savcılık yaptı. 1840’ta Eyalet Yargıçlığına seçildi. 1841’de bu görevinden istifa etti. Daha sonra 1847–1875 yılları arasında bu görevine tekrar devam etti. Demokratik Parti‘den 44. ABD Kongresi‘ne seçildi. Kamu Binaları Harcamaları Komitesinde başkanlık yaptı.
1898 Fransız yazar Emile Zola, Dreyfus olayı dolayısıyla gazetesinde yazdığı “Suçluyorum” başlıklı makalesinde Fransız ordusuna “iftira attığı” gerekçesiyle mahkemeye çıkarıldı.

Émile Zola’nın Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a yazdığı İtham ediyorum! başlıklı açık mektubu – L’Aurore Gazetesinin 13 Ocak 1898 tarihli ilk sayfası.
1900 Britanyalı İşçi Partisi kuruldu.
1921 Resmi Gazete yeniden yayımlanmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Takvim-i Vekayi adıyla yayınlanan gazete, Büyük Millet Meclisi tarafından 7 Ekim 1920’de kuruldu, ilk sayısı kuruluşundan dört ay sonra 7 Şubat 1921 tarihinde “Ceride-i Resmiye” adıyla yayımlandı. Resmi Gazete ismini 17 Aralık 1927 tarihinde aldı.

İstiklal Marşı’nın yayınlandığı Ceride-i Resmiye sayısı
1923 Mamo bin Hüseyin’in bakıyei müddeti cezaiyesinin affı hakkında özel af kanunu, 7 Şubat 1923 tarihinde kabul edildi.
1927 İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı.
1937 Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Elihu Root yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Şubat 1845) New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Şirketler Hukuku alanıyla ilgilendi. Kadınların oy hakkını kullanmasına karşı çıktı. 1894’te bu hakkın eyalet anayasasına dahil edilmemesini sağlamak için uğraştı ve kariyeri boyunca feminizm karşıtı oldu. Başkan Chester A. Arthur tarafından ABD New York Güney Bölgesi Başsavcısı olarak atandı. 1905’te Dışişleri Bakanı olarak atadı. 1909’da Senatörü olarak seçildi. 1912’de tahkim ve işbirliği yoluyla ulusları bir araya getirme çalışmaları sonucunda Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
1947 Filozof, mütefekkir ve akademisyen Teoman Duralı dünyaya geldi. (Ölümü: 2021)
1952 Türkiye’de mevcut olan Oda ve Borsaların yetkilileri, bir araya gelerek teşkil ettikleri Genel Kurulda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) kuruldu.
1959 Küba’da devrimden sonra oluşturulan yeni Bakanlar Kurulu Che’nin Küba vatandaşlığına kabul edildiğini ilan etti
1962 ABD, Küba ile olan tüm ihracat ve ithalatını durdurdu.
1963 Anayasa Mahkemesi, iş Kanunu’ndaki grev yasağını iptal etti.
1970 Ürdün’deki El-Fetih kamplarından dönüşte Gaziantep, Malatya ve Diyarbakır’da yakalanıp “sabotaj faaliyetlerinde bulunacakları” iddiasıyla gözaltına alınan; aralarında Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan, Atilla Keskin ve Hüseyin İnan’ın da bulunduğu 11 öğrenci tutuklandı.
1970 James Baldwin’in yönetmeni olduğu, 2 aydır Gülriz Sururi- Engin Cezzar’ın oynadığı “Düşenin Dostu” adlı oyun “müstehcen olduğu” gerekçesiyle İstanbul Valiliği’nce yasaklandı
1971 İsviçre’de kadınlara seçme hakkı verildi.
1972 Uzun süreden beri tartışmalara yol açan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ilaç fabrikası kurabilmesi ve yataksız tesislerde de eczane açabilmesini öngören kanun teklifi Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edildi.
1973 7 Haziran 1971’de Ankara’da topluca gözaltına alınıp tutuklanan Cemal Madanoğlu, Osman Köksal, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Altan Öymen, Ali Sirmen ve İlhami Soysal’ın da aralarında bulunduğu 32 sanıklı “Madanoğlu Davası” başladı. İddianamede, emekli ve muvazzaf askerlerin sivillerle birlikte oluşturduğu “ilerici cunta çekirdeği”nin, 12 Mart 1971 TSK Muhtırası öncesinde yaptığı gizli toplantılarla 9 Mart 1971’de ülke yönetimini darbe yoluyla ele geçirmeye yönelik faaliyet yürüttüğü savunuldu.
1973 TBMM’de kabul edilen adının Kahraman Maraş» olarak Değiştirilmesi hakkında Kanun ile “Maraş” iline “kahramanlık” unvanı verildi; ilin adı “Kahramanmaraş” oldu.
1974 Cumhuriyet Halk Partisi-Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti 126 ret ve 2 çekimser oya karşılık 235 kabul oyuyla Meclis’te güvenoyu aldı.
1974 Grenada, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
1977 Ankara Valisi, 3 gün önceki mitingte çıkan olaylardan dolayı “amaçları dışına çıktıkları” gerekçesiyle TÖB-DER, TÜM-DER ve TÜTED genel merkezlerini kapattı.
1979 Yemenli aktivist Tawakel Karman doğdu. Arap Baharı döneminde 2011 Yemen ayaklanmasının uluslararası kamuoyuna dönük yüzü oldu. Yemen halkı tarafından kendisine “Demir Kadın” ve “Devrimin Anası” adı verildi. 2011 yılında Nobel Barış Ödülünü Ellen Johnson Sirleaf ve Leymah Gbowee ile birlikte aldı. Nobel Ödülünü alan ilk Yemenli ve ilk Arap kadın unvanının yanı sıra, bu ödülü alan ikinci Müslüman ve en genç kadın oldu.
1986 Aydınlar Dilekçesi olarak bilinen Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler başlıklı 6 sayfalık metne imza atanlardan 59’u hakkında Askeri Mahkeme’de açılan davada, tüm sanıklar beraat etti.
1986 Cumhuriyet Ankara Muhabiri ve yazar Erbil Tuşalp ile yayıncı Kemal Karatekin hakkında Tuşalp’ın 12 Eylül dönemi insan hakları ihlallerini anlattığı “İnsan Hakları Dosyası-Bin İnsan” adlı kitabıyla ilgili olarak 1 ile 6.5 yıl arası hapis istemiyle kamu davası açıldı. Dava, Erzincan Sıkıyönetim 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde görülen Giresun Dev-Yol Davası’ndaki Mahkeme Heyeti’nin, kitapta “kesinleşmemiş Mahkeme kararı hakkında mütalaada bulunulduğu ve Mahkeme üyelerinin tahkir edilip küçük düşürüldüğü” şikayetiyle açıldı.
1986 Diyarbakır’da PKK davası sanıklarının mahkemeye sundukları dilekçelerinde “Diyarbakır Cezaevi’nde 1981-1984 arasında 32 kişi işkenceden hayatını kaybetti” iddiasına ilişkin olarak askeri savcı 30 mahpusun ölüm sebebini açıkladı ve “kovuşturmaya gerek yok” kararı verdi.
1988 Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde tek tip elbise giymeyen hükümlülerden 97’sine “arama yapılırken direniş gösterdikleri” gerekçesiyle 15’er gün hücre hapsi ile aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmeme cezaları verildi.
1990 Zaman Gazetesi, “Nesin Vakfı’nda dinsiz, komünist yetiştiriliyor” vb. başlıklı haberleri nedeniyle Aziz Nesin’e 3 milyon TL manevi tazminat ödemeye mahkûm oldu.
1991 Haiti’nin ilk seçilmiş Başkanı Jean-Bertrand Aristide, görevine başladı.
1992 Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi ülkeler arasında Avrupa Birliği’ni oluşturan Maastricht Antlaşması imzalandı.
1995 Avrupa Konseyi Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin Geliştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (95) 5 Sayılı Tavsiye Kararı (Recommendation No. R (95) 5 concerning the introduction and improvement of the functioning of appeal systems and procedures in civil and commercial cases), Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 7 Şubat 1995 tarihli  528.  Toplantısında  kabul  edildi.
1998 Kadın kuruluşları bekaret kontrolü uygulamasını savunan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Işılay Saygın’ı Taksim’de protesto etti.
2002 Anneliğin Korunması Sözleşmesi (Maternity Protection Convention) 15 Haziran 2000 tarihinde Cenevre’de kabul edildi ve 7 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girdi. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından düzenlenen Sözleşme, 1952 tarihli, Anneliğin Korunması Sözleşmesi’ni değiştirerek güncelledi ve aile hukukuna, çocuğun ve annenin haklarına, doğum yardımına, doğum sonrası komplikasyonlara, annenin ihtiyaçlarına, devletin sorumluluklarına ve diğer hususlara ilişkin evrensel hükümler getirdi.
2002 İsrail ordusunda işgal altındaki topraklarda görev yapmayı reddeden askerler bir dilekçeyi imzaya açtı. Dilekçede “Bir halka hükmetmek, sürmek, yok etmek ve aşağılamak amacıyla İsrail’in 1967 sınırlarının ötesinde savaşmayı sürdürmeyeceğiz” yazıyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Şaul Mofoz girişimi “isyan” diye nitelendirdi.
2002 28 Eylül 1994’de BEM-SEN kurucusu Elmas Yalçın (34) ile Av.Fuat Erdoğan ve İsmet Erdoğan’ın DHKP-C operasyonunda bir kafede öldürülmesiyle ilgili davada yargılanan polisler, ”çatışmada meşru müdafaa sınırları içinde hareket ettikleri” gerekçesiyle beraat etti.
2004 ABD yönetiminin ülkeye girişte yabancıların fotoğraflarını ve parmak izlerini alma uygulamasına aynen misilleme de bulunan Brezilya’da bu uygulamayı protesto eden ikinci ABD’li de tutuklandı.
2005 Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve başkanlık divanının diğer üç üyesi istifa etti. Kaboğlu, Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu‘na da atıf yaparak “Karar aldık, tepki çektik. Rapor yazdık, yasamadan küfür aldık, yargı tarafından sorgulandık, yürütme tarafından dağıtıldık. Görevimizi yaptığımız için kovulduk” dedi.
2005 1993’te, Midyat’ta iki minübüsü silahlarla tarayıp sekiz köylüyü öldürdükleri gerekçesiyle ömür boyu hapse mahkum edilen sekiz korucudan altısı 12 yıl sonra tutuklandı. İlk yargılamalarında delil yetersizliğinden beraat eden sanıklar Yargıtay’ın verilen kararı bozması üzerine ceza almıştı.
2006 Gazeteciler Murat Belge, Haluk Şahin, Hasan Cemal, Erol Katırcıoğlu ve İsmet Berkan yargıyı etkilemek suçuyla mahkemeye çıktı.
2006 FIFA Disiplin Kurulu, Türkiye-İsviçre müsabakasında meydana gelen olumsuz olaylar sebebiyle, Türkiye millî futbol takımına 6 maç seyircisiz oynama ve para cezası verdi.
2006 Askeri Mahkeme, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral İlhami Erdil’e haksız mal edinmekten 2,5 yıl hapis cezası verdi. TSK tarihinde ilk defa bir kuvvet komutanı hapis cezasına çarptırıldı.
2007 Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından 7 Şubat 2007 tarihinde New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açıldı.
2007 Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Yalova’da yaptırdığı bazı binalar 17 Ağustos Marmara Depreminde yıkılan müteahhit Veli Göçer’in 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin kararı onadı.
2007  Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye Hükûmetleri arasında Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesinin uygulanmasına ilişkin antlaşma Tiflis’te imzalandı.
2007 Bakü-Ceyhan petrol boru hattı projesine alternatif olarak gösterilen Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattı projesi ile ilgili anlaşma, Bulgaristan, Rusya ve Yunanistan arasında 13 yıl süren pazarlıklar sonunda imzalandı.
 2009 Bolivya’da ülkenin yerli halkına haklarını geri vermek için hukuki altyapı sunan yeni anayasası yürürlüğe girdi.
 2009 Ergenekon Soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon yeterli delil olmadığı gerekçesiyle tahliye oldu.
2010 Hukukçu, akademisyen, yazar, araştırmacı ve senatör İlhan Arsel yaşamını yitirdi. (5 Nisan 1920 – 7 Şubat 2010)

Profesör Doktor İlhan Arsel
2010 Kosta Rika’da ilk kez bir kadın, Laura Chinchilla devlet başkanlığına seçildi.
 2011 Hrant Dink Cinayeti davasının 16’ncı duruşması görüldü. Mahkeme cinayet dosyasının Trabzon’daki dosyayla birleştirilmesini reddetti; TÜBİTAK’tan raporunu çabuklaştırmasını istedi; davayı 28 Mart’a bıraktı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili dönemin yetkilileri Muammer Güler, Celalettin Cerrah ve Ramazan Akyürek ve 27 kişi hakkında soruşturma açıldı.
2011 Aden Körfezi açıklarındaki Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, TBMM’de kabul edildi.
2011 Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, Güney Sudan’da kuzeyden ayrılma konusunda yapılan referandumun sonuçlarını resmen kabul ettiğini duyurdu.
2012 Sakarya’da 41 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasıyla ilgili Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava zamanaşımı nedeniyle düştü.
2016 Mısır’da Askeri Mahkeme, “İleri Komite Faaliyetleri” olarak bilinen davada Müslüman Kardeşler Teşkilatına (İhvan) yakınlığıyla bilinen “Mısır 25 Ocak” televizyon kanalı sunucusunun da aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında idam kararı verdi.
 2017 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. KHK ile toplam 4 bin 464 kişi kamu görevinden çıkartıldı, 17 kişi ise göreve iade edildi. 330 akademisyen ihraç edildi.
 2018 Emekli Büyükelçi Nabi Şensoy yaşamını yitirdi. (d. 25 Mayıs 1945, İstanbul – ö. 6 Şubat 2018, İzmir)
 2019 Polonyalı avukat ve eski Başbakan Jan Ferdynand Olszewski (20 Ağustos 1930  – 7 Şubat 2019) yaşamını yitirdi.
2025 ABD Başkanı Trump, Amerika’yı ve İsrail gibi yakın müttefiklerini “temelsiz ve gayrimeşru şekilde” hedef aldığını iddia ederek Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırım öngören bir başkanlık kararnamesine imza attığını ilan etti. 

Maastricht Antlaşması

0

Maastricht Antlaşması 1992 yılında Maastricht’te imzalanmış olan Avrupa Birliği Antlaşmasıdır ve 1993 yılında yürürlüğe girmiştir. Maastricht Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Topluluğu adını aldı. Avrupa Birliği’ni kuran bu Antlaşma ile AB’nin “üç temel sütunu” oluşturulmuştur. Bu sütunlar Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliğidir. Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ile ortak bir savunma politikasını başlatmak hedeflenmiştir. Adalet ve İçişleri’nde göç ve siyasi iltica alanlarında bir Avrupa Polis Ofisi kurulmuştur. Maastricht ile Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET, EURATOM) Avrupa Topluluğu bünyesine dahil edilmiştir.

Maastricht Antlaşması’nın 2 ana hedefi vardır: Euro’nun tanıtılması için zemin hazırlayarak parasal birliğin oluşturulması ile ekonomik ve siyasi birliğin oluşturulması. İlk sütun ile diğer iki sütun arasında büyük bir fark vardır. Üye ülkeler ilk sütun olan Avrupa Topluluğunda AB kurumlarına egemenliklerinin bir bölümünü aktarırken, diğer iki sütunda böyle bir durum söz konusu değildir. Ülkeler bu iki sütunda bağımsız karar lama yetkilerini korumuşlardır. İçişleri ve Hukuk ile Ortak güvenlik ve Dış Politika sütunlarına giren konularda üyeler AB Zirveleri’nde ve Bakanlar Konseyi’nde karar alabilirler. Bu iki sütün için Maastricht’te ortak hareket, ortak karar ve çerçeve karar gibi karar alma mekanizmaları geliştirilmiştir. Maastricht Antlaşması karar alma mekanizmasında Parlamento’ya daha fazla yetki verdi ve “ortak karar alma” prosedürünü getirdi. Maastricht ile ayrıca Avrupa vatandaşlığı oluşturularak, AB vatandaşlarına yaşadıkları ülkenin belediyelerinde seçme ve seçilme hakkı verildi. 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluğu Avrupa Birliği adını almış ve AET kısaltması AT olarak değiştirilmiştir. Bu antlaşmayla, Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği başlıklarında yeni bir yapı tanımlanmaktadır.

Maastricht Antlaşmasıyla oluşturulan Birliğin amaçları, sınırsız bir pazar yaratmak, ekonomik ve sosyal bütünleşmeyi sağlamak, tek parayı kapsayacak bir ekonomik ve parasal birlik oluşturmak, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası uygulamak ve uzun vadede ortak bir savunma politikası oluşturmak, Avrupa vatandaşlığı kavramını oluşturmak, hukuk ve içişleri alanında daha sıkı işbirliği olarak şekillendirilmiştir. Bunların içinde en önemlilerinden birisi Avrupa Birliği vatandaşlığıdır. Buna göre, Topluluğa üye ülke vatandaşı olan herkes Birlik vatandaşıdır ve antlaşmalardan doğan hak ve sorumluluklara sahiptirler. Birlik vatandaşları, Topluluğa üye ülkelerde serbestçe dolaşma ve ikamet etme hakkına sahiptirler. Üye ülkelerde ikamet eden ‘Birlik Vatandaşı’, o ülkenin uyruğunda olmasa bile o ülkenin belediye seçimlerinde ve Avrupa Parlamantosu seçimlerinde aday olma ve oy kullanma ve diplomatik koruma haklarından yararlanabilmektedir.

Ayrıca Maastricht Antlaşmasıyla Avrupa Parlamentosu’nun yetkileri artırılmış, ortak karar alma (co-decision) adı verilen yeni bir prosedür çerçevesinde bazı konularda veto etme ve gensoru verme yetkisi verilmiştir. Üye sayısının yeniden düzenlenmesi ve dış politika konularında nitelikli çoğunlukla karar alması da kabul edilmiştir.

Mamo bin Hüseyin’in bakıyei müddeti cezaiyesinin affı hakkında kanun

0

Mamo bin Hüseyin’in bakıyei müddeti cezaiyesinin affı hakkında kanun, 7 Şubar 1923 tarihinde kabul edilmiş özel af kanunudur.

MAMO BİN HÜSEYİN’İN BAKİYYE-İ MÜDDET-İ CEZAİYESİNİN AFFI HAKKINDA KANUN

Kanun Numarası: 304
Kabul Tarihi: 7 Şubat 1923

KONU Bu kanun; adam öldürme ve gasp suçundan 7,5 sene kürek cezasına mahkûm edilen Mamo bin Hüseyin’in hastalığı nedeniyle kalan hapis cezasının affedilmesi amacıyla çıkarılmıştır.

Madde 1-

Katl ve gasp maddesinden suret-i katiyede yedi buçuk sene küreğe mahkûmen Siverek Hapishanesinde mahpus bulunan Çermik’in Kâf karyesinden Mamo bin Hüseyin’in malûliyet-i daimesine binaen bakiyye-i müddet-i cezaiyesi affedilmiştır.

Madde 2- İşbu kanun tarih-i neşrinden muteberdir.

Madde 3- İşbu kanunun icrasına Adliye Vekili memurdur.

ZABIT CERİDELERİNDEN
Esbab-ı Mucibe – Kanunun Gerekçesi ve TBMM Müzakereleri 

Bilûmum hapishanelerde gayrikabil-i tedavi illetle malûl ne kadar mahkûm bulunduğuna ve saireye dair Adliye Encümenince tanzim ve Heyet-i Umumiyece tensip kılınıp Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesinin 19 Haziran 1338 tarih ve 860/2513 numaralı tezkere-i sâmiye ile havale buyurulan mazbata mucibince tamimen icra kılınan tebligat üzerine muayeneleri icra kılınıp Siverek Hapishanesi mahpusîni meyanında katl ve gasp maddesinden suret-i katiyede yedi buçuk sene küreğe mahkûm ve 15 Eylül 1335 tarihinden beri mahpus bulunan Çermik’in Kâf karyesinden Memo bin Hüseyin’in gayrikabil-i şifa bir illetle malûl bulunduğu Tıbb-ı Adlî Müessesesi Müdüriyetinin tasdikine iktiran eden mahallî etıbbasının raporu müeddasından anlaşılmış ve meclis-i idare-i liva mazbatası bu zeminde bulunmuş olduğundan merkumun mâlûliyet-i daimesine binaen bakiyye-i müddet-i cezaiyesinin affı hakkında ber-vech-i zîr üç maddelik lâyiha-i kanuniye kaleme alınmıştır.

Hacı Mustafa Sabri Efendi (Siirt) — Efendim! Rüfeka-yı muhteremeden verilen bir takrir üzerine hapishanelerde illet-i sâriye ile mâlûl olanların muayenesiyle raporunun itası ve şayan-ı af olanların listesinin Meclis-i Âliye takdimine dair Mersin Mebusu Salâhaddin Bey ve birçok arkadaşlar müracaat etmişlerdi. O takrir üzerine Heyet-i Vekile hapisanelerden sormuş ve buraya gelen mevkuflar hakkındaki evrak sahipleri illet-i sâriye ile mâlûl olanlardır. Kanunun sarahati  ve tarifi mucibince müptelâ oldukları hastalıkların katiyen kabil-i tedavi olmadığına dair rapor mevcuttur. Rapor münderecatı Sıhhiye Müdüriyet-i Âliyesince tasdik edilmiştir. Encümen-i Adlî de bunu mazhar-ı af görmüştür. Binaenaleyh encümenin mazbatasının kabulünü teklif eylerim.

Salih Efendi (Erzurum) — Sıhhatinde hayır kalmayan bu adamın affına taraftar olduğum gibi arkadaşlarımdan birçok zevatı Ankara Hapishanesine götürüp hapishanenin pürteessüf halini gösterdiğim zaman bütün arkadaşlar kanaatlerini izhar ederek söylemişlerdi ki burada herhangi tamü’ssıhha bir adam kırk gün içerisinde mutlaka bir hastalığa duçar olacaktır. Çünkü; kısmen idrarlar içinde, kısmen abdesthane kenarlarında, hattâ ondan daha fena yerlerde yaşıyorlar. Binaenaleyh Salâhaddin Bey’in dediği gibi (Böyle bir şey yoktur sesleri) zatıâlileri buraya gelir söylersiniz. Ben bu memleketin evlâdıyım biliyorum efendim. Ben memleketin canını kurtarmak için uğraşıyorum. Taş, toprak değilim. Bunların hayatlarına – hayat-ı beşere – bir parça hürmetkâr olmaklığımız lâzım gelir. Hapishaneye koyduğumuz eşhas cidden şayan-ı merhamettir. Bunları düşünmek lâzımdır. Hakikaten bunların sıhhatleri lâzımsa Mustafa Sabri Efendi Hoca’nın dediği gibi mazbatanın kabulü lâzımdır. Mücrim hapishaneye berây-ı tecziye gider, ıslah-ı hal için gider. Fakat öldürülmek için hapishanelere insan konulamaz.

Ömer Lütfi Bey (Amasya) — Efendiler ceza ve tertip meselesi başkadır; hapishanelerin ıslahı meselesi başkadır. Acaba ismi okunan bu katil, katl ve gasp maddesinden dolayı mevkuf Siverek Hapishanesinde maraz-ı kalbe müptelâ olan katil, adam öldürürken o adam doktora müracaat etmiş midir, kendini tabibe muayene ettirdi mi acaba? Hasta mıydı, sağ mıydı? Ondan sonra, bu adamın idamı lâzımken öldürülmemiştir. Yani hakkında lûtfedilmiştir. Cezası hapse tahvil olunmuştur. Şimdi hapishanenin havası fenadır diye çıkaralım, başka bir yere nakledelim. Fakat haydi affettiniz çıktı. O vakit, maktulün evlâdını, akrabalarını düşünün, cezadaki maksat nerede kalıyor? Hapishaneler fena ise ıslah edelim. Fakat hapishaneler fena olduğundan dolayı katilleri sokağa mı salıverelim? (Bravo sesleri)

Takvim-i Vekayi

0
Takvim-i Vekayi (Resmi Gazete)

Takvim-i Vekayi, Osmanlı Devleti döneminde 1 Kasım 1831 tarihinde yayınlanmaya başlayan ve bugünkü Resmi Gazete’nin temelini oluşturan resmi yayındır.

Gazete, haftalık olarak yayına başlamış, Osmanlıca, Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca ve Rumca baskılar yapmıştır.

Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte Takvîm-i Vekâyi, Cerîde-i Resmiyye adıyla devamlılık göstermiş, daha sonra Resmî Gazete adıyla yayın hayatına devam etmiştir.

Takvim-i Vekayi, 7 Şubat 1921 tarihinde “Ceride-i Resmiye” adıyla yayımlanmaya başlandı. Resmi Gazete ismini 17 Aralık 1927 tarihinde aldı.

Takvîm-i Vekâyi’nin Kuruluşu ve Yayın Hayatı

Osmanlı Padişahı Sultan II. Mahmut, yapmakta olduğu reformlar çerçevesinde devlet idaresinin görüşlerini yansıtabilecek resmi bir gazeteyi gerekli görmüş, gazetenin yayını için daha önce İzmir’de yerel bir gazete yayınlamış olan Alexandre Blacque ile anlaşılmıştır. Osmanlı Devletinde çıkarılan ilk gazetelerin, 18. yüzyılın sonlarında İstanbul ve İzmir merkezli olarak yabancı dilde basılmaya başlandığı gözetildiğinde resmi gazetenin basılması için tecrübeli bir ismin gerektiği anlaşılmaktadır. Gazetenin birinci sayısı 25 Cemâziyelevvel 1247 tarihinde (1 Kasım 1831) yayımlanmıştır.

Takvim-i Vekayi İhdasına Dair Ferman: Kaim-i makam Paşa, bu bususun süret-i tanzimine bakılması pekçok vakitden beru emelim idi. Ancak vaktü mevsimi henüz gelmemiş olduğundan vaktine ta’likan sükûtu ihtiyar etmekte idlm. Işte lillahilhamd mevsim ve sırası gelüp, şer’j şerif ve nizama asla dokunur yeri olmadığından ma’ada, mülkçe pekçok menafi ‘i olacağı dani cümle tarafından teslim ve istihsan olunmuş. Bu süretde, takririnde beyan olunduğu üzere, bu husüsa nezaret içün Es’ad Efendi Nazır, Sarım Efendi ile Sa’id Bey dahi ol-vechile me’mür ve ta’yin kılınsun

Takvim-i Vekayi
Takvim-i Vekayi

Padişah İkinci Abdülhamid döneminin çoğunda Takvîm-i Vekâyi yayınlanmamış; Kanunu Esasi‘nin askıya alınarak, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ve I.Meşrutiyet Döneminin sona ermesi ile birlikte 1878 yılından 1891 yılına kadar gazete basılmamış; 1891 yılından 1892’ye kadar geçici süre yayınlansa da 1908 yılına kadar kesinti devam etmiş; 1908’den itibaren İstanbul hükümetinin ortadan kalktığı 4 Kasım 1922 tarihine kadar toplamda 4608 sayı yayınlanmıştır.

Takvim-i Vekayi’nin İçeriği ve Yayın Çizgisi

Padişah II. Mahmut, Avrupa’daki örneklerine uygun biçimde iç ve dış kamuoyunu daha düzenli ve hızlı şekilde bilgilendirmek amacıyla gazeteyi çıkarmıştır. Padişahın, batı ülkelerine ve kamuoyuna kendini anlatmada sıkıntı yaşaması ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın 1828 yılında çıkarmaya başladığı Vekayi-i Mısriyye gazetesinin etkisini azaltmak amacıyla Takvîm-i Vekâyi’yi çıkardığı düşünülmektedir.

Takvîm-i Vekâyi’nin İlk Sayısı-1831

Takvim-i Vekayi resmî bir gazete olması nedeniyle içeriği genel olarak devletin politik görüşlerini yansıtmış; 1860’tan itibaren ise sadece resmî duyurular ve kabul edilen yasa metinleri yayımlanmıştır.

Gazete, “Vukūât-ı Resmiyye ve Gayr-i Resmiyye” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Umûr-ı Dâhiliyye, Mevâdd-ı Askeriyye, Es’âr, Fünûn, Tevcîhât, Tevcîhât-ı İlmiyye, Umûr-ı Hâriciyye, Garîbe gibi alt başlıklar kullanılmış; iç ve dış haberlere yer verilmiştir. Gazetenin içeriği, devlet memurları tarafından derlenerek Takvimhâne-i Âmire Nezâreti’ne gönderilen bilgi ve belgelerden seçilmiş, padişahın isteğine uygun bir yayın çizgisi tercih edilmiştir.

Takvim-i Vekayi’yi Yayınlayan Alexandre Blacque Hakkında

Alexandre Blacque,  1794-1836 yılları arasında yaşamış olan ve Türkiye’de ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi çıkarmış olan Fransız gazetecidir. Paris’te doğmuş ve Malta’da ölmüştür. Avukat olan babası 1789’da Fransız Devrimi sırasında Kral XVI. Louis’yi savunduğu için Fransa’dan ayrılmak zorunda kalmış ve Osmanlı Devleti’ne sığınarak İzmir’e yerleşmiştir.

Alexandre Blacque

Osmanlı Devletinde Blak Bey olarak bilinen Blacque, hukuk öğrenimi görmüş, 1821 yılında İzmir’de Roux adlı Fransız’ın çıkardığı Le Spectateur Oriental gazetesine yazılar yazmıştır. Daha sonra satın aldığı bu gazete ile Yunanistan, Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı yoğun eleştiriler yöneltmiş, 1827 yılında bu eleştiriler nedeniyle gazetesi bir ay kapatılmıştır.

Alexandre Blacque, İzmir ve İstanbul’da yayımladığı gazetelerde Avrupa’ya karşı Osmanlı Devletini savunmaya devam etmiş; 1828 yılında Courrier de Smyrne gazetesini yayımlamaya başlamıştır. 1831 yılında ise II. Mahmud, Osmanlı Devleti adına resmi bir gazete çıkarmak üzere kendisini İstanbul’a davet etmiş, bu davet üzerine Blacque İstanbul’a taşınmış, Takvim-i Vekayi’yi ve yarı resmi nitelikteki Le Moniteur Ottoman gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Resmi Gazete olan Takvim-i Vekayi’deki yazılar Blacque tarafından Fransızca’ya çevrilerek yayınlanmıştır.

Alexandre Blacque, Le Moniteur Ottoman’daki görevini sürdürmekte iken tedavi için Fransa’ya gitmek istemiş ancak yolculuk sırasında, 1837 yılında Malta’da ölmüştür. Oğlu Edouard Blacque, Osmanlı Devleti’nde bir çok devlet görevini yürütmüş, bir süre ABD elçiliği yapmıştır.

Alexandre Blacque tarafından çıkarılan Le Moniteur Ottoman gazetesi

Takvim-i Vekayi Dergisi

Erzurum Atatürk Üniversitesi tarafından 2013 yılında, Takvim-i Vekayi isimli sosyal ve popüler bilim alanlarında yayın yapan hakemli ve akademik bir dergi çıkarılmaya başlanmıştır. Dergi, Tarih, Bilim Tarihi, Politika, Güncel Tarih, Eğitim ve Öğretim, Sosyal Bilimler ve Popüler Bilimler alanlarında yayın yapmaktadır. Derginin editörü Muhammet YILDIZ ve Doç.Dr. Eyüp Fahri KESKENLER; Yayın Kurulu üyeleri Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN ve Doç. Dr. Eyüp Fahri KESKENLER; Yazı İşleri Müdürü ise Mustafa Furkan KESKENLER’dir.

Takvim-i Vekayi Dergisi

Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı

0
Dreyfus Davası - Sami Selçuk

“Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı”  isimli eser önceki Yargıtay Başkanlarından Prof. Dr. Sami Selçuk tarafından kaleme alınmıştır.

Eserin tanıtım yazısı şu şekildedir:

“Hukuk kuramlarının ustası, dünyanın unutamadığı hukuk skandalını incelerken ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ davalarını Dreyfus Davası’nın yanına yerleştiriyor. Anayasa Mahkemesinin AK Partiyi kapatma davası, “Ergenekon”, “Balyoz” diye adlandırılan dava ve benzerleri, Dreyfus Davasında yaşananların bir başka toplumda ve kültür ortamında yinelenmesidir, aslında. Dreyfus Davasında görüldüğü gibi, Türk kamuoyu da bu davalarda ikiye ayrılmış; Ergenekon, Balyoz gibi davaların yandaşları ile karşıtları, doğru hukuktan yana olacak yerde, ne yazık ki cemaatçi bir anlayışla karşı karşıya gelmişler, “ben haklıyım” derdine düşmüşlerdir. Sıradan insandan üst konumdaki siyasetçilere dek herkesin yargıç kesildiği bir toplumda hukuk bilimci yoktur; o toplum hukuk toplumu da değildir.”

Dreyfus Davası 

Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı isimli kitabın baş kahramanı Fransız ordusunda asker olan Yüzbaşı Alfred Dreyfus,’tur.  Dreyfus zengin bir ailenin çocuğudur ve Yahudidir.  Yahudi düşmanlığını yaygın olduğu dönemde Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Alman Askeri Ataşesi Von Schwartzkoppen’e bazı gizli askeri belgeleri gönderdiği gerekçesiyle tutuklanmış, yargılama başlamadan basın tarafından suçlu ilan edilmiş, ırkçı başlıkla atan gazeteler tarafından yargısız infaz yapılmıştır.

Yüzbaşı Alfred Dreyfus

Dreyfus Davası 1894’de başlamıştır. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açılmıştır.  Dosyada başka delil bulunmamaktadır. Dreyfus, kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmiş, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış olduğu rapor sonucunda mahkum edilmiştir. Sanık Dreyfus ve avukatı istihbarat tarafından hazırlanan raporu görmemişler, dava aşamasında gösterilmeyen bu rapora dayanılarak mahkeme yargıçları oy birliği ile vatana ihanet suçundan mahkumiyet cezası vermiştir. Karar sonucunda Dreyfus’un askeri rütbesi sökülmüş ve müebbet hapse mahkum olmuş, karar temyiz edilse de mahkumiyet kararı bozulmamıştır. Dreyfus müebbet hapis cezasının infazı için Şeytan Adası’na götürülmüştür.

Dreyfus Davası Sonrası Olaylar 

Müebbet hapis cezasını çekmeye başlayan Dreyfus’un mahkumiyeti o dönemin Fransa’sında büyük bir tartışma başlatmıştır. Dreyfus’un suçsuzluğu üzerinden başlayan tartışma, ordu, meclis, hükümet, basın ve aydınların da katıldığı ulusal bir soruna ve mücadeleye dönüşmüştür. Dreyfus’u destekleyenler engellenmiş ve cezalandırılmıştır.

Dreyfus’ün mahkeme tarafından mahkum edilmesinden iki yıl sonra askeri istihbarat servisinin başına getirilen Binbaşı Picquart, Dreyfus dosyasını ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra gerçek suçlunun Easterhazy adında başka bir subay olduğunu ortaya çıkarmıştır. Picquart, yeniden yargılama yapılarak Dreyfus davasının yeniden görülmesi gerektiğini savunmuş ancak Tunus’a sürgüne gönderilmiştir.

Olayın basında yeniden yer alması sonucunda Fransız Genelkurmayı, Easterhazy hakkında dava açmak zorunda kalmış ancak iki günlük bir yargılamadan sonra Easterhazy, askeri mahkemede beraat ettirilmiştir.

Emile Zola

Askeri Mahkemenin gerçek suçluyu beraat ettirmesinin ardından Emile Zola, L’ Aurore gazetesinde 1898 yılı Şubat ayında “Suçluyorum” başlığıyla açık bir mektup yayınlamış, Fransa Cumhurbaşkanına yazılan bu mektup büyük ses getirmiştir. Emile Zola, askeri yetkilileri görevlerini kötüye kullanmak ve halkı aldatmakla suçlamıştır. Zola’nın mektubuna destek veren profesörler ve bazı aydınlar bir bildiri yayınlamışlar. Bu olaylardan sonra Zola hakkında orduya hakaretten dava açılmış, Dreyfus’un ardından Zola da mahkum olmuştur. Zola’nın davası Dreyfus davasındaki haksızlığın ortaya konulması için önemli bir sahne olmuş ancak Zola bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Yeniden Yargılanma ve Tekrar Mahkumiyet 

Fransa’da 1898 yılı haziran ayında gerçekleşen hükümet değişikliğinden sonra Savaş Bakanı olan General Cavaignac, parlamentoda yaptığı konuşmada Alfred Dreyfus hakkındaki gizli askeri belgeleri okumuştur.  Daha önce askeri mahkemece beraat ettirilen Easterhazy hakkında soruşturma yürütmüş olan Yarbay Picquait, savaş bakanının okuduğu belgelerin sahteliğini ispatlamaya hazır olduğunu açıklamıştır. Dreyfus’ün mahkumiyetinde kullanılan belgelerin askeri istihbaratta görevli bir albay tarafından düzmece bir şekilde hazırlandığı ortaya çıkarılmıştır. Sorgulanan Binbaşı Easterhazy suçunu itiraf etmiş ve gönderildiği hapishanede intihar etmiştir. Bu olayın ardından Dreyfus davası yeniden başlamıştır.

Albay Fransız Yargıtayı, Alfred Dreyfus hakkında verilmiş olan kararı kaldırmış, Dreyfus, Fransa’ya getirilerek askeri mahkemede yeniden yargılanmıştır. Askeri Mahkeme, yapılan adli hatayı kabul etmemiş, bir ay süren duruşmalar sonunda Dreyfus yeniden suçlu bulunmuş ve 10 yıl hapse mahkum edilmiştir. Dreyfus yeniden Şeytan Adası’na gönderilmiş ancak Cumhurbaşkanı, Dreyfus’ü affettiğini açıklamıştır.

Dreyfus’un Beraat Etmesi

Dreyfus davasının bu şekilde kapandığı düşünülmekte iken yargı süreci 10 yıl sonra yeniden başlamış, 1904 yılında Savaş Bakanı General Andre’nin isteği üzerine Fransız Yargıtayı Genel Kurulu davayı yeniden görüşmüştür. Yargıtay’ın 1906 yılında verdiği nihai karar ile Dreyfus beraat etmiş ve olaydan 12 yıl sonra aklanmıştır. Yüzbaşı Alred Dreyfus’un 1894 yılında sökülen nişanları aynı yerde yapılan törenle yeniden kendisine verilmiştir. Kendisine ayrıca Legion d’Honneur nişanı verilmiştir. Dreyfus, Birinci Dünya Savaşında Fransız Ordusunda görevine devam etmiş, ordudan ayrıldıktan sonra 1935 yılında Paris’te ölmüştür.

Alfred Dreyfus, Birinci Dünya Savaşında Fransız Ordusunda görevine devam etmiş, ordudan ayrıldıktan sonra 1935 yılında Paris’te ölmüştür.

İtham Ediyorum – Émile Zola

0

İtham Ediyorum, başlıklı açık mektup, Émile Zola tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a hitaben yazılmış ve 13 Ocak 1898 tarihli L’Aurore Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Zola, “Gerçek Yürüyor”, “Gençliğe Mektup” ve “Fransa’ya Mektup” başlıklı yazılarını yazmış ve sert bir dille adalete çağrıda bulunmuştur.

Fransız Meclisi, kendisi hakkında soruşturma açtıktan sonra Londra’ya kaçmak zorunda kalmış ancak mücadelesi sonunda Dreyfus’un suçsuzluğu ispatlanmıştır.

Delillerin araştırılmadığı Dreyfus Davası, Émile Zola’nın dönemin Cumhurbaşkanı’na yazdığı açık mektupla yeniden başlamış, hakikatin ortaya çıkma zamanı gelmiştir. Yargılanacağını bilen bir aydın  tarafından yazılan mektup, bir edebiyatçı tarafından ortaya konulan en güçlü metinlerden biri olarak tarihe geçecek, mektubun yayınlandığı gazete en büyük tirajlarından birine ulaşacaktır.

Gerçeklikten kopuk yargı sistemi, topluma ve devlete yapılan açık çağrı ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Dreyfus Davası – Sami Selçuk

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı’nın baş kahramanı, Fransız ordusunda asker olan Yüzbaşı Alfred Dreyfus,’tur. Dreyfus zengin bir ailenin çocuğudur ve Yahudidir. Yahudi düşmanlığını yaygın olduğu dönemde Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Alman Askeri Ataşesi Von Schwartzkoppen’e bazı gizli askeri belgeleri gönderdiği gerekçesiyle tutuklanmış, yargılama başlamadan basın tarafından suçlu ilan edilmiş, ırkçı başlıkla atan gazeteler tarafından yargısız infaz yapılmıştır. Dreyfus Davası 1894’de başlamıştır. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açılmıştır. Dosyada başka delil bulunmamaktadır. Dreyfus, kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmiş, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış olduğu rapor sonucunda mahkum edilmiştir. Sanık Dreyfus ve avukatı istihbarat tarafından hazırlanan raporu görmemişler, dava aşamasında gösterilmeyen bu rapora dayanılarak mahkeme yargıçları oy birliği ile vatana ihanet suçundan mahkumiyet cezası vermiştir. Karar sonucunda Dreyfus’un askeri rütbesi sökülmüş ve müebbet hapse mahkum olmuş, karar temyiz edilse de mahkumiyet kararı bozulmamıştır. Dreyfusi müebbet hapis cezasının infazı için Şeytan Adası’na götürülmüştür.

[/box]

Émile Zola’nın Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a yazdığı İtham ediyorum! başlıklı açık mektubu – L’Aurore Gazetesinin 13 Ocak 1898 tarihli ilk sayfası.

İtham Ediyorum – Emila Zola

Sayın Başkan,

Bir gün bana gösterdiğiniz iyi kabulden dolayı gönül borcunu haketmiş olduğunuz şeref konusunda duyduğum kaygıyı belirtmeme, şu ana dek pek mutlu olan yazgınızın en utanç verici ve en silinmez bir leke almak üzere olduğunu söylememe izin verir misiniz?

Siz, en alçakça iftiralardan tertemiz çıkıp gönülleri fethetmiş bir insansınız. Ancak şu çirkin Dreyfus Olayı isminiz için -yönetiminiz için diyeceğim- ne büyük bir çamurdur! Bir savaş konseyi, çok kısa bir süre önce tepeden gelen bir emirle Binbaşı Esterhazy’yi temize çıkarmayı, tüm gerçeğe ve tüm adalete ağır bir tokat indirmeyi göze aldı. Böylece herşey bitti. Fransa’nın alnına leke sürüldü. Tarih böylesine toplumsal bir cinayetin sizin başkanlığınız sırasında işlendiğini yazacaktır.

Tarihteki en büyük haksız yargılamalardan birine maruz kalan Yüzbaşı Alfred Dreyfus

Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre, ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim. Çünkü davayı ele alan mahkeme, gerçeği tam anlamıyla ve eksiksiz olarak ortaya çıkarmazsa onu söylemeye önceden söz verdim. Konuşmak ödevimdir, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim, uzakta, işlemediği bir suçtan ötürü işkencelerin en korkuncunu çeken suçsuz bir insanın görüntüsünden kurtulamaz.

Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure

Namuslu bir insan olarak tüm gücümle ayaklanıp bu gerçeği size haykıracağım sayın başkan. Şerefinizi düşünerek gerçeği bilmediğinize inanıyorum. Bu durum karşısında, gerçek suçlulardan oluşan kötülükçü güruhu size değil de, kime haber verebilirim? Siz ki ülkenin en yüce katında bulunuyorsunuz. İlk Önce Dreyfus’un yargılanması ve hüküm giymesi konusundaki gerçeği ele alalım.

Uğursuz bir adam herşeyi yürütmüş, herşeyi yapmıştır. Bu adam o zamanlar binbaşı olan yarbay Paty de Clam’dır. Dreyfus olayını yaratan odur. Dürüst bir soruşturma ile eylemleri ve sorumlulukları ortaya çıkarılmadığı sürece onu tanımak imkansızdır. O, romansı entrikalarla dolu, sisli, karmaşık bir kafa olarak ortaya çıkıyor. Okuduğu tefrika romanlar dolayısıyla, çalınmış belgelerden, isimsiz mektuplardan, ıssız yerlerdeki randevulardan, dedikodu yapan esrarengiz kadınlardan hoşlanıyor. Dreyfus’a bordroyu dikte etmeyi düşünen odur. Onu baştan sona aynalarla donanmış bir odada incelemeyi tasarlayan da odur. Binbaşı Forzinetti bu adamın, uyumakta olan sanığın yanına elinde fenerle girmek istediğini anlattı. Amacı sanığın yüzüne ansızın ışık tutup, uyku sersemliği içinde onun suçunu yakalamakmış. Herşeyi söylemem gerekmez. Araştırılsın. Herşey meydana çıkacaktır. Yalnız şunu belirteyim: Adli subay olarak Dreyfus olayını mahkemeye götürmekle görevli olan Binbaşı Paty de Clam, işlenen korkunç adli hatanın, tarih ve sorumluluk sırası bakımından ilk suçlusudur.

Bordro, genel felçten ölen Haberalma Dairesi Müdürü Albay Sandherr’in bir suredir elindeydi. Sızmalar olmuştu bu arada. Bugün olduğu gibi o zaman da belgeler yok oluyordu. Bordroyu kaleme alanın arandığı bu sırada, bu adamın ancak genelkurmaydan bir subay ve bir topçu subayı olabileceği düşünüldü: Bordronun ne kadar üstün körü incelendiğini gösteren ikili yanılgıydı bu. Çünkü yapılacak akıllıca bir inceleme sonucunda kolayca anlaşılır ki söz konusu olan bir kıta subayı idi. Kısımca bilinen bir öyküyü burada yinelemek istemiyorum. İlk kuşku Dreyfus üstüne düşer düşmez, Binbaşı Paty de Clam’in sahneye çıktığını görüyoruz.

O andan itibaren Dreyfus’u bulan Binbaşı Clam olmuştur. Dava onun sorunu haline gelmiştir. Haini karıştırmak, onu eksiksiz itiraflara zorlamak için Binbaşı tüm çabasını harcamıştır. Hiç kuşkusuz, işin içinde pek becerikli görünmeyen Savaş Bakanı General Mercier, kendisini kilise tutkusuna kaptırmış görünen Genelkurmay Başkanı General Boisdeffre ve vicdanı pek çok karanlık işi kabullenebilen Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Conse de var. Ama işin başında herkesten önce Binbaşı Paty de Clam bulunuyor. Hepsini o yönetiyor, hepsini ipnotizma ile uyutuyor. Çünkü bu Binbaşı aynı zamanda ruhani konular ile gizli şeyler bilgisi ile uğraşıyor, ruhlarla konuşuyor. Zavallı Dreyfus’u bu adamın ne gibi deneylerden geçirdiği, hangi tuzaklara düşürmek istediği, nasıl mantıksız sorgulamalar yaptığı, ne denli kıvrandırıcı çılgınlıklara giriştiği bilinemez.

İlkten olup bitenleri gerçek ayrıntılarına değin bilenler mutlaka kabus geçirirler! Binbaşı Paty de Clam Dreyfus’ u tutukluyor ve hücreye hapsediyor. Sonra koşup Bayan Dreyfus’un gözünü korkutuyor. Eğer birşey söyleyecek olursa kocasının mahvolacağını söylüyor. O sırada talihsiz Dreyfus yırtınıp duruyor, suçsuz olduğunu haykırıyor. Sonra sorgu, tıpkı bir 15. yy. güncesinde olduğu gibi, esrarengiz biçimde, karmaşık ve zalimce birtakım yollara başvurularak yapılıyor. Tüm bunların dayanağı bir tek çocukça kanıttır: Budalaca hazırlanmış olan bir çizelge. O çizelge ki yalnızca bayağı bir ihanet değil, aynı zamanda dolandırıcılığın da en küstahcasıydı. Çünkü verildiği söylenen tüm sırların hemen hepsi değersizdi. Bu konudaki direnişim boşuna değildi. Bu tohumdan sonraları gerçek suç çıkacaktır ortaya. Fransa’nın başına bela kesilen tüyler ürpertici adaletsizlik hastalığı kendisini gösterecektir. Adli hatanın nasıl işlendiği, bunun nasıl Binbaşı Paty de Clam’ın çevirdiği dolaplardan oluştuğu, General Mercier’in, General Boisdeffre ve General Conse’un nasıl aldanabildikleri, yavaş yavaş sorumluluklarını bırakıp nasıl bir yanılgıya düştükleri konusuna parmak basmak istedim. O yanılgı ki sonraları generaller bunu kutsal bir gerçek, asla tartışılmaz bir gerçek olarak kabul ettirmek gereğine inanmışlardır. Sözün kısası, başlangıçta ihmal ve akılsızlıktan başka birşey göze çarpmıyordu. Olsa olsa tertipçilerin, ortamın dinsel tutkularına ve meslek ilişkilerinden kaynaklanan önyargılara boyun eğdikleri seziliyordu. Budalalıklara aldırış etmiyorlardı.

En sonra Dreyfus, savaş konseyinin önüne çıkarıldı. Duruşmanın kesinlikle gizli yapılması istendi. Sınırı düşmana açıp Alman imparatorunu Notre Dame’a getirmeyi amaç edinen bir hain için bundan daha sıkı sessizlik ve güvenlik önlemleri alınamazdı. Ulus şaşkına dönmüştü. Korkunç birtakım olaylar kulaktan kulağa fısıldanıyor, tarihi tiksindiren satılmışlıklar dilden dile dolaşıyor ve doğal olarak ulus baş eğiyor. Yeterince ağır ceza yok. Ulus, suçlunun rütbesinin kamu önünde alınmasını alkışlayacaktır, onun pişmanlık acısı çekerek yüz karasıyla yaşamasını isteyecektir. Peki, ama o söylenemeyen şeyler, gizli duruşmalarda özenle üstü örtülen, Avrupa’yı ateşe verebilecek o tehlikeli nesneler gerçek miydi? Hayır, işin içinde Binbaşı Paty de Clam’ın romansı ve çılgınca kuruntularından başka birşey yoktu. Tüm bu yapılanlar yalnızca roman tefrikalarının en gülüncünü gizlemek için yapılmıştır. Bundan iyice emin olmak için savaş konseyi önünde okunan iddianameyi okumak yeterlidir.

Bu iddianame, hiçbir hukuksal değer taşımamaktadır. Bir insanın böylesine bir suçlama yazısı üzerine hüküm giymesi adaletsizliğin mucizesidir. Hiçbir namuslu insanın bu suçlamayı yüreği isyan etmeden okuyabileceğine inanmıyorum. Şeytan Adası’nda çekilen ölçüsüz kefareti düşünüp de çileden çıkmamak elden gelmez. Dreyfus’un birçok dil bilmesi suçtur. Evinde hiçbir tehlikeli belgenin bulunmamış olması suçtur. Ara sıra doğduğu ülkeye gitmesi suçtur. Çalışkan olması, öğrenme kaygısı içinde olması da suçtur. Coşkulanması da suçtur. Coşkulanmaması da suçtur. Ya iddianamenin kaleme alınışındaki bönlükler, boşlukta kalan biçimsel iddialar! Bize suçlamanın 14 esas maddeden oluştuğu söylenmişti. Oysa ki tek bir maddeden; Çizelge maddesinden başka birşey bulamıyoruz. Ve hatta öğreniyoruz ki bilirkişiler de anlaşamıyorlarmış. Aralarından biri Bay Cobert, istenilen yönde karara varmadığı için askerce azarlanmış. Dreyfus’a karşı tanıklık etmeye gelen 23 subaydan da söz ediliyordu. Onların sorguları konusunda henüz bir bilgimiz yok. Ama eminiz ki hepsi de aleyhte tanıklık etmemişlerdir. Bu bir aile davasıdır ve şunu unutmamak gerekir: Davayı genelkurmay istemiştir ve sanığa hüküm giydirmiştir. Şimdi de ona ikinci kez hüküm giydirmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, elde bulunan tek kanıt bordroydu. Onun üzerinde de bilirkişiler anlaşamamışlardı. Konsey dairesinde yargıçların ister istemez beraate gidecekleri anlatılıyor. Bundan dolayı umutsuz bir inatla, hüküm giydirmeyi haklı göstermek için, bugün gizli, ezici bir belgenin varlığı ortaya atılıyor. Bu belge tüm yapılanları haklı çıkarıyormuş ama gösterilemezmiş! Bu bilinemez ve görünemez belgenin önünde bizim boyun eğmememiz gerekiyor demek! Bu belgeyi reddediyorum, tüm gücümle reddediyorum! Gülünç bir belge. Evet, belki de minnacık kadınların söz konusu olduğu ve herhangi bir yerinde Dreyfus’tan söz edilen bir belge! Ulusal savunmaya ilişkin bir belge asla olamaz! Yalandır bu! Ve üstlerinden gelinemeyecek şekilde yalan söylemeleri büsbütün iğrenç ve edepsizce bir tutumdur. Fransa’yı ayaklandırıyorlar, onun haklı coşkusunun arkasına saklanıyorlar. Yürekleri bulandırarak, kafaları karıştırarak ağızları kapatıyorlar. Bundan daha büyük bir kamu suçu olamaz.

Kısacası, Sayın Başkan, bir adli hatanın nasıl işlendiğini gösteren gerçekler bunlardır. Böylece manevi kanıtlar, Dreyfus’un durumu, dayanak yokluğu, Dreyfus’un sürekli olarak suçsuzluğunu haykırması bir gerçeği ortaya koymaktadır: Dreyfus, Binbaşı Paty de Clam’ın olağanüstü imgeleme yetisinin içinde bulunduğu kilise ortamının “pis Yahudi” avının kurbanı olmuştur. Çağımızın yüz karasıdır bu olay.

Şimdi Binbaşı Esterhazy olayına geliyoruz. Aradan üç yıl geçti. Birçok vicdanlar derin rahatsızlıklar duydular, kaygılandılar, araştırdılar, sonunda Dreyfus’un suçsuz olduğu kanısına vardılar.

Bay Scheurer Kestner’in başlangıçtaki kuşkularının, sonra kesin kanıya varışının tarihçesini yapmayacağım. Şu var ki Kestner kendi yönünden araştırma yaparken, Genelkurmayda da önemli olaylar geçiyordu. Albay Sandherr olmuştu. Onun yerine haber alma dairesinin başına Yarbay Picquart gelmişti. Picquart bu sıfatla görev başında bulunduğu sırada, birgün eline bir mektup-telgraf geçer. Bu mektup yabancı bir gücün ajanı tarafından Binbaşı Esterhazy’ye gönderilmiştir. Bu durum karşısında Picquart kesinlikle soruşturma açmak zorunda kalır. Şu da var ki Yarbay Picquart, üstlerin isteği dışında hiçbir zaman herhangi bir eylemde bulunmamıştır. Bu nedenle kuşkularını üstlerine, yani General Conse’a sonra General Boisdeffre’e, sonra da General Mercier’in yerine savaş bakanlığına getirilen General Billiot’ya iletir. Pek çok sözü edilen ünlü Picquart dosyası, Billiot dosyasından başkası değildir. Bu, bir astın bakanına hazırladığı bir dosyadır. Bu dosyanın bugün de savaş bakanlığında bulunması gerekir. Araştırmalar 1896 yılının mayısından, eylül ayına dek sürdü. Şunu da belirtmek gerekir ki General Conse, Esterhazy’nin suçlu olduğu kanısına varmıştır. General Boisdeffre ile General Billiot da, bordrodaki yazının Esterhazy’nin yazısı olduğunu yadsıyamazlardı. Yarbay Picquart’ın soruşturması sonucunda böylesine keskin bir gerçek ortaya çıkmıştır. Ne var ki büyük bir heyecan yaratmıştı bu gerçekler. Çünkü Esterhazy hüküm giyerse, arkadan Dreyfus davasını gözden geçirmek kaçınılmaz bir zorunluluk halini alacaktı. Oysa Genelkurmay her ne pahasına olursa olsun bunu istemiyordu.

Bu davada karar vermek için en elverişli an, anlamsız sıkıntılar içerisinde kaçırılmış olsa gerek. Şunu belirtmeli ki, General Billiot hiçbir biçimde lekelenmemiş bir insandı. Yeni gelmişti, gerçeği ortaya çıkarabilirdi. Hiç kuşkusuz kamuoyundan korktuğu için, genelkurmayı terk etmek zorunda kalmaktan çekindiği için bunu göze alamadı. İkinci derecedekiler bir yana, General Boisdeffre’yi, General Conse’u bırakmaktan çekindi. Sonra vicdanı ile ordunun değeri saydığı şey arasında bir dakikalık bir çatışma oldu. İşte o an geçince iş işten geçmişti. O artık kendini kapıp koyvermişti, şerefini tehlikeye atmış bulunuyordu. Böylece Billot başkalarının suçunu üstüne almış, başkaları kadar, hatta başkalarından fazla suçlu duruma düşmüştü. Çünkü adaleti gerçekleştirmek elinde olduğu halde bunu yapmamıştı. Durum meydanda! General Billot, General Boisdeffre ve General Conse, Dreyfus’un suçsuz olduğunu bir yıldan beri biliyorlar. Öyle olduğu halde bu tüyler ürpertici gerçeği kendilerine saklıyorlar! Ve bu adamlar geceleri gene de rahat uyuyabiliyorlar! Ve çok sevdikleri karıları ve çocukları var!

Yarbay Picquart dürüst bir insan olarak görevini yerine getirmişti. Üstleri karşısında adalet adına direniyordu. Hatta onlara yalvarıyordu. İşi sürüncemede bırakmanın yanlış bir tavır olduğunu, gerçek öğrenildiği zaman korkunç bir fırtınanın kopacağını söylüyordu. Sonraları Bay Scheurer Kestner de General Billiot’ ya aynı şeyleri söylüyor ve sorunu ele alması, toplumsal bir yıkıma dönüşecek ölçüde ağırlaşmasına göz yummaması için ona yurtseverce yalvarıyordu. Hayır! Suç işlenmişti bir kez, Genelkurmay suçunu itiraf edemiyordu. Böylece Picquart başka bir göreve atanarak olabildiğince uzağa, Tunus’a gönderildi. Ona Moris Markisinin olduğu yerde görev verilerek günün birinde, kılıçtan geçtikten sonra yiğitliği övülmek istendi. Gözden düşmedi. General Gonse onunla sıkça mektuplaşıyordu. Ancak ortada açığa vurulması hiç de hoş olmayacak sırlar vardı.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da, Yahudi bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temelinden sarsan toplumsal bir olaydır. Dava tam on iki yıl sonra Dreyfus’ün aklanmasıyla sonuçlansa da, III. Cumhuriyet ve çağdaş Fransa’nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güç dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, milliyetçilerle antimilitaristler arasında uzun süreli bir çatışmanın doğmasına yol açtı. Büyük romancı Emile Zola, 13 Ocak 1898 günü L’Aurore gazetesinde yayımladığı, Fransız Genelkurmay’ına yönelik “Suçluyorum” başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus’e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Ancak bu kez kendisi iftira etmekle suçlanarak yargılandı.

Paris’te gerçek karşı konulmaz bir hızla yürüyordu ve beklenen fırtına bilindiği biçimde koptu. Bay Mathieu Dreyfus, Binbaşı Esterhazy’yi bordronun gerçek yazarı olarak ele verdi. O sırada Bay Scheurer Kestner davanın yeniden gözden geçirilmesi konusunda adalet bakanına dilekçe vermek üzereydi. İşte o günlerde Binbaşı Esterhazy ortaya çıkıyor. İlk Önce çılgın gibidir; İntihara ya da kaçmaya hazırdır. Sonra birden bire kafa tutmaya başlar, zorlu davranışıyla Paris’i şaşkına çevirir. Demek ki yardımına koşanlar olmuştur. Ona, çevrilen dolapları ve düşmanlarını bildiren imzasız bir mektup gönderilmiştir. Hatta esrarengiz bir kadın zahmete katlanıp bir gece ona genelkurmaydan çalınmış bir belgeyi getirir. Onu kurtarması gereken bir belgedir bu. Burada yine Yarbay Paty de Clam’in parmağını gördüğümü söylemekten kendimi alamıyorum. Onun doğurgan yaratma gücünün ürettiği çareler hemen belli oluyor. Dreyfus’un suçluluğu Yarbay Clam’in yapıtıydı. Şimdi bu yapıt tehlikeli durum almıştı. Bu durum karşısında Yarbay Clam nasıl eli kolu bağlı dururdu? Elbette yaptığını savunmak isteyecekti. Davanın yeniden gözden geçirilmesi ne demekti? Şeytan Adası’nda tüyler ürpertici bir biçimde son bulan o zırva, o trajik tefrika romanın yıkılışı olurdu bu! Yarbay Clam buna asla izin veremezdi.

Bundan sonra Yarbay Picquart ve Yarbay Paty de Clam arasında çatışma başlayacaktır. Birisi açıkça, diğeri maskeli olarak düelloya çıkacaktır. Çok geçmeden her ikisini de sivil mahkemenin karşısında bulacağız. Aslında, hep genelkurmayın kendisini savunmasından, işlediği suçu, tiksinçliği, saatten saate artan bir suçu itiraf etmek istemesinden başka birşey değildi bütün bu olup bitenler.

Herkes Binbaşı Esterhazy’yi koruyanların kimler olduğunu şaşkınlıkla soruyordu. En başta perde arkasından her türlü dolabı çeviren, herşeyi yöneten Binbaşı Paty de Clam koruyordu onu. Sonra General Boisdeffre, General Gonse ve bizzat General Billot. Bu generaller binbaşıyı temize çıkarmak zorundaydılar. Çünkü Dreyfus’un suçsuzluğunun ortaya çıkmasına imkan sağlayamazlardı. Böyle birşey yaparlarsa savaş bakanlığı halkın nefreti altında ezilirdi. Böylece bu olağanüstü durum, görevini tek başına yapan dürüst insan Yarbay Picquart’ın maskaraya çevrilmesiyle, cezalandırılmasıyla sonuçlanacaktır. Kurban edilen o olacaktır. Ey adalet, ne büyük bir umutsuzlukla daralıyor insanın yüreği! Onun sahtekar olduğunu, Esterhazy’yi mahvetmek için telgraf kartını onun uydurduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler. Peki ama neden? Hangi amaçla? Bir neden gösteriniz. O da mı Yahudiler tarafından satın alınmıştı? İşte böylesine alçakça bir görünüm karşısındayız. Ağır suç işlemiş lekeli kişilerin suçsuz oldukları söylenirken bir yanda yaşamı boyunca lekesiz kalmış, şerefli bir insan cezalandırılıyor! Bir toplum bu duruma geldi mi, kokuşmaya yüz tutmuş demektir!

İşte Esterhazy olayı budur Sayın Başkan: Temize çıkarılması gereken bir suçlu söz konusudur. Hemen hemen iki aydan beri yapılan işi saati saatine izleyebiliyoruz. Günün birinde uzun uzadıya coşku dolu sayfalara geçecek olan bu öykünün bir özetini yapıyorum burada. Sonuçta General Pellioux’nun, sonra da Binbaşı Ravary’nin vicdansızca soruşturmalar yaptıklarını gördük. Bu soruşturmalardan alçaklar biçim değiştirmiş, namuslu kişilerse lekelenmiş olarak çıktılar. Sonra da savaş konseyi toplantıya çağırıldı.

Bir savaş konseyinin yaptığını, öbür savaş konseyinin bozabileceğini nasıl umabilmişti? Yargıçların her zaman yapabilecekleri seçmelerin sözünü bile etmiyorum. Askerlerin kanına işlemiş olan yüksek disiplin düşüncesi, onların adalet gücünü zayıflatmaya yetmez mi? Disiplin demek itaat demektir. Savaş Bakanı, Büyük Şef, bir olay konusunda verilmiş mahkeme kararının önemini ve gücünü kamu önünde belirtirken, bir savaş konseyinin onu kesinlikle yalanlamasını mı bekliyorsunuz? Hiyerarşi bakımından olanaksızdır bu. General Billot yaptığı açıklama ile yargıçlara telkinde bulunmuştur. Onlar da ateşe atılırcasına, düşünmeden karar vermişlerdir. Dayandıkları kanının şu olduğu anlaşılıyor: “Dreyfus’a ihanet suçundan bir savaş konseyi hüküm giydirmiştir; Öyleyse Dreyfus suçludur. Şimdi biz bir savaş konseyi olarak onu suçsuz ilan edemeyiz. Çünkü biliyoruz ki Esterhazy’nin suçlu olduğunu kabul etmek, Dreyfus’un suçsuzluğunu açıklamak olacaktır.” Savaş konseyi bu saplantıdan asla kurtulamazdı.

Bu kişiler savaş konseylerimizin sonsuza dek kamburu olarak kalacak ve bundan böyle bu konseylerin kararlarını her zaman kuşku altında bırakacak olan bütünüyle haksız bir karar vermişlerdir. İlk savaş konseyi akılsızca davranmıştır. İkincisi kaçınılmaz bir karar ile ağır suç işlemiştir. Yineliyorum: İkincisinin özrü, yüksek komutanın, daha önceki mahkeme kararının dokunulmaz olduğunu açıklamasından başka birşey değildir. Öyle ki astlar bunun tersini öne süremezlerdi. Ordunun şerefinden söz ediliyor, onu sevmemiz, saymamız isteniyor. Bir tehlike karşısında harekete geçerek, Fransız yurdunu savunacak olan orduyu, tüm ulustan oluşan orduyu, elbette seviyoruz, elbette ona saygı duyuyoruz. Ama söz konusu olan o değildir. Biz onun şerefini ve saygınlığını düşündüğümüz için adalet istiyoruz. Burada söz konusu olan kılıçtır. Belki de yarın başımıza efendi kesilecek olan kılıç! Bu kılıcın kabzasını bağnazca öpmek mi? Asla!

Bir yandan şunu da kanıtladım: Dreyfus olayı karargah şubelerinin işidir. Genelkurmaydan bir subay, yine genelkurmaydan arkadaşları tarafından ihbar ediliyor ve genelkurmay ileri gelenlerinin baskısı ile hüküm yiyor. Genelkurmay suçlu duruma düşmeksizin Dreyfus’un suçsuz çıkması imkansızdır. Bundan dolayıdır ki, karargah şubeleri akla gelebilecek her türlü önleme baş vurarak, basında kampanya açarak, bildirilerle, nüfuzla Esterhazy’yi korumuşlardır. Sırf Dreyfus’u ikinci kez mahvetmek için bunu yapmışlardır. Cumhuriyet hükümeti, General Billot’nun bile düzenbaz takımı diye adlandırdığı bu kimselere yol vermeliydi. Herşeyi baştan başa yenilemeyi ve düzeltmeyi göze alacak olan, gerçekten güçlü ve akıllı, yurtsever bakanlık nerede? Nice kişiler tanıyorum ki, ulusal savunmanın hangi ellerde olduğunu bildikleri için kaygıyla titremektedirler! Yurdun alınyazısının karara bağlandığı o kutsal sığınak, ne aşağılık entrikaların, ne dedikoduların ve savurganlıkların yuvası haline gelmiştir!

Kamuoyunu şaşırtmak, onu çileden çıkartmak ağır bir suçtur. Sıradan ve gösterişsiz insanları zehirlemek, gericilik ve hoşgörmezlik tutkularını tiksinç Yahudi düşmanlığına sığınarak körükleyip azdırmak, suçların en ağırıdır! Eğer bu hastalık iyileştirilmezse insan haklarının özgürlükçü büyük Fransa’sı yıkılacaktır. Yurtseverliği, kin ve düşmanlık için sömürmek bir cinayettir. Ve en sonra, tüm insanlık bilimi geleceğin gerçek ve adalet yapıtını oluşturmaya uğraşırken, kılıcı çağdaş tanrı haline getirmek büyük bir cinayettir.

Derin bir tutkuyla arzuladığımız gerçeğin ve adaletin hiçe sayıldığını görmek ne büyük bir yıkımdır! Bay Scheurer Kestner’in yüreğinde bir çöküntü olabileceğinden kuşkulanıyorum. Öyle sanıyorum ki, sonucunda Bay Kestner, senatodaki gensoru sırasında bir devrimci gibi davranıp içini dökmediği, herşeyi yıkmadığı için pişman olacaktır. O büyük ve dürüst insan, doğruluk içinde geçen yaşamının insanı olarak kalmıştır. Gerçeğin kendi kendine yeterli olduğuna, özellikle herşeyin gün gibi açık göründüğü bir sırada başka türlü düşünülemeyeceğine inanmıştır. Yakında güneş parlayacağına göre ne diye herşeyi altüst etsindi? İşte bu güven dolu serinkanlılığı yüzündendir ki Kestner korkunç biçimde cezalanmıştır. Aynı şeyi Yarbay Picquart için de söyleyebiliriz. O ki ağırbaşlılığı ve yüksek onuru uğruna General Gonse’un mektuplarını yayınlamak istemiştir. Üstlerinin kendisine çamur attığı, onu en beklemedik ve onur kırıcı şekilde mahkemeye verdikleri bir sırada gösterdiği titizlik, disipline saygılı kalışı, ona büsbütün değer kazandırmaktadır. Ortada işleri tanrıya bırakan iki kurban, iki yiğit kişi, iki temiz yürekli insan var. Ve dahası, Yarbay Picquart’ın şu iğrenç durumla karşılaştığı görülmüştür: Bir Fransız mahkemesi, savcının bir tanığı kamu önünde suçlamasına olanak verdikten sonra, bu tanık açıklama yapmak ve kendini savunmak üzere mahkemeye alınınca, duruşma gizli yapılmıştır. Bunun da ağır bir suç olduğunu söylüyorum. Bu suç kamu vicdanını ayaklandıracak özelliktedir. Şurasını kesinlikle belirtmeliyim ki, askeri mahkemelerin adalet konusunda acayip düşünceleri vardır.

Yalın gerçek budur, Sayın Başkan ve bu tüyler ürpertici gerçek başkanlığınız için bir leke olarak kalacaktır. Bu davada hiçbir yetkinizin bulunmadığı, sizin çevrenizin ve anayasanın tutsağı olduğunuz kanısında değilim. Hiç değilse bir insanlık ödeviniz vardır: Bunu düşünecek ve yerine getireceksiniz. Bu davanın zaferle sonuçlanacağından asla kuşkum yok. Şimdi daha büyük bir kesinlikle yineliyorum: Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır. Herkesin aldığı durum bugün açıkça belli olduğuna göre, dava ancak bugün başlamıştır: Bir yandan gerçeğin gün ışığına çıkmasını istemeyen suçlular, öte yanda herşeyin aydınlanması için yaşamlarını vermeye hazır olan adaletseverler. Daha önce söyledim, yine söylüyorum: Gerçeği yeraltına kapatırsanız birikim oluşur ve gerçek bir yerde öylesine bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün, kendisiyle birlikte pek çok şeyi havaya uçurur. Bu tavırla ilerisi için yıkımların en gürültülüsünün hazırlanıp hazırlanmadığını herkes görecektir.

Mektubum fazla uzadı Sayın Başkan; Bir sonuca varmanın zamanıdır.

Yarbay Paty de Clam’ı adli hatanın iblisçe düzenleyicisi olarak suçluyorum. Sonra da uğursuz yapıtını, üç yıldan beri en şaşırtıcı ve en baştan başa suç olan dalaverelere başvurarak savunmakla suçluyorum onu.

General Mercier’yi, hiç değilse düşüncesizliği yüzünden, çağımızın en büyük haksızlığında suç ortağı olmakla suçluyorum.

General Billot’yu, Dreyfus’un suçsuzluğu konusunda elinin altında bulundurduğu kesin kanıtları saklamakla, saygınlığı tehlikeye düşen Genelkurmayı siyasal amaçla kurtarmak için, insanlığa ve adalete karşı ağır suç işlemekle suçluyorum.

General Boisdeffre’i ve General Gonse’u aynı suçun ortakları olarak suçluyorum. Birisi, hiç kuşkusuz papaz egemenliği tutkusu yüzünden, teki ise belki, karargah şubelerini dokunulmaz sayacak kadar mesleğe bağlı olduğu için suça ortak olmuşlardır.

General Pellieux ile Binbaşı Ravary’yi, vicdansızca soruşturma yapmakla suçluyorum. Bununla, soruşturmanın en aşırı yanlılıkla yapıldığını belirtmek istiyorum.

Üç yazı uzmanı, B. Belhomme, B. Varinard ve B. Couard’ı uydurma ve hileli raporlar düzenlemekle suçluyorum. Yapılacak tıbbi muayene sonunda bu kişilerin görme ve düşünme yetersizliğinden hasta oldukları saptanmazsa suçlamadan kurtulamazlar.

Savaş dairelerini, basında özellikle l’eclair ve l’echo de Paris gazetelerinde, kamuoyunu şaşırtmak ve işledikleri suçu örtbas etmek için tiksinç bir kampanya yürütmekle suçluyorum.

En sonra, birinci savaş konseyini, bir sanığa gizli kalan bir belgeye dayanarak hüküm giydirdiği için hukuku çiğnemekle suçluyorum. İkinci savaş konseyini de üstten gelen emre uyarak, bir suçluyu, suçunu bile bile temize çıkarıp ağır adli suç işlemekle, böylece birinci konseyin yasaya aykırı davranışını örtbas etmekle suçluyorum.

Bu suçlamalarda bulunurken, 29 temmuz 1881 tarihli Basın Yasasının 30 ve 31. maddelerine karşı geldiğimi, bu yasanın lekeleme suçlarına ceza belirlediğini bilmiyor değilim. İsteyerek kendimi tehlikeye atıyorum.

Suçladığım kişilere gelince: Hiçbirini tanımıyorum. Onları hiç görmedim. Kendilerine karşı ne hıncım var, ne kinim. Onlar benim için topluma kötülük eden kişilerden, kafalardan başka birşey değildir. Benim burada yaptığım şey gerçeğin ve adaletin ortaya çıkmasını hızlandırmak için devrimci bir araca başvurmaktan başka birşey değildir.

Bir tek tutkum var; Bunca acılar çeken ve mutluluğa hakkı olan insanlık adına duyduğum aydınlık tutkusu. Coşkulu protestom, yüreğimden kopan çığlıktan başka bir şey değildir. Beni, Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarmayı göze alsınlar ve herkesin önünde soruşturma açılsın! Bekliyorum.

Sayın Başkan, derin saygılarımın kabulünü dilerim.”

Emile Zola

Jack Kevorkian

0
Jack Kevorkian

Jack Kevorkian, ABD’nin en ünlü doktorlarından birisi, Ermeni asıllı ABD’li patolog, ressam, besteci ve enstürmanisttir.

Kevorkian, Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce 1912 yılında Anadolu’dan kaçan Ermeni bir ailenin, Levon ve Satanig’in çocuğu olarak Michigan eyaletinin Pontiac kasabasında 26 Mayıs 1928 tarihinde doğmuş, Dr. Ölüm isimli filmin çekiminden bir yıl sonra 3 Haziran 2011 tarihinde ölmüştür.

Doğduğunda adı Murad’dır. Jack adını sonradan almıştır. Ailenin üyelerinden bir kısmı önce Paris’e gelmişler, oradan da ABD’nin Michigan eyaletine gitmişlerdir. Murad’ın çocukluğu bu büyük acıları dinleyerek geçmiş, ölüm ve çaresizlik üzerine düşünme fırsatı bulmuştur.

Jack Kevorkian, Dr. Ölüm diye anılmış, ötenaziyi bir insan hakkı olarak savunmuş, yıllarca isteyenlere bu yöntemi uygulamıştır. Amerikan toplumu, Kevorkian’ın kişiliğinde ikiye bölünmüş ve ölme hakkı yıllarca gündemi meşgul etmiştir. Kevorkian, bir hastasının ölüme gidişini filme çekmiş, kaydettiği DVD’yi televizyondan 15 milyon Amerikalı izlemiştir.

Hastalarının istekleri üzerine uyguladığı ötenazi yüzünden yargılanmış ve 8 yıl hapiste kalmıştır. Hapisteyken bir daha ötenazi yapmayacağına ilişkin verdiği söz üzerine serbest bırakılmıştır.

“Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötenaziyi Yasallaştırma Savaşı” isimli kitap

Desiderius Erasmus

0
Desiderius Erasmus

Desiderius Erasmus 1465 – 1536 yılları arasında yaşamış Hollandalı bir felsefecidir. Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının öncülerinden ve en büyük temsilcilerinden biridir. Rotterdamlıdır.

Erasmus, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesine yaptığı katkılardan dolayı ve çağının eğitim felsefesine olan etkisi ile programa uygun bir isim olarak düşünülmüştür. “Rotterdamlı Desiderius Erasmus” olarak anılmıştır.

Hayatı boyunca Avrupa’nın değişik ülkelerinde bir gezgin gibi yaşayan Erasmusun en önemli eseri “Deliliğe Övgü” (Moriæ Encomium), günümüzde de geçerliliğini korumakta ve bağnazlığa karşı kaleme alınmış en önemli yapıtlardan biri sayılmaktadır.

Erasmus, orta öğrenimin ardından Augustin tarikatına girerek rahip olmuştur.  Hiçbir zaman geleneksel bir rahiplik yapmamış, kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan “cüppe giymeme” iznini almış, Paris Üniversitesi’ne devam etmiştir.

1499’da İngiltere’ye gittiğinde, John Colet ve Thomas More  gibi aydınlarla tanışmış ve bilimsel düşüncelere yoğunlaşmıştır. Erasmus’un Avrupa’nın çeşitli bölgelerini dolaşarak eğitim alması ve ders vermesi, farklı fikir akımlarını tanımasına ve hümanist düşüncelerini geliştirmesine katkıda bulunmuştur. Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aramış, güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu sayıştır. Martin Luther King’in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hristiyan dünyasının parçalanmasına karşı çıkmıştır.

Avrupa’nın en parlak bilim insanlarından biri olarak tanındıktan sonra kâfir olmakla da suçlanmıştır. Yoğun dini tartışmaların yaşandığı bir dönemde Katolik Kilisesindeki yanlışları ve reform yanlılarının hatalarını yazmaktan ve söylemekten çekinmemiştir.

1516’da “Novum Instrumentum” adını verdiği Yunanca Yeni Ahit’in ilk derlemesini hazırlamıştır. Bu eser, teolojik çevrelerde büyük yankı uyandırmış ve Reform hareketlerinin yaygınlaşmasında ve yorumlanmasında önemli bir rol oynamıştır.

1536’da Basel’de öldüğünde Avrupa’nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.

Yunancaya da oldukça hâkimdi. Ayrıca, bütün yaşamı boyunca Latince konuşup yazan Desiderius Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemişti: “Lieve God”  “Bağışla tanrım.”

Deliliğe Övgü

Erasmus, Deliliğe Övgü isimli eserini Ütopya’nın yazarı olan dostu Thomas More’a adamıştır.  Deliliğe Övgü, kutsal kitap yorumcularına ve tutuculara yöneltilen bir eleştiri niteliğindedir. Toplumdaki ikiyüzlülüğü ve kilisenin yozlaşmış yapısını ağır bir şekilde yermektedir. Klasik ortaçağ dünyasının düşüncelerini yansıtması yanında Erasmus’un derin felsefesini ve yaratıcılığını ortaya koyan baş yapıttır.

Desiderius Erasmus Ünlü Sözleri:

“Ben bir özgürlük severim. Bir kesime hizmet etmeyeceğim ve edemem.”
“İtiraf edin ki, güzel, hoş olarak yaptığınız ne varsa, hepsini bu deliliğe borçlusunuz.” 
“Talih, cesaretli ve atılganlara güler yüz gösterir.” 
“Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur.” 
“Her zaman gerçeği olduğu gibi söylemek zorunluluğu yoktur. Önemli olan, gerçeğin açıklanış biçimidir.” 
“Ben bir dünya vatandaşıyım, herkese ama herkese bir yabancı olarak bilinirim.” 
“Kendimi tarif etmek, kendime sınır çizmek olur; kudretimin ise asla sınırı yoktur.” 
“Delinin ruhunda ne varsa yüzünde yazılıdır, ağzı da bunu gizlemeden söyler; oysaki bilgenin, yine euripides’e göre iki dili vardır: biri hakikati söylemek için, öteki de yeri gelince hakikatin kılığını değiştirmek ya da onu gizlemek için. Bilgede akı kara, karayı da ak kılmak sanatı vardır. Ağzından hem soğuk hem sıcak soluk çıkar. Sözleri de çoğu zaman düşüncelerinden epey uzaktır.”
“İnsanın her şeyi iyi tanımasını engelleyen iki şey vardır: biri ruhunun önüne perde çeken utanma, öteki de kendisine tehlikeyi gösterip büyük işlemlere girişmekten yüz çevirten korku.” 

Milletvekili Seçilme Yeterliliği

0

Milletvekili Seçilme Yeterliliği için sahip olunması gereken şartlar Anayasa’nın 76. maddesi ile ve 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nda belirlenmiştir.

Bu kurallara göre milletvekili adayının sahip olması gereken temel şartlar şunlardır:

1- Anayasa ve Seçim Kanunundaki yaş ve vatandaşlık yeterliliğini sağlamak

2- Seçilmeye engel durumu bulunmamak

3- Bir siyasi partiden aday olunacaksa o siyasi partinin seçime girebiliyor olması ve bu partinin Tüzüğünde belirtilen özellikleri taşımak

4- Kamu görevinde olanlar için, aday olmak için istifa edilmesi gereken kişilerden birisi ise görevinden istifa etmek

Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar

Milletvekili Seçilme Yeterliliği şartları genel olarak; on sekiz yaşını doldurmuş olmak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak; en az ilkokul mezunu olmak; kısıtlı olmamak; yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmış olmak; kamu hizmetinden yasaklı olmamak; taksirli suçlar hâriç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymemiş olmak; affa uğramış bile olsa zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymemiş olmak, şeklinde özetlenmektedir.

https://hukukansiklopedisi.com/kurucu-meclis-2/

Yolsuzluklarla Mücadelenin Yasal ve Hukuksal Çerçevesi

Parlamento Terimleri Sözlüğü

Anayasanın 76. maddesine göre; Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.

Milletvekili Yemini

2839 Sayılı Milletvekili Seçim Kanununa Göre Seçilme yeterliği

Madde 10

Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı milletvekili seçilebilir.(1)

Milletvekili seçilemeyecek olanlar:
Madde 11

Aşağıda yazılı olanlar milletvekili seçilemezler:

a) İlkokul mezunu olmayanlar,

b) Kısıtlılar,

c) Askerlikle ilişiği olanlar,( 13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle; bu bentte yer alan “Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış” ibaresi “Askerlikle ilişiği” şeklinde değiştirilmiştir.)

d) Kamu hizmetinden yasaklılar,

e) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis veya süresi ne olursa olsun ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar,

f) Affa uğramış olsalar bile;

  1. (Değişik: 2/1/2003-4778/15 md.)Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle mahkûm olanlar,
  2. Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının, birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini aleni olarak tahrik etme suçundan mahkum olanlar,
  3. (Değişik: 2/1/2003-4778/15 md.) Terör eylemlerinden mahkûm olanlar,
  4. Türk Ceza Kanununun 536 ncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı eylemlerle aynı Kanunun 537 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında yazılı eylemleri siyasi ve ideolojik amaçlarla işlemekten mahkum olanlar.

Milletvekili Seçimlerine İlişin hükümler

Milletvekilliğine adaylık olabilmek için görevden çekilmesi gerekenler ile ilgili hükümler

2839 Sayılı Kanunun 18. maddesi Milletvekilliğine aday olacak kamu görevlilerinin görevden çekilmelerini öngörmektedir. Aday olabilmek için görevden ayrılma istekleri kabul edilen subay ve astsubaylardan milletvekili seçilmemiş olanlar sonradan bu isteklerinden vazgeçemezler ve silahlı kuvvetlere dönemezler. Anayasanın 76. maddesinin gerekçesinde, “Hâkimler, Silahlı Kuvvetler mensupları, mesleklerinden çekilmedikçe aday olmaları uygun görülmemiştir. Zira 1961 – 1980 arası uygulamalarda bu nitelikteki kamu hizmetlerinin önemli görevler gördükleri bu nedenle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmaları mesleklerinden çekilmelerine bağlanması uygun görülmüştür.” denilerek 1961-1980 arası uygulamalara atıf yapmış ve bu nitelikteki kamu hizmetlilerinin önemli görevler görmeleri nedeniyle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmalarının mesleklerinden çekilmelerine bağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, “Milletvekili Adayı Olamayan Hâkimin Tekrar Mesleğe Dönememesi Nedeniyle Seçilme Hakkının İhlal Edilmediği” başlıklı ve 26/9/2019 tarihli kararında; devletin, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini gerçekleştirmek için milletvekilliği adaylığı için mesleklerinden çekilen hâkimlerin görevlerine geri dönmeleri engelleyecek tedbirleri öngörebileceğine hükmetmiştir.

Yolsuzlukla Mücadele Önlemleri ve Yöntemleri

Adaylık için görevden çekilmesi gerekenler 

Madde 18 – (Değişik : 8/4/2010-5980/29 md.)

Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki  görevlileri ile yaptıkları  hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, aday olmak isteyen belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, aday olmak isteyen siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar genel ve ara seçimlerin başlangıcından bir ay önce seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde yenileme kararının ilanından başlayarak yedi gün içinde görevlerinden ayrılma isteğinde bulunmadıkça adaylıklarını koyamazlar ve aday gösterilemezler.

İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku

Anayasa’ya ve Demokratik Süreçlere Saygı Bildirisi

Kânûn-ı Esâsî

Senedi İttifak

Islahat Fermanı 

Adalet Fermanı (Ferman-ı Adalet)

Hakimin Evrensel Şartı

0

Hakimin Evrensel Şartı, Hâkimler Uluslararası Derneği Merkez Kurulu tarafından 17 Kasım 1999’da, Tayvan’da kabul edilmiştir. (1999 Basısına bağlantı] Şart, Santiago de Chile’de 14 Kasım 2017 tarihinde güncellenmiştir. [Yeni Evrensel Şartın orijinal metni- The Universal Charter of the Judge]

Metnin Türkçe’ye tercümesini, Dr. Fehmi Kerem Bilgin ve Stj. Avukat Furkan Alim Göller, Hukuk Ansiklopedisi için yapmıştır.

Şart’ın Hazırlıkları ve Kabulü

Hâkimler Uluslararası Derneğinin hazırlıkları 1993-1995 yıllarına dayanmaktadır. Dernek ilk olarak Avrupa, Amerika ve Afrika yargıçlar sözleşmelerini kabul etmiştir. Hakimlerin statüsüne dair, Avrupa Yargıçlar Grubu, Latin Amerika dahil Amerikan Grubu) ve Afrika yargıçlar Grubu tarafından hazırlanan çeşitli bölgesel tüzükler Şart’ın hazırlanmasında öncü olmuştur. Bu metinlerle birlikte, uluslararası alanda yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruma amacı güden bir dizi standart kabul görmüştür. Nihayet 1999 yılında IAJ Merkez Konseyi, Tayvan’da toplanarak evrensel bir yargıçlar tüzüğünü kabul etmiştir. Bu standartlar dünyadaki diğer kuruluşlar tarafından da benimsenmektedir. Birleşmiş Milletler’in 1966’dan itibaren hazırladığı metinler, Avrupa Konseyi Tavsiye Kararları ve Avrupa Yargıçlar Şartı(1998), Yargı etiğine ilişkin Bangalore ilkeleri, Venedik Komisyonu raporları, Şart’ın hazırlanmasında referans alınmıştır.

Şart’ın güncelleme çalışmaları 2014 yılında başlamıştır. 1999 versiyonunda olduğu gibi 2017 revizyonunda  da uluslararası diğer metinler yol gösterici olmuştur. Yargı bağımsızlığının gerçekleşebilmesi için gerekli koşulları, sosyal medyanın etkisi ve adalete erişim gibi konular güncellenen metinde yer almaktadır.

Uluslararası Yargıçlar Derneği Hakkında

IAJ, yargıçların en eski ve en prestijli uluslararası örgütüdür. Uluslararası Yargıçlar Derneği, Uluslararası Hakimler Birliği ya da Hâkimler Uluslararası Derneği olarak bilinmektedir. Ulusal yargıç birliklerinin profesyonel, politik olmayan, uluslararası kurumudur. 1953 yılında Salzburg’da kurulmuştur ve merkezi Roma’dadır. IAJ, Hukukun Üstünlüğünü ve Yargının Bağımsızlığını hedeflemektedir. Yaklaşık 90 ülkeden ulusal dernekler veya temsilci gruplarından oluşmaktadır. 2016 yılında KHK ile kapatılan YARSAV, İAJ’nin Türkiye’den birliğe üye olan tek kuruluştur. İnsan haklarının bir garantisi olarak yargı bağımsızlığına odaklanmıştır. Bu kapsamda Avrupa Konseyi, Uluslararası Çalışma Örgütü ve ECOSOC’ta danışmanlık statüsüne sahiptir. Dernek ayrıca anayasa hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku ve iş hukuku üzerine dört çalışma komisyonuyla yargı eğitimiyle de çalışmaktadır. Uluslararası Yargıçlar Derneği, yargıçlar yerine ulusal yargıç birliklerini bir araya getirerek kurumsal ve evrensel çalışma sergilemektedir.  

Mütercim Furkan Alim Göller Hakkında:: Av. Furkan Alim Göller, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2023 yılında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Erasmus programı kapsamında iki ay İspanya’da bulundu. Tekirdağ Barosunda avukatlık stajını tamamlayarak 14 Şubat 2025’te ruhsatını aldı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Öğrencilik yıllarından itibaren baro ve sivil toplum faaliyetlerine aktif olarak katıldı. Arkadaşlarıyla beraber güncel konularda hukuki içerikler ürettikleri Lawyered isimli platformda yayın koordinatörü olarak çalıştı. 2022 yılında İstanbul Barosu HFSK’nın aktif bir üyesi oldu. Barolar arası kurgusal dava yarışmasında Tekirdağ Barosu’nu temsil etti. Çevre, insan hakları ve hukuk felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürmekte, Tekirdağ Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaktadır. 

Fehmi Kerem Bilgin

Hakimin Evrensel Şartı – 2017 

MADDE 1 – GENEL İLKELER

Yargı, hukuk devletinin güvencesi olarak, herhangi bir demokratik devletin üç erkinden biridir.

Hâkimler tüm çalışmalarında herkesin âdil yargılanma hakkını temin edeceklerdir. Medenî haklarının ve yükümlülüklerinin veya aleyhlerine herhangi bir cezaî suçlamanın tespitinde, bireylerin davalarının kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından âdil ve alenî sûrette mâkul bir süre içinde görülmesi hakkını destekleyeceklerdir.

Hâkimin bağımsızlığı kanun çerçevesinde tarafsız yargı için zarûrîdir. Bölünemezdir. Hâkimlerin kişisel menfaati için verilmiş bir ayrıcalık veya imtiyaz olmayıp hukuk devleti ve tarafsız bir yargı talep eden ve bekleyen herkesin menfaati için sağlanmıştır.

Ulusal veya uluslararası tüm kurum ve makamlar bu bağımsızlığa riâyet etmeli, onu korumalı ve savunmalıdır.

MADDE 2 – DIŞ BAĞIMSIZLIK

Madde 2-1 – Bağımsızlığın en yüksek düzeyde bir hukukî metinde güvence altına alınması

Yargı bağımsızlığı Anayasada veya mümkün olan en yüksek hukukî düzeyde güvence altına alınmalıdır.

Yargısal statü diğer devlet erklerinden hakîkî ve etkili sûrette bağımsız yargısal görevi oluşturan ve koruyan bir kanunla güvence altına alınmalıdır.

Hâkim, yargısal görevin sâhibi olarak, yargısal yetkileri toplumsal, iktisâdî ve siyâsî baskılardan âzâde ve diğer hâkimlerden ve yargı idâresinden bağımsız sûrette kullanabilmelidir.

Madde 2-2 – Görev temînatı

Hâkimler, bir kez atandıktan veya seçildikten sonra, zorunlu emeklilik yaşına veya görevleri sona erene kadar kadroya sâhiptirler.

Hâkim süre sınırlaması olmaksızın atanmalıdır. Hukuk sistemi sınırlı bir süre için atama öngördüğü takdirde, atama koşulları yargı bağımsızlığının tehlikeye atılmamasını sağlamalıdır.

Hiçbir hâkim rızâsı olmaksızın başka bir göreve atanamaz veya terfi ettirilemez.

Bir hâkim, kanunda öngörülmedikçe ve savunma haklarına ve çelişki ilkesine riâyet eden disiplin usûlleri sonucunda olmadıkça, nakledilemez, açığa alınamaz veya görevden alınamaz.

Yargısal zorunlu emeklilik yaşına ilişkin herhangi bir değişikliğin geçmişe etkisi olmamalıdır.

Madde 2-3 – Yargı Kurulu

Yargı bağımsızlığını korumak amacıyla, bu bağımsızlığın geleneksel olarak başka vâsıtalarla temin edildiği ülkeler hâricinde, bir Yargı Kurulu veya eşdeğer başka bir organ kurulmalıdır.

Yargı Kurulu diğer devlet erklerinden tamâmen bağımsız olmalıdır.

En geniş temsili sağlayacak usûllere göre meslektaşları tarafından seçilen hâkimlerin çoğunluğundan oluşmalıdır.

Yargı Kurulu sivil toplumun çeşitliliğini temsil etmek amacıyla hâkim olmayan üyelere sâhip olabilir. Herhangi bir şüpheye mahal vermemek amacıyla, bu üyeler siyâsetçi olamazlar. Dürüstlük, bağımsızlık, tarafsızlık ve beceriler bakımından hâkimlerle aynı niteliklere sâhip olmalıdırlar. Hükûmetin veya Parlamentonun hiçbir üyesi aynı zamanda Yargı Kurulunun üyesi olamaz.

Yargı Kurulu hâkimlerin işe alımı, eğitimi, atanması, terfii ve disiplini sâhalarında en geniş yetkilerle donatılmalıdır.

Yargısal statü ve etikle ilgili muhtemel tüm meseleler hakkında, kezâ Yargının yıllık bütçesini ve mahkemelere kaynakların tahsisini ilgilendiren tüm konular hakkında, yargı kurumlarının organizasyonu, işleyişi ve kamusal imajı hakkında diğer devlet erkleri tarafından Kurula danışılabileceği öngörülmelidir.

Madde 2-4 – Yargının kaynakları

Devletin diğer erkleri yargıya işlevini îfâ edebilmesi için kendisini münâsip sûrette donatmasına gerekli vâsıtaları sağlamalıdırlar.

Yargı, Yargının bütçesi ve mahkemelere tahsis edilen maddî ve insânî kaynaklarla ilgili olarak alınan kararlara katılma veya bu kararlar hakkında dinlenilme imkânına sâhip olmalıdır.

Madde 2-5 – Hâkimin korunması ve hükümlere saygı

Hâkim görevlerini îfâ ederken kendisine karşı yöneltilebilecek her türlü tehdit ve saldırıya karşı kanunî korumadan yararlanmalıdır.

Hâkimin ve ailesinin fizikî güvenliği devlet tarafından sağlanmalıdır. Yargısal tartışmaların sükûnetinin sağlanması amacıyla devlet tarafından mahkemelere yönelik koruyucu tedbirler uygulamaya konulmalıdır.

Hükümlere karşı yargının bağımsızlığına halel getirebilecek veya kamunun yargı kurumuna güvenini tehlikeye düşürebilecek her türlü eleştiriden kaçınılmalıdır. Böyle iddialar olduğu takdirde, davaların açılabilmesi ve ilgili hâkimlerin gereği gibi korunabilmesi için münâsip mekanizmalar tesis edilmelidir.

MADDE 3 – İÇ BAĞIMSIZLIK

Madde 3-1 – Hâkimin kanuna tâbiliği

Hâkim yargısal görevlerinin îfâsında yalnızca kanuna tâbidir ve yalnızca kanunu dikkate almalıdır.

Aşağıda öngörüldüğü sûrette kararların yeniden incelenmesi (bknz Madde 3.2) hâriç olmak üzere, hâkimlerin yargısal karar verme faâliyetlerinde mahkeme başkanlarına veya üst mercilere astlığı anlamında yargının hiyerarşik örgütlenmesi yargı bağımsızlığı ilkesinin ihlâli olacaktır.

Madde 3-2 – Kişisel özerklik

Herhangi bir makamdan doğrudan veya dolaylı hiçbir nüfuz, baskı, tehdit veya müdâhale kabul edilemez.

Hâkimlere herhangi bir türden emir veya tâlîmat verilmesi yasağı, önceki mercilerin kararlarını kanunen tesis edilmiş usûllere uygun sûrette bozduklarında yüksek mahkemelere uygulanmaz.

Madde 3-3 – Mahkeme idâresi

Yargısal görevlerin îfâsını etkileyen herhangi bir karardan önce yargı temsilcilerine danışılmalıdır.

Yargı bağımsızlığını etkileyebilecek olması îtibâriyle, mahkeme idâresi öncelikle hâkimlere tevdi edilmelidir.

Hâkimler eylemlerinden sorumludur ve yargının işleyişi hakkında her türlü faydalı bilgiyi vatandaşlar arasında yaymalıdırlar.

Madde 3-4 – Davaların tevzi tarzı

Davaların tevzii önceden belirlenmiş ve hâkimlere iletilmiş nesnel kurallara dayanmalıdır. Tevziye dâir herhangi bir karar şeffaf ve doğrulanabilir bir sûrette alınmalıdır.

Bir dava geçerli sebepler olmaksızın belirli bir hâkimden alınmamalıdır. Böyle sebeplerin değerlendirilmesi kanunla önceden belirlenmiş nesnel kıstaslar temelinde ve şeffaf bir usûl izlenerek yargı bünyesindeki bir makam tarafından yapılmalıdır.

Madde 3-5 – İfâde özgürlüğü ve dernek kurma hakkı

Hâkimler diğer tüm vatandaşlar gibi ifâde özgürlüğünden yararlanırlar. Ancak bu hakkı kullanırken ihtiraz göstermeli ve her zaman görevlerinin haysiyetini, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyacak sûrette davranmalıdırlar.

Hâkimin meslekî bir derneğe üye olma hakkı bilhassa etik veya diğer statü kurallarının uygulanması ve yargının vâsıtaları hakkında hâkimlere danışılabilmesine imkân vermek amacıyla ve hâkimlerin meşrû menfaatlerini ve bağımsızlıklarını savunmalarına imkân vermek amacıyla tanınmalıdır.

MADDE 4 – İŞE ALIM VE EĞİTİM

Madde 4-1 – İşe alım

Hâkimlerin işe alımı veya seçimi yalnızca meslekî becerilerini temin edebilecek nesnel kıstaslara dayanmalıdır; madde 2.3’te belirtilen organ tarafından yapılmalıdır.

Seçim cinsiyet, etnik veya sosyal köken, felsefî ve siyâsî görüşler veya dinî inançlardan bağımsız sûrette yapılmalıdır.

Madde 4-2 – Eğitim

Yargı bağımsızlığını, yargı sisteminin niteliğini ve verimliliğini sağlamaya yönelik ön ve hizmet içi eğitimler hâkim için bir hak ve görev teşkil ederler. Yargının denetimi altında düzenlenirler.

MADDE 5 – ATAMA, TERFİ VE DEĞERLENDİRME

Madde 5-1 – Atama

Hâkimin seçimi ve her bir ataması meslekî yeterliliğe dayalı nesnel ve şeffaf kıstaslara göre yapılmalıdır.

Seçim bu Şartın 2-3. maddesinde tanımlanmış bağımsız organ veya eşdeğer bir organ tarafından yapılmalıdır.

Madde 5-2 – Terfi

Kıdeme dayalı olmadığı takdirde, hâkimin terfii münhasıran nesnel ve çelişkili değerlendirmeler vâsıtasıyla doğrulanmış olan, yargısal görevlerin îfâsındaki nitelikler ve liyâkate dayanmalıdır.

Terfi kararları kanunda öngörülen şeffaf usûller çerçevesinde verilmelidir. Bunlar yalnızca hâkimin talebi üzerine veya rızâsıyla gerçekleşebilir.

Bu Şartın 2-3. maddesinde belirtilen organ tarafından kararlar alındığında terfi başvurusu reddedilen hâkimin bu karara itiraz etmesine imkân tanınmalıdır.

Madde 5-3 – Değerlendirme

Hâkimlerin değerlendirildiği ülkelerde, değerlendirme öncelikle niteliksel olmalı ve hâkimin liyâkatine, meslekî, kişisel ve sosyal becerilerine dayanmalıdır; idârî görevlere terfilerde ise hâkimin yönetimsel yetkinliklerine dayanmalıdır.

Değerlendirme önceden îlân edilmiş nesnel kıstaslara dayanmalıdır. Değerlendirme usûlü bağımsız bir organ önünde karara îtiraz etmesine imkân verilmesi gereken ilgili hâkimin katılımını sağlamalıdır.

Hâkimler hiçbir koşulda verdikleri hükümlere göre değerlendirilemezler.

MADDE 6 – ETİK

Madde 6-1 – Genel ilkeler

Hâkimler her koşulda etik ilkelere göre hareket etmelidirler.

Aynı zamanda meslekî görevleri ve davranış biçimlerini ilgilendiren bu tür ilkeler hâkimlere rehberlik etmeli ve eğitimlerinin bir parçası olmalıdır.

Kamunun hâkimlere ve yargıya güvenini artırmak amacıyla bu ilkeler yazılı sûrette belirlenmelidir. Hâkimler bu tür etik ilkelerin geliştirilmesinde öncü bir rol oynamalıdırlar.

Madde 6-2 – Tarafsızlık, haysiyet, bağdaşmazlıklar, ihtiraz

Hâkim yargısal görevlerinin îfâsında tarafsız olmalı ve öyle görünmelidir.

Hâkim görevlerini ihtirazla ve mahkemenin ve müdâhil tüm kişilerin haysiyetine dikkatle îfâ etmelidir.

Hâkim tarafsızlığına ve bağımsızlığına olan güveni bilfiil etkileyebilecek her türlü davranış, eylem veya ifâdeden kaçınmalıdır.

Madde 6-3 – Etkililik

Hâkim görevlerini gereksiz gecikmelere mahal vermeden, basiretli ve etkili sûrette îfâ etmelidir.

Madde 6-4 – Dış faâliyetler

Hâkim, kamusal veya özel, ücretli veya ücretsiz, hâkimin ödevleri ve statüsüyle tümüyle bağdaşır olmayan herhangi bir diğer görevi îfâ etmemelidir.

Hâkim muhtemel herhangi bir menfaat çatışmasından kaçınmalıdır.

Hâkim rızâsı olmadan dış atamalara tâbi kılınamaz.

Madde 6-5 – Hâkimin tavsiye almak için bağımsız bir makama muhtemel başvurusu

Hâkimler bağımsızlıklarının tehdit altında olduğunu telakkî ettiklerinde olguları soruşturma ve onlara yardım ve destek sağlama vâsıtalarına sâhip bağımsız bir makama, tercihen bu Şartın 2-3. maddesinde tanımlanana, başvurabilmelidirler.

Hâkimler yargı bünyesindeki bir organdan etik konusunda tavsiye alabilmelidirler.

MADDE 7 – DİSİPLİN

Madde 7-1 – Disiplin usûlleri

Yargının idâresi ve hâkimlere yönelik disiplin tâkîbatı hâkimlerin hakikî bağımsızlığına halel getirmeyecek ve yalnızca nesnel ve ilgili mülâhazalar dikkate alınacak sûrette düzenlenmelidir.

Disiplin usûlleri çoğunluğunu hâkimlerin oluşturduğu bağımsız organlar veya eşdeğer bir organ tarafından yürütülmelidir.

Kesin bir hükümle tespit edilmiş kasıt veya ağır ihmal halleri hâricinde, bir hâkime karşı davaları karara bağlamak için gerçekleştirdiği hukukun yorumlanması, olguların değerlendirilmesi veya delillerin takdiri sebebiyle hiçbir disiplin tâkîbatı başlatılamaz.

Disiplin yargılaması âdil yargılanma ilkesine tâbi sûrette yürütülecektir. Hâkimin yargılamaya erişimine ve bir avukatın veya bir meslektaşının yardımından yararlanmasına izin verilmelidir. Disiplin hükümleri gerekçeli olmalıdırlar ve bağımsız bir organ önünde îtiraz konusu olabilirler.

Bir hâkime karşı disiplin tâkîbatı ancak önceden mevcut bir kanunda öngörüldüğü takdirde ve önceden belirlenmiş usûl kurallarına uygun sûrette yapılabilir. Disiplin yaptırımları orantılı olmalıdırlar.

Madde 7-2 – Medenî ve cezaî sorumluluk

Bir hâkime karşı hukuk davasına (buna cevaz verilen ülkelerde) ve yakalama dâhil olmak üzere ceza davasına yalnızca hâkimin bağımsızlığının etkilenmemesini temin eden koşullar çerçevesinde izin verilmelidir.

Adlî hataların çâresi münâsip bir kanun yolları sisteminde bulunmalıdır. Yargının idâresindeki diğer ihlâllerin her türlü çâresi yalnızca devletin sorumluluğundadır.

Kasıtlı kusur hâli hâriç olmak üzere, yargısal görevlerinin icrâsı bakımından bir hâkimin, devletin rücu davası yoluyla dahi, herhangi bir kişisel sorumluluğa mâruz bırakılması münâsip değildir.

MADDE 8 – ÜCRET, SOSYAL KORUMA VE EMEKLİLİK

Madde 8-1 – Ücret

Hâkim hakîkî iktisâdî bağımsızlığını ve bu yolla haysiyetini, tarafsızlığını ve bağımsızlığını temin etmek için yeterli ücreti almalıdır.

Ücret hâkimin çalışmasının sonuçlarına veya performansına bağlı olmamalı ve yargısal hizmeti sırasında azaltılmamalıdır.

Ücrete dâir kurallar mümkün olan en yüksek düzeydeki yasal metinlerde yer almalıdırlar.

Madde 8-2 – Sosyal Koruma

Statü meslekî sıfatla faâliyette bulunan hâkimler için hastalık, analık, mâlûliyet, yaşlılık ve ölüme bağlı sosyal risklere karşı bir güvence sağlamalıdır.

Madde 8-3 – Emeklilik

Hâkim meslekî sınıfına uygun bir irat veya maaşla emekli olma hakkına sâhiptir.

Hâkim, emekli olduktan sonra, eski hukukî faâliyetiyle etik açıdan bağdaşmaz olmadığı takdirde başka bir hukukî meslekî faâliyet icrâ edebilir.

Sırf başka bir meslekî faâliyet icrâ ettiği gerekçesiyle emekli maaşından mahrum edilemez.

MADDE 9 – ŞARTIN UYGULANABİLİRLİĞİ

Madde 9-1 – Yargısal görevler icrâ eden tüm kişilere uygulanabilirlik

Bu Şart, meslekten olmayan hâkimler dâhil olmak üzere, yargısal görevler icrâ eden tüm kişilere uygulanabilirdir.

Madde 9-2 – Savcılığa uygulanabilirlik

Yukarıdaki ilkeler savcılık mensuplarının hâkimlere benzetildiği ülkelerde gerekli değişikliklerle savcılara uygulanır.

Madde 9-3 – Savcıların bağımsızlığı

Hukukun devleti için zarûrî olan savcıların bağımsızlığı hâkimlerinkine benzer şekilde, mümkün olan en yüksek düzeyde kanunla güvence altına alınmalıdır.

*          *          * 

Furkan Alim Göller

0
furkan alim göller

Avukat Furkan Alim Göller, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2023 yılında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Erasmus programı kapsamında iki ay İspanya’da bulundu. Tekirdağ Barosunda avukatlık stajını tamamlayarak 14 Şubat 2025’te ruhsatını aldı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Öğrencilik yıllarından itibaren baro ve sivil toplum faaliyetlerine aktif olarak katıldı. Arkadaşlarıyla beraber güncel konularda hukuki içerikler ürettikleri Lawyered isimli platformda yayın koordinatörü olarak çalıştı. Barolar arası kurgusal dava yarışmasında Tekirdağ Barosu’nu temsil etti.

2022 yılında İstanbul Barosu HFSK’nın aktif bir üyesi oldu. Çevre, insan hakları ve hukuk felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürmekte, Tekirdağ Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaktadır.

Hakimin Evrensel Şartı’nı Fehmi Kerem Bilgin ile birlikte Türkçeye kazandırmıştır.

Göller, 2025 yılında Tekirdağ Barosu Genç Avukatlar Meclisi Başkanlığına seçilmiştir.

TBMM’nin 15 Temmuz 1999 tarihli Kıbrıs Deklarasyonu

0
TBMM'nin 15 Temmuz 1999 tarihli Kıbrıs Deklarasyonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kıbrıs Barış Harekâtının 25 inci yıldönümü münasebetiyle, 15 Temmuz 1999 tarihinde, özel gündemle toplanmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın iştirakleri, hükümet ve siyasî partiler sözcülerinin katılımlarıyla yapılan toplantı sonunda, aşağıdaki hususların Türk ve dünya kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:

25 inci yıldönümünü idrak ettiğimiz Kıbrıs Barış Harekâtı, Ada’daki Türk varlığına karşı senelerce sürdürülen dini ve etnik temizlemeye, Kıbrıs Devletini ortadan kaldırarak Yunanistan’a bağlamak teşebbüs ve darbesine karşı yapılmıştır. 25 yıl sonra, NATO’nun Kosova’da Sırplara karşı benzeri bir harekata girişmiş bulunması, Kıbrıs Harekâtının ne derece isabetli olduğunu göstermektedir.

25 yıldan beri Kıbrıs’ta kan akmaması sevindirici gerçeğinin bazı çevreleri âdeta rahatsız ettiğini görmek üzücü olmaktadır. Bu çevreler, devamlı olarak tertipler geliştirmekte, tahriklere başvurmaktadır. Türk tarafı, bütün bu tertip ve tahriklere karşı olumlu ve barışçı tutumunu devam ettirmektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye ile beraber, Ada’daki her iki toplumun varlık ve güvenliğini teminat altına alacak, adil ve devamlı bir çözüm bulunması yolunda her türlü gayret ve iyi niyeti göstermiştir. Buna mukabil, Yunan-Rum tarafı, enosis emelinden, 20 Temmuz 1974 öncesine dönmek politikasından vazgeçmemiş, meseleyi ilgili taraflar arasında görüşmekten ziyade, dış güçlerin müdahalelerini davet etmiş, her seferinde uzlaşmayı zorlaştırmıştır. Son olarak, Güney Kıbrıs Rum idaresinin Avrupa Birliği tam üyeliğine başvurması ve bunun karşı tarafça kabul görmesi çözüm yolunu tıkamış, Avrupa Birliği çerçevesinde Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’a yerleşmesi kapısını açmıştır. Bunun kabulü mümkün değildir.

Yunanistan’ın dış güçleri Kıbrıs meselesi içine çekmek politika ve çabaları neticesi, son olarak, G-8’ler Köln Zirvesi nihaî bildirisinde, Kıbrıs konusuna yer verilmiş, Birleşmiş Milletlere âdeta talimat şeklinde bir çağrıda bulunulmuştur. Bunu, tümüyle kınıyor ve reddediyoruz.

Bugün, Kıbrıs’ta, Rumların, Zürih ve Londra Anlaşmalarını çiğnemeleri, Türk unsurunu yok etmeye çalışmaları neticesi doğmuş, iki ayrı devlet gerçeği bulunmaktadır. Bu gerçeği kabul etmeden, her iki devlete eşit gözle bakmadan herhangi bir çözüm bulmak mümkün değildir.

Güney Kıbrıs’ın tehlikeli bir şekilde silahlandırılması, Yunanistan’a tahsisli askerî hava ve deniz üsleri inşası, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafının terör örgütü PKK’ya verdiği destek, Ada’da ve bölgede barış ve istikrara yönelik tehditlerdir.

Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili garantörlük hakları ve stratejik menfaatları daima korunarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin devlet statüsü ve güvenliği dahil, meşru hak ve çıkarlarının aşındırılmasına hiçbir surette müsaade edilmeyecektir.

Kıbrıs Barış Harekâtının bu anlamlı yıldönümünde, barış ve adil, yaşayabilir bir çözüm için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin sürdürdüğü kararlılığı takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Millî bir dava olan Kıbrıs konusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine tam desteği, kesintisiz ve şartsız devam edecektir. Bunda en ufak bir şüpheye yer yoktur.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

0
İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, 3 Aralık 1979 tarihinde yapılan referandumla kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Anayasanın kabulü ile 1906 tarihli İran Anayasası yürürlükten kalkmış, İslam cumhuriyeti kurulmuş, şeriat anayasası ilan edilmiştir. Yeni anayasa 28 Temmuz 1989 tarihinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, dünyanın diğer anayasalarının aksine teokratik temel üzerine kurulu bir devlet inşasını amaçlamıştır. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte parlamento seçimlerinin yapılması demokratik bir anayasa iddiasını ortaya koymakla birlikte, dini liderin en üst otorite olması anayasanın demokratik devlet anayasası olma vasfını ortadan kaldırmaktadır.

İran Anayasası, genel anlamda kazuistik bir anayasadır. Anayasanın başlangıç bölümü İslam devletinin mantığını ve kuruluş temelini dinsel temelleri ile detaylı bir şekilde izah etmektedir. Birçok maddesi Kuran’dan ayetlerle gerekçelendirilmiştir. Yargıçların nitelik ve şartlarının fıkıh ölçülerine uygun olarak kanun ile belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası

Bismillahirrahmanirrahim

“Şüphesiz resullerimizi  apaçık delillerle gönderdik ve onlarla birlikte kitap ve mizan indirdik, insanlar dos­doğru davransınlar diye.”

Giriş

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, toplumun İslami ilke ve kurallarda temelini bulan kültürel, toplumsal, siyasi ve iktisadi dayanaklarının belirticisi olup İslam ümmetinin içten dileğini yansıtır.

İran’ın büyük İslami inkılabının mahiyeti ve Müslüman halkın başlangıçtan zafere kadar halkın tüm tabakalarına işleyici ve sarsıcı sloganlarda belirginleşen savaşım yöntemi, bu temel dileği somutlaştırmış olup şimdi bu büyük zaferin tan atışında milletimiz olanca varlığı ile ona ulaşmayı is­temektedir.

Son yüzyılda İran’da meydana gelen diğer hareketler karşısında bu inkılabın temel özelliği belirli bir öğretiye (doktrine)bağlı ve İslami oluşudur. Müslüman İran mil­leti istibdada karşı olan meşrutiyet ile emperyalizme karşı olan petrolün milli­leştirilmesi çabalarından sonra, bu hareketlerin başarı­sızlığının temel ve somut sebebini, savaşımların öğretiye bağlı olmayışının meydana getirdiği gerçeği gibi de­ğerli bir tecrübeye erişti.

Her ne kadar son hareketlerde İslami düşünce çizgisi ve radikal din bilginlerinin önderliği başlıca ve temel katkıyı üstlenmiş idiyse de, bu savaşımların öz İslami konumlardan uzak oluşu dolayısıyla hareketler tez elden duraksamaya sürüklendi.

Sonunda milletin uyanık sezgisi yüce taklid makamı Hz. Ayetullahi’l-Uzma İmam Humeyni’nin önderliğinde İslami ve öğretiye bağlı gerçek devrim çizgisini izleme gereğini kavradı ve bu kez halk  hareketlerinin her zaman ön saflarında yer almış olan ülkenin din bilginleri, görev bilincine sahib yazar ve aydınları, onun önderliğinde yeni bir atılım ka­zandı.

İran Milleti’nin son devriminin başlangıcı Hicri- Kameri 1382 olup,Hicri-şemsi 1341(Miladi 1962)tarihine tekabül eder.

Devrimin Doğuşu

İran’ın evrensel emperyalizme siyasi ve ekonomik bağımlılığının güçlendirilmesi yolunda bir adım demek olan Amerikan düzeni “Ak devrim” ile mevcud istibdad-zulüm yönetimine karşı İmam Humeyni’nin ezici iti­razı, milletin tek vücud halinde hareketine neden oldu ve bunun sonunda 1963 Haziran’ında İslam ümmetinin gerçekte bu yaygın ve ulu devriminin başlangıç noktası demek olan büyük ve kanlı devrimi, İslami önderlik sıfatı ile İmam’ın başkanlığını tesbit etti, güçlendirdi ve O’nun utanç verici kapitülasyon kanu­nuna(Amerikalı müsteşarların dokunulmazlığına)itiraz etmelerinden sonra, ümmetin İmam ile olan güçlü bağ­lılığı böylece süreklilik kazandı ve müslüman millet ve özellikle sorumluluk bilincine sahib aydınlar ve mücade­leci din adamları sürgün,zindan, işkence  ve idamlara rağmen yollarını sürdürdüler.

Bu arada toplumun aydın ve sorumlu tabakası ca­mii, medrese ve üniversiteler platformunda aydınlatma faa­liyetine girişti ve İslam’ın inkılabçı ve feyizli mektebin­den ilham alarak müslüman milletin mücadeleci ve öğ­retiye bağlı kavrayış ve  bilinç düzeyini yükseltme yo­lunda sürekli ve verimli bir uğraşa başladı.

İslami hare­keti bastırmaya Feyziye medresesi, üniversiteler ve bütün coşkulu inkılab ocaklarına canicesine saldırılarla başlayan istibdad düzeni, canavarca girişimlerinin en ümitsizcesiyle halkın hışmından kurtulmaya çalıştı ve bu arada idam mangalarının uygu­ladıkları ortaçağ işkenceleri ve uzun süreli hapisler, müslüman milletimizin güçlü azminin nişanesi olarak  savaşı sürdürmek için ödediği bedeli meydana getiri­yordu. Seher çağları infaz meydanlarında ”Allah-u Ekber”haykırışları ile başveren veya sokakta ve çarşıda düşman kurşunlarına hedef olan yüzlerce genç ve imanlı kadın ve erkeğin kanı, İran İslam inkılabının devam et­tirilmesini sağladı. İmam’ın çeşitli meselelerde ardarda yaptığı bildirim ve duyuruları İslam ümmetinin kavrayış ve az­mine alabildiğine derinlik ve yaygınlık verdi.

İslami Yönetim

İstibdad yönetiminin boğuntu ve bulantısının doru­ğunda İmam Humeyni tarafından açıklanan “Velayeti fakih “ilkesine dayalı İslami hükümet düşüncesi, müslüman halka somut ve tutarlı yeni bir amaç verdi. İslami öğretisine bağlı mücadelenin özgün yolunu açtı ve böylece bilinçli ve müslüman savaşçıların ülke içinde ve dışındaki uğraşlarını daha yoğun kıldı.

İnkılab süreci bu çizgi sonucunda ülke içinde gün­den güne artan baskı ve boğuntu dolayısıyla halkın hoş­nutsuzlukları, hışmının şiddeti ve dış dünyaya karşı mü­cadeleci din bilginleri ve üniversitelilerin yaptığı açıklama ve aydınlatmalar, rejimin egemenlik dayanaklarını şid­detle sarstı ve çaresiz rejimi ve efendilerini baskıyı ve boğuntuyu azaltmaya, sözde ülkenin siyasi ortamına serbestlik getirmeye mecbur etti. Ta ki kaçınılmaz dü­şüşlerini önlemek için akıllarınca bir emniyet kapıcığı aç­mış olsunlar.

Fakat içerlenmiş, bilinçli ve kesin karara varmış olan millet İmam’ın kesin ve sarsılmaz önderli­ğinde muzaffer ve tek vucut halindeki ayaklanmalarını yaygın ve kapsamlı bir biçimde başlattı.

Milletin Hışmı

Din Bilginlerinin ve özellikle İmam Humeyni’nin saygıdeğer makamına dil uzatma niteliğinde olan bir makale 7 ocak 1978’de hakim rejim tarafından yayınla­tıldı ve bu, hareketi hızlandırdı.

Tüm ülkede halkın hışmının patlayışına yol açtı ve rejim halkın yanardağla­şan hışmını dizginlemek için bu karşı koyucu ayaklanmayı boğmaya ve ezmeye çabaladı.

Fakat bu davranış inkılabın damarlarında daha fazla kan dolaşı­mına yol açtı ve inkılab şehidlerini anmak için yapılan yedinci ve kırkıncı yas günü toplantılarında devrimin nabız vuruşları ülkede baştanbaşa bir hareket, canlılık, ha­raret ile alabildiğine ve tek vücud halinde bir coşku kazandırdı ve halkın hareketinin sürekliliği ve sürdürülmesi amacıyla bütün devlet kuruluşları dayanışmalı iş bırakımıyla ve sokak gösterilerine katılarak eylemli işbirliği yapmaya çalıştılar.

Dini ve siyasi bütün tabaka ve saflarda kadın ve erkeklerin yaygın ve kapsamlı dayanışmaları bu mücadelede gözalıcı biçimde belirleyici etken oldu ve özellikle kadınlar görünür şekilde bu bü­yük cihadın her sahnesinde eylemli ve yangın olarak hazır bulundular.

Bir kadını, kucağında çocuğu ile makinalı tüfek namlularına ve savaş meydanına atılır gösteren sahneler savaşta toplumun bu büyük tabakası­nın ana ve belirleyici katkısı bulunduğunu açıklamakta idi.

Milletin Ödediği Bedel

Devrim fidanı, bir yıldan biraz fazla süren sürekli ve kesintisiz mücadele sürecinde altmışbinden fazla şehi­din kanının bereketi sayesinde ve yüzbin yaralı ve ma’lul ile milyar­ları bulan büyük bir zarara rağmen “bağımsızlık, hürriyet, İslami yönetim!” haykırışları arasında meyva verdi ve nazik-heyecanlı devrim aşamalarında imana, vahdete ve önderlik konusunda kuşkusuzluğa ve ayrıca milletin fedakarlığına dayanarak zafere ulaşan bu büyük devrim, bütün emperyalist hesapları, ilişkileri ve dayanak­ları ezip geçmeyi başardı ve kendi türünde yeryüzündeki yaygın kapsamlı halk devrimleri arasında yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

10/11 Şubat 1979 Şah rejiminin temelinin çökmesi günleri oldu ve içteki istibdad ile ona dayanan dış sultayı kırdı ve müslüman halkın öteden beri dileği olan İslami yönetimin doğuşu, nihai  zafer müjdesini verdi.

İran milleti tek vucud olarak ve taklid mercilerinin, İslam bilginlerinin ve önderlik makamının katılımları ile İslam Cumhuriyeti hakkındaki halk oylamasında İslam Cumhuriyeti’nin yeni nizamının kurulması konu­sundaki son ve kesin kararı açıkladı ve %98 gibi bir çoğunlukla İslam Cumhuriyeti nizamına olumlu oy verdi.

Şimdi İran İslam Cumhuriyeti’nin anayasası toplu­mun siyasi, içtimai, kültürel iktisadi konum ve ilişkile­rinin açıklayıcısı sıfatıyla, islami yönetimin temellerini güçlendirme yolunun açıcısı ve önceki tağuti rejimin vira­nelerinde devlet nizamının yeni tasarısının göstericisi olmalıdır.

İslam’da Yönetim Biçimi

İslami bakış açısından devlet, toplumun içinde sı­nıflaşmadan veya bir ferdin veya zümrenin sultasından dolayı oluşan bir şey değildir; aksine inanç ve düşünce birliğine sahib bir milletin siyasi ülküsünün somutlaş­masıdır ki düşünce ve inanç değişimlerinin akışında yolunu nihai hedefe(Allah’a)doğru açmak için kendi­sini örgütler: Milletimiz devrimci gelişiminin akışında tağuti toz ve paslardan arındı ve yabancı düşünce bu­laşıklarından özünü temizledi ve özgün İslami dünya gö­rüşünün ve düşüncesinin konumlarına döndü ve şimdi kendi örnek İslami toplumunu kurmakta karar kılmıştır.

Böyle bir dayanak üzerinde anayasanın görevi dev­rimin inanç temellerine nesnellik kazandırmak ve İs­lam’ın üstün ve evrensel değerlerinin gelişeceği şartları sağlamaktır.

Anayasa, bütün mustaz’afların müstekbirlere karşı zaferini hedefleyen bir hareket demek olan İran İslam Devrimi’nin İslami muhtevasını göz önüne alarak, bu inkılabın ülke içinde ve dışında sürdürülmesi ortamını sağlar ve özellikle diğer halk ve İslami hareketlerle milletlerarası alanda ilişkileri geliştirmeye çalışır ki, onları tek dünya üm­meti yoluna hazırlasın.

“Şüphesiz bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben rabbinizim, bana ibadet edin.”(Enbiya/92)

Böylece de bütün yeryüzünde yoksun ve zülüm altında olan milletlerin kurtuluş savaşımı, sürdürülmesi gere­ken düzeye erişsin.

Bu büyük devrimin mahiyetini göz önüne tutarak ana­yasa, her türlü fikri ve toplumsal istibdad ile iktisadi ayrıcalıklı tekelciliği ortadan kaldırmayı üstlenir ve istibdad sis­teminden uzaklaşıp, karar verme yet­kisini direkt halkın eline verme doğrultusunda çaba harcar

“(Peygamber onların)Ağır yüklerini ve üzerlerindeki zincirleri kaldırmakta.(A’raf/157)

Bizzat toplumu örgütlemenin dayanağı demek olan siyasi konum ve temellerin belirtilmesi faaliyetinde öğretiye bağlı görüş gereğince salihler hükümet ve ülke idaresini üstlenirler.

“Şüphesiz yeryüzüne salih kullarım varis olur.”

Dolayısıyla, toplum yönetiminin ilkelerini açıklaya­cak olan yasama, Kur’an ve sünnet yörüngesinde döner. Demek oluyor ki adil, dürüst ve sorumluluk bilincine sahib İslam  bilginleri(adil fakihler) tarafından gözetim, vazgeçilmez ve zorunlu bir husustur.

Yine siyasi örgütlemenin amacı, insanın kabiliyetle­rinin ilahi ölçülere uygun boyutlarca(Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız.)belireceği ve gelişeceği bir ortamın sağ­lanması için insana ilahi nizama doğru hareket olgunlu­ğunun sağlanmasıdır.

“Ve geri dönüp varış Al­lah’adır.”

Bu da ancak toplumun değişim süreci içinde toplumun bütün unsurlarının yaygın ve eylemli işbirliği ile gerçekleşir.

Bu husus göz önünde tutularak anayasa böyle bir iş­birliği ortamını, bütün belirleyici ve siyasi karar verme aşamalarında topluluğun her ferdi için sağlar ki, insanın gelişim sürecinde her bir ferd bizzat uğraş içinde olgun­laşma, yükselme ve başkalarına önderlik etmekten so­rumlu kılınsın.

Bu da esasen yeryüzünde mustaz’afların siyasi iktidarının gerçekleşmesi demek olacaktır.“ Bizse yeryüzünde horlananlara lütfetmeyi, onları ön­der ve varis kılmayı dilemekte idik.”(Kasas/5)

Adil Fakih’in Velayeti

Velayet-i Emr ve sürekli İmamet ilkesine dayanarak anayasa ,gerekli şartları haiz olup halk tarafından önder olarak tanınmış bulunan bir fakihin rehberliğinin gerçekleş­mesi için gerekli ortamı hazırlar. İşlerin yürütülmesi Al­lah için alim olan ve O’nun helal ve haramını bilmede güvenilir kişilerin elindedir ki, çeşitli kuruluşların asli İslami ödevlerinden sapmamalarını güvence altına ala­bilsin.

İktisad Amaç Değil, Araçtır.

İktisadi ilkelerin güçlendirilmesinde aslolan insanın olgunlaşma ve gelişme süreci boyunca ihtiyaçlarının giderilmesidir; yoksa diğer iktisadi nizamlarda olduğu gibi servetin temerküzü çoğalması ve kazanç hırsı de­ğildir.

Çünkü maddeci mekteplerde iktisad bizzat hedeftir ve bu sebeble olgunlaşma aşamaları sırasında iktisad yı­kılma ve bozulma ve yok olma etkeni olmaktadır. Oysa İslam’da iktisad, sadece bir araçtır ve araçtan amaca ulaşma yolunda da daha yararlı olmaktan başkaca bir şey beklenemez. Bu açıdan İslam’ın iktisadi programı, çeşitli ölçüler­deki insan üreticiliğinin ortaya çıkması için gerekli ortamın hazırlanması­dır. Bu sebeble eşit ve oranlı imkanların sağlanması, herkese iş bulunması ve tekamül hareketinin sürdürülebilmesi için zorunlu ihtiyaçların giderilmesi islam devletinin yükümlülüğündedir.

Anayasada Kadın

İslami toplumsal ilkelerin belirlenmesi sırasında şimdiye kadar her yönden baş gösteren dış sömürünün hizmetinde bulunmuş olan insani güçler asli hüviyetle­rine ve insan haklarına kavuşmaktadırlar ve bu kavuşma sırasında şimdiye kadar tağuti nizamda daha çok zulüm görmüş olan kadınların daha geniş oranda haklarına kavuşacakları doğaldır.Aile, toplumun temel birimi ve insanın olgunlaşması ve yücelmesinin asli ocağıdır ve aile kurulmasında insa­nın gelişme ve olgunlaşma hareketi için gerekli ortamın temel hazırlayıcısı olan inanç ve amaç uyuşması temel ilke olup bu gayeye ulaşılması için imkanların sağlan­ması İslam devletinin ödevlerindendir. Aile biriminin bu şekilde ele alınması karşısında ka­dın nesne olmaktan veya tüketim düşkünlüğü ve emper­yalizmin hizmetinde bir araç olmaktan çıkıp İslami öğ­retiye bağlı insanlar yetiştirmek için yüce ve değerli ana­lık ödevini tekrar üstlenmekle hayatın faal alanlarında öncü ve bizzat erkeklerin mücadele arkadaşı olur ve so­nuçta daha önemli bir sorumluluk yüklenir. İslami açı­dan da daha üstün bir değer ve saygınlıktan yararlanır.

Öğretiye Göre Ordu

Ülkenin savunma güçlerinin kurulması ve donatılmasında, iman ve öğretinin ilke ve kural olmasına dikkat edilir; bu sebeble İslam Cumhuriyeti Ordusu ve Devrim Muhafız­ları yukarıda belirtilen amaca uyularak kurulur ve yalnız sınırların korunması görevi değil, İslami görevinin yükle­diği ödevi, diğer deyişle Allah yolunda cihad ve Allah’ın kanununun yeryüzünde egemenliğinin yayılması uğ­runda savaşımı da üstlenirler.

“Siz de onlara karşı olanca gücünüzle kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bun­larla Allah’ın düşmanını ve düşmanınızı ve bunların dı­şında Allah’ın bilip, sizin bilmediklerinizi korkutası­nız.”(Enfal/60)

Anayasada  Yargı

İslami hareket çizgisi içinde insanların haklarını koru­makla ilişkili olan ve İslam ümmeti içinde yer yer belirebilecek sapmaların önlenmesi amacını güden yargı sorunu hayati bir iştir.

Bu sebeple İslami adalete dayanan ve adil ve dinin incelikli ilkelerini bilen hakim­lerden oluşan bir yargı düzeninin kurulması ön görülmüş­tür.

Bu düzenin, İslami öğretiye bağlı olmasındaki dikkat ve temel duyarlılık dolayısı ile her türlü sağlıksız bağlantı ve ilişkilerden uzakta olması gerekir. “İnsanlar arasında hükmettiğinizde adalet ile hükme­din.”(Nisa/58)

Yürütme Gücü

Yürütme gücü, topluma hakim adilane bağlantı ve ilişkiler düzeyine erişme amacı ile İslami hüküm ve ka­rarların yerine getirilmesine ilişkin olması dolayısıyla taşıdığı özel önem ve hayatın nihai hedefine erişmek için ortam hazırlanması diye ifade edilen bir hayati sorunun ortaya çıkardığı zaru­ret dolayısıyla İslam toplumunun kurulması yolunun açıcısı ol­malıdır. Sonuç olarak bu hedefe ulaşma çabasını engelle­yen veya yaralayan her türlü köstekleyici nizamın tutsağı oluş, İslami açıdan redde mahkum olacaktır.

Bu sebeble tağuti egemenliklerin ürünü olan bürokrasi nizamı şiddetle reddedilecektir ki, idari görevlerin görül­mesinde daha üstün verim ve elverişlilik ve daha çok sürat sağlayan bir yürütme düzeni meydana gelebilsin.

Kitle İletişim Araçları(Medya)

Kitle iletişim araçları (medya)İslam İnkılabının gelişim süreci doğrultusunda İslami kültürü yayma görevini üstlenmelidir .

Ayrıca bu alanda farklı düşüncelerin sağlıklı biçimde karşı karşıya gelmesinden yararlanmaya çalış­malı, yıkıcı ve İslam’a aykırı alışkanlıkların yayılması ve sürümlendirilmesinden titizlikle sakınmalıdır.

İnsanoğullarının hürriyeti ve saygınlığını hedeflerinin başı bilen ve insanın olgunlaşma ve gelişme yolunu açan böyle bir kanunun ilkelerinin izlenmesi ödevi herkese düşer.

İslam ümmetinin işbilir ve mümin sorumluları, işler üzerinde sürekli denetimin seçimi yolu ile İslam toplumunun kurulmasında katkıda bulunurlar.

Böylece örnek İslam toplumunu kurarak bütün insanlığa örnek ve  tanık olmayı başa­racaklarını umarlar.

“Ve böylece sizi orta ümmet kılmışızdır ki, insanlığa tanık olasınız.(Bakara/143)

Temsilciler

Uzmanlar Meclis(Meclis-i Hubregan)halkın temsilci­lerinden oluşarak devletçe hazırlanan ön tasarı ile çeşitli halk zümrelerinden gelen bütün teklifleri incelemek su­retiyle yüzyetmişyedi maddeyi kapsayan ondört fasılda, İslam’ın öğretisinin temellerini açıklayan ve ikamet eden  Peygamber-i Ekrem’in (S) hicretinin onbeşinci yüz­yılının başlangıcında bu çağın mustaz’aflarının evrensel egemenliklerinin ve müstekbirlerinin tam yenilgisinin çağı olması ümidi ile anayasanın yukarıda açıklanan hedef ve amaçlarla derlenip düzenlenmesi işini sona er­dirdi.

İran İslam Cumhuriyeti’nin Anayasası

Birinci Fasıl
Genel İlkeler
Birinci Madde

İran devleti İslam Cumhuriyeti’dir ki, İran milleti, Kur’an’ın hak ve adil yönetimine öteden beri olan inan­cına dayanarak, saygıdeğer taklid makamı Ayetullahi’l-Uzma İmam Humeyni’nin önderliğindeki muzaffer İslam inkılabının arkasından 30-31 Mart 1979’da oy hakkı olanların tümünün %98.2 çoğunluğu ile ona olumlu oy vermiş bulunmaktadır.

İkinci Madde

İslam Cumhuriyeti;

1-Tek ilah’a(lailaheillallah)ve egemenlik ile yasama yetkisinin O’na mahsus bulunduğuna ve O’nun emrine uyma gereğine,

2-İlahi vahye ve O’nun kanunların açıklanmasındaki temel etkinliğine,

3-Ahirete ve onun insanın Allah’a doğru gelişim çizgisindeki yapıcı etkinliğine,

4-Hilkat(yaratılış) ve yasamada (İlahi kanunların ko­nulmasında)ilahi adalete,

5-Sürekli imamet ve rehberliğe ve onun İslam inkılabının sürdürülmesindeki temel etkinliğine,

6-İnsanın yüce saygınlık ve değerine, onun Allah karşısında sorumluluğu ile birlikteki hüriyetine ve iman esasına dayanan bir nizamdır ki;

a)Gerekli şartları haiz fakihlerin Kitap ve Masumların(hepsi üzerine Allah’ın selamı olsun)sünneti esasına dayanan sürekli içtihatları,

b)İnsanlığın ileri düzeydeki ilim, fen ve deneylerin­den yararlanma ve bunların ilerletilmesi çabası,

c) Her türlü zulmün ve zulme boyun eğmenin bertaraf edilmesi yolu ile dürüstlük, adalet ve siyasi, iktisadi, iç­timai ve kültürel bağımsızlığı ve milli dayanışmayı sağ­lar.

Üçüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti devleti, ikinci maddede anı­lan hedeflere ulaşma uğrunda, aşağıdaki hususlar için bütün imkanlarını kullanmakla görevlidir:

1- Ahlaki erdemlerin iman ve takvaya dayanarak ol­gunlaşması için elverişli ortamın hazırlanması, fesat ve suçluluğun bütün görünümleri ile savaşım.

2- Genel bilgi düzeyinin, basından ve toplu haber­leşme araçlarından ve diğer araçlardan sağlıklı biçimde yararlanılarak her alanda yükseltilmesi.

3- Her düzeyde herkese parasız öğrenim, eğitim ve beden eğitimi ile yüksek öğrenim imkanlarının yaygın­laştırılması.

4-Bilim, fen (teknik), kültür ve İslami bilgilerin bütün alanlarında inceleme, araştırma ve yeni sonuçlara varma yeteneklerini, araştırma ve araştırıcıları teşvik merkezleri kurarak güçlendirme.

5-Emperyalizmin tümüyle kovulması ve yabancıla­rın nüfuzunun önlenmesi.

6)Her türlü istibdat, bencillik ve(zorba) tekelciliğin yok edilmesi.

7- Kanun çerçevesinde siyasi ve toplumsal hürriyet­lerin sağlanması.

8)Halkın tümünün kendi siyasi iktisadi, içtimai ve kültürel yazgısının belirlenmesine katılması.

9-Yersiz ayırım ve ayırıcalıkların kaldırılması ve herkes için maddi ve manevi her alanda adilane imkanlar sağlanması.

10-Sağlıklı yönetim düzeni kurulması ve zorunlu olmayan örgütlerin ilga edilmesi.

11-Milli savunma yapısı, bağımsızlığı, top­rak bütünlüğü ve İslami  nizamın korunması için genel askeri öğrenim yolu ile güçlendirilmesi.

12-Eşitliğin sağlanması, yoksulluğun giderilmesi, beslenme, barınma, çalışma, sağlık ve toplumsal güvenlik alanlarındaki her türlü yoksulluğun ortadan kaldırılması için İslami ilkelere uygun sağlıklı ve adilane bir ik­tisadın temellerinin atılması.

13-Bilim,teknik, sanayi, tarım,askerlik ve benzeri alanlarda kendine yeterliğin sağlanması.

14-Kadın erkek her ferdin her yönden haklarının sağlanması, herkese adilane yargı güvenliğinin kurul­ması ve herkesin kanun karşısında eşitliği.

15-Tüm halk içinde İslam kardeşliği ve genel yardımlaşmanın genişletilmesi ve güçlendirilmesi.

16-Ülkenin dış siyasetinin İslam ölçülerine da­yanılarak düzenlenmesi, bütün müslümanlara karşı kar­deşlik ödevlerinin üstlenilmesi ve yeryüzü mustazaflarının, elden gelen imkanların esirgenmeksizin korunması.

Dördüncü Madde

Medeni, cezai, mali, iktisadi, idari, kültürel askeri, si­yasi ve diğer bütün kanun ve kararlar İslami ölçülere dayanmalıdır.

Bu madde kayıtsız şartsız olarak anayasanın bü­tün maddelerinin ve diğer kanun ve kararların üs­tündedir ve bu hususun tesbiti ve belirlenmesi, Denetim Şurası’nın (Şura-i Nigehban)mensubu olan fakihlerin uh­desindedir.

Beşinci Madde

Hz.Mehdi’nin (A)gaybeti zamanında İran islam Cum­huriyeti’nde Velayet-i emr ve İmamet-i ümmet adil, takva sahibi, zamanın icablarını bilen, gözüpek, becerikli, tedbirli ve halk çoğunluğunun önder bilip kabul ettiği bir fakihin uhdesindedir.

Hiç bir fakih bu çoğunluğu elde edemediği tak­dirde önder veya yukarıdaki şartları haiz fakihlerden meydana gelen rehberlik şurası yüzyedinci maddeye uy­gun olarak onu üstlenir.

Altıncı Madde

İran islam Cumhuriyet’inde ülke işlerinin, seçimler yoluyla, Cumhurbaşkanı , Milli Şura Temsilcilerinin se­çimi, şuraların üyeleri ve benzer heyetlerin üyeleri veya anayasanın diğer maddelerinde belirtilen hususlar  halk oyu yolu ile, genel oya dayanılarak yürütülmesi gerekir.

Yedinci  Madde

Kur’an’ın, “Ve işleri aralarında şura-dayanışma ile­dir.”(Şura/38)”buyruğu ile “Emr’de istişare et.”(Al-i İmran/159)buyruğu gereğince Milli Şura Meclisi ile eya­let, il, kent, bucak, mahalle ve köy şuraları, ülkenin karar ve yönetim organlarındandır. Şuraların nerede ve nasıl kurulacaklarına, yetki ve ödevlerinin sınırlarını anayasa ve buna daya­narak çıkartılan kanunlar belirler.

Sekizinci madde

İran İslam Cumhuriyeti’nde hayra çağırma, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma, halk içinde fertlerin birbirine karşı ilişkilerinde ve devlet ile halk ilişkisinde karşılıklı olarak herkese ait bir ödevdir.

Bu ödevin şartları, sınırları ve niteliği ise kanunla be­lirlenir.

“İnanan erkek ve kadınların bir bölümü, diğerinin velisidirler, iyiliği emrederler, kötülükten nehyederler.”(Tevbe/71)

Dokuzuncu Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nde hürriyet, bağımsızlık, birlik ve beraberlik ve ülkenin toprak bütünlüğü birbi­rinden ayrılık kabul etmezler. Bunların korunması dev­letin ve milletin her bir ferdinin ödevidir. Hiçbir ferd, zümre veya makam hürriyetten yararlanma adı altında İran’ın siyasi, kültürel, iktisadi ve askeri bağımsızlığı  ve toprak bütünlüğüne karşı en küçük bir ihlalde bulunamaz ve hiç bir makam ülke bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruma adı altında meşru hürriyet­leri kanun ve kararlar ile de olsa yürürlükten kaldı­ramaz .

Onuncu Madde

Aile, İslam toplumunun temel birimi olduğuna göre bütün kanun, karar ve ilgili planların aile ku­rulmasının kolaylaştırılması, onun kutsallığını gözetil­mesi ve korunması ile aile ilişkilerinin İslami hukuk  ve ahlak temeline oturtulması  yönünde olması gerekir.

Onbirinci Madde

“Şüphesiz bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben rabbinizim, bana ibadet edin.”(Enbiya/92) ayet-i kerimesi hükmünce bütün müslümanlar tek bir ümmettir ve İran İslam Cumhuriyeti devleti, İslami devletlerin uyuşması ve birleşmesi temeline genel siyaseti yerleş­tirmekle ve İslam dünyasının siyasi, iktisadi ve kültürel birliği gerçekleşinceye değin sürekli çaba harcamakla ödevlidir.

Onikinci Madde

İran’ın resmi dini İslam ve Caferi-i İsna-aşeri mez­hebidir ve bu madde sonsuza değin değiştirilemez. Anifi, Şafii Maliki, Hanbeli ve Zeydiye gibi diğer İslam mezhepleri  de tam saygınlığı haizdirler ve bu mezheplerin mensupları kendi fıkıhlarına göre dini me­rasim icrasında serbesttirler ve dini eğitim ve öğretimleri ile ahval-i şahsiye(evlenme, boşanma, miras ve vasi­yet)ve mahkemelerde buna ilişkin davalarda resmen tanınmış olup, bu mezheplerden herhangi birinin çoğunlukla olduğu yörelerde şuraların yetki sınırı içindeki ma­halli(yerel)kararlar diğer mezhep mensuplarının haklarına rivayet edilmek kaydı ile, o mezhebe uygun olacaktır.

Onüçüncü madde

Yalnız Zerdüşti, Musevi, Hristiyan İranlılar kanun dairesinde dini merasimlerini icrada serbest olan azın­lıklardır ve ahval-i şahsiye ile dini öğretimlerinde kendi yollarınca davranırlar.

Ondördüncü madde

“Allah sizinle dinde vuruşmayanlara ve sizi yurdunuzdan sürmeyenlere dürüst ve iyilik- güzellikle davranmanızı yasaklamaz  Muhakkak ki Allah dürüst ve adil davrananları sever.”(Mümtahine/8)Ayet-i kerimesi gereğince İran İslam Cumhuriyeti ve müslümanlar, gayr-i müslimlere İslam’ın iyi ahlak kuralları, dürüstlük ve adalet ile muamele ve onların insan haklarına riayet etmekle ödevlidirler. Bu madde islam ve İran İslam Cumhuriyeti aleyhine düzen ve girişimde bulunmayanlar hakkında geçerlidir.

İkinci Fasıl
Ülkenin Resmi dil, yazı ve bayrağı
Onbeşinci Madde

İran  halkının resmi ve ortak dili ve yazısı Farsça’dır. Senetler, resmi metinler ve ders kitapları bu dil  ve yazı ile olmalıdır.

Ancak mahalli ve kavmi dillerden basında ve kitle haberleşme araçlarında yararlanma ve okullarda bunun edebiyatının öğretilmesi Farsça’nın yanına ser­besttir.

Onaltıncı Madde

Kur’an ve İslami ilimler ve mearif dili Arapça oldu­ğuna ve Fars edebiyatı tamamen karışmış bulunduğuna göre bu dilin İlk dönemden sonra ve orta dönemin so­nuna kadar her sınıf ve dalda öğretilmesi gereklidir.

Onyedinci Madde

Ülkenin resmi tarih başlangıcı İslam Peygambe­rin’in (S)hicretidir ve Hicri-Şemsi ve Hicri- kameri tarihler­den(takvimlerden) her ikisi de geçerlidir. Ancak devlet işlerinde dayanak olan tarih Hicri- Şemsi’dir. Haftalık resmi tatil ise Cuma günüdür.

Onsekizinci Madde

İran’ın resmi bayrağı yeşil, beyaz ve kırmızı renklerden olup İslam Cumhuriyeti’nin özel alame­tini(simgesini)ve”Allah-u Ekber”şiarını taşır.

Üçüncü Fasıl
Milletin Hakları
Ondokuzuncu Madde

Milletin bütün ferdleri hangi kavim ve kabilelerden olursa olsunlar, eşit haklardan yararlanırlar ve renk  , ırk,dil ve benzeri etkenler ayrıcalık sebebi olamaz.

Yirminci Madde

Milletin her ferdi kadın veya erkek olsun kanun ko­ruması açısından eşit durumdadırlar ve bütün insani, siyasi iktisadi, içtimai ve kültürel haklardan, İslami ölçü­lere uyularak yararlanırlar.

Yirmibirinci Madde

Devlet İslami ölçülere uyulmak üzere, her alanda ka­dın haklarını sağlamakla ve aşağıdaki hususları gerçekleş­tirmekle ödevlidirler:

1-Kadının kişiliğinin olgunlaşması ve maddi ve ma­nevi haklarının canlandırılması için elverişli ortamın hazırlanması,

2-Özellikle gebelik ve çocuk bakımı açısından annelerin korunması ve bakıcısı olmayan çocukların korunması,

3-Ailenin özü ve sürekliliğinin korunması için yetkili mahkeme kurulması,

4-Dullar ile yaşlı ve kimsesiz kadınlar için özel içti­mai güvenliğin sağlanması,

5-Şer’i velisi bulunmayan çocukların kanuni temsil­ciliğinin, diledikleri takdirde bu işe ehil olan annelerine verilmesi,

Yirmiikinci Madde

Kişilerin canı, malı, hakları, meskeni ve meslek­leri, kanunun cevaz verdiği durumlar dışında taarruzdan masundur.

Yirmiüçüncü Madde

İnançların araştırılması yasaktır ve hiçimse sırf  bir inanca sahip olmak yüzünden saldırı ve kınamaya hedef olamaz.

Yirmidördüncü Madde

Basın ve yayın, İslam’ın temel ilkelerini veya kamu­nun hukukunu ihlal etmedikçe, konuları açıklamada serbesttirler. Bunun ayrıntılarını  kanun belirler.

Yirmibeşinci Madde

Mektupların denetlenmesi ve ulaştırılması, telefon ko­nuşmalarının tespit edilmesi ve açıklanması, telgraf ve teleks haberleşmesinin açıklanması, haberleşmenin ön­lenmesi ve ulaştırılması, gizli dinleme ve her türlü te­cessüs, kanun hükmü dışında yasaktır.

Yirmialtıncı Madde

Partiler, dernekler, siyasi ve sınıfsal kuruluşlar ile İslami kuruluşlar veya tanınmış dini azınlıklar bağımsızlık, hürriyet milli birlik, İslami ölçüler ve  ilkeleri ile İslam Cumhuriyeti esasını ihlal etmedikçe serbesttirler. Hiç kimsenin bunlara katılması engellenemez ve kimse bunlardan birine katılmaya zorlanamaz.

Yirmiyedinci Madde

İslam’ın temel ilkelerinin ihlal etmeme şartı ile ve silah taşınmaksızın yapılan her türlü toplantılar ve gösteri yürü­yüşleri serbesttir.

Yirmisekizinci Madde

Herkes eğilimine göre olan ve İslam’a, kamu yararına ve başkalarının haklarına aykırı olmayan bir meslek seçilebilir.

Devlet,toplumun çeşitli mesleklere olan ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, her fert için çalışma imkanı ve mes­lek edinmek için eşit şartlar sağlar.

Yirmidokuzuncu Madde

Emeklik, işsizlik yaşlılık, çalışamaz duruma gelmek, kimsesizlik, yolda kalmış­lık ve beklenmedik olaylarda sağlık hizmetlerine, ilaca ve tıbbi bakıma ihtiyaç dolayısıyla sigorta veya buna benzer bir şekilde sosyal güvenlikten yararlanmak herkese ait bir haktır.

Devlet kanunlara uygun olarak kamu gelirlerinden ve halkın katkısı ile sağlanacak gelirlerden yukarıdaki hiz­met ve mali destekleri ülkedeki her bir ferde ayrı ayrı sağlamakla yükümlüdür.

Otuzuncu Madde

Devlet, eğitim ve öğretim imkanlarını parasız olarak ve orta öğrenim döneminin sonuna kadar bütün millet için sağlamakla ve yüksek öğrenim imkanlarını ülkenin  kendine yeterliği sınırına kadar geliştirmekle ödevlidir.

Otuzbirinci Madde

İhtiyaca uygun meslek sahibi olmak İranlı her fert ve ailenin hakkıdır. Devlet evleviyeti (önceliği) göz önünde tutarak daha fazla muhtaç olanlar, özellikle köylü ve işçiler için bu maddenin uygulanması ortamını hazırlar.

Otuzikinci Madde

Hiç kimse kanunun belirlediği hüküm ve usul dışında yakalanamaz. Tutuklama durumunda itham konusu, delilleri  de zikredilerek zaman geçirmeksizin yazılı ola­rak itham edilene bildirilmeli ve duyurulmalıdır.

En çok yirmi dört saat içinde ilk tutanaklar dosyası yetkili ma­kamlara gönderilmeli ve yargılamanın en kısa bir za­manda başlaması sağlanmalıdır

Bu maddeye aykırı dav­ranan kanun gereğince cezalandırılır.

Otuzüçüncü Madde

Hiç kimse kanunun belirlediği hallerin dışında   ikamet ettiği yerden sürülemez veya ilgilendiği yerde ika­met etmesi engellenemez veyahut bir yerde ikamete zor­lanamaz

Otuzdördüncü Madde

Hakkını arama her ferdin tartışılamaz hakkıdır ve herkes hakkını arama amacı ile yetkili mahkemelere başvurulabilir. Milletin her ferdinin bu mahkemelere baş­vurma imkanı bulunmalıdır. Hiç kimsenin kanun gere­ğince başvurma hakkını haiz bulunduğu mahkemeye başvurması engellenemez.

Otuz beşinci Madde

Her mahkemede davanın taraftarlarının kendisi için vekil tayin etme hakları vardır ve ve­kil(avukat)seçilebilecek durumda değil iseler onlara vekil tayin etme imkanları sağlanmalıdır.

Otuzaltıncı Madde

Ceza mahkumiyeti ve icrası ancak yetkili mahkeme yolu ile ve kanun gereğince olabilir.

Otuzyedinci Madde

Aslolan beraettir(İnsanın suçu sabit olmadıkça suçsuzdur.)ve hiç kimse suçu yetkili mahkemede sabit olmadıkça ka­nun nazarında suçlu tanınamaz.

Otuzsekizinci Madde

İkrar elde etme veya bilgi edinmek için başvurulacak her türlü işkence yasaktır. Kişinin tanıklığa, ikrara veya and içmeye zorlanmasına cevaz yoktur ve bu türlü tanıklık, ikrar ve ant içmeler değersiz ve geçersizdir.Bu maddeye aykırı davrananlar kanun gereğince cezalandırılırlar.

Otuzdokuzuncu Madde

Kanun hükmü ile yakala­nan, tutuklanan, hapsedilen veya sürülen bir kimse­nin şeref ve haysiyetine teca­vüz,her ne suretle olursa olsun yasaktır ve cezalandırmayı gerektirir.

Kırkıncı Madde

Kimse hakkını kullanma eylemlerini, başkasına zarar verme veya genel yararlara tecavüze araç kılamaz.

Kırkbirinci Madde

İran ülkesi vatandaşlığı her İranlının tartışılmaz hakkıdır ve devlet hiç bir İranlının vatandaşlığını kendi isteği olmadıkça veya başka bir ülkenin vatandaşlığına girmedikçe kaldıramaz.

Kırkikinci Madde

Yabancılar kanunların sınırları içinde İran vatan­daşlığına girebilirler ve bu gibi kişilerin vatandaşlığının kaldırılması, başka bir devletin, onların vatandaşlığını kabul etmesi veya bizzat onların talep etmeleri ile müm­kündür.

Dördüncü Fasıl
İktisad ve Mali İşler
Kırküçüncü Madde

Toplumun İktisadi bağımsızlığının sağlanması ve yoksulluk ile  yoksunluğun kökten sökülmesi  ve insanın ihtiyaçlarının, hürriyeti de korunarak olgunlaşma süreci içinde giderilmesi için, İran İslam Cumhuriyeti’nin ekonomisi aşağıdaki ilkelere dayanır:

1-Temel ihtiyaçlarının sağlanması: Herkes için mes­ken, yiyecek, giyecek, sağlık ilaç, eğitim ve öğrenim ve aile kurmak için gerekli imkanlar.

2-Tam anlamıyla bir istihdama ulaşma amacı ile, her­kese çalışma şartları ve imkanları sağlamak. Hakeza çalışma gücü olmasına rağmen araç ve gereci bulunmayan her­kese bu aracı elde etme imkanı sunmak, yardımlaşmak ve faizsiz kredi imkanları yaratmak gibi ya da diğer meşru yolları hazırlamak. Ancak bunu yaparken servetin belli bir fert ya da zümrenin faydasına sunulmasının ya da devleti büyük bir patron durumuna getirilmesinin engellenmesi gerekmek­tedir. Bu girişim ülkenin genel planına hakim olan zorunluklara uyularak her gelişim aşamasında gerçekleş­tirilmelidir.

3-Çalışma şekli, muhtevası ve saatleri her ferdin mesleki çabasına ek olarak kendisini manevi, siyasi ve içtimai yönden eğitme ve ülke önderliğine eylemli ka­tılma ve beceri ve yeteneğini çoğaltma fırsat ve gücünü verecek şekilde olmak üzere ülkenin iktisadi programı­nın düzenlenmesi,

4-Meslek seçme hürriyetine riayet edilmesi ve fertlerin belirli bir işe zorlanmasının ve başkasının çalışmasında haksız çıkar sağlamanın önlenmesi

5-Başkasına zarar verme ,tekelcilik, ihtikar, faiz ve di­ğer batıl ve haram muamelelerin yasaklanması

6-iktisada ilişkin her olguda ve bu arada tüketim, ya­tırım, üretim, dağıtım ve hizmetlerde aşırı ve gereksiz harcamaların önlenmesi,

7-İlim ve teknikten yararlanılması ve ülke iktisadının genişleme ve gelişmesine olan ihtiyaç oranında becerikli kişilerin eğitilmesi

8-Ülke ekonomisi üzerinde yabancı iktisadi  baskının önlenmesi,

9-Tarımda hayvancılıkta ve sanayide üretim artışının genel ihtiyaçları karşılayıcı ve ülkeyi kendine yeterlilik aşamasına ulaştırıcı ve bağımlılıktan kurtarıcı yönde güçlendirilmesi.

Kırkdördüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nin iktisadi nizamı kamu (devlet),yardımlaşma(kooperatif) ve özel olmak üzere üç kesim (sektör) üzerinde düzenli ve sağlıklı planlamaya dayanmaktadır.

Devlet sektörü bütün büyük sanayi, temel sanayi, dış tica­ret, büyük maden işletmeleri, bankacı­lık, enerji sağlanması, büyük su ulaşım ağları, baraj­lar, radyo ve televizyon, posta, telgraf ve tele­fon, havayolları, gemi işletmeciliği, karayolları  ile demiryolları ve benzerleridir ki kamu mülkiyetinde ve devletin yetki alanındadırlar.

Yardımlaşma(kooperatif)sektörü İslami ilkelere uygun olarak kent ve köylerde kurulan üretim ve dağıtım ortaklık ve kuruluşlarıdır.

Özel sektör; tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret ve hizmetlerin kamu ve kooperatif sektörünün iktisadi faaliyetlerinin tamamlayıcısı olan bölümdür.

Bu üç kesimde mülkiyet, bu faslın diğer maddelerine uygun olup İslami kurallar alanı dışına çıkmadığı, ülkenin iktisadi gelişme ve olgunlaşmasına engel olmadığı ve topluma zarar verici bulunmadığı sürece İslam Cumhuriyeti’nin himayesi altındadır.

Her üç kesimin ana ilkeleri, alanları ve şartlarını kanun belirler.

Kırkbeşinci Madde

Yararlanılmayan veya bırakılmış araziler,  madenler, denizler, göller, ırmaklar ve diğer kamusal sular, dağlar, vadiler, ormanlar, kamışlıklar, tabii koruluklar, özel yararlanmaya tahsis edilmeyen otlaklar, mirasçısı bulunmayan tereke, maliki bilinmeyen mallar ve gasbedenlerden alınan kamu malları gibi enfal ve genel servetler, İslam hükümetinin etki alanında olup, kamu yararına uygun biçimde kullanılır.

Her birinden yararlanmanın ayrıntıları ve usullerini kanun belirler.

Kırkaltıncı Madde

Herkes meşru kazanç ve çalışmasının ürününe maliktir ve hiç kimse kendi kazanç ve çalışmasına ilişkin mülkiyet hakkını ileri sürerek bir başkasının kazanma ve çalışma imkanını gideremez.

Kırkyedinci Madde

Meşru yoldan olan özel mülkiyet saygındır. Bunun ilkelerini ise kanun belirler.

Kırksekizinci madde

Eyaletlerde tabii kaynakların işletilmesi ve milli kaynaklardan yararlanma ve iktisadi faaliyetlerin eyaletler ve ülkenin çeşitli bölgeleri arasında dağıtılmasında ayırım gözetilmemelidir.

Öyle ki her bölge kendi ihtiyaçlarına ve gelişim yeteneğine göre gerekli sermayeyi ve imkanları  elinde bulundurabilsin.

Kırkdokuzuncu Madde

Devlet faiz, gasb, rüşvet, ihtilas hırsızlık, kumar, vakıf mallarından yolsuz yararlanma, ihaleler ve devlet muamelelerinden yolsuz kazanç sağlama, yararlanılmayan arazi ve özel mülkiyete konu olmayıp herkesin yararlanmasına tahsil edilen temel malların satımı, fesat yuvalarının işletilmesi ve başka gayr-i meşru gelirden meydana gelen servetleri alır ve hak sahibine, hak sahibinin bilinmemesi durumda ise bu beytülmale(devlet hazinesine)vermekle ödevlidir.

Bu hüküm şer’i araştırma, soruşturma ve ispat ile devlet tarafından icra edilmelidir.

Ellinci Madde

İslam Cumhuriyetin’de bugünkü neslin ve gelecek nesillerin, içinde gelişime yönelik bir toplum hayatı sürmeleri için gerekli yaşama çevresinin korunması genel ödev sayılır. Bu sebeple yaşama çevresini kirleten veya düzeltilmez biçimde bozan iktisadi vesair faaliyetler yasaktır

Ellibirinci Madde

Kanun gereği olmaksızın hiçbir tür vergi konamaz. Vergi muafiyeti, istisnaları ve indirimi kanuna göre belirler.

Elliikinci Madde

Ülkenin yıllık genel bütçesi kanunda gösterilen usul üzere devlet tarafından hazırlanır ve incelenip onaylanması için Milli Şura Meclisi’ne tevdi edilir. Bütçe rakamlarına her türlü değişiklik de kanunda gösterilen usule bağlı olacaktır.

Elliüçüncü Madde

Devletin bütün gelirleri genel muhasebe hesaplarında toplanır ve bütün ödemeler kanuna göre onaylanmış bulunan krediler sınırları içinde gerçekleştirilir.

Ellidördüncü Madde

Ülkenin Divan-i Muhasebat’ı (Sayıştay’ı),direkt Milli şura Meclisi’nin denetimine bağlıdır. Tahran’da ve eyalet merkezlerinde kuruluş ve işleyiş biçimi kanuna göre belirlenir.

Ellibeşinci Madde

Sayıştay; bakanlıklar, müesseseler, devlet şirketleri ve her hangi bir şekilde ülkenin genel bütçesinden yararlanan kuruluşların bütün hesaplarını kanunun belirlediği usul ile inceler veya denetler. Ta ki hiç bir masraf onaylanmış kredileri aşmasın ve her meblağ tahsil edildiği yere harcansın.

Sayıştay ilgili hesab, senet ve belgeleri kanuna uygun olarak toplar ve her yılın bütçe hesap tasfiyesi dökümünü, kendi görüşünü de eyleyerek Milli Şura Meclisi’ne tevdi eder. Bu döküm kamuoyuna açıklanmış olmalıdır.

Beşinci Fasıl
Milletin Egemenlik Hakkı ve Bundan Doğan Güçler
Ellialtıncı Madde

Dünya ve insan üzerinde mutlak egemenlik hakkı Allah’ındır ve O, insanı toplumsal yazgısına egemen kılmıştır.

Hiç kimse insandan bu ilahi hakkı alamaz veya belli bir zümrenin çıkarlarına hizmete alet edemez ve millet, Allah vergisi olan bu hakkı, ilerideki maddelerde belirtilen yollardan kullanır.

Elliyedinci Madde

İran İslam cumhuriyetinde egemen güçler; yasama, yürütme ve yargı gücü olup, velayet-i emr ve imamet-i ümmet denetimindedir ve bu, kanunun gelecek maddeleri uyarınca işlev kazanır. Bu üç güç birbirinden bağımsızdır.

Ellisekizinci Madde

Yasama gücü halk tarafından seçilen temsilcilerden oluşan Milli Şura Meclisi aracılığı ile kullanılır.

Meclisinin onayından geçen metinler icra edilmek üzere yürütme ve yargı güçlerine tebliğ edilir.

Ellidokuzuncu Madde

Çok önemli iktisadi, içtimai ve kültürel sorunlarda yasama gücünün halk oyu ve doğrudan doğruya halkın oyuna başvurma yolu ile kullanılması mümkündür.

Halkoyuna başvurma talebi, temsilcilerin tam sayısının üçte iki çoğunluğunca onaylanmış olmalıdır.

Altmışıncı Madde

Yürütme gücü, bu kanunda doğrudan doğruya önderlik(rehberlik)makamının uhdesine bırakılmış hususlar dışında Cumhurbaşkanı ve bakanlar eliyle kullanılır.

Altmışbirinci Madde

Yargı gücü İslami ölçülere uygun olarak kurulmaları gereken adli mahkemeler aracılığı ile kullanılır ve davaları çözüme bağlama, kamu hukukunu koruma, adaletin icrası ve yayılması ile hadlerin(Şer’i cezaların) uygulanması yönünde çalışması gerekir.

Altıncı Fasıl
Yasama Gücü
Birinci Bölüm: Milli Şura Meclisi
Atmışikinci Madde

Milli Şura Meclisi, doğrudan doğruya ve gizli oyla halk tarafından seçilen millet temsilcilerinden meydana gelir.

Seçmenler ve seçilenler için söz konusu şartlar ve seçimlerin nasıl yapılacağını kanun belirler.

Atmışüçüncü Madde

Milli Şura Meclisi’ne üyelik dönemi dört yıldır. Her dönem seçimleri önceki dönem sona ermeden yapılmalıdır ki, ülke hiçbir zaman meclissiz kalmasın.

Atmışdördüncü Madde

İslami Şura Meclisi’nin temsilci sayısı ikiyüz yetmiş(270) kişidir.1989 yılından geçerli olmak suretiyle ülkenin beşeri, siyasi ve coğrafi faktörleri ile onların görüşleri gözönüne alınarak her on yılda bir meclise en fazla yirmi temsilci daha katılabilir. Zerdüştî ve Museviler birer temsilci, Asuri ve Keldani Hristiyanlar birlikte bir temsilci ve güneydeki ve kuzeydeki Ermeni Hrıstiyanlar da birer temsilci seçebilir. Seçim bölgelerindeki seçmen sayısı ile temsilci sayısını kanun belirler.

Altmışbeşinci Madde

Seçimler yapıldıktan sonra Milli Şura Meclisi’nin oturumları toplam üye sayısının üçte ikisi ile resmiyet kazanır ve teklif ve tasarıların onaylanması, onaylanmış iç tüzük kurallarına uyularak gerçekleştirilir.

Anayasanın Özel bir nisab(oran)belirlediği hususlar müstesnadır. İç tüzüğün onaylanabilmesi için hazır üyelerin üçte ikisinin muvafakati gereklidir.

Altmışaltıncı Madde

Başkan ve Başkanlık Divanı seçme usulu ve komisyonların sayısı ve bunların görev süreleri ile müzakerelere ilişkin hususlar ve meclis düzeninin sağlanması, iç tüzük aracılığı ile belirlenir.

Altmışyedinci Madde

Temsilciler(Milletvekilleri)meclisin ilk toplantısında aşağıdaki belirtilen şekilde and içmeli ve and metnini imzalamalıdırlar;

Bismillahirrahmanirrahim

“Ben Kur’an-ı Mecid karşısında Kadir-i Müteal olan Allah’a yemin eder ve insanlık şerefime dayanarak taahhüt ederim ki, İslam’ın hariminin (mukaddes değerlerinin) koruyucusu, İran milletinin İslami devriminin getirdiklerinin ve İslam cumhuriyeti’nin temel ilkelerinin bekçisi olayım, milletin bana emanet ettiği emaneti adil bir emanetçi sıfatı ile gözeteyim ve vekalet ödevlerinin yerine getirilmesinde emanet ve takvayı gözeteyim ve her zaman ülkenin bağımsızlık ve yükselmesine, milletin hukukunun korunmasına ve halka hizmete canla başla çalışayım. Sözlerimde, yazılarımda, görüş ve açıklamalarımda ülkenin bağımsızlığı, halkın hürriyeti ve kamu yararının sağlanmasını gözönünde tutayım.”

Dini azınlıkları temsil eden milletvekilleri bu andı kendi semavi kitaplarını anarak yerine getirirler.

İlk oturumda hazır bulunmayan temsilciler hazır bulundukları ilk oturumda and içme törenini yerine getirirler.

Altmışsekizinci Madde

Savaş ve ülkenin askeri işgali sırasında Cumhurbaşkanının teklifi, toplam milletvekili sayısının dörtte üçünün kabulü ve Denetim Şurası’nın tasvibi ile işgal edilen noktalar veya ülkenin bütününde seçimler belirli bir süre için duraklatılabilir ve yeni meclisin toplanamaması durumunda eski meclis çalışmalarını sürdürür.

Altmışdokuzuncu Madde

İslami Şura Meclisi’nin tüm müzakereleri aleni (açık) olmalı ve tam tutanakları radyo ve resmi gazete yolu ile kamuoyuna bilgi verme amacı ile yayımlanmalıdır. Olağanüstü şartlarda, ülke güvenliğinin gerektirdiği taktirde Cumhurbaşkanı veya bakanlardan biri veya milletvekillerinden on kişinin talebi ile kapalı oturum yapılır. Kapalı oturumda kabul edilen hususlar Denetim Şurası hazır bulunduğu halde toplam milletvekili sayısının dörtte üçünün kabulü ile geçerlilik kazanır. Bu oturumların tutanak ve kararları olağanüstü şartların kalkmasından sonra kamunun bilgisine sunulmak üzere yayımlanmalıdır.

Yetmişinci  Madde

Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar toplu veya tek başına olarak meclisin açık oturumlarına katılabilir ve danışmanlarını birlikte bulundurabilirler. Ayrıca milletvekilleri gerekli gördüğü taktirde bakanlar hazır bulunmakla yükümlüdür. Talepte bulundukları taktirde açıklamaları dinlenir.

İkinci Bölüm
Milli Şura Meclisi’nin Yetkileri
Yetmişbirinci Madde

Milli Şura Meclisi, anayasada belirlenen sınırlar içinde her sorun için kanun koyabilir.

Yetmişikinci Madde

Milli Şura Meclisi ülkenin resmi dininin kurallarına veya anayasaya aykırı düşen kanunlar koyamaz. Bu konuda karar yetkisi doksan altıncı maddede belirtildiği üzere Denetim Şurası’nın uhdesindedir.

Yetmişüçüncü Madde

Olağan kanunların açıklanma ve yorum  yetkisi Milli Şura Meclisi’ndedir. Bu maddenin hükmü, hakimlerin hakkı tesbit sırasında kanunları yorumlamalarını engelleyici nitelikte değildir.

Yetmişdördüncü Madde

Kanun tasarıları bakanlar kurulunda kabul edildikten sonra ise meclise sunulur ve kanun teklifleri temsilcilerden en az onbeş kişi tarafından getirilmiş iseler Milli Şura Meclisi’nde işleme konulur.

Yetmişbeşinci Madde

Milletvekillerinin kanun teklifleri ile kanun tasaları hakkında ileri sürdükleri öneri ve düzeltmeler kamu gelirlerinin azalması veya genel giderlerin çoğalması sonucunu doğuracak nitelikte iseler, bu yolda gelir azalmasının nasıl giderileceği veya yeni giderin nasıl karşılanacağını da belirtmeleri halinde göz önünde tutulur.

Yetmişaltıncı Madde

Milli Şura Meclisi, ülkenin bütün işleri için araştırma ve soruşturma hakkına sahiptir.

Yetmişyedinci Madde

Milletlerarası antlaşma, sözleşme ve muvafakat belgelerinin Milli Şura Meclisi’nce kabul edilmeleri gerekir.

Yetmişsekizinci Madde

Ülke yararını gözetme, tek taraflı olmama ve ülkenin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne zarar vermeme şartı ile ve milletvekillerinin beşte dördünün olumlu oyu ile yapılacak cüz’i düzeltmeler dışında sınır çizgilerinde her türlü değişiklik yasaktır.

Yetmişdokuzuncu Madde

Sıkıyönetimin yerleşmesi yasaktır, savaş halinde ve buna benzer olağan üstü şartlarda devletin Milli Şura Meclisi’nin onayı ile geçici olarak zorunlu sınırlamaları getirebilme hakkı vardır.

Ancak süresi her hal-u karda otuz günü aşamaz ve zaruret aynı şekilde devam ediyorsa yeniden meclisin izni alınır.

Sekseninci Madde

Devlet tarafından ödünç alıp verme ile karşılıksız iç ve dış yardımlar Milli Şura Meclisi’nde kabul edilmelidir.

Seksenbirinci Madde

Yabancılara ve hizmetler alanında ortaklıklar ve müesseseler kurma imtiyazı verilmesi kesin olarak yasaktır.

Seksenikinci Madde

Zaruret bulunmadıkça ve de  Milli Şura Meclisi’nce onaylanmadıkça devletçe yabancı uzmanların işe alınmaları yasaktır.

Seksenüçüncü Madde

Milli değerlerden olan devlet bina ve malları, eşsiz olmasa bile Milli Şura Meclisi’nin onayı bulunmadıkça başkasına intikale elverişli değildir.

Seksendördüncü Madde

Her milletvekili, bütün millet karşısında sorumludur ve iç ve dış bütün meselelerde görüş açıklayabilir.

Seksenbeşinci Madde

Temsilcilik niteliği kişiye bağlıdır ve başkasına devredilemez. Meclis kanun koyuculuk yetkisini bir kişi veya kurula aktaramaz. Ancak zorunlu hallerde bazı kanunların konulması yetkisini yetmiş ikinci maddeye uyulması kaydı ile kendi iç komisyonlarına aktarabilir. Bu takdirde bu kanunlar meclisinin belirleyeceği süre içinde deneme olarak uygulanır. Kesin onaylama yine meclise aittir.

Aynı zamanda İslami Şura Meclisi devlet müesseselerinin, firmaların ve kuruluşların ya da devlete bağlı olanların daima kuruluş bildirgelerini onaylayabilir. Yetmiş ikinci maddeye uyulması kaydı ile komisyonlarına havale edilebilir veya bu onayın iznini devlete verebilir. Bu durumda söz konusu husus ülkenin resmi mezhebinin usul ve ahkamı ile devletin tasvip ettiği anayasaya ters düşmemelidir. Bu konunun açıklanması ile doksan altıncı madde esasınca Denetim Şurası onayından geçen konular, ülkenin kanun ve kararlarıyla çelişki içinde olmamalıdır. Bu hususların söz konusu yasalarla çelişkisi bulunmadığı ilan edildiğinde icrası için önceden İslami Şura Meclisi başkanına arz edilmesi gerekir.

Seksenaltıncı Madde

Meclisteki temsilciler ödevlerini yerine getirirken, görüş ve oy açıklamada tamamen serbesttirler ve mecliste açıkladıkları görüşler veya temsilcilik ödevlerini yerine getirmeleri  için verdikleri oylar sebebiyle kovuşturulamaz ve tutuklanamazlar.

SeksenyedinciMadde

Cumhurbaşkanı, bakanlar kurulunu kurduktan sonra başkaca bir girişimde bulunmadan önce Meclis’ten güvenoyu almalıdır. İse başladıktan sonra da önemli sorunlar ve ihtilaf baş gösterdiğinde bakanlar kurulu için Meclis’ten güvenoyu isteyebilir.

Seksensekizinci Madde

İslami Şura Meclisi temsilcilerinin en az dörtte birinin talebiyle Cumhurbaşkanına veya bakanlara, kendi bakanlığının işlevi hakkında soru sorulabilir. Cumhurbaşkanı veya ilgili bakan, mecliste hazır bulunmalı ve sorulan sorulara cevap vermelidir. Bu cevap süresi, İslami Şura Meclisi’nin uygun göreceği bir özür bulunmadıkça Cumhurbaşkanı için bir ay, bakanlar içinse ondurt günü geçmeyecektir.

Seksendokuzuncu Madde
1-İslami Şura Meclisi’indeki temsilciler, gerekli gördükleri konularda bakanlar kuruluna veya bakanlardan herhangi birine gensoru yöneltebilirler.

Gensoru önergesinin işleme konulabilmesi en az on temsilcinin imzası ile Meclis’e sunulmasına bağlıdır.

Hakkında gensoru önergesi verilen bakanlar kurulu veya bakan, önergesinin verilmesinden itibaren ongün içinde mecliste hazır bulunmalı ve önergeyi cevaplandırarak meclisten güvenoyu istemelidir.

Bakanlar kurulunun veya bakanın cevaplandırma için hazır bulunmaması halinde sözü geçen(önerge veren)milletvekilleri gensoru önergeleri hakkında gerekli açıklamaları yaparlar ve meclis gerekli gördüğü takdirde güvensizlik oyunu açıklar.

Meclis güven oyu vermediği takdirde, gensoru önergesine muhatap kalan bakanlar kurulu veya bakan azledilmiş olur.Her iki halde de gensoru önergesine muhatap olan bakanlar, fasılasız ondan sonra kurulacak bakanlar kuruluna üye olamazlar.

2-İslami Şura Meclisi’deki temsilcilerin en az üçte birinin onayı ile yürütme gücünün icraatı ve ülkenin idaresi hakkında Cumhurbaşkanı için gensoru önergesi verilebilir.

Cumhurbaşkanının, gensorusunun verilmesinden sonraki bir ay içerisinde mecliste hazır bulunması gerekir.

Cumhurbaşkanının cevabından ve temsilcilerin de bu cevaba kabul ve red oylarından sonra, cumhurbaşkanı için milletvekillerinden üçte ikisi oranında kiyafetsizlik (selahiyetsizlik oyu) alındığı taktirde anayasanın yüzonuncu maddesinin onuncu bendine uygun olarak konu rehberlik makamının bilgisine arzedilir

Doksanıncı Madde

Meclisin yürütme ve yargı organının çalışmasından şikayetçi olan herkes, şikayetini yazılı olarak Milli Şura Meclisi’ne sunabilir. Meclis bu şikayetleri inceleyip gerekli cevabı vermekle vazifelidir. Şikayet yürütme ve yargı organları ile ilgili ise onlardan gerekli inceleme ve cevabı ister ve uygun bir süre içinde neticeyi bildirir. Ammeyi ilgilendiren hallerde umumun bilgisine sunar.

Doksanbirinci Madde

İslami Şura Meclisi’nin onayladığı kararların İslam ahkamı ile anayasaya aykırı olmamasını temin ederek İslam ahkamı ile anayasanın korunması amacı ile Denetim Şurası adı altında aşağıda belirtilen şekilde bir Şura kurulur:

1-Zamanın icablarına ve günün sorunlarına vakıf ve adil fakihlerden altı kişi. Bunların seçimi Rehberlik Makamı tarafından yapılır.

2-,İslami Şura Meclisi’ne takdim edilen, hukukun çeşitli branşlarında uzman müslüman hukukçular arasından İslami Şura Meclisi oyu ile seçilecek altı kişi.

Doksanikinci Madde

Anayasanın Koruma Şurası üyeleri altı yıllık bir süre için seçilirler. Ancak ilk devrede, üç yıl geçtikten sonra her grubun yarısı kur’a ile değişir ve onların yerine yeni üyeler seçilirler.

Doksanüçüncü Madde

Milletvekillerinin seçim mazbatalarının kabulü ile Anayasayı Koruma Şurası üyelerinden hukukçu altı kişinin seçimi hariç, Anayasayı Koruma Şura’sı olmaksızın Milli Şura Meclisi’nin kanuni geçerliği yoktur.

Doksandördüncü Madde

Milli Şura Meclisi’nce kabul edilen kanunlar ve mevzuatının tamamının Anayasayı koruma Şurası’na gönderilmesi gerekir. Anayasayı Koruma Şurası, kendine ulaştığı tarihten itibaren en fazla on gün içinde onları İslam esaslarına ve anayasaya uygunluğu yönünden incelemeye, aykırı gördüğü takdirde tekrar görüşülmek üzere meclisi iade etmeye vazifelidir. Bu haller dışında meclisçe kabul edilen kanun ve mevzuat icra edilebilir.

Doksanbeşinci Madde

Anayasayı koruma Şurası, incelemek ve nihai görüşünü bildirmek için on günlük süreyi kafi görmediği hususlarda Milli Şura Meclisi’nden en çok ikinci bir on gün için sürenin uzatılmasını isteyebilir.

Doksanaltıncı Madde

Milli Şura Meclisi’nce kabul edilen kanunların ve kararların İslam ahkamına aykırı olmadığının belirlenmesi, Anayasayı Koruma Şurası fakihlerinin ekseriyeti; anayasaya aykırı olmadığının tesbiti ise,Anayasayı koruma Şurası’nın bütün üyelerinin çoğunluğu ile olur.

Doksanyedinci Madde

Anayasayı Koruma Şura’sı üyeleri çabuklaştırmak gayesi ile kanun tasarı ve teklifleri hakkındaki müzakereler sırasında mecliste bulunabilir ve müzakereleri dinleyebilirler. Fakat ivediliği olan kanunun tasarı ve teklifleri meclis gündemine alındığı zaman Anayasayı Koruma Şurası üyelerinin mecliste bulunmaları ve görüşlerini açıklamaları gerekir.

Doksansekizinci Madde

Anayasanın tefsiri, üyelerinin dörtte üçünün kabulu ile olması şartı ile Anayasayı Koruma Şurası’nın sorumluluğundadır.

Doksandokuzuncu Madde

Denetleme Şurası rehberiyet makamının, Uzgörler Kurulu’nun Cumhurbaşkanının ve İslami Şura Meclisi’nin seçimlerine nezaret eder.

Aynı zamanda halkın oyuna ve görüşüne başvurmak ile denetleme görevini de üstlenmiştir.

Yedinci Fasıl
Şuralar
Yüzüncü Madde

Toplumsal, iktisadi, bayındırlık sağlık ve diğer kalkınma faaliyetlerine ilişkin programların halkın işbirliği ile süratle yürütülmesi için mahalli icaplar göz önünde tutularak her köy, bucak, ilçe, il veya eyalette üyelerini o bölge halkının seçtikleri ve köy, bucak, ilçe, il ve eyalet şurası adını taşıyan bir şuranın denetimi sağlanacaktır.

Seçenlerde ve seçilenlerde aranacak şartlar ile alınan şartların yetki ve ödev sınırları ve seçim ve denetim usulleri ve milli birlik, toprak bütünlüğü, İslam Cumhuriyeti nizamı ve merkezi yönetime bağlılık ilkeleri göz önünde tutularak düzenlenmesi gereken aşama sıralarını kanun belirler.

Yüzbirinci Madde

Eyaletlerin kalkınma ve bayındırlık programlarının hazırlanmasında işbirliğinin sağlanması ve ayırımcılığın önlenmesi ve uyumlu yürütmenin denetlenebilmesi için Eyalet Şuraları’nın temsilcilerinden oluşan Eyaletler Yüksek Şurası kurulur.

Bu şuranın kuruluş biçimini ve ödevlerini kanun belirler.

Yüzikinci Madde

Eyaletler Yüksek Şurası, kendi ödev sınırları içinde teklifler hazırlayarak doğrudan doğruya veya hükümet aracılığı ile Milli Şura Meclisi’ne sunabilir. Bu tekliflerin mecliste incelenmeleri gerekir.

Yüzüçüncü Madde

Eyalet valileri, valiler, kaymakamlar ve hükümetçe atanan diğer mülki makamlar şuraların yetki sınırları içinde verdikleri kararlara uymakla yükümlüdürler.

Yüzdördüncü Madde

Programların hazırlanmasında İslami dürüstlüğün ve işbirliğinin sağlanması ile işlerin yürütülmesinde üretim, sanayi ve tarım birimleri arasında uyum kurulması amacı ile işçiler, köylüler ve diğer çalışanlar ile yönetenlerin temsilcilerinden oluşan ve öğretim, yönetim ve hizmet birimleri ile benzerlerinde bu birimlerin üyelerinin temsilcilerinden oluşan şuralar kurulur.

Bu şuraların nasıl oluşacağı ve yetki ile ödevlerinin sınırlarını kanun belirler.

Yüzbeşinci Madde

Şura kurallarının İslami ölçülere ve ülke kanunlarına aykırı bulunmaması gerekir.

Yüzaltıncı Madde

Şuraların dağılması, kanuni ödevlerinden sapmış oldukları taktirde mümkündür. Bu sapmanın tespiti ile şuraların dağıtılma ve kurulmaları usulünü kanun belirler.

Şura, dağıtılmaya itiraz halinde yetkili mahkemeye şikayet hakkına sahiptir ve mahkeme bu şikayeti öncelikle incelemek zorundadır.

Sekizinci Fasıl
Rehber veya Rehberlik Şurası
Yüzyedinci Madde

Halkın ezici çoğunluğu ile merciyet ve rehberlik makamına getirilen yüce taklid makamı, evrensel İslam devriminin büyük rehberi ve İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullahi’l-Uzma İmam Humeyni(R)’den sonra rehber tayin etme görevi, halk tarafından seçimiş olan Uzgörürler Kurulu’na(Hibregan Meclisi)aittir.

Uzgörürler Kurulu anayasanın beşinci ve yüzdokuzuncu maddelerinde belirtilen şartları haiz fakihler arasında bir inceleme ve danışma yapar.

Bunlardan fıkhi hükümler ile siyasi ve sosyal konularda üstün bilgiyi, anayasanın yüzdokuzuncu maddesinde zikredilen özellikleri ve toplumun onayını haiz olanı rehberlik için seçilir.

Aksi taktirde yine onlardan biri rehber olarak seçilir ve tanıtılır.

Uzgörürler tarafından seçilen rehber, velayet-i emr makamını ve onun getirdiği bütün sorumlulukları üstlenir.

Rehber kanunlar karşısında ülkenin diğer vatandaşları gibi muamele görür ve kanunlar karşısında eşittir.

Yüzsekizinci Madde

Uzgörürlerin sayısı ve nitelikleri ile seçimlerinin nasıl olacağı ve ilk dönemde oturumlarının bağlı olacağı iç tüzük, ilk Denetim Şurası’nın fakihlerince hazırlanır ve oy çokluğu ile kabul edilip devrim rehberinin kesin onayına iletilir. Ondan sonra bu konuda her değişiklik ve gözden geçirmeler ile Uzgörürler Şurası’na ait kanun ve kararları onaylama yetkisi onlara aittir.

Yüzdokuzuncu Madde

Rehberin nitelik ve şartları;

1-Fıkhın değişik ve bütün konularında ifta(fetva verme)için gerekli ilmi salahiyete sahip olmak,

2-Ümmet-i İslam’ın rehberliği için gerekli adalet ve takvayı haiz olmak,

3-Siyasal ve toplumsal yönden doğru görüşe, rehberlik için yeterli derecede uzlaştırma, yiğitlik kudret ve yöneticilik yeteneğine sahip olmak.

Yukarıda zikredilen özelliklere sahip birden fazla kişi varsa, fıkhi ve siyasi görüşü daha kuvvetli olan tercih edilir.

Yüzonuncu Madde

Rehberin ödev ve yetkileri şunlardır:

1-Rejimi Koruma Kurulu’na danışıldıktan sonra İran İslam Cumhuriyeti’nin genel politikasını saptamak.

2-Rejimin tayin edilen politikasının doğru icra edilmesine nezaret etmek.

3-Geniş soruşturma yetkisi

4-Silahlı kuvvetler başkomutanlığı tayini

5-Savaş ve barış kararı almak ve genel seferberlik ilan etmek.

6-Tayin,azil ve istifa kabulü

a-Şura-i Nigehban’ın fakihleri

b-Yargı gücünün en yüksek makamları

c-İran islam Cumhuriyeti radyo ve televizyon kurumu başkanı

d-Genelkurmay başkanı

e-İslam Devrim Muhafızları başkomutanı

f-Askeri ve güvenlik güçlerinin üst düzey komutanları.

7-Üç silahlı kuvvet arasındaki olası ihtilafları çözme ve ilişkinin sağlanması

8-Normal yollarla çözülemeyen rejim içindeki problemleri,Rejimi Koruma Kurulu aracılığı ile halletmek.

9-Kanunun öngördüğü şartları haiz cumhurbaşkanı adaylarının halkın onayı ve seçimi ile cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra mazbatasını imzalamak.

Bu kanunda belirtilen şartlara sahib olma açısından cumhurbaşkanlığı adaylarının yeteneği seçimlerden önce Denetim Şurası’nca ve ilk dönemde de rehberlik makamınca onaylanmış olması gerekir.

10-Seksendokuzuncu maddeye dayanmak suretiyle ülke yararını gözeterek,Ülke Yüce Divanı tarafından kanuni ödevlerine aykırı davrandığına hükmedilmesinden yahut İslami Şura Meclisi tarafından yetersizliğine karar verilmesinden sonra cumhurbaşkanını azletmek.

11-Yüksek Yargı Başkanı’nın önerisinden sonra İslami ölçüler çerçevesinde mahkumların ceza sürelerini azaltmak ya da af kararı almak.

Rehber kendisine ait bazı görev ve yetkileri başkasına devredebilir.

Yüzonbirinci Madde

Rehber kanuni önderlik ödevlerini yerine getiremez duruma gelir veya beşinci ve yüzdokuzuncu maddede anılan şartlardan birini yitirirse veya ilk baştan bu şartlardan bazısına sahip olmadığı anlaşılırsa makamından uzaklaştırılır. Bu hususun tespiti yüzsekizinci maddede anılan Uzgörürler’in uhdesindedir. Rehberin ölümü, makamından uzaklaşması veya azli halinde Uzgörürler en kısa zamanda yeni bir rehber tayin etme ve halka tanıtma görevini yerine getirirler. Yeni rehberin tayin ve tanıtılma işlemine kadar rehberlik görevlerini geçici olarak Cumhurbaşkanı, Yüksek Yargı Başkanı, Rejimi Koruma Konseyi ve Denetim Şurası’nın bir fakihinden müteşekkil bir şura yürütür. Bu zaman zarfı içinde, bu şura üyelerinden her birisinin her hangi bir nedenle görevini yerine getirmemesi halinde Konsey, Denetim Şurası Fakihleri’nin çoğunluğunun tasvibi ile başka bir kişiyi seçer ve görevlendirir.

Seçilen bu şura 1, 2, 3, 5, 10 ve 110.maddelerin;D, H ve V fıkraları gereğince rejimin menfaatleri icra eder. Rehber hastalık veya herhangi geçici bir nedenle rehberlik görevini yapamaz duruma düşerse, aynı Şura belirtilen ödevleri yerine getirme görevini üstlenir.

Yüzonikinci Madde

İslami Şura Meclisi’nin onayladığı kanunları Denetim Şurası anayasaya aykırı olduğuna veya şer’i sınırlara uygunsuzluğuna kanaat getirirse rejimin menfaatleri doğrultusunda Meclis, Denetim Şurası’nı kanun maddesinde zikredilen hususlar ve ödevler ile rehberin tekrar incelenmesi için geri gönderdiği konularda tatmin edemiyorsa, rehberin emri ile Rejimi Koruma Konseyi teşekkül eder. Konsey’in geçici ve daimi üyeleri rehberlik makamı tarafından tayin edilir.

Konsey’in aldığı kararlar Konsey üyeleri tarafından tasvip edilir, hazırlanır ve rehberlik makamının onayına sunulur.

Dokuzuncu Fasıl
Yürütme Gücü
1.Bölüm:Cumhurbaşkanlığı
Yüzonüçüncü Madde

Rehberlik  makamından sonra cumhurbaşkanı ülkenin en yüksek resmi makamıdır ve anayasayı yürütme gücü ile doğrudan doğruya rehberlik makamına bağlı konular dışında icra gücüne başkanlık etmek onun uhdesindedir.

Yüzondördüncü Madde

Cumhurbaşkanı dört yıl için ve halkın doğrudan doğruya oyu ile seçilir ve ard arda yeniden seçilmesi ancak bir dönem için mümkündür.

Yüzonbeşinci Madde

Cumhurbaşkanı aşağıdaki şartları haiz, dini ve siyasi şahsiyetler  arasından seçilmelidir:

İran asıllı, İran vatandaşı, tedbirli ve idareci, iyi geçmişli, güvenilir ve takva sahibi olmak,  İslam Cumhuriyeti’nin ve ülkenin resmi dininin temel ilkelerine inançlı olmak.

Yüzonaltıncı Madde

Cumhurbaşkanlığı adayları seçimlerden önce adaylık taleplerini resmen bildirmelidirler. Cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl yapılacağını kanun belirler.

Yüzonyedinci Madde

Cumhurbaşkanı seçime katılanların salt çoğunluğu ile seçilir. Ancak ilk turda adaylardan hiç biri böyle bir çoğunluğu sağlayamadığı taktirde sonraki haftanın Cuma günü ikinci kez oylamaya gidilir.

İkinci oylamaya yalnızca ilk oylamada en çok oy alan iki aday katılır.

Ne var ki, oyların en çoğunu alan adaylardan bazıları seçime katılmaktan vaz geçmiş iseler, geriye kalan adaylar içinden ilk oylamada diğerlerinden fazla oy alan iki kişi yeni seçim için(aday olarak)tanıtılırlar.

Yüzonsekizinci Madde

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine nezaret sorumluluğu, doksan dokuzuncu maddeye uygun olarak Denetim Şurası’nın uhdesindedir. Ancak ilk Denetim Şurası’nın toplanmasından önce bu sorumluluk, kanunun belirleyeceği Nezaret Encümeni’nce üstlenilir.

Yüzondokuzuncu Madde

Cumhurbaşkanı seçiminin önceki cumhurbaşkanının görev döneminin sona erişinden en az bir ay önce yapılması gerekir.

Yeni cumhurbaşkanının seçiminden, eski cumhurbaşkanının görev süresi doluncaya kadarki arada ise, önceki cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanlığı ödevlerini yerine getirir.

Yüzyirminci Madde

Bu kanun gereğince adaylık yeteneğini elde eden adaylardan birisi, oylamadan önceki on gün içinde ölürse, seçimler iki hafta ertelenir. İlk devir(tur)ile ikinci devir arasında da ilk oylamada çoğunluğu elde eden iki adayan birisi ölürse hakeza seçimler iki hafta ertelenir.

Yüzyirmibirinci Madde

Cumhurbaşkanı, İslami Şura Meclisi’nde Yüksek Yargı Gücü Başkanı ve Anayasayı Denetim Şurası üyelerinin de hazır bulundukları bir oturumda, sırasıyla  ant içer ve şu yemin metnini imzalar:“Bismillahirrahmanirrahim

“Ben Cumhurbaşkanı olarak Kur’an-i Kerim’in huzurunda ve İran milletinin karşısında Kadir ve Müteal Allah adına and içerim ki, ülkenin resmi dininin, İslam Cumhuriyeti nizamının ve anayasasının muhafızı olayım ve bütün yeteneklerimi üstlendiğim sorumlulukların ifası yolunda kullanayım, kendimi halka hizmet ve ahlakın tercivine(güç kazanmasına),hakka ve adaletin yayılmasında destek olmaya vakfedeyim, her türlü bencillikten sakınayım, kişilerin hürriyeti ve saygınlığını ve anayasanın millete tanıdığı hakları koruyayım, ülke sınırlarını ve siyasi, iktisadi ve kültürel bağımsızlığını gözetme yolunda hiçbir girişimi esirgemeyeyim ve Allah’tan yardım dileyip İslam Peygamberi’ni ve temiz İmamları(A)izleyerek, milletin bir mukaddes emanet olarak bana tevdi ettiğini kudreti takva sahibi ve fedakar bir emin olarak koruyup, benden sonra milletin seçtiğine tevdi edeyim.”

Yüzyirmiikinci Madde

Cumhurbaşkanı, kanunlarla ve anayasayla sınırlı olan yetkilerinde millet, rehber ve İslami Şura Meclisi karşısında sorumludur.

Yüzyirmiüçüncü Madde

Cumhurbaşkanı meclisin kabul ettiği metinleri veya halkoyu sonuçlarını, kanuni aşamalardan geçip kendine ulaştıktan sonra imzalamalı ve yürürlüğe konmaları için sorumlulara iletmelidir.

Yüzyirmidördüncü Madde

Cumhurbaşkanının kanuni ödevlerine ifa etmesi için yardımcıları olabilir. Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, onun onayı ve Bakanlar Kurulu’nun idaresini ve diğer muavinler arasındaki işbirliğinin sorumluluğunu uhdesine almıştır.

Yüzyirmibeşinci Madde

İran Devleti’nin diğer devletlerle olan sözleşmeleri, muvafakatnameleri, anlaşmaları ve milletlerarası birleşmeler ile ilgili antlaşmaları imzalama yetkisi, millî Şura Meclisi’nin onaylamasından sonra Cumhurbaşkanı veya kanuna uygun olarak belirlenen temsilcisindedir.

Yüzyirmialtıncı Madde

Cumhurbaşkanı ülkenin program ve bütçesi ile idari ile istihdam sorumluluklarını doğrudan doğruya elinde bulundurmaktadır.Aynı zamanda bunların idaresini bir başkasının uhdesine de verebilir.

Yüzyirmiyedinci Madde

Cumhurbaşkanı bazı özel konularda gerek gördüğü taktirde bakanlar kurulunun da onayı ile belirli yetkilere sahib özel temsilci veya temsilciler tayin edebilir. Bu durumda söz konusu temsilci veya temsilcilerin kararları cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulunun kararıyla mutabık-uyumlu olmalıdır.

Yüzyirmisekizinci madde

Büyükelçiler, dışişleri bakanının tavsiyesi ve cumhurbaşkanının onayı ile atanırlar.

Cumhurbaşkanı büyükelçilerin güven mektuplarını imzalar ve diğer ülke büyükelçilerinin güven mektuplarını kabul eder.

Yüzyirmidokuzuncu Madde

Devlet nişanlarını cumhurbaşkanı verir.

Yüzotuzuncu Madde

Cumhurbaşkanı istifasını rehbere takdim eder ve istifası kabul edilinceye kadar göreve devam eder.

Yüzotuzbirinci Madde

Cumhurbaşkanının ölümü, azledilmesi, istifası veya iki aydan fazla süren hastalığında ve yokluğunda, ya da cumhurbaşkanının görev süresi dolduğu, ancak çeşitli nedenlerle yeni cumhurbaşkanının seçilmediği durumlarda Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, rehberin de onayı ile cumhurbaşkanının görev ve sorumluluklarını üstlenir.

Meclis Başkanı, Yargı Gücü Başkanı ve Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısından oluşan bir şura en çok elli gün içinde yeni cumhurbaşkanının seçilmesini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür.

Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı’nın ölümü veya onun görevlerini yerine getirmeye engel teşkil edecek nedenlerde, ya da Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı bulunmadığı durumda rehber bir diğer kişiyi onun yerine seçer.

Yüzotuzikinci Madde

Cumhurbaşkanlığı görev ve sorumlulukları kanununun 130. Ve 131. Maddeleri gereği Cumhurbaşkanı  Birinci Yardımcısı’nın veya diğer bir şahsın uhdesinde olduğu zaman zarfında bakanlara gensoru yöneltemez ve güvensizlik oyu verilemez. Aynı zamanda anayasanın değiştirilmesi veya bu tür (başka)girişimlerde bulunulamaz.

İkinci Bölüm

Başbakan ve Bakanlar Kurulu

Yüzotuzüçüncü Madde

Bakanlar, cumhurbaşkanı tarafından atanır ve güvenoyu almak için mecliste tanıtılırlar. Meclisin değişmesi durumunda bakanların güvenoyu tazelemesine gerek yoktur. Bakanların sayısı ve her birinin yetkilerinin sınırı kanun ile belirlenir.

Yüzotuzdördüncü madde

Bakanlar kuruluna bakanların faaliyeti üzerinde nezaret yetkisi olan cumhurbaşkanı başkanlık eder ve gerekli tedbirleri alarak hükümetin kararlarını uyumlu kılmaya çalışır ve bakanların işbirliği ile hükümet proğramı ve genel siyaset çizgisini belirler ve kanunları icra eder.Herhangi bir görüş ayrılığı veya devlet organlarının yasal görevlerine müdahale olduğu durumlarda tefsir veya kanunun değiştirilmesine gerek duyulmadığı taktirde cumhurbaşkanının tavsiyesi ile bakanlar kurulunun aldığı kararlar uygulanmalıdır.

Cumhurbaşkanı meclis karşısında bakanlar kurulunun faaliyetlerinden sorumludur.

Yüzotuzbeşinci Madde

Bakanlar azledilmedikçe veya bir gensoru sonucunda meclisten güvenoyu alamamaları gibi bir durum sözkonusu olmadıkça, görevde kalırlar.Bakanlar kurulunun veya bakanlardan birinin istifa etmesi durumunda istifa cumhurbaşkanına sunulur.Bakanlar Kurulu yeni hükumet oluşturulana kadar görevine devam eder.Cumhurbaşkanı bakanı bulunmayan bakanlıklar için en fazla üç ay için bir vekil tayin edebilir.

Yüzotuzaltıncı Madde

Cumhurbaşkanı bakanları azledebilir.Bu durumda yeni bakan ya da bakanlar için meclisten güvenoyu alması gerekir.Meclisin hükümete güvenini açıklamasından sonra bakanlar kurulu üyelerinin yarısı değişmiş bulunduğu taktirde yeniden meclisten güvenoyu talebinde bulunması gerekir.

Yüzotuzyedinci Madde

Bakanlardan her biri kendi özel görev alanından cumhurbaşkanına ve meclise karşı sorumludur.Bakanlar kurulunca kararlaştırılan hususlarda diğerlerinin eylemlerinden de sorumludur.

Yüzotuzsekizinci madde

Bakanlar kurulunun veya bir bakanın kanunların yürütülmesi için tüzükler düzenlemekle görevli olmalarına ek olarak Bakanlar Kurulu yönetim görevini görmek,kanunların yürütülmesini sağlamak ve idari kuruluşları düzenlemek için kararname ve tüzükler çıkarmaya da yetkilidir.Ancak bu tasarrufların muhtevası kanunların metni ve ruhuna aykırı düşmemelidir.

Yüzotuzdokuzuncu Madde

Kamu mallarına ilişkin davalarda sulh veya hakeme başvurma,her durumda bakanlar kurulu kararına bağlıdır ve meclisin de onayı gereklidir.Önemli konuları kanun belirler.

Yüzkırkıncı Madde

Adi suçlar hususunda cumhurbaşkanına,yardımcılarına ve bakanlara yöneltilen ithamlar,şura Meclisi’nin bilgisi ile genel adliye mahkemelerinde incelenir.

Yüzkırkbirinci Madde

Cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar ve devlet memurları bir devlet görevinden fazlasını işgal edemezler ve sermayesinin tamamı veya bir bölümü devlete veya kamu kurumlarına ait olan yerlerde görev alma, İslami Şura Meclisi’nde temsilcilik, avukatlık, hukuk müşavirliği, idare ve kurumlar bünyesindeki kooperatif ortaklıları dışında her türlü özel ortaklığın yönetim kurulunda başkanlık, faal yöneticilik veya üyelik bu kimseler için yasaktır.Üniversitelerde ve araştırma kurumlarında öğretim görevleri bu hükümden müstesnadır.

Yüzkırkikinci Madde

Rehber,cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bunların eş ve çocuklarının servet durumları, hizmetten önce ve sonra Yüksek Yargı başkanı tarafından incelenir ki hakka aykırı şekilde çoğalma olmasın.

Üçüncü Bölüm
Ordu ve Devrim Muhafızları
Yüzkırküçüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nin ordusu, ülkenin bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve İslam Cumhuriyeti nizamının muhafızlığını üstlenmiştir.

Yüzkırkdördüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti ordusu,öğretiye bağlı ve halka dayanan bir İslam ordusu olmalıdır ve liyakatli,İslam devriminin hedeflerine inançlı ve gerçekleşmeleri uğrunda özverili kişileri hizmete almalıdır.

Yüzkırkbeşinci Madde

Hiç bir yabancıya orduda ve ülkenin güvenlik güçlerinde görev verilemez.

Yüzkırkaltıncı Madde

Barışçı yoldan yararlanmalar adı altında da olsa yabancı askeri üslerin ülkede kurulması yasaktır.

Yüzkırkyedinci Madde

Devlet barış döneminde, ordunun insan gücü ve teknik donatımından; kurtarma, yardım, öğretim, üretim ve kalkınma cihadı alanlarında İslam adaletinin ölçülerini titizlikle gözeterek ve ordunun savaşa hazırlığına zarar vermeyecek şekilde yararlanmalıdır.

Yüzkırksekizinci Madde

Ordunun imkan ve araçlarından her türlü kişisel kazanç sağlamak ve ordu mensublarından hizmetkar,özel şöför ve benzeri şekilde yararlanmalar yasaktır.

Yüzkırkdokuzuncu Madde

Askeri kişilerin terfileri ve rütbelerinin kaldırılması kanun ile olur.

Yüzellinci Madde

Devrimin ilk zafer günlerinde kurulan İslam devrim Muhafızlar Kolu,devrim ve devrimin getirdiklerin muhafazası konusundaki etkinliğini sürdürmesi için sabit kalır.Bu kolun görev sınırları,sorumluluk alanı,başka silahlı güçlerin görev ve sorumluluk alanı ile bağlantı içinde ve onlarla kardeşçe işbirliği ve uyum halinde bulunması kanun ile belirlenir.

Yüzellibirinci Madde

“Siz de onlara karşı olanca gücünüzle kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki,bunlarla Allah’ın düşmanını ve düşmanınızı ve bunlar dışında Allah’ın bilip de sizin bilmediklerinizi korkutasınız..”(Enfal/60)ayet-i kerimesi gereğince devlet bütün ülke fertleri için askeri eğitim program ve imkanlarını, İslami ölçülerle uygun olarak hazırlar.

Öyle ki,her ferd sürekli olarak ülkenin ve İran İslami Cumhuriyeti’nin silahlı savunulması gücüne sahip olsun.

Ancak silah taşıma resmi makamların izni ile olmalıdır.

Onuncu Fasıl
Dış Siyaset
Yüzelliikinci Madde

İran İslam Cumhuriyeti’nin dış siyaseti her türlü tahakkümün ve tahakküm altına girmenin reddi, ülkenin her yönden bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması, bütün müslümanların haklarının savunulması ve zorba güçlere karşı hiçbir taahhüd altına girmeme, savaş yanlısı olmayan devletlerle karşılıklı barışçı ilişkiler temeline dayanır.

Yüzelliüçüncü Madde

Ülkenin doğal kaynakları ile iktisad, kültür,ordu ve diğer alanları üzerinde yabancı tahakküme yol açan her türlü anlaşmalar yasaktır.

Yüzellidördüncü Madde

İran İslam Cumhuriyeti, bütün insanlık düzeyinde insanın mutluluğunu ülkü bilir.Hürriyeti, hakk ve adalet yönetimini, bütün insanlığın hakkı olarak tanır.O halde başka milletlerin içişlerine karışmaktan tamamen sakınmakla birlikte, mustaz’afların müstekbirlere karşı hak arama savaşımını yeryüzünün her noktasında destekler.

Yüzellibeşinci Madde

İran İslam Cumhuriyeti,İran kanunları açısından hain ve bozguncu olarak tanınanlar dışında siyasi iltica taleb edenlere,iltica hakkı tanıyabilir.

Onbirinci Fasıl
Yargı Organı
Yüzellialtıncı Madde

Yargı gücü, ferdi ve içtimai hakların destekçisi, adaleti gerçekleştirme konusunda sorumlu ve aşağıdaki ödevleri üstlenmiş olan bağımsız bir güçtür:

1-Yakınmalar,tecavüzler ve şikayetleri inceleyip bu konuda hüküm verme, davaların çözüme bağlanması ve husumetlerin giderilmesi, kanunun belirlediği nizasız kaza(çekişmesiz yargı)konularında karar verme ve gerekli girişimlerde bulunma,

2-Kamu haklarının tekrar düzenlenip canlandırılması ve adaletin ve meşru hürriyetlerin yaygınlaştırılması,

3-Kanunların iyi bir şekilde yürütülmesine nezaret,

4-Suçun ortaya çıkarılması, suçlunun izlenerek cezalandırılması, İslam Ceza kurallarının yürütülmesi,

5-Suç işlenmesinin önlenmesi ve suçluların islahı için gerekli tedbirlerin alınması.

Yüzelliyedinci Madde

Yargı gücünün bütün adli, idari ve rehberlik makamının icralarının sorumluluklarının yerine gelmesi için adil, yargı konularına vakıf, tedbirli ve idareci bir müçtehid kişi, beş yıl süre ile Yüksek Yargı Gücü Başkanı olarak tayin edilir ve bu en yüksek yargı gücü makamıdır.

Yüzellisekizinci Madde

Yüksek Yargı Gücü’nün ödevleri aşağıda belirtildiği gibidir:

1-Yüzellialtıncı maddede belirtilen sorumluluklara uygun olarak adliyede gerekli teşkilatı kurma,

2-Yargıya ilişkin olarak İslam Cumhuriyeti’ne uygun tasarılar hazırlama,

3-Adil ve liyakatli hakimleri görevlendirme, bunların azli, tayini, görev yerlerinin ve görev konularının belirlenmesi, terfileri ve kanun gereğine benzer idari işler.

Yüzellidokuzuncu Madde

Yakınma ve şikayetlerin resmi merci, adliyedir. Mahkemelerin kuruluşu ve yetkilerinin belirlenişi kanun ile olur.

Yüzaltmışıncı Madde

Adalet bakanı Yargı Gücü’nün, Yürütme ve Yasama güçleri ile ilişkileri konusundaki bütün sorumluluğu üstlenir ve Yüksek Yargı Gücü başkanının, Cumhurbaşkanına teklif ettiği kişiler arasından seçilir.

Yüksek Yargı Gücü başkanı, adliye dışındaki personelin istihdamı yetkisi ile tüm mali ve idari yetkiyi adalet bakanına devredebilir.

Böylece adalet bakanı kanunda en üst düzey icra organı sayılan bakanlar için öngörülen tüm görev ve yetkileri üstlenmiş olur.

Yüzaltmışbirinci Madde

Ülke Yüksek Divanı mahkemelerde kanunların sağlıklı uygulanması, yargı faaliyetinde birlik sağlanması ve kanun gereğince kendisine verilen görevlerin görülmesi amacı ile Yüksek Yargı  başkanının belirlediği ilkelere dayanılarak kurulur.

Yüzaltmışikinci Madde

Ülke Yüksek Divanı başkanı ve başsavcının müctehid, adil ve yargı işlerine vakıf olması gerekir. Yüksek Yargı  başkanı, Ülke Yüksek Divanı hakimlerine danışarak bu kimseleri beş yıl için bu göreve tayin

Yüzaltmışüçüncü Madde

Hakimin nitelik ve şartları fıkıh ölçülerine uygun olarak kanun ile belirlenir.

Yüzaltmışdördüncü Madde

Hakim bulunduğu makamdan yargılama yapılmaksızın, suçu veya görevden ayrılmasını gerektiren bir aykırı davranışı sabit olmaksızın geçici veya sürekli olarak görevinden uzaklaştırılamaz. Hakeza onayı olmaksızın görev yeri veya görevi değiştirilemez. Sadece toplum yararının gerektirmesi dolayısı ile Ülke Yüksek Divan başkanı ve başsavcısı ile görüştükten sonra Yüksek Yargı başkanının kararı ile bu mümkün olabilir. Hakimlerin dönemli olarak görev yerlerini değiştirmeleri ve başka yere nakledilmeleri , kanunun belirlediği ilkelere göre olur

Yüzaltmışbeşinci Madde

Yargılamalar açık olarak yapılır ve hazır bulunulması engellenemez.

Meğer ki mahkemenin vereceği karar gereğince yargılamanın açık yapılması genel ahlaka veya kanun düzenine aykırı bulunsun veya özel davalarda davanın tarafları yargılamanın açık olmamasını talep etsinler.

Yüzaltmışaltıncı Madde

Mahkeme kararlarının,  gerekçeli ve  kanun ile usul hükümlerine dayalı bir şekilde verilmesi gerekir.

Yüzaltmışyedinci Madde

Hakim her davanın hükmünü kanunlarda bulmak için uğraşmalı, bulamadığı taktirde geçerli İslami kaynaklara veya geçerli fetvalara dayanarak olayla ilgili hükmü vermelidir.

Kanunların sükutu veya eksikliği yahut anlamının belirsizliği veya çelişikliğini bahane ederek davaya bakmaktan ve hüküm vermekten kaçınamaz.

Yüzaltmışsekizinci Madde

Siyasi suçların ve basın suçlarının soruşturmaları açıktır ve Yargı Kurulu(jüri) hazır bulunarak adliye mahkemelerinde yapılır. Kanun Yargı Kurulu’nun nasıl seçileceğini, şartlarını, yetkilerini ve siyasi suçun tanımını, İslami ölçülere dayanarak belirler.

Yüzaltmışdokuzuncu Madde

Hiç bir fiil veya ihmal, daha sonra konan bir kanuna dayanarak suç sayılamaz.

Yüzyetmişinci Madde

Mahkeme hakimleri, hükümetin kanunlara ve İslami kurallara aykırı olan veya Yürütme Gücü’nün yetkilerini aşan kararname ve tüzüklerini uygulamaktan sakınmakla yükümlüdür. Ayrıca herkes bu gibi tasarrufların iptalini İdari Adalet Divanı’ndan isteyebilir.

Yüzyetmişbirinci Madde

Hakimin konuda veya hükümde veya hükmün özel olaya uygulanmasında kusuru veya yanılması dolayısı ile bir kimse maddi veya manevi zarara uğrarsa, kusurlu davranış durumunda, kusurlu olan İslami ölçülere göre, giderim yükümlüsü olur(zamindir). Bunun dışında zarar devletçe giderilir ve her hal-ü karda suçlananın yasak hakları geri verilir.

Yüzyetmişikinci Madde

Ordu mensuplarının, jandarmanın, polisin ve Devrim Muhafızları’nın özel askeri veya zabıta görevlerine ilişkin suçlarının soruşturulması için kanuna uygun olarak askeri mahkemeler kurulur, ancak bu kimselerin genel nitelikteki (adi) suçları ile adalet bakanlığı görevlisi sıfatı ile işledikleri suçlar genel mahkemelerde soruşturulur.Askeri savcılık ve mahkemeler, ülkenin yargı gücünden bir kesim olup, bu güce ilişkin ilkelerin kapsamındadırlar.

Yüzyetmişüçüncü Madde

Halkın; memurlar, devlete bağlı yönetim birimleri veya tüzükler dolayısı ile olan yakınma, şikayet ve itirazlarını inceleme ve haklarını elde etmelerini sağlama amacı ile İdari Adalet divanı adı ile Yüksek Yargı  Başkanı’nın nezareti altında bir divan kurulur.

Bu divanın yetki sınırları ile çalışma biçimini kanun belirler.

Yüzyetmişdördüncü Madde

Yargı Gücü’nün idari görev yerlerinde işlerin iyi yürütülmesi ve kanunların sağlıklı uygulanması konusundaki denetim hakkına dayanılarak “Ülke Genel Denetim Kurumu” adı altında bir örgüt, Yüksek Yargı Başkanı’nın gözetiminde olmak üzere kurulur. Bu örgütün yetki ve ödevlerinin sınırlarını kanun belirler.

Onikinci Fasıl
Radyo ve Televizyon
Yüzyetmişbeşinci Madde

Radyo ve televizyonda kamuoyunun yayın ve beyan serbestliği , İslami ölçülere uymak ve ülke yararına olmak suretiyle sağlanmalıdır.

İran İslam Cumhuriyeti Radyo Televizyon Kurumu Başkanı’nın atanması ve azli Rehberlik Makamı tarafından olup, Cumhurbaşkanı,Yüksek Yargı başkanı ve İslami Şura Meclisi temsilcilerinden oluşan (her birinden bir kişi ) bir konsey tarafından denetlenir.

Onüçüncü Fasıl
Yüksek Güvenlik Konseyi
Yüzyetmişaltıncı Madde

Milli çıkarları sağlamak, İslam Devrimini ve toprak bütünlüğünü korumak amacı ile Yüksek Güvenlik Konseyi, Cumhurbaşkanı başkanlığında kurulur ve aşağıdaki görevleri haizdir:

1- Rehberlik Makamı tarafından tayin edilen genel siyaset çerçevesinde ülkenin güvenlik ve savunma politikasını tayin etmek.

2- Siyasi, istihbarat, toplumsal, kültürel ve ekonomik faaliyetlerin genel güvenlik ve savunma tedbirleriyle uyumlu hale getirilmesi, iç ve dış tehditlere karşı, ülkenin maddi ve manevi imkanlarından yararlanmak.

Bu konsey aşağıda adı geçen üyelerden meydana gelmiştir:

  • Üç kuvvetin(deniz,hava,kara,)başkomutanı
  • Genel kurmay başkanı
  • Devlet Planlama Teşkilatı başkanı
  • Rehberlik Makamı’nın seçtiği iki temsilcisi
  • İstihbarat,İçişleri ve Dışişleri bakanları
  • Gerektiği zaman ilgili bakan ve ordu ile Devrim Muhafızları’nın en üst dereceli komutanı

Yüksek Güvenlik Konseyi kendi görevi çerçevesinde “Ülke Güvenlik Konseyi ve Savunma Konseyi”gibi yan komiteler kurar ve bu yan komitelerin başkanlıkları, Cumhurbaşkanının ya da Yüksek Güvenlik Konseyi üyelerinin birinin uhdesindedir ve bu husus Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilir.

Yan komitelerin görev ve yetkilerinin sınırlarını kanunlar belirler ve bunların teşkilatı Yüksek Güvenlik Konseyi’nin onayından geçer. Yüksek Güvenlik Konseyi’nin kararları rehberlik makamının onayından sonra icra aşamasının gelir.

Ondördüncü Fasıl
Anayasa’daki düzenlemeler
Yüzyetmişyedinci Madde

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’ndaki düzenlemeler aşağıdaki şekilde zaruriyet dahilinde yapılır.

  • Rehberlik makamı, Nizamın Maslahatını Teşhis Komisyonu ile danıştıktan sonra Cumhurbaşkanına yazılı bir direktif verme süretiyle, islahı gereken ya da anayasaya eklenecek maddeleri incelenmesi için Anayasayı Düzenleme Şurası’nın aşağıdaki şekilde toplanmasını ister:
  • Denetim Şurası üyeleri
  • Üç(silahlı kuvvet)başkomutanı
  • Nizamın Maslahatını Teşhis Komisyonu’nun daimi üyeleri
  • Uzgörüler Meclisin’den 5 üye
  • Rehberlik makamı’nın seçtiği 10 kişi
  • Kabineden üç kişi
  • Yargı Gücü’nden üç kişi
  • İslami Şura Meclisi temsicilerden on kişi
  • Üniversitelerden üç kişi

Bunların seçimi, işleyiş biçimleri ve şartları kanun tarafından belirlenir.

Şura’nın kararları, rehberlik makamının onayı ve imzasından sonra,genel oylamaya sunulmalı ve oylamaya katılanların büyük çoğunluğunun  kabul oyunu almalıdır.

Anayasanın ellidokuzuncu maddesine ilave edilen  ek ile Anayasa’nın düzenlenmesinde halkın görüşlerinin alınması gerekli değildir.

Sistemin İslami oluşu, tüm yasa ve kuralların İslami esaslara uygun olmasının gereği, İran İslam Cumhuriyeti’nin amaçları ve onun inanç esasları, hükümet şeklinin “Cumhuriyet” olduğu, ”Velayet-i emr’, İmamet-i ümmet ve hükümet idaresinin halkın oylarıyla olduğunun belirtildiği ve İran’ın resmi din ve mezhebini belirten maddeler değiştirilemez.

Hâkimiyet-i Milliye: Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor

0
Hâkimiyet-i Milliye: Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor
Heyet-i Temsiliye’nin Tamimi

1 – Yüce Allah’ın yardımıyla nisanın yirmi üçüncü cuma günü, cuma namazını takiben Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2 – Vatanın bağımsızlığı, yüce halifelik makamı ve saltanatın kurtarılması gibi en mühim ve hayatî vazifeleri yapacak olan Büyük Millet Meclisinin açılış gününü cumaya tesadüf ettirmekle adı geçen günün kutsallığından istifade ve açılıştan evvel bütün sayın mebus hazretleri ile kutsal Hacı Bayram Veli Camii’nde Cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından feyz alınacaktır. Namazdan sonra peygamberimizin kutlu sakalı ve kutsal sancak taşınarak özel toplantı yerine gidilecektir. Özel yere girmeden evvel bir dua okunacak kurbanlar kesilecektir. Bu törende cami-i şeriften başlanarak meclise kadar kolordu komutanlığınca askerî birliklerle özel düzen alınacaktır.

3 – Zikredilen günün kutsallığını pekiştirmek için bugünden itibaren il merkezinde Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenlemesiyle, hatim ve Buharî-i Şerif okunmaya başlanacak ve kutsal hatmin son bölümleri, berekete vesile olsun diye cuma namazından sonra meclis önünde okunup bitirilecektir.

4 – Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı şekilde bugünden itibaren Buharî ve şerefli hatimler okunarak cuma günü ezandan evvel minarelerde salâvat getirilecek ve hutbe okunurken Halifemiz ve Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin kutsal yüce adı anılırken Ulu Padişahımızın kendisi ve ülkeleriyle bütün uyruklarının bir an evvel kurtulması ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua edilecek ve cuma namazının edasından sonra da hatim tamamlanarak yüce halifeliğin ve saltanatın ve bütün vatan parçalarının kurtulması maksadıyla yapılan millî mesainin ehemmiyet ve kutsallığı ve her millet ferdinin kendi vekillerinden oluşan Büyük Millet Meclisinin vereceği vatan görevlerini yapmaya zorunlu bulunduğu hakkında vaazlar okunacaktır. Daha sonra Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selameti ve bağımsızlığı için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî tören yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra Osmanlı memleketlerinin her yerinde hükûmet konağı’na gelinerek meclisin açılışından dolayı resmî kutlamalarda bulunulacaktır. Her tarafta cuma namazından evvel uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5 – Bu bildirinin hemen yayımlanıp dağıtılması için her vasıtaya müracaat olunacak ve hızla en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün örgüt ve kurumlarına bildirilmesi sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak ücretsiz dağıtılacaktır.

6 – Tam başarı için büyük Allah’a yakarılacaktır.

Heyet-i Temsiliye nâmına:
Mustafa Kemal

Lozan’a İlişkin İsmet İnönü’nün TBMM’de Yaptığı Konuşma

0
Lozan'a İlişkin İsmet İnönü'nün TBMM'de Yaptığı Konuşma
Lozan Barış Antlaşması’nın TBMM Görüşmelerinde Dışişleri Bakanı İsmet İnönü’nün yaptığı konuşma

Muhterem arkadaşlar! 1914 senesinde infilak eden Harbi Umumiyi Türkiye için tasfiye eden Muahedename ve senedatı düveliyeyi Huzuru Alinize takdim ettim. Derhatır buyurursunuz 1914’te Harbi Umumi infilak ettiği zaman bütün milletler meçhuliyet karşısında, endişei hayat ile ve endişeyi ferda ile düşünüyorlardı. Hiç şüphesiz Osmanlı İmparatorluğunun ciddi mehalik karşısında bulunduğunu sahibi idrak ve insaf olan hiçbir kimse reddedemezdi, bu kadar mahmul ve meşbu bir endişe içinde Osmanlı İmparatorluğunun intihabedeceği vaziyet ve en muvafık olan fikir ve tedbir ne idi? Bu daima şayanı tetebbu ve şayanı münakaşa bir zemindir. Ben bugün bu zemine girmeyi arzu etmiyorum, bir faidei ameliyesi yoktur. Hepimiz derhatır ederiz ki: 1330’daki Osmanlı İmparatorluğu zimandarını bu büyük vaziyetin tedbirini harbde bir tarafa iştirak ve iltihakta bulunmuşlardır. Esası münakaşa etmemek hakkındaki kararımı muhafaza ediyorum. Bununla beraber Harbi Umuminin birçok safahati tetkik olunmalıdır. Atiye mucibi intibatı olmak için lazımdır. Evvela Harbi Umumiye tarzı duhulü hiçbir zaman şayanı tenkid olmaktan kurtulamaz. Her millet Harbi Umumiye hayat ve memat mücadelesi olduğunu samimem ve cidden bilerek karar vermiştir. Hayat ve memat mücadelesine karar vermek bir kimsenin, bir heyetin hakkı değildir. Bu; milletin bizzat verebileceği bir karardır. Bu kadar büyük hadisat milletin karşısında emrivaki olarak bulundurulamazdı. Arkadaşlar. Harbi Umuminin cereyanı da baştanbaşa medarı ibrettir. Kemali esaf ve elemle derhatır etmeliyiz ki gunagün suiistimalat baştanbaşa memlekette bir sistem, bir meslek haline gelmiştir. Hepimiz biliriz ki kendi hudutlarımızı ve kendi vatanımızı müdafaa etmeye zaten kifayet etmiyen evladı vatan: Vatan haricinde heder edilmişti.

Arkadaşlar! Bu toprağın evlatlarının kanı ecnebilerin yeddi tasarrufunda idi. Ecnebiler bu memleketin en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün siyasetine en kuvvetli bir salahiyetle nüfuz ve hulül etmişlerdi. Sahibi izan ve insaf hiçbir kimse Osmanlı İmparatorluğunun artık bir mevcudiyeti hâkime ve müstakille halinde bulunmadığına zerre kadar şüphe etmiyorlardı. İdarei memlekette milletin kendi iradesi ve ihtiyarı tamamen insilabetmiş idi. Halbuki arkadaşlar bu vaziyette fert için olduğu gibi millet için, memleket için de kendi irade ve ihtiyarı en büyük kuvveti ve en kuvvetli medarı istinad olur. Eğer irade ve ihtiyarına sahibolsa idiler o zamanki zimamdaran Harbi Umuminin safahatı esnasında tezahür eden fırsatlardan belki istifade ederlerdi ve memleketimiz için birçok felaketlere mani olmak şöyle dursun belki müttefîkleri için de daha müsait şeriati sulhiye elde etmesine medar olurlardı. Daima elemle ve teessürle düşüneceğimiz bu sahafât hiçbir zaman gözümüzün önünden ayrılmamalıdır. Büyük bir hadisei tarihiyeyi tasfiye ediyoruz.

Muhterem efendiler!

Mütarekeden sonra geçen safahat için alamınızı, ıztırabınızı tahrik etmek istemem. Çok mevani ve müşkülata maruz kalmışızdır. Bundan bahsedişim, bilhassa siyasî bir noktayı kendi telekkiyatı milliyemiz noktayı nazarından nazarlarınızda tebarüz ettirmektir. Eski sistemi bu hareketlere sevk eden bir sebebi asli, bir siyaseti asliye vardır. Bu siyaseti asliyeyi müsaade ediniz iki cümle ile ifade edeyim: İster Mutlakiyet devrinde, ister Harbi Umumi devrinde ve isterse ondan sonra olsun ekseriyetle Osmanlı İmparatorluğunun dahili idaresi için şiari; milletin murakabesinden kendisini kurtarmaya çalışan, milletin murakabesine karşı ıztırap hisseden bir Mutlakiyet idare fikri idi. Şekil ne olursa olsun -Osmanlı İmparatorluğunun- ruhunda daima bu kalmıştı. Dahilde her türlü murakebeden azade kalan bir Mutlakiyeti idare fikri; idarei dahiliye siyasetini teşkil ediyordu. Harici siyaset ise ister dostluk, ister ittifak, ister her hangi bir nam altında olursa olsun intihabettileri bir devlete karşı nihayetsiz bir teslimiyet ile ifade olunabilir, Mütarekeden evvel ekseriyetle vaziyet bu idi. Mütarekeden sonra vaziyet ekseriyetle bu oldu ve Osmanlı İmparatorluğunun bütün ananatında yerleşen sistem ve haleti ruhuye budur. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümetiyle tecelli ve devam eden siyaseti milliye; bu arz ettiğim eski siyasete taban tabana zıttır; zıddı tam ve zıddı mutlak halindedir. Biz dahilde idarei Hükümeti milletin bilakaydüşart murakabesi altında bir idare, daha vazih bir tabii ile milletin kendi işini bilfiil idare etmesi şeklinde bir idare anladık ve o sistemi takibettik. Harici siyasette şiarımız evvela temas edeceğimiz her hangi bir Devlete karşı kendi mevcudiyetimizi müdrik ve tam müstakil ve menafiimize tamamen sahip bir vaziyet almak suretinde telakki ettik… En müşkül zamanlarda diğer devletlerle tesis ettiğimiz münasebat ancak bu suretle ifade olunabilir. (Alkışlar) Atiyen takibedeceğimiz münasebat ve fesis edeceğimiz dostluklar ve her guna revabıtta dahil evvelemirde Türkiye’nin ve Türk milletinin hüviyeti müstakillesi, mevcudiyeti tamamen muhterem ve muteber midir? Bunu bir noktai azimet ve bir noktai temas addedeceğiz. Bundan sonra başlıyan münasebat hakiki ve maddi bir surette ve mukabil bir şekilde olmak üzere devam edecektir. Siyaseti hariciyemiz, şekli idaremizin doğduğu günden beri bu oldu ve ilamaşallah ve ilelebet bu olacaktır. Onun için Heyeti Aliyenize takdim ettiğimiz muahedatta mukaddime olarak bu münasebatın devletlerin istiklâl ve hakimiyetine hürmet esasına riayet vücubunu mülahaza ederek yapılmış alduğu zikrediliyor. Bu bir tesadüf ve bir lafız değildir ve mukaddes bir (ideal)’e behemehal, vasıl olmak için yüriyen bir milletin istihsat eylediği bir viziyet ve neticedir. Tevarüs ettiğimiz Osmanlı İmparatorluğunun şimduye kadar akdettği mukavelat ile bu mukavelat arasında esaslı bir fark ve büyük bir tefevvuk bu mahiyettedir.

Efendiler!

Elimizdeki vesaik bir mücadelei siyasiye devrinin netayicidir. İstiklâl Mücadelesinin mücadelatı harbiyesi bittikten sonra mücadelatı siyasiyesi başlamıştır. Bu mücadelatı siyasiye hakikatı halde Mudanya Mütarekesinden başlar. Mudanya Mütarekesi günlerinde milletimizle bize muhasım olan milletler arasındaki vaziyeti siyasiye ve halen ruhiye şu tarzda ifade olunabilir. Bir suretle tesfiyesi ve tatmini kabil olmıyan bir emniyetsizlik vardı. Uzun senelerin hadisatı her hangi bir teması siyasi için büyük bir emniyetsizlik vücuda getirmişti. Emniyetsizlik, yekdiğerinin her hangi bir sözüne ve imzasına emniyetsizlik medarı hayat mıydı? Ve bu mücadele nihayet bulmayacak mıydı? Avrupa’da ve bizim memleketimizde müfritler vardı ki, bu siyaset yolunu hiç açmaksızın, başlanan silah hareketi nihayetine kadar yürütmek istiyorlardı. Bunun nihayeti yoktu. Silah hareketi nihayet bir noktada durmak lazımdı. Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu noktada kati bir nüfuzu nazar ve kati bir karar ile tedbir aldı. Evet bu vaziyeti askeriye içinde milletlerle siyasî temasa girmek ve siyasi ahitler imza etmek mümkündü ve muvafıktı. İşte böyle selim bir his ile malumunuz olan mütarekename imzalandı. 0 günden itibaren Muahedenameyi imzalayıncaya kadar, mülahaza ve kararlarında vuzuhu olmıyan müfritler Mudanya Mütarekesinin hata olduğunu iddia etmişlerdi. Muhti kendileri idi. Bu hatayı bugün kuvvetle tebarüz ettiren netice göz önündedir. Mudanya Mütarekenamesini yapmıyarak harekatı askeriye ile istihsal edebileceğimiz araziyi bir damla kan akıtmaksızın ve bir taşı yeniden devirmeksizin tamamen istihsal etmiş oluyoruz. Ancak Mudanya Mütarekesiyle ihdas ettiğimiz mevkii siyasidir ki, ondan sonra sekiz, dokuz ay süren büyük bir konferansın müspet bir hedefe yürümesini muciboldu.

Arkadaşlar!

Lozan Konferansı milletimizin Avrupa ortasında davet olunduğu büyük bir imtihandır. Mübalağa ad buyurmayınız, acaba uzaklardan sesini işittiğimiz Türkiye medeni alem ortasında ve günagün müşkilat içinde vazıh ve sarih olarak davasını teşrih ve müdafaa edecek bir seviyei medeniye ve bir seviye-i siyasiyede midir?Acaba gördüğümüz manzara Anadolu dağlarında şu veya bu tesadüfün, muhasımlar tarafından irtikabolunan şu veya bu hatanın tesadüfi neticesi midir? Yoksa müspet ve muayyen bir hedefe doğru bir milletin bütün kuvvet ve menabii ile vakfınsederek behemahal istihsali gaye için giriştiği bir mücadele midir? Bunun imtihanı idi. Türkiye Lozanda bugün cihanı idare eden heyetlerin, mücerren, ilim ve irfan ile mütemayız, vazifelerini ifa için ciddi bir surette yetişmiş ve çalışmış mümessilleriyle karşıkarşıya geldi. Bütün heyeti murahhasalar kendi memleketlerine karşı vazifelerini ifa etmek için büyük gayret göstermişlerdi. Bunu takdir ile yad etmeyi bir vazifei kadirşinasi addederim.

Heyeti Murahhasamız ki, ben onun min gayriliyakatin riyasetiyle mübahiydim. Hükümetimiz ve Meclisimiz tarafından itina ile intihabolunmuştu. Sizin huzurunuzda ve milletin muvacehesinde ve muvacehei alemde, muharebe meydanında bir asker gibi gece gündüz samimi bir hissi vazife ile çalışmış olan, her günâ müşkülata galebe için maddî ve manevi bütün kabiliyetlerini sarf etmiş ve şahsi her türlü endişeden azade olarak sırf vatanın tevdi ettiği vazifeyi ifa etmek için bezli vücudetmiş olan Heyeti Murahhasa arkadaşlarımı lisanı hürmetle yad ederim.(Alkışlar) Dünyanın her yerinde birçok muahedat yapa yapa yalnız ilimde değil, tecrübeleri sayesinde de mühim bir mevki kazanan mütehassıslarla bizim mütehassıslarımız ve müşavirlerimiz karşı karşıya geldiler. Fenni ve ilmi noktai nazardan dahi düşünülecek olursa bu ağır bir vazife idi. Murahhas olarak vazife almış olan Hasan Bey’in kendisinden pek çok istifade ettim ve samimi bir müzaheret gördüm-ve bilhassa murahhas olarak beraber çalıştığım Dr. Rıza Nur Beyi tevkırla yâd etmek isterim (Alkışlar)

Arkadaşlar!

Günagün tesirat altından yalnız ilim ve vukuf ve tecrübe kâfi değildir. Fevkalade bir metaneti asap lazımdır. Hakikaten bir (ideal)’e hizmet lazımdır. Fevkalade bir feragatinefs hissi ile yekdiğerine eklenmek ve yekdiğerine samimi bir müzaheret göstermek lazımdır. Arkadaşlarımdan ve bilhassa Rıza Nur Bey’den bunu gördüm. Dr. Rıza Nur Bey Türk Heyeti Murahhasası içinde başlıca medan muvaffakiyet olmuştur. Millete bunu söylemek vazifemdir. Nasıl bir kıtai askeriye muntazaman ve bir disiplin ile ifayı vazife ederse arkadaşlar da tamam bir feragatinefs ile reislerine merbut olduklarını bütün cihan nazarında göstermişlerdir. Bu hal büyük mücadelede muvaffakiyetin başlıca bir esasıdır.

Arkadaşlar!

Bir vazifei esasiyeyi ifa etmek için şunu da söylemek isterim. Gerek mücadelatı harbiye esnasında ve gerek sulh müzakeratı esnasında sevki kaderle ağır mesuliyetler altında bulundum. Ağır mesuliyetler altında memleketin hayatî menafiine taallük edebilecek ağır kararlar vermek vaziyetinde bulundum ve bunların hepsinde merkezi idareden aynı olarak ya düşman karşısında veya sulh müzakeratında olduğu gibi Avrupa ortasında idim,-siyasî tabir ile- siyasî muhassımlar arasında bulundum. Bu kadar ağır mesuliyetleri bimuhaba almak için ve bunların içinde en büyük müşkülat karşısında dahi hedefe karşı yürümek için malik olduğum menbaı kuvvet bilhassa Büyük Millet Meclisi Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşadır. (Alkışlar)

Arkadaşlar!

Yalnız şahsi bir minnet ve bir şükran ifade etmek için söylemiyorum, vazife ve iş noktai nazarından bir hakikati ifade etmek için söylüyorum. İnsan çok bunaldığı zamanda en muvafık tedbiri bulsa dahi behemahal o muvafık tedbirin daha büyük ve samimi birisi tarafından teyidedilmesine muhtaçtır. Büyük ve karışık vaziyetler içerisinde en büyük tedbir o kadar basittir ki, ekseriya onu bulmak çok müşküldür. Fevkalade karışık, dolaşık, bulutlarla mestur bir muhit içerisinde yol gösterecek bir isabeti nazar lazımdır. Bu isabeti nazarı gerek muharebe hayatında ve gerek sulh hayatında bize gösteren Mustafa Kemal Paşa olmuştur. (Şiddetli Alkışlar) Aldığım vazifelerde muvaffakiyet hasıl olduysa gerek harbde ve gerek sulhta başlıca âmil olarak Mustafa Kemal Paşayı muvacehei millette ifade ediyorum.

Sulh Muahedenamesi ve merbutu olan senedat hakkında, günlerden beri arkadaşlar birçok tenkidat yaptılar. Heyeti umumiyesi hakkında mücmel bir fikir vermek isterken arkadaşlarımın hitabelerinde temas ettikleri birçok nıkata da cevap vermiş olacağım, zannediyorum. Muahedename, hudutlarımızı tâyin ediyor. Cenup hududu, Ankara itilâfnamesiyle tayin edilen hudut, malumualinizdir. Hatiplerin gösterdiği veçhile birçok millettaşlarımızın bu hudut haricinde kalmış olması münakaşa götürmez bir hakikattir. Bu hudut için müteselli olduğumuz cihet sulh meselesidir, muahedename ile milletler arasında hakiki bir sulh yapmış olacağımız kanaatidir ve bundan fazla olarak Ânkara itilafnamesinde vaz’edilmiş olan ahkam bu konferansta da ayrıca teyid olunmuştur. İmza ettiğimiz ve meriyetini tanıdığımız ahkam için daha karar zamanında her hangi bir tereddüt ve endişe izhar etmeye hakkımız yoktur. Benim kanaatim odur ki, imza ettiğimiz sulh ile hakiki bir sulh yapacağız ve bu sulh ile milletler arasında yakın bir anlaşma hasıl olacaktır. Eğer bu intizarımız tahakkuk ederse gerek muahedename ve gerekse Ankara İtilafnamesi gibi elimizde bulunan senedat ile Cenup hudutlarında arkadaşlarımızın izah ettikleri esbabı endişe mündefi olacaktır.

Arkadaşlarım, Garp hududundan da mennuiyet göstermediler. Garp hududu haricinde birçok millettaşlarımızın kaldığını ve onların bugün de alâm ve ıztırap içinde bulunduğunuz söyledi. Bilirsiniz ki, Garp hududunda, bugün temin ettiğimiz huduttan başkası bizim Misaki Millimiz dahilinde değildi. Bizim Misak-i Millimiz dahilinde ifade ettiğimiz talep, Garbi-Trakya’nın ara ile tayin olunacak bir şekli idi, Hiçbiriniz bu muahedenamenin yektaraf ihzar olunmuş bir vesika olduğunu zannetmezsiniz. Elbette birçok esbab ve birçok iradeler tesadüf etmiş ve ortaya bir hasıla çıkmıştır. Efendiler, bu hudut içinde ve bu hudut haricinde bulunan millettaşlarımızın mukadderatı için istinadettiğimiz nokta sulhun hakikaten teessüs etmesidir. Eğer sulh hakikaten teessüs ederse, bizi bugün ıztıraba düşüren bütün esbab orada mündeti olacaktır. Garp hududu haricinde bıraktığımız millettaşlarımızın istirahatleri için muahedede teminat vardır, bundan başka Türk milletinin hassasiyeti de ayrıca bir kuvvet ve teminattır. Bundan fazla olarak benim kanaatim odur ki. Garp hududunda oradaki millettaşlarımızın huzur ve sükûn içinde yaşatılması ve o hudutlardaki komşularımızla aramızda daimi bir vesilei niza, bir vesilei ıztırap hadis olmaması, her iki tarafın menfaati iktizasındandır. Menfaatler bunu emretmektedir. Türkiye yine bu esbab ile Adaların aleyhimize üssü tahrik ittihaz edilmemesi için de mütesellidir. Türkiye göreceği asarı hulusu kemaliyle takdir edecektir. Bu itimat ile muahedatı imza eyledik. Her iki hudut için yapılan mülahazatı, yalnız şüphe ve endişeye istinadettirmemelidir. Gerçi şüphe ve endişe ekseri ahvalde medarı tedbir olur. Fakat daima medarı hayat değildir. Emniyet ve itimat ile tecrübe ve intizar, asıl unsuru hayat odur.

Hudutlar hakkındaki mülahazatı bitirmek için Irak ile olan huduttan bahsetmek isterim. Bilirsiniz ki, muahede, Irak hududu tahliyenin hitamından itibaren dokuz ay zarfında hallolunacaktır, diyor. Bu hudut hakkında çok münakaşat cereyanı etti. Konferansın bu safhasında şayanı kabul bir şekil bulunamadı. Nihayet Muahedenamede, bu hududun muayyen bir müddet zarfında dostane bir sureti halli ihtimali ifade edildi. Muahedenameye samimane hulul eden bir fîkri dostanenin tahakkuk etmesine ciddî bir mani olmasa gerektir. Bu hududun müzakeratına başlamazdan evvel milletlerle aramızda bulunan avamili zaruriyel hasmanenin mündefi olması ve dostluk münasebatının teessüs etmiş bulunmasının gelecek müzakeratı teşhil edeceğini ümidediyoruz.

Arkadaşlar!

Hudutlar üzerinde daha ziyade tevakkuf etmek istemem, eski Osmanlı İmparatorluğu aksamından olduğu halde hudutlarımız haricinde birçok dindaşlarımızı bırakıyoruz. Daima kemali fahir ile ve kemali saffet ile ilan edebiliriz ki bugün milli hudutlarımız haricinde kalan dindaşlarımıza karşı Türk Milleti gördüğünden daha fazla vefa ve samimiyet göstermiştir. (Bravo sesleri, alkışlar) En dar zamanlarda, hatta kendilerinden müşkilat gördüğümüz zamanlarda dahi onların selametlerini saffeti derun ile temenni etmekten başka bir gaye takibetmedik. Bugün de temennimiz kendi muhitleri ve milliyetleri dahilinde selamet ve saadet içerisinde yaşamalarıdır. Büyük bir İmparatorluğun inkısamı karşısında bütün cihana karşı yalnız kendi kuvvetiyle uğraşmaya mecbur kalan Milli Türkiye daha başka bir vaziyet alamazdı, ittihaz ettiğimiz zaruri hareket bu idi. Herkese ve herkese karşı vazifesini bihakkın ifa etmişlerin istirahatı vicdaniyesi ile çıkabiliriz.(Bravo sesleri) Muahedenamede akalliyetlere ait birtakım mevad görüyoruz.

Arkadaşlar!

Dahilî anasıra dair muahedede mevaddı mahsusa bulunması, Harbi Umumiden sonra galipler zümresinde bulunan birçok devletlerin de kabul ettiği bir sistem haline gelmiştir. Biliyorsunuz ki, Misaki Milli de bunu kabul etmiştir. İki noktayı nazarı dikkatinize vaz’etmek isterim: Evvela, galiplerin kabul ettiği maddelerden bir kelime fazla kabul etmemişizdir. Saniyen husule gelen şekli dahili, Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki günagün imtiyazat ile asla kabili kıyas degildir. Muahedelerde akaliyetler hakkında mevad bulunmadığı zaman, yani Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki akalliyetlerin vaziyeti adeta Devlet içinde Devlet gibi bir vaziyet idi. Fark çok barizdir. Bugün vatanın mevcudiyeti aleyhine bir vaziyet yoktur. Bundan tamamiyle müsterih olabilirsiniz.

Arkadaşlar!

Siyasi ahkam arasında bütün hatiplerin, tenkid edenlerin, tasvibedenlerin memnuniyetle kaydettikleri bir noktayı, kapitülasyonların ilgası noktasını bir iki sözle hikaye etmek isterim. Bu mesele başlıbaşına bir hadisei tarihiye addolunabilir.

Arkadaşlar!

Bazı devletlerle müttefik olarak kan döktüğümüz zamanlarda kapitülasyonlar konferanslarda mevzubahis olunca müttefiklerimiz hasımlarımızla beraber bulunuyorlardı. (Çok doğru sesleri) Kapitülasyonların Türkiye’den kalkması lazım geldiğini Sivastopol seferinden sonra Paris Muahedesi müzakeratında vadetmişlerdi.

Arkadaşlar!

Bütün memleketin mevcudiyetini girdaba düşüren Harbi Umumiye girdiğimiz zaman da zimamdaran bizi kapitülasyonları ilga ediyoruz ve ilga edeceğiz diye tatmin etmişlerdi. Mesele o kadar mühim idi. Size derhatır ettiririm ki: Harbi Umumiye henüz Türkiye girmemiş iken ve müttefikler Türklerin Harbi Umumiye girmesini esaslı bir amili müessir addederlerken bizim kapitülasyonları ilga ettiğimizi Almanlar, Avusturyalılar, Ruslar, Fransızlar ve İngilizlerle beraber protesto etmişlerdi. Mevzu o kadar büyük ve mühim bir hadisedir (Çok doğru sesleri) Arkadaşlar Harbi Umumideki müttefiklerimize kapitülasyonların ilgası için Harbi Umuminin neticesi tamamen meşkuk olduğu zamanlarda, yani 1916’da bizimle konuşmak yoluna girdiler. Ama biz evvela başladık kan dökmeye ve atimizle mukadderatımız tamamiyle meçhul bir safhaya girdi. HaIi harbin sebebi ilanı hala hallolunmadı.

Arkadaşlar!

Daha fazlası vardır. 1916’da Almanlarca kabul edilen kapitülasyonların ilgası keyfiyeti, nazari ve hayali idi: Hakikatte ilga ettirilememiştir. Kabul ettirilememiştir. Bunu bilirsiniz.(Doğru sesleri)Muahede imza edildi. Ondan sonra ellerine mektup verildi. Eğer diğer her hangi bir millete kapitülasyonların ilgası kabul ettirilirse kendiliğinden o müttefiklere de kapitülasyonların ilgası şamil olacaktır. Bu ne demektir? İlgayı dünyadaki devletlerin her birine ayrı ayrı kabul ve imza ettireceksiniz. Herhangi bir millet için bütün dünyaya ayrı ayrı dikte edecek kuvvei maddiye kabili tasavvur mudur? Demek ki, Harbi Umuminin gayesi olarak yapılan ilk ilan müttefiklere de kabul ettirilmedi. Harbin neticesi meşkuk olduğu zamanlarda ancak nazari ve hayali kuru bir teselli elde edildi. Sonra bugünkü vaziyeti düşününüz, Türkiye bütün cihan muvacehesinde davasını talebediyor. Sarih ve şüpheden azade olarak kati bir ifade ile kapitülasyonları ilga ettiriyor. Bu Türkiye’nin kendi evi içinde diğer herhangi bir millet gibi tamamen müstakil ve efendi olduğunu kabul ve tasdik etmek demektir.(Şiddetli alkışlar).

Muahedenamenin mühim bir faslına geliyorum. Ahkamı maliyesi, Muhterem efendileri Bilhesap Harbi Umumiden sonra olan muahedelerde (tamirat) namı altında umumi bir meselei maliyeye tesadüf olunur. Harbi Umumiden evvelki zamanlarda tazminat şekli altında ya defaten tesviye olunur veya mukassatan verilir, bir teamül mevcuttur. Bu ifade tamirat şekli altında mükellefiyeti maliye şeklinde gösterilmiştir. Biz iki türlü tamirat meselesi karşısında idik. Birisi müttefiklerle Türkiye arasında, diğeri Türkiye ile Yunanlılar arasında. Bilirsiniz ki: Müttefikler Türkiye’ye karşı Harbi Umuminin mütareke ile fasıla bulduğu zamandan beri daima tamirat fikrini ifade etmişlerdir. Hatta Sakarya’dan sonra 26 Martta aldığımız notada dahi müphem ve umumi ifadelerle makul bir tazminat sözü zikredilmiştir. Hakikatı halde bu, mesuliyeti harbiye münakaşasından tevellüdettirilen ve tazminat istenilmiyor imiş gibi mevzuubahsedilen bir mükellefiyeti maliyedir.

Türkiye bu noktai nazardan konferansta mutalebat karşısında bulundu. İşgal masrafı ve tebaanın zarar ve ziyanı arasında tamirat parasını istediler. Meselenin hukuki bir noktai istinadı yoktur. İşgal olunan memleketler bizim memleketimizdir. Eza ve cefa gören ve tamirata ihtiyacı olan memleket bizim memleketimizdir. Hiç kimsenin memleketine gitmedik ve hiç kimseye tecavüz etmedik. Meselenin ciheti hukukiye ve ahlakıyesi böyle olmakla beraber mevcudolan meselei maddiye birçok devletlerin bizden tamirat namı altında para istemesi şeklinde tecelli etmiştir. Bu tamirat parasını maktu bir para şeklinde vazettiler ve bu maktu para uzun bir devrede her sene mukassatan 700 bin altın tediye olunacaktır. Bundan başka Harbi Umumî esnasında Almanlardan yaptığımız istikrazata mukabil karşılık gösterilmiş olan beş milyon altın da bize verilmiyordu.

Kezalik Donanma İanesiyle İngiltere’ye sipariş edilmiş olan gemiler bedeli de bize verilmiyordu. Vaziyet budur. Bize gerek gemiler bedeli için ve gerek Almanlardan istikraz ettiğimiz paraların karşılığı olan beş milyon altın için birkaç esbabı hukukiye serd ediyorlardı. Tâbii bu esbabı hukukiye bizim hakkımızı iptal edecek kudrette ve müdellel değildi. Elhasıl sulha varmak için nihayet meseleyi bitirmek lazımdır. Meseleyi bitirmek için atiye muallak hiçbir taahhüdü mali altına girmeksizin maziyi tasfiye etmek yolunu bulduk. Arkadaşlar! Tamirat meselesi Harbi Umumiden çıkan milletler üzerinde asıl medarı ıztırabolan noktadır. Ve bu kadar esaslı noktadan atiye bir para havale etmeksizin çıkıyoruz. Sizi temin ederim ki : Bir muvaffakiyettir.

Şimdi meselenin ikinci safhasını arz edeceğim. Yunanlılarla aramızda olan tamirat meselesini: Arkadaşlar! Yunanlıların memleketimizde yapmış olduğu tahribatı hiç kimse benim kadar yakından görmüş ve benim kadar müteellim olmuş değildir. Çok kuvvetli söylüyorum hiçolmazsa hepiniz kadar benim de, Heyeti Murahhasının da müteellim olduğunu kabul etmelisiniz. Hakikaten birçok ma’murelerimiz taş üstünde taş kalmayacak derecede yerlere serilmişti. Biz bu tamiratı bütün teferruatıyla nihayete kadar hesabettik:

Konferans ilk safhada inkıta ettiği vakit şekil şu idi : Müttefikler tamirat namı altında bizim Yunanlılardan talebettiğimiz parayı muhaceret sebebiyle Yunanlıların istediği para ile takas etmeyi teklif etmişlerdir. Biz bu kadar esaslı bir meselede, zulme uğradığımız sarih bir tecavüz içerisinde iki taraflı bir talep ihtimalini ne halen ve ne de atiyen mevzuu bahsedemezdik. Biz teklif ettik ki : Yunanlılarla aramızda olan tamirat meselesini halen bir sureti halle raptetmek kabil değilse sulhtan sonra iki devlet arasında dostane bir surette tetkik ve halledilsin aramızda ihtilaf olursa halli hakeme havale olunsun. Bizim bu teklifimiz, leh ve aleyhte bir karara iktiran etmeksizin konferans ilk safhada inkıta etti. Uzun bir fasıladan sonra ikinci safhada mesele yeniden mevkii münakaşaya girdi. İkinci safhada

Yunanlıların olan tamirat meselesi hiç olmazsa Yunanlılarla aramızda müzakerata devam veya inkıta kararını verecek bir ehemmiyeti mahsusa aldı. Bizim istemek mecburiyetinde bulunduğumuz para mühim idi

Yunanlılar da, bu mükellefiyeti maliyeyi kendileri için bir meselei hayatiye addettiler. Türkiye için ve mücadele uğrunda son mameleklerini düşman ayağı altında kaybetmiş olan elem zedeler için kabili istihsal bir habbeyi feda etmek hiç kimsenin haddi ve hakkı dahilinde değildir. Hiçbir kimse böyle bir şey düşünemez. Kabili istihsal olan ve karı zararından fazla olan bir tedbir varken ona tevessül etmeksizin her hangi bir lütûfkarlıkla kimse bir şey vermemiştir ve vermek hakkına malik değildir. Öyle bir vaziyet olsa bu büyük millet kendi hakkını şunun veya bunun elinde heder ettiremez.

Elhasıl Yunan tamiratı konferansta gayri kabili hal bir şekilde tecelli etti ve ameli tarzı halli ameli olarak derpiş etmek zamanı geldi. Hiç kimse, eminim şahsı naçizime karşı da olsa hiç kimse birçok zaferler içinde yürümüş ve pek büyük müşkülâtı muvaffakiyetle iktiham etmiş bir milletin Heyeti Murahhasasını eğer Yunan tamiratı bir müsademeye müncer olursa mahza müsademede muvaffakiyet görmediği için bundan içtinabetmiştir, diyemez. Türkiye’de müsademede ihtimali muvaffakiyet meşkuk olduğu için bundan ihtiraz etmiş değildir. Biz, konferansta tamirattan dolayı Yunanlılarla müsademe olursa müsademeyi kazanmak muvaffakiyetinde hiçbir zaman şüphe ve endişe etmedik. (Bravo sesleri) Arkadaşlar! Eğer herhangi bir meselede muharebeden içtinabederek bir karar verdik ise bir defa hakikaten milletin menafiine muvafık bir sulha vasıl olmak vazifei asliyemiz olduğundandır. Bir de müsademenin bedeli maddisini behemahal tayin etmek lüzumundadır.

Arkadaşlar!

Muharebe mukaddes bir şeydir. Ve o (ideal) için yapılır. Ve o ideal yalnız manevi muvaffâkiyetlerle tatmin olunamaz: Behemahal maddi, müspet neticelere varmak lazımdır. Yoksa her hangi bir his için her hangi bir feveran için evladı vatanın kanı akıtılamaz. (Alkışlar) Hepiniz evlat yetiştirmişsinizdir. Yirmi beş yaşında bir gencin bir lahzada heba olmasına karar vermek için çok düşünmek lazımdır. Bu ağır bir mesuliyettir. Gerçi sırası geldiği zaman bir tane yirmi beş yaşındaki genç için değil, yüz binlerce adam için karar verilmiş, ağır mesuliyetler üzerimize alınmış, istihsali lazım bir hedefe varmak için kurban diriğ olunmamıştır. Ancak, daha bidayette akıtılacak kan ve istihsal edilecek netice behemahal mukayese olunmak lazımdır. Eğer Harekatı Milliyenin zahiren vasıtasız, neticesi meçhul safahatı içinde bir hareketi cüretkârane görenler olursa bundan büyük bir galatırüyet olamaz. Harekatı Milliyenin hiçbir safhasında hesapsız bir karar ve hesapsız bir cüret yoktur.(Yaşa sadaları, alkışlar) Eğer en vasıtasız, en müşkül zamanlarımızda zahiren ümitsiz zannolunan bir müdafaa veya bir taarruza karar vermiş isek bunu mahza gözümüz pek olduğu için, hercibadabad, diyerek vermemişizdir. Böyle bir kararı ancak, içinde bulunduğumuz vaziyete göre milletimizin talebettiği menafii maddiyeyi yegane temin eden tedbir o olduğu için vermişizdir. Kararlar hep birer muhassalai muhakemedir.(Bravo sadaları, şiddetli alkışlar)

Yunan tamiratı bir müsademeye müncer olursa bu müsademeyi kazanacağımıza şüphemiz olmadığını söyledik. Şimdi bu müsademeyi kazandığımızdan sonraki safahatı takibedeyim. Şarki -Trakya’da kazanacağımız bir meydan muharebesi muharebe meydanında arzu ettiğimiz milyarları bize temin edemezdi. Hiç kimse böyle bir şey düşünemezdi. O vaziyeti ta düşman payitahtına kadar idame ettirmek lazımgelirdi. Vaziyeti coğrafyası gözünüzün önüne getirmelisiniz. Bu yalnız Yunan meselesini değil birçok milletler meselesini de karşımıza çıkarırdı. Bu safhayı da geçiyorum. Arzu edilen neticeye kadar vardık. Ondan sonra da para yerine alacağımız bir muahede üzerindeki bir imzadan ibaret olabilirdi. Tamirat parası hiçbir kasada gelen galibe verilmek için hazırlanmış değildir. (Çok doğru sesleri), (Handeler) Arkadaşlar, imzayı aldıktan sonra son santimine kadar istihsal etmek için de hali harbi idame etmek lazımdır. Bunu hayal olarak söylemiyorum. Gözünüz önünde tecrübe vardır. (Doğru sesleri) Dünyanın dört köşesinde galipler mağluplarına namütenahi tamirat imza ettirmişlerdir. Bunu istihsal için hasımlarını son çakıya kadar silahtan tecridetmişlerdir. Galip milletler mi sulhün nimetinden müstefidoluyor, mağlup milletler mi istifade ediyor? (Bravo sesleri) Bu sistem sulh imza edildikten sonra dahi nihayete kadar hali harbi idame demektir.

Arkadaşlar!

Böyle bir hattıhareketi takibeden bir Hükümete, bir heyeti Murahhasaya millet o vakit ne diyecektir? “Tamirat namı altında daha şu kadar adam ve şu kadar masraf ettiniz. Getirdiğiniz bir satır yazıdan ibarettir. Bunu da alamıyorsunuz, yalnız alamıyorsunuz değil, almak cehit ve gayreti altında yeniden birçok teklifat ve yeniden birçok kan talebediyorsunuz:” Bunu diyeceklerdi. “Bu kadar vazıh bir nokta karşısında niçin yanlış kararverdiniz?” Milletin bihakkin bize hitabedeceği nokta bu idi. Nazarlarınızda kemali samimiyetle tavzih ettiğim nokta şudur ki Yunan tamiratı için kabili istihsal bir şey yoktu. Yalnız sühuletle kabili istihsal değil, düşünüldükten sonra kârı zararından fazla olan ve binnetice milletimizin memnuniyetini daha ziyade tevlidedebilecek olan her hangi bir sureti hallolsaydı vazifemiz bunu yapmak idi; milletimizin duçar olduğu ıztırabatı artırmamak ve zararı olduğu yerde tespit etmek için mantıkın gösterdiği doğru yolu takibetmek lazım idi. Biz de o tedbiri ittihaz ettik.

Huzurunuzda, muvacehei millette hesap veriyoruz. Eminim ki sahibi insaf ve idrak olarak, hissiyattan teverrüdederek düşünülürse milletin menafiine en muvafık olan tarz bundan başka bir şey olamazdı. Biz de onu yaptık. Meseleyi size basit ve vazıh şekilde ifade ettim. Bittabi Heyeti Celile bu vaziyetin melhuz ve gayrimelhuz birçok ihtilatatını da derpiş etmek lütfunda bulunacaktır. Mesaili maliyenin ikinci safhasına geçiyorum : Düyunu Osmaniye meselesi : Düyunu Osmaniye için söyleyeceğim sözleri, Heyeti Celileye rica ederim, bir gayrimütehassıs ağızdan işittiklerini daima derhatır buyursunlar. Arkadaşlarımdan bir de şu noktayı rica ederim ki gayrimütehassıs adam rakamları verirken son santime kadar bütün kuyudata tabi olmasını aramaz. Bir fikri umumi vermek için kaba rakamlar söyleyeceğim. Arkadaşlar! Düyunu Osmaniye meselesinin sergüzeşti bundan yetmiş sene evvel başlamıştır. Yani 1854’de başlamış. Takriben 70 senelik bir devredir. Evvela (1854)’ten (1874)’e kadar yirmi sene müddetle birçok istikrazat yapmışlar. Ondan sonra birçok muamelatı maliye olmuş. Tenzili düyun yapılmış, bir daha tenzili düyun yapılmış, Sonra (1890)’dan (1914)’e kadar istikrazat yapılmıştır. Bu ikinci bir safhadır. Takriben Devlet kasalarına bütün bu yetmiş sene zarfında (220) milyon lira kadar bir para girmiş bu müddet zarfında kasalarımızdan çıkan para (I70) milyon lira tahmin olunabilir. Harbi Umumi bidayetinde (140) milyon lira borcumuz varmış. Benim edindiğim fikir borç alan bir defa istikraz ettikten sonra mütemadiyen verir ve elli sene sonra hesabettiği vakit takriben istikraz ettiği vakitki kadar borcu olduğunu görür. Osmanlı İmparatorluğunun gerek Mutlakıyet ve gerekse Meşrutiyet ricalinin siyaseti maliyesi budur. Şayanı teessüftür. Mucibi elimdir, bize ağır yük yükletmişlerdir, Arkadaşlar! (70) seneden beri alınan bu paralarla yapılan yalnız Şark şimendiferidir. Elimizde ne kadarı var bilirsiniz.

AVNİ BEY (Cebelibereket) – Mütehassıs beylerin nazarı dikkatine!..

İSMET PAŞA (Devamla) – Konya ve Bandırma – Soma hattıdır ve bir de Konya ovasına sarf ettikleri para takriben (800) bin lira kadardır. (210), milyon lira para içinden takriben otuz milyon lirası umuru nafıa için sarf olunmuş demektir. Mabadı ne olmuştur? Yevmi ihtiyacat için bütçe açıkları kapatılmıştır, saraylar yapılmıştır, seferler açılmıştır. Devletin varidatı kifayet etmediğinden borcun faizi verilemeyen seneler olmuş, faizi verilmek için diğer birinden yeniden borç alınmıştır. İşte kasalara giren takriben 220 milyon liraya yakın bir paranın sergüzeşti budur. Borçların miktarı bittabi kasalara giren para değildir. Bilhassa 1854’ten 1874’e kadar olan istikrazlar içinde 32 kuruş alıp 100 kuruşa senet verdiğimiz istikrazat vardır. (Kahrolsun sesleri) Kırk, elli, altmış üzerine fii ihraç vardır. Binaenaleyh kabul olunabilir ki, 220 milyon istikraz için hakikatte laakal üç yüz elli milyon lira borçlu olmuşuz. Bu ağır şeraiti bize hazmettirmek için bize gösterecekleri her hangi bir mazeret ve medarı tesliyet yoktur Beş seneden beri yalnız ve yalnız kendi kudretimizle bütün cihana karşı mücadele ediyoruz. Yalnız kendi vesaitimizle mücadele ediyoruz. Düşününüz arkadaşlar; Çatalca’dan Edirne’ye kadar bir fişek atmadan yürümek için para bulamamışlar da Rejiden malumunuz olan ağır istikrazı akdetmişlerdir. Türk ricalinin arasında, bu safhai milliyeyi yaşadıktan sonra bunu kabul edecek bir izan bulunur mu? Bunu mazeret diye kabul eder miyiz?

RASİH EFENDİ (Antalya) – O ihtisası icabıdır.

İSMET PAŞA (Devamla) – Mütehassıslarımızdan bilhassa ricam şu idi ki : Bu toprakların başına musallat olan siyaseti maliye, mebdeinden nihayetine kadar hepimizin anlayacağı kaba rakamlarla, geniş hudut ile izah edilsin. Ati için medari kuvvet budur. Birçok yanlış yollardan, ancak geçenlerin suistimalatından mütenebbip olarak kurtulabiliriz.

Mazide olan seyyiat ne kadar ağır olursa olsun varislerin kendi mesuliyetlerini deruhde etmeleri zaruridir. Onun için Düyunu Umumiyei Osmaniyeyi Osmanlı İmparatorluğunun bütün varisleri arasında taksim etmek gayrikabili içtinap bir esası hukukidir. Biz bu inkisamdan Türkiye’nin uhdesine düşecek bari, hakiki ve fiili bir surette tayin etmeye çalıştık.

Arkadaşlar!

Bu da büyük bir meseledir. Osmanlı Hükümeti öteden beri inkisam ederken daima ayrılan yerlerin borç hisselerinden kurtulmak va’dini almış, fakat bu hiçbir zaman tahakkuk etmemiştir. Taksimi düyun mevzuubahsolduğu zaman Türkiye’ye ait olan borçlarını va’den değil, hakiki ve filli olarak taksim edilmiş olmasını bir noktai esasiye addettik. Elimizde bulunan muahedenamede bu nokta tespit edilmiştir. Tasdi etmemek için, borç teferruatına ait bütün teferruattan bahsetmek istemem. Fakat bize orada çok ızdırap vermiş olan bir noktayı arz edeyim. Borç taksim olunurken, yalnız mürettebatı seneviye üzerinden taksim olunabilir, sermaye taksim olunamaz, esası dermeyan olunmuştu. Bu esasta çok mücadele ettik. Eğer bugün bu muahedede borçları sermaye üzerinden taksim edilmiş görüyorsanız, tesadüfen konuvermiş bir cümle, kolayca elde edilivermiş bir kayıt addetmeyiniz.

Konferansın bütün büyük mesaili gibi inkıtaa kadar son gerginliği vücuda getirdikten sonra istihsal edilebilmiş bir neticedir. Borcu sermaye üzerinden taksim edelim ve öyle bir usul bulalım. Türkiye’nin ne kadar borcu vardır – ki bizim tahminimize göre takriben doksan milyon lira kadardır – bu doksan milyon borç olduğu kendisine söylensin. Bunun maddeten gayrikabil olduğunu ileri sürdüler. Bunu söyliyenler karşımızda bulunan bittabi vazifeleri kendi memleketlerinin menfaatlerini temin etmekten ibaret olan zatlar değil, benim muavenet için zebanzedolan şöhretlerinden ve ihtisaslarından istifade için yanıma çağırdığım bu memleketin evlatlarıdır. (Kahrolsun sesleri) Düşününüz! Esaslı mesaili halletmek için Heyeti Murahhasamız ne kadar ızdırap ve müşkülat içerisinde kalmıştır. Buna rağmen hissiselim ve idrak galebe etti. Ve karşımızda olan mütehassıslar da hakikaten sermaye üzerinden taksimin kabili icra olacağını kabil ve tatbik ettiler.

Muahedename ile borçlarımız mazbut bir usul ve muayyen bir tarzda tamamen taksim edilecekti. Osmanlı İmparatorluğunun hududu millimiz haricinde kalan kısmının hissesi bizden tamamen izale olunuyor. Bazı hatipler borç taksimi esnasında niçin varidat nispetinde takdim edilmediğini ve niçin 1914’ten beri olan harb borçlarının da taksime dahil edilmediğini sordular. Borç taksim edilebilmek için ya varidat nispeti veya arazi nispeti esas ittihaz edilecektir. Her ikisi için leh ve aleyhte mülahazat vardır, umumiyetle mer’i olan varidat nispeti kabul edilmiştir. Bu konferansta bir meselei siyasiye olarak değil, mali ve hukuki bir nokta olarak kabul edilmiştir.

Arkadaşlar!

Yemen arazisinin hududunu ve Osmanlı İmparatorluğunun arazi dahilinde bulunan Veziretülarab’ın Rub’ulhali arazisini düşününüz, arazi mesahai sathiyesine istinadederek bunlara hisse vereceğiz. Binaenaleyh bütün borçlar rub’ulhaliye yüklenecek diyebilir miyiz? Harb düyununu taksime dahil etmemişiz. Bunda başlıca şunlar dahil olabilir : İstikrazı dahili yaptık, sonra elimizde tedavül eden Almanlardan aldığımız yüz elli milyon evrakı nakdiye vardır. Sonra birtakım düyunu mütemevvice vardır. Yalnız bunlar Osmanlı İmparatorluğunun Suriye ve Irak gibi aksamına taksim olunmamıştır Fakat Türkiye’de Harbi Umumi esnasında Almanlara yaptığı birçok harb borçlarından ibra edilmiştir. Eğer harb borçlarını Almanlara olan borçlarımızla beraber taksim etse idik hasıl olan netice takriben bugün hasıl olan netice olurdu.

Bizim Harbi Umumi esnasında Almanya’ya yaptığımız borçları Düveli müttefika kendi üzelerine aldılar. Ve Almanlarla imza altına alınmıştı ki, bunlar Düveli Müttefikaya devredilmiştir. Ve bu muahede ile Düveli Müttefika bize taahhüdediyor ki, o borçlardan Türkiye ibra edilmiştir.

Efendiler!

Düyunu umumiye meselesinin taksim safhasını arz ettim. Düyunu Osmaniyenin diğer bir safhası vardır ki, belki konferansın en ehemmiyetli meselelerinden biri addolunabilir. Tediye edeceğimiz senevi borç hangi para ile tediye edilecektir? Harbi Umumiden, evvel böyle bir mesele yok idi. Eğer istikraz mukavelatında, bu borç İstanbul’da bir Türk lirası, Paris’te yirmi iki veya yirmi üç frank, İngiltere’de şu kadar şilin tediye olunur denilmiş ise bu para alacak adamlara mahalli tediyeyi intihabedebilmek için bir sühulet fîkriyle konmuştur. Bunda hiç kimse şüphe edemez. Elbette bir hamil için İstanbul’da aldığı bir Türk lirası ile İngiltere’de alacağı şu kadar şilin arasında fark olsaydı böyle bir ihtiyara mana kalmazdı. Harbi Umumiden sonra bütün cihande (kur de şanj) denilen, belliye zuhur etti. Paralar müsavi değildir. Harbi Umumiden evvelki nispetler tamamen zirüzeber olmuştur.

Binaenaleyh mukavelat üzerine yazılan İstanbulda bir Türk lirası alacağıma, Fransa’da yirmi iki, yirmi üç frank alırım dediği zaman bir hamil hakikati halde İstanbul’da alacağı bir liraya mukabil Paris’te üç lira istiyor. Ve İngiltere’de sekiz lira istiyor demektir. Asıl mesele ise “Bu paralar altın olarak vaktiyle verilmiştir. Binaenaleyh bugün de altın olarak verilmek lazım geleceği iddiasıdır” Efendiler! Biz Harbi Umumiden evvel borç yaptığımız zaman altın veya evrakı nakdiye gibi bir mesele karşısında değildir, ve katiyen böyle bir mesele çıkacağını da hiç kimse düşünmemişti. Şu halde tediyeyi tayin etmek için yeni bir mesele hadis oldu. Eğer altın vereceksek doksan bir milyon lira borcumuz hakikati halde altı yüz milyon lira borç demektir. Biz meseleyi hakikî ve mali noktai nazarından kemali vuzuh ve hulus ile arz ettik. Biz bütün cihana müstevli olan bir beliyeyi asla musul olmadığımız halde Türkiye’nin hayatı mukabilinde yüklenemeyiz. Maddeten ve fiilen buna imkân yoktur. Meselenin ciheti nazariyesi her ne olursa olsun ciheti ameliyesi şudur ki, bizim yaşamımız için böyle bir beliyei maliyeyi biz yüklenemeyiz. (Alkışlar, bravo sesleri) Bu münakaşanın borcu tanımamak ve borcu reddetmek ithamiyle hiçbir münasebeti yoktur. Asla kendimizi böyle bir meselei ahlakiye karşısında kabul etmiyoruz. Borçlarımızı borç olarak tanıyoruz. Borcu, bizim için mümkün, her sahibi insafı akıl ve mantık dairesinde kabule sevk edecek olan bir esas dairesinde tediye edebiliriz. Malayutak bir teklifi bizim tatbik etmemize imkanı maddî yoktur.

Bu mesele konuşulurken tarzı tatbik itibariyle yeni bir safha hâsıl oldu. “Siz muamelatta esasen bu mukavele üzerinde nasıl yazılmış ise ve zımnen, mademki vaktiyle altın olarak alınmıştır, altın esası üzerinden tediye etmek mecburiyetini tanıyınız fakat herkes bilir ki, bu tanımak nazari ve lafzi bir şeydir. Tediye zamanı geldiği vakit hamillerin menfaati de borçlunun iflas etmemesiyle kaimdir. Borçlunun borcunu muntazaman tediye edebilecek bir vaziyeti hayatiyede bulunmasını düşünürler. Binaenaleyh tarzı tediye meselesinde anlaşılabilinir” denildi. Bu fikir ile sevk edildiğimiz nokta şu idi ki, bütçemizi, hesabatımızı, varidat ve hasılatımızı kamilen hamillerin önüne götürelim, izah edelim ve memleketin iktisadiyatı, memleketimizin menafii ancak şu tarzda tediye ile temin olunabilecektir, diyelim. “Mukavelatın mahiyetini tadil edecek bir taahhüdü siyasî olarak murahhaslar deruhde edemezler” esası müdafa olundu. Muhasımlarımız tarafından dermeyan ve telkin edilen esaslar bunlardır. Derhatur ediyorsunuz ki, bu fikirler Türkçe huruf ile memlekette neşrolunmuştur. Onlar da, demişlerdi ki, böyle hesap ve münakaşa olunur mu? Evvela hamillerin karşısına bütçemizle ve hesabatımızla gitmeliyiz. Elbette onlar da insaf ile tetkik edecek ve anlayacaklardır.

Heyeti Murahhasa yalnız muhasımlariyle değil, muhasımların telkinatını memleketimizin dahilinde neşir ve işaa edenlerle de mücadele etmiştir.

Muahedenamede altın tediye etmek fikri birkaç vesika ile izhar olunuyordu. Birisi borç, cetvellerinde para gösterilen her yere altın kelimesi yazılmıştı. Ondan sonra mukavelat üzerinde hamile verilen hakkı ihtiyar, yani ister Türk lirası, ister Frank, ister sterlin alabilmek hakkı ayrıca bir izahname ile teyidedilmiş, ondan sonra Muharrem Kararnamesiyle bilcümle istikraz mukavelatının muahedename derununda teyidedilmesi talebolunmuştu. Başlıca üç çeşit vesika vardı. Cetvelde paranın altın olarak yazılmış olması veyahut bir izahnamede hamilin istediği parayı alabilmesinin tasrihi yekden görülüp anlaşılacak bir meseledir. Fakat Muharrem Mukavelenamesinin veyahut diğer mukaletanı teyidi hakkında karşısında bulunduğumuz talep tediye akçesinin cinsini sarahaten ifade etmiyordu.

Evvela muahedede madde şeklinde vukubulan, sonra bir beyaname şekline irca olunan bu talep hakikati halde tediye olunacak akçe meselesine de zımnen taalluk ediyordu. Bunu görür görmez tahmin etmek benim gibi bir gayrimütehassıs için talebolunur bir kudret addolunamaz. Bu, mesaili maliye gibi büyük bir meselei hayatiyede erbabı ihtisasın bütün kabiliyetinden istifade etmek için Heyeti Murahhasamız haricindeki mütehassısları da Düyunu Umumiye ile münasebetleri ve tecrübeleri sebebiyle kemali safvetle etrafımda topladım. Böyle bir beyanname vermek tediye olunacak akçenin cinsi hakkında Türkiye’yi taahhüt altına alır diyebilecek vaziyette bulunanlar bunu bana dememişlerdir. İhtisasları mı yoktu? İhtisasları varsa vaziyetleri kabili izah değildi. (Çok doğru sesleri)

Hulasa arkadaşlar, borcun cinsi hakkında vehmile takibettiğimiz noktai esasiye o kadar hayati idi ki, şu veya bu tedbiri hiçbir zaman kafi görmediğimiz için talebolunan beyanname veyahut tediyat, tediye edeceğimiz akçenin cinsi hakkında bizi bir taahhüde vazeder mi? Bunu kemali vuzuhla konferansta alenen arz ettim, bir şey istiyorsunuz ve diyorsunuz ki, “Bunun içinde tediye edeceğimiz akçenin cinsi kasdedilmemiştir” bu, böyle midir? Öyle ise beyannamede; bu maksadı, bu ifadeyi sarahaten zikredelim, diyellm ki, “Mukavelat…… İlahirihi ama, onun içerisinde altın tediye etmek veya İsterlin tediye etmek kasdedilmemiştir.” Türkiye’nin bütün atisine ve esbabı hayatiyesine taalluk eden bir meselei esasiye üzerinde bulunuyoruz. Nihayet tarzı tediye meselesi bütün alemde mevzuubahsolan kuponlar meselesi şekline girdi. Bizim vaziyetimiz bidayette arz ettiğim gibi dürüst ve vazıhtır. Biz yükleneceğimiz borçların altın veya sterlin olarak tediyesi hususunda hiçbir taahhüt alamayız. Maddeten böyle bir tediyeye girişmek imkanına malik değiliz. Muktedir değiliz. Bir (kur de şanj) beliyesi hasıl olmuş ise bunun mesuliyeti maddiyesini Türkiye deruhde edemez. Bizim daima ısrarla takibettiğimiz noktai esasiye budur. Nihayet konferansın atisi hakkında cidden endişe verecek birçok buhranlar hâsıl olduktan sonra vaziyet şudur ki, muahedede yapılan cetvellerden altın kelimesi çıkarılmış, hamile Türk lirası, Frank veya İngiliz lirası almak ihtiyarının ahden teyidini gösteren izahname çıkarılmıştır. Mukavelatın ve Muharrem kararnamesinin teyidi hakkındaki talep ki biz onun zımnında paranın ne cins ile tediye olunacağı tehlikesini de görmüş idik. Bu talepde geri alınmıştır. Murahhaslardan aldığımız zaman tarafeynden noktai nazarlar vazıhan ifade olundu. Biz de beyan ve ilan ettik ki, hamillerle müzakeratımızda bu müzakeratın noktai azimeti altın veyahut isterlin tediye etmemek esasıdır. Bu noktai azimetten sonrasını müzakere edeceğiz

Muahedenamenin bundan sonra ahkamı iktisadiyesi gelir. Ahkamı iktisadiyede başlıca istihdaf olunan nokta Harbi Umumiyle inkıta eden münasebatı iktisadiyeyi tasfiyeden ibarettir. Münasebet inkıta ettikten sonra tarafeyn tebaaları memleketten ayrılmışlar veyahut memlekette kalmışlar. Birtakım tedabire maruz olmuşlardır. Elbette bunların malları iade olunacaktır. Kendisine bunlara ait zarar ve ziyan tazmin edilecek değildir. Çünkü bu nevi matalip tamirat meselesiyle halledilip bitirilmiştir. Mukavelat, müruruzamanlar vesaire gibi münhasıran hukuki ve iktisadi olan birtakım mesail vardı ki, yeniden münasebet tesis edilirken bu münasebatın tasfiyesi zaruri idi. Bu zeminde vazedilmiş olan Muhtelif Mahkeme, muhterem hatiplerin ifade ettiği gibi memleketin hakkı kazası ile vesairesiyle ve her hangi bir suretle münasebettar olan bir teşkilat değildir. Bu muhtelif devletler tebaasının yeniden tesisi münasebat ettikten sonra mallarını iade etmek eski mukavelenamelerin meriyeti ve şeraiti meriyetinde ihtirafatı süratle hal için tayin edilmiş hakemlerdir, öteden beri bu kabil hakemlerdir, her memlekette kabul olunagelmiştir. Beynelmilel mesailin gittikçe hakemler vasıtasiyle hallolunmasına temayül görüldüğü malumunuzdur.

Hülasa hakkı kaza noktai nazarından Muhtelit Hakem mahkemelerinden endişe etmeye hiçbir sebep yoktur. Eski miraslardan Beynelmilel Sıhhiye İdaresinin lağvolunması da elimizdeki Muahadenamenin hututu barizesinden ve esaslı muvaffakıyetlerinden biridir. Ondan sonra arkadaşlar, üseranın iadesine ve mezarlıklara ait birtakım ahkam vardır ki, üseranın iadesine aidolan ahkam her muharebeden sonra yapılan mutat bir muameledir. Mezarlıklara ait vaz’edilen ahkâm ise hâkimiyet ve mevcudiyet noktai nazarından mucibi endişe olmayan bir mahiyettedir. Bunu muhtelif memleketler birbirinin arazisinde yapmışlardır. Ve bizim tarihimizde ve ananatımızda vardır. Bilirsiniz İstanbul’da İngiliz mezarlığı vardır. Herhangi bir suretle bu mezarlıkların bizim mevcudiyetimiz için bir tehlike teşkil edeceğini zannetmek makul değildir ve hiçbir sebep yoktur. Muharebe meydanlarında ve Osmanlı İmparatorluğunun aksamı üzerinde bıraktığını yerlerde bizim de aynı suretle mezarlık tesis ederek eslafimiza hürmetimizi ve şükranımızı sureti daimede ifa etmek hakkımız vardır.

Sulh Muahedenamesinin hututu umumiyesi hakkındaki maruzatımı şu tarzda yeniden hülasa etmeme müsaade buyurunuz. Bizim elimizde bulunan Muahedename Harbi Umumiden sonra gördüğümüz muahedenamelere yakından veya uzaktan bir müşabehet iraeetmez.

Arkadaşlar!

Harbi Umumiden sonraki muahedatta birtakım yeni esaslar vardır ki, asıl bu esaslar arazi tebeddülatı ve arazi felaketlerinden kat kat ağır netayiç tevlidetmiştir. Bunlardan birisi tamirat esasıdır. Harbi Umumiden sonraki muahedelerde tamirat esası görürsünüz. Bu, miktarı gayrimalum ve sureti tediyesi gayrimuayyen damii bir mükellefiyeti maliyedir, Bundan Harbi Umumiden mağlub olarak çıkan milletler müteessir ve muz tariptirler. Galibolan milletler de bir şey almış ve sulhun nimetinden isti fade etmiş vaziyette değildirler. Meselenin diğer milletlere ait ciheti bize taalluk etmez. Kendi muahedemiz noktai nazarından derim ki, böyle bir tehlikeli esas muahedenamemizde yoktur.

Arkadaşlar!

Harbi Umumi muahedatının esaslı bir barı da hakkı müdafaadan mahrumiyettir. Her müsademeden sonra veyi mağluplara diye ifade olunan ıstırabat bugün ağza alınmıyacak kadar ehemmiyetsiz ve mensi kalmıştır. Bugün mağlubiyeti hissettiren, elemi hissettiren bar, veyl silahsızlara diye ifade olunuyor.

Memleketin hayatını ve atisini temin edecek olan asıl vasıta hakkı müdafaanın bilakaydüşart mahfuziyetidir. Bu Muahedename bu noktai nazardan bizi bütün büyük ve galip milletler vaziyetinde bırakıyor. Bu, büyük bir noktadır. Hiçbir vesikai düveliye, bir milletin atisinin, teminini deruhde edemez. Millet atisini ancak kendi kudreti hayatiyesi ve azmi ile temin edebilir ve muahedatı mümzayayı kemali hulus ve dürüsti ile takibedebilmesi yeni vaziyetlere; yeni tehlikelere karşı tedbir alabilmesi iktidarı ile mümkündür. Bu da hakkı müdafaa ile olur. Hakkı müdafaa bizim Muahedenamemizde Türkiye için mutlak olarak tanınmıştır. Diğer muahedatın ağır bir noktası da Murakabe komisyonlarıdır. Mütareke zamanlarında şu veya bu mahalde velev ufak olsun her hangi bir ecnebi heyetin memleketin umuru hayatiyesini nasıl durduğunu hepiniz derhatır edersiniz. Bizim muahedemanemizde her hangi bir suretle bir murakabe derpiş edilemezdi ve Türkiye zaten bu esaslar için kıyam etmişti. Binaenaleyh bu esası da muahedename ile tespit ve teyidetmiş oluyoruz.

Diğer muahedenamelerin ağır olan bir noktası da ati için iktisadi veya ticari tahdidattır. Arkadaşlar! Bilirsiniz ki senelerden beri mücadelat içinde tamamen serbest olduğumuz halde hariçte birçok milletlerle tesisi münasebet edemedik. Ahden bağlıdırlar. Biz kendi muahedenamemizle Harbi Umumide galibolan müsavi milletler gibi taahhüdattan azadeyiz, bunu tevlideden bu muahedenamedir. Arz etmek istediğim getirdiğimiz muahedenamenin Harbi Umumiden sonra yapılmış olan muahedata yakından ve uzaktan bir müşabehet irae etmediğini göstermektir.

Bu muahedename milletlerin görüşerek yapabilecekleri bir sulh muahedenamesi addolunabilir. Bizim istediğimiz zaten bu idi. Her hangi bir cebir ve kuvvetle bize kabul ettirilmiş bir muahededen içtinabediyorduk. Müzakere ile, mücadele ile bu tarzda bir muahedenameye vasıl olabileceğimizi takdir ediyorduk. Netice bizim istediğimiz şekilde istihsal olunmuştur.

Lozan’da imza ettiğimiz vesaikten birisi boğazlar usulüne dair mukavelenamedir. Boğazların vaziyeti coğrafyası itibariyle ehemmiyeti mahsusası hiçbir zaman nazarlardan dur olmamıştır. Boğazlar için Harbi Umumiden sonra boğazların serbestisi tarzında yeni nazariyeler peyda oldu.

Bu nazariyenin sebebi vaz’ı iddia olunduğu gibi ( 1914)’e kadar açık bulundururken (1914)’te ahde muhalif hareket ederek boğazları kapamaklığımız değildir. Hakikatte (1914)’te memleketimizi müdafaa etmek boğazları kapamak, açmak, müdafaa etmek suretindeki hakkı tasarrufumuz ahden emin ve müeyyed idi. Ahde muhalif hareket etmedik. Bunu tavzih etmekle beraber boğazların serbestisi bir emrivaki olarak tahaddüs etmiş bir mesele idi. Meselenin Karadeniz ve Akdeniz devletleri için haiz olduğu ehemmiyet o kadar tebarüz etmiştir ki biz dahi Misakı Millimizde İstanbul’un ve Marmara’nın emniyeti mahfuz kalmak şartiyle boğazların ticarete ve Münakalatı Umumiyeye küşadını esas olarak kabul ettik. Misakı Millide kabul ettiğimiz bu esas hakikatı halde şeraiti cedidenin zaruriyatından idi. Düşünülemiyerek yapılmış bir fedakarlık tarzında ifade olunamaz.

Boğazların usulünü tayin etmek için olan müzakeratta birçok siyasetler tavazzuh ve tesadüm etmiştir. Türkiye bu siyasetler içinde Misakı Milli ile ilan olunan esasata sadakatini ve asıl kendi vazifesi olan Türkiye’nin mevcudiyet ve emniyetini vikaye etmek esasını takibettik. Serbestii mürur hazara ve sefere; ticaret ve harb sefinelerine aidolmak üzere muhtelif fasıllarda izah olunmuştur. Hakikatı halde serbestii mürur ile başlıca harb gemilerinin ve harb tayyarelerinin hazarda ve seferde müruru tanzim edilmiştir. Boğazlar meselesini başlıca bu noktalardan tetkik etmelidir. Çünkü ticaret için, boğazlar tahkim edilmiş ve kapalı addedildiği zamanda dahi bir memnuniyet yoktu. Boğazların açıklığı için imza ettiğim mukavelede; harb sefineleri için, havai sefineler için hazarda ve seferde şeraiti mürur tayin edilmiş bulunuyor. Biz Boğazlar Mukavelenamesinin halli esnasında muhtelif siyasetler arasında gerek dostluklarımızı muhafaza etmek ve kendi menafiimizi olduğu kadar dostlarımızın da menafiini muhafaza edecek bir şekli hal bulmak için yedikudretimizde bulunan mesaiyi sarf ettik. Hiçbir kimse veya heyet bize dürüst bir vaziyet takibetmemek ithammını serd edemez. Biz ihtiyacatı umumiyeyi temin etmek ve sulha varmak için bir noktai sabite üzerinde duramazdık. Bu meseleyi her halde halletmek icabederdi. Alakadar olan bütün milletlerin bugün vaz’ı imza etmiş olduğu bir mukavelename meseleyi beynelmilel nazardan tanzim etmiştir.

Şimdi Türkiye’ye taalluk eden nıkatı nazardan mülahazat dermeyan edeyim. Bizim boğazlar mukavelenamesinde deruhde ettiğimiz mecburiyet; gayriaskeri bir mıntıka ihdasıdır. Bihakkin denilebilir ki Türkiye, İstanbul ve boğazları, bu kadar mühim olan yerleri tahkimden feragat etmekle mühim bir şeyden feragat etmiştir.

Arkadaşlar!

Boğazlar üzerinde dökülen kanlar, münhasıran Türkiye’nin uğradığı bir tecavüzü defetmek için dökülmemiştir. Harbi Umumiyede eğer boğazları müdafaaya ve birçok kan dökmeye mecbur oldu isek Türkiye’nin dahil olduğu bir zümrenin müşterek menafiini müdafaa için mecbur olduk. Vakıa tecavüz doğrudan doğruya evvelâ Türkiye’ye müteveccih idi ve Türkiye vazifesini her zaman için şayanı iftihar olacak bir surette ifa eyledi. Âtiyen boğazlar üzerinde yeniden bir tecavüz vakı olursa Türkiye hakkı müdafaasını mutlak olarak muhafaza edecektir. Bitaraf kaldığımız muharebeler için geçmek ve gitmek bize taalluk etmez. Fakat Türkiye’nin dahil olduğu bir muharebede hakkı müdafaamızı istimal etmek bilakaydüşart temin edilmiştir. Buna derakap bir itiraz varidolabilir. “Fakat vakti hazarda müdafaa esbabı temin edilmemiş ise bu taarruza karşı ittihaz edeceğimiz tedabir de elbette noksan olur.” Bunun cevabı; bugün içinde bulunduğumuz vaziyettir.

Bugün İstanbul’u boğazları ta Meriç’e kadar alıyoruz. Bunu bize aldıran ve bu yerleri düşman elinden kurtaran İstanbul’da, Boğazlar’da ve Trakya’da tahkimat ve kuvvetimizin mevcudiyeti midir? Bugünkü vaziyet gerek İstanbul’un ve gerek Trakya’nın en iyi müdafaasının nasıl olacağını bize bedaheten göstermektedir. Anadolu’ya hâkim ve sahibolandır ki, boğazlar ve İstanbul onun malı olacaktır. Eğer başka türlü bir tertibe imkân olsaydı bugün imza ile o netice tespit olunmazdı. Bu, vaziyeti coğrafiyenin ve vaziyeti siyasiyenin ilcayı zarurisidir.

Osmanlı İmparatorluğu bütün menabi ve vesaitini boğazlar etrafında teksif ederek ve memleketin diğer yerlerini faaliyetten mahrum bırakarak İstanbul’u ve boğazları müdafaa etmeye çalıştı fakat kaybetti.

Yeni Türkiye, bütün kuvvet ve menabiinin mahalli sarfını tayin ve tanzim ettiği için İstanbul ve boğazların muhafazasını ilelebed temin etmiş oluyor. (Sürekli alkışlar)

Efendiler! Boğazların ve İstanbul’un ecnebi bir ele geçmesi nasıl tedabir ile kabili icradır? Elde bunu ifade eden tarihi bir vesika da vardır. Onun adını bilirsiniz. Boğazların ve İstanbul’un ecnebi bir elde bulunması için orada kudretten mahrum, lafzi bir Hükümet lazımdır. Bundan maada Anadolu’da ledelicap faaliyete geçebilecek bir ordu lazımdır. Bundan maada geri kalan Türkiye’de çakıya kadar silah bulunmamak lazımdır. Boğazları ecnebi eline geçirecek İstanbul’u ağyar elinde bırakacak fenni tedabirin heyeti mecmuası budur, bugün Anadolu’da Türkiye aleyhine kullanılacak ordu veya Devlet mi vardır? Türkiye hakkı müdafaasını sureti mutlakada muhafaza etmemiş midir? İşte bunların neticesi olaraktır ki, kendiliğinden İstanbul ve boğazlar sahibi aslisi olan Türkiye’ye iltihak etmiştir. Bugün vaziyet böyle iken Türkiye bütün cihan ile münferiden ve serbestçe tesisi sulh ve münasebat ettikten sonra tehlike nerede vardır? Tehlike oradadır ki, vatan, kendi dahilinde kudretten mahrum olmasın. Bugün haiz olduğumuz kuvvet muhafaza, tarsin ve ilaedilirse Garp hudutlarımız için İstanbul ve boğazlar için tehlike tasavvur etmiyorum. (Alkışlar)

İşte arkadaşlar! Boğazlar Mukavelenamesinin Türkiye’nin emniyeti noktai nazarından mahiyeti budur. En iyi bir sureti hal bulmak üzere son gayretleri sarf ettikten sonra meseleyi bu neticeye isal ettik.

Boğazlar Mukavelenamesinde başlıca muhassalai mesaimiz olan bir noktayı ayrıca ifade etmek isterim. Boğazlar Komisyonu teşkil ediliyor. Bu komisyon şekli aslisinde gerek ticaret ve gerek harb sefaininin müruru için ve gerek gayriaskeri mıntıkaya matuf tedabirin takibolunup olunmadığını murakabe için teşkil olunmuştu. Uzun ve çetin münakaşadan sonra bu Boğazlar Komisyonunun vazifesi sular üzerinde sefaini harbiye ve askeri tayyarelere hasrolunmuştur. Karada her hangi bir şekil altında murakabe hakkını bir ecnebi murakebe heyetine terk etseydik vaziyet hakimiyetimizle gayrikabili telif olurdu. Bu noktayı esaslı bir mesele olarak mevzuubahis ve müdafaa ettik. Netice şudur ki, boğazları mürur noktai nazarından açıyoruz. Geçecek sefaini harbiye birtakım hesabat ile tayin olunacak, komisyonun vazifesi Karadeniz ve Akdeniz devletlerinin kuvayı harbiyei bahriyesine mütaallik müşterek bir meseleyi takibetmektir. Maba’dı vazife tamamen İstanbul’un ve boğazların sureti mutlakada tahtı hakimiyetinde bulunduğu devlete aittir. Takibettiğimiz bu nazariye muahedede istihsal ve ifade olunmuştur. Bunda Türkiye için bir mahzur görmedik. Boğazlardan geçecek donanma en kuvvetli Karadeniz Devleti donanmasından fazla olmayacak. En kuvvetli Karadeniz Devletinin donanması senenin muayyen bir zamanında tayin olunacaktır. Komisyon geçen donanmanın hakikaten bu donanmadan aşağı ve yukarı olduğunu takdir ederek yol verecek. Niçin böyle bütün devletlere ait olan bir meseleyi Türkiye kendi mesuliyet altında olarak bütün devletlere muhatabolmak vaziyetinde kalsın? Türkiye beyhude münakaşat ve müşkülata neden katlansın?

Arkadaşlar!

Trakya hududuna dair olan Mukavelenamenin ruhu Trakya’daki hudutlarımızın tarafeyninden otuz kilometre mıntıkanın gayriaskeri bulunmasıdır. Tahkimat olmayacak garnizon bulunmayacak ve ila ahirihi bu tedbirin kabulü nedir? Hudutlar üzerinde baştanbaşa asker dizmek ve tahkimat yapmak kimsenin hatırından geçmez. Bu tedbirin esasını açık söylemek lazımdır. Bu Edirne üzerinde tahkimat bulunmamasını ve muhtemelen hem hudut memleketler tarafından Meriç vadisinde tahkimat yapılmamasını istihdaf eder. Biz Edirne üzerinde tahkimat yapmayı zaten düşünmüyoruz. Edirne’nin müdafaası bugün nasıl temin edilmiştir. Bütün dünya varken ve biz uzakta kalmış iken Edirne bizim elimizdedir.

Vaziyeti askeriye sarahaten gösterir ki, bu vaziyette bir kale yapmak ve tahkimatta bulunmak beyhude masraf ve külfettir. Bununla beraber devletler böyle bir tedbirin taahhüdettirilmesinde musir idiler. Noktai nazar şu idi : Biz Avrupa’ya ne maksatla geçiyoruz! Malumdur ki, bizim maksadımız hudutlarımız dahilinde komşularımız için ve bütün dünya için amili sulh ve huzur olmaktır. Eğer biz Avrupa’ya eskiden olduğu gibi bir fikri istila için geçiyorsak devletler ve Balkanlar için başka bir çare lazımdır zannolunuyordu. Bu noktayı vazıhan ifade etmekte bizim zararımız mı vardır, faidemiz mi vardır? Bizim faidemiz olduğuna kaniiz. Siyasetimizin gizli ve kapaklı bir noktası yoktur. Biz menabii kafi olan arazimiz içinde mevcudiyetimizi, terakkiyatımızı temin etmekten başka bir şey düşünmüyoruz ve atiyen Balkanlar’da Türkiye daima bir unsuru muvazenet ve amili sulh ve sükunet olarak ihtiram görecektir. Hulasa Trakya Mukavelenamesi ile maddi menafiimizden hiçbir şey kaybetmiş olmuyoruz.

Hudutları gayriaskeri bırakmakla memleketimizi tecavüze maruz bıraktığımız zannolunursa buna cevabım evvela yine bugünkü vaziyettir. Ondan sonra geçmiş seferlerdir. Trakya’nın mevcudiyeti hudut üzerinde yapılacak kalelere istinad ettirilemez. Nasıl baştanbaşa tahkimatsız olan memleketimizi istilaya düştükten sonra tamamen istirdat ve muhafaza etmişsek son zerresine kadar da tamamen muhafaza edebiliriz.

Arkadaşlar!

Bundan sonra İkamet ve salahiyet hakkında bir Mukavelenamemiz vardır. Bu mukavelename, bizimle imza eden devletlerle ilk yaptığımız mukavelenamedir. Yedi sene müddetle yapılmıştır ve tamamen mütekabiliyet esasına müstenittir. Ehliyeti şahsiye hususunda yektaraf olarak müsaadetta bulunduğumuzdan bahsolunuyor. Böyle bir mukavelenameyi şeraiti hazıra dahilinde vücuda getirmek için bizim zaten memleketimizde bulunan ecanip hakkında aksini düşünmediğimiz bir müsaadeyi yapmaya lüzum vardı. Aslolan noktalar, memlekette mevcudiyet için gerek tekalif, gerek ikamet ve gerek adliye noktai nazarından hayati olan noktalar tamamen temin olunmuştur.

Heyeti Celileye arz ettiğimiz vesaikten biri de Ticaret Mukavelenamesidir. Bu yeni esas üzerinde akdettiğimiz ilk yeni ticaret mukavelenamesidir. Arkadaşlar! Hatipler bu ticaret mukavelenamesiyle beş sene müddet zarfında faaliyeti ticariyemizin muattal olacağı endişesini izhar ettiler. Tabii bu ifade ile ticaret için mukavelenamesiz serbest bir surette yaşayalım, diye bir mana kasdetmemişlerdir. Mademki, milletler, aralarında ticaret yapacaklardır; bu bir mukaveleye rapdolunmak lazımdır. Ve mademki bir mukaveledir; elbette tarafeyn birtakım kuyudat ile kendilerini bağlamışlardır. Kabul ettiğimiz tarifelerimiz kendi tarifelerimizdir. Mücadelatı harbiye zamanında her kaydüşarttan azade olarak düşündüğümüz ve tatbik ettiğimiz tarifelerdir. Esas olarak bunlar nazarı itibara alınmıştır. Buna mukabil karşı taraflarla tabiî bu tarifeler üzerinde müzakere ve münakaşa edilmiş bazı emsal üzerinde itilafIar hasıl olmuştur. Gerçi mukabillerimizde bütün mevad üzerine böyle bir tarife tespit edilmemiştir. En ziyade mazharı müsaade millet muamelesi kabul edilmiştir. Bu esas, yalnız, bin meseleyi aynı zamanda halletmek için çalışan iki taraf arasında mesbuk değildir. Daha geçende her iztırahtan azade olan Fransa ve İspanya arasında da böyle mukavele yapılmıştır. Tarife yapmak muamelesi o kadar basit ve kolay bir şey değildir. Uzun zaman takip ve tetkika muhtaçtır. Temenni ederim ki, beş sene zarfında, beş senenin ikinci senesi ile üçüncü senesi arasında atiyen tatbik edeceğimiz bütün tarifeleri tamamen ihzar etmiş olalım.

Heyeti Celileye arz ettiğimiz en birisi Rum ve ahalinin mübadelesine dair Mukavelenamedir. Arkadaşlar! Gayrimuharip ve yerleşmiş ahalinin öteden beri alıştıkları araziden, muhitten ve şeraitten bilmecburiye, uzaklaştırılmalarından elbette teessür duyarız. Fakat husule gelen birçok hadisatın şeraiti mücbiresine galebe edemezdi. Bizim sun’umuz olmaksızım böyle bir teessür, bizim sun’umuz olmaksızın hadis olan vaziyetler birtakım anasırla beraber yaşamak imkanını da selbetmişti. Vaziyetin ibram ettiği çareyi kabul etmek mecburiyeti hasıl oldu. Bununla hulusu niyetimizin asırlardan beri halledemediği hastalığı esasından tesviye etmiş oluyoruz. Kazanmış olduğumuz menfaat şudur ki, Anadolu vatanı aslisi hemen hemen yeknesak bir vatan olmuştur. Memleketimize alacağımız ve muhaceret sebebiyle birçok iztırabat çekecek, millettaşlarımız gelip geçecek olan bu hali atiye ait derin mülahazat ile iktiham etmelidir.

Dahilde Hükümetçe kabili tatbik olan bütün tedabiri tatbik edeceğiz. Bütün bu tedabir ile beraber ıztırap ve rahatsızlık olacağını bilmek lazımdır. Çünkü gayrikabili içtinaptır. Kudreti beşer dahilinde değildir. Efendiler! Müteselli olduğumuz şudur ki, senelerden beri, hududu milli haricinde kalmış vatandaşların vaziyetleri mücerreptir. Bugün için, yarın için ve öbür gün için mukadder olan vaziyetten bütün kabiliyetlerini Anavatana hasretmek suretiyle kurtulmuş oluyorlar. Memleketin başka noktalarında, İstanbul ve diğer yerlerde bu mübadeleyi niçin tatbik etmediniz? diye bir itiraz varidolamaz. Mevzuubahsolan meselenin en iyi bir sureti halli için zamanında azami kuvvet sarf olunur. Fakat bir sureti hal üzerinde karar aldıktan sonra memleketimiz dahilindeki bütün anasır için vazifemiz maziyi unutturacak bir sükun tesis etmektir. Yeni Türkiye’nin hududu dahilinde kalacak olan bütün vatandaşlar yekdiğerleriyle itilaf etmesini bilerek bir vatan içerisinde huzur ve sükun içinde yaşayacaklardır. Buna katiyen itimadediyoruz. Bu itimadı Meclisi Âlinin tasdikine arz ettiğimiz muahedat içinde teşviş edecek hiçbir nokta yoktur.

Sivil mevkufinin ve üseranın iadesine dair takdim ettiğimiz vesika zaten mevkii tatbikta olan ve hemen bitmekte olan bir şeydir. Affi umumi Beyannamesi geliyor. Bunun ruhu on seneden beri hadis olan birçok mesaili bir defada hal ve teskin etmek arzusudur. Kuvvetli olan noktası budur. Elbette zaif olan noktası vardır. Bu affı umumi ile vatana karşı olan vazifelerini ihmal etmiş olan ve binaenaleyh her türlü mukaddes hissiyat muvacehesinde itaptan kendilerini kurtarmayacak olanların affı umumiden müstefidolmalarıdır, fakat affın başlıbaşına bir kuvveti ve bahusus geçmiş hadisatı tasfiye ederek mazinin silinmesi ve unutulması gibi evsafı yanmda mahzuru göze alınabilir. Affı umumiye merbut olmak üzere bir protokol vardır ki, bu da aftan istifade ettirilmeleri bütün hüsnüniyetimize rağmen tarafımızdan deruhde edilemiyecek olan 150 kişinin bu aftan istisnasını ifade ediyor. Çok hüsnüniyetle hareket etmekle beraber çok hadisat olmuştur ki, hadisatın tekerrüründen içtinap için asgarî bir tedbir almak mecburiyetinden kendimizi kurtaramadık.

Yunanistan’da bulunan emlaki İslamiye hakkında Yunan murahhaslarının verdiği vesikayı huzuru alinize takdim ettim. Yunanistan’da kalan emlaki İslamiyenin masuniyet ve mahfuziyeti hakkında yeni bir vesikadır.

Arkadaşlar!

Hatiplerin mevzuubahsettikleri mühim beyannameler geliyor. Gerek idarei adliye ve gerek idarei sıhhiye içinde olan beyannameler. Bu beyannameler bizim tarafımızdan verilmiş beyannameler ve hakikati halde Türkiye’nin kendiliğinden ittihaz ettiği tedbirlerdir. O kadar büyük hadisatı müşkül şerait lçinde temizlerken bu beyannameleri vererek her hangi bir surette mucibi tatmin ve temin olmak gayrikabili içtinap bir mecburiyet halinde idi. Arkadaşlar! Bu beyannamelerde bizim hakkı mevcudiyetimizi, hakkı hayatımızı, hakkı istiklalimizi fiiliyatta nakzeden nıkat yoktur. Bazı hatipler mubalağa ile hislerini tersim ettiler ve varmak istediğimiz ideali vuzuh ile teressüm ettirdiler. Beyannamelerde beş sene müddet var ve beş sene nihayetinde kendiliğinden, yeni hiçbir münakaşaya, yeniden hiçbir teşebbüse ihtiyaç olmaksızın kendiliğinden süküt edecek iki beyanname bizi fiiliyatta ve hakikatte müşkülata duçar etmez. İdarei Adliye için alacağımız hukuk müşavirleri Adliye Vekilini mürakabe edeceğinden bahsediliyor ve hangi Kavanin Komisyonuna iştirak edecekleri sual ediliyor. Adliye Vekiline merbut bir memurun onu murakabe etmesi nasıl var idi hatır olabilir? Kezalik bu memurların iştirak edecekleri komisyonlar ancak Adliye Vekilinin tahtı idaresinde bulunan komisyonlar olacaktır. Muahedenin heyeti umumiyesinde, beyannamede, hakkı kazayı ihlal eden nokta yoktur.

Bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından ita edilmiş olan imtiyazlara ait Protokol geliyor. Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilmiş imtiyazat ile ecnebiler Osmanlı İmparatorluğu ile birçok teşebbüsatı iktisadiyeye girişmişlerdir. Sermayeler dökülmüş, işler yapılmış, şirketler teessüs etmiştir. Efendiler! Biz memleketimize gelip sermaye dökecek ve teşebbüsatı iktisadiyeye girişecek erbabı teşebbüse müşkilat ve mevani ika etmek zihniyetinde asla değiliz. Bilakis bizim memleketimiz öyle bir muhiti emindir ki, buraya gelinir, istenilen miktarda sermaye dökülür, her türlü teşebbüsatı iktisadiyeye girişilebilir. Elverir ki, buraya gelecekler bu memleketin her hangi bir memleket gibi sahibi malum olan, hukuku hayatiye ve hukuku istiklaliyesi müsellem olan bir muhit olduğunu bilsinler. Memleketimiz kavanininin hududu ve icabatı dahilinde kalmak kaydı tabisini ve meşru bir surette kazanmak lüzumunu kendileri kabul etsinler.

Memlekette şu veya bu tarzda müşkülat çıkarmak şu veya bu tarzda hakimiyet almak düşünmesinler. Fıtratımız, teşkilatımız, muhitimiz suistimalata müsait değildir. Bilakis meşru kazançlara emniyet ve teshilat vermek için müsaittir. Arzu ediyoruz ki, gelsinler, sermaye döksünler, iş yapsınlar, meşru istifade etsinler. Bu yalnız erbabı teşebbüsün istifadesini temin etmez. Aynı zamanda tabiî ve esaslı olarak memleket için de mucibi istifade olur. Şimdi bu esas dahilinde bulunan bir devletin Osmanlı İmpatatorluğu tarafından verilmiş olan imtiyazat ile memlekette hasıl olan vaziyeti nazarı dikkate almaması kabil olamazdı. Bu noktai nazardan birçok ihtilafatı hallettik. Kabul ettiğimiz noktalar menafii memleketle kabili telif olan makul hudutlar dahilindedir. Bu imtiyazat içinde en çok müşkülat çektiklerimiz Harbi Umumiden evvel imtiyazı tamamiyet kesbetmemiş olanlardır. Gerek devletler arasında muhabere edilmiş ve gerek teşebbüsat esnasında muamelesi tamam olmamış imtiyazlar da mer’idir tarzında umumi bir teklif vardı. Bu teklif sebebiyle çok müşkülat içinde kaldık.

Herhangi iki hükümet adamı arasında geçmiş belki tamamen malumumuz bile olmayan bir vesika ile Türkiye’yi meçhul şeraitle meçhul bir imtiyaza raptedemezdik. İmtiyazat meselesinde Harbi Umumiden husule gelen fasıla kadar müddeti imtiyazın temdidi de bilhassa konferansın birinci safhasında mevzuubahsoldu. Biz bu şirketlere henüz muahede imza edilmemiş iken bile müşkülat çıkarmayacak kadar hulus göstermişken yeniden taahhüdat altına giremezdik. Biz her nevi şirketlerin memleketimizde teessüs edebileceğini hulusu niyetle ve fiilen göstermiş bulunuyoruz. Tasdikinize arz ettiğimiz vesikalar içinde Portekiz ve Belçika ile de sulhün tahakkuku için vesikalar vardır. Bundan sonra Tahliye Protokolü ve merbutu olan Beyanname gelir. Tahliye Protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisinin tasdikinden itibaren muayyen bir müddet zarfında kati bir tahliyeyi tazammum eder. Bu protokol hakikî bir sulh yoluna girmekte olduğumuza amelî olan ilk vesikai emniyettir. Arz ettiğimiz vesikalar arasında Karaağaç’ın tahliyesine ve bize iade olunan Bozcaada ve İmroz’un iadesine dair olan Protokol bir de Yugoslavya Devletinin muayyen bir zaman zarfında muahedeyi imza edebileceğine dair vesaik, bir de bütün bu mukavelatı bir safhada hulasa eden Senedi Nihai görülür. Şimdiye kadar olan mülahazatla Lozan’da imza ettiğimiz muahedenameyi ve bütün senedatı izah etmiş oluyorum.

Muhterem efendiler!

Mücahedatı Milliyenin neticei hasılasını takdim ettiğim muahedeler ve vesikalar tespit ediyor. Bunlar için size ayrıca, bir hulasa yapayım…

Mütecanis, yeknesak bir vatan, bunun dahilinde harice karşı şu gayritabiî kuyuttan ve hükümet içinde hükümet ifade eden dahili imtiyazattan müberra bir vaziyeti gayritabiî mükellefiyatı maliyeden azade bir hal, hakkı müdafaası mutlak, menabii mebzul ve serbest bir vatan. Bu vatanın adı Türkiye’dir. (Şiddetli alkışlar) O Türkiye’yi bu muahedenameler ifade ve tavzih etmektedir. (Alkışlar, bravo sesleri)

Efendiler!

Türk milletinin hassai esasiyesi zannolunduğu gibi unsuru cidal olmak değildir. Uzun zamandan beri haksız muhacemata göğüs germek mecburiyetinde kaldığındandır ki, son devrelerde hassai cidali nazarı dikkati celbetmiştir. Türk Milletinin hassai esasiyesi sulh ve müsalemet vadisinde unsuru terakki ve medeniyet olmaktır.(Alkışlar)

Efendiler!

Temin ettiğimiz vatanın harap ve fakir olduğunu hariçte ve dahilde bilmeyen yoktur. Biz zannetmedik, hiçbir meseleyi hallederken düşünmedik ki karşımızda bulunan muhataplarımız zayıf yerlerimizi veya kuvvetli yerlerimizi fark edememişlerdir. Böyle yanlış bir hesaba düşmedik. Eğer böyle bir hataya düşmüş olsaydık hiçbir mücadelede muvaffak olamazdık. Daima hesabettik ki her hangi bir mücadelede zayıf ve kuvvetli yerlerimiz ne ise elbette karşımızdakiler, muhasımlarımız da bunları bilirler. Onun için söylüyorum ki, vatanın içinde bulunduğu ızdırabı ve bilhassa içinde bulunduğu fakir ve harabiyi, dahilinde bilmeyen kimse olmadığı gibi haricinde bilmeyen kimse de yoktur.

Efendiler!

Bizi endişeye sevk eden noktalar bütün dünyaca malum olmakla beraber Türkiye büyük ve kavi bir Devlet, büyük ve kavi bir millet addolunmuştur.(Alkışlar) Sebebi nedir? Toz, toprak içindeki hayatı henüz Avrupa’nın diğer yerlerindeki hayatı ile kıyas kabul etmeyen bu memleketin vaziyeti ve asıl kuvveti nedir ki, zahirine rağmen kavi, atisi emin addolunur?

Efendiler!

Bu memleketin menabiî ne kadar kuvvetli, ne kadar mebzul olduğunu bizden daha iyi bütün dünya bilir. Kabili tasavvur mudur, erişilmez hedeflere varmak için vesaitsizliğe, maddî müşkilata galebe eden bir memleket ve bir millet altın hazineleri üzerinde otursun, mahza kapısını açmayı bilmemek yüzünden fakir ve ıztırabı kabili tedavi olmasın? Aslolan nokta menbaın kendisine malik olup olmamaktır. Eğer memlekette menbaı kuvvet, menbaı servet, menbaı inkişaf yok ise bunu yaratmak kimsenin elinde değildir. Her hangi bir taş parçası demir yapılamaz. Fakat eğer bu kuvvet varsa eksik olan bunu inkişaf ettirmek için ilimdir, tecrübedir, melekedir, zamandır ve bunların hepsi kudreti beşer dahilinde olan avamildir ve bunların hepsi gayrikabili tasavvur müşkülatı iktiham etmiş olan, bütün dünyaya karşı siyasi ve harbi mücadelesinde ispatı mevcudiyet etmiş olan bir milletin takati haricinde değildir. Âtiye kemali emniyetle bakıyoruz. Bizim nüfusumuzu, hayatımızı en yüksek seviyei medeniyeye çıkarmak için her türlü menabi ve vesait vardır.

Efendiler! Bu vesait ve menabii işletmek için, milletin büyük bir atiye doğru yürümesi için imkân veriniz. Sulh devresi gelmiştir. Tarif ettiğim güzel, mukaddes, her türlü şeraiti hayatiyeye malik vatanın inkişafını temin etmeye derhal başlamak zamanı gelmiştir. Milletin asıl vazifelerini ifa etmek, unsuru sulh ve müsalemet, amili terakki ve medeniyet olmak için istidat ve kararına yol gösteriniz. Arkadaşlar! Hedefe varmak için evvela hedef vazıh ve berrak bir. surette malum olmak lazımdır. Yanar – döner bir ışık, bulutlar içerisinde meşkuk hedefler arkasında koşanların ilk müşkilat karşısında ayakları sürçer. Berrak ve mühim bir hedefe varmak için de bunun dümdüz olduğunu, her türlü müşkülattarı azade bulunduğunu zannetmek büyük gaflettir.

Büyük hedefin yolu sabır ve sebatı tüketecek zannolunan büyük müşkilat ile malidir. Varacağım nokta mecmuai milelde en yüksek seviyei terakki ve temeddündür. Gerçi fakir ve harabız. Fakat altın hazineleri içinde oturuyoruz. Yarın veya öbürgün behemehal bunları açabilir ve behemehal açmak mecburiyetindeyiz. Açmak için vasıta, takati beşer harici değildir. Ve semadan da inecek değildir. Bu vasıta muayyen bir hedefe doğru yılmayarak mütemadiyen çalışmaktır. Ve bu yol her milletin yürüdüğü terakki yoludur. Artık iş zamanı gelmiştir.

Muhterem vekiller!

Mücadelatı milliyemizin neticei hasılasını tayin edecek olan reylerinizi izhar edeniz. Millet ve bütün dünya vereceğiniz reye intizar etmektedir.(Devamlı ve sürekli alkışlar arasında kürsüden indiler)

Mülteci Hukuku Sözlüğü

0
1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme 
1951 Convention relating to the Status of refugees
Vatansızlığın Azaltılmasına İlişkin 1961 Sözleşmesi
1961 Convention on the Reduction of Statelessness
davanın düşmesi
abatement of an action
1967 New York Protokolü
1967 New York Protocolü
suça yataklık etmek
abetting a crime
insan kaçırma
abduction
duruşmanın alenî yapılmaması
absence of a public hearing
mutlak biçimde zorunlu
absolutely necessary
mutlak haklar
absolute rights
benimsemek, benimsetmek, uyum sağlamak, toplum tarafından kabul edilmek
absorption
istismar, suiistimal
abuse
hızlandırılmış usuller, hızlandırılmış prosedür
accelerated procedures
kabul etmek
accede
dilekçe hakkının kötüye kullanılması
abuse of the right of petition
mahkemeye erişim
access to court
access to information bilgiye erişim
access to relevant files ilgili dosyalara erişim
accessibility erişilebilirlik
Accession Partnership Document (APD): Katılım ortaklığı belgesi
accord: anlaşma
acculturation: kültürel uyum
acquittal at first instance ilk derece mahkemesinde beraat
Acquis of the EU in the field of Justice and Home Affairs: Adalet ve İç İşleri Alanında AB Müktesebatı
Acquis of the Union and its Member States: AB ve AB Üye Devletleri için Geçerli Olan Müktesebat
action for damages uğranılan zarar için dava açmak
Action on the Rights of Children: Çocuk Haklarına İlişkin Eylem
adequate facilities yeterli kolaylıklar
adequate time yeterli zaman
adjourn the case davayı ertelemek
adjudication: karar verme/hüküm
adjudicator: karar mercii
admission:kabul, girme müsaadesi, bir ülkeye kabul
administrative detention idari gözaltı
administrative practice idari uygulama
administrative proceedings idari davalar
admissibility criteria kabul edilirlik/edilebilirlik kriteri
admissible/ility/decision kabul edilir/lik kararı,
admit (evidence) (delil) kabul etmek
adoption: evlat edinme, benimseme, karar verme
adoption of a judgment (mahkemenin) bir kararı vermesi/kabulü
adversarial trial/adversarial hearing tarafların hazır olduğu duruşma
additional (annexed) protocol: katma protokol
adultery:zina
affidavit of support: destek beyannamesi
after conviction mahkumiyet sonrası
age of criminal responsibility cezaî sorumluluk yaşı
aggravating factors: ağırlaştırıcı etkenler
agreement: anlaşma
aim amaç
aiding a crime: suça yataklık etmek
alien: yabancı, yabancı uyruklu
alienate temlik
allegation iddia, itham, isnat
allowance tazminat
alternative civil service alternatif sivil hizmet
allocation: yer tayini
amnesia: bellek kaybı
Amnesty International: Uluslararası Af Örgütü
amount to persecution: zulüm teşkil etmek
appeal on a point of law yasal bir sorun temelinde temyiz
appellant temyiz eden/temyize giden
applicability uygulanabilirlik
applicable provisions uygulanabilir hükümler
applicant: başvuru sahibi
application for release from detention tutulmanın/gözaltının sona ermesi için başvuru
apprehension tutuklama
applicant’s circumstances: başvuru sahibinin içinde bulunduğu durum
apprehend: gözaltına almak, alıkoymak, tutuklamak
arrival: varış
arbitrary: keyfi
arbitrariness keyfî/haksız eylem/işlem
arbitrary action keyfi hareket
arbitrary arrest/detention keyfi yakalama/gözaltına alma
arbitrary deprivation of liberty özgürlüğün keyfî biçimde kısıtlanması
arguable claim (belli delillerle) savunulabilir iddia
arrest yakalama, tutuklama
arrest warrant tutuklama/yakalama emri
assault: saldırı, taciz
Association for Solidarity with Refugees: Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der)
Association of Solidarity with Asylum Seekers and Migrants (ASAM): Sığınmacı ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD)
assimilation: asimilasyon
asylum:sığınma, iltica
asylum claim: sığınma talebi
asylum policy: sığınma politikası, iltica politikası
asylum request: sığınma talebi
asylum seeker: Sığınmacı, ilticacı, sığınma başvurusu yapan
at stake: tehlikede, şansa bağlı
attribute: atfetmek
await: gözetim
award compensation/ damages tazminat vermek/tazminata hükmetmek
back-ground paper: bilgi notu
bailiff: mübaşir
basic criminal court: ceza mahkemesi
benefit of the doubt: şüphenin başvuru sahibi lehine yorumlanması
best practices: en iyi uygulamalar
bilateral (agreement) : ikili (anlaşma)
biased: taraflı
bill of indictment: iddianame
biometrics: biyometrik
binding judgement: bağlayıcı karar
birth certificate: doğum belgesi
bogus asylum seeker: sahte sığınmacı
border control: sınır kontrolü
bona fide (Latince): iyi niyet
bona fide applicant: iyi niyetli başvuru sahibi
bona fide refugees: iyi niyetli mülteciler, bona fide mülteciler, gerçek mülteciler
bondage: esaret
bonded labour: borçlandırarak çalıştırma
brain drain: beyin göçü
brain gain: beyin gücü kazanım
bringing before competent (legal) authority: yetkili (yasal) makama sunmak
buffer zone: tampon bölge
burden of proof: ispat yükümlülüğü
burden sharing: yük paylaşımı
capacity building: kapasite oluşturmak
carrier liability: taşıyıcı(nın) sorumluluğu
caseload: dosya yükü
cautionary decision: tedbir kararı
certificate of identity: kimlik belgesi
cessation: sona ermek, mülteci statüsünün sona ermesi
cessation clause: mülteci statüsünün sona erdirilmesine ilişkin hükümler
chain deportation: zincirleme sınır dışı
checkpoint: kontrol noktası
child: çocuk
child adoption: çocuk evlat edinme
child exploitation: çocuklara yönelik sömürü/istismar
child labour: çocuk işçiliği
circular migration: dairesel göç
circumstantial or personal details: ikincil ya da kişisel detaylar
claim: ifade, talep, iddia
clandestine migration: gizli göç
coercion: zorlama
commentary: yorum
Commission: Komisyon
Commission Decision: Komisyon Kararı
Commission Directive: Komisyon Direktifi
Commission proposal: Komisyon tasarısı
Commission Recommendation: Komisyon Tavsiye Kararı
Commission Regulation: Komisyon Tüzüğü
Commissioner: Komisyon üyesi, komiser
Common European asylum and immigration policies: Ortak Avrupa İltica ve Göç politikaları
Common European Asylum System (CEAS): Ortak Avrupa İltica Sistemi
common minimum standards: ortak asgari standartlar
common territory: ortak topraklar
Community Law: Topluluk Hukuku (Avrupa)
companion: kılavuz kitap, yoldaş, eşlik eden
complementary forms of protection: tamamlayıcı koruma çeşitleri
concerted action: ortak eylem
Conclusion on Countries in which there is generally no serious risk of persecution: Genel olarak ciddi bir zulüm riskinin bulunmadığı ülkeler hakkında karar
Conclusion on Registration of Refugees and Asylum Seekers: Mültecilerin ve Sığınmacıların Kayıt Edilmesine dair karar
confiscation: el koyma
conscientious objection: Vicdani ret
conscientious objector: Vicdani retçi
constitution: anayasa
constitute safe country of origin: güvenli menşe ülke teşkil etmek
Constitutional Court: Anayasa Mahkemesi
consular functions: konsolosluk işlemleri
consular officers: konsolosluk memurları
consular protection: konsolosluk koruması
contracting countries: taraf devletler
contractual obligations: akitten (sözleşmeden) doğan yükümlülükler
contravene (something): uyuşmamak, çatışmak
covenant: akit, anlaşma
Convention determining the state responsible for examining applications for asylum lodged in one of the member states of the European communities: Avrupa topluluğu üye devletlerinin birinde yapılan iltica başvurularına incelemekle sorumlu devletin belirlenmesine yönelik sözleşme
Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women (CEDAW): Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına dair Sözleşme
convention refugees: sözleşme mültecileri, devletçe tanınan mülteciler
Cooperation Framework Agreement: İşbirliği Çerçeve Anlaşması
corrode: aşındırmak, çürütmek
cosmetic: göstermelik
Council of Ministers: Bakanlar Konseyi
Council Resolution on Minimum Guarantees for Asylum Procedures: İltica Prosedürünün Asgari Teminatlarına İlişkin Konsey Kararı
counterfeiting: sahtecilik
country in which a person is habitually resident: bir kişinin ikamet ettiği ülke
country of destination: Hedef ülkeVarış ülkesi
country of emigration: Göç veren ülke
country of first asylum: ilk iltica veya sığınma ülkesi
country of origin: menşe ülke
country operation plans: ülke operasyon planları
court of peace: sulh ceza mahkemesi
credibility: inanılırlık
credibility assessment: inandırıcılığın değerlendirilmesi
criminal court of first instance: İlk derece ceza mahkemesi, asliye ceza mahkemesi
criminal court of peace: sulh mahkemesi
cultural orientation: kültürel oryantasyon
custodial prison: nezarethane
custody: vesayet, velayet
customary international law: uluslararası teamül hukuku
customary law: teamül hukuku
de facto (latince): gerçekte (fiilen) var olan
de facto partner: de facto eş
de facto protection: de facto koruma
de facto statelessness:
de facto refugees: fiilen mülteciler, de facto mülteciler
debt bondage: borç esareti
deception: kandırmak, yanıltma, aldatma
Declaration of States Parties: Taraf Devletler Beyannamesi
decree law: kanun hükmünde kararname
defendant: davalı
degrading treatment: küçük düşürücü muamele
dejure (latince): hak olarak ya da hukuken mevcut olan
dejure recognition: hukuken tanınma
deliberate deception or abuse of asylum procedures: iltica prosedürlerinde kasıtlı hile ya da ihlal
dependent: bakmakla yükümlü olduğu kişi
deport: sınır dışı etme
deportation: sınır dışı etme
derivative applicant: ikincil başvuru sahibi
derogation: aykırılık, istisnai uygulama
destination country: Varış ülkesiHedef ülke
detain: tutma, göz altına alma
detention: gözaltı, gözetim altı
detention house/center: gözaltı merkezi
determination: belirleme
determining authority: belirleyici merci
deterrent: caydırıcı
diaspora: diaspora
diplomatic asylum: diplomatik iltica
diplomatic protection: diplomatik koruma
discrimination: ayrımcılık
disembarkation: karaya çıkarma
displaced: yerinden edilmiş
dispose of: kurtulmak
documented migrant: kayıtlı/belgeli göçmen
documented migrant worker: kayıtlı/belgeli göçmen işçi
domestic remedies are exhausted: iç hukuk yolu tükenmiş
domestic violence: aile içi şiddet
domicile: ikametgah, daimi ikametgah yeri
draft office: askerlik şubesi
drafter: taslağı hazırlayan kişiler
due process: adil yargılama süreci
Dublin Convention: Dublin Sözleşmesi
durable solutions: kalıcı çözümler
economic migrant: ekonomik göçmen
eligibility: (mülteci statüsüne) uygunluk
Emergency legislation Acil Durum Mevzuatı
emigration : muhaceret
encouraging a crime: suça yataklık etmek
entry stamp: giriş damgası
environmental migrant: çevresel göçmen
environmental refugee: çevresel mülteci, iklim mültecisi 
epitome: somut örnek
epitomize: somut örneği olmak
escort: refakatçi
EU Acquis on asylum: AB İltica Müktesebatı
EU Justice and Home Affairs Commission: AB Adalet ve İçişleri Komisyonu
EURODAC Convention: EURODAC Sözleşmesi
European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms: İnsan Hakları ve Temel özgürlüklerin korunmasına ilişin Avrupa Sözleşmesi (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)
European Court of Human Rights (ECHR): Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
European Court of Justice (ECJ): Avrupa Adalet Divanı
European Police Office: Avrupa Polis Bürosu
European Refugee Fund: Avrupa Mülteci Fonu
ex officio remedy: resen çözüm
exacerbate: ağırlaştırmak, kötüleştirmek
examination, appeal and review of applications: Başvuruların incelenmesi, temyizi ve yeniden gözden geçirilmesi
examine an application in substance: başvurunun dayanağına ilişkin incelenmesi
exchange: mübadele
exclusion clause: mülteci statüsü dışında bırakan hükümler
EXCOM (the executive committee) : Yürütme Komitesi (EXCOM)
exhaustion of local remedies: yerel çözümlerin tüketilmesi
exit visa: çıkış vizesi
expel: sınır dışı etmek
exploitation: istismar, suiistimal
expulsion: sınır dışı etme
expulsion order: sınır dışı etme emri
external border management: dış sınır yönetimi
external processing of asylum seekers: sığınmacıların dışarıda değerlendirilmesi
extradite: iade
extradition: suçluların iadesi
extra-procedural cases: prosedür dışı dosyalar
facilitator: kolaylaştırıcı, angaje eden
facilitation : kolaylaştırıcılık
facilitated migration: kolaylaştırılmış göç
false document: sahte belge
family reunification: aile birleştirmesi
family members: aile üyeleri
family unity and reunification: aile birliği ve aile birleştirmesi
female genital mutilation: kız çocuklarının sünneti
file charges: suç ithamı
first asylum principle: ilk sığınma ilkesi
flee: kaçmak
forced displacement: zorla yerinden edilme
forced labour: zorla çalıştırmak
forced military service: zorla askerlik yapmak
forced prostitution: zorla fuhuş
forced prostitution or sexual exploitation: zorla alıkoyarak fuhuş ya da cinsel istismar
forcible return: zorla dönüş
foreigners department: yabancılar şubesi
forged documents: sahte dokümanlar
forgery: sahtecilik
fraud: hile
fraudulent documents: sahte dokümanlar
freedom for expression, conscious and religion: düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
freedom of movement: hareket özgürlüğü/dolaşım serbestisi
front line area assembly: ileri toplama merkezi
gender: toplumsal cinsiyet
gender based persecution: toplumsal cinsiyete dayalı zulüm
General Directorate of Security: Emniyet Genel Müdürlüğü
Geneva Refugee Convention: Cenevre Mülteci Sözleşmesi (Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi)
genuine and stable marriage: gerçek ve istikrarlı evlilik
geographic limitation: coğrafi çekince, coğrafi sınırlama
geographic reservation: coğrafi çekince, coğrafi sınırlama
gestate: gebe olmak
gestation: gebelik
global consultations: küresel istişareler
good will: iyi niyet
granting refugee status: mülteci statüsünün verilmesi
grounds of inadmissibility: kabul edilmeme nedenleri
group determination: grup olarak mülteci statüsü belirleme
guardian: vasi
guardian by nature: veli
guardianship: vesayet, velayet
guesthouse: misafirhane
guideline: kılavuz ilke
habeas corpus (Latince): Alıkoyma veya tutmanın yasallığının mahkemece incelenmesi, ihzar emri
hearing: duruşma
Helsinki Citizens Assembly (hCa):Helsinki Yurttaşlar Derneği (hYd)
High Commissioner: Yüksek Komiser
High Level Working Group: Üst Düzey Çalışma Grubu
host community: ev sahibi toplum
host country: ev sahibi ülke
host third country: ev sahibi üçüncü ülke
Human Resource Development Foundation: İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı
human rights: insan hakları
Human Rights Agenda Association (HRAA): İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)
Human Rights Association (HRA): İnsan Hakları Derneği (İHD)
human smuggling: insan kaçakçılığı
human trafficking: insan ticareti
humanitarian principles: insancıl ilkeler
humanitarian law: insancıl hukuk
humanitarian clause: insani yardıma ilişkin madde
humanitarian partners: insani ortaklar, insani yardım temin eden ortaklar
identity document: kimlik belgesi
illegal employment: yasadışı çalışma
illegal entry: yasadışı giriş
illegal immigrants: yasadışı göçmen
immigration: göç
immigrant: göçmen
immigration officer: göçmen işleri yetkilisi
immigration status: göçmen statüsü
immigration zone: göç bölgesi
impending expulsion measure: inceleme aşamasında olan sınır dışı etme kararı
implementing measure: uygulama tedbiri
implementing provisions: uygulama hükümleri
in the best interest of children: çocuğun yüksek yararına
inalienable: devredilemez
inclusion clause: mülteci statüsü kazanılmasına ilişkin hükümler
independent claimant (IC): başvuru sahibi
independent review authority: bağımsız gözden geçirme mercii
individual cases: münferit (bireysel) dosya
individual determination procedure: münferit belirleme prosedürü
individuals fleeing from their country: kendi ülkesinden kaçan bireyler
individuals suffering persecution:
individual migration: bireysel göç
injunction: ihtiyati tedbir
influx: kitlesel akın
information campaign: bilgilendirme kampanyası
inhuman treatment: gayri insani muamele
inland camps: ülke içi kamplar
instrument: belge, araç
integration: entegrasyon
intention: kasıt
interception: durdurma, müdahale etme
intergovernmental organizations: hükümetler arası kuruluşlar (örgütler)
internal displacement: ülkesinde yerinden edilme
internal flight alternative: dahili kaçış alternatifi
internal migration: iç göç
internally displaced persons (IDPs): ülkesinde yerinden edilmiş kişiler (IDP)
international criminal law: uluslararası ceza hukuku
international protection: uluslararası koruma
international refugee law: uluslararası mülteci hukuku
interview: görüşme
International Catholic Migration commission (ICMC): Uluslararası Katolik Muhacerat (Göç) Örgütü
International Criminal Court: Uluslararası Ceza Mahkemesi
International Organization for Migration (IOM): Uluslararası Göç Örgütü
International Refugee Organization (IRO): Uluslararası Mülteci Örgütü
investigation judge: tetkik hakimi
involuntary repatriation: istek dışı geri dönüş
irregular migrant: düzensiz göçmen
irregular migration: düzensiz göç
irregular movers: düzensiz yer değiştirenler
irregular or secondary movements: düzensiz ya da ikincil hareketler
Joint Actions: Ortak Eylemler
judicial and extrajudicial documents: hukuki ve hukuki olmayan dokümanlar
judicial courts: yargı mahkemeleri
judicial review: mahkeme kararı
judicial stage: yargı yolu
jurisdiction: yargı yetkisi
jurisprudence: içtihat
jus cogens (latince): Münferit tarafların iradesine bakılmaksızın, bağlayıcılığı bakımından mutlak olan hukuk kuralı.
Justice and Home Affairs Council: Adalet ve İçişleri Konseyi
juvenile courts: çocuk mahkemeleri
kidnapping: insan kaçırma
Law of nations: milletler hukuku
Law on Settlement:İskân Kanunu
Law on the Prevention and Prosecution of Smuggling: Kaçakçılığın Men ve Takibine İlişkin Kanun
Law Related to Residence and Travel of Foreigners in Turkey: Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun
lawful: yasal
lawful admission: yasal giriş
Legal Affairs and Citizens Rights Committee: Hukuki İşler ve Vatandaş Hakları Komitesi
legal counselling: hukuki danışmanlık
legal protection: yasal koruma
legal remedy: hukuki çözüm
legalization: yasallaştırma
legitimate: meşru
Lesepase (laissez-passer): Resmi seyahatler için BM tarafından kendi çalışanlarına verilen bir seyahat belgesi
letter and spirit of the law: kanunların lafzı ve ruhu
leverage: kaldıraç etkisi
liaison magistrate: irtibat memuru
liaison officer: irtibat görevlisi
lifting the geographic limitation: coğrafi çekincenin kaldırılması
lineage: soy
long-term migrant: uzun vadeli göçmen
loss of nationality: vatandaşlığın kaybedilmesi
mala fide (Latince): kötü niyetle, yanıltma veya aldatma taşıyan.
mandate: himaye, görev, görev yetkisi
mandate refugees: BMMYK’nın tanıdığı mülteciler
manifestly unfounded claims: açıkça dayanaksız veya mesnetsiz talepler
marginalization: marjinalleşme
marriage of convenience: evlenme kolaylığı
massive influx: kitlesel sığınma
means of proof: ispat araçları
membership of a particular social group: belli bir sosyal gruba mensup olmak
migrant: göçmen
migrants for settlement: Yerleşim amacıyla gelen göçmenler
migrant smuggling: göçmen kaçakçılığı, insan kaçakçılığı
military courts: askeri mahkemeler
ministers for immigration: göçten sorumlu bakanlar
minors: reşit olmamış çocuklar
mixed agreement: karma anlaşma
National Action Plan: Ulusal Eylem Planı
national territory: Ülke toprakları
national treatment: ulusal muamele
nationality: tabiiyet
naturalization: vatandaşlığa alınma
naturalized citizen: sonradan vatandaşlığa kabul edilen kimse
net migration: net göç
neutrality: tarafsızlık
no fly zone: uçuşa kapalı bölge
non-admission: (ülkeye) kabul edilmeme
non-convention refugees: sözleşme dışı mülteciler
non-discriminatory : ayrımcı olmayan
non-national: vatandaş olmayan kişiler
non-refoulement: non-refoulement, zulüm riski taşıyan yere geri göndermeme
non-state actors: devlet dışı aktörler
notification: tebliğ etmek
oath: yemin
Office of High Commissioner for Refugees: Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)
Official Journal: Resmi Gazete
ombudsman: ombudsman (Vatandaşların devlet kurumları hakkındaki şikayetlerini almak, araştırmak ve bildirmekle görevlendirilen yetkili)
operational issues: operasyonel konular
organized crime: organize suç
Palermo Protocols: Palermo Protokolleri
Passport Law: Pasaport Kanunu
penal sanctioning: cezai müeyyide
pending: inceleme sürecindeki
pending cases: inceleme aşamasında olan dosyalar, devam eden dava/dosyalar
people of concern: ilgi alanındaki kişiler
persecution: zulüm
persona non grata (Latince): “İstenmeyen kişi”. İstenmeyen veya arzu edilmeyen kişi. Diplomatik bağlamda, ev sahibi ülke tarafından reddedilen kişi.
phone counselling: telefonla danışmanlık
plenipotentiary: tam yetkili temsilci
plight: kötü veya ciddi durum
policy: politika
population displacement: nüfüsun yerinden edilmesi
population flows: nüfus akışları/hareketleri
poverty migrant: yoksulluğa bağlı göçme
practitioner: uygulayıcı
preliminary ruling: ön karar
present further representation: ilave beyanda bulunma
presentation of the fact by the applicant: sahibinin (başvurucunun) gerekçesini sunması
prevention of refugee situation: mülteci krizinin önlenmesi
prima facie (Latince): varışta
prima facie refugees: varışta mülteciler, prima facie mülteciler
principle claimant: asıl başvuru sahibi
principle of non-discrimination: ayrımcılık yapmama ilkesi
principle of non-refoulement: non-refoulement veya geri göndermeme ilkesi
principle of proportionality: orantılılık İlkesi
principle of suspensive effect of the appeal: temyizin geçici durdurma ektisi
pro bono (Latince): Kamu yararı için, ücretsiz
procedures at first instance: ilk mülakat prosedürleri
procedures of appeal: itiraz usulleri
processing applications: başvuruların değerlendirilmesi, başvuruların işleme konulması
prosecution: kavuşturma
protection of persons fleeing persecution: zulümden kaçanların korunması
prototype: kendi türünde ilk, prototip
protracted refugee: sürüncemede bırakılan mülteciler
public international law: devletler umumi hukuku
push back: geri itme
qualification directive: (kimin mülteci olacağı konusunda) nitelik yönergesi
qualified majority: nitelikli çoğunluk
quasi-judicial: yargı, yargısal
ratification: onaylama
re-admission: geri kabul
readmission agreement: geri kabul anlaşması
reasons in fact and law: hakiki ve hukuki nedenler
receive refugee: mülteci kabul etmek
receiving country: göç alan ülke, kabul eden ülke
reception centres: kabul merkezleri
recognition: kabul, tanıma
recommendation: tavsiye kararı
refoulement: geri gönderme, refoulement
refugee: mülteci
refugee admission centre: mülteci kabul merkezi
Refugee Convention: Mülteci Sözleşmesi
refugee generating countries: mülteci üreten ülkeler
refugee obligations: mültecilerin yükümlülükleri
refugee outflow: kitlesel kaçış
refugee producing countries: mülteci üreten ülkeler
refugee protection: mültecilerin korunması
refugee receiving country: mülteci kabul eden ülke
refugee reception centre: mülteci kabul merkezi
refugee status determination procedure (RSD procedure): mülteci statüsü belirleme prosedürü
refugees sur place: yerinde mülteciler
regional administrative courts: il idare mahkemesi
reinforcing a community development approach: toplumsal gelişim yaklaşımının güçlendirilmesi
reintegration: topluma yeniden kazandırma, yeniden bütünleşme
rejected cases: reddedilen dosyalar
relaxed visa regime: hafifletilmiş vize işlemleri
relief-substitution strategy: rahatlatıcı stratejiler
removal: gönderme
repatriate: kendi memleketine geri gönderilen kimse
repatriation: geri dönüş
repression: baskı
repression of minorities: azınlıklara uygulanan baskı
resettlement: (yeniden) yerleştirme
resettlement country: yerleştirme ülkesi
resettlement in a third country: üçüncü ülkeye yerleştirme
residence permit: ikamet veya oturma izni
Resolution on Manifestly Unfounded Applications for Asylum: Dayanaksız İltica Başvurularına İlişkin Karar
response mechanisms: müdahale mekanizmaları
restitution: mülkiyetin iadesi
return: iade, geri dönüş
revocation: iptal, fesih
right to education: eğitim görme hakkı
right to work: çalışma hakkı
right to access to fair and impartial tribunal: adil ve tarafsız yargılanma hakkına erişim
right to an effective remedy: etkin bir çözüme başvurma hakkı
right to appeal: temyiz hakkı
right to be issued identification and travel documents: kimlik ve seyahat belgesi alabilme hakkı
right to effective remedy before a national authority: ulusal bir yetkili nezrinde etkin bir çözüme başvurma hakkı
right to reject at the border: sınırda reddetme hakkı
right to seek asylum: sığınma hakkı
Romans: Romanlar, Çingeneler
route: güzergah
safe third country: güvenli üçüncü ülke
safe third country notion: güvenli üçüncü ülke kavramı
safeguard: koruyucu tedbir
satellite city: uydu kent
Schengen Implementation Agreement: Schengen Uygulama Anlaşması
screening: tarama
second instance decision: ikinci inceleme kararı
self reliance: kendi kedine yeterlilik
separated children: ailelerinden ayrı düşmüş çocuklar
Settlement Law: İskan Kanunu
sexual abuse: cinsel istismar
sexual orientation: cinsel yönelim
sexual violence: cinsel şiddet
shelter: barınacak yer, barınma yeri, sığınma evi
simple offence: adi suç
simplified procedures: sadeleştirilmiş prosedürler
Single European Act: Tek Avrupa Senedi
single head of household: tek ebeveynli aile, anne ve babanın ikisinin birden mevcut olmadığı aileler
spontaneous migration: spontane /kendiliğinden gelişen göç
state of origin: menşei devlet
stateless persons: vatansız kişiler
statelessness: vatansızlık
status determination: statü belirleme
statute: tüzük
statutory refugees: Sözleşme öncesi mülteciler (1951 Sözleşmesi öncesi yasalarla tanınan mülteciler)
stay permit: kalış izni
subsequent application: müteakip başvuru
subsidiary protection: ikincil koruma,  tamamlayıcı koruma
substance of an asylum seeker’s claim: sığınma talebinin dayanağı
substantive application: bağımsız başvuru
substitute: vekil, temsilci
supreme administrative court: yüksek idare mahkemesi
sur place refugees: yerinde mülteciler, nedenleri ülkeleri dışındayken oluşmuş mülteciler
surveillance: takip aşaması
suspensive effects: taliki etkiler
temporary asylum: geçici sığınma
temporary humanitarian evacuation programme: geçici insani tahliye programı
temporary protection: geçici koruma
temporary protection status: geçici koruma statüsü
termination of stay: kalış süresinin sona ermesi
territorial asylum: ülkesel sığınma
territorial jurisdiction: ülkesel yargı yetkisi
territory of States: ülke toprakları
third country: üçüncü ülke
third country national: üçüncü ülke vatandaşı
to be an object of persecution: zulüm mağduru olmak, zulme maruz kalmak
trafficker: tacir (insan ticareti yapan kişi)
trafficking children for the purpose of prostitution or sexual abuse: fuhuş, cinsel sömürü amaçlı çocuk kaçakçılığı
trafficking in human beings: insan ticareti
Treaty of Amsterdam: Amsterdam Antlaşması
Treaty of European Communities: Avrupa Toplulukları Anlaşması
trustee: kayyım
Turkish Asylum Regulation: Türk İltica Yönetmeliği
ultra vires (Latince): yetkili olmayan
UN Convention against torture, and other cruel inhuman or degrading treatment or punishment:İşkence ve Diğer Zalimce, Gayriinsani veya Küçük Düşürücü Muamele ya da Cezalandırmaya Karşı BM Sözleşmesi
UN Convention against trans-boundary organized crime: BM Sınır Aşan Organize Suçla Mücadele Sözleşmesi
UN Convention on the Rights of Children: Çocuk Haklarına Dair BM Sözleşmesi
UN Declaration on Territorial Asylum: BM Ülkesel Sığınma Bildirisi
UN General Assembly: BM Genel Kurulu
United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR): Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)
unaccompanied children: refakatsiz çocuklar
unaccompanied minors (UAM): reşit olmayan refakatsiz çocuklar
underdevelopment: az gelişmişlik
underground asylum: yer altı iltica
undocumented migration: belgelendirilmemiş (belgesiz) göç hareketleri
unfounded application: dayanaksız başvuru
unfounded fear of persecution: danayaksız zulüm korkusu
unlawful entry: Yasal olmayan giriş
uprooted: yerinden edilmiş
voluntary repatriation: gönüllü geri dönüş
voluntary return: gönüllü geri dönüş
well founded fear of persecution: haklı zulüm korkusu
well-founded application: haklı başvuru
withdrawal of refugee status: mülteci statüsünün geri çekilmesi
witness: şahit, şahit olmak

Bir Kitap: Hukuki Argümantasyon ve Bir Önsöz

0
Vedat Ahsen Coşar

BİR KİTAP: “HUKUKİ ARGÜMANTASYON” VE BİR ÖNSÖZ / Vedat Ahsen Coşar

Yakında basılacak ve yayımlanacak olan “Hukuki Argümantasyon” isimli kitabım için yazdığım önsözü aşağıda paylaşıyor ve size iyi okumalar diliyorum.

ÖNSÖZ

Düşünce sistemine dayalı bir açıklama şekli olan argümantasyon, belirli bir düşünceyi kanıtlayıcı şekilde sunmayı amaçlayan, bu amaçla düşünceye dayanak bulmaya ve bunu göstermeye çalışan bir sistemdir. Bu sistem bağlamında argümantasyon, bir akıl yürütme ve bir muhakeme yapma şeklidir.

Aynı zamanda bilimsel bir tartışma ve çalışma şekli olan argümantasyon, belli bir iddiayı kanıtlamak ya da çürütmek için, bir fikri, bir görüşü, bir hipotezi veya bir düşünceyi delil ve ispat araçları kullanarak savunmak, açıklamak ile dayanak bulmak, bu amaçla doğru ve düzgün düşünebilme becerisini geliştirerek muhakeme yapma/akıl yürütme yeteneğini bir üst düzeye çıkarmaktır.

Hukuki ‍argümantasyon ise, hukukun uygulanmasında ve yorumlanmasında kullanılan mantıksal düşünme ‌ve ikna etme yöntemlerinden oluşan bir sistem ve bir araçtır. Bu sistem ve araç hukuki metinlerin, emsal nitelikteki yargı kararlarının, hukuk normlarının/kurallarının analiz edilmesi ile başlar.

Bu bağlamda, hukuki argümantasyon, tarafların mahkeme önündeki iddia ve savunmalarını hangi argümanlarla ve sağlam akıl yürütmelerle yapmaları gerektiği, hatalı akıl yürütmelerden ve muhakeme yapmaktan nasıl kaçınacakları, diğer tarafı retorik tuzaklara düşürmek için hangi ince noktaları kullanılacakları, yargılama süreçlerinin yürütülme şekli, mahkemelerin doğru karar vermeleri, mahkeme kararlarının sağlam, güçlü ve güvenilir kabul edilebilmesi için hangi şartların olması ve oluşması gerektiği, mahkeme kararlarının nasıl gerekçelendirileceği, farklı gerekçelendirme teorilerinin neler olduğu hususları üzerinde çalışır.

Bununla birlikte hukuki argümantasyon işleminin temelleri ve çalışma şekli diğer argümantasyon türlerinden ve şekillerinden farklı değildir. Öyle ki, hukuk pratiğinin çalışma alanı davalar, mahkemeler, yargılama süreçleri, mahkemelerce karar verilmesi, verilen kararların gerekçelendirilmesi olmakla, hukuki argümantasyon işlemi ve süreci bu alanlar üzerinde de çalışma yapar.

Nitekim Batıdaki bazı hukuk fakültelerinde bütün bu hususlar, “Hukuki Argümantasyon” dersi adıyla okutulmakta, bu ders kapsamında öğrencilere informel/şekli olmayan mantık ve muhakeme yapma/akıl yürütme çerçevesinde analitik ve Sokratik düşünme becerisi kazandırılmaya çalışılmaktadır.

Buna göre argümantasyon tabanlı öğrenme yaklaşımında öğrenciler, bilgiyi sordukları sorularla, oluşturdukları iddialarla ve bu iddialarını delillerle destekledikleri araştırma ile sorgulamaya dayalı bir öğrenme ortamında yapılandırırlar ve bu yolla dinamik bir eğitim süreci edinilmesi konusunda eğitilirler.

Ülkemizde çok fazla bilinmeyen ve Pamukkale Üniversitesi dışında diğer üniversitelerde ders olarak okutulmayan hukuki argümantasyon kavramı ve konusu, gerçekte öğrencinin doğru ve düzgün düşünebilme becerisini geliştirerek muhakeme yeteneğini artıran bir ders niteliğindedir.

Nitekim Pamukkale Üniversitesi bu dersin tanıtılmasında bu hususa işaret etmekte ve hukuki argümantasyonu: “Hukuki yapının hangi parçasını temsil ederse etsin, geçerli ve sağlam akıl yürütmeleri tanıyabilmek ve bunları savunmada, iddia ileri sürmede veya hüküm vermede kullanabilmek adına gerekli donanımı sağlamak amaçlanmaktadır. Bununla beraber, adli süreçte tarafların başvurması muhtemel retorik tuzakları, hatalı akıl yürütmeleri ve safsata türlerini tanıtmak dersin ikinci ağırlık merkezidir. Böylelikle doğru hüküm için iletişim sürecine gizlenmiş, tespiti çoğu zaman zor olan negatif ikna unsurlarını ayrıştırmak hedeflenmektedir” şeklinde sunmakta ve bu şekilde tanıtmaktadır.

Ülkemiz öğretisinde çok fazla işlenmeyen hukuki argümantasyon kavramı ve konusu üzerine olan en önemli eser, değerli akademisyen Ertuğrul Uzun’un Amsterdam Üniversitesi Konuşma İletişimi, Argümantasyon Teorisi ve Retorik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Eveline T. Feteris’in “Hukuki Argümantasyonun Temelleri” üzerine olan eserinin Türkçeye tercüme edilmesidir.

Bu konu ile ilgili olarak zikredilmesi gereken diğer çalışmalar:  Dr. Deniz Can Kızıl’ın kendi adına olan blogunda yazdığı “Hukuki Argümantasyon: Temel İlkeler ve Uygulama Yöntemleri üzerine olan makalesi, Av. Altan Heper’in Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi’nde yayımlanan “Hukuki Argümantasyon Teorisi” isimli makalesi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Anabilim Dalı akademisyeni Eren Demir’in “İnsan Hakları Açısından Gerekçeli Karar Hakkı ve Hukuki Argümantasyon” konuluyüksek lisans tezi, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı Akademisyeni Ömer Ergin’in “Hukuk Felsefesi Açısından Argümantasyon ve Argüman Haritalama Örnekleri” isimli  yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Akademisyeni Merve Terzi Kösem’in “Aulis Aarnio’nun Hukuki Yorumların Gerekçelendirilmesi Teorisi” konulu yüksek lisans tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Bilim Dalı Akademisyeni Meriç Seyhan Karaca’nın “Chaım Perelman: Bir Hukuk Filozofu” başlıklı yüksek lisans tezi ve yine İzmir Bakırçay Üniversitesi Akademisyenlerinden Safiye Petekçi Karaman’ın “Girişimci Anlatılarının Argümantasyon Perspektifinden Değerlendirilmesi: Bir Big Bang Startup Challenge Örneği” konulu yüksek lisans tezidir.

Genel olarak argümantasyon, özel olarak hukuki argümantasyon üzerine olan ve benim de referans aldığım parmakla sayılacak kadar az olan bu değerli çalışmalar bağlamında benim bu mütevazi çalışmam hiç kuşkusuz akademik bir çalışma değil, daha ziyade bir ders kitabı niteliğindedir.

Hukuki Argümantasyon üzerine olan bu kitabı yazmaktan amacım ise, gelecekte yargıç, avukat veya savcı olacak olan hukuk fakültesi öğrencilerine, bu mesleklerin icrasında yol gösterecek ve yardımcı olacak bir yol haritası bırakmak, bu kitap aracılığıyla hem literatüre bu konu ile ilgili olarak katkı yapmak ve hem de “Hukuki Argümantasyon” konusunun bizim hukuk fakültelerimizde de ders olarak okutulmasına öncülük etmektir.

Eğer bunda başarılı olursam tek tesellim bu olacaktır. Saygılarımla.

İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi

0

İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edilmiş, 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girmiş, 29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile de Türkiye tarafından onaylanmıştır.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasında yer alan 167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, inşaat alanındaki her türlü iş, işlem, faaliyet ve nakliye dahil, inşaat sahasının hazırlanması, yıkım işleri, bina yapımı, mühendislik, montaj ve sökme işleri gibi tüm inşaat işlerini ve bu işlerde çalışan kişileri kapsamaktadır.

Başlangıç

Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplanan ve 1 Haziran 1988 tarihinde Yetmiş Beşinci Oturumunu gerçekleştiren

Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı,

Güvenlik Hükümleri (İnşaat) Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1937, Kazaların Önlenmesinde İşbirliği (İnşaat) Tavsiye Kararı, 1937, Radyasyondan Korunma Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1960, Makinelerin Korunma Tertibatı ile Teçhizi Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1963; Azami Ağırlık Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1967, Mesleki Kanser Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1974, Çalışma Ortamı (Hava Kirliliği, Gürültü ve Titreşim) Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1977, İş Güvenliği ve Sağlığı Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1981, Mesleki Sağlık Hizmetleri Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1985, Asbest Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1986 başta olmak üzere ilgili uluslararası Sözleşmeleri ve Tavsiye Kararlarını ve 1980 yılında gözden geçirilip 1964 tarihli İşte Yaralanma Tazminatı Sözleşmesi’ne eklenen mesleki hastalıkları dikkate alarak,

Oturum gündeminin dördüncü maddesi olan, inşaat işlerinde güvenlik ve sağlıkla ilgili belirli önerilerin benimsenmesini kararlaştırarak,

Bu önerilerin, 1937 tarihli Güvenlik Hükümleri (İnşaat) Sözleşmesi’ni değiştirmek üzere bir uluslararası Sözleşmede toplanması gerektiğini belirleyerek,

Bin dokuz yüz seksen sekiz yılının Haziran ayının yirminci gününde, İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, 1988 olarak adlandırılabilecek aşağıdaki Sözleşmeyi kabul etmiştir:

I. KAPSAM VE TANIMLAR
Madde 1

1. 1. Bu Sözleşme, şantiye alanının hazırlanmasından projenin tamamlanmasına kadar olan süre içinde şantiyedeki herhangi bir süreç, işlem, operasyon ya da taşıma dâhil olmak üzere her tür inşaat faaliyeti, bina yapımı, inşaat mühendisliği, yapım ve yıkım işleri için geçerlidir.

2. 2. Bu Sözleşmeyi onaylayan bir Üye, bunların bulundukları durumlarda ilgili işçi ve işveren kesimlerinin temsil kabiliyeti en yüksek örgütlerine danıştıktan sonra ve güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamının tesisi koşuluna bağlı olmak üzere, ekonomik faaliyetin önemli ve özel sorunları olan belirli dallarını ve belirli girişimleri bu Sözleşme’nin ya da belirli hükümlerinin uygulama kapsamı dışında bırakabilir.

3. 3. Bu Sözleşme aynı zamanda ulusal yasa ya da yönetmeliklerde tanımlanmış olabilecek kendi hesabına çalışanlar için de geçerlidir.

Madde 2

Bu Sözleşme’nin amaçları açısından:

(a) İnşaat terimi aşağıdakileri kapsamaktadır:

(i) her tür bina ya da yapının kazı ve inşaat, yapısal değişim, yenileme, onarım, bakım (temizlik ve badana dâhil) ve yıkım işleri;
(ii) örneğin havaalanı, dok, liman, iç suyolları, baraj; ırmak, çığ ve deniz taşma önlemleri, yollar, otobanlar ve demiryolları; köprü, tünel, viyadük gibi yapılar çerçevesindeki kazı, inşaat, yapısal değişim, bakım, onarım ve yıkım işleri dâhil inşaat mühendisliği işleriyle birlikte iletişim, drenaj, kanalizasyon, su ve enerji temini gibi hizmetler;
(iii) Prefabrik yapıların kurulması ve sökülmesiyle birlikte inşaat alanında prefabrik yapıların oluşturulması;

(b) inşaat alanı, yukarıda (a) paragrafında belirtilen süreçler ya da işlemlerden herhangi birinin yapıldığı yerdir;
(c) işyeri, aşağıda (e) paragrafında açıklandığı gibi, bir işverenin kontrolü altında olup işçilerin yaptıkları iş gereği bulunmak ya da gitmek durumunda oldukları her tür yerdir;
(d) işçi inşaat işinde çalışan kişidir;
(e) işveren terimi şu anlama gelir:

(i) bir inşaat alanında bir ya da daha fazla sayıda işçi çalıştıran gerçek ya da hükmi şahıs ve
(ii) duruma göre, baş yüklenici, yüklenici ya da taşeron;
(f) yetkili kişi, belirli bir işin güvenli biçimde yapılabilmesi açısından uygun eğitimi

almış, yeterli bilgiye, deneyime ve beceriye sahip olma anlamında yeterli vasıflara sahip kişidir. Yetkili makamlar bu konumdaki kişilerin belirlenmesi için uygun ölçütlerle birlikte bu kişilere verilecek görevleri belirleyebilirler;
(g) iskele, sabit, asılı ya da hareketli herhangi bir geçici yapı ve bunun destekleyici parçaları olup işçileri ve malzemeleri desteklemekte ya da bir yapıya ulaşmakta kullanılır; bu anlamda iskele, aşağıda (h) paragrafında tanımlanan “kaldırma aracından” farklıdır;
(h) kaldırma aracı kişileri ya da yükleri yukarıya çıkarmada veya aşağıya indirmede kullanılan sabit ya da hareketli herhangi bir araçtır;
(i) kaldırma tertibatı, bir yükün bir kaldırma aracına konulabilmesini sağlayan, kendisi bir aracın ya da yükün ayrılmaz parçası durumunda olmayan herhangi bir araç ya da palangadır.

II. GENEL HÜKÜMLER
Madde 3

Bu Sözleşme’nin hükümlerini yaşama geçirmek üzere alınacak önlemler konusunda ilgili işverenlerin ve işçilerin temsil kabiliyeti en fazla olan örgütlerine danışılacaktır.

Madde 4

Bu Sözleşmeyi onaylayan her Üye, söz konusu güvenlik ve sağlık tehlikelerine ilişkin bir değerlendirme temelinde, bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını sağlayacak yasal düzenlemeleri ve yönetmelikleri çıkarmayı ve bunları uygulamayı taahhüt eder.

Madde 5

1. 1. Yukarıdaki 4. Madde uyarınca çıkartılan yasalar ve yönetmelikler, pratikte uygulanma açısından teknik standartları ya da uygulama kurallarını veya ülke koşularına ve uygulamalarına göre diğer uygun yöntemleri öngörebilir.
2. 2. Yukarıdaki Madde 4’ün ve bu Maddedeki (1) paragrafın pratikte uygulanması açısından her Üye, standartlaştırma alanında tanınmış uluslararası kuruluşlarca benimsenen ilgili standartları dikkate alacaktır.

Madde 6

İnşaat alanlarında güvenliğin ve sağlığı geliştirilmesinde işverenlerle işçiler arasında ulusal yasa ya da yönetmeliklerde yer alan düzenlemelere uygun işbirliğinin sağlanabilmesi için gerekli önlemler alınacaktır.

Madde 7

Ulusal yasa ve yönetmelikler, işverenlerin ve kendi hesabına çalışanların işyerlerinde belirtilen güvenlik ve sağlık önlemlerine uygun davranmalarını öngörecektir.

Madde 8

1. 1. Bir inşaat alanında iki ya da daha fazla sayıda işverenin faaliyette bulunduğu durumlarda;

(a) baş yüklenici ya da inşaat alanındaki genel faaliyetlerden birinci derecede sorumluluk taşıyan veya bu faaliyetleri fiilen kontrol eden başka bir kişi ya da organ, belirlenen güvenlik ve sağlık önlemlerinin eşgüdümünden de sorumlu olacak; ayrıca, ulusal yasa ve yönetmeliklerde öngörülmesi halinde bu önlemlere uygun davranılmasının sorumluluğunu da üstlenecektir;

(b) ulusal yasa ve yönetmeliklerde öngörülmesi halinde, baş yüklenici ya da inşaat alanındaki genel faaliyetlerden birinci derecede sorumluluk taşıyan veya bu faaliyetleri fiilen kontrol eden başka bir kişi ya da organ inşaat alanında bulunmayacaksa, yukarıdaki (a) paragrafında öngörülen önlemlerin eşgüdümünü ve bunlara uyulmasını kendi adına sağlamak üzere gerekli yetki ve araçlara sahip yetkili bir kişiyi ya da organı görevlendirecektir;

(c) her işveren, belirlenen önlemlerin uygulanması söz konusu olduğunda kendi yetkisi altında çalışan işçilerin sorumluluğunu üstlenecektir,

2. 2. İşverenlerin ya da kendi hesabına çalışanların tek bir inşaat alanında aynı anda faaliyet yürüttüğü durumlarda bu taraflar, ulusal yasalar ve yönetmeliklerde öngörülebilecek olan tanımlanmış güvenlik ve sağlık önlemlerinin uygulanmasında aralarında işbirliğine gideceklerdir.

Madde 9

Bir inşaat projesinin kasarım ve planlaması işini yapanlar, inşaat işçilerinin güvenliğini ve sağlığını ulusal yasa ve yönetmeliklerle mevcut uygulamalar doğrultusunda dikkate alırlar.

Madde 10

Ulusal yasa ya da yönetmelikler, herhangi bir işyerindeki işçilerin, mevcut donanım çalışma yöntemleri üzerindeki kontrollerinin elverdiği ölçüde güvenli çalışma koşullarının
sağlanmasına katılma hak ve görevleri olduğunu, güvenlik ve sağlık üzerinde etkili olabilecek çalışma usulleri hakkında görüşlerini açıklayabileceklerini öngörecektir.

Madde 11

Ulusal yasa ya da yönetmeliklerde işçilerin görevleri şöyle belirlenecektir:
(a) belirlenen güvenlik ve sağlık önlemlerinin uygulanmasında işverenleriyle mümkün olduğunca yakın işbirliği yapmak;
(b) kendi güvenlik ve sağlıklarının yanı sıra çalışma sırasında kendi fiilleri ya da ihmallerinden etkilenebilecek başkalarının güvenlik ve sağlığına yeterli özeni göstermek;
(c) kendilerine tahsis edilen imkân ve araçları kullanmak; gerek kendilerinin gerekse başkalarının korunmasına yönelik olarak sağlanan herhangi bir şeyi yanlış kullanmamak;
(d) risk oluşturabileceğini düşündükleri, ancak kendi başlarına yeterli çözümü bulamayacakları herhangi bir durumu hemen üstlerindeki denetçiye ya da olduğu yerlerde işçi güvenliği temsilcisine bildirmek;
(e) belirlenen güvenlik ve sağlık önlemlerine uymak

Madde 12

1. 1. Ulusal yasa ya da yönetmelikler, kendi güvenliğine ya da sağlığına yönelik yakın ve ciddi bir tehlike oluştuğu konusunda makul gerekçeleri olan bir işçinin kendini bu tehlikeden kurtarma hakkı ve üstlerindekini hemen bilgilendirme görevi olduğunu öngörecektir.
2. 2. İşçilerin güvenliğine yönelik yakın bir tehlikenin ortaya çıktığı durumlarda işveren, işlemleri hemen durdurmak ve işçilerin gerektiği gibi tahliyesini sağlamak üzere gerekli adımları atacaktır.

III. ENGELLEYİCİ VE KORUYUCU ÖNLEMLER
Madde 13
İŞYERLERİNDE GÜVENLİK

1. 1. Tüm işyerlerinin güvenli, işçilerin güvenliği ve sağlığı açısından risk içermeyen durumda olmasını sağlamak üzere gerekli tüm önlemler alınacaktır.
2. 2. Tüm işyerleri için güvenli girişler ve çıkışlar sağlanacak, sürdürülecek ve gerektiğinde işaretlerle belirtilecektir.
3. 3. İnşaat alanında ya da yakınlarında bulunan kişileri bu alanlarda ortaya çıkabilecek her tür riskten korumak üzere gerekli tüm önlemler alınacaktır.

Madde 14
İSKELE VE MERDİVENLER

1. 1. Çalışmanın yerde, üzerinde, bir binanın bir bölümünde ya da daimi bir yapıda güvenli biçimde gerçekleştirilemeyeceği durumlarda, güvenli ve uygun bir iskele ya da aynı güvenlik ve uygunlukta bir başka düzenleme sağlanmalı ve kullanılmalıdır.
2. 2. Yüksekteki çalışma yerlerine erişim için alternatif güvenli yollar yoksa uygun ve sağlam merdivenler temin edilmelidir. Bu merdivenler kazayla yerinden oynamayacak şekilde sabit konulmalıdır.
3. 3. Tüm iskeleler ve merdivenler ulusal yasa ya da yönetmeliklerde belirtildiği şekilde kurulacak ve kullanılacaktır.
4. 4. İskeleler, ilgili yasa ya da yönetmeliklerde belirtilen durumlarda ve zamanlarda yetkili bir kişi tarafından denetlenecektir.

Madde 15
KALDIRMA ARAÇLARI VE MEKANİZMALARI

1. 1. Parçaları, ekleri, sabitlenme noktaları ve destekleri dâhil tüm kaldırma araçları ve mekanizmaları
o (a) kullanıldıkları amaçlara göre iyi tasarlanmış ve yapılmış olmalı, sağlam malzeme kullanılmalı ve yeterince dayanıklı olmalıdır;
o (b) uygun biçimde kurulmalı ve kullanılmalıdır;
o (c) çalışmaya hazır durumda tutulmalıdır;
o (d) ilgili yasa ya da yönetmeliklerde belirtilen durumlarda ve zamanlarda
yetkili bir kişi tarafından denetlenmeli ve denetim sonuçları kayda alınmalıdır; o (e) ilgili yasa ya da yönetmelikler uyarınca uygun eğitimi almış işçilerle
çalıştırılmalıdır.
2. 2. Ulusal yasa ve yönetmelikler uyarınca özel olarak bu amaçla yapılanlar, kurulanlar
ve kullanılanlar dışında hiçbir kaldırma aracı insanları çıkarmakta, indirmekte ya da taşımakta kullanılamaz. Kaldırma araçlarının güvenle kullanılabileceği, ciddi yaralanma ya da ölüm ihtimalinin ortaya çıktığı durumlar bu hükme istisna oluşturur.

Madde 16
TAŞIMA, TOPRAK KALDIRMA VE MALZEME YÜKLEME DONANIMI

1. 1. Tüm taşıma araçları ile birlikte toprak kaldırma ve malzeme yükleme donanımı, o (a) ergonomi ilkeleri mümkün olduğunca gözetilerek iyi tasarlanmış ve
yapılmış olmalı;
o (b) her an çalıştırılabilecek şekilde bakımı yapılmalı;
o (c) gerektiği gibi kullanılmalı;
o (d) ulusal yasa ve yönetmeliklere uygun eğitimi almış işçilerce kullanılmalı ve
çalıştırılmalıdır.
2. 2. Taşıma araçlarının, toprak kaldırma ya da malzeme yükleme donanımının
kullanıldığı tüm inşaat alanlarında,
o (a) yukarıda anılanlar için güvenli ve uygun erişim yolları sağlanmalı, o (b) trafik, bunların güvenli biçimde çalışabilmesini sağlayacak şekilde
düzenlenmeli ve denetlenmelidir.

Madde 17
TESİS, MAKİNE, DONANIM VE EL ALETLERİ

1. 1. Elle kullanılan ya da güçle çalışan tesis, makineler ve el aletleri dâhil donanım şu özellikleri taşımalıdır:
o (a) ergonomi ilkeleri mümkün olduğunca gözetilerek iyi tasarlanmış ve yapılmış olma;
o (b) her an çalıştırılabilecek şekilde bakımının yapılması;
o (c) bu tür bir kullanımın güvenli olacağı sonucuna varan yetkili bir kişinin
yapacağı değerlendirmeler dışında, yalnızca hangi amaca yönelikse o amaç
için kullanılma;
o (d) gerekli eğitimi almış işçiler tarafından kullanılma ve çalıştırılma.
2. 2. Güvenli kullanım için yeterli talimatlar, gerektiğinde, kullanıcılar tarafından anlaşılabilecek şekilde imalatçı ya da işveren tarafından hazırlanacaktır.
3. 3. Basınçlı tesis ve donanım, yetkili bir kişi tarafından, ulusal yasa ya da yönetmeliklerde belirtilen durumlarda ve zamanlarda incelenecek ve test edilecektir.

Madde 18
ÇATI DÂHİL YÜKSEKTE YAPILAN İŞLER

1. 1. Tehlikeye karşı korunma gerektiren ya da yapının yüksekliğinin veya eğiminin ulusal yasa ya da yönetmeliklerde belirlenenleri aştığı durumlarda, işçilerin, araçların diğer nesne ve malzemelerin düşmesini önleyecek tedbirler alınacaktır.
2. 2. İşçilerden çatı üzerinde ya da kenarlarında ya da aşağı düşebilecekleri kırılgan materyalle kaplı diğer yerlerde çalışmaları istendiğinde, yanlışlıkla kırılgan malzeme üzerine basılmasını veya buradan aşağı düşülmesini önleyecek tedbirler alınacaktır.

Madde 19
KAZILAR, ŞAFTLAR, TOPRAK İŞLERİ, YERALTINDA YAPILAN İŞLER VE TÜNELLER

Herhangi bir kazı, şaft, toprak işi, yeraltı işi ya da tünel çalışması söz konusu olduğunda aşağıdakileri sağlayacak yeterli önlemler alınacaktır:
(a) toprağın, kayaların ya da başka şeylerin yerinden oynaması veya düşmesiyle işçiler için oluşabilecek tehlikelere karşı uygun tutma desteklerinin ya da başka yöntemlerin kullanılması;
(b) kişilerin, malzemelerin ya da nesnelerin düşmesi ya da kazı alanını, şaftı, toprak işlerini, yeraltını veya tüneli su basması ile oluşacak tehlikelere karşı koruma sağlanması;
(c) her işyerinde, atmosferi nefes alınabilecek durumda tutmak; dumanların, gazların, buharların, tozların ya da benzerlerinin sağlığı tehdit edici ve bozucu olmayan yasal ve yönetmeliksel sınırları aşmaması için yeterli havalandırmanın sağlanması;
(d) yangın, su ya da malzeme-toprak basması gibi durumlarda işçilerin güvenli yerlere geçebilmelerinin sağlanması;
(e) sıvıların dolaşımı ya da gaz ceplerinin varlığı gibi olası yeraltı tehlikelerinin işçiler açısından oluşturacağı risklerden, bu risklerin yerlerinin gerekli araştırmalarla tespiti yoluyla kaçınılması.

Madde 20
KOFERDAMLAR VE KESONLAR

1. 1. Her bir koferdam ve keson,
(a) uygun ve sağlam malzemeden iyi inşa edilmeli ve güçlü olmalıdır;
(b) su ya da başka materyalin basması gibi durumlarda işçilerin güvenli yerlere
ulaşabilmelerini sağlayacak yeterli imkânlara sahip olmalıdır.

2. 2. Koferdamın ya da kesonun inşası, üzerinde değişiklik yapılması ya da sökülmesi gibi işler ancak yetkili bir kişinin denetiminde gerçekleştirilebilecektir.
3. 3. Her koferdam ve keson yetkili bir kişi tarafından belirlenen aralıklarla denetlenecektir.

Madde 21
BASINÇLI HAVADA ÇALIŞMA

1. 1. Basınçlı havada çalışma ancak ulusal yasa ya da yönetmeliklerce belirlenen önlemlere uygun olarak gerçekleştirilebilecektir.
2. 2. Basınçlı havadaki çalışmalar ancak bu tür işlere uygun fiziksel özellikler taşıdıkları tıbbi muayenelerle belirlenmiş işçiler tarafından ve yetkili bir kişi kendilerine nezaret ederken gerçekleştirilecektir.

Madde 22
YAPI ÇERÇEVE VE KALIPLARI

1. 1. Yapı çerçevelerinin ve bileşenlerinin, kalıpların, iskele ve desteklerin kurulması gibi işler ancak yetkili bir kişinin denetiminde yapılabilecektir.
2. 2. Kurulu bir yapının geçici zayıflığı ya da kararsızlığı durumunda işçiler için doğabilecek tehlikelere karşı yeterli önlemler alınacaktır.
3. 3. Kalıplar, iskeleler ve destekler, üzerlerine konabilecek her yükü güvenli biçimde kaldırabilecek şekilde tasarlanacak, inşa edilecek ve bu dudumda tutulacaktır.

Madde 23
SU ÜZERİNDEKİ İŞLER

Çalışmanın su üzerinde ya da suyun yakınında yapıldığı durumlarda aşağıdakileri sağlayacak önlemler alınacaktır:
(a) işçilerin suya düşmelerinin önlenmesi;
(b) boğulma tehlikesi karşısında işçilerin kurtarılması;
(c) güvenli ve yeterli ulaşım.

Madde 24
YIKIM

Herhangi bir binanın ya da yapının yıkımının işçiler ya da çevredekiler açısından tehlike arz edebileceği durumlarda;
(a) ulusal yasa ya da yönetmelikler uyarınca, atık ya da kalıntıların bertaraf edilmesi için olanlar dâhil uygun önlemler, yöntemler ve usuller belirlenecektir;
(b) çalışmalar ancak yetkili bir kişinin denetiminde planlanacak ve gerçekleştirilecektir.

Madde 25
AYDINLATMA

Her işyerinde ve inşaat alanında olup bir işçinin geçmek zorunda olabileceği her yerde, gerektiğinde seyyar aydınlatma dâhil olmak üzere yeterli ve uygun aydınlatma sağlanacaktır.

Madde 26
ELEKTRİK

1. 1. Elektrikle ilgili tüm donanım ve tesisat yetkili bir kişi tarafından yapılacak, kurulacak ve korunacak, tehlikelere karşı korumalı biçimde kullanılacaktır.
2. 2. Tesisat işlerine başlamadan önce ve iş devam ederken, inşaat alanının altındaki, üstündeki ya da civarındaki kabloların ya da aygıtların varlığını ve bunlardan doğabilecek tehlikeler karşısında işçilerin nasıl korunacağını tespit etmek üzere gerekli adımlar atılacaktır.
3. 3. İnşaat alanlarına elektrik kablolarının döşenmesi ve bakımı-korunması işleri, ülke düzeyinde geçerli teknik kurallar ve standartlar çerçevesinde gerçekleştirilecektir.

Madde 27
PATLAYICILAR

Patlayıcılar, aşağıdaki durumlar dışında depolanmayacak, taşınmayacak, dokunulmayacak ve kullanılmayacaktır:
(a) ulusal yasa veya yönetmeliklerde belirlenen koşullar ve
(b) işçilerin ve başka kişilerin kaza ve yaralanma riskine maruz kalmamasını
sağlayacak adımları atacak yetkili kişinin nezareti.

Madde 28
SAĞLIKLA İLGİLİ TEHLİKELER

1. 1. Bir işçinin, herhangi bir kimyasal, fiziksel ya da biyolojik tehlikeye sağlığını olumsuz etkileyecek ölçüde maruz kalabileceği durumlarda bu durumlara karşı uygun önleyici tedbirler alınacaktır.
2. 2. Yukarıdaki (1) paragrafta değinilen önleyici tedbirler aşağıdakileri de kapsayacaktır:
(a) bunun mümkün olduğu durumlarda tehlikeli maddelerin yerine zararsız ya da daha az tehlikeli maddelerin konulması ya da
(b) tesise, makinelere, donanıma ya da sürece teknik önlemler uygulanması ya da
(c) yukarıdaki (a) ve(b) paragraflarında belirtilenlerin yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda, kişisel koruyucu donanım ve giysiler kullanılması dâhil diğer etkili önlemlere başvurulması.
3. 3. İşçilerden zehirleyici ya da zararlı bir maddenin; oksijen yetersizliğinin ya da yanıcı bir atmosferin bulunabileceği herhangi bir yere girmeleri istendiğinde, tehlike karşısında yeterli önlemler alınacaktır.
4. 4. Atıklar, inşaat alanında sağlığa zararlı olacak şekilde tahrip ya da bertaraf edilmeyecektir.

Madde 29
YANGIN ÖNLEMLERİ

1. 1. İşveren aşağıdaki konularda gerekli tüm önlemleri alacaktır:
(a) yangın riskinden kaçınma;
(b) yangın çıktığında bununla hemen ve etkili biçimde mücadele etme; o (c) insanların hemen ve güvenli biçimde tahliyesini sağlama.
2. 2. Yanıcı sıvılar, katı maddeler ve gazlar için yeterli ve uygun muhafaza yerleri bulundurulacaktır.

Madde 30
KİŞİSEL KORUYUCU DONANIM VE GİYSİLER

1. 1. Olumsuz koşullara maruz kalma durumu dâhil risk ve kazalara, sağlığa zarar verecek koşullara karşı yeterli korumanın başka yollarla sağlanamadığı durumlarda, yapılan işin türüne ve ilgili risklere göre uygun kişisel koruyucu donanım ve giysiler, ulusal yasalar ya da yönetmeliklerce de belirlenmiş olabileceği şekilde işçilere herhangi bir maliyet getirmeksizin işveren tarafından sağlanacaktır.
2. 2. İşveren, kişisel koruyucu donanımı kullanabilmeleri için işçilere gerekli imkânları ve bu donanımın doğru kullanılmasını sağlayacaktır.
3. 3. Koruyucu donanım ve giysiler, ergonomik ilkeler mümkün olduğunca gözetilerek, yetkili merci tarafından belirlenen standartlara uygun olacaktır.
4. 4. İşçiler, kullanmaları için sağlanan kişisel koruyucu donanımı gerektiği gibi kullanmak ve bakımını yapmak durumundadırlar.

Madde 31
İLK YARDIM

İşveren, eğitilmiş personelle birlikte ilk yardım hizmetinin her durumda hazır olmasını sağlamaktan sorumludur. Kaza geçiren ya da aniden hastalanan işçilerin hemen tıbbi müdahale için sevkini sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

Madde 32
İMKÂN VE HİZMETLER

1. 1. Her inşaat alanının içinde ya da yakınında yeterli miktarda temiz içme suyu bulundurulacaktır.
2. 2. Her inşaat alanının içinde ya da yakınında, çalışan işçi sayısına ve yapılacak işin süresine göre aşağıda belirtilen imkânlar ve hizmetler bulundurulacaktır:
(a) temizlik, hijyen ve yıkanma imkânları;
(b) elbise değiştirilecek, muhafaza edilecek ve kurutulacak yerler;
(c) yemek yenilecek ve çalışmanın elverişsiz hava koşulları nedeniyle
durdurulduğu durumlarda sığınılacak yerler.
3. 3. Temizlik ve yakınma imkân ve tesisleri kadın ve erkek çalışanlara ayrı ayrı
sağlanacaktır.

Madde 33
BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM

İşçiler aşağıdaki konularda yeterli ve uygun şekilde bilgilendirilecek, yönlendirilecek ve eğitilecektir:
(a) çalıştıkları yerlerde maruz kalabilecekleri potansiyel güvenlik ve sağlık tehlikeleri;
(b) bu tehlikelerin önlenmesi ve denetim altına alınması ve bunlara karşı korunma için
başvurulabilecek önlemler.

Madde 34
KAZA VE HASTALIKLARIN BİLDİRİLMESİ

Ulusal yasa ya da yönetmelikler, mesleki kaza ve hastalıkların belirli bir zaman süresi içinde yetkili mercie bildirilmesini öngörecektir.

IV. UYGULAMA
Madde 35

Her üye aşağıda belirtilenleri yerine getirecektir:
(a) bu Sözleşme hükümlerinin etkili biçimde uygulanabilmesi için, uygun cezalar ve düzeltici önlemler dâhil olmak üzere gerekli tüm tedbirlerin alınması;
(b) Sözleşme uyarınca alınacak önlemlerin uygulanmasını denetlemek üzere gerekli denetim hizmetlerinin sağlanması ve bu hizmetlerin başarısı için gerekli kaynakların tahsis edilmesi ya da denetimin gerektiği gibi yapıldığına ilişkin bir kanaat oluşması.

V. SON HÜKÜMLER
Madde 36

Bu Sözleşme, 1937 tarihli Güvenlik Hükümleri (Yapı) Sözleşmesi’ni değiştirir.

Madde 37

Bu Sözleşme ’ye ilişkin resmi onay belgeleri kayıt için Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörüne iletilecektir.

Madde 38

1. 1. Bu Sözleşme, yalnızca, onayları Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü ’ne resmen bildirilmiş Uluslararası Çalışma Örgütü Üyeleri için bağlayıcılık taşır.
2. 2. Sözleşme, iki Üyenin onayının Genel Direktöre resmen bildirildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.
3. 3. Daha sonra ise bu Sözleşme, herhangi bir Üye için, onayın resmen bildirildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 39

1. 1. Bu Sözleşmeyi onaylayan herhangi bir Üye, Sözleşme’nin ilk yürürlüğe girdiği tarihten on yıl sonra, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü ’ne ileteceği bir kararla Sözleşme’ den çıkabilir. Böyle bir çıkış, kayda geçtiği tarihin üzerinden bir yıl geçmeden geçerlilik kazanmaz.
2. 2. Bu Sözleşmeyi onaylayan, ancak önceki paragrafta sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden sonraki ilk yıl içinde bu maddede öngörülen çıkış hakkını kullanmayan her Üye, çıkış için bir on yıl daha beklemek durumundadır ve dolayısıyla bu Maddede yer alan koşullar uyarınca çıkış, birbirini izleyen her on yılda bir yapılabilir.

Madde 40

1. 1. Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, kendisine iletilen ve kayda geçirilen tüm onaylar ve ihbarlar konusunda Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tüm üyelerini bilgilendirecektir.
2. 2. Genel Direktör, Örgüt Üyelerine ikinci onay ile ilgili bildirimde bulunurken, Üyelerin dikkatini Sözleşme’nin yürürlüğe gireceği tarihe çekecektir.

Madde 41

Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, önceki Maddelerde yer alan hükümler uyarınca Genel Direktör tarafından kaydedilen tüm onayları ve ihbarları ayrıntılarıyla birlikte, Birleşmiş Milletler Anayasası’nın 102. Maddesi gereğince Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine iletecektir.

Madde 42

Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu, gerekli görmesi halinde, bu Sözleşme’nin işleyişi konusunda Genel Konferansa rapor sunacak, Sözleşme’nin tümüyle ya da kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınmasının yerine olup olmayacağını değerlendirecektir.

Madde 43

1. 1. Konferansın bu Sözleşmeyi kısmen ya da tümüyle değiştiren yeni bir Sözleşme benimsemesi durumunda, yeni Sözleşme aksini belirtmedikçe,

(a) eskisini değiştiren yeni bir Sözleşme’nin bir üye tarafından onaylanması, yukarıdaki 39. Madde hükümleri saklı kalmak üzere, yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte otomatikman bu Sözleşme’ den hemen çıkılması anlamını taşıyacaktır;
(b) değişiklik yapan yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten başlamak üzere bu Sözleşme Üyelerin onayına kapanmış olacaktır.

2. 2. Bu Sözleşme, kendisini onaylayan, ancak değişiklik yapan Sözleşmeyi onaylamamış olan Üyeler için, bu biçimi ve içeriğiyle her durumda geçerliliğini koruyacaktır.

Madde 44

Bu Sözleşme’nin İngilizce ve Fransızca kopyaları eşit geçerliliktedir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi

0

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, taraf devletlerin kendisine sundukları raporları incelemekte ve değerlendirmektedir.  Taraf Devletler, Sözleşmeye taraf oldukları ilk bir yıl içinde, daha sonra da her beş yılda bir Komiteye rapor sunmakla yükümlüdürler.

Komite’nin başkaca bir zamanda rapor talep etmesi de mümkündür. Komite, taraf devlet raporunu değerlendirirken güvenilir diğer kaynaklardan, özellikle sivil toplum örgütlerinden ve ulusal insan hakları kurumlarından gelen bilgileri de değerlendirmektedir.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol ile İnsan Hakları Komitesi’ne bireysel ve devletlerarası başvuru usulü tanınmıştır. Türkiye, bireysel ve devletlerarası başvuru usullerini öngören İhtiyari Protokol’e taraf olarak, İnsan Hakları Komitesi’nin bireysel ve devletler arası başvuruları kabul etme ve inceleme yetkisini tanımıştır.

Baran Doğan

0

Avukat Baran Doğan, 1979 yılında Malatya ilinde doğmuştur. Lise eğitimini İstanbul Mehmet Niyazi Altuğ Lisesi’nde tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk eğitimini tamamlamış, fakülteden 2000 yılında mezun olmuştur.

Doğan, 2001 yılında bitirdiği avukatlık stajının ardından kurduğu hukuk bürosuyla 2002 yılından beri İstanbul’da serbest avukatlık yapmaya bağlamıştır.

2002 yılından itibaren İstanbul Barosu CMK Servisi’nde aktif olarak görev almış, Beşiktaş’ta bulunan ve daha sonra kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemesi‘nde bir dönem Baro temsilcisi olarak görev yapmıştır.

İstanbul Aydın Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümü Yüksek Lisans programında Uluslararası Örgütler, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Düşünce ve İfade Hürriyeti alanlarında çalışmalar yapmıştır.

2008-2009 yıllarında dil eğitimi için İngiltere’ye gitmiş, British Council tarafından akredite edilen Embassy Cess akademisinde ileri derecede İngilizce eğitim sertifikası almıştır.

Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku alanlarında meslek içi eğitim seminerleri vermiştir. Çeşitli sivil toplum örgütlerine üye olarak hukuk çalışmaları yürütmüştür. Çeşitli yayın organlarında, ceza hukuku ile ilgili yayınlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Baran-Dogan-2.jpg

www.barandogan.av.tr

Avukat Baran Doğan, kurmuş olduğu www.barandogan.av.tr web sitesinde, başta Ceza Hukuku, Tazminat Hukuku, Gayrimenkul Hukuku ve Medeni Hukuku alanlarında olmak üzere hukukun birçok alt dalında makaleler yayınlamaktadır. Bir avukat bürosu web sitesi olmasına karşın Doğan’ın yazmış olduğu makalelerin yayınlandığı web sitesi, Türkiye’de hukuk alanında en çok okunan web siteleri arasında yer almaktadır.

2024 yılı İstanbul Barosu Genel Kurulunda, Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu başkanlığındaki Değişim İçin Avukatlar Grubu’ndan İstanbul Barosu adına Türkiye Barolar Birliği delege adayı olmuş ve seçilmiştir.

Avukat Baran Doğan ve Bedelli Askerlik Davası 

Baran Doğan, kamuoyu tarafından takip edilen Bedelli Askerlik Davası ile de bilinmektedir. 2011 yılında 30.000 TL olarak alınan bedelli askerlik ücretinin, 10.12.2014 tarihinde çıkarılan yasayla 18.000 TL olarak belirlenmesi karşısında, iki bedelli askerlik ücreti arasındaki fahiş farkın hukuki dayanağı olmadığı ve eşitsizlik yarattığı gerekçesi ile fazladan alınan bedelli askerlik ücretinin iadesi için öncelikle Milli Savunma Bakanlığı’ndan 12 bin lirasının iade edilmesini istemiş, iade işleminin gerçekleşmemesi üzerine bakanlık aleyhine dava açmış, açılan davanın reddedilmesi ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülen davanın kesinleşmesi üzerine bu defa 11.07.2016 tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmıştır.

Tüm yasal yollar tüketildikten sonra başvurduğu Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuru talebinin reddedilesi üzerine bu defa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat edilerek ihlal ve tazminat talebinde bulunmuştur. Doğan “Şahsımdan fazladan alınan 12 bin TL’nin eşitlik ilkesi çerçevesinde yasal faizi ile birlikte iadesini talep ederim” şeklinde talepte bulunmuştur. AİHM’ye yaptığı başvurunun sonucunu olumlu bekleyen Doğan: “2011’de bedelli askerlik uygulamasından yararlananlar 30 bin TL, 2014’te yararlananlar 18 bin TL ödedi. 2018’de bedelli askerlik uygulanmasından yararlanacaklar ise 15 bin TL ödeyecekler. Aleyhine AİHM’ye bireysel başvuru yaptığımız bedelli askerlik uygulamasının üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen bedel sürekli düşürülmektedir. Bu durum 2011 uygulaması ile sonraki uygulamalar arasında eşitlik ilkesine aykırı bir şekilde fahiş bir fark olduğunu açık bir şekilde gösteriyor.” şeklinde açıklama yapmıştır. Başvuru, AİHM tarafından reddedilmiştir.

Şükrü Beleyid

0
Şükrü Beleyid (Chokri Belaid)

Tunuslu avukat, Demokrat Yurtseverler Partisi ile Tunus’ta laik ve solcu muhalefetin liderlerinden olan Şükrü Beleyid (Chokri Belaid) 26 Kasım 1964’te Tunus’un Djebel Jelloud kasabasında doğdu. (26 Kasım 1964 – 6 Şubat 2013)

Irak’ta hukuk okudu ve eğitimini Paris Üniversitesi’nde  tamamladı. 1980’lerdeki öğrencilik döneminde iyi bir aktivistti. Mezuniyetinin ardından avukat olarak çalıştı. Politikaya atıldı. Köktendincilikle mücadele etti. 23 yıl boyunca iktidarda kalan güçlü Tunus lideri Zeynel El Abidin Bin Ali‘ye siyasal muhalefeti ve eleştirileri ile tanındı. Bir süre hapis yattı. Demokrat Yurtseverler Partisi’nin de dahil olduğu Halk Cephesi genel sekreterliğini yürüttü. Ülkesinde, ABD’nin Irak’a yönelik müdahalesine karşı ilk yürüyüşlere öncülük etti .

Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in insanlığa karşı suçlardan yargılanması sırasında savunma ekibinde avukat olarak yer aldı.

6 Şubat 2013’te evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Aynı zamanda bir şairdi,  evliydi ve iki kızı vardı.

Suikast Yargılaması

Suikastıyla ilgili çok sayıda radikal İslamcı gözaltına alındı. Yargılamada toplam 23 şüpheli suçlandı. Tunus mahkemesi 27 Mart 2024’te dört şüpheliyi cinayetteki rolleri nedeniyle ölüme idam cezasına iki kişiyi ise müebbet hapse mahkûm etti. Beş şüpheli beraat ederken, geri kalanlar çeşitli hapis cezaları aldı.

Şükrü Beleyid

Hasan Gerçeker

0
Hasan Gerçeker

Hasan Gerçeker, 1 Haziran 1946 tarihinde Ankara’da doğmuştur. Ankara’da Turgut Reis İlkokulu, Cebeci Ortaokulu ve Ankara Gazi Lisesini bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1970 yılında mezun olmuş ve askerliğini İstanbul Hadımköy’de 1.nci Zırhlı Tümen Komutanlığında yedek subay olarak tamamlamıştır.

Ankara hakim adayı olarak mesleğe başlayan Gerçeker; sırasıyla Doğubayazıt, Pazaryeri, Aksaray Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Askeri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Yardımcılığı ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi Tetkik Hakimliği görevlerinde bulunmuştur.

Yargıtay Eski  Başkanı Hasan Gerçeker

20.01.1995 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilen ve 9. Ceza Dairesinde görev alan Gerçeker, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca 21.01.2002 tarihinde ilk kez, 23.01.2006 tarihinde ikinci kez Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiş, bu görevini sürdürmekte iken 06.02.2008 tarihinde de Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, Osman Arslan‘dan boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilmiş ve 06.02.2008 tarihinde görevine başlamıştır.

Hasan Gerçeker, 01.06.2011 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle Yargıtay Başkanı ilen emekliye ayrılmıştır.

Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu adlı 2 ciltlik eseri bulunmaktadır.

Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu - Hasan Gerçeker
Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu – Hasan Gerçeker

Gerçeker, evli ve bir çocuk babasıdır.

[box type=”note” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]

Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü

0

Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü, BM’nin kadın sünnetini ortadan kaldırma çabalarının bir parçası olarak 6 Şubat’ta düzenlenen, Birleşmiş Milletler sponsorluğundaki yıllık farkındalık günüdür.

Nijerya’nın First Lady’si ve Kadın Sünneti ile Mücadele Kampanyası sözcüsü Stella Obasanjo, 6 Şubat 2003’te Afrika’daki Geleneksel Uygulamalar Arası Komite tarafından düzenlenen bir konferansta Afrika’da “Kadın sünnetine Karşı Sıfır Tolerans” konulu resmi açıklama yapmış, daha sonra BM İnsan Hakları Alt Komisyonu bu günü uluslararası bir farkındalık günü olarak kabul etmiştir.

Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü, kadınların ve bedenlerinin hakları ile fiziksel sağlıklarının korunması için küresel bir harekettir. Bu çabalar, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele eylemlerine bir bütün olarak fayda sağlamak için kabul edilmiştir.

Every Woman Every Child (EWEC) Hareketi

Every Woman Every Child (EWEC) hareketi, 2010 yılında eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından her yerde kadınların, çocukların ve ergenlerin sağlık ve esenliğini ilerletmeye yönelik siyasi bir hedef birliği sağlamak için başlatılmıştır. EWEC, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve hedeflerinin (SKH’ler) merkezi, dönüştürücü vaatlerine kendini adamış, yoksulluğun tüm biçimlerinin ortadan kaldırılması, ayrımcılığın ve dışlanmanın sona erdirilmesi ve hiç kimsenin bunu yapmamasını sağlamak ve eşitsizlikleri, kırılganlıkları azaltarak geride bırakmak için çalışmaktadır. Küresel bir hareket olan “Every Woman, Every Child“‘ın bildirisine göre, “Esas olarak Afrika ve Orta Doğu’daki 29 ülkede yoğunlaşmasına rağmen, kadın sünneti evrensel bir sorundur ve Asya ve Latin Amerika’daki bazı ülkelerde de uygulanmaktadır. Kadın sünneti, Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yaşayan göçmen nüfus arasında varlığını sürdürmektedir.”

BM Çocuk Ajansı’nın (UNICEF) icra direktörü Carol Bellamy, “Kadın sünneti ve kesiminin kadın ve kız çocuklarının temel haklarının ihlali olduğunu” ve “bunun kızların ve kadınların sağlık, çocuk doğurma yetenekleri ve eğitim fırsatları için tehlikeli ve geri döndürülemez bir prosedür olduğunu” belirtmektedir.

Dünya Tabipler Birliği de aynı konuda çalışmalar yürütmektedir. Dünya Tabipler Birliğinin Kadın Sünnetine İlişkin Bildirgesi, 1993 yılı Ekim ayında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de gerçekleşen 45. Dünya Tabipler Birliği toplantısında kabul edilmiştir. Bildirge, 2005 yılı Mayıs ayında Fransa’nın Divonne-les-Bains kentinde yapılan 170. Konsey Oturumunda gözden geçirilerek güncellenmiştir.

Yaşar Günaydın

0

Terör kurbanı Başsavcı Yaşar Günaydın, 1934 yılında Artvin’de doğdu. 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Ülkenin farklı adliyelerinde hâkim ve savcılık görevlerinde bulundu. On yılı aşkın bir süre İstanbul Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak çalıştı. 12 Eylül 1980 sonrasında İstanbul Adliyesi’ndeki görevinden, İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi Savcılığı’na geçici olarak atandı. Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki görevinden sonra 1987 yılında tekrar İstanbul DGM Savcılığı’na atandı. Eski DGM Başsavcısı Birol Kızıltan‘ın Yargıtay üyeliğine seçilmesi üzerine 6 Kasım 1991’de DGM Başsavcılığı’na getirildi. Günaydın, 7 Şubat 1992’de katledilmeden önce evli ve iki kız çocuğu babasıydı. Eski Sultanahmet Adliyesi’ne Laleli’deki evinden çoğu zaman yürüyerek gidip geliyordu.

Yaşar Günaydın Suikastı

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Başsavcısı Yaşar Günaydın, koruması ve şoförü silahlı saldırı sonucunda, 6 Şubat 1992 günü öldürüldü. Günaydın, Fatih, Aksaray’daki evinden sabah işe gitmek için çıktığında terörist bir saldırıya maruz kaldı. Saldırıda, Günaydın’ın yanı sıra ile koruma görevlisi Şaban Ceylan ve makam şoförü Halit Balta da yaşamını yitirdi. Olaydan sonra DGM’de duruşmalar durduruldu ve davalar ileri bir tarihe ertelendi.

Adli Tıp Kurumunda yapılan otopside Yaşar Günaydın’ın vücuduna 15 kurşunun isabet ettiği, mermilerin 9 mm çapında olduğu ve 14’lü otomatik silahlardan çıktığı saptandı. Olaydan sonra Cumhuriyet Gazetesini arayan bir kişi saldırıyı Devrimci Sol Silahlı Devrimci Birlikler adına üstlenerek, “İnsan hakları vaatleriyle iktidar olanlar bugün halk düşmanlarını ve işkencecileri korumak ve teşvik etmektedirler. Biz bunlara misilleme olarak İstanbul DGM Başsavcısını cezalandırdık” dedi. Milliyet gazetesini arayan bir kişi saldırıyı THKP-C ile MLSPB’nin oluşturduğu “Kızıl Ordu” adlı yasadışı sol örgüt adına üstlendi. Cenazeler Adli Tıp Morgu’ndan alındıktan sonra DGM önünde düzenlenen törenin ardından Fatih Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verildi.  Törenlere Adalet Bakanı Seyfı Oktay ile Valisi Hayri Kozakçıoğlu da katıldı.

Yürüttüğü Soruşturmalar 

DGM Başsavcısı Yaşar Günaydın, 1988 yılında yasa dışı TİKKO adlı örgüt üyesi hükümlü sanıkların Metris Askeri Cezaevi’nden kaçmalarına yardımcı oldukları için 17 sanık hakkında açılan davanın iddianamesini hazırlamıştı. Başsavcı Günaydın, 1989 yılında yasadışı Devrimci Birlik hakkındaki soruşturmayı yürütmüş, 1990 yılında ise kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi yöneticileri hakkında, TCK’nın 141’inci maddesine muhalefet ve 2911 sayılı toplu gösteri ve yürüyüş kanununa aykırılıktan dava açmıştı. Günaydın ayrıca “İşte Apo, İşte PKK” balıklı haberlerden dolayı Milliyet gazetesi yazan Mehmet Ali Birand ve sorumlu Yazı İşleri Müdürü Eren Güvener hakkında, “Milli duyguları zayıflatıcı propaganda yaptıkları” iddiasıyla dava açmıştı.

6 Şubat – Hukuk Takvimi

0
6 Şubat – Hukuk Takvimi
1748 Alman hukuk profesörü, filozof ve Illuminati’nin kurucusu Adam Weishaupt doğdu. (Ölümü: 18 Kasım 1830)
1797 Hukukçu ve devlet adamı Richard Hawes doğdu.
1846 Venezuelalı avukat, gazeteci ve eski devlet başkanı Raimundo Andueza Palacio doğdu. (Ölümü: 17 Ağustos 1900)   
1875 Alman hukukçu ve  siyasetçi Otto Gessler doğdu. (Ölümü: 24 Mart 1955)
1879 İzlandalı hukukçu ve politikacı Magnús Guðmundsson doğdu.  (Ölümü: 28 Kasım 1937)
1919 Şerif Paşa, Paris Barış Konferansı sorumlusuna bir mektup yazarak, Diyarbekir, Harput, Bitlis ve Musul’da Kürtler için otonomi talep etti.
1930 İspanya’da siyasi tutuklular için genel af ilan edildi.
1935 Nezihe Muhittin ve Şaziye Berrin genel seçimlerde bağımsız olarak aday oldular.
1953 Basın suçlarına sadece sivil mahkemelerin bakmasını öngören kanun tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Kanun gereğince, gazetecilerin Askeri Mahkemelerde yargılanmayacağı hüküm altına alındı.
1966 Nümayiş ve toplu hareketlere karşı Toplum Polisi” kurulması kararı alındı. Daha sonraki yıllarda Çevik Kuvvet kuruldu.
1972 Türk Donanma Cemiyeti’nin Olağanüstü Genel Kurul toplantısında Cemiyetin, vakfa dönüştürülmesi kararlaştırıldı.
1980 Türkiye’nin Bern büyükelçisi Doğan Türkmen uğradığı suikasttan yaralı olarak kurtuldu.
1981 İstanbul Emniyet Müdür Muavini Mahmut Dikler, uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü.
1983 Lyon Kasabı lakaplı savaş suçlusu, eski Gestapo komutanı Klaus Barbie, 37 yıl önce işlediği suçlardan yargılanmak üzere Fransa’da mahkeme önüne çıktı.
1986 Nokta Dergisi’nin iki sayısı toplatıldı. Derginin toplanan iki sayısında polis memuru Sedat Caner’in işkence itirafları yer almaktaydı. Aynı gün, oğlu Hasan Hakkı Erdoğan’ın 1.5 yıl önce gözaltında işkence ile öldürüldüğünü iddia eden baba, bakanlıklara başvuru yaptı. Baba Hüseyin Erdoğan: “Oğlum genç yaşında, devletin emniyet binasında, insanlığın lanetlediği işkence ile öldürülmüştür.” Metris Askeri Cezaevi’ndeki tutuklu ve hükümlülerin yakınları cezaevinin karşısındaki kahvehanede görüştükleri SHP yöneticilerine sorunları anlatıp “Genel Af” çıkarılması için destek istediler. Aynı gün başbakan Turgut Özal işkence iddialarını reddetti ve “suimuamele” var dedi.
1987 Yargıtay 4. hukuk dairesi işkence olaylarında, işkencecilerin yanı sıra devletin de sorumlu tutulması konusunda içtihat niteliğinde bir karar verdi.
1988 Basın Konseyi kuruldu.
1989 İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin Cizre’nin Yeşilyurt köyünde ifadelerini aldığı 7 köylü, askerlerin “insan dışkısı yedirdiği” iddialarını doğruladı.
1990 Ankara 1 numaralı Bölge İdare Mahkemesi, Çitosan’a ait beş çimento fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili yürütmeyi durdurma kararına itiraz eden başbakanlığın bu itirazını reddetti.
1990
  • Yalçın Küçük 18 Eylül 1988’de Malatya’daki referandum konuşmasında “Doğu bölgesindeki insanlar kendi mücadelelerini kendileri yapmalıdırlar” ifadesi nedeniyle 4 yıl 2 ay hapse mahkum oldu.
  • Mahpusların sağlık sorunlarıyla ilgili olarak İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu’nca hazırlanan rapor İstanbul Şube Başkanı Emil Galip Sandalcı tarafından açıklandı: “Tutuklu ve hükümlüler ayrı bir ‘fiili infaz’ sistemiyle adeta ölüme terk edilmiş durumdalar.”
1991 Eski Senatör Niyazi Ünsal’ın Kenan Evren hakkında “Darbe yapmak suretiyle Anayasa’yı ihlal” suçundan yargılanması için Savcılığa başvurusuna “takipsizlik” kararı verildi.
1991 İstanbul DGM, 22 Ocak’ta ABD Konsolosluğu’na “Savaşa Hayır” pankartı asmak isteyen SHP İstanbul İl Başkanı Ercan Karakaş ile Edip Akbayram, Aytaç Arman, Nur Sürer, İlyas Salman ve Halil Ergün hakkında soruşturma başlattı.
1992 İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Başsavcısı Yaşar Günaydın, ile koruma görevlisi Şaban Ceylan ve makam şoförü Halit Balta terör salırısı sonucu öldürüldü.
1992 ABD’de tedavisi olanaksız hastalan acılarından kurtarmak için intihar makinesi geliştiren doktor hakkında, bu aygıtı kullanan iki has tasının ölümü sonucu, ‘Birinci dereceden cinayet’ suçlamasıyla dava açıldı. 10 bin dolar kefaletle tutuksuz yargılanan doktor Jack Kevorkyan, cezaevinden salıverildikten sonra, hapsedilmesinin tedavisi olanaksız hastalılardan acı çekenlerle kıyaslandığında önemsiz bir olay olduğunu söyledi. Dr. Kevorkyan’ın avukatı ise Michigan yasalarına göre intihara yardım etmenin suç sayılmadığını belirterek doktor hakkındaki davanın düşeceğini savundu. Olay daha sonra Dr. Ölüm adı ile sinema filmine dönüştürülmüştü.

1994 20’şer aylık hapis ve para cezaları Yargıtay’ca onanan Doç. Dr. Fikret Başkaya ile Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Münir Ceylan: ”Düşüncelerimizi söyler, cezamızı çekeriz.”
2003 Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü, BM’nin kadın sünnetini ortadan kaldırma çabalarının bir parçası olarak 6 Şubat’ta düzenlenen, Birleşmiş Milletler sponsorluğundaki yıllık farkındalık günüdür. Nijerya’nın First Lady’si ve Kadın Sünneti ile Mücadele Kampanyası sözcüsü Stella Obasanjo, 6 Şubat 2003’te Afrika’daki Geleneksel Uygulamalar Arası Komite tarafından düzenlenen bir konferansta Afrika’da “Kadın sünnetine Karşı Sıfır Tolerans” konulu resmi açıklama yaptı. Daha sonra BM İnsan Hakları Alt Komisyonu bu günü uluslararası bir farkındalık günü olarak kabul etti.  Bugün, Kadınların ve bedenlerinin hakları ile fiziksel sağlıklarının korunması için bir harekettir. Bu çabalar, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele eylemlerine bir bütün olarak fayda sağlamak için kabul edilmiştir.
2007 Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edildi. 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açıldı. 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girdi.
2008 Yargıtay Birinci Başkanlığına Hasan Gerçeker seçildi. Gerçeker, 1 Ocak 2011 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekli olana kadar görev yaptı. Kendisinden önce Osman Arslan görev yapmaktaydı.
2008
2009 İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) cezaevlerinde hak ihlalleri raporuna göre Türkiye’de 2008 yılında cezaevlerindeki hak ihlalleri nedeniyle toplam 37 insan öldü.
2013

Tunuslu avukat, Demokrat Yurtseverler Partisi ile Tunus’ta laik ve solcu muhalefetin lideri olan Şükrü Beleyid (Chokri Belaid) 6 Şubat 2013’te evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. 26 Kasım 1964 – 6 Şubat 2013)

2015 Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1988 yılında kabul ettiği 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesini 27 yıl sonra imzaladı. Sözleşme, 1991 yılında yürürlüğe girmişti.
 2025 ABD’de yeni gelen Trump yönetimi ile El Salvador, ABD’de hüküm giymiş yabancı uyruklu mahkumların belirli bir ücret karşılığında, sert kuralları ile bilinen ünlü CECOT Hapishanesine gönderme konusunda anlaştıklarını duyurdu. Ülkenin en büyük ve en yeni hapishanesi 40.000 mahkum kapasiteli bir Terör Hapishanesi. Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Alt Komitesi eski üyesi Miguel Sarre, burayı “beton ve çelikten bir çukur” olarak tanımlamıştı.

CECOT Hapishanesi – El Salvador
 2025
  • İsrail  Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi‘nden (UNHRC) çekildiğini açıkladı. ABD Başkanı Trump da ülkesini Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ile UNHRC’den geri çeken başkanlık kararnamesini imzalamıştı.
  • Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosu, Ataşehir Belediye Eski Başkanı Battal İlgezdi ve diğer 8 kişi hakkında hakkında, ruhsata aykırı inşa edilen 7 yapıya ilişkin yıkım kararlarını uygulamadığı iddiasıyla “zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma” suçundan  10 aydan 3 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlendi.
  • Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo PetroPetro,“Kokain Latin Amerika’da üretildiği için yasadışıdır, viskiden daha kötü olduğu için değil” dedi. Petro, uyuşturucunun dünya çapında yasallaştırılması halinde küresel kokain endüstrisinin “kolayca çökertilebileceğini” iddia etti. 
  • Adıyaman Zümrüt Apartmanı’nda yaşamakta iken 6 Şubat 2023 depreminde kaybolan Avukat Halil Aktoprak‘ın halen bulunamadığı açıklandı.
  • İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi avukat Fırat Epözdemir’in tutukluluğuna yapılan itiraz, gerekçe gösterilmeden reddedildi. Epözdemir’in avukatı Baran Doğan, AYM’ye başvuracaklarını açıkladı.
2026 Moskova Şehir Mahkemesi’nin Rus Ceza Kanununa göre gıyaben yaptığı yargılama sonunda, 12 Aralık 2025’te, “Lahey’de Rus vatandaşlarını hukuka aykırı bir şekilde yargılamak” suçundan Başsavcı Karim Khan ve sekiz Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıcını mahkum etmiş ve onları uluslararası arananlar listesine almıştı. BM insan hakları uzmanları bir kınama yayınlayarak kararı “uluslararası hukukun açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

6 Şubat – Hukuk Takvimi

Case Method ile Avukat Adayında Müdafi/Avukat Bakış Açısı Kazandırma Eğitimi

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

CASE METHOD İLE AVUKAT ADAYINDA MÜDAFİ/AVUKAT BAKIŞ AÇISI KAZANDIRMA EĞİTİMİ  (Stajyerin Bir Günü) /  Avukat Fahrettin KAYHAN

Bu makalede “Aktif ve Uygulamalı Bir Eğitim Modeli Olarak Avukat Eğitiminde Usta-Çırak Metodu başlıklı makalemizde açıkladığımız esaslar çerçevesinde yazıhanemizde avukatlık ön stajı yapan Ekin Ozan Özşahin ve Merve Erbaş ile 04.02.2026 tarihinde yaptığımız bir günlük çalışmanın bir kısmının özetini sunacağız[i]. Bu çalışma case method  ve fırsat eğitimi konseptinde planlanmış ve uygulanmıştır.

Küreselleşen Dünyada Nasıl Bir Avukat Olmak İstiyoruz?

Mesaiye stajyerlerimizle Kemal Gözler hocamızın Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de Hukuk Eğitimi başlıklı makalesini etüt ederek başladık. Gözler, bu makalesinde Küreselleşme sürecinde ülkemizde ihtiyaç duyulan “hukukçu tipi”ni tanımlar ve bu hukukçu tipine duyulan ihtiyacı bir örnek olay üzerinden açıklar[ii]. Olay şöyle:

BursaRay Davası Örneği: İhtiyaç duyulan hukukçu tipindeki değişimi bir örnekle açıklayalım: Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Bursa hafif raylı sistem birinci aşama yapım projesi inşaatını yapan firmalar arasında 1997 yılında imzalanan sözleşmede, uyuşmazlıkların çözümü konusunda tahkim usûlü öngörülmüştü. Üstelik yapılan tahkim sözleşmesinde tahkim yeri olarak Lahey ve uygulanacak hukuk olarak da Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) kuralları belirlenmişti. 26 Mart 2003 tarihinde yüklenici firma olan GÜRİŞ İnşaat A.Ş., BursaRay’ın birinci etap inşaatı sırasında aralarında proje bedelleri de olmak üzere 28 başlıkta bazı anlaşmazlıklar olduğunu ileri sürerek, tahkim yoluna başvurmuştur[1]. 2003 yılında oluşan hakem heyeti, 2005 yılı Aralık ayında tahkim davasını sonuçlandırmıştır. Neticede tahkim heyeti, Bursa Büyükşehir Belediyesinin GÜRİŞ’e 9,5 milyon Euro ödemesine hükmetmiştir[2]. GÜRİŞ, Bursa Büyükşehir belediyesi aleyhine daha başka tahkim başvurularında da bulunmuştur. Belediyeden istediği tazminat toplamı 40 milyon Euro’yu (s.3023) bulmaktadır[3]. Belediye ilk başta tahkim heyeti karşısında savunma yapmak için kendi hukuk müşavirini göndermiştir. Ancak daha sonra, pek muhtemelen, bu işin klasik hukuk eğitimiyle yetişmiş bir hukukçuyla halledilemeyeceğini anladığından, Pieter Tubbergen isimli Hollandalı bir avukatı tutmuştur[4]. Hemen belirtelim ki böyle büyük bir davada, hakem ücretleri, avukatlık ücretleri ve yargılama giderleri yüzbin dolarla ifade edilir.

İşte böylesine bir küreselleşme sürecinde hukuk fakültelerimiz, Bursa Büyükşehir Belediyesinin böyle büyük bir davasında, Hollanda’dan avukat tutmak yerine Türkiye’den avukat tutabileceği hukukçuları yetiştirmelidirler.

Stajyerlerimize bizim 20. Yüzyıl “klasik tipte” hukukçu olduğumuz, klasik tipte hukukçu olarak kendilerine verebileceğimiz avukatlık eğitiminin gerekli ama sınırlı olacağı 21. Yüzyılın ihtiyaçlarına cevap veren “yeni hukukçu tipi” olmadığımız ve bu nedenle rol modellik işlevimizin sınırlı olacağı anlatılmış ve hangi tipte hukukçu olmak istedikleri konusunda düşünmeleri talep edilmiştir. Stajyerlere yeni hukukçu tipinin, klasik hukukçu tipinin donanımlarına sahip olması gerektiği, ancak bunun yeterli olmayacağı anlatılmıştır.

Müdafi/ Avukat Bakış Açısı

Stajyerlerimize, öğleden sonra yazıhanemize misafir olarak gelecek olan Merhum Ceren Damar hocamızın babası Mustafa Damar hocamızın mülakatına hazırlık olarak Müdafi Kimdir, Ne İş Yapar? adlı makale[iii] ile  Müdafi – Sanık Etkileşiminde Yalan ve Hakikat adlı makalelerimizi[iv] okumaları aralarında tartışmaları talep edilmiştir. Bu söyleşiye hazırlık olarak stajyerlerden daha önceden en az 50’şer soru hazırlamaları istenmiştir.

Mustafa Damar Hocamızla Söyleşi

Mustafa Damar, Ekin Ozan Özşahin, Merve Erbaş
Mustafa Damar, Ekin Ozan Özşahin, Merve Erbaş

Merhum Ceren Damar Hocamızın babası Mustafa Damar Hocamız büromuzu şereflendirdi. Eğitim şehidi Ceren Damar hocamızın katilinin yargılandığı dava dosyası ve yargılama sürecinde sanığın avukatlığını üstlenen Av. Arb. Prof. Dr. Vahit Bıçak’ın Ceren Damar’ın hatırasına hakaret suçunda yargılandığı dava üzerine, savunmanın sınırları, savunma dokunulmazlığı, müdafinin savunmada dikkat etmesi gereken konular ve eğitim sistemi üzerine çok yararlı bir söyleşi yaptık. Mutafa Hocamız, dava süreçleriyle ilgili olarak stajyerlerimizin sorularını cevapladı.

Geri Bildirim

Mustafa Damar Hocamızı yolcu ettikten sonra stajyerlerimizden bugünkü eğitimleriyle ilgili kısa bir geri bildirim yazısı talep edildi.

Ekin Ozan Özşahin geri bildirim yazısı şöyle:

Mustafa Damar hocamızın konuşması son derece metanetiydi. Sadece olaya değil aynı zamanda süreçlere, hukuki duruma ve diğer etkenlere hâkimdi. O kadar acı yaşamış olmasına rağmen tek taraflı olaya yaklaşmıyor hala cezai uyuşmazlığın öznelerine saygı duyuyordu. Sürecin aksaklığı ve kusurlarına rağmen muhakemenin süjelerine küsmemişti. Sanığın savunma hakkına dair sözü beni şaşırttı. Çünkü ben her şekilde bu kişinin savunmaya layık olmayacağı yönünde klasik bir tepki beklemiştim.

Sorunlara geniş bir perspektiften bakmayı da öğrendim. Hocamızın aynı zamanda bana mağdur tarafından cezai uyuşmazlığı ele alabilmeyi gösterdi. Sanığın perspektifi ve onu merkezine koyan sistem içerisinde (ceza muhakemesinde katılan gelmese dahi sanığın gelmemesi mümkün değil gibi birtakım muhakeme normlarını baz alarak söylüyorum.) mağdur tarafın süründürüldüğünü görmüş oldum. Sistemin eksikliği, suçluyu koruyan muhakeme kabullerini biliyordum. Buna karşı da penoloji bilimine ihtiyaç duyulduğunu görüyordum. Hocamız bu konudaki görüşümü pekiştirdi. Topluma mal olmuş dosyalarda yazıp çizerken herhangi bir dosya gibi değerlendirmemek gerektiğini, toplum, mağdur ve sanık üçlemesini her zaman akılda bulundurmayı ve dengeyi bu yönde korumayı öğrendim.

 Merve Erbaş’n geri bildirim yazısı ise şöyle:

2019 yılında gerçekleşen Ceren Damar olayı, ben henüz lisedeyken gerçekleşmiş ve medyada bir hayli duyulmuştu. İçimde burukluk oluşturan bu hadise yaşandığı zamanlar henüz hukuk fakültesi öğrencisi değildim, ancak hukuk okumak istiyordum. Yıllar sonra bir hukuk fakültesi öğrencisi olarak bu davayı bilinen ve bilinmeyen yanlarıyla öğrenmek, akabinde bu davadaki müdafinin savunması nedeniyle yargılandığı Av. Arb. Prof. Dr. Vahit Bıçak davasını okumak ve eleştirmek benim için fakülte hayatımdaki en büyük şanslardan biri oldu.

Bu davanın ilgimi çekmesi ve Fahrettin beyin yönlendirmeleri sonrasında Vahit bıçak hakkında yaptığımız araştırmaların ardından bugün Fahrettin Bey’in ofisinde akademisyen Ceren Damar’ın babası Mustafa Damar hocamızı ağırlama şansına sahip olduk. Bizlere Av. Arb. Prof. Dr. Vahit Bıçak davasında yaşananları davanın bir tarafı olarak aktardı. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz sohbette dava hakkında bilmediğimiz detayları vermenin yanı sıra, davanın medyaya yansıyan yönlerini de bizimle paylaşma gayretinde bulundu. Fiziki olarak duruşmaları takip edemesem de davayı okumuş biri olarak görüşlerini dinlemek olaya bakışımı bir kaç noktada değiştirdi. Özellikle Av. Arb. Prof. Dr. Vahit Bıçak’ın savunmasından ötürü ceza aldığı dava hakkında medyada yazılanların okuyucunun zihninde ne şekilde yer edinebileceğini sorguladım. Bu davada avukatın -Mustafa Hocamızın da tabiriyle- müdafinin davanın tarafıymışçasına tavır takınmayacak savunma yapması gerektiği çıkarımında bulundum. Bu dava Fahrettin beyin de dediği gibi hukuk fakültelerinde örnek olarak anlatılması gereken davalardan biri. Bir avukatın sınırlarını, sınırsızlıklarını ve meslek etiğini fazlaca göz önüne süren bir dava.

Mustafa Bey tüm bunların yanında bir Hoca olarak da karşımızdaydı. Kendisi çocuk gelişim alanında üniversitede ders veren bir hocamız. Eğitim konusunda çok değerli görüşlere ve eleştirilere sahip. Aynı zamanda bize de içinde bulunduğumuz eğitim sistemini ve ceza davalarındaki ıslah kavramını sorgulatan bir görüşme oldu. Hakkını aramanın adeta uzun ince bir yol sayıldığı bu günlerde, metanetli bir duruş sergileyerek davasının peşinden giden bir baba gördüm. Eminim ki bu bilinçli babanın Ceren damar gibi bir akademisyenin yetişmesinde katkısı çok olmuştur.         

Günün Sonu

Avukat Dr. Suat Tahsin Türk
Suat Tahsin Türk

Stajyerlerimizle dolu dolu bir çalışmanın ardından bu günün anısına stajyerlerimizden Ekin Ozan Özşahin’e “Bozkurt-Lotus Davasında Türk-Fransız Müdafaları adlı Türk Ocakları Matbaasında Osmanlıca harflerle basılmış eseri ve Cemil Kavukçu’nun “Uzak Noktalara Doğru” adlı öykü kitabını; stajyerimiz Merve Erbaş’a ise Avukat Suat Tahsin Türk’ün Müdafaa: Dumlupınar-Naboland Davasında adlı eser ile Cemil Kavukçu’nun Angelacoma’nın Duvarları adlı öykü kitabını armağan ettik.

[i] Fahrettin Kayhan, “Aktif ve Uygulamalı  Bir Eğitim Modeli Olarak Avukat Eğitiminde Usta-Çırak Metodu”  

[ii] Kemal Gözler, “Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de Hukuk Eğitimi

[iii] Fahrettin Kayhan, “Müdafi Kimdir, Ne İş Yapar?” 

[iv] Fahrettin Kayhan, Müdafi – Sanık Etkileşiminde Yalan ve Hakikat

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar

0
Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. (United Nations Rules for the Protection of Juveniles Deprived of their Liberty)

Havana Kuralları olarak da bilinmektedir.

Bir küçüğün hapsedilmesi, başvurulacak en son tedbirdir.

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar-Havana Kuralları
I. TEMEL YAKLAŞIMLAR
  1. Küçükler için adalet sistemi, küçüklerin haklarının ve güvenliğinin lehinde davranır ve onların fiziksel ve ruhsal sağılıklarına destek olur. Bir küçüğün hapsedilmesi, başvurulacak en son tedbirdir.
    Loader Loading...
    EAD Logo Taking too long?

    Reload Reload document
    | Open Open in new tab
     Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar-Havana Kuralları-1990
  2. Küçükler ancak, bu Kurallar ile, Küçükler için Adalet Sistemine dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları’nda (Pekin Kuralları) yer alan prensiplere ve usullere göre özgürlüklerinden yoksun bırakılabilir. Bir küçüğün özgürlüğünden yoksun bırakılması, başvurulabilecek en son tedbirdir; bu tedbir istisnai hallerde ve zorunlu asgari bir süre için kullanılabilir. Özgürlükten yoksun bırakma süresinin uzunluğuna yetkili yargısal makamlar tarafından karar verilir; bu karar küçüğün daha erken salıverilmesi ihtimalini ortadan kaldıramaz.
  3. Bu Kurallar, insan haklarına ve temel özgürlüklere uygun olarak, bütün tutma türlerinin zararlı sonuçlarını bertaraf etme ve küçüğün toplumla bütünleşmesini kolaylaştırma düşüncesiyle, her hangi bir biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılan küçüklerin korunması için Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen asgari standartları oluşturmayı amaçlamaktadır.
  4. Bu Kurallar, ırk, renk, cinsiyet, yaş, dil, din, milliyet, siyasal veya başka bir fikir, kültürel inanç veya uygulama, mülkiyet, doğum veya aile statüsü, etnik veya toplumsal köken, ve özürlülük gibi sebeple ayrımcılık yapılmaksızın, tarafsızlıkla uygulanır. Çocukların dinsel ve kültürel inançlarına, bunları uygulamalarına ve manevi değerlerine saygı gösterilir.
  5. Bu Kurallar, başvurulabilecek uygun standartlar olarak işlev görmesi ve küçükler için adalet sisteminin işleyişiyle meşgul olan meslek adamlarına yardım etmesi ve yön göstermesi için düzenlenmiştir.
  6. Bu Kurallar, küçükler için adalet sistemi içindeki personelin ulusal diline çevrilerek hemen kullanıma sunulur. Tutma kurumunda çalışan personel tarafından konuşulan dili iyi bilmeyen küçükler, gerekli olduğu her zaman, ve özellikle sağlık muayeneleri ve disiplin yargılaması sırasında bir çevirmenden ücretsiz yararlanma hakkına sahiptir.
  7. Devletler, uygun gördükleri takdirde bu Kuralları kendi mevzuatlarına içselleştirir veya mevzuatlarını bu Kurallara göre değiştirir. Devletler, küçüğe verilen zarardan ötürü tazminat ödenmesi de dahil, bu Kuralların ihlal edilmesine karşı etkili iç hukuk yolları sağlar. Devletler ayrıca bu Kuralların uygulanmasını kontrol eder.
  8. Yetkili makamlar, tutulan küçüklerin bakımının ve topluma dönüşe hazırlanmalarının önemli bir sosyal hizmet olduğu konusunda kamuoyunu ilgisini yükseltmek için sürekli çaba harcar; bu amaçla, çocuklar ile çevre halkı arasında yakın ilişki kurulmasını kolaylaştırmak için gerekli tedbirler alınır.
  9. Bu Kurallardaki hiç bir hüküm çocukların, küçüklerin ve bütün gençlerin hakları, bakımları ve korunmaları açısından onların daha yararına olan, uluslararası toplum tarafından tanınmış ilgili Birleşmiş Milletler insan hakları belgeleri ve standartlarının uygulanmasını önleyici şekilde yorumlanamaz.
  10. Bu Kuralların İkinci Bölümünden Beşinci Bölümüne kadar olan bölümlerinde yer alan bazı hükümlerin uygulanması sırasında her hangi bir hükmün bu bölümdeki hükümlerden biriyle çelişmesi halinde, bu bölümdeki hükümlere üstünlük verilir.
II. KURALLARIN KAPSAMI VE UYGULANMASI
  1. Bu Kurallar bakımından aşağıdaki tanımlar uygulanır:
  2. a) On sekiz yaşın altındaki herkes küçük sayılır. Çocuklar için özgürlükten yoksun bırakma kararı verilemeyecek daha düşük bir yaş sınırı kanunla tespit edilir.
  3. b) Özgürlükten yoksun bırakma, bir kimsenin yargısal, idari veya başka bir kamu makamının kararıyla tutulması, hapsedilmesi veya bu kimsenin kendi iradesiyle çıkamadığı resmi veya özel bir nezaret yerine konulması demektir.
  4. Özgürlükten yoksun bırakma, küçüklerin insan haklarına saygı gösterilmesinin sağlandığı şartlarda ve ortamlarda yerine getirilir. Islah evlerinde tutulan küçüklerin sağlıklı ve özsaygılı yaşamalarına yardım ve destek olacak, sorumluluk duygularının gelişmesini artıracak ve toplumun bir üyesi olarak potansiyellerini geliştirmelerinde yardımcı olan davranış ve yeteneklere sahip olmalarını teşvik edecek türden faaliyet ve programlardan yararlanmaları sağlanır.
  5. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan küçükler, ulusal veya Uluslararası hukuka göre sahip oldukları ve özgürlükten yoksun kalma durumunda da kullanılabilen kişisel, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel haklardan, bu durumları ile ilgili nedenlerle mahrum edilemezler.
  6. Tutma tedbirlerinin uygulanmasında yasallığa özel bir dikkat gösterilerek, küçüklerin kişisel haklarının korunması yetkili makamlarca güvence altına alınır; aynı zamanda küçükleri ziyaret etme yetkisine sahip olup usulüne göre oluşturulmuş bulunan ve ıslahevine bağlı olmayan heyetlerce uluslararası standartlara, ulusal yasalara ve hukuki düzenlemelere uygun teftişler ve diğer denetimlerin yapılması suretiyle sosyal bütünleşme amacı da yerine getirilir.
  7. Bu Kurallar, küçüklerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları her tür ve biçimdeki kuruma uygulanır. Kuralların I, II, IV ve V. bölümleri küçüklerin tutulu bulundukları bütün kurumsal yerlere, III. bölümü ise sadece gözaltına alınmış olan veya tutuklanmış bulunan çocuklara uygulanır.
  8. Bu Kurallar, her bir Üye Devlette geçerli olan ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar çerçevesinde uygulanır.
III. GÖZALTINDA OLAN VEYA TUTUKLU BULUNAN KÜÇÜKLER
  1. Gözaltında olan veya muhakeme devam ederken tutulu bulunan (“tutuklu”) küçükler masum sayılır ve buna göre muamele görürler. Küçükleri tutuklamaktan mümkün olduğu kadar kaçınılır, ve istisnai hallerle sınırlı olarak tutuklama kararı verilir. Bu suretle alternatif tedbirlerin uygulanması için her türlü çaba gösterilir. Her nasılsa tutuklama kararı verilmiş ise, soruşturma organları ve çocuk mahkemeleri, tutma süresini mümkün olan en kısa süreye indirmek için, bu işlemlerin süratle yapılmasına öncelik verirler. Tutuklu küçükler hükümlü küçüklerden ayrı yerlerde tutulur.
  2. Bir tutuklu küçük, aşağıda belirtilen kurallara ek olarak masumluk karinesinin, tutma süresinin uzunluğunun, küçüğün hukuki statüsünün ve içinde bulunduğu şartların gerekleri dikkate alınarak getirilen özel hükümlere uygun olan şartlarda tutulur. Bu hükümler aşağıdaki hakları içerir; ancak bu haklardan ibaret sayılmaz:
  3. a) Küçükler avukatlık hizmetinden yararlanma hakkına sahip olup, ücretsiz adli yardımın sağlandığı hallerde adli yardımdan yararlanmak için başvurabilirler; küçükler avukatlarıyla düzenli olarak irtibat kurabilirler. Bu tür irtibatın mahremiyeti ve gizliliği korunur;
  4. b) Mümkün olduğu takdirde küçüklere ücret alabilecekleri bir işte çalışma, eğitim ve öğretimlerine devam etme imkanları sağlanır; ancak küçükler çalışmaya ve eğitim görmeye zorlanamazlar. Çalışma, eğitim veya öğretim görme tutukluluğun sürdürülmesi için bir sebep olamaz.
  5. c) Küçükler, adalet sisteminin gereklerine aykırı düşmeyen dinlenmeleri ve eğlenmeleri için gerekli araçları edinebilir ve bunları kullanabilirler.
IV. KÜÇÜKLERİN TUTULDUKLARI KURUMLARIN İDARESİ
A. Belgeler
  1. Hukuki belgeler, sağlık belgeleri ve disiplin işlemi belgeleri de dahil küçüklere yapılan muamelelerin biçimi, içeriği ve ayrıntıları ile ilgili bütün dokümanlar, gizli bir şahsi dosyada saklanır; günü güne tutulan bu dosya sadece yetkili kişilere açıktır; dosyanın içindeki belgeler, kolaylıkla anlaşılabilecek bir şekilde yerleştirilir. Gerektiği takdirde her küçük, kendi dosyasının içinde yer alan gerçekdışı, temelsiz veya haksız beyanların düzeltilmesine imkan sağlamak için itiraz etmek hakkına sahiptir. Küçüklerin bu haklarını kullanabilmeleri için, uygun bir üçüncü kişinin talebi halinde bu dosyaya ulaşmasına ve inceleyebilmesine imkan veren usuller konur. Küçüğün salıverilmesinden sonra küçük hakkındaki bu dosya mühürlenir ve uygun bir zamanda iptal edilir.
  2. Yargı organı, idari veya başka bir kamu makamı tarafından verilmiş geçerli bir karar bulunmadıkça, hiç bir küçük her hangi bir tutma kurumuna alınamaz. Bu tutma kararının ayrıntıları derhal kayda geçirilir. Bu tür bir kayıt bulunmadıkça, hiç bir çocuk bir tutma kurumunda tutulamaz.
B. Giriş, Kayıt, Hareket ve Nakil
  1. Küçüklerin tutulduğu her yerde ve bu yere getirilen her çocuk hakkında, aşağıdaki bilgileri içeren tam ve güvenli bir kayıt tutulur:
  2. a) Küçüğün kimliği hakkında bilgiler;
  3. b) Küçük hakkında kararı veren makam ile kararının esası ve gerekçeleri;
  4. c) Girişin yapıldığı, nakledildiği ve salıverildiği gün ve saat;
  5. d) Küçüğün her girişi, nakli ve salıverilmesi ile ilgili olarak anne-babasına ve kararın verildiği tarihte küçüğün gözetimi altında olduğu vasisine verilen bilginin ayrıntıları;
  6. e) Küçüğün uyuşturucu ve alkol bağımlılığı da dahil, bilinen diğer fiziksel ve ruhsal sağlık sorunlarının ayrıntıları.
  7. Küçüğün kuruma girişi, tutulduğu yer, nakledildiği yer ve salıverilmesi hakkında, hiç vakit geçirmeden anne-babasına ve vasisine veya en yakın akrabalarına bilgi verilir.
  8. Küçüğün kuruma girişi yapıldıktan sonra en kısa süre içinde, kişisel durumu ve içinde bulunduğu şartlar konusunda gerekli bilgileri içeren tam bir rapor hazırlanır ve kurum idaresine sunulur.
  9. Küçüklerin kuruma girişi yapılırken, tutuldukları kurumun düzeni ile ilgili kurulların bir kopyası, sahip oldukları hakları ve yükümlülükleri anlayabilecekleri bir dilde anlatan bir yazı ile birlikte, yapacakları şikayetleri inceleyecek yetkili makamların adresleri, ve ayrıca kendilerine hukuki yardım sağlayacak kamu ve özel kuruluşların adresleri verilir. Okuma yazması olmayan veya yazılı metinlerin dilinden anlayamayan küçüklere, bu konuları tam olarak anlayabilecekleri bir tarzda kendilerine bilgi verilir.
  10. Bütün küçüklerin, tutuldukları kurumun iç yapısını düzenleyen kurallarını, kendilerine verilen bakımın hedeflerini ve uygulama metodunu, disiplin hükümlerini ve uygulama usullerini, bilgi edinme ve şikayet etme usulleri ile, tutuldukları süre içinde sahip oldukları hakları ve yükümlülükleri tam olarak kavramalarını sağlayacak konuları anlayabilmeleri için kendilerine yardım edilir.
  11. Küçükler, yeterli havalandırma ve ışıklandırması bulunan, hiç bir şekilde sıkıntı çekmelerine veya üzüntü duymalarına sebep olmayacak türden araçlarla nakledilirler; nakil giderleri idare tarafından karşılanır. Küçükler keyfi sebeplerle bir kurumdan diğerine nakledilemezler.
C. Sınıflandırma ve Yerleştirme
  1. Girişi yapıldığı andan itibaren mümkün olan en kısa süre içinde, her küçükle bir görüşme yapılır, ve küçüğün ihtiyaç duyduğu bakım tarzı ile kendisine uygulanacak programın özelliği ve düzeyi konusunda bütün faktörleri gösteren bir psikolojik ve sosyal rapor hazırlanır. Bu rapor ile birlikte kuruma girişinden sonra küçüğü muayene eden sağlık görevlisinin hazırladığı rapor, küçüğün kurumda yerleştirilebileceği en uygun yerin tespit edilmesi ve küçüğün ihtiyaç duyduğu bakım ve programın özelliği ve düzeyi hakkında karar verilebilmesi amacıyla kurum müdürüne iletilir. Küçük için özel bir rehabilite şekline gerek bulunması ve küçüğün kurumda kalış süresinin buna imkan vermesi halinde, kurumun yetkili personeli, uygulanacak muamelenin amaçlarını, uygulanma süresi ile, amaçlara yaklaşırken kullanılacak vasıtaları, aşamaları ve gecikmeleri gösteren yazılı bir muamele planı hazırlar.
  2. Küçükler ancak, kendilerinin özel ihtiyaçları ve statüleri ile, yaşlarının, kişiliklerinin, cinsiyetlerinin ve işledikleri cezai fiil tipinin özel gerekleri, ve ayrıca ruhsal ve fiziksel sağlık durumları ile, kendilerini zararlı etkilenmelere ve tehlikeli durumlara karşı koruyacak şartlar tam olarak dikkate alındıktan sonra tutulabilirler. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan küçüklerin farklı kategorilere ayrılmaları konusunda uygulanacak başlıca kriter, bu çocukların özel ihtiyaçlarına en iyi şekilde uyacak bakım türünün sağlanması, ve onların fiziksel, ruhsal ve ahlaki bütünlükleri ve sağlıklarının korunmasıdır.
  3. Küçükler, büyüklerle aynı ailenin mensubu olmadıkça, bütün tutma kurumlarında yetişkinlerden ayrı yerlerde tutulurlar. Küçükler, kendileri için yararlı olacağı kanıtlanmış özel bir program içinde, özenle seçilmiş büyükler ile kontrol altında bir araya getirilebilirler.
  4. Küçükler için açık tutma kurumları kurulur. Açık tutma kurumları güvenlik tedbirlerinin ya hiç alınmadığı ya da asgari ölçüde alındığı yerlerdir. Bu tür tutma kurumlarında mümkün olduğu kadar az sayıda küçük tutulur. Kapalı kurumlarda tutulan küçüklerin sayısı, kendilerine bireysel muamele yapılmasına imkan verecek asgari ölçüde olur. Küçükler için farklı yerlerde tutma kurumları açılır; bu kurumlar ailelerin çocuklarına ulaşabilecekleri ve çocuklarıyla aralarında ilişki kurabilecekleri büyüklükte olur. Küçük ölçekte tutma kurumları yapılır, ve bunların toplumsal, ekonomik ve kültürel çevre ile bütünleşmeleri sağlanır.
D. Fiziksel Çevre ve Kalma Yerleri
  1. Özgürlüğünden yoksun bırakılan küçüklerin insan onurunun ve sağlığının gerektirdiği bütün imkan ve hizmetlerden yararlanma hakları vardır.
  2. Küçüklerin tutuldukları kurumların planı ve fiziksel çevresi, yatışlı ıslahın rehabilite amacına uygun olarak, küçüklerin mahremiyetini, duygusal uyarımlarını, akranlarıyla ilişki kurmalarını ve sporla, beden eğitimiyle ve boş zamanlarla ilgili faaliyetlere katılmaya olan ihtiyaçlarını dikkate alır. Küçüklerin tutuldukları kurumların planları ve yapıları yangın tehlikesini asgariye indirecek ve binalardan güvenli bir biçimde tahliye edilmelerine imkan verecek şekilde yapılır. Yangın çıkması durumunda hemen çalıştırılabilecek bir alarm sistemi bulunur, ve küçüklerin güvenliğini sağlamak için getirilen usuller ciddi biçimde talim ettirilir. Tutma kurumları, sağlığı tehdit ettiği veya her hangi bir biçimde küçükler için tehlike oluşturduğu bilinen yerlere kurulamaz.
  3. Küçüklerin içinde uyuyacakları yerler, o bölgenin standartları da göz önünde tutularak, genellikle küçük koğuşlardan veya tek kişilik yatak odalarından meydana gelir. Uykuda bulundukları saatlerde küçüklerin korunmalarını sağlamak için tek kişilik odalar ve koğuşlar da dahil, uyuma mekanları düzenli ve aralıklı olarak denetlenir. Her küçüğe bölgesel ve ulusal standartlara uygun ayrı bir yatak temin edilir; küçüğe verilen yatak sağlam ve temiz olur; yatağın temizliğinin korunması için sık sık değiştirilir.
  4. Tutma kurumlarında her küçüğün fiziksel ihtiyaçlarını mahrem ve temiz bir şekilde ve uygun bir tarzda karşılamasını sağlamasına yetecek sayıda ve uygun yerlerde sıhhi tesis bulunur.
  5. Kişisel eşya bulundurma, mahremiyet hakkının temel bir unsuru olup, küçüklerin psikolojik sağlıkları için esastır. Her küçüğün kişisel eşya bulundurma hakkı ve bu eşyaları saklamak için uygun araçlara sahip olma hakkı tam olarak tanınır ve bu haklara saygı gösterilir. Küçüğün taşımak istemediği veya el konulan kişisel eşyaları güvenli bir yerde saklanır. Küçüğün bu eşyalarını gösteren bir liste küçük tarafından imzalanır. Küçüğün kişisel eşyalarının uygun koşullarda saklanması için gerekli tedbirler alınır. Küçük salıverildiği zaman, tutulurken harcamasına izin verilen parası ve kurum dışına göndermesine izin verilen eşyası dışında, kurumdaki bütün eşya ve parası kendisine geri verilir. Eğer küçük bir ilaç alıyorsa, veya bulundurduğu anlaşılırsa, sağlık görevlisi bu ilacın nasıl kullanılacağına karar verir.
  6. Küçüklerin kendi giysilerini giyme haklarını kullanmaları mümkün olduğu kadar sağlanır. Tutma kurumları her küçüğün sağlığını koruyacak ve hiç bir şekilde onur kırıcı veya küçük düşürücü olmayan, iklim şartlarına uygun ve yeterli miktarda kişisel giysilere sahip olmalarını sağlarlar. Tutma kurumundan her hangi bir biçimde çıkarılan veya ayrılan küçüğün kendi giysilerini giymesine izin verilir.
  7. Her tutma kurumunda bütün küçüklere normal yemek zamanlarında, beslenme, temizlik ve sağlık standartlarına uygun şartlarda hazırlanan, yeterli kalite ve miktarda sunulan, ve mümkün olduğu kadar küçüklerin dinsel ve kültürel göreneklerine uygun bulunan yemekler verilir. Her küçüğün istediği her an içebileceği kadar temiz içme suyu bulunur.
E. Eğitim, Mesleki Öğrenim ve Çalışma
  1. Zorunlu okul çağındaki her küçüğün ihtiyaçlarına ve kabiliyetlerine uygun, ve kendisini topluma dönüşe hazırlamak için tasarlanmış bir eğitim almaya hakkı vardır. Küçüklerin bu tür bir eğitimi, mümkün olduğu takdirde, ıslahevi dışındaki kamu okullarında almaları sağlanır; bu eğitim, küçüğün salıverildikten sonra güçlük çekmeden eğitimine devam edebilmesini sağlamak amacıyla, ülkenin genel eğitim sistemi ile bütünleşmiş bir okulda ve nitelikli öğretmenler tarafından verilir. Yabancı kökenli olan veya ayrı bir kültürel veya etnik şartları bulunan küçüklerin eğitimine kurum idaresi tarafından özel bir dikkat gösterilir. Okuma yazması olmayan veya anlama veya öğrenme güçlüğü bulunan küçüklerin özel bir eğitim görmeye hakları vardır.
  2. Yukarıda sözü edilen zorunlu okul çağındaki küçüklerden eğitimlerini daha sonra sürdürmek isteyenlere gerekli izin verilir ve kendileri buna teşvik edilir; ayrıca bu küçüklerin kendilerine uygun okullara gitmeleri için çaba gösterilir.
  3. Küçüklerin tutulu bulundukları sırada aldıkları diplomalarda veya öğretim belgelerinde, tutma kurumunda kaldıkları her hangi bir biçimde ima edilemez.
  4. Tutma kurumlarındaki küçükler okumaya ve kurumdaki kitaplıkları kullanmaya teşvik edilir; her kurumda kullanıma tam olarak açık, küçükler için eğitimleri ve eğlenmeleri için yeterli sayıda kitap ve süreli yayının yer aldığı bir kütüphane bulunur.
  5. Her küçüğün gelecekteki çalışma yaşamına kendisini hazırlamaya elverişli alanlarda mesleki öğrenim görme hakkı vardır.
  6. Kurumun idari gerekleri ve seçilebilecek meslekler dikkate alınarak, küçüklere çalışmak istedikleri işin türünü seçme imkanı tanınır.
  7. Çalışan çocuklara ve genç işçilere uygulanan koruyucu nitelikteki bütün ulusal ve uluslararası standartlar, özgürlüğünden yoksun bırakılmış küçüklere de uygulanır.
  8. Mümkün olduğu takdirde küçüklere ücret karşılığında çalışabilecekleri bir iş bulunur; eğer mümkünse, küçüğe toplum içine döndüğü zaman uygun bir iş bulması imkanı yaratmak için verilen mesleki öğrenimin tamamlayıcısı olarak, kurum dışındaki bir işyerinde çalıştırılır. Küçük salıverildikten sonra kendisinin menfaatine uygun bir öğrenim görmesini sağlayacak türde bir işte çalıştırılır. Küçükleri normal meslek yaşamının şartlarına hazırlamak amacıyla, tutma kurumlarının içinde çalıştıkları işin organizasyonu ve metodu, mümkün olduğu kadar dışarıdaki çalışma yaşamının şartlarına uygun olur.
  9. Çalışan her küçüğün adil bir ücret almaya hakkı vardır. Küçüklerin menfaatleri ve mesleki öğrenimleri, tutma kurumunun veya üçüncü kişilerin kar sağlama amaçlarına tabi kılınamaz. Küçüğün çalışarak kazandıklarının bir kısmı, salıverildiği zaman kendisine geri verilmek üzere bir birikim oluşturması için ayrılır. Küçüğün çalışarak kazandıklarının kalan kısmıyla, kendisi için eşya satın almak veya işlediği fiilinden zarar gören mağdurun zararlarını karşılamak veya ailesine ya da kurum dışındaki diğer kimselere göndermek hakkı vardır.
F. Eğitici Eğlenme
  1. Her küçüğün eğlenebilmesi ve beden eğitimi yapabilmesi için kendisine tanınan zaman içinde, hava şartlarının müsait olduğu zamanlarda açık havada serbestçe oynayabilmesi için gerektiği kadar zamana sahip olma hakkı vardır. Bu faaliyetler için gerekli mekan, tesis ve araç sağlanır. Her küçük günlük boş zaman faaliyetlerinde bulunabilmek için ek bir zamana sahip olur; bu zamanın bir kısmı, küçüğün istemesi halinde sanata ve el becerilerini geliştirmesine ayrılır. Tutma kurumları her küçüğün, kendisine sunulan fiziksel eğitim programlarına katılması için, fiziksel olarak yeterli duruma gelmesini sağlar. İhtiyacı bulunan çocuklara sağlık kontrolü altında fiziksel eğitim tedavisi ve terapi uygulanır.
G. Din
  1. Her küçüğün tutma kurumlarında verilen dinsel hizmetlere veya toplantılara katılması veya dinsel görevlerini yerine getirmesi sağlanarak, veya kendi mezhebi bakımından eğitimi ve ibadeti için gerekli kitapları veya araçları edinmesine izin verilerek, dinsel ve ruhsal yaşamının ihtiyaçlarını karşılayabilmesine imkan tanınır. Bir tutma kurumunda belirli bir dinden yeterli sayıda küçüğün bulunması halinde, bu kuruma o dinden bir veya birden fazla din adamı atanır veya seçimleri onaylanır; din adamlarının düzenli olarak hizmet vermelerine ve çocukların talep etmeleri halinde din adamlarıyla baş başa görüşebilmelerine izin verilir. Her küçüğün mensup olduğu dinden kendi istediği nitelikli bir din adamı tarafından ziyaret edilme hakkı vardır; küçüklerin, dinsel hizmetlere katılmama ve din eğitiminden, öğretiminden veya dinsel faaliyetten serbestçe ayrılma hakkı vardır.
H. Sağlık Bakımı
  1. Her küçüğe diş, göz ve ruh sağlığı bakımı da dahil, hem önleyici ve hem de tedavi edici nitelikte yeterli sağlık hizmetleri ile, küçüğün sağlığı bakımından gerekli görülen ilaçlar verilir ve gerekirse özel beslenme rejimi uygulanır. Tutulan küçüklere bütün bu sağlık hizmetleri, çocuğun damgalanmışlık hissini engellemek ve küçüğün özsaygısını ve toplumla bütünleşmesini ilerletmek için, mümkün olduğu takdirde, tutma kurumunun bulunduğu çevredeki uygun sağlık kurumu veya kuruluşu vasıtasıyla verilir.
  2. Her küçük, tutma kurumuna girişinden hemen sonra, girişten önce görmüş olabileceği kötü muamelenin belgelenmesi ve tıbbi özen gerektiren fiziksel veya ruhsal rahatsızlığı olup olmadığının tespiti amacıyla, doktor tarafından muayene edilme hakkına sahiptir.
  3. Küçüklere verilen sağlık hizmetleri, küçüğün fiziksel veya ruhsal bir rahatsızlığını, istismar edilmesini veya küçüğün toplumla bütünleşmesini engelleyen diğer bir durumunu teşhis ve tedavi etmeye çalışır. Her kurumda kalan küçüklerin sayısı ve ihtiyaçları ile orantılı, hemen ulaşılabilecek yeterli tıbbi imkan ve donanım ile, önleyici sağlık hizmetlerinde eğitim görmüş ve acil tıbbi durumlara müdahale edebilecek sağlık görevlileri bulunur. Hasta olan, hastalıktan şikayet eden veya fiziksel veya ruhsal sıkıntıların belirtilerini gösteren her küçük, derhal bir sağlık görevlisi tarafından muayene edilir.
  4. Sürekli tutulmanın, bir açlık grevinin veya tutma şartlarından birinin küçüğün fiziksel veya ruhsal sağlığına zarar verdiğine veya zarar verebileceğine inanmak için nedenleri bulunan bir sağlık görevlisi, bu durumu hemen o kurum müdürüne ve çocuğun sağlığını korunmasından sorumlu olan bağımsız yetkililere haber verir.
  5. Ruhsal hastalıktan şikayeti bulunan bir küçük, sağlık açısından bağımsız bir şekilde yönetilen uzman bir kuruluşta tedavi görür. Salıverildikten sonra küçüğün ruhsal sağlığı konusunda gerekli bakımın devam etmesini sağlamak üzere ilgili kuruluşların işbirliği yapması için tedbirler alınır.
  6. Tutma kurumlarında uyuşturucu bağımlılığını engellemek ve bağımlı olanları rehabilite etmek için, nitelikli personelin uygulayacağı özel programlar düzenler. Bu programlar bağımlılığı olan küçüklerin yaşına, cinsiyetine ve diğer ihtiyaçlarına göre uyarlanır; uyuşturucu -veya alkol- bağımlısı küçüklere, bu konunun eğitimini almış personel tarafından toksinlerden arındırma imkanları ve hizmetleri verilir.
  7. Küçüklere sadece sağlık nedenleriyle ve tedavi amacıyla ilaç verilir; bu ilaçlar mümkünse, çocuk bilgilendirilip rızası alındıktan sonra verilir. Özellikle küçükten bilgi veya itiraf edinme amacıyla, veya cezai bir uygulamanın veya küçüğü kısıtlamanın vasıtası olarak ilaç verilmez. Hiç bir zaman uyuşturucu ilaçların denenmesinde veya tedavide küçükler birer denek olarak kullanılamaz. Çocuğa uyuşturucu ilaç verilmesi her zaman nitelikli sağlık personelin iznine tabidir ve bu ilaçlar bu personel tarafından kullandırılır.
I. Hastalığın, Kazanın ve Ölümün Bildirilmesi
  1. Küçüğün ailesi veya vasisi ile küçüğün isimlerini verdiği diğer kişiler, küçüğün sağlık durumu hakkında bilgi isteme ve çocuğun sağlığında önemli bir değişme meydana gelmesi halinde bu konuda bilgilendirilme hakkına sahiptirler. Tutma kurumu müdürü küçüğün ölümü, küçüğün kurum dışında bir sağlık merkezine sevk edilmesini gerektiren bir hastalığının çıkması, veya 48 saatten fazla bir süre kurum içinde klinik tedavisi görmesini gerektiren bir durumun meydana gelmesi halinde, durumu hemen çocuğun ailesine veya vasisi ile ismi verilen diğer kişilere bildirir. Yabancı küçüğün durumu, vatandaşı olduğu Devletin konsolosluğuna da bildirilir.
  2. Bir küçüğün özgürlüğünden yoksun bırakıldığı süre içinde ölmesi halinde, küçüğün en yakın akrabaları küçüğün ölüm raporunu inceleme, cesedini görme ve cenazenin nasıl kaldırılacağını tespit etme hakkına sahiptir. Bir küçüğün tutulduğu sırada ölmesi halinde, ölüm sebebi hakkında bağımsız bir araştırma yapılır; küçüğün en yakın akrabası bu araştırma raporunu edinebilir. Küçüğün tutma kurumundan salıverilmesinden sonra ilk altı ay içinde ölmesi ve ölümün çocuğun tutulduğu dönem ile ilişkili olduğuna inanmak için sebepler bulunması halinde de aynı araştırma yapılır.
  3. Küçükler, aile yakınlarından bir kimsenin ölümünden, onların ciddi rahatsızlığından veya geçirdikleri kazadan mümkün olan en kısa süre içinde haberdar edilirler; küçüğün ölen yakının cenaze törenine katılmasına ve ağır hasta olan yakınını ziyaret etmesine izin verilir.
J. Dış Dünya ile İlişkiler
  1. Adil ve insani bir muamele görme hakkının bütünleyici bir parçası ve küçüklerin topluma yeniden kazandırılmalarında esaslı bir unsur olarak, küçüklerin dış dünya ile yeterli bir iletişim kurmaları için her türlü imkan sağlanır. Küçüklerin aileleriyle, arkadaşlarıyla ve diğer kimselerle veya saygın sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle iletişim kurmalarına, evlerini ve ailelerini ziyaret etmeleri için kurumdan ayrılmalarına, ve eğitim, mesleki veya diğer önemli nedenlerle tutma kurumundan çıkmalarına, özel izin almalarına imkan tanınır. Küçüğün bir hapis cezasını yatıyor olması halinde, cezaevi dışında geçirdiği süre, yattığı cezasından sayılır.
  2. Her küçüğün sık sık ve düzenli bir biçimde, kural olarak haftada bir kez ve her ay en az bir kez ailesi ve savunma avukatı tarafından ziyaret edilmeye hakkı olup, bu ziyaretler sırasında küçüğün mahremiyetine, ziyaretçilerle temas kurma ve sınırsız olarak iletişimde bulunma ihtiyaçlarına saygı gösterilir.
  3. Kanunen kısıtlanmadıkça, her küçüğün kendi istediği bir kimseyle haftada en az iki kez yazılı olarak veya telefon vasıtasıyla iletişim kurma hakkı vardır; her küçüğün bu haktan etkili bir biçimde yararlanabilmesi için kendisine gerekli yardım gösterilir. Her küçüğün kendisine gönderilen mektupları alma hakkı vardır.
  4. Küçüklere, düzenli bir biçimde gazete, dergi ve diğer yayınları okuyabilmelerine, radyolardaki ve televizyonlardaki programları ve filmleri izlemelerine, ilgi duydukları yasal dernek veya örgüt temsilcileriyle görüşmeler yapmalarına ve bu suretle kendilerini dış dünyadan haberdar kılma imkanı tanınır.
K. Fiziksel Kısıtlamanın ve Zor Kullanmanın Sınırları
  1. Aşağıda 64. kuralda belirtilen haller hariç, her hangi bir amaçla küçüklere kısıtlama ve zor kullanma yöntemleri uygulanması yasaktır.
  2. Kısıtlama ve zor kullanma yöntemleri ancak kanunda ve hukuki düzenlemelerde açıkça belirtilip yetki verildiği, ve diğer bütün denetim metotları tüketilip de sonuç alınamadığı istisnai hallerde kullanılabilir. Bu yöntemler, küçükleri aşağılamadan ve onurlarını kırmadan, sadece zorunlu hallerde ve mümkün olan en kısa süre için kullanılabilir. Bu yöntemlere küçüğün kendisini veya başkalarını yaralamasını veya ciddi bir biçimde maddi zarar vermesini engellemek için, idari amirin emriyle başvurulabilir. Bu gibi durumlarda müdür ilk önce sağlık personeline ve diğer ilgili personele danışır, ve durum hakkında en yüksek idari makama bilgi verir.
  3. Küçüklerin tutuldukları kurumların her hangi birinde personel tarafından silah taşınması ve kullanılması yasaktır.
L. Disiplin Usulleri
  1. Disiplin tedbirleri ve usulleri, güvenliği sağlama ve düzenli bir topluluk yaşamını sürdürme amacına dayanır; küçüğün insan onuruna saygı gösterilmesini öngören bu tedbirler ve usuller, küçüğe adalet duygusu, özsaygısı, ve herkesin temel haklarına saygı gösterme alışkanlığını kazandırma gibi kurumsal bakımın temel amaçlarına uygun olur.
  2. Bedensel ceza, karanlık bir hücreye konulma, kapalı veya tek kişilik bir odaya hapsedilme veya küçüğün fiziksel veya ruhsal sağılığını bozabilecek türden zalimane, insanlıkdışı veya onur kırıcı muamele oluşturabilecek her hangi bir disiplin tedbirinin uygulanması kesinlikle yasaktır. Hangi sebeple olursa olsun, verilen yemeğin azaltılması ve aile üyeleriyle ilişki kurmanın kısıtlanması veya kaldırılması yasaktır. Küçüğün çalıştırılması, her zaman küçüğün aldığı eğitiminin bir aracı ve kendisini toplum içine dönüşe hazırlarken özsaygısını geliştirmesinin bir vasıtası olarak görülür; çalışma, bir disiplin tedbiri olarak uygulanamaz. Hiç bir küçük bir disiplin suçundan dolayı bir kereden fazla cezalandırılamaz. Toplu cezalandırma yasaktır.
  3. Yasalar veya yetkili idari makamlar tarafından kabul edilen yönetmelikler, küçüklerin temel özelliklerini, ihtiyaçlarını ve haklarını tam olarak dikkate alarak, aşağıdaki konularda gerekli hükümler getirir:
  4. a) Disiplin suçu oluşturan davranışlar;
  5. b) Verilebilecek disiplin cezalarının türü ve süresi;
  6. c) Bu cezaları vermeye yetkili makamlar;
  7. d) Verilen cezalara karşı itirazları incelemeye yetkili makamlar.
  8. Kusurlu davranışlar hakkında hemen yetkili makamlara bir tutanak gönderilir; yetkili makam gereksiz yere vakit geçirmeden konu hakkında karar verir. Yetkili makam olay hakkında tam bir inceleme yapar.
  9. Yürürlükteki yasalara ve hukuki düzenlemelere kesinlikle uyan durumlar hariç, hiç bir küçüğe disiplin cezası verilemez. Küçüğün tam olarak anlayabileceği tarzda hakkındaki iddialar kendisine anlatılmadıkça, ve yetkili tarafsız bir makama itiraz hakkını kullanması da dahil, kendisini gereği gibi savunma imkanı tanınmadıkça, hiç bir küçüğe ceza verilemez. Disiplin yargılaması ile ilgili bütün tutanaklar saklanır.
  10. Belirli sosyal, eğitsel veya sportif faaliyetlerin ve öz-yönetsel programların dışında, hiç bir küçüğe disiplin görevleri için sorumluluk verilemez.
M. Denetim ve Şikayetler
  1. Tutma kurumlarının idaresine bağlı olmayan nitelikli müfettişlere veya bunlara eşdeğerde usulüne göre oluşturulmuş makamlara, düzenli aralıklarla ve önceden haber vermeden kendilerinin belirledikleri bir zamanda kurumları denetleme yetkisi verilir; bu müfettişler görevlerini yaparken bağımsızlık güvencesinden tam olarak yararlanırlar. Bu müfettişler hiç bir kısıtlamaya tabi olmadan küçüklerin bulunduğu veya özgürlükten yoksun bırakıldıkları kurumlarda istihdam edilen veya çalışan kişilere, bütün çocuklara ve kurumdaki bütün belgelere ulaşma imkanına sahip olurlar.
  2. Denetim makamına veya halk sağlığı servislerine bağlı nitelikli sağlık görevlileri kurumun fiziksel çevre, temizlik, kalınan yer, beslenme, sağlık hizmetleri ve ayrıca küçüklerin fiziksel ve ruhsal sağlığını etkileyen kurumdaki yaşamın diğer bütün şartları ile ilgili kurallara uyulup uyulmadığı konusunda yapılan denetimlere ve değerlendirmelere katılırlar. Her çocuğun bir müfettiş ile özel olarak görüşme hakkı vardır.
  3. Müfettiş denetimini tamamladıktan sonra yaptığı tespitler hakkında bir rapor sunar. Raporda tutma kurumunun bu Kurullara ve ulusal mevzuatın ilgili hükümlerine uygunluğunun değerlendirilmesi ile, bu Kurallara ve ulusal mevzuata uygunluğun sağlanması için gerekli olduğunu düşündüğü tedbirler konusunda tavsiyeler yer alır. Küçüklerin haklarının veya küçüklerin tutuldukları kurumların işleyişi ile ilgili hükümlerin ihlal edildiğine işaret eden bir durumun varlığı müfettiş tarafından tespit edilmesi halinde, bu durum soruşturma ve kovuşturma yapılması için yetkili makamlara bildirilir.
  4. Her küçüğe taleplerini veya şikayetlerini tutma kurumu müdürüne veya müdürün yetkili temsilcisine iletme imkanı tanınır.
  5. Her küçüğün talep veya şikayetlerini, esasa ilişkin sansüre tabi tutulmadan, önceden belirlenmiş usullere göre merkezi idareye, yargısal makamlara veya diğer yetkili makamlara gönderme, ve bu talep veya şikayetlerine verilen cevap hakkında geciktirmeden bilgilendirilme hakkı vardır.
  6. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan küçükler tarafından yapılan şikayetleri almak ve incelemek, ve hakkaniyete uygun bir çözüm sağlanması için yardım etmek üzere, bağımsız bir hizmet birimi (ombudsman) kurulması için çaba gösterilir.
  7. Her küçüğün şikayette bulunmak amacıyla aile üyelerinden, hukuk danışmanlarından, insani yardım kuruluşlarından veya mümkün olduğu takdirde başkalarından da yardım istemeye hakkı vardır. Okuma-yazma bilmeyen küçüklerin hukuki danışmanlık veren veya şikayetleri almaya yetkili olan kamu veya özel kuruluş veya örgütlerin hizmetlerine ihtiyaç duymaları halinde, kendilerine yardım edilir.
N. Toplum İçine Dönüş
  1. Her küçük salıverildikten sonra topluma, aile yaşamına, eğitime veya işe dönerken kendisine yardım etmek üzere düzenlenmiş programlardan yararlandırılır. Bu amaçla, erken salıverilme gibi usuller ve özel kurslar düzenlenir.
  2. Yetkili makamlar, küçüklerin toplum içinde yeniden yer edinebilmelerine yardım etmek ve küçüklerin karşılaşabilecekleri zararları en aza indirebilmek için gerekli hizmetleri sağlar veya sağlanmasını güvence altına alır. Bu hizmet birimleri küçüğün mümkün olduğu ölçüde toplumla yeniden bütünleşmesini kolaylaştırmak için, küçüğün salıverilmesinden sonra kalacağı uygun bir yer, iş, giysi, ve yaşamını sürdürebileceği imkanları sağlar. Küçük henüz tutulu bulunduğu sırada, toplum içine dönüşüne yardımcı olması amacıyla bu tür hizmetleri sağlayan kuruluşların temsilcilerine danışılır ve bu temsilciler çocuklarla görüştürülür.
V. PERSONEL
  1. Tutma kurumu personel kadrosunda eğitimciler, meslek öğretmenleri, danışmanlar, sosyal hizmet uzmanları, psikiyatrlar ve psikologlar gibi nitelikli ve yeterli sayıda uzman yer alır. Bu personel ve diğer uzman görevliler normal olarak daimilik esasına göre istihdam edilir. Bu usul, yarı zamanlı veya gönüllü çalışanların verebilecekleri destek ve eğitimin uygun ve yararlı olması halinde, onların çalışmalarına engel olmaz. Tutma kurumları tutulan küçüklerin bireysel ihtiyaçlarına ve problemleri bakımından, toplum içindeki uygun ve kullanılabilir olan her türlü sorun giderici, eğitici, moral verici, manevi ve diğer kaynakların kullanılmasını sağlar.
  2. Tutma kurumlarının gereği gibi işlemesi bu kurumlarda çalışanların erdemine, insaniliğine, kabiliyetine ve çocuklarla ilgili mesleki kapasitelerine olduğu kadar, bu işe kişisel uygunluklarına da bağlı olduğundan, idare, her dereceden ve türden personel için dikkatli bir seçim ve istihdam politikası uygular.
  3. Yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmek için, bu işe uygun kadınları ve erkekleri bu işe çekebilecek ve çalışmalarını sağlayacak yeterli bir ücretle profesyonel görevliler atanır. Küçüklerin tutuldukları kurumlarda çalışan personel sürekli olarak, görevlerini ve yükümlülüklerini insani, taahhütlere uygun, profesyonelce, dürüst ve etkili bir tarzda yerine getirmeye, her zaman çocukların saygısını hak edecek ve kazanacak bir biçimde davranmaya, ve küçükler için olumlu bir model ve örnek oluşturmaya teşvik edilir.
  4. İdare, küçüklerle doğrudan ilişkide bulunan görevlilerin işlerini etkili bir biçimde yapabilecekleri uygun şartlarda çalışabilmelerini sağlamak amacıyla, küçüklerin bakımıyla ilgili çeşitli servisler arasında işbirliğinin gerçekleştirilmesini sağlayacak şekilde, kurumda farklı kategoride çalışan görevlilerin birbirleriyle ve görevliler ile idare arasında iletişimi kolaylaştıracak bir örgütlenme ve yönetim biçimi kurar.
  5. Tutma kurumlarında çalışan personelin görevlerini etkili bir biçimde yerine getirebilmelerini sağlayabilmek için, kendilerine özellikle çocuk psikolojisi, çocuk sağlığı, ile bu Kurallar da dahil insan haklarının ve çocuk haklarının uluslararası standartları konularında eğitim verilir. Kurum personeli, mesleki yaşamları süresince, belirli aralıklarla düzenlenen meslek içi eğitim kurslarına katılarak, mesleki bilgi ve kapasitelerini sürdürür ve geliştirirler.
  6. Tutma kurumu müdürü, bu görev için yeterli niteliklere, idare etme kabiliyetine ve uygun bir eğitime ve deneyime sahip kişiler arasından görevlendirilir; müdür görevini tam gün esasına göre yürütür.
  7. Tutma kurumundaki personel, görevlerini yerine getirirken, bütün özellikle aşağıda gösterildiği şekilde küçüklerin insan onuruna saygı gösterir ve insan haklarını, korur:

a) Tutma kurumunun bir mensubu veya kurum personeli, hangi şart ve halde olursa olsun işkence veya bir işkence fiilini veya her hangi bir ağır, zalimane, insanlıkdışı veya onur kırıcı muamele, ceza, ıslah yöntemi veya disiplini uygulayamaz, uygulanmasını isteyemez, uygulanmasına hoşgörü gösteremez.

b) Bütün personel her türlü yolsuzluğa karşı koyar ve yolsuzlukla mücadele eder; bunları hiç geciktirmeden yetkili makamlara bildirir.

c) Bütün personel, bu Kurallara saygı gösterir. Bu Kuralların ciddi bir biçimde ihlal edildiğine ve edilmekte olduğuna inanması için sebepleri bulunan personel, durumu üst makamlara veya denetleme ve çözüm getirme yetkisine sahip organlara bildirir.

d) Bütün personel, küçüklerin fiziksel, cinsel ve duygusal açıdan suiistimal edilmelerine ve sömürülmelerine karşı, onların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının tam olarak korunmalarını sağlar, ve gerektiği zaman hemen tıbbi müdahale yapılması için harekete geçer.

e) Bütün personel, küçüklerin mahremiyet hakkına saygı gösterir ve özellikle mesleki sıfatları dolayısıyla küçüklerin kendileri ve onların aileleri hakkında öğrendikleri konuların gizliliğini korur.

f) Bütün personel, küçüklerin insan onurlarına saygı göstererek, küçüklerin kurum içindeki yaşamları ile kurum dışındaki yaşamları arasındaki farkı en aza indirmek için çalışır.

Hukuk Fakülteleri Raporu

0
Hukuk Fakülteleri Raporu

Hukuk Fakülteleri Raporu, Vasıf İnanç Duygulu tarafından Toplum Çalışmaları Enstitüsü adına hazırlanmıştır.

Resmî kurumlara ait açık erişimli bilgilere dayalı istatistiksel veriler esas alınarak hazırlanan ve 4 Şubat 2026 günü yayımlanan rapor şu başlıklardan oluşmaktadır:

    • SAYILARLA TÜRKİYE’DE HUKUK EĞİTİMİ
      • Yıllara Göre Hukuk Fakültesi Sayısı
      • Yıllara Göre Hukuk Fakültesi Öğrencisi Sayısı ve Kontenjanları
    • TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA HUKUK MESLEKLERİ
      • Yıllara Göre Hukuk Mesleklerindeki Değişim
      • Hukuk Mesleklerindeki Enflasyona Karşı Alınan Tedbirler
    • HUKUK FAKÜLTELERİNDEKİ ÖĞRETİM ELEMANLARININ İNCELENMESİ
    • HUKUK FAKÜLTELERİNİN MERKEZİ SINAV BAŞARILARI
      • Adalet Bakanlığı Adli Yargı Sınav Sonuçları
      • Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı Sonuçları
    • SONUÇ VE ÖNERİLER

Raporun amacı; Türkiye’de hukuk eğitimindeki niceliksel büyüme ile bunun kalite, akademik yeterlilik ve mesleki istihdam üzerindeki etkilerini istatistiklerle değerlendirmektir. Türkiye’de hukuk fakültelerinin sayısı ve öğrenci kontenjanlarının son 25 yılda büyük oranda artmasına, avukat sayısında rekor artışa ve hukuk fakültelerindeki akademik kadro yetersizliğine özel bir dikkat çekilmiştir.

RAPORUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Raporun Sonuç ve Öneriler Bölümü: 

Türkiye’de hukuk eğitimi, Cumhuriyet’in ilk 55 yılında sadece iki fakülte (İstanbul ve Ankara Hukuk) ile sınırlı kalmışken, son 57 yılda bu sayı 100’e ulaşmıştır. Özellikle son 25 yıl, bu genişlemenin en yoğun yaşandığı dönemdir; mevcut 89 hukuk fakültesinin 67’si 2001-2026 yılları arasında kurulmuştur. Bu hızlı artış, öğrenci sayılarına da yansımış; 2013’te yaklaşık 55 bin olan toplam öğrenci sayısı, 2018-2019 döneminde 82 bini aşarak %50’ye yakın bir artış göstermiştir. Son yıllarda toplam öğrenci sayısının düşürülmesine yönelik çalışmalar yerinde olmakla beraber yetersiz kalmaktadır. Bu doğrultuda, 2023 yılından itibaren benimsenen kontenjan azaltma politikasına devam edilmesinde fayda bulunmaktadır. Zira Türkiye’de avukat ve hukukçu sayısı hızla artmakta ve ülkemiz Avrupa’daki birçok ülkeyi avukat başına düşen nüfus oranında geride bırakmaktadır. Hukuk Fakültesi için belirlenen tercih barajının kademeli olarak 50 bine kadar çekilmesi düşünülmelidir.

Barajın daha düşük sıralamalara çekilmesine ilaveten, kontenjan azaltma politikasına
vakıf üniversitelerinin de devlet üniversitelerine eş bir şekilde dâhil edilmesi gerekmektedir. Zira 2023 yılından itibaren hukuk fakültesi mezunu sayısındaki olağan dışı artışı yavaşlatmak adına kontenjanlarda ciddi azaltmalara gidilse de, bu politika vakıf üniversiteleri açısından sınırlı kalmıştır. 2023-2025 yılları arasında toplam kontenjanlar %34,17 oranında düşürülmüştür. Ancak bu düşüşün dağılımı dikkat çekicidir: Devlet üniversitelerinin kontenjanları %49 oranında azaltılırken, vakıf üniversitelerindeki düşüş yalnızca %10,1 olmuştur. Bu durum geniş toplum kesimlerinde toplumda hukuk eğitiminin giderek “ücretli” hale geleceğine ve hukuk eğitimindeki toplam kalitenin azalacağına ilişkin kaygılar uyandırma potansiyeline sahiptir.

Niceliksel artışa rağmen, akademik niteliğin aynı hızla gelişemediğini söylemek mümkündür. Türkiye genelindeki 86 hukuk fakültesinde toplam 586 profesör görev yapmaktadır. Ancak bu profesörlerin dağılımı son derece adaletsizdir: Profesörlerin %41’i sadece 10 köklü fakültede toplanmıştır.5 hukuk fakültesinde hiç profesör bulunmazken, 9 fakültede yalnızca bir profesör görev yapmaktadır. Bu sorunun giderilmesi için hukuk fakültelerinin akademik kadrolarına dair standartlar getirilmesi faydalı sonuçlar doğurabilecektir.

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) kapsamındaki temel derslerin kürsüleri birçok
fakültede boştur. Örneğin, 11 fakültenin Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku kürsüsünde, 34 fakültenin ise Hukuk Tarihi kürsüsünde hiçbir öğretim üyesi bulunmamaktadır. Getirilecek standartlarla birlikte bu boşlukların da giderilmesi ve her hukuk fakültesi öğrencisinin gireceği dersleri, dersin uzmanından dinlemesinin temin edilmesi gerekmektedir. Bu boşluklar genellikle başka branşlardan hocalarla veya üniversite dışından görevlendirmelerle doldurulmaya çalışılsa da bunun pratikte ne kadar başarılabildiği büyük bir soru işaretidir.

Eylül 2024’te yapılan ilk HMGS sonuçları, eğitim kalitesindeki farkı net bir şekilde ortaya koymuştur. Devlet üniversitelerinden mezun olanların başarı oranı %47,28 iken, vakıf üniversitesi mezunlarında bu oran %30,07’de kalmıştır. HMGS ve Adli Yargı sınavlarının ortalamasına göre en başarılı kurumlar sırasıyla Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi olmuştur. Öte yandan, zengin akademik kadrosuna rağmen Marmara Üniversitesi’nin her iki sınavda da ilk 30’a girememesi olumsuz bir veri olarak göze çarpmaktadır.

İçeriği ve sorularının kalitesi ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, HMGS’nin yalnız
mevcudiyetinin dahi hukuk meslekleri açısından olumlu sonuçlar verdiği görülmektedir.
HMGS sonrasında stajyer avukatlara verilen ücretler yükselmiş ve mesleğe başlayan hukukçuların asgari bir bilgi seviyesine sahip olması temin edilmiştir. HMGS uygulamasına, ölçme-değerlendirme ilkelerine daha uygun ve daha kaliteli sorularla devam edilmesi, orta ve uzun vadede önerilmektedir

Vasıf İnanç Duygulu Hakkında: 

Vasıf İnanç Duygulu1995 yılında doğan Duygulu, 2019 yılında Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 2023 yılında yüksek lisans tezini “Yasama Organının Geçirdiği Dönüşüm Açısından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” çalışmasıyla Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Kamu Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı’nda tamamlayan Duygulu, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Doktora Programı’nda doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Halen İfade ve Fikir Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı sürdüren Duygulu, Karatekin Üniversitesi Hukuk Bölümü’nde Araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü Hakkında:

Toplum Çalışmaları EnstitüsüToplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye’nin nitelikli insan kaynağını ülkemizin kronik yahut güncel sorun alanlarına yönelterek politik karar alıcılara rafine çözüm önerileri sunmayı ana kuruluş amacı olarak benimser. Amacına uygun olarak gerçekleştirdiği çalışmalarda, toplumumuzun genel çıkarlarının öncelenmesini esas alır. Bu esas, Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün zaman ve zeminden bağımsız, değişmez ilkesidir. Türkiye’nin potansiyeline uygun atılımlar için yeni jenerasyon zihinleri, fikri üretime teşvik etmek ve bu üretimi ülke birikimimize anlamlı katkılar olarak sunmak ana motivasyon kaynağımızdır.

5 Şubat – Hukuk Takvimi

0
5 Şubat – Hukuk Takvimi
1723

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi‘ni imzalayan tek din adamı ve tek kolej başkanı John Witherspoon doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1794) Ulusal özgürlük davasına  destek verdi ve Kıta Kongresi’nin önde gelen bir üyesi oldu. Öğrencilerinin çoğu devlet hizmetine girdi, ABD başkanı, başkan yardımcısı, kabine üyesi, senatör, kongre üyesi, yüksek mahkeme yargıcı ve eyalet valisi oldu.

1737 Koreli Neo-Konfüçyüsçü filozof, merkantilist, diplomat, ekonomist ve romancı Yeonam Park Ji-won, yaşamını yitirdi. (Ölümü: 20 Ekim 1805)
1788 Hukukçu ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Robert Peel doğdu. Lincoln’s Inn’de hukuk eğitimi aldı. (Ölümü: 2 Temmuz 1850) İki kez Birleşik Krallık Başbakanlığı yapmıştır. Başbakanlıktan önce İçişleri ve Maliye Bakanlığı yaptı. 10 Aralık 1834 – 8 Nisan 1835 ve 30 Ağustos 1841 – 29 Haziran 1846 arasında başbakanlık görevini üstlendi.
1872 İlk Türk kadın gazeteci ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tek kadın üyesi Selma Rıza Feraceli doğdu. (Ölümü: 5 Ekim 1931)
1877 Türkiye tarihinin ilk anayasal metni olan ve 1876 yılında yürürlüğe giren Kanun-ı Esasi‘yi hazırlayan kurulun başkanı Mithat Paşa, sadrazamlık görevinden azledildi. 1881 yılında Abdülaziz’e suikast suçlamasıyla Yıldız Sarayı’nda kurulan Yıldız Mahkemesi tarafından idama mahkûm edildi, cezası Abdülhamid tarafından Taif’te sürgün ve hapse çevrildi, üç yıl sonra saray muhafızları tarafından boğularak öldürüldü.

Memleket Sandıkları’nın kurucusu Mithat Paşa aynı zamanda ilk Osmanlı anayasası olan Kânûn-ı Esâsî’yi hazırlayan kurulun başkanı olarak görev yapmıştı.
1897 Hollandalı hukukçu, siyasetçi ve diplomat Dirk Stikker doğdu. (Ölümü: 23 Aralık 1979) Groningen Üniversitesi‘nde hukuk okudu. Öğreniminin ardından bankacılık sektöründe kariyer yapmaya başladı. 1935’te ünlü bira şirketi Heineken International’ın müdürü oldu. 1945’te Stichting van de Arbeid’in organizatörleri arasında yer aldı ve böylece Hollanda’da savaş sonrası toplu pazarlığın temellerinin atılmasına yardımcı oldu. 1948’de Willem Drees liderliğindeki ilk hükümette dışişleri bakanı oldu. 1952 yılında Birleşik Krallık büyükelçisi  oldu. 1961’de NATO’nun üçüncü Genel Sekreteri oldu.
1905 Mustafa Kemal, Şam’da bulunan 5. Orduya atandı.
1917 Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Başkan Woodrow Wilson’un vetosuna rağmen, Asyalıların ülkeye göçünü yasaklayan göçmen yasasını onayladı.
1919 Yunan hukukçu, iktisatçı ve eski başbakan Andreas Papandreu  doğdu. (Ölümü: 23 Haziran 1996) Atina Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. 1943’te Harvard Üniversitesi’nde ekonomi dalında doktora derecesi aldı. 1955-1963 yılları arasında Harvard, Minnesota, California ve Berkeley üniversitelerinde ders verdi. 1960’ta Atina Ekonomik Araştırmalar Merkezi başkanlığı ve Yunan Merkez Bankası danışmanlığına atandı. 1981-1989 ve 1993-1996 yılları arasında başbakanlık yaptı.
1924 Nezihe Muhittin’in Başkanlığında Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
1933 Atatürk, 1 Şubat’ta Bursa’da bir grubun, ezan ve kametin Türkçe okunmasını sebep gösterip, gösteri yapması üzerine Ege gezisini yarıda keserek Bursa’ya geldi.
1937 1924 Anayasasında; 1928, 1931, 1934 ve 1937 yıllarında çeşitli değişiklikler yapıldı. Laiklik ilkesi 5 Şubat 1937 tarihinde kabul edildi. “Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır. Resmi dili Türkçedir. Makam Ankara şehridir.” hükmü getirilerek altı ilke Anayasaya girdi. Laiklik İlkesi, 1921 ve 1924 Anayasaları döneminde çıkarılan kanunlarla aşama aşama hayata geçirilmiştir. Laikliğin Türkiye’de devlet sistemine egemen olması için çeşitli düzenlemeler yapılmış, birçok yasal ve kurumsal değişiklik yapılmış ve 5 Şubat 1937 tarihinde Anayasal hüküm altına alınarak Laiklik devlet yönetiminde temel kural haline getirilmiştir. 1921 Anayasası olarak bilinen Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda devletin diniyle ilgili bir madde bulunmamaktadır. TBMM tarafından Saltanat ve halifelik kaldırılmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğitim ve öğretim birleştirilmiş, tekke, zaviye ve türbeler kapatılmış, Medeni Kanun yürürlüğe sokulmuş, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak Diyanet işleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
1958 Hukukçu Cemal Abdünnasır, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmak için aday gösterildi.
1959 Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan arasındaki “Kıbrıs” konulu görüşmeler Zürih’te başladı.
1969 Cumhuriyet gazetesinin Yunus Nadi Yarışmasına gönderdiği makalede, Şadi Alkılıç’a, komünizm propagandasından ceza verilmesine karşı Berlin’de Türkiye Başkonsolosluğu önünde protesto gösterisi yapıldı.
1973 Güney Afrika’da 20 bin siyah işçi greve başladı.
1975 ABD Kongresi’nin 11 Aralık 1974’te aldığı, Türkiye’ye silah ambargosu kararı uygulanmaya başlandı. Ambargonun gerekçesi, Türkiye’nin Temmuz-Ağustos 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunmasıydı.
1976 ABD’li Lockheed uçak firmasının 3 Avrupa ülkesi ve Japonya’nın yanı sıra Türkiye’de de rüşvet dağıttığına ilişkin Kongre Raporu açıklandı.
1983 12 Eylül Darbesi’nin 37, 38 ve 39. idamları gerçekleşti. 1973’te kardeşleri Hasan Karaköse’nin Halil Çatal tarafından öldürülüşünden bir yıl sonra, 20 Mart 1974’te tarlaya gitmekte olan Halil Çatal’ın karısı Nafia Çatal ve oğlu Mevlut Çatal’ı öldüren Rıdvan Karaköse, Cavit Karaköse ve Süleyman Karaköse idam edildi.
1986 İstanbul, Boğaziçi ve Marmara Üniversitelerinden 1983’de 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile çıkarılan 9 öğretim üyesi, sıkıyönetimin kalkmasının ardından üniversitelere dönme başvurularına ret kararı veren rektörlüklerin kararlarının iptali için İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
1986 Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ve Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin hakkında, “Kurtarıcı” başlıklı makalede “TSK’ni alenen tahkir ve tezyif, Cumhurbaşkanı’na ima yoluyla hakaretten dava açıldı.
1986 374 sanıklı THKP/C-Devrimci Yol Davası’nda Askeri Savcı, 325 sayfa uzunluğundaki  esas hakkında mütalaayı okumaya başladı.
1986 Polis memuru Sedat Caner’in işkenceli sorgu itiraflarının yayınlandığı Nokta Dergisinin 2 sayısı toplatıldı. İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut’un ”işkence yok” sözüne karşı SHP İçel Milletvekili Fikri Sağlar, Adana Cezaevi’nde işkence gördüğü için iki kez rapor alan Necati Engelli’yi Meclis’te gazetecilere tanıttı ve Enver Şahan’ın 1983’de işkenceyle öldürüldüğüne ilişkin belgeleri dağıttı. Başbakan Özal “İşkence söylemleri maksatlı. Türkiye Cumhuriyeti her zaman işkencenin karşısında olmuştur.” dedi.
1988 Tek tip öğrenci derneğine karşı yapılan eylemlerden yargılanan 66 öğrenciden 25’ine 9’ar ay ceza verildi ve ceza ertelendi.
1988 Manuel Noriega‘ya kaçakçılık ve para aklama suçlarından dava açıldı.
1988 Yunan uyrukluların Türkiye’de bulunan gayrimenkulleri üzerindeki haklarını donduran 1964 tarihli kararname kaldırıldı.
1997 Sincan belediye başkanı Bekir Yıldız gözaltına alındı. Bekir Yıldız ve görev alan belediye çalışanları hakkında hem Cumhuriyet Başsavcılığınca, hem de DGM Başsavcılığınca “Hizbullah Terör Örgütü üyeliği”, “Yardım ve yataklık” suçlarından iki ayrı adli soruşturma başlatıldı. Daha sonra DGM Başsavcılığınca Bekir Yıldız dahil 11 sanık hakkında “Hizbullah Terör örgütüne üye olmak ve propagandasını yapmak” suçlamasıyla dava açılmış, DGM‘de yapılan yargılama sonucu Bekir Yıldız’a verilen 4 yıl 7 ay mahkumiyet cezası verilmiş ve karar Yargıtay tarafından onanmıştır. Bekir Yıldız yurt dışına kaçmış, 3 yıl sonra çıkan “af” tan yararlanarak yurda dönmüştür.
2000 Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine İlişkin Lahey Sözleşmesi, 25 Ekim 1980 tarihinde imzalanan çok taraflı uluslararası sözleşmedir. Türkiye, 21 Ocak 1998 tarihine imzaladı ve 5 Şubat 2000 tarihli resmi gazetede yayınlayarak ilan edildi.
2002  İHD İstanbul Şubesi üyeleri, AB’ye Uyum Yasa Tasarısı’nı Beyoğlu Mis Sokak’ta “düşünceye özgürlük” yazılı balonları patlatarak protesto etti. Şube Başkanı Eren Keskin, DSP-MHP-ANAP hükümetinin getirdiği mini demokrasi paketinin düşünceyi ifade hakkını daha da kısıtladığını söyledi.
2002  Ölüm orucunu teşvik edenlere ağır cezalar verilmesini öngören tasarı TBMM’de kabul edilerek yasalaştı. Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenlere 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörüldü. Ölüm orucunu teşvik etmek ve talimat vermek engelleme sayıldı.
2006 Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi’nin Katolik rahibi Andrea Santoro, uğradığı silahlı saldırı sonucunda öldü. Santoro’nun katil zanlısı olarak 16 yaşındaki lise öğrencisi O.A. gözaltına alındı.
2009
  • Demokratik Toplum Partisi (DTP) Diyarbakır Milletvekili Avukat Aysel Tuğluk, Batman’da katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşma nedeniyle 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
  • Pınar Sağ hakkında “yasa dışı TİKKO’nun kurucusu İbrahim Kaypakkaya’yı övdüğü” iddiasıyla 2 yıl hapis istemiyle dava açıldı.
  • Türkiye’de 7 Temmuz 1997’de imzalanan ve askerlere toplumsal olaylara müdahale yetkisi veren EMASYA Protokolü yürürlükten kaldırıldı.
  • Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda imzalanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne paralel Birleşmiş  Milletler Sözleşmesidir. Kyoto Protokolü, 5 Şubat 2009 tarihli ve 5836 sayılı Kanunla onaylandı. 07.05.2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 13 Mayıs 2009 tarih ve 27227 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı.

2011  Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan Nedim Şener, Ahmet Şık, Yalçın Küçük, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Sait Çakır ve Müyesser Yıldız tutuklandı.
2013 ÇHD üyeleri, Genel Başkan Selçuk Kozağaçlı ve İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay’ın da aralarında bulunduğu 9 avukatın 21 Ocak’ta tutuklanmasını protesto etti.
2014 Mehmet Ayvalıtaş’ın öldürülmesine ilişkin olarak görülen davanın Kartal Adliyesi’ndeki duruşması yoklama yapılmadan ertelendi.
2017 ABD’de Temyiz Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın 7 İslam ülkesine uyguladığı vize ve ülkeye giriş yasağının tekrar yürürlüğe konulması talebini reddetti.
2021 5 Şubat 2021 tarihli ve 3519 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla, Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi kurulmasına karar verildi.
2025
  • Fransız yönetmen Christophe Ruggia, Adèle Haenel’i 12 ila 15 yaşlarında olduğu dönemde oynadığı bir filmde cinsel istismara maruz bırakmaktan suçlu bulunarak dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme ayrıca, Ruggia’nın Haenel’e 15 bin euro tazminat ödemesine ve psikolojik terapi masrafları için 20 bin euro ödemesine karar verildi.
  • Ferdi Tayfur’un vasiyetini yeğeni Şirin Gözalıcı duyurdu: Sanatçının malvarlığını Darüşşafaka Vakfı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve LÖSEV’e bağışladığı bildirildi.
  •  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 7 yıl 4 aya kadar hapis ve siyasi yasak talebiyle iddianame düzenlendi. İddianamede, Başsavcı Akın Gürlek ‘mağdur’ sıfatıyla yer aldı. İmamoğlu’na ‘kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret’, ‘tehdit’ ve ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’ suçları yöneltildi.
  • Şarkı sözleri nedeniyle müstehcenlik suçundan hakkında soruşturma başlatılan Turabi Çamkıran hakkında şarkı ve videosunun içeriğindeki “genel ahlakı bozucu” ve “kadınları aşağılayıcı” ifadeler nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında, savcılığın talebi üzerine Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliği,  yakalama kararı verdi.
2025

Yeni Zelanda parlamentosu, ülkenin en önemli doğal miraslarından biri olan Taranaki Mounga Dağı’na “yasal şahsiyet” statüsü kazandıran kararı kabul etti. Dağ artık kendi haklarını savunabilecek bir tüzel kişilik olarak zararlı faaliyetlerden korunacak ve çevresel tahribatın önüne geçilecek. Daha önce Whanganui Nehri ve Te Urewera Milli Parkı’na benzer yasal haklar tanınmıştı.