6 Ekim – Hukuk Takvimi

0

6 Ekim – Hukuk Takvimi

1875 Ramazan Kararnamesi ile Padişah Abdülaziz, Osmanlı’nın dış borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı.
1936 ILO Armatörlerin Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme (ILO 55 No’lu Gemiadamlarının Hastalanması, Yaralanması ya da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme), 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4942 sayılı yasa ile onaylamıştır.
1936 ILO 53 No’lu Ticaret Gemilerinde Çalışan Kaptanlar Ve Gemi Zabitlerinin Meslekî Yeterliliklerinin Asgari İcaplarına İlişkin Sözleşme, 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25.6.2003 tarihinde 4906 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme ile, gemilerde; kaptan, nöbetçi güverte zabiti, çarkçıbaşı, nöbetçi çarkçı gibi işlerde, bu geminin kayıtlı olduğu ülkenin yetkili makamınca verilen veya onaylanan ve bu işler için yeterli olduğunu gösteren bir belge olmadan kimsenin işe alınamamasını ve çalıştırılamamasını öngörmektedir.
 1967

6 Ekim’de Tarsus Kadıncık Santrali inşaatının greve başlayan 300 işçisi, İspanyol Dragados şirketinin şantiyelerde örgütlü Yapı-İş ve Yapı İşçileri Sendikası üyelerini birbirine düşüren uygulamalarını Mersin ve Tarsus’ta sessiz yürüyüşlerle protesto etti. Yapı İşçileri Sendikası Başkanı İsmet Demir Kadıncık Santrali şantiyelerinde işçileri kanunsuz greve teşvik etmekten tutuklandı. 

 1971 Cihan Alptekin ve 10 arkadaşının duruşması başladı. Savcı, THKO üyesi olarak yapılan eylemlerden dolayı C. Alptekin dahil 7 kişi için idam istedi.
 1976 Çağdaş İngiliz filozofu Gilbert Ryle hayatını kaybetti. (Doğumu: 19 Ağustos 1900) Husserl ve Heidegger’in etkisiyle fenomenoloji üzerine yoğunlaşmasına karşın Wittgenstein felsefesiyle tanıştıktan sonra analitik felsefeye yöneldi. The Concept of Mind, Dilemmas, Plato’s Progress, Collected Papers, Collected Papers, On Thinking ve Aspects of Mind isimli eserleri bulunmaktadır.
 1978 Sivas olayları öncesinde halkı tahrik ettiği gerekçesiyle tutuklanan ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu tahliye edildi.
 1980 Milli Güvenlik Konseyi, Necdet Adalı ile  Mustafa Pehlivanoğlu, firari İsa Armağan ve firari Kemal Ergin’in idam kararlarını onayladı.  
 1980 İsveçli siyasetçi Zaida Catalán doğdu. (Ölümü: 27 Mart 2017)  2001-2005 yılları arasında İsveç Genç Yeşiller Partisi başkanlığı görevini yaptı. Hayvan hakları, insan eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü konusundaki sosyal çalışmalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından görevle gittiği Afrika ülkesi Kongo’nun Kinşasa kentinde 27 Mart 2017’de öldürüldü.
1981  Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan tutuklandı.
1981  Askeri Yargıtay savcı Nihat Gerçek’i öldüren sağ görüşlü Şerafettin Top hakkındaki ölüm cezasını onayladı.
 1981 Mısır’ın Nobel Ödüllü, üçüncü Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 25 Aralık 1918)  Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter öncülüğünde, 12 gün süren gizli görüşmeler sonunda, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin, Camp David Barış Anlaşmasını imzalamıştır. Camp David  Antlaşmasına göre, İsrail, Sina Yarımadasından tamamen çekilmeyi üstlenmiş, BM Güvenlik Konseyinin 242 ve 338 sayılı kararları esas alınarak, Kudüs hariç Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilere özerklik verilmesi ve beş yıllık geçici yerel yönetim kurulması öngörülmüş ayrıca İsrail, ilk kez bir Arap devleti tarafından tanınmıştı. Sedat, İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzalaması nedeniyle Menahem Begin ile birlikte Nobel Barış Ödülünü kazanmıştı.
 1982 DİSK davasına eklenen 19 sanıklı yeni davada Halkevleri Genel Başkanı Ahmet Yıldız’ın da dahil olduğu 11 sanık tutuklandı.
 1987 Fiji’de cumhuriyet ilan edildi.
 1990 Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Parti Meclisi üyesi Doçent Dr. Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990 tarihinde kargoyla gönderilen bombalı paketle düzenlenen suikast sonucunda yaşamını yitirdi. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun’dan sonra türbana karşı tavrı ve laikliği savunmasıyla tanınan ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin ilk kadın öğretim üyesi olan Üçok, İslam’dan Dönenler, Yalancı Peygamberler ve İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar kitaplarıyla da tanınmaktadır. 
 1993 Yaşar Kemal -yetmişinci doğum gününde- İnsan Hakları Derneği’ne üye oldu.
1994 TKP (ML),  TİKKO üyesi Cömert Kayar’ın Sivas’ta gözaltına alınarak işkencede öldürüldüğü açıklandı.
2000 AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ BAKANLAR KOMİTESİNİN CEZAİ ADALET SİSTEMİNDE SAVCILIĞIN ROLÜ İLE İLGİLİ ÜYE DEVLETLERE SUNDUĞU TAVSİYE KARARI Rec(2000)19; 6 Ekim 2000 tarihinde düzenlenen Bakan Yardımcılarının 724. toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından kabul edildi. Ceza Adalet Sisteminde Savcılığın Rolü, Avrupa Konseyi tarafından belirlenmiş ilke ve kurallardan oluşmaktadır.
 2003 Hükümet, Irak’a asker yollama izni isteyen bir yıl süreli tezkereyi TBMM‘ye gönderdi. Tezkerenin başlıca gerekçeleri Irak’ı PKK/KADEK unsurlarından temizlemek, bölgede güvenliği ve istikrarı sağlamak olarak açıklandı.
 2003 Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzaladı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 03 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
 2005 İsrail Yüksek Mahkemesi İsrail ordusunun baskınlarda, Filistinli sivilleri canlı kalkan olarak kullanmasını yasa dışı ilan etti. Baş Yargıç Aharon Barak, birçok sivilin hayatını kaybetmesine yol açan uygulamanın uluslararası hukuku çiğnediğini belirtti.  
 2009 IMF, Dünya Bankası’nın yıllık toplantısını protesto için Tünel’den yürüyüşle Taksim’de toplanan DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile ÖDP, TKP ve EMEP’in basın açıklamasının sonuna doğru bir grubun Harbiye’ye yürüyüşe geçmesi üzerine polis tüm kitleye gaz ve tazyikli suyla müdahale etti. Bazı gruplar İstiklal Caddesi, Sıraselviler, Tarlabaşı ve Gümüşsuyu’nda barikatlar kurarak polisle çatıştı. Tophane’de 100-150 kişilik bir grup polisten kaçarak Cihangir’den inen birkaç göstericiye sopalarla saldırdı. 1 kişi kalp krizinden hayatını kaybetti, 96 kişi gözaltına alındı.
 2009 Ruanda’da 1994 yılında yapılan soykırımının baş zanlılarından Idelphonse Nizayimana Uganda’da tutuklandı. Hakkında 5 milyon ABD dolarlık ödül konulmuştu ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargıladığı en önemli sanıklardan birisidir. İnsanlığa karşı suçlardan mahkum edilmiştir.
 2011 Barış ve Demokrasi Partisi son 30 ayda KCK operasyonlarında aralarında belediye başkanları, yardımcıları ve parti yöneticilerinin de bulunduğu 7748 kişinin gözaltına alındığını, 3895 kişinin tutuklandığını açıkladı. 
 2011 Beyoğlu esnafı işgaliye ödenerek sokaklara masa konulma uygulamasını sona erdiren Beyoğlu Belediyesi’ni protesto etmek amacıyla bir gün süreyle kepenk kapattı.
 2011 Üniversite öğrencileri Ferhat Tüzer ile Berna Yılmaz Parasız eğitim istiyoruz pankartı nedeniyle açılan davada 19 aylık tutukluluktan sonar serbest bırakıldı. 
 2015 Silvan’da incelemeler yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi: “Polis üzerimize ateş açtı.” dedi.
 2017 ABD yönetimi, Sudan’a 20 yıldır uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdığını açıkladı.
 2024 Açığa alınan hakim Sidar Demiroğlu Gazete Duvar’a konuştu: “İstediği bir platformda birlikte yayına çıkalım. Konuşalım, tartışalım. Beni rüşvet almakla suçlayan Uçar’ın malvarlığı benimkinin en az 10 katı değilse, derhal istifa ederim, ülkeyi terk ederim.”
 2024 CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Manisa Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, haklarında çıkan iddiaları yargıya taşıdı. Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak “yanındaki üç kişiye” dava açacağını bildirdi. Durbay ise, gördüğü kanser tedavisi nedeniyle geçirdiği ameliyatla ilgili “bebek aldırdığı” yönündeki haberler için erişim engeli kararı aldırmış, 200 kişi ve kuruma dava açacağını açıklamıştır. 
2024
  • Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) 2022-2024 yılları arasında 280 binden fazla banka hesabının yasa dışı bahis tahsilatı için kullanıldığını belirledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise vatandaşların farkında olmadan suça bulaştıkları uyarısında bulundu.
  • An­ka­ra 21. As­li­ye Ceza Mah­ke­me­sinin bir dosyasında, Yargıtay 4. Ceza Dairesi, evleneceğini öğrendiği arkadaşına, “midesiz” dediği için hapis cezasına çarptırılan sanık hakkındaki hükmü, “hakaret” suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle bozdu.
 2025
  • İstanbul’un Başakşehir ilçesinde yaşamakta olan sokak kedisi Cezve’yi işkence ederek öldüren katil Burak Alan, yargılandığı Küçükçekmece 26. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 3 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karar, hukukçular ve hayvan severler tarafından emsal karar olarak nitelendi.
  • İstanbul Şişli Büyükdere Caddesi’ndeki ofisinin önünde uzun namlulu silahlarla saldırıya uğrayan avukat Serdar Öktem, hayatını kaybetti. Öktem, Sinan Ateş cinayeti dosyası kapsamında bir süre tutuklu kalmış, daha sonra serbest bırakılmıştı.
  • MİT, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesince düzenlenen ortak operasyonda İsrail gizli servisi Mossad’a çalıştığı iddia edilerek gözaltına alınan Serkan Çiçek ile Avukat Tuğrulhan Dip sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı. 
6 Ekim - Hukuk Takvimi
6 Ekim – Hukuk Takvimi

Öğretmenlerin Hakları ve Statüsü

0

Öğretmenlerin Hakları ve Statüsüne ilişkin UNESCO Tavsiye kararı(Recommendation Concerning the Status of Teachers), Paris’te toplanan ve 5 Ekim 1996’da kapanan öğretmenlerin statüsü konusundaki Hükümetlerarası Özel Konferans’ında kabul edilmiştir.

Öğretmenlerin statüsü konusundaki Hükümetlerarası Özel Konferans Başkanı ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürü, 5 Ekim 1966 günü Tavsiye’yi imzalamışlardır.

Dünya Öğretmenler Günü, 1994 yılında, Birleşmiş Milletlerin Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından, 5 Ekim tarihi olarak ilan edilmiştir. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, her yıl 100’den fazla ülkede kutlanmaktadır.

Türkiye’de ise Öğretmenler Günü, her yıl 24 Kasım’da kutlanmaktadır. 24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri‘nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür.

Dünya Öğretmenler Günü – Öğretmenlerin Statüsü /Recommandation concernant la condition du personnel enseignant, Recommendation Concerning the Status of Teachers

ÖĞRETMENLERİN STATÜSÜ TAVSİYESİ
(Tavsiye Metni)

ÖĞRETMENLERİN STATÜSÜ TAVSİYESİ

Öğretmenlerin statüsü konusunda Hükümetlerarası Özel Konferans,Eğitim hakkının insanın temel haklarından biri olduğunu anımsatarak;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26. maddesine, Çocuk Hakları Bildirgesi’nin 5, 7 ve 10. maddelerindeki ilkelere ve halklar arasında gençlerdeki barış, karşılıklı saygı ve anlayış ülkülerinin geliştirilmesine ilişkin Birleşmiş Milletler Bildirgesi ilkelerine uygun olarak, devletlere düşen herkese uygun (elverişli) bir eğitim sağlama sorumluluğunun bilinciyle;

Moral ve kültürel değerleri geliştirmenin ve sürekli bir ekonomik ve toplumsal ilerlemenin zorunlu koşulu olarak, var olan tüm zihinsel (entellektüel) yetenek ve kaynaklardan eksiksiz biçimde yararlanmak ereğiyle genel öğretim ile teknik ve mesleksel öğretimi geliştirme ve yaygınlaştırma zorunluluğunu göz önünde bulundurarak;

Öğretmenlerin eğitimin ilerlemesindeki temel rolünü ve onların insan kişiliğinin ve çağdaş toplumun gelişmesindeki katkısının önemini kabul ederek;

Öğretmenlere bu role yakışır bir statü sağlamak isteğiyle;

Çeşitli ülkelerde öğretimin yapısını ve örgütlenmesini belirleyen yasaların ve geleneklerin büyük bir çeşitlilik taşıdığını göz önünde bulundurarak;

Ayrı zamanda, çeşitli ülkelerde öğretmenlere, özellikle onların kamu hizmetlerine ilişkin kurallar bütününce yönetilip yönetilmemelerine (bu kurallara bağlı olup olmamalarına) göre uygulanan rejimlerin çeşitliliğini de göz önünde bulundurarak;

Bununla birlikte bu ayrılıklara karşın, öğretmenlerin statüsüyle ilgili olarak tüm ülkelerde ortak sorunların ortaya çıktığına ve bu sorunların, bu Tavsiye’nin açıklamayı amaçladığı bir ortak kurallar ve önlemler bütününün uygulanmasını gerektirdiği inancıyla;

Öğretmenlere uygulanabilen yürürlükteki uluslararası sözleşmelerin ve özellikle, Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı’nca kabul edilen 1948 tarihli (ve 87 sayılı) Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunması Sözleşmesi, 1949 tarihli (ve. 98 sayılı) Örgütlenme Hakkı ve Toplu Pazarlık Sözleşmesi, 1951 tarihli (ve 111 sayılı) Ayrımcılık Sözleşmesi (İstihdam ve Meslek) ile Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı’nca kabul edilen 1960 tarihli Öğretim Alanında Ayrımcılığa Karşı Savaşım Sözleşmesi kurallarını not ederek;

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü ile Uluslararası Eğitim Bürosu’nca ortaklaşa çağrılan Halk Eğitimi Uluslararası Konferansı’nın kabul ettiği ilk ve orta öğretim öğretmenlerinin yetiştirilmesi (eğitimi) ve statüsünün çeşitli yönlerine ilişkin Tavsiyeleri ve Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı’nca 1962’de kabul edilen Teknik ve Mesleksel Öğretime İlişkin Tavsiye’yi de not ederek;

Öğretmenleri özellikle ilgilendiren sorunlara ilişkin kurallar aracılığıyla var olan normları tamamlamak ve özellikle öğretmen açığına çare bulmak dileğiyle;

Bu Tavsiyeyi kabul eder:

I. TANIMLAR

1. Bu Tavsiye’de

a) “Öğretmen” sözcüğü, okullarda öğrencilerin eğitimiyle görevli (eğitiminden sorumlu) olan tüm kişiler anlamına gelir;
b) Öğretmenlere ilişkin olarak kullanılan “statü” (durum) sözcüğü ise, hem görevlerinin önemine ve yeteneklerine verilen değer derecesine göre kendilerine toplumda tanınan konumu, hem de çalışma koşullarını, ücreti ve öteki mesleklerinkiyle karşılaştırılan, yararlandıkları maddi avantajları (yararları) içerir.

Il. UYGULAMA ALANI

2. Bu Tavsiye, orta öğretim yada daha alt düzeylerdeki özel yada kamusal kurumlarda çalışan tüm öğretmenlere uygulanır:

Genel, teknik, mesleksel yada sanatsal orta öğretim kurumları, ilköğretim kurumları, ana okulları, çocuk yuvaları.

III. TEMEL İLKELER

3. Eğitim (éducation), okulda geçen ilk günlerden başlayarak insan kişiliğinin tam gelişmesini, topluluğun (toplumun) düşünsel, moral, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ilerlemesini ve ayrıca temel özgürlüklere ve insan haklarına derin bir saygı aşılamayı amaçlamalıdır. Bu değerler çerçevesinde, eğitimin barışa, tüm uluslar arasında ve tüm din yada ırk grupları arasında dostluğa, hoşgörüye ve karşılıklı anlayışa yapabileceği katkıya en büyük önem verilmelidir.

4. Öğretimin ilerlemesinin büyük ölçüde öğretmen kitlesinin niteliklerine ve yeteneğine, bu kitlenin üyelerinden her birinin insani, eğitsel ve mesleksel niteliklerine bağlı olduğu kabul edilmelidir.

5. Öğretmenlerin statüsü, eğitim alanında ulaşılacak amaç ve hedefler göz önüne alınarak, bu konudaki gereksinmelere yakışır (uygun) olmalıdır; bu amaç ve hedeflere ulaşılması için, öğretmenler hakça bir statüden yararlanmalı ve öğretmenlik mesleği, hak ettiği kamusal saygınlığı görmelidir.

6. Öğretim (enseignement), üyelerinin (mensuplarının) bir kamu hizmeti sağladığı (yerine getirdiği) bir meslek olarak düşünülmelidir; bu meslek öğretmenlerden yalnızca özenli ve sürekli bir öğrenim karşılığında (pahasına) kazandıkları ve sürdürdükleri eksiksiz bilgiler ve özel yetenekler değil, ama aynı zamanda yükümlü (görevli) oldukları öğrencilerin eğitimi ve esenliği için üstlendikleri kişisel ve toplulukla (toplumla) ilgili sorumluluk anlayışı da (düşüncesi de) gerektirir.

7. Öğretmenlerin yetiştirilmesi ve istihdamı, ayrımcılığın soy, renk, cinsiyet, din, siyasal görüşler, toplumsal yada ulusal köken, ekonomik durum temellerine dayalı hiçbir biçimine yol açmamalıdır.

8. Öğretmenlerin çalışma koşulları, eğitimin en yüksek derecede etkililiğini sağlayacak nitelikte olmalı ve öğretmenlere, kendilerini tümüyle mesleksel uğraşlarına adama olanağı vermelidir.

  1. Öğretmen örgütlerinin eğitimin ilerlemesine büyük ölçüde katkıda bulunabileceğini ve dolayısıyla bu örgütlerin eğitim politikasının hazırlanmasına katılmaları gerektiğini kabul etmek uygun olacaktır.
IV. EĞİTİMİN AMAÇLARI VE EĞİTİM POLİTİKASI

10. Var olan tüm kaynak ve yetkililere (insani yada başka tüm kaynaklara) başvurarak, yukarıda açıklanan temel ilkelere uygun bütüncü bir eğitim politikası tanımlamak (belirlemek) için, zorunlu olduğu kadarıyla, her ülkede uygun önlemler alınmalıdır. Bu amaçla yetkili makamlar, öğretmenler için aşağıdaki ilke ve hedeflerin sonuçlarını göz önünde bulundurmalıdırlar:

a) Her çocuğun, eğitimin tüm avantajlarından yararlanma temel hakkı vardır; özel bir pedagojik davranış (bakım) gerektiren çocuklara gerekli dikkat (ilgi) gösterilmelidir;
b) Cinsiyet, soy, renk, din, siyasal görüşler, ulusal yada toplumsal köken yada ekonomik duruma dayalı hiçbir ayrımcılık yapılmaksızın, herkese öğrenim hakkının kullanımı için eşit kolaylıklar sağlanmalıdır;
c) Eğitim, genel yarar için temel önemi olan bir hizmet oluşturduğundan, bu konudaki sorumluluk, yeterli sayıda okul ağı, bu okullarda parasız eğitim ve gereksinmesi olan öğrencilere maddi yardım sağlama işi (görevi) kendisine ait olan devlete düşer; bununla birlikte bu kural, anne-babalanın ve bir olasılıkla vasilerin, çocukları için devletçe kurulanlar dışında başka okullar seçme özgürlüğüne zarar verecek yada (gerçek) kişilerin ve tüzel kişilerin öğretim alanında devletin belirlediği yada onayladığı asgari kuralları karşılayan (onlara uygun olan) öğretim kurumları açma ve yönetme özgürlüğünü tehlikeye koyacak biçimde yorumlanmamalıdır;
d) Eğitim ekonomik kalkınmanın temel bir etkeni olduğundan, öğretim planlaması da yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik ekonomik ve toplumsal planlama bütününün ayrılmaz bir parçasını oluşturmalıdır;
e) Eğitim sürekli bir süreç olduğundan, değişik öğretim personeli kategorileri arasında (sağlanacak) sıkı bir eşgüdüm, hem tüm öğrenciler için eğitimin niteliğini ve hem de öğretmenlerin statüsünü iyileştirecek niteliktedir;
f) Kendi arasında birbirine uygun biçimde bağlı oldukça esnek bir okullar ağına (sistemine) özgürce girilebilmelidir, öyle ki hiçbir şey her öğrenci için herhangi bir öğretim düzeyine ve tipine ulaşma olanağını sınırlandırmamalıdır;
g) Eğitim alanında, hiçbir devlet, aynı zamanda niteliği araştırmaksızın (düzeltilmeksizin) niceliği tek hedef olarak seçmemelidir;
h) Eğitim alanında, programların planlaması ve hazırlanması kısa dönemde olabileceği gibi uzun dönemde de yapılmalıdır; günümüz öğrencilerinin toplulukla (toplumla) yararlı bir biçimde bütünleşmesi güncel gereklerden çok yarının gereksinmelerine bağlı olacaktır;
i) Her eğitim planlaması, her aşamada ve zamanında (gecikmeden), halkının yaşamını bilen ve bu halkın ana dilinde öğretim yapma yeteneği bulunan tam olarak nitelikli ve yetenekli yeterli sayıda ulusal eğitim kadrolarının mesleksel eğitimi (yetiştirilmesi) ve yetkinleştirilmesi (olgunlaştırılması) için kurallar öngörmelidir;
j) Öğretmenlerin mesleksel yetiştirilmesi ve yetkinleştirilmesi alanında, eşgüdümlü, sistematik ve sürekli bir araştırma ve eylem zorunludur; bu eylem ve araştırma, araştırmacılar arasında uluslararası planda işbirliğini ve araştırma sonuçlarının değiş tokuşunu içermelidir;
k) Eğitim politikasını ve açık hedeflerini belirlemek ereğiyle, yetkili makamlar ile öğretmen, çalışan, işveren ve veli örgütleri, kültürel örgütler ile araştırma ve bilim kuruluşları arasında sıkı bir işbirliği yapılmalıdır;
l) Eğitimin amaç ve hedeflerine ulaşma olanağı büyük ölçüde bu amaçla ayrılan mali olanaklara (araçlara) bağlı olduğundan, tüm ülkelerin ulusal bütçelerinde ulusal gelirin uygun (yeterli) bir oranının eğitim kalkınmasına öncelikle ayrılması yerinde olur.
V. ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE HAZIRLAMA
Seçme

11. Geleceğin öğretmenlerinin yetiştirilmesine (eğitimine) girme (hazırlama) politikasını saptarken, (bu politika) gerekli moral, düşünsel ve fiziksel nitelikler taşıyan ve istenilen bilgilere ve beceriye sahip yeterli sayıda öğretmenle toplumu donatma gereksinmesine dayanmalıdır (ona göre ayarlanmalıdır).

12. Bu gereksinmeyi karşılamak için, yetkili makamlar bu yetiştirmeyi (öğretmenliğe hazırlığı) yeterince çekici kılmalı ve uygun kurumlarda yeterli sayıda yer sağlamalıdırlar.

13. Öğretmenlik mesleğine girmek için, uygun bir yetiştirme (eğitim) kurumunda yapılması istenilen (zorunlu tutulan) öğrenimi bitirmiş olmak gerekir.

14. Öğretmenlerin yetiştirilmesine kabul edilmek için, uygun bir orta öğretimi bitirmiş olmak ve öğretmenlik mesleği üyelerinde aranan kişisel nitelikleri kanıtlamak (taşımak) gerekir.

15. Öğretmenlerin yetiştirilmesine girişle ilgili genel koşulları değiştirmeksizin, gerekli tüm öğrenim koşullarını yerine getirmeyen ancak özellikle teknik ve mesleksel nitelikte yararlı bir deneyimi olan kişileri bu yetiştirmeye kabul edebilmek gerekir.

16. Geleceğin öğretmenleri, kendilerine yetiştirme kurslarını izleme ve doğru dürüst yaşama olanağı sağlayacak burslardan yada mali bir yardımdan yararlanabilmelidirler; yetkili makamlar, olanaklar ölçüsünde, parasız bir yetiştirme sistemi oluşturmaya çaba harcamalıdır.

17. Öğrenciler ve kendini öğretime hazırlamak isteyen başka kişiler, yetiştirme olanakları, kendilerine sunulan burslar ve mali yardımlar konusunda tüm bilgileri edinebilmelidirler.

18.

1) Mesleksel eğitimini (formasyonunu) yurt dışında yapan bir kişiye tam olarak yada sınırlı biçimde öğretim yeteneği tanınıp tanınmamasına karar vermeden önce, onun mesleksel eğitiminin değerini özenle incelemek yerinde olur.

2) Çeşitli ülkelerce kabul edilmiş kurallara (ölçülere) göre, öğretmenlik yapma yeteneği (yetkisi) veren unvanların uluslararası planda tanınmasına ulaşmak ereğiyle önlemler alınması yerinde otur.

Öğretmen Yetiştirme Programları

19. Bir öğretmeni yetiştirmenin amacı, onun genel bilgilerini ve kişisel kültürünü; eğitme ve öğretme yeteneğini; yurt içinde ve ulusal sınırlar ötesinde iyi insan ilişkilerinin kurulmasına yön veren (egemen olan) ilkelerin anlaşılmasını; hem öğretim yoluyla hem de örnek olarak, kendine düşen toplumsal, kültürel ve ekonomik ilerlemeye katkıda bulunma ödev bilincini geliştirme olmalıdır.

20. Öğretmenlerin yetiştirilmesiyle ilgili her program, temel olarak aşağıdaki noktaları içermelidir:

a) Genel öğrenim;
b) Eğitime uygulanmış (uyarlanmış) felsefe, psikoloji ve sosyolojinin temel öğelerinin (kavramlarının) öğrenimi, eğitim kuramı ve eğitim tarihi, karşılaştırmalı eğitim, deneysel pedagoji, eğitim yönetimi ve değişik disiplinlerde öğretim yöntemlerinin öğrenimi;
c) İlgilinin öğretimini yerine getirmek istediği alana ilişkin öğrenimler;
d) Bütünüyle nitelikli öğretmenlerin yönetimi altında öğretim ve okul dışı etkinlikler uygulaması.

21.

1) Tüm öğretmenler genel, özel ve pedagojik formasyonlarını bir üniversitede yada benzer düzeyde (dengi) bir yetiştirme (eğitim) kurumunda yahut öğretmen yetiştirme alanında uzmanlaşmış bir okulda edinmelidirler.

2)Yetiştirme programlarının içeriği, engelli çocuklar için oluşturulan kurumlar yada teknik yahut mesleksel okullar gibi, öğretmenlerin değişik tiplerdeki kurumlarda (okullarda) yerine getirmekle yükümlü oldukları görevlere göre bir ölçüde değişebilecektir. Bu son durumda, eğitim programları sanayi, ticaret ve tarımda uygulamalı bir deneyim içerebilir.

22. Öğretmen yetiştirme programlarında, pedagojik yetiştirme, genel yada uzmanlık yetiştirme (eğitimi) dersleriyle aynı zamanda yada bu derslerden sonra sağlanabilir.

23. Genel kural olarak, geleceğin öğretmenlerinin yetiştirilmesi, daha yaşlı yada istisnai başka kategorilere mensup adaylara formasyonlarının tümünü yada bir bölümünü kısmi zamanlı olarak edinme olanağı veren özel kuralların saklı kalması koşuluyla, tam zamanlı olarak yapılmalıdır, yeter ki böylece görülen öğretimin içeriği ve ulaşılan düzey tam zamanlı yetiştirmenin içerik ve düzeyi ile aynı nitelikte olsun.

24. İster ilk, orta, teknik yada mesleksel öğretime isterse özel öğretime yönelmiş olsunlar, çeşitli kategorilerdeki öğretmenlerin yetiştirilmesini birbirine organik olarak bağlı kurumlarda yada birbirine yakın kurumlarda düzenlemenin temenni edilir olup olmadığını araştırmak yerinde olur.

Öğretmen Yetiştirme Kurumları

25. Öğretmen yetiştiren kurumların öğretmenleri (personeli, öğretim elemanları), kendi disiplinlerinde yüksek öğretiminkine benzer (eşdeğer) bir düzeyde ders verebilmek için nitelikli olmalıdırlar. Pedagojik yetiştirmeyle görevli personelin (öğretmenlerin) okulda öğretim deneyimi bulunmalıdır ve elverdiğince, bu deneyimi bir okulda öğretim uygulaması yaparak düzenli bir biçimde yenilemesi gerekir.

26. Öğretmen yetiştiren kurumları gerekli olanak ve araçlarla donatarak ve bu kurumların personeli ile öğrencilerince yapılan (yürütülen) araştırmaları kolaylaştırarak, değişik disiplinlerin eğitim ve öğretimini ilgilendiren araştırma ve deneyimler desteklenmelidir. Öğretmenlerin yetiştirilmesiyle görevli
personel, kendilerini ilgilendiren alanlardaki araştırmaların sonuçları konusunda bilgilendirmeli ve bunlardan öğrencilerini yararlandırmaya çaba harcanmalıdır.

27. Öğretmen yetiştiren her kurumda, öğretim personeli kadar öğrencilerin de kurumun yaşam, etkinlik ve disiplinini etkileyen kurallar konusunda düşüncelerini dile getirme olanağı bulunmalıdır.

28. Öğretmen yetiştiren kurumlar, aynı zamanda araştırmaların sonuçları ve yeni yöntemler konusunda okulları bilgilendirerek ve kendi etkinlikleri için, eğitim kurumlarının ve öğretim personelinin deneyiminden (okulları) yararlandırarak, öğretimin ilerlemesine katkıda bulunmalıdırlar.

29. Öğrencilerinin doyurucu (yeterli) bir biçimde eğitimlerini tamamladıklarını onaylama yetkisi, ayrı ayrı yada birlikte yahut başka yüksek öğrenim kurumlarıyla yada yetkili eğitim makamlarıyla işbirliği yaparak, öğretmen yetiştiren kurumlara düşmelidir.

30. Okul yetkilileri, (öğretmen) yetiştirme kurumlarıyla işbirliği yaparak, eğitiminin sonuna gelmiş öğretmenlerin; eğitimi, dilekleri ve kişisel durumları ile ilgili bir iş edinmeleriiçin uygun önlemler almalıdırlar.

VI. ÖĞRETMENLERİN YETKİNLEŞTİRİLMESİ

31. Yetkililer ve öğretmenler, öğretimin nitelik ve içeriğinin ve eğitim tekniklerinin belli bir yönteme göre (düzenli bir biçimde) iyileştirilmesini sağlamaya yönelik hizmet içinde yetkinleştirmenin önemini kabul etmelidirler.

32. Yetkililer, öğretmen örgütlerine danışarak, tüm öğretmenlerin hizmetine parasız biçimde sunulan geniş kapsamlı bir yetkinleştirme hizmet kurumları sistemi oluşturulmasını sağlamalıdırlar. Büyük bir seçme çeşitliliği (birçok değişik seçenekler) sunması gereken bu sistem içinde, yetiştirme kurumlarının, bilimsel ve kültürel kuruluşların ve öğretmen örgütlerinin yer alması uygun olacaktır. Özellikle hizmete ara verdikten sonra görevine yeniden başlayan öğretmenler için, yeniden yetiştirme ve yönlendirme (recyclage) kursları düzenlenmelidir.

33.

1) Öğretmenlere niteliklerini geliştirmelerine, etkinlik alanlarını değiştirme yada genişletmelerine, (mesleklerinde) yükselme isteği öne sürmelerine ve içeriği kadar yöntemleri için de, kendi disiplinlerinde ve kendi öğretim alanlarında gerçekleştirilmiş ilerlemelerden bilgilenmelerine olanak veren kurslar düzenlenmeli ve başka önlemler alınmalıdır (uygun kolaylıklar sağlanmalıdır).

2) Genel kültürlerini ve mesleksel niteliklerini iyileştirebilmeleri amacıyla, öğretmenlerin hizmetine kitap ve başka çalışma (ders) araçları sunmak için (gerekli) önlemler alınmalıdır.

34. Bu amaçla öğretmenlere her türlü kolaylığı sağlayarak, olabilen tüm yararı elde edecek biçimde, onların bu kurslara katılmasını ve bu kolaylıklardan yararlanmasını özendirmek gerekir.

35. Okul yetkilileri, pedagojik yöntemler kadar öğretilen disiplinlerde de, okulları kendilerini ilgilendiren araştırma sonuçlarını uygulayacak duruma getirmek için (gerekli) tüm önlemleri almalıdır.

36. Yetkililer, yetkinleşmeleri ereğiyle, öğretmenlere ülkelerinde ve yurt dışında toplu yada bireysel geziler yapmaya özendirmeli ve onlara olanaklar ölçüsünde yardım etmelidir.

37. Öğretmenlerin yetiştirilmesine ve yetkinleştirilmesine ilişkin önlemlerin, bölgesel yada uluslararası çerçevede sağlanan teknik ve mali işbirliği sayesinde geliştirilebilmesi ve tamamlanabilmesi uygun olacaktır.

VII. İSTİHDAM VE KARİYER
Öğretmenlik Mesleğine Giriş

38. Öğretmenleri hizmete alma politikası, öğretmen örgütleriyle işbirliği yaparak, en uygun düzeyde açıkça belirlenmelidir ve öğretmenlerin hak ve yükümlülüklerini düzenleyen bir yönetmelik hazırlanmalıdır.

39. Öğretmenlik mesleğine girişte bir hazırlık dönemi konulması, öğretmenler ve işverenleri tarafından, göreve yeni başlayanı (stajer öğretmeni) yararlı biçimde özendirmeye ve alıştırıp öğretmeye, uygun mesleksel normIar koymaya ve korumaya ve öğretmenin kendisinin pedagojik niteliklerinin geliştirilmesini kolaylaştırmaya (desteklemeye) yönelik olarak düşünülmelidir. Hazırlık döneminin süresi önceden bilinmeli ve başarı koşulları titizlikle mesleksel nitelikte olmalıdır. Eğer öğretmen bu dönem içinde doyurucu olmazsa, kendisine karşı yöneltilen yakınmalar (şikayetler) konusunda bilgilendirilmeli ve onun bu yakınmalara itiraz etme hakkı bulunmalıdır.

İlerleme ve Yükselme

40. Öğretmenlerin, gerekli nitelikleri taşımaları koşuluyla, bir eğitim düzey yada düzeninden bir ötekine geçme hakkı olmalıdır.

41. Öğretimin ve her eğitim kurumunun örgütlenmesi ve yapısı, verdikleri eğimin niteliğine ve düzenliliğine zarar vermemesi koşuluyla, öğretmenlere ek görevler yapma olanağı sağlamalı ve tanımalıdır.

42. Değişik işlevlerin öğretmenlerin her birinin en iyi niteliğine göre pek yerinde olarak (akıllıca) bölüştürülebilmesi için, personelin ve öğrencilerin oldukça önemli kuruluşlardan sağlayabilecekleri yararları göz önünde bulundurmak yerinde olacaktır.

43. Müfettiş, okul yöneticisi, öğretim (eğitim) müdürü yada özel işlevler içeren başka bir konum gibi öğretimde sorumluluk konumlarına deneyimli öğretmenlerin atanması, olanaklar ölçüsünde, yerinde olacaktır.

44. Yükselmelerin, öğretmen örgütlerine danışarak belirlenmiş titizlikle mesleksel nitelikli ölçütlere göre, öngörülen konum (görev) için ilgilinin niteliklerinin nesnel bir değerlendirmesi
temeline dayanması gerekir.

İstihdam Güvencesi

45. Mesleksel süreklilik (istikrar) ve istihdam (iş) güvencesi, öğretmenin çıkarı (yararı) için olduğu kadar öğretiminki için de kaçınılmazdır ve bunlar, okul (eğitim) sisteminin bütününün yada bir bölümünün örgütlenişinde değişiklikler yapıldığı zaman bile güvence altına alınmalıdır.

46. Öğretmenler, mesleki durumlarını yada kariyerlerini etkileyecek nitelikteki keyfi eylemlere karşı etkili bir biçimde korunmalıdır.

Mesleksel Kusur Durumunda
Uygulanabilecek Disiplin Usulleri

47. Mesleksel kusur durumunda uygulanabilecek disiplin önlemleri açıkça belirlenmelidir. Olası kovuşturma ve yaptırımlar, ancak ilgili öğretmenin isteği üzerine, öğretim yapma yasağı getirmeleri yada öğrencilerin korunmasının yahut esenliğinin bunu gerektirmesi dışında, açıklanmalıdır.

48. Yaptırımları önermek yada uygulamakla yetkili makam yada organlar açıkça belirtilmelidir.

49. Disiplin usullerinin konulması (belirlenmesi) sırasında öğretmen örgütlerine danışılmalıdır.

50. Her öğretmen, disiplin usulünün her aşamasında özellikle aşağıdaki hakça güvencelerden yararlanmalıdır:

a) Kendisi hakkında öne sürülen kınamalar (sitemler) ve bunları gerekçelendiren olaylar konusunda yazılı olarak bilgilendirilme hakkı;
b) Soruşturma dosyasına tümüyle (eksiksiz biçimde) ulaşabilme hakkı;
c) Kendisini savunma ve seçeceği bir temsilci (avukat) tarafından savunulma hakkı ve savunmasını hazırlamak için yeterli bir süreden yararlanma hakkı;
d) Kendisi hakkında alınmış kararlar ve gerekçeleri konusunda yazılı olarak bilgilendirilme hakkı;
e) Açıkça belirlenmiş makamlar ve yetkili organlar önünde bir üst yargı yerine başvurma hakkı.

51. Yetkililer, eğer öğretmenler benzerlerinin (öğretmenlerin) katılımıyla yargılanırlarsa, disiplinin ve disiplin güvencelerinin daha iyi sağlanmış olacağını kabul etmelidirler.

52. 47’den 51’e değin önceki maddelerde yer alan kurallar, ulusal yasalar uyarınca ceza yasası kapsamına giren eylemlerin cezalandırılmasına uygulanabilen usulleri hiçbir biçimde etkilemez.

Sağlık Muayeneleri

53. Öğretmenler, düzenli aralıklarla sağlık muayeneleri yaptırmakla yükümlü tutulabilmeli ve bu muayeneler parasız olmalıdır.

Aile Yükümlülüğü Olan Kadın Öğretmenler

54. Evlilik, kadınların öğretimde bir konum (makam) elde etmelerine ve onu korumalarına engel olmamalıdır. Evlilik, onların ne ücretini, ne de çalışma koşullarını etkilemelidir.

55. İşverenin gebelik yada doğum izni nedeniyle bir kadın öğretmenin sözleşmesini bozması (fesh etmesi) yasaklanmalıdır.

56. Aile yükümlülükleri olan kadın öğretmenlere, bunun (açılmasının) dilendiği yerlerde, kreşler yada anaokulları gibi çocuk bakım hizmetleri sunulması düşünülmelidir.

57. Aile yükümlülükleri olan kadın öğretmenin oturduğu yerde bir konum (makam) edinmesini sağlayan ve her ikisi de öğretim (öğretmenlik) mesleğinde bulunan eşlerin birbirine yakın yerlere yada aynı kuruma atanabilmelerine olanak veren önlemler alınmalıdır.

58. Aile yükümlülükleri olan ve olağan (yasal) emeklilik yaşından önce öğretimden (öğretmenlikten) ayrılan kadın öğretmenler, ortam ve koşullar onu haklı gösterdiği zaman, yeniden görevlerine (geri) dönmeleri için özendirilmelidirler.

Kısmi Zamanlı Hizmet

59. Yetkililer ve okul, gerekli görülmesi durumunda, herhangi bir nedenle tam zamanlı olarak ders veremeyen nitelikli öğretmenlerce kısmi zamanlı olarak sağlanan hizmetlerin değerini
kabul etmelidirler.

60. Kısmi zamanlı olarak düzenli bir hizmet yerine getiren öğretmenler:

a) Tam zamanlı olarak çalışan öğretmenlerle belli bir oran içinde aynı ücreti almalı ve temelde aynı çalışma koşullarından yararlanmalıdırlar.
b) Ücretli izinler, hastalık izinleri ve doğum izinleri konusunda aynı kuralların uygulanması saklı kalmak üzere, tam zamanlı olarak çalışan öğretmenlerin haklarının karşılığı (dengi) olan haklardan yararlanabilmelidirler;
c) İşverenlerce karşılanan (ödenen) emeklilik rejimlerini de kapsamak üzere, sosyal güvenlik alanında tam ve uygun (yeterli) bir korunmadan yararlanabilmelidirler.

VIII. ÖĞRETMENLERİN HAKLARI VE ÖDEVLERİ
Mesleksel Özgürlükler

61. Görevlerinin yerine getirilmesinde, öğretmenlik mesleği üyeleri akademik özgürlüklerden yararlanmalıdırlar. Öğretmenler, öğrencilerine en iyi uyarlanmış öğretim yöntemlerini ve araç gereçlerini değerlendirmek için özellikle niteliklidirler; onaylanmış programlar çerçevesinde ve okul yetkililerinin yardımıyla (katkısıyla), öğretim araçlarının seçiminde ve ayarlanıp düzenlenmesinde, el (ders) kitaplarının seçiminde ve pedagojik yöntemlerin uygulanmasında temel rolü üstlenmesi gerekenler onlardır.

62. Öğretmenler ve öğretmen örgütleri yeni programların, el (ders) kitaplarının ve öğretim araç ve gereçlerinin hazırlanmasına (geliştirilmesine) katılabilmelidirler.

63. Her teftiş ve denetim sistemi, mesleksel görevlerinin yerine getirilmesinde öğretmenleri özendirici (destekleyici) ve onlara yardım edici biçimde tasarlanmalı ve öğretmenlerin özgürlüğünü, girişkenliğini ve sorumluluğunu sınırlamaktan kaçınmalıdır.

64.

1) Bir öğretmenin etkinliğinin (çalışmasının) doğrudan bir değerlendirme (takdir) konusu olması gerektiği zaman, bu değerlendirme nesnel olmalı ve ilgilinin bilgisine sunulmalıdır.

2) Öğretmenin haksız olduğunu düşündüğü bir değerlendirmeye karşı başvuru hakkı olmalıdır.

65. Öğretmenler, öğrencilerinin ilerlemeleri üzerinde bir yargıda bulunmak için yararlı görünebilen tüm değerlendirme tekniklerine başvurmakta özgür olmalıdırlar, ancak bundan hiçbir öğrenci hakkında hiçbir haksızlık doğmamasına dikkat etmelidirler.

66. Yetkililer, öğrencilerden her birine ve öğrenimlerinin gelecekteki yönelimine en uygun gelen öğretim türü ile ilgili olarak öğretmenlerin tavsiyelerine gerekli olan ağırlık ve önemi vermelidirler.

67. Öğrencilerin yararına, anne-babalar ve öğretmenler arasındaki işbirliğini kolaylaştırmak (geliştirmek) için tüm çabalar gösterilmelidir; ancak öğretmenler, temel olarak kendi mesleksel yetkilerine giren alanlarda anne-babaların her tür haksız yada aşırı karışmalarına karşı korunmalıdırlar.

68.

1) Bir öğretmen yada bir öğretim kurumundan yakınması (şikayeti) olan anne-babaların, durumu önce kurumun başkanı ve ilgili öğretmen ile tartışma yetkisi olmalıdır. Daha sonra üst makamlara gönderilen her başvuru, yazılı olarak yapılmalı; başvurunun bir örneği (kopyası) ilgili öğretmene iletilmelidir.

2) Yakınmaların incelenmesi öyle bir biçimde olmalıdır ki, ilgili öğretmenlerin tüm kendini savunma olanakları bulunsun ve sorun (dava) konusunda hiçbir duyuru (açıklama) yapılmasın.

69. Öğretmenlerin öğrencilerini tüm kazalardan kurtarmaya en büyük özenle dikkat etmesi gerektiğinden, eğer öğrenciler okuldaki yada okul dışındaki eğitim etkinlikleri sırasında kazaya uğrarlarsa, öğretmenlerin işverenleri tazminat ödemek zorunda kalma tehlikesine karşı onları (öğretmenleri) korumalıdırlar.

Öğretmenlerin Ödevleri

70. Tüm öğretmenler, öğretmenlik mesleği üyelerinin statüsünün büyük ölçüde kendilerinin davranışına bağlı olduğunu bilerek, tüm mesleksel etkinliklerinde olabildiğince yüksek
normlara uymaya çaba göstermelidirler.

71. Öğretmenlere uygulanabilir mesleksel normların tanımlanması ve onlara saygı gösterme (uyma), öğretmen örgütlerinin yardımıyla ([katılımıyla], [concours / participation])
sağlanmalıdır.

72. Öğretmenler ve öğretmen örgütleri, öğrencilerin, öğretimin ve toplumun yararına, yetkililerle tam olarak işbirliği yapmaya çaba göstermelidirler.

73. Törel (etik) yada davranış kuralları öğretmen örgütlerince konulmalıdır, (çünkü) bu tip kurallar, kabul edilen ilkelere göre, mesleğin saygınlığını ve meslek ödevlerinin yerine getirilmesini sağlamaya büyük ölçüde katkıda bulunur.

74. Öğretmenler, öğrenci ve yetişkinlerin yararına, okul dışı etkinliklere katılmaya hazır olmalıdır.

Öğretmenler ile Tüm Öğretim (Sistemi) Arasındaki ilişkiler

75. Yetkililer, öğretmenlerin kendilerine düşen ödevleriyerine getirebilmeleri için öğretim politikası, okul örgütlenmesi ve öğretim alanında ortaya çıkan tüm (yeni) değişiklikler gibi sorunlar konusunda öğretmen örgütlerine danışma yöntemi (usulü) oluşturmalı ve bunu düzenli olarak uygulamalıdır.

76. Yetkililer ve öğretmenler, öğretmenlerin öğretimin niteliğini iyileştirmeyi amaçlayan çabalara, pedagojik araştırmalara, yeni ve geliştirilmiş yöntemlerin ayarlanıp düzenlenmesine ve yayılmasına örgütleri aracılığıyla yada başka yollarla katılmasının önemini kabul etmelidirler.

77. Yetkililer, her kurumda yada daha geniş bir çerçevede, aynı disiplindeki öğretmenlerin işbirliğini özendirmekle görevli inceleme gruplarının oluşturulmasını ve çalışmasını kolaylaştırmalı (desteklemeli) ve bu grupların görüş ve önerilerini (telkinlerini) gereğince göz önünde bulundurmalıdır.

78. Yönetsel personel ve öğretimle ilgili kimi işlevlerle görevli tüm öteki personel, öğretmenlerle iyi ilişkiler kurmaya çaba göstermelidir ve öğretmenler de onlar hakkında aynı davranışı
benimsemelidir.

Öğretmenlerin Hakları

79. Öğretmenlerin, kendilerinin, öğretimin ve tüm toplumun yararına, toplumsal ve kamusal yaşama katılımını özendirmek uygun olacaktır.

80. Öğretmenler, tüm yurttaşların yararlandığı tüm yurttaşlık haklarını kullanmakta özgür olmalıdır ve kamusal görevlere seçilebilmelidirler.

81. Bir kamusal görev (yükümlülük) bir öğretmeni görevinden ayrılmaya zorladığı zaman, öğretmen kıdem ve emekli aylığı haklarını korumalı ve bu kamusal yükümlülüğün bitiminde, eski görevine yada eşdeğer bir göreve yeniden dönebilmelidir.

82. Öğretmenlerin aylıkları ve çalışma koşulları, öğretmen örgütleriyle işverenler arasında (toplu) görüşmeler yoluyla belirlenmelidir.

83. Öğretmenlerin örgütleri aracılığıyla kamusal yada özel işverenleriyle (toplu) görüşme hakkını güvence altına almak için, (yasal) düzenleme yada ilgililer arasında anlaşma yoluyla usuller (gönüllü mekanizmalar) oluşturulmalıdır.

84. Öğretmenler ile işverenleri arasında ortaya çıkabilecek çalışma koşullarına ilişkin uyuşmazlıkları çözümlemek amacıyla, eşit yanlı (ortak, ikili) uygun organlar (mekanizmalar) oluşturulmalıdır. Bu amaçla oluşturulmuş araçların ve usullerin tüketilmesi durumunda yada taraflar arasındaki (toplu) görüşmelerin kesilmesi durumunda, öğretmen örgütlerinin de meşru (haklı) çıkarlarını savunmak için öteki örgütlerin normal olarak yararlandığı (sahip olduğu) başka eylem araçlarına başvurma hakkı bulunmalıdır.

IX. ÖĞRETİMİN ETKİLİLİĞİ İÇİN UYGUN KOŞULLAR

85. Öğretmenin çalışması (emeği) öylesine özel ve öylesine yararlıdır ki, bu çalışma her türlü zaman ve çaba kaybını önleyecek biçimde örgütlenmeli (düzenlenmeli) ve kolaylaştırılmalıdır.

Sınıflardaki Öğrenci Sayıları

86. Sınıflardaki öğrenci sayıları, öğretmenin öğrencilerinden her birine özel bir dikkat göstermesine olanak verecek nitelikte olmalıdır. Zaman zaman, öğrenciler küçük gruplar halinde bir arada toplanabilmeli, yada hatta, örneğin düzeltici bir öğrenim için, birer birer de alınabilmelidir. Görsel-işitsel öğretim oturumları için öğrenciler daha büyük sayılar halinde de toplanabilmelidir.

Yardımcı Personel

87. Öğretmenlere mesleksel görevlerinde tüm özenlerini gösterme (yoğunlaşma) olanağı vermek için, eğitim kurumları (okullar) öğretim ile ilgisi olmayan işlevlerle görevli bir yardımcı personel bulundurmalıdırlar.

Öğretim Araç ve Gereçleri

88.

1) Yetkililer, öğretmenleri ve öğrencilerini çağdaş (yeni) öğretim araç ve gereçleriyle donatmalıdırlar. Bu yardımcı araç ve gereçler, öğretmenin yerini alacak öğeler olarak değil, öğretimin niteliğini iyileştirmeye ve daha çok sayıda öğrencinin eğitimden yararlanmasını yaygınlaştırmaya olanak verecek öğeler olarak
düşünülmelidir.

2) Yetkililer, öğretim araç ve gereçlerinin kullanımı konusundaki araştırmaları kolaylaştırmalı ve öğretmenleri bu araştırmalara daha etkin biçimde katılmaya özendirmelidirler.

Çalışma Süresi

89. Öğretmenlerden haftalık ve günlük olarak (uymaları, çalışmaları) istenen çalışma süreleri, öğretmen örgütlerine danışılarak saptanmalıdır.

90. Ders saatlerini saptarken, öğretmenin yerine getirmek zorunda olduğu çalışmanın toplamını belirleyen aşağıdaki tüm etkenleri göz önünde bulundurmak gerekir:

a) Öğretmenin günde ve haftada uğraşmak (ilgilenmek) zorunda olduğu öğrenci sayısı;
b) Derslerin iyi hazırlanması ve ödevlerin düzeltilmesi için ayrılması gerekli olan zaman;
c) Her gün verilecek değişik derslerin sayısı;
d) Öğretmenlerin araştırmalara, okul dışı etkinliklere katılmaları, öğrencileri denetlemeleri ve onlara öğütlerde bulunmaları için gerekli gördükleri zaman;
e) Öğretmenlere, anne-babaları (velileri) bilgilendirmek ve öğrencilerin ilerlemesi konusunda onlarla görüşmek için bırakılması dilenen zaman.

  1. Öğretmenler, hizmet içinde yetkinleşmelerini kolaylaştırmaya yönelik etkinliklere katılmalarına olanak veren yeterli zamana sahip olmalıdırlar.

92. Öğretmenlerin okul dışı etkinlikleri, ne onlar için aşırı bir yük olmalı, ne de temel görevlerinin yerine getirilmesini güçleştirmelidir (engellemelidir).

93. Öğretmenlerin derslerine ek olarak özel pedagojik (eğitsel) sorumluluklar yerine getirmesi istendiği zaman, bunun karşılığında ders saatleri azaltılmalıdır (normal öğretim süresi
indirilmelidir).

Yıllık Ücretli izinler

94. Tüm öğretmenlerin, tam aylıklı olarak, yeterli bir süre için yıllık izin hakkı olmalıdır.

Eğitim İzinleri

95.

1) Öğretmenler, tam yada kısmi aylıklı olarak, zaman zaman eğitim izinlerinden yararlanmalıdırlar.
2) Eğitim izinleri, kıdem ve emekliliğin hesaplanmasında göz önünde bulundurulmalıdır.
3) Kent merkezlerinden uzak olan ve kamu yetkililerince öyle tanımlanan bölgelerde, öğretmenler eğitim izinlerinden daha sık yararlanmalıdırlar.

Özel İzinler

96. İki yanlı yada çok yanlı kültürel değişim programları çerçevesinde tanınan özel izinler, hizmet dönemleri ile bir tutulmalıdır (hizmet sayılmalıdır).

97. Teknik yardım programlarının gerçekleştirilmesine katılan öğretmenler, kendi ülkelerindeki kıdem haklarını, yükselme olanaklarını ve emeklilik haklarını yitirmeksizin izinden yararlanabilmelidirler. Bundan başka, onlara ek harcamalarını karşılama olanağı vermek için, özel önlemler alınmalıdır.

98. Aynı biçimde, yabancı ülkelerden gelen öğretmenler de, kendi ülkelerinde izinden yararlanmalı, kıdem ve emeklilik haklarından yararlanmayı sürdürmelidirler.

99.

1) Öğretmenler, fırsat düştüğünde örgütlerinin etkinliklerine katılmak ereğiyle, tam aylıklı olarak izin alabilmelidirler.

2) Öğretmenlerin, örgütlerinde görev yerine getirme (yöneticilik yapma) hakkı olmalı ve bu gibi durumlarda bir kamusal yükümlülük (görev) yerine getiren öğretmenlerinkine benzer haklardan yararlanmalıdırlar.
100. Öğretmenler, göreve (mesleğe) girişten önce kararlaştırılan kurallara göre, geçerli kişisel nedenlerle tam aylıklı olarak izin alabilmelidirler.

Hastalık yada (ve) Doğum İzinleri

101.

1) Öğretmenlerin aylıklı hastalık iznine hakkı olmalıdır.
2) Aylığın tümünün yada bir bölümünün ödeneceği dönemi saptarken, öğretmenlerin öğrencilerden uzun süre ayrı kalmalarının kaçınılmaz olduğu durumları göz önünde bulundurmak gerekir.

102. Uluslararası Çalışma Örgütü’nce analığın korunması konusunda saptanmış kuralların, özellikle 1952 tarihli Analığın Korunması Sözleşmesi’nin (gözden geçirilmiş) ve bu Tavsiye’nin 126. maddesinde belirtilen kuralların uygulanması yerinde olacaktır.

103. Çocuğu olan bayan öğretmenlerin, örneğin onlara çocuğun doğumundan sonra, istekleri üzerine, en çok bir yıl aylıksız ek izin almalarına olanak vererek ve onların işlerini (görevlerini) yitirmeksizin ve bütünüyle korunan işlerinden doğan tüm  haklarını saklı tutarak, görevinde kalmaya özendirilmesi yerinde olur.

Öğretmen Değişimi

104. Yetkililer, ülkeler arasındaki mesleksel ve kültürel değişimlerin ve yurt dışında öğretmen gezilerinin hem öğretim (eğitim hizmeti), hem de öğretmenler için sunduğu yararı kabul etmelidirler; bu nitelikteki olanakları geliştirmeye çaba harcamalı ve öğretmenlerce yurt dışında kazanılan deneyimi göz önünde bulundurmalıdırlar.

105. Bu değişimlerden yararlanan öğretmenler hiçbir ayrım gözetilmeksizin seçilmeli ve hiçbir siyasal görüşün temsilcisi olarak düşünülmemelidir.

106. Öğretmenlere, görevleri ve statüleri gerektiği gibi güvence altına alınarak, inceleme ve öğretim için yurtdışına gitmelerinde tüm kolaylıkların sağlanması yerinde olur.

107. Öğretmenler, yurtdışında edindikleri deneyimden meslektaşlarını yararlandırmaya özendirilmelidir.

Okul Binaları

108. Okul binalarında güvenlik güvencesi bulunmalı, binalar bütününün tasarlanışıyla hoş görünümlü (çekici) ve işlevsel biçimde düzenlenmiş olmalıdır. Binalar, etkili bir öğretime ve özellikle kırsal bölgelerde, okul dışı toplulukla ilgili etkinliklere elverişli olmalıdır; dayanıklı maddelerden ve sağlık kurallarına göre yapılan okul binaları, değişik kullanımlara uygun, bakımı kolay ve ekonomik olmalıdır.

109. Yetkililer, öğrenci ve öğretmenlerin sağlık ve güvenliğini hiçbir tehlike altına sokmayacak biçimde, okul yerlerinin (bina ve eklerinin) bakımına özen göstermelidirler.

110. Yeni okulların yapılması öngörüldüğü (planlandığı) zaman, öğretim mesleğinin (öğretmenlerin) yetkili temsilcilerine danışmak yerinde olacaktır. Var olan okullarda yeni binaların yapılması yada binaların büyütülmesi öngörüldüğünde, ilgili kurumun (okulun) öğretim personeline danışmak yerinde
olacaktır.

Kırsal yada Uzak Bölgelerdeki Öğretmenlere Uygulanacak Özel Kurallar

111.

1) Kent merkezlerinden uzakta olan ve kamu yetkililerince böyle tanımlanan bölgelerde, tercihen ücretsiz yada düşük bir kira karşılığında, uygun konutlar (lojmanlar) öğretmenlerin ve ailelerinin hizmetine sunulmalıdır.

2) Öğretmenlerin olağan işlevleri dışında toplumsal etkinlikleri özendirmesinin ve uyarmasının istendiği ülkelerde, kalkınma programlarında öğretmenler için uygun lojmanlar öngörülmelidir.

112.

1) Uzak bölgelere atanma yada yer değiştirme durumunda, öğretmenler kendileri ve aileleri için yolluk ve taşınma ödeneği almalıdırlar.

2) Böyle bir bölgede (mahrumiyet bölgesinde) görevli olan öğretmenler, gerektiğinde, mesleksel yeteneklerinin düzeyini korumalarına olanak vermek için özel seyahat kolaylıklarından yararlanmalıdırlar.

3) Uzak bir bölgede başka bir göreve gönderilen öğretmenlerin, özendirilmeleri amacıyla, evlerinin bulunduğu yere kadar, yılda bir kez, tatilleri dolayısıyla seyahat (yol) giderlerinin karşılanmasına hakkı olmalıdır.

113. Öğretmenler, özellikle güç yaşam koşullarına katlanmak zorunda kalmalarının karşılığı olarak, emeklilik aylıklarının hesaplanmasında göz önünde bulundurulması gereken özel tazminatlar almalıdırlar.

X. ÖĞRETMENLERİN AYLIKLARI

114. Öğretmenlerin (hukuksal) durumunun (statüsünün) değerlendirilmesinde söz konusu olan değişik etkenler arasında, onlara ödenen ücrete özel bir önem verilmelidir.

Çünkü bugün dünyada doğrulanan (onaylanan) eğilimlere göre, öğretmenlere toplumda tanınan konum yada onların görevine verilen önem (saygınlık) derecesi gibi öteki etkenlerin de, başka birçok benzer meslekte olduğu gibi, büyük ölçüde içinde bulundukları ekonomik duruma bağlı olduğu yadsınamaz.

115. Öğretmenlerin ücretleri:

a) Öğretmenlik işlevinin ve dolayısıyla bu işlevi yerine getirenlerin toplum için aldığı (taşıdığı) önem kadar, göreve girişinden başlayarak öğretmene düşen her tür sorumluluğa yakışır olmalıdır;

b) Benzer yada eşdeğer nitelikler gerektiren öteki mesleklerde ödenen aylıklarla elverişli biçimde karşılaştırılabilmelidir;

c) Öğretmenlere, kendileri ve aileleri için makul bir yaşam düzeyi ve bilgilerini geliştirerek ve kültürlerini zenginleştirerek, mesleksel niteliklerini iyileştirme araçları (olanakları) sağlanmalıdır;

d) Kimi konumların (makamların), daha büyük bir deneyim ve daha yüksek (ileri) nitelikler gerektirdiği ve daha geniş sorumluluklar içerdiği olgusu göz önünde bulundurulmalıdır.

116. Öğretmenlere, kendi mesleksel örgütleriyle tam anlaşarak oluşturulan aylık basamakları temeline dayanan ücret verilmelidir. Nitelikli öğretmenlere, hazırlık (deneme) süresinde yada geçici olarak çalıştırıldıklarında, hiçbir durumda asıl olarak atanmış öğretmenlerin ücretinden daha düşük bir oranda ücret verilmemelidir.

117. Öğretmen aylıklarının yapısı, farklı öğretmen grupları arasında kırgınlıklar doğurma tehlikesi taşıyan her tür haksızlığı ve her tür sapkınlığı (anormalliği) önleyecek biçimde düzenlenmelidir.

118. Bir yönetmeliğin ders saatlerinin üst sınırını belirlemesi durumunda, düzenli hizmeti (ders saati) bu üst sınırı geçen öğretmen, önceden onaylanmış bir bareme göre ek ders ücreti almalıdır.

119. Aylık farklılıkları; nitelikler, kıdem yada sorumluluk derecesi gibi nesnel ölçütlere dayanmalıdır; ancak en düşük aylık ile en yüksek aylık arasındaki fark, makul sınırlar içinde tutulmalıdır.

120. Mesleksel yada teknik bir öğretimle görevli olan ve üniversiteden alınmış derecesi (akademik unvanı) bulunmayan kişilerin temel aylıklarını belirlemek için formasyon ve deneyimlerinin değeri göz önünde bulundurulmalıdır.

121. Öğretmenlerin aylıkları, yıllık bir dönem temeline dayanılarak hesaplanmalıdır.

122.

1) Tercihen her yıl, düzenli aralıklarla (yapılan) aylık artışları aracılığıyla, her kategori içinde bir yükselme öngörmek yerinde olacaktır.

2) Temel aylıkların en düşük ve en yüksek basamağı arasındaki ilerleme, on ile onbeş yıl arasında değişen bir dönemden daha uzun bir döneme yayılmamalıdır.

3) Öğretmenler, hazırlık (deneme) yada geçici olarak çalışılan dönemlerde yerine getirilen hizmetler için dönemsel artışlardan yararlanmalıdırlar.

123.

1) Öğretmenlerin aylık basamakları, yaşam pahalılığının artması, üretim artışından ileri gelen ulusal gelir düzeyinin yükselmesi yada ücret ve aylıklardaki genel bir artış gibi etkenler göz önünde bulundurularak, belli aralıklarla (dönemsel olarak) yeniden gözden geçirilmelidir.

2) Aylıkların yaşam pahalılığına otomatik olarak endekslendiği oynak merdiven sisteminin bulunduğu bir yerde (ülkede), aylık göstergesi öğretmen örgütlerinin katılımıyla belirlenmeli ve her yaşam pahalılığı ödencesi (tazminatı), emekliliğin hesaplanmasında göz önünde bulundurulan ücretin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir.

124. Yeteneğe (liyakate) göre (verilecek) hiçbir ücret sistemi, ilgili öğretmen örgütlerinin ön görüşü ve onayı alınmadan kararlaştırılmamalı ve uygulamaya konulmamalıdır.

XI. SOSYAL GÜVENLİK
Genel Hükümler

125. Hizmet ettikleri okul tipi ne olursa olsun tüm öğretmenler, sosyal güvenlik konusunda özdeş yada benzer bir korumadan yararlanmalıdır. Bu koruma, eğer şimdiden düzenli bir biçimde eğitimde çalıştırılıyorlarsa, kendini pedagojik kariyere hazırlayan öğrencileri ve hazırlık dönemini gerçekleştiren (stajyer) öğretmenleri de kapsamalıdır.

126.

1) Sosyal güvenlik önlemleri; tıbbi yardımlar, hastalık, işsizlik ve yaşlılık yardımları, iş kazası ve meslek hastalıkları yardımları, aile yardımları ve doğum, sakatlık ve sağ kalanlar (dul ve yetimler) yardımları ile ilgili olarak Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 1952 tarihli Sosyal Güvenlik (Asgari Norm) Sözleşmesi’nde belirtilen tüm risklere karşı öğretmenleri korumalıdır.

2) Öğretmenlerin sosyal güvenlik normları, en azından Uluslararası Çalışma Örgütü’nce kabul edilen (konuyla) ilgili belgelerde, özellikle 1952 tarihli Sosyal Güvenlik (Asgari Norm) Sözleşmesi’nde öngörülenler kadar elverişli (lehte) olmalıdır.

3) Sosyal güvenlik yardımları, öğretmenlere hak olarak (hukuken) tanınmalıdır.

127. Sosyal güvenlik konusunda öğretmenlerin korunması, 128’den 140’a kadar olan aşağıdaki maddelerde belirtildiği gibi, onların özel çalışma koşullarını göz önünde bulundurmalıdır.

Tıbbi Bakım

128. Sağlık hizmetlerinin olmadığı bölgelerde, öğretmenler gerekli (uygun) tıbbi bakım (muayene ve tedavi) için yer değiştirmek zorunda kaldıkları zaman, onların yol giderleri karşılanmalıdır.

Hastalık Yardımları

129. 1) Hastalık yardımları, kazancın (gelirin) kesilmesi sonucunu doğuran çalışma gücünden yoksun kalınan tüm süre için ödenmelidir.

2) Hastalık yardımları, kazancın kesildiği ilk günden başlayarak ödenmelidir.

3) Hastalık yardımlarının süresi sınırlı olduğu zaman, öğretmenlerin öğrencilerden ayrı kalmalarının gerektiği durumlar için süre uzatmaları öngörülmelidir.

İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları

130. Öğretmenler, yalnızca okul içindeki hizmet (öğrenim, ders) saatlerinde değil, aynı zamanda okul dışında düzenlenen eğitim etkinlikleri sırasında ortaya çıkan kazaların sonuçlarına karşı da korunmalıdırlar.

131. Çocuklarda sık sık görülen kimi bulaşıcı hastalıklar, öğrencileri yüzünden bulaşıcılıkla (salgınla) karşı karşıya olan öğretmenlere geçtiği zaman, meslek hastalığı olarak düşünülmelidir.

Yaşlılık Yardımları

132. Bir öğretmen aynı ülkede başka bir eğitim makamının yetkisine giren bir göreve atandığı zaman, emeklilik konusunda önceki hizmetlerinden yararlanma hakkını korumalıdır.

133. Ulusal düzenlemeleri göz önünde bulundurarak ve gereğince gözlemlenen öğretmen açığı durumunda, emeklilik hakkını kazanmış olarak görevlerini yerine getirmeyi sürdüren öğretmenlerce gerçekleştirilen hizmet yılları, ya emekli aylığının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmalı, yada
öğretmenlerin, uygun organlar sayesinde, ek emeklilik (hakkı)
elde etmesine olanak vermelidir.

134. Yaşlılık yardımları, kariyer sonu kazancına göre ve öğretmenin yeterli bir yaşam düzeyini korumasına olanak verecek biçimde saptanmalıdır.

Sakatlık Yardımları

135. Fiziksel yada zihinsel bir iş göremezlik (yetersizlik) sonucu etkinliğine (işine) ara vermek zorunda kalan öğretmenlere sakatlık (malullük) yardımı ödenmelidir. İş göremezlik durumu, uzun süreli bir hastalık yardımı yada başka ödenceler için bir hak doğurmuyorsa, emeklilik (hakkı) tanınması öngörülmelidir.

136. Kısmi iş göremezlik durumunda, yani öğretmenin görevini kısmi zamanlı olarak yerine getirebilecek güçte olduğu durumda, ilgili kısmi sakatlık yardımına hak kazanmalıdır.

137.

1) Sakatlık yardımları, öğretmenin yeterli bir yaşam düzeyini korumasına olanak verecek biçimde, elde edilen son kazanca göre saptanmalıdır.

2) İş göremezlik durumuna düşmüş olan öğretmenler, eski durumuna gelmek (iyileşmek) yada hiç olmazsa, sağlık durumlarını düzeltmek için tıbbi bakımdan ve (buna) bağlı ek yardımlardan yararlanmalıdırlar. Bu durumdaki öğretmenler, buna olanak bulunan her durumda (seferde), onları yeniden önceki çalışmalarına başlamaya hazırlamak için, yeniden uyum hizmetlerinden de yararlanabilmelidirler.

Sağ Kalanlara Yardımlar

138. Sağ kalanlara (dul ve yetimlere) yardım sağlama koşulları ve yardım tutarı, yardımlardan yararlananların yeterli bir yaşam düzeyini korumasına ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının esenlik (refah) ve eğitimini sağlamasına olanak vermelidir.

Öğretmenleri Sosyal Güvenlikten Yararlandırma Araçları (Yolları)

139.

1) Öğretmenlerin sosyal güvenlik konusunda korunması, elverdiğince, duruma göre, kamu kesimine yada özel kesime uygulanabilen genel bir sistem aracılığıyla sağlanmalıdır.

2) Karşılanacak bir yada birçok tehlike için genel bir sistem olmadığı zaman, statü (tüzük, yönetmelik) temeline dayalı olarak yada başka bir biçimde, öğretmenler için özel bir sistem oluşturulması uygun olacaktır.

3) Genel bir sistemle sağlanan koruma düzeyinin bu Tavsiye’de öngörülen düzeyden (daha) düşük olduğu yerde (durumda) ek yardım sistemleri sayesinde bu farkın kapatılması
uygun olacaktır.

140. Öğretmen örgütlerinin, fonların plasmanını da kapsamak üzere, özel yada ek sosyal güvenlik sistemlerinin yönetimine ortak edilmesi (katılması) olanağının incelenmesi uygun olacaktır.

XII. ÖĞRETMEN AÇIĞI

141.

1) Ağır bir hizmete (işe) alma bunalımına çare bulmak için alınan her türlü önlemin, oluşturulmuş yada oluşturulacak mesleksel normlara hiçbir biçimde aykırı olmayan yada onlara zarar vermeyen ve öğrencilerin öğrenimine zarar verme tehlikesini asgariye indirgeyen olağanüstü (istisnai) bir önlem biçiminde düşünülmesi gerektiğini ilke olarak koymak gerekir.

2) Öğretim personeli (öğretmen) açığını gidermeye yönelik kimi geçici çareler (öğrenci sayısı aşırı [fazla] olan sınıflar yada öğretmenlerden istenen ders saatlerinin makul olmayan artışı gibi), öğretimin amaç ve hedefleriyle bağdaşmadığından ve öğrenciler için zararlı olduğundan, yetkili makamlar, ivedilikle bu geçici çarelere başvuruyu yararsız (gereksiz) kılmalı ve buna son vermelidir.

142. Gereksinmelerin ivediliğinin hızlandırılmış bir öğretmen yetiştirme (eğitim) programına başvurmayı zorunlu kılabildiği gelişmekte olan ülkelerde, aynı zamanda, öğretimin bütününü yönlendirmek ve yönetmek için gerekli tüm yetkinliğe (yeteneğe) sahip olan bir öğretim kadrosundan yararlanacak biçimde, eksiksiz (tam) bir yetiştirmeyi (eğitimi) de örgütlemek gerekir.

143.

1) Hızlandırılmış yetiştirme programlarını izlemeye kabul edilen öğrenciler, olağan tipte bir hazırlık (eğitim ve öğretimi) alması gereken öğrencilerinki ile aynı ölçütlere göre yada hatta, daha sonra eğitim ve öğretimlerini tamamlayacak durumda olmaları için, daha ağır (ciddi) ölçütlere göre seçilmelidirler.

2) Hızlandırılmış bir eğitim ve öğretim gören öğretmenlere hizmet içinde niteliklerini tamamlama olanağı sağlamak için, tam aylıklı ek eğitim izinlerini de kapsamak üzere, özel kurallar ve kolaylıklar öngörülmelidir.

144.

1) Niteliksiz personel, olanaklar ölçüsünde, tam olarak nitelikli öğretmenlerce yönetilmeli ve sıkı sıkıya denetlenmelidir.

2) Görevlerini yerine getirmeyi sürdürebilmeleri için, ilgililer gerekli nitelikleri kazanmaktan yada daha önce kazandıkları nitelikleri tamamlamaktan sorumlu olmalıdırlar.

145. Yetkililer, öğretmenlerin toplumsal ve ekonomik durumlarının, yaşam ve çalışma koşullarının, istihdam koşullarının ve kariyer perspektiflerinin iyileştirilmesinin, yetkin (yetenekli, işin ehli) ve deneyimli öğretmen açığına çare bulmanın ve öğretim mesleğine, çok sayıda tam olarak nitelikli kişileri çekmenin ve onları bu meslekte tutmanın en iyi aracını oluşturduğunu kabul etmelidirler.

XIII. SON KURAL

146. Öğretmenler kimi alanlarda, bu Tavsiye kurallarında belirtilmiş olanlardan daha elverişli bir statüden yararlandıkları zaman, bu kurallar hiçbir durumda daha önce tanınmış avantajlardan (güvenceye alınmış statüden) vazgeçmek için (bir gerekçe olarak) ileri sürülmemelidir.

Yukarıdaki bu metin, Paris’te toplanan ve 5 Ekim 1996’da kapanan öğretmenlerin statüsü konusundaki Hükümetlerarası Özel Konferans’ın kabul ettiği Tavsiye’nin resmi metnidir.

Öğretmenlerin statüsü konusundaki Hükümetlerarası Özel Konferans Başkanı ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürü, 5 Ekim 1966 günü Tavsiye’yi imzalamışlardır.

Bulgaristan Bağımsızlık Bildirgesi

0

Unutulmayacak Kurtarıcı Çar’ın iradesine dayanarak, 19 Şubat 1878’de kardeşimiz gibi gördüğümüz yüce Rus halkı, Majesteleri Romanya Kralının tebaası iyi komşularımız ve cesur kahraman Bulgarların yardımıyla, bir zamanlar yüce ve şanlı olan Bulgaristan’ı yüzyıllardır köleliğe mahkum eden zincirleri kırmıştır. Böylece, otuz yıldan uzun süredir Bulgar halkı özgürlükleri için yorulanların hatırasına sahip çıkıp onlardan esinlenerek durmadan güzel vatanlarının gelişmesi için çalışmış, ve benimle merhum Prens Aleksandır’ın liderliği altında uygar milletler ailesinin eşit bir üyesi olabilecek bir devlet yaratmışlardır. Halkım daima bağımsız olup kültürel ve ekonomik ilerlemeyi arzulamıştır.

Bu çabada, hiçbir şey Bulgaristan’ın ilerlemesini durduramayacaktır, hiçbir şey başarısını engelleyemeyecektir. Bu halkımın arzusudur, halkımın dileğidir. Diledikleri gibi olsun! Bulgar halkı ve liderleri farklı düşünemez ya da hissedemez. Bulgaristan devletinin sadece fiilen bağımsız olması bazı yanılsamalar ve resmi kısıtlamalar yüzünden normal ve barışçıl ilerlemesini engellemekte, bunun sonucu olarak Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişki soğumaktadır.

Halkım ve ben Türkiye’nin siyasi canlanmasına samimiyetle sevinmekteyiz!

Türkiye ve Bulgaristan, birbirlerinden tamamen bağımsız ve özgür olarak dostluk ilişkilerini destekleyecek koşullar altında yer alabilir ve barışçıl dahili gelişmeye odaklanabilirler.

Bu kutsal amelden esinlenerek, ulusal gerekliliklere cevaben ve Bulgar halkının iradesi doğrultusunda, Ulu Tanrı’nın adıyla, 6 Eylül 1885’te birleşen Bulgaristan’ı bağımsız bir Krallık ilan ediyorum. Halkımla birlikte bu bildirinin Büyük Devletler tarafından onaylanacağına inanıyorum.

Yaşasın bağımsız Bulgaristan! Yaşasın Bulgar Halkı!

Kadim başkent Veliko Tarnovo’da, hükümdarlığımın 22. yılı olan 22 Eylül 1908 tarihinde

FERDİNAND

Vassal: Daha güçlü bir devletin koruması altına girme ve ona bağlanma durumunu anlatan siyaset terimi. Aslı Keltçe olup Ortaçağ Latincesi’nde vasallus (vasall) şeklinde kullanılmıştır.

Denis Diderot

0
Denis Diderot

Denis Diderot  05 Ekim 1713 tarihinde, Fransa’nın kuzey doğusunda Langres kasabasında doğdu. (Ölümü:  31 Temmuz 1784)

Paris’te Louis le Grand Koleji’nde okudu. 2 Eylül 1732’de Grekçe, Latince ve felsefe okutma yetkisi alarak bu okuldan mezun oldu.

Denis Diderot: Aydınlanma Çağı’nın Öncü Filozofu

Ardından, iki yıl bir dava vekilinin (Avukat) yanında yazıcı olarak çalıştı. Daha sonra kitap çevirisi yaparak geçimini sağlamaya başladı. Ansiklopedi çevirmeni olarak girdiği işte zamanla yayınca ve editör olarak çalışmaya başladı.

1742’de, Jean-Jacques Rousseau ile tanıştı ve yakın dost oldu.

İlk özgün kitabı olan Felsefe Konuşmaları’ 1746’da yayımlandı. Ertesi yıl yayımlanan Filozofça Düşünceler adlı eseri Fransa Parlamentosu tarafından toplatıldı ve mahkeme kararıyla yakıldı. 1749’da Görenler İçin Körler Hakkında Mektup adlı eserlerini yayınladı.

1749’da tutuklandı. Bir süre sonra serbest bırakıldı. Bunun ardından, tüm çalışmalarını Ansiklopedi’de yoğunlaştırdı. Montesquieu, Jean-Jacques Rouseau ve Voltaire gibi aydınlarla ansiklopediyi tamamladı.

Çeşitli türlerde yazdı ve yazdığı her türde derin izler bıraktı. Yaşadığı yüzyılın çok ilerisindeki fikirleri ile sonraki nesillere ilham verdi.

31 Temmuz 1784 tarihinde Fransa’da, 70 yaşında iken ödü.

Felsefi ve Edebi Katkıları

Diderot, en çok baş editörü olduğu “Encyclopédie” adlı eseri ile tanınmaktadır.  Ancak, yalnızca bu eseriyle değil, aynı zamanda felsefi ve edebi eserleriyle de toplumu derinden etkiledi.

Dönemin dogmalarına ve mutlak otoritelere karşı eleştirel bir duruş sergiledi. Bu nedenle, yazıları ve düşünceleri Fransız Devrimi’ni tetikleyen faktörlerden biri haline geldi.

Filozof olarak Aydınlanma hareketindeki rolü yayınlanan eserlerinden kaynaklanmaktadır.

Diderot, sanat ve estetik üzerine önemli görüşler geliştirdi. Bu bağlamda, sanatı toplumsal bir araç olarak değerlendirdi.

Felsefesi, insanın düşünsel ve duygusal deneyimlerini ön plana çıkarmakta ve özgür düşünceyi teşvik etmektedir. Özgürleşmiş zihnin cesur bir savunucusu olarak tanımlanmıştır. Friedrich Engels onun hakkında “Bütün yaşamını gerçeğe ve doğruluğun coşkusuna adamış bir insan varsa, bu, Diderot’dur.” demiştir. 

ESERLERİ

Essai sur le mérite et la vertu (Hak etme ve yeti üzerine), Shaftesbury tarafından yazılmış ve Diderot tarafından Fransızcaya çevrilip notlandırılmıştır (1745)
Pensées philosophiques (Felsefi Düşünceler, deneme (1746)
La que (Kuşkucu gezintiler) (1747)
Les bijoux indiscrets, roman (1748)
Lettre sur les aveugles à l’usage de ceux qui voient (Görenler için körler hakkında mektup) (1749)
L’Encyclopédie (Ansiklopedi) (1750-1765)
Lettre sur les sourds et muets (Sağır ve dilsizler hakkında mektup) (1751)
Pensées sur l’interprétation de la nature (Doğanın yorumlanması üzerine düşünceler), deneme (1751)
Le fils naturel (Doğanın çocuğu) (1757)
Entretien sur le fils naturel (Doğanın çocuğu hakkında konuşma) (1757)
Salons, critique d’art (Salonlar, sanat eleştirisi) (1759-1781)
La Religieuse (Dindar kadın), roman (1760)
Le neveu de Rameau (Rameau’nun yeğeni, diyalog (1761 ?)
Lettre sur le commerce des livres (Kitapların ticareti hakkında mektup) (1763)
Mystification ou l’histoire des portraits (Mistifikasyon ya da portreler tarihi) (1768)
Entretien entre D’Alembert et Diderot (Diderot’yla D’Alembert’in tartışması) (1769)
Le rêve de D’Alembert (D’Alembert’in rüyası), dialogue (1769)
Suite de l’entretien entre D’Alembert et Diderot (D’Alembert Diderot tartışmasının devamı) (1769)
Paradoxe sur le comédien (Oyuncu hakkındaki paradoks) (1769 ?)
Apologie de l’abbé Galiani (Peder Galiani’nin övgüsü) (1770)
Principes philosophiques sur la matière et le mouvement (Madde ve hareket hakkında felsefi ilkeler), deneme (1770)
Entretien d’un père avec ses enfants (Bir babanın çocuklarıyla konuşması) (1771)
Jacques le fataliste et son maître (Kaderci Jacques ve Efendisi), roman (1771-1778)
Supplément au voyage de Bougainville (Bogainville seyahatine ek) (1772)
Histoire philosophique et politique des deux Indes (İki Hindistan’ın felsefi ve politik tarihi), Raynal’le birlikte (1772-1781)
Voyage en Hollande (Hollanda seyahati) (1773)
Eléments de physiologie (Fizyolojinin temelleri) (1773-1774)
Réfutation d’Helvétius (Helvetius’a reddiye) (1774)
Observations sur le Nakaz (Nakaz üzerine gözlemler) (1774)
Essai sur les règnes de Claude et de Néron (Claudius ve Neron’un iktidar dönemleri hakkında) (1778)
Lettre apologétique de l’abbé Raynal à Monsieur Grimm (Peder Raynal’ın Bay Grimm hakkında övgü mektubu) (1781)
Aux insurgents d’Amérique (Amerika isyancılarına) (1782)
Salons (Salonlar) 

Diderot’tan Özdeyişler 

“İki cumhuriyet savcısı var ve bunlardan biri kapınızda, topluma karşı suçları cezalandırıyor; diğeri doğadır. Yasadan kaçan tüm o ahlaksızlıkları biliyor.” 

“Boşunadır yasalar; herkesi eşit olarak bağlamıyorsa Boşunadır yasalar; toplumda 1 tek kişi bile ceza almadan onları çiğneyebiliyorsa.”

“İnsanlar erdemi övüyorlar, ama ondan nefret ediyorlar, ondan kaçıyorlar.” 

“Ahlaksızlık ile dinsizliği birbirine karıştırmamak gerekir. Din olmadan ahlaklılık olabilir ve din ahlaksızlıkla bir arada bulunabilir ve çoğunlukla da böyledir.”

“Ölüm hayat kadar doğal olduğu halde, neden bu kadar korkarız?”

“Filozoflar hiç din görevlisi öldürmemiştir, oysa din görevlileri çok fazla filozof öldürmüştür.”

“Felsefeye doğru atılan ilk adım, inançsızlıktır.”

“Düşünürü özel kılan, kanıtsız hiçbir olguyu kabullenmemesi ve yanıltıcı kavramlara kanmamasının yanı sıra mutlak, muhtemel ve şüphelinin sınırlarını kesin çizebilmesidir.”

“Eğer rahipleri istiyorsanız filozoflara ihtiyacınız yok demektir ve eğer filozofları istiyorsanız rahiplere ihtiyacınız yoktur; çünkü biri aklın dostu ve bilimin geliştiricisi olarak anılırken, diğeri aklın düşmanı ve cehaletin savunucusu olarak tanınır.”

“Fanatizmden barbarlığa tek adımda geçilir.” 

“Özlü sözler gerçeği hafızalarımıza perçinleyen keskin çivilerdir.”  

“Sadece tutkular, büyük tutkular yükseltebilir insanı büyük işlere.”

“Hristiyan için inayet neyse filozof için mantık odur.”  

“O engin bilim dünyası bana bazı yerleri aydınlık, bazı yerleri karanlık olan büyük bir arazi gibi görünüyor. Çabalarımız ya aydınlık bölgelerin sınırlarını artırmak ya da aydınlatma merkezlerinin sayısını artırmak amacında olmalıdır. İkincisi için yaratıcı dehalar gerekiyor; ilki için ise geliştiren, genişleten, güçlendiren bir bilgelik.” 

“Bir kişi bana gerçeği aramamı söyleyebilir onu bulmamı değil.”

“Tanrıya inanmamı istiyorsan, ona dokunmamı sağla.”

“İnsanlar ikiye ayrılır: Tanıdıkça büyüyenler, tanıdıkça küçülenler.” 

“Açıkça nefret etmek, gerçek düşüncenin gizlenmesinden daha soylu bir davranıştır.” 

“Yalanın faydası bir defa içindir, gerçeğin faydası ise sonsuz ve ölümsüz. “

“Şüphe etmek gerçeklere varmak için atılan ilk adımdır.”

“İnsan, hayatının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir.”

 

 

 

 

 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi

0
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi

Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi, 3 Ekim 1991 tarihinde kabul edilmiştir.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi
BAŞLANGIÇ
Katılımcı Devletler,

AGİK Nihaî Senedi, Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı ve özellikle AGİK İnsanî Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi dahil insanî boyuta ilişkin diğer AGİK Belgeleri hükümlerini ve ilkelerini tam olarak uygulama vaatlerini ve Avrupa’da kalıcı bir barış, güvenlik, adalet ve işbirliğinin ön koşulları olan insan haklarına ve temel özgürlüklere tam bir saygı gösterilmesi ve çoğulcu demokrasiye dayanan toplumların geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğü gibi bu hükümlerin uygulanmasında daha da ilerlenmesinin gerçekleşmesi hususundaki kararlılıklarını yenilerler.

Bu bağlamda Katılımcı Devletler,

AGİK Nihaî Senedi ve Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı uyarınca, BM Şartına ve devletlerin toprak bütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, uluslararası hukukun ilintili normlarına uygun olarak halkların eşit hakları ve kendi kaderlerini tayin hakkına saygı gösterilmesinin altını çizerler.

Katılımcı Devletler,

Özellikle ulusal, etnik ya da dinsel temeldeki kişilere ya da gruplara yönelik ayrımcı düşmanca ve yıldırma içeren işlem ve eylemleri mahkum ederler, dolayısıyla Katılımcı Devletler insan boyutuna ilişkin vaatlerini tam olarak gerçekleştirebilmeleri için çabaların sürdürülmesine gerek bulunduğu görüşünde olduklarını ifade ederler.

Katılımcı Devletler,

İnsan haklarına, temel özgürlüklere, demokrasiye ve hukuk devletine ilişkin verilerin uluslararası ilgi konusu olduğunu, bu haklara ve özgürlüklere saygı gösterilmesinin temellerini oluşturduğunu vurgularlar.

Katılımcı Devletler,

İnsan haklarına, temel özgürlüklerine daha da ileri güvenceleri sağlama, kendi ülkelerinde demokrasinin yetkinleşmesini sağlamlaştırma hususlarındaki kolektif kararlılıklarını ifade ederler.

BÖLÜM II
Halkın Serbest İradesine Saygı
Katılımcı Devletler,

Taraflardan herhangi birinin ülkesinde, halkın serbest irade ile tayin ettiği iktidarın, anayasaya aykırı biçimde gasp edilmesini kayıtsız şartsız mahkum ederler.

Meşru iktidarın antidemokratik yollarla devrilmesine teşebbüs edilmesi durumunda, o devletin, bu teşebbüse karşı çıkan meşru güçlerini –ortak taahhütleri gereği- desteklerler.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği çerçevesinde demokratik ilerlemeyi geri dönüşsüz kılabilmek için, Nihaî Senet, Viyana Sonuç belgesi, Kopenhag Toplantısı Belgesi, Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı ve bu belgedeki ilkelere ve hükümlerle tespit edilen standartların altına düşmeyi önlemek için, insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne dair ileri ve barışçıl çabaları tanırlar.

Hukukun Üstünlüğüne Saygı
Katılımcı Devletler,

Kopenhag Belgesindeki hukukun üstünlüğüne ilişkin taahhütlerini yeniden vurgularlar. Ve hukukun üstünlüğünün temelini oluşturan adalet ilkelerini desteklemeye olan bağlılıklarını teyid ederler.

Demokrasinin, hukukun üstünlüğü kavramının içinde olduğunu ve çoğulculuğun siyasal örgütler bakımından önemli olduğunu bir kez daha teyid ederler.

Yasaların, doğrudan seçilmiş temsilciler tarafından, halkın iradesini yansıtan bir sürecin sonucu olarak yapılabileceğini kabul ederler. Herkesin temel haklarına saygı gösterilmesini güvence altına almak üzere idarî kararlara karşı etkin başvuru yollarının gerekliliğini kabul ederler. Bu kabulleri doğrultusunda idarî karar ve düzenlemelerin yargısal denetimi için çaba harcarlar.

Yargı Bağımsızlığı
Katılımcı Devletler,

Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesinde, uluslararası tanımaya kavuşturulmuş olan “yargıçların ve yasa uygulayıcılarının bağımsızlığına ve kamusal yargı hizmetlerinin işleyişinin yansızlığına” ilişkin standartlara saygı gösterecekler ve yargı bağımsızlığını garanti edilmesini ve bunun ülkenin anayasasında ya da yasalarda düzenlenmesini ve bunu uygulamada
saygı gösterilmesini temin edeceklerdir.

Yargı ve yargıç bağımsızlığına ilişkin Uluslararası standartlar:

Ara başlıklar, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için konmuştur ve kararlar, hacmi arttırmamak ve tekrarlardan kaçınmak için özetlenerek ifade edilmiştir.

– Yargıçlar üzerindeki baskıları yasakladığı gibi, (yargı kararlarındaki cezayı hafifletme veya değiştirmeye yetkili mercilere tanınan istisnalar hariç olmak üzere) hukuka uygun yargı kararlarının idarî makamlar tarafından değiştirilmesini de yasaklamakta;

– Yargının ifade ve örgütlenme özgürlüğünü korumakta ve yargıçların donanımlı, eğitimli ve yansız olmalarını,

– Yargıçların ilerlemesini ve yargıçlık güvencesini,

– Yargıçların disiplin işlerinin, açığa alınmalarının ve görevden uzaklaştırılmalarının hukuka uygun olarak belirlenmesini temin etmektedir.

Katılımcı Devletler Yargı Bağımsızlığının gerçekleştirilmesi için:

– Üyelerinin bağımsızlığına saygı göstermek,

– Toplumda yargının ve hukuk mesleğinin rolü hakkında eğitim ve öğretim yapmak için; faaliyet gösteren uluslararası yargıç ve avukatlar örgütlerinin önem ve işlevlerini kabul ederler. Bu örgütlerle görüş alış-verişi ve işbirliğini kolaylaştırırlar.

Hukukun Uygulanması ve Uygulayıcılar

Yargıçların ve hukuk uygulayıcılarının eğitim-öğretimi, bağımsızlığı ve kamusal yargı hizmetlerinin yansızlığını esas alacak mevzuatın tesisinde işbirliği yaparlar.

Hukukî işlemlerin yargısal denetlemeye tabi olmasını, görevlilerin bu işlem ve eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarını, hukuka aykırı tasarrufların mağdurlarının iç hukuk uyarınca yeterli tazminat alabilmelerini temin ederler.

Hukuku uygulayan görevlilerin aşırı güç/zor kullanması yasağına ilişkin eğitimlerinde, uluslararası ve ulusal Davranış Kurallarının yer almasını sağlayacak tedbirler alırlar.

Gözaltı ve Tutuklamalar

Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere insanca ve insan onuruna saygı göstererek, insan haklarına ilişkin standartlara saygı gösterirler.

Katılımcı Devletler ayrıca şunları temin ederler:

– Hiç kimse yasayla belirlenmiş esaslara ve usuller aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

– Gözaltına alınan veya Tutuklanan kimse tutuklanma nedeni hakkında, anladığı bir dilde derhal bilgilendirilir.

– Gözaltına alınmasının ya da tutuklanan kimse derhal yargıç önüne çıkarılır. Eğer gözaltı veya tutuklama hukuka aykırı ise gecikmeksizin serbest bırakılır.

– Bir suçlama yöneltilen herhangi bir kimse, bizzat veya temsilcisi vasıtasıyla kendisini savunma hakkına sahiptir. Müdafi tayini için gerekli ücret ve masrafı ödeyemeyecek durumda olanlara ücretsiz hukukî yardım verilir, müdafi tayin edilir.

– Gözaltına alınan ya da tutuklanan herhangi bir kimse; gecikmeksizin gözaltına alınması, tutuklanması ve nerede tutulduğu hususlarında, yakınlarını bildirim yapmak hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımına getirilecek kısıtlamalar ancak yasa ile uluslararası standartlara uygun şekilde yapılabilir.

– Gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerin itirafa zorlanması veya başkaları aleyhine tanıklık yapması için görevlilerin yapabilecekleri baskılara karşı etkin önlemler alınmalıdır.

– Sorgulama süresi ve sorgulamalar arasındaki zaman aralıkları iç hukuka uygun olarak kayıt ve tescil edilmelidir.

– Gözaltına alınan kimsenin ya da avukatının, özellikle işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelelere karşı, yetkili mercilerden talep ve şikayette bulunma hakkı vardır. Bu tür bir istem ya da şikayet ile derhal ilgilenilir ve gecikilmeksizin gereği yapılır.

– Eğer talep ya da şikayet reddedilirse ya da aşırı bir gecikme olursa; şikayetçi bu şikayetini bir yargıç ya da başka bir yetkili önüne getirme konusunda yetkilidir. Böyle bir şikayet ya da istem yapıldığı için ne gözaltına alınan ya da hapsedilen kişi ne de şikayeti zarar görmemelidir. Hukuka aykırı gözaltına almanın ya da tutuklamanın mağduru olan herhangi bir kimsenin bundan ötürü tazminat hakkı vardır.

Katılımcı Devletler, gözaltında bulunan ya da hapsedilen bireylerin bu durumlarına ilişkin koşulları iyileştirecek önlemleri almaya çaba harcarlar.
Özel Yaşam ve Haberleşme
Katılımcı Devletler,

Özel yaşamın ve aile yaşamının, konutun, haberleşmenin ve elektronik iletişimin korunması hakkını teyid ederler.

Demokratik bir toplum için zararlı bireyin özel yaşamına ve haberleşmesine, devlet tarafından yapılacak müdahaleler, uluslararası olarak tanınan insan hakları standartlarına uygun düşen yasalara tabidir.

Özellikle kişilerin ve özel yerlerin aranması ve el konulması, hukuken infazı kabil standartlara uygun biçimde yapılmalıdır.

Güvenlik güçleri ve istihbarat birimleri, etkin yönlendirme ve denetime tabi olmalıdır. Gerekli olduğu yerde de güçlendirilmelidir. Bunun için de gerekli ve etkin yasal gözetim düzenlemeleri yaparlar.

İletişim hakkı, medyanın bilgi, haber ve görüşleri toplama, rapor etme, yayma hakkı dahil olmak üzere ifade özgürlüğü hakkını teyid ederler. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin herhangi bir sınırlama yasayla konmuş ve uluslararası standartlara uygun olmalıdır.

Medyanın özgür ve açık bir toplum ve demokratik sistem için zorunluluğunu ve insan haklarının ve temel özgürlüklerinin güvence altına alınmasındaki özel önemini kabul ederler.

Kendi egemenlik alanlarında basım ve yayım yapan medyanın yabancı haber ve bilgi servislerine sınırlama olmaksızın ulaşabilmesini dikkate alırlar.

Halk, yabancı basın ve yayın dahil, kaynağı ne olursa olsun kamusal otoritelerin müdahalesi olmaksızın bilgi ve düşüncelerin alınması ve paylaşılması hususunda benzeri bir özgürlükten yararlanır ve özgürlüğü kullanır.

Bilgi, malzeme ve olanaklara ulaşmanın desteklenmesinde, bağımsız medyaya karşı ayrımcılık yapılmayacaktır.

İnsan haklarına saygıya, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye dayanan hukuk sistemlerinin geliştirilmesi için anayasal, idarî, ticari, medenî ve toplumsal alanlarda işbirliği yaparlar. Bu amaç için, iki taraflı ve çok taraflı yasal ve idarî işbirliğinin sürdürülmesi ve artırılması için:

– Etkin idarî sistem geliştirmek,

– Yasaların ve düzenlemelerin biçimlendirilmesinde yardım,

– İdarî ve adlî görevlilerin eğitimi, hukuk alanındaki çalışmaların periyodiklerin değişimini sağlarlar.

Olağanüstü Rejime İlişkin Standartlar
Katılımcı Devletler,

Olağanüstü rejim hali, sadece devletlerin uluslararası yükümlülüklerine ve AGİK taahhütlerine uygun olarak çok istisnaî ve tehlikeli koşulların varlığında meşrulaşabilir.

Olağanüstü rejim hali, demokratik anayasal düzeni yıkmak ve uluslararası olarak tanınan insan hakları ve temel özgürlükleri tahrip etmek amacıyla kullanılamaz.

Kuvvet kullanımının kaçınılmaz olduğu hallerde, bu kullanım makul düzeyde olmalıdır.

Olağanüstü rejim hali, anayasal bir organ tarafından ilan edilebilir. Yürütme organı tarafından alınan, Olağanüstü hal kararı, derhal yasama organının denetimine ve onayına sunulmalıdır.

Devlet, vatandaşlarını, alınmış bulunan önlemler hakkında gecikmeksizin bilgilendirir.

Olağanüstü rejim hali, mümkün olan en kısa sürede kaldırılmalıdır.

Olağanüstü rejim süresinde, insan hakları ve temel özgürlüklere getirilecek sınırlamalar; mutlaka, dokunulmaz haklar saklı kalmak üzere uluslararası belgelerdeki standartlara uygun olmalıdır.

Olağanüstü rejim hali sırasında hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü ayakta tutacak gerekli tüm yasal güvenceler yürürlükte kalmalıdır.

İfade özgürlüğüne ilişkin uluslararası standartlara uygun biçimde, gazetecilerin mesleklerini meşru biçimde icra etmelerine, durumun kesin gerektirmediği hallerde sınırlamalar konmayacaktır.

Olağanüstü rejim hali ilan edildiğinde ya da kaldırıldığında, ilgili devlet bu kararın yanı sıra o devletin uluslararası insan hakları yükümlülüklerine getirdiği sınırlamalar konusunda, derhal AGİK kurumunu bilgilendirecektir. Kurum, diğer AGİK Devletlerini gecikmeksizin bilgilendirir.

Ombudsman ve benzeri diğer kurumlar arasında bilgi değişimi ve ilişkilerinin geliştirilmesinde, Katılımcı Devletlerin ortak çıkarları olduğu kabul edilir.

BÖLÜM III
İkâmet ve Seyahat Özgürlüğü

Katılımcı Devletler, Helsinki Nihaî Senedi, Viyana Sonuç Belgesi ve AGİK’in diğer belgelerinde üstlendikleri ve aralarında, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesinin ve bunların hiçbir ayrım olmaksızın güvence altına alınmasının temin edilmesinin yer aldığı ilkelere ve hükümlere ilişkin taahhütlerini yeniden vurgularlar.

Kendi hukukları uyarınca, tüm bu taahhütlerine bağlı kalarak, meşru da olsa, askerî, emniyet, ekolojik ya da diğer nedenlerle resmen ilan; “vatandaşlarının ve yabancıların seyahatlerine ilişkin ve sürekli oturma iznine sahip olanların yerleşmelerine ilişkin” tüm yasal ve diğer sınırlamaları en azda tutmayı, üstlenirler.

Gazetecilere İlişkin Önlemler

Katılımcı Devletler, özellikle silahlı çatışma hallerinde olmak üzere, tehlikeli mesleki görevle iştigal eden gazetecileri korumak için alınabilecek tüm önlemleri alacaklar ve bu önlemleri etkinleştirmek için işbirliği yapacaklardır.

Bu önlemler:

– Akıbetlerinin belirlenmesi için kayıp gazetecilerin izlenmesini,

– Onların ailelerine geri dönmelerini sağlayacak yardım ve olanakların sağlanmasını kapsar.

Kültüre İlişkin Güvenceler

Katılımcı Devletler, fikir ve sanat özgürlüğünü güvence altına almayı ve AGİK insan boyutunun bir parçasını oluşturan kültürel mirası muhafaza etmeyi, yeniden vurgularlar.

Bağımsız bir entelektüel ve kültürel yaşamın, özgür toplumların ve demokratik toplumların devamında yaşamsal önem taşıdığını vurgularlar.

Miras hakkındaki Krakov Sempozyumu Belgesinde belirtildiği üzere, kültürel yaşama ilişkin taahhütlerini uygulayacaklar, bunun yanı sıra, özgürlük, yaratıcılık ve işbirliği dahil olmak üzere, kültürel meselelere ilişkin görüşlerin ifade edilmesi,  AGİK tarafından ileride değerlendirilecektir.

Ölüm Cezasının Kaldırılması

Katılımcı Devletler, Ölüm Cezası ile ilgili olarak Viyana Sonuç Belgesindeki taahhütlerini yeniden vurgularlar,

Ölüm cezasının kaldırılması hakkında bilgi değişimine ve ölüm cezasının kullanımı konusundaki bilginin kamu için ulaşılabilir kılınmasına ilişkin Kopenhag Toplantısı Belgesindeki yükümlülüklerini teyid ederler,

Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar sözleşmesinin Ölüm Cezasının Kaldırılmasını amaçlayan İkinci Seçmeli Protokolünun 11 Temmuz 1991 tarihinde yürürlüğe girdiğini, bir dizi Katılımcı Devletin halihazırda ölüm cezasını kaldırma doğrultusunda adımlar attığını ve birçok hükümetler dışı örgütlerin ölüm cezası sorunuyla ilgilenmekte olduklarına işaret ederler.

Azınlıklarla İlgili

Katılımcı Devletler, Ulusal azınlıklara ve bu azınlıklara mensup kişilerin haklarıyla ilgili olarak, başta AGİK İnsan Boyutu Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesinde olmak üzere tüm AGİK belgelerindeki hükümleri ve taahhütleri ile AGİK Ulusal Azınlıklar Uzmanlar Toplantısı Cenevre Raporunu teyid ederler, bunların tam ve ivedi uygulanması çağrısında bulunurlar.

Özellikle yeni ve gelişmekte olan AGİK mekanizmalarının ve usullerinin kullanılmasının ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarının korunmasına ve geliştirilmesine daha da katkı sağlayacağına inanmaktadırlar.

Göçmen İşçiler İçin Güvenceler

Bir Katılımcı Devlet içinde hukuka uygun olarak ikamet eden göçmen işçilerin ve onların ailelerinin haklarına saygı gösterilmesinin gereğini vurgulayarak, onların kendi etnik, kültürel, dinsel ve dilsel özgürlüklerini özgürce ifade hakkını tanırlar,

Bu tür hakların kullanımı, yasayla konulmuş ve uluslararası standartlara uygun nitelikteki sınırlamalara tabi tutulabileceğini kabul ederler.

Göçmen işçilere karşı, ırk, renk ve etnik köken, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı temelindeki bütün ayrımcılık girişimlerini mahkum ederler.

İç hukuka ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak, hoşgörü, anlayış ve fırsat eşitliğinin geliştirilmesi ve göçmen işçilerin temel insan haklarına saygı gösterilmesi için etkin önlemleri alırlar.

Ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel ayrımcılığa, düşmanlık ya da nefrete dayanan şiddete tahrik oluşturan eylemleri yasaklayan önlemleri kabul ederler.

Göçmen işçilerin, Katılımcı Devletin toplumsal yaşamına katılmalarına imkan veren uygun önlemleri almayı kabul ederler.

İnsanî Yardımlar

Katılımcı Devletler, İnsanî yardım çalışmalarının hızla ve etkin biçimde yerine getirilmesine imkan sağlamak üzere, işbirliği çalışmalarını artıracaklar,

Bu tür kurtarma çalışmaları için etkilenen alanlara hızla ve gecikmeksizin girmeyi kolaylaştıracak gerekli düzenlemeleri yapacaklardır.

Kadın Erkek Eşitliğine İlişkin Önlemler

Katılımcı Devletler, kadınlarla erkekler arasındaki tam ve hakiki eşitliğin, hukukun üstünlüğüne dayalı adil ve demokratik bir toplum için bir temel öğe olduğuna,

Toplumun tam olarak gelişmesinin ve tüm üyelerinin refah sahibi olmasının, kadınların ve erkeklerin tam ve eşit katılımı için fırsat eşitliğinin gerekli olduğuna inanırlar,

İnsan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasına ve geliştirilmesine ilişkin tüm AGİK taahhütlerinin, eksiksiz biçimde ve cinsiyete dayalı ayrımcılık olmaksızın uygulanmasını temin ederler.

Eğer taraf olmuşlar ise, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Her Biçiminin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesine uyarlar. Henüz taraf olmamışlarsa, bu Sözleşmeyi onaylamayı ya da ona katılmayı değerlendirirler.

Bu Sözleşmeyi çekincelerle onaylayan ya da katılan Devletler, bu çekinceleri kaldırmayı değerlendirirler.

Taraf bulundukları uluslararası belgelerdeki yükümlülükleri etkin biçimde uygularlar ve “Kadınların Yetkinleştirilmesi İçin BM Nairobi İleriye Yönelik Stratejilerin” uygulanması için elverişli önlemlerini alırlar.

Kadınlar ve erkekler arasındaki fırsat eşitliğinin sadece hukuken değil, ama fiilen de başarılmasının ve gerçekleştirilmesinin amaç olduğunu ve bu amaçla etkin önlemleri geliştirebileceklerini teyid ederler.

Ayrımcı olmayan istihdam politikaları ve uygulamaları, eğitim ve öğretimden eşit şekilde yararlanma dahil olmak üzere, kadınlar için eksiksiz ekonomik fırsatı temin edecek önlemler ile erkek ve kadın işçiler için aile sorumlulukları ve istihdam kolaylıklarına ilişkin önlemleri desteklerler.

Kadınlara yönelik şiddetin her biçimini ve her şekliyle kadın ticaretini ve kadınların fahişe olarak sömürülmesini ortadan kaldırmayı, bu tür tasarruflara karşı gerekli yasal yasakları ve uygun diğer önlemleri araştırırlar.

Kadınların bütün yönleriyle siyasal ve kamusal yaşamın, karar alma süreçlerinin ve genel olarak uluslararası işbirliğinin içinde tam katılımları için fırsat eşitliğinin destekler ve geliştirirler.

Kadınların ve kadın örgütlerinin, hükümetler ile anlamlı bir işbirliğini teşvik etmenin de yer aldığı programların, kadın haklarını geliştirmede oynadıkları yaşamsal rolü tanırlar.

Kadınlara ve kadınların haklarına ilişkin uluslararası ve iç hukuktaki bilgilerin kolayca anlaşılabilir olmasını teşvik etmek üzere önlemler alırlar.

Çalışma alanlarının tümünde kadınların katılımını desteklemek üzere, kendi anayasal sistemlerine uygun olarak eğitim politikalarını ve kadınlar ve erkekler arasında eşitliğe ilişkin meselelerde daha kapsamlı bir anlayışın oluşmasını desteklerler.

Engellilere İlişkin Önlemler
Katılımcı Devletler,

– Engellilerin insan haklarının korunmasını temin etmeye,

– Toplumlarının yaşamına tam katılımlarını temin edecek fırsat eşitliği için adımlar atmaya,

– Kendilerini ilgilendiren alanlarda karar almaya uygun katılımlarını geliştirmeye,

– Engellilerin, Mesleksel ve sosyal rehabilitasyonu için sosyal hizmetlilerin hizmetlerini ve öğretimlerini teşvik etmeye,

– Kamu binalarına ve hizmetlerine, konutlara, ulaşım araçlarına ve kültürel ve örgütlenme etkinliklerinden yararlanabilmeleri için elverişli koşulları teşvik etmeye karar vermişlerdir.

İnsan Hakları Eğitimi

Katılımcı Devletler, İnsan hakları eğitiminin temel olduğunu, vatandaşlarının insan hakları ve temel özgürlüklerine, taraf olabilecekleri uluslararası belgeler ve iç mevzuat kapsamında saygı gösterilmesini ve bu düzenlemelerdeki taahhütlerine bağlılık konusunda eğitilmelerinin zorunluluğunu teyid ederler.

Etkin insan hakları eğitiminin, Çingene karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve Yahudi düşmanlığı dahil olmak üzere hoşgörüsüzlüğün, dinsel, ırksal ve etnik ön yargı ve nefretin bastırılmasındaki katkılarını tanırlar.

Askerî, polis ve kamu hizmetleri okullarında olanların yanı sıra, her düzeydeki öğrenciler için; müfredatta ve kurslarda insan haklarına yer verilen etkin eğitim programlarından sorumlu yetkili makamlarını teşvik ederler.

Uluslararası olanın yanı sıra ulusal düzlemde de, insan hakları programlarının biçimlendirilmesinde ve değişiminde, örgütlerin ve eğitim kuruluşlarının işbirliği yapmasını teşvik ederler.

BM ve Avrupa Konseyi gibi, mevcut tüm organlar ile işbirliği şekillerini, deneyim ve programları dikkate alarak, insan hakları eğitiminin daha kapsamlı olarak geliştirilmesi yönüyle etkinliklerin yürütülmesini temin etmenin yollarını araştırırlar.

Hükümet Dışı Örgütlerle İlişki

Katılımcı Devletler, yürürlükteki ulusal usuller uyarınca, kendilerini hükümetler dışı örgütler (NGO) olarak ilan eden örgütleri tanırlar. Bu tür örgütlerin, kendi ülkelerinde etkinliklerini özgürce icra etmelerini kolaylaştırırlar.

Bu etkinliği oluşturmak için, hükümetler dışı örgütler ve ilişkili ulusal merciler ve hükümet kurumları arasında ilişkiler ve görüş alış-verişi imkanını güçlendirecek yollar hakkında çaba harcarlar.

İnsan boyutu koşullarını gözlemlemek için herhangi bir Katılımcı Devletten gelecek hükümetler dışı örgütlerin kendi ülkelerinde yapacağı ziyaretleri kolaylaştırmaya çaba harcarlar ve etkinliklerini memnuniyetle karşılarlar.

Bu örgütlerin, kendi ve diğer tüm Katılımcı Devletlerin hükümetlerine, AGİK’in insan boyutu konusundaki gelecekteki çalışmaları sırasında görüşlerini iletmelerine imkan tanırlar.

AGİK Sekreteryası, elinde bulunan kaynaklar çerçevesinde, hükümetler dışı örgütlerin, AGİK’in kayıtlanmamış belgeleri için yaptıkları istemleri olumlu biçimde yanıtlayacaklardır.

5 Ekim – Hukuk Takvimi

0
5 Ekim – Hukuk Takvimi
1450 Bavyera Dükü IX. Louis, Hristiyan olmayı kabul etmeyen Yahudilerin kovulmasını emretti
1547 Don Kişot romanının yazarı Miguel de Cervantes doğdu. Yaşamının sonlarına doğru ünlü eseri Don Quijote (Don Kişot)’u hapishanede kaleme aldı.
1713
Denis Diderot: Aydınlanma Çağı’nın Öncü Filozofu

Aydınlanma Çağı‘nın ünlü filozofu Denis Diderot  05 Ekim 1713 tarihinde, Fransa’nın kuzey doğusunda Langres kasabasında doğdu. (Ölümü: 1784)

 1781  Çek filozof ve matematikçi, Bernhard Bolzano,  doğdu. (Ölümü: 1848)
 1887  Fransız hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi, René Cassin doğdu. (Ölümü: 1976)
 1892

Red Kit’teki Dalton Kardeşler’e ilham olan Dalton Çetesi, Kansas’taki banka soygunlarında öldürüldü

 1908  Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti
1908 Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini açıkladı.
1908 Hukukçu ve eski-kapatılan TİP Başkanı Mehmet Ali Aybar dünyaya geldi.
1910 Portekiz‘de Cumhuriyet ilan edildi.
1921 İngiltere’de Uluslararası Yazarlar Birliği PEN kuruldu.
1923 Amerikalı barış eylemcisi, anarşist ve papaz, Philip Berrigan doğdu. (Ölümü: 2002)
1931 İlk Türk kadın gazeteci Selma Rıza Feraceli yaşamını yitirdi. (Doğumu:1872)
 1931  Türk-Yunan Dostluk Antlaşması yürürlüğe girdi
 1938 Nazi Almanyası, Yahudilere ait pasaportların iptal edildiğini ilan etti
 1944 Fransa’da kadınlar seçme hakkını elde etti
 1947

Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı sonucu lağvedilen Komintern’in devamı olarak komünist partiler SBKP(B) önderliğinde Kominform’u kurdu.

 1953  Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’ne 40 oyla geçici üye seçildi.
 1958 Fransa’da 5. Cumhuriyet ilan edildi ve Charles de Gaulle Cumhurbaşkanı seçildi.
  1959  Hukukçu ve Eski Adalet Bakanı  Kenan İpek doğdu
1960 Güney Afrika’da düzenlenen referandumda Cumhuriyet rejimine geçilmesi kabul edildi.
1964 Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel 7 Yassıada hükümlüsünü affetti. Affedilen hükümlüler; Namık Argüç, Selahattin İnan, Hilmi Dura, Samet Ağaoğlu, Osman Kavrakoğlu, Dilaver Argun, Bahadır Dülger.
1976 Danıştay, TÖB-DER’in kapatılmasına ilişkin Ankara Valiliği kararının yürütmesini durdurdu.
1979 Tarsus Savcı Yardımcısı Süreyya .Eminsoy’un öldürülmesinden dolayı tutuklanan MHP Tarsus Gençlik Kolu Başkanı’nın ifadesi: “Savcıyı öldürenler silahları MHP Gençlik Kollarına getirdiler. Silahlar örgütümüzün silahlarıdır…”
1982 9 Ağustos’tan beri tutuklu bulunan Prof. Dr. Sadun Aren hakkında Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nca 5-20 yıl arası hapis istemiyle dava açıldı. Aren’in Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okuttuğu 70 sayfalık “Makro Ekonomi” ders notlarında ”komünizmi övdüğü” iddia edildi. 
1982 Barış Derneği Davasının duruşmasında sorgusu yapılan Türk Tabipler Birliği Başkanı Dr.Erdal Atabek: “Bizim NATO’ya karşı çıkışımız Atatürk’ten miras Ulusal Bağımsızlık ilkesine dayanır.”
1987 580 kişinin idamla yargılandığı 1.203 sanıklı Devrimci Sol Davası’nda -olay çıkardıkları gerekçesiyle salona alınmayan 20 sanık dışında- 98 tutuklu sanık ilk kez toplu olarak duruşmaya çıkarıldı.
 1988
  • Şili’de Pinochet, Başkanlığının uzatılması için yapılan referandumu kaybetti.
  • Brezilya Anayasası, sıfırdan yazıldığı iki yıllık bir sürecin ardından 5 Ekim 1988’de yürürlüğe girmiştir.
 1989 Dalai Lama, Nobel Barış Ödülü’nü aldı
 1991 Sovyetler Birliği, tarihinde ilk kez IMF ile iş birliği anlaşması yaptı
1994 Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve ILO tarafından 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edildi. Dünya Öğretmenler Günü’nün geçmişi, uluslararası öğretmen örgütlerinin katkılarıyla 5 Ekim 1966 tarihinde ILO ve UNESCO tarafından ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın alınmasına dayanmaktadır. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, Eğitim Enternasyonali’ne üye yüzden fazla ülkede eş zamanlı olarak kutlanmaktadır.
1995 Türkiye Cumhuriyeti’nin 51. hükümeti, Cumhurbaşkanı Demirel tarafından onaylandı.
1996 Cumartesi Annelerinin Galatasaray’daki 73.oturma eylemi gerçekleşti.
2000 Yugoslavya’da ayaklanan halk 13 yıldır iktidarda olan Slobodan Miloseviç iktidarına son verdi. Halk parlamento ve devlet televizyonunu bastı. Polisler de göstericiler tarafına geçti. Vojislav Kostunitsa devlet başkanlığını ilan etti.
2001 İzmir’de Emek Platformu’nun 1 Aralık 2000’deki eyleminde işe gitmedikleri gerekçesiyle Eğitim-Sen’li 137 öğretmenin 1 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı.
2005 Sivas Askeri Cezaevi’nde tutuklu vicdani retçi M.Tarhan 30 Eylül’de zorla saç-sakalının kesilmesi üzerine süresiz açlık grevine başladı.
2010

Madımak Katliamı Davası’ndan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın duruşması yapıldı. Davayı, Toplumsal Bellek Platformu üyeleri de izledi.

2021

5 erkeğe cinsel istismardan beraat eden sahte şeyhe, diğer mağdur 4 erkeği istismardan 55 yıl ceza verildi. Konya 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan, kendisine iftira atıldığını öne süren Süleyman Işık, 5 kişiye yönelik ‘cinsel istismar’ suçundan 62 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Işık’a, el konulan bilgisayarında bulunan görüntülerle ilgili olarak da ‘müstehcenlik’ suçundan 1 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası verildi. Konya’da kendisini ‘şeyh’ olarak tanıtıp, 5 erkeğe ‘cinsel istismarda’ bulunduğu iddiasıyla 62 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Süleyman Işık hakkında Yargıtay 14’üncü Ceza Dairesi’nce eylemlerin ‘rızayla gerçekleştiği’ gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve tahliye edilmişti. Süleyman Işık, yerel mahkemede yeniden yargılandığı davada, bu kez 4 erkeğe ‘cinsel istismar’ suçundan 55 yıl hapse çarptırıldı.

2021 Rize İkizdere’de Cengiz İnşaat tarafından kurulmak istenen taş ocağına karşı mücadele eden İkizdereli 16 köylüye açılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi
2024 Edirne Barosu’na kayıtlı Uzunköprülü Avukat Nebi Doğan, görev yapmakta olduğu bir davanın karşı tarafınca bürosunda bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırganın, Avukat Doğan’ın boğazına bıçak dayayarak  “borcu yoktur” yazısı aldığı öğrenildi. Saldırıda Doğan hafif şekilde yaralandı. Edirne Barosu saldırıyı kınayarak Cumhuriyet Savcılarını ve Hakimleri göreve davet etti. Avukatın şikayeti üzerine gözaltına alınan şüpheli Uzunköprü Adliyesinde çıkarıldığı hakimlikçe nitelikli yağma suçundan tutuklandı.
2025

Beyoğlu’nda termos içine uyuşturucu saklayarak satışını yapan, ‘Bastonlu Dede’ lakaplı 74 yaşındaki şüpheli H.B., tutuklanarak cezaevine gönderildi. H.B.’nin satmaya çalıştığı 81 adet uyuşturucu karışımlı tütün ile 10 adet peçeteye emdirilmiş uyuşturucu madde ele geçirildi.

2026
2026

Türkiye-Yunanistan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması

 

5 Ekim – Hukuk Takvimi

4 Ekim – Hukuk Takvimi 

0
4 Ekim – Hukuk Takvimi
1822 Amerikalı hukukçu ve devlet başkanı Rutherford Birchard Hayes, dünyaya geldi. (Ölümü: 17 Ocak 1893) Harvard Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1850’de Cincinnati’ye taşındı ve Chillicothe’de avukat olan John W. Herron ile hukuk bürosu açtı.  1858’den 1861’e kadar Cincinnati’nin şehir avukatı olarak görev yaptı. ABD İç Savaşı’ndan önce mahkeme işlemlerinde mülteci köleleri savunan bir avukat ve sadık bir kölelik karşıtıydı. ABD Temsilciler Meclisi üyeliği ve Ohio valisi olarak çalıştı. 1881 – 1877 yılları arasında 19. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak görev yaptı.
1824  1821’de kazanılan bağımsızlığın ardından Meksika’da ilk Anayasa ilan edildi.
 1830 Belçika Krallığı, Hollanda Birleşik Krallığı’ndan ayrıldı.
1868 Arjantinli avukat ve eski cumhurbaşkanı Máximo Marcelo Torcuato de Alvear Pacheco, doğdu. (Ölümü: 23 Mart 1942) Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Fakültedeki ilk yılında başarısız oldu ve neredeyse tüm derslerden kaldı ancak hukuk eğitimini beş yıl içinde gecikmesiz ve yüksek notlarla 1891 yılında tamamladı. 1890 ve 1893 yıllarında meydana gelen radikal devrimlere aktif olarak katıldı. 1912-1916 yıllarında milletvekilliği yaptı. 1917 yılında Fransa Büyükelçiliği’ne atandı ve 1922 yılına kadar bu göreve devam etti. 12 Ekim 1922 – 12 Ekim 1928 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Yurttaş Birliği’ne üye oldu. 1931’den 1942’ye kadar Radikal Yurttaş Birliği başkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanlığı sırasında o zamana kadar Arjantin’de görülmeyen bir şekilde ekonomik refah yükseldi. 1928 yılında GSYİH bazında Arjantin dünyanın altıncı en zengin ülkesi oldu.

Cumhurbaşkanı Marcelo Alvear ve eşi Regina Pacini bir arada
 1904 Almanya ile Osmanlı Devleti arasında telgraf anlaşması imzalandı.
1913 Haitili avukat ve Başbakan Martial Lavaud Célestin doğdu. (Ölümü: 3 Şubat 2011) Ecole Nationale de Droit’te hukuk okudu. Aynı okuldan Hukuk Doktoru  unvanını aldı. 1936’da baroya kabul edildi. Daha sonra Institut d’Ethnologie d’Haïti’de avukat olarak çalıştı. Profesyonel kariyerine eyalet yönetiminde başladı. 1953’ten 1956’ya kadar Faculté de Droit’te profesör olarak görev yaptı. Kamu maliyesi, mali yönetim ve ekonomi dersleri verdi. 1982’den 1986’ya kadar Haiti Eyalet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde profesörlük yaptı. 1977’de Baro Konseyi’ne üye oldu. 1978’de Port-au-Prince Barosu’nun başkanlığına seçildi ve bu görevde iki kez yeniden seçildi. Célestin kabinesinde Adalet Bakanlığı görevini de üstlendi. 1988’de Haiti’nin ilk başbakanı olarak atandı. 1979’da Roma’da FAO Tarım Reformu ve Kırsal Kalkınma Dünya Konferansı’na delege olarak katıldı.
1915 İsveçli avukat ve liberal politikacı Karl Albert Staaff, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Ocak 1860) Liberal Koalisyon Partisi başkanlığı ve iki kez İsveç Başbakanı olarak görev yaptı. Evrensel oy kullanma konusu hakkında İsveç hareketinde aktifti ve Liberal partinin Başbakanı olarak 1905’te erkeklere evrensel ve eşit oy hakkını sunma girişimi üzerine başkanlık etti. 1914’te protesto amacıyla hükûmetten istifa etti. Çağdaş İsveç Liberal partili Liberaller, kendisini 20. yüzyıl İsveçli liberalizmin önde gelen liderleri arasında saymaktadırlar. 

Avukat Karl Albert Staff
 1922

Himaye-i Hayvanat Cemiyeti adıyla Türkiye’deki hayvanları koruma amacı güden ilk dernek kuruldu. Dünyada ise ilk dernek 100 yıl önce İngiltere’de kurulmuştu. 4 Ekim, Dünya Hayvanları Koruma Günü olarak kutlanmaktadır.

Rasko
 1926 Medeni Kanun yürürlüğe girdi. Mustafa Kemal Atatürk: “Medeni hukukta, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır.” 
 1942 İzlandalı siyasetçi ve İzlanda’nın eski başbakanı Jóhanna Sigurðardóttir doğdu. İzlanda’nın ilk kadın başbakanı ve dünyanın eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra göreve gelen ilk hükûmet başkanıdır.

İzlanda Başbakanı Jóhanna Sigurðardóttir
 1958 Fransa’da Beşinci Cumhuriyet ilân edildi.
 1966 Afrika’nın güneyindeki İngiliz sömürgesi Basutoland bağımsızlığını ilan ederek Lesotho Krallığı’nı kurdu.
 1972 Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatlığını yaparken 10 ay hapis cezası alan Niyazi Ağırnaslı hakkındaki karar Yargıtay’ca bozuldu.

Avukat Niyazi Ağırnaslı
 1973 Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisiyle ilgili soruşturma açıldı.
 1974 Federal Alman hükümetiyle Ankara’da 163 milyon 320 bin 625 mark (yaklaşık 850 milyon lira) tutarında mali yardım anlaşması  imzalandı. Anlaşmaya göre kredinin faizi yüzde 2, vadesi ise 30 yıldır. 
 1978 Madenlerin devlet eliyle işletilmesi yasası Cumhuriyet Senatosu’nda kabul edildi.
 1984 MHP Davasında, idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun idamından önce alınan yazılı ifadesi okundu. ‘Pehlivanoğlu ÜGD’nin öldürme, yaralama ve bombalama eylemlerini Muhsin Yazıcıoğlu ve Şevket Çetin yönlendirirdi’ dedi.

Mustafa Pehlivanoğlu
 1986 Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na kişisel başvuru hakkını kabul etti.
 1992 Kuzey Irakta ki Kürt Parlamentosu Federe Kürt Yönetimi kurulduğunu açıkladı.
 1994 Yazarlar, gazeteciler ve insan hakları savunucuları Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Terörle Mücadele Yasası’nda yapılacak değişikliklerle düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için tüm milletvekillerine çağrıda bulundu.
 1996 ÖDP MYK üyelerinin, Yüksekova’daki korucu-itirafçı-özel timin çete faaliyetleri hakkında yayınladıkları bildiri nedeniyle ‘devletin emniyet kuvvetlerini tahkir ve tezyif’ iddiasıyla 1 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmalarına başlandı.
 2002 Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik, 4 Ekim 2002 tarihinde MGK’nin görüşleri doğrultusunda değiştirilerek yürürlüğe girdi. Yönetmelik Lozan Barış Antlaşması ve diğer uluslararası antlaşmalarla azınlık statüsü verilen cemaatleri kapsamaktaydı. 
 2003 Mardin’de gözaltına alınan Ş. E.’ye tecavüz ettikleri iddiasıyla 405 er/erbaş jandarma personeli hakkında 15’er yıl hapis istemiyle dava açıldı.
 2004 Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, KKTC meclisinden iki üyenin genel kurulda temsiline karar verdi. AKPM Başkanı Peter Schieder, bu kararın KKTC’yi tanıma anlamına gelmediğini belirtti.
 2009 Halkevleri ve Öğrenci Kolektifleri ile Halkın Kurtuluş Partisi üyeleri, IMF ve Dünya Bankası toplantılarını Taksim’de protesto etti. Feministler ‘IMF ve DB politikaları erkek, sermaye ittifakının emeğimize saldırısı demek, kadın düşmanı politikalara hayır’ sloganı attı. Taksim’de kısa sure trafik durdu.
2012  Suriye konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin diğer ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesini de içeren ve Hükümet’e bir yıl süreyle sınır ötesi operasyon yetkisi veren Başbakanlık Tezkeresi  4 Ekim 2012’de Meclis’te 320 kabul, 129 ret oyuyla kabul edildi. Yabancı ülkelere asker gönderilmesi tezkeresinin Meclis’te görüşüldüğü sırada Ankara ve İstanbul’daki gösterilere polis müdahale etti.
2015  Hollandalı avukat, siyasetçi ve eski bakan Jacob de Ruiter yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Nisan 1930) Utrecht Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi görerek özel hukuk alanında uzmanlaştı. Avukatlık ve savcılık yaptı, yerel mahkemelerde görev aldı. 1976-1977 yılları arasında Amsterdam Üniversitesi’nde rektörlük yaptı. Adalet Bakanlığı, Savunma Bakanlığı görevlerinde bulundu. 1986-1990 yılları arasında ise Amsterdam Başsavcısı oldu.

Jacob de Ruiter
2020  CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, CHP Genel Başkan Yardımcısı Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz hayvan hakları ile ilgili kapsamlı düzenleme öngören 4 farklı kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu. Karaca, “Umarım bu 4 Ekim hayvan hakları için bir milat olur. Hayvan dostlarımızın haklarını teslim etmek, sadece bir gün değil 365 gün hayvan hakları günü olması için kanun teklifimiz acilen yasallaşmalı” dedi.
2021 Antalya Barosu Eski Başkanı Avukat Polat Balkan, sosyal medya hesabında, Deniz Gezmiş’i n doğum gününü ve Ulaş Bardakçı’nın ölüm yıl dönümünü andığı, suçu ve suçluyu övdüğü gerekçesiyle 3 yıl 9 aydan 5 yıl 3 aya kadar hapis cezası istem ile yargılandığı davada beraat etti.

Antalya Barosu Eski Başkanı Avukat Polat Balkan
2022  İzmir Barosu, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü dolayısıyla İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya baro üyesi çok sayıda avukat katılırken, baro adına açıklamayı İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi Avukat Rojda Kuruş okudu. Kuruş, 2022 yılının hayvanlara şiddetin algı operasyonlarıyla sistematik boyuta ulaştığı, hayvan haklarını gözetmekte yetersiz kalan yasalar nedeniyle faillerin cezasızlıkla ödüllendirildiği bir yıl olduğunu ifade etti.
2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında Haluk Levent’in şikayeti üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Deniz Akkaya hakkında “Kamu Kurum ve Kuruluşlarını tahkir ve aşağılama, yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, tehdit, hakaret ve iftira” suçlarından başlatılan soruşturmada, Hakaret suçundan açılan dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine karar verildi.
2023 TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın ‘terör örgütü propagandası’ ve ‘suçu ve suçluyu övme’ suçlarından tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. “Bu dava Türkiye’nin demokratikleştirilmesi mücadelesi verenlere gözdağıdır” diyen Yanardağ, amacının herhangi bir terör örgütü övmek olmadığını ifade ederek davanın düşürülmesini ve beraatine karar verilmesini talep etti. avcılık mütalaasını verdi. Duruşma savcısı mütalaasında Yanardağ’ın ‘terör örgütü propagandası’ suçundan 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması ve tutukluluk halinin devam istendi. Yanardağ’ın avukatı Başar Yaltı, “Mütalaada savunmanın hiçbir yazılı ve sözlü uyarılarını dikkate almadı. Siz mahkeme heyeti olarak vicdani kanaatinize göre karar vereceksiniz. Bu yargılamanın adalete uygun olması gerekiyor. Söz ve karar sizde. Türkiye hukuk devleti midir değil midir, bunun kararını vereceksiniz” dedi. Mahkeme, Yanardağ’a 2 yıl 6 ay hapis cezasına hükmederek tahliyesine karar verdi.
2023 RTÜK, Ankara’daki saldırıyla ilgili Ayşegül Arslan ve Altın Portakal hakkında Ezel Akay’ın sözlerini gerekçe göstererek Halk TV’ye üst sınırdan para cezası ve 5 kez program durdurma cezası verdi. Ayşenur Arslan’ın sözlerini “yayıncılık ilkelerine aykırı” bulan RTÜK, Yönetmen Ezel Akay’ın Halk TV “Haber Masası” programında ‘Kanun Hükmü’ filmi hakkında yaptığı değerlendirmeleri de ‘yasa ihlali’ olarak değerlendirdi ve “dayanaktan yoksun olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini suçlayıcı ve töhmet altında bırakıcı ifadelerinin Yasa’da geçen yayıncılık ilkelerini ihlal ettiğine karar verdi.
 2023 İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde 16 Kasım 2021 tarihinde Suriyeli inşaat işçileri Mamoun al-Nabhan, Ahmed Al-Ali ve Muhammed el-Bish’in yakılarak öldürülmesine ilişkin Kemal Korukmaz aleyhine açılan davanın üçüncü duruşması İzmir Adliyesi 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bazı tanıkların dinlendiği duruşma 8 Kasım’a ertelendi.
 2023 İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde 16 Kasım 2021 tarihinde Suriyeli inşaat işçileri Mamoun al-Nabhan, Ahmed Al-Ali ve Muhammed el-Bish’in yakılarak öldürülmesine ilişkin Kemal Korukmaz aleyhine açılan davanın üçüncü duruşması İzmir Adliyesi 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bazı tanıkların dinlendiği duruşma 8 Kasım’a ertelendi.
 2024 Şarkıcı Çağatay Akman’ın eski sevgilisi Öykü Uslu ve Uslu’nun arkadaşı Furkan Ayaz’ı darp ettiği iddiasıyla İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden davada Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaası beraat yönünde açıkladı.
2024 FIFA, İsrail’in ‘futboldan men’ kararını yeniden erteledi. Disiplin komitesinin ise Filistin Futbol Federasyonu tarafından öne sürülen ayrımcılık suçuna ilişkin İsrail’e yönelik soruşturma başlatmakla görevlendirildiği hatırlatıldı.
2024 Cumartesi Annelerinin 950’nci hafta eylemi nedeniyle 20 kayıp yakını ve insan hakları savunucusu hakkında “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet etmek” iddiasıyla açılan davanın 4’üncü duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 39’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Karar, beraat olarak açıklandı.
2024

Muğla Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün Şahan Gökbakar hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı’ tarafından başlatılan soruşturma sonuçlandı. İddianameye göre oyuncu Şahan Gökbakarve kardeşi Togan Gökbakar’ın da aralarında bulunduğu 4 kişi için 2 ayrı suçtan 10’ar yıla kadar hapis cezası talep edildi. Hazırlanan iddianame Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

2024

Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile ilişkisi olduğu iddiasını ortaya atan ve yayan 100’den fazla kişi ve kurumu mahkemeye verdiğini açıkladı.

Şarkıcı Aleyna Tilki’nin kimlik ve özel bilgilerinin ele geçirilip şantaj yapıldığı iddiasıyla görülen davada sanık İ.Y.’nin avukatı, duruşmalara gelmeyen şikayetçi Aleyna Tilki ve babası için zorla getirme talep etti. Mahkeme, Aleyna Tilki’nin zorla getirilmesine karar verdi.

4 Ekim Hukuk Takvimi

3 Ekim – Hukuk Takvimi

0

3 Ekim – Hukuk Takvimi

1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı’nı sona erdiren Niş Antlaşması imzalandı.
1901  Felsefeci ve sosyolog  Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken doğdu. (Ölümü: 1974)
1922 Mudanya Mütarekesi‘nin imzalanmasıyla sonuçlanan Mudanya Konferansı başladı. Mütareke 11 Ekim 1922’de imzalandı.
1929 Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı ismini Yugoslavya Krallığı olarak değiştirdi.
1931  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faaliyete geçti.
1932 Birleşik Krallık mandasında bulunan Irak bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlığını kazanan Irak, Milletler Cemiyeti’ne katıldı.
1960 27 Mayıs askeri darbesi sonrası kurulan Yüksek Adalet Divanı Yassıada’da çalışmalarına başladı.
1970 Türk hukukçu ve Anayasa Mahkemesi Üyesi Selahaddin Menteş dünyaya geldi.

1971 SSCB ile ABD arasında kısa adı SALT olan Stratejik Silahları Sınırlama Antlaşması imzalandı.
1979  Yunan-Fransız sosyolog ve felsefeci Nicos Poulantzas öldü. (D.1936)
1984 Devrimci Yol Davası sonucu idam cezasına çarptırılan Hıdır Aslan ve İlyas Has’ın cezaları Türkiye Büyük Miller Meclisinde onaylandı.
1990  Doğu ve Batı Almanya birleşti.
1991 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi, 3 Ekim 1991 tarihinde kabul edildi.
1994  II. Nükleer Karşıtı Kongre İstanbul’da toplandı.
1999 Abhazya Cumhuriyeti Anayasası, Abhazya Yüksek Meclisi’nin 26.11.1994 Tarihli oturumunda kabul edilmiş ve 03 Ekim 1999 Tarihinde yapılan Halkoylaması ile kabul edilen değişikliklerle onaylanmıştır.
2005 Türkiye-AB Müzakerelerinin Başlaması

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında üyelik müzakereleri başladı. Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanlarının 17 Aralık 2004 tarihli Zirvesinde aldığı karar doğrultusunda 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’ta yapılan Hükümetlerarası Konferans (HAK) ile Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine başladı.

2006 Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 03 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
2009 Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye devlet başkanlarının imzaladığı Nahçıvan Anlaşması ile Türk Konseyi kuruldu.
2013 Gambiya, İngiliz Milletler Topluluğu’ndan ayrıldığını açıkladı.
2024
  • Atatürk Lisesi Mezunları Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı arasında imzalanan ve okullarda ihale usulü kiralamaya olanak sağlayan protokole karşı dava açtı.
  • Evinin jakuzisinde ölü bulunan “Friends” dizisinin yıldızı Matthew Perry’nin ölümüyle ilgili soruşturmada, ölümden sorumlu olduğu düşünülen iki doktordan biri suçlamaları kabul etti.
  • 2024-2025 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tarife ile %61 ile %102,53 arasında değişen oranlarda artış yapıldı.
  • 2023 yılında, Altın Portakal Film Festivali’nde sansür kriziyle gündeme gelen ve festivalin iptaline neden olan “Kanun Hükmü” belgeseli Aile ilgili tüm toplantı ve etkinlikler 2 Ekim 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 16 Ekim 2024 tarihine kadar Antalya Valiliği’nce yasaklandı.
  • Resmi Gazete’de yayımlanan karar uyarınca  Yargıtay ve Danıştay’da görev yapacak toplam 11 yeni üye göreve getirildi. HSK Genel Kurulu; İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, İzmir Karşıyaka Başsavcısı Ali Rıza San, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) Daire Başkanı Osman Kiper, İstanbul BAM Üyesi Murat Boylu, İzmit Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Kapıcı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Murat Çağlak, HSK Genel Sekreter Yardımcısı Murat Pala ve  İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Cengiz Doğan’ı Yargıtay üyesi olarak belirledi. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Ahmet Cüneyt Yılmaz, Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı Burakhan Melikoğlu ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi Başkanı Cengiz Aydemir ise Danıştay üyesi oldu.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcılığına Mehmet Yılmaz atandı.
  • Gümüşhane’de hırsızlık suçlamasıyla tutuklanan şahıs, adliyenin yangın merdiveninden atlayarak intihar etti.
  • Fransa’nın başkenti Paris’te Ocak 2015’te Charlie Hebdo dergisi binasına düzenlenen saldırıya ilişkin davada yargılanan Peter Cherif’e ömür boyu hapis cezası verildi. Olayda 17 kişi yaşamını yitirmiş, saldırıyı terör örgütü El-Kaide üstlenmişti.
  • Avrupa Birliği Komisyonu, yabancı fonlu kuruluşların soruşturulmasına izin veren “Egemenliği Koruma Yasası” nedeniyle Macaristan’ı AB Adalet Divanı‘na sevk etti. Avrupa Komisyonu, Macaristan’da Başbakan Viktor Orban hükümeti tarafından geçen yıl kabul edilen yasanın temel hakları ve diğer düzenlemeleri ihlal ettiğini savundu.
2025

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda organize suçlardan sorumlu Başsavcıvekili Fatih Dönmez, Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı oldu.

3 Ekim – Hukuk Takvimi

Avrupa Sosyal Şartı

0

Avrupa Sosyal Şartı, 5547 sayılı Kanunla onaylanmış ve 9 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, 3 Mayıs 1996 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştır. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiş ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın II. Bölümünün 1. , 2/1-2 ve 2/4-7. , 3. , 4/2-5. , 7. ve 31. maddelerini kabul ettiğini beyan etmiştir.

AVRUPA SOSYAL ŞARTI

Strazburg, 3 Mayıs 1996

             Başlangıç

             Bu Şartı imzalayan Avrupa Konseyine üye Hükümetler;

             Avrupa Konseyi hedefinin, kendilerinin ortak mirası olan ideal ve ilkelerin gerçekleştirilmesi ve korunması amacıyla üyeleri arasında daha güçlü bir birliğin sağlanması ve özellikle İnsan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi yoluyla sosyal ve ekonomik gelişmenin kolaylaştırılması olduğunu dikkate alarak;

             Avrupa Konseyine üye Devletlerin, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış olan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Avrupa Sözleşmesi ile 20 Mart 1952 tarihinde Paris’te imzaya açılan Ek Protokollerde, halklarına bu belgelerde belirtilen sivil ve siyasi özgürlükleri sağlamayı kabul ettiklerini dikkate alarak;

             Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin 18 Ekim 1961 tarihinde Torino’da imzaya açılmış olan Avrupa Sosyal Şartı ve buna ek Protokollerde halklarına, yaşam standartlarını ve sosyal refah düzeyini yükseltmek için bu belgelerde belirtilen sosyal hakları sağlamayı kabul ettiklerini dikkate alarak;

             5 Kasım 1990 tarihinde Roma’da yapılan İnsan Hakları konusunda Bakanlar Konferansında, bir yandan bütün insan haklarının, bunlar kişisel, siyasal, ekonomik, sosyal ya da kültürel olsun, bölünmezliğinin korunması, diğer yandan Avrupa Sosyal Şartı’na yeni bir atılım kazandırılması gereğinin vurgulandığını anımsatarak;

             21 ve 22 Ekim 1991 tarihinde Torino’da yapılan Bakanlar Konferansı sırasında kararlaştırıldığı gibi, özellikle Şart metninin kabul edildiği tarihten bu yana ortaya çıkan temel sosyal değişimleri dikkate almak için Şartın içeriğinin güncelleştirilmesi ve uyarlanması konularında kararlı olarak;

             Şarta yeni haklar eklemek ve Şartın değişik biçimiyle güvence altına alınan haklar ile 1988 tarihli Ek Protokolle güvence altına alınan hakların, Avrupa Sosyal Şartı’nın yerini almak üzere hazırlanan Değiştirilmiş bir Şartta yer almasının yararının bilincinde olarak;

             Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır.

             BÖLÜM I:

             Akit Taraflar, ulusal ve uluslararası nitelikteki tüm uygun yollarla aşağıdaki hak ve ilkelerin etkili bir biçimde gerçekleşebileceği koşullara ulaşmayı politikalarının amacı sayarlar:

             1- Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlama fırsatına sahiptir.

             2- Tüm çalışanların adil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.

             3- Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.

             4- Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır.

             5- Tüm çalışanlar ve işverenler, ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahiptir.

             6- Tüm çalışanlar ve işverenler, toplu pazarlık hakkına sahiptir.

             7 – Çocuklar ve gençler, uğrayacakları bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel korunma hakkına sahiptir.

             8- Çalışan kadınlar, anne olmaları durumunda, özel korunma hakkına sahiptir.

             9- Herkesin, kişisel ilgi ve yeteneklerine göre bir mesleği seçmesine yardımcı olacak uygun mesleki yönlendirme imkanına sahip olma hakkı vardır.

             10- Herkesin, mesleki eğitim için uygun imkanlara sahip olma hakkı vardır.

             11- Herkes, ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmasını mümkün kılacak her türlü önlemden yararlanma hakkına sahiptir.

             12- Tüm çalışanlar ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

             13- Yeterli kaynaklardan yoksun olan herkes, sosyal ve tıbbi yardım alma hakkına sahiptir.

             14- Herkes sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.

             15- Özürlüler toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve toplumsal yaşama katılma hakkına sahiptir.

             16- Toplumun temel birimi olarak aile, tam gelişmesini sağlamaya yönelik uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.

             17- Çocuklar ve gençler uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.

             18- Herhangi bir Akit Tarafın vatandaşları, inandırıcı sosyal ve ekonomik nedenlere dayanan kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, diğer bir Akit Taraf ülkesinde, o ülke vatandaşlarıyla eşit koşullar altında kazanç getirici herhangi bir işte çalışma hakkına sahiptir.

             19- Bir Akit Taraf vatandaşı olan göçmen işçiler ve bunların aileleri herhangi bir başka Akit Taraf ülkesinde korunma ve yardım alma hakkına sahiptir.

             20- Tüm çalışanlar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkına sahiptir.

             21- Çalışanlar, işletmede bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.

             22- Çalışanlar işletmedeki çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkına sahiptir.

             23- Her yaşlı insan sosyal korunma hakkına sahiptir.

             24- Tüm çalışanlar, iş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkına sahiptir.

             25- Tüm çalışanlar, işverenlerinin aciz haline düşmesi durumunda alacak taleplerinin korunması hakkına sahiptir.

             26- Tüm çalışanlar, onurlu çalışma hakkına sahiptir.

             27- Ailevi sorumlulukları olan ve çalışan ya da çalışmak isteyen herkes, herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan ve ailevi sorumluluklarıyla çalışması arasında, olabildiğince, uyuşmazlık olmadan bunu gerçekleştirme hakkına sahiptir.

             28- İşletmelerde çalışanların temsilcileri kendilerine zarar veren eylemlere karşı korunma hakkına sahiptir ve görevlerini yerine getirmek için uygun imkanlarla desteklenmelidirler.

             29- Tüm çalışanlar toplu işten çıkarma sürecinde bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.

             30- Herkes, yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahiptir.

             31- Herkes konut edinme hakkına sahiptir.

             BÖLÜM II:

             Akit Taraflar kendilerini, III. Bölümde belirtildiği gibi, aşağıdaki madde ve fıkralarda yer alan yükümlülüklerle bağlı saymayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 1

             Çalışma hakkı

             Akit Taraflar çalışma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Tam istihdamı gerçekleştirmek amacıyla olabildiğince yüksek ve istikrarlı bir istihdam düzeyine ulaşmayı ve bu düzeyi korumayı başta gelen amaç ve sorumluluklarından biri saymayı;

             2- Çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarını etkili bir biçimde korumayı;

             3- Tüm çalışanlar için ücretsiz iş bulma hizmetlerini kurmayı ya da sürdürmeyi;

             4- Uygun mesleğe yöneltme, eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini sağlamayı ya da teşvik etmeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 2

             Adil çalışma koşulları hakkı

             Akit Taraflar, adil çalışma koşullarına sahip olma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere;

             1- Verimlilik artışı ve ilgili diğer etkenler izin verdiği ölçüde haftalık çalışma süresinin aşamalı olarak azaltılmasını öngören makul günlük ve haftalık çalışma saatleri sağlamayı;

             2- Ücretli resmi tatil imkanı sağlamayı;

             3- En az dört haftalık ücretli yıllık izin sağlamayı;

             4- İçinde bulunulan tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerdeki riski ortadan kaldırmayı ve bu risklerin henüz yeterince azaltılamadığı ya da kaldırılamadığı durumlarda bu işlerde çalışanlara ücretli ek izin verilmesini veya bunların çalışma saatlerinin azaltılmasını sağlamayı;

             5- İlgili ülke veya yörenin geleneklerine göre dinlenme günü olarak kabul edilen günle olabildiğince bağdaşmak üzere, haftalık bir dinlenme günü sağlamayı;

             6- Çalışanların, derhal ve en geç çalışmaya başladıkları tarihten itibaren iki ay içinde, sözleşmenin ya da iş ilişkisinin asli unsurları hakkında yazılı olarak bilgilendirilmelerini sağlamayı;

             7- Gece çalışması yapan çalışanların, yaptıkları işin özellikleri göz önünde tutularak alınacak önlemlerden yararlanmalarını sağlamayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 3

             Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları hakkı

             Akit Taraflar, işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere;

             1- İş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma ortamı hakkında tutarlı bir ulusal politika oluşturmayı, uygulamayı ve bunu belli aralıklarla gözden geçirmeyi, bu politikanın temel hedefi, iş güvenliği ve iş sağlığını iyileştirmeyi ve özellikle çalışma ortamının doğasından kaynaklanan tehlike sebeplerini en aza indirmek yoluyla, çalışma sırasında ortaya çıkan ya da bununla bağlantılı olan hastalıkları ve kazaları önlemeyi;

             2- Güvenlik ve sağlık alanlarında yönetmelikler hazırlamayı;

             3- Denetim yoluyla bu yönetmeliklerin uygulanmasını sağlamayı;

             4- Tüm çalışanlar için, aslen koruma ve danışmanlık işlevlerine sahip iş sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesini desteklemeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 4

             Adil bir ücret hakkı

             Akit Taraflar, adil bir ücret hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı;

             2- Özel durumlara ilişkin istisnalar dışında, çalışanların fazla mesai karşılığında zamlı ücret alma hakkına sahip olduklarını tanımayı;

             3- Çalışan erkekler ile kadınların eşit işe eşit ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı;

             4- Tüm çalışanların, işlerine son verilmeden önce makul bir bildirim süresi verilmesi hakkını tanımayı;

             5- Ücretlerden ancak, ulusal yasalar veya yönetmeliklerle belirlenmiş ya da toplu sözleşmeler veya hakem kararıyla saptanmış koşullar ve ölçüler içinde kesinti yapılmasına izin vermeyi;

             taahhüt ederler.

             Bu hakların kullanılması, özgürce yapılmış toplu sözleşmeler, yasal ücret saptama usulleri veya ulusal koşullara uygun başka yollarla sağlanır.

             Madde 5

             Örgütlenme hakkı

             Akit Taraflar, çalışanların ve işverenlerin ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak için yerel, ulusal ve uluslararası örgütler kurma ve bu örgütlere üye olma özgürlüğünü sağlamak veya desteklemek amacıyla ulusal yasanın bu özgürlüğü zedelemesini veya zedeleyici biçimde uygulanmasını önlemeyi;

             taahhüt ederler.

             Bu maddede öngörülen güvencelerin, güvenlik güçleri bakımından hangi ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla ya da yönetmeliklerle belirlenir. Bu güvencelerin silahlı kuvvetler mensuplarına uygulanmasına ilişkin ilke ile bu kesime hangi düzeyde uygulanacağı, yine ulusal yasalar ya da yönetmeliklerle saptanır.

             Madde 6

             Toplu pazarlık hakkı

             Akit Taraflar, toplu pazarlık hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Çalışanlar ve işverenler arasındaki ortak görüşmeleri teşvik etmeyi;

             2- Gerekli ve uygun olduğu durumlarda, toplu sözleşme yoluyla ücretlerin ve iş koşullarının düzenlenmesi amacıyla işverenlerin ya da işveren örgütlerinin çalışanların örgütleriyle isteğe bağlı görüşmelerini sağlayacak yolları teşvik etmeyi;

             3- İş uyuşmazlıklarının çözümü için uygun uzlaştırma ve isteğe bağlı hakemlik sisteminin kurulmasını ve işletilmesini teşvik etmeyi;

             taahhüt eder ve

             4- Menfaat uyuşmazlığı durumunda çalışanların ve işverenlerin, daha önce yapılan toplu sözleşmelerden doğabilecek yükümlülüklere bağlı olmak koşuluyla grev hakkı dahil, toplu eylem hakkını tanır.

             Madde 7

             Çocukların ve gençlerin korunması hakkı

             Akit Taraflar, çocukların ve gençlerin korunma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Çocukların sağlık, ahlak ve eğitimleri için zararlı olmayacağı belirlenen hafif işlerde çalıştırılmaları durumu dışında asgari çalışma yaşının 15 olmasını sağlamayı;

             2- Tehlikeli veya sağlığa zararlı olduğu öngörülen işlerde, asgari çalışma yaşının 18 olmasını sağlamayı;

             3- Henüz zorunlu eğitim çağında olanların, eğitimlerinden tam anlamıyla yararlanmalarını engelleyecek işlerde çalıştırılmamalarını sağlamayı;

             4- 18 yaşından küçüklerin çalışma sürelerinin, gelişmeleri ve öncelikle de mesleki eğitim gereksinmeleri uyarınca sınırlandırılmasını sağlamayı;

             5- Çalışan gençlerin ve çırakların adil bir ücret ve diğer uygun ödemelerden yararlanma hakkını tanımayı;

             6- Gençlerin, işverenlerin izniyle normal çalışma saatlerinde mesleki eğitimde geçirdikleri sürenin, günlük çalışma süresinden sayılmasını sağlamayı;

             7- 18 yaşın altındaki çalışanlara yılda en az dört haftalık ücretli izin hakkını tanımayı;

             8- 18 yaşın altındaki kişilerin, ulusal yasalar ve yönetmeliklerle belirlenen işler dışında gece işinde çalıştırılmamalarını sağlamayı;

             9- Ulusal yasalar veya yönetmeliklerle belirlenen işlerde çalışan 18 yaşın altındaki kişilere düzenli sağlık kontrolü yapılmasını sağlamayı;

             10- Çocukların ve gençlerin özellikle doğrudan veya dolaylı olarak işlerinden doğan tehlikeler başta gelmek üzere, uğradıkları bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel olarak korunmalarını sağlamayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 8

             Çalışan kadınların analığının korunması hakkı

             Akit Taraflar, çalışan kadınların annelik durumunda korunma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Kadınlara doğumdan önce ve sonra, ücretli izin veya yeterli sosyal güvenlik yardımı veya kamu kaynaklarından yararlandırma yoluyla toplam olarak en az on dört haftalık izin sağlamayı;

             2- İşverenin, bir kadının işverenine hamile olduğunu bildirmesi ile doğum iznine ayrılması arasındaki dönem içinde veya süresi bu döneme rastlayacak şekilde işten çıkarma bildiriminde bulunmasını yasadışı saymayı;

             3- Emzirme döneminde annelere, bu amaçla yeterli bir süre işe ara verme hakkı sağlamayı;

             4- Hamile, yeni doğum yapmış ve çocuklarını emzirme dönemindeki kadınların gece çalışmalarını düzenlemeyi;

             5- Hamile, yeni doğum yapmış ve çocuklarını emzirme dönemindeki kadınların yeraltı madenlerinde ve tehlikeli, sağlığa zararlı ya da ağır nitelikleri nedeniyle uygun olmayan diğer işlerde çalıştırılmalarını yasaklamayı ve bunların çalışma haklarını korumaya yönelik uygun önlemleri almayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 9

             Mesleğe yöneltilme hakkı

             Akit Taraflar mesleğe yöneltilme hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere, gerektiğinde, engelliler de dahil olmak amacıyla herkese, niteliklerine ve bu niteliklerin iş olanaklarıyla ilişkisine göre işini seçme ve mesleğini geliştirmesine ilişkin sorunları çözmek için yardımcı olacak bir hizmet vermeyi veya bunu teşvik etmeyi ve bu yardımın okul çocukları da dahil olmak üzere gençler ve yetişkinler için ücretsiz yapılmasını sağlamayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 10

             Mesleki eğitim hakkı

             kit Taraflar, mesleki eğitim hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Gerektiğinde, engelliler de dahil olmak üzere herkese, işveren ve çalışanların örgütlerine danışarak teknik ve mesleki eğitim olanağı sağlamak veya bunu teşvik etmek ve salt kişisel yeteneğe dayalı olmak üzere yüksek teknik eğitim ve üniversite öğrenimi görme kolaylıkları sağlamayı;

             2- Kız ve erkek tüm gençlerin çeşitli işlerde çalışırken eğitilmeleri için bir çıraklık sistemi ve başka sistematik düzenlemeleri sağlamayı veya teşvik etmeyi;

             3- Gerektiğinde;

             a- Çalışan yetişkinler için yeterli ve kolayca ulaşılabilir eğitim olanakları ile;

             b- Teknolojik gelişmelerin veya yeni çalıştırma eğilimlerinin sonucu olarak çalışan yetişkinlerin duyduğu yeniden eğitim gereksinmelerini karşılamak için özel kolaylıklar sağlamayı veya bunları teşvik etmeyi;

             4- Gerektiğinde, uzun süreli işsiz kalanların yeniden eğitilmesi ve işe yeniden uyumlarının sağlanması için gerekli özel önlemlerin alınmasını sağlamayı veya teşvik etmeyi;

             5- a- Tüm harç ve masrafların azaltılmasını veya kaldırılmasını,

             b- Uygun durumlarda mali yardım yapılmasını,

             c- Çalışanın, işi sırasında işverenin talebi üzerine gördüğü ek eğitimde harcanan zamanın normal çalışma süresinden sayılmasını,

             d- Yeterli denetim yoluyla, işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak, çıraklık ve gençlerin eğitimiyle ilgili olarak yapılan diğer düzenlemelerin etkililiğinin ve genel olarak genç işçilerin yeterli bir biçimde korunmalarının sağlanması gibi, uygun önlemlerle sağlanan olanakların tam olarak kullanılmasını özendirmeyi,

             taahhüt ederler.

             Madde 11

             Sağlığın korunması hakkı

             Akit Taraflar, sağlığın korunması hakkının etkili bir biçimde kullanılması sağlamak amacıyla, ya doğrudan ya da kamusal veya özel örgütlerle işbirliği içinde diğer önlemlerin yanı sıra;

             1- Sağlığın bozulmasına yol açan nedenleri olabildiğince ortadan kaldırmak;

             2- Sağlıklı olmayı teşvik etmek ve sağlık konularında kişisel sorumluluk duygusunu geliştirmek üzere eğitim ve danışma hizmetleri sağlamak;

             3- Kazalar açısından olduğu gibi, salgın, yöresel ve diğer hastalıkları olabildiğince önlemek üzere tasarlanmış uygun önlemler almayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 12

             Sosyal Güvenlik hakkı

             Akit Taraflar, sosyal güvenlik hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla:

             1- Bir sosyal güvenlik sistemi kurmayı ya da sürdürmeyi;

             2- Sosyal güvenlik sistemini Avrupa Sosyal Güvenlik Kodunun onaylanması için gereken düzeyden daha düşük olmamak üzere yeterli bir düzeyde sürdürmeyi;

             3- Sosyal güvenlik sistemini giderek daha yüksek bir düzeye çıkarmaya çalışmayı;

             4- Uygun ikili veya çok taraflı sözleşmeler akdiyle ya da başka yollarla bu sözleşmelerde yer alan koşullara bağlı olarak, aşağıdaki hususları sağlamak için girişimlerde bulunmayı;

             a- Korunan kişilerin Taraf Ülkeler arasında ne suretle olursa olsun yer değiştirmeleri sırasında, sosyal güvenlik mevzuatından doğan yardımların muhafazası da dahil olmak üzere sosyal güvenlik hakları açısından diğer Tarafların vatandaşları ile kendi vatandaşlarının eşit muamele görmelerini,

             b- Akit Taraflardan her birinin mevzuatına göre tamamlanan sigorta ve çalışma sürelerinin birleştirilmesi yoluyla sosyal güvenlik haklarının verilmesi, sürdürülmesi ve yeniden başlatılmasını,

             taahhüt ederler.

             Madde 13

             Sosyal ve tıbbi yardım hakkı

             Akit Taraflar sosyal ve tıbbi yardım hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla:

             1- Yeterli olanağı bulunmayan ve kendi çabasıyla veya başka kaynaklardan, özellikle bir sosyal güvenlik sisteminden yararlanarak böyle bir olanak sağlayamayan herkese yeterli yardımı sağlamayı ve hastalık halinde bunun gerektirdiği bakımı sunmayı;

             2- Böyle bir yardım görenlerin, bu nedenle siyasal ve sosyal haklarının kısıtlanmasını önlemeyi;

             3- Herkesin, kişisel veya ailevi mahrumiyet halini önlemek, gidermek ya da hafifletmek için gerekebilecek öneri ve kişisel yardımları uygun kamusal ya da özel hizmetler eliyle alabilmesini sağlamayı;

             4- Bu maddenin 1, 2 ve 3 fıkralarında değinilen hükümleri, ülkelerinde yasal olarak bulunan diğer kit Tarafların vatandaşları ile kendi vatandaşlarını eşit tutarak, 11 Aralık 1953’te Paris’te imzalanmış olan Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ile üstlendiği yükümlülükler çerçevesinde uygulamayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 14

             Sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkı

             Akit Taraflar Sosyal Refah Hizmetlerinden Yararlanma Hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla:

             1- Sosyal hizmet yöntemlerinden yararlanarak, toplumda bireylerin ve grupların refah ve gelişmelerine ve sosyal çevreye uyum sağlamalarına katkıda bulunacak hizmetleri teşvik etmeyi ya da sağlamayı;

             2- Bireylerin ve gönüllü ya da diğer örgütlerin bu tür hizmetlerin kurulması ve sürdürülmesine katılmalarını özendirmeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 15

             Özürlülerin toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve katılma hakkı

             Akit Taraflar, yaşları ve özürlerinin nedenleri ve niteliği ne olursa olsun, özürlülerin toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve katılma hakkını etkili bir biçimde kullanabilmelerini sağlamak amacıyla:

             1- Mümkün olduğunda genel plan çerçevesinde, ya da bu mümkün değilse, kamusal ya da özel uzmanlaşmış organlar aracılığıyla özürlülerin yönlendirilmesini, öğrenimini ve mesleki eğitimini sağlamak için gerekli önlemleri almayı;

             2- Normal çalışma ortamında özürlüleri istihdam etmek ve onların istihdamını sürdürmek ve çalışma koşullarını özürlülerin gereksinimlerine uyarlamak, ya da özürlülük nedeniyle bunun mümkün olmadığı durumlarda çalışmayı buna göre düzenlemek ya da özrün düzeyine göre güvenli bir istihdam türü yaratmak için, işverenleri özendirmeye yönelik bütün önlemlerle onların istihdam edilmelerini teşvik etmeyi;

             Bazı durumlarda bu önlemler uzmanlaşmış yerleştirme ve destekleme hizmetlerine başvurmayı gerekli kılabilir.

             3- Özellikle, teknik yardımları da içermek üzere, iletişim ve hareket engellerinin üstesinden gelmeyi ve ulaşım, barınma, kültürel etkinlikler ve boş zaman kullanımını sağlamayı hedefleyen önlemler yoluyla özürlülerin toplumla tam olarak bütünleşmelerini ve toplum yaşamına katılmalarını teşvik etmeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 16

             Ailenin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı

             Akit Taraflar, toplumun temel birimi olan ailenin tam gelişmesi için gerekli koşulları sağlamak amacıyla; sosyal yardımlar ve aile yardımları, mali düzenlemeler, konut sağlama, yeni evlilere yardım ve diğer uygun araçlarla aile yaşamının ekonomik, yasal ve sosyal bakımdan korunmasını teşvik etmeyi

             taahhüt ederler.

             Madde 17

             Çocukların ve gençlerin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı

             Akit Taraflar, çocukların ve gençlerin kişilikleri ile fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin tam gelişimini sağlayacak bir çevrede yetişme haklarını etkili bir biçimde kullanmalarını sağlamak amacıyla, doğrudan ya da kamusal ve özel örgütlerle işbirliği yaparak, aşağıdaki hususlara yönelik tüm uygun önlemleri almayı taahhüt ederler:

             1-a- çocukların ve gençlerin, ebeveynlerinin hak ve ödevleri göz önünde tutularak, gereksinim duydukları bakım, yardım, öğretim ve eğitim olanaklarına sahip olmalarını özellikle bu amaç için uygun ve yeterli kurum ile hizmetlerin kurulması ve sürdürülmesini sağlamak,

             b- çocukları ve gençleri ihmal, şiddet ve sömürüye karşı korumak,

             c- ailelerinin desteğinden geçici ya da mutlak olarak yoksun kalan çocukların ve gençlerin korunmasını ve bunların devletten özel yardım almasını sağlamak,

             2- Çocukların ve gençlerin okula devamlarının özendirilmesinin yanı sıra parasız ilk ve orta öğrenim sağlamak.

             Madde 18

             Diğer âkit tarafların ülkelerinde gelir getirici bir iş edinme hakkı

             Akit Taraflar, diğer kit Taraflardan herhangi birinin ülkesinde gelir getirici bir iş edinme hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Varolan yönetmelikleri demokratik bir anlayışla uygulamayı;

             2- Yürürlükteki formaliteleri basitleştirmeyi ve çalışan yabancılar ya da onları çalıştıranlar tarafından ödenen resim ve diğer harçları azaltmayı ya da kaldırmayı;

             3- Çalışan yabancıların istihdamını düzenleyen mevzuata, tek tek ya da topluca, esneklik getirmeyi taahhüt ederler ve

             4- Kendi vatandaşlarının diğer kit Tarafların ülkelerinde gelir getirici bir iş edinmek üzere ülkeden çıkış hakkını tanırlar.

             Madde 19

             Çalışan göçmenlerin ve ailelerinin korunma ve yardım hakkı

             Akit Taraflar, çalışan göçmenlerin ve ailelerinin bir başka Taraf ülkesindeki korunma ve yardım hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- Bu tür çalışanlara, özellikle doğru bilgilendirme hususunda yardımcı olacak yeterli ve ücretsiz hizmetleri sağlamayı veya bu hizmetleri sürdürmeyi ve ulusal yasaların ve yönetmeliklerin imkan verdiği ölçüde ülkeden bir başka ülkeye göçe ilişkin yanıltıcı propagandaya karşı tüm uygun önlemleri almayı;

             2- Kendi yetki alanları içinde bu çalışanlar ile ailelerinin ülkeden çıkışlarını, yolculuklarını ve karşılanmalarını kolaylaştıracak uygun önlemler almayı ve yine kendi yetki alanları içinde bunlara yolculukları sırasında uygun hizmetleri ve sağlık ve tıbbi bakım ile yeterli hijyen koşulları sağlamayı;

             3- Uygun olduğu ölçüde, göçmen gönderen ve göçmen alan ülkelerdeki özel ya da kamusal sosyal servisler arasındaki işbirliğini teşvik etmeyi;

             4- Kendi ülkesinde yasal olarak bulunan bu tür çalışanlara, yasalar ya da yönetmeliklerle düzenlenmek ya da idari makamların denetimine bağlı olmak üzere;

             a- ücret, diğer istihdam ve iş koşulları,

             b- sendika üyeliği ve toplu pazarlığın sağladığı olanaklardan yararlanma,

             c- barınma konularında kendi vatandaşlarına olduğundan daha az lehte davranılmamasını sağlamayı;

             5- Kendi ülkelerinde yasal olarak bulunan bu tür çalışanların, çalıştırılan kişiler için ödenmesi gereken istihdam vergileri, harç ve primler bakımından kendi vatandaşlarından daha az lehte bir muameleye tabi olmamalarını sağlamayı;

             6- Ülkede, yerleşmesine izin verilmiş bir yabancı çalışanın ailesinin yeniden birleşmesini, olabildiğince kolaylaştırmayı;

             7- Kendi ülkelerinde yasal olarak bulunan bu tür çalışanların bu maddede belirtilen konulara ilişkin yargısal işlemler bakımından kendi vatandaşlarından daha az lehte bir muameleye tabi olmamalarını sağlamayı;

             8- Kendi ülkelerinde yasal olarak ikamet eden bu tür çalışanların, ulusal güvenliği tehlikeye sokmadıkça, kamu yararı ya da genel ahlaka aykırı bir eylemde bulunmadıkça sınır dışı edilmemesini sağlamayı;

             9- Bu tür çalışanların kazanç ve tasarruflarının diledikleri kadarını transfer etmelerine yasal sınırlar içinde izin vermeyi;

             10- Bu madde ile sağlanan koruma ve yardımların kapsamına, bunların uygulanabilirliği ölçüsünde, bağımsız çalışan göçmenleri de dahil etmeyi;

             11- Göçmen olarak çalışanlara ve ailelerine, onları kabul eden devletin ulusal dilinin veya birden fazla ulusal dil olması halinde bunlardan birinin öğretilmesini teşvik etmeyi ve bunu kolaylaştırmayı;

             12- Göçmen olarak çalışan kişinin çocuklarına, elverişli olduğu ölçüde, göçmen olarak çalışan kişinin ana dilinin öğretilmesini teşvik etmeyi ve bunu kolaylaştırmayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 20

             İstihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkı

             Akit Taraflar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkının etkili bir biçimde kullanımını sağlamak amacıyla, bu hakkı tanımayı ve bunun aşağıdaki alanlarda uygulanmasını sağlamak ve teşvik etmek için uygun önlemler almayı taahhüt ederler;

             a- İşe giriş, işten çıkarılmaya karşı korunma ve yeniden işe yerleştirilme;

             b- Mesleki yönlendirme, eğitim, yeniden eğitim ve rehabilitasyon;

             c -İstihdam koşulları ve ücreti de kapsayan çalışma koşulları;

             d- Yükselmeyi de kapsayan meslekte ilerleme.

             Madde 21

             Bilgilendirilme ve danışılma hakkı

             Akit Taraflar, çalışanların işletmede bilgilendirilme ve danışılma hakkının etkili bir biçimde kullanımını sağlamak amacıyla, ulusal mevzuat ve uygulama çerçevesinde çalışanların ya da temsilcilerinin;

             a- işletmeye zarar verebilecek bazı bilgilerin açıklanmasının reddedilebilmesi ya da gizliliğe tabi olabileceği koşuluyla, kendilerini çalıştıran işletmenin ekonomik ve mali durumu hakkında düzenli olarak ya da uygun zamanlarda ve anlaşılabilir bir biçimde bilgilendirilmelerine; ve

             b- esas itibarıyla çalışanların çıkarlarını etkileyebilecek, özellikle de işletmenin istihdam durumunda önemli bir etkiye sahip olacak nitelikteki, alınması düşünülen kararlar hakkında bunlara zamanında danışılmasına olanak veren önlemleri almayı ya da bunu özendirmeyi

             taahhüt ederler.

             Madde 22

             Çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkı

             Akit Taraflar, çalışanların işletmede çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma haklarını etkili bir biçimde kullanmalarını sağlamak amacıyla, ulusal mevzuat ve uygulama uyarınca çalışanların ya da temsilcilerinin;

             a- çalışma koşullarının, işin örgütlenmesinin ve çalışma ortamının düzenlenmesi ve iyileştirilmesine;

             b- işletmede sağlığın ve güvenliğin korunmasına;

             c- işletmede sosyal ve sosyo-kültürel hizmetlerin ve olanakların örgütlenmesine;

             d- bu konulardaki düzenlemelere ilişkin uyumun denetimine katılma olanağı veren önlemler almayı ya da bunları özendirmeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 23

             Yaşlıların sosyal korunma hakkı

             Akit Taraflar, yaşlıların sosyal korunma hakkını etkili bir biçimde kullanmalarını sağlamak amacıyla, doğrudan ya da kamusal veya özel örgütlerle işbirliği yaparak, özellikle:

             – Yaşlılara,

             a- iyi bir yaşam sürmeleri ve kamusal, sosyal ve kültürel yaşama etkin olarak katılmalarına olanak sağlayan yeterli kaynakları;

             b- yaşlılar için varolan hizmetler ve kolaylıklar ve onların bunlardan yararlanma olanakları konusunda bilgi sağlamak yoluyla, yaşlıların olabildiğince uzun bir süre toplumun bütün haklara sahip üyesi olarak kalabilmelerine olanak sağlamayı;

             – Yaşlılara

             a- gereksinimlerine ve sağlık durumlarına uygun konutlar ya da konutlarının buna uygun hale getirilmesi için yeterli destek sağlamayı;

             b- durumlarının gerektirdiği sağlık bakım ve hizmetleri yoluyla yaşlıların kendi yaşam biçimlerini özgürce seçmelerine ve alıştıkları çevrede yaşamlarını istedikleri ve yapabildikleri sürece bağımsız olarak sürdürmeye olanak vermeyi;

             – Kurumlarda yaşayan yaşlılara, özel yaşamlarına saygı içinde, uygun yardım ve bunların kurumdaki yaşam koşullarına ilişkin kararlara katılımlarını sağlamayı amaçlayan önlemler almayı ya da bunları özendirmeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 24

             İş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkı

             Akit Taraflar, çalışanların iş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             a- tüm çalışanların, yetenekleri ya da davranışlarıyla bağlantılı olarak ya da işletmenin, kuruluşun ya da hizmetin işleyişinin gereklerine dayanarak, iş akitlerinin geçerli nedenler olmadan sona erdirilmemesi hakkını;

             b- iş akitleri geçerli bir neden olmaksızın sona erdirilen çalışanların yeterli tazminat ya da diğer uygun yardımlar alma hakkını tanımayı;

             taahhüt ederler.

             Bu amaçla Akit Taraflar, iş akdinin geçerli bir neden olmaksızın sona erdirildiğini düşünen çalışanın bağımsız bir organa başvurma hakkını güvence altına almayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 25

             İşverenlerinin iflası halinde çalışanların haklarının korunması hakkı

             Akit Taraflar çalışanların, işverenlerinin iflas haline düşmesi durumunda alacak taleplerinin korunması hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla, çalışanların istihdam sözleşmesinden ya da istihdam ilişkilerinden kaynaklanan alacak taleplerinin, bir garantör kurum ya da diğer bir etkili koruma biçimiyle güvence altına alınmasını sağlamayı,

             taahhüt ederler.

             Madde 26

             Onurlu çalışma hakkı

             Akit Taraflar, tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak,

             1- Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı cinsel taciz konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunun engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı;

             2- Çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanılacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, yinelenen eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı

             taahhüt ederler.

             Madde 27

             Ailevi sorumlulukları olan çalışanların fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkı

             Akit Taraflar, ailevi sorumlulukları olan kadın ve erkek çalışanlar ve bunlarla diğer çalışanlar arasında fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkının etkili bir biçimde kullanılabilmesini sağlamak amacıyla;

             1- Aşağıdaki konularda uygun önlemleri almayı taahhüt ederler:

             a- Mesleki yönlendirme ve eğitim konularında alınacak önlemler de dahil olmak üzere, ailevi sorumlulukları olan çalışanların istihdam edilmesi ve istihdam edilmeye devam edilmesinin yanı sıra, bu sorumluluklar nedeniyle işten ayrılanların yeniden istihdam edilmesi.

             b- Çalışma koşulları ve sosyal güvenliğe ilişkin gereksinimlerinin dikkate alınması.

             c- Özellikle kreş hizmetleri ve diğer çocuk bakımı ile ilgili düzenlemeler olmak üzere, kamusal ya da özel hizmetleri geliştirmek ya da teşvik etmek.

             2- Her bir ebeveyne, süresi ve koşulları ulusal mevzuat, toplu sözleşmeler ya da uygulama tarafından belirlenecek, doğum izni sonrasındaki bir dönemde, çocuğa bakmak için aile izni verilmesi olanağını sağlamak;

             3- Bu tür ailevi sorumlulukların, geçerli bir işe son verme nedeni oluşturmamasını sağlamak.

             Madde 28

             Çalışanların temsilcilerinin işletmede korunma ve kolaylıklardan yararlanma hakkı

             Akit Taraflar, çalışanların temsilcilerinin görevlerini yerine getirme haklarını etkili bir biçimde kullanmalarını sağlamak amacıyla işletmede;

             a- işletmedeki çalışanların temsilcisi olarak etkinlikleri ya da statüleri nedeniyle kovulmalarını da içermek üzere kendilerine yönelik zarar verici eylemlere karşı etkili bir korumadan yararlanmalarını,

             b- ilgili işletmenin gereksinimleri, büyüklüğü ve kapasitesi ve ülkenin endüstriyel ilişkiler sistemi göz önünde tutularak, görevlerini derhal ve etkili bir biçimde yerine getirmelerini mümkün kılmak için uygun olabilecek olanaklar tanınmasını;

             taahhüt ederler.

             Madde 29

             Çalışanların toplu işten çıkarma sürecinde bilgilendirilme ve danışılma hakkı

             Akit Taraflar, çalışanların toplu işten çıkarma sürecinde bilgilendirilme ve danışılma hakkını etkili bir biçimde kullanabilmelerini sağlamak amacıyla, toplu işten çıkarmaları önlemenin ya da bunların ortaya çıkışını sınırlamanın ve örneğin özellikle ilgili çalışanların yeniden eğitimine ya da yeniden yerleştirilmesine yardım amaçlı sosyal önlemlere katılmak yoluyla sonuçlarını azaltmanın araç ve yolları hakkında bu tür toplu işten çıkarmalardan belli bir süre önce işverenlerin, çalışanların temsilcilerine zamanında danışmasını ve bilgi vermesini sağlamayı;

             taahhüt ederler.

             Madde 30

             Toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı korunma hakkı

             Akit Taraflar, toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı korunma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             a- toplumsal dışlanma ve yoksulluk durumunda yaşayan ya da bu duruma düşme tehlikesinde olan kişilerin ve ailelerinin, özellikle istihdam, konut, eğitim, öğrenim, kültür ile sosyal ve tıbbi yardım olanaklarına fiilen ulaşmalarını teşvik edecek genel ve eşgüdümlü bir yaklaşım çerçevesinde önlemler almayı;

             b- bu önlemleri, uyarlanmasını sağlamak amacıyla gerektiğinde gözden geçirmeyi;

             taahhüt ederler.

             Madde 31

             Konut hakkı

             Akit Taraflar, konut hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla;

             1- yeterli standartlara sahip bir konut edinilmesini teşvik etmeye;

             2- evsizliği, zamanla ortadan kaldırma amacıyla, önlemeye ve azaltmaya;

             3- ev fiyatlarını, yeterli kaynaklara sahip olmayanlar için uygun hale getirmeye yönelik önlemler almayı;

             taahhüt ederler.

             BÖLÜM III

             Madde A

             Yükümlülükler

             1-Aşağıdaki B maddesinin hükümleri uyarınca, her Taraf;

             a- bu Şartın I. Bölümünü, bu bölümün giriş fıkrasında da belirtilmiş olduğu gibi, uygun araçlarla izleyeceği hedeflerin bir bildirimi saymayı;

             b- bu Şartın II. Bölümünde yer alan ve aşağıda sayılan dokuz maddenin (1., 5., 6., 7., 12., 13., 16., 19. ve 20 nci maddeler) en az altısı ile kendisini bağlı saymayı;

             c- Şartın II. Bölümünden, bağlı olduğu maddelerin ve numaralandırılmış fıkraların toplam sayısı on altı madde ve altmış üç fıkradan az olmamak kaydıyla, ek olarak seçebileceği maddeler ve numaralandırılmış fıkralarla kendisini bağlı saymayı taahhüt eder.

             2- Bu maddenin 1 inci fıkrasının b ve c bentleri uyarınca seçilen madde ve fıkralar; onay, kabul ya da uygun bulma belgelerinin verildiği esnada Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirilecektir.

             3- Herhangi bir taraf, daha sonraki bir tarihte, Genel Sekretere yapacağı bir bildirimle, henüz bu maddenin 1 inci fıkrasına uygun olarak kabul etmemiş olduğu, Şartın II. Bölümünde yer alan madde ve numaralanmış fıkralarla kendini bağlı saydığını açıklayabilir. Daha sonra kabul edilmiş olan bu yükümlülükler onay, kabul ya da uygun bulma işlemlerinin ayrılmaz bir parçası sayılacak ve bildirimin verilmesinden sonra bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününden itibaren aynı etkiye sahip olacaktır.

             4- Her Taraf, çalışmayı denetleyecek ulusal koşullara uygun bir sistem kuracaktır.

             Madde B

             Avrupa Sosyal Şartı ve 1988 Tarihli Ek Protokolle Bağlantılar

             1- Avrupa Sosyal Şartı’nın ya da 5 Mayıs 1988 tarihli Ek Protokolün tarafı olan hiçbir Akit Taraf, bu Şartı, bağlı olduğu Avrupa Sosyal Şartı’nın ve uygun olan yerlerde Ek Protokolün, en azından bu Şartın hükümlerine karşılık gelen hükümleri ile kendisini bağlı saymaksızın onaylayamaz, kabul edemez ya da uygun bulamaz.

             2- Bu Şart hükümlerinden herhangi birinin getirdiği yükümlülüklerin kabul edilmesi, bu yükümlülüklerin ilgili Taraf açısından yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Avrupa Sosyal Şartı’nın ve uygun olan yerlerde 1988 tarihli Ek Protokolün bunlara karşılık gelen hükümlerinin, bu belgelerin birincisiyle ya da her ikisiyle bağlı olması durumunda ilgili tarafa uygulanmasını sona erdirir.

             BÖLÜM IV

             Madde C

             Şartta yer alan yükümlülüklerin uygulanmasına ilişkin denetim

             Bu Şartta yer alan hukuksal yükümlülüklere uygunluk, Avrupa Sosyal Şartı’ndaki ile aynı denetime tabi olacaktır.

             Madde D

             Kolektif şikayet

             1- Avrupa Sosyal Şartı’na Ek Protokolün kolektif şikayet sistemi getiren hükümleri, bu Protokolü onaylamış olan Devletler bakımından, bu Şarttan kaynaklanan yükümlülüklere de uygulanacaktır.

             2- Avrupa Sosyal Şartı’na kolektif şikayet sistemi getiren Ek Protokol ile bağlı olmayan herhangi bir Devlet, bu Şartın onay, kabul ya da uygun bulma belgesini verirken ya da daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bu Şarttan kaynaklanan yükümlülüklerinin denetlenmesinde, anılan Protokolde öngörülen usullerin kullanılmasını kabul ettiğini bir bildirimle açıklayabilir.

             BÖLÜM V

             Madde E

             Ayrımcılık yasağı

             Bu Şartla yer alan haklardan yararlanma ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ya da başka görüşler, ulusal ya da sosyal köken, sağlık, ulusal bir azınlığa mensubiyet, doğum ya da başka statüler gibi nedenlere dayanan hiç bir ayrımcılığa tâbi olmaksızın sağlanacaktır.

             Madde F

             Savaş ya da olağanüstü halde yükümlülüklere aykırı önlemlerin alınması

             1- Bir savaş durumunda ya da ulusun varlığını tehdit eden olağanüstü hallerde herhangi bir Akit Taraf ancak, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklere aykırılık oluşturmamak koşuluyla durumun gerektirdiği ölçüde bu Şartta öngörülen yükümlülüklerine aykırı önlemler alabilir.

             2- Yükümlülüklerine aykırı önlemler alma hakkını kullanan herhangi bir Akit Taraf, makul bir süre içinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne alınan önlemler ve bunları gerektiren nedenler ile ilgili olarak tam bilgi verir. Yine aynı biçimde, söz konusu Taraf anılan önlemlerin sona erdiği ve Şart hükümlerinin tamamıyla uygulanmasına yeniden başlandığı tarihten de Genel Sekreteri haberdar eder.

             Madde G

             Sınırlamalar

             1- I. Bölümde anılan hak ve ilkelerin etkili bir biçimde gerçekleştirilmesi ve II. Bölümde öngörüldüğü gibi bunların etkili bir biçimde uygulanmasının sağlanması, bu bölümlerde öngörülenler dışında, sadece demokratik bir toplumda başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ya da kamu yararının, ulusal güvenliğin, halkın sağlığının yada ahlakın korunması için ve ancak yasayla sınırlamaya ve kısıtlamaya tabi tutulabilir.

             2- Bu Şartın hükümleri çerçevesinde, anılan hak ve yükümlüklere yapılan sınırlamalar öngörüldüklerinden başka bir amaç için kullanılamazlar.

             Madde H

             Şart ile iç hukuk ya da uluslararası anlaşmalar arasındaki bağlantı

             Bu Şartın hükümleri, ilgili kişilerin daha lehte bir muameleye tâbi olmalarını sağlayacak; yürürlüğe girmiş ya da girecek olan tek ya da ikili ya da çok taraflı sözleşme, antlaşma ya da anlaşma veya ulusal hukuk hükümlerinin uygulanmasını engellemez.

             Madde I

             Kabul edilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi

             1- Bu Protokolün II. Bölümünün 1 ilâ 31 inci maddelerinin hükümleri, bu maddelerde öngörülen uygulama yöntemlerine etki etmeksizin,

             a- yasalar ya da yönetmeliklerle;

             b- işverenler ya da işveren örgütleri ile çalışanların örgütleri arasında akdedilmiş toplu sözleşmelerle;

             c- bu iki yöntemden elde edilen karma bir yöntemle; ya da

             d- diğer uygun araçlarla yerine getirilebilir.

             2- Bu Protokolün II. Bölümünün 2 nci maddesinin 1, 2, 3, 4, 5. ve 7 nci fıkraları, 7 nci maddesinin 4, 6. ve 7 nci fıkraları, 10 uncu maddesinin 1, 2, 3. ve 5 inci fıkraları ve 21 inci ile 22 nci maddelerinden doğan yükümlülükler, hükümler bu maddenin 1 inci fıkrasına uygun olarak ilgili çalışanların büyük çoğunluğuna uygulanmışsa yerine getirilmiş kabul edilecektir.

             Madde J

             Değişiklikler

             1- Herhangi bir Taraf ya da Hükümetler Komitesi tarafından önerilen, bu Şartın III. ve IV. Bölümlerine ilişkin herhangi bir değişiklikte olduğu gibi, I. ve II. Bölümlerinde bu Şartta güvence altına alınan hakların kapsamını genişletmek için yapılacak herhangi bir değişiklikte de, bu değişiklik önerisi Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne iletilecek ve Genel Sekreter de bunu Şartın Taraflarına aktaracaktır.

             2- Yukarıdaki fıkranın hükümlerine göre yapılan herhangi bir değişiklik önerisi, Parlamenterler Meclisi’ne danıştıktan sonra kabul ettiği metni onaylaması için Bakanlar Komitesi’ne sunacak olan Hükümet Komitesi tarafından incelenir. Bakanlar Komitesi’nin onaylamasından sonra, bu metin Tarafların kabulüne sunulur.

             3- Bu Şartın I. Bölümü ve II. Bölümüne ilişkin herhangi bir değişiklik, bunu kabul eden Taraflar bakımından, üç Tarafın Genel Sekretere bu değişikliği kabul ettiklerini bildirdikleri tarihten sonra bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.

             Değişiklik, onu daha sonra onaylayacak her Taraf için, Tarafın Genel Sekretere bu değişikliği kabul ettiğini bildirdiği tarihten sonra bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.

             4- Bu Şartın III. Bölümü ve IV. Bölümüne ilişkin herhangi bir değişiklik, bütün Tarafların Genel Sekretere bu değişikliği kabul ettiklerini bildirdikleri tarihten sonra bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.

             BÖLÜM VI

             Madde K

             İmza, onay ve yürürlüğe girme

             1- Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açıktır. Bu Şart onay, kabul ya da uygun bulma şartlarına tâbidir. Onay, kabul ya da uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine verilecektir.

             2- Bu Şart, Avrupa Konseyi Üyesi üç Devletin bu Şartla bağlı olma iradesini bir önceki fıkraya göre açıkladıkları tarihten sonra, bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.

             3- Bu Şart, onu daha sonra onaylayacak her imzacı Devlet için onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verildiği tarihten sonraki bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.

             Madde L

             Ülkesel uygulama

             1- Bu Şart her Tarafın ana ülkesinde uygulanır. Her imzacı Devlet, imza sırasında ya da onay, kabul ya da uygun bulma belgesini verirken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, bu amaca yönelik olarak ana ülkesi sayılacak olan toprakları belirtir.

             2- Herhangi bir imzacı Taraf, bu Şartı imzalaması sırasında veya onay, kabul ya da katılma belgesini verirken ya da daha sonra herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ya da uluslararası sorumluluğunu üstlendiği ve adı geçen bildirimde belirtilen ana ülkesi dışındaki ülke ya da ülkelere bu Şartın tümüyle ya da bir bölümüyle uygulanacağını bildirebilir. Bu bildirimde, bu Şartın II. Bölümünün madde ya da maddelerinden bildirimde belirtilen ülkeler bakımından bağlayıcı saydıklarını belirtir.

             3- Şart, yukarıda belirtilen bildirimde yer alan toprak ya da topraklarda Genel Sekreterin bu bildirimi alacağı tarihten sonraki bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girecektir.

             4- Taraflardan herhangi biri, daha sonraki bir tarihte, bu Maddenin 2. fıkrası kurallarına uygun olarak bu Şartın uygulanma alanına alınan ülke ya da ülkelerde, bu ülke ya da ülkeler yönünden henüz kabul etmemiş olduğu herhangi bir maddeyle ya da numara verilmiş fıkralarla kendisini bağlı saydığını Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir bildirimle açıklayabilir. Daha sonra kabul edilmiş olan bu yükümlülükler ilgili toprak yönünden ilk bildirimin ayrılmaz bir parçası sayılacak ve Genel Sekreterin bu bildirimi alacağı tarihten sonraki bir aylık dönemin sona ermesini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.

             Madde M

             Fesih

             1- Herhangi bir Taraf bu Şartı, ancak, Şartın kendisi açısından yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıllık bir dönemin sonunda ya da sonraki her iki yıllık dönemin sonunda ve, her iki durumda da, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine altı ay önceden bildirimde bulunarak feshedebilir.

             2- Herhangi bir Taraf, önceki fıkrada yer alan hükümlere uygun olarak, bu Şartın II. Bölümünün kabul etmiş olduğu her hangi bir madde veya fıkrasını, bağlı olacağı madde ve fıkra sayısı, maddeler bakımından on altı ve fıkralar bakımından altmış üçün altına düşmemesi ve bu Taraf tarafından seçilen aynı sayıdaki madde ve fıkraların Madde A’nın 1 maddesinin b bendinde özel olarak atıf yapılan maddeleri içermesi koşuluyla feshedebilir.

             3- Herhangi bir Taraf, madde L’nin 2 nci fıkrası uyarınca yapılan bildirim gereği Şartın uygulandığı her hangi bir toprak yönünden, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen koşullar uyarınca bu Şartı ya da Şartın II. Bölümünün her hangi bir maddesini feshedebilir.

             Madde N

             Ek

             Bu Şartın Eki onun ayrılmaz bir parçasıdır.

             Madde O

             Bildirimler

             Avrupa Konseyi Genel Sekreteri

             a- her imzayı;

             b- onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesini;

             c- Madde K uyarınca bu Şartın yürürlüğe giriş tarihini;

             d- Madde A’nın 2. ve 3 üncü fıkraları, madde D’nin 1. ve 2 nci fıkraları, madde F’nin 2 nci fıkrası ile madde L’nin 1., 2., 3. ve 4 üncü fıkralarının uygulanmasında yapılan bildirimleri;

             e- Madde J uyarınca yapılan herhangi bir değişikliği;

             f- Madde M uyarınca yapılan herhangi bir feshi;

             g- bu Şart ile ilgili diğer her işlemi, bildirimi ya da iletiyi

             Konsey üyesi Devletlere ve Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirecektir.

             Usulüne göre yetkili kılınmış olan aşağıda imzası bulunan temsilciler bu değiştirilmiş Şartı imzalamıştır.

             Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce dillerinde 3 Mayıs 1996’da Strasbourg’ta imzalanmış olup onaylanmış kopyalar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından her bir üye devlete, bu Şartın hazırlanmasına iştirak eden üye olmayan devletlere ve bu Şartı onaylamak üzere davet edilmiş olan herhangi bir devlete gönderilecektir.

             Değiştirilmiş Avrupa Sosyal Sartı’nın Eki

             Değiştirilmiş Avrupa Sosyal Sartı’nın ilgili kişiler yönünden kapsamı

             1- 12 nci maddenin 4 üncü fıkrası ve 13 üncü maddenin 4 üncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere 1 ilâ 17 nci maddeler ve 20. ilâ 31 inci maddelerde belirtilen kişiler, bu maddeler 18. ve 19 uncu madde hükümleri ışığında yorumlanmak koşuluyla, yabancılardan yalnızca ilgili Taraf ülkesinde yasal olarak oturan ya da düzenli olarak çalışan diğer Tarafların vatandaşlarını kapsar.

             Bu yorum, Taraflardan herhangi biri tarafından benzer kolaylıkların başka kişilere yaygınlaştırılmasını engellemez.

             2- Her Taraf, 28 Temmuz 1951’de Cenevre’de imzalanan Mültecilerin Statüsüne ilişkin Sözleşmede ve 31 Ocak 1967 tarihli Protokolde tanımlanan ve ülkesinde yasal olarak bulunan mültecilere, olabildiğince lehte ve her halde Tarafın yukarıda belirtilen sözleşme ve bu mültecilere uygulanabilecek olan diğer uluslararası belgelerle üstlenmiş olduğu yükümlülüklerden daha az olmamak üzere lehte muamelede bulunacaktır.

             3- Her Taraf, 28 Eylül 1954’te New York’ta yapılan Vatansızların Statüsüne ilişkin Sözleşmede tanımlanan ve ülkesinde yasal olarak bulunan vatansızlara, olabildiğince lehte ve her halde Tarafın yukarıda belirtilen belgeyle ve bu vatansızlara uygulanabilecek olan diğer uluslararası belgelerle üstlenmiş olduğu yükümlülüklerden daha az olmamak üzere lehte muamelede bulunacaktır.

             BÖLÜM I, Fıkra 18 ve

             BÖLÜM II, Madde 18, Fıkra 1

             Bu hükümler, Tarafların ülkelerine giriş sorunuyla ilgili olmadığı ve 13 Aralık 1955’te Paris’te imzalanan Avrupa İskân Sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmediği şeklinde anlaşılır.

             BÖLÜM II

             Madde 1, Fıkra 2

             Bu hüküm, istihdam için sendika üyeliği koşulunu ya da uygulamasını yasakladığı ya da buna izin verdiği biçiminde yorumlanamaz.

             Madde 2, Fıkra 6

             Taraflar, bu hükmün;

             a- toplam süresi bir ayı geçmeyen ve ya da haftalık çalışma süresi sekiz saati geçmeyen bir sözleşme ya da istihdam ilişkisi ile çalışanlara;

             b- nesnel değerlendirmelerle bunun haklılaştırılması koşuluyla, geçici ve ya da özel nitelikli sözleşme ya da istihdam ilişkisinin olduğu durumlarda uygulanmayacağını öngörebilirler.

             Madde 3, Fıkra 4

             Bu hüküm, bu hükmün amaçları açısından bu hizmetlerin işlevleri, örgütlenmesi ve işleyiş koşullarının ulusal yasalar ya da yönetmelikler, toplu sözleşmeler ya da ulusal koşullara uygun diğer araçlarla belirleneceği biçiminde anlaşılır.

             Madde 4, Fıkra 4

             Bu hüküm, ağır bir suç işleme durumunda derhal işten çıkarmayı yasakladığı biçiminde anlaşılamaz.

             Madde 4, Fıkra 5

             Bir Tarafın bu fıkrada öngörülen yükümlülüğü, kapsam dışı kalan kimseler hariç olmak üzere, yasayla ya da toplu sözleşme ya da hakem kararı yoluyla çalışanların büyük çoğunluğunun ücretlerinden kesinti yapılarak mağdur edilmelerine izin verilmemişse yerine getirmiş sayılacağı şeklinde anlaşılır.

             Madde 6. Fıkra 4

             Bu hakka getirilebilecek bunun ötesindeki sınırlamaların G Maddesi uyarınca haklı çıkarılması koşuluyla, Taraflardan her biri, kendisine göre, yasa yoluyla grev hakkının kullanımını düzenleyebilir.

             Madde 7. Fıkra 2

             Bu hüküm, Tarafların mevzuatlarında, belirlenen yaş sınırına ulaşmamış genç insanların, bu çalışmanın yetkili makamların öngörmüş olduğu koşullara uygun olarak yapıldığı ve bu genç insanların sağlık ve güvenliklerini korumak için önlemlerin alındığı yerlerde, mesleki eğitimleri için kesinlikle gerekli olduğu ölçüde çalışmalarını öngörmelerini engellemez.

             Madde 7. Fıkra 8

             Bir Tarafın bu fıkrada öngörülen yükümlülüğü, on sekiz yaşından küçüklerin büyük çoğunluğunun gece işinde çalıştırılamayacağını yasayla öngörerek bu yükümlülüğün anlamına uygun davranılmış ise yerine getirmiş sayılacağı şeklinde anlaşılır.

             Madde 8. Fıkra 2

             Bu hüküm, mutlak bir yasak koyduğu biçiminde yorumlanamaz. Aşağıdaki durumlarda olduğu gibi, istisnalar getirilebilir:

             a- bir kadın çalışanın, istihdam ilişkisinin sona erdirilmesini haklı kılan görevini kötüye kullanmadan suçlu olması,

             b- ilgili işletmenin çalışmayı durdurması,

             c- iş akdinde öngörülmüş bulunan sürenin dolması.

             Madde 12. Fıkra 4

             Bu fıkranın girişindeki “bu sözleşmelerde yer alan koşullara bağlı olarak” ibaresi, diğerlerinin yanı sıra, bir Tarafın diğer Tarafların vatandaşlarına herhangi bir sigorta katkısından bağımsız olarak yapılan yardımlara ilişkin, belli bir ikamet süresinin tamamlanmasını isteyebileceği anlamına gelir.

             Madde 13. Fıkra 4

             Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi’ne taraf olmayan Hükümetler, diğer Tarafların vatandaşlarına adı geçen Sözleşme hükümlerine uygun muamelede bulunmaları koşuluyla Şartı bu fıkra bakımından onaylayabilirler.

             Madde 16

             Bu hüküm, burada sağlanan korumanın tek ebeveynli aileleri kapsadığı biçiminde anlaşılır.

             Madde 17

             Bu hüküm, çocuğa uygulanacak hukukta ergenlik yaşı daha düşük olmadıkça, özellikle 7 Madde olmak üzere Şartın öngörmüş olduğu diğer özel hükümler saklı kalmak üzere, 18 yaşın altındaki herkesi kapsar şeklinde anlaşılır.

             Bu, yukarıda belirtilen yaşa kadar zorunlu eğitim sağlama yükümlülüğü anlamına gelmez.

             Madde 19. Fıkra 6

             Bu hükmün uygulanmasında “bir yabancı çalışanın ailesi” teriminden, en azından çalışanın eşi ile kabul eden Devlet tarafından küçük sayıldıkları ve göçmen çalışana bağımlı oldukları sürece evlenmemiş çocukları anlaşılır.

             Madde 20

             1- İşsizlik yardımı, yaşlılık yardımı ve dul ve yetimlere yapılan yardımlar ile ilgili diğer hükümlerde olduğu gibi sosyal güvenliğe ilişkin konuların, bu Maddenin kapsamı dışında tutulabileceği kararlaştırılmıştır.

             2- Özellikle gebelik, loğusalık ve doğum sonrası dönem ile ilgili olarak kadının korunmasına ilişkin hükümler, bu Maddede belirtildiği biçimde ayrımcılık sayılmaz.

             3- Bu Madde, fiili eşitsizliklerin giderilmesini amaçlayan özel önlemlerin alınmasını engellemez.

             4- Nitelikleri ya da yerine getirilme koşulları nedeniyle yalnızca belli bir cinsiyetten olan kişilere ayrılabilecek mesleki etkinlikler bu Maddenin ya da bu Maddenin bazı hükümlerinin kapsamı dışında tutulabilir. Bu hüküm Tarafların, yasalar ya da düzenleyici işlemlerle, nitelikleri ya da yerine getirilme koşulları nedeniyle belli bir cinsiyetten olanlara özgülenebilecek bir meslekler listesi oluşturmaları gerektiği biçiminde yorumlanamaz.

             Madde 21 ve 22

             1- Bu maddelerin uygulanmasında, “çalışanların temsilcileri” terimi, ulusal mevzuat ya da uygulama tarafından böyle nitelendirilen kişiler anlamına gelir.

             2- “Ulusal mevzuat ve uygulama” terimi, duruma göre, yasaların ve yönetmeliklerin yanı sıra toplu iş sözleşmelerini, işverenler ve çalışanların temsilcileri arasındaki diğer anlaşmaları, gelenekleri ve ilgili yargı kararlarını kapsar.

             3- Bu maddelerin uygulanmasında, “işletme” terimi, tüzel kişiliği olan ya da olmayan, maddi kazanç elde etmek üzere hizmet sağlamak veya mal üretmek için oluşturulmuş ve kendi pazar politikasını belirleme gücü olan maddi ve maddi olmayan bileşenler bütününü belirtir biçimde anlaşılır.

             4- Dinsel toplulukların ve bunların kurumlarının, bu kurumlar 3 fıkrada belirtilen anlamda işletme olsalar bile, bu maddelerin uygulanma alanının dışında bırakılabilecekleri anlaşılır. Ulusal mevzuatın koruduğu bazı ideallerden esinlenen ya da bazı ahlaki kavramların yönlendirdiği etkinliklerde bulunan kuruluşlar, işletmenin doğrultusunun korunmasının gerektirdiği ölçüde bu maddelerin uygulama alanı dışında bırakılabilirler.

             5- Bir Devlette, bu Maddelerde yer alan haklar işletmenin çeşitli kuruluşlarında kullanıldığı zaman, ilgili Tarafın bu hükümlerden doğan yükümlülükleri yerine getirmiş olduğu anlaşılır.

             6- Taraflar, ulusal mevzuat ya da uygulama tarafından belirlenen, belirli bir sayıdan daha az çalışanı istihdam eden işletmeleri bu Maddelerin uygulanma alanı dışında tutabilirler.

             Madde 22

             1- Bu hüküm, ne Devletlerin işyerlerinde sağlık ve güvenlik ile ilgili yönetmelikler yapma yükümlülüğü ve yetkisini ne de bunların uygulanmasını izlemekle görevli organların yetki ve sorumluluklarını etkiler.

             2- “Sosyal ve sosyo-kültürel hizmet ve imkanlar” terimleri, bazı işletmelerin çalışanlara sağladığı sosyal yardım, spor alanları, emzirme odaları, kütüphaneler, çocuklar için tatil kampları vb. gibi sosyal ve/veya kültürel olanakları belirtir biçimde anlaşılır.

             Madde 23. Fıkra 1

             Bu fıkranın uygulanmasında, “olabildiğince uzun bir süre” terimi, yaşlı kişinin fiziksel, ruhsal ve zihinsel yeteneklerine ilişkindir.

             Madde 24

             1- Bu madde bakımından “iş akdinin sona ermesi” ve “sona erme” terimleri, iş akdinin işverenin inisiyatifiyle sona erdirilmesi anlamına gelir.

             2- Bu madde bütün çalışanları kapsar ancak bir Taraf, aşağıdaki türlerde istihdam edilen kişileri bu maddedeki güvencelerin bazısının ya da tümünün kapsamı dışında bırakabilir:

             a- belirli süreli ya da belirli bir iş için yapılan istihdam sözleşmesiyle çalışanlar;

             b- önceden belirlenmesi ve makul bir süresinin olması koşuluyla, staj dönemi ya da deneme döneminde olan çalışanlar;

             c- geçici olarak kısa bir süre için çalışanlar.

             3- Bu madde açısından, özellikle, aşağıda belirtilen hususlar iş akdinin sona erdirilmesi için geçerli bir neden oluşturmaz:

             a- sendika üyeliği ya da çalışma saatleri dışında ya da işverenin izniyle çalışma saatlerinde sendika etkinliklerine katılma;

             b- çalışanların temsilcisi olarak görev almayı istemek, bu sıfatı taşımak ya da taşımış olmak;

             c- yasaları ya da yönetmelikleri ihlal ettiği iddiasıyla bir işveren hakkında şikayette bulunmak ya da yürütülen yargılamaya katılmak ya da yetkili idari makamlara başvurmak;

             d- ırk, renk, cinsiyet, medeni hal, ailevi sorumluluk, hamilelik, din, siyasal görüş, ulusal ya da sosyal köken;

             e- annelik ya da aile izni;

             f- hastalık ya da yaralanma nedeniyle geçici olarak işe gelememe;

             4- Geçerli bir neden olmaksızın sona erdirilen iş akitlerinden, çalışanların tazminat ya da diğer uygun yardımlar almaları, ulusal yasalar ya da yönetmelikler, toplu sözleşmeler ya da ulusal koşullara uygun diğer araçlarla tayin edileceği anlaşılır.

             Madde 25

             1- Yetkili ulusal makam, istisnai olarak ve işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danıştıktan sonra, istihdam ilişkilerinin özel niteliği gereği çalışanlar gruplarından bazılarını bu hükmün sağladığı koruma dışına çıkarabileceği anlaşılır.

             2- “Aciz hali” tanımının, ulusal mevzuat (hukuk) ve uygulama tarafından yapılması gerektiği anlaşılır.

             3- Bu hükmün kapsamına aldığı çalışanların alacak talepleri en azından şunları içerir:

             a- çalışanların aciz halinden ya da iş akdinin sona ermesinden önceki, bu dönem üç aydan az olmamak üzere imtiyazlı alacak ve sekiz haftadan az olmamak üzere garanti edilmiş alacak niteliğinde olmak üzere, öngörülen bir döneme ilişkin ücret alacakları talepleri;

             b- çalışanların, aciz halinin ya da iş akdinin sona ermesinin gerçekleştiği yıl boyunca yapılan çalışmaların sonucu olarak ödenmesi gereken tatil ödemesi talepleri;

             c- çalışanların aciz halinden ya da iş akdinin sona ermesinden önceki, bu dönem üç aydan az olmamak üzere imtiyazlı alacak ve sekiz haftadan az olmamak üzere garanti edilmiş alacak niteliğinde olmak üzere, belirlenen bir döneme ilişkin ödenmesi gereken diğer ücretli izinler için alacak talepleri.

             4- Ulusal yasalar ya da yönetmelikler çalışanların alacak taleplerinin korunmasını, sosyal açıdan kabul edilebilecek bir düzeyde olmak koşuluyla, belirlenen bir miktarla sınırlayabilir.

             Madde 26

             Bu madde, Taraflarca kanun çıkartılmasını gerektirmez şeklinde anlaşılır. 2. fıkranın, cinsel tacizi kapsamadığı anlaşılır.

             Madde 27

             Bu maddenin, ailevi sorumlulukları olan kadın ve erkek çalışanlara, bu sorumlulukları ekonomiye ilişkin faaliyetlere hazırlanmalarını, katılmalarını veya bu faaliyetlerde ilerlemelerini engellediği durumlarda, onlara bağımlı olan çocukları ve onların bakım ve desteğine muhtaç yakın aile fertleri açısından uygulandığı anlaşılır.

             “Bakmakla yükümlü oldukları çocukları” ve “onların bakımına ve desteğine muhtaç olan yakın aile fertleri” terimleri, ilgili Tarafın ulusal mevzuatının böyle tanımladığı kişiler anlamına gelir.

             Madde 28 ve 29

             Bu maddelerin uygulanmasında, “çalışanların temsilcileri” terimi, ulusal mevzuat ya da uygulama tarafından böyle nitelendirilen kişiler anlamına gelir.

             BÖLÜM III

             Şartın, uluslararası nitelikte hukuksal yükümlülükler içerdiği ve bunların uygulanmasının yalnızca IV. Bölümde belirtilen denetime bağlı olduğu anlaşılır.

             Madde A, Fıkra 1

             Numaralanmış fıkraların, yalnızca bir fıkradan oluşan maddeleri de kapsayabileceği anlaşılır.

             Madde B, Fıkra 2

             B maddesinin 2 nci fıkrası için, değiştirilmiş Şart hükümleri, aşağıdaki istisnalarla, aynı madde ya da fıkra numarasını taşıyan Şart hükümlerine karşılık gelmektedir:

             a- Şartın 3 üncü maddesinin 1. ve 3 üncü fıkralarına karşılık gelen, değiştirilmiş Şartın 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası;

             b- Şartın 3 üncü maddesinin 2. ve 3 üncü fıkralarına karşılık gelen, değiştirilmiş Şartın 3 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası;

             c- Şartın 10 uncu maddesinin 4 üncü fıkrasına karşılık gelen, değiştirilmiş Şartın 10 uncu maddesinin 5 inci fıkrası;

             d- Şartın 17 nci maddesine karşılık gelen, değiştirilmiş Şartın 17 nci maddesinin 1 inci fıkrası.

             BÖLÜM V

             Madde E

             Nesnel ve makul bir gerekçeye dayanan farklı uygulamalar ayrımcılık sayılmayacaktır.

             Madde F

             “Savaş ve diğer olağanüstü hallerde” terimleri, savaş tehdidini de kapsayacak biçimde anlaşılır.

             Madde I

             21 ve 22 Maddelerin eki uyarınca kapsam dışı bırakılan çalışanlar, ilgili çalışanların sayısının saptanmasında hesaba katılmaz şeklinde anlaşılır.

             Madde J

          “Değişiklik” terimi, Şarta yeni maddelerin eklenmesini de kapsayacak biçimde genişletilecektir.

Mudanya Ateşkes Antlaşması

0
Mudanya Ateşkes Antlaşması

Mudanya Ateşkes Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Müttefik Devletler arasında 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanmıştır.

Mondros Mütarekesi ile fiilen sona eren Osmanlı İmparatorluğu, Kurtuluş Savaşının getirdiği zafer sonucunda imzalanan Mudanya Mütarekesi ile hukuken de sona ermiştir.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının düzenlendiği tarihi bina- Mudanya – Bursa

Mudanya Ateşkes Antlaşması, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Ordusunun İzmir’e çıkışı ile başlayan Türk-Yunan savaşına son vermiş, Türkiye’nin Trakya sınırının Ankara Hükümeti’nin istediği şekilde çizilmesinin yolunu açmış, toprak sorunları bakımından 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Sözleşmesinin ön hazırlığını oluşturmuştur. İstanbul ve Boğazlarda Türk egemenliği kurulamamıştır.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının düzenlendiği Mudanya toplantılarında TBMM hükümetini İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Refet Paşa temsil etmiş, Birleşik Krallık adına General Harington, Fransa adına General Charpy ve İtalya adına General Mombelli bulunmuştur. Yunanistan, görüşmelere doğrudan katılmamıştır. Sözleşme, 14 maddeden oluşmaktadır.

Mudanya Ateşkes Antlaşması

SİLAH BIRAKIŞIMI SÖZLEŞMESİ

Mudanya, 11 Ekim 1922

Müttefik Devletler tarafından 23 Eylül 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin 29 Eylül 1922 günü Müttefik Devletlere verdikleri Nota hükümleri uyarınca:

Müttefik Devletler Generalleri:

Büyük Britanya Hükümeti adına: General Harrington,

İtalya Hükümeti adına: General Monbelli,

Fransa Hükümeti adına: General Charpy;

ve

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına: İsmet Paşa;

Yunanistan adına: General Mazarakis arasında 3 Ekim 1922 ve onu izleyen günlerde Mudanya’da toplantılar yapılmıştır.

Müttefik Devletler Doğu Trakya’nın, Edirne ile birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine teslimine karar verdiklerinden bu Konferansın amacı şunlarla sınırlı idi:

I. Doğu Trakya’dan çekilmesi istenecek olan Yunan Kuvvetlerinin geçeceği çizgiyi belirlemek;

II. Yunan Silahlı Kuvvetlerinin ve sivil yönetiminin bu toprakları boşaltması ve oraya Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti memurları ve jandarmasının yerleşmesi yöntemlerini belirlemek;

III. Bu değişim sırasında genel düzen ve güvenliği sürdürmek üzere, bölgede kontrolü sağlamak.

Yetkili Temsilciler aşağıdaki Maddeler üzerinde uyuşmuşlardır:

1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Türk ve Yunan silahlı kuvvetleri arasında çarpışmalar durdurulacaktır.

2. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Trakya’daki Yunan kuvvetlerinin gerisine çekilmesi istenecek çizgiyi, Adalar Denizi [Ege] ağzından Trakya ile Bulgaristan sınırının kesiştiği yere dek, Meriç’in sol kıyısı oluşturacaktır.

3. Barış yapılmasına değin, olası her türlü karışıklıkların önüne geçmek için, Meriç’in sağ kıyısı, Karaağaç ile birlikte, Müttefik Devletlerce saptanacak yerlere yerleşmek üzere, onların askersel birliklerince işgal edilecektir.

4. Edirne çevresine ulaşımı sağlayan demiryolu bağlantısının geçiş özgürlüğünü aksamadan sürdürmek için, Svilengrad (Cisri Mustafapaşa)’dan Kuleliburgaz’a dek Meriç’in sağ kıyısını izleyen demiryolu kesimi üç Müttefik Devlet ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve Yunanistan’ın birer delegesinden oluşacak Karma bir Komisyonca, özel bir Sözleşme ile düzenlenecek, bir denetime bağlı tutulacaktır.

5. Doğu Trakya’nın Yunan Kuvvetlerince boşaltılması işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine başlayacaktır. Boşaltma, askerlerden başka, çeşitli askersel örgüt ve servisleri, onların her türlü taşıma araçlarını, savaş gereç ve silah stokları ile yiyecek maddelerini de kapsayacaktır. Boşaltma yaklaşık on beş günlük bir süre içinde gerçekleştirilecektir.

6. Jandarma da birlikte olmak üzere, Yunan sivil memurları en kısa bir süre içinde çekilecektir. Yunan memurları her yönetim bölgesinden çekildikçe sivil yönetim Müttefiklerin memurlarına bırakılacak ve onlarca da, olanaklı ise, o gün Türk memurlarına geçirilecektir. Bu el değiştirme işlemi Trakya’nın baştan başa Yunan kuvvetlerince boşaltılmasının bitimi üzerine, en çok otuz gün içinde son bulmuş olacaktır.

7. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin, memurlarıyla birlikte, yerel düzen ve güvenliğin sürdürülmesi ve sınır ve demiryollarının korunması için, kesinlikle zorunluk duyulan sayıda, jandarma kuvvetleri de bulunacaktır. Bu kuvvetlerin toplamı, subaylarıyla birlikte, sekiz bini aşmayacaktır.

8. Yunan kuvvetlerinin geri çekilmesi ve sivil yönetimin el değiştirme işlemi, başlıca Merkezlerde yerleştirilecek olan Müttefiklerarası Kurulların yönetiminde yapılacaktır. Bu Kurulların görevi, yukarıda sözügeçen çekilme ve el değiştirme işlemlerini kolaylaştırmaya aracılık etmektedir. Kurullar her türlü aşırılık ve şiddeti önlemeğe çalışacaktır.

9. Bu Kurullardan başka, Doğu Trakya’yı Müttefik Kuvvetleri işgal edecektir. Yaklaşık yedi Taburdan oluşacak bu kuvvetler düzenin korunmasını sağlıyacak ve sözkonusu Kurullara destek olacaktır.

10. Müttefik Devletler Kurulları ile askerlerinin geri çekilmesi, Yunan kuvvetlerinin boşaltma hareketinin bitişinden otuz gün içinde gerçekleştirilecektir. Müttefik Devletler Hükümetleri, düzenin sürdürülmesi ve Türk olmayan halkın korunması için yeterince önlem alındığı konusunda uyuşurlarsa, bu geri çekilme işi daha erken bir günde yapılabilecektir. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yönetimi ve jandarması bir bölgede düzenli bir biçimde görev yapmağa başlar başlamaz, Müttefik Kurulları ve kuvvetleri o bölgeden otuz günlük sürenin bitiminden önce çekilebilecektir.

11. Anadolu’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kuvvetleri aşağıda gösterilen çizgiler üzerinde duracak; bu çizgileri Barış Konferansının açılışına değin ve Konferansın yapıldığı sürece geçmeyecektir.

Çanakkale Bölgesi: Lapseki kuzeyinde Bozburnu ve güneyde Kumburnu temel noktaları oluşturmak üzere, Asya kıyısından yaklaşık onbeş kilometre derinlikte bir çizgi.

İzmit Yarımadası: İzmit körfezinde Darıca’dan başlayıp Gebze’den geçerek Karadeniz üzerinde Şile’ye uzanan çizgi. (Burada adı geçen yerler Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine bırakılacaktır). Darıca’dan Şile’ye giden yol Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Müttefik Devletler askerlerince ortaklaşa kullanılabilecektir.

Yukarıda belirtilen ayırıcı çizgiler Müttefik Ordularının her birinden bir Subay ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin bir subayından oluşacak Karma Komisyonlarca belirlenecektir.

Müttefik Devletler Hükümetleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti çıkabilecek olayların önünü alacak gerekli önlemlere başvurmakla birlikte, aşağıda yazılı yerlerde kendi kuvvetlerinin sayısını çoğaltmağı, tahkimat ya da başkaca askersel işlere girişmeği yükümlenirler.

Çanakkale bölgesi: Bozburnu – Kumburnu çizgisinin, Boğazdan başlayarak, 15 kilometre doğusundaki yere dek; İzmit Yarımadasında: Boğaziçi’nden başlayarak, Şile – Darıca çizgisinin 40 km. doğusundaki bir yere dek.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Bozburnu (Lapseki kuzeyi) ile Karaburun (Karabiga kuzeyi) arasındaki deniz kıyısının en az on beş kilometre yakınına dek top yerleştirmemeği üstlenir.
12. Müttefik Devletler kuvvetleri şimdi bulundukları topraklarda kalacaklardır. Bu topraklara Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Barış Konferansının kararlarına değin, saygılı olmağı üstlenir. İşbu topraklar şunlardır:

İstanbul Yarımadasında: Karadeniz kıyısında Pedima’nın yedi kilometre kuzeybatısındaki bir noktadan, Istranca, Mertekli, Kışağılı, Sinekli, Karasinan Çiftliği, Kadıköy, Yenice, Kadurina Çiftliği, Kalikratya’ya dek (tüm bu yerler içeride kalmak üzere) uzanan çizginin doğusundaki yarımadanın tümü;

Gelibolu Yarımadasında: Baklaburnu, Saros Burnu, Bolayır ve Soğluma ağzı (tüm bu yerler içeride kalmak üzere) çizgisinin güneyinde kalan Gelibolu Yarımadasının tümü.

13. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Barış Andlaşmasının onaylanmasına değin, Doğu Trakya’ya kuvvet geçirmemeği, orada bir ordu toplamamağı ve bulundurmamağı yükümlenir.
14. Bu Sözleşme, imzasından üç gün sonra, 14/15 Ekim 1922 gece yarısı yürürlüğe girecektir. Mudanya’da, Fransızca olarak, 11 Ekim 1922 günü imza edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti adına
Ferik (Tümgeneral) İSMET Fransa adına: General CHARPY
İtalya adına: General MONBELLI
Büyük Britanya adına: General HARRINGTON
Yunan Hükümetinin, Mudanya Silah Bırakışımı Sözleşmesine katılmak üzere, Müttefik Devletlere 14 Ekim 1922 günü yaptığı açıklama (İstanbul)

Yunan Hükümeti, özellikle Doğu Trakya’daki Hıristiyan halkın varlığının ve mallarının korunması için verilen güvence ve süreler konusunda Mudanya’da Yunan Delegelerince yapılan açıklamanın göz önünde tutulması gerektiği düşüncesiyle, Hıristiyan halk yararına Müttefik Devletlerin insancıl duygularına son kez sığınırken, bu Devletlerin isteklerine uygun biçimde hareket etmek üzere, alınan kararlara razı olmağa ve 11 Ekim 1922 günü Mudanya’da imzalanan Silah Bırakışımı Sözleşmesine katılmağa zorunluk duyduğunu açıklar.

Büyükelçilerden
SINOPULOS

İsmet İnönü heykelinin bulunduğu Mudanya Mütarekesi Anıtı

Avrupa’nın En İyi 25 Hukuk Fakültesi

0

Avrupa’nın En İyi Hukuk Fakülteleri ve Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri sıralaması, QS World University Rankings by Subject – Law & Legal Studies verileri esas alınarak listelenmektedir. Üniversiteler, hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki akademik ve araştırma performanslarını ölçmeye yönelik belirli göstergeler üzerinden değerlendirilmektedir. QS’nin 2026 yılı Law & Legal Studies sıralaması 25 Mart 2026 tarihinde yayımlanmış ve dünya genelinde 400’den fazla üniversiteyi kapsamıştır.

QS World University Rankings tarafından Hukuk ve Hukuk Çalışmaları alanında sıralama oluşturulurken akademik itibar, işveren itibarı, makale başına araştırma atıfları, H-endeksi ve uluslararası araştırma ağı gibi göstergeler kullanılmaktadır.

Avrupa’daki üniversiteler, farklı hukuk geleneklerinin ve hukuk sistemlerinin bulunduğu ülkelerde faaliyet göstermektedir. Sıralamada Birleşik Krallık başta olmak üzere Batı, Kuzey, Güney ve Orta Avrupa ülkelerindeki üniversiteler yer almaktadır. QS’nin 2026 hukuk ve hukuk çalışmaları sıralaması, Avrupa’daki üniversitelerin yanı sıra dünyanın diğer bölgelerindeki üniversiteleri de kapsamaktadır.

Avrupa’nın En İyi Hukuk Fakülteleri’nin Belirlenme Usulü

QS’nin Law & Legal Studies alanındaki sıralamasında üniversitelerin hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki performanslarını değerlendirmek amacıyla çeşitli göstergeler kullanılmaktadır. Başlıca göstergeler şunlardır:

  • Akademik itibar: Akademisyenlerin, hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki üniversitelere ilişkin değerlendirmeleri.
  • İşveren itibarı: İşverenlerin üniversite mezunlarının niteliğine ilişkin değerlendirmeleri.
  • Makale başına araştırma atıfları: Akademik yayınların aldığı atıflar üzerinden araştırmaların etkisinin değerlendirilmesi.
  • H-endeksi: Akademik yayınların üretkenliği ile bu yayınların aldığı atıflar üzerinden araştırma etkisinin ölçülmesi.
  • Uluslararası araştırma ağı: Üniversitelerin farklı ülkelerdeki akademik kurumlarla gerçekleştirdiği araştırma işbirliklerinin değerlendirilmesi.

Bu göstergeler kullanılarak üniversitelerin hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki akademik itibarı, araştırma etkisi ve uluslararası akademik bağlantıları karşılaştırılmaktadır.

Dünya Sırasındaki Yeri
Üniversite
Ülke
2 University of Oxford Birleşik Krallık
3 University of Cambridge Birleşik Krallık
9 London School of Economics and Political Science (LSE) Birleşik Krallık
13= University College London (UCL) Birleşik Krallık
15 The University of Edinburgh Birleşik Krallık
16 King’s College London Birleşik Krallık
19 Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne Fransa
23 Leiden University Hollanda
33 Queen Mary University of London Birleşik Krallık
36 University of Amsterdam Hollanda
37 Humboldt-Universität zu Berlin Almanya
40 University of Bologna İtalya
42= Ludwig-Maximilians-Universität München (LMU) Almanya
46 KU Leuven Belçika
49= Durham University Birleşik Krallık
49= Heidelberg University Almanya
54= University of Bristol Birleşik Krallık
54= Bocconi University İtalya
59 Sciences Po Fransa
60= Sapienza University of Rome İtalya
63= University of Glasgow Birleşik Krallık
67= Complutense University of Madrid İspanya
67= Maastricht University Hollanda
69 University of Leeds Birleşik Krallık
70 University of Manchester Birleşik Krallık
73 Trinity College Dublin İrlanda
75= Utrecht University Hollanda
81= University of Geneva İsviçre
81= Universität Hamburg Almanya
83 European University Institute İtalya
84= University of Warwick Birleşik Krallık
84= Universidad Autónoma de Madrid İspanya
88 University of Nottingham Birleşik Krallık
89 ETH Zurich İsviçre
95 University of Zurich İsviçre
98 University College Dublin İrlanda
99 Freie Universität Berlin Almanya

Avrupa’nın En İyi 25 Hukuk Fakültesi

Hukuk Fakültesi Ülke
 University of Cambridge
İngiltere
 University of Oxford İngiltere
London School of Economics and Political Science (LSE) İngiltere
UCL (University College London İngiltere
King’s College London İngiltere
The University of Edinburgh İngiltere
Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne Fransa
Leiden University Hollanda
Queen Mary University of London İngiltere
KU Leuven Belçika
Humboldt-Universität zu Berlin Almanya
Durham University İngiltere
University of Amsterdam Hollanda
Ludwig-Maximilians-Universität München Almanya
European University Institute İtalya
Lomonosov Moscow State University Rusya
Maastricht University Hollanda
Ruprecht-Karls-Universität Heidelberg Almanya
Sapienza University of Rome İtalya
Sciences Po Fransa
The University of Manchester İngiltere
University of Nottingham İngiltere
The University of Warwick İngiltere
The University of Dublin  İrlanda
Universidad Autónoma de Madrid  İspanya

Oxford Üniversitesi Kütüphanesi

Fakülteler arasındaki derecelendirmeler, bir çok faktörü göz önünde bulundurarak, fakülteyi dünya çapında bir eğitim kurumu haline getiren özellikler birlikte değerlendirilerek yapılmaktadır.

Göstergeler arasında, akademisyenler arasında araştırma kalitesinin değerlendirilmesi, üretkenlik, yayınlanmış bilimsel makale sayısı, yayınlanan makalelere diğer akademisyenler tarafından yapılan atıf ve referans sayısı, fakülteye ve akademisyenlere verilen ödüller bulunmaktadır. Eğitim disiplini ve akreditasyonlar kaliteyi artıran faktörlerdendir.

Kalite değerlendirmelerinde, öğrenci geri bildirimleri, ulusal öğrenci anketleri, kariyer destek hizmeti, mezunların çalışma ve iş bulma oranı, öğrenci sayısı ile akademisyen sayısının birbirlerine oranı önem taşımaktadır.

Fakültelerdeki öğrencilerin personele oranı, yabancı öğrenci oranı, Erasmus gibi değişim programlarının bulunup bulunmaması, değişim programlarına katılan öğrenci sayısı ve oranı, diğer üniversite ve hukuk fakülteleri ile kurulan uluslararası ortaklıkların sayısı ve işbirliğinin niteliği dikkate alınmaktadır.

Hukuk Fakültelerinde bulunan spor tesisleri, bilişim hizmetleri, okul kütüphanesinin olup olmaması, kütüphanedeki kitap sayısı, sağlık imkanları ve öğrenci kulüp ve toplulukları diğer göstergelerdir.

Hukuk Fakültelerinde, online ve çevrim içi hizmetlerin bulunup bulunmaması, sosyal sorumluluklara katılım, çevre ve insan haklarına karşı duyarlılık ve farkındalık projeleri dikkate alınmaktadır. Fakültenin, yenilikçi olması ve yenilikçi fikirleri desteklemesi, öğrenciler ve akademisyenler tarafından geliştirilen proje ve programları dikkate alması önem kazanmaktadır.

Hukuk fakültelerinde, düzenlenen konser ve sergi sayısı, alınan kültürel ödüller, kültür ve sanat yatırımları da kalite sıralamasında dikkate alınan kriterlerdir.

Öğrencilerin burs imkanı, engellilerin eğitime erişim imkanı, toplumsal cinsiyet eşitliği, cinsiyet dengesi ve düşük gelirli öğrencilere yapılan sosyal yardımlar diğer objektif kriterlerdir.

Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri

0
Oxford Üniversitesi Kütüphanesi

Dünyanın En İyi 100 Hukuk Fakültesi sıralaması, QS World University Rankings by Subject – Law & Legal Studies verileri esas alınarak oluşturulmaktadır. Üniversiteler, hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki akademik ve araştırma performanslarını ölçmeye yönelik belirli göstergeler üzerinden değerlendirilmektedir.

QS World University Rankings tarafından Hukuk ve Hukuk Çalışmaları alanında sıralama oluşturulurken akademik itibar, işveren itibarı, makale başına araştırma atıfları, H-endeksi ve uluslararası araştırma ağı gibi göstergeler kullanılmaktadır.

Sıralamaya giren birçok üniversite, Anglo-Sakson Hukuk Sisteminin uygulandığı ülkelerde bulunmaktadır. Bu üniversitelerin önemli bir bölümü Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’tadır.

2026 QS Hukuk ve Hukuk Çalışmaları sıralamasında Türkiye’den hiçbir üniversite veya fakülte ilk 100 içerisinde yer almamaktadır.

Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri’nin Belirlenme Usulü

QS’nin Law & Legal Studies alanındaki sıralamasında beş temel gösterge kullanılmaktadır:

  • Akademik itibar: Akademisyenlerin, hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki üniversitelere ilişkin değerlendirmeleri.
  • İşveren itibarı: İşverenlerin üniversite mezunlarının niteliğine ilişkin değerlendirmeleri.
  • Makale başına araştırma atıfları: Akademik yayınların aldığı atıflar üzerinden araştırmaların etkisinin değerlendirilmesi.
  • H-endeksi: Akademik yayınların üretkenliği ve bu yayınların aldığı atıflar üzerinden araştırma etkisinin ölçülmesi.
  • Uluslararası araştırma ağı: Üniversitelerin farklı ülkelerdeki akademik kurumlarla kurduğu araştırma işbirliklerinin değerlendirilmesi.

Bu göstergeler kullanılarak üniversitelerin hukuk ve hukuk çalışmaları alanındaki akademik itibarı, araştırma etkisi ve uluslararası akademik bağlantıları karşılaştırılmaktadır.

 

Sıra Üniversite Ülke
1 Harvard University ABD
2 University of Oxford Birleşik Krallık
3 University of Cambridge Birleşik Krallık
4 Yale University ABD
5 Stanford University ABD
6 National University of Singapore (NUS) Singapur
7 New York University (NYU) ABD
8 Columbia University ABD
9 London School of Economics and Political Science (LSE) Birleşik Krallık
10 University of California, Berkeley ABD
11 The University of Melbourne Avustralya
12 University of Chicago ABD
13= University of New South Wales (UNSW Sydney) Avustralya
13= University College London (UCL) Birleşik Krallık
15 The University of Edinburgh Birleşik Krallık
16 King’s College London Birleşik Krallık
17 The University of Sydney Avustralya
18 University of Toronto Kanada
19 Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne Fransa
20 The University of Hong Kong Hong Kong
21 Georgetown University ABD
22 University of Pennsylvania ABD
23 Leiden University Hollanda
24 The University of Tokyo Japonya
25 Australian National University (ANU) Avustralya
26= Cornell University ABD
26= University of British Columbia Kanada
28 Peking University Çin
29 Tsinghua University Çin
30 McGill University Kanada
31 University of California, Los Angeles (UCLA) ABD
32 Monash University Avustralya
33 Queen Mary University of London Birleşik Krallık
34 Universidad de Buenos Aires (UBA) Arjantin
35 O.P. Jindal Global University Hindistan
36 University of Amsterdam Hollanda
37 Humboldt-Universität zu Berlin Almanya
38= Pontificia Universidad Católica de Chile Şili
38= Universidad Nacional Autónoma de México (UNAM) Meksika
40 University of Bologna İtalya
41 City University of Hong Kong Hong Kong
42= Ludwig-Maximilians-Universität München (LMU) Almanya
42= University of Michigan-Ann Arbor ABD
44= Duke University ABD
44= Seoul National University Güney Kore
46 KU Leuven Belçika
47 University of Virginia ABD
48 Universidad de Chile Şili
49= Durham University Birleşik Krallık
49= Universidad de los Andes Kolombiya
49= Heidelberg University Almanya
52 Shanghai Jiao Tong University Çin
53 The Chinese University of Hong Kong (CUHK) Hong Kong
54= Bocconi University İtalya
54= University of Bristol Birleşik Krallık
56= Kyoto University Japonya
56= Singapore Management University Singapur
56= Universidade de São Paulo Brezilya
59 Sciences Po Fransa
60= Sapienza University of Rome İtalya
60= The University of Queensland Avustralya
60= Universidad Externado de Colombia Kolombiya
63= Adelaide University Avustralya
63= University of Glasgow Birleşik Krallık
65= China University of Political Science and Law Çin
65= University of Auckland Yeni Zelanda
67= Complutense University of Madrid İspanya
67= Maastricht University Hollanda
69 University of Leeds Birleşik Krallık
70 University of Manchester Birleşik Krallık
71 Nanyang Technological University Singapur
72 Waseda University Japonya
73 Trinity College Dublin İrlanda
74 Fudan University Çin
75= National Taiwan University Tayvan
75= University of Technology Sydney Avustralya
75= Utrecht University Hollanda
78 Renmin University of China Çin
79 Northwestern University ABD
80 Boston University ABD
81= University of Geneva İsviçre
81= Universität Hamburg Almanya
83 European University Institute İtalya
84= University of Warwick Birleşik Krallık
84= Universidad Autónoma de Madrid İspanya
86= George Washington University ABD
86= The University of Texas at Austin ABD
88 University of Nottingham Birleşik Krallık
89 ETH Zurich İsviçre
90 Zhejiang University Çin
91= Pontificia Universidad Católica del Perú Peru
91= Victoria University of Wellington Yeni Zelanda
93= Macquarie University Avustralya
93= Universidad del Rosario Kolombiya
95 University of Zurich İsviçre
96= Pennsylvania State University ABD
96= University of Indonesia Endonezya
98 University College Dublin İrlanda
99 Freie Universität Berlin Almanya
100= American University ABD

Şeref kavramı, Joseph Fouché örneği ve ikiyüzlülüğün sıradanlaşması

0
Sami Selçuk

Şeref kavramı, Joseph Fouché örneği ve ikiyüzlülüğün sıradanlaşması / Prof. Dr. Sami Selçuk 

Unutmayalım, “Dünya,” demişti Napoléon, “kötü insanların şirretinden değil, iyi insanların susmalarından, sessiz kalmalarından acı çekmektedir.” Hiçbir hukukçunun, taşıdığı hukukçu yurttaş ve bilim sorumluluğuyla ülkemizde yaşanan hukuk dışılıklara sessiz kalma hakkı yoktur. Olamaz da…

Ülkemizde sık sık yaşanan ve bireyselliği aşıp topluma da yansıyan bazı olayları, “işlevsel açıklamalar”la ya da bir tür indirgemecilik olan “metodolojik bireycilik”le gün ışığına çıkarmak çok güçtür.

Çünkü yaşananlar, genelleştirilemeyecek biçimde bizim insanımıza ve toplumumuza özgüdür; çağdışılığın ve yavanlığın yansımalarıdır.

Nitekim T24’te yayımlanan “Hukuk Düzeninde Geldiğimiz Nokta” (14 Ağustos 2025) başlıklı yazımda toplumumuzda yaygın ve kınanası bir ahlak dışılığa 1960 darbesiyle birlikte tanık olduğumuzdan söz etmiş ve gerçekten, demiştim, bu darbeden bir gün önce Yedek Subay Okulu’nda dışarı çıkmamıza bizlere hakaretler ederek, üstüne üstelik iktidarı savunarak bir dakika dahi izin vermeyen subayların hemen hepsinin, darbe olduğu gün ülkeyi kurtaran birer kahraman kesilerek düşürülen iktidara sövdüklerine tanık olmuş ve şu tanıda bulunmuştum: İkiyüzlülüğün sıradanlaşması ve yaygınlaşması.

Yıllarca sonra bugünlerde bu yazının yayımlanmasından 24 saat bile geçmeden bütün Türkiye halkı, iktidardan yana olanları bile tiksindiren, yüzleri kızartan bir olaya tanık olmuştu.

Ayrıca olay, sadece tiksinti verici değil; iktidar ve muhalefet için, kişilik ve ahlak anlayışımız açısından son derece düşündürücüydü.

Çünkü uzun süre bir partisini milletvekili ve belediye başkanı olarak temsil eden bir bayan, veriler göre kendi partisinin iktidara koştuğu ileri sürülen, bu yüzden de hiç umulmadık bir zamanda iktidar partisine geçmişti. Basın, bu geçişin kişisel yararlardan kaynaklandığını yazıyordu.

Vaktiyle aynı kişinin iktidar partisi ve başı için söylediklerini düşününce, bu geçişin gerekçesi ne olursa olsun, herkes şaşırmıştı buna. Olasılıkla iktidar partisinde olanlar bile.

Hatta geçtiği partinin başkanı bile şaşkındı. Televizyon kanallarında parti değiştiren milletvekiline ve belediye başkanına bakışından belliydi, bu.

Ancak ben, hiç şaşırmadım. Çünkü çok yaşadım bu türden ilkesizlik örneklerini.

Unutulmamalıdır ki, tarihte her dönemin adamı olanlar vardır.

Sözgelimi, ééon’un yalancılığıyla ünlü Dışişleri Bakanı Talleyrand (1754-1838) bunlardan biridir. Napoléon’un “Siz ipek çorabımda bir pisliksiniz (kaka)” diyerek onu küçümsemesi ve aşağılaması, yalnızca tarihlere değil, sözlüklere bile geçmiştir (Örneğin, Robert, Paul, Dictionnaire Alphabétiqe et Analogique de la Langue Française, Paris, 1973, s. 1073). Çünkü Talleryand, söylediklerinin tersi bile yalan olduğuna inanılan bir bakandır. Bu yüzden Avusturya Başbakanı Metternich (1773-1859), “Talleyand ölmüş”’ dediklerinde verdiği yanıt çok anlamlı, bu yüzden de çok ünlüdür: “Mutlaka yine bir hesabı vardır.”

Dönemin bakanlarından Joseph Fouché ise, ikiyüzlülüğüyle bu tabloyu tamamlamıştır. Bu yüzden François-René de Chateaubriand (1768-1848), İmparatorun yanına girerken Talleyrand ile Fouché’nin çıktıklarını görünce, “Ben içeri girerken yalancılık ile ikiyüzlülük, İmparatorun yanından kol kola çıkıyorlardı” diye yazmıştır, unutulamaz yapıtında.

Fransız ihtilali döneminin ve hemen sonrasında bütün güç odaklarında yer alan ikiyüzlü, yasaların ve insanlığın “kalleş” diyerek andığı Brutus’un öz kardeşi Joseph Fouché’yi (1759-1820), Fransa’da herkes bilir.

O, 1789 États généraux’nun özgürlükçü ve ılımlı “Jirondin”ler ile Robespierre’in önderliğindeki cumhuriyetçi ve köktenci radikal “Jakoben”ler çatışmasında bu berikilerin yanında yer almış; Fransız Devriminin Terör Dönemi’nde (1793 ve 1794 yılları), 16 bin ila 40 bin kişiyi giyotine göndermiş, Valmy zaferinden sonra Eylül 1792’de Cumhuriyetin ilanında ve 1793’te Kral Louis XVI, ardından Kraliçe Marie-Antoinette’in ölüm cezalarının yerine getirilmesinde rol almış biridir.

Joseph Fouché, şaşıracaksınız, ama aslında papaz okullarında yetişmiş bir öğretmendir. O, 1792’de milletvekili olmuş, ceketinin cebine bir gün önce koyduğu ve kralın “affı”nı isteyeceği yazısıyla kürsüye çıkmışsa da, sonucun Jakobenlerin istediği doğrultuda çıkacağını kestirince bir çırpıda saf değiştirmiş “La Morte” (ölüm) diye haykırarak oy kullanmıştır. Kral yanlısı ayaklanmalar karşısında kanla temizleme eylemlerinde bulunmuş, Lyon‘da 1.600 kişiye ölüm cezası verilmesini sağlamış, bu yüzden kendisine “Lyon Kasabı” denmiş, daha önceleri desteklediği Robespierre‘in yönetimden uzaklaştırılmasını sağlamış, 1799’da Konvansiyon Başkanı P. Barras’ın yardımıyla polis örgütünün başına geçirilmiş, oluşturduğu geniş ajan ve muhbir ağını Napoléon‘un hizmetine sunmuş, örgütünü kendi çıkarları için kullanmış, 1809’da Otranto Dükü olmuştur.

Joseph Fouché’yi en iyi anlatan yazar, kuşkusuz Stefan Zweig’dır (1881-1942). Ona göre, Fouché demek, politik rüzgârın yönünü kestirme, çıkarcılık, döneklik, ikiyüzlülük, güçlünün kim olduğunu kestirmek, kısaca Makyavelcilik demektir.

Özetle Joseph Fouché, Fransız Devrimi’nin en kanlı günlerinde siyaset rüzgârı yön değiştirince, infazları bile durduran, Jakobenlerin üzerine giden ve iz bırakmamak için idamları gerçekleştiren cellatları bile öldürten, sıradan bir din adamı iken devrimcilere katılıp kiliseleri yakan, rahipleri giyotine gönderen, yakın dostu Robespierre’in ilkin yanında, sonra da onu giyotine gönderenlerin yanında yer alan, kendisini var gücüyle Napoléon’un yükselmesine adayan, Waterloo yenilgisinden sonra Kral XVIII. Louis’ye sığınıp bir bakanlık bile kapan, yeri geldiğinde komünistlerin ve ateistlerin en azılısı olan, Napoléon yükseldiğinde cumhuriyetçi gömleğini çıkarıp monarşist olan, yenildiğinde ise Kral XVIII. Louis’ye  sığınıp karşısına çıkan bir hain, Napoléon Elbe’den kaçınca yeniden onun hizmetine giren, Waterloo yenilgisi üzerine önce, kendisi için “tanıdığım en kusursuz dönek”diyen Napoléon’a, daha sonra da  Krala, en sonunda da İtalya’ya sığınan, ateist olmasına rağmen ölümünden önce rahip çağırarak kutsal yağla kutsanmasını isteyen, özetle Stefan Zweig’ın dediği gibi, “İhanet etmeye o kadar alışmış ki, sonunda ihanet edecek birini bulamayınca kendine ihanet eden,” yeri geldiğinde komünist olup soyluların mallarını yağmalayan ve sonra da Fransa’nın en zengin ikinci adamı olan, tarihin gördüğü en güvenilmez, tiksindirici bir kalleştir.

Özetle o, tarihin gördüğü en çirkin bir ikiyüzlülük oyuncusu alçak, Zweig’ın anlatımıyla bir “ihanet dâhisi”dir.

Hiçbir zaman asla yenilenlerin, yitirenlerin yanında yer alacak kadar mert biri olmamıştır, olamamıştır.

Ülkemize gelince, son yıllarda Türkiye’miz de, ne yazıktır ki, ”Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultan Abdal yoldaşlarının ülkesi olmaktan çıkmış, Fouché’lerin ülkelerine dönüşmeye başlamıştır.

Oysa bildiğimce, yaratıcıdır, Türk insanı. “Yaratıcı ise, haz uğruna çalışan biri değildir. Mutlaka ihtiyaç duyduğu şeyi yaratır” (Deleuze).

Öte yandan “Ağır ağır ölür şereflerini (özsaygıların)ı ağır ağır yok edenler” demişti, bir şiirinde Pablo Neruda.

Elbette doğru bir belirlemeydi, bu.

Bu yüzden ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, ülkemizi yönetenler, attıkları her adımda halkımızın en küçük kesimini bile dışlayamazlar. Nitekim bu nedenlerle bütün demokrasilerde olduğu gibi krallar, özellikle de cumhurbaşkanları, böyle bir anlayışla yansız ve nesnel (objektif) davranacakları konusunda insanı insan yapan ve kimilerince saygı gösterilmeyen birine bile saygıyı zorladığı için insanı öbür canlılardan ayıran “ŞEREF” (özsaygı, onur, amour propre, amor proprio, auto estima) değeri ve bu değeri yönettiği halk için güvence kılarak “laiklik” üzerine ant içerler.

Şunu da hiç kimse unutmamalı: Anasından doğan her İNSAN için Alman Anayasası’nın birinci maddesinin birinci fıkrası şöyle demektedir: “İnsanın şerefine (özsaygı, saygınlık) dokunulamaz. Bütün devlet gücü, bu değere saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.”

Hukukta bu kuralın adı, “sonsuzluk, ebedilik kuralı”dır (Rüthers, Bernd / Fischer, Christian / Birk, Axel, [Doğan, İlyas / Aldudak, Rukiye / Eyman, Aydın], Hukuk Teorisi, Ankara, 2020, s. 363). Çünkü bu madde, insanlığın yüz karası Hitler çılgınlığıyla her Alman’ın şerefini, insanlığını yerle bir eden, vicdanları yıkanamaz duruma getirerek kusturan Polonya’daki Trebilinka, İspanya’daki Auschwitz, Yunanistan’daki Haydari alçaklıkları gerçeğinden esinlenmiştir. Bu nedenle söz konusu madde, özünde Yaşar Kemal’in dediği gibi, dört kitapta bile asla yeri olmayan yıkım ve alçaklıklara bundan böyle hiçbir insanın destek olmamasını, olursa o destekçilerin üstüne gidilmesini buyuran bir hükümdür.

Tam bu noktada bir ayraç açmakta yarar vardır.

Bilindiği üzere değerleri, toplum içinde yaşayan insan yaratmıştır. O değerlerin başında gelen “şeref,” yineleme pahasına belirtelim ki, AİHM’nin, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve ilk mahkemelerin kararlarında en yüksek değer olarak benimsenmiştir. Zira şeref, her hukuk öznesinin tinsel bütünlüğünü anlatan, bu bütünlük hakkında kendisinin ve başkalarının düşüncelerini, değer yargılarını sergileyen toplumsal bir kavramdır

Arapçadan aldığımız “şeref” sözcüğü ve kavramı üzerine hem Arap ve hem de batılı düşünürler çok eğilmişlerdir.

Arapçada şeref, bir kimseye gösterilen saygının dayandığı tinsel (manevi) yücelik, ululuk; erdem, yüreklilik vb. üstün niteliklerle kazanılmış ün; övünülecek durum gibi anlamlara gelmektedir. Şeref, kişinin kendi öz nitelikleri ve erdemleriyle ilgili ise “şeref-i zâtî”; konum ve rütbesiyle ilgili ise “şeref-i ârizî” ya da “şeref-i izâfî” olarak adlandırılmıştır. Bundan başka sözgelimi, “şeref-ül mekân bi’l-mekin” sözünün anlamı ve insanlara ulaştırdığı ileti çok düşündürücüdür: “Oturulan yer, şerefini orada oturandan alır” (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Lûgat, Ankara, 1986, s. 1186; Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul, 2006, III, s. 2937).

Bu yaklaşımlar elbette bütün toplumlarıda geçerlidir. Gerçekten her toplumda, özellikle de Batı toplumlarında geçerli olan hukuk düzeninin dışında ahlak anlayışının da odağında yer alan “şeref” kavramının kökleri ve kaynakları, Eski Yunan felsefesine değin uzanmaktadır. Eski Yunan’ın kent devletlerinde toplumsal konumla ilgili olarak şerefli duruş, soylulara özgü en yüce değer sayılmıştır (Taner Timur, Felsefe, Toplum Bilimleri ve Tarihçi, İstanbul, 2011, s. 18).

Bu nedenlerle “Sorgulanıp eleştirilmeyen yaşam, yaşanmaya değmez” diyen; insanı, kendisine ve başkalarına akılcı bir soru sorulduğunda akılcı yanıtlar verebilen “sorumlu” bir varlık, bir ahlak ve hukuk öznesi olarak algılayan Sokrates (Ernst Cassirer, (Necla Arat), İnsan Üstüne Bir Deneme, İstanbul, 1997, s. 20), ilkelerinden ve şerefinden asla hiç ödün vermemiş; ölüm cezasına hüküm giydiği zaman bile, yargılamanın adil olmadığına inanmasına karşın, devletin yasalarına uymak gerektiğini belirterek, kendisine verilen baldıran ağısını duraksamadan içmiştir.

Ayraç içinde belirtmek gerekir ki, Melih Cevdet Anday, “Felsefe” sözcüğünün Yunanca “sevgi” (philia) ve “bilgi/bilgelik” (sophia) sözcüklerinin birleşmesinden oluştuğu, “bilgi/bilgelik sevgisi” demek olan ve Türkçede bu anlamda kullanılan “felsefe” ya da “filozofi” (philosophie) sözcüklerinin doğru olduğu; buna karşılık düşünür, felsefeci anlamında kullanılıp, “z” harfiyle yazılan “filozof” sözcüğünün doğru olmadığı, zira Yunanca “zophus” sözcüğü “karanlık” anlamına geldiği için filozof sözcüğünün zorunlu olarak “karanlık seven, karanlık sever” anlamına geleceği, “bilgi seven, bilge sever” anlamına gelmeyeceği, dolayısıyla “filosof” olarak yazılması gerektiğini, haklı olarak, ileri sürmüştür (Melih Cevdet Anday, En Önemli İş, Cumhuriyet, 30 Eylül 1994).

Ayracı kapatıp konumuza dönelim ve şu olay asla unutmayalım: İmparator Neron’a suikast düzenlediği iddiasıyla yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldığı zaman kendisine cezanın yerine getirilme biçimini seçme olanağı tanınması, ancak vasiyetnamesini yazması için zaman verilmemesi üzerine, son anında yanında bulunan eşine ve çocuklarına dönerek “Üzülmeyin, size akçalı zenginliklerden daha değerli bir şey bırakıyorum: Şerefli ve erdemli bir yaşam” demiştir (Cemal Yıldırım, Bilimsel Düşünme Yöntemi, Ankara, 2008, s. 341).

Aynı nedenlerle pusu kurma, arkadan vurma, kalleşlik gibi yöntemler ve kurnazlıklar, insanın kendisine saygısızlık (haysiyetsizlik), şerefsizlik sayılarak Batı tarihinde en büyük kınamaların konusu olmuş ve Batı hukukunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında şeref, insan saygınlığı (dignité humaine), “temel ilke” (principe matriciel) olarak benimsenmiştir (Jean François Renucci, Droit européen des droits de l’homme, Paris, 2001, s.1).

Ayrıca unutulmamak gerekir ki, şeref kavramı, Batı’da “yaşam değeri” ya da “yaşam hakkı”yla özdeş düzeyde sayılmıştır. Bu yüzden düello, yüzyıllarca şerefi kurtarmanın bir yöntemi olarak benimsenip kurumlaşmıştır. Bilindiği üzere düello, iki kişi arasında toplum önünde şerefi kurtarmak amacıyla belli kurallar çerçevesinde öldürücü silahlarla yapılan bir dövüştür. Batıda düellonun suç olarak benimsenmesi ve yasaklanması çok sonraları olmuştur. Sözgelimi, düello Fransa’da 1547’de, İngiltere’de 1819’da yasaklanmıştır. Ancak bu yasağa karşın düelloya daha sonraki dönemlerde de rastlanmaktadır. Düelloya kurban giden ünlüler arasında, 1832’de henüz 21 yaşında iken öldürülen ve kendi adıyla anılan bir kuramın sahibi Matematikçi Evariste Galois; 1841’de 27 yaşında iken öldürülen Rus yazarı Lermontov; 1857’de 49 yaşında iken öldürülen Rus yazarı ve ozanı Puşkin de bulunmaktadır.

Şerefli olmanın, mertliğin ve erdemin simgesi ve yansıması olarak görülen düello, Batının ahlaka yaklaşımı doğrultusunda uzun süre uygulamada kalırken, yukarıda da belirtildiği üzere, beynin bencil düşünmesinin ürünü ve dolayısıyla özünde ahlaksızlığın bir izdüşümü sayılan kurnazlık, kalleşlik, ahlaka aykırı görülmüş, hiçbir zaman bağışlanmamıştır. Bunun en çarpıcı örneği, Sezar’ı MÖ 44 yılında kalleşçe öldüren Brutus’tur. Tarih, acımasız, eli kanlı, buyurgan Sezar’ı bağışlamış, ama kalleş ve kurnaz Brutus’u asla bağışlamamıştır.

Bu konuda bir başka örnek de şudur: ABD tarihinde yağma, tren soygunları ve sayısız insanı öldürme gibi birçok suç işleyen ünlü haydut Jesse James, duvarda asılı tablonun tozunu almak ve eğriliğini düzeltmek amacıyla sandalyeye çıktığı sırada, başına konan ödülü almak için bu fırsatı kaçırmayan arkadaşı Robert Ford tarafından 3 Nisan 1882 tarihinde arkadan silahla vurularak kalleşçe öldürüldüğü zaman, Amerikan toplumunun tepkisi, yine bu ahlak anlayışı doğrultusunda olmuştur. İnsanları acımasızca öldüren, soygunlar yapan, devletçe başına ödüller konan haydudun bu biçimde öldürülmesini Amerikan halkı, mertçe ve insanca bulmadığından asla sevinememiş; Robert Ford’u da bu yüzden bağışlanamaz bir şeref ve ahlak yoksunu olarak görmüş, onu yıllarca kınayıp durmuştur.

Buna karşılık Jesse James, Amerikan tarihinde efsaneleşmiş, hakkında kitaplar yazılmış, yaşamı yirmileri bulan filmlere konu olmuştur.

Bu açıdan Adorno’nun 7 Mayıs 1963’te ahlak felsefesi üzerine verdiği ilk dersinde söylediği şu sözler çok düşündürücüdür: “…kafanıza taş atacaksam bunu en baştan söylemiş olmam, size ekmek dağıtacakmışım gibi bir yanılsama yaratmaktan daha iyidir” (Ahlak Felsefesinin Sorunları, Hazırlayan Thomas Schröder, (Tuncay Birkan), İstanbul, 2012, s. 12).

Sanırım bütün bu sözler, kurnazlığın, ikiyüzlülüğün, arkadan vurmanın bencilce bir ahlaksızlık olduğunu çok çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Oysa Doğu toplumlarında ve, ne yazık ki, bizde kurnazlık, zekânın bir göstergesi, övünülesi bir duruştur. İnceleyiniz. Doğu toplumlarının saraylarında sultanları, padişahları nabza göre şerbet vererek dinlendiren dalkavuklar, soytarılar vardır. Batı toplumlarında tekil anlatımla soytarılık diye bir mesleğin bulunup bulunmadığını ben bilmiyorum. Ama şunu iyi biliyorum: Başkan Einsenhower, Beyaz Saray’da dönemin üç büyük düşünürünü, kendi başarılarını övmeleri, yaltaklık etmeleri için değil, her sabah bir gün önce hangi yanlışları yaptığını söylemeleri için görevlendirmişti.

İşte bu Batı anlayışına göre, kaynak yasalarda “kalleşçe, arkadan vurmak suretiyle” (İtalyanca brutalità, Fransızca brutalité) anlamlarına gelen sözcük, bir hukuk kavramına dönüşmüş, Türkçe yasalara “canavarca duyguyla” olarak aktarılmıştır. Haksızlık içeriği ağır olduğundan işte bu kalleşçe insan öldürme, sıradan insan öldürmeden daha ağır sayılmış ve nitelikli insan öldürme suçu olarak birçok yasada ve Batı’dan aktarılan bizim Türk ceza yasalarında yerini almıştır (TCY, m. 82[1]b, Eski TCY, m. 450/3, İtalyan 1889 CY, m. 366/3, İtalyan 1930 CY m. 577/4, [61/1], Fransız 1810 CY, m. 303. Ayrıntılı bilgi için bk. Sami Selçuk, Adalet ve Yaşayan Hukuk, Ankara, 2009, s. 415 vd.).

Bu arada belirtelim ki, Schopenhauer’ın “Şeref kavramının doğu toplumlarında hiçbir değeri ve anlamı yoktur” biçimindeki değerlendirmesi elbette çok acımasızdır.

Ancak doğru ise, o kadar da çok düşündürücüdür.

Yazının devamını okumak için T24 web sitesini ziyaret ediniz. 

2 Ekim Hukuk Takvimi

0
2 Ekim Hukuk Takvimi
2 Ekim Hukuk Takvimi
1452 Hukuk sisteminde yaptığı reformlarla tarihe geçen İngiltere Kıralı III. Richard dünyaya geldi. (Doğumu: 2 Ekim 1452, Fotheringhay Şatosu, Northamptonshire, İngiltere – Ölümü: 22 Ağustos 1485, Leicestershire, İngiltere)
1828 Fransız hukukçu ve eski başbakan Charles Thomas Floquet dünyaya geldi. (2 Ekim 1828 –18 Ocak 1896)
1803 ABD’li devlet adamı Samuel Adams yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Eylül 1722, Ölümü: 2 Ekim 1803)
1870 Roma, İtalya’nın başkenti oldu.
1872 Boston University School of Law (BU Law), 2 Ekim 1872’de Boston, Massachusetts’te kuruldu.
1924 Milletler Cemiyeti’nin 47 üyesi zorunlu tahkim protokolünü imzaladı. Protokol, uluslararası çatışmalarda saldırganlığın önlenmesi için yöntemler oluşturdu.
1953 Almaya Federal Cumhuriyeti (Batı Almanya), Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı, NATO’ya kabul edildi.
1958 Fransız kolonisi Gine, bağımsızlığını ilan etti.
1958 İngiliz doğum kontrolü ve kadın hakları savunucusu Marie Charlotte Carmichael Stopes yaşamını yitirdi. (15 Ekim 1880 – 2 Ekim 1958), Contraception: Its Theory, History and Practice – Doğum Kontrolü: Kuramı, Tarihi ve Uygulaması adlı eseri 1923 yılında yayımlandı.
1967
  • Danıştay, T.Harb-İş Sendikası’nın Amerikan işyerlerindeki grevini erteleyen Bakanlar Kurulu Kararı’nın yürütmesini durdurdu.
  • Thurgood Marshall yemin ederek ABD Yüksek Mahkemesi’nin ilk African-American yargıcı olarak  görevine başladı.
1969 Yargıtay, Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) ile 5 okulun öğrenci birliğini “siyasetle uğraştıkları” gerekçesiyle kapatan yerel mahkeme kararını onadı.  Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Teknik Okul, Yüksek Teknik Okul öğrenci birlikleri kapatıldı.
1970 1968 yılında TİP adına Napoli’deki İtalyan Proleterler Birliği Sosyalist Partisi kongresine gözlemci olarak katıldığı için 5 yıl hapis istemiyle yargılanan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Kürsüsü Doçenti Burhan Cahit Ünal beraat etti.
1972 Yazar Sevgi Soysal tahliye edildi. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce ”Ordunun manevi şahsiyetini tahkir” gerekçesiyle aldığı 10 aylık hapis cezasının üçte ikisini tamamlayan Soysal tahliyesinin ardından gözetim altına alındı.
1972 Esnaf, sanatkâr ve kendi adına çalışan bağımsız işverenleri kapsayan Bağ-Kur Kanunu yürürlüğe girdi. (1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu) 2 Eylül 1971^’de mecliste kabul edilen Kanuna göre Bağ-Kur’a üyelik için başvurular başladı.
1973 Alparslan Türkeş, radyodaki seçim konuşmasında: “MHP Başkanlık Sistemi’ni savunur. Yürütme dinamik ve kuvvetli olmalıdır” dedi.
1974 9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü Davası”nda, eski Milli Birlik Komitesi üyesi emekli general Cemal Madanoğlu dahil tüm sanıklar (25 kişi) beraat etti. 7 kişinin davası daha önceki duruşmalarda düşürülmüştü.
1975 ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye’ye silah ambargosunu 176’ya karşı 237 oyla kısmen kaldırdı. Karara göre Türkiye’nin parasını ödediği silahların gönderilmesi, Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri gücünü azaltması ve haşhaş ekiminin kontrolü gib hususlar yer aldı. Ankara, kararı “yetersiz” buldu.
1978 MHP’den açıklama yapıldı: ”Sıkıyönetim ilan edilmeli, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmalı ve erken seçime gidilmelidir”
1978 Konya’nın Kulu ilçesi Kozan köyü tepesine TKP’nin orak-çekiçli kızıl bayrağını diken Kuran Kursu öğretmeni A.Kayhan tutuklandı.
1979 10 Temmuz 1977’de kahvehane basıp 2 kişiyi öldüren sol görüşlü militan Necdet Adalı, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
1980 DİSK Bursa Bölge Temsilciliği Avukatı Ahmet Hilmi Feyzioğlu, gözaltında tutulduğu Bursa Emniyeti’nde iken hayatını kaybetti. Sıkıyönetim yetkilileri, Feyzioğlu’nun ölümünü “intihar” olarak açıkladı.
1982 Konya Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki duruşmada ”işkence zoruyla imzalatılan polis ifadelerinin dosyadan çıkarılmasını” talep eden 5 avukatın, ”devletin emniyet kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif ettikleri” iddiasıyla Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına karar verildi.
1984 İmar Affı Yasası’nın süresi dolduğu halde, 1 milyon yapının halâ “kaçak” durumda olduğu açıklandı.
1986 “SHP Genel Merkezi’nde Kürtçe ve Arapça konuştuğu” iddiasıyla hakkında DGM’de dava açılan SHP eski MKYK üyesi Edip Servet Devrimci beraat etti. Devrimci’nin “Milli duyguları zayıflatıcı-yok edici propaganda”dan 1-3 yıl arası hapsi isteniyordu.
1997 AB üyesi ülkeler Amsterdam Antlaşması‘nı imzaladı. Antlaşma, 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. 1992 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması‘nın koşullarında köklü değişikler yaptı.
1998 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkında verilen 10 ay hapis cezasıyla ilgili “kararın düzeltilmesi” talebi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca reddedildi.
Gazi Davası’nda gazeteciler Ahmet Şık, Miyase İlknur, Hacer Yıldırım ve Evrim Alataş tanık olarak dinlendi. Olaylar sırasında Cumhuriyet muhabiri olan ve uzun namlulu tüfeklerle ateş eden tutuklu 2 polisi fotoğraflayan Radikal muhabiri Ahmet Şık, polisleri teşhis etti.
1998 Avrupa İnsan hakları Konvansiyonu  Britanya’da yürürlüğe girdi. Metin, anayasası ve medeni kanunu olmayan Britanya’da yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğünü dokunulmaz kılıyor.
2001 Açık Radyo’da yayımlanan “Tuna’nın Beri Yanı” adlı programda Ermenice türküye yer verdiği için İstanbul 4 No’lu DGM’de yargılanan müzisyen Muammer Ketençoğlu ile radyonun Genel Yayın Koordinatörü Şerif Erol beraat etti. “Bölücülük propagandası yaptığı” iddiasına karşı Ketençoğlu duruşmada, “Müzik, evrensel bir dildir. Bölücü değil, yapıcıdır” dedi.
2003 İsrail’de 200 akademisyen, işgal altındaki Filistin topraklarında sivillerin öldürülmesi sebebiyle görev yapmayı reddeden 27 savaş pilotuna imzalı bir dilekçeyle destek verdi. Dilekçede “Profesör, öğretim görevlileri ve öğrenciler olarak, bir başka halka saldırmayı ve öldürmeyi reddetme cesareti gösteren pilotları destekliyoruz” dendi.
2004 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gümrük Birliği Kararnamesi’ni onayladı. Kararname Resmi Gazetede yayımlandı. Dışişleri, kararın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımak anlamına gelmeyeceğini açıkladı.
2006 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Meclis’te çekince konularak kabul edilen “Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı” yasasını onayladı. TBMM’de sözleşmenin memurlara grev hakkı veren maddelerine ve çalışanlara en az dört hafta ücretli izin verilmesini düzenleyen maddelerine çekince konulmuştu.
2007 Dünya “Nonviolence Şiddetten Kaçınma” Günü 15 Haziran 2007’de BM Genel Kurulu oybirliği ile kabul edildi. 2 Ekim günü “Dünya Şiddete Hayır Günü-İnternational Day of Non-Violence” olarak ilan edildi. Uluslararası Şiddetsizlik Günü, Hindistan Bağımsızlık Hareketi lideri Mahatma Gandhi’nin doğum gününe olan ithaf edilmiştir.
2010 1983’de idam edilen İskenderun Lisesi öğrencisi Ali Aktaş’ın ailesi Kenan Evren ve generaller hakkında suç duyurusunda bulundu.
2012 28 Şubat döneminin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 28 Şubat soruşturmasında ”mağdur” sıfatıyla ifade verdi.
2012 Yürütülen soruşturma kapsamında, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cenazesi, Topkapı’daki Anıt Mezar’dan çıkarılarak(Feth-i Kabir) Adli Tıp Kurumuna götürüldü. Adli Tıp Kurumu, cenaze üzerindeki işlemlerini 4 Ekim’de tamamladı. Özal’ın cenazesi 5 Ekim’de yeniden toprağa verildi.
2015 Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak hakkında 8 Mart kutlamalarında yaptığı konuşma nedeniyle “PKK terör örgütünün propagandasını yapmak” suçlamasıyla 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
2016 Norveçli siyasetçi, bürokrat ve hukukçu, Georg Apenes yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Nisan 1940 – Ölümü: 2 Ekim 2016)
2018 Sırp akademisyen, hukukçu ve yazar, Smilja Avramov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Şubat 1918 – Ölümü: 2 Ekim 2018), Uluslararası hukuk konusunda çalışmalar yaptı. Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uluslararası hukuk profesörü olarak görev aldı. 1996 yılından 2009 yılına kadar Sırbistan Cumhuriyet Senatosu üyesiydi. Şubat 2018’de 100’üncü yaşına girdi. Ancak, Belgrad’daki apartman dairesinde kalp yetmezliği sonucu öldü.
2024

Ordu’daki Aybastı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde müdür yardımcısı K.Ç., 16 erkek çocuğa sözlü ve fiziksel cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle  tutuklandı.

2023 Uyuşturucu madde kullandığını itiraf ettiği videodan dolayı gözaltına Dilan Polat’ın kardeşi Sıla Doğu adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Polat, kardeşinin namaz kılarken fotoğrafını paylaştı.
2024
  • İsrail Dışişleri Bakanı Katz, İran’ın İsrail’e füze saldırısını ‘kesin surette kınamadığı’ gerekçesiyle BM Genel Sekreteri António Guterres‘i ‘istenmeyen kişi'(Persona non grata) ilan ettiklerini ve  ülkeye giriş yasağı kararı verildiğini açıkladı.
  • Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş‘in öldürülmesine ilişkin Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada karar açıklandı. 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet, 3 sanık hakkında 18 yıl hapis cezası verildi.,
  • Ekrem İmamoğlu ve 7 kişi hakkında açılan ve 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın duruşması Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. İmamoğlu için siyasi yasak da içeren iddianameyle ilgili yeni bilirkişi raporu dosyaya eklendi. İmamoğlu’nun “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla yargılandığı dava 20 Kasım 2024’e ertelendi.
  • Adalet Bakan Yardımcısı Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı.
2026
2026 Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin(İBB) Saraçhane’deki ana hizmet binasının kendi adına tescil edilmesi için Fatih Tapu Müdürlüğü’ne başvurdu. Talebin hukuki dayanağı olarak Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi gösterildi. Söz konusu madde, vakıf yoluyla meydana gelen ve daha sonra kamu kurumlarının mülkiyetine geçen kültür varlıklarının yeniden vakfına iadesini düzenliyor.

 

Uluslararası Şiddetsizlik Günü

 

2 Ekim Hukuk Takvimi

Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri

0

Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri, Resmi Gazete’nin 14 Eylül 2010 tarihli sayısında Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik ile ilan edilerek aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

Denetim Görevlilerinin Uyacakları Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1

(1) Bu Yönetmeliğin amacı, 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan denetim görevlilerinin uyacakları meslekî etik davranış ilkelerini belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, 13/4/2005 tarihli ve 25785 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri
Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile birlikte uygulanır.

Dayanak
MADDE 2 

Bu Yönetmelik, 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü ve 7 nci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 3

Bu Yönetmelikte geçen;

a) Denetim faaliyeti: Her türlü denetim, teftiş, inceleme, araştırma, soruşturma vb. işlevleri,

b) Denetim görevlisi: Denetim birimlerinde başkan ve başkan yardımcısı kadrolarında bulunanlar da dâhil olmak üzere denetim, teftiş, soruşturma, kontrol, ön inceleme, inceleme ve araştırma görevini yapmak üzere değişik ad ve unvanlar altında istihdam edilen veya görevlendirilenleri,
c) Denetlenen: Denetime tâbi kamu görevlileri, kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerini,
ç) Yakın: Denetim görevlisinin kan ve kayın hısımları ile denetim görevinin tarafsızlık ve dürüstlük içinde yapılmasını etkileyebilecek diğer kişileri, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Denetim Görevlilerine İlişkin Etik Davranış İlkeleri
Tarafsızlık ve nesnellik
MADDE 4

Denetim görevlileri;

a) Görevlerini herhangi bir baskı, etkileme ve yönlendirme olmaksızın yerine getirir; tarafsızlığına zarar verecek veya çevresinde böyle bir izlenim uyandıracak herhangi bir faaliyet veya ilişkinin içerisinde yer almaz; her türlü baskıya karşı tarafsızlığını muhafaza eder; siyasî, idarî, ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerden kaçınır; tarafsızlığının etkilenmesi söz konusu olduğunda durumu yetkili makamlara bildirir.
b) Görevleriyle ilgili bilgi ve belgeleri toplarken, değerlendirirken, aktarırken ve sonuçlandırırken, önyargısız ve tarafsız şekilde hareket eder; kariyerinin gerektirdiği nesnellik ilkesine uyar.
c) Denetlenen birim ve taraflarca ileri sürülen bilgi, belge ve görüşleri alır; elde ettiği diğer bilgi ve belgelerle birlikte adil, tarafsız ve nesnel bir şekilde değerlendirir.
ç) Raporlarını; denetimin amacına uygun nitelikte, süresi içinde, somut, güvenilir ve geçerli kanıtlara dayalı olarak özlü, açık, tam ve kesin olarak düzenler.
d) Raporlarında yer verdikleri önlem ve tavsiyeleri gerekçeli olarak belirtir.
e) Denetimlerine tâbi kişi, kurum ve kuruluşlar nezdinde aracılıkta bulunamaz.

Eşitlik
MADDE 5

Denetim görevlileri;

a) Denetim faaliyetlerini yerine getirirken; yasa önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket eder.
b) Dil, din, ırk, cinsiyet, tâbiyet, sosyal sınıf, yaş, evlilik, engellilik, sosyal ve ekonomik durum, siyasi düşünce ve benzeri diğer sebeplere dayanan farklılıkları gözetmeksizin görevlerini yerine getirir.
c) Denetim faaliyetini yerine getirirken, herhangi bir kişiye, zümreye ya da kuruma karşı önyargılı hareket etmez yahut bunları kayırıcı veya dışlayıcı faaliyetlerde bulunamaz.

Dürüstlük
MADDE 6

Denetim görevlileri;

a) Çalışmalarını dürüstlük, doğruluk, dikkat ve sorumluluk duygusu içinde yürütür.
b) Yapılacak denetleme ve soruşturmalar konusunda başkalarına görevleri ile ilgili olarak herhangi bir vaat veya taahhütte bulunamaz.
c) Görevlerinin saygınlığını ve güvenilirliğini zedeleyen görüntü, tavır ve davranıştan kaçınır.
ç) Kendilerine verilen görevi kapsamı ve süresi içinde yerine getirir; suç teşkil eden diğer eylem ve işlemlere vâkıf olduğunda konuyu yetkili makamlara bildirir.

Gizlilik
MADDE 7

Denetim görevlileri;

a) Denetim faaliyetlerinin yürütülmesi ve raporlanması aşamalarında, denetledikleri konu ve kurumla ilgili gizliliğe uygun hareket eder; kanaatlerini yetkili makamlar dışında kimseye açıklayamaz.
b) Görevleri dolayısıyla öğrendikleri devlet sırrı, ticarî sır ve özel hayatın gizliliği ile ilgili bilgileri, kanunların öngördüğü durumlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye veremez ve açıklayamaz.
c) Denetim faaliyetleri sırasında edindiği herkese açık olmayan bilgileri kendi yararına veya başkalarının yarar ve zararına kullanamaz.

Çıkar çatışmasından kaçınma
MADDE 8

Denetim görevlileri;

a) Görevleri sırasında ve görevleri ile ilişkili olarak kendi ve yakınlarının çıkarlarının söz konusu olabileceği her türlü durumdan kaçınır; bunlarla ilgili olarak denetim faaliyetlerine ve alınacak kararlara katılamaz, görüş bildiremez.
b) Son iki yıl içinde görev yaptıkları kurum, kuruluş ve bunların iştiraklerine yönelik denetim faaliyetlerine katılamaz.
c) Denetim faaliyetini yürütürken, yetki ve nüfuzunu kullanarak hizmetin gerekli kıldığı koşullar dışında, kurumlardan ek hizmet veya imkân talep etmez; kamu mal ve hizmetleri ile insan kaynaklarını hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramaz.
ç) Denetim faaliyetleri ile ilgili olarak görevini tarafsız ve nesnel bir şekilde yürütmesini engelleyecek potansiyel veya gerçek çıkar çatışması durumunu derhal kurum veya kuruluşuna bildirir ve konu ile ilgili görevden çekilme talebinde bulunur.
d) Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendilerinin veya başkalarının kitap, dergi, kaset ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptıramaz; herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlayamaz.

Nezaket ve saygı
MADDE 9

Denetim görevlileri, onur kırıcı, küçük düşürücü ve keyfi davranışlar sergilemez; baskıcı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmaz; birlikte görev yaptıkları ve denetledikleri kişilere karşı nazik ve saygılı davranır.

Yetkinlik ve meslekî özen
MADDE 10

Denetim görevlileri;

a) Görevin gerektirdiği bilgi, beceri ve deneyime sahip olur ve görevlerine azami özen ve dikkat gösterir.
b) Denetim faaliyetinin amacına uygun bir şekilde yerine getirilebilmesi için meslekî bilgi, beceri ve bireysel yeteneklerini sürekli geliştirmeye gayret eder.
c) Denetim hizmetlerini yürütürken meslektaşları arasında ekip çalışmasına ve işbirliğine önem verir ve kendisinden beklenen gerekli desteği sağlar.
ç) Denetledikleri kurum ve kuruluşların çalışma şartlarını, yerleşik mesai düzenini ve hizmet gereklerini olumsuz yönde etkileyen tutum ve davranışlardan kaçınır; kurum ve kuruluşların işleyiş
düzenine, yönetim ve karar alma süreçlerine müdahale etmez.
d) Kurum ve kuruluşların yürüttüğü hizmetlerin hukuka ve etik ilkelere uygun olarak yerine getirilmesi, faaliyet ve işlemlerde hataların önlenmesi, kaynakların etkili, tutumlu ve verimli bir şekilde kullanılması amacına yönelik olarak rehberlik ve eğiticilik hizmetlerini de, görevinin bir parçası olarak görür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Uygulanmayacak hükümler
MADDE 11

Bu Yönetmelikte düzenlenen denetim görevlileriyle ilgili etik davranış ilkelerine aykırı nitelik taşıyan kapsam içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının yönetmeliklerinde yer alan hükümler uygulanmaz.

Yürürlük
MADDE 12

Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 13

Bu Yönetmelik hükümlerini Başbakan yürütür.

Yargıçlar Sendikası’nın Türbanlı Yargıçlar Hakkındaki Görüşü

0

Yargıçlar Sendikası’nın Türbanlı Yargıçlar Hakkındaki Görüşü,

Dünyanın her yerinde Türkiye’de yargı erkine düşen ilk görev yargılamanın objektif ve tarafsız olarak yapılması ortamını sağlamaktır. Tarafsız ve objektif yargılamanın yapılabilmesinin ilk koşulu da yargılama faaliyeti bağlamında eşit statüde olan iddia, savunma ve karar makamının tarafsız olmaları ve daha önemlisi tarafsız oldukları izlenimini vermeleridir.

Tarafsız görünmenin en önemli koşulu da yargılamaya katılan aktörlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığına gölge düşürebilecek, bu izlenimin kaybedilmesine neden olabilecek her türlü davranıştan ve sembolleri kullanmaktan kaçınmalarıdır.

Danıştay 8. Dairesinin avukatların kimlik kartlarında başörtülü fotoğraf bulunmasına ilişkin dava nedeniyle TBB Avukatlık Meslek Kurallarının 20. Maddesindeki “başı açık” ibaresinin yürütmesinin durdurmasından sonra kadın avukat meslektaşlarımızın bazıları duruşmalara başları kapalı olarak katılmaya başlamışlardır.

Bir kısmı Sendikamızın üyesi olan yargıçlar da ‘duruşmanın idaresinin yargıca ait olduğu’ kuralı gereğince avukatların duruşmalarda başları kapalı olarak görev yapamayacaklarını belirterek bu avukatların katıldığı duruşmaları ertelemişlerdir. Ne yazık ki bu hukuki durum basın yayın organlarında “duruşmaya alınmama veya duruşmadan atılma” olarak haber yapılmıştır.

Bu gelişmelerin ardından Kamu Çalışanlarının Kılık Kıyafet Yönetmeliğinde kadın kamu çalışanları bakımında bir değişiklik yapılmış “başı açık, düzgün ütülü kıyafet, etek, pantolon” ve benzeri ifadeler metinden çıkarılmış, kadınlarla ilgili olarak sadece kolsuz gömlek, kısa etek, tayt gibi sınırlamalar bırakılmıştır. Ayrıca yargıç ve savcılar ile asker ve polisler hakkında özel yönetmeliklerindeki düzenlemelerin geçerli olacağı kuralı getirilmiştir. Ancak yargıç ve savcılarla ilgili özel düzenleme yapılmamıştır.

HSYK Genel Sekreterliğinin 05.08.2013 tarih 38511 sayılı yazısında, resmi kıyafetin (cübbe) Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 5. Maddesinde tarifi yapılan kıyafetlerin üzerine giyileceği ifade edilmiştir. Ancak, bugüne kadar yargıç ve savcıların resmi kıyafetin altına giyecekleri kıyafet konusunda hiçbir düzenleme yapılmamıştır.

Yargıçlar Sendikası, yönetmelik değişikliği sırasında “kamu görevi” yapan avukatların, Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyince kabul edilen Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kurallarının ‘Mahkemelerde Geçerli Meslek Kuralları’ başlıklı 4/1. Maddesi uyarınca, mahkeme veya bir heyet önünde dava takip etmeleri veya duruşmaya çıkmaları halinde, o mahkeme veya heyetin daha önce belirlenen meslek kurallarına tabi olduğunu açıkça ifade etmiştir.

AİHM Büyük Dairesinin 13/02/2003 tarihli Refah Partisi/Türkiye kararında, başörtüsü takma özgürlüğünün başkalarının hak ve özgürlüklerinin, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması gereğiyle çatışması durumunda sınırlanabileceğini, laiklik ilkesine saygı gösterilmemesi şeklindeki bir tutumun sözleşmeden yararlanamayacağı belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi çeşitli tarihlerde istikrarlı olarak verdiği kararlarda laikliğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Devletin temel ilkelerinden biri olduğuna ve bu ilke uyarınca barışın tesisi amacıyla dini sembollerin kullanımının kısıtlanabileceğine, son olarak 05.06.2008 tarihinde de, başörtüsü takmanın kamuda serbest bırakılmasına ilişkin düzenlemelerin açıkça Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.

Hal böyleyken Anayasa Mahkemesi aynı zamanda AKP MYK üyesi de olan avukat Tuğba Arslan’ın bireysel başvurusu sonucunda avukatların duruşmalarda başları kapalı olarak görev yapamayacaklarına dair kararın Anayasanın 10 ve 24. Maddesi anlamında hak ihlali olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararını yayınladığında elbette daha ayrıntılı değerlendirme yapacağız. Bu aşamada kadın hak ve özgürlükleri bağlamında şu kadarını söylemeliyiz ki siyasi saikle verilen talihsiz bir karar olmuştur. Hak ve özgürlükleri önceleyen, gerçekten kadının sadece kadın olmaktan kaynaklanan hak ve özgürlüklerini korumaya, toplumsal statüsünü güçlendirmeye, toplumsal cinsiyet rollerinde pozitif değişiklik yaratmaya yönelik bir karar niteliğinde değildir.

Diğer yandan bu karar ile anayasadaki laiklik ilkesi ihlal edilmiştir. AİHM’in hakların yarışması ve dini sembollerin kullanılmamasına ilişkin yerleşik içtihatları, evrensel hukuk ilkeleri ile Cumhuriyetin kurucu değerleri görmezden gelinmiştir.

Anayasa Mahkemesinin hak ihlali saptamasını içeren bu karar ile yargıç ve savcıların resmi kıyafetinin altına giyilecek kılık konusunda uzun zaman geçmesine karşın şimdiye dek bir değişiklik yapılmaması durumunu birlikte değerlendirdiğimizde yukarıda bahsettiğimiz, uluslar arası metinler, AİHM ve AYM kararları ile pozitif hukuk normlarına açıkça aykırı olarak yargıç ve savcıların da başları kapalı olarak görev yapmalarının teşvik edildiğini düşünmekteyiz.

Bu gelişme kurulduğumuzdan bu yana hep söylediğimiz üzere yargıyı ele geçirmenin, yarı organlarını dönüştürerek siyasi araç haline getirilmesi gayretlerinin demokrasimize ne kadar zarar verdiği bir kez daha kanıtlanmıştır.

Son olarak 2010 referandumundan sonra yüksek mahkemelerin yapılarının değiştirilmesini takiben demokratik hakların korunması görüntüsü altında yaşamsal özgürlükleri yok eden kararların verilmesi, demokrasinin bir araç (tren) olarak kabulü fikrinin devletin tüm kurumlarına yerleştirilmeye çalışıldığını üzülerek görmekteyiz. Bu cümleden olarak, Yönetmelik değişikliği sırasında yargıç ve savcıların yapılan düzenlemelerin dışında tutulduğu tüm siyasi aktörler ve bürokratlar, yargıçlar tarafından söylenmesine Başı kapalı bir avukatın 29 Ocak 2014 tarihinde yargıçlık mesleğine kabul edildiğini ve Danıştay tetkik hakimi olarak görevlendirildiğini, halen başı kapalı olarak yargıçlık görevi yaptığını, müzakerelere katıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.

Anayasa Mahkemesinin bu karar uyarınca, hukuka, uluslararaası metinlere, AİHM ve AYM kararları ile evrensel hukuk ilkeleri ile Cumhuriyetin temel değerlerine aykırı olarak oluşturulacak uygulama ve davranış yargının bağımsızlığı ve yargıcın tarafsızlığı ilkelerine aykırıdır. İnsanların adalet duygularını zedeleyici niteliktedir.

Şimdi; yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının korunup sağlanması bağlamında HSYK ve Danıştay Başkanlığını, Adalet Bakanlığını, TBB Başkanlığını ayrı ayrı açıklama yapmaya davet ediyor, Yargıyı, yargıç, savcı ve avukatları demokratik ve özgürlükçü yaşam biçimlerini dönüştürmeyi hedefleyen bu amaç ve davranışlardan vazgeçmeye davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Yargıçlar Sendikası

Türban

0
Başörtüsü

Türban, başı örten ve saçları büyük ölçüde ya da tamamen gizleyen bir baş örtme biçimidir. Kelime, Farsça dulbant kelimesinin Fransızca turban biçimi üzerinden Türkçeye geçmiştir. Geleneksel başörtüsü Anadolu coğrafyasında yörelere göre farklı biçimlerde kullanılan kültürel bir unsur niteliğindeyken, türban özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha standart bir örtünme biçimi olarak ortaya çıkmış; dini, kültürel, toplumsal ve siyasal anlamlarla ilişkilendirilmiştir. Bir diğer bakış açısına göre ise türban, kentleşme ve modernleşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni bir örtünme biçimidir. Türkiye’nin hukuki ve siyasi tarihi içinde türban, özellikle laiklik ilkesi, din ve vicdan özgürlüğü, eğitim hakkı, çalışma hürriyeti ve kamu hizmetine girme hakkı bakımından uzun yıllar boyunca tartışma konusu olmuştur. Üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsü kullanımına ilişkin düzenlemeler, özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda idari işlemlere ve yüksek yargı kararlarına konu olmuştur. Türkiye’deki başörtüsü uygulamalarına ilişkin uyuşmazlıklarda laiklik ilkesi ile bireylerin din ve vicdan özgürlüğü arasında denge kurulması temel hukuki meselelerden biri olmuştur. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay‘ın çeşitli kararlarında, laiklik ilkesinin korunması ve kamu hizmetlerinin tarafsızlığı gerekçeleriyle başörtüsüne yönelik sınırlamalar değerlendirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Leyla Şahin/Türkiye davasında 10 Kasım 2005 tarihinde verdiği kararda, İstanbul Üniversitesi’nde uygulanan başörtüsü düzenlemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin 9. maddesinde güvence altına alınan din özgürlüğünü ihlal etmediğine hükmetmiştir. Mahkeme, Türkiye’nin laiklik ilkesini korumaya yönelik yaklaşımını ve üniversitelerde başörtüsüne ilişkin düzenlemelerini değerlendirirken devlete tanınan takdir alanını dikkate almıştır. 2010 yılından itibaren Yükseköğretim Kurulu‘nun uygulamalarıyla üniversitelerde başörtüsü bakımından fiilî yasak sona ermiştir. 2013 yılında yapılan düzenlemeyle Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik‘te değişiklik yapılmış ve kamu kurumlarında kadın personelin başörtüsü kullanmasının önündeki genel idari engel kaldırılmıştır. Sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle başörtüsü kullanma serbestisi emniyet personeli, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile hâkim ve savcılar bakımından da ilgili mevzuat çerçevesinde genişletilmiştir.

Muhammed Ali Cinnah

0
Muhammed Ali Cinnah
Muhammed Ali Cinnah

Muhammed Ali Cinnah, hukukçu, Pakistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri ve Pakistan’ın kurucu lideridir. 25 Aralık 1876’da Karaçi’de doğan Cinnah, ilk ve ortaöğrenimini Karaçi ve Bombay’da tamamladıktan sonra 1892 yılında hukuk eğitimi almak üzere Londra’ya gitti. Lincoln’s Inn’de hukuk eğitimi aldı ve 1896 yılında baroya kabul edildi.

İngiliz siyasetini ve Avam Kamarası’nın çalışmalarını yakından takip ettiği yılların ardından 1896’da Hindistan’a döndü ve Bombay’da avukatlık yapmaya başladı. 1900 yılında Bombay Sulh Mahkemesi’nde geçici sulh hâkimi olarak yaklaşık altı ay görev yaptı; kendisine kalıcı hâkimlik teklif edilmesine rağmen avukatlık kariyerini tercih etti.

Cinnah, 1906 yılında Hindistan Ulusal Kongresi’ne katıldı ve başlangıçta anayasal reform, sınırlı özerklik ve Hindu-Müslüman siyasî iş birliğini savundu. Siyasete atılan Cinnah, 25 Ocak 1910’da Bombay’ın Müslüman temsilcisi olarak Imperial Legislative Council üyeliğine seçildi ve aynı yıl görevine başladı. Başlangıçta Hindu ve Müslüman topluluklar arasındaki siyasî iş birliğini savundu; ancak iki toplum arasındaki siyasî ayrışmanın derinleşmesi üzerine Müslümanların siyasî haklarının korunmasına daha fazla ağırlık verdi ve 1913’te All-India Muslim League’e katıldı.

1916’da Hindistan Ulusal Kongresi ile All-India Muslim League arasında yapılan ve Kongre’nin Müslümanların ayrı temsil taleplerini belirli ölçüde kabul ettiği önemli bir siyasî uzlaşma olan Lucknow Paktı’nın hazırlanmasında önemli rol oynadı. Bu nedenle bir süre “Hindu-Müslüman birliğinin en iyi elçisi” olarak anıldı.

1920’de Mahatma Gandhi’nin benimsediği siyasî yöntemlere ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle Hindistan Ulusal Kongresi’nden ayrıldı.  1923 yılında ise Bombay’ı temsilen Central Legislative Assembly üyeliğine seçildi. 1929 yılında Müslümanların siyasî ve anayasal haklarının korunması amacıyla “On Dört Madde” olarak bilinen anayasal talepler programını açıkladı. Bu talepler arasında eyaletlere geniş yetki verilmesi, Müslümanların nüfuslarına uygun temsil edilmesi ve azınlık haklarının güvence altına alınması bulunuyordu.

Siyasî gerilimlerin artması, Müslüman Birliği içindeki dağınıklık ve siyasî etkisizlik nedeniyle Hindistan’dan uzaklaşarak 1930 yılında Londra’ya giden Cinnah, bir süre İngiltere’de kaldı ve Privy Council nezdinde hukukî çalışmalar yürüttü. 1930-1932 yılları arasında Hindistan’ın anayasal geleceğini tartışan Round Table Conferences toplantılarına katıldı.

1934’te Müslüman liderlerin çağrısı üzerine Hindistan’a döndü, All-India Muslim League’in liderliğini yeniden üstlendi. Cinnah’ın liderliğinde güçlenen Müslüman Birliği, Hindistan’daki Müslümanların siyasî geleceğine ilişkin taleplerini daha etkili biçimde dile getirdi. 1937 eyalet seçimlerinin ardından Müslüman Birliği’nin teşkilatını yeniden düzenledi ve partiyi Hindistan Müslümanlarının başlıca siyasî temsilcisi hâline getirmeye çalıştı. Bu doğrultuda kabul edilen 1940 tarihli Lahor Kararı, ayrı bir Müslüman devlet kurulması yönündeki siyasî talebin önemli dayanaklarından biri oldu ve Cinnah’ın yürüttüğü siyasî mücadele sonucunda Pakistan, 14 Ağustos 1947’de bağımsızlığını kazandı. Yeni devlet, bağımsızlığının ilk döneminde Britanya Milletler Topluluğu içinde yer alan bir dominyon statüsünde olduğu için Cinnah, cumhurbaşkanı değil, Pakistan’ın ilk Genel Valisi oldu ve aynı dönemde Pakistan Kurucu Meclisi’nin başkanlığını da yürüttü. Bu dönemde, yeni devlet kurumlarının oluşturulması ve kamu yönetiminin kurulması, ekonomik ve malî sorunların çözülmesi, Hindistan’dan Pakistan’a göç eden milyonlarca Müslümanın yerleştirilmesi gibi konularda aktif rol oynadı.

Muhammed Ali Cinnah, 11 Eylül 1948’de Karaçi’de hayatını kaybetti. Kız kardeşi Fatima Cinnah, hayatının son döneminde en yakın çalışma arkadaşlarından biri oldu. Ölümünden önce verem başta olmak üzere ciddi sağlık sorunları yaşadı.

Pakistan’ın siyasî ve hukukî temellerinin oluşturulmasında oynadığı tarihî rol nedeniyle ülkede günümüzde de “Quaid-e-Azam” (Büyük Lider) unvanıyla anılmaktadır.

Uluslararası Şiddetsizlik Günü

0

Uluslararası Şiddetsizlik Günü(International Day of Non-Violance) her yıl 2 Ekim tarihinde düzenlenmektedir.

BM Genel Kurulu tarafından 5 Haziran 2007 tarihinde alınan kararla ilan edilmiştir. Karar, “şiddetsizlik” ilkesinin evrensel olarak hayata geçmesini hedeflemektedir. Barış, hoşgörü, anlayış ve şiddetsizlik kültürünün güvence altına alınması temel amaçtır.

Uluslararası Şiddetsizlik Günü, şiddetin her türlüsüne karşı barışçıl ve şiddetsiz direnişi öne çıkarmaktadır.

Şiddetsizlik küresel barış ve güvenlik için temel bir ilkedir. Tüm dünyada barışın sağlanmasına dikkat çekmek için belirlenmiş özel bir gündür.

Bu özel gün, eğitime ve farkındalık artırmaya adanmıştır. Çatışmaları şiddet yerine diyalog ve müzakere ederek çözme çabaları desteklenmektedir. Dünya genelinde hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler tarafından düzenlenen etkinliklerle barışa vurgu yapılmaktadır. Ancak, Şiddetsizlik Günü’nde dahi dünyanın bir çok bölgesinde şiddet sarmalı devam etmektedir.

Mahatma Gandhi ve Uluslararası Şiddetsizlik Günü

Mahatma Gandhi, sivil itaatsizliğin, şiddetsizlik felsefesi ve stratejisinin öncüsüdür. Hindistan Bağımsızlık Hareketi lideri Mahatma Gandhi’nin doğum günü,  Uluslararası Şiddetsizlik Günü’dür .

Mahatma Gandhi, şiddet karşısında şiddetsiz kalmanın önemini tüm dünyaya göstermiştir. Şiddetsiz direnişiyle Hindistan’ın bağımsızlık hareketine liderlik etmiştir. Gandhi’ye göre şiddetsizlik insanlığın erişebileceği en büyük güçtür. Şiddetsizlik, diğer tüm silahlardan daha güçlüdür.

BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başta olmak üzere birçok uluslararası sözleşmede kişilerin yaşam hakları, işkence ve kötü muamele yasağı, şiddetsiz ve barış içerisinde bir yaşam sürme hakları korunmuştur. Uluslararası müktesebata paralel şekilde Anayasa’nın 17. maddesinde de “herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, kişilerin vücut bütünlüklerine dokunulamayacağı, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı” güvence altına alınmıştır.

Şiddet kavramı Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan Dünya Şiddet ve Sağlık Raporu’nda; “kişinin kendisine, başka bir kişiye veya bir gruba ya da topluluğa karşı, yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, kötü gelişim veya mahrumiyetle sonuçlanan veya sonuçlanma olasılığı yüksek olan, tehditle veya fiili olarak fiziksel güç veya kuvvet kullanımı” olarak tanımlanmıştır. Raporda; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere kişilere yönelik şiddetin yaralanma, sakatlık ya da ölümle sonuçlanmasa da fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlara yol açabildiği, sonuçların gizli olabileceği ya da ortaya çıkmasının yıllar sürebileceği, bu nedenle de şiddet tanımının geniş yorumlanması gerektiği ifade edilmiştir.

Montesquieu

0

Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu), 18 Ocak 1689 tarihinde Fransa’nın güneybatısındaki Bordeaux’ta, Brede şatosunda aristokrat sınıfından bir ailede dünyaya geldi. (Ölümü: 10 Şubat 1755)

Katolik Juilly kolejinde okuduktan sonra Bordeaux’da hukuk eğitimi aldı ve 1708’de avukat oldu. 27 yaşında iken, Bordeaux Parlamentosunda görev aldı.

Hukuk felsefesi alanında döneminin en önemli şahsiyeti ve Fransız aydınlanmasının en önde gelen  bilim insanlarından biriydi.

İran Mektupları

İlk eseri 1721 yılında kaleme aldığı İran Mektupları’dır.  Eser, Perslerinki de dahil olmak siyasi ve sosyal sistemleri sorguluyordu. Bu eserin ilgi görmesi üzerine, Avusturya, Macaristan, İtalya, Hollanda ve İngiltere’ye giderek fikirlerini anlattı. İngiltere’de monarşinin işleyiş biçimini gözlemleme imkan buldu. Daha sonra bilimsel çalışmalarına yoğunlaşmak amacıyla Brède şatosuna çekildi ve kendisini eserlerine adadı. Doğa bilimlerine, hukuk felsefesine, toplumsal yaşamın kurallarına ve devlet yönetimine dair derin araştırmalarda bulundu.

1734 yılında Romalıların Yükselişi ve Çöküşünü yazdı.

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü

1748 yılına gelindiğinde, tüm dünyada bilinen, hukukçuların, felsefecilerin siyaset bilimcilerin ve sosyologların başyapıt olarak kabul ettiği Kanunların Ruhu Üzerine isimli eseri yayımlandı. Bu eser Fransa’da tüm kesimler tarafından eleştirildi ve Katolik kilisesi tarafından yasaklandı.

Kanunların Ruhu Üzerine -De L’esprit Des Lois

Montesquieu, anayasaların somut özelliklerine ve güçler ayrılığı ilkesine özel bir önem verdi. Bu ilke kendi ülkesinde derhal uygulanmasa da dünyanın diğer ülkelerinde ciddiye alındı ve dünya hukuk sistemlerini derin bir şekilde etkiledi. Batı demokrasilerinin kuruluş ilkelerinin belirlenmesinde ve tanımlanmasında bu ilke belirleyici oldu.

Montesquieu’nun fikirleri, 10 Şubat 1755 tarihinde hayata veda edişinden sonra daha etkili oldu. Toplum, hukuk ve yönetim tarzı konusunda gerçekleştirdiği karşılaştırmalı araştırma ve analizler eserlerini ölümsüzleştirdi.

1791 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde özgürlükle ilgili görüşleri belirleyici oldu. Siyasal tarihin akışına fikirleri ile damga vurdu.

Montesquieu 10 Şubat 1755’te Paris’de yaşama veda etti.

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni

İoanna Kuçuradi

0
Ioanna Kuçuradi

İoanna Kuçuradi, 4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğdu. Rum bir ailenin kızı olarak yetişti. Merkez Rum Ortaokulunda ve Zapyon Kız Lisesinde eğitim gördü. 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi ve aynı yıl Takiyettin Mengüşoğlu’nun asistanı olarak bölümde göreve başladı. 1965 yılında “Schopenhauer ve Nietzsche’de İnsan Problemi” başlıklı çalışmasıyla doktorasını tamamladı. 1965-1968 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesinde görev yaptı. 1970’te doçent, 1978’de profesör oldu.

İstanbul’da yaşadığı yıllarda Türkiye’nin yakın tarihindeki önemli olaylara da tanıklık etti. Varlık Vergisi uygulaması ve 6-7 Eylül Olayları, Kuçuradi’nin gençlik yıllarına denk gelen tarihsel gelişmeler arasında yer aldı.

1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurdu ve 2003 yılına kadar bölüm başkanlığını yürüttü. 1997’den itibaren Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezinin müdürlüğünü ve merkez bünyesindeki UNESCO Kürsüsünün başkanlığını yürüttü. Daha sonraki yıllarda Maltepe Üniversitesinde İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürlüğü ve İnsan Hakları Anabilim Dalı başkanlığı görevlerinde bulundu.

Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumunun kuruluşunda önemli rol oynadı ve uzun yıllar başkanlığını yaptı. Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonunun (FISP) yönetim kuruluna 1983’te seçildi; 1988-1998 yılları arasında genel sekreter, 1998-2003 yılları arasında federasyon başkanı olarak görev yaptı. Paris merkezli Uluslararası Felsefe Enstitüsünün (IIP) başkanlığını da 2014-2017 yılları arasında yürüttü.

Ulusal ve uluslararası düzeyde insan hakları alanında da çeşitli görevler üstlendi. Başbakanlık İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığı ile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Ulusal Komitesi Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Felsefi çalışmalarında insan, değer, etik ve insan hakları konularına ağırlık verdi. Felsefeyi yalnızca felsefe tarihinin incelenmesi olarak değil, insanın ve çağın sorunlarının anlaşılmasında kullanılan bir düşünme alanı olarak ele aldı. Değer sorunları, etik, insan hakları ve insan felsefesi üzerine çalışmalarıyla Türkiye’de felsefe ve insan hakları düşüncesinin gelişimine katkıda bulundu.

2003 yılında İstanbul’da düzenlenen XXI. Dünya Felsefe Kongresinin başkanlığını yaptı. Kongrenin Türkiye’de gerçekleştirilmesi, Kuçuradi’nin FISP başkanlığı dönemindeki çalışmalarının önemli sonuçlarından biri oldu.

Başlıca Eserleri ve Kitapları

  • İnsan ve Değerleri
  • İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları
  • Adaletin Gerektirdiği Hukuk
  • Schopenhauer ve İnsan
  • Nietzsche ve İnsan
  • Etik
  • Ahlâk, Etik ve Etikler
  • Sanata Felsefeyle Bakmak
  • Uludağ Konuşmaları
  • Barışın Felsefesi
  • İnsan Haklarının Felsefi Temelleri
  • Günümüzden Bakınca Kant Etiği
  • Evrensel Değer mi Günlük Rol mü?

Hacettepe Üniversitesi kayıtlarında ayrıca Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik, Çağın Olayları Arasında ve Yüzyılımızda İnsan Felsefesi Kuçuradi’nin kitapları arasında yer almaktadır.

Kuçuradi, ayrıca Immanuel Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi, Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi ve Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena adlı eserlerini Türkçeye kazandırdı; felsefe ve insan hakları alanında çok sayıda makale, bildiri, rapor, derleme ve editörlük çalışması gerçekleştirdi.

Felsefe ve insan hakları alanındaki çalışmaları nedeniyle Goethe Madalyası (1996), çeşitli fahri doktora ve bilim ödülleri ile ulusal ve uluslararası başka ödül ve onurlara layık görüldü. 2003 yılında UNESCO Aristoteles Madalyası ile onurlandırıldı. 2016 yılında Tüyap 35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarının Onur Yazarı seçildi. 2024 yılında ise Aydın Doğan Ödülü, felsefe ve insan hakları alanındaki çalışmaları nedeniyle Kuçuradi’ye verildi.

İoanna Kuçuradi, 2 Ekim 2026’da 89 yaşında yaşamını yitirdi. Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kuçuradi’nin cenaze töreni, 90. doğum günü olan 4 Ekim 2026’da uzun yıllar görev yaptığı Maltepe Üniversitesi Mimar Vedat Çakırca Konferans Salonu’nda düzenlenecek törenin ardından Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’na defnedilecektir.

.

Röportaj: http://www.sozcu.com.tr/2016/egitim/prof-ionna-kucuradi-aci-cekmemizin-nedeni-bilgisizlik-1152224/

ESERLERİ 

Türk Felsefe Araştırmalarında ve Üniversite Öğretiminde Alman Filozofları

Kitap, Türk felsefe dünyasindaki kimi Alman filozoflari üzerinedir. Arslan Kaynardag, Hitler Almanyasi’ndan Atatürk Türkiyesi’ne gelen bilim adamlarından önemli bir kısmını oluşturan filozofları ve bu gelişle başlayan felsefe alanındaki Türk-Alman işbirliğini; Cemil Akdoğan ise bu filozolardan biriyle gelen neopozitivizmin Türkiye’deki öyküsünü anlatıyor. İoanna Kuçuradi’nin “Nietzsche: Çağı ve Çağımız”, Bedia Akarsu’nun “Max Scheler: İnsan Olma Sorunu”, Yusuf Örnek’in “Bilimde, Felsefede ve Politikada Karl Jaspers” başlıklı yazıları, bu filozofları meslekten olmayan okuyucuya, çağdaş felsefeye olan katkıları bakımından tanıtmayı amaçlıyor

İnsan Haklarının Felsefi Temelleri

Bu kitap, 1980 yılında yapılan, insan haklarına ilişkin bir uluslararası seminerde sunulan bildirilerden oluşuyor. Yirmi yıl sonra, o zaman söylenenleri okuyan için öğretici bir kitap olsa gerek. Dünyada ve Türkiye’de hangi konularda yol alındığını, hangilerinde yerinde sayıldığını görmemize yardımcı olabilecek bir kitaptır.

 Philosophy Facing World Problems

Dünya Problemleri Karşısında Felsefe

Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan bu kitapta, 1980’de düzenlenen, “İnsan Haklarının Felsefî Temelleri” konulu seminerin bir devamı olarak 1986’da, Barış Yılında düzenlenen uluslararası bir seminerde sunulan bildirileri bulacaksınız. Kimi dünya problemlerine düşünülmüş çözüm yolları, yeterli oldu mu? Yoksa, bu düşünülmüş çözüm yolları yeni dünya problemleri mi yarattı? Bu sorular üzerine düşünmek isteyenlerin okumasında yarar olan bir kitap.

Elli Yıllık Deneyimlerin Işığında Türkiye’de ve Dünyada İnsan Hakları

Bu kitap, 1998 yılında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 50. yılında düzenlenen uluslararası bir konferansta sunulan bildirilerden oluşuyor. İnsan hakları araştırmaları ve tartışmalarının yüzyılımızın sonlarındaki durumunu yansıtan yazılar insan haklarıyla ilgili bazı teorik tartışmalara ve bunların gerçeklikteki yansımalarına ışık tutuyor; aynı zamanda da, yaşanan problemler karşısında, insan hakları araştırmalarını ve eğitimini geliştirme yönlerine ilişkin bazı yeni sorular ve düşünceler getiriyor.

Barışın Felsefesi/ 200. Ölüm Yıldönümünde Kant

Bu kitap iki tür yazıdan olusuyor. Bir kısım yazılar Kant’ın bazı kavramları ile düşünceleri üzerine yoğunlaşıyor, yaygın anlama biçimleriyle hesaplaşıyor veya onlara yeni bir ışık tutuyor ve Kant’ın bu düşüncelerinin yaşamımız için önemi konusunda çıkan sonuçlara işaret ediyor. Bir kısım yazılar da, Kant’ın bu kavramlarına dayanan barış anlayışının gerçekleşebilirliğinin siyasal koşulları –örneğin Völkerbund dediği kuruluş– üzerindeki düşünceleri inceleniyor. Birleşmiş Milletlerin dünya barışını sağlaması söyle dursun, savaşları önleyememesinin bunca tartışıldığı günümüzde, Kant’ın bu konudaki söyledikleri bizlere düşünme malzemesi sağlıyor.

2007 Dünya Felsefe Günü / World  Philosophy Day

Bir Dünya Felsefe Gününü ilân etmenin amacı, felsefe eğitimi ve öğretiminin yaşamımıza sağladığı yararlardan başka, felsefe bilgisinin ve felsefe bilgisine dayanarak olan bitene bakmanın kamu yaşamında ve dünya problemlerini ele almada oynayabileceği aydınlatıcı role dikkat çekmektir. İstanbul’da kutlanan Dünya Felsefe Gününün bildirilerini yayımlamakla, bu amacın gerçekleşmesine ek bir katkı yapacağımızı umuyoruz.

Uludağ Konuşmaları

Kitap, İoanna Kuçuradi’nin Uludağ Üniversitesinin Eğitim Fakültesi öğrencilerine yaptığı üç konuşmadan oluşuyor.  Temelini yazarın bir bütün olarak felsefe görüşünde bulan bu Konuşmalar, sürekli gündemde bulunan, ama kullananların bunlarla ne kastettikleri pek belli olmayan üç terime; özgürlük, ahlak ve kültüre, anlaşılması ön felsefe bilgisi gerektirmeyen bir dille ışık tutuyor.

Nietzsche ve İnsan

Nietzsche’nin, yüzyirmi-yüzotuz yıl önce, insanlar ve değerlerle, çağı ve çağımızla ilgili söylediklerini doğru anlayabilmek, onun bütün yazdıklarını birbiriyle ilgilerinde okumayı gerektiriyor.

Böyle bir okuma, insanlığa adım attıran düşünce ve kavramların getirildikten çok sonra dünyamızı etkileyebildiğini, bu etkilemenin ise bazı rastlantılara bağlı olduğunu görmemizi olanaklı kılıyor.

Ama böyle bir okuma, aynı zamanda, bir filozofun getirdiği düşünce ve kavramların, bağlantılı oldukları sorunlardan koparılarak ele alındığı zaman, nasıl yanlış anlaşılabildiğini, nasıl ezbere kullanılabildiğini de görmemize yardımcı oluyor; bu da, günümüzün en önemli sorunlarından biri olan ve yaşamın her alanında kendini gösteren kavram kargaşasını dert edinenlerimize, bu kargaşanın nasıl aşılabileceği konusunda bazı ipuçları yakalayabilmeyi sağlıyor.

 İnsan ve Değerleri

Aynı insanların, aynı eylemlerin, ayni olayların, aynı durumların farklı şekillerde değerlendirilmesi insan dünyasının bir olgusudur.

Bu olgu kimi düşünürleri “değerlerin göreli olduğunu” ileri sürmeye ve bundan eylemle ilgili sonuçlar çıkarmaya götürmüştür. Kimi filozoflar da bu sava karşı “değişmez, evrensel değerler olduğunu” temellendirmeye çalışmıştır.

Değişik ve değişken dünya görüşlerinin varlığı, ayrıca da aynı konularda değişik ve değişken normların çokluğu olgusu, yüzyılımızda çoğulculuğun bir ideal haline getirilmesine yol açmış; bu çoğulculuk da, yüzyılımızın ikinci yarısında kimi düşünürleri bütün görüşlerin ve normların “eşdeğer” olduğunu ileri sürmeye götürmüştür.

Kitap bu iki yönlü olguyu bir açıklama girişimi, aynı zamanda da değerlendirme fenomenine ve değerlere görelilik-mutlakçılık seçenekleri dışında bir ışık tutma çabasıdır: bunların ne olduğuna ışık tutma çabasıdır.

Etik

Bu Etik 1970’lerin başında ilk yayımlandığı sıralarda, etik sorunlarla uğraşmak bugün olduğu gibi moda değildi. Geçen otuz-otuzbeş yılda etik, felsefede en çok uğraşılan alanlardan biri oldu, çeşitli meslek etikleri dünyada da bizde de bir patlama gösterdi.

Ne var ki, dünyadaki siyasal ve bilimsel gelişmelerin yarattığı gereksinimlerden dolayı, ‘etik’le çok uğraşılmakla birlikte, etiğe bakış değişmemiştir. Etik bugün de bir normlar alanı olarak görülmekte ve ondan, bize yaşarken ne yapmamız gerektiğini söylemesi beklenmektedir. İoanna Kuçuradi’nin Etiği ise, insanların başka insanlarla ve kendileriyle ilişkilerine ve bu ilişkilerde eylemde bulunurken karşılaşılan değer sorunlarına, bu arada da normlara ilişkin sorunlara bir ışık tutma girişimidir. Birkaç yoldan ortaya koymaya çalıştığı şey, yaşarken doğru ya da değerli eylemde bulunabilmenin bir bilgi sorunu olduğu, birkaç çeşitten bilgiye bağlı bir sorun olduğudur.

Schopenhauer ve İnsan

Schopenhauer ve İnsan, özellikle insan-kişi ayırımı üzerinde yapılmış bilimsel bir çalışmadır.

İnsan, toplum teki olarak değil de kişi olarak ele alındığında ve kişi başarıları insan başarılarından ayırd edildiğinde, karşımıza insanin basarı alanlarının yeni değerlendirmeleri çıkıyor. Yaşayan, araştırma ve sanat yapan insan ile, yine yasayan, araştırmada ve sanatta yaratıcı olan kişi arasında bir ayırım yaparak ve cinsini temsil eden insan ile, insana insan adini taşımağa lâyık kılan insan arasındaki farkları göstererek, insan problemine net bir ışık tutuyor bu eser. Günümüzde insan problemi nerelere itilmek isteniyor? İnsan ile kişi görüşü arasındaki ayırımın nerelerine sıkı sıkıya bağlı olan insan probleminin itilmek istendiği farklı yönler, bu eserin okunmasıyla bilinçlenecek bizlerde.

İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları

İoanna Kuçuradi insan hakları ve hukuk-devlet-siyaset felsefesi yazılarını bir araya getirdiği bu kitapta, özellikle felsefi bilgiyle temellendirilmiş açık bir insan hakları kavramının önemi üzerinde duruyor. İnsanın değerinin bilgisine dayanan kendi insan hakları kavramından yola çıkarak, insan haklarının korunabilmesi ve ihlallerinin önlenebilmesi için nasıl bir hukuk, devlet ve siyaset anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini tartışıyor. Bu tartışmayı yaparken bir yandan teorik sorunlara diğer yandan da bu teorik sorunların yol açtığı pratik sorunlara değinerek, bunlarla nasıl basa çıkılabileceğine yönelik önerilerde bulunuyor.

Bu kitap, ülkemizde bu alanda gerek teorik gerekse pratik düzeyde iş görenler bakımından önemli bir boşluğu dolduracak niteliktedir.

Çağın Olayları Arasında

Kitap iki ana bölümde toplanan 12 yazıdan oluşuyor. Birinci bölümdeki yazılar, çağın sorunlarına felsefî bilgiyle ve etik değer bilgisiyle eğitilmiş bir gözle bakınca görülenler ortaya konuyor; ikinci bölümde ise felsefede ve felsefe tarihinde “bilimsel” araştırma yapmanın örnekleri veriliyor.

Sanata Felsefeyle Bakmak

Yazarın altı yazısından oluşan bu kitabın ilk, uzun yazısında Max Scheler, Nietzsche ve yazarın trajik olanla ilgili görüşleri ortaya konuyor ve bir tür değerler çatışması olarak görülen trajik, edebiyat eserleriyle örneklendiriliyor.

Diğer yazılarda ise, edebiyat eserlerinin neyi, nasıl gösterdiği sorusu ve bir edebiyat eserini doğru değerlendirmek için izlenecek yol üzerinde duruluyor, bir yazıda ise şiir çevirilerini değerlendirme konusu ele alınıyor ve Homeros’un Türkçe çevirileri değerlendiriliyor.

Kaynak: http://www.tfk.org.tr/tr/yayinlar

Türkiye Felsefe Kurumu

0
Türkiye Felsefe Kurumu

Türkiye Felsefe Kurumu, 1974 yılında Ankara’da kurulmuştur. Kurumun kuruluş düşüncesi, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi‘nin 1973 yılında Varna’da düzenlenen XV. Dünya Felsefe Kongresi’ne katılımının ardından şekillenmiş; Türkiye’nin uluslararası felsefe dünyasındaki çalışmalarının tanıtılması ve felsefenin üniversitelerin dışına çıkarılarak toplumsal yaşamla buluşturulması amacıyla bir grup felsefecinin girişimiyle kurumlaşmıştır. Kurucuları arasında İoanna Kuçuradi’nin yanı sıra Füsun Akatlı, Oruç Aruoba, Zeynep Aruoba, Nusret Hızır, Takiyettin Mengüşoğlu, Suat Sinanoğlu ve Cemal Yıldırım bulunmaktadır.

Kurumun amaçları arasında, kişinin yaşamında ve kamu hayatında felsefi bilgiye duyulan ihtiyacın farkına varılmasına katkıda bulunmak, Türkiye’de felsefeyi üniversitelerin ve akademik çevrelerin dışına taşıyarak toplumsal işlevini yerine getirmesine yardımcı olmak, uluslararası felsefe çalışmalarına katılmak ve Türkiye’de yapılan felsefe çalışmalarını dünya düzeyinde tanıtmak bulunmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda ulusal ve uluslararası seminerler, felsefe eğitimi toplantıları ve çeşitli yayın faaliyetleri gerçekleştirmektedir.

Kurumun İstanbul Komitesi 1989 yılından beri İstanbul Sonbahar Seminerleri düzenlemektedir. Türkiye Felsefe Kurumu ayrıca 1990’lı yıllardan itibaren felsefe eğitimi, insan hakları, etik, hukuk felsefesi ve çeşitli felsefe alanlarında toplantı ve yayın faaliyetlerini sürdürmektedir.

Türkiye Felsefe Kurumu, 1979 yılından beri Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu (FISP) üyesidir. FISP, dünya çapındaki felsefe derneklerini ve kuruluşlarını bir araya getiren uluslararası bir federasyondur ve Dünya Felsefe Kongresini beş yılda bir düzenlemektedir. Türkiye Felsefe Kurumu, FISP üyeliği kapsamında uluslararası felsefe çalışmalarına katılmış ve 2003 yılında İstanbul’da düzenlenen XXI. Dünya Felsefe Kongresi’ne ev sahipliği yapmıştır. Kongre 10-17 Ağustos 2003 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.

Kurum, 1993 yılından beri Ulusal Felsefe Olimpiyatı düzenlemektedir. Türkiye Felsefe Olimpiyatı, lise öğrencileri arasında gerçekleştirilen felsefi deneme yazma yarışması olup Uluslararası Felsefe Olimpiyatlarının Türkiye’deki ulusal aşamasını oluşturmaktadır. Türkiye’yi Uluslararası Felsefe Olimpiyatlarında temsil edecek öğrenciler bu yarışma aracılığıyla belirlenmektedir.

Türkiye Felsefe Kurumu, 28 Ekim 1997 tarihli ve 97/10158 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan dernek olarak kabul edilmiştir. Kurum ayrıca Türkiye’de yayımlanan felsefe alanındaki telif ve çeviri eserlerin uluslararası bibliyografyalarda tanıtılmasına katkıda bulunmuş; çeşitli çeviri, Türk felsefesi, konferans ve araştırma dizileri ile kitap ve bültenler yayımlamıştır. Kurumun yayınları arasında 2003 İstanbul Dünya Felsefe Kongresi bildirilerini içeren 13 ciltlik The Proceedings of the Twenty-first World Congress of Philosophy de bulunmaktadır.

Türkiye Felsefe Kurumu bünyesinde İstanbul Komitesi ile Çocuklar İçin Felsefe, Hukuk Felsefesi, Biyoetik ve Fenomenoloji birimleri bulunmaktadır. Kurumun güncel yönetim kurulunun başkanlığını Prof. Dr. İoanna Kuçuradi yürütmektedir.

António de Almeida Santos

0
António de Almeida Santos

Portekizli hukukçu ve sosyalist siyasetçi António de Almeida Santos 15 Şubat 19262da dünyaya geldi. Coimbra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1953-1974 yıllarında Mozambik’te avukatlık yaptı ve Mozambik Demokratlar Partisi’nin üyesi oldu. Demokratik muhalefet listesinden milletvekili adayı olsa da adaylığı sömürge idaresi tarafından reddedildi. Karanfil Devrimi sonrası 1974-1975 yılları arasında Bölgelerarası Koordinasyon Bakanı olarak görev yaptı. 1976-2005 yılları arasında milletvekili,  1976 – 1978 tarihleri arasında Adalet Bakanı, 1978-1978 tarihleri arasında Başbakan nezdinde Yardımcı Bakan, 1983-1985 tarihlerinde Devlet Bakanı ve Parlamenter İşleri Bakanı oldu. 1986 yılında geçici olarak Sosyalist Parti’nin genel sekreterliği görevini yürüttü. 1995-2002 tarihleri arasında Meclis Başkanı olarak görev yaptı. 1985-2002 yılları arasında Danıştay üyesi olarak görev üstlendi.18 Ocak 2016’da yaşamını yitirdi.

John Hume

0
John Hume

Kuzey İrlandalı politikacı, Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi’nin (SDLP) kurucularından ve Nobel Barış Ödülü sahibi John Hume, 18 Ocak 1937 tarihinde Derry’de doğdu. Önce St Columb’s Koleji’ne ardından da Maynooth’taki St Patrick’s Koleji’ne devam etti. 1958’de Fransızca ve tarih alanında lisans derecesiyle mezun olduktan sonra öğretmenlik yaptı. Kuzey İrlanda’daki Yurttaşlık Hakları Hareketi’nin öncülerinden biri olan Hume, 1979-2001 yılları arasında Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi’nin ikinci lideri olarak görev yaptı. Avrupa Parlamentosu üyeliği, Foyle seçim bölgesi milletvekilliği ve Kuzey İrlanda Meclisi üyeliği yaptı. Modern Kuzey İrlanda siyasi tarihinin en önemli isimlerinden ve Kuzey İrlanda barış sürecinin başlıca mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir. 1998 yılında David Trimble ile birlikte, Kuzey İrlanda barış sürecine ve Hayırlı Cuma Anlaşması’nın sağlanmasına yaptığı katkılar nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Aynı zamanda Gandhi Barış Ödülü ve Martin Luther King Ödülü’nün de sahibi olup, bu üç önemli uluslararası barış ödülünü kazanan tek kişi olarak kabul edilmektedir. John Hume, 3 Ağustos 2020 tarihinde yaşamını yitirdi. 

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme

0
Bandırma Kuş Cenneti

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 19.03.1902′ de Paris’ te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin(International Convention for the Protection of Birds Useful to Agriculture) değiştirilmesi suretiyle 18.10.1950’de Paris’ te düzenlenerek imzalanmıştır.

Kırşehir’deki Seyfe Gölü

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 01.12.1966 tarihli ve 797 sayılı Kanunla onaylanmış, Resmî Gazetenin 17.12.1966 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bandırma Kuş Cenneti

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme

Bazı kuş nevilerini tehdit eden yok olma tehlikesini müdrik olan ve bazı kuş nevilerinin de, bilhassa muhacir kuşların adet itibariyle azalmasından endişe duyan,

İlim noktai nazarından, tabiat ve her milletin kendi ekonomisini himaye bakımlarından prensip olarak bütün kuşların korunması gerektiğini nazarı itibara alan,

İşbu Sözleşmenin mümzi hükümetleri 19.03.1902’de Paris’te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin tâdili zaruretini kabul ederek aşağıdaki hükümler üzerinde mutabık kalmışlardır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1.- İşbu Sözleşme yabani halde yaşayan kuşların himayesi hakkındadır.

Madde 2.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere:

a) Bütün kuşların hiç olmazsa üreme devrelerinde, bundan maadâ muhacir kuşların yuvalarının bulunduğu mahallere, avdetleri sırasında bilhassa Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında,

b) İlmî bir fayda arz eden veya ortadan kalkma tehlikesine mâruz bulunan nevilerin bütün sene zarfında, korunmaları mecburidir.

Madde 3.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerine de derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere, nevin himayesi devresinde canlı veya ölü bütün kuşların veya işbu Sözleşme hilâfına yakalanan veya öldürülen bir kuşun herhangi bir kısmının ithali, ihracı, nakli, satışı, satışa arzı, satın alınması, verilmesi veya elde tutulması yasaktır.

Van’ın Özalp İlçesinde Bulunan Akgöl

Madde 4.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde yazılı istisnalar hariç olmak üzere, muayyen bir nevin himaye devresinde bilhassa,

Tekessür zamanı devamınca, içinde kuş bulunan veya inşa halinde olan yuvalarını tahrip etmek veya kaldırmak, almak veya zedelemek, nakletmek, ithal etmek, ihraç etmek, satmak, satışa arz etmek, satın almak veyahut serbest halde yaşayan kuşların kuluçka yavrularını, bunların yumurtalarını veya yumurta kabuklarını tahrip etmek yasaktır.

Bu memnuniyetler bir yandan gayri meşru surette elde edilmiş ve kuluçka veya ilmî maksatlara tahsis edildikleri veya kafeste tutulan kuşlara ait oldukları bir sertifika ile belirtilen yumurtalara, diğer taraftan, evvelce kabul edilmiş mahallî sebeplere müsteniden, sadece Hollanda’ya mahsus kızkuşu yumurtalarına tatbik edilmez.

Madde 5.- Yüksek Akit Taraflar; işbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç, kuşların kitle halinde imhasını veya yakalanmasını intaç etmeye veya bunlara lüzumsuz eziyetler çektirmeye müsâit olan aşağıda sayılı usulleri menetmeyi taahhüt ederler.

Manyas Kuş Cenneti

Bununla beraber, Yüksek Akit Taraflar halen bu gibi usullerin tatbikine kanunen müsaade edilen memleketlerin mevzuatına tedrici olarak bu usullerin men’ i veya tatbikatının daraltılması tedbirlerinin vazedilmesini taahhüt ederler.

a) Tasmalar, ökseler, kapanlar, olta iğneleri, ağlar, zehirli yemler, uyuşturucu maddeler, körleştirilmiş çığırtkanlar,

b) Ağlı ördek havuzları,

c) Aynalar, meşaleler ve diğer suni ışıklar,

d) Sularda yaşayan kuşları yakalamak için balıkçılık takımları ve ağları,

e) İki fişekten daha fazlasını ihtiva eden mükerrer ateşli ve otomatik av tüfekleri,

f) Umumiyetle omuzda taşınanlardan gayri bütün ateşli silâhlar,

g) İç sularda ve 1 Marttan – 1 Ekime kadar sahillerde ve karasularında motorlu deniz vasıtalarıyla kuşların kovalanması ve bunlara ateş edilmesi,

h) Kuşları vurmaya veya bir tarafa sıkıştırmaya yarayan motorlu vasıtalar veya havacılık âletlerinin kullanılması,

i) Kuşların tutulması veya imhası için mükâfatlar ihdası,

j) Ateş etmek suretiyle veya ağlarla bütün sene serbestçe avlanma imtiyazları nizama bağlanacak, üreme devresinde denizde, nehir boylarınca ve sahillerde talik olunacak,

k) Kuşların kitle halinde imhası veya yakalanmasına dair diğer bütün usuller.

Madde 6.-

Muayyen bir bölgede bir kuş nevi; tarlalara, bağlara, bahçelere, meyveliklere, ormanlara, av hayvanlarına ve balıklara ika edeceği zararlarla bazı zirai ve hayvani mahsullerin istikbalini tehlikeye düşürür veya muhafazası arzu olunan bir veya birçok nevileri imha veya sadece azaltmakla tehdit eylerse, salâhiyetli makamlar şahsi müsaadelerle bu nevilere mütedair 2-5inci maddelerde ifade olunan yasakları kaldırabilirler. Bununla beraber bu tarzda öldürülen kuşları satın almak veya satmak öldürdükleri mıntıka dışına çıkarmak yasaktır. Millî mevzuatta bazı kuş nevileri tarafından ika olunan zararları, bu nevilerin idamesini garanti eden şartlar içinde, tahdit etmeye elverişli başkaca hükümler mevcutsa bu hükümler Yüksek Akit Taraflarca muhafaza olunabilirler.

İsveç, Norveç, Finlandiya, Faroe adalarının iktisadi şartları hususi bir ehemmiyet taşıdığından bu memleketlerin salâhiyetli makamları bazı istisnalarla bu Sözleşme hükümleri hilâfına harekete müsaade edebilirler. İzlanda bu Sözleşmeyi kabul ettiği takdirde talebi üzerine bu kayıttan istifade edebilir.

Muayyen bir memlekette bu maddede bahis mevzuu yerli veya muhacir nevilerin tamamen imhasını intaç edecek hiç bir tedbire tevessül olunmaz.

Madde 7.- Hal ve keyfiyetlere göre suiistimalleri önleyecek lüzumlu tedbirlerin alınması suretiyle; ilim, eğitim, yeniden kuşlandırma, av hayvanlarının tekrisi ve şahincilik nefine olmak üzere salâhiyetli makamlarca bu Sözleşme hükümlerinde istisnalar yapılabilir.

3 ve 4üncü maddelerde derpiş olunan nakil keyfiyetleri ile alâkalı hükümler Birleşik Krallığa tatbik olunmaz.

3üncü maddede sayılı yasaklar herhangi bir memlekette öldürülmesine cevaz verilen kuş nevilerinin tüylerine şamil değildir.

Madde 8.- Yüksek Akit Taraflar, bu Sözleşmede zikrolunan şartlar dairesinde ülkelerinde öldürülmesi veya yakalanması caiz olan kuşların bir listesini tanzim etmeyi taahhüt ederler.

Madde 9.- Her Akit Taraf, hususi surette muhafaza olunabilecek yerli ve muhacir kuş nevilerine ait listeleri tanzim etmek salâhiyetini haiz olacak ve müsaade edilecek yakalama metotları ile kuşların nakil edilebilme veya alıkonulma şartlarını tâyin eyleyecektir.

Her Akit Taraf bu Sözleşme ile himaye olunan kuşların ticaretini tanzim eyleyecek ve bunun gerçekleşmesini tahdit edecek lüzumlu bütün tedbirleri alacaktır.

Madde 10.- Yüksek Akit Taraflar, hidrokarbürler ve sair saiklarla suların telvisi, farlar, elektrik kabloları, haşere ilâçları, zehir ve diğer bütün sebeplerle kuşların telef olmasını önlemeye mütedair hususi tedbirleri tetkik ve vazetmeyi deruhte ederler.

Akit Taraflar, kuşların himaye ve muhafazalarının zaruri bulunduğu hususunda çocukları ve umumi efkârı irşat eylemeye gayret ederler.

Madde 11.– Yüksek Akit Taraflar, kuşların tekessür etmesine müsait yerlerin insanlar tarafından süratle yok edilmeleri neticelerinin hafifletilmesi maksadıyla onların yuva yapabilmesine ve yavrularını emniyet içinde büyütebilmesine, muhacir kuşların da istirahat edebilmesine ve rahatça gıdalarını bulabilmesine elverişli vaziyet ve vüsatte yerler meydana getirilmesini süratle teşvik etmek ve geliştirmek hususunda mümkün olan bütün tedbirleri ittihaz etmeyi kabul ederler.

İşbu Sözleşme tasdik olunacak ve tasdik vesikaları Fransa Cumhuriyeti Hariciye Nezaretine tevdi olunacaktır. Mezkûr Nezaret bu tevdi keyfiyetinden mümzi ve iltihak eden devletleri haberdar eyleyecektir.

Bu Sözleşmeyi imzalamamış olan Devletler buna iltihak edebileceklerdir. İltihaklar Fransa Cumhuriyeti Hariciye Nezaretine bildirilecek, o da mümzi ve iltihak eden Devletleri bundan haberdar eyleyecektir.

Bu Sözleşme altıncı tasdik veya iltihak vesikasının tevdiini takip eden 90ncı gün meriyete girecektir. Bu tarihten sonra Sözleşmeyi tasdik edecek veya buna iltihak edecek her devlet için Sözleşme bu devletçe tasdik veya iltihak vesikasını tevdi tarihini takip eden 90ncı günde mer’ i olacaktır.

Bu Sözleşme gayrı mahdut bir müddet için akdolunmuştur.Fakat Akit Taraflar, işbu maddede tespit edildiği üzere; Sözleşme mer’ iyete girdikten 5 sene sonra bunun her an feshini isteyebilirler. Ancak buna dair işar, Fransa Hariciye Nezaretine tebliği tarihinden bir sene sonra hüküm ifade edecektir.

Bu Sözleşme tasdik veya iltihak eden memleketler arasında 1902 Milletlerarası Sözleşmesinin yerine kaim olur.

Yukarıdaki hükümleri tasdik etmek üzere Hükümetlerince usulünce tevfikan salâhiyetli kılınan delegeler bu Sözleşmeyi imza ettiler

Göçmen Kuşlar

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg)

0
Nuremberg Mahkemesi mahkeme sahnesi

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg), yada Nuremberg Duruşması adıyla bilinen yapım, sinema tarihinin en çarpıcı hukuk filmlerinden biridir. Filmin yapımcılığını ve yönetmenliğin Stankey Kramer üstlenmiş, mükemmel oyunculuk ve gerçek bir hikaye ile kült bir film çekilerek tarihe dipnot düşülmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek olaylara odaklanan film, emir komuta zincirinde suç işleyen kişileri konu almaktadır. Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg) izleyiciyi sarsan bir sinematografi ile Hitler’in emrinde çalışan faşist rejime mensup, savaş suçlusu dört yargıcın yargılanmasını ve arka plandaki soykırımı işlemektedir. Nazi rejimi döneminde yaptıkları insanlık suçlarının görüşülmesi için mahkemeye çıkan dört hakim, dönemin meşhur kurumu Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılanmaktadır.  Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı’nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı’nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg)

Vizyon Tarihi : 19 Aralık 1961

Yapımı           : 1961 – ABD

Tür                 : Dram ,  Tarih

Süre               : 186 Dak.

Yönetmen      : Stanley Kramer

Oyuncular      : Burt Lancaster,  Judy Garland,  Spencer Tracy,  Marlene Dietrich,  Montgomery Clift

Senaryo         : Montgomery Clift,  Abby Mann

Yapımcı          : Stanley Kramer

Diğer Adı       : Nüremberg Duruşması

Nuremberg Mahkemesi mahkeme sahnesi

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg), 1946-1949 arasında Nürnberg’teki 12 yargılamadan 1947’de yapılanı anlatmaktadır. Spencer Tracy, Burt Lancaster, Richard Widmark, Maximilian Schell, Judy Garland, Marlene Dietrich, William Shatner gibi oyuncuların varlığı filme güç katmıştır. Son derece başarılı bir mahkeme filmi olan sinemacılar tarafından başyapıt olarak kabul edilen film, iki dalda Oscar kazanmıştır. Filmin süresi  3 saatten fazladır ve klasik Amerikan filmlerinde olduğu gibi sadece avukatlar ön plana çıkmamakta, yargıç rolündeki karakterler geri planda kalmamaktadır.

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg), ikinci dünya savaşından galip çıkan devletlerden olan ABD yapımı olmasına karşın objektif bir şekilde çekilmiş bir sinema yapımı olarak değerlendirilmekte, oyuncuların performansı ve türünün en iyi örneklerinden olması nedeniyle kült film olarak kabul görmektedir. İyi ve kötü kavramlarını derinlemesine inceleyen film, Nazi Almanyası döneminde işlenen insanlık suçlarından tüm dünya ülkelerinin ve insanlığın sorumlu olduğu mesajını vermekte, izleyiciye, savaşın günahlarının sadece Nazilerin üzerine yıkılmasının doğru bir sonuç doğurmayacağı tezini önermektedir. Gerçekte kimin suçlu olduğunun felsefi tartışmasını yapılırken gerçek olaylar üzerinden hareket edilmekte, mahkeme kayıtlarının repliğe döküldüğü izlenimi yaratılmaktadır.

Nuremberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi Hakkında

Nuremberg Mahkeme Salonu

İkinci Dünya Savaşı son edikten sonra, insanlığa verilen zararlar ve çekilen acılar nedeniyle daha önce uygulanmamış olan Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurulması fikri uluslararası toplumda kabul görmüş, savaşı kazanan devletler tarafından verilen karar sonucunda, geçici ve özel yetkiye sahip mahkeme kurulması kararlaştırılmış, Birleşmiş Milletlerin almış olduğu karara dayanarak Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesi kurulmuştur.

Sovyetler Birliği yargılamanın Berlin’de yapılmasını istemesine karşın yargılamalar yıkılmış olan Berlin yerine Nürnberg’de yapılmıştır. Nürnberg’in nazilerin propaganda merkezi olması sembolik açıdan da öneml bulunmuştur. Nürnberg’de birden fazla mahkeme kurulmustur ve en bilineni International Military Tribunal of Nurnberg’dir. Dört Müttefik devlet, ABD, Britanya, Sovyetler Birliği ve Fransa, birer yargıç ve savcı ekibi göndermiştir.

Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin birlikte uygulanması sonucu oluşmuştur. Yargılamalar sırasındaki tüm konuşmalar, tercümanlar yoluyla İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’ya tercüme edilmiş, kulaklıklı simultane çeviri sistemi tarihte ilk kez Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesinde uygulanmıştır.  Nazilerin üst düzey yetkililerinin yargılanmalarına, Almanya teslim olduktan sonra, 20 Kasım 1945’te Nuremberg’de başlanmıştır. Adolf Hitler, Heinrich Himmler ve Joseph Goebbels, savaş sona ermeden önce intihar ettikleri için asla yargılanamamış, Hermann Goering, intihar etmesi nedeniyle idam edilememiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, 1947 yılında aldığı karar sonucunda her galip ülke kontrolü altındaki bölgede askeri mahkeme kurma hakkı elde etmiş, ABD bu mahkemeyi Nürnberg’de kurmuştur.

Nuremberg(Nürnberg) Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi yargılamaları, Uluslararası Ceza Hukukunun başlangıcı olarak kabul edilebilecek uygulamalar yapmış, sanıklar, “barışa karşı suç işlemek”, “savaş suçları” ve “insanlığa karşı suçlar” kapsamında, cinayet, kitle imha, köleleştirme, sürgün, insanlık suçları, eziyet ve işkence eylemleri ile itham edilmiş ve yargılanmışlardır.

Politik nedenlerle veya ırk ve din ayrımcılığına dayanılarak herhangi bir halka karşı gerçekleştirilen cinayet, toplu öldürme, sürgün ve benzeri tüm insanlık dışı eylemleri tanımlamakta kullanılan “İnsanlığa Karşı Suçlar” kavramı ilk defa bu mahkemelerde kullanılmış, mahkemelerin bazı uygulamaları ise, ceza hukukunun yerleşik bazı prensiplerini çiğnediği yönünde eleştirilmiştir.

Nuremberg (2000)

İkinci Dünya Savaşının bitiminde Nürnberg’de Nazileri yargılamak için savaşı kazanan devletler tarafından kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesinin öyküsü 2000 yılında Yves Simoneau‘un yönetmenliğinde Kanada yapımı Nuremberg isimli film ile ikinci kez beyaz perdeye aktarılmıştır.

Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi

0

Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi, 1970’li yıllardan itibaren başlayan kişisel verilerin korunması alanındaki çalışmalar neticesinde 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzaya açılarak kabul edilmiş ve 1 Ekim 1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi’ni  28 Ocak 1981 tarihinde imzalayan ilk ülkelerden birisi olmuştur. Sözleşme, 17 Mart 2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak iç hukukun parçası halinde gelmiştir. Sözleşmenin amacı; üye ülkelerdeki gerçek kişilerin, temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendilerini ilgilendiren kişisel nitelikteki verilerin otomatik yollarla işleme tabi tutulması karşısında özel yaşam haklarının garanti altına alınmasıdır.

Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi

Giriş

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi Üyesi Devletler,

Avrupa Konseyinin amacının özellikle hukukun üstünlüğüne ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygılı olarak, üyeleri arasında daha yakın bir birliğin gerçekleştirilmesi olduğuna inanarak;

Otomatik işleme tabi olan kişisel verilerin sınırlar ötesi akışının yoğunluk kazanması karşısında, temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvencelerin, özellikle de özel yaşama saygı hakkının genişletilmesinin arzu edilebilir olduğunu değerlendirerek;

Aynı zamanda sınırları dikkate almaksızın haber alma özgülüğüne ilişkin yükümlülüklerini de teyit ederek;

Temel değerler olan özel yaşama saygı ile halklar arasında serbest bilgi akışını birbiriyle uzlaştırma gerekliliğini kabul ederek;

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [1.81 MB]

Bölüm I – Genel hükümler
Madde 1
Konu ve amaç

İşbu Sözleşmenin amacı, her bir Tarafın ülkesinde, uyruğu veya ikamet yeri ne olursa olsun her gerçek kişinin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendisiyle ilgili kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması karşısında özel hayata saygı hakkını güvence altına almaktır (“verilerin korunması”).

Madde 2
Tanımlar

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından:

a“Kişisel veriler”: Kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişi (“ilgili kişi”) hakkındaki tüm bilgileri ifade eder

b“Otomatik veri dosyası” otomatik işleme konu olan bilgilerin tümünü ifade eder;
c“Otomatik işlem”den, tamamen veya kısmen otomatik yöntemlerle gerçekleştirilen; verilerin kaydı, bu verilere mantıksal ve/ veya aritmetik işlemlerin uygulanması, verilerin değiştirilmesi, silinmesi, geri elde edilmesi veya dağıtılması anlaşılır.

d“Dosya yöneticisi”, otomatik veri dosyasının amacının ne olacağı, hangi kişisel veri kategorilerinin kaydedilmesi gerektiği ve bunlara hangi işlemlerin uygulanacağı hakkında karar verebilecek olan gerçek veya tüzel kişileri, kamu kurumunu, birimi veya ulusal kanunlara göre yetkili olan diğer kuruluşları ifade eder.

Madde 3
Kapsam

1.Taraflar, işbu Sözleşmeyi kamu sektöründe ve özel sektörde, otomatik kişisel veri dosyalarına ve kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması konusunda uygulamayı taahhüt ederler.

2.Her devlet, imza sırasında veya onay, kabul/ uygun bulma veya taraf olma belgelerinin tevdi edilmesi sırasında veya daha soma herhangi bil zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir beyanla:

a. İşbu Sözleşmeyi listesi tevdi edilecek olan belli otomatik kişisel veri dosyası kategorilerine uygulamayacağını bildirebilir. Ancak, devlet bu listeye, kendi iç hukukunun otomatik verilerin korunmasına ilişkin hükümlerine tabi olan otomatik dosya kategorilerini dahil edemez. Bu nedenle, ilave otomatik kişisel veri dosyası kategorilerinin kendi iç hukukunun verilerin korunmasına ilişkin hükümlerine tabi kılınması halinde, yapacağı yeni bir beyanla söz konusu listeyi tadil eder;

b. İşbu Sözleşmeyi, topluluklar, demekler, vakıflar, şirketler, kurumlar ve tüzel kişiliğe sahip olsun veya olmasın, doğrudan veya dolaylı olarak gerçek kişilerin bir araya gelmesiyle oluşmuş her çeşit diğer kuruluş hakkında da uygulayacağını bildirebilir;

c. İşbu Sözleşmeyi, otomatik bilgi işleme konu olmayan kişisel veri dosyaları hakkında da uygulayacağını bildirebilir.

3. Yukarıdaki 2. fıkranın b veya c bendinde tanımlanan beyanlardan biriyle işbu Sözleşmenin uygulama alanını genişleten her devlet, söz konusu beyanda, genişletmenin ancak tevdi edeceği bir listede gösterilen bazı kişisel dosya kategorilerine uygulanacağını belirtebilir.

4. Yukarıdaki 2. fıkranın a bendinde öngörülen beyanla belli otomatik kişisel veri dosyası kategorilerini Sözleşmenin uygulama alanı dışında tutan Taraf, bunları uygulama alanı dışında tutmayan bir Taraftan işbu Sözleşmenin söz konusu kategoriler hakkında uygulanmasını isteyemez.

5. Keza, işbu maddenin 2. b ve 2. c bentlerinde öngörülen kapsam genişletmelerinden herhangi birini yapmayan Taraf, bu genişletmeleri yapan herhangi bir Tarafın bu hususlarda Sözleşmeyi uygulaması gerektiğini öne süremez.

6. İşbu maddenin yukarıdaki 2. fıkrasında öngörülen beyanlar, bunları yapmış olan Devlet bakımından, bu beyanların imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgelerinin tevdi edilmesi sırasında yapılması halinde, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte; eğer beyanlar daha sonra yapılmışsa bunların Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasından üç ay sonra hüküm ifade eder. Bu beyanlar Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim ile kısmen veya tamamen geri alınabilir. Beyanların geri alınması, bildirimin alındığı tarihten üç ay sonra hüküm ifade eder.

Bölüm II – Verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler
Madde 4
Tarafların Görevleri
  1. Her Taraf, kendi iç hukukunda, işbu bölümde yer alan verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere işlerlik kazandırmak amacıyla gerekli önlemleri alır.
  2. Bu önlemlerin Tarafça, en geç, Sözleşmenin kendisi bakımından yürürlüğe girdiği tarihte alınması zorunludur.
Madde 5
Verilerin niteliği

Otomatik işleme konu olan kişisel veriler:

a.Adil biçimde ve yasal yoldan elde edilir ve işlenir;

b.Belli ve meşru amaçlar için kaydedilir ve bu amaçlara aykırı şekilde kullanılmaz;

c.Kaydedilme amaçlarına göre uygun ve yerinde olur ve aşırı olmaz;

d.Doğru bilgileri yansıtır ve gerektiğinde güncellenir;

e.Kaydedilme amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi aşmayacak şekilde ilgili kişilerin kimliklerini belirlemeye imkan veren bir biçimde saklanır.

Madde 6
Özel veri kategorileri

İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel veriler, otomatik işleme tabi tutulmaz. Aynı şey ceza mahkumiyetiyle ilgili kişisel veriler için de geçerlidir.

Madde 7
Verilerin güvenliği

Otomatik dosyalara kaydedilen kişisel verileri korumak için, bunların kaza sonucu veya izinsiz olarak imhasına veya kaza sonucu kaybolmasına veya bunların izinsiz olarak elde edilmesine, değiştirilmesine veya dağıtılmasına karşı uygun güvenlik önlemleri alınır,

Madde 8
İlgili kişi hakkındaki ek güvenceler

Herkes:

a. Otomatik kişisel veri dosyasının mevcudiyetini, temel amaçlarını, dosya yöneticisinin kimliğini ve mutat ikamet yerini veya başlıca işyerini öğrenmek;

b. Makul aralıklarla ve aşırı gecikmeye veya masrafa maruz kalmadan kendisi ile ilgili kişisel verilerin otomatik dosyada bulunup bulunmadığının teyidini almak ve bu bilgilerin kendisine anlaşılır bir biçim altında iletilmesini sağlamak;

c. Gerekli olan durumlarda, bu verileri düzelttirmek veya bunların, işbu Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerinde belirtilen temel ilkelere işlerlik sağlayan iç hukuk hükümlerinin ihlali suretiyle işlenmiş olması halinde, sözkonusu verileri sildirtmek;

d. İşbu maddenin b ve c fıkralarında öngörülen teyit talebinin veya duruma göre bildirim, düzeltme veya silme talebinin yerine getirilmemesi halinde bir başvuru yolundan yararlanmak hakkına sahiptir.
Madde 9
İstisnalar ve kısıtlamalar

1. İşbu maddede belirtilen sınırlar dışında, Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddeleri hükümlerine hiçbir istisna getirilemez.

2. Taraf devletin kanunlarında öngörülmüş olması ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli bir önlem oluşturması halinde işbu Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddelerine istisna getirilebilir:

a. Devlet güvenliğinin korunması, kamu güvenliği, devletin mali menfaatleri veya suçların önlenmesi;

b. İlgili kişinin veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması.

3. İlgili kişilerin özel yaşamlarına tecavüz tehlikesi bulunmadığının açık olduğu durumlarda, 8. maddenin b, c ve d fıkralarında düzenlenen haklar istatistiki veya bilimsel amaçlar için kullanılan kişisel veri dosyaları bakımından kanunla kısıtlanabilir.

Madde 10 Yaptırımlar ve başvuru yolları

Her bir Taraf, işbu bölümde düzenlenen verilerin korunması hakkındaki temel ilkelere işlerlik sağlayan iç hukuk kurallarının ihlaliyle ilgili uygun yaptırımlar ve başvuru yolları getirmekle yükümlüdür.

Madde 11 Genişletilmiş koruma

İşbu bölümde yer alan hükümlerden hiçbiri, her devletin, ilgili kişilere işbu Sözleşmede öngörülenden daha fazla koruyucu önlem sağlaması imkanını sınırlayacak veya buna halel getirecek şekilde yorumlanamaz.

Bölüm III – Sınır ötesi veri akışları
Madde 12
Kişisel verilerin sınır ötesi akışı ve iç hukuk

1.Otomatik işleme konu olan veya otomatik işleme konu olmak üzere toplanmış olan kişisel verilerin her türlü yoldan ulusal sınırların ötesine transferinde aşağıdaki hükümler uygulanır.

2.Bir Taraf, münhasıran özel yaşamın korunması amacıyla kişisel verilerin diğer bir Tarafa sınır ötesi akışım yasaklayamaz veya özel müsaadeye tabi tutamaz.

3.Bununla birlikte her bir Taraf, 2. fıkradaki hükümlere aşağıdaki durumlarda istisnalar getirebilir:

a. Kendi mevzuatının, belli kişisel veri veya otomatik kişisel veri dosyası kategorileri için, bu verilerin veya dosyaların doğasından kaynaklanan özel düzenlemeler içermesi, diğer Tarafın düzenlemelerinin ise eşdeğer bir koruma içermemesi durumunda;

b. Bu transferin bir Tarafın ülkesinden, bir diğer Taraf üzerinden Taraf olmayan bir devletin ülkesine yapılması durumunda, bu bendin başında atıfta bulunulan Tarafın mevzuatının boşluklarından yararlanmak üzere yapılacak bu tür transferleri engellemek amacıyla.

Bölüm IV – Karşılıklı yardımlaşma
Madde 13 Taraflar arasında işbirliği

1.Taraflar, işbu Sözleşmeyi uygulamak üzere birbirlerine karşılıklı yardımda bulunmayı taahhüt ederler.

2.Bu amaçla:

a. Taraflardan her biri bir veya birden fazla makam tayin ederek, bunların isim ve adreslerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir;

b. Birden fazla makam tayin eden her bir Taraf, yukarıdaki bentte atıfta bulunulan bildirimde, bu mercilerden her birinin yetkisini belirtir.

3. Taraflardan birinin tayin ettiği bir makam, diğer Tarafın tayin ettiği bir makamın talebi üzerine:

a. Verilerin korunması hakkındaki hukukuna ve idari uygulamalara ilişkin bilgileri verir.

b. İç hukukuna ve münhasıran özel yaşamın korunması amacına uygun olarak, otomatik işleme konu olan kişisel verilerin kendileri istisna olmak üzere, ülkesinde gerçekleştirilen otomatik işlemlerle ilgili somut bilgilerin sağlanması için gerekli tüm önlemleri alır.

Madde 14 Yabancı ülkelerde ikamet eden ilgili kişilere yardım

1. Taraflardan her biri, kendi iç hukukunda öngörülen, işbu Sözleşmenin 8. maddesinde belirtilen ilkelere işlerlik kazandıran hakların kullanılması için, yabancı ülkede ikamet eden tüm kişilere yardımda bulunur.

2.Eğer böyle bir kişi diğer bir Tarafın ülkesinde ikamet ediyorsa, talebini bu Tarafın tayin ettiği makama yapma imkanına da sahip olmalıdır.
3. Yardım talebi, gerekli tüm bilgileri, diğerleri yanında özellikle aşağıdakilerle ilgili bilgileri içerir:

a.Talepte bulunanın isim ve adresi ile bu kişiyi belirlemeye yarayan tüm hususlar,

b.Talebin konusu kişisel verilerin yer aldığı otomatik dosya veya yöneticisi,

c.Talebin amacı.

Madde 15
Tayin edilen makamlarca sağlanan yardıma ilişkin güvenceler

1. Bir Tarafın tayin ettiği makam, ne kendisine muhatap bir yardım talebini desteklemek amacıyla talebe eklenen bilgiyi, ne de kendi talep ettiği yardım üzerine diğer bir Tarafın tayin ettiği makamdan sağladığı bilgiyi, yardım talebinde belirtilen amaçlar dışında kullanabilir.

2. Taraflardan her biri, tayin edilen makamın personelinin veya bu makam adına hareket eden kişilerin, bu bilgilerin gizli tutulması veya paylaşılmaması hususunda yükümlülüklere tabi olmasını sağlayacaktır.

3. Tayin edilen makam hiçbir durumda, 14. maddenin 2. fıkrasına göre yabancı ülkede ika eden ilgili kişinin muvafakatini almadan, kendi inisiyatifiyle bu kişi adına yardım talebinde bulunmaya yetkili kılınmayacaktır.

Madde-16 Yardım taleplerinin reddi

İşbu Sözleşmenin 13 ve 14. maddeleri uyarınca kendisine yardım talebi intikal eden tayin edilmiş makam, aşağıdaki durumlar dışında yardım talebini reddedemez:

a. Yapılan talep, yanıt vermekle sorumlu makamın verilerin korunması konusundaki yetkisi dışında kalıyorsa;

b. Talep, işbu Sözleşme hükümlerine uygun değilse;

c. Talebin yerine getirilmesi, bunu yerine getirecek makamın bağlı olduğu devletin egemenliğine, güvenliğine veya kamu düzenine veya bu devletin yetkisi altındaki kişilerin haklarına ve temel özgürlüklerine aykırı ise.
Madde 17
Yardım giderleri ve yöntemleri

1. Tarafların 13. madde uyarınca birbirlerine yaptıkları karşılıklı yardım ile 14. madde uyarınca yabancı ülkede ikamet eden ilgili kişilere yaptıkları yardım, uzman ve tercüman ücretleri dışında, hiçbir masraf veya harcı gerektirmeyecektir. Bu masraf ve harçlar, yardım talebinde bulunan makamı tayin eden Tarafça karşılanacaktır.

2. İlgili kişi, bir başka Tarafın ülkesinde kendi hesabına yapılan işlemlerle ilgili olarak, bu Tarafın ülkesinde ikamet eden kişilerce yasal olarak ödenmesi gereken harç ve masraf dışında, hiçbir harç ve masraf ödemek zorunda olmayacaktır.
3. Yardımla ilgili diğer hususlar ve özellikle yardımın şekli ve usulü ile kullanılacak dile ilişkin konular, ilgili Taraflar arasında doğrudan kararlaştırılacaktır.

Bölüm V – Danışma Komitesi
Madde 18
Komitenin oluşumu

1 .İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden soma bir Danışma Komitesi kurulur.

2. Taraflardan her biri, bu komiteye bir asıl temsilci, bir de temsilci vekili tayin eder. Sözleşmeye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyesi her devlet Danışma Komitesinde bir gözlemci tarafından temsil edilme hakkına sahiptir.
3. Danışma Komitesi, oybirliği ile alacağı bir kararla, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir devleti, belli bir oturumunda bir gözlemci tarafından temsil edilmeye davet edebilir.

Madde 19
Komitenin işlevleri Danışma Komitesi:

a. Sözleşmenin uygulanmasını kolaylaştırmak veya iyileştirmek amacıyla önerilerde bulunabilir;

b. Aşağıdaki 21. Maddeye uygun olarak Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir;

c. Sözleşmede değişiklik yapılmasına ilişkin olarak 21. maddenin 3. fıkrası uyarınca kendisine sunulan tüm öneriler hakkında görüş bildirir;
d. Taraflardan b irinin talebi ü zerine, işbu Sözleşmenin uygulanması ile ilgili tüm sorular hakkında görüş bildirebilir.
Madde 20 Usul

1. Danışma Komitesi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplantıya çağırılır. Komite ilk toplantısını, işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesini izleyen on iki ay içerisinde yapar. Komite, müteakip toplantılarını en az iki yılda bir yapar; ayrıca Tarafların temsilcilerinin üçte birinin talebi üzerine herhangi bir zamanda toplanır.

2. Danışma Komitesi toplantısı yeter sayısı, Taraf temsilcilerinin salt çoğunluğudur.

3. Danışma Komitesi, her toplantı sonunda, yaptığı çalışmalar ve Sözleşmenin işleyişi hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine bir rapor sunar.
4. İşbu Sözleşme hükümlerine tabi olmak üzere Danışma Komitesi iç tüzüğünü kendisi düzenler.

Bölüm VI – Değişiklikler
Madde 21
Değişiklikler

1.Taraflardan biri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi veya Danışma Komitesi işbu Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2.Her değişiklik önerisi, Avrupa konseyi Genel Sekreteri tarafından, Avrupa Konseyi üyesi Devletlere ve 23. madde hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılan veya katılmaya çağrılan üye olmayan her devlete bildirilir.

3.Taraflardan biri veya Bakanlar Komitesi tarafından yapılan her değişiklik önerisi, Bakanlar Komitesine değişiklik hakkında görüş sunacak olan Danışma Komitesine bildirilir.
4. Bakanlar Komitesi, teklif edilen değişikliği ve Danışma Komitesi tarafından sunulabilecek her türlü görüşü dikkate alarak söz konusu değişikliği kabul edebilir.
5. Bakanlar Komitesi tarafından bu maddenin 4. fıkrasına göre kabul edilen her türlü değişiklik metni, kabul için Taraflara iletilir.6. İşbu Maddenin 4. fıkrası uyarınca kabul edilen herhangi bir değişiklik, tüm Tarafların bununu kabul ettiklerini Genel Sekretere bildirmelerini izleyen otuzuncu günde yürürlüğe girer.

Bölüm XI – Son hükümler
Madde 22
Yürürlüğe girme

1.İşbu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzasına açıktır. Onay, kabul ya da uygun bulmaya tabidir.

Onay, kabul ya da uygun bulma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim edilir.
2. Bu Sözleşme, en az beş Avrupa Konseyi üye devletinin önceki fıkranın hükümlerine göre Sözleşmeyle bağlı olma yönündeki muvafakatlerini ifade ettikleri tarihten itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Daha sonra Sözleşme ile bağlı olmak istediğini beyan eden herhangi bir üye devlet bakımından Sözleşme; onay, kabul ya da uygun bulma belgesini teslim etme tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 23
Üye olmayan devletlerin katılımı

1.İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsünün 20. maddesinin d. fıkrasında öngörülen çoğunlukla ve komiteye katılına hakkına sahip Taraf Devlet temsilcilerinin oybirliğiyle Avrupa Konseyine üye olmayan herhangi bir Devleti işbu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Katılan her Devlet için Sözleşme, katılına belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 24
Ülkesel hükümler

1. Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgelerini tevdi ederken, Sözleşmenin uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirtebilir.

2. Herhangi bir Devlet, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirimle, işbu Sözleşmenin uygulama alanını, bildirimde belirtilen başka herhangi bir ülkeye teşmil edebilir. Sözleşme, sözkonusu ülke bakımından, söz konusu beyanın Genel Sekreter tarafından alınına tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Önceki iki fıkra uyarınca yapılan herhangi bildirim, sözkonusu bildirimde belirtilen herhangi bir ülke bakımından Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim ile geri çekilebilir. Sözkonusu geri çekme, söz konusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü geçerlilik kazanır.

Madde 25
Çekinceler

İşbu Sözleşme hükümlerine hiçbir çekince konulamaz.

Madde 26
Fesih

1.Taraflardan herhangi biri, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim yoluyla bu Sözleşmeyi feshedebilir.

2.Söz konusu fesih, söz konusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü geçerlilik kazanır.

Madde 27
Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Konsey üyesi Devletlere ve bu Sözleşmeye katılan her Devlete aşağıdakileri bildirecektir:

a.her imzayı;

b.tevdi edilen her onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgesini;

c.Madde 22, 23 ve 24 uyarınca her yürürlüğe giriş tarihini;

d.bu Sözleşme ile ilgili diğer her tür belge, bildirim ya da muhaberatı.

Keyfiyeti tevsiken, usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Strazburg’da 28 Ocak 1981 tarihinde İngilizce ve Fransızca dillerinde ve her iki metin eşit derecede geçerli olacak şekilde, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak üzere tek nüsha olarak imzalanmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, her bir Avrupa Konseyi üye Devletine ve Sözleşmeye taraf olmaya davet edilen her Devlete onaylı nüshalarını gönderecektir.

Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti

0

Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti, Türkiye’deki ilk liberal oluşumdur ve 1947 yılında  kurulmuştur. Özgürlükçü ve demokrat bilim ve siyaset insanları bir araya toplanarak kısa sürede etkili bir merkez haline gelmiştir. Cemiyet, Ali Fuad Başgil‘in kaleme aldığı ve siyasi açıdan liberal bir beyanname ile temel hedef ve ilkelerini ilan etmiştir. Bu anlamda cemiyetin kurucusu Ali Fuat Başgil‘dir. Ünlü avukat Burhan Apaydın cemiyetin ilk genel sekreterliğini üstlenmiştir. Cemiyet, yaklaşık üç yıl faaliyet gösterdikten sonra Ahmet Emin Yalman ve Ali Fuad Başgil arasındaki anlaşmazlık sonucunda kapanmıştır.

HFYC, liberal bir cemiyet olarak, başka hiçbir üst norm kabul etmeksizin, bireyin özgürlüğü ve demokratik devlet ilkelerini temel almıştır. Dönemin önemli aydınları, akademisyenleri, profesörler, gazeteciler, sanat ve fikir insanları cemiyetin üyesi olmuşlardır. Cemiyetin İzmir teşkilatını İskender Özturanlı kurmuştur. Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Ahmet Ağaoğlu‘nun kızı ve Türkiye’nin ilk kadın avukatı  olan Süreyya Ağaoğlu da Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti‘nin üyelerindendir.

HFYC, Türk liberalizm tarihinin ilk sivil toplum örgütü olarak nitelenmektedir. HFYC, cumhuriyet döneminde liberal düşünce bağlamında ortaya çıkan toplumsal ve siyasal hareketlere kaynaklık edecek sivil bir düşünce platformudur. Cemiyet kapandıktan sonra 1990’lı yıllara kadar liberal düşünce üzerine çalışan sivil toplum kuruluşları yoğun bir şekilde hayat bulamamıştır.

Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti çok partili siyasi hayata geçiş aşamasında önemli bir rol almış  fakat milliyetçilik, devletçilik ya da sosyalizm kadar etkili olamamıştır.  Ancak, Osmanlı Devletinin son yıllarında Prens Sabahattin öncülüğünde kurulan Ahrar Fırkası ve onu takiben Hürriyet ve İtilaf Fırkası, imparatorluğun içinde bulunduğu çalkantılı durumun ve savaşın neden olduğu olağanüstü durumun etkileriyle Türk Siyasi Tarihinde kalıcı izler bırakamayan girişimlere nazaran liberal düşüncenin oluşturduğu ilk uzun süreli platform olmuştur.

Cemiyet eleştirilere de maruz kalmıştır. Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, Yeni Ulus gazetesine yazmış olduğu “Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti Susuyor” başlıklı yazısında “Üyeleri arasında gerçekten idealist aydınları tenzih ederiz; fakat, Bülent Nuri Esen hâdisesi karşısında susuşu ve Başkanının susmakla da kalmayıp hür düşünceli Türklere kötülük isnadedişi, bu Derneğin iyiniyetinden şüphe uyandırmaktadır. Üniversite muhtarlığının ve düşünce hürlüğünün mâruz kaldığı ağır darbe karşısında susmayı tercih eden bir «Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti» kendi adından sıkılmalıdır!” yazmıştır.

1 Ekim – Hukuk Takvimi

0
1 Ekim – Hukuk Takvimi
1730 Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Patrona Halil isyanını çıkaranların istekleri doğrultusunda Padişah III. Ahmet tarafından boğduruldu.
1887 Birleşik Krallık, Belucistan’ı işgal etti.
 1918 İngiliz istihbarat subayı T. E. Lawrence yönetimindeki Arap güçleri Şam’ı ele geçirdi. Beyrut bağımsızlığını ilan etti.
 1940 Einstein, Amerikan vatandaşlığına kabul edildi.
 1942  Bakanlar Kurulu, eğlence yerlerinin saat 22:00’de kapatılması kararını aldı.
 1946 Nazi yetkililerinin yargılandığı Nürnberg Mahkemesi yargılamaları sona erdi ve hükümler açıklandı: 12 ölüm, 3 müebbet, 4 muhtelif hapis cezası. Nürnberg Duruşmaları sonunda NSDAP, SS, Gestapo ve Güvenlik Örgütü’nün tüm Nazi siyasi kadroları da suçlu bulundu.
 1947 Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti kuruldu. Başkan Ordinaryüs Profesör Dr. Ali Fuat Başgil. Cemiyetin amacı, siyasete karışmaksızın her türlü totaliter gidişe ve taassuba karşı çıkmak olarak açıklandı.
 1947 Hukukçu ve siyasetçi Ertuğrul Günay dünyaya geldi. 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi.

 1949 Mao Zedung önderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu Tienanmen Meydanı’nda resmen ilan edildi. “Halk” dört sosyal sınıfın koalisyonu olarak tanımlandı: İşçiler, köylüler, küçük burjuvazi ve milli kapitalistler.
 1959 Hakim, İtalya Cumhuriyeti’nin 1. Cumhurbaşkanı, gazeteci ve siyasetçi Enrico Roberto De Nicola yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Kasım 1877 )
 1960 Kıbrıs, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
 1960 Nijerya bağımsızlığını ilan etti.
 1963 Cezayir Devlet Başkanı Ahmet Bin Bella, ülkede Fransızlara ait tüm toprakların kamulaştırılması emrini verdi.
 1966 Danıştay Dava Daireleri Kurulu, hükümetin petrol hattı işçilerinin grevinin ertelenmesi için aldığı kararla ilgili olarak, “Dava sonuna kadar yürütmenin durdurulmasına” karar verdi.
 1965 Barbadoslu kadın avukat ve siyasetçi Mia Amor Mottley dünyaya geldi. Ülkesinin ilk kadın başbakanı oldu.
 1970 İsrail yolcu uçağını kaçırmaya teşebbüsten İngiltere’de tutuklu bulunan Filistinli gerilla Leyla Halid serbest bırakıldı.
1976  TÖB-DER Genel Merkezi, DGM’lere karşı Ankara/Tandoğan’da kitle örgütleriyle birlikte yapılan son mitingde “siyasi nitelik bulunduğu” gerekçesiyle Ankara Valiliği’nce kapatıldı. Türkiye genelindeki İl şubelerinin mühürlenmesine başlandı.
1976 CHP’li Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay “temizlik işçilerinin direnişiyle ilgili hiçbir önlem almadığı” gerekçesiyle Milliyetçi Cephe hükümetinin İçişleri Bakanı MSP’li Oğuzhan Asiltürk tarafından görevden el çektirildi. Dalokay, Danıştay’a başvurdu.
1978 Tuvalu, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti.
1979 Niğde Cezaevi’nde 300 tutuklu açlık grevine başladı.
1980 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı açıklama yaptı: “Direniş eylemlerine giren öğrencilerin okullarıyla ilişikleri kesilecek ve sıkıyönetim bölgesi dışına çıkarılacaktır. Suçlu görülen öğretici ve yöneticiler ise İstanbul dışına atanacak veya işlerine son verilecektir.”
1982 Kenan Evren, 12 Eylül Darbe Anayasasını  tanıtmak” için Burdur’da konuştu: “Anayasa için Hayır diyen menfi düşünceliler ile mücadele edeceğiz… Birtakım menfi düşünceli kişiler bayram tebriklerinin arkasına “Anayasa’ya hayır deyin” yazıyorlarmış.”
1985 Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi, 1970’li yıllardan itibaren başlayan kişisel verilerin korunması alanındaki çalışmalar neticesinde 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzaya açılarak kabul edilmiş ve 1 Ekim 1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
 1992 Alman Yeşil politikacı ve ekofeminist aktivist Petra Karin Kelly hayatını kaybetti. (Doğumu: 29 Kasım 1947)
 1992 Kadınların da harp okullarına alınmasına ilişkin yasa tasarısı TBMM’de kabul edildi.
1996 Diyarbakır Cezaevi’nde 10 mahkumun dövülerek öldürülmesine dair tutuklu yakınları, partiler ve örgütler suç duyurusunda bulundu.
1999 Kendisine işkence yapan polisleri teşhis edeceği duruşma öncesinde gözaltına alınıp işkencede hayatını kaybeden Süleyman Yeter’in sağken şikayetçi olduğu 8 polisin yargılandığı davanın duruşması yapıldı.
2002 -ABD’de Milli Güvenlik Giriş-Çıkış Kayıt Sistemi yürürlüğe girdi.
2024
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bartın’da çöp döküm sahasına giden yola atık bıraktığı belirlenen İl Özel İdaresi ve 4 belediyeye toplam 6 milyon 495 bin 270 TL idari ceza uyguladı.
  • Tunus’ta 6 Ekim’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışacak üç adaydan biri olan Ayachi Zammel, belgede tahrifat gerekçesiyle 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  Zammel daha önce tutuklanmıştı.
  • Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu avukat, gazeteci, haber ve televizyon sunucusu Güneri Cıvaoğlu yaşamını yitirdi.
  • “Adil yargılanma hakkı” temasıyla 22- 28 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan  14. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülünün oyuncu Füsun Demirel’e, Sinemaya Katkı Ödülünün görüntü yönetmeni Çetin Tunca’ya, Akademik Onur Ödülünün de Prof. Dr. Sami Selçuk’a verileceği açıklandı.
  • İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç‘ın Çağlayan Adliyesi’ne girişi sırasında çantası özel güvenlikler tarafından aranmak istedi. Bunun üzerine adliyede arbede yaşandı.
  • Yargıtay’ın  “propaganda suçunun unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle bozma kararı vermesi sonucunda İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davada  Eski (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hakkında beraat kararı verildi.
  • İspanya‘da eşcinsel evlilik hakkındaki yasa tasarısı kabine tarafından kabul edildi. Tasarı, 2005 yılında yasallaştı.  3 Temmuz 2005’te eşcinsel evlilik İspanya’da resmîleşti. Kanunun uygulandığı ilk yıl boyunca yaklaşık 4500 eşcinsel çift evlendi.
  • İYİ Parti, yabancılara döviz ve gayrimenkul karşılığı vatandaşlık verilebilmesinin önünü açan Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için Danıştay’a dava açtı. Yapılan basın açıklamasında, “Cumhurbaşkanı tarafından istisnai yollarla dağıtılmış vatandaşlıkların tamamının anayasaya aykırı olduğu” belirtilerek, “..kanunlara aykırı olarak Suriyeli sığınmacılara dağıtılmış 238 bin vatandaşlığın tamamının iptali için de hukuki süreç başlatmış bulunuyoruz” denildi.
  • Marmara Kapalı Cezaevi, bir mahkuma gönderilen “Mekap” marka spor ayakkabıya izin vermedi. Ayakkabıya cezaevi idaresi tarafından el konuldu. Ayakkabının “Ceza ve İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik” maddelerine uymadığı kaydedildi. Silivri İnfaz Hakimliği’ne yapılan itiraz üzerine hakimlik başvuruyu reddetti ve ayakkabının verilmemesine hükmetti.  Kararda, “söz konusu markanın PKK ile özdeşleştiği bilinmektedir” denildi.
  • Antalya’da 1 kişinin öldüğü teleferik kazasının Antalya 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmasında, tutuklu 5 sanığın tutukluluğunun devamına karar verildi. Tutuksuz yargılanan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün, kamu görevleri nedeniyle davalara katılma zorunluluğunun kaldırılması talebi kabul edildi. Kocagöz soruşturma aşamasında tutuklanmış, ilk duruşmada adli kontrol ile tahiye edilmişti..
2026
  • Azerbaycan’da 21 Eylül 2026 tarihli ve 309 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile devlet okullarında öğrenci kıyafetlerine ilişkin yeni kurallar yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle, okul formasının bütünlüğünü bozan ve genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan kıyafet unsurlarının kullanılmasına izin verilmedi. Kararda başörtüsü veya hicab açıkça belirtilmemesine rağmen, düzenleme başörtüsünü de kapsayacak şekilde uygulanmaya başladı ve bazı başörtülü öğrenciler okullara alınmadı. Düzenlemenin hukuki dayanağı ise Temmuz 2026’da genel eğitim sistemine laiklik ilkesinin eklenmesiyle oluşturuldu.
  • Hollanda’nın Lahey kentindeki eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Bosna Hersek’teki savaş sırasında işlenen savaş suçlarından mahkum edilen ilk ve tek kadın olan eski Bosnalı Sırp lider Biljana Plavsic, 96 yaşında Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da öldü. Plavsic, 2003 yılında 11 yıl hapis cezasına çarptırılmış, İsveç’te cezasının üçte ikisini tamamladıktan sonra 2009’da serbest bırakılmış ve o tarihten bu yana Belgrad’da yaşamıştı.
  • İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın kaçırılmasına ilişkin yaptığı “polis içindeki köstebekler” paylaşımı nedeniyle tutuklanan gazeteci Ali Çağatay’ın yargılanmasına İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle yaklaşık 3 ay tutuklu kalan ve ilk duruşmada tahliye edilen gazeteci Ali Çağatay, ikinci duruşmada  “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama” suçlarından beraat etti.

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar

0
Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kuralllar

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararı adıyla Bakanlar Delegeleri Komitesinin 30 Eylül 1999 Tarihli 681’ci Sayılı Bakanlar Komitesince kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Cezaevi Kuralları olarak bilinen ve 11 Ocak 2006 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ’NİN ÜYE DEVLETLERE AVRUPA CEZAEVİ KURALLARI HAKKINDA REC (2006) 2 SAYILI TAVSİYE KARARI‘nın oluşturulmasında referans alınan metinlerdendir.

Bakanlar Konseyi Avrupa Konseyi Statüsünün 15. b maddesi uyarınca Cezaevlerindeki kalabalıklaşmanın ve cezaevi mevcudundaki artışın bir bütün olarak hem insan hakları hem de ceza infaz kurumlarından, cezaevi idarelerine ve ceza adaleti sistemin önemli bir sorun yarattığını dikkate alarak,

Cezaevi topluluğunun etkin yönetiminin, tüm suç türleri, suçu önlemede öncelikler, kanun külliyatlarındaki cezaların dağılımı, hükmedilen cezaların ağırlığı, kamusal ceza ve tedbirlerin uygulanma sıklığı, yargılama öncesi tutukluluğun uygulanışı, adli ceza dairelerin etkinliği ve yeterliliği, diğerlerinden önemsiz olmaksızın halkın suç ve cezaya karşı yaklaşımı gibi konularla bağlantılı olduğunu olduğunu düşünerek,

Cezaevinin aşırı kalabalıklığı ile mücadele eden ve cezaevi mevcudunun azaltılmasını amaçlayan tedbirlerin; suç ve suça yönelmenin önlenmesini etkin yasa uygulamasını , kamu güvenliği ve bunun korunmasını, ceza ve tedbirlerin bireyselleştirilmesini ve mahkumların yeniden topluma kazandırılmasını amaçlayan tutarlı ve rasyonel bir suç politikasına yönelik olması gerektiğini onaylayarak,

Bu tür tedbirlerin, hukukun üstünlüğü ile yönetilen demokratik devletlerin temel prensipleriyle uyumlu olmasını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Sözleşmenin uygulanmasında görevli organların içtihatlarına uygun olarak, insan haklarının garanti altına alınması yüksek hedefine tabi olması gerektiğini göz önünde bulundurarak,

Ayrıca cezanın işlevleri, özgürlüğü bağlayıcı ve bağlayıcı olmayan ceza tedbirlerin göreceli etkinliği ve cezaevleri gerçeğine ilişkin dengeli bilgi sağlamanın yanı sıra; siyasi ve idari yöneticiler, hâkimler, savcılar ve genel toplum tarafından bu tür tedbirler için gerekli desteğin sağlanmasının gerektiğini kabul ederek,

“İşkencenin Önlenmesi. İnsanlık Dışı ve Küçültücü Muamele veya Cezanın Önlenmesi Hakkındaki Avrupa Sözleşmesi”ni akılda tutarak,

Yargılama Bekleyenlerin Hapsedilmesi hakkındaki 80/11 nolu tavsiye kararının, Avrupa Cezaevi Kuralları hakkındaki 87/3 nolu Tavsiye Kararının, Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi’ne ilişkin 87/18 nolu tavsiye kararının, Kamusal Ceza ve Tedbirlere İlişkin Avrupa Kuralları hakkındaki 92/16 nolu Tavsiye Kararının ve Ceza Vermede Tutarlılık hakkındaki 92/17 nolu Tavsiye Kararlarının önemini kabul ederek,

Üye devletlerin hükümetlerine;

Cezaevindeki aşırı kalabalıklaşmaya ve cezaevi nüfusundaki şişkinliğe ilişkin mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirken uygun olan tüm önlemleri almalarını ve bu tavsiye kararının ekinde açıklanan ilkeleri uygulamalarını,

Suç sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi tarafından cezaevinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusunun artışı hakkında yayınlanan raporların ve alınan tavsiye kararının en geniş ölçüde yayılmasını teşvik etmelerini tavsiye eder.

Üye devletlerin hükümetlerine;

Cezaevindeki aşırı kalabalıklaşmaya ve cezaevi nüfusundaki şişkinliğe ilişkin mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirken uygun olan tüm önlemleri almalarını ve bu tavsiye kararının ekinde açıklanan ilkeleri uygulamalarını;

Suç sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi tarafından cezaevinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusunun artışı hakkında yayınlanan raporların ve alınan tavsiye kararının en geniş ölçüde yayılmasını teşvik etmelerini tavsiye eder.

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararına Ek
I. Temel İlkeler

1. Özgürlükten mahrumiyet bir ceza veya tedbir önlemi olarak en son başvuru yeri olarak düşünülmeli ve bu nedenle yalnızca suçun ağırlığının başka bir tedbir veya cezayı açıkça yetersiz hale getirdiği durumlarda kullanılmalıdır.

2. Genellikle cezaevi sayısının artırılmasının, aşırı kalabalıklaşma sorununa kalıcı bir çözüm sunacağı düşünülmediğinden, daha ziyade istisnai bir önlem olmalıdır. Cezaevlerinin ortalama kapasitesi bakımından yeterli olabilen, ancak iç ihtiyaçları karşılamakta yetersiz olan ülkeler, cezaevi kapasitelerinin dağılımının daha rasyonel bir şekilde yapılmasını başarmaya çalışmalıdır.

3.Kamusal ceza ve tedbirlerin mümkün olabilecek ağırlıklarına göre, uygun bir tertibe sokulması için düzenlemeler yapılmalı; hâkim ve savcılar mümkün olan en geniş ölçülerde onları kullanmaya özen göstermelidir.

4.Üye devletler belirli suç türlerinin suç olmaktan çıkarılması veya özgürlüğü; bağlayıcı cezayı gerektirmeyecek şekilde yeniden sınıflandırılması olasılığını güz önüne almalıdır.

5.Cezaevlerinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusu enflasyonuna karşı doğru bir stratejinin belirlenebilmesi için; soruna katkıda bulunan temel unsurların ayrıntılı analizi yapılmalı, bu özellikle, uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaları gerektiren suç tiplerine, suçun kontrol edilmesindeki önceliklere, toplumun tutum ve endişeleri ile mevcut cezalandırma uygulamalarına yönelik olmalıdır.

II. Cezaevlerindeki Yer Sıkıntısıyla Başa Çıkma

6.Aşırı kalabalıklaşma sınırlarının aşılmasını önlemek için ceza infaz kurumlan için maksimum bir kapasite belirlenmelidir.

7.Aşırı kalabalıklaşma koşullarının oluştuğu yerlerde; insan onuruna saygı, cezaevi idaresinin insani ve olumlu iyileştirme uygulama kararı, cezaevi personelinin rolünün ve etkili modern yönetim yaklaşımlarının tamamen tanınmasına özel önem verilmelidir.

Avrupa Cezaevi Kuralları ile uyumlu olarak mahkumlara sağlanan kullanılabilir boş alanın miktarına, sağlık bilgisi ve hijyen kurallarına, yeterli uygun şekilde hazırlanan ve sunulan yiyeceğe ilişkin düzenlemelere, mahkum, sağlık bakımlarına ve açık havada faaliyet fırsatları tanınmasına özel önem verilmelidir.

8.Cezaevinin aşırı kalabalıklaşmasının bazı olum için, mahkumların aileleri ile ilişkileri mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırmalı ve toplumun maksimum seviyede desteği sağlanmalıdır.

9.Yarı özgürlük, açık rejimler, cezaevinden ayrıl bir yere yerleştirme gibi özgürlüğü bağlayıcı cezaların infazı için özel usuller; mahkumların iyileştirilmesi ve yeniden toplumla bütünleşmelerine, aile ve toplumsal bağlarını muhafaza etmelerine ve ceza infaz kurumlarındaki tansiyonun azaltılmasına katkı sağlanması için mümkün olabildiği ölçülerde kullanılmalıdır.

III. Yargılama Safhası Öncesi Döneme İlişki Ceza Usul İşlemlerinden Kaçınılması,
Yargı Tutukluluk Sürecinin Azaltılması

10.Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi’ne ilişkin öngörülen ilkelerin tamamen uygulanması amaç özellikle üye devletlerin, kendi anayasal ilkelerini veya hukuksal geleneklerini hesaba katarken, ihtiyari soruşturma (veya aynı amaca hizmet tedbirler) ilkelerine sık sık başvurmayı ve basitleştirilmiş yöntemler amacıyla, uygun davalarda soruşturmaya alternatif olarak mahkeme dışı anlaşmaların kullanılmasını içermelidir.

11. Duruşma öncesi tutukluluk uygulaması ve bunun süresi adaletle elde edilmek istenen amaca uygun olarak en aza indirilmelidir. Bu amaç için üye devletler, hukuk ve uygulamalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili hükümlerine ve denetim organlarının içtihatlarına uyumlu olmasını sağlamalı ve Duruşma Süresince Devam Eden Hürriyetinden Yoksun Kalınma’ya ilişkin 80/11 nolu Tavsiye Kararında ifade olunan ilkeleri; özellikle duruşma öncesi tutuklanma kararı verilebilecek hallere ilişkin ilkeleri, rehber edinmelidir.

12. Zanlı suçlunun belirli bir adreste ikamet etmesi zorunluluğu, izin almadan belirli bir yerden ayrılmasının veya o yere girmenin kısıtlanması, kefaletle salıverilme veya adli organlarca tayin edilen bir birim tarafından denetlenme ve yardım gibi tutuklamaya alternatif uygulamalar mümkün olabilen en geniş ölçüde kullanılmalıdır. Bu bağlamda, belirli bir yerde tutarak, elektronik izleme aletleriyle, gözetleme ihtiyacına da dikkat çekilmelidir.

13. Duruşma öncesi tutukluluğun etkin ve insani kullanımına yardımcı olmak için; elverişli mali kaynak ve insan kaynakları sağlanmalı ve uygun prosedür araçla yönetsel teknikler gerektiği gibi geliştirilmelidir.

IV. Duruşma Safhasına İlişkin Önlemler Cezalar/Tedbirler Sistemi / Ceza Süresinin Uzunluğu

14. Cezaevi sistemi üzerinde ağır bir yük olarak yer alan uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları içeren mahkumiyetlere başvurunun azaltılması ve kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların kamusal ceza ve tedbirlerle ikame edilmesi için çaba harcanmalıdır.

15.Özgürlükten mahrumiyet yerine kullanılabilecek kamusal ceza ve tedbirlerin ihdas edilmesinde aşağıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Yüklenen koşullar ile birlikte hapis cezasının infazının ertelenmesi,
  • Bir hapis cezasına hükmedilmeksizin müstakil bir yaptırım olarak “probation’a (sanığın denetimli özgüllük altında tutulması) hükmedilmesi,
  • Yüksek yoğunluklu denetim,
  • Kamusal hizmet (yani kamu yararına ücretsiz çalışma)
  • İyileştirme emirleri / belirli suçlu kategorileri için sözleşmeyle iyileştirmenin uygulanması.
  • Mağdur-sanık uzlaşması / mağdurun tazmin edilmesi,
  • Hareket özgürlüğünün sokağa çıkma yasağı veya elektronik izleme gibi araçlarla kısıtlanması.

16.Kamusal cezalar ve tedbirler sadece Kamusal Cezalar ve Tedbirlere İlişkin Avrupa Kuralların’da öngörülen garantilere ve koşullara uygunluk içerisinde hükmetmiş olunabilir.

17. Hürriyeti bağlayıcı ve hürriyeti bağlayıcı olmayan ceza ve tedbirlerin birleşimi; tecil edilmemiş hürriyeti bağlayıcı cezaları müteakiben kamusal hizmet, toplumda yoğun denetim, evde infazın elektronik izlenmesi veya uygun durumlarda iyileştirmeye katlanma yükümlülüğü şeklinde yasa ve uygulamaların içine sokulmalıdır.

Mahkumiyet, savcı ve hâkimlerin rolü

18.Savcı ve hâkimler, kanunu tatbik ederken, özellikle cezaevi kapasitesi yönünden elde edilebilir kaynakları göz önünde bulundurmaya çalışmalıdırlar. Bu bağlamda, mevcut cezalandırma yapıları ile planlanan cezalandırma politikalarına cezaevi nüfusunun artması üzerindeki etkilerini değerlendirmeye sürekli bir özen gösterilmelidir.

19.Savcı ve hâkimlerin desteklerini sağlamak ve verimli olmayan mahkumiyet uygulamalarından kaçınmak amacıyla; cezaevinin aşırı kalabalıklığı ve cezaevi nüfusunun artışına ilişkin ceza politikalarının planlanması sürecine katılmaları sağlanmalıdır.

20.Cezalandırmanın mantıklı temelleri, kanun koyucu veya diğer yetkili otoriteler tarafından, hapis edilmenin azaltılması, kamusal ceza ve tedbirlerin alanının genişletilmesi ve arabuluculuk veya mağdurun tazmin edilmesi gibi değişik tedbirlerin kullanılması amacıyla hazırlanmalıdır.

21.Cezanın uygun miktarının belirlenmesi üzerinde eski mahkumiyetlerin oynadığı rolün yanında, cezayı ağırlaştıran ve hafifleten faktörlere de özel bir dikkat gösterilmelidir.

V. Yargılama Sonrası Döneme İlişkin Önlemler Kamusal Ceza ve Tedbirlerin Ugulanması-Özgürlüğü Bağlayıcı Cezanın İnfazı

22.Kamusal ceza ve tedbirlerin kısa süreli hapis cezalarına güvenebilir bir alternatif olabilmesi için etkin uygulama özellikle;

  • Hâkim ve savcılara etkinlikleri konusunda güvence vermek için bir tür kamusal cezaların infazı ve izlenmesi bakımından, en az olmayan alt yapısal düzenlemeler ile;
  • Toplumun korunması ve güvenliğinin sağlanması için suçlunun yeniden suç işleme riskini tanımlamak amacıyla gözetim stratejileri tahmini ve risk yönetiminin geliştirilmesi ve kullanılması aracılığıyla sağlanmalıdır.

23.Bireyselleştirilmiş tedbirler tercih edilmek suretiyle, çekilmekte olan asıl cezanın süresini azaltacak olan erken şartlı tahliye ve cezaevi kalabalığının yönetimi için toplu tedbirler (aflar, toplu indirimler) gibi tedbirlerin geliştirilmesi teşvik edilmelidir.

24.Af sadece mahkûmiyet süresini azaltan değil; aynı zamanda suçlunun topluma planlı dönüşüne önemli katkı sağlayan en etkin ve yapıcı tedbirlerden biri olarak düşünülmelidir.

25.Yetkili adli ve idari organların bu tedbiri değerli ve güvene layık bir seçenek olarak teşvik etmesi amacından az olmayacak şekilde; affın kullanımının artırılması ve genişletilmesi için toplumda suçluyu destekleyecek, yardım edecek ve denetleyecek en iyi koşullar yaratılmalıdır.

26.Hapishane sürecindeki iyileştirmenin ve tahliye sonrası iyileştirme ve gözetimleri bakımından; suçluların toplumla bütünleştirmelerini kolaylaştıracak, tekrar suç işlemeyi azaltacak, kamu güvenliğini ve korunmasını sağlayacak hakim ve savcılara; tedbirlerin amacının çekilmesi gereken asıl cezanın süresini azaltmak olduğunu ve kamusal ceza ve tedbirlerin yapıcı etkin programlar planlanmalı ve yürütülmelidir.

Açık Deniz Sözleşmesi

0
1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi

Açık Deniz Sözleşmesi, 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri kapsamında 29 Nisan 1958 tarihinde imzalanmış ve 30 Eylül 1962 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Açık Deniz Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır. 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri; Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme, Kıta Sahanlığı Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi ve Kara Suları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi olmak üzere dört ana sözleşmeden oluşmaktadır.

1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi

1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmelerinin yerini 10 Aralık 1982 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi almıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 10 Aralık 1982 tarihinde imzalanmış ve 16 Kasım 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS), açık denizlerin kullanımını, kuralları, çevre ve doğal kaynakların yönetimini düzenleyerek uluslararası hak ve sorumlulukları yeniden belirlemiştir. UNCLOS, ülkelerin kara sularını ve münhasır ekonomik bölgelerini belirlemeleri için rehberlik sağlamakta, kara suları genel olarak 12 deniz mili (yaklaşık 22.2 kilometre) olarak ölçülürken, münhasır ekonomik bölgeler 200 deniz mili (yaklaşık 370.4 kilometre) ile sınırlanmıştır.

Açık Deniz Sözleşmesi

Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler,

Açık denizle ilgili milletlerarası hukuk kurallarını tedvin etmeyi arzulayarak,

24 Şubat – 27 Nisan 1958 tarihleri arasında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı’nın aşağıdaki hükümleri, milletlerarası hukukun yerleşmiş kurallarını genellikle beyan eden kurallar olarak tasvip ettiğini kabul ederek;

Aşağıdaki hususlarda anlaştılar:

Madde 1

“Açık deniz” terimi, bir devletin karasularına ve iç sularına dahil olmayan bütün deniz kısımları manasına gelir.

Madde 2

Açık deniz, bütün milletlere açık olduğu için, hiçbir Devlet geçerli bir şekilde bu denizin herhangi bir parçasını egemenliğine tabi tutmaya kalkamaz. Açık denizler hürriyeti, bu maddelerin ve milletlerarası hukukun diğer kurallarının düzenlediği şartlara göre kullanılır. Bu hürriyet, inter alia, hem kıyı Devleti hem de kıyısı olmayan Devletler bakımından aşağıdakileri kapsar:

1. seyrüsefer hürriyeti
2. avlanma hürriyeti
3. sualtı kablo ve boru döşeme hürriyeti
4. Açık denizler üzerinde uçma hürriyeti

Bu hürriyetler ve milletlerarası genel hukuk ilkelerinin tanıdığı diğerleri, bütün Devletler tarafından başka Devletlerin açık deniz hürriyetini kullanmaktaki menfaatleri makul şekilde dikkate alınarak kullanılacaktır.

Madde 3

1. Kıyı Devletleri ile aynı şekilde açık deniz hürriyetine sahip olmak için denize kıyısı olmayan Devletler açık denize serbestçe geçiş yapabilmelidir. Bu amaçla, deniz ile denize kıyısı olmayan bir Devlet arasında yer alan Devletler, kıyısı olmayan Devletle yapacakları anlaşmaya göre ve mevcut milletlerarası sözleşmelere göre aşağıdakileri yapacaktır:

a. kıyısı olmayan Devlete, mütekabiliyet esasına göre, ülkesinden serbestçe geçiş hakkı verme, ve

b. o Devletin bayrağını çeken gemilere, kendi gemilerine veya diğer herhangi bir Devletin gemilerine, limanlara giriş ve onları kullanma bakımından aynı muameleyi yapma

2. Deniz ile kıyısı olmayan bir Devlet arasında yer alan Devletler, transit geçme hürriyeti ve limanlarda eşit muamele görme ile ilgili bütün meseleleri kıyısı olmayan Devletle karşılıklı mutabakat halinde ve kıyı Devletinin veya transit geçilecek Devletin haklarını ve kıyısı olmayan Devletin özel şartlarını dikkate alarak halledeceklerdir; meğer ki bu Devletler mevcut milletlerarası sözleşmelere taraf olsunlar.

Madde 4

Denizde kıyısı olsun veya olmasın her Devlet kendi bayrağını taşıyan gemileri açık denizde seyrüsefer ettirmek hakkına sahiptir.

Madde 5

1. Her Devlet, tabiiyetinin gemilere verilmesi, gemilerin ülkesinde tescil edilmesi ve bayrağını taşımaları hakkı için gerekli şartları tespit edecektir. Gemiler, bayrağını taşımaya yetkili oldukları Devletin tabiiyetini haizdir. Devlet ile gemi arasında gerçek bir bağın olması gerekir; özellikle Devlet, idari, teknik ve sosyal meselelerde bayrağını taşıyan gemi üzerinde etkin şekilde yetki ve kontrol icra etmelidir.

2. Her bir Devlet, bayrağını çekme hakkı bahşettiği gemilere o amaçla belgeler verecektir.

Madde 6

1. Gemiler sadece bir Devletin bayrağı altında seyredecekler ve milletlerarası antlaşmalarda ve bu Maddede açıkça öngörülen istisnai durumlar hariç, açık denizde münhasıran kendi yargı yetkisine tabi olacaklardır. Bir gemi gerçek bir mülkiyet devri veya tescil yeri değişikliği hali dışında bir yolculuk esnasında veya bir uğrak limanda bayrağını değiştiremez.

2. İki veya daha fazla Devletin bayrağı altında seyredip, yerine göre onları kullanan bir gemi bahis konusu tabiiyetlerden herhangi birisini diğer herhangi bir Devlet bakımından iddia edemez ve tabiiyetsiz gemi ile aynı muameleye tabi tutulabilir.

Madde 7

Bir önceki madde hükümleri hükümetler arası bir örgütün resmi hizmetinde kullanılan gemilerin örgütün bayrağını taşıması sorununa halel getirmez.

Madde 8

1. Harp gemileri, açık denizde bayrak Devletinden başka herhangi bir Devletin yargı yetkisinden tamamiyle bağışıktır.

2. Bu Maddelerin uygulanması bakımından, “harp gemisi”, bir Devletin deniz kuvvetlerine ait olan ve onun tabiiyetindeki harp gemilerini başkalarından ayıran harici alametler taşıyan, hükümet tarafından gereğince yetkilendirilen ve ismi deniz kuvvetleri listesinde görülen bir subayın komutasında olan ve düzenli şekilde deniz kuvvetlerinin disiplini altında olan bir mürettebatla donatılan bir gemi demektir.

Madde 9

Bir Devletin sahibi olduğu veya işlettiği ve sadece gayri-ticari devlet hizmeti için kullanılan gemiler, açık denizde, bayrak Devletinden başka herhangi bir Devletin yargı yetkisinden tamamiyle bağışıktır.

Madde 10

1. Her Devlet bayrağını taşıyan gemiler için, diğerleri yanında, aşağıdaki konularda denizde güvenliği sağlamak üzere gerekli olan tedbirleri alacaktır:

a- sinyallerin kullanılması, muhaberatın idamesi ve çarpışmaların önlenmesi;
b- geçerli milletlerarası iş belgelerini dikkate alarak gemilerin donatımı ve mürettebat için çalışma şartları;
c- gemilerin yapımı, teçhizi ve denize elverişliliği.

2. Bu gibi tedbirleri alırken, her bir Devlet genellikle kabul edilmiş milletlerarası standartlara uymaya ve onlara riayeti sağlamak için gerekli herhangi bir tedbiri almaya mecburdur.

Madde 11

1. Kaptanın veya gemi hizmetindeki diğer herhangi bir şahsın cezai veya disiplin sorumluluğunu gerektiren açık denizdeki bir çarpışma veya gemiyle ilgili diğer herhangi bir seyrüsefer olayı halinde, bu gibi kişilere karşı bayrak Devletinin veya bu gibi kişilerin vatandaşı oldukları Devletin yargısal ve idari mercilerinden başka herhangi bir merci önünde hiçbir cezai veya disiplin takibatı yapılamaz.

2. Disiplin meselelerinde, bir kaptanlık belgesi veya bir yetki belgesi veya iznini vermiş olan Devlet, belge hamili onu veren Devletin bir vatandaşı olmazsa bile gerekli hukuki işlemden sonra, bu gibi belgeleri geri almaya, tek başına yetkili olacaktır.

3. Bayrak Devletinin mercileri dışındaki diğer herhangi bir merci, bir soruşturma tedbiri olarak dahi geminin tutuklanması veya yakalanmasını hiçbir şekilde emredemez.

Madde 12

1. Her Devlet bayrağını taşıyan bir geminin kaptanından, gemiye, mürettebatına veya yolculara ciddi zarar gelmeden yapabildiği ölçüde,

a- denizde kaybolma tehlikesi içinde bulunan herhangi bir kimseye yardım etmesini;

b- tehlikede olan kimselerin, yardım ihtiyacından haberdar edilirse, böyle bir hareket kendilerinden makülen beklenebildiği ölçüde, onları kurtarmaya mümkün olan bütün süratle gitmesini;

c- bir çarpışmadan sonra, diğer gemiye, mürettebatına ve yolcularına yardım etmesini ve mümkün olan yerde, diğer gemiyi, kendi gemisinin isminden, tescil limanından ve uğrayacağı en yakın limandan haberdar etmesini isteyecektir.

2. Her kıyı Devleti denizde ve denizin üzerinde (havada) güvenlikle ilgili yeterli ve etkin araştırma ve kurtarma hizmetlerinin kurulmasını ve idamesini geliştirmek ve şartlar gerektirirse bu amaçla karşılıklı bölgesel anlaşmalar yolu ile komşu Devletlerle işbirliği edecektir.

Madde 13

Her Devlet kendi bayrağını taşımaya mezun gemilerde köle taşınmasını önlemek ve o amaçla cezalandırmak ve bayrağının gayri hukuki olarak kullanılmasını engellemek için, etkin tedbirler alacaktır. Bayrağı ne olursa olsun herhangi bir gemiye sığınan herhangi bir köle, ipso facto, serbest olacaktır.

Madde 14

Bütün Devletler, açık denizde veya bir Devletin yargı yetkisi dışındaki diğer herhangi bir yerde deniz haydutluğunun bastırılması için mümkün olan azami ölçüde işbirliği yapacaklardır.

Madde 15

Deniz haydutluğu aşağıdaki hareketlerin herhangi birisinden ibarettir:

1. Özel bir geminin veya özel bir uçağın mürettebatı veya yolcuları tarafından özel amaçlarla işlenen,

a- açık denizde, başka bir gemiye veya uçağa karşı veya böyle bir gemi veya uçakta bulunan kişilere ve mala karşı,
b. herhangi bir Devletin yargı yetkisi dışında bulunan bir gemiye. uçağa, şahıslara veya mala karşı yöneltilmiş herhangi bir gayri hukuki şiddet veya tutuklama veya herhangi bir yağmacılık hareketi.

2. Bir gemi veya uçağı haydut gemi veya uçak yapan olayları bilerek onların işletilmesine ihtiyari ile herhangi bir şekilde katılma hareketi;

3. Bu maddenin 1. alt paragrafında veya 2. alt paragrafında tarif edilen bir hareketi teşvik eden veya onu kasden kolaylaştıran herhangi bir hareket.

Madde 16

Mürettebatı isyan etmiş ve kontrolü ele geçirmiş olan bir harp gemisi, devlet gemisi veya devlet uçağı tarafından işlenen ve 15. maddede tarifi yapılmış haydutluk hareketleri, özel bir geminin işlediği hareketlerle aynı muameleye tabi tutulur.

Madde 17

Bir geminin veya uçağın onu hakim şekilde kontrol eden kişiler tarafından 15. maddede zikredilmiş hareketlerden birini işlemek amacıyla kullanılması, kullanma tasarlandıysa, gemi veya uçak, haydut bir gemi veya haydut bir uçak olarak mütalaa edilir. Gemi veya uçak, böyle bir hareketi yapmak için kullanılmışsa, bu hareketin suçlusu olan kişilerin kontrolünde kaldığı sürece aynı hükümler uygulanır.

Madde 18

Bir gemi veya uçak, haydut bir gemi veya uçak haline gelmiş olduğu halde, tabiiyetini koruyabilir. Tabiiyetin muhafazası veya kaybı, bu tabiiyeti veren Devletin kanunlarına göre belirlenecektir.

Madde 19

Açık denizde veya herhangi bir Devletin yargı yetkisi dışındaki diğer herhangi bir yerde, her Devlet bir haydut gemiye veya uçağa veya haydutluk yoluyla alınan ve haydutların kontrolünde olan bir gemiye el koyabilir ve gemide bulunan kişileri tutuklayabilir ve mallara el koyabilir. Elkoymayı gerçekleştiren Devletin mahkemeleri verilecek cezaları kararlaştırabilir ve iyi niyetle hareket eden üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, gemi, uçak veya mallar hakkında alınacak tedbirleri de kararlaştırabilir.

Madde 20

Yeterli gerekçe olmadan haydutluk kuşkusuyla bir gemi veya uçağa elkonulduğunda, elkoymayı gerçekleştiren Devlet, geminin veya uçağın tabiiyetini taşıdığı Devlete karşı elkoymanın sebep olduğu herhangi bir kayıp veya zarardan dolayı hukuken sorumlu olacaktır.

Madde 21

Haydutluk sebebiyle herhangi bir elkoyma hareketi, sadece harp gemileri veya askeri uçaklar veya o amaçla izin verilen devlet hizmetindeki diğer gemi veya uçaklar tarafından gerçekleştirilebilir.

Madde 22

1. Anlaşmanın verdiği yetkilerden doğan müdahale hareketleri saklı kalmak üzere, açık denizde yabancı bir ticaret gemisine rastlayan bir harp gemisi,

a- geminin haydutluk yaptığından veya;
b- geminin esir ticaretine giriştiğinden; veya
c- yabancı bir bayrak taşıdığı, veya bayrağını göstermeyi reddettiği halde, geminin gerçekte harp gemisi ile aynı tabiiyette olduğundan şüpheyi gerektirecek makül bir sebep olmadıkça bu gemiye yanaşmakla haklı olamaz.

2. Yukarıdaki a, ve c alt paragraflarında öngörülen durumlarda harp gemisi, geminin kendi bayrağını çekme hakkını tetkik edebilir. Bu amaçla, şüpheli gemiye bir subay komutasında bir tekne gönderebilir. Belgeler kontrol edildikten sonra, şüpheler giderilmezse gemide daha ileri incelemeye geçebilir, bu incelemenin gerekli olan bütün ihtimamla yapılması gerekir.

3. Şüphelerin doğru çıkmaması ve yanaşılan geminin bu şüpheleri haklı çıkaracak herhangi bir hareketi yapmamış olması şartıyla gemiye verilmiş olabilecek herhangi bir kayıp veya zarar tazmin edilecektir.

Madde 23

1. Kıyı Devletinin yetkili mercilerinin, yabancı bir geminin kanunlarını ve düzenlemelerini ihlal ettiğine inanması için haklı sebepleri olduğu zaman, o geminin kesintisiz şekilde takibine gidilebilir. Böyle bir takip yabancı gemi veya botlarından birisi takip eden Devletin iç sularında, veya karasularında veya bitişik bölgesi içinde olduğu zaman başlatılmalıdır ve ancak takip kesintiye uğramadıysa, karasuları ve bitişik bölge dışında bu takibe devam edilebilir. Karasuları veya bitişik bölgede bulunan yabancı gemi durma emri aldığı zaman, emri veren geminin aynı şekilde karasuları veya bitişik bölgede olması gerekli değildir. Yabancı gemi, Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi’nin 24. maddesinde tarif edilen bitişik bölgede ise, takibin yapılabilmesi, korunmaları için işbu bölgenin ihdas edildiği hakların ihlal edilmiş olması şartıyla ancak takibe gidilebilir.

2. Kesintisiz takip hakkı, takip edilen gemi kendi ülkesinin ya da üçüncü bir Devletin kara sularına girer girmez sona erer.

3. Takip eden gemi, mevcut pratik vasıtalarla takip edilen geminin veya botlarından birisinin veya bir tim olarak çalışan ve takip edilen gemiyi bir ana gemi olarak kullanan diğer araçların karasuları veya yerine göre bitişik bölge içinde bulunduğuna kani olmadıkça, kesintisiz takip başlamış sayılmaz. Yabancı gemi tarafından görülebilecek veya işitilebilecek bir mesafede görülebilir veya işitilebilir bir durma işaretinin verilmesinden sonra, ancak takip başlayabilir.

4. Kesintisiz takip hakkı sadece harp gemileri veya askeri uçaklar veya özellikle o amaç için izin verilen Devlet hizmetinde çalışan diğer gemi veya uçaklar tarafından kullanılabilir.

5. Kesintisiz takip bir uçakla gerçekleştirildiğinde:

a- Bu maddenin 1-3 cü paragraf hükümleri, mutas mutandis, uygulanacaktır.
b- Durma emri veren uçağın kendisi tutuklamayı yapabilecek durumda değilse, takibi devralmak üzere çağırmış olduğu kıyı

Devletine ait bir gemi veya uçak olay yerine varıncaya kadar gemiyi etkili bir şekilde kendisi takip etmelidir. Uçağın kendisi veya ara vermeden takibe devam eden diğer uçak veya gemiler tarafından takip edilen geminin hem durması emredilmedikçe hem de kesintisiz şekilde takip edilmiş olmadıkça, geminin uçak tarafından bir suçlu veya suç zanlısı olarak sadece fark edilmiş olması, açık denizde bir tutuklama yapmayı haklı kılmaya yetmez.

6. Bir Devletin yargı yetkisi içinde tutuklanan ve yetkili merciler önünde bir tetkik yapmak amacıyla o Devletin bir limanına refakat halinde götürülen bir geminin, yolculuk esnasında zaruret dolayısıyla açık denizin bir bölümünde geçirilmesi münhasır sebebiyle serbest bırakılması talep edilemez.

7. Bir geminin kesintisiz takip hakkını kullanmayı haklı kılmayan şartlarda açık denizde durdurulmuş olduğu veya tutuklanmış olduğu durumlarda, bu işlem dolayısıyla gemiye verilmiş olabilecek herhangi bir kayıp veya zararı tazmin edilecektir.

Madde 24

Her Devlet, gemilerinden veya borulardan petrol boşaltılması yoluyla veya deniz yatağı ve toprak altının işletilmesi ve araştırılmasından ileri gelen deniz kirlenmesini önleyecek düzenlemeleri, konuyla ilgili antlaşma hükümlerini dikkate almak suretiyle hazırlayacaktır.

Madde 25

1. Her Devlet, yetkili milletlerarası örgütlerin hazırladığı herhangi bir standart veya düzenlemeyi dikkate alarak radyoaktif artıklarla denizin kirlenmesini önleyecek tedbirleri alacaktır.

2. Bütün Devletler, radyoaktif malzemeleri veya diğer zararlı maddelerle yapılan herhangi bir faaliyetten ileri gelen denizin veya üstündeki havanın kirlenmesini önleyecek tedbirleri alırken yetkili milletlerarası örgütlerle işbirliği edecektir.

Madde 26

1. Bütün Devletlerin açık denizin yatağı üzerinde sualtı kabloları ve borularını döşemeye hakkı vardır.

2. Kıta sahanlığını araştırma ve kaynaklarını işletmek için makül tedbirleri alma hakkı saklı kalmak üzere, kıyı Devleti bu kablo ve boruların döşenmesi veya bakımını engelleyemez.

3. Bu kablo ve boruları döşediği zaman söz konusu Devlet deniz yatağı üzerinde daha önceden yerleştirilmiş olan kablo veya boruları dikkate alacaktır. Özellikle, kablo veya boruların bakımı imkanlarına halel getirilmeyecektir.

Madde 27

Her Devlet, bayrağını taşıyan bir geminin veya yargı yetkisine tabi bir kişinin kasten veya ihmalen açık denizin altındaki bir sualtı kablosunu, telgraf veya telefon haberleşmesini kesecek veya engelleyecek tarzda koparması veya zarar vermesinin ve benzer şekilde bir sualtı borusunun veya yüksek voltaj kablosunun koparılması veya zarar görmesinin cezalandırılabilir bir suç olacağını sağlayacak gerekli teşrii tedbirleri alacaktır. Bu hüküm, bu gibi koparma veya zarardan sakınmak için gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra, sadece hayatlarını ve gemilerini kurtarmak meşru sebebiyle hareket eden şahısların sebep olduğu herhangi bir koparma veya zarara uygulanmayacaktır.

Madde 28

Her Devlet, açık deniz altındaki bir kablo veya boru hattının sahipleri olup da yargı yetkisine tabi olan kişilerin, o kablo veya boru hattını döşerken veya tamir ederken başka bir kablo veya bir boru hattını koparması veya bir zarar vermesi halinde, tamir masraflarını karşılamaları için gerekli teşrii tedbirleri alacaktır.

Madde 29

Her Devlet, sualtı kablosu veya boru hattına zarar vermemek için bir demir veya ağ veya diğer herhangi bir balıkçılık edavatını feda ettiğini ispat edebilen gemi sahiplerinin kaybını, bütün makül tedbirleri önceden almış olmaları şartıyla, kablo veya boru hattının sahipleri tarafından tazmin edilmelerini sağlayacak gerekli kanuni tedbirleri alacaktır.

Madde 30

Bu Sözleşmenin hükümleri halihazırda yürürlükte olan sözleşme veya diğer milletlerarası anlaşmaları, bunların tarafı olan Devletler bakımından etkilemeyecektir.

Madde 31

Bu Sözleşme, 31 Ekim 1958’e kadar Birleşmiş Milletlerin veya herhangi bir uzmanlık örgütünün üyesi olan bütün Devletlere veya Birleşmiş Milletler Gene! Kurulu’nun bu Sözleşmeye taraf olmaya davet ettiği diğer herhangi bir Devletin imzasına açık olacaktır.

Madde 32

Bu Sözleşme, onaya tabidir. Onay belgeleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 33

Bu Sözleşme 31. maddede zikredilen kategorilerin herhangi birisine ait olan herhangi bir Devletin katılmasına açık olacaktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 34

1. Bu Sözleşme yirmi ikinci onay veya katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesi tarihini izleyen otuzuncu günde yürürlüğe girecektir.

2. Yirmi ikinci onay veya katılma belgesinin tevdi edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her bir Devlet için, Sözleşme, bu Devletin onay veya katılma belgesini tevdi etmesinden sonraki otuzuncu günde yürürlüğe girecektir.

Madde 35

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık bir sürenin geçmesinden sonra bu Sözleşmenin revizyonu ile ilgili bir talep, herhangi bir Akit Devlet tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne hitap eden yazılı bir bildirim ile yapılabilir.

2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu böyle bir talep hakkında alınacak tedbirleri kararlaştıracaktır.

Madde 36

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletlerin üyesi bulunan bütün Devletleri veya 31. maddede zikredilen diğer Devletleri aşağıdaki hususlardan haberdar edecektir:

a- 31., 32., ve 33. maddelere uygun şekilde bu Sözleşmenin imzalanmasından ve onay veya katılma belgelerinin tevdi edilmesinden;
b- 34. maddeye uygun şekilde, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarihten;
c- 35. maddeye uygun şekilde yapılacak revizyon tekliflerinden.

Madde 37

Bu Sözleşmenin, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri aynı şekilde geçerli olan orijinali Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. O da bunun tasdikli bir örneğini 31. maddede zikredilen bütün Devletlere gönderecektir.
Yukarıdakileri tasdiken, hükümetleri tarafından usulüne göre yetkilendirilen aşağıda imzası bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzaladılar.

Yirmidokuz Nisan bindokuzyüzellisekiz tarihinde Cenevre’de tanzim edildi.

30 Eylül – Hukuk Takvimi

0
30 Eylül – Hukuk Takvimi
1883 

Nazi Almanyası’nda Bilim, Eğitim ve Ulusal Kültür Bakanı Bernhard Rust doğdu. (Ölümü: 8 Mayıs 1945)

Bernhard Rust
 1908

Aydın-İzmir demiryolu hattında 31 Ağustos’ta başlayıp sorumlular tutuklanınca sona eren grev tekrar başladı. İşçilerin Develiköy İstasyonu’nda treni raydan çıkarmaları üzerine sevk edilen askerler sosyalist ‘Irgat’ gazetesi muhabiri Koncamani ve birkaç işçiyi tutukladı. Tutuklular 1 ekimde İzmir’den gelen bir tabur askerle hükümet hapishanesine nakledildi.

 1928 Nobel Barış Ödülü sahibi, Romanya doğumlu Yahudi edebiyatçı Elie Wiesel doğdu. (Ölümü: 2016)
 1936

Prof. Dr. Mümtaz Soysal ile cezaevinde evlenen sosyolog ve bilim insanı Sevgi Soysal doğdu. (Ölümü: 22 Kasım 1976)

Mümtaz Soysal – Sevgi Sabuncu (Soysal) Cezaevinde evlenmişlerdi.
 1949

Mao Zedung Çin Halk Cumhuriyeti başkanı seçildi. Zedong, 2008 yılında yapılan bir araştırmada hakkında en çok eser yazılan ilk 100 kişi listesinde 15. sırada yer alan liderdir.  Mao, Büyük İleri Atılım  Sağcı Karşıtı Hareket  Sosyalist Eğitim Hareketi Kültür Devrimi gibi isimler verdiği, ortaklaştırmayı da kapsayan çeşitli sosyo-ekonomik projeler geliştirdi. Bu projeler sayesinde güçlü, müreffeh ve eşitlikçi bir Çin yaratmayı hedefledi. Mao hakkındaki tartışmalar ölümünden yıllar sonra bile hâlâ devam etmektedir. Taraftarlarına göre Mao, büyük bir devrimci önderdir ve görüşleri Marksizm’in gelişmiş yorumunu oluşturur. Çin’deki destekçileri, Mao’yu 20. yüzyıldaki büyük Çin devletini yaratan siyasi ve askeri lider olarak görürler. Çin’de hâlâ resmen saygı görmekle birlikte ölümünden sonra Çin siyaseti üzerine olan etkisi giderek azalmıştır.

 1953

Uluslararası Çeviri Günü, çevirmenlerin azizi olarak kabul edilen İncil çevirmeni Aziz Jerome adına her yıl 30 Eylül’de düzenlenen kutlanmaya başlandı. Kutlama ilk başladığı 1953 yılından bu yana FIT (International Translation Federation – Uluslararası Çeviri Federasyonu) tarafından düzenlenmektedir. 

 1960

Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. 91 sayılı Devlet Planlama Teşkilatının Kurulması Hakkındaki Kanun, 5 Ekim 1960 tarih ve 10621 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak kabul edildi. DPT Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasını hızlandırmak için kurulan ve 1960-2011 yılları arasında faaliyet gösteren olan kurumdur.

 

 1962

Açık Deniz Sözleşmesi, 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri kapsamında 29 Nisan 1958 tarihinde imzalandı ve 30 Eylül 1962 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Açık Deniz Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır. 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri; Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme, Kıta Sahanlığı Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi ve Kara Suları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi olmak üzere dört ana sözleşmeden oluşmaktadır.

 1976

İstanbul Profilo Fabrikası’nda 10 işçinin işten çıkarılmasını protesto eden işçilerle Polis arasında çatışma yaşandı. Yakup Keser adlı işçi öldü, 5 kişi yaralandı ve yüzlerce işçi tutuklandı. Profilo’da ki çatışmanın ardından jandarma araya girdi ve işçilerin askeri araçlara bindirilip evlerine nakledilmesinde anlaşmaya varıldı. Ancak evlerine götürülecekleri vaadiyle araçlara bindirilen işçiler Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürülüp polislere teslim edildi.

 1976

Uygarlık Tarihi dersinden dolayı yargılanan Server Tanilli mahkemede yaptığı savunmasında ‘Bilim adamının mahkemelere karşı sorumluluğu var mıdır? Hayır. Bilim adamı bilimsel görevini yerine getirirken, mahkemelere karşı hesap vermez’ dedi.

Prof. Dr. Server Tanilli
1983

Milli Güvenlik Konseyi Çanakkale Zincirbozan’da zorunlu ikamete tabi tutulan 16 siyasinin serbest bırakılmasına karar verdi.

 1984

17 Eylül’de gözaltına alınan TKP/ML üyesi Hasan Hakkı Erdoğan’ın sorguda işkenceyle öldürüldüğü açıklandı.

 1999

Ulucanlar Operasyonu’na tepki olarak çeşitli cezaevlerinde rehin alınan 72 gardiyan serbest bırakıldı. Ulucanlar Cezaevinde ölen mahkumlardan Ümit Altıntaş, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi, anmaya gelenler gözaltına alındı.

 1999

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararı adıyla Bakanlar Delegeleri Komitesinin 30 Eylül 1999 Tarihli 681’ci Sayılı Bakanlar Komitesince kabul edildi.

 1999

Ermeni asıllı Amerikalı avukat Robert George Kardashian yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Şubat 1944) San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. O. J. Simpson cinayet davasının avukatı olarak ünlendi. Kim Kardashian’ın babasıdır.

Avukat Robert George Kardashian
 2000 Galatasaray’da F tipi cezaevlerini protesto eden 9 tutuklu ve hükümlü yakını gözaltına alındı.
 2001

İkiz Kulelere yapılan saldırıdan 18 gün sonra 30 Eylül 2001’de Washington, New York, Los Angeles, San Francisco ve Chicago’da on binlerce Amerikalı ABD yönetiminin Afganistan’a misilleme hazırlıklarını eylemlerle protesto etti. Savaş karşıtı gösterilerde ‘Göze göz herkesi kör eder, Şiddet Şiddetle Çözülmez, Savaş sevdiklerimizi geri getirmez’ yazılı pankartlar taşındı.

2004 

TRT’nin 500’ü aşkın sözleşmeli çalışanının işine son verilmesi, kurum sanatçıları ve KESK’E bağlı Haber-Sen üyelerince protesto edildi.

 2004

Rusya’da küresel ısınmaya set çekmeye yönelik Kyoto Sözleşmesi kabine tarafından kabul edildi.

 2005

Cezayir’de yapılan referandumda Barış ve Ulusal Uzlaşma Sözleşmesine yüzde 97.4 oranında ‘Evet’ oyu çıktı. Sözleşme, ülkede yaşanan iç savaşta yer alan İslamcı militanlarla güvenlik güçlerine geniş af getirdi.

 2006

ABD Senatosu, ‘yasadışı’ göçmenlere çare olarak Meksika sınırının üçte birinden fazlasına duvar örülmesini onayladı. Meksika Dışişleri Bakanı Luis Ernesto Derbez kararı kınadı.

 2007

Yargıtay Başsavcılığı, Fethullah Gülen’in ‘din esaslarına dayalı devlet için yasadışı örgüt kurmak’ iddiasıyla yargılandığı davada Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği ‘beraat’ kararına itiraz etti. Başsavcılık, teşekkülün oluşturulması ile suçun tamamlanacağını bildirdi.

 2010

Ekvador’da Devlet Başkanı Rafael Correa’ya karşı emniyet teşkilatına mensup bir grup polisin düzenlediği darbe girişimi engellendi.

 2010

Konya’da 2008 yılında 18 öğrencinin öldüğü, Süleymancılara ait kaçak yurt binasının çöküşüne dair davanın duruşmasına devam edildi. Mağdurlardan Zeynep Büşra Demirbaş, mahkemede gaz kokusu alınmasına karşın yetkililerin dışarıya çıkmalarına izin vermediklerini söyledi.

 2012

İstanbul’da binlerce kişi 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapan yasa tasarısını protesto etti. Protestocular ‘sokak hayvanlarının gözlerden ırak doğal parklara götürülmesi, evde beslenecek hayvan sayısının sınırlandırılması, tehlikeli türlerin barınaklara teslim zorunluluğu’ gibi düzenlemelere karşı çıktı.

 2013

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratikleşme paketi kapsamında başörtüsü yasağının sona erdiğini ve okullarda okutulan “andımız”ın kaldırıldığını açıkladı. 

 2015

Filistin devletinin bayrağı, 30 Eylül 2015’te BM Genel Kurulunda alınan karar sonrasında düzenlenen törenle ilk kez Birleşmiş Milletlerde göklere çekildi.

 2016 İsrail, Mavi Marmara olayında yakınlarını kaybeden ailelere ödenecek 20 milyon dolarlık tazminatı Türkiye’ye ödedi.
2020

Hukukçu, AİHM ve Uluslararası Adalet Divanı Yargıcı, Eski Dışişleri Bakanı Ali Hüsrev Bozer yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Temmuz 1925) 

2022 Farklılıkların zenginlik olduğunu ve birlikte yaşayabileceğini göstermek amacıyla Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonunun desteğiyle Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM) tarafından düzenlenen Sivil Sesler Festivali başladı. Sivil Sesler Festivalinde, farklı çalışma alanlarından sivil toplum örgütleri, deneyimlerini, birikimlerini ve çalışmalarını paylaşıyor.
2023 Türkiye İşçi Partisi (TİP) lideri Erkan Baş’ın, Yargıtay’ın 18 yıllık hapis cezasını onadığı Avukat Şerafettin Can Atalay için 1 Ekimde başlatacağı Hatay’dan Ankara’ya Özgürlük Yürüyüşü’ne Atalay’ın annesi Şükran Atalay, babası Mustafa Atalay ve amcası Abdurrahman Atalay ile aile üyelerinin de katılacağı açıklandı. 
2023  İran’da hak ihlallerini takip eden Norveç merkezli Hengaw İnsan Hakları Örgütü(Hengaw Organization for Human Rights), 2023 yılı başından bu yana İran rejimi tarafından bin 700 kişinin tutuklandığını duyurdu.
 2023 Almanya Dışişleri Bakanlığı, Yargıtay’ın Gezi Davası’nda 28 Eylül Perşembe günü verdiği onama kararları hakkında açıklama yaptı: “Yargıtay’ın dünkü kararı, Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğü için yıkıcı bir sinyal.”
 2024
  • Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci partisinden istifa etti. Zenbilci’nin oğlu T.Z.’nin Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü uyuşturucu ticareti soruşturması kapsamında 20 kg sentetik uyuşturucuyla babasının adına kayıtlı araçta yakalandığı ve tutuklandığı ortaya çıktı.
  • Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi Başkanı Murat Özcan evinde ölü bulundu. Cenaze otopsi için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.
  • Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismar iddiasıyla adliyeye sevk edilen 18 kişiden 10 tutuklandı.
  • Balıkesir’in Bandırma ilçesinde öldürülen “evsiz” Fevzi Karabacak’ın, İkbal İnce tarafından bıçaklandığı tespit edildi. Emniyetteki ifadesinde, Fevzi Karabacak’ı, “İntikam için bıçakladım” dediği öğrenilen İkbal İnce, sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkeme tarafından, ‘Kasten öldürmek’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • Eski milli futbolcu Serhat Akın’a yönelik silahlı saldırıya ilişkin gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i Beykoz Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.
  • “Diddy” ve “Puff Daddy” lakaplı Amerikalı rapçi ve yapımcı Sean Combs hakkında “ekonomik, psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddette bulunduğu” gerekçesiyle dava açıldı. Federal savcılar tarafıdan hazırlanan iddianamede, genellikle kayıt altına alınan “Freak Offs” adlı partilere katılmaya ‘mecbur kıldığı’ kişileri, parti esnasında cinsel ilişkiye girmeye zorladığı, evlerinde yapılan aramalarda ise uyuşturucu bulunduğu belirtildi.Combs, “seks ticareti, zorla çalıştırma, adam kaçırma, alıkoyma, kundaklama, uyuşturucu bulundurma, rüşvet ve adaleti engelleme” suçlamalarıyla 16 Eylül’de gözaltına alınmıştı.

 2026
  • İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, T24’ün internet sitesi ve sosyal medya hesaplarının kapatılmasına karar verdi.
  • İstanbul’da cezaevindeki müvekkillerine uyuşturucu götürmek suçundan İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan avukata 23 yıl 5 ay hapis cezası verildi.

30 Eylül – Hukuk Takvimi

Senedi İttifak

0
Padişah II. Mahmut

Senedi İttifak, 29 Eylül 1808 tarihinde ilan edilmiştir. Senedi İttifak, askeri, idari ve eğitim alanlarında bir takım reformlar içermektedir ve 2. Mahmut Dönemi Islahatları içinde yer almaktadır.

Belge, teknik olarak bir Anayasa değildir. Ancak senet metni sonraki demokratikleşme hareketlerinde ve anayasal hareketlerde atıf kaynağı olmamıştır.

Senedi İttifak

Senedi İttifak, Türk Anayasa Hukuku tarihinde anayasal unsurlar içeren ilk belge olarak kabul görmektedir. Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa, Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’da toplamış, yapılan toplantı sonucunda Anayasal unsurlar içeren bir antlaşma yapılmıştır.

Devlet iktidarını sınırlandırmayı ve bir takım kişi hak ve hürriyetleri bakımından bazı hukuki standartlar getirmeyi amaç edinen Senedi İttifak bu bağlamda Anayasal hareketlerin başlangıcı olarak görülmüştür. Bazı Anayasa hukuku uzmanları ve sosyal bilimciler 1808 tarihinde imzalanan bu belgeyi İngiltere’de 1215 yılında kabul edilen Magna Carta’ya benzetmektedir. Senet ile Osmanlı tarihinde işkence resmi bir belge ile ilk defa yasaklanmıştır.

Valiler ve toprak beyleri İstanbul’da “meşveret-i amme” toplantısına davet edilmiş ve ittifak metni bu toplantıda oluşturulmuştur. Senedi İttifak, Osmanlı Devletinin merkezi otoritesinin taşra bölgelerinde nispeten azaldığı bir dönemde, padişah otoritesinin yeniden sağlanması amacıyla güçlü toprak beyleri ile yapılmış zorunlu bir kontrattır. Senet metninde, devlet düzeninin bozulduğuna, devlet otoritesinin sarsıldığına ve tüm tarafların bu konuda ortak kanaate sahip olduğuna, devlet otoritesinin kuvvetlenmesi için Senedi İttifak’ tanzim edildiğine yönelik cümleler bulunmaktadır.

Senedi İttifak, merkezi iktidarın yetkilerini sınırlamıştır ve meşrutiyet fikrine saik olabilecek fikirler içermektedir. Metin sonucunda ortaya çıkan kararların uygulanmasını otoritenin ve tüm devlet erkinin kaynağı olan ve sembolü olan padişahın denetlemesi uygun bulunmuştur. Sened-i İttifak metninin sonunda, hükümlerin sonradan da uygulanabilmesini sağlamak üzere sadrazam ve şeyhülislamların değişmesi halinde göreve yeni gelenlerin de bu senedi imzalamaları kararlaştırılmıştır.

Senedi İttifakın oluşturulmasına halk iradesinin doğrudan katkısı olmamıştır.

Senedi İttifak Metni

Elhamdü lillâhillezi eyyidül islâmi biricâlin kaamu alâ sakîn vahldu ve ittifak vessalâtu vesselâmu alâ seyyidina Muhammedillezi refea an ûmmetihin nifâku veşşikak ve alâ âllhi veasnabihillezi içtehidu fi sebllihi bilvifak.

(Amma b’ad)

Sebebi tahriri kitabı meyamin nisâb oldur ki cümlenin velinimeti olan Devleti Aliyei Osmaniye Saltanatı Muhammediye olup bâavni Hazreti Huda ibtidai zuhurundan ilâ yevminâ hazâ mazhar olduğu fütuh ve galibiyet ve şanu şevket ittihad ve ittifak ve ref’i nefsaniyet ve şikak ile hâsıl olduğu varestei kaydı işaret iken bir müddetten beru iktizai gerdişi cerhi gerdan ile şirazei eczai nizam perişan ve vükelâi devlet beyninde ve taşra memalik hanedanları meyanında esbabı şittadan nâşi nefsaniyet ve şikak hâlâtı nümayân olmak mülabesesi ile Saltanatı Seniye’nin kuvveti sureti teşettüte mübeddel ve dâhilen ve haricen nüfuzu muhtel ve bu halet bâyü gedâ ve alâ ve edna hakkına yâni umumen Milleti Beydai Ahmediye’ye murisi vehnü halel olmağla refte refte ne sureti keriheyr müntec olduğu ve bigayri hakkın vaki olan fezâyihi mâlûme takribiyle esası saltanat münderis olmak rütbesine vardığı itiraf kerdei sıgaru kibar olup (fa’tebirû yâ ulil ebsar) nassı celilüşşanı üzere sevâbıkı muamelâttan ahzı ibret ve deaimi nizamı dinp devleti ikame ve ihyal kelimettullahilulyâ niyeti hayriyesiyle bu teşettütûn ittifaka tebdiline ve ol veçhile Devleti Aliye’nin kuvveti kâmilesi esbabını istihsal ve izhara bezli makderet eylemek uhdei diyanet ve zimmeti sadakate mütehattim ve vacib olduğunu cümlemiz derkü iz’an birle mecalisi müteahhide akdolunarak cümlemiz yekvücûd ve ittlhad ve ittifak ileihyai dinü devlete sârifi vüs’u mechûd olup ikmâli kuvveti ve mevaddı sairel mülkiyeyi müzakere ve zevabıtı hasenesini şiraze bendi istişare ettiğimize mebni işbu ittifak şeraitini dahi berveçhi âti senede rabt ve tevsik etmişizdir.

Şart-ı evvel

Şevketlû mehabetlû velinimeti âlem velinimetimiz efendimiz hazretleri kutbi dairei devleti ebed müddet olmalarıyla gerek zâtı şevket simatı mülükânelerine ve gerek teşyidi bünyanı Saltanatı Seniyelerine Hazreti Rabbelâleminln lütfü ihsanına istinad ve imdadı ruhaniyeti Cenabı Risaletpenâhiye tevessülen cümlemiz müteahhid ve zâmin olup vakfen mlnel evkaat gerek vüzera ve ulema ve rical ve gerek hanedanan ve gerek bilcümle ocaklar taraflarından kavlen ve fiilen, sırren ve alenen bir gûna ihatıet ve hilafı emrü rıza tavru hareket zuhur ederse bâdettahkik cesaret edenin te’dip ve ibret kılınmasına dâhileri ve haricen cümlemiz bilittifak ikdam ve gayret edüp bu maddede müsamaha zuhur ederse anın dahi bilittifak te’dip ve tenkiline ciddi tâm oluna ve bu dairei ittifaka dahil olmayan bulunur ise cümlemiz ana davacı olup kavlen ve fiilen şartı ittihada riayet eylemesine ve dahil olmasına cümlemiz tarafından cebroluna. Velhasıl Şevketmeâb Efendimizin gerek zâtı hümâyunlarına ve gerek mülk ve kuvveti Saltanati Senjye ve evamiri aliyelerinin ve merazii aliyelerinin muhafazasına ve fesat ve ihanetten vikayesine mâlen ve bedenen cümlemiz umumen taahhüd ve tekeffül edüp kendûlerimiz hayatta oldukça zatlarımız ve hayatta olmadıkça evlâd ve hanedanlarımız zâmin ola ve bu veçhile cümle hakkında hüsni teveccüh Hazreti Padişâhi derkâr olmağla ifai levazımı şükrgozari ve hidmetkâriye aleddevam sarfi yârâi liyâkat kılına,

Şart-ı sani

Devleti Aliye’nin bekası ve kuvvet ve şevketinin tezayüdü cümlemizin zat ve hanedanlarımıza mabihilbekâ olduğuna binaen cümlemiz beyninde bilmüzakefe karar verildiği üzere tezayüdi kuvveti saltanat için Memallki Hakaniye’den tahriri’ tertlb olunan asakir ve neferatın mecalisi müzakeratta verilen nizam mucibince devlet askeri olarak tahrir ve tekmiline ve aleddevam bekasına cümlemiz sayii ikdam edüp nizam ve rabıtalarına dâhilen ve haricen mecmu’i erkân ve hademe ve hanedan ciddi tam eyliyeler ve işbu asakir tertibi maddesini kıvamı’ dinü devlet içün İttifakı ârâ ile karar bulmuş olduğuna mebni inkılâbı zaman ile bu hüsrandır yahut şöyledir böyledir deyu tahriki erbabı fesad ve hased ile tağyirini kimesne tecviz eder ve ocaklar tarafından itiraz ve muhalefet olunursa cümlemiz aleddevam davacı olup takbih ve feshü tağyirine cesaret değil fethi şefe edeni hain bilüp alelittifak te’dip ve def u ref’ine cümlemiz ikdam ve gayret eyliye ve bu babda birimiz muhalefet eylemiye ve Devleti Aliye’nln her ne taraftan olursa olsun düşmeni zuhurunda umûmin mukabelesine sür’ati azimet def’ü tenkiline sarfı makderet etmek esası nizamdan olmağla bu usulün bir vakitte mugayiri hareket vaki olmaya.

Şart-ı salis

Kıvam ve feri saltanat cümlemizin akdemi âmâli olup bu babda alelittifak gayret eylemeğe müteahhid olduğumuza mebni tezayüdi kuvvet içün teksiri askere ikdamımız misillü gerek Beytülmâli müslimin’in ve gerek varidatı Devleti Aliye’nin muhafazasına müteahhid olup mahallerinden tahsil ve tediyesine ve telef ve haşarattan vikayesine ve evâmiri Padişahî’nin infaz ve icrasına ve herkim muhalefet ve ademi itaat ederse bilittifak tedibine cümlemiz müteahhid ve mütekeffil olmağla bu usûle daima riayet oluna.

Şart-ı râbi

Devleti Aliye’nin ötedenberi usûlü nizam ve kanunu kâffei emrü neyhi Padişahî hariç ve dahil cümle erkânı vükelâya Makamı Vekâleti Mutlaka’dan sudur etmek sureti olmağla bâd’ezin herkes büyüğünü bilüp vazifesinden hariç umura tasaddi eylemiye. Ve kâffei emrü nehiy Makamı Sadareti Uzma’dan sudur eyliyen ve ol emrü nehiy mahzâ emr ü neyhi Padişahî olmağla hilâfına kimesne cesaret eylemiye ve her kim umurundan hariç memuriyeti olan maslahattan ziyade aharın memuriyetine tasaddi eder ise cümlemiz davacı olup filân maslahat filânın memuriyeti iken filân zat şu vech ile müdahale etmiş deyû ol memuriyetten ref olunmasına ve taarruzâtın alelûmum refiyle her umur Makamı Vekâleti Mutlaka’ya arzü istizan olunarak emrü reyi Sadaret penâhl üzere hareket olunmağa cümlemizin taahhüdünden başka Makamı Sadareti Uzmadan dahi hilafı kanun ve muhilli taahhüd irtikâb ve irtişa ve gerek taşraya ye gerek umuru dahiliyeye müteallik Devleti Aliyeye acilen ve acilen muzır olacak sair gûna mekârihe ibtidar olunur ise cümlemiz davacı olup bilittifak men’ine ikdam eylemimiz şart ola ve men’ini bana söylediler diye ol vekili mutlak söyleyenlerden birisine azvi mûfteriyât ile nefsaniyet eder ise anın dahi men’ine ve muhafazasına cümle tarafından taahhüd olunmağın bunlara dahi dâima müraat oluna.

Şart-ı hâmis

Zâti Hümayûn’un ve kuvveti Saltanatın ve nizamı devletin muhafazasına cümlemiz kefil ve müteahhid olduğumuz misillû gerek memalik hanedanları vücutlunun Devleti Aliye’den ve gerek dahilde olan rical ve erkânı devletin birbirinden emniyeti şartı a’zam ve tahsili emniyet ve itminan dahi cümlenin ittihad ve ittifakıyla birbirlerine kefalet ve zımana mütevakkıf idüğû emri gayri mübhem olmağla dairei ittifaka dahil olan gerek hanedan ve âyân ve gerek vükelâ ve rical birbirlerinin zâtına ve hanedanına kefil ve zamin ola. Şöyle ki: hanedanlardan birisinin hilafı şart; ittihad bir hareketi tebeyyün etmedikçe tarafı Devlet-i Aliye’den yahut taşralarda vüzerâ ve birbirlerinden taarruz ve ihanet ve sui kasid vukua geliriseuzak ve yakın denilmeyip cümlemiz davacı olarak mütecasir olanın te’dip ve define bilittifak ikdam oluna ve kendüleri hayatta iken kendûlerine ve ba*del vefat hanedanlarının bekaı muhafazasına cümle vükelâ zamin ve müteahhid olmalarıyla ol hanedanlar dahi zîri idarelerinde olan ayanlara ve vûcûha zamin olalar. Ö makûle âyân ve vücûha hanedanlardan birisi tamamen veya vechi ahar ile nefsaniyet ve bir gûna sui kasid etmeyüp eğer hilafı taahhüd ve rıza bir gûna cünha ve cinayeti zahir olur ise ba’dettahkik Makam-ı Vekâleti Mutlakadan bllistizan def’ü ref ine ol hanedan ikdam edüp yerine aharini intihab eyliye. Ve herkes uhdesine muhavvel mahal hududundan hariç bir karış mahalle taarruz ve tasaddi etmeyip her kim tecavüz eder ise uzak ve yakın denilmeyerek cümleten davacı olup men eyliyeler ve mütenebbih olmaz ise baisi şikaak olanın def’ü tenkiline bilittifak ikdam oluna ve cümle vücuh ve hanedanlar ve âyânı memalik yekvücûd olup alelittifak defi ihtilâli şikaka şeddi nitak eyliyeler. Ve her kim fukaraya zulmü taaddi eder ve şeriatı Mutahhara’nın icrasına muhalefet eyler ise anın dahi te’dip ve terbiyesine bilittihad sây oluna ve cümle hanedanlar ve ayanlar hakkında bu veçh ile tekeffül olunduğu misillû vükelâ ve ulemâ ve rical ve hademei Saltanata dahi vakten minel evkaat tahrik ve ifsad ile bir taraftan bir güna ihanet ve sui kasid vukua gelmesine ve te’dibini mucip cünhası cümle İndinde gereği gibi taayyün etmedikçe nefsaniyeten tekdir olunmamasına ve zât ve hanedanlarına cümle hanedanın ve vücuh kefil ve müteahhid olmalarıyla bir vakitte hilâfına hareket olunmaya ve eğer hasbelbeşeriye birinin cünhası zuhur eder ise ol cünha cümle indinde ba’dettaayyün Makamı Sadaretten töhmetine göre te’dip oluna.

Şart-ı sâdis

Asitanede ocaklardan ve saireden bir gûna fitne ve fesad hadis olur ise bilâistizan cümle hanedanlar Asltaneye vürüda şitap edüp mütecasir olanların ve ol ocağın kaldırılmasına, eğer sınf ise bu defa baisl fitne olan Boğaz Kal’ası neferatının kaldırıldığı mislllü kendüleri kahru tenkil ve dirlik ve esamileri ref olunmak ve eşhastan ise her ne tabakadan olur ise olsun bittahkik idam kılınmak hususuna cümle hanedan ve vücuhi memalik müteahhid ve cümlesi olup Asitane’nin emniyetine ve istihsal esbabına kefil olmağla bu rabıta-i kaviyye ne makule esbaba tevakkuf eder ise istihsaline bilittifak ve aleddevam ikdam ve gayret oluna.

Şartı sabi

Fukara ve reayanın himayet ve siyaneti esas olduğuna nazaran hanedanan ve vücuh tarafından ziri idarelerinde kazaların asayişine ve fukara ve reayanın tekâlifi emrinde haddi itidale riayet hususuna dikkat olunmak lâzimeden olmağın ref’i mezâlim ve taaddi ve tekâlif hususuna vükelâ ve memalik hanedanları beyinlerinde bilmüzakere ne veçh ile karar verilir ise anın devam ve istikrarına ve mugayir olarak zulmü taaddi vukua gelmesine itinâ oluna. Ve her hanedan yekdiğerinin haline nezaret birle hilafı emr ü rıza ve mugayiri Şeriati Garrâ zulmü taaddi. eden olur ise salimen anilgaraz Devlet-i Aliyeye ihbar eyleyüp bilittifak men’ine ikdam oluna. Ve işbu şeraiti seb’aya bilmüzakere karar verilüp hilâfına hareket olunmamak üzere kasem billah ve ahd birresül vaki olmağla hıfzen lilmevasik işbu senedi muteber ketbü tenmik olundu.(Femen bedelehu ba’dema yarı ‘ahün feinnemâ ismühuhu alelziyne yubeddilunehu innallâhe yarı’ın).

Zeyl

İşbu senedi muteberin havi olduğu şeriatı dinü Devleti Aliye’nin te’yid ve ihyası emri ehemmine esas olup aleddevam düştürül amel tutulması vacib olmağla tebeddüli zaman ve zevat ile tağyiri mümkün olmamak içûn Makamı Sadaret ve Mesnedi Fetvâyı bundan böyle teşrif edecek zevat dahi ibtidai nasb ve mesnedlerlne kuudlarında bu senedi hatmü imza edüp harf ve harf icrasına ikdam eyliyeler. Ve hini tebeddülde meşgale takibiyle İşbu hatmi sened maddesi teehhür kesbetmemek içün gerek Vekâlet-i Mutlaka gerek Meşihati Islâmiyye tebeddül ettiği gibi derakab Beylikçiyi Divanı Hümâyun bulunanlar asıl senedi kalemden alıp kethüda ve reisûlvakt olanlara ihtar birle Vekâleti Mutlaka yahut Meşihatı Islâmiye mesanidine kuud eden zevata hatmü imza ettirmek üzere bu nizam dahi Divanı Hümayun Kalemine kayd ile düştürül amel tutula ve işbu senedin iktiza edenlere suretleri verileceğine mebni bir sureti Nezdi Alii Taçdâride mahfuz olup daimen ve müstemirren icrasına bizzat Şevketmeab Efendimizin nezareti seniyeleri şamil ola vesselam.

Cristóbal Hurtado de Mendoza

0

Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtado de Mendoza (José Cristóbal Hurtado de Mendoza y Montilla) 23 Haziran 1772’de, Trujillo’da, 23 Haziran 1772 tarihinde Luis Bernardo Hurtado de Mendoza y Valera ve Gertrudis Eulalia Montilla y Briceño’nun çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasıyla birlikte Fransiscan Manastırında okudu. 16 yaşındayken Caracas’a gitti ve 16 yaşında, 1791 yılına kadar Sanat (Felsefe) alanında lisans eğitimi aldığı üniversitede okumak için Karakas’a gitti ve 1793’te lisans ve yüksek lisans derecesini kazandı.

Santo Domingo adasına gitti ve 1794’te Medeni Hukuk ve Kanun Hukuku alanında doktora yaprak avukat oldu.

Mendoza, Venezuela’ya döndükten sonra Avukat Antonio Nicolás Briceño’nun hukuk bürosunda çalışmaya başladı.

Venezuela’ya geri döndüğünde 20’li yaşlarının sonlarındaydı. Santo Domingo’ya giderek sivil haklar alanında eğitim vermeye başladı.

Siyasi Yaşamı ve Faaliyetleri 

Cabildo de Barinas Belediye Başkanı seçildi.

Felsefe profesörü olarak üniversitelerde ders verdi.

1810’da bağımsızlık hareketine katıldı ve Simon Bolivar’ın danışmanı ve müttefiki oldu.

Mart 1811’de İspanyol-Amerikan bağımsızlık savaşı devam ederken kurulan ulusal kongre tarafından Başbakan olarak seçildi.

Simon Bolivar ile birlikte, İspanyol İmparatorluğu’na karşı bağımsızlık hareketi başlattı ve Venezuela’nın ilk başkanı oldu. 39 yaşındayken 5 Mart 1811’de Birinci Venezuela Cumhuriyeti’ni kurdu ve başbakan olarak seçilerek devleti yönetmeye başladı. Mendoza, Venezuela’nın bağımsızlık savaşında İspanyol monarşisini destekledi. 5 Temmuz 1811’de Venezuela Bağımsızlık Deklarasyonunu yazdı.

Aralık 1811’de ilk konvansiyonunu oluşturdu ve Venezuela’nın ilk anayasasını yürürlüğe koydu.

1811 Kongresi tarafından kurulan üçlü yönetimde Venezüella’nın ilk özgür ve bağımsız başkanı oldu. 5 Mart 1811’den 21 Mart 1812’ye kadar Venezuela devlet başkanlığı yaptı.

Tarihler 1812 yılını gösterdiğinde Kolombiya’ya sığınmak zorunda kaldı.

1813’te eyalet valisi oldu.

1821 ve 1825 yılları arasında Venezuela Yüksek Adalet Divanı başkanı olarak görev yaptı.

1826’da Bolivar dönemine ilişkin 22 ciltten oluşan inceleme kitabını hazırlayarak, “Kolombiya ve Peru’nun Kurtuluşu, Simón Bolívar’ın kamusal yaşamıyla ilgili belgeler koleksiyonu”nu yayınladı.

1828’de kamusal faaliyetleri sona erdi ve 8 Şubat 1829’da Karakas’ta yaşamını yitirdi.

Doğum tarihi olan 23 Haziran, Venezuela Avukatlar Günü olarak belirlenmiştir. Venezuela Barolar Birliğinin kararı ve önerisi ile 1972 yılından itibaren Avukatlar günü  olarak kutlanmaktadır.

Ülkesi, 1845’te Simon Bolivar’ın kurduğu Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nden bağımsızlığını kazandı.

Pierre Waldeck-Rousseau

0
Pierre Waldeck-Rousseau

Fransız hukukçu ve başbakan Pierre Waldeck-Rousseau, 2 Aralık 1846’da Nantes’te doğdu. Poitiers Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hukuk eğitimi gördü. Avukatlık mesleğine Saint-Nazaire’de başladı; daha sonra Rennes ve Paris barolarında çalıştı. Özellikle medeni hukuk alanındaki uzmanlığı ve büyük mali davalarda üstlendiği avukatlık görevleriyle tanındı. Paris Barosu’ndaki müvekkilleri arasında Émile Zola ve Gustave Eiffel de bulunuyordu.

1879 yılında Rennes’ten milletvekili seçildi ve 1889 yılına kadar milletvekilliği yaptı. Milletvekilliği döneminde yargıçlık mesleğinin ve yargı sisteminin yeniden düzenlenmesine ilişkin bir reform tasarısı sundu ve bu konudaki parlamento görüşmelerine katıldı.

14 Kasım 1881 – 30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883 – 6 Nisan 1885 tarihleri arasında İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bakanlığı sırasında 21 Mart 1884 tarihli yasa ile sendikaların kurulmasına izin verilmesini sağlayarak Fransa’da sendikal özgürlüğün yasal temelinin oluşmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme daha sonra Waldeck-Rousseau Yasası olarak anıldı.

1885 yılında hükümetten ayrıldıktan sonra Paris Barosu’nda avukatlık yapmaya devam etti. 1894 yılında Loire senatörü seçildi. 22 Haziran 1899’da Fransa Hükümet Başkanı (Başbakan) oldu ve aynı zamanda İçişleri ve Din İşleri Bakanlığı görevini üstlendi. 7 Haziran 1902’ye kadar görev yapan hükümeti, Dreyfus Olayı’nın ardından ortaya çıkan siyasi krizin çözümünde ve Cumhuriyetçi güçlerin bir araya getirilmesinde önemli rol oynadı. Waldeck-Rousseau, Dreyfus davasının yeniden görülmesi sürecinin başlatılmasında da etkili oldu.

Başbakanlığı dönemindeki en önemli hukuki düzenlemelerden biri, 1 Temmuz 1901 tarihli Dernekler Kanunu’dur. Waldeck-Rousseau tarafından hazırlanan ve hükümeti tarafından Parlamento’ya sunulan kanun, dernek kurma özgürlüğünün hukuki çerçevesini belirledi ve Fransa’da örgütlenme özgürlüğünün gelişiminde önemli bir dönüm noktası oluşturdu.

Waldeck-Rousseau, 1902 yılında sağlık nedenleriyle başbakanlıktan ayrılarak Senato’ya döndü. 10 Ağustos 1904’te Corbeil’de hayatını kaybetti.

29 Eylül – Hukuk Takvimi

0
29 – Eylül Hukuk Takvimi
1509 İspanyol hekim ve hümanist Miguel Servet doğdu. (Ölümü: 1553) Teslis öğretisine karşı görüşleri ve diğer teolojik düşünceleri nedeniyle suçlu bulunarak 27 Ekim 1553’te Cenevre’de kazığa bağlanarak yakıldı.

Engizisyon’a kurban giden aydınlardan Miguel Servet
 1786

 Meksikalı siyasetçi, asker ve avukat, Guadalupe Victoria doğdu. (Ölümü:  21 Mart 1843) 

Meksika’nın ilk devlet başkanı ve hukukçu Guadalupe Victoria

 1808

Senedi İttifak, 29 Eylül 1808 tarihinde ilan edildi. Senedi İttifak, askeri, idari ve eğitim alanlarında bir takım reformlar içermektedir ve 2. Mahmut Dönemi Islahatları içinde yer almaktadır. Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa, Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’da toplamış, yapılan toplantı sonucunda Anayasal unsurlar içeren bir antlaşma yapılmıştır. Senedi İttifak, Türk Anayasa Hukuku tarihinde anayasal unsurlar içeren ilk belge olarak kabul görmektedir.

1844 

Şair, filozof, antolojist ve cinsiyet hakları savunucusu Edward Carpenter doğdu. (Ölümü: 28 Haziran 1929) Yayınladığı ‘Medeniyet, Sebepleri ve Tedavisi’ ile uygarlığın, insanların geçirdiği bir çeşit hastalık olduğunu savunmasıyla bilindi.  Vejeteryanlığı savundu ve hapishane reformu için aktivizm yürüttü. Çok sayıda eser bıraktı.  

 1911 İtalya, 29 Eylül 1911 tarihine, Trablusgarp ve Bingazi’de ekonomik çıkarlarını korumak gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti. Trablusgarp’ın bir kısmını ele geçirdikten sonra savaşı Ege Denizi’ne taşıdı. İtalya, 28 Nisan-20 Mayıs 1912 tarihleri arasında Menteşe Adaları bölgesindeki 16 ada ve adacığı işgal etti. Taraflar arasındaki savaş, barış görüşmeleri ile sona erdi ve Uşi Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatoru ile İtalya Kralı arasında 18 Ekim 1912’de Lozan’da imzalandı. Uşi, Osmanlı Devleti döneminin son uluslararası antlaşmalarındandır. Barış görüşmeleri 13 Temmuz 1912 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde başlamış ve 18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Barış Antlaşması ile sona ermiştir.

Uşi Antlaşmasını imzalayan Osmanlı ve İtalyan heyeti (soldan sağa) Pietro Bertolini, Mehmet Nabi Bey, Guido Fusinato, Rumbeyoglu Fahreddin, Giuseppe Volpi
1913 II. Balkan Savaşı sonunda Osmanlı ile Bulgaristan arasında yapılan İstanbul Anlaşması ile(Bulgaristan’la Barış Andlaşması) Batı Trakya Bulgarlara bırakıldı. Yirmi madde ve beş Ek’ten oluşan Antlaşma sonucunda; Edirne, Dimetoka ve Kırklareli’nin Osmanlı Devleti’nde kalması, Kavala ve Dedeağaç’ın Bulgaristan’a bırakılması, Meriç Nehri’nin sınır olması ve  Bulgaristan’da kalan Türkler’in siyasi, dini ve sosyal haklarının korunması hüküm altına alınmıştır. Osmanlı Devleti Dönemi Uluslararası Antlaşmalarının sonuncularındandır.
 1918 Bulgaristan Krallığı, Selanik Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildi.
 1923 Filistin’de İngiliz mandası resmen yürürlüğe girdi.
 1936

Hukukçu ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi doğdu.  Milano’daki Università Statale’de hukuk okudu ve 1961’de reklamcılığın yasal yönleri üzerine bir tezle ve onur derecesiyle mezun oldu. 27 Nisan 1994 – 17 Ocak 1995, 11 Haziran 2001 – 18 Mayıs 2006 ve 8 Mayıs 2008 – 12 Kasım 2011 tarihlerinde başbakanlık yaptı. Hukukçuluğundan ziyade iş yaşamı ve skandalları ile anıldı. Vergi kaçakçılığı ile yargılandığı davada 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 24 Haziran 2013 tarihinde, reşit olmayan Kalp hırsızı Ruby lakaplı Fas asıllı Karima El Mahroug adlı dansçı kızla para karşılığı ilişkiye girmek ve gücünü kötüye kullanmaktan 7 yıl hapse ve ömür boyu kamu hizmetinden men cezasına mahkûm edildi.

 1938 Fransa, İtalya ve Büyük Britanya Münih Antlaşması’nı imzalayarak Nazi Almanyası’nın Çekoslovakya’nın Südet bölgesini işgal etmesini kabul etti. Avrupa’nın büyük devletleri arasında baş gösteren Südet Krizi sonucunda 1938 yılında Münih’te toplanan Münih Konferansı, Hitler, Mussolini, Birleşik Krallık başbakanı Neville Chamberlain ve Fransa başbakanı Édouard Daladier arasında düzenlendi.
 1941 Nazi işgali altındaki Ukrayna/Kiev-Babi Yar’da Yahudi katliamı başlatıldı. 2 gün içinde 33.771 kişi topluca katledildi.
 1942 Amerikalı avukat, politikacı ve NASA’nın 14. başkanı Bill Nelson, doğdu.
 1951 Şili’nin ilk kadın cumhurbaşkanı Michelle Bachelet, doğdu. Bachelet, BM’nin kadın haklarının teşviki ve kadınların tam katılımı programları üzerine çalışacak olan yeni örgütü BM Kadın’ın (UN WOMEN) başına geçirildi. Bachelet, 1 Eylül 2018 tarihi itibarıyla İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevini üstlendi.

Michelle Bachelet

 

 1960 Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile iktidardan düşürüldükten sonra 29 Eylül 1960’ta mahkeme kararı ile kapatıldı. Demokrat Parti’nin hukuksal açıdan sona erişi, partinin üyelerinden Cemal Özbey’in kongrenin zamanında yapılmamış olduğu ve partinin dağılmış olduğu gerekçesiyle açtığı dava üzerine, 29 Eylül 1960 günü Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kararla gerçekleşti.
 1961 Hukukçu ve Avustralya’nın ilk kadın başbakanı Julia Gillard, 29 Eylül 1961’de, Galler’de doğdu. Avustralya’nın 27. başbakanı olarak görev yaptı.

Julia Gillard
 1966 27 Eylül’de Diyarbakır, Urfa ve Gaziantep’te başladıkları petrol boru hattı grevleri hükümetçe ertelenen 1.200 işçi, erteleme kararına rağmen grevi sürdürmeye devam etti. Yapı-İş üyesi işçilerden 358’inin ‘kanunsuz grev yaptıkları’ gerekçesiyle savcılıklarca ifadeleri alındı.
 1969 TİP Genel Sekreteri ve Diyarbakır Milletvekili Tarık Ziya Ekinci hakkında, yaptığı radyo konuşmasından dolayı soruşturma açıldı.
 1976 İstanbul Profilo’da DGM direnişinden dolayı 18 işçinin atılması üzerine 1 haftadır direnişte olan DİSK/ Maden-İşli işçiler sabah atılan arkadaşlarıyla birlikte fabrikayı işgal etti. Polisin tazyikli su, ses-sis-gaz bombalı saldırısını püskürten işçiler işgali sürdürdü.
 1973

Hukukçu ve devlet adamı Nurullah Esat Sümer, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1899) Berlin Üniversitesi Hukuk ve İktisat Fakültelerini bitirmiştir. Sümerbank Umum Müdürlüğü ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Temsilcisi görevlerinde bulundu. TBMM Antalya Milletvekilliği, Cumhuriyet Senatosu İstanbul Üyeliği, Devlet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı yaptı.

Nurullah Esat Sümer
 yaptı. 1977 İstanbul Site Yurdu’nun tamirat gerekçesiyle kapatılmasını protesto etmek için Vilayet önünde çadır kuran öğrencilere polis müdahale etti.
 1977 Karşılıklı grev ve lokavt kararlarının alındığı TCDD’de işçiler direnişe geçti.
 1979 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Bursa’da miting düzenledi. Polis mitinge müdahale etti. Genel Başkan Gültekin Gazioğlu ile birlikte 301 kişi gözaltına alındı.
 1981 Arayış Dergisi yazı işleri müdürü ve hukukçu Nahit Duru ile Bakış dergisi yazı işleri müdürü Nazım Kara 75’er gün hapis cezasına çarptırıldı.

Nahit Duru Arayış
 1983 Basına büyük kısıtlamalar ve sansür getiren yasa tasarısı 12 Eylül askeri yönetiminin atadığı Danışma Meclisi’nde  oylanarak yasalaştı.
 1985 Demokrat Partililerin yargılandığı Yassıada’nın sertliği ile tanınan komutanı Tarık Güryay yaşamını yitirdi.
 1994 İnsan Hakları Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneğinin İstanbul’dan Ankara’ya düzenlediği ‘Düşünceye Özgürlük Yürüyüşü” İstiklal Caddesi’nden başlatıldı. İstiklal’deki yürüyüşe Yaşar Kemal, Akın Birdal, Ercan Karakaş, Adnan Başer Kafaoğlu, Eşber Yağmurdereli, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Fatoş Güney, Şanar Yurdatapan, Ferhat Tunç ve Halil Ergün de katıldı.
 1994 Sosyolog yazar İsmail Beşikçi, Özgür Gündem gazetesinde çıkan bir yazısında bölücülük yaptığı iddiasıyla 2 yıl hapis ve 250 milyon lira para cezasına çarptırıldı.

İsmail Beşikçi
 1994 Türkiye Cumhuriyeti Adalet eski Bakanlarından Mehmet Topaç, Ankara’daki bürosunda, Dev-Sol örgütü üyesi oldukları iddia edilen 4 kişinin silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Topaç, Adalet Bakanlığı döneminde, 1988 yılında, cezaevlerine yönelik “1 Ağustos Genelgesi”ni çıkarmıştı.

Eski Adalet Bakanı Mehmet Topaç
 1996 İşverenlerin işçilerin iradesine ve hukuka aykırı tutumları üzerine uyguladıkları baskıların sona erdirilmesi  ve toplu sözleşme hakkının kullanılması amacıyla Hak ve Ekmek Mitingi yapıldı.
 2000 Gazeteci Nadire Mater ile yayıncısı Semih Sökmen, Olağaüstü Hal Bölgesi’nde görev yapan 42 askerle görüşerek kaleme aldığı Mehmedin Kitabı’ndan ötürü yargılandıkları davada beraat ettiler. Dava sebebi Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif etmekti. Mahkeme kitap hakkında verilen toplama kararını da kaldırdı.
 2002 İran’ın başkenti Tahran’da tecavüz, zorla alıkoyma ve alkollü içki içme suçlarından idama mahkum edilen Kara Akbabalar çetesinin beş üyesi halkın önünde vinçlere asılarak idam edildi. 5 bin Tahranlı sadece seyretti. Uluslararası Af Örgütü(Amnesty International) İran’da bir önceki yıl 139 kişinin asılarak idam edildiğini açıkladı.
2001 ABD tarafından hazırlanan terörle mücadele önlemlerini içeren karar tasarısı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle kabul edildi. Tasarı, terör gruplarının banka hesaplarının dondurulmasını, mali kaynaklarının ve bu gruplara verilen devlet desteğinin kesilmesini öngörüyordu.
2003 Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi, 29 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girdi.
2006 Yazar Yaşar Kemal, F tipi cezaevlerinde tecridin kaldırılması için 178 gündür açlık grevinde olan Avukat Behiç Aşçı’yı evinde ziyaret etti.
 2010 Avrupa’daki kamu harcamalarını ve servislerini vuran kemer sıkma politikalarına karşı Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun aldığı eylem günü kararı nedeniyle İspanya, Belçika ve Yunanistan başta olmak üzere Portekiz, İrlanda, İtalya, Romanya, Sırbistan, Fransa, Polonya, Slovenya ve Litvanya’yı da kapsayan bir düzineden fazla ülkede eşgüdümlü eylemler yapıldı. Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan son savaş tazminatını ödemesiyle Birinci Dünya Savaşı için son bedel ödenmiş oldu.
 2010 Almanya, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan son savaş tazminatını ödedi.
 2011 İstanbul Valiliği’nin 2008 Mayıs’ında Sendikalar Kanunu’nda öğrencilerin sendika kurmasına ilişkin bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle Genç-Sen’e açtığı dava, İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kapatma kararı ile sonuçlandı.
2016 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından her yıl düzenlenen Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin altıncısı İstanbul Cemal Reşit Rey’de gerçekleşen açılışla başladı. Festivalin ana teması Hak ve adalet oldu.
2017 Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu`nun Azerbaycan ziyaretinin (29 Eylül 2017) akabinde yayınladığı raporda, insan hakları savunucularının davalarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıyan avukatların baro kaydının silindiği yahut çeşitli suçlamalarla tutuklandığı belirtildi.
2021  Anayasa Mahkemesi (AYM), bir kadın cinayetinde yeterli önleyici ve koruyucu tedbirleri almayan kamu görevlilerinin yargılanması gerektiğine ilk kez karar verdi. 2013 yılında boşandığı eşi tarafından öldürülen akademisyen Serpil Erfındık’ın yaşam hakkının ihlal edildiğine ve gerekli önlemlerin alınmadığına hükmedildi.
2023 Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Kanun Hükmü” belgeseli üzerinden yaşanan sansür krizinin ardından iptal edildi.
2023 Dünyanın en zengin iş insanlarından Bernard Arnault hakkında ‘kara para aklama’ soruşturması yürütüldüğü ortaya çıktı. Paris savcılığı, ünlü moda evi Louis Vuitton ve Christian Dior’un da çatı kuruluşu olan LVMH’nin sahibi Bernard Arnault’nun da adının geçtiği kara para aklama soruşturması yürütüldüğünü açıkladı.
2023 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Meclis’te bulunan bazı siyasi parti gruplarını ziyaret ederek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, ‘Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı’ olarak yeniden yapılandırılması önerisini sundu. Öneri, Yabancı ülkelerdeki ülke başsavcılığı sistemine uyum ve adli makamlar nezdinde denkliği sağlamayı amaçlıyor.
2023 Benelüks ülkeleri olarak bilinen Belçika, Hollanda ve Lüksemburg suç ve suçlu ile mücadelede işbirliği amacıyla yaptıkları anlaşma sonucunda, polis teşkilatlarının her üç ülkede engelsiz ve sınırsız bir şekilde çalışmasına karar verdi.
 2023 Gaziantepli P.K. depremde yıkılan apartmanın alt katında faaliyet gösteren bankanın özel kasasında sakladığı 10 milyon TL değerindeki ziynet eşyalarının bulunamaması üzerine bankaya dava açtı.
2024 FBI, eski Galatasaray yöneticisi ve iş insanı Erden Timur’u NewYork Belediye Başkanı Adams’la ilgili yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında sorguladı. Tümur’a, Adams’ın kampanyasına bağış yapıp yapmadığı soruldu.
2024 Karar gazetesi yazarı Elif Çakır, hakkında arama olduğu iddiasıyla Bursa’da konakladığı otelde gözaltına alındı.  Çakır, isim karışıklığı olduğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldı. Çakır’ın TC kimlik numarasının yanlış olduğunun anlaşılmasına rağmen işlemlere devam edildiği iddia edildi.
2024

İzmir’in Konak ilçesinde şüphe üzerine durdurulan 18 yaşındaki gencin çeşitli suçlardan toplam 44 yıl hapis cezasıyla arandığı ortaya çıktı.

 

Litvanya Cumhuriyeti Hakimlerinin Etik Kuralları

0

Litvanya Cumhuriyeti Hakimlerinin Etik Kuralları (Code of Ethics of the Judges of the Republic of Lithuania), 28 Haziran 2006 tarihinde Litvanyalı Hâkimler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek ilan edilmiştir. Kuralların amacı, hakimlerin mahkeme içi ve mahkeme dışı davranış biçimlerini belirlemektir.

Litvanya Cumhuriyeti Anayasası 1992’de kabul edilmiş ve özel bir hakimler kurulu oluşturulmasını öngörmektedir. Yargıçların atanması, terfileri, nakilleri veya adli görevden alınmaları Mahkemeler Kanununa tabidir. Kurulun tamamı yargıçlardan oluşmaktadır. 23 üyeden oluşan Yüksek Yargı Kurulundaki üyelerin yirmisi hâkimler tarafından belirlenmektedir. Diğer 3 doğal üye ise Yüksek Mahkeme Başkanı, Yargıtay Başkanı ve Yüksek İdare Mahkemesi Başkanıdır. 2012 yılında Mahkemeler Kanununda yapılan değişiklikle, kuruldaki yerel temsil artırılmıştır. Üyelerin görev süresi 4 yıldır. Kurul yöneticileri 3 yıllığına seçilmektedir

Litvanya’da mesleki standartlar disiplin işlemlerinde dikkate alınmaktadır. Yargı Etiği ve Disiplin Komisyonu’nun bir yönetmeliği bulunmaktadır. Ayrıca, tüm yargı sisteminde yolsuzluğa karşı dirençli bir ortam yaratmaktan sorumlu Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu bulunmaktadır.

Hakimler Kurulu Etik ve Disiplin Komisyonu (The Judicial Ethics and Discipline Commission), 2022 yılı aralık ayında Hakimler İçin Etik Kurallara ilişkin elektronik uygulama kılavuzunu güncellemiş; hakimlerin sosyal medyadaki davranışları, uzaklaştırma ve istifa sorunları, duruşmalar sırasındaki davranış biçimleri gibi konularda yenilikler yapılmıştır.

Litvanya Cumhuriyeti Hakimlerinin Etik Kuralları
BÖLÜM I
GENEL HÜKÜMLER
Madde
Kodun Amacı

Litvanya Cumhuriyeti Hâkimleri Etik Kodu (bundan sonra “Kod” olarak anılacak), Litvanya Cumhuriyeti hâkimlerinin davranışlarının temel prensiplerini belirler. Bu Kod, doğrudan ve dolaylı görevlerin yerine getirilmesi sırasında hâkimlerin sergilemesi gereken davranışları düzenler.

Madde
Kodun Hedefi

Kodun hedefi, yasa tarafından belirlenen görevlerin yerine getirilmesi esnasında ve doğrudan görevlerden arta kalan zamanlarda hâkim tarafından izlenecek eylem ve davranış prensipleri belirlemek; mahkemelerin faaliyetlerinde adalet ve diğer evrensel insanî değerlere öncelik vermesini ayarlamak; kamunun mahkemelere ve hâkimlere olan güvenini zenginleştirmek ve otoritelerini arttırmaktır.

Madde 3
Kodun Kullanımı

Bu Kod koşulsuz bir biçimde bütün hâkimlere uygulanır.

Madde 4
Kodun Kaynakları

Bu Kod; Litvanya Cumhuriyeti Anayasası, Mahkemeler Kanunu, Birleşmiş Milletler Yargı Tarafsızlığı Temel İlkeleri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiyeleri, Hâkimlerin Evrensel Şartı, Hâkimlerin Statüsüne İlişkin Avrupa Şartı ve mahkemelerin ve hâkimlerin eylemlerini düzenleyen diğer ulusal ve uluslararası sözleşmelere göre hazırlanır.

BÖLÜM II
HÂKİMLERİN DAVRANIŞLARINININ TEMEL PRENSİPLERİ
Madde 5
Hâkimlerin Davranışlarının Temel Prensipleri

Hâkimlerin davranışlarının temel prensipleri şunlardır:

1) İnsana saygı;
2) Devlete saygı ve sadakat;
3) Adalet ve tarafsızlık;
4) Bağımsızlık;
5) Gizlilik;
6) Şeffaflık ve aleniyet;
7) Dürüstlük ve bencil olmama;
8) Nezaket;
9) Örnek teşkil etme;
10) Göreve bağlılık;
11) Dayanışma;
12) Niteliklerin geliştirilmesi.

Madde 6
İnsana Saygı

İnsana saygı prensibiyle uyumlu olarak hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) İnsana, haklarına ve özgürlüklerine saygı göstermek;
2) Hukuka saygı göstermek ve her zaman adalet prensiplerinin ihlâl edilmeyeceği şekilde davranmak;
3) Yasal işlemlere katılan kişileri hukukun gerektirdiği gibi saygıyla dinlemek; taleplerine ve önerilerine dikkatli bir biçimde tepki vermek ve temelsiz talepleri nazik bir biçimde reddetmek; bununla birlikte hâkimin yasal işlemlerin düzenini ihlâl eden kişilere karşı ısrarcı olması gerekmektedir;
4) Dava duruşmalarının programını takip etmek ve herhangi bir değişiklik olması durumunda yasal işlemlerin katılımcılarına değişikliğin sebebini açıklamak;
5) Görevlerini gerçekleştirirken insan haklarına ve yasal işlemlerin katılımcılarının onuruna saygı gösterir ve hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda bu kişileri yasadan ve diğer yasal düzenlemelerden sapma ve bunları ihlâl etme konularında cesaretlendirmez.

Madde 7
Devlete Saygı ve Sadakat

Devlete saygı ve sadakat kuralı uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Hâkimlik yeminine uymak;
2) Siyasi bakımdan tarafsız ve doğru bir biçimde davranmak, siyasi görüşleri hakkında imada bulunmamak ve galeyana gelmemek;
3) Somut davalar hakkında kamuya açık bir şekilde temsil edilen kişisel görüşün resmî olarak kabul edilebileceğini akılda tutmak;
4) Yasal düzenlemelerin gereklilikleri uyarınca resmi sertifika, cübbe ve sembollerden görevlerin yerine getirilmesi sırasında yararlanmak ve bunların değerini bilmek ve onları korumak.

Madde 8
Adalet ve Tarafsızlık

Adalet ve tarafsızlık prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Bireyler ya da toplumda bulunan gruplar arasında cinsiyet, cinsel tercih, yaş, ırk, din ya da inançlar, ten rengi, milliyet ya da etnik köken, dil yönünden sosyal statü, eylemler ve kararlar temelinde ayrım yapmaz ve fark edilen bir ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gerekli yasal adımları atar;
2) Karar verirken herhangi bir önyargısı bulunmaz ve devam etmekte olan davalarla ilgili sorularda herhangi bir peşin hüküm sergilemez;
3) Bireylere, gruplara ve yasal işlemlerin katılımcılarına herhangi bir sempati, antipati ya da özel bir dikkat göstermez;
4) Hâkim davaları değerlendirirken hükümetin, kamu otoritelerinin, resmi kurum çalışanlarının medyanın, kamunun ve bireylerin etkisi altında kalmaz;
5) Tarafsız davranır, çatışma durumlarında en objektif ve adil kararı almaya çalışır;
6) Çıkar çatışması olduğunda ya da davanın soruşturulmasını etkileyebilecek kişisel durumların bulunduğu bilgisi mevcut olduğunda davadan uzak durur;
7) Yasa öngörmediğinde yasal konularla ilgili olarak kişilere danışmaz;
8) Davanın sonucunun öngörülebildiği durumlarda kamuya açık konuşmalar yapmaktan kaçınır, ayrıca mahkeme huzurundaki işlemler dışında yasal işlemlerin katılımcılarıyla görülmekte olan davayı değerlendiremez;
9) Yasa tarafında tanımlanan temsil dışında mahkemede temsilci olamaz; bir hâkimin, aile üyelerinin ve akrabalarının, bu hâkimin çalıştığı mahkemeye tabi olduğu durumlarda davayı başka bir mahkemeye iletme konusunda karar vermek için ya da dava Yüksek Mahkeme, Yüksek İdari Mahkeme ya da Temyiz Mahkemesi önünde derdest durumdaysa tarafsızlığı korumak için Mahkeme Başkanını bilgilendirir;
10) Kamu ve medya ile olan iletişiminde hâkim somut davalara ilişkin bireysel görüşünü ifade etmez.

Madde 9
Bağımsızlık

Bağımsızlık prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Adaleti yerine getirirken Litvanya Cumhuriyeti Anayasası tarafından mahkemelere ve hâkimlere bahşedilen bağımsızlığa saygı gösterir;
2) Karar verme sürecini etkileyebilecek dışarıdan gelen her türlü kanunsuz tesirden kaçınır, adaletin idaresine yapılan kanunsuz müdahalelere müsamaha göstermez ve bu tarz eylemleri önlemek için gereken tüm tedbirleri alır;
3) Hâkimin görevlerini tam olarak yerine getirmesini engelleyecek ya da hâkim sıfatıyla gerçekleştirdiği eylemleri kısıtlayacak sözler vermez ya da bu tarz eylemleri üstlenmez;
4) Hâkim olarak görevlerini yerine getirirken bağımsız olma ve herhangi bir kişisel çıkara sahip olmama yükümlülüklerini gözetir.
5) Kamunun gözünde hâkimlerin ve mahkemelerin bağımsızlığı imajını korur;
6) Hâkim, kararlarını alırken diğer hâkimlerin yasa tarafından tanımlanmayan koşullarda ifade ettikleri görüşlerden ayrı ve bağımsız olmalıdır.

Madde 10
Gizlilik

Gizlilik prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Devlet veya hizmet sırları ile kamuya açık olmayan diğer bilgilerin güvenliği gerekliliklerine sıkı bir biçimde riayet eder; yasal işlemler sırasında elde edilen gizli bilgileri ifşa etmez;
2) Yasal işlemler sırasında elde ettiği bilgileri yasayı ihlâl etmek suretiyle sosyal aktivitelerinde ve özel hayatında kullanmaz.

Madde 11
Şeffaflık ve Aleniyet

Şeffaflık ve aleniyet prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Kanunun tesis ettiği kadarıyla eylemlerinin ve kararlarının aleniyetini güvence altına alır, aldığı kararların gerekçelerini halka ya kendisi ya da medya aracılığıyla ifade eder;
2) Kamusal ve özel çıkar çatışmalarından kaçınır;
3) Kanunun gereklilikleri ve şartları uyarınca kamuya bilgi verir.

Madde 12
Dürüstlük ve Bencil Olmama

Dürüstlük ve bencil olmama prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Hâkim, aile, kamu, sosyal ve diğer ilişkilerinde hâkimin doğrudan görevlerini yerine getirmesine zarar vermeyecek şekilde davranır;
2) Resmî statüsünü diğer kişilerin kararlarını etkileyecek şekilde kötüye kullanmaz;
3) Mahkeme mülkünü ve kendisine sağlanan imkânları resmî aktiviteler dışındaki aktiviteler için kullanmaz, ayrıca görevlerini gerçekleştirirken devletin mal varlığını ve mali kaynaklarını ehliyetsiz bir biçimde kullanmaktan kaçınır;
4) Resmi statüsünü kullanırken kendisi, ailesi, akrabaları ya da arkadaşları için çıkar peşinde olmaz;
5) Ahlâklı bir biçimde davranır; kamu çıkarı ve özel çıkar bakımından çatışma yaratma ihtimali varsa ve yasal işlemleri etkiliyorsa gerçek ve tüzel kişilerden hediye, para, karşılıksız hizmet ya da herhangi bir başka iyilik, özel ayrıcalık, indirim ya da başka bir hizmet kabul etmez;
6) Görevini gerçekleştirirken malî ve ticari faaliyetlere katılmaz.

Madde 13
Nezaket

Nezaket prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Hâkim kusursuz bir karaktere sahiptir ve bunu garanti altına alır;
2) Diğer kişilerin hatalarını ve cehaletini kullanmaz;
3) İşinde, kamusal aktivitelerinde ve özel hayatında dürüstçe, doğru bir biçimde, kibarca ve adilce davranır;
4) Kişilerin taciz edilmesine ve aşağılanmasına müsamaha etmez;
5) Diğer meslektaşlarının çalışmalarını küçümsemez ve değersizleştirmez, meslektaşlarına ve diğer kişilere saygılı bir biçimde davranır, ihtilaf durumlarını barışçıl bir biçimde ve kibarca çözer, aşağılayıcı bir biçimde konuşmaz, onursuzluk etmez, suiistimalde bulunmaz, güç kullanmaz;
6) Diğer hâkimlerin baktığı davalar hakkında kamuya açık konuşmalar yapmaktan kaçınır;
7) Eylemleriyle başka bir hâkimin adını ya da mahkemeleri küçük düşürmez.

Madde 14
Örnek Teşkil Etme

Örnek teşkil etme prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Hâkim meslekî aktivitelerinde ve özel hayatında hâkimliğin itibarını azaltmamak için evrensel olarak tesis edilmiş ahlâkî normlar ve etik gereklilikler uyarınca davranışları, konuşması, disiplini ve mevcudiyeti ile örnek teşkil eder;
2) Mesleğin onurunu ve saygınlığını garanti altına alır;
3) Sabırlı, dakik ve yardımseverdir;
4) Mahkeme işlemleri sırasında öfkesini ve sinirini göstermez, sesini yükseltmekten kaçınır;
5) Mahkeme işlemleri sırasında yasal işlem katılımcılarını ahlâkî bakımdan değerlendirmez;
6) Mahkeme işlemleri sırasında resmî, sabırlı ve kibar olur;
7) Her zaman profesyonel ve insancıl bir biçimde davranır;
8) Hatalarını kabul eder ve onları düzeltir;
9) Alkol tüketimini abartmaz, iradesini ve bilincini ortadan kaldıracak maddeler kullanmaz; uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri tıbbî amaçlar dışında kullanmaz;
10) Kendi konuşma ve iletişim kültürünü geliştirir;
11) Özel hayatını mahkemelerin çıkarlarına ve hâkimlerin itibarına zarar vermeyecek bir biçimde sürdürür.

Madde 15
Göreve Bağlılık

Göreve bağlılık prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Litvanya Cumhuriyeti Anayasasını, uluslararası sözleşmeleri, hukuku ve diğer yasal düzenlemeleri ihlâl etmez;
2) Usul belgelerini yasayla ve ulusal dilin gerekliliklerine uyacak şekilde hazırlar;
3) Görevlerini hatasız bir biçimde, zamanında, profesyonelce ve gerçeğe uygun bir şekilde yerine getirir;
4) Görülmekte olan davaların özünü analiz eder, acele etmez ve yüzeysellikten kaçınır fakat bunları yaparken mahkeme işlemlerini geciktirmez;
5) Diğer hâkimler, savcılar ve avukatlar tarafından yapılan yasa ve meslek etiği ihlallerine tepki verir.

Madde 16
Dayanışma

Dayanışma prensibi uyarınca hâkimler aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Hâkimler arasındaki ilişkilerin temelinde güven, dürüstlük, hoşgörü, ihtiyat ve kibarlık bulunur;
2) Meslekî aktivitelerde, bilgi ve deneyim paylaşımında birbirlerine yardım ederler;
3) Medyada yer alan iftiralardan, liyakatsiz eleştirmenlerden ya da mesleki karalamalardan korunma konusunda birbirlerine yardımcı olurlar.

Madde 17
Niteliklerin Geliştirilmesi

Niteliklerin geliştirilmesi prensibi uyarınca hâkim aşağıdaki kuralları gözetir:

1) Sürekli olarak niteliklerini geliştirir;
2) Kariyer bakımından özel ayrıcalıklar tanınması arayışında olmaz.

BÖLÜM III
NİHAİ HÜKÜMLER

Hâkimler bu Kodun gerekliliklerine uymayı taahhüt ederler.

Hâkimler sosyal statülerinin özelliklerinin gereklerini gönüllü olarak kabul ederler.

Öz yönetimli kurumlar ve mahkeme idaresi görevlileri bu Kodda, Mahkemeler Kanununda ve uluslararası yasal düzenlemelerde yer alan ahlâkî ve etik normların her hâkim ve hâkim adayı tarafından bilindiğini temin etmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.

Hâkimler Litvanya Cumhuriyeti hukukuna göre sorumlu olacaktır.

Bu Kod kabul edildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Publius Ovidius Naso 

0
Publius Ovidius Naso
Publius Ovidius Naso

Publius Ovidius Naso’nun M.Ö. 20 Mart 43 tarihinde doğduğu ve M.S 17’de yaşama veda ettiği tahmin edilmektedir.

Hukukçuların sıklıkla atıf yaptığı “Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.” sözünün sahibi olan Romalı şairdir. Latin Edebiyatının önemli isimlerindendir. Şiirleri ile önemli bir çığır açmış, orta çağın sonuna kadar Avrupa sanat ve edebiyatını etkilemiştir. Genelde aşk, kadınlar ve mitoloji konularında yazmıştır.

Publius Ovidius Naso, hukukçuların sıklıkla atıf yaptığı “Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.” sözünün sahibi olan Romalı şairdir. Latin Edebiyatının önemli isimlerindendir. Şiirleri ile önemli bir çığır açmış, orta çağın sonuna kadar Avrupa sanat ve edebiyatını etkilemiştir. Genelde aşk, kadınlar ve mitoloji konularında yazmıştır.

Publius Ovidius Naso

Ovidius, Roma’nın doğusunda bulunan Sulmo şehrinde, soylu bir ailenin çocuğu olarak (MÖ) 20 Mart 43 yılında doğmuştur. Roma’da ünlü Arellius Fuscus ve Porcius Latro’dan eğitim almıştır. Babası onun hukuki konularda konuşmalar yapmasını ve sanatını bu yönde geliştirmesini istemiştir. Kardeşinin yirmi yaşında ölmesinden sonra kanunlara karşı çıkmış ve Atina’dan Anadolu’ya birçok yeri dolaşarak gezmiş ve babasının istemediği bir yaşamı tercih ederek şiire merak salmıştır. İlk eserlerinden sonra çok popüler olmuş, daha sonra Augustus tarafından MS 8 yılında sürgün edilmiştir.

Hüzün şiirlerinin üstadı olarak kabul edilmektedir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan hikayenin geçtiği yer İstanbul’daki  Kız Kulesidir. Ovidius’un en önemli eseri dünyanın oluşumunu ve yaratılışını anlattığı 15 ciltten oluşan Metamorfozlar’dır.

Metamorfoz’un altıncı cildinde Trakya kralı Tereus ile ilgili efsane vardır. Aşk Sanatı adlı eserinde ise genç Romalı erkeklere, kadınlara nasıl davranmaları gerektiği anlatılmıştır. Şiirlerin çoğu yerinde mitolojik ögelere yer verilmiştir. Ovidius, diğer Romalı edebiyatçılara ve şairlere göre kendi hayatından daha fazla bahsetmiştir. Kendisi ve yaşamı hakkındaki bilgilerde daha çok eserlerindeki dizelerde saklıdır. Bu eserlerden özellikle Tristia’da kendi yaşamı hakkında detaylar bulunmaktadır.

Ovidius’un edebi kariyerinin ilk 25 yılı melankoli ve erotik konuları işlemekle geçti. Bu ilk çalışmalarının kronolojisi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, uzmanlar tahmini sıralamalar yapmışlardır. İlk, gerçek anlamda eseri Heroides olarak gösterilir. Mitolojik kahramanların olmayan aşıklarına mektuplarından oluşan bu eserin MÖ 19’da yazıldığı tahmin edilmektedir.

Publius Ovidius Naso

Ovidius’tan Seçkiler

Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.

Ya başlamamalı, ya da bitirmeli.

Ya başlamamalı, ya da bitirmeli.

Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.

Cesaret bütün silahları mağlup eder.

Dayan ve üstele… Bu acı, adım adım senin iyiliğine dönüşecek.

Bugüne hazır olmayanın yarına hazır olması daha zor olacaktır.

Öğrenmek güzel şeydir, bir düşmandan bile olsa.

Bir hükümdar, cezalandırırken yavaş, ödüllendirirken hızlı olmalıdır.

Çamur yumuşak ve ıslak, çabuk çabuk olalım. Durmadan dönen çark biçim versin ona.

Bir at, eğer arkasında onu takip eden ve yakalayacak başka atlar yoksa, hiçbir zaman çok hızlı koşmaz.

Hiçbir devlet gücü hak veremez, dostluk bağlarının koparılmasına.

Parlamentonun kapıları fakirlere kapalıdır.

Her şey değişir, hiç bir şey yok olmaz.

Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.

Her şeyin değeri zorluğundadır.

Gençlerini kitapla beslemeyen milletlerin sonu acıdır.

Dönüşümler – Publius Ovidius Naso
On beş kitaplık uzun bir şiir olan “Dönüşümler”, Ovidius’un günümüze ulaşmış önemli yapıtlarındandır.  Altılı ölçüleriyle yazılmıştır ve dönüşüm temasıyla birbirine bağlanan mitolojik ve efsanevi öykülerden oluşmaktadır. Öyküler, yaratılıştan, kaostan düzene doğru ilk dönüşüm, Julius Caesar’ın ölümü ve tanrılaştırılmasına, iç savaştan Augustus döneminde barışın sağlanmasına değin tarih sırası içinde anlatılmaktadır. Dönüşüm teması daha çok biçimsel bir önem taşımaktadır. Şiirin ana konusu tutkudur ve bu tema yapıta, öykülere çerçeve oluşturan ve onları birbirine bağlayan ustaca tekniklerin hepsinden çok daha büyük bir bütünlük kazandırmaktadır. Ovidius’un ilk dönem şiirlerine egemen olan erotizmin yerini bu yapıtında hemen bütün insani duyguların araştırılması almıştır. “Dönüşümler” Ovidius’un yaratıcı gücünü, zekasını, üslup parlaklığını, mitoloji bilgisini, betimleme ve anlatı ustalığıyla zengin düş gücünü daha önceki yapıtlarında görülmedik biçimde ortaya koymanın yanı sıra, Ovidius’un derin Yunan ve Latin şiiri bilgisini ve okuduğu klasik şiirleri büyük bir yaratıcılıkla uyarlama yeteneğini de yansıtmaktadır.

Şefik Hüsnü Deymer

0
Şefik Hüsnü Deymer
Şefik Hüsnü Deymer

Şefik Hüsnü Deymer, 1887’de Selanik’te Avukat Hüsnü Paşa ile Rukiye Hanım’ın oğlu olarak Selanik’te dünyaya geldi. 1912’de eğitime başladığı Paris Sorbonne Üniversitesi’nde komünist fikirlerle tanıştı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesinde tabip yüzbaşı olarak görev yaptı. 1918 yılında Mondros Mütarekesinin imzalanması ile yeniden sivil yaşama geçti ve İstanbul’da bir muayenehane açtı.

23 Eylül 1919 tarihinde Berlin’den gelen Türk Spartakistleri ile birlikte kurucuları arasında yer aldığı Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası‘nın (TİÇSF) genel sekreterliğine seçildi. Parti, İstanbul’u işgal eden İngilizler tarafından kapatıldı. 1922’de Komünist Parti Menifestosu‘nu Türkçeye çevirdi ve Aydınlık dergisinde yayınladı. Ankara’da kurulan Türkiye Halk İştirakiyun Fırkasının (THİF) kısa sürede kapatılması nedeniyle Türkiye Komünist Partisinin kurulması için faaliyetlde bulundu.

Arkadaşlarıyla birlikte yargılandığı Türkiye Komünist Partisi Davası 15 Ocak 1928’de başladı. Yurt dışında bulunan Dr. Şefik Hüsnü, gıyabında yapılan yargılama sonucunda İstiklal Mahkemesi tarafından bir yıl hapse mahkûm edildi. 1926 yılında Viyana’da parti konferansını düzenledi, Ağustos 1927’de Moskova’dan İstanbul’a geldi ve cezaevine gönderildi. Cezaevindeyken Komünist Enternasyonal’in İcra Komitesi’ne seçildi.

Hüsnü, 20 Haziran 1946’da da Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi‘ni kurdu, parti kuruluşunun üzerinden 6 ay geçmeden kapatıldı ve 43 parti yöneticisi ile birlikte tutuklandı. Parti, Örfi İdare Mahkemesinde açılan dava sonucu “komünist mefkûreli şahıslar tarafından kurulduğu ve idare edildiği” gerekçesiyle kapatıldı. Sıkıyönetim Kurulu, partinin 16 Aralık 1946 tarihinde partiyi tüm siyasi faaliyetlerden men etti ve yöneticilerini tutukladı. Dr. Şefik Hüsnü Deymer, beş yıl hapse mahkûm oldu. 1950 affıyla serbest kaldı, 1951’de TKP yöneticisi olarak yeniden tutuklandı.

Türkiye Komünist Partisi Davası 7 Ekim 1954’te sonuçlandı, aralarında Şefik Hüsnü Deymer, Mihri Belli ve Zeki Baştimar’ın da bulunduğu 131 kişi 2-10 yıl arası ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı, 53 kişi beraat etti. Ahmed Arif ise 2 yıl hapis ve 8 ay Urfa’da sürgün cezasına mahkum oldu. Hüsnü, bu davadan 5 yıl 10 ay hüküm giydi, 1957’de tahliye edildi.

Sürgün cezası bitip 1957’de tahliye olmasından bir süre sonra, 7 Nisan 1959’da Manisa’da öldü. Cenazesi Feriköy Mezarlığı‘na defnedildi.

Öldüğünde TKP Genel Sekreteri olarak görev yapıyordu.

Yaşamının on yılı aşkın bölümünü cezaevinde, 13,5 yılını siyasal sürgünde geçirdi.

 

 

 

 

 

 

 

Dr. Şefik Hüsnü Deymer Yaşam Öyküsü, Vazife Yazıları /  Erden Akbulu

Şefik Hüsnü, bundan 51 yıl önce, 7 Nisan 1959’da, sürgün olarak bulunduğu Manisa’da yaşama gözlerini yumdu. Ömrünün kesintisiz 40 yılı boyunca, 1919’dan 1959’a kadar Türkiye komünist hareketinin örgütlenmesinde, düşünsel platformlarının geliştirilmesinde ve yönetilmesinde önde gelen bir rol oynadı. Yaşamının on yılı aşkın bölümünü cezaevinde, 13,5 yılını siyasal sürgünde geçirdi. Şefik Hüsnü çalışmasına başlarken, önce var olan biyografileri toparladık ve bunları da kitabın II. Bölümünde bilgilerinize sunuyoruz! Ardından Şefik Hüsnü’nün RGASPI (Rusya Devlet Sosyal Siyasi Tarih Arşivi) f. 495, op.266, d. 38 referanslı şahsi dosyasını inceledik. Daha sonra Rasih Nuri ileri Arşivi’nde bulunan Şefik Hüsnü’nün özellikle aile yaşamına ilişkin dosyasının bir nüshasını edindik, Rasih abiye teşekkür ediyoruz. Nihayet Şefik Hüsnü’nün Fransız Ulusal Arşivlerinde bulunan AJ/16/7252 referanslı Paris Üniversitesi’ndeki öğrenci dosyasının bir kopyasına ulaştık. Bu çalışmada elbette bu kaynakların yanı sıra TÜSTAV Komintern Arşivi Döküm l’de yer alan bir dizi belgeden ulaştığımız bilgileri de kullandık. Rasih Nuri ileri Arşivi’nde bulunan, Şefik Hüsnü’nün eşine yazdığı mektup ve kartlar, bizim resmi metinlerden asla erişemeyeceğimiz onun duygu dünyasının kapılarını bizlere açıyor, onun insan yanını anlayabilmemize olanak veriyor. Şefik Hüsnü’nün kullandığı Fransızcanın yüksek seviyesi, edebiyat dünyasına göndermeleri, geniş kültürünün birer örneğini oluşturuyor.

Meğer ben ne enayiymişim!

0
Hasan Celal Güzel

Meğer Ben Ne Enayiymişim başlıklı makale 14 Mayıs 2013 tarihinde Hasan Celal Güzel tarafından kaleme alınmış ve Sabah Gazetesinde yayımlanmıştır. 

Meğer Ben Ne Enayiymişim

Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir ‘enayi’ olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren ‘beytülmal’ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse ‘Devlet malı deniz, yemeyen domuz’ dememişti.

Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle ‘eşşek gibi’ çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana ‘uykusuz müsteşar’ adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama ‘Ne akılsız adam yahu!’ şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.

Üzerinde ‘T.C. Hükümeti’ yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.

Meğer ben ne enayiymişim!…

***

Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur… Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman ‘beleş’ cep telefonlarımız da yoktu.

Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.

Benim anladığım mânâda siyasete ‘Zengin girilir, fakir çıkılır’. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP‘taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran‘daki daireyi; YDP‘nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya‘daki ev ile dedemden kalan Gaziantep‘teki evin bana düşen hisselerini harcadım.

Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği ‘Vakıflar Genel Müdürü’ olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.

Sadece bununla kalsa neyse… ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan ‘kıyak emekliliği’ reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı‘yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.

Meğer ben ne enayiymişim!…

***

Şimdi 70’ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım… Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda ‘Dikili ağacım dahi yok’. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, ‘Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?’ lâfım vardı.

Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.

Beni bütün ‘enayiliğime’ rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum.

Yiğit Okur

0

Avukat, yazar, oyuncu, çevirmen Yiğit Okur 30 Ağustos 1934 tarihinde, Emine Hanım ile hukukçu Hasan Tahsin Bey’in oğlu olarak Erzincan’da doğdu. Amcası Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal’dır.

1939 Erzincan Depreminde enkaz altında kaldı ve babasının idama mahkum ettiği ancak hükmü infaz edilmemiş bir mahkum tarafından kurtarıldı. 1940’ta ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak tamamladı.  Galatasaray Lisesi, Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladı. Okulun tiyatro kolunda çalıştı. İlk şiiri Yeni Erzincan gazetesinde yayımlandı. Lise yıllarında Galatasaray Dergisinde şiir yayınlamaya devam etti. 50’li yıllardan itibaren yazıları ve şiirleri, Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde yayınlandı. Ugo Betti, Jean Cocteau, Herman Wook, André Maurois’dan roman, oyun çevirileri yaptı. Oyun çevirileri yapması nedeniyle Şehir Tiyatrosu mensupları tarafından tanınmaya başladı. Sabah, Vatan gazetelerinde tiyatro eleştirileri yayınlandı. Cep Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Bir süre sahneye çıktı.

Hukuk Eğitimi ve Mesleki Kariyeri

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okumaya hak kazandı. ‘Yenilik Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Eğitim yaşamına devam ederken. çevirileri yapmaya ve Küçük Parmakkapı’daki Cep Tiyatrosu’na sahneye çıkmaya devam etti. Yeni Sabah Gazetesi’nde Anadolu sayfasını hazırladı. İstanbul Hukuk Fakültesinde başladığı hukuk eğitimine 1958’de Cenevre’ye giderek devam etti. 3 ay kalmak ve denklik alarak fakülteyi bitirmek üzere gittiği Cenevre’de 8 yıl kaldı. Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdikten sonra aynı fakültede tamamladığı doktora tezi, Cenevre Üniversitesi Hukuk Ödülü’ne layık görüldü. İsviçre Federal Mahkemesi, 93 yıl sürmüş jürisprüdansını, Okur’un tezindeki görüş yönünde değiştirdi. 1965’te yurda dönen Okur, aile geleneğini sürdürerek avukatlığa başladı ve babasının kurduğu hukuk bürosunu devam ettirdi. Avukatlığa devam ettiği dönemde çeşitli gazete ve dergilerde, söyleşi ve mesleki makaleler yayınladı. 36 yıl boyunca hukuki yazılar dışında hiçbir şey yazmadı.

Yiğit Okur, “Hulki bey ve arkadaşları’ adlı romanıyla 1999 yılında yeniden edebiyat dünyasına döndü.

O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanı 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı.

Deniz Taşları romanı ise 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü.

Yaşamını yitirdiği 1 Ocak 2016 tarihine kadar 13 eser üretti. “Bu dünyadan geçiyorum, o kadar” diyen Okur, İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. 04 Ocak 2016 Pazartesi günü, Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Galatasaray Lisesi’ne bağışladığı on bine yakın kitapla bir kütüphane yaptırdı. Yiğit Okur Kütüphanesi, 1996 yılında hizmete açıldı. Koleksiyonunu da liseye bağışladı. GSL Gazete’yi çıkardı. Galatasaray Üniversitesinin kuruluşunda da büyük rol oynadı. eserlerinin tamamı Can Yayınlarından basıldı.

Galatasaray Lisesi tarafından, 2005 yılından itibaren Yiğit Okur Sanat Ödülü tertip edilmekte; Edebiyat, müzik, güzel sanatlar vb. alanlarında, yurtiçi veya yurtdışında gerçekleşen yarışmalarda en yüksek dereceyi alan Galatasaray Lisesi öğrencilerine verilmektedir.

Avukat Yiğit Okur’un Eserleri

Hulki Bey ve Arkadaşları (1999)

Güvercinler (2000)

Topal Viktor’un Anıları (2001)

O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları (2002)

Piyano (2003)

Tutuklanacaklar Listesi (2007) Büyücü (2007)

Deniz Taşları (2008)

Piç Osman’ın Pabuçları (2010)

Sıfırlamak (2010)

Tır Kamyonları (2011)

“Hayır, hiç de iyi değildi. Humeyni’yle daha da kötü oldu. Yalnız şöyle bir şey var: Monarşide yalan yoktur. En fazla yalan söylenen rejim demokratik rejimdir. Demokraside iktidara talip olanlar kürsüden halka seslenirler: ‘Siz patates yiyorsunuz. Biz devletin başına geçersek, hepiniz biftek yiyeceksiniz.’ Devletin başına geçerler, biftek yemeye başlarlar. Halk gene patatese talim eder. Monarşide bu ikiyüzlülük yoktur. Monark, kral, hükümdar, her neyse der ki: ‘Ben biftek yemeye devam edeceğim. Siz de patates yemeye devam edeceksiniz. İtirazı olan varsa içeri tıkarım.’”Tır Kamyonları, bir Yiğit Okur klasiği. Gülümseten, güldüren, düşündüren.

Yazamadığım Romanın Öyküsü (2011)
Buralardan Geçerken (2015)

“Benim için evren var. Benim tanrım evren. O evrenin içerisinde bir toz parçası kadar yer bize düşüyor. Ben o dünyanın içinde o tozdan da ufağım. Ve ben bu dünyadan geçiyorum, o kadar. Dönüşmeye gidiyorum, bir şey olmaya, başka bir şey olmaya… Kitabın isminin Buralardan Geçerken olmasının sebebi, buralardan geçerken bunları yazmış olmam. Sonra daha da geçeceğim, sonra dönüşeceğim, sonra başka bir şey olacağım. O isim, bu inancın ürünü.”

“Bence 3 meslek sahibi mesleki anılarını yazmamalı. Bunlar; doktorlar, avukatlar, Katolik papazlarıdır. Aksi halde bu meslekler birer güvence kalesi olmaktan çıkar, dedikodu merkezi haline gelir.”

Ömercan Sönmez tarafından yazılan “Galatasaraylı Bir Aydın Yiğit Okur” isimli biyografi kitabı Paradigma Akademi Yayınları tarafından 2022 yılında yazılmıştır. 

Galatasaraylı Bir Aydın Yiğit Okur /Yaşamı Sanatı ve Eserleri
“Cumhuriyetin değerlerine inanmış bir ailenin çocuğu Yiğit Okur, 1934’te Erzincan’da dünyaya gelmiştir. 1939’da Erzincan’da yaşanan deprem sonrasında ailesiyle birlikte eğitim, sanat ve meslek hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği İstanbul’a yerleşmiştir. 1946’da kapısından içeri adım attığı Galatasaray Lisesi onun Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladığı gibi önemli dostluklar kurduğu bir yuva olmuştur. 1954’te Galatasaray Lisesindeki serüvenini tamamlayan Okur, önce İstanbul Üniversitesi ardından Cenevre Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamlayıp doktor unvanına da sahip olarak donanımlı bir hukukçu olur. Avukat, şair, yazar Yiğit Okur, seksen bir yıllık ömründe hukuk alanındaki çalışmaları ve başarıları dışında şiir, roman, öykü ve anı gibi edebiyatın başat türlerinde imzası olan bir sanat adamıdır. Sanatçı ve hukukçu kimliğinin yanı sıra eğitim, kültür, spor alanlarında Galatasaray camiasına önemli hizmetleri olmuş, kendisini yetiştiren topluluğa aidiyetini her fırsatta göstermiş vefakâr bir Galatasaraylıdır.

Aleniyet

0
Aleniyet

Aleniyet, bir hak, işlem, yargılama veya fiilin, hukuken belirlenen kapsamda üçüncü kişilerin bilgi edinmesine, incelemesine veya algılamasına açık olmasını ifade etmektedir. Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre aleniyet, açıklık, ortada olma ve gizli olmama anlamına gelmektedir. Hukukta tek bir teknik anlam taşımamakta olup adaletin şeffaf işleyişini ve kamunun bilgi edinme hakkını güvence altına alan temel prensiplerden biridir; kullanıldığı hukuk dalına ve düzenlemenin niteliğine göre farklı şekillerde uygulanmaktadır. 

Eşya hukukunda aleniyet, eşya üzerindeki ayni hakkın ve hak sahibinin üçüncü kişiler tarafından tanınabilir veya belirlenebilir olmasını ifade etmektedir. Taşınırlarda zilyetlik, taşınmazlarda ise tapu sicili aleniyetin sağlanmasında temel araçlar olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte tapu sicilindeki aleniyet, kişisel verilerin ve özel hayatın korunması gibi diğer hukuki menfaatler gözetilerek uygulanmaktadır.

Ceza muhakemesinde aleniyet ilkesi, duruşmaların kural olarak kamuya açık yapılmasını ifade etmektedir. Anayasa’nın 141. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesi bu ilkenin temel hukuki dayanakları arasında yer almaktadır. Aleniyet ilkesi, kanunda öngörülen hâllerde sınırlandırılabilmektedir.

Ceza hukukunda ise aleniyet, bir fiilin belirli kişilerle sınırlı kalmayıp belirsiz sayıdaki kişilerin algılayabileceği koşullarda gerçekleştirilmesini ifade etmektedir. Fiilin gerçekten görülmesi veya duyulması her durumda gerekli olmayıp, üçüncü kişilerin fiilden haberdar olabilme imkânı önem taşımaktadır. Bazı suçlarda aleniyet suçun unsuru, bazı suçlarda ise daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlenmektedir.

Aleniyet, hukukta genel olarak belirli bir hak, işlem, yargılama veya fiilin üçüncü kişilere kapalı olmaması ve hukuken öngörülen ölçüde onlar tarafından bilinebilir, görülebilir veya algılanabilir olması anlamında kullanılmaktadır.

28 Eylül – Hukuk Takvimi

0
28 Eylül – Hukuk Takvimi

1779 Hukukçu Samuel Huntington, John Jay‘in yerine Kıta Kongresi Başkanı seçildi. 
1787 ABD Kongresi, Philadelphia Anayasa Konvansiyonu’nun hazırladığı ABD Anayasası’nı eyalet yasama organlarına göndererek onay sürecini başlattı. Kongre kararı oybirliğiyle alındı.
1821 Meksika İmparatorluğu’nun Bağımsızlık Bildirgesi düzenlendi. Belge, Meksika’nın İspanya’dan bağımsızlığını ilan eden kurucu hukuk belgelerinden biridir.
 1864 Uluslararası Emekçiler Birliği (1.Enternasyonal) kuruldu. Tüzüğünü ve manifestosunu K.Marx ve F.Engels yazdı.
1890 28 Eylül 1890’da, Kırımîzâde Neşet Molla tarafından II. Abdülhamid’e kapsamlı bir Adliye Islahatı Raporu sunuldu. Raporda yargılamaların uzaması, hâkimlerin seçimi ve yetiştirilmesi, savcı ve sorgu hâkimlerinin niteliği, mahkeme kararlarının hızla uygulanması ve hâkimlerin tarafsızlık yemini etmesi gibi konularda reform önerileri yer alıyordu
 1927

Bakanlar Kurulu, Tan Gazetesinde Anayasa’nın değiştirileceğine, seçimlerin yenileneceğine dair yazılar yayınlandığı gerekçesiyle 10 gün süreyle kapattı. Aynı gün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden bu tür yayınların asılsız olduğu bildirildi.

 1931

Edirne’de Türk Cumhuriyet Amele ve İşçi Fırkası adlı bir siyasi parti kurulması için başvuruda bulunuldu. Başvuru reddedildi.

 1954

Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme(Convention relating to the Status of Stateless Persons), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC–United Nations Economic and Social Council) tarafından düzenlenmiş, New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler Tam Yetkili Temsilciler Konferansında kabul edilmiş  ve 28 Eylül 1954 tarihinde imzalanmıştır.

Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme
 1958 28 Eylül 1958’de Fransa’da yapılan referandumda yeni anayasa kabul edildi ve Beşinci Cumhuriyet’in anayasal temeli oluşturuldu. Yeni Fransız Anayasası, cumhurbaşkanının yetkilerini önemli ölçüde güçlendiren ve yarı başkanlık olarak tanımlanan yeni bir hükümet sistemi meydana getirdi.
 1976

DGM tasarısına karşı DİSK’in başlattığı direnişe katıldıkları için işten çıkarılanların sayısının 1.000’i aştığı açıklandı. DİSK/Petkim-İş, Aliağa Rafinerisi’nin, çıkarılan işçilerin yerine yerleştirilen 100 kadar ülkücünün eğitim yeri haline geldiğini öne sürdü.

 1978 Hapishanelerdeki İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mahkumlarına ağır işkenceler yapıldığı açıklandı. ‘Adli mahkum’ muamelesini kabul etmemekte direnen IRA mahkumları ‘siyasi mahkum statüsü’ istedi.
 1981

Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) davasında Doğu Perinçek, ‘Devlet Başkanı’nın (Kenan Evren) 12 Eylül 1981’de çizdiği tablo bizim tahlillerimize ulaşmaktadır. Biz mevcut devletin yasalarına uygun faaliyet gösteren bir partiyiz, mensuplarımız üzerine yürünmesi haksızlıktır’ dedi.

1989 Hukukçu ve Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Eylül 1917)  Otoriterlik, yolsuzluk ve baskı ile anıldı.

Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos
 1993 Nazire Dedeman’ın 17 yaşındaki oğlu Umut Önal, 28 Eylül 1993 günü arkadaşının silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetti. Bu olay sonucunda Umut Vakfı kuruldu. Umut Vakfı, bireysel silahsızlanma ve şiddetsiz toplum amacıyla kurulmuş bir vakıftır. Türkiye’nin en faal sivil toplum örgütlerindendir.

Umut Vakfı
 1993 Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi Berin Nadi ile Yazı İşleri Müdürü Celal Başlangıç’a Terörle Mücadele Yasası’ndan açılan davaya Devlet Güvenlik Mahkemelerinde devam edildi. Başlangıç, 8 Mart 1993’de Ankara Emniyet Müdürlüğü DAL ekibinde görevli 3 polisin işkenceden hapis cezası aldığını haberleştirmişti.

Berin Nadi ve Celal Başlangıç, Devlet Güvenlik Mahkemesinde savunma yaparken
 1994
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ticari sır gerekçesiyle açıklamadığı, İETT duraklarının reklam panoları ile otobüs ve tramvaylardaki reklam yerlerini 9 gün önce kurulan bir şirkete ihaleye çıkmaksızın tahsis ettiği ortaya çıktı.
  • 28 Eylül 1994’te Avrupa Adalet Divanı, Van den Akker v Stichting Shell Pensioenfonds davasında, kadınlar ve erkekler bakımından farklı emeklilik yaşları öngören emeklilik düzenlemelerinde eşitlik ilkesini değerlendiren bir Karar vererek kadın ve erkekler arasında eşit ücret ve emeklilik hakkı  getiren önemli bir içtihat geliştirdi.
 1996 72.haftada bir araya gelen Cumartesi Anneleri Diyarbakır Cezaevi Operasyonu’nda faili meçhul biçimde öldürülen 10 mahkumu andı.
 1999 Ulucanlar Cezaevinde öldürülen 10 mahkumun otopsi tutanakları avukatlara verildi, raporlara göre üçü bir tür av tüfeğiyle olmak üzere, tamamının kafa, boyun, göğüs gibi hayati bölgelerde mermi çekirdeği kaynaklı ölümler olduğu anlaşıldı. Hürriyet Gazetesi, Ulucanlar Cezaevi operasyonuna gerekçe olarak ‘Cezaevlerini terör örgütleri yönetiyordu’ başlığıyla yapılan haberdeki fotoğrafların başka bir cezaevinde çekildiği ve 5 yıl öncesine ait olduğu ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Altan Öymen ‘Hükümet acizliğini kapatmak için zorbalığa başvuruyor, insanları vura vura öldürmüşler’ dedi. Sultanahmet’te basın açıklaması yapmak isteyen İnsan Hakları Derneği üyeleri ve mahkum yakınlarından yaklaşık 100 kişi dövülerek gözaltına alındı.
 2000 Kanadalı hukukçu ve eski Başbakan Pierre Elliott Trudeau yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ekim 1919) 

Kanada’nın hukukçu başbakanlarından Pierre Elliott Trudeau
 2001 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Amerika’ya askeri destek hariç olmak üzere Türkiye’nin menfaatlerini zedelemeyecek her türlü desteği verme kararı alındı. 
 2006 Bireysel silahlanmaya karşı Umut Vakfı tarafından düzenlenen ‘Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü’ İstanbul Beyoğlu’nda yapıldı.
 2008 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, dört yıl önce yayımlanan ‘Kandil’de kadın bilinci Kürtçülüğü aştı’ röportajı nedeniyle Hürriyet gazetesi muhabiri Sebati Karakurt ve sorumlu müdürler Hasan Kılıç’la Necdet Tatlıcan’ı terör örgütü açıklamalarını yayımlamak ve terör örgütü propagandası iddiasıyla toplam 100 bin YTL para cezasına çarptırdı.
 2009 Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme’nin onayına ilişkin 27 Mayıs 2009 tarih ve 2009/15137 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve resmi Türkçe çeviri, 14 Temmuz 2009 tarih ve 27288 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 28 Eylül 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş ve  Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin bir çekince veya beyanı söz konusu değildir.

 2010 Devrimci Karargah Örgütü soruşturması kapsamında yakalanan Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
 2011 Küba’da vatandaşların otomobil alması ve satması yasal hale getirildi.
 2013 Aavukat, bürokrat ve yazar Turgut Özakman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Eylül 1930) Hukukçu ve Yazar Turgut Özakman
 2016 Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Zirve Yayınevi’nde 3 kişinin öldürülmesine ilişkin davada yapılan 115 duruşma sonunda, 5 sanığı tasarlayarak adam öldürme suçundan 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti. Mahkeme, aralarında emekli Orgeneral Tolon ile dönemin Malatya Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Ülger’in de bulunduğu 16 sanığın ‘terör örgütü üyeliği’ ve benzer suçlardan beraatine hükmetti. 2019 yılında yapılan temyiz incelemesinde Yargıtay, Zirve Yayınevi çalışanlarına yönelik katliam davasında 5 sanık hakkındaki 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıl hapis cezasını onadı.
 2017 Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma amacıyla başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni” kampanyasına katılan oyuncu Jülide Kural’ın aldığı 1 yıl 3 aylık hapis cezası onandı.
 2017 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı verilen gazeteci Can Dündar ile ilgili olarak kırmızı bülten ve iade talebinde bulunuldu.
 2021 Adalet Bakanlığı, adli birimlere ait verilere dayanarak hazırlanan 2020 yılı Adalet İstatistikleri raporunu yayınladı. 2014 yılından 2020 yılı arasındaki dönemde ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan açılan toplam soruşturma sayısının 160 bin 169’a ulaştığı açıklandı. 2020 yılında Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan açılan 31 bin 297 soruşturmanın 9 bin 166’sında kovuşturmaya yer olmadığına, 7 bin 790’ında ise kamu davası açılmasına hükmedildi.
 2022

Umut Vakfı, bireysel silahsızlanma için Maçka Demokrasi Parkı’nda buluşma gerçekleştirdi. Ateşlenmiş silahlarla çocuklarını, yakınlarını kaybedenlerin katılımıyla “Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü” etkinliği yapıldı. Vakıf, her yıl binlerce kişinin bireysel silahlarla öldürüldüğünü açıkladı.

 2022 ABD Yüksek Mahkemesi, “ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını ihlal” suçlaması yöneltilen Halkbank’ın temyiz talebiyle yaptığı başvuruyu ve başsavcılığın yaptığı itirazı değerlendirmek için toplandı. Banka, ABD’nin ‘Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası’ gereğince hakkında yargılama yapılamayacağını savundu.
  SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz’ın da arasında olduğu 10 sanığın yargılandığı, Amerika’dan haksız kazançla elde edilen “mal varlığı değerini aklama” suçundan açılan dava İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Aralarında Korkmaz’ın da bulunduğu 4 sanık hakkındaki hukuki süreçle ilgili ABD’den bilgi talebinde bulunuldu. Mahkeme, sanık Korkmaz’ın ifadesinin Avusturya’da alınması ve MASAK raporu yerine yeni bilirkişi raporu hazırlanması taleplerini reddetti. Duruşma 5 Temmuz’a ertelendi.
 2023
  • İstanbul Taksim’de 8 Mart 2021’de 19’uncusu gerçekleştirilen ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ne katılarak slogan attıkları gerekçesiyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla İstanbul Adliyesi 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 17 kişi  görüldü beraat etti.
  • 28 Eylül 2023 tarihinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi, insan hakları savunucuları Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman ile politik aktivist Can Atalay hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını onadı ve dosyadaki diğer hak savunucuları Mücella Yapıcı, Hakan Altınay ve Yiğit Ekmekçi hakkında verilen kararları bozdu. Bozma kararı doğrultusunda Mücella Yapıcı ve Ali Hakan Altınay adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
 2023

AYM Genel Kurulu, 6 Şubat 2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un, “ek motorlu taşıtlar vergisi” alınmasını öngören 1. maddesinin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulması için CHP’nin yaptığı başvuruyu esastan görüşerek reddetti.

 2024 CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait araçta gümrük kaçağı elektronik sigara aparatı ele geçirilmesinin ardından Ün’den istifasını istedi. CHP’den yapılan yeni açıklamaya göre Ün, partiden istifa etti. Ün, daha önce yapmış olduğu basın açıklamasında yasal ve etik sorumluluğunu reddetmişti.
2024 Fenerbahçeli eski milli futbolcu, futbol yorumcusu Serhat Akın’ı vuran şüpheli ile saldırıdaki motosikleti kullanan kişi yakalandı.
2024 Galler’de yaşayan ve Kanarya Adaları’ndaki tatillerinden dönen 22 yaşındaki Bradley Smith ve 20 yaşındaki Antonia Sullivan, uçakta cinsel ilişkiye girdiklerinin anlaşılmasının ardından gözaltına alındı. Uçaktan inen çift, “kamuya açık bir yerde cinsel eylemde bulunma” suçlamasıyla  Bristol Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Yargıç, Smith’e 300 saat, Sullivan’a ise 270 saat “kamu hizmeti cezası” verdi. Ayrıca, bu olayı üç tanığın her birine 100 sterlin tazminat ödemelerine hükmetti.
2024 Türkiye-İran sınırındaki mülteci geçişlerini takip etmek için Van’ın Özalp ilçesine giden Gazete Duvar Van Temsilcisi Kadir Cesur ve gazeteci Ruşen Takva askeri güvenlik bölgesini ihlal ettikleri gerekçesi gözaltına alındı. İfadeleri Dorutay Jandarma Karakolu’nda alınan Cesur ve Takva, Cesur ve Takva, serbest bırakıldı. Cesur’un kamerası ve hafıza kartına savcılık kararıyla el konuldu.
2026 “Ölü Deniz” adlı gösterisi nedeniyle yargılanan komedyen Deniz Göktaş’a 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası verildi ve hükümle birlikte tahliye edildi. Mahkeme, “suçu ve suçluyu övme” suçundan beraat kararı verirken, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlarından mahkûmiyet kararı verdi.

 

28 Eylül – Hukuk Takvimi

Deniz Göktaş Savunması

0
Deniz Göktaş Savunması

 

Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle Haziran 2026’da başlatılan soruşturma kapsamında 3 Temmuz 2026’da tutuklanmış; Ağustos ayında bir kez tahliye edilip cezaevi çıkışında başka bir şakası nedeniyle yeniden tutuklandıktan sonra, 28 Eylül 2026 tarihinde görülen ilk duruşmasında toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası alarak hükümle birlikte tahliye edilmiştir. Savcılığın toplamda 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep ettiği davada İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi, komedyenin “suçu ve suçluyu övme” suçlamasından beraatine karar verirken, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlarından ceza vermiş ve 88 günlük tutukluluk süresini göz önünde bulundurarak serbest bırakılmasına hükmetmiştir. Savunma, 28 Eylül 2026 günü İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi yapılmıştır. 

Deniz Göktaş Savunması

Buraya Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan getirildim. Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen bir cezaevi. 3 Temmuz’dan, bu duruşma gününe kadar günlerim güneş almayan, hiçbir tutuklu/hükümlü ile iletişim kuramadığım bir hücrede geçti. Ailemle de bu süreçte, yüksek güvenlik gerekçesiyle, diğer cezaevlerinden farklı olarak, haftada yalnızca 10 dakika telefonda konuşabiliyorum.

Bugün 28 Eylül, 3 Temmuz’dan bugüne 88 gün geçti. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndaki stand-up gösterimde bir komedyen olarak, komedyen kimliğimle söylediğim 4 cümle sebebiyle 88 gündür tutukluyum. Cümle başına 22 gündür yüksek güvenlikli bu hücrede tutuldum. Ki bunlar minimum rakamlar, şimdilik cümle başına 22 gün diyelim.

Tabii ki bir komedyen olarak cümlelerin etki gücünün bu kadar yüksek olduğunu görmek gururlandırıyor ama bir vatandaş olarak ülkemin ifade özgürlüğü sicili adına üzülüyorum.

Başıma gelenler işime olan inancımı arttırdı. Özgürlüğüme kavuştuktan sonra daha büyük bir heves ve özgüvenle yapmaya devam edeceğim. Tek kaygım, bu dava yüzünden sahneye çıkan insanların cesaretinin kırılması, daha fazla otosansüre yönelmeleridir. Umarım yazan, çizen, üreten herkes bardağın dolu tarafına odaklanır; her cümlemiz sandığımızdan daha büyük bir potansiyel taşıyor.

Bu davayı bilmeyen birine 2026 yılında 88 gün hücre hapsi gerektiren 4 cümle hakkında tahminlerini sorsak, muhtemelen cinnet geçiren birinin katliam çağrısı, nefret suçu, taciz gibi cevaplar alırız. Hâlbuki bu davaya konu olan cümleler, bir stand-up gösterisinde sarf edilmiş, seyircilerden alkış ve kahkaha almış, kabalık bile içermeyen şakalardan ibarettir. Tutuklanmamın gerekçesi olarak gösterilen bu dört cümleyi, “Ölü Deniz” adlı gösterimin videosundan önce, 197 kez sahnelerde söyledim, hâlâ arkasındayım şakalarımın, çünkü en küçük bir suç unsuru içermemekte sözlerim.

Komedyenlik ve stand-up gösteri videolarıyla ilgili şunu belirtmek isterim: Müzikteki albüm yayınlama ve konser düzeninin tersi bir çalışma şekline sahibiz. Müzisyenler önce albümü kaydedip sonra yayınlarlar, ardından o şarkıları seyircilerle birlikte söylerler. Çünkü konsere gittiğimizde bildiğimiz şarkıları duymak, müzisyene eşlik etmek isteriz. Müzikte aşinalık ve şarkı bilmek avantajken, komedide sürpriz ve ters köşe elzemdir. Komedyenler önce seyirci karşısında canlı olarak gösteriyi yıllarca yapar ve sonra turnelerinin sonunda da videoya kaydederler. Yani bu davaya konu olan 90 dakikalık gösteri videom, 3 yıl boyunca 100 binden fazla seyircinin canlı süzgecinden geçen metnin son temsilidir.

Yayınlanan ismi ile “Ölü Deniz” gösterisini birebir aynı şekilde, aynı cümleler ile ilk kez Ekim 2023’te Harbiye’de sahneye koydum. Son kez de Haziran 2026’da yine Harbiye’de sahneledim. Yani ilk gösteriden son gösteriye kadar davaya konu olan bu 4 cümleyi 198 kez, Türkiye’nin dört bir yanında 100 binden fazla biletli seyirci karşısında söyledim. Her seferinde kahkaha ve alkışla karşılandı.

Bu 3 yıl boyunca tanesi 22 gün hücre hapsi eden bu cümleler hakkında gelen şikâyet sayısı: 0. Samsun’da, Edirne’de, Mersin’de, Muğla’da, Çanakkale’de, Diyarbakır’da, Hatay’da, Trabzon’da, Adana’da, Çorlu’da, Artvin’de binlerce insan, hapse girmemi gerektiren bir cümle görmediler.Bu gösteriler her şehrin en büyük, en bilinen salonlarında gerçekleşti. Gösterilerimin hepsi afişle, reklamla duyuruldu. Toplumun her kesiminden gösteriye gelen seyirciler şikâyet etmek bir yana, sağ olsunlar arkadaşlarına, sevdiklerine tavsiye ettiler. Anne-babalarıyla, çocuklarıyla, sevgilileriyle tekrar tekrar aynı gösteriye geldiler. Onlar sayesindedir ki; “Ölü Deniz” gösterim 5 bin kişilik 2 Harbiye gösterisi dâhil olmak üzere, 3 yıl boyunca kapalı gişe oynadı. Bu 3 yıl boyunca duyduğum tek şikayet de; insanların bilet bulmakta zorlanmasına dairdi. O da biletlerin hızlı tükenmesi sebeplidir. Ve biraz önce anlattığım üzere; 3 yılın sonunda, bu gösteriyi başladığı yerde, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, 1 Haziran 2026 akşamında video olarak kaydettim. Çekimi yapılan günden 23 gün sonra, 24 Haziran 2026’da 90 dakika olarak YouTube’da yayınladım ve olaylar gelişti.

İlk gösterim Selam Selam’ı yine YouTube’dan 2023 yılında yayınlamıştım, 6 milyon izlendi. O yüzden bu gösterimin de ilgi göreceğini bekliyordum ama gerçekten de beklentimin çok üstünde bir ilgi gördü. 3 gün içinde milyonlarca kişi izledi, paylaştı; üzerine yayınlar yapıldı, köşe yazıları yazıldı. Ancak hepimizin malumu, sosyal medya gündemini troller belirliyor, kontrolleri dışında ve hoşlarına gitmeyen bir gündem olduğunda ise operasyonel hesaplarını kullanarak saldırmaya başlıyorlar. Bu troll ekibinden ilk gördüğüm paylaşım, Şamil Tayyar kullanıcı adını kullanan yüksek takipçili bir troll hesabının paylaştığı, “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçlamasına konu olan diktatör şakasıydı. Beklenen reaksiyonu alamadılar. İkinci gün de İmamoğlu şakasının bir bölümünü paylaşıp gösteriyi sahiplenen insanları soğutmaya çalıştılar. Ne var ki bu da bekledikleri reaksiyonu almadı. Aynı troll ekibinden olduğu anlaşılan kullanıcılar, ekip arkadaşlarına yalvarıyordu: “Dinle ilgili kısımlardan gidelim!” ve üçüncü gün soruşturmaya konu olan şakamın başını sonunu kesip, cımbızlayıp, bağlamından koparıp “Dinî Değerleri Aşağılayan Komedyen” olarak eş zamanlı yüzlerce hesaptan paylaştılar ve CİMER’e şikâyet kampanyası başlattılar. Bu kesinlikle organik bir tepki değildir. Bunun organik olmadığı da ufak bir paylaşım tarama araştırması ile kanıtlanabilir.

Sonraki gün yaptıkları yalan haberlerle bunu gösterdiler. Önce yurt dışına kaçtığımı yazdı aynı hesaplar, sonra bütün bu gösteri sürecinin iltica planımın parçası olduğunu yazdılar. Hâlbuki gösteriyi 24 Haziran’da yayınladım, 2027’de askere gitmek için bedelli askerlik ücretini, neredeyse yarım milyon TL, 22 Haziran’da yatırdım. Türkiye dışında yaşama planım hiçbir zaman olmadı.

Her yıl turnem biter bitmez tatil için yurt dışındaki arkadaşlarımın yanına giderim. Şu an 20–35 yaş arasındaki insanları 3 kategoriye ayırabiliriz. 1: Yurt dışına taşınanlar, 2: Taşınmaya çalışanlar, 3: Türkiye’de yalnız kalmamak için onları vazgeçirmeye çalışanlar. Ben 3. kategorideyim. Bütün yakın arkadaşlarım Türkiye’de bir gelecek görmedikleri için göçtüler. “Yurt dışına kaçtı” haberlerini Türkiye’ye dönmeye ikna etmeye çalıştığım arkadaşlarımla okumak trajikomik oldu. Ben beyin göçünü durdurmaya çalıştıkça Türkiye engel oluyor. Şimdi stand-up gösterisi sebebiyle 3 ay hapse girmiş bir komedyen olarak ikna etmeye çalışacağım. Bütün bu sürece dair yalan haberler ve manipülatif paylaşımları mahkemeye sunduk. Hemen ardından da “Soruşturma” haberi çıktı. Bize resmî bir bilgi ulaşmadan avukatım Metin Bey’i aradım. “Yakalama kararı yok ama dön istersen” dedi. Bu haberin ardından tatilimi yarıda kesip aynı gittiğim gibi; sırt çantamda üç tişörtle ilk uçağa atlayıp Türkiye’ye döndüm.

Uçaktan indikten sonra havaalanı pasaport polisine gidip “Benim hakkımda yakalama kararı olabilir” dedim. Beraber kontrol ettik, bekledik. Bir polis beni almaya geldi, onunla beraber havalimanı karakoluna yürüdük. O sırada havalimanında beni tanıyan insanlarla selamlaştım, iyi yolculuklar diledim. Ne koluma girildi ne de kelepçe takıldı. Karakoldaki memurlar şaşırdı: “Deniz niye döndün, deli misin? Ben olsam hayatta dönmem.” dediler. Güle oynaya komiseri bekledik. Polislerin bile ülkeden gitmek istemesine şaşırmıştım.

Komiser geldi ve söylediği ilk şey “Kelepçe yapın” oldu. “Kendim teslim oldum, kelepçe yapılacak bir durum yok” dedim. Zorunlu prosedürün bu olduğunu söyledi. Ben de “Rızam yok, zorla yapacaksınız o zaman” dedim. Bunun üzerine komiser vazgeçti, beni nezarete aldılar.

Bir süre sonra Vatan Emniyet Güvenlik Şube’den bir komiser geldi, yine “kelepçe” dedi. Aynı şeyleri söyledim. Bu sefer polislere dar gelen parlak yelekler giydirilmişti. Videoyla şov yapılacağını anladım, hem kelepçeye hem de görüntü alınmasına rızam olmadığını söyledim. Zorla yaptılar. Hayatımda ilk kez kelepçe taktırmamaya çalıştığım için 4 saniye kadar karşı koyabildim. Nihayetinde “Ya benim yakalama kararım var galiba” diye girdiğim havalimanından ters kelepçe ve başıma bastırılarak çıktım. Emniyet teşkilatını tebrik ediyorum: 4 cümle cephaneli suç makinesini kıskıvrak yakaladılar.

Önden, arkadan, yandan ters kelepçeli videolarımı çektiler. Hepsinde başımı kaldırıp kamerayı bulup güldüm. Yayınlayacaklarını biliyordum, istedikleri aşağılama ritüeli görüntüsünü yakalayamadıkları için uzak ve arkadan bir görüntü yayınladılar. Ardından Vatan Emniyet’in klimasız memur odasından, klimalı amir odasına, oradan da uyuşturucu kokulu, ful kapasite, yerin altındaki nezarethaneye indirildim. Abartmıyorum, bütün polis memurları Türkiye’ye neden döndüğümü soruyordu. Bendeki imkânlar onlarda olsa 1 dakika durmazlarmış. Çocukken ebeveynler “Devlet memuru ol, hayatın kurtulur” derdi, şu an onlar bile Türkiye’den gitmenin hayalini kuruyor. Harbiye’de insanları güldürdüm diye niye ömür boyu sürgün yaşayayım, insanların ülkeden bu kadar bıkmış olmasına üzüldüm.

Nezarette bizi korumakla görevli polisin yanımdaki adamı göstererek “Bu psikopat gece uyurken seni öldürse, başımıza iş olursun” demesiyle ülkenin hâlinden kendi hâlime geçtim. Bir süre sonra beni tekrar çıkardılar, adli tıpa götürdüler. Kan, idrar, saç ve tırnak örneği alındı. İddianame ve soruşturmada uyuşturucunun u’su geçmezken 0 delil, 0 suçlama, 0 somut sebeple uyuşturucu testine sokuldum. 88 gün geçti, hâlâ sonucunu bilmiyoruz.

O gece Vatan’da öldürülmeden sabah Çağlayan Adliyesi’ne getirildim. Sorguya konu olan gösterimi hatta o cümleleri bile izlememiş olan savcıya şakaları izah ettim. Savcılık sorgusundan çıkıp adliye koridorunda duruşmayı beklerken, üç kez sert ve net bir şekilde görüşmek istemediğimi söylememe rağmen, komiser emrivaki yaparak beni Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürdü. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de duruşma öncesi zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu “Neden yurtdışından döndün, imkân olsa bir dakika durmam burada” dedi. Yok. Maalesef bir tek o öyle demedi bu süreç boyunca konuştuğum insanlar arasında. Kendisi ile, ben tutukluyken üzerimden reklam yapılmasın diye görüşmek istemiyordum. Zorla olunca da sert, net ve olumsuz konuştum. Herkesin şahit olduğu konuşmamı bile yalanladılar. Memurlar “niye CHP’yi salın dedin” diye sordular. Avukatlarımı bile göremiyorken, ellerim kelepçeli bir hâlde adliyede zorla neden Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm? Hâlâ merak ediyorum.

Daha sonra çıkarıldığım mahkeme tarafından kaçma ve delil karartma şüpheleriyle tutuklandım. Oysa New York Comedy Festivali’nde gösteri yapmak için aldığım, oturum-çalışma izni sağlayan yetenek vizem olmasına rağmen soruşturmayı öğrenir öğrenmez Türkiye’ye dönmüştüm.

Aynı şekilde davanın konusu ve tek delili olan gösteri videom, resmi makamlarca erişim engeli getirilip karartılmaya çalışılırken diğer sosyal medya hesaplarımdan bizzat paylaşıp, delili karartmayı bırakın korumak için elimden geleni yaptım.

Hücremdeki ilk haftamda; ters kelepçeli videom, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ona söylediğim cümleyi inatla reddetmesini ve hakkımda CİMER kampanyası yapan yayın organlarının babam hakkındaki yalan haberlerini izledim. Bu troll ekibinin derdi çok açıkça din değildi, dinî hassasiyetleri kullanarak eleştirel her sesi sindirmekti.

88 gün boyunca bu duruşmaya çıkmayı bekledim. 4 cümlelik iddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Bu belirsiz bekleyiş psikolojik olarak yeterince yorucuyken, bir de tahliye edilip tekrar tutuklandım. 57. günde bir cuma günü apar topar SEGBİS’e götürüldüm. Tutukluluk incelemelerinde olduğu gibi yine avukatlarım çağrılmamıştı. Beni tutuklayan hâkim tekrar karşımdaydı. İtiraz sonucu iki suçlamadan da tahliye olduğumu söyledi. Es verdi. Kısa bir sessizlikten sonra yeni bir suçlamadan tutuklama istemi olduğunu belirtti. Bahsi geçen “Ölü Deniz” gösterisinden, yani aynı gösterinin ilk 5 dakikasında söylediğim bir cümlede, tutuklanmamın 2 ay sonrasında, tam tahliye olduğum anda yeni bir suç tespit edildiği için SEGBİS odasında yaşadığım 30 saniyelik özgürlüğün ardından Daltonlar çetesini övmekten tekrar tutuklandım.

Sonrasında Pazartesi günü diğer 2 suçtan da yeniden tutuklandım. Hücrede kendi kendime MasterChef izlerken, 2 iş günü içinde 3 farklı suçtan tutuklanmış oldum. 61. Asliye Ceza Mahkemesi hiç tahliye vermemiş olsa toplam suç sayım daha az olacaktı gibi hissediyorum. Ve buradayım, üstümde 30 gün önce bütün suçlamalardan tahliye olmuş insan rahatlığı ve tahliye olur olmaz 3 kere tekrar tutuklanmış insan tedirginliği var.

Anne ve babamın beni bir camın arkasından haftada yalnızca 1 saat görebilmek için 12 kez Ankara’dan Çorlu’ya gelmelerinin sebebi 4 cümleden ilki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediğim: “utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi, bizim başımıza gelenleri düşünmezsek, bir insan için olumlu bir ilerleme.” Ve BAM! 22 gün güneş yok Deniz’e.

Buradaki “utangaç bir diktatör” tanımlaması cumhurbaşkanına hakaret sayılmış olup “terapiye gidiyor kesin, en son güldüğü video mezarlıkta” ifadeleri de rencide edici bulunmuştur. ‘‘Diktatör’’ ifadesi bir hakaret değil, siyasi bir nitelemedir. Başka bir sanatsal üretimde otokrat denebilir, bir komedyen gösterisinde demokrat diyebilir, benden daha çok güldürebilir. Yazılan metnin ve sanatçının üslubuna göre seçilen kelimeler değişebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda AKP Genel Başkanı’dır. 25 yıldır iktidarda olan partinin ve Türkiye’nin en yetkili yöneticisi olarak bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hiciv sanatına/mizahi eleştiriye açık olmalıdır. Gösteride geçen “diktatör” benzetmesi otoriter eğilim gösteren bütün yöneticilere, dünyanın her yerinde sıklıkla yapılan bir benzetmedir.

“Mezarlıkta gülme” olarak geçen yer, “Sevgili Musa” olarak bilinen, Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce bir muhabirle konuşurken mezarlıklara yaptıkları çalışmaları övdüğü videoya atıftır. Cumhurbaşkanının içten kahkaha attığı nadir görüntülerden olduğu için sosyal medyada da sıkça paylaşılır ve gönderme yapılır. Bu nedenle gösterideki anlatım da rencide edici bir ifadeden ziyade basit bir mizahi tespittir.

Terapi ise herkesin gitmesi ve yararlanması gereken, hayatın doğal parçası olan bir psikolojik destek hizmetidir. Terapiye yıllardır giden ve imkânı olan herkese öneren biri olarak psikolojik bir rahatsızlık imasında bulunmadım; psikoloji mezunu olarak terapiye gitme eylemini negatif anlamda kullanmam söz konusu olamaz.

İddianamede toplumsal değerlerden ve onların korunması gerektiğinden söz ediliyor. Mizah da, hiciv de bu coğrafyanın yüz yıllara yayılmış birer değeridir. “Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız” cümlesi sık sık sarf edilmesine rağmen mevzu duymak istemediğimiz bir konu olduğunda engelleniyor ya da cezalandırılması gereken bir eğlence muamelesi görüyor. Hâlbuki bir şakadan rahatsız olursanız, verebileceğiniz cezalar bellidir ve gayet yeterlidir. Bir komedyeni sevmiyorsanız gülmezsiniz, gösterilerini seyircisiz bırakırsınız, şakalarını/metnini aynı sertlikte eleştirirsiniz. Ancak sahneye çıkan kişiye verilecek cezalar içinde sansürün, yasağın ve tutuklamanın yeri olmamalıdır. Bu sansür ve yasak algısı, tutuklanma korkusu sanatçılar ve ürettikleri için olduğu kadar, tüm vatandaşlar için de endişe vericidir. Siyasetçiler her kamu figürü gibi bu eleştirilere göğüs germek zorundadır.

Soruşturma Savcısı iddianamenin ilk sayfası boyunca Anayasa’nın ifade özgürlüğünü koruyan maddelerinden ve Türk Ceza Kanunu’nun hakaret suçunun sınırlarını çizen maddesinden geniş alıntılar yapmış. Bir komedyenin stand-up gösterisinde “diktatör” demesi iddianamedeki alıntılara göre de herhangi bir suç unsuru barındırmıyor. Benim gibi hukukçu olmayan birinin bunu anlaması için, bu bilgilere ihtiyacı yok aslında. Çünkü politik mizah ve hiciv ile ilk kez karşılaşmayan herkes bilir ki bu şakadaki eleştiri dozu çok hafif ve yumuşaktır. Ben çocukken televizyonda Levent Kırca izleyerek, mizah dergileri okuyarak büyüdüm. Ferhan Şensoy’un oyunlarını izledim; arşivlerden Gırgır ciltlerine, Devekuşu Kabare’nin oyunlarına baktım. Beni o ustalar izleseler “Bir komedyene göre fazla yumuşak dillisin” diyip beni korkak bulabilirlerdi. Ama onların döneminde bu eleştiriler toplum ve yöneticiler tarafından normal karşılanır, eserleri eleştiri alsa da yargının konusu olmazdı. Hâlbuki o yıllardaki söz konusu yasalar bugünle aynı. Ancak o zaman olsa yumuşak bulunacak politik mizah, bugün komedyeni hücrede hapis yatırıyor. Yasalar değişmedi, değişen ne? Yöneticiler.

Nasreddin Hoca’dan Cumhuriyet dönemine kadar onlarca hicivcinin eserleri ve efsaneleri hâlâ hatırlanmakta; eleştirdikleri yöneticilerin isimleri dahi, bu eleştirel eserler sayesinde anımsanmaktadır. Bana Türkçeyi ve mizahı sevdiren Ferhan Şensoy başta olmak üzere, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin; mizah dergileri Markopaşa, Diyojen, Akbaba, Gırgır, Leman, Penguen, Uykusuz, çoğu siyasetçiden daha kalıcı olarak bu toplumun hafızasında ve kültüründe yer edinmiştir. Ferhan Şensoy’un eleştirdiği ve onu sansürlemeye çalışan isimler çoktan unutulmuşken, en genç kuşaklardan bile Ferhan Şensoy’un oyunlarını ezbere bilenler var.

Hicvi, politik mizahı, bu toplumsal değeri ve sahnede ve hayatta tek başına olan komedyenleri; şakalarından rahatsız olan güç sahiplerine, öfkeli kalabalıklara karşı yargının koruması; yüzyıllardır bu toprakların değeri olan bu eleştirel kültürün özgürce icra edilebileceği bir ortamın yaratılması gerekiyor.

Eğer politik mizah bugünün Türkiye’sinde doğrudan yasak değilse, bu şakada bir suç unsuru yoktur. Çünkü 25 yıldır ülkeyi yöneten iktidar partisinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin geçmediği politik mizah gösterisinin bir samimiyeti de, gerçeklikle bir bağı da yoktur. Pertev Naili Boratav’ın derlemesinden bildiğimiz gibi otoriteden lafını sakınmayan Nasreddin Hoca bugün stand-up yapsa gösterinin yarısı gösterinin yarısı Recep Tayyip Erdoğan hakkında olurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bahsettiğim ters kelepçe uygulamasından, yurt dışına göçen gençlerden, göçme hayali kuran memurlardan, sanatçıların otosansüründen, ekonomik koşullara; Türkiye’de eleştirilebilecek ve hakkında şaka yapılabilecek her konunun birinci derece sorumlusudur, muhatabıdır veya çözmekle yükümlüdür. Doğal olarak da hepimizden daha çok bu sorumluluğunun farkında olarak, hakkında yapılan eleştiri ve şakalara olgunlukla yaklaşmalıdır.

Buna rağmen Türkiye ve gündeme dair onlarca farklı konu ve kişiden bahsettiğim bu 90 dakikalık stand-up gösterisinde hepi topu 5 dakika kendisi hakkındadır, bu 5 dakikanın da bir cümlesi iddianameye konu olmuştur.

“Diktatör olsam diktatör diyemezdiniz” şeklinde birçok demeci olmasına rağmen kendisine bir şakasında “utangaç bir diktatör” dedi diye komedyeninden şikâyetçi olan ve onu cümle başına 22 günlüğüne özgürlüğünden mahrum eden bir yönetici olması da eleştirilecektir. Herhangi bir hakaret kastım yoktur, beraatimi talep ederim.

Geri kalan 3 cümle “dini değerleri aşağılama” kapsamında ele alındı, daha sonra “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanma sebebim olarak gösterildi. 66 günümü hücrede geçirmeme gerekçe gösterilen bu 3 cümlenin halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğinin kanıtı olarak 185 CİMER şikâyeti gösterildi savcılık tarafından. Tutuklandığım 3 Temmuz günü, “Ölü Deniz” gösterisini 100 binden fazla seyirci canlı izlemişti; YouTube’da ise 6 milyon izlenme, 100 bin beğenme, 20 binden fazla olumlu yorum vardı. Bir yanda bunlar, öte yanda 185 CİMER şikâyeti.

Bu işleme koyulan 185 CİMER şikâyeti dava dosyasında mevcut. Hücrede vaktim bol olduğu için hepsine göz attım. Gösteri 24 Haziran’da paylaşılıyor, 3 gün boyunca internette ve medyada gündem oluyor, 3 günde yaklaşık 4 milyon izleniyor. Tahmin edin bu 3 günde gelen CİMER şikâyet sayısı kaç? Yalnızca 1. O da dini konular değil, cumhurbaşkanı hakkında. En başta anlattığım gibi 3 gün boyunca saldırıları tutmayan trollerin “Dini konulardan gidelim” demesiyle başlayan yapay bir rahatsızlık. Halkın bir şikâyeti yok. Bunu hem şikâyetlerdeki tarihlerden hem de eklenen görsellerden anlıyoruz. Şikâyet edenlerin ezici çoğunluğu gösterimi izlememiş, sosyal medyadaki operasyonel hesapların “İğrenç komedyen dinimize hakaret ediyor” başlıklı, başı sonu kesilmiş, manipülatif video kesitlerinden gelmişler. Bunu gösteren CİMER şikâyetlerindeki ekran görüntülerini mahkemeye sunduk. Ama video ile de yetinmiyorlar, bakın mesela “okadirmisiroglubey” sayfasından gören birçok CİMER şikâyeti var. Ekran görüntüsünde sayfanın “CİMER’e bildirin, etiket yapıp geçmeyin, kolaya kaçmayın” yazdığını görüyoruz.

Bu şikâyetler organik değil. Sanatla ve mizahla tek ilişkisi şikâyet yazmak olan sayfaların, videoları kırpıp biçerek takipçilerini yönlendirdikleri yapay bir kampanya. Şimdi bir sahne düşünelim: Konuşmalarını ve fikirlerini sevdiğiniz bir din adamı var. O din adamını seven bir grup, hocalarının konuşmalarını derleyip paylaştıkları bir Instagram sayfası kurmuşlar. Siz de o dini konuşmalar için 100 bin insanla beraber sayfayı takip ediyorsunuz. Sonra bir akşam normal yayın tarzı dışında bir paylaşım yapılıyor: “Bu şerefsizi şikâyet edin” başlıklı bir video, altında “CİMER’e şikâyet edin” yazıyor. Videoyu izliyorsunuz, bıyıklı bir çocuk alışık olmadığınız üslupta bir şeyler diyor, binlerce kişi kahkaha atıyor. Hakaret görmediniz diyelim ama kulağınızı tırmaladı. Sevdiğiniz sayfayı dinleyip CİMER’e mi gidersiniz, yoksa işin aslını merak edip YouTube’a mı giderdiniz? İşte bütün bu çabaya ve manipülasyona rağmen sadece 185 şikâyet! Çünkü bu cümlelerde aşağılama ve saygısızlık namına hiçbir şey yok. Onlarca yüksek takipçili hesap hedef göstermesine rağmen sadece 185 kişiyi ikna edebilmiş. Öte yandan 15 milyon izlenmiş, üzerine yazılar yazılmış, gündemi meşgul etmiş bir politik mizah gösterisinden bahsediyoruz. Dünyanın en huzurlu çizgi filmi bile Türkiye’de bu kadar gündem olsa 185 şikâyet gelirdi.

Dava dosyasındaki CİMER şikâyetlerini mutlaka incelemişsinizdir. Bu kampanyayı yapanlar sanatla ilgilenen, stand-up takip eden hesaplar değiller. Herhangi bir sanat eserini övmüşlükleri ya da olumsuz olsa bile bir eleştiri yapmışlıkları yoktur. Hepimiz bu hesapları tanıyoruz; sanatla ve mizahla tek etkileşimleri kadın sanatçıların kıyafetleri ve yasak çağrılarıdır. Yarın konserler yasaklansın, sonraki gün stand-up yasaklansın çağrısı yapabilirler. Halkı temsil etmiyorlar.

Keza ben içerideyken TV’de gördüm, beni hedef gösteren gazetelerden en ünlüsü “Karma Eğitim Kaldırılsın” kampanyası başlattı. Eminim 500 CİMER’i geçmiştir. Umarım onların lafıyla “halk böyle istiyor” denip kaldırılmaz.

Şikâyet eden insanların incindikleri ifadeyi anlamak için şikâyetlere tek tek baktım. 185 şikâyetten birisi “Selçuklu devletini salataya benzetiyor.” Böyle bir suçlama yok iddianamede, savcılık neden dahil etmiş anlamadım. Bir diğeri “Şahsın Instagram takipçi sayısı 100 bin azalıp 200 bin artıyor. Bunları yapan bir dış lobi olabilir ancak” diye şikâyet etmiş, savcılık 185 şikâyetten biri olarak almış. Bunlar araya kaynamıştır, olabilir. İddianameyi geçtim, böyle bir suç yok.

Ama gerçekten beni üzen ve hiç abartmadan alıntılayacağım iki şikâyet var. Kin ve düşmanlığa tahrik ettiğim halkın bir kesiminden iki kişi idam edilmemi istemiş. Dava dosyasında mevcut. “Ben sınır dışı edilmesini ya da bu konuyla ilgilenirseniz idam edilmesini en kısa zamanda istiyorum.” Bir başkası “İdam olan bir ülkede infaz edilsin, teşekkür ederim” demiş.

Öncelikle bu vatandaşı, beni geçtim, hiç kimse kin ve düşmanlığa tahrik edemez. Ondaki kin tüm Orta Doğu’ya yeter. Nefret inovasyonu yapmış: İdam cezası olmayan bir ülkesiniz ama elinizde idamlık komedyen var; diğer ülkede de idam cezası var ama kriminal komedyen yok. İdamlık komedyen ihracatı talep ediyor. Ve bu şikâyetin altında “Şikâyetiniz işleme alınmıştır” yazıyor. Savcılık “Halk Deniz’den rahatsız oldu” diye bu CİMER şikâyetini referans gösteriyor. Hukuki olarak vahim değil mi? Konu benim diye mi öyle geliyor yoksa?

Halkı herhangi bir şekilde suçlamadaki gibi kin ve nefrete teşvik ettiğimi düşünmüyorum. Benim alenen dini değerleri aşağılayarak şehir şehir dev salonlara çıkmam hayatın olağan akışına uygun değildir, inandırıcı da değildir. CİMER’deki 185 kişi halk da, gösterimi izlemek için salonları dolduran 100 bin kişi, olumlu yorum yapan 20 bin kişi, videoyu izleyen 15 milyon kişi halk değil mi? Ancak tabii ki yanlış anlaşılmasın; hiç kimse bu iki cümleden rahatsız olmamalı gibi kesinlikle bir iddiam yok. Tam tersine anlıyorum. Dini inanç insanların kırmızı çizgisi, bir insan bir komedi gösterisinde bu konulara girilmemesini isteyebilir, tabii ki kendi tercihidir. Gösteride kullanılan olumsuz, aşağılayıcı bir kelime olmasa da alışılagelmedik cümleler olabilir. O zaman da izlememek, eleştiri yapmak en doğal haklarıdır. Ama herhangi bir aşağılama veya saygısızlık olduğu iddialarını reddediyorum. Kimse de gösteremez, hepsi abartılı ve zorlama yorumlardır.

MasterChef’te Armağan, Eyyüp Can’la tartıştığında ‘‘Ben kendi dediklerimden sorumluyum Eyyüp Can, senin ne anladığından değil,’’ demişti. Ben de bu niyetle sorumlu olduğum cümleleri açıklayacağım.

Öncelikle iddianamedeki alıntılar çok eksik ve yönlendiricidir. Bir insanı yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakacak bir suçlamada cümlelerin yarısından başlaması üzücü. Şakada sokağa çıkarken korktuklarımı sayıyorum. Çevik kuvvet, oruç tutan otobüs şoförleri (bunun iddianamede olmaması büyük bir yanılgıya sebep olabilir) ve canlı bombalar ama en çok da oruç tutan canlı bombalar. Burada basit bir dil oyunu var. Gerçekten bu üç şeyden korkuyorum. Oruç tutan insanların sinirli hali malum. Nasıl, oruç tutan otobüs şoförleri dediğimde, oruç tutan kişilerin otobüs şoförü olmaya daha müsait ve uygun olduklarını iddia etmiyorsam; oruç tutan canlı bombalar dediğimde de böyle bir ima ve ilişkilendirme yoktur. Yalnızca sinir krizi ile patlamayı birleştirdiğim basit bir şakadır. Dini değerleri aşağılama niyeti veya iması mevcut değildir.

İddianameye konu olan diğer bir cümlemle devam edeceğim ama şunu belirtmek isterim ki; bu 3 yıl boyunca “Ölü Deniz” gösterimi şehir şehir gezdirip, 100 binlerce biletli seyirciye oynarken, bir seyircim sahneye koyduğum anlatımdan incindiğini söylese elbette üzülürdüm.

İddianamede geçen bir diğer ilgili şakamın içinde “Dördüncü kitap favorim” ve “Dört kitap arasında açık ara en iyisi” diyorum. Burada kutsal kitabı veya ona inanan insanları küçümsemeyi asla amaçlamıyorum. Böyle bir küçümseme belirtisi ile biraz önce dediğim gibi; şehir şehir gezip sahne alırken insanların inanç değerlerini aşağılamak ve sonraki her gösterime tekrar tekrar bilet satıp doldurmam hayatın olağan akışına da bir o kadar zıttır diye düşünüyorum. İnançlı bir insanın değerlerini aşağılamak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Sözlerimin ne anlama geldiğinin, şakanın bütünü ve sahnedeki anlatımla birlikte değerlendirilmesini istiyorum.

Cezaevinde manevi rehberlik servisi var. Oradaki din görevlisi beni tanıyormuş, “Çok iyi bir komedyensin ama o şakayı niye yaptın?” diye sordu. Ben de “Hocam, saygısızlık nerede var?” dedim. “Yazar” diyerek Tanrı’ya insani bir özellik atfettiğimi söyledi. “Yazar” kullanımı dini terminoloji açısından yanlış bir kullanım olabilir ama hiçbir şekilde olumsuz, alaycı veya aşağılayıcı bir anlam içermez. Böyle bir kastım yoktur, bu şekilde anlaşılmasını da garipsedim. “Ölü Deniz” gösterisi, bu savunmada da sık sık tekrar ettiğim gibi, bir stand-up gösterisidir, sanatsal bir üretimdir. Herhangi bir dini eğitim gayesi taşımamaktadır. Kelime seçimi hatalı ya da alışılmadık bulunabilir, ancak bu saygısızlık ya da aşağılama olduğu anlamına gelmez. Bütün bu şakada olumsuz tek bir ifade vardır: “İlk üç kitap iyiydi, 4.’nün çevirisi zayıf” ifadesi. Burada da kutsal kitabın kendisine değil, yıllardır duyduğum meal ve çeviri tartışmalarına atıf vardır.

Şu ana kadar savunmamı verdiğim 3 cümle ifade özgürlüğü açısından vahim olsa da bi nebze tanıdık ve beklediğim tartışmalardır. Cumhurbaşkanı eleştirilebilir mi? Ne hakarettir? Dini konularda mizah yapılabilir mi? Saygısızlık mı? İfade özgürlüğünün sınırı nedir? vs. Fakat şimdi sözünü edeceğim ‘‘Dalgıçlar’’ hakkındaki üçüncü cümle benim için de, Türkçe bilen herkes için de şoke edicidir. Çünkü burada açıkça söylediğim, hatta altını kalın bir şekilde çizdiğim anlamın, eleştirinin tam zıttıyla yargılanıyorum. Diğer üç cümleye dair tepkileri gözaltına alınmadan önce sosyal medyada görmüştüm.

Dalgıçlarla ilgili cümlenin böyle 180 derece zıt, tamamen yanlış yorumlandığına savcılık sorgusundan önce bir kere daha denk geldim. Nagehan Alçı’nın yorumunda. Kendisi mental retardasyon mağduru olduğu için üzerinde durmamıştım. Ancak ilgili cümleyi suçlama olarak gözaltına alındığım gün savcı sorgusunda duyunca şaşırıp ‘‘Suçlama ne?’’ diye sordum. Haşemalılara dair ayrımcılık olduğunu söyledi. Sonrasında gösteriyi izlemediğini, metinden okuduğunu söyledi. O zamandan iddianame hazırlanana kadar ‘‘Herhalde aceleyle karışıklık oldu o gün, iddianameye girmez,’’ diye düşündüm. Buraya kadar bu trajikomik ve zorlama suçlamanın gelmesini hiç beklemezdim. Türkçe için kara gün.

Dediğim gibi her ne kadar iddianamedeki alıntıda bile suçlamanın zıttı bir anlam çıksa da yine de sahnedeki şekliyle açıklayarak şakayı tekrar etmek istiyorum.

Şakaları sebebiyle yargılanan Amerikalı komedyen Lenny Bruce da benzer bir problem yaşamış; mahkemede metinler üzerinden şakalarının değerlendirilmesiyle ilgili: “Bir stand up gösterisi metinden okumak, bir sinema filminin ses kaydını dinlemek ve gibidir” demiş. Çünkü komedyenin gösterisindeki tavrı, esleri, seyircisinden gelen tepkisi, öncesinde ve sonrasında anlattıkları, performanstaki bütün bağlamı ve anlamı yaratır. Nasıl bir filmde replikler, kelimeler onu icra eden oyuncunun performansı ile vücut buluyorsa aynı şekilde komedide sahnede var olan komedyen için performans ve oyunculuk o kadar elzemdir. Komedi biraz da yanlış konuşmak ya da yanlış konuşuyormuş gibi yapmaktır. Bazen sonunu kesip sadece ortasına bakarak yanlışı bulabilirsiniz.

“Türkiye’de komedyen söyledikleri yüzünden yargılanıyor, halimize bak. İfade özgürlüğü nerde” diyor insanlar benim davam hakkında. Ama bu verdiğim örnekte de görüldüğü gibi Türkiye’ye özgü değil komedyen yargılaması. Bahsettiğim Amerikalı komedyen Lenny Bruce da şakalarından dolayı yargılanıyor, 1965’te! Onu yargılayan New York Mahkemesi’nin bağlı olduğu New York Valisi 40 yıl sonra bu yargılama sebebi ile komedyenden özür diliyor.

Neyse, şaka şöyle: Seçim 2023 yenilgisinden sonra bunalımdan çıkmak için gittiğim tatili anlatıyorum. “Şezlonga uzandım. Tamam dedim Deniz, hayat bu, her şey geride kaldı, Türkiye, seçim, siyaset… Bütün yılın stresini denize akıtacağım.” Seçim yenilgisi yaşayan muhalif seküler bir karakter var. Tatilde huzur bulmak üzereyken bir şey yaşanıyor. “Tam böyle düşünürken denizin içinden birkaç insan çıktı. Saçları görünmüyor. Bütün vücutlarını kaplayan siyah bir kıyafet.”

Seçim ve siyasetten biraz kaçtığım için seyircide büyük bir gerginlik yaşanıyor, tarif ettiğim profilin haşemalı kadınlar olduğunu düşünüyor %90’ı. Çünkü bu karikatür ve ezber bir kültürel tartışma yıllara damgasını vurmuş. Ve toplum çok yüksek bir tartışma. Seyircilerin muhafazakâr, özgürlükçü ya da feminist olanları… “Ama böyle biriysen Deniz büyük bir hayal kırıklığısın” diye nefesini tutuyor, geri kalanı da “salaksın mevzu bu mu?” diye düşünüyor, belki binde biri de “hah haşemalılar hakkında benim gibi düşünen biri sonunda” diyor. Es veriyorum. Herkes sessizliği hissediyor. Daha da geriliyor, sonra “siktiğimin dalgıçları” diyorum ve gösterinin en çok gülen ve alkışlanan yeri oluyor. Çünkü herkesi ters köşede bırakıyorum. Saçları görünmeyen, bütün vücudu kaplayan siyah bir kıyafet… Gerçekten dalgıç tarifine de uyuyor. Hatta haşemaların çoğunluğu siyah değil. O açıdan dalgıçlara daha uygun bir tarif. Seyirci hem ters köşeyi alkışlıyor hem de dalgıç yerine haşema olasılığından emin olmasına şaşırıyor. Bir yandan da hayal kırıklığı yaşatıp ayrımcı bir cümle sarf etmediğim için büyük bir psikolojik rahatlama yaşıyor. 5 bin tane birbirinden farklı insan ilk kez duyduğu bu cümleleri saniyeler içinde anlayıp reaksiyon gösteriyor ama nedense iddianameyi hazırlayanlar çok kez dinleyip okumalarına ve benim savunmalar-tutukluluk incelemelerindeki açıklamalarıma rağmen anlamamakta ısrar ediyor.

Hadi buraya kadar cümleler açık ama niyetim konusunda şüphelisiniz, bende ve 5 bin seyircide sinsi bir ima seziyorsunuz, şakanın devamı bir komedi gösterisi için fazlasıyla altı çizili ve net! Sağ olsun savcı suçlamayı boşa düşürmesine rağmen iddianameye bu kısmı koymuş: “Boşa alkışlamayın testi geçemediniz.” Bunun bir test olduğunu ve seyircinin testte yanlış tarafında kaldığını söylüyorum. “Siz de tanımış olduk” + ‘‘Harbiye ismini hakkını verdi” Eski ordu – başörtüsü gündemine göndermeyken “Deniz Baykal ölmedi, bilinçaltınızda yaşıyor.” derken de başörtü yasağı tartışmalarının sembol isimlerinden Deniz Baykal’ı, önyargıların bilinçaltındaki sebebi, kalmış etkisi olarak anıyorum. Her şey ve benim konumum gayet net. Ama devam ediyorum, bu şakayı anlatmayı neden sevdiğimi analiz ederek: “Seyircinin çoğunluğu tatlı insanlar, aşırı geriliyorlar” ? Dalgıç yerine haşemalı deme ihtimalinden çekinen insanlardan, ayrımcı bir söylemde bulunmamdan korkan insanlardan “tatlı” diye bahsederek tartışmadaki konumumu da net bir şekilde belirtiyorum. Devamında da dalgıçlardan gerçekten nefret ettiğim sebebiyle açıklıyorum. Nefret tabii ki komik olsun diye abartılmış bir şey, ama dalgıçlar derken dalgıçları kastettiğimin başka bir kanıtı.

Neden böyle bir konuda şaka yapıyorum? Komedi ve stand-up, bazı insanların gözünde sabun köpüğü konular hakkında alaycı ve gerçeklerden kaçıp eğlence sağlayan bir alandır. Hâlbuki onlarca yıldır diğer sahne sanatları gibi, sinema, roman gibi, stand-up da kişisel ve toplumsal konulara dair çok etkili sanat ürünleri çıkarmıştır. Ben kişisel olarak stand-up’ı özellikle tabu sayılan, çatışmalı, üzücü, gergin konularda diğer anlatılardan ve onların eserlerinden daha güçlü buluyorum. Neden derseniz; gülmek bir refleks olduğu için kontrollü bir tepki mümkün olmuyor. Bu da bazı filtrelerden kurtulmayı mümkün kılıyor. 90 dakikalık gösterimde kişisel utançlarım, çelişkilerim, tabularım, korkularım ve çatışmalarım ile toplumsal çatışmalar, gerginlikler, tabular ve çelişkiler beraber yer alıyor. Canlı bombaların ya da sokak çetelerinin günlük hayatta bizde yarattığı korku, medya figürleri, politik figürler, psikiyatri hastanesindeki stajım vs. hepsinin gösteri içinde yeri var.

Bu şakada da Türkiye tarihinde nedense çok uzun yıllar yer kaplayan kıyafet konusu üzerinden benzer bir şey yapıyorum. Kadınların kıyafeti, siyasetçi erkeklerin üzerine konuştuğu bir konu oldu yıllarca. Biz de izledik. Özgürlükçü geçinen bazı tanıdıklarımın “haşema” üzerinden söyledikleri hep çelişkili gelirdi çocukken bile. Artık böyle “seküler karikatür” diyebileceğim insanlarla karşılaşmasam da, seyirciler arasında da olduğunu düşünmüyorum, hepimizin bilinçaltında o tansiyon ve tartışmalardan bir tortu kaldı. Bu da kendi başına komik bir durum. Bunu böyle bir şakayla ortaya çıkardığım için mutluyum. Gösterideki favori yerlerimden.

İşin garibi, kendini dindar/muhafazakâr olarak tanımlayan seyircilerimin de favori kısmı bu. Görüldüklerini hissediyorlar. “Haşema demeyeceğini biliyordum, yanımdakine de söyledim” demişti birisi mesela. Yani muhafazakârların en sevdiği şakadan dolayı, dindar kesimi aşağılamaktan yargılanıyorum. Eğer bu cümlelerden dinî değerleri aşağılama suçlamasıyla yargılanıyorsam, şu an Türkiye’de herkes, herkes derken gerçekten 86 milyon insan, her cümlesiyle dinî değerleri aşağılama ile yargılanabilir. Bu anlamı çıkarmak, bu kadar zoraki ve utanç vericidir.

En uzun vakti bu şakaya ayırdım çünkü benim için en hassas konu bu. Diğer suçlamalar ifade özgürlüğünün sınırlarıyla ilgiliyken, burada hayat görüşümle ve gösterimle uyuşmayan bir şeyle itham ediliyorum. Bir yandan da iddianameye bu cümlenin eklenmiş olması benim için bir şanstır. Suçlama halkın dindar kesimine karşı ayrımcılık iken, burada seküler kesime dair bir eleştiri olduğu görülüyor. Suçlama kendi içinde eriyor; herhangi bir kesime dair bir düşmanlığım yok.

Yöneticilere eleştirim var, Türkiye’ye dair her konuya dair de şakalarım var. Sıradan insan hedefim değildir ve doğal olarak seyircimdir. İddianamede dalgıç derken haşemalı dediğimi savcılık sorgusunda kabul ettiğim yazıyor. Bu ya büyük bir hata ya da art niyetli bir yorumdur. Sorguyu hatırlıyorum, böyle bir şey demedim. Kayıtlara geçen ifademe göre de dedim ki; “Burada ben haşema ile denize giren insanlara karşı gösterilen ön yargıya yönelik eleştiride bulunuyorum. Hatta söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı önyargılı insanları eleştiriyorum. Söylemde “siktiğimin dalgıçları” diyerek ters köşeye düşürüyorum. Söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor ancak ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi önyargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum. Zaten söylemin devamında da “Harbiye testi geçemediniz” diyerek kastımın seyircinin önyargısını sergilemek olduğunu belli ettiğimi düşünüyorum.”

Dediğim gibi tüm Türkiye’yi dolaşıp haşemalılara hakaret edip alkışlanmam hayatın olağan akışına uygun değildir. Paranoyak ve arkaik bir fantezidir; siktiğimin dalgıçları derken haşemalı insanları kastettim ve 0 şikayet.

Halkı kin ve nefrete teşvik suçlamasına dâhil 3 cümle, beni siyasi sebeplerle sevmeyen ve itibarsızlaştırıp ceza almamı isteyen sosyal medya trollerinin yapay bir şekilde hedef göstermesinden ibarettir. Oruç tutmada açlık sinirine atıf vardır, 4. kitapta saygısızlık yoktur ve dalgıç şakası bu düşmanca yaklaşan hesapların aceleyle yaptıkları bir hatadır. Halk, 500 CİMER şikâyetinden ibaret değildir. Bir kampanya ile hedef gösterilmemin önünün açılmaması gerektiğini düşünüyorum. Cümlelerimin arkasındayım, beraatimi talep ediyorum.

Şu ana kadar kendimi savunduğum 4 cümle, hem tutuklanmama sebep olan hem de 61. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 30 gün önce hakkımda tahliye kararı verilen suçlamalardır. Tutuklanmamdan 57 gün sonra, tam tahliye edildiğim gün, aynı gösteriden 3. suçlama olarak Daltonlar çetesini övdüğüm gerekçesiyle tutuklandım.

İçinde bulunduğum toplumun önemli ve güncel bir problemini mesleğim çerçevesinde, mizahi ve kinayeli bir üslupla dile getirdim. Bu suç şebekelerinin nasıl çalıştığını anlatan bir gazeteci ya da hakkında bir iddianame düzenleyen bir savcı işini ne kadar doğru yapıyorsa, bir komedyen olarak bu şaka ile benim yapmak istediğim de budur.

Yukarıda belirtiğim gerekçelerle üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, hakkımda BERAAT ve TAHLİYE kararı verilmesini talep ediyorum.

Platon ve Ksenophon’un Şölen’lerinde Yürümek ve İçmek Üzerine

0

Platon ve Ksenophon’un Şölen’lerinde Yürümek ve İçmek Üzerine – Hilmi Şeker

Şarap, Ağrı Dağı’nın eteklerindeki asmaların, Babil’e taşınmasıyla var olur. Anavatanı Ağrı’dır yani. Trampa gücü yüksek, bebekten tutun, krala kadar herkesin içeceği, ilk para birimi Bira’ya göre dünkü çocuktur şarap. Bira, Babil’in ilk göz ağrısı, Güney Mezopotamyalı Enkidu’yu uygarlıkla tanıştıran esrarengiz içecektir. Uygarlaştıran ve uygarlığı temsil edendir. Hiç kimsenin olmadığı, için, herkesin içeceğidir. Şarap, Zagros’lu egzotik yabancıdır. Yüzünü nadiren gösterdiği için prestij sahibidir.

Şarabın, Ararat’ta başlayan yürüyüşüne, zamanın otantik halkları da iştirak eder. Ksenofon, Anabasis’ten arta kalan ordusunu Karadeniz’e sürerken, şarabın otantik, özgül, özge ve özgün izlerine de rastlar. Ermenilerin(Hayér) kokulu şarapla metali birleştiren eşsiz estetiğini tasvir etmeyi ihmal etmez.

Kurmanc, Acem ve Bedeviler’le tanışır. Dicle ve Fırat’ın Kelek’leriyle (antik sal) zenginliğini ulaşabildiği herkesle paylaşır. Adına Yanmış Şarap dense de Bedevi yarımadasında damıtılarak Brendi’ ye evirilir. Hafifler, sertleşir ve özüne döner. Şarabı özüyle buluşturan Bedevi’lerdir anlayacağınız. Çok sonraları, doğum yerinden hayli uzaklarda bira-viski ikilisinin de bu akıbeti paylaşacaklarına tanık olacağız.

Ksenophon Hellen ordusunun bir neferi olarak Onbinler’e katılır. Onbinlerin dönüş yolculuğu, şarabın anavatanına yönelen zorunlu yoluculuk manasına da gelmektedir. Ordu, Kardukh’u yedi günde geçer. Muharrir Ksenophon, geçit vermeyen bu topraklarda savaşsız ve çatışmasız bir gün olmadığını kayıtlar. Zırh delen mızrak, ok, yay ve sapan ustası savaşçılar, güzel evler ile duvarları sıvalı sarnıçlarda saklanan bereketli şarap savaş güncesinin unutulmazları arasındadır. Şarap, hiç olmadığı kadar boldur.

Kardukh’larla vedalaşan ordu, komşu Batı Armenia’ın başlangıcı Bitlis ırmağına, ardından da Murat nehrini besleyen Karasu’ya varır. Kar, rüzgâr ve süvarileri, nefis içecek, davar, kuru üzüm, sebze, buğday ve hoş kokulu yıllanmış şarap bu toprağın özelliklerinden, verdiklerinden ve yaşadıklarından bazılarıdır. Zeytin yağı yerini usulca domuzyağı, susam, acıbadem, sakızyağı ile bunlardan elde edilen hoş kokulu sıvılara bırakır.

Arpa, buğday ile testilerde demlenmiş ve taneleri yüzeyde gezinen arpa şarabı Armenia uygarlığının bir başka varsıllığıdır. Bu topraklarda arpa şarabı küp ve testilerde saklanır, içine sarkıtılan kamışlarla ikrama hazır tutulurdu. Ksenophon’un arpa şarabı dediği şey; saklanma biçimi, hammaddesi ve içime arz formu nazara alındığında, Sümer Ülkesi’nin gözdesi, uygarlığın muştusu biradan başkası değildir.

Mezopotamya’ya sığmayan şarap, en az iki koldan Avrupa’ya göç eder. Hicretten önce, altın kâse ile simbiyotik ilişki kurar, refahın sembolü olur. Güç, şiddet ve adaleti temsil eden kılıçla ittifak kurar. Taşlara şekil ve şemailini nakşeder, adını yazdırır. İktidar bileşeni olduğunu dost ve düşman herkese ilan eder. Mısır uygarlığıyla buluşur. Firavun ile dost olur, dünyevi zevki ve ahiret yolculuğuna refakat ederek misyon geliştirir.

Şarabın göçü tıpkı, otantik/doğulu müziğin batıya yolculuğu gibidir. Davud’un oğlu Süleyman’ın şehri mucize Tadmur(Palmira) garbe yolculuğun önemli kavşak ve güzergahlarından birisidir. Mucize Şehrin tacirleriyle, Hellen topraklarına temellük eden şarap, tanrılarla tanışır. Kimine göre de tanrı, içeceğini değiştirir. Kadim içecek Bal Nektarı gözden düşer. Antik günlerin gözdesi olur. Yerlisi olacağı yurdunda eğlenme, dinlenme, yeme ve neşenin sevgilisi olmakla yetinmez Şarap.

Düşünceye altın çağını yaşatacak düşler kurar. Tıpkı, kahvenin aydınlanma çağıyla ilgili hayalleri gibi. Çok geçmez zamanın nükte, şiir ve retorik konağı Şölen’lerin (Sympossion) favorisi olur. Tanrı içeceği soluklanır, demlenir, en nihayet düşünceye yar ve yarenlik eder. Şölen; şarabın gevşeten, yatıştıran, ferahlatan, korku ve kaygı gideren sedatif karakteriyle tanışır. İddia odur ki zeytinle birleşir ve Helenleri barbar olmaktan çıkarır.

“İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platon’un ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli bir üslupla ele alındığı; sanatla felsefenin, edebiyatla bilimin içi içe örüldüğü bir edebiyat şaheserine temel olur. Derin düşüncelerle eğlendirici hikâyelerin karışıp kaynaştığı, sanatın bilin ve felsefeyle buluştuğu bu eser, insana dair en esasi konulardan birini, aşkı el almakta ve Platon felsefesine olduğu kadar Yunan düşüncesine de bir giriş niteliği taşımaktadır.”

Şarap, düşünceyi ayak bağından ve ağırlığından kurtararak dile gelmesini sağlayan ve kolaylaştırandır. Birey, toplum ve kamuyla ilişkilerini yoluna koyar, rayında tutar. İyicil ve habis yönlerini büyüteç altında tartar, sayar ve derecelendirir. Düşünce, en nihayet şaraptan optimum istifadenin yer, zaman ve miktarını belirler. İçmesini bilmeyenleri barbar olarak tasnif eder, ayıklardı. Şarap yabanla, uygar olanı geliştirdiği testlerle sınayan bir ayraçtı aynı zamanda.

Hellen’lerde düşünceye sadece Şölen değil, yürüme de eşlik eder. Şölen, yürümenin demidir. Ya da bir eylem olarak yürümenin, düşünce ile kadim dost olduğunu söylesek yeridir. Sokrates, Aristodemos’la Şölen’ e doğru “yan yana giderken, baş başa verip ne diyeceğimizi düşünelim hele bir yürüyelim” derken, esasında baş başa vermenin diyalogdan öte bir diyalektik çağrısı olduğuna vurgu yapar. Dahası, yürümenin “baş başa vermenin” öncülü yahut ayak sesleri olduğunu benimser.

Felsefeye yarenlik eden yürümeyi, çağcıl felsefe de unutmaz. Yürümeyi düşünerek, geliştirdiği özellik ve anlam üzerine kafa yorar. Vefalıdır. Ondan aldıklarını, felsefesini yaparak aslına rücu eder. “Her almak, bir vermektir” özdeyişi, bu zaman mekân ve kişilerde anlamına ve tadına kavuşur. Yürümek, ruhi ve fiziki daralarından kurtulmak, rafine hale gelmek, özüne dönmektir. İnsanın kendisiyle konuşması, doğru ve gerçeği arama ihtiyacına özgülenen kadim diyalog ve diyalektik formudur.

Platon; Sokrates’i Aristodemos’u, Agathon’u, Eryksimakhos ve nice bilge ve genci idmanlardan sonra veya sokak aralarında yakalayarak, antik dere ve nehirlerin dingin, berrak sularının eşlik ettiği doğada, limanı kentle buluşturan şehir yolunda, Atina Burçlar’ının yanı başında bir zeytin ağacının altında, idmanlardan sonra ikindi vaktinde yürüterek tartıştırmayı unutmaz.  Yol hem konuşturan hem dinlendiren hem de dillendiren bir rahatlatıcı, Şölen kadar olmasa da doğurgandır. Eflatun, yürümenin farkındadır ve Apollodoros’u “Bir arkadaşla” bilhassa limanı şehre bağlayan yokuşta konuşturur.

Şölen, yer ve zamanına göre misafir ve bilgeleri yedirip içirir, dinlendirerek düşünmeye hazırlar. Sosyal ve politik ilişkilerin örüldüğü ağın bir parçasıdır. Biyolojik dürtülerin iradeyi kırma potansiyelini eğlenerek enterne eder. İkindi vakti günü karşılayan şölen, ritüellerle işine devam eder. Şölen iyilere açıktır. Düşüncelileri değil, düşünenleri kapıda ağırlar, baş tacı ederdi. Agathon’un, Arsitodemos’a “başka bir iş için geldiysen sonraya bırak demesi” bundandır. Şölen, başka işlerle meşgul düşüncelilere kapalı, düşünen iyilerden oluşan çoğulcu ve nesnel bir ortamdı.

Mesela Apollodoros’la ile Arkadaş’ın diyaloğunda Platon, sürüp sürmeleyerek güzelleştirdiği Sokrates’i Agathon’a doğru yürütürken hızını azaltır, yolunu uzatır, düşünceye daldıkça yükünü ağırlaştırır. Yol azaldıkça, yük çoğalır. Düşünceye yol verir yürüme, bir zaman gelir yol kütleye direnemez hale gelir. Sokrates, kendisiyle konuştukça Aristodemos ile arasındaki mesafe açılır, yürüyemez hale gelir. Hız, yoğunlaşarak özüne dönen düşünceye yenilir.

Yürüme düşündürmekle kalmaz, düşünceli hale de getirir. Sokrates, Aristodemos’a sen durma yürü derken, yürümeyi yüceltmekle kalmaz, yolu yoldaşıyla üleşerek, yarışacak düşünceyi de Şölen’e hazırlar. Maksadı düşünceyi özge, özgün hale getirip özerkleştirmektir. Sokrat, iyilerin sofrasına, davetsiz iyileri önden yürüterek Homeros’un, iyilerle kötüleri yer değiştiren mitosuna gönderme yapar.

Agathon, kaybolan Sokrates’i buldurur. Öylece durmaktadır komşu avluda. Hareket, devinimle yer değiştirmiştir bu kez. Komşu avluda düşünce, devinerek doruğa ulaşmanın hazzını yaşamaktadır. Hülasa durmak, düşünceyi kendinden geçirmektedir. Anlayacağınız yürümek, durmakla özdeştir Antik Dünya’da.

Sokrates, komşu avluda maddi olandan uzaklaşıp, düşüncenin dümen suyuna girerken, beri taraf tekmil şölene hazırlanmaktadır. Kölelerden biri, Aristodemos’u karşılar. Ötekisi ellerini temizlemesi için su tutar. Bir diğeri, Sokrates’in izini sürer. Şölen, karşılama ve arınmayla işine koyulur. Ortada herkese yakın, ancak hiçbirine ait olmayan bir sofra vardır. Değerli misafir, nal formunu alan sedirlerde, ev sahibinin sağında konuşlanır.  Sağına almak: kıymet yaratan antik bir değerlendirme biçimi, kadim bir onurlandırma ölçütüdür. Solda kalan, sağındakini övecek kadar sever. Birinin sağ kolu olmakla, onun sağında oturmak özdeş değildir.

Yuyulan beden, doyurularak açlığın elinden alınır. Ev sahibi emek, maharet ve tercihe saygılıdır, mutfaktan uzak kalır. O yüzden mutfağın özerkliği gelenektendir ve adeti biçimlendiren beğenidir. Köleyi özerk kılan maharetidir. Ağırlayan köle olsa da dimağ ve damağına güvenilen, işlerine karışılmadığında “canlarını çekeni getiren”, şöleni çekip çeviren, “yemediklerini yedirmeyen” evin çocuklarıdır.

Yemek; adetlerin yerine getirildiği, ritüelleri olan, şiirli, şarkılı, çalgılı uzun bir fasıldır. Bu fasıl Dionysos’a dökülen şarapla yerini yavaş yavaş Şölen’e bırakır. Nysa Dağı’nın antik üzümlerini şaraba tahvil eden Tanrı Dionysos’a şarap adamak, âdetten öte şükürdür. Şarap, mucidi ile her fırsatta buluşur. Onsuz yenmez, içilmez ve tartışılmaz bu sofralarda.

Doğum yeri değişse de doğacak yeni bir dağ bulmaktadır. Şarap dağlıdır. Ovalarla tanışıklığı çok sonradır. Mitleri akraba yapan, şarabın değişmeyen öyküsüne sadakattir. Şarap zamana, dağlara ve mitlere direnmektedir. Şarap gibi olmak: zamanı hafife alan sürdürülebilir yenilik veya güzelliğe tekabül eden uygarlıktır.

Eğlendirir, baş döndürür, neşelendirendir, hüzünlendirir. Yeri gelir yollara düşürüp delirtir ya da düşündürerek abdala dönüştürür. Şarap Tanrısı Dionysos’a deli denmesi, icadına olan tutkusundandır. İki yüzlü ve işlevlidir. Delirten bir sarhoşluk yapabileceği gibi, düşünceye yol vererek barışçıl, sosyal kolaylaştırıcı veya buluşçu da olabilmektedir.

Dionysos’sız şarap içilmez, yemek sonlanmaz. Şarap dökmek; hem adamak hem de tanrıyla paylaşmak, ondan geleni ona vermek demektir. Agathon, sağındaki Sokrates’e “birazdan bilgi bahsinde Dionysos’un hakemliğinde kozlarını paylaşacaklarını” söyler. Dionysos düşünenleri yarıştırmakla kalmaz, üçüncü göz sıfatıyla yarışı sevk ve idare de eder. Dahası ve mühimi, içilecek şarabın debisini belirleyerek, şarabı bilincin biçimlendirdiği bilgi ve erdemin emrine verir. Şarap içmek, kaideten yemekten şölene geçildiğine yahut düşünsel ve estetik şölene ramak kaldığına delalet eder.

Şölen devam ederken sözü Agathon’u seven Pausanias alır, “dostlar hepimiz dünden kalmayız, çoğumuz aynı durumdayız” der ve hep birlikte düşünüp, içmenin en zararsız yolunu bulmayı teklif eder. Sokrates, Pausanias’ teyit eder. Agathon, “ben de hal yok” der ve sözü uzatmadan, Eryksimakhos’a bırakır. Eryksimakhos, beden eğitimi taraftarı bir hekimdir. Atası ve ustasından aldığı elle, “sarhoşluk insan için zararlıdır” der ve aşkınlığa haddini bildirir. Durulması ve işin tadında bırakılması gereken yeri ima eder. Kafası tütsülü olanlara içmekten ırak durmalarını önerir.

Çünkü, içki hafife alındığında şölenden vandal çıkarma gizil gücüne sahipti. Antik akşamcılar bunu bilirlerdi. İsa’dan önceki Beşinci Yüzyılın siyasetçilerinden Perikles, kariyeri için riskli bulduğu için şölenle arasına olabildiğince mesafe koyardı. Mesafeyi motive eden şölenin tanrı tanımaz özerkliğiydi. Züppeler ile tanrıtanımazlara ev sahipliği yapan bir şölen, yoksullar demokrasisinin müstakbel önderleri için sevimsizliğe yol açabilirdi.

Söz sırası Eflatun’un adına “güzellik diyalogunu” adadığı, ince yapılı ve yakışıklı delikanlı Phaidros gelir. Phaidros, misafirleri bilhassa Eryksimakhos’u dinlemeye davet eder. Söz etkilidir, topluluk, öneriyi benimser ve içkiyi tadında bırakmaya, işi sarhoşluğa vardırmamaya karar verir. Tadında bırakma; sarhoşluğa geçişi yasaklayan, ölçüsüzlüğü haber veren bir uyarıdır. Yarar ile zarar arasındaki rekabet, sınırsız skalada tehlikenin dayandığı yer, zaman ve debiye tekabül eder.

İçmenin yazgısı, birlikte ve ortaklaşa kararla çizilirken, bireysel özerkliğin korunuyor olması şölenin demokratik ve çoğulcu motiflerini açığa çıkarıyordu. Nihayetinde seçkin erkekler, içmenin serbest, sarhoşluğun yasak, edebin de hadle tahdit edildiği yerde ittifak ederler. Durulacak yer, içkinin tadında bırakılacağı yer olur. Metaforik bu söylem, tekrarın yarattığı sıradanlığın, yozlaşma önleyen nirenginin, dilin körleştirdiği, aşınmanın yarattığı hissizliğin, tekrarın yarattığı tatsızlığın, utangaçlığın ahraz bıraktığı, sarhoşluğun düşünceyi sindirdiği yer ve zamanın adıdır.

Eryksimakhos, içkinin değil, sarhoşluğun zararlı olduğuna hükmeder. İçmek ile sarhoşluk arasındaki farkı ortaya koyar. Sarhoşluk: sağlık, huzur ve uykudan uzaklaşarak, fiziki ve psikolojik saldırganlığa geçişe tekabül eder. Ne kendisi ne de başkası için istediği gerçeğine vurgu yapar. Kişi, yer ve zaman üstü bir aşkınlık formu olarak mimler. Ona göre, sarhoşluk, zarar veren bir içme biçimidir. Zarar görmek istemediği gibi, vermek ve verilmesini de reddeder. Sıra “kafası dünden tütsülü olanlara” gelince, cümlenin önüne konulan “hele” bağlacıyla yasağı özneler için koyduğu tahditle pekiştirir. Dünün mestliğini ve sermestlerini, kendinden geçik esriklerini şölenin irfanından uzak tutar.

Eryksimakhos, bir dileği olduğunu söyler. Yemeğe flütü ile eşlik eden kıza izin verilmesini önererek, çalgıyı şölenden uzaklaştırmayı teklif eder. Böylelikle flüt, yerini konuşmaya bırakır. Çalgının, düşüncenin dikkatini dağıtmasına izin verilmemektedir. Çalgı; dikkat dağıtıp yoğunlaşmayı önlerken, şarap; yarattığı rahatlıkla, düşüncenin yoğunlaşmasına destek olur. Flüt, resital yapmak için mahremine çekilirken, Eryksimakhos, Euripides kaybolan tragedyası Melanippesi’ndeki, “hayır ben değilim bu sözleri söyleyen” mısrası aracılığıyla; sözü, sofranın sağ başında uzanmakta olan Phaidros’a bırakır. Böylece sözü Phaidros’un tanrısal bir sevgi formu olan övgüye getirerek, şöleni tahrik eder.

Şölen, sevginin görünüm biçimleri üzerine ivme kazanır. Söz, Pausanias’a bırakılır. Pausanias, hangi sevginin övülmesi gerektiği meselesinden önce, sevginin nasıl övülmesi gerektiği meselesine odaklanır. Akabinde Tanrıyı gereğince övmeye geçeceğini açıklar. Bu, sonuç ile yöntem arasındaki kadim ilişkinin, bir başka yer ve zamanda dile geliş biçimidir.

Afrodit’in soyut ve somut görünümü ile özdeşleşen yahut Tanrı’nın ikiliği aracılığıyla çoklu sevgiyi tasnif eder. Sevgiden hisselerine düşeni almaları haktır. Övebilmek için sevgiyi bilmek gerekir. Ona göre sonuç, yöntemin eseridir. Yöntem, özerk bir kıymettir. Usul, güzel ve çirkini tek başına ve onlardan bağımsız olarak belirleme tekeline sahiptir.

Övebilmek için sevmek, sevmek için sevgiye giden yol/yordamı bilmek ve sevmek gerekir. Sevginin var ettiği sevgi, övülecek olandır. Yaratanı ve yaratılanı sevgi olan şey övülecek sevgidir. Övgü bu ikilinin yaratısıdır. İş, tek başına ne güzel ne de çirkindir. İçki içmek, şarkı söylemek gibi, konuşmak da tek başına güzel değil, onları güzelleştiren yöntemle üslubun güzelliğidir. Şöleni övülesi hale getiren izlediği yöntem ve kullandığı araçlardır. Övgü, salt sevgiye değil, sevgiyi yaratanadır. Övülesi sevgi, sevgiden neşet edendir. Sevginin yolu, sevgiden geçer ve sevgisiz yaratı hiçtir. Varsa da çirkindir.

Şölen bir başına hiçtir. Varlık; üslubunca düşünmeyi, sorgulamayı, konuşmayı, tartışmayı, içmeyi ve söylemeyi bilmekle mümkündür. Şölen geride tutulur. Akıl, yöntem ve araç öne çıkarılarak yüceltilir. İçmek; erdeme giden yolu korku, endişe, sıkılganlık, utancın baskısından arındırıp özgürleştirir. Korku azalır, irade merak bağımlısı olur.

Şöleni, nadiren sarhoşlar da ziyaret eder. Şölen, davetsiz misafiri özgün savuşturma teknikleriyle reddetmesini öğrenmiştir. Red yahut benimseme, gelenin kim olduğuna bağlıdır. Şölen, sevginin peşi sıra giderken sevgi, kendisine atfedilen anlam ve değerle dilden dile dolaşır. Sokrates, sevginin bir yarına kalma formu olarak, her daim saygıyı hakkettiğini, dolayısıyla toplumsal bir meşguliyetin konusu olması gerektiğine vurgulayarak gücünü de över.

Bu sırada avlunun kapısı sarsılır. İçeriye bir alay sarhoşla çalgıcı kadının patırtı ve velvelesi girer. Konuklardan biri bilindiktir. Agathon, çocuklara seslenir. Bakın tanıdık ise içeri alın değilse, içkiyi bitirdik yatıyoruz deyin” der. Varanlar tasnif edilir, içlerinden biri meclise alınır, diğerleri elimine edilir. Bu fikri şölenin seçiciliğinin bir başka kanıtıdır.

Şölen, esrikliğe kapadığı kapıyı, Alkibides ile istisnaya uğratır. Şölen, güvenilmez içicilere kapalıdır. Çalgıcı kadın ve ahbaplarının desteğiyle ayakta kalabilen Alkibides, içmek için seçkinlerden destur istemekte, davet beklemektedir. Alkibides gülüşmelere eşlik eden selamlarla sedirdeki yerini alır.

Alkibides, Agathon ile Sokrates’ in arasına oturur. “Hey dostlar pek ayık duruyorsunuz” der. İçmenin hızını ve gidişatını beğenmez. Gevşemek yerine, içmeyi salık verir.  Geleneğe inat, emrivaki yapar ve içki başkanlığına el koyar. Agathon’a kocaman bir kâse getirtmesini söyler. Kâse ’den kasıt; cam, metal, balçık veya kilden yapılmış, kulpsuz, üzeri siyah motiflerle bezeli derince kaptır. Akabinde bundan vazgeçer ve “lan” diyerek çocuklara kil ya da metalden yapılı, yayvan ve küçük buz çanağını işaret eder.

İçki ve içen, şölenin markajındadır. Şölen davetlileri, Başkan olarak tabir edilen Mazi’ nin Sakisi ’ne teslim eder. Başkan: (Symposiarkh) demokratik yöntemle seçilen davetli ya da Şölenin Kralı olarak tabir edilen ev sahibiydi. Vazifesini bihakkın bazen de uşak vasıtasıyla yerine getiren başkan, şarabın kim tarafından nasıl ve ne şekilde içileceğinin yol ve yordamını yapardı. Kimine göre Sympossion’un sorumlusu olarak; Şarap ile suyun düetini tıpkı orkestra şefi gibi elindeki baget, jest ve stillerle sevk ve idare eder, icabında su ve şaraba repertuar sunar, yaratıcı performanslarını sergilemelerine zemin hazırlardı. Şölenin gündemini belirlemek, felsefe edebiyat ve siyaset arasındaki seçimi yapmak ve sapmaları önlemek görev tanımı dahilindeydi.

Başkan salt servisi yönetmemekte, mürşid-i kâmil olmasa da sohbetin ilerlemesini kolaylaştırmakta, düşünce şöleninin zihni skalasını renklendirmekte, motive etmekte dahası ve mühimi bir elinde, Hydria diğer elinde Krater ile ayıklık ile sarhoşluk arasında sürdürülebilir ahenkle denge inşa ederdi.

Kase’nin diğer adı Krater’di. Şölen, şarabı sek değil, su katarak ikram ederdi.  Sek içmek, Trakyalılar ile İskitler hariç Tanrı Dionysos’a mahsustu. Hydria üç tutacaklı, suyu serin tutan bir testiydi. Hydria, Krater ’in talebiyle bağlıydı. İstediği yer ve zamanda talebiyle uyumlu suyu arz etmekle ödevliydi. Yükümlülüğünü azaltma veya bertaraf etme şansı, ihtimali ve olanağı yoktu.

Bu oran, asla birebir veya eşit olmazdı. Her su şaraba katılmazdı. Uranüs’ün bahşettiği, perilerin mekân edindiği sular Şölen’in tercihiydi. Mütesavi terkip, sert yahut saf şarap addedilirdi.  Şarap, suyu dengi saymaz, eşitliği kabul etmez, ayağına asla gitmez, ağırlığını her daim muhafaza ederdi. Tanrı olmasa da tanrısaldı. Kimin, nasıl ve ne kadar sarhoş olacağını, sunu ustası barmenlerin antik versiyonu saki tayin ederdi.

Alkibides’in zikrettiği çanak sekiz kotyl’ den fazlasını alırdı. Güncel ölçekle iki litreden fazlası demekti. Bu alkolü hatırı sayılır debiye çıkarırdı. Şarap, kâseyle içilir, buz çanağa konulurdu. Sıcak Hellen akşamlarında; şarap, buz çanağında soğutulur, kâse ve çanak ikilisinden yudumlanırdı. Vazodan içmek, Dionysos’a mahsustu. Bunaltıcı havalarda şarap, samana sarılan karla kuytu, koyak ve kuyularda korunur, soğutulurdu.

Sokrates’in iki litreden fazla içmesine rağmen sarhoş olmadığını, Platon’un sufle verdiği Alkibiades’ ten duyuyoruz.  Platon, Alkibiades aracılığıyla şarap ile suyun ya da iyi ile kötünün ideal karışımının Sokrates’te vücut bulduğunu izaha çalışır. Benzerini Ksenophon ‘un de Şöleni de tecrübe eder.

Sokrates’in sarhoş olduğu duyulmamıştı, tanıklık eden de yoktu. Eryksimakhos, her şeye rağmen, yetkinliğinden aldığı kudretle vaziyete el koyar. Aşkınlığın, şölene hükmederek yozlaştırma girişimine izin vermez. Misafirler, yastıklarından aldıkları destekle saz, haz ile sözün etrafında uzanmaya davet ederler. Alkibiades, sohbetin raydan çıkmasını, tecrübeden neşet bilginin karizmasına yaslanarak önler. “Bir hekim tek başına birçok insana bedeldir” der ve Hekim’den müstakbel muhabbetin temasını belirlemesini ister.

Şu gerçektir ki Şölen dünden tütsülülerin de düşünme, konuşma ve felsefe yapmalarına imkân tanıyan koşulları hazırlama becerisine sahiptir. Çekinik bırakılma, ötelenme ve dışlanma ayrıksıdır. Bu konuda hem yetenekli hem de deneyimlidir. En çetin konuları tartışmaya açarak, akşamcıları yörüngede tutabilmektedir.

Alkibiades, Sokrates’e sevdalı olduğunu gizlemez. Sevgisini, meziyetlerine geçit yaptırıp, övgüye dönüştürecek zorlu bir sohbete adım atar. Sevgi ve methiye bu kez Sokrates’te tecessüm eder. Sokrates’i, tanrısal tınıların ustası Olympos ve Olympos’un üflediği kavalın mucidi Anadolu’lu Marsyas ile özdeşleştirir. Ona göre Sokrates, sırlara ve tanrılara erişmek isteyenleri deşifre eden çalgısız ve kavalsız Marsyas’tır.

Şarap, insana doğruyu söyletmektedir. Bir bakıma doğrunun adıdır Şarap. Ha çocuk ha şarap fark etmez, ikiliyi aynı paydada buluşturan yarattıkları saflıktır. Düşünce, her daim arılığa, duruluğa ve arınmaya muhtaçtır. Şölen çığ gibidir. Nerede, ne zaman duracağını kestirmek mümkün değildir. İlerleyen gece berisinde Agathon, Sokrates ve Aristophanes’i bırakır. Gece yorulsa da dur durak tanımayan kâse, üçlü arasında soldan, sağa doğru dolanmaya, dolaşmaya devam edecektir.

Sokrates, sevenlerini ve övdüklerini yatırmadan önce, onları aynı kişinin hem tragedya hem komedya yazabileceğine ikna eder. Gün ağarırken önce Agathon, ardından da Aristophanes uykuya yenilir.

Sokrates, Atina surlarının ötesindeki Lykeion’a gider. Yıkanır ve idman yapar. Gyimnasion, idman alandır. İdman: bedeni ve zihni eğitip, arındırarak yaratı döngüsüne hazırlayan yaşama biçimidir. Şarap, sabahın köründe anlatılanlarla, Sokrates aracılığıyla ideal içicinin hem güncesini tutar hem portresini çizer.

Gelelim, Ksenophon’ un Şölen’ine. Ksenophon meşhur Anabasis’in yaşayanı, yaratıcısı ve yazanıdır. Anabasis iki kardeşin bahane ile peçeledikleri iktidar savaşının anlatısı, Ksenophon ise öyküye konu ordunun lejyoneri, müşahidi ve vuslatın mimarıdır. Verimli Hilali içine alan sürprizlerle dolu seferin başında, başsız kalan ordunun başına geçer. Şarabı doğuran otantik toprakla tanışır, hisseder ve arşınlar. Güney batıyı, kuzeyle buluşturarak Karadeniz’e varan, görece sahili izleyerek, Trakya’da sonlanan güzergahın kâşifi, Onbinler’in artığı rical ordusunu, vatanıyla buluşturan komutandır.

Platon’un çağdaşı Ksenophon, sosyo politik ve kültürel bu kurumunun bir de kendi perspektifinden görülmesini ister. Hellenler’ de şölen çok çehreli, erekli ve karakterliydi. Kimi zaman eğitim, öğretim, eğlence bazen de Platon ve Ksenophon’un aktardıkları şekliyle güncel felsefenin temellerini atmaya özgülenirdi. Ksenophon da aralarında Sokrates’in de bulunduğu aktörleri bir başka yer ve zamanın şöleninde buluşturur. Kurguyu, felsefeciler onurlandırsa da Ksenophon’u tahrik eden; yemek, içmek, eğlenmek, oynamak ve düşünmekten ziyade, bunların yöntem ve araçlarıyla yarını tanıştırmaktır. Ksenophon, anı istikbale naklederek, dem ile devranı yaşatma ve var olmanın peşindedir.

Bu kez ev sahibi Kallias’ tır. Kallias, tutkulusu Autolykos ve babası şerefine şölen yapma hazırlığındadır. Şölenin sevgiliye ’ya adanması, katılımcı kompozisyonunu da özel ve özgün hale getirir. Şölen öncekileri aratmayacak, sonrakileri özletecektir. Ev sahibi, rastladığı Sokrates ve arkadaşlarını şölenin konağı androna davet eder.

Kallias ‘ın sabıkalı kibri ve şımarıklığı, iştirakin kabulünü güçleştirse de çağrıya icabet edilecektir. Davetliler heyecanlıdır. Bazıları olasılıkla Gyimnasion ’da idman yapar, yıkanır, dinlenir ve şöleni onurlandırırlar. Şölen; şıklık, temizlik, gösteriş, tatlı bakış, yumuşak seslerin, soylu bakışlarla hoş kokuların geçit resmi yaptığı zaman, yer ve mekândır aynı zamanda.

Yemek başlar. Sessizliği, Philippos’un patavatsızlığı bozar. Gelen, şölenin soytarısıdır. Sedirde bulduğu yere ilişir. Yoksulluğunu sermaye yapar ancak beklediği ilgiyi bulamaz. Yüzü düşer, mahzunlaşır. Umarını yarına erteler ve payına odaklanır. Maskara, şölenin gülen yüzü, katılımcıların neşesi, davetsiz misafiri veya günah keçisiydi. Seçkinleri jest, mimik ve esprileriyle güldürüp, eğlendirmekle ödevliydi. Kültürel sermayesini felsefeye tahvil ettiği için düşünür de sayılırdı.

Şölen, duasız, adaksız, hatta anmasız olmazdı. Bu vesileyle tanrıların şerefine içilen şarap, ilahiler eşliğinde Tanrıya da sunulurdu. Şarap dökme; göksel bir ikram olarak, onurlandırma ve şükranın Grek varyantıydı. Başlamakta olan yersel faslın da girizgahıydı. Takdim; maddi doyumdan görme, hissetme, duyma ve dokunmanın tatminine geçişin işaretiydi. Şarap, Platon’da Dionysos’a dökülürken, Ksenophon ’da tanrılara sunulurdu.

Sahneyi biri dansör, diğeri flüt çalan iki kız, Kithara çalıp raks edebilen bir delikanlı alır. Dans, gösteri ve akrobasi bahşiş mukabiliydi. Platon’un şöleninde eğlenceye flüt eşlik ederken, ardılı şölende flüt yanına gitarın atası ve Lir’i de almayı ihmal etmezdi. Yetenek, bedene beceri de ritim ve ahenge eşlik ederdi.  Demem odur ki, tel ve nefes, Antik Dünya’nın düet yapan maruf ve meşhur ikilisiydi.

Şölen eğlenceye doyduktan sonra, Sokrates ev sahibine teşekkür eder. Ev sahibi, gecenin “hoş kokudan” yoksunluğunu ima ederek, felsefeye eyleyeceği bir başka konu sunar. Sözü Sokrates alır. Ona göre koku göreceli, öznel ve özgündür. Esasında güzel koku da yoktur. Koku her bedende farklı bir hal ve tat alır. Güzellerin kokusu hastır ve doğuştandır, tabiatıyla yapay kokuya gereksinimleri yoktur. Suni koku, aynılaştırır. Köle ile özgür kişi arasındaki farkı bertaraf eder. İdman sahasının ürettiği kokunun; doğal, çekici ve şehvetin ulağı olduğunu ima eder. Yaşlılara kalan ise iyilik ve soylulukla özdeşleşen kokudur. Muhabbet Antik Parfüm, zeytinyağını anmayı da unutulmaz.

Kız dans eder, dans akrobasiye dönüşür. Kızın tehlikeyle dansı, cesaretin öğretilebilirliği üzerinden felsefeye keyif alacağı bir tat ve alan bahşeder. Kızla yer değiştiren oğlanın güzelliği, dansını peçelese de Sokrates ve dostları güzel vücudun, sağlığa ve egzersize ödüncü üzerine yeni bir fasıl açarlar.

Philippos’un, dansı sulandıran maskaralıklarını müteakip şarap istemesi, Sokrates’i, şarabın rol ve işlevi üzerine nutuk atmaya teşvik eder. Sokrates, “şarap tıpkı adamotu gibidir. Hem ruhları ıslatıp, acıları dindirir hem de insanları uyutur ”der. Şarapla, adamotunu aynılaştırarak, anestezik ajanların antik köklerini selamlar. Zeytin yağının ateşi körüklediği gibi, şarabın da tutkuları tahrik ettiğini vurgular, afrodizyak yanını hatırlatır.

Şarap, kontrol edilmez ise önce aklı sonra da bedeni yoldan çıkarır. Soluksuz kalmamak ve konuşabilmek için, şarabın küçük kadehlerle sıklıkla ve az olarak içilmesi gerektiği salık verilir. Sarhoşlukla baş edebilme ve neşelenmenin yegâne yolu; şarabın, insanın “hakkından gelmesini” önlemektir. Şarabı erdem, bilgelik yiğitlik ile müptezel ve müptelalık arasına hapsetmek ve burada tutmak bir Hellen buluşuydu. Kadehlerin kulağı, adete aşinaydı ve kaselerin sedirleri dolaşan duyarlılığı çoktan başlamıştı. Şölen, şarabın şahsında bireyin ve şölenin prestijinin korunmasına dair tecrübeyi yineleyip, toplulukla üleşiyordu.

Platon’la Ksenophon’un bileşkesi, şarabın içki adıyla Şölen’in odağına taht kurması ve burada eylemesidir. Şarap, düşünceyi düşünce ile sınayıp, karşı ve karşıttan birlik devşirirken birkaç adım ötede felsefenin konuğu ve konusu da olabiliyordu. Ksenophon, Sokrates’e, Sokrates’ de Hermogenes’e “içki taşkınlığının ne olduğunu?” sorarak, sarhoşluğun yarattığı sapma biçimlerine neşter atar. Ksenophon da tıpkı önceli Platon gibi, duygularla şahsiyeti şarapla sınayarak, onun felsefe ve muhabbete olan katkısını, yarar ve zararlarını açığa çıkarıyordu.

Fikri şölenin kaide, standart ve rehberi vardı. Andron’un duvarları, soyunun özelliklerini çağırmak üzere hafızasına kazımıştı. Bellek, kraterin ilkini sağlığa, ikincisini aşk ile hazza üçüncüsünü uykuya ayırıyordu. Bakiye yedi kerte, aşkınlığın türevleri arasında üleşiliyordu. Şarap, hem kuramsal hem de teorik bir fon eşliğinde, sosyo-kültürel bir idrake malzeme taşıyordu.

Hermogenes taşkınlığı: şarabın etkisiyle can sıkmak olarak tanımlar. İçki, şarapla özdeştir ve içki ile aynılaşan bir başka alternatiften söz edilmemektedir. Sokrates, “şu anda susarak bizlerin canını sıktığının farkında olup olmadığını” Hermogenes’e sorar. Susmanın taşkınlık şekli olduğunu ima edip ortamı tahrik eder, tartışmayı ateşler. Amaç taşma formlarını deşifre etmek, sohbetle buluşturmaktır. Örfe göre içmemek ile müptelalık özdeştir. Antik Yunan, içmeyenleri de sarhoş olanlarla aynı kefeye koyardı. İçmek; eylemekti. Susmak, yoksamak veya benimsemek değildi.

Şölen, sempozyumun atasıdır. Şarapla özdeşleşen toplantı olarak da anılırdı.  Şölen soylu erkeklere münhasır, belli amaç ve hedefleri olan mahsus bir toplantıydı. Andron denen özel ve özgün bir odada gerçekleşirdi.  Andron, evin kalbinin attığı yerdi. Mimari açıdan öncüydü. Diğer bileşenlerin kıblesi, her şey ve herkesin buraya göre konuşlandığı, şekillendiği ve tasarlandığı nevi şahsına münhasır bir mekandı.

Şarap, yemeğe nadiren eşlik ederdi. Gözü kulağı düşünsel şenlikte, hakikat arayışının yarattığı heyecandaydı. Kendisini ışıkla buluşacak nesneye ve nesneyle kurulacak temas anına hazırlardı. Enerjisini düşünce ile yapacağı mesaiye ayırırdı. Vargı, bugünün hasımlı yargısının da rahmiydi. Şarap kadirşinastı, Tanrıya ibadeti bilir ve kahramanları anmayı asla unutmazdı. Bu üçlüye olan borç, defaten ve tamamen ödemeden şölene başlamak mümkün olmazdı.

Asıl şölen, karnı tok yapılır ve açlığın sırrın ve gizin arkeolojisini engellemesini önlerdi. Şarap, tıpkı spatula, mala gibi sosyal bu kazının duyarlı malzemesiydi. Hakikat, şölensiz, şölen şarapsız açığa çıkmazdı. Şölenden, şölene fark vardı.

Güncel sempozyum varlığını atası Sympossion’a borçludur. Günümüz bilgi şölenlerine el vermiş, isim babalığı yapmış, genetik nüvelerini armağan etmiştir. Roma’nın aklı Sympossion’ da kalmıştır. Yarattığı Convivium’la Şöleni yaşatmaya çalışsa da Roma, asla Hellen olamamıştır. Convivium ne hakikat arayışına kaynaklık etmiş ne estetikle temas kurmuş ne de demokratik işleyişe ev sahipliği yapmıştır.

Aksine yavan, sığ dünyevi bir gösterişin kol gezdiği, kibrin yarıştığı, farklılıkların derinleşerek yayıldığı, felsefenin nesnelerin gölgesinde çoraklaştığı, yemeğin iradeyi esir aldığı görsel şölenden öteye gidememiştir.

Convivium, şarabın cinsi, kalitesi, yaşı, tadı, kokusu üzerinden yaratılan farklılıkların yüzeye çıktığı aristokratik bir ziyafetti. Antik sermayenin tüketildiği, genetik özelliklerini yitiren bu yerde, düşüncenin uç vermesi mümkün değildi.

 Hilmi Şeker/Yargıç/İstanbul

Kaynakça:

Thomas R. Martin; Perikles , İş Bankası Yayınları Kültür Yayınları, İstanbul, 2021

Platon; Şölen ve Dostluk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2008

Ksenophon; Şölen, Doğu Batı Yayınları, İstanbul, 2022

Ksenophon; Anabasis, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 2010

Tom Standage; Merkez Yayıncılık, İstanbul, 2005

Loukianos; Şölen, Pinhan, İstanbul

27 Eylül – Hukuk Takvimi

0

27 Eylül – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

 1722

Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Samuel Adams doğdu. (Ölümü: 2 Ekim 1803) Harvard Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. 1758’de avukatlık yapmaya başladı. 1765 yılında İngiltere’nin melasa vergi koyan Şeker Yasası’na karşı protesto hareketini örgütledi. Massachusetts Yasama Meclisin de üyelik yaptı. Amerika’daki İngiliz kolonilerinin direnmesini örgütleyen kolonilerarası komitelerin kurulmasında önemli rol oynadı. 1776 da yayınlanmış olan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi‘ne imza atanlardan  biridir. 1781’e kadar Kongre üyeliği yaptı. Konfederasyon Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulundu. Massachusetts vali yardımcılığı ve valiliği yaptı.

 1941

Hukukçu ve siyasetçi Necip Ali Küçüka, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1892) İstanbul Hukuk Mektebi  mezunudur. Eşme Müddeî-i Umûmîliği (Savcı), Sivas Kongresi Denizli Üyeliği, Denizli Mahkemesi Üyeliği, Sarayköy Müddeî-i Umûmîliği’nde görev yaptı.  II., III., IV., V. ve VI.Dönem Denizli Milletvekilliği, II.Dönem Ankara İstiklâl Mahkemesi Savcılığı, III.Dönem Divân-ı Riyâset Kâtipliği ve III. ve IV.Dönem Divân-ı Riyâset İdâre Memurluğu, Millî Müdâfaa Vekâleti Siyasi Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. 

1946 Hukukçu, Demokratik Seferberlik lideri ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yedinci Cumhurbaşkanı. Nikos Anastasiadis doğdu. Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi hukuk bölümünden mezun oldu ve University College London’da okudu. Üniversite eğitimi sırasında Yorgo Papandreu tarafından kurulan Atina merkezli Merkezi Koalisyonu’nun üyesi oldu. Nicos Chr. Anastasiades & Partners hukuk firmasının kurucusudur. Daha sonraları Kıbrıs’ta siyasete başladı. 1981 yılında Kıbrıs Temsilciler Meclisine seçildi. 1997’de Demokratik Seferberlik lideri seçildi. 2013 Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinden adaylığını koydu ve %58 oyla kazandı.
 1960  Türkiye ile Amerika arasında kredi antlaşması imzalandı
1961 Suriye’de askeri darbe oldu. Yeni hükümet, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldığını ilan etti. Türkiye, Suriye’nin yeni hükümetini tanıdı
 1965

Kanadalı hukukçu, muhafazakâr siyasetçi, ve eski bakan Peter MacKay, doğdu. 1987’de Acadia Üniversitesi/Carleton Üniversitesi’nde edebiyat bakalorya derecesine sahip oldu. Dalhousie Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve ardından Yeni İskoçya Barosu’na kaydoldu. 1997-2015 yılları arasında milletvekilliği yaptı. Atlantik Kanada Fırsatlar Ajansı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı görevlerinde bulundu. 2004- 2015 arasında Muhafazakâr Parti’nin başkanvekili olarak görev yaptı. 

 1970

Arap Zirvesi Mısır’da toplandı; Ürdün Kralı Hüseyin ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat ateşkes anlaşması imzaladı.

 1972

‘Umut’ filmini festival için yurtdışına izinsiz çıkardıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan Yılmaz Güney ve prodüktör Abdurrahman Keskiner’in yargılamalarına devam edildi.

1974 TRT’de kadın spikerlerin haber okuması yasaklandı.
 1976

Maden sektörü işverenleri direnişe katılan 483 DİSK‘li işçinin işine son verdi.

 1979

Senaryosu Peter Ustinov tarafından yazılan, Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ romanının film uyarlaması Sansür Kurulu’nca reddedildi.

 1983

Fransa’da düzenlenen anma gecesinde Nazım Hikmet’in ‘Beyazıt Meydanı’ndaki ölü’ ve ‘Vatan Haini’ şiirlerini okuduğu için yargılanan Işık Yenersu beraat etti.

 1984

Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB) Davası’nda 22 kişiye idam, 45 kişiye müebbet ve 191 kişiye 8 ay-24 yıl arası hapis cezası kararı verildi.

 1987

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu 1.5 yıl önce faaliyete geçti ve 200’ü aşkın kişi yargılandı.

 1993

İHD, Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerinde kadınların insanlık dışı aramaya maruz bırakıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

 1995

Yaşar Kemal’in Der Spiegel’deki yazısından dolayı yargılandığı davada DGM Savcısı iddianameye ‘halkı, ırk farklılığı gözeterek tahrik etme‘ suçunu da ekledi.

1995

İstanbul Küçükçekmece Belediyesi’nde çalışan Bem-Sen ve Tüm Bel-Sen üyesi memurlar alacaklarının ödenmemesi nedeniyle yarım gün çalışmadı. Genel-İş üyesi işçiler de Belediye’ye yürüdü.

 1998

Uluslararası Af Örgütü İstanbul Grubu, Piyalepaşa Bulvarı’na 29 ülkeden gözaltında kaybedilmiş kişilerin adlarını taşıyan 100 adet ağaç diktirdi. Dikime Rutkay Aziz ve Şanar Yurdatapan da katıldı.

 1999

Ulucanlar Cezaevi’ne yönelik operasyonda öldürülen 10 mahkumun otopsisine avukatların girmesine izin verilmedi.

 2000

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde, 1993 yılında 70 sokak çocuğunun öldürüldüğü katliamdan sağ kurtulan tanık genç kız, büyükannesi ve üç kız kardeşiyle birlikte evinde öldürüldü. 1993’teki katliamdan sağ kurtulan Maria mahkemede, askeri polisler aleyhine ifade vermişti. Maria bu şekilde öldürülen 41. tanıktı.

 2000

Peru’nun başkenti Lima’da yaklaşık 2 bin kadın hükümetin yoksul ailelere yapılan süt yardımını kesme girişimini protesto etti.

 2000 Zorunlu Deprem Sigortası uygulaması başlatıldı.
 2001

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin üç sözleşmesini imzaladı. Suç gelirlerinin aklanması, tespiti, haczedilmesi ve el konulması, Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuk Sözleşmesi ve Avrupa Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi hayata geçti. Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun(GRECO) Türkiye’de denetim yapmasının yolu açıldı.

 2003

ABD’nin Irak’ta sürdürdüğü işgal, 39 ülkede aynı anda gerçekleştirilen ‘Irak’ta İşgale Son, Filistin’e Özgürlük‘ mitingleriyle protesto edildi. Ankara, İstanbul ve Adana’da da yapılan mitingleri Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu düzenledi.

 2004

Gazi Davası’nda 3 kişinin ölümünü aydınlatabileceği sanılan bir fezlekenin, bir memur tarafından 2 yıldır sümenaltı edildiği ortaya çıktı. Gaziosmanpaşa Başsavcılığı’ndan Trabzon Başsavcılığı’na gönderilen fezlekeyi gizleyen memur Y.K. hakkında görevi ihmal davası açıldı.

2006 İsrailli insan hakları örgütü ordunun 28 Haziran’da Gazze’de bir elektrik santralını bombalayarak savaş suçu işlediğini ilan etti.
2006 Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanan eski Bosnalı Sırp lider Momcilo Krajisnik 27 yıl hapse mahkum oldu.
 2006 Tutuklu Yargılamalar Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi ülkeleri yetkili bakan delegelerinin 27 Eylül 2006 tarihinde yaptıkları 974 sayılı oturumunda kabul edildi. Konsey kararının amacı, keyfi tutuklamayı önlemek, tutuklama müessesesinin istismarını engellemek, tutuklama tedbirini nesnel koşullara bağlamak, tutuklama sonrası beraat ile sonuçlanacak yargılamalardan kaynaklı geri dönülmez zararlara mahal vermemektir.
2006 Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, 3 Mayıs 1996 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiş ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2008 Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınanlar içinde gazeteci Tuncay Özkan, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve eski Esenyurt Belde Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın da bulunduğu 6 kişi tutuklandı.
2013 BM Genel Kurulu için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Gezi olaylarına dair söyledikleri nedeniyle ‘Pinokyo protestosu’ yapıldı.
2016 Hukukçu, iktisatçı ve siyasetçi Cemşid Amuzegar, hayatını kaybetti. (Doğumu: 25 Haziran 1923) Üniversite eğitimini hukuk ve mühendislik alanlarında Tahran Üniversitesi‘nde tamamladı. Daha sonra, ABD’deki Cornell Üniversitesi‘nde doktora yaptı. İlk olarak  Sağlık Bakanı Cihanşah Salih’in altında bakan yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Ardından, Sağlık Bakanlığı görevine getirildi. 1964 yılında Emir Abbas Huveyda hükümetinde 9 yıl boyunca Maliye Bakanlığı yaptı. 1965 – 1971 yılları arasında çeşitli OPEC toplantılarına katıldı. Suudi Arabistan petrol bakanı Şeyh Ahmet Zeki Yamani ile birlikte yürüttüğü çalışmalarla petrol fiyatının dört kat artmasından kilit rol oynadı. Bu artış İran’ın altyapı, tarım ve savunmanın modernleştirilmesi için ihtiyaç duyulan kaynağı yarattı. 1974’te İçişleri Bakanı olarak atandı. 27 Eylül 2016 tarihinde 93 yaşındayken hayatını kaybetti.
2017 Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yaz saati uygulamasını sürekli hale getiren Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.
2020 Bangladeşli hukukçu ve siyasetçi Mahbubey Alam hayatını kaybetti. (Doğumu: 17 Şubat 1949) Bangladeş Yüksek Mahkemesi‘nde çalıştı. 2009’dan 2020’de ölümüne kadar Bangladeş Başsavcısı olarak görev yaptı. 
2024 Avustralya’nın Tazmanya eyaletinde,  bir müzede sadece kadınlara özel açılan bir serginin ayrımcılık içerdiği yönündeki alt mahkeme kararı Tazmanya Yüksek Mahkemesi tarafından bozuldu. Yüksek Mahkeme, yasağın erkeklere yönelik ayrımcılık teşkil etmediğine karar verdi.
 2024 Derik Kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk’ün öldürülmesine ilişkin dosyanın tek tutuklusu olan Şerif Mesutoğlu’nun yeniden yargılama talebi Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Safitürk, 10 Kasım 2016’da makamına konulan bombanın patlatılması sonucu ağır yaralanarak, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Olayın ardından gözaltına alınan 70 kişiden 15’i tutuklanmış, Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarda, 14 kişi beraat etmiş, Şerif Mesutoğlu hakkında 2 defa ağırlaştırılmış müebbet ve 28 yıl hapis cezası verilmiş, karar Yargıtay tarafından onanmıştı.
 2024 6 Şubat depremlerinde, Adana’da 96 kişinin yaşamını yitirdiği Alpargün Apartmanı davasının duruşması, Adana 12’nci Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı.
 2024 Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı New York’taki Rockville Piskoposluğu, cinsel istismar ve tacize uğrayanlara yaklaşık 323 milyon dolar ödeme konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. Faaliyet bölgesinde 1,4 milyon Katolik Hristiyan’a hizmet veren Rockville Katolik Piskoposluğu, bünyesindeki din görevlilerine karşı açılan yüzlerce cinsel taciz davası sonrası 2020 yılında iflas başvurusunda bulunmuştu.
 2024

Müstehcenlik suçlamasıyla tutuklu bulunan ve sosyal medyada ‘Jahrein’ ismiyle tanınan Ahmet Sonuç, kendisine ‘çomar’ dediği gerekçesiyle oyuncu Elçin Sangu hakkında şikayet dilekçesi verdi.

 2024

Zonguldak’ta, geçen yıl mayıs ayında cinsel istismar sonucu ölen Nisanur Ö.’nün (2) ablası R.Ö.’nün (10) fuhşa sürüklendiği iddiasıyla anne Meryem Ö. ve 3 erkek sanığın tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Bartın 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme heyeti, küçük R.Ö.’nün bir sonraki mahkemede psikolog ve pedagog eşliğinde dinlenmesine ve tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Küçük bebeğin ölümü ile ilgili Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan davada ise F.S. isimli şahıs ‘Kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve ‘Nitelikli cinsel istismar’ suçundan 30 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

2026

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

0

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi(Convention for the Protection of the Architectural Heritage of Europe), Avrupa Konseyi üye ülkeleri tarafından 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sözleşmeyi, 13 Nisan 1989’da onaylamış, onay kanunu 20 Nisan 1989’da resmi gazetede yayınlanmıştır.

Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkeler, sözleşmeyi imzalayarak Mimari Mirasın korunması için yasal önlemler almayı ve bu önlemler çerçevesinde anıtların, bina gruplarının ve ören yerlerinin korunmasını taahhüt etmiştir.

AVRUPA MİMARİ MİRASININ KORUNMASI SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN

—————————————————-
Sözleşmenin Kabul Tarihi ve Yeri : 03.10.1985, Granada
Geçerli Dili : İngilizce ve Fransızca
Depositer : Avrupa Konseyi Genel Sekreteri
Türkiye’nin İmza Tarihi : 03.10.1985
Onay Şekli : Onay Kanunu ve Bakanlar Kurulu Kararı
Onay Kanunu Tarihi : 13.04.1989
Onay Kanunu No : 3534
Resmi Gazete Tarihi : 20.04.1989
Resmi Gazete No : 20145
Bakanlar Kurulu Kararı Tarihi : 18.05.1989
Bakanlar Kurulu Kararı Sayısı : 89/14165
Resmi Gazete Tarihi : 22.07.1989
Resmi Gazete No : 20229
—————————————————-

Madde 1

3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da imzalanmış olan “Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin onaylanması uygun bulunmuştur.

Madde 2

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3

Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

18/4/1989
Bakanlar Kurulu Kararı
Karar Sayısı : 89/14165

3 Ekim 1985 tarihinde imzalanan ve 13/4/1989 tarihli ve 3534 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunan ekli Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığının 2/5/1989 tarihli ve KİÇT/3609-2227 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/5/1989 tarihinde kararlaştırılmıştır.
———————————————————-

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

DİBACE

İşbu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi üye Devletleri;
– Avrupa Konseyi’nin amacının, kendilerinin ortak mirası olan ideal ve prensipleri korumak ve gerçekleştirmek maksadıyla üyeleri arasında daha sıkı bir birlik sağlamayı başarmak olduğu hususunu göz önünde tutarak;
– Mimari mirasın, Avrupa kültür mirasının zenginliği ve çeşitlerinin eşsiz bir ifadesi, geçmişimizin değer biçilmez bir tanığı olduğunu ve bütün Avrupalıların bir ortak mirasını oluşturduğunu kabul ederek;
– 19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te imzalanan Avrupa Kültür Sözleşmesi ve bu Sözleşmenin 1. Maddesi bakımından;
– Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 26 Eylül 1975 tarihinde kabul edilen Avrupa Mimari Mirası Yasası ile milli kanun ve nizamnamelerin, mimari mirasın tümüyle korunması için gereken hususlara intibak ettirilmesi hakkındaki 14 Nisan 1976 tarihli ve 28 numaralı Karar (76)’ı nazarı itibara alarak;
– Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Mimari Mirasın korunmasına ilişkin 880 sayılı tavsiye kararını (1979) gözönünde tutarak;
– Mimar, mühendis, şehir ve peyzaj planlamacısı uzmanlarının yetiştirilmesi ile ilgili olarak Bakanlar Komitesinin üye ülkelere yaptığı R (80) 16 sayılı tavsiye kararı ile el sanatları çalışmalarının bazı dallarında yok olma tehlikesi bulunan mesleklere yapılacak yardımlara ilişkin R (81) 13 sayılı tavsiye kararını dikkate alarak;
– Kentsel ve kırsal çevreleri geliştirme ve böylece Devletlerin ve bölgelerin ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan kalkınmasına katkıda bulunma yoluyla, gelecek nesillere bir kültürel kaynaklar sistemi devredilmesinin önemini hatırda tutarak;
– Mimari mirasın korunması ve bu korunmanın yaygınlaştırılması hususunda ortak bir politikanın ana ilkeleri bakımından bir anlaşmaya varılmasının önemini kabul ederek, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
MİMARİ MİRASIN TANIMLANMASI
Madde 1

İşbu Sözleşmede geçen Mimari Miras deyimi aşağıda belirtilen kalıcı varlıkları kapsayacaktır.

1. Anıtlar: Tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal ve teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer binalar ile diğer yapılar ve bunların müştemilatı ile tamamlayıcı kısımları;

2. Bina Grupları: Topografik olarak tanımlanabilecek birimleri oluşturmaya yeterince uygun olan ve tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer, kentlerde veya kırsal bölgelerdeki mütecanis bina grupları;

3. Ören Yerleri (Sitler): Topografik olarak tanımlanabilecek derecede yeterince belirgin ve mütecanis özelliklere sahip, aynı zamanda tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan dikkate değer, kısmen inşa edilmiş, insan emeği ile doğal değerlerin birleştiği alanlar.

KORUNACAK VARLIKLARIN TESBİTİ
Madde 2

Korunacak anıt, bina grupları ile ören yerlerinin kesin olarak tesbit edilebilmesi için her bir taraf bu tarihsel varlıkların envanterlerini oluşturur ve bu tarihsel varlıklara zarar verebilecek tehlikeli durum doğduğunda, en kısa zamanda gerekli dokümanları hazırlamayı taahhüt eder.

YASAL KORUMA İŞLEMLERİ
Madde 3

Her bir Taraf,
1. Mimari Mirasın korunması için yasal önlemler almayı;

2. Bu önlemler çerçevesinde ve her ülkeye ve bölgeye has yöntemlere göre anıtların, bina gruplarının ve ören yerlerinin korunmasını taahhüt eder.

Madde 4

Her bir Taraf,
1. Sözkonusu varlıkların yasal korunması için gerekli denetim ve yetki işlemlerini uygulamayı;

2. Tüm korunan varlıkların bozulmasını, hasar görmesini veya yıkılmasını önlemeyi, taahhüt eder. Bu amaçla,

Her bir Taraf,
Aşağıdaki durumları kapsayan yasalar mevcut değilse, bu yasaların çıkarılmasını taahhüt eder:
a) Korunmakta olan veya korunma işlemine konu olan anıtların yıkım veya tadil projelerinin veyahut bunların çevrelerini etkileyen bir projenin yetkili bir makama sunulmasını sağlamak;

b) Tarihsel binalar grubunu veya bunların bir kısmını veyahut bir ören yerini etkileyen;
– binaların yıkımını,
– yeni binaların yapımını,
– binaların veya ören yerlerinin özelliklerini bozacak önemli tadilat çalışmaları ile ilgili projelerin yetkili bir makama sunulmasını,

c) Kamu makamlarının korunmaya alınan bir varlıkta gerekli çalışmaların yürütülmesini o varlık sahibinden istemeye veya varlık sahibi istenilen çalışmayı yapmazsa bizzat kamu makamlarının gerekli çalışmaları yapmasına izin vermeyi,

d) Korunmaya alınan bir varlığın istimlakine izin vermeyi.

Madde 5

Her bir Taraf,
Maddi koşulların tehlikeye düşürdüğü ve başka bir yere taşınmanın zorunlu olduğu durumlar dışında, korunmaya alınan bir anıtın tümünün ya da bir bölümünün taşınmasını yasaklamayı taahhüt eder. Bu gibi durumlarda, yetkili makamın, anıtın sökülmesi, nakli ve uygun bir yerde yeniden eski şekline getirilmesi için gerekli önlemleri alacaktır.

TAMAMLAYICI TEDBİRLER
Madde 6

Her bir Taraf, aşağıdaki hususları taahhüt etmeyi kabul eder:

1. Mimari Mirasın bulundukları yerlerde, bunların bakımı ve restorasyonları için kamu kuruluşlarınca, ulusal, bölgesel ve yerel yetkiler ve mevcut bütçe olanakları içinde, mali destek sağlamak,

2. Gerekirse, bu varlıkların korunmasını kolaylaştırmak için, parasal önlemlere başvurmak,

3. Mimari Mirasın bakım ve restorasyonu konusunda özel girişimleri teşvik etmek.

Madde 7

Her bir Taraf, anıtların çevresinde, bina gruplarının ve ören yerlerinin içinde, çevre düzenini geliştirmeyi amaçlayan önlemler almayı taahhüt eder.

Madde 8

Her bir Taraf, Mimari Mirasın fiziksel açıdan bozulma tehlikesini sınırlamak amacıyla;

1. Çevre kirliliğini ve bunun zararlı etkilerini saptayıp analizler yapmayı ve bu zararlı etkileri azaltmaya veya yok etmeye yönelik yolları tayin etmek için bilimsel araştırmaları desteklemeyi;

2. Mimari Mirasın korunması sırasında, çevre kirliliğine karşı alınacak önlemlerden doğabilecek özel nitelikli sorunları gözönünde bulundurma sorumluluğunu taahhüt eder.

YAPTIRIMLAR
Madde 9

Her bir Taraf, Mimari Mirasın korunmasını sağlayan mevzuata aykırı hareket edildiğinde, sahip oldukları yetkiler çerçevesinde, yetkili makam tarafından bu hususla ilgili ve yeterli bir tepkinin gösterilmesinin teminini taahhüt eder. Bu tepki, uygun durumlarda, zorunlu olan hususlara uymayacak bir biçimde yeni bir bina yapan kişinin bu binayı yıktırmasını gerektireceği gibi, korunan bir mimari mirasın eski durumuna gelmesi için restore edilmesini de icap ettirir.

KORUMA POLİTİKALARI
Madde 10

Her bir Taraf, aşağıda belirtilen entegre koruma politikalarını uygulamayı yükümlenir:

1. Mimari mirasın korunmasını kırsal yörelerle şehirlerin düzenlenmesinde başlıca hedefler arasına dahil etmek ve bu gereksinmenin hem düzenleme planlarının hazırlanması ve hem de sözkonusu planların uygulamaya konulması aşamalarında dikkate alınmasını sağlamak;

2. Mimari Mirasın restorasyonu ve bakımı ile ilgili programları teşvik etmek;

3. Mimari Mirasın korunması, bunun teşviki ve yaygınlaştırılmasını kültürel ve çevresel planlama politikalarının başlıca unsuru olarak kabul etmek;

4. Kırsal yöreler ve kent planlamasında koruma önlemlerinin mümkün olan her durumda alınmasını kolaylaştırmak ve işbu Sözleşmenin 3. Maddesi, 1. fıkrasının anlamı uyarınca korunmayı gerektirmediği halde, konumu bakımından bir değer taşıyan binaların da kentsel ve kırsal çevre ve yaşam tarzı çerçevesinde korunmasını ve kullanılmasını sağlamak;

5. Mimari Mirasın geleceğine esas teşkil etmek üzere, geleneksel becerilerin uygulanmasını ve kullanılan malzemenin geliştirilmesini teşvik etmek;

Madde 11

Her bir Taraf, Kültür mirasının mimari ve tarihsel özelliklerini koruma açısından,
– Korunan varlıkların, çağdaş hayatın gereksinmeleri gözönüne alınacak şekilde kullanımını,
– Uygun olan durumlarda, eski binaların yeni kullanımlara intibaklarını teşvik etmeyi,
taahhüt eder.

Madde 12

Her bir Taraf, korunan varlıkların halk tarafından ziyaret edilmesine müsaade olunmasının değerini kabul ederken, bu müsaadenin sonuçlarının özellikle yapısal gelişmelere ve bu varlıkların ve çevrelerinin mimari ve tarihsel özelliklerine zarar vermemesini taahhüt eder.

Madde 13

Bu politikaların uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, her bir Taraf, kendi siyasal, yönetimsel yapılarına göre koruma, kültürel ve çevresel planlama faaliyetinden sorumlu makamların çeşitli kademeleri arasında etkin bir işbirliğinin geliştirilmesini taahhüt eder.

KATILMA VE KURULUŞLAR
Madde 14

Her bir Taraf, Mimari Mirasın tesbiti, korunması, restorasyonu, bakımı, yönetimi ve sayılarının arttırılması açılarından resmi makamların çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla:

1. Karar alma süreçlerinin çeşitli aşamalarında Devlet, mahalli idareler, kültürel kurumlar ile kuruluşlar ve halk arasında, bilgi sağlama, danışmanlık ve işbirliğini geliştirmeyi;

2. Bu konuda çalışacak, parasal ve emek açılarından yardım edecek ve kazanç gayesi gütmeyen kuruluşların oluşturulup geliştirilmesini teşvik etmeyi taahhüt eder.

ENFORMASYON VE EĞİTİM
Madde 15

Her bir Taraf;

1. Mimari mirasın korunmasının bir kültürel kişilik unsuru olduğu kadar, bugünün ve geleceğin nesilleri için de bir ilham ve yaratıcılık kaynağı olarak değerlendirilmesi için halkın bilinçlendirilmesini geliştirmesi;

2. Bu amaçla, modern iletişim ve tanıtma tekniklerinin yardımıyla, özellikle aşağıdaki hedeflere ulaşmak üzere gerekli bilgiyi yayma ve uyandırılan ilgiyi arttırmak için politikaları teşvik etmek üzere,
a) Mimari mirasın korunması, insan tarafından düzenlenip yapılmış çevrenin ve binaların niteliklerine karşı halkın ilgisinin uyandırılması ve arttırılması için daha okul çağlarından başlayıp bu konulara yönelik çalışmaların uygulanmasını;
b) Avrupa düzeyinde veya ulusal veyahut bölgesel çapta kültürel varlıklar ile mimarlık, sanat, halk sanatları ve hayat tarzları arasında varolan birliği ortaya çıkararak, üzerinde durmayı taahhüt eder.

Madde 16

Her bir Taraf, Mimari mirasın korunmasıyla ilgili olarak çeşitli mesleklerde ve çeşitli el sanatları kuruluşlarındaki eğitimini teşvik etmeyi taahhüt eder.

KORUMA POLİTİKALARINDA AVRUPA KOORDİNASYONU
Madde 17

Taraflar, aşağıdaki konularda, koruma politikaları ile ilgili bilgi teati etmeyi taahhüt ederler:

1. Mimari mirasın, tarihsel gelişmesi ve sayılarındaki artış gözönüne alınarak, sözkonusu varlıkların incelenmesi, korunması ve muhafazası alanlarında kabul edilen metotlar;

2. Mimari miras varlıklarının korunması zorunluluğunu bugünün ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetiyle en iyi şekilde bağdaştıracak önlemler;

3. Mimari mirasın tesbit ve kayıt edilmesi ve malzemelerin bozulması ile mücadelede olduğu kadar, bilimsel araştırma, restorasyon çalışmaları alanlarında mirasın yönetim ve teşvik yöntemleri ile de ilgili olarak yeni teknolojinin sunduğu imkanlar;

4. Mimari yaratıcılığın, çağımızın Avrupa Mirasına katkıda bulunmasını sağlayacak şekilde geliştirmek için alınacak önlemler.

Madde 18

Taraflar, gerektiğinde, Mimari mirasın korunması konusunda tecrübe ve uzman teatisi şeklinde karşılıklı teknik yardımlaşmada bulunmayı taahhüt ederler.

Madde 19

Taraflar, ilgili ulusal yasalar ve bağlı oldukları uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Mimari mirasın korunması dalında Avrupa çapında devamlı eğitimden sorumlu olanlar da dahil olmak üzere uzman teatisini teşvik etmeyi taahhüt ederler.

Madde 20

İşbu Sözleşmenin amacına hizmet etmek üzere, Avrupa Konseyi Yasasının 17. maddesi uyarınca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulan Uzmanlık Komitesi, işbu Sözleşmenin uygulanmasını takip edeceği gibi aşağıda belirtilen hususlarda da görevlendirilmiştir:

1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne periyodik olarak, Sözleşmeye taraf Devletlerdeki Mimari mirasın korunma politikalarının durumu, sözleşmede öngörülen ilkelerin uygulanması ve bizzat kendi faaliyetleri ile ilgili raporlar sunmak;

2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, çok taraflı faaliyetler ve işbu Sözleşmenin gözden geçirilmesi veya değiştirilmesi ve halkın, Sözleşmenin hedefleri hakkında bilgi edinmesi gibi konular dahil olmak üzere, Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasına yönelik her türlü tedbiri önermek;

3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, Avrupa Konseyi’ne üye olmayan Devletleri Sözleşmeye girmeye davet hususunda önerilerde bulunmak.

Madde 21

Bu Sözleşmenin hükümleri 1. maddede belirtilen Mimari mirasın korunmasını ilgilendiren ve aşağıda belirtilen evvelki Sözleşmelerin daha belirli ve elverişli hükümlerinin uygulanmasına engel değildir.
– 16 Kasım 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Tabii Mirasının Korunması ile ilgili Sözleşme;
– 6 Mayıs 1969 tarihli Arkeolojik Mirasın Korunması Avrupa Sözleşmesi.

NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 22

1. İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme, onaylanmaya, kabule veya tasvibe tabidir. Onay, kabul veya tasvip belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim edilecektir.

2. İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye üç Devletin, bir önceki paragrafın hükümleri uyarınca, işbu Sözleşmeye bağlı olduklarına dair rızalarını belirten tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşmeyle bağlı olduğuna dair rızasını daha sonra ifade eden her Devlet için de Sözleşme onay, kabul veya tasvip belgelerinin Genel Sekretere tesliminden itibaren geçen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 23

1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğünün 20. Maddesinde öngörülen çoğunlukla alınmış bir karar uyarınca ve Komitede yer almaya hakkı olan üye Devletlerin temsilcilerinin oybirliği ile Konseye ve Avrupa Ekonomik Topluluğuna dahil olmayan her Devleti bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Sözleşmeye katılan her Devlet veya katıldığı takdirde Avrupa Ekonomik Topluluğu için, Sözleşme, katılma belgesinin, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim tarihinden itibaren geçen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 24

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tesliminde, işbu Sözleşmenin uygulanacağı toprak veya toprakları belirtebilir.

2. Her Devlet, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı bir beyanla, işbu Sözleşmenin imza sırasında belirtilen toprak veya topraklardan başka bir toprağa veya topraklara teşmil edileceğini belirtebilir. Sözleşme, sözkonusu genişletilen toprak veya topraklarla ilgili beyanın Genel Sekreter tarafından alınmasından sonra üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Bundan önceki iki paragraf uyarınca yapılan her türlü beyan, bu beyanda belirtilen bütün topraklarla ilgili olarak Genel Sekretere hitaben yapılacak bir ihbar ile geri çekilebilir. Geri çekme, ihbarın Genel Sekretere yapılış tarihinden sonra altı aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk gününden itibaren geçerli olur.

Madde 25

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veyahut katılma belgesinin tesliminde, madde 4, paragraf c ve d hükümlerine tümüyle veya kısmen uymama hakkını mahfuz tuttuğunu beyan edebilir. Başka çekince konamaz (kayıt konamaz.)

2. Bir önceki paragraf uyarınca, bir çekince bildiren her Akit Devlet, bunu Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen geri çekebilir. Geri çekme, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınması tarihinden itibaren geçerli olur.

3. Yukarıdaki 1. paragrafta zikredilen hükümler hakkında ihtirazi bir kayıt koyan Taraf, başka bir Tarafın bu hükmü uygulamasını talep edemez; bununla beraber, çekince kısmi veya şartlı ise, bu hükmün kendisinin kabul ettiği ölçüde uygulanmasını talep edebilir.

Madde 26

1. Taraflardan biri, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir ihbar göndererek işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

2. Sözleşmenin feshi, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı ay sonraki sürenin bitimini izleyen ayın ilk gününden itibaren geçerli olur.

Madde 27

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere, işbu Sözleşmeye katılan her Devlete ve katıldığı takdirde Avrupa Ekonomik Topluluğuna;
a) Tüm imza,
b) Tüm onay, kabul, tasvip ve katılma belgelerinin teslimi,
c) İşbu Sözleşmenin 23. ve 24. maddeler uyarınca, her türlü yürürlüğe giriş tarihini,
d) İşbu Sözleşme ile ilgili olan diğer bütün işlem, duyuru ve haberleşmeyi bildirecektir.

Tanık huzurunda, aşağıda imzalan bulunanlar, tam yetkili kişiler olarak işbu Sözleşmeyi İmzalamışlardır.

İşbu Sözleşme İngilizce ve Fransızca dillerinde, her iki metin de eşit olarak geçerli olmak üzere ve tek kopya halinde Avrupa Konseyi arşivlerinde muhafaza edilmek için 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Sözleşmesinin tasdikli bir kopyasını Avrupa Konseyine üye bütün Devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet olunan her Devlete veya Avrupa Ekonomik Topluluğuna gönderecektir.

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması

1

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması, Yunanistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 26 Eylül 1935 tarihinde Atina’da imzalanmıştır. Dışişleri Bakanlığını 2 Kasım 1935 tarihli yazısıyla Bakanlar Kuruluna gönderilen ve onaylanan kliring anlaşması, 12 Kasım 1935 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kliring, ülkeler arasındaki iki taraflı ticaret anlaşmalarının mal değiş tokuşu ile ödenmesini öngören bir türüdür. İki ülke arasında yapılan alışveriş karşılıklı mal takası ile gerçekleşmektedir. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan takas ve mahsup yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Kliring kurumları genellikle merkez bankası ya da kliring ofisi olarak belirlenmektedir.

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti aralarındaki ticari münasebetlerin tesviyesine siyasî uzlaşma ve samimî teşriki mesai fikrini tatbik etmek ve ahvali hazır içinde kendilerinin ticarî mübadelelerine inkişaf imkânlarının kâffesini vermek için, iki memleket arasında halen mer’î 30 teşrinievvel 1930 tarihli ikamet, ticaret ve seyrisefain mukavelesi hükümlerini ihlâl etmemek şartile ticarî mübadelelerini aşağıdaki rejime tâbi tutmağa karar vermişlerdir.

Madde 1

Mülhak 1 numaralı listede sayılı Yunan menşeli mallar miktarla tahdid edilmeksizin ve 2 nci listede sayılılar, her madde için tayin edilen kontenjan hadleri dahilinde Türkiyeye ithal edileceklerdir.

Şurası mukarrerdir ki, bu iki listede sayılı olmıyan Yunan malları için, Yunanistan Türkiyede mer’î umumî ithal rejiminden istifade edecektir.

Madde 2 

Bu anlaşmanın mer’iyete girmesinden sonra her iki tarafça ihraç edilecek mallara ihracatçı memleketin salâhiyettar ticaret ve sanayi odası tarafından; mülhak Örneğe göre iki nüsha olarak verilmiş menşe şehadetnamesi terfik edilmiş olacaktır. Bu şehadetnameler malın sevk limanındaki F.O.B. kıymetini ihtiva edeceklerdir.

Bu şehadetnamelerin (B) Düplicatası ithalât gümrük bürosu tarafından mühürlenecek ve aşağıdaki hükümlere göre ithalâtçının tediyat yapacağı Merkez Bankasına kendisi tarafından gönderilecektir.

Madde 3

Türk mallarının Yunanistan’a ithalinden tahaddüs eden alacaklar Yunan ithalâtçısı tarafından Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası namına Yunan Bankasına mal kıymetinin drahmi olarak yatırılması ile tesviye edilmiş olacaktır.

Menşe şehadetnamelerine yazılmış fiatler, bu fiatlerin doğruluğundan ithalâtçı memleket Takdiri Kıymet Komisyonları tarafından ciddî sebeblerle şüphelenilmedikçe, aşağıdaki hükümler mucibince yapılacak tediyelerde esas olarak kabul edilecektir. Şüphelenildiği takdirde, ithalâtçı memleket Takdiri Kıymet Komisyonu, mevzuubahis malın hakikî kıymetini takdir için ihracatçı memleketin salâhiyettar komisyonu ile mutabık kalacaktır.

Yunan Bankası, bu suretle tediye edilmiş meblâğın % 50 sini kendi defterlerinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası namına açacağı faizsiz hususî bir A hesabına Türk lirası olarak ve mütebaki °/o 50 yi faizsiz hususî B hesabına Fransız frangı olarak geçirecektir.

Yukarıda sözü geçen hususî hesaba geçirilecek olan meblâğlar aşağıda yazılı hususlara tahsis edilecektir.

a) Türkiye’ye ithâl edilen Yunan menşeli malların tediyesine

b) 6 ay için ceman 7.500.000 Drahmilik bir miktarı geçmemek üzere adam başına 7.500 Drahmi olmak ve fazla olarak adam başına her ay için 16.000 Drahmiyi geçmemek üzere beş günden fazla ikamet halinde beher fazla gün için adam başına 1.500 Drahmi olmak üzere Yunanistan’a girecek olan Türk turistlerinin masraflarını ödemeğe,

c) Türkiye’nin Selanik Panayırına iştirak masrafları

d) Türk bayrağını taşıyan gemilerin Yunan limanlarında Yunan emtiası ile aprovizyonman masrafına.

B – Hususî hesabının matlûbuna geçirilmiş olan meblağlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının tamamen emrine tahsis edilecek ve serbestçe transfer edilebilecektir.

Madde 4

Maamafih Türk menşeli maden kömürü bundan evvelki maddede yazılı Yunanistana yapılan Türk ithalâtının umumî tediye rejiminden istisna edilecek ve bunun esmanı Yunanistan Bankasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası namına Türk lirası olarak açacağı faizsiz bir C hesabına geçirilmek üzere Yunan ithalâtçısı tarafından tediye edilecektir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu hesabdaki alacakları Türkiye ve Yunanistan’ın bir başka Kliring anlaşması ile bağlı oldukları veya olacakları ve Yunanistan’ın aktif ve Türkiye’nin pasif bir soldu bulunduğu memleketlerin Merkez Bankaları veya takas Ofislerinde Yunanistan Bankasının alacakları ile kompanse edilecektir.

Tripartit Kliringin otomatik bir surette işlemesini temin etmek üzere her iki Merkez Bankası Türkiye ve Yunanistan’ın Kliring anlaşmaları’ ile bağlı olduğu memleketlerin Merkez Bankaları veya takas Ofisleri nezdinde lâzım gelen teşebbüsleri müştereken yapacaklar ve bu müesseselerin Yunanistan için aktif ve Türkiye için pasif bir soldu husule gelir gelmez iki memleket Merkez Bankaları bundan telgrafla haberdar edilmelerini temin edeceklerdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının vereceği müsaade üzerine sözü geçen müesseseler tripartit kompansasyon muamelesini yapacaklardır.

Madde 5

Yunan menşeli malların Türkiyeye ithalinden husule gelecek alacaklar Türk ithalâtçısı tarafından bu malların Türk lirası olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına yatırılmak suretile tesviye edilecek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bu paralan Yunanistan Bankası hesabına defterlerinde açacağı faizsiz bir Comptd d’ordre’a geçirecektir.

Madde 6

Her iki Merkez Bankası kendilerine yapılan tediyelerden yekdiğerini günü gününe haberdar edeceklerdir.

Her tahsil ihbarnamesi alâkadar satıcıya yapılacak tediyeyi mümkün kılacak kayidleri ihtiva edecektir. Alâkadar satıcılara yapılacak tediyeler alıcılardan yapılan tahsilat sırasile ödenecektir. Fakat, bir Türk ihracatçısı veya bunun yerine bir Türk taciri derhal Yunan malı ithal etmeği taahhüd ettiği takdirde Cumhuriyet Merkez Bankası sıra beklemeksizin bu ihracatçıya tediyede bulunabilecektir.

Madde 7

Drahminin veya her hangi bir ecnebi parasının Türk lirasına tahvili, Cumhuriyet Merkez Bankasına ve
Yunanistan Bankasına yapılan tediye gününden bir evvelki günkü Zürich Borsasının son kursu üzerinden yapılacaktır.

Merkez Bankaları sıkı bir teşriki mesai ile işbu anlaşmanın en iyi tatbik şartlarını temine çalışacaklar ve anlaşma hükümlerinin tatbik usulleri üzerinde mutabık kalacaklardır. Bunu yapmakla beraber bundan evvelki anlaşmaların tatbiki esnasında müşahede edilen müşkülâtı izale etmeğe gayret edecek ve bilhassa iki memleketin paralarının alış ve satış kursu arasındaki farkı ve ticarî mübadelelerin tâbi tutuldukları külfetleri mümkün mertebe azaltmak suretile bu mübadeleleri imkân dairesinde kolaylaştırmağa çalışacaklardır.

Madde 8

İki taraftan biri Uluslararası ticaretine işbu anlaşmanın hüsnü surette tatbikına halel getirebilecek şekilde yeni bir umumî hüküm tatbik ettiği takdirde; diğer taraf işbu anlaşmanın yeni tatbika tetabuk ettirilmesini taleb edebilecektir.

Madde 9

İki taraf kendi ülkelerine yapılacak ithalâtın salâhiyettar her hangi bir gümrük dairesinden geçirilmesine
müsaade etmeği taahhüd ederler.

Madde 10

10 sonteşrin 1934 tarihli Türk-Yunan anlaşması hükümlerine tevfikan ihraç edilmiş olup işbu anlaşmanın mer’iyet mevkiine girdiği anda daha mevkii tedavülde bulunan bonolar bu anlaşma müddetince Türkiye’ye ithaline müsaade edilen Yunan menşeli mal mubayaasında kullanılacaktır. 10 sonteşrin 1934 tarihli anlaşma hükümleri mucibince yapılmakta olan hususî takas muameleleri işbu anlaşma müddetince tasfiye edilecektir.

Madde 11

İşbu anlaşma ile tesis edilen tediye usulleri ancak Yunanistan’a filen ithal edilmiş olan mallara tatbik edilecektir. Bu takyid hükmü transit yolu ile ve Yunan liman ve merkezleri vasıtasile ecnebi memleketlere ihraç edilen Türk mallarına aid dövizlere şamil olmayacaktır.

Madde 12

İşbu anlaşmanın devamı müddetince Yunan Hükümeti; Türk ticaretine, geçen sene kendisine verilmiş olan kontenjanlar üzerinden, geçen senenin aynı devresi zarfında Türkiye’den yapılan ithalâttan daha az miktarda olmamak üzere ithal hakkı temin edecektir.

Madde 13

İşbu anlaşma 1 ilkteşrin 1935 den itibaren 6 ay müddetle muteber olacaktır.

Bu devrenin inkızasından evvel biı aylık bir ihbar müddetile feshedilmediği takdirde 30 gün evvel feshi

ihbar edilmedikçe mer’iyette kalacaktır.

26 Eylül 1935 de Atina’da iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Çocuk Hakları Bildirgesi

0
ÇOCUK HAKLARI BEYANNAMESİ

Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer adıyla Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış, 26 Eylül 1924 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan en çok etkilenen kesim olan çocukları korumak, yapılması gerenleri saptamak ve çocuk sorunlarına çözüm bulmak amacıyla 1920 yılında Cenevre’de kurulan ‘Uluslararası Çocuklara Yardım Birliği’ isimli özel örgütün çabaları tarihteki ilk çocuk hakları bildirgesinin hazırlanmasını sağlamış, dünya milletleri hazırlanan metni onaylamışlardır.

Çocukların yaşatılmalarının, gelişmelerinin ve korunmalarının uluslararası bağlamda ilk kez temel ilke olarak ele alındığı beş maddelik bildirgeyi imzalayan devlet başkanları arasında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de yer almıştır. Bildirge, 1928 yılında Atatürk tarafından imzalanmıştır.

Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi, uluslararası alanda çocukların korunmasına yönelik yapılan ilk sözleşmedir. Cenevre Bildirgesi’nde; çocukların doğal biçimde gelişmesine olanak sağlanması, aç çocukların beslenmesi, hasta çocukların tedavi edilmesi, terk edilmiş çocukların korunması, felaket anında yardımın öncelikle çocuğa yapılması, çocukların her türlü istismara karşı korunması ve kardeşlik duyguları içinde eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Uluslararası iyi niyetin göstergesi olan bu çalışmaların sonuçları alınamamıştır. 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı döneminde bu alandaki çalışmalar kesintiye uğramış, Milletler Cemiyeti’nin yerine Birleşmiş Milletlerin kurulmasıyla Çocuk Hakları  alanındaki çalışmalar savaş sonrasında yeniden başlamıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Uluslararası Çocuk Günü fikri, 1924 yılında Cenevre’de 54 ülkenin katılımı ile yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı’ndan sonra doğmuştur. Dünya’daki bazı ülkeler 1 Haziran tarihini Çocuk Günü olarak kutlamaktadır. Çocuklar için düzenlenen özel gün Türkiye’de 23 Nisan’dır. 20 Kasım tarihi ise Çocuk Hakları günü olarak kutlanmaktadır.[/box]

İkinci Dünya Savaşından sonra 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayınlanmıştır. Savaş sonu çocukların durumunun daha da kötüleştiği düşünülerek beş madde daha eklenmiştir.

1989 yılına gelindiğinde 54 maddeden oluşan Çocuk Hakları Sözleşmesi imzaya açılmış ve 193 üye ülkenin 187 si tarafından onaylanmıştır.

Çocuk Hakları Bildirgesi

 “Umum Milletlerin erkek ve kadınları insanlığın haiz olduğu en mutena şeyi Çocuğa vermeye mecbur bulunduğunu, ırki, milli ve dini her türlü telkinler haricinde bir vazife olmak üzere kabul ettikleri Cenevre Beyannamesi ismi verilen bu Çocuk Hakları Beyannamesi ile tasdik ederler;

  1. Çocuk bedensel ve ruhsal bakımdan doğal biçimde gelişmesine olanak sağlayacak koşullar içinde bulundurulmalıdır.
  2. Acıkan çocuk beslenmeli, hasta çocuk tedavi edilmeli, fikren geri kalmış çocuk eğitilmeli, yoldan çıkmış çocuk yola getirilmeli, terk edilen çocuklar korunmalıdır.
  3. Herhangi bir felaket anında öncelikle çocuğa yardım yapılmalıdır.
  4. Çocuk hayatını kazanabilecek hale getirilmelidir ve her türlü istismara karşı korunmalıdır.
  5. Çocuk yeteneklerini kardeşlerinin hizmetine adayacak bir ruh ve düşünce içinde yetiştirilmelidir.

Çocuk Hakları Beyannamesi

26 Eylül Hukuk Takvimi

0
26 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
26 Eylül – Hukuk Takvimi
 1328 

Arap bilgin İbn Teymiyye yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ocak 1263) Arap dili grameri, Arap tarihi, Felsefe ve mantık ilimleriyle ilgilendi. İbn-i Teymiye fakih (hukuk âlimi) ve muhaddis (hadis âlimi) kişiliğinin yanı sıra akaid konularında da çeşitli görüşler geliştirdi. İslâm hukuku (fıkıh), hadis ilmi ve siyasî düşünce başta olmak üzere birçok konuda uzmanlaştı. Dört Sünni İmam’ın görüşlerinin dışında kalan özgün düşünce ve görüşlere sahipti. Boşanmanın yemin ile yapılmasını doğru bulmamış, çoğunlukla bu yemini eden kişinin eşini boşamak gibi bir niyeti olmadığını belirtmiş ve bu nedenle boşanmanın yemin konusu yapılmasının boşanmaya yol açmayacağını iddia etmiştir.

1828  Fransız hukukçu ve siyasetçi René Goblet, doğdu. (Ölümü: 13 Eylül  1905)

Fransız Hukukçu ve devlet adamı René Goblet
1887 Emile Berliner gramofonun patentini aldı.
1906

Kibrit yapımımla beyaz fosfor kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin Sözleşme, Bern’de imzalandı.

1907  Yeni Zelanda, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti.
1918 Alman sosyolog ve filozof Georg Simmel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1858)
1921 26 Eylül 1921  Kars’ta Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Sovyet Rusya temsilcileri ile Kazım Karabekir arasında barış görüşmeleri başladı.
1924  Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer adıyla Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış ve 26 Eylül 1924 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
1932 I. Türk Dili Kurultayı toplandı. Dil Bayramı ilk kez kutlandı. 26 Eylül günü aynı zamanda Avrupa Konseyi girişimi ile 2001 yılından beri Avrupa Birliği ülkelerinde Avrupa Diller Günü olarak kutlanmaktadır.
1935 Türkiye-Yunanistan Kliring Anlaşması 26 Eylül 1935 tarihinde kabul edildi.
1960 Küba lideri Fidel Castro, 4 saat 29 dakika ile BM tarihindeki en uzun konuşmayı yaptı.
1966 ANT dergisinde Atatürk’ün Ekim Devrimi’ne dair sözlerini yazan Fethi Naci hakkındaki 1.5 yıl hapis kararı Yargıtay’ca bozuldu.
1970 15/16 Haziran İşçi Direnişi için Lastik-İş’te yaptıkları toplantıdan dolayı tutuklu bulunan 20 DİSK yöneticisi tahliye edildi.
1973 Ankara ve İstanbul’da yaklaşık 2.5 yıldır süren sıkıyönetim kaldırıldı.
1975 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Mimari Mirası Yasası’nı kabul etti.(Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi)
1978 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter Türkiye‘ye uygulanan ambargoyu kaldıran yasayı onayladı.
1979 Temmuz 1979’da Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğini basarak üç kişinin ölümüne yol açan Filistinli gerillaların yargılanmasına başlandı.
1979

TEP (Türkiye Emekçi Partisi) Genel Başkanı Mihri Belli’yi silahla yaralamaktan sanık Cengiz Ayhan tutuklandı.

1983 Barış Derneği Davası sürerken yapılan ek soruşturmalar neticesinde Sıkıyönetim Savcılığı “Barış-2” adlı 48 sanıklı yeni bir dava açtı.
1984  Çin ile Birleşik Krallık, Hong Kong’un 1997’de Çin kontrolüne geçmesi için anlaştılar.
1989 Rahmi Saltuk son kaseti “Hoy Nare”de yorumladığı Kürtçe şarkılardan dolayı”bölücülük yaptığı” iddiasıyla yargılanmaya başladı.
1997 Yargı sistemini eleştiren sözleri nedeniyle yargılanan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) savcısı Mete Göktürk, beraat etti.
2000 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Emlak, Ziraat ve Halk bankalarının özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararnameyi Bakanlar Kurulu’na iade etti
2000 İstanbul’da 200 kişi Ulucanlar Katliamı‘nın yıldönümünde sorumluların yargılanması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
2001 Prof. Dr. Faruk Erem’in adını ve hatırasını yaşatmak üzere, Ankara’da, Faruk Erem Kültür ve Sanat Vakfı kuruldu.
2002 Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları Recep Tayyip Erdoğan ve  Ali Müfit Gürtuna ile birlikte 19 kişi hakkında Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde ”Haliç’in temizlenmesi”, ”Güngören Belediye binasının yapımı” ve “sinek ilacı alımı” ihalelerine fesat karıştırıldığı suçlamasıyla dava açıldı.
2004  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
2004  İsviçre’de yapılan referandumda halkın yüzde 51’inin yabancıların ve göçmenlerin torunlarına otomatik olarak vatandaşlık verilmesini reddettiği açıklandı.
2006 ‘Düşünce Suçuna Karşı Girişim’ nedeniyle TCK 301. maddeden yargılanacak olan gazeteci Hrant Dink’le birlikte yargılanmak için imza kampanyası başlatıldı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 301. madde değişikliği için muhalefetten destek isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “başka kapıya” dedi.
2012 İslam dinine ve Muhammed peygambere hakaret içerdiği iddialarıyla birçok ülkede şiddetli protestolara neden olan ve yasaklanan “Müslümanların Masumiyeti” adlı film Türkiye’de de yasaklandı.
2013 Ankara’da Altındağ Belediyesince restore edilen Ulucanlar Cezaevi Müzesi açıldı.
2017 Suudi Arabistan Kraliyet Divanının yayınladığı kararnameyle kadınların da ehliyet alarak araç sürmesine imkan tanındı.
2022
  • Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan hakkında Rosa Kadın Derneği’ne yönelik soruşturma kapsamında Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme duruşmayı 11 Ocak 2023 tarihine erteledi.
  • BirGün Gazetesi Editörü Gökay Başcan hakkında gazetedeki bir haber gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı’nın eşinin şikâyeti üzerine ‘hakaret’ gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘hazırlanan iddianame İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
  • DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şirin Tunç hakkında Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme Mehmet Şirin Tunç hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebini reddederek duruşmayı 15 Kasım 2022 tarihine erteledi.
  • Gazeteci Sabahattin Önkibar hakkında sosyal medya üzerinden yaptığı bir açıklamada Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul Anadolu 53. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması görüldü. Mahkeme Sabahattin Önkibar’ı 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırdı.
  • Samsun’da M.D. (46) isimli erkek, karısı Havva D.’yi (45) tabancayla öldürdü. Kadın, kaldırıldığı hastanede öldü. Erkek gözaltına alındı.
2023
  • İyi Parti Genel Başkan Meral Akşener hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda kovuşturmaya yer olmadığı dair kararla sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlallerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuru hakkında bilgi veren İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, avukatlar tarafından “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ve siyasi saiklerle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin Anayasa kuralının ihlal edilmesinden dolayı Meral Akşener adına bireysel başvuruda bulunulduğunu söyledi.
  • “Forex yatırımı” vaadiyle dolandırıcılık yaptıkları tespit edilen 38 şüpheliden 29’u gözaltına alındı.
  • Gazeteci Levent Gültekin hakkında “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianame Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 27 Eylül 2022’de bir televizyon kanalında yayımlanan programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik hakaret içeren ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlarınca şikayette bulunulduğu belirtildi.
  • Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te 33 yazar, aydın ve sanatçının yakılarak katledilmesine ilişkin davada mahkemenin zamanaşımı kararı vermesiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi: “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz!”
  • Şarkıcı Gülşen Çolakoğlu’na, Ataşehir’de 30 Nisan 2022’de verdiği konser esnasında imam hatip liselilere yönelik sözleri nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan 10 ay hapis cezası veren mahkeme, cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. İstanbul 11’inci Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ByLock kullanmak, Banka Asya’da hesabı olmak ve gizli bir tanığın ifadesiyle mahkum olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın açtığı davada Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti. 17 Mart 2020 yılında yapılan başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “kanunsuz ceza olamayacağını” öngören 7. maddesinin, örgütlenme ve toplanma hakkıyla ilgili 11. maddesi ve adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.  Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “AİHM’in yetkisini aşarak delil incelemesi yapmak suretiyle ihlal kararı vermesi kabul edilemez” dedi. 
  • Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) tutuklu Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya, yurtdışında gösterime giren ‘Mahalle’ isimli filmin senaryo ekibinde yer aldığı için ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlamasıyla açılan davada karar çıktı. Mahkeme, Kozağaçlı’nın delil yetersizliğinden beraatına karar verdi. Filmin senaryosunu Veysel Sahin, Vedat Özdemir, Selçuk Kozağaçlı ve İnan Altın yazmış, yönetmenliğini ise İnan Altın üstlenmişti. Filmde Melek Tanker, İzzet Başlak, Serdar Orçin, Selma Altın, Gizem Soysaldı, Nejmi Aykar, Miray Akay ve Defne Halman rol almıştı.
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 571 sayfalık 2022 İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye’nin, altına imza attığı uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere, kendi iç hukukunu da uygulamadığı ifade edildi: “Kişiler yazdıkları yazılar, yaptıkları konuşmalar, attıkları tweetler nedeniyle sorgusuz sualsiz tutuklanıyor, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve 10. maddeleri sürekli ihlal ediliyor.”
  • ABD’de hakkında ‘rüşvet’ iddiasıyla soruşturma başlatılan Demokrat Partili Senatör Bob Menendez’e kendi partisinin içinden istifa çağrıları geldi. Soruşturma sebebiyle geçen hafta geçici olarak ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığı’ndan ayrıldığı açıklanan Menendez ise istifa etmeyeceğini söylemişti.
2024
  • 1968 yılında patronunu, karısını ve iki genç çocuğunu öldürmekten ve evlerini ateşe vermekten suçlu bulunarak idama mahkum edilen 88 yaşındaki Iwao Hakamada’nın suçsuz olduğu anlaşıldı. Şahıs, 2014 yılında yeni kanıtların ortaya çıkması ve yeniden yargılanma kararı verilmesiyle serbest bırakıldı. 46 yıl idam hücresinde kaldı.
  • Demokrat Partili New York Belediye Başkanı Eric Adams hakkında, aralarında yolsuzluk ve rüşvet dahil beş konuda suçlamaların yöneltildiği iddianame hazırlandı. 57 sayfalık iddianameyi hazırlayan Savcı Damian Willams, iddianemeyle ilgili basın toplantısın yaptı. İddiananame’de Türkevi (Tuskish House) ve Türk iş insanları ile ilgili unsurlar da bulunuyor. Ayrıca, belediye başkanlığı seçimi kampanyasında kamu fonlarını milyonlarca dolarlık zarara uğratıldığı anlatılıyor. Suçlamaların ardından kısa bir basın açıklaması yapan Adams, suçsuz olduğunu, tüm seçim kampanyası boyunca kanunlara uyduğunu ve istifa etmeyeceğini açıkladı.
  • İstanbul 2 Nolu Barosu’nun ‘Avukatlar adliye otoparklarına ücret ödememelidir‘ talebini değerlendiren Adalet Bakanlığı, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca takdir edilecek sayıda otopark yerinin avukatlara ücretsiz olarak kullandırılmasının sağlanması talimatını verdi. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından başsavcılıklara gönderilen yazıda, “Avukatların görevlerini ifa etmek amacıyla adliye binalarına gelmelerinin görevlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu kuşkusuzdur.” denildi.

2026
  • İFÖD EngelliWeb’e göre son bir haftada X hesapları erişime engellenenler arasında Veysel Ulusoy, Yaman Akdeniz, Haluk Hepkon, Başaran Aksu, Engin Solakoğlu, Ümit Şıracı, Canan Kaya, Abdullah Güzeldülger, Ali Tarakçı, Hilmi Hacaloğlu, Alptekin Dursunoğlu, Razi Canikligil, Emre Şirin, İnan Mutlu ve Barış Övgün bulunduğu açıklandı.
  • Emniyet Teşkilatı Sendikası, son beş günde yedi teşkilat mensubunun yaşamına son verdiğini belirterek, ekonomik ve sosyal sorunlara, çalışma koşullarına ve özlük haklarındaki eşitsizliklere dikkat çekmek amacıyla 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma kararı aldığını açıkladı.
  • “Çok önemli bir bakan Cuma günü istifa edecek” şeklindeki sosyal medya paylaşımı yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan gazeteci Ali Tarakcı tutuklandı.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturmasında 46 şirket, 18 fon ve 42 kişinin malvarlığının dondurulduğunu açıkladı.
  • Körfez ve Orta Doğu’daki gelişmeler üzerinden dezenformasyon yaptığı, manipülatif borsa paylaşımlarında bulunduğu ve milli güvenliği hedef aldığı iddia edilen toplam 133 X hesabına erişim engeli getirildi.
  • Almanya’da savcı olarak görev yapan, Hamburg doğumlu Alman vatandaşı Sibel Tunç, eşi Aykut T. ile birlikte tatil amacıyla geldikleri Türkiye’de yaşamını yitirdi.  Tunç, Silivri’de toprağa verildi.

26 Eylül Hukuk Takvimi