Kosova Cumhuriyeti Anayasası

0

Kosova Cumhuriyeti Anayasası, Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova Meclisi‘nde oybirliği ile kabul edilen bağımsızlık ilanından sonra hazırlanarak 15 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kosova Anayasası, 26 Mart 2007 tarihinde Kosova’nın uluslararası statüsü için hazırlanan ve Nobel Barış Ödülü kazanan Martti Oiva Kalevi Ahtisaari tarafından önerilerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen Ahtisaari planı (The Comprehensive Proposal for the Kosovo Status Settlement-Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması) çerçevesinde hazırlanmıştır.Plan, uluslararası denetim şartı ile Kosova’ya bağımsızlık vermiş ancak Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlığını tanımamış, kendisine bağlı özerk bir bölge olduğu iddiasından vazgeçmemiştir.

Kosovalılar daha önce, Y1990 yılında Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Kaçanik Anayasası olarak bilinen Kosova Cumhuriyeti Anayasası’nı Kaçanik’te onaylanmış ancak bu anayasayı kabul eden Kosova, Sırbistan tarafından ağır bir işgale uğramıştır. 7 Eylül 1990’da Kosovalı Arnavut siyasi kurumlar tarafından ilan edilen Kosova Bağımsızlık Bildirgesinin yıldönümü olması nedeniyle Kosovalılar 7 Eylül gününe büyük önem vermektedir.

Kosova Cumhuriyeti Anayasası

Biz, Kosova Halkı,
Tüm yurttaşlarının anavatanı olacak Kosova’nın özgür, demokratik ve barışsever bir ülke olarak geleceğini bina etmeye kararlı;

Her yurttaşın haklarını, özgürlüklerini ve kanun önünde tüm yurttaşların eşitliğini sağlayacak bir eşit yurttaşlar devletinin yaratılmasına kendimizi adamış;

Kosova’nın, ekonomik refah ve sosyal huzur devleti olmasını üstlenmiş;

Kosova Devletinin, tüm komşu ülkelerle iyi komşuluk ve işbirliği ilişkileri kurarak, bölge ve Avrupa istikrarına katkıda bulunacağından emin;

Kosova Devletinin, Dünya barışsever ülkeler ailesine layık üye olacağına inançlı;

Kosova Devletinin Avro – Atlantik entegrasyon süreçlerine kapsanmasını amaçlayarak Kosova Cumhuriyeti Anayasasını resmi bir şekilde kabul ediyoruz.

Kısım I Temel Hükümler
Madde 1
Devletin Tanımı

1. Kosova Cumhuriyeti, bağımsız, egemen, demokratik, ünik ve bölünmez devlettir.

2. Kosova Cumhuriyeti, kendi vatandaşlarının devletidir. Kosova Cumhuriyeti, vatandaşlarının ve kendi sınırları içerisinde bulunan tüm bireylerin hak ve özgürlüklerine saygı gösterme esasına göre otoritesini uygular.

3. Kosova Cumhuriyetinin, herhangi bir ülkenin veya ülke kısmının toprak bütünlüğü üzerinde hak iddiası yoktur ve herhangi bir ülke veya ülke kısmı ile birleşmeyi talep etmeyecektir.

Madde 2
Egemenlik

1. Kosova Cumhuriyetinin egemenliği halktan gelir, halka aittir ve Anayasaya uygun şekilde seçilmiş temsilciler aracılığıyla, referandum ve bu Anayasanın hükümlerine uygun başka şekillerle uygulanır.

2. Kosova Cumhuriyeti egemenliği ve toprak bütünlüğü dokunulmaz, değiştirilmez ve bölünmezdir ve Anayasayla yasalarla belirlenen tüm araçlarla savunulur.

3. Kosova Cumhuriyeti, barışın ve ülke çıkarlarının korunması amacıyla, uluslararası güvenlik sistemine katılabilir.

Madde 3
Kanun Önünde Eşitlik

1. Kosova Cumhuriyeti, hukukun üstünlüğü ilkesine tam uyarak kendi yasama, yürütme ve yargı kurumlarıyla demokratik şekilde yönetilen, Arnavutlar ve diğer toplulukların oluşturduğu çok etniklidir toplumdur.

2. Kosova Cumhuriyeti Kamu Otoritesi, uluslararası toplum tarafından kabul edilmiş temel insan hak ve özgürlüklerine tam saygı gösterilerek, tüm bireylerin kanun önünde eşitlik ilkesine ve tüm topluluklar ile mensuplarının haklarının koruması ve katılımının sağlanması ilkesine dayandırılmasıyla uygulanır.

Madde 4
Yönetim Şekli ve Yetki Paylaşımı

1. Kosova, bu Anayasayla belirlendiği şekilde, yetki paylaşımı ve paylaşım kontrolü ile dengesi ilkesine dayanan demokratik Cumhuriyettir.

2. Kosova Cumhuriyeti Meclisi yasama yetkisini uygular.

3. Kosova Cumhurbaşkanı halkın birliğini temsil eder. Kosova Cumhurbaşkanı, içerde ve dışarıda ülkenin yasal temsilcisi ve Kosova Cumhuriyeti kurumlarının, bu Anayasaya uygun şekilde demokratik işleyişinin güvencesidir.

4. Kosova Cumhuriyeti Hükümeti, yasaları ve devlet politikalarını uygulamakla yükümlü olup parlamenter denetime tabidir.

5. Yargı yetkisi ünik ve bağımsız olup, mahkemelerce uygulanır.

6. Anayasa Mahkemesi, anayasal uygunluğun korunmasını sağlayan bağımsız organdır ve Anayasayı nihai yorumlamasını yapar.

7. Kosova Cumhuriyetinin anayasal otoritesi emrinde işleyen ve kendi anayasal düzenini, toprak bütünlüğünü, kamu düzen ve asayişini koruyacak demokratik kurumları vardır.

Madde 5
Diller

1. Kosova Cumhuriyeti resmi dilleri Arnavutça ve Sırpçadır.

2. Türkçe, Boşnakça ve Romca belediyeler seviyesinde resmi statüye sahiptir veya yasaya uygun şekilde her hangi bir seviyede resmi kullanımda olacaklardır.

Madde 6
Simgeler

1. Bayrak, arma ve marş, Kosova Cumhuriyetinin çok etnikli yapısını yansıtan devlet simgeleridir.

2. Bayrak ve ülkenin diğer simgelerinin görünümü, kullanım ve korunma şekli yasayla düzenlenir. Milli simgelerin kullanım ve korunma şekli yasalarla düzenlenir.

Madde 7
Değerler

1. Kosova Cumhuriyetinin Anayasal Düzeni özgürlük, barış, demokrasi, eşitlik, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü, ayrımcılığının yapılmaması, mülkiyet hakkı, çevre koruma, sosyal adalet, çoğulculuk, devlet yetkilerinin paylaşımı ve piyasa ekonomisi ilkelerine dayanır.

2. Kosova Cumhuriyeti, demokratik toplumun gelişimi için temel değer olarak cinsiyet eşitliğini, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve sosyal yaşamın diğer alanlarında kadın ve erkeklerin eşit fırsatlarla katılımını sağlar.

Madde 8
Laik Devlet

Kosova Cumhuriyeti laik devlet olup, din ve vicdan meselelerinde tarafsızdır.

Madde 9
Kültürel ve Dini Miras

Kosova Cumhuriyeti, kendi kültürel ve dini mirasının korunmasını ve güvenliğini sağlar.

Madde 10
Ekonomi

Kosova Cumhuriyeti Ekonomik Düzeninin temeli, serbest rekabetli piyasa ekonomisidir.

Madde 11
Para Birimi

1. Kosova Cumhuriyetinde kıymetli ödeme aracı olarak tek bir para birimi kullanılır.

2. Kosova Merkezi Bankacılık İdaresi bağımsızdır ve adı Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankasıdır.

Madde 12
Yerel Yönetim

1. Kosova Cumhuriyeti yerel özyönetim temel bölgesel birimleri belediyelerdir.

2. Yerel özyönetim temel birimlerin yapısı ve yetkileri yasayla düzenlenir.

Madde 13
Başkent

1. Kosova Cumhuriyetinin başkenti Priştine’dir.

2. Başkentin statüsü ve yapısı yasayla düzenlenir.

Madde 14
Vatandaşlık

Kosova Cumhuriyeti vatandaşlık hakkının kazanılması ve kaybedilmesi yasayla düzenlenir.

Madde 15
Yurtdışındaki Vatandaşlar

Kosova Cumhuriyeti, yurtdışında yaşayan vatandaşların çıkarlarını, yasayla belirtilen şekilde
korur.

Madde 16
Anayasanın Üstünlüğü

1. Kosova Cumhuriyetinin en yüksek yasal hükmü Anayasadır. Yasalar ve diğer yasal hükümler bu Anayasayla uyumlu olmalıdır.

2. Yönetim yetkisi Anayasadan gelir.

3. Kosova Cumhuriyeti, uluslararası hukuka uyar.

4. Kosova Cumhuriyetindeki her birey ve organ, Anayasa hükümlerine tabidir.

Madde 17
Uluslararası Anlaşmalar

1. Kosova Cumhuriyeti uluslararası anlaşmalar yapar ve uluslararası kuruluşlara üye olur.

2. Kosova Cumhuriyeti, barış, güvenlik ve insan haklarının teşvik edilmesi ve korunması için uluslararası işbirliğine katılır.

 Madde 18
Uluslararası Anlaşmaların Onaylanması

1. Kosova Cumhuriyeti Meclisi üye tam sayısı üçte ikisinin (2/3) oyuyla aşağıdaki konularla ilgili uluslararası anlaşmaları onaylar:

(1) ülke (toprakları), barış, ittifaklar, siyasi ve askeri meseleler;

(2) temel hak ve özgürlükler;

(3) uluslararası kuruluşlara Kosova Cumhuriyetinin üye olması;

(4) Kosova Cumhuriyetinin mali sorumluluk üstlenmesi.

2. Fıkra dışındaki uluslararası anlaşmalar, Kosova Cumhurbaşkanının imzalamasından sonra onaylanır.

3. Her ne zaman uluslararası bir anlaşma imzalanırsa Kosova Cumhurbaşkanı veya Başbakan, Meclise bilgi verir.

4. Uluslararası anlaşmaların değiştirilmesi veya çekilmesi sırasında, uluslararası anlaşmaların onaylanması sırasında uygulanan prosedürün aynısı uygulanır.

  1. Uluslararası anlaşmaların onaylanması veya reddedilmesi ilke ve süreçleri, yasayla belirlenir.
Madde 19
Uluslararası Hukukun Uygulanması

1. Kosova Cumhuriyeti Tarafından onaylanan uluslararası anlaşmalar, Kosova Cumhuriyeti Resmi Gazetesinde yayımlandıktan sonra yerel hukuk sisteminin parçası olurlar. Kendi kendine uygulanabilir olmadığı ve uygulanması için ayrı yasa gerektiren anlaşmalar dışında kalanlar doğrudan uygulanır.

2. Onaylanan uluslararası anlaşmalar ve hukuken bağlayıcı olan uluslararası hukuk normlarının, Kosova Cumhuriyeti yasalarına göre üstünlüğü vardır.

 Madde 20
Egemenliğin Aktarılması

1. Kosova Cumhuriyeti onayladığı uluslararası anlaşmalar uyarınca, belli konulardaki devlet yetkilerini uluslararası kuruluşlara aktarabilir.

2. Kosova Cumhuriyetinin uluslararası bir kuruluşa katılımı ile ilgili onaylanan bir anlaşmada, açık bir şekilde ilgili kuruluş normlarının uygulanmasını gerektiriyorsa, bu anlaşmayı onaylama yasası Meclis üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) oyuyla kabul edilmelidir ve söz konusu normların Kosova Cumhuriyeti yasalarına göre üstünlükleri vardır.

Kısım II Temel Hak ve Özgürlükler
Madde 21
Genel Esaslar

 1. İnsan temel hak ve özgürlükleri bölünmez, değiştirilmez ve dokunulmaz olup Kosova Cumhuriyeti hukuk düzeninin temelini oluşturur.

2. Kosova Cumhuriyeti, bu Anayasayla öngörülen insan hakları ve temel özgürlüklerini korur ve güvenliğini sağlar.

3. Başkalarının insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı göstermek herkesin görevidir.

4. Anayasada öngörülen insan hakları ve temel özgürlükleri, uygulanabildiği ölçüde tüzel kişilikler için de geçerlidir.

Madde 22
Uluslararası Anlaşma ve Belgelerin Doğrudan Uygulanması

Aşağıdaki uluslararası anlaşma ve belgelerle güvence altına alınmış olan insan hak ve özgürlükleri, bu anayasayla de güvencesi sağlanmış olup, Kosova Cumhuriyetinde doğrudan uygulanır ve yasa ya da kamu kuruluşlarına ait diğer yasal hükümlerle çelişmesi durumunda, aşağıdaki belgelerin önceliği vardır:

(1) Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesi;

(2) Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerini Koruma Sözleşmesi ve Protokolleri;

(3) Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Protokolleri;

(4) Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi;

(5) Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi;

(6) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi;

(7) Çocuk Hakları Sözleşmesi;

(8) İşkence, Vahşet, İnsanlık dışı ve Onur Kırıcı Ceza ve Muamelelere Karşı Sözleşme.

Madde 23
İnsanlık Onuru

İnsanlık onuru dokunulmazdır ve tüm insan hakları ve temel özgürlüklerinin temelidir.

Madde 24
Kanun Önünde Eşitlik

1. Tüm insanlar kanun önünde eşittir. Ayrım yapılmaksızın herkes, eşit yasal koruma hakkına sahiptir.

2. Hiç kimseye ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüş veya milli köken, sosyal sınıf, bir topluluğa olan bağlılık, mülk, ekonomik ve sosyal durum, cinsel tercih, doğum, özürlü veya başka herhangi bir statüden dolayı ayrım yapılamaz.

3. Eşit yasal koruma ilkeleri, eşit konumda olmayan birey ve grupların haklarının korunması ve geliştirilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını engellemez. Böyle önlemlerin uygulanması, ancak konulma amacına ulaşılıncaya kadar sürer.

Madde 25
Yaşam Hakkı

1. Her birey yaşam hakkına sahiptir.

2. Ölüm cezası yasaklanmıştır.

Madde 26
Kişisel Bütünlük Hakkı

Her kişi, aşağıdakileri de kapsayan, kendi bedensel ve zihinsel bütünlük hakkına sahiptir:

(1) Yasaların öngördüğü kural ve süreçlere uygun şekilde üreme kararı verme hakkı;

(2) Yasalara uygun şekilde kendi bedenini kontrol etme hakkı;

(3) Yasalara uygun şekilde, kendi iradesi dışında tıbbi tedaviye tabi tutulmaması hakkı;

(4) Kendi iradesiyle onay vermeden tıbbi ve bilimsel deneylere alınmaması hakkı;

Madde 27
İşkence, Şiddet, İnsanlık Dışı ve Onur Kırıcı Muamelelerin Yasaklanması

Hiç kimse işkence, şiddet, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelelere maruz kalmaz.

Madde 28
Kölelik ve Zorla Çalıştırılmanın Yasaklanması

1. Hiç kimse esirlik veya esirliğe benzer durumda tutulamaz.

2. Hiç kimse zorla iş yapmaya mecbur ettirilemez. Mahkeme kararıyla hüküm giymiş kişilerin cezalarını çekerken veya bu Anayasanın kurallarına uygun şekilde olağanüstü hal ilan edildiğinde, yaslarla belirlendiği şekilde yaptırılan iş ve hizmetler, zorla çalıştırılma sayılmazlar.

3. İnsan kaçakçılığı yasaktır.

Madde 29
Özgürlük ve Güvenlik Hakkı

1. Herkesin özgürlük ve güvenlik hakkı güvenceye bağlıdır. Aşağıdaki durumlarda yasaların öngördüğü ve yetkili mahkemenin yasalara uygun şekilde aldığı kararlar dışında hiç kimse özgürlükten yoksun bırakılamaz:

(1) İşlenen suçtan dolayı hapis cezasının verilmesi;

(2) Bir esasa göre zanlı olup, başka bir suçun işlenmesinin önlenmesi için gerekli ve zorunlu olduğu gerekçesiyle, mahkemeden önce, yasaların öngördüğü şekilde belli bir süre için geçici olarak özgürlüğünün kısıtlanması;

(3) Yetkili bir kurum tarafından, yasal bir emre uygun şekilde reşit olmayanların eğitim ve sosyalleşmesi amacıyla gözetim altında tutulması;

(4) Hastalıktan dolayı toplum için tehlike oluşturan kişinin gözetim altında tutulması;

(5) Kosova Cumhuriyetine yasal olmayan yollarla girişten dolayı ya da yasal iade veya çıkartma emri çıkartıldıktan sonra özgürlüğün kısıtlanması.

2. Özgürlükten yoksun bırakılan herkese, kendi anlayacağı dilde, özgürlükten yoksun bırakılmasının nedenleri bildirilmelidir. Yazılı olarak özgürlük kısıtlamasının nedenleri, mümkün olan en kısa sürede bildirilmelidir. Mahkeme emri olmaksızın özgürlüğü kısıtlanan herkes, alıkonduğu andan itibaren en geç 48 saat içerisinde yargıç karşısına çıkartılmalı; karşısına çıkarıldığı andan itibaren yargıç, en geç 48 saat içerisinde tutuklanmasına veya serbest bırakılmasına karar verir. İlgili kişinin toplum için tehlike oluşturduğu veya yargılanmadan kaçacağı tehlikesi olduğu yönünde yargıcın karar vermesi dışındaki durumlarda, tutuklanan herkes, makul bir süre içerisinde mahkemeye çıkartılma veya yargılanmak üzere serbest bırakılma hakkına sahiptir.

3. Özgürlükten yoksun bırakılan herkese, herhangi bir beyanda bulunmama süresinin ne kadar olduğu, tercihine göre müdafaa ve gecikmeden bununla ilgili kendi seçeceği kişiyi bilgilendirme hakkına sahip olduğu bildirilmelidir.

4. Tutuklama veya alıkoyma ile özgürlüğü kısıtlanan herkes, tutuklama veya alıkoymanın yasallığına karşı koymak için yasal araçlardan yaralanma hakkına sahiptir. Dava mahkeme tarafından en kısa sürede karara bağlanacak ve tutuklama veya alıkoymanın yasal olmaması halinde, kişinin serbest bırakılmasına emredilecektir.

5. Bu madde hükümlerine aykırı şekilde tutuklanan veya alıkonan kişi, yasanın öngördüğü şekilde tazminat hakkına sahiptir.

6. Cezasını çeken kişi, özgürlükten yoksun bırakılma koşullarıyla ilgili, yasayla belirlenen şekilde şikâyette bulunma hakkına sahiptir.

Madde 30
Sanık Hakları

Ceza gerektiren suçlarla suçlanan herkes, aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

(1) Kendi anladığı dilde, kendine yönelik suçlamanın türü ve nedeni hakkında bilgilendirilme;

(2) Yasal hakları hakkında bilgilendirilme;

(3) Savunmasını hazırlayacak yeterli süre, olanak ve araçlara sahip olma;

(4) Yargılamanın yapıldığı dili anlamadığı veya konuşmadığı durumlarda, ücretsiz tercüme desteğine sahip olma;

(5) Kendi seçtiği bir müdafinin yardımını alma, onunla rahat iletişim kurma ve yeterli parası olmadığı zaman ücretsiz müdafaanın sağlanması;

(6) Kendi kendine karşı tanıklık etmesi veya suçluluğunu kabul etmesi için sıkıştırılmaması.

Madde 31
Doğru ve Tarafsız Yargılanma Hakkı

1. Herkesin mahkeme, diğer devlet organları ve kamusal yetkiye sahip kurumların nezdinde eşit muamele haklarının korunması güvenceye bağlıdır.

2. Herkes, yasalara göre kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemenin makul bir süre içerisinde kendisi hakkında kararlaştırdığı hak ve sorumlulukları veya işlediği herhangi bir suç duyurusu duruşmasının kamuya açık yapılması hakkına sahiptir.

3. Mahkemenin özel durumlarda adaletin yerini bulması için, kamu düzeni ve ulusal güvenlik için, reşit olmayanların çıkarlarının korunması için veya tarafların özel yaşamlarının korunması için, yasanın belirlediği şekilde halk ve basın mensuplarının duruşmadan çıkartılmasını gerekli gördüğü durumlar dışında, duruşmalar kamuya açıktır.

4. Ceza gerektiren suçla suçlanan herkes tanıklara soru sorabilir ve tanıkların, uzmanların ve kanıtları açığa çıkartabilecek diğer kişileri zorunlu katılımını talep edebilir.

5. Ceza gerektiren suçla suçlanan herkes, yasalara uygun şekilde suçluluğu ispatlanmadıkça, suçsuz sayılır.

6. Yeterli maddi kaynakları olmayanlara, adalete etkin bir yaklaşım sağlanması için hukuk danışmanlığı zorunlu ise, ücretsiz müdafaa sağlanır.

7. Reşit olmayanları kapsayan muhakeme usulleri, reşit olmayanlara yönelik özel kural ve usullere uyarak yasayla düzenlenir.

Madde 32
Hukuki Araçlara Başvurma Hakkı

Her kişi, yasayla belirlenen hak ve çıkarlarına tecavüz eden mahkeme ve yönetim kararlarına karşı hukuki araçlara başvurma hakkına sahiptir.

Madde 33
Suç Davalında Yasallık ve Orantılılık İlkesi

1. Uluslararası hukuka göre soykırım, savaş suçu veya insanlık suçu sayılan filler dışında, işlendiği anda yasaya göre ceza gerektiren suç olarak belirlenmemiş hiçbir fiil için hiç kimse suçlanamaz ve yargılanamaz.

2. Ceza gerektiren suç için verilecek ceza, işlendiği anda yasaya göre belirlenenden daha ağır olamaz.

3. Cezanın ağırlığı, işlenen suçla orantısız olamaz.

4. İşlenen suçlar için verilen cezalar, suç işlendikten sonra çıkartılan yasların suçlu lehine olduğu durumlar dışında, suçun işlendiği anda yürürlükte olan yasalara göre belirlenir.

Madde 34
Aynı Suçtan İki Defa Yargılanmama Hakkı

Hiç kimse aynı suç için bir kereden fazla yargılanamaz.

Madde 35
Hareket Özgürlüğü

1. Kosova Cumhuriyeti vatandaşları ve Kosova’da yasalara uygun şekilde ikamet eden yabancılar, Kosova Cumhuriyetinde özgür hareket etme ve ikametgâhını seçme hakkına sahiptirler.

2. Her birey ülkeden ayrılma hakkına sahiptir. Bu hakkın kısıtlanması, muhakeme usulünün, mahkeme kararının yürütülmesi veya ülke savunması görevinin yerine getirilmesi için gerekli olduğu durumlarda, yasalarla belirlenir.

3. Kosova Cumhuriyeti vatandaşlarına Kosova’ya girişi yasaklanamaz.

4. Yasalar ve uluslararası anlaşmalarla başka türlü öngörülmedikçe Kosova Cumhuriyeti vatandaşları kendi isteği dışında hiçbir başka ülkeye iade edilemez.

5. Yabancıların Kosova Cumhuriyetine giriş ve yerleşme hakları yasayla düzenlenecektir.

Madde 36
Mahremiyet Hakkı

1. Herkes, özel ve aile yaşamına saygı gösterilmesi, konutunun dokunulmazlığı ve mektuplaşma, telefon veya diğer haberleşme şekillerinin gizliliği hakkına sahiptir.

2. Suçun sorgulanması için zorunlu olduğu düşünülen herhangi bir konut veya şahsa ait binanın kontrolü, kontrol zorunluluğunun açıklandığı onaylanmış mahkeme kararıyla ve sadece zorunlu olan dereceye kadar yapılabilir. Yasal tutuklama, kaybolma tehlikesi olan delillerin toplanması ve insanları veya malları doğrudan tehdit eden tehlikelerin bertaraf edilmesi için yaslarla belirlendiği şekilde, bu kuraldan feragat edilebilir. Böyle faaliyetleri mahkeme geriye dönük şekilde onaylamalıdır.

3. Mektuplaşma, telefonlaşma ve diğer haberleşme şekilleri dokunulmaz bir haktır. Bu hak, yargı davasının seyri veya ülke güvenliği için zorunlu olduğu durumlarda, yasayla öngörüldüğü şekilde mahkeme kararıyla geçici olarak kısıtlanabilir.

4. Her birey, kişisel bilgilerinin saklı tutulması hakkına sahiptir. Bu bilgilerin toplanması, düzeltilmesi, korunması, kullanılması ve bilgilere erişim yasayla düzenlenir.

Madde 37
Evlilik ve Aile Kurma Hakkı

1. Yasalara uygun şekilde herkes, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir.

2. Evlenme ve boşanma yasayla düzenlenmiş olup, eşlerin eşitliği esasına dayanır.

3. Aile, yasayla düzenlendiği şekilde devletin himayesi altındadır.

Madde 38
İnanç, Vicdan ve Din Özgürlüğü

1. İnanç, vicdan ve din özgürlüğü güvenceye bağlıdır.

2. İnanç, vicdan ve din özgürlüğü, dini kabul etme ve beyan etme hakkını, kişisel inançları ifade etme hakkını ve herhangi bir dini cemaat veya grubun mensubu olma veya reddetme hakkını kapsar.

3. Hiç kimse, kendi vicdanına aykırı şekilde, dini vecibeleri yerine getirme ve inanç ile dinini beyan etme konusunda zorlanamaz veya engellenemez.

4. Din, inanç ve vicdanı açıkça beyan etme özgürlüğüne, kamu ve devlet güvenliği ve düzenin korunması ve başkalarının kişisel haklarının korunması için zorunlu ise, yasayla sınırlama konabilir.

Madde 39
Dini Cemaatler

1. Kosova Cumhuriyeti, kendi sınırları içerisinde dini özerkliği ve dini anıtların güvenliğini sağlar ve korur.

2. Dini cemaatler, kendi iç yapılanmasını bağımsız düzenlemekte, dini faaliyetler ve törenler yapmakta özgürdürler.

3. Dini cemaatler, bu Anayasa ve yasalara uygun şekilde dini okullar ve yardım kuruluşları kurabilirler.

Madde 40
İfade Özgürlüğü

1. İfade özgürlüğü güvenceye bağlıdır. İfade özgürlüğü, kimse tarafından engellenmeden bilgi, düşünce ve iletilerin ifade edilmesi, yayılması ve alınması hakkını kapsar.

 2. İfade özgürlüğüne ırk, ulus, etnik köken veya dini nefret esaslı şiddet ve düşmanlığın kışkırtılmasının önlenmesi için zorunlu olduğu durumlarda, sınırlama konabilir.

Madde 41
Resmi Belgelere Erişim Hakkı

1. Her birey, resmi belgelere erişim hakkına sahiptir.

2. Kişisel mahremiyet, ticari gizlilik veya tasnif edilmiş güvenlik bilgilerinden dolayı, yasalara uygun şekilde, sınırlı erişim dışında kalan kamu kuruluşları ve devlet kurumlarının tuttukları belgeler kamuya açıktır.

Madde 42
Basın Özgürlüğü

1. Basın özgürlüğü ve çoğulculuğu güvenceye bağlıdır.

2. Sansür yasaktır. Irk, ulus, etnik köken veya dini nefret esaslı şiddet ve düşmanlığın kışkırtılmasının önlenmesi için zorunlu olduğu durumlar dışında, basın aracılığıyla bilgi veya düşünceleri yaymayı kimse engelleyemez.

3. Herkes, kendi yasal hak veya çıkarlarına tecavüz eden yayımlanmış yalan, eksik veya yanlış bilgiyi, düzeltme hakkına sahiptir.

Madde 43
Toplantı Özgürlüğü

Sakin toplantı özgürlüğü güvenceye bağlıdır. Her birey toplantı, protesto ve gösteri düzenleme ve bunlarda yer alma hakkına sahiptir. Bu haklar, kamu düzeni, kamu sağlığı, ulusal güvenlik veya başkalarının haklarının korunması için zorunlu olduğunda, yasalarla kısıtlanabilir.

Madde 44
Birleşme Özgürlüğü

1. Birleşme özgürlüğü güvenceye bağlıdır. Birleşme özgürlüğü, herkesin, bir kuruluşun üyesi olsun veya olamasın ve de bir kuruluşun etkinliklerine katılmış olsun veya olması, izin alınmaya gerek kalmaksızın kuruluş kurma hakkını kapsar.

2. Sendika kurma ve çıkarların korunması amacıyla örgütlenme özgürlüğü güvenceye bağlıdır. Bu hakka sınırlamanın konması, çalışanların özel kategorileri için yasalarla yapılabilir.

3. Anayasal düzene tecavüz etme, insan hak ve özgürlüklerini ihlal etme veya ırksal, ulusal, etnik ve dini nefreti uyandırma amacı olan kuruluş veya faaliyetler, yalnız yetkili mahkemenin kararıyla yasaklanabilir.

Madde 45
Seçme ve Seçilme Hakkı

1. Mahkeme kararıyla bu hakka sınırlama konmadıkça, Kosova Cumhuriyetinin, seçim gününde bile olsa, on sekiz yaşını tamamlamış her vatandaşı, seçme ve seçilme hakkına sahiptir.

2. Oy kişiye has, eşit, serbest ve gizlidir.

3. Devlet kurumları, herkesin kamusal faaliyetlere katılma olanaklarını ve kamusal organların kararlarını demokratik şekilde etkileme hakkını desteklerler.

Madde 46
Mal Güvenliği

1. Mal güvenliği güvenceye bağlıdır.

2. Maldan yararlanma hakkı, kamu çıkarlarına uygun şekilde yaslarla düzenlenir.

3. Hiç kimse keyfi olarak kendi mülkünden yoksun bırakılmaz. Kosova Cumhuriyeti veya Kosova Cumhuriyetinin kamu otoritesi, kamusal çıkarların desteklenmesi için belirlenmiş kamusal hedeflere uygun ve gerekli olması halinde ve yasa buna yetki veriyorsa, kamulaştırılan mülk sahip veya sahiplerine hemen ve uygun bir tazminat sağlanması durumunda ilgili mülkü kamulaştırabilir.

4. Kamulaştırılmaya çalışılan mülkle ilgili Kosova Cumhuriyeti veya Kosova Cumhuriyeti kamu otoritesiyle ortaya çıkan anlaşmazlıklar, yetkili mahkeme tarafından tahkim edilecektir.

5. Gayri maddi mallar yasayla korunur.

Madde 47
Eğitim Hakkı

1. Her birey ücretsiz temel eğitim hakkına sahiptir. Zorunlu eğitim yasayla düzenlenir ve kamusal fonlardan finanse edilir.

2. Kamu kuruluşları, herkesin yetenek ve özel gereksinimlerine göre eşit eğitim olanakları sağlayacaktır.

Madde 48
Sanat ve Bilim Özgürlüğü

1. Sanatsal ve bilimsel yaratıcılık özgürlüğü güvenceye bağlıdır.

2. Akademik özgürlük güvenceye bağlıdır.

Madde 49
Çalışma ve Mesleğini Yerine Getirme Hakkı

1. Çalışma hakkı güvenceye bağlıdır.

2. Her birey meslek ve işyerini seçmede özgürdür.

Madde 50
Çocuk Hakları

1. Çocuklar, onların refahı için korunma ve zorunlu bakım hakkına sahiptirler.

2. Evlilik dışı doğan çocukların hakları, evlilikten doğan çocuklarınkilerle eşittir.

3. Her çocuk şiddet, kötü muamele ve istismardan korunma hakkına sahiptir.

4. Kamu kuruluşları veya özel kurumlar tarafından olsun, çocuklarla ilgili üstlenilen tüm faaliyetler, çocukların en iyi çıkarlarından yana olacaktır.

5. Böyle bir şeyin çocuğun en iyi çıkarları ile çeliştiği yetkili kurum tarafından belirlenmedikçe, her çocuk ebeveyniyle düzenli kişisel ilişkiler geliştirme ve doğrudan temasta olma hakkına sahiptir.

Madde 51
Sağlık Güvenliği ve Sosyal Güvenlik

1. Sağlık güvenliği ve sosyal güvenlik yasayla düzenlenir.

2. İşsizlik, hastalık, özürlülük ve yaşlılıkla ilgili temel sosyal güvenlik, yasayla düzenlenir.

Madde 52
Çevre Sorumluluğu

1. Doğa ve biyodiversite, çevre ve ulusal miras herkes için sorumluluktur.

2. Kamu otoritesi kurumları, kendi yaşadıkları çevre ile ilgili kararlara herkesin etki edebilme olanağının güvenceye bağlaması için çaba sarf ederler.

3. Yaşamsal çevreye etki etme, kamu kurumlarınca karar alma süreçlerinde dikkate alınacaktır.

Madde 53
İnsan Hakları Hükümlerinin Yorumlanması

Bu anayasayla güvenceye bağlanan insan hak ve temel özgürlüklerinin yorumlanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla uyumlu şekilde yapılır.

Madde 54
Hakların Yargı Yoluyla Korunması

Herkesin, bu anayasa ve yasayla güvenceye bağlanmış hakların ihlali veya yok sayılması durumunda yargı yoluyla koruma ve böyle bir hakkın ihlali tespit edildiği durumda etkin yasal araçlara başvurma hakkı vardır.

Madde 55
Temel Hak ve Özgürlüklerin Kısıtlanması

1. Bu Anayasayla güvenceye bağlanmış hak ve temel özgürlükler, yalnız yasayla kısıtlanabilir.

2. Bu Anayasayla güvenceye bağlanmış temel hak ve özgürlükler, açık ve demokratik bir toplumda kısıtlama amaçlarına ulaşacak şekilde, yalnız zorunlu olduğu ölçüde kısıtlanabilir.

3. Bu Anayasayla güvenceye bağlanmış hak ve temel özgürlüklerin kısıtlanması, belirlenen amaçlardan başka bir amaç için yapılamaz.

4. İnsan haklarının kısıtlanması ve söz konusu hakların yorumlanması sırasında tüm kamu otoritesi kurumları ve özellikle mahkemeler, kısıtlanan hakkın özüne, sınırlama amacının önemine, sınırlama türü ve miktarına, sınırlama ile ulaşılmaya istenen amaç arasındaki ilişkiye önem vermeli ve söz konusu amaca asgari kısıtlamalarla ulaşma olanaklarını gözden geçirmelidirler.

5. Bu Anayasayla güvenceye bağlanmış hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, hiçbir şekilde güvenceye bağlanmış hakkın özünü reddetmemelidir.

Madde 56
Olağanüstü Hal Süresince Temel Hak ve Özgürlükler

1. Anayasayla korunmuş temek hak ve özgürlüklerden kaçma, yalnız bu Anayasaya uygun göre olağanüstü hal ilan edildiğinde ve oluşan koşulların zorunlu kıldığı ölçüde yapılabilir.

2. Anayasanın 23, 24, 25, 27, 28, 29, 31, 33, 34, 37 ve 38. maddeleriyle güvenceye bağlanmış temel hak ve özgürlüklerden kaçmak, hiçbir koşulda izin verilmez.

Kısım III
Topluluklar ve Topluluk Mensuplarının Hakları
Madde 57
Genel Esaslar

1. Herhangi bir ulusal veya etnik, dilsel veya dini gruba (topluluk) mensup olup Kosova Cumhuriyetinde geleneksel olarak bulunan mukimler, bu Anayasanın II. Kısmında belirlenen temel hak ve özgürlüklerin yanı sıra, bu Anayasayla belirlenen özel haklara da sahip olacaklardır.

2. Her topluluk mensubu, tercihine göre topluluk mensubu olarak muamele görme veya görmeme hakkına sahip olup, bu tercihe bağlı olarak herhangi bir haktan yararlanma konusunda ayrımcılığa neden olmayacaktır.

3. Topluluk mensupları, kimliklerini ve özniteliklerini ifade etme, besleme ve geliştirme hakkına sahip olacaklardır.

4. Bu hakların uygulanması, Kosova Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde davranma ve başkalarının haklarına tecavüz etmeme sorumluluklarını de beraberinde getirmektedir.

Madde 58
Devletin Sorumlulukları

1. Kosova Cumhuriyeti, toplulukların ve topluluk mensuplarının kendi kimliklerini koruma, güvenceye bağlama ve geliştirme için gerekli koşulları sağlar. Hükümet, mali yardımlar dâhil, topluluk ve topluluk mensuplarının kültürel girişimlerini ayrıca destekleyecektir.

2. Kosova Cumhuriyeti, hoşgörü ve diyalog havasını teşvik edecek, topluluklar arasında barışmayı destekleyecek ve Avrupa Konseyi Ulusal Topluluklar Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dilleri Bildirgesi ile belirlenen standartlara saygı gösterecektir.

3. Kosova Cumhuriyeti, milli, etnik, kültürel, dilsel veya dinsel kimliklerinden dolayı tehdit veya ayrımcılık, düşmanlık veya şiddete maruz kalabilecek kişilerin korunması için, tüm gerekleri önlemleri alacaktır.

4. Kosova Cumhuriyeti, topluluk mensupları arasında ekonomik, toplumsal, siyasi ve kültürel yaşamın tüm alanlarında tam ve etkin bir eşitliği teşvik etmek için, gerekli olması durumunda uygun önlemleri onaylayacaktır.

5. Kosova Cumhuriyeti, tüm toplulukların dini ve kültürel mirasının, Kosova mirasının yapısal kısmı olarak korunmasını teşvik edecektir. Kosova Cumhuriyetinin, toplulukların kültürü ve dini açısından önemli olan yapı ve anıtların bütünlüğünü etkin bir şekilde korunmasını sağlamak için, ayrı bir görevi olacaktır.

6. Kosova Cumhuriyeti, topluluk mensuplarının haklarından yararlanmayı engelleyen herkese karşı etkin eylemler üstlenecektir. Kosova Cumhuriyeti, topluluk mensubu kişilerin iradeleri dışında, asimilasyon amacı güden politika ve uygulamalardan kaçınacak ve söz konusu kişileri, asimilasyon amaçlı her çeşit etkinliklerden koruyacaktır.

7. Kosova Cumhuriyeti, ayrımcı olmayan esaslara göre tüm topluluk ve mensuplarının, bu Anayasayla belirlenmiş haklardan yararlanmalarını güvenceye bağlar.

Madde 59
Topluluk ve Topluluk Mensuplarının Hakları

Topluluk mensupları bireysel veya topluluk olarak:

(1) Kültürlerini beyan etme ve geliştirme ve kimliklerinin özniteliklerini yani din, dil, gelenek ve kültürlerini koruma;

(2) Kendi tercihlerine göre Kosova Cumhuriyeti resmi dillerinden birinde, devlet okullarının her seviyesinde öğrenim görme;

(3) Yasalarla belirlendiği ölçüde kendi dillerinde ilk ve ortaöğretim seviyesinde öğrenim görme. Bu amaca yönelik kurulacak sınıf şubeleri veya ayrı okullar için gerekli sayı sınırı, sıradan eğitim kurumları için belirlenenden daha düşük olacaktır;

(4) Kamusal finansman desteği verilebilecek olan, yaslara ve uluslararası hukuka uygun özel eğitim ve öğretim kurumları kurma ve işletme;

(5) Özel ve kamusal yaşamda dillerini ve yazılarını özgürce kullanma;

(6) İlgili alanlarda nüfusun yeterli bir kısmını temsil ettikleri yerlerde, yaslara uygun şekilde belediye otoriteleri veya merkezi yönetimin yerel ofisleriyle olan ilişkilerinde dillerini ve yazılarını kullanma;

(7) Yasalara ve uluslararası standartlara uygun şekilde topluluk simgelerini kullanma ve sergileme;

(8) Kişi isimlerini, kendi dillerinde yazıldığı asıl şekliyle kayıt ettirme ve zorla değiştirilmiş isimleri asıl şekline dönüştürme;

(9) İlgili bölgenin çok etnikli ve çok dilli yapısını yansıttığı ve duyarlı oldukları yerel isimler, cadde isimleri ve diğer topografya göstergelerine sahip olma;

(10) Yasa ve uluslararası standartlara uygun şekilde kamusal yayım araçlarına ve kendi dillerinde yayımlara erişim ve bu araçlarda temsil edilme güvencesine sahip olma;

(11) Yasa ve uluslararası standartlara uygun şekilde kendi dillerinde bilgi sunan basım yayım araçlarını kurma, günlük gazete, kablolu yayım ve elektronik haberleşme için ayrılacak bir frekans bandından yararlanma; Sırpça yayım yapan lisanslı ve tüm Kosova’yı kapsayacak bir televizyon kanalına Kosova’daki Sırp topluluğunun tamamının erişimini sağlamak amacıyla Kosova Cumhuriyeti, bir uluslararası frekans planın sağlanması için tüm gerekli önlemleri alacak.

(12) Kosova Cumhuriyeti içerisinde engellenmeden aralarında ilişki kurma ve özellikle ortak etnik, kültürel, dilsel ve dini kimliğe sahip herhangi bir ülkedeki kişilerle, yasayla uluslararası standartlara uygun şekilde özgürce ilişki kurup, mevcut ilişkileri koruma;

(13) Engellenmeden ilişki kurma ve ayrım yapılmadan yerel, bölgesel ve uluslararası hükümet dışı kuruluşların etkinliklerine katılma;

(14) Kültür, sanat, bilim ve eğitim dernekleri kurma ve araştırma veya kendi kimliklerini ifade etme, besleme ve geliştirme dernekleri kurma hakkına sahiptirler.

Madde 60
Topluluklar Danışma Kurulu

1. Kosova Cumhurbaşkanını otoritesi altında, tüm toplulukların temsil edildiği bir Topluluklar Danışma Kurulu görev yapar.

2. Diğerleri yanı sıra, Topluluklar Danışma Kurulu, Topluluk Dernekler Birliği Temsilcilerinden oluşacaktır.

3. Topluluklar Danışma Kurulunun yetkileri şunları kapsayacak:

(1) Topluluklar ve Kosova Hükümeti arasında düzenli bir değiş tokuş mekanizması sunma;

(2) Hükümetin hazırlayacağı yasama ile ilgili ve siyasi girişimleri, topluluklar tarafından erken safhalarda yorumlama, bu tür girişimleri önerme ve ilgili proje veya programlarda onların kapsanmalarına yönelik görüşlerini alma olanağı sunma;

(3) Yasalara uygun tüm diğer sorumluluk ve görevler.

Madde 61
Kamu Kuruluşlarında Temsil ve İstihdam Edilme

Topluluklar ve mensupları, her seviyedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu yönetimi yetki ve yönetim bütünlüğü ile ilgili kurallara uyarak, ilgili toplulukların yaşadığı bölgelerde, özellikle polis hizmetlerinde istihdamda eşit şekilde temsil hakkına sahip olacaklardır.

Madde 62
Yerel Yönetim Organlarında Temsil

1. Topluluk mensuplarının çoğunlukta olmadığı, ancak nüfusun en az yüzde onunu (10 %) oluşturdukları belediyelerde, belediye meclisi topluluklar başkan yardımcılığı makamı, ilgili topluluktan bir temsilciye ayrılacaktır.

2. Başkan yardımcılığı makamına, açık listeli belediye meclisi seçimlerinde çoğunluk olmayan nüfus adaylarından en fazla oyu alan getirilecektir.

3. Topluluklar başkan yardımcısı, topluluklar arası diyalogu teşvik edecek ve belediye meclisi oturumlarında ve çalışmalarında görüşülmek üzere, çoğunluk olmayan topluluğun sıkıntı ve çıkarlarının iletildiği resmi temas noktası görevi yapacaktır. Başkan yardımcısı, belediye meclisinin aldığı kararlar ve çıkarttığı emirlerin, topluluk mensuplarının Anayasayla güvenceye bağlanmış olan haklarına tecavüz edilip edilmediğini ve onların söz konusu karar ve emirlerle ilgili şikâyetlerini görüşmekle yükümlüdür. Başkan yardımcısı, alınan kararların tekrar gözden geçirilmesi için, söz konusu meseleleri, belediye meclisine havale eder.

4. Belediye Meclisi kendi karar ve hükmünü gözden geçirmemeye karar verir veya başkan yardımcısı gözden geçirmeden sonra anayasal haklara tecavüzün devam ettiği değerlendirmesini yaparsa, ilgili mesele başkan yardımcısı tarafından Anayasa Mahkemesine iletilir. Mahkeme, davayı ele alıp almayacağına karar verebilir.

5. İlgili belediyelerin yürütme organlarında çoğunluk olmayan toplulukların temsili, Kosova Cumhuriyetinde güvenceye bağlanmıştır.

Kısım IV Kosova Cumhuriyeti Meclisi
Madde 63
Genel Esaslar

Meclis, doğrudan halk tarafından seçilmiş ve Kosova Cumhuriyetinin yasa koyucu kurumudur.

Madde 64
Meclisin Yapısı

1. Meclisin, açık liste usulüyle gizli oylamayla seçilmiş yüz yirmi (120) üyesi vardır. Meclis sandalyeleri, tüm parti, koalisyon, yurttaş hareketi ve bağımsız adaylar arasında, meclis seçimlerinde kazandıkları geçerli oy sayısına göre paylaştırılır.

2. Bu paylaşım çerçevesinde yüz yirmi (120) sandalyeden, yirmi (20) tanesi Kosova’da çoğunluk olmayan toplulukları temsil için, aşağıda gösterildiği şekilde, güvenceye bağlanmıştır:

(1) Sırp topluluğunu temsil ettiklerini beyan eden parti, koalisyon, yurttaş hareket ve bağımsız adayların, Meclis seçimlerinde kazandıkları sandalye sayısı ondan (10) az ise, mecliste en az on (10) sandalyeye sahip olmaları güvenceye bağlanmıştır.

(2) Meclis seçimlerinde diğer toplulukları temsil ettiklerini beyan eden parti, koalisyon, yurttaş hareket ve bağımsız adayların, aşağıda belirtilen en az sandalye sayılarına sahip olmaları güvenceye bağlanmıştır. Her topluluk için güvenceye bağlanan sayıdan az sandalye kazanılmışsa, Rom topluluğu bir (1) sandalye; Aşkali topluluğu (1) sandalye; Mısırlı topluluğu (1) sandalye ve Rom, Aşkali ile Mısırlı topluluklarından en çok oyu alana artı bir (1) sandalye; Boşnak topluluğu üç (3) sandalye; Türk topluluğu iki (2) sandalye ve Goralı topluluğu bir (1) sandalye güvenceye bağlanmıştır.

Madde 65
Meclisin Yetkileri

Kosova Cumhuriyeti Meclisi:

(1) Yasa, karar ve diğer genel hükümleri onaylar;

(2) Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış üye tam sayısının üçte ikisi dâhil, üye tam sayısı üçte ikisinin (2/3) onayıyla Anayasayı değiştirmeye karar verir;

(3) Yaslara uygun şekilde referandum kararını ilan eder;

(4) Uluslararası anlaşmaları onaylar;

(5) Kosova Cumhuriyeti Bütçesini onaylar;

(6) Meclis başkanı ve başkan yardımcılarını seçer ve görevden alır;

(7) Bu Anayasaya uygun şekilde Kosova Cumhurbaşkanını seçer ve görevden alabilir;

(8) Hükümeti seçer ve güvensizlik oyu verir;

(9) Hükümeti ve Anayasayla yaslara göre Meclise rapor sunan kamu kurum ve kuruluşlarını denetler;

(10) Bu Anayasaya uygun şeklide Kosova Yargı Kurulu ve Kosova Savcılık Kurulunun üyelerini seçer;

(11) Anayasa Mahkemesi yargıçlarını önerir;

(12) Dış politika ve güvenlik politikasını denetler;

(13) Cumhurbaşkanının Olağanüstü Hal Kararnamesine onay verir;

(14) Yasalarla belirlenen umumi çıkarlarla ilgili kararlar alır.

Madde 66
Meclisin Seçilmesi ve Görev Süresi

1. Kosova Meclisi, seçim sonuçlarının resmen ilan edilmesinden sonra, otuz (30) gün içerisinde yapılan kurucu genel kurulun toplandığı tarihten itibaren, dört yıllık süre için seçilir.

2. Olağan meclis seçimleri, görev süresinin dolmasından en geç otuz (30) gün önce, meclisin dağılması durumunda ise en geç kırk beş (45) günü geçmeden yapılır.

3. Kosova Cumhurbaşkanı ilk meclis oturumunu çağırır. Kosova Cumhurbaşkanı ilk oturumu çağırmayacak durumda ise, Cumhurbaşkanı katılmadan Meclis toplanacaktır.

4. Kosova Meclisinin görev süresi, yalnız Olağanüstü Hallerde saldırıdan korunmaya karşı alınacak acil önlemler için veya Kosova Cumhuriyeti anayasal ve güvenlik düzenine karşı beliren tehlike durumunda ve Anayasayla düzenlendiği şekilde Olağanüstü Halin sonuna kadar uzatılabilir.

5. Seçim koşulları, bölgeleri ve süreçleri, yasayla düzenlenir.

Madde 67
Başkan ve Başkan Yardımcılarının Seçimi

1. Kosova Meclisi, kendi üyelerinden Başkanı ve beş (5) başkan yardımcısını seçer.

2. Meclis Başkan, en büyük parlamento grubundan önerilir ve üye tam sayısının oy çoğunluğuyla seçilir.

3. Üç en büyük parlamento gurubu tarafından önerilen üç (3) başkan yardımcısı, Meclis üye tam sayısının oy çoğunluğuyla seçilir.

4. İki (2) başkan yardımcısı, Mecliste çoğunluk olmayan toplulukları temsil eder ve üye tam sayısının oy çoğunluğuyla seçilir. Başkan yardımcılarından biri, güvenceye bağlı sandalyeye sahip Sırp topluluğundan, diğeri ise çoğunluk olmayan diğer topluluklara ait güvenceye bağlı sandalyeye sahip üyelerden olmalıdır.

5. Meclis başkanı ve başkan yardımcıları, üye tam sayısının üçte ikilik (2/3) oy çoğunluğu ile görevinde alınır.

6. Başkan ve başkan yardımcıları, Meclis Başkanlığını oluştururlar. Başkanlık, Meclis Tüzüğünde belirtildiği şekilde Meclisin idari işleyişinden sorumludur.

7. Meclis Başkanı:

(1) Meclisi temsi eder;

(2) Gündemi belirler, meclisi çağırır ve oturumlara başkanlık eder;

(3) Meclis tarafından onaylanan kararları imzalar;

(4) Bu Anayasa ve Meclis Çalışma Tüzüğüne uygun diğer işleri yürütür.

8. Meclis Başkanının oturuma katılmaması veya görevini yerine getirememesi durumunda, başkan yardımcılarından biri tarafından vekâlet edilir.

Madde 68
Oturumlar

1. Kosova Meclisi Oturumları kamuya açıktır.

2. Kosova Meclisi Oturumları, Kosova Cumhurbaşkanın, Başbakanının veya milletvekilleri üçte birinin (1/3) talebi üzerine Meclis Çalışma Tüzüğünde öngörülen durumlarda kapalı olarak yapılabilir. Karar, açık ve şeffaf bir şekilde, milletvekili mevcut ve oy kullanabilenlerin sayısının üçte ikisinin (2/3) oyuyla alınır.

Madde 69
Oturum Programı ve Yeterli Çoğunluk

1. Kosova Meclisi yıllık çalışmalarını iki dönemde yapar.

2. Bahar Dönemi Ocak ayının üçüncü Pazartesi günü, Güz Dönemi ise Eylül ayının ikinci Pazartesi günü başlar.

3. Milletvekili tam sayısının yarısından fazlası mevcut olduğunda, Mecliste yeterli çoğunluk sağlanır.

4. Kosova Meclisi olağanüstü toplantıya, Cumhurbaşkanı, Başbakan veya milletvekilleri üçte birinin (1/3) talebiyle toplanır.

Madde 70
Milletvekillerinin Görev Süresi

1. Milletvekilleri halkın temsilcileridir ve hiçbir zorunlu görev süresine tabi tutulmazlar.

2. Kosova Meclisi Milletvekillerinin görev süresi, seçim sonuçlarının onaylandığı tarihten başlar.

3. Milletvekilinin görevi aşağıdaki durumlarda biter veya geçersiz olur:

(1) Ant içmezse;

(2) İstifa ederse;

(3) Kosova Hükümeti üyeliğine atanırsa;

(4) Meclisin görev süresi biterse;

(5) Meclis toplantılarına altı (6) ay süreyle katılmazsa. Özel durumlarda Kosova Meclisi farklı karar alabilir;

(6) Ceza gerektiren suçlardan dolayı, mahkeme kararıyla bir (1) yıldan çok hapis cezası kesinleşirse;

(7) Ölürse.

4. Meclisteki milletvekilleri sandalyeleri boşaldığında, bu Anayasa ve yasalara uygun şekilde doldurulur.

Madde 71
Yeterlik ve Cinsiyet Eşitliği

1. On sekiz (18) yaşını tamamlamış ve yasal kriterleri yerine getiren her Kosova Cumhuriyeti vatandaşı, milletvekili adayı olabilir.

2. Kosova Meclisinin yapısı, uluslararası esaslara göre kabul edilen cinsiyet eşitliği ilkelerine uygun olacaktır.

Madde 72
Bağdaşmazlık

Kosova Meclisi Milletvekilleri, kamu yönetiminde veya kamu mülkiyetli şirketlerde herhangi bir yürütme görevinde bulunamaz ve yaslarla belirlendiği şekilde başka herhangi bir yöneticilik görevi yapamaz.

Madde 73
Adaylık Hakkı Olmama

1. Aşağıda belirtilen görevleri yapanlar, istifa etmeden milletvekili adayı olamaz ve seçilemezler:

(1) Yargıç ve savcılar;

(2) Kosova Güvenlik Kuvvetleri mensupları;

(3) Kosova Polisi mensupları;

(4) Kosova Gümrük mensupları;

(5) Kosova Haber Alma Teşkilatı mensupları;

(6) Bağımsız idare (ajans) yöneticileri;

(7) Diplomatik temsilciler;

(8) Merkez Seçim Komisyonu başkanları ve mensupları.

2. Kesinleşmiş mahkeme kararıyla yasal yeterlikten yoksun olan kişiler, milletvekili adayı olamazlar.

3. Belediye başkanları ve belediye çapında yürütme görevi yapan yüksek memurlar, görevinden istifa etmeden milletvekilliğine seçilemezler.

Madde 74
Görevi Yerine Getirme

Kosova Meclisi milletvekilleri, görevlerini Anayasa, yasalar ve meclis çalışma kurallarına uygun şekilde, Kosova Cumhuriyetinin en iyi çıkarları için yerine getirirler.

Madde 75
Dokunulmazlık

1. Meclis üyeleri, Meclisteki sorumluluk alanlarıyla ilgili işledikleri fiil ve aldıkları kararlardan dolayı yasal kovuşturma, suç duyurusunda bulunma veya görevden alınmaya karşı dokunulmazlık hakkına sahiptirler. Dokunulmazlık hakkı, Meclis üyesi olarak sorumluluk alanları dışında işledikleri fiillerden dolayı yasal kovuşturmaları engellemez.

2. Meclisteki görevini yerine getirmekte olduğu sırada Meclis üyesi, Meclis üye tam sayısı çoğunluğunun onayı olmaksızın tutuklanamaz ve alıkonamaz.

Madde 76
Meclis İçtüzüğü

Meclis içtüzüğü, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) oyuyla onaylanır ve Meclisin iç düzenin ve çalışma şeklini düzenler.

Madde 77
Komisyonlar

1. Kosova Meclisi, Meclisin siyasi yapısını yansıtan daimi, işlevsel ve geçici komisyonları atar.

2. Meclis, üye tam sayısı üçte birinin (1/3) talebiyle, soruşturma meseleleri dâhil, özel amaçlara yönelik komisyonlar belirler.

3. Meclis komisyonları başkan yardımcılarında en az biri, komisyon başkanının olmadığı topluluktan olacaktır.

4. Komisyonların yetki ve prosedürleri, Meclis İçtüzüğüyle tanımlanır.

Madde 78
Topluluklar Hak ve Çıkarları Komisyonu

1. Topluluklar Hak ve Çıkarları Komisyonu, Meclisin daimi komisyonudur. Bu komisyon Mecliste Sırp topluluğu için ayrılmış ve güvenceye bağlanmış üye sayısının üçte biri (1/3), çoğunluk olmayan diğer topluklar için ayrılmış ve güvenceye bağlanmış sandalye sayısının üçte biri (1/3) ve çoğunluk topluluğu temsil eden üye sayısının üçte birinden (1/3) oluşur.

2. Meclis Başkanlığı üyelerinden herhangi birinin talebiyle, her yasa önergesi Topluluklar Hak ve Çıkarları Komisyonuna teslim edilecektir. Komisyon, iki hafta içerisinde, üye sayısı çoğunluğunun oyuyla önergeyle ilgili kendi önerilerini verip vermeyeceğine karar verir.

3. Topluluk hak ve çıkarlarının gerektiği şekilde dile getirildiğine emin olmak için Komisyon, diğer ilgili komisyona veya Meclise öneri sunabilir.

4. Komisyon, kendi girişimiyle Meclisteki yetki sınırları çerçevesinde, topluluk çıkarlarını dile getirmek için gerekli olduğunu düşündüğü yasa ve önlemleri önerebilir. Komisyon üyeleri bireysel düşünceler sunabilirler.

5. Herhangi bir konu, görüşlerini almak üzere Meclis başkanlığı tarafından Komisyona, başka bir komisyona veya en az on (10) meclis üyesinden oluşan bir gruba gönderilebilir.

Madde 79
Yasa Girişimi

Yasa teklifi verme girişiminde, yaslarla belirtildiği şekilde kendi görev alanıyla ilgili Kosova Cumhurbaşkanı, Hükümet, Meclis üyeleri veya en az on bin vatandaş bulunabilir.

Madde 80
Yasaların Onaylanması

1. Yasalar, kararlar ve diğer hükümler, bu Anayasayla başka türlü belirlenmedikçe, Meclis tarafından, mevcut ve oy kullanan üyelerin oy çoğunluğuyla onaylanır.

2. Meclis tarafından onaylanan yasaları, Kosova Meclisi Başkanı tarafından imzalanır ve kabul ettiği günden sekiz (8) gün içerisinde imzaladıktan sonra, Kosova Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilir.

3. Cumhurbaşkanı yasayı Meclise iade ederse, iade gerekçelerini bildirmelidir. Kosova Cumhurbaşkanı, bir yasayı yalnız bir defa Meclise iade edebilir.

4. Cumhurbaşkanının iade ettiği yasayı Meclis, üye tam sayısı çoğunluğuyla onayına karar verir ve ilgili yasa ilan edilmiş sayılır.

5. Kosova Cumhurbaşkanı, aldığı yasayla ilgili sekiz (8) gün içerisinde imza veya iade kararı almazsa, onun imzası olmadan yasa ilan edilmiş sayılır ve Resmi Gazetede yayımlanır.

6. Yasanın kendisinde başka türlü belirlenmedikçe, Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten on beş (15) gün sonra yürürlüğe girer.

Madde 81
Yaşamsal Öneme Sahip Yasalar

1. Aşağıda verilen yasaların onaylanması, değiştirilmesi veya yürürlükten kaldırılması için, Meclis üyeleri mevcut ve oy kullanabilenlerin çoğunluğunun oyu ve çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış sandalyelere sahip mevcut ve oy kullanabilen Meclis üyelerinin çoğunluğunun oyu gereklidir:

(1) Belediye sınırlarını değiştirme, belediye kurma veya kapatma, belediye yetkilerini ve sınır ötesi belediyelerle belediyeler arası ilişkiler kurmayı tanımlayan yaslar;

(2) Anayasayla belirlenmiş yasalar dışında, topluluk ve mensuplarının haklarını uygulamaya koyan yasalar;

(3) Dillerin Kullanımı Yasası;

(4) Yerel Seçimler Yasası;

(5) Kültürel Mirası Koruma Yasası;

(6) Dini Özgürlükler veya Dini Topluluklarla Anlaşma Yasası;

(7) Eğitim Yasası;

(8) Topluluk Simgeleri dâhil, Simgelerin Kullanımı ve Resmi Bayramlar Yasası;

2. Yaşamsal Öneme Sahip Yasların hiçbiri halkoylamasına sunulamaz.

Madde 82
Meclisin Feshedilmesi

1. Meclis şu durumlarda feshedilir:

(1) Eğer Kosova Cumhurbaşkanı tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen kişinin görevi aldığı günden, altmış (60) gün içerisinde Hükümet kurulamadığı zaman;

(2) Eğer Meclisin feshi için Meclis üye tam sayısının üçte ikisi (2/3) oy verirse, Kosova Cumhurbaşkanının kararıyla Meclis feshedilir;

(3) Eğer, Kosova Cumhurbaşkanı seçim sürecinin başladığı günden altmış (60) gün çerisinde Cumhurbaşkanı seçilmezse.

2. Hükümet hakkında başarılı güvensizlik oylamasından sonra, Kosova Cumhurbaşkanı tarafından meclis feshedilebilir.

Kısım V Kosova Cumhurbaşkanı
Madde 83
Cumhurbaşkanının Statüsü

Cumhurbaşkanı, Kosova Cumhuriyeti halkının birliğini temsil eder ve devletin başıdır.

Madde 84
Cumhurbaşkanının Yetkileri

Kosova Cumhurbaşkanı:

(1) Kosova Cumhuriyetini yurtiçinde ve dışında temsil eder;

(2) Bu Anayasayla belirlenmiş kurumların anayasal işleyişini güvenceye bağlar;

(3) Kosova Meclisi seçimlerini ilan eder ve kurucu genel kurulu toplanmaya çağırır;

(4) Anayasal yetkilerine uygun kararlar çıkartır;

(5) Kosova Cumhuriyeti Meclisinin onayladığı yasları ilan eder;

(6) Onaylanan yasaların, Kosova Cumhuriyeti veya topluluklardan birinin veya daha fazlasının yasal çıkarları açısından zararlı olduğuna kani olduğu durumlarda, yeniden gözden geçirilmek üzere iade eder. Bir yasayı iade etme hakkından bir defa yararlanabilir.

(7) Bu Anayasaya uygun uluslararası anlaşmaları imzalar

(8) Bu Anayasayla ilgili değişiklik önergeleri verir;

(9) Anayasal konuları Anayasa Mahkemesine gönderebilir;

(10) Ülkenin dış politikasını yönetir;

(11) Kosova Cumhuriyetine atanan diplomatik misyon şeflerinin güven mektuplarını kabul eder;

(12) Kosova Güvenlik Güçlerinin Başkomutanıdır;

(13) Topluluklar Danışma Kurulunu yönetir;

(14) Mecliste çoğunluğu oluşturan siyasi parti veya koalisyon adayını verdikten sonra, ilgili adayı hükümeti kurmakla görevlendirir;

(15) Kosova Yargı Kurulunun önerisiyle, Kosova Yüksek Mahkeme Başkanını atar veya görevden alır;

(16) Kosova Yargı Kurulunun önerisiyle, Kosova Cumhuriyeti yargıçlarını atar ve görevden alır;

(17) Kosova Savcılık Kurulunun önerisiyle, Kosova Cumhuriyeti Devlet Başsavcısını atar ve görevinden alır;

(18) Kosova Savcılık Kurulunun önerisiyle, Kosova Cumhuriyeti savcılarını atar ve görevden alır;

(19) Meclisin önerisiyle, Anayasa Mahkemesi yargıçlarını atar;

(20) Başbakanın önerisinden sonra Kosova Güvenlik Güçleri Komutanını atar;

(21) Başbakanla işbirliği içerisinde, Kosova Haber Alma Teşkilatı Müdürü, Müdür Yardımcısı ve Genel Müfettişini atar;

(22) Başbakanla istişare ederek Olağanüstü Hal ilanına karar verir;

(23) Kosova Güvenlik Kurulunun toplanmasını talep edebilir ve Olağanüstü Halde kurula başkanlık eder;

(24) Başbakanla yaptığı istişare doğrultusunda, Kosova Cumhuriyeti diplomatik ve konsolosluk misyonlarının kurulmasına karar verir;

(25) Hükümetin önerisiyle, Kosova Cumhuriyeti diplomatik misyon şeflerini atar ve görevden alır;

(26) Merkez Seçim Komisyonu Başkanını atar;

(27) Yönetim Müdürü olarak görev yapacak olan Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanını ve Banka Yönetim Kurulu üyelerini atar;

(28) Yasalara uygun şekilde madalya, takdirname ve ödüller verir;

(29) Yasalara uygun şekilde bireysel af ilan eder;

(30) Yılda en az bir defa, kendi çalışmalarıyla ilgili Kosova Meclisine hitap eder.

Madde 85
Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yeterliliği

Otuz beş (35) yaşını tamamlayan her Kosova Cumhuriyeti vatandaşı, Kosova Cumhurbaşkanlığına seçilebilir.

Madde 86
Cumhurbaşkanı Seçimi

1. Kosova Cumhurbaşkanı, gizli oylamayla Meclis tarafından seçilir.

2. Kosova Cumhurbaşkanı seçimi, mevcut Cumhurbaşkanın görev süresi dolamsından en geç otuz (30) gün önce yapılmalıdır.

3. Kosova Meclisi Milletvekillerinden en az otuzundan (30) imza sağlayan her Kosova Cumhuriyeti vatandaşı, Kosova Cumhurbaşkanlığına aday olabilir. Meclis üyeleri, yalnız bir Kosova Cumhurbaşkanı adayı için imza verebilirler.

4. Cumhurbaşkanı seçimi, Meclis üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) oyuyla yapılır.

5. Eğer ilk iki seçim turunda adaylardan hiçbiri üçte ikilik (2/3) oy çoğunluğunu sağlayamazsa, ikinci turda en yüksek oyu alan iki adayın yarıştığı üçüncü tur yapılır ve mevcut ve oy kullanabilen üye oylarının çoğunu alan aday, Kosova Cumhurbaşkanı seçilir.

6. Eğer üçüncü turun sonunda adaylardan hiçbiri Kosova Cumhurbaşkanlığına seçilemezse, meclis feshedilir ve kırk beş gün içerisinde yapılması gereken erken seçimler ilan edilir.

Madde 87
Görev Süresi ve Yemin Töreni

1. Kosova Cumhurbaşkanının görevi, Kosova Meclisinde yemin ettikten sonra başlar. Yemin metni, yasayla düzenlenir.

2. Cumhurbaşkanının görev süresi beş (5) yıldır.

3. Cumhurbaşkanının birinci dönem süresi tamamlandıktan sonra, yalnız bir dönem daha seçilebilir.

Madde 88
Bağdaşmazlık

1. Cumhurbaşkanı, başka bir kamu görevinde bulunamaz.
2. Seçildikten sonra Cumhurbaşkanı, siyasi partilerde hiçbir görev yürütemez.

Madde 89
Dokunulmazlık

Kosova Cumhurbaşkanın, kendi görev alanıyla ilgili fiil ve karalardan dolayı hukuki kovuşturma, suç duyurusunda bulunma veya görevinden alınma konusunda dokunulmazlığı
vardır.

Madde 90
Cumhurbaşkanının Geçici Yetersizliği

1. Cumhurbaşkanı geçici olarak sorumluluklarını yerine getiremeyecek durumda olduğunda, yetkilerini Kosova Cumhurbaşkanlığını vekâleten yürütecek Kosova Cumhuriyeti Meclis Başkanına kendi rızasıyla devredebilir. Sorumlulukların devredilmesi kararı, devir gerekçelerini ve biliniyorsa devir süresi ile ilgili bilgileri içermelidir. Kosova Cumhurbaşkanı sorumlulukları yeniden üstlenebilir duruma geldiğinde görevinin başına geçer ve aynı anda Meclis Başkanının vekâlet görevi son bulur.

2. Rıza sağlanıp sorumluluklar devredilmediyse Kosova Cumhuriyeti Meclisi, hekim heyetiyle danıştıktan sonra, üye tam sayısı üçte ikisinin (2/3) oyuyla Cumhurbaşkanının geçici yetersizliğine karar verilir. Kosova Meclisi Başkanı, göreve yeniden başlayabilir hale gelmesine kadar, Cumhurbaşkanına vekâlet eder.

3. Kosova Cumhurbaşkanlığı vekâlet görevi altı (6) aydan uzun bir sürede yapılamaz.

Madde 91
Cumhurbaşkanının Görevden Alınması

1. Kosova Cumhurbaşkanı ağır bir suçtan yargılanırsa veya ağır bir hastalıktan sorumluluklarını yerine getiremeyecek durumda olursa ya da Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının ağır anayasa ihlali işlediğine karar verirse Meclis tarafından görevden alınabilir.

2. Kosova Cumhurbaşkanının görevden alınma süreci, Meclis üyelerinin üçte biri (1/3) tarafından imzalanacak ve görevden alınma gerekçelerinin açıklamalarını içeren toplu dilekçe ile başlatılabilir. Toplu dilekçede ağır hastalık durumu öne sürülmesi halinde Meclis, Cumhurbaşkanının sağlık durumuyla ilgili bir hekim heyetinin görüşüne başvurur. Şayet toplu dilekçede ağır Anayasa ihlali öne sürüldüyse, dilekçe hemen Anayasa Mahkemesine gönderilmeli, Mahkeme dilekçeyi aldığı andan yedi (7) gün içerisinde görüşüp karara bağlamalıdır.

3. Cumhurbaşkanı ağır bir suçtan dolayı ceza aldığında veya bu maddeye göre Meclis, ağır hastalıktan dolayı Cumhurbaşkanını sorumluluklarını yerine getiremeyeceğini tespit ettiğinde ya da Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının ağır Anayasa ihlali işlediğini tespit ettiğinde, üye tam sayısı üçte ikisinin (2/3) oyuyla Meclis, Cumhurbaşkanını görevden alabilir.

Kısım VI
Kosova Cumhuriyeti Hükümeti
Madde 92
Genel Esaslar

1. Kosova Hükümeti Başbakan, Başbakan yardımcıları ve bakanlardan oluşur.
2. Kosova Hükümeti, Anayasa ve yasalara uygun şekilde yürütme görevini yerine getirir.
3. Hükümet, Meclis tarafından onaylanan yasa ve diğer kararları uygular ve Anayasayla yasalarla belirlenen diğer faaliyetleri yerine getirir.
4. Hükümet, bu Anayasa ve yasalara uygun kararlar alır, yasa tasarıları ve mevcut yasayla diğer yasa hükmünde kararlar hakkında değişiklik önergeleri verir ve kendisi tarafından önerilmeyen yasa tasarıları hakkında görüş bildirebilir.

Madde 93
Hükümetin Yetkileri
Hükümet şu yetkilere sahiptir:

(1) Ülke iç ve dış politikasını önerir ve uygular;
(2) Ülkenin ekonomik kalkınmasına olanak sağlar;
(3) Meclise yasa tasarıları ve diğer kararları önerir;
(4) Yasaların uygulanması için kararlar ve yasal hükümler çıkartır;
(5) Kosova Cumhuriyeti Bütçesini önerir;
(6) Yönetim organlarının çalışmasını yönlendirir ve denetler;
(7) Kamu hizmetleri faaliyetlerine ve onların gelişmesine rehberlik eder;
(8) Kosova diplomatik misyon şeflerinin atanması ve görevden alınması için Kosova Cumhurbaşkanına teklif sunar.
(9) Anayasa değişiklik önergesi verir;
(10) Anayasal konuları Anayasa Mahkemesine gönderebilir;
(11) Diğer merkezi veya yerel organlara verilmemiş yürütme işleri yapar.

Madde 94
Başbakanın Yetkileri

Başbakanın şu yetkileri vardır:

(1) Hükümeti temsi eder ve yönetir;
(2) Tüm bakanlıkların hükümet politikalarına uygun davranmalarını sağlar;
(3) Yasaların ve Hükümetin belirlediği politikaların uygulanmasını sağlar;
(4) Meclisin onayını almaksızın Hükümet üyelerini değiştirir;
(5) Kosova Güvenlik Kuruluna başkanlık eder;
(6) Kosova Polisi Genel Müdürünü atar;
(7) Haber alma meseleleri hakkında Cumhurbaşkanıyla istişare eder;
(8) Cumhurbaşkanıyla birlikte Kosova Haber Alma Teşkilatı Müdürünü, Müdür Yardımcısını ve Genel Müfettişini atar;
(9) Ülke dış politikasının uygulanması için Cumhurbaşkanıyla istişare eder;
(10) Anaysa ve yasalarla öngörüle diğer işleri yapar.

Madde 95
Hükümetin Seçilmesi

1. Seçimlerden sonra Kosova Cumhurbaşkanı, hükümet kurmak için gerekli Meclis çoğunluğu sağlayan siyasi parti veya koalisyon ile istişare ederek Meclise Başbakan adayını önerir.
2. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan adayı, en geç on beş (15) gün içerisinde Meclise hükümette yer alacakları sunar ve Meclis tarafından onaylanmasını talep eder.
3. Hükümet, Kosova Meclisi üye tam sayısı oy çoğunluğunu sağlarsa, seçilmiş sayılır.
4. Önerilen Kabine gerekli oy çoğunluğunu sağlayamazsa Kosova Cumhurbaşkanı on (10) gün içerisinde, aynı prosedürle başka bir adayı hükümeti kurmakla görevlendirir. İkinci seferde de hükümet seçilmezse Kosova Cumhurbaşkanı, ilan gününden kırk (40) gün içerisinde yapılacak olan seçimleri ilan eder.
5. Eğer Başbakan istifa eder veya başka nedenle makamı boşalırsa, Kosova Cumhurbaşkanı, Mecliste çoğunluğa sahip siyasi parti veya koalisyon ile istişare ederek, Hükümeti kurmak üzere yeni adayı görevlendirir.
6. Kabine üyeleri seçildikten sonra, Mecliste yemin ederler. Yemin metni yasayla düzenlenir.

Madde 96
Bakanlıklar ve Toplulukların Temsili

1. Bakanlıklar ve diğer yürütme organları, ihtiyaca bağlı olarak Hükümet yetkileri çerçevesinde işlevlerini yerine getirmek üzere kurulurlar.

2. Kabine üye sayısı kendi içtüzüğüyle belirlenir.

3. Kabinede Sırp topluluğuna en az bir (1) Bakanlık ve Kosova’da çoğunluk olmayan diğer topluluklara bir (1) Bakanlık verilecektir. Kabinede on ikiden çok bakan bulunursa Hükümette, Kosova’da çoğunluk olmayan toplulukları temsilen üçüncü bir bakanı olacaktır.

4. Kabinede Kosova Sırp topluluğuna mensup en az iki (2) bakan yardımcısı ve Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklardan iki (2) bakan yardımcısı yer alacaktır. Kabinede on ikiden çok bakan bulunursa Hükümette, Sırp topluluğunu temsil eden üçüncü bir bakan yardımcısı ve Kosova’da çoğunluk olmayan diğer toplulukları temsil eden bir bakan yardımcısı daha olacaktır.

5. Söz konusu bakan ve bakan yardımcılarının seçilmesi, Kosova’da çoğunluk olmayan toplulukları temsil eden siyasi partiler, koalisyonlar veya gruplara danışılarak kararlaştırılır. Bakanlık ve bakan yardımcılığına getirilecek bu adayları Meclis üyeleri dışından belirlenirse, Mecliste bu toplulukları temsil ettiklerini beyan etmiş olan siyasi parti, koalisyon, yurttaş hareketi ve bağımsız adayların çoğunluğunun resmen onaylaması talep edilir.

6. Kabineye Başbakan, başbakan yardımcıları ve bakanlar, Kosova Meclisi Milletvekillerinden veya meclis üyesi olmayıp ehil kişilerden seçilebilir.

7. Kabine üyelerinin işlevleriyle ilgili bağdaşmazlık yasayla düzenlenir.

Madde 97
Sorumluluklar

1. Hükümet, Meclise karşı sorumludur.
2. Başbakan, başbakan yardımcıları ve bakanlar, Hükümetin aldığı kararlardan ve sorumluluk alanlarıyla ilgili aldıkları bireysel kararlardan sorumludurlar.

Madde 98
Dokunulmazlık

Kosova Hükümeti üyelerinin, Kabine üyesi olarak kendi görev alanıyla ilgili fiil ve kararlardan dolayı hukuki kovuşturma, suç duyurusu veya görevden alınma konusunda dokunulmazlığı vardır.

Madde 99
Prosedürler

Hükümetin çalışma şekli ve karar prosedürleri yasa ve yönetmelikle belirlenir.

Madde 100
Güven Oylaması Önergesi

1. Hükümete karşı güvensizlik oylaması önergesi, Meclis üye tam sayısı üçte birinin (1/3) önerisiyle verilebilir.
2. Hükümet için güvenoyunu Başbakan talep edebilir.
3. Hükümete güvensizlik oylaması önergesi, verildiği tarihten en erken iki (2), en geç beş (5) gün sonra Meclis gündemine konur.
4. Kosova Meclisi üye çoğunluğunun lehte oy kullanmaları durumunda, güvensizlik oyu önergesi kabul edilmiş sayılır.
5. Eğer güvensizlik oylaması önergesi başarısız olursa, ikinci bir önerge, izleyen doksan (90) içerisinde verilemez.
6. Eğer güvensizlik oyu önergesi Hükümetin tamamı için oylanırsa, Hükümet görevden alınmış sayılır.

Madde 101
Kamu Görevi

1. Uluslararası olarak kabul edilen cinsel eşitlik ilkelerini dikkate alarak, kamu görevi Kosova halkının çeşitliliğini yansıtacaktır.
2. Kamu göreviyle ilgili bir Bağımsız Denetleme Kurulu, kamu görevini düzenleyen ve Kosova halkı çeşitliliğini yansıtan kural ve ilkelere uyulmasını güvenceye bağlar.

Kısım VII
Yargı Sistemi
Madde 102
Yargı Sistemi Genel Esasları

1. Kosova Cumhuriyetinde yargı yetkisi mahkemelerce uygulanır.
2. Yargı yetkisi tek, bağımsız, doğru, siyasetten ayrı ve tarafsız olup, mahkemelere eşit erişimi sağlar.
3. Mahkemeler Anayasa ve yasalara göre yargılama yaparlar.
4. Yargıçlar, görevlerini yaparken bağımsız ve tarafsız olmalıdırlar.
5. Yasalarla başka türlü belirlenmedikçe, mahkeme kararına itiraz hakkı güvenceye bağlanmıştır. Olağanüstü hukuk araçlarının kullanılması hakkı yaslarla düzenlenir. Yasalarla bir davanın doğrudan Yüksek Mahkemeye gönderilmesine izin verilebilir. Böyle davalar için itiraz hakkı yoktur.

Madde 103
Mahkemelerin Örgütlenmesi ve Yargı Hakkı

1. Yüksek Mahkeme ve diğer mahkemelerin örgütlenmesi, işleyişi ve yargı hakkı yasayla düzenlenir.
2. Kosova Yüksek Mahkemesi en yüce yargı otoritesidir.
3. Üç (3) yargıçtan az olmamak koşulu ile Yüksek Mahkeme yargıçlarının en az yüzde on beşi (% 15), Kosova’da çoğunluk olmayan topluluk mensubu olmalıdır.
4. Yüksek Mahkeme Başkanını, Kosova Yargı Kurulunun, Yüksek Mahkeme Yargıçlarından ilgili adayın Başkanlık görevine atanması veya görevden alınması önerisi doğrultusunda, Kosova Cumhurbaşkanı atar veya görevden alır. Yüksek Mahkeme Başkanının görev süresi yedi yıldır ve tekrar atanamaz.
5. Tüm diğer mahkeme başkanları, yasanın belirlediği şekilde atanır.
6. Temyiz yargı hakkı ile kurulmuş tüm diğer mahkeme yargıçlarının, ikiden (2) az olmamak koşulu ile en az yüzde on beşi (% 15), Kosova’da çoğunluk olmayan topluluk mensubu olmalıdır.
7. Gerekli olduğu zaman uzman mahkemeler yasayla kurulabilir, fakat olağanüstü mahkemeler hiçbir şekilde kurulamazlar.

Madde 104
Yargıçların Atanması ve Görevden Alınması

1. Yargıçları, Kosova Yargı Kurulunun önerileri doğrultusunda Kosova Cumhurbaşkanı atar, yeniden görevlendirir ve görevden alır.
2. Yargının yapısı, uluslararası olarak kabul edilen cinsel eşitlik ilkelerini dikkate alarak, Kosova halkının çeşitliliğini yansıtır.
3. Mahkemelerin yapısı, ilgili mahkemenin yargı yetkisi bölgesinin etnik yapısını yansıtır. Kosova Yargı Kurulu atanma veya yeniden atama ile ilgili önerisini sunmadan önce, ilgili mahkeme ile istişare eder.
4. Yargıçlar, ağır suç işlemeleri veya görevini ağır şekilde ihlal etmeleri durumunda görevden alınabilirler.
5. Yargıçlar, görevden alınma kararı ile ilgili, doğrudan Kosova Yüksek Mahkemesine itirazda bulunabilirler.
6. Yargıçlar, yasalarla başka türlü öngörülmedikçe, yargının daha etkin işleyişi veya disiplin cezalarından dolayı, kendi iradesi dışında nakledilemezler.

Madde 105
Görev Süresi ve Yeniden Atanma

1. Yargıçların başlangıç görev süresi üç yıldır. Yeniden atanması durumunda, yasalara uygun şekilde görevden alınmadıkça, yasayla belirtildiği şekilde görev süresi emekliliğe kadar devam edecektir.
2. Bir yargıcın yeniden atanması kriter ve prosedürleri Kosova Yargı Kurulu tarafından belirlenir ve yargıçların görevden alınması için kullanılan kriterlerden kademeli olarak farklı olabilirler.

Madde 106
Bağdaşmazlık

1. Yargıç, devlet kurumlarında yargı görevi dışında başka bir görevde bulunamaz, siyasi etkinliklere katılamaz veya yaslarla yasaklanmış başka etkinliklere katılamaz.
2. Yargıçların, sahip oldukları bağımsızlık ve tarafsızlık rolü ilkeleri ile bağdaşmayan herhangi bir sorumluluk üstlenmeleri veya görev yürütmelerine izin verilmez.

Madde 107
Dokunulmazlık

1. Yargıçlar ve jüri üyelerinin, kendi görev ve sorumluluk alanlarıyla ilgili aldıkları karar, yaptıkları oylama, beyan ettikleri düşünce ve diğer fiillerle ilgili haklarında yasal kovuşturma başlatma, suç duyurusunda bulunma ve görevden alınmaya karşı dokunulmazlıkları vardır.

2. Yargıçlar ve jüri üyeleri, yasaları kasten ihlal ettiklerinde dokunulmazlıkları yoktur ve
görevden alınabilirler.

3. Bir (1) yargıç suçlandığında veya tutuklandığında, gecikmeden Kosova Yargı Kurulu bilgilendirilmelidir.

Madde 108
Kosova Yargı Kurulu

1. Kosova Yargı Kurulu yargı sisteminin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlar.

2. Kosova Yargı Kurulu işlevini yerine getirmede tamamen bağımsız bir kurumdur. Kosova Yargı Kurulu, Kosova’daki mahkemelerin bağımsız, profesyonel ve tarafsız olmalarını sağlar ve cinsiyet eşitliği ilkelerini gözeterek Kosova Cumhuriyetinin çok etnikli yapısını tamamen yansıtır. Konsey, yasalarla belirlendiği şekilde, temsilde geri kalmış topluluk üyelerine öncelik tanıyacaktır.

3. Kosova Yargı Kurulu mahkemelerdeki görevlere atanmak ve yeniden atanmak üzere adayları toplamak ve önermekle sorumludur. Kosova Yargı Kurulu aynı şekilde yargıçların nakli ve disiplin kurallarından de sorumludur.

4. Yargıç atamalarının önerilmesi, adayların liyakatlerine göre açık önerme usulüyle yapılmalı ve cinsiyet eşitliği ilkelerini gözeterek ilgili mahkemenin yargı yetki bölgesinin etnik yapısını yansıtır. Tüm adayların, yasalarla öngörülmüş kriterleri yerine getirmeleri gerekir.

5. Kosova Yargı Kurulu, yargı teftiş, yargı yönetimi, mahkemelere yönelik yasalara uygun kuralları belirleme, mahkeme yöneticilerini işe alma ve denetleme, yargı bütçesini hazırlama ve denetleme, her yargı bölgesi için gerekli yargıç sayısını belirleme ve yeni mahkemelerin kurulmasını tavsiye etmekle yükümlüdür. Yeni mahkemelerin kurulması yasalarla gerçekleşir.

6. Kosova Yargı Kurulu, mesleki yeterliliğe ve deneyime sahip on üç (13) üyeden oluşur.

Üyeler beş yıllık bir süre için atanır ve şu şekilde seçilir:

(1) Adaylardan beşi (5) yargı üyelerinden seçilmiş yurttaşlar olacaktır;

(2) Adaylardan dördünü (4), genel dağılım sırasında kazandıkları yerleri muhafaza edenlerden, Meclis üyeleri seçer. Dört (4) adaydan en az ikisi (2) yargıç, biri (1) de Kosova Barosu üyesi olmalıdır;

(3) Adaylardan ikisini (2), Kosova’daki Sırp topluluğuna ayrılmış ve güvenceye bağlanmış sandalyelere sahip olan Meclis üyeleri seçer. İki adaydan en azından biri yargıç olmalıdır;

(4) Adaylardan ikisini (2), Kosova’da çoğunluk olmayan diğer topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış sandalyelere sahip olan Meclis üyeleri seçer. İki adaydan en azından biri yargıç olmalıdır;

(5) Yargı Kurulu üyelik bağdaşmazlığı yasalarla düzenlenir.

7. Kosova Yargı Kurulu kendi üyelerinden, üç yıllığına kurul başkanı ve kurul başkan yardımcısını seçer. Bu görevlere seçilmiş olma, hiçbir şekilde Kurul Üyeliği görev süresini uzatmaz.

8. Kosova Yargı Kurulu Başkanı Kosova Meclisine, yılda en azından bir defa Yargı Sistemi ile ilgili seslenir.

9. Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklar için ayrılmış yargı görevlerine adaylar, Mecliste Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip Milletvekillerinin seçtiği Kurul üyeleri tarafından atanmaya önerilebilir. Söz konusu Kurul üyeleri gurubu, Kurulun bir birini izleyen iki oturumun sonunda ilgili yargı görevine adayını önermezlerse, o zaman Kurulun herhangi bir üyesi söz konusu yargı görevine aday önerme hakkına sahiptir.

10. Kosova’da Sırp topluluğunun nüfus çoğunluğunu oluşturduğu bir veya daha fazla belediyeyi kapsayan yargı yetkisi bölgeleri temel mahkemelerindeki yargı görevlerine, Mecliste, Kosova Cumhuriyeti Sırp topluluğuna ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip üyelerin birlikte ve oybirliği ile seçecekleri Kuruldan sadece ikişer (2) üye, atanmalar için önerilebilir. Bu iki üye Kosova Yargı Kurulunun birbirini izleyen iki oturumu süresince ilgili yargı görevine adaylarını önermezse, o zaman Kosova Yargı Kurulunun herhangi bir üyesi söz konusu yargı görevine aday önerme hakkına sahiptir.

Madde 109
Devlet Savcılığı

1. Devlet Savcılığı bağımsız, otoriteye sahip ve yasayla düzenlendiği şekilde ceza gerektiren suçla veya diğer fiillerle suçlanan kişilerin yasal kovuşturmalarını yürütmekle sorumlu kurumdur.

2. Devlet Savcılığı tarafız kurum olup, Anayasa ve yasalara göre çalışır.

3. Devlet Savcılığı örgütlenmesi, yetkileri ve görevleri yasayla düzenlenir.

4. Devlet Savcılığı, Kosova Cumhuriyetinin çok etnikli yapısını yansıtacak ve cinsiyet eşitliği ilkelerine saygı gösterecektir.

5. Savcının başlangıç görev süresi beş yıldır. Yeniden atanma durumunda görev süresi, yaslara uygun şekilde görevden alınmadıkça, yasalarla belirlendiği şekilde emekliliğe kadar daimi olacaktır.

6. Savcılar, işlediği ağır suçtan yargılandığında veya görevini ağır ihlalden dolayı görevinden alınabilir.

7. Devlet Başsavcısı, Kosova Savcılık Kurulunun önerisine dayanarak Kosova Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevinden alınır. Devlet Başsavcısının görev süresi yedi yıldır ve tekrar atanamaz.

Madde 110
Kosova Savcılık Kurulu

1. Kosova Savcılık Kurulu, işlevini yaslara uygun şekilde yapmada, tamamen bağımsız bir kurumdur. Kosova Savcılık Kurulu, Kosova’daki herkes için adalete eşit erişim sağlar. Kosova Savcılık Kurulu Devlet Savcısının bağımsız, profesyonel ve bağımsız olmasını sağlar ve Kosova’nın çok etnikli yapısını ve cinsiyet eşitliği ilkelerini yansıtır.

2. Kosova Savcılık Kurulu, yasalarla düzenlendiği şekilde savcıları toplar, önerir, terfi ettirir, nakleder, eğitir. Kurul, yaslarla belirlendiği şekilde temsilde yetersiz kalmış topluluk üyelerine öncelik tanıyacaktır. Tüm adayların, yasalarla belirlenen kriterleri yerine getirmeleri gerekir.

3. Savcı atamalarının önerilmesi, adayların liyakatlerine göre açık önerme usulüyle yapılmalı ve cinsiyet eşitliği ilkelerini gözeterek ilgili yargı yetki bölgesinin etnik yapısını yansıtır.

4. Kosova Savcılık Konseyinin oluşumu ve atama, görevden alma, görev süresi, yapısı ve muhakeme usulü yasayla düzenlenir.

Madde 111

Avukatlık

1. Avukatlık bağımsız bir meslektir ve yasalarla düzenlendiği şekilde hizmetler sunar.

2. Avukatlık görevini yapma yetkisini elde etme ve bu yetkinin geri alınması şekli yasalarla düzenlenir.

Kısım VIII
Anayasa Mahkemesi
Madde 112
Genel Esaslar

1. Anayasa Mahkemesi, Kosova Cumhuriyetinde Anayasa ve yasların Anayasa uygunluğunu yorumlanmasını yapan nihai otoritedir.

2. Anayasa Mahkemesi sorumluluklarını yerine getirmede tamamen bağımsızdır.

Madde 113
Yargı Yetkisi ve Yetkili Makamlar

1. Anayasa Mahkemesi, yasal şekilde sadece yetkili makamlarca açılmış davalar hakkında karar verir.

2. Kosova Meclisi, Kosova Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Halk Avukatı yetkili makamlar olup aşağıdaki davaları açabilir:

(1) Yasalar, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın kararları ve Hükümet kararlarının Anayasaya uygunluğu ile ilgili konular;

(2) Belediye Yönetmeliğinin Anayasayla uygunluğu.

3. Kosova Meclisi, Kosova Cumhurbaşkanı ve Hükümet aşağıdaki davaları açmaya yetkilidir:

(1) Kosova Meclisi, Kosova Cumhurbaşkanı ve Kosova Hükümeti arasında anayasal yetki çatışması;

(2) Önerilen halkoylamasının anayasal uygunluğu;

(3) Olağanüstü Hal ilanı ve Olağanüstü Hal süresince atılan adımların anayasal uygunluğu;

(4) Bu Anayasa hakkında verilen değişiklik önergelerinin, bu Anayasaya göre onaylanan bağlayıcı uluslararası anlaşmalara uygunluğu ve izlenen prosedürlerin anayasallığının gözden geçirilmesi;

(5) Meclis seçimleri süresince Anayasanın ihlali durumu.

4. Belediyeler, ilgili yasa veya karardan zarar görmeleri durumunda, belediye yetkilerine zarar veren veya gelirlerini azaltan yasa veya Hükümet kararlarının anayasallığına tartışma yetkisine sahiptir.

5. Kosova Meclisinin on (10) veya daha fazla üyesi, onaylandığı günden itibaren sekiz (8) gün içerisinde Kosova Meclisinde onaylanan her türlü yasa veya karara, içerik veya usul açısından itiraz edebilirler.

6. Kosova Cumhurbaşkanının ciddi yasa ihlali işlemesi durumunda, Kosova Meclisinin otuz (30) veya daha fazla üyesi, hakkında dava açma yetkisine sahiptirler.

7. Yasalarla belirlenen tüm yasal yollar tükendikten sonra bireyler, kamu otoriteleri tarafından kendi bireysel hak ve özgürlükler ihlal edildiğinde dava açma haklarına sahiptirler.

8. Mahkemeler, yargı süreci süresince görülen herhangi bir davada başvurulan bir yasanın Anayasayla uyuşmazlığı gündeme geldiyse ve itiraz edilen yasanın Anayasal uyuşmazlığı konusunda mahkeme emin olmadığı zaman ve ilgili mahkemenin kararı söz konusu yasanın Anayasal uygunluğuna bağlı ise, davayı Anayasa Mahkemesine gönderme hakkına sahiptirler.

9. Kosova Meclisi Başkanı, verilen anayasal değişiklik önergelerinin Mecliste onaylanmasından önce, bu Anayasanın II. Kısmında güvenceye bağlanmış hak ve özgürlükleri kısıtlamadığını belirlemek amacıyla önergeye başvurmalıdır.

10. Ek yasama yetkisi yasalarla düzenlenir.

Madde 114
Anayasa Mahkemesi Oluşumu ve Görev Süresi

1. Anayasa Mahkemesi, en az on yıl (10) mesleki deneyimi olan saygın hukukçu ve yüksek ahlaki değerlere sahip dokuz (9) yargıçtan oluşur. Diğer yeterlikler yasayla düzenlenir. Cinsiyet eşitliği ilkelerine uyulacaktır.

2. Yargıçlar, Meclisin önerisiyle, uzatma imkânı olmayan dokuz (9) yıl süreli göreve, Kosova Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar.

3. Yedi (7) yargıcın önerilmesi için gerekli olan karar, mevcut ve oy kullanabilen Meclis üyelerinin üçte ikisinin (2/3) oyuna bağlıdır. Geri kalan diğer iki (2) yargıcın önerilmesi kararı ise, Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip üye çoğunluğunun onayı sağlandıktan sonra, mevcut ve oy kullanabilen Meclis üyelerinin oy çoğunluğuyla alınır.

4. Normal görev süresi dolmadan yargıcın görevi biterse, yeni yargıç bu maddede öngörüldüğü şekilde, uzatma imkânı olmadan tam bir görev süresi için seçilir.

5. Anaysa Mahkemesi Başkanı ve Başkan yardımcısının seçimi, Anayasa Mahkemesi yargıçları tarafından gizli oylama ile üç yıllığına seçilir. Bu görevlere seçilme, yargıcın görev süresini uzatmaz.

Madde 115
Anayasa Mahkemesinin Örgütlenmesi

1. Anaysa Mahkemesi kendi iç örgütlenmesini, içtüzüğünü, karar alma süreçlerini ve diğer örgütlenme konularını, yasalara uygun şekilde kendisi belirler.

2. Anayasa Mahkemesi yıllık rapor yayımlar.

Madde 116
Kararların Yasal Etkisi

1. Anayasa Mahkemesi kararları, Kosova yargı kurumları, tüm bireyler ve kurumlar için bağlayıcı niteliktedir.

2. Tartışmalı fiil veya yasanın uygulanmasının tamiri olmayan zararlara neden olacağı düşünülürse, Anayasa Mahkemesinde süreç tamamlanmadan, Mahkeme tarafından karar alınıncaya kadar söz konusu fiil veya yasayı geçici olarak askıya alabilir.

3. Anayasa Mahkemesinin kararıyla başka türlü belirlenmedikçe, yasa, karar veya fiilin yürürlükten kaldırılması, Mahkeme kararı ilan edildiği günde yürürlüğe girer.

4. Anayasa Mahkemesi Kararları Resmi Gazetede ilan edilir.

Madde 117
Dokunulmazlık

Anayasa Mahkemesi yargıçlarının kendi görev ve sorumluluk alanlarıyla ilgili aldıkları karar, yaptıkları oylama, beyan ettikleri düşünce ve diğer fiillerle ilgili haklarında yasal kovuşturma başlatma, suç duyurusunda bulunma ve görevden alınmaya karşı dokunulmazlıkları vardır.

Madde 118
Görevden Alma

Anayasa Mahkemesi yargıçları, işledikleri ağır suçlardan ve görevini yerine getirmemekten dolayı, Anaysa Mahkemesi yargıçları üçte ikisinin (2/3) önerisiyle, Kosova Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınır.

Kısım IX
Ekonomik İlişkiler
Madde 119
Genel Esaslar

1. Kosova Cumhuriyeti, piyasa ekonomisi, ticari faaliyet özgürlüğü ve kamu ile özel mülkiyet güvenliği lehinde olan yasal ortamı sağlar.

2. Kosova Cumhuriyeti, yerli ve yabancı tüm yatırımcı ve işletmeler için eşit yasal haklar sağlar.

3. Açıkça yasalarla izin verilmedikçe, yerleşerek veya yetkin konumu kötüye kullanarak ya da rekabeti sınırlayan uygulamalarla serbest rekabeti sınırlamak yasaktır.

4. Kosova Cumhuriyeti, kalıcı ekonomik gelişimi teşvik ederek tüm yurttaşların refahına destek verir.

5. Piyasa, kamu çıkarlarını kendi kendine yeterli ölçüde koruyamadığı zaman Kosova Cumhuriyeti, piyasa düzenleme organlarını kuracaktır.

6. Yabancı yatırımcıların, yasalara uygun şekilde kâr ve yatırdıkları sermayeyi yurtdışına serbest çıkartmaları güvenceye bağlanmıştır.

7. Tüketicilerin yasalara uygun şekilde korunması güvenceye bağlanmıştır.

8. Herkes, yasalarla öngörülmüş tüm vergi ve diğer katkıları ödemekle görevlidir.

9. Kosova Cumhuriyeti, şirketlerin uzun vadeli değerini en yükseğe çıkartmak amacıyla, kamusal çıkarlara uygun şekilde kontrol ettiği her şirket üzerinde mülkiyet hakkını uygular.

10. Doğru tazmin şeklini belirlemesi gereken yasaya uygun şekilde, bu şirketlere, zorunlu kamu hizmetleri vergileri konabilir.

Madde 120
Kamu Maliyesi

1. Kamu harcamaları ve kamu gelirlerinin toplanması, hesap verme, etkililik, yararlılık ve şeffaflık ilkelerine dayanmalıdır.

2. Hükümetin her seviyesinde mali politikaların yönetimi, düşük enflasyon ve kalıcı ekonomik gelişme koşullarına ve istihdam yaratmaya uygun olmalı.

3. Kamu borçları yasayla düzenlenmeli ve ekonomik istikrar ile mali dayanıklılığa uygun olmalıdır.

Madde 121
Mülkiyet

1. Mülkiyet türleri yasayla düzenlenir.

2. Yabancı gerçek kişiler ve yabancı kuruluşlar taşınmaz mallarla ilgili, yaslarla veya uluslararası anlaşmalarla belirlenebilen makul koşullarda hak sağlayabilirler.

3. Yabancı gerçek kişiler ve yabancı kuruluşlar, doğal kaynaklar ve kamu mülkiyetli altyapı kaynaklarından yasalarla belirlenmiş makul koşullar altında, imtiyaz, yararlanma ve/veya değerlendirme hakkı sağlayabilirler.

Madde 122
Doğal Zenginlik ve Kaynakların Kullanımı

1. Kosova Cumhuriyeti Halkı, yaslara uygun makul koşullar altında Kosova Cumhuriyetinin doğal kaynaklarına sahip olabilir, ancak uluslararası anlaşmalarla ortaya çıkan sorumlulukları ihlal edemezler.

2. Yasayla Kosova Cumhuriyeti için yararlı oldukları belirlenen sular, hava sahası, maden zenginlikleri ve diğer zenginlikler ve de arazi, ormanlar, bitki örtüsü ve hayvan âlemi, doğanın diğer kısımları gibi doğal zenginlikler, taşınmazlar ve diğer kültürel, tarihi, ekonomik ve ekolojik zenginlikler, yaslara uygun özel korumaya sahiptirler.

3. Mülk sahiplerinin haklar ve Kosova Cumhuriyeti için ayrı öneme sahip zenginliklerden yararlanma haklarının kısıtlanması ve bunun gibi kısıtlamaların tazmini yasayla düzenlenir.

Kısım X
Yerel Yönetim ve Bölgesel Düzenleme
Madde 123
Genel Esaslar

1. Yerel özyönetim hakkı yasayla düzenlenir ve güvenceye bağlanır.

2. Yerel özyönetim, eşit, özgür ve doğrudan ve de gizli oylamayla yapılan genel seçimlerde seçilen temsil edici organlar tarafından uygulanır.

3. Yerel özyönetim organlarının etkinliği, Kosova Cumhuriyeti Anayasası ve yasaları esasına dayanır ve imzalayan ülke tarafından istendiği ölçüde Avrupa Yerel Özyönetim Anlaşmasını uygular. Kosova Cumhuriyeti Avrupa Yerel Özyönetim Anlaşmasını, imzalayan ülke tarafından talep edildiği ölçüde dikkate alır ve uygular.

4. Yerel özyönetim, çoğunluk olmayan toplulukların gereksinim ve özellikli kaygılarına özel özen göstererek kamu hizmeti sunmada iyi yönetim, şeffaflık, faydalılık, etkililik esasına dayanır.

Madde 124
Yerel Özyönetimin Organize Edilmesi ve İşleyişi

1. Kosova Cumhuriyetinde yerel özyönetim temel birimi belediyedir. Belediyeler, ileri derecede yerel özyönetim hakkına sahiptirler ve belediye organlarının karar alma süreçlerine tüm yurttaşların etkin katılımını yüreklendirir ve sağlar.

2. Belediyelerin kurulması, sınırları, yetkileri, örgütlenme şekli ve işleyişleri yasayla düzenlenir.

3. Belediyelerin genişletilmiş ve yaslara göre devredilmiş öz yetkileri vardır. Yetkileri devreden devlet otoritesi, devretme giderlerini karşılar.

4. Belediyelerin, yasalara uygun şekilde belediyeler arası ve sınırla arası işbirliği hakları vardır.

5. Belediyelerin, yasalara uygun şekilde kendi gelirlerini kararlaştırma, belirleme, toplama ve harcamaya ve de merkezi Hükümetten fonlar sağlamaya hakkı vardır.

6. Belediyelerin, Anayasa ve yasalara uyma ve yargı kararlarını uygulama zorunlulukları vardır.

7. Kendi yetki alanlarıyla ilgili belediye kararlarının merkezi otoriteler tarafından idari gözden geçirilmesi, Kosova Cumhuriyeti Anayasası ve yasalara uygunluğun sağlanması ile sınırlıdır.

Kısım XI
Güvenlik Sektörü
Madde 125
Genel Esaslar

1. Kosova Cumhuriyetinin, yasaları uygulama, güvenlik, hukuk, kamu güvenliği, haber alma, sivil acil durum organları ve kendi sınırlarının kontrolü hakkı vardır.

2. Kosova Cumhuriyeti güvenlik kurumları, kamu güvenliğini ve herkesin haklarını korurlar. Kurumlar tam bir şeffaflık ve uluslararası olarak kabul edilen demokratik standartlar ve insan haklarına uygun şekilde görev yaparlar. Güvenlik kurumları, Kosova Cumhuriyetinin etnik çeşitliliğini yansıtmalıdırlar.

3. Kosova Cumhuriyeti, uygulanabilir olan tüm uluslararası anlaşmalara ve ilgili uluslararası yasalara tamamen uyar ve uluslararası güvenlik organları ile bölge muadilleriyle işbirliği yapar.

4. Güvenlik kurumlarının sivil ve demokratik denetimi güvenceye bağlanmıştır.

5. Kosova Cumhuriyeti Meclisi, yasalarla düzenlendiği şekilde, güvenlik kurumlarının bütçesini ve politikalarını denetler.

Madde 126
Kosova Güvenlik Kuvvetleri

1. Kosova Güvenlik Kuvvetleri, Kosova Cumhuriyetinin ulusal güvenlik kuvvetidir ve kendi mensuplarını uluslararası sorumluluklarına tamamen uygun şekilde yurtdışına gönderebilir.

2. Kosova Güvenlik Güçleri, yasalarla belirlenen yetkiler esasınca Kosova Cumhuriyeti yurttaşlarını ve topluluklarını korur.

3. Kosova Cumhurbaşkanı, demokratik şekilde seçilmiş sivil otoritenin her zaman kontrolüne tabi olan Kosova Güvenlik Kuvvetlerinin Başkomutanıdır.

4. Kosova Güvenlik Kuvvetleri profesyoneldir, Kosova Cumhuriyeti halkının etnik çeşitliliğini yansıtır ve Kosova Cumhuriyeti vatandaşları göreve alınır.

5. Kosova Güvenlik Kuvvetleri Komutanını, Hükümetin önerisi üzerine Kosova Cumhurbaşkanı atar. Kosova Güvenlik Güçlerinin iç örgütlenmesi yasayla düzenlenir.

Madde 127
Kosova Güvenlik Kurulu

1. Kosova Cumhuriyeti Güvenlik Kurulu, Kosova Cumhurbaşkanı ve Hükümetle işbirliği içerisinde, Kosova Güvenlik Stratejisini hazırlar. Kosova Güvenlik Kurulunun, Kosova Cumhuriyeti güvenliği ile ilgili tüm konularda danışmalık rolü de vardır.

2. Kosova Cumhuriyeti Güvenlik Kuruluna, Anayasayla öngörüldüğü gibi Olağanüstü Haller dışında, Hükümetin desteği ile Başbakan başkanlık eder.

3. Kosova Cumhurbaşkanı, Kosova Güvenlik kurulu ile toplantı talep edebilir ve Kurul, kendi çalışmalarını Cumhurbaşkanıyla yakın bir koordinasyon çerçevesinde yapmakla yükümlüdür. Kosova Güvenlik Kurulu uluslararası otoritelerle sıkı işbirliği yapacaktır.

4. Kosova Güvenlik Kurulu üyeleri yasayla belirlenen şekilde atanır ve görevden alınır.

Madde 128
Kosova Polisi

1. Kosova Cumhuriyeti Polisi, Kosova Cumhuriyetinin tamamında kamu düzeni ve güvenliğini korumakla sorumludur.

2. Kosova Cumhuriyeti Polisi profesyoneldir ve Kosova Cumhuriyeti halkının etnik çeşitliliğini yansıtır.

3. Kosova Cumhuriyeti Polis Genel Müdürünü, Hükümetin önerisi ve yasalara uygun şekilde Başbakan atar. Kosova Polisinin iç örgütlenmesi yasayla düzenlenir.

4. Kosova Cumhuriyeti Polisinin, görev sahası belediye sınırlarıyla aynı olan polis istasyonları aracılığıyla Kosova Cumhuriyetinin tamamı üzerine yayılan tümleşik komuta zinciri vardır. Kosova Polisi, yasayla düzenlendiği şekilde kuracağı Yerel Konseyler aracılığıyla, belediye organları ve birlik yöneticileriyle işbirliğini kolaylaştıracaktır. Belli bir belediyedeki polisin yapısı, mümkün olduğu en ileri seviyede belediye halkı etnik yapısını yansıtmalıdır.

5. Kosova Cumhuriyeti Polisi, yerli ve uluslararası otoritelerle doğrudan işbirliği içerisinde, sınırı kontrol etmekle sorumludur.

Madde 129
Kosova Haber Alma Teşkilatı

1. Kosova Haber Alma Teşkilatı, Kosova Cumhuriyeti güvenliğine karşı tehditleri açığa çıkarır, araştırı ve denetler.

2. Kosova Haber Alma Teşkilatı profesyonel, siyasi anlamda tarafsız, çok etniklidir ve yasayla belirlenen şekilde Meclisin denetimine tabidir.

3. Hükümetle danıştıktan sonra Kosova Cumhurbaşkanı ve Başbakan birlikte, Kosova Haber Alma Teşkilatının Müdür, Müdür Yardımcısı ve Başmüfettişini atarlar. Yeterlikler ve görev süresi yasayla düzenlenir.

4. Kosova Cumhurbaşkanı ve Başbakan istihbaratla ilgili aynı haberleri alırlar.

Madde 130
Sivil Havacılık İdaresi

1. Kosova Cumhuriyeti Sivil Havacılık İdaresi, Kosova Cumhuriyeti sivil havacılık işlerini düzenler ve yasayla belirlendiği şekilde uçuş seferleri hizmetleri verir.

2. Sivil Havacılık İdaresi, yasayla belirlendiği şekilde ilgili uluslararası ve yerli otoritelerle tam işbirliği yapar.

Madde 131
Olağanüstü Hal

1. Cumhurbaşkanı, aşağıdaki durumlarda Olağanüstü Hal ilan edebilir:

(1) Savunmayla ilgili acil önlemlerin alınması gerektiğinde;
(2) Anayasal düzen ve kamu güvenliğine karşı iç tehlike belirdiğinde;
(3) Kosova Cumhuriyetinin tamamını veya bir kısmını etkisi altına alan doğal afetler meydana geldiğinde.

2. Olağanüstü Hal süresince Kosova Cumhuriyeti Anayasası askıya alınmaz. Güvenceye bağlanmış hak ve özgürlükler, tamamen bu Anayasaya uygun şekilde mümkün olduğunca en kısa süre için ve yalnız gerekli olan seviyeye kadar kısıtlanır. Olağanüstü Hal süresince Meclis ve Belediye seçimleri yasaları değiştirilemez. Olağanüstü Hal süresince kamu kuruluşlarının çalışma düzeni yasayla düzenlenir, ancak bu maddenin hükümlerine aykırı olmayacaktır.

3. Savunmayla ilgili acil önlemlerin alınması gereksinimi belirdiğinde, Başbakanla istişare ettikten sonra Kosova Cumhurbaşkanı, Olağanüstü Hal ilan eder. Olağanüstü Hal ilanından hemen sonra Kosova Cumhurbaşkanı, tehdidin yapısını ve her çeşit hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını belirleyen bir karar yayımlar. Kırk sekiz (48) saat içerisinde Meclis, mevcut ve oy kullanan üyelerin üçte ikisinin (2/3) oyuyla kararı onaylar. Onay verilmezse Cumhurbaşkanı kararının gücü ve etkisi yoktur.

4. Eğer Kosova Cumhuriyeti anayasal düzeni ve kamu güvenliğine karşı tehlike belirmiş veya Kosova Cumhuriyetinin tamamı veya bir kısmını kaplayan doğal afet meydana gelmişse, Başbakanla istişare ederek Kosova Cumhurbaşkanı, Olağanüstü Hal ilan edebilir. Olağanüstü Hal ilanından hemen sonra Kosova Cumhurbaşkanı, acil durumun yapısını ve her çeşit hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını belirleyen bir karar yayımlar. Kırk sekiz (48) saat içerisinde Meclis, mevcut ve oy kullanan üyelerin oy çoğunluğuyla kararı onaylar. Onay verilmezse Cumhurbaşkanı kararının gücü ve etkisi yoktur.

5. Olağanüstü Hal, tehlike devam ettiği sürece devam eder ve altmış (60) günden daha uzun bir süre devam edemez. Mecliste mevcut ve oy kullanabilen üyelerin oy çoğunluğuyla, gerekli olması durumunda Olağanüstü Hal, otuzar (30) günlük dönemler Halide uzatılabilir; ancak uzatma, toplam doksan (90) günü geçemez.

6. Meclis, gerekli olduğu durumlarda Olağanüstü Hal süresi ve derecesi ile ilgili sınırlama kararları verebilir. Cumhurbaşkanı, Kosova’ya yönelik tehlikenin olağanüstü yapıya sahip olduğu sonucuna vardığı zaman, Olağanüstü Halin yüz elli (150) günden uzun sürmesine, ancak Meclis üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) oyuyla karar verilebilir.

7. Kosova Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Meclisle istişare ettikten sonra, Olağanüstü Halin geçilmesine yardım etmeleri için, Kosova Güvenlik Kuvvetlerinin seferberliğini emredebilir.

8. Kosova Cumhuriyeti Güvenlik Kurulu, sadece Olağanüstü Hal süresince ve özellikle Olağanüstü Hal ile ilgili sınırlı kalan görevlerde, yürütme görevi yapabilir. Olağanüstü Hal süresince Kosova Cumhuriyeti Güvenlik Kurulu, yasayla düzenlendiği şekilde Kosova Cumhurbaşkanı tarafından yönetilecektir. Olağanüstü Hal süresince Kosova Cumhuriyeti Güvenlik Kurulu, Hükümet, Meclis ve diğer uluslararası otoritelerle yakın işbirliği içerisinde olacaktır.

9. Olağanüstü Halin sonucu olarak getirilen sınırlamalardan ortaya çıkan zarar alanları ve tazmini ilkeleri yasayla belirlenir.

10. Kısım XII
Bağımsız Kuruluşlar
Madde 132
Halk Avukatının Rolü ve Yetkileri

1. Halk Avukatı, kamu otoritelerinin yasal olmayan ve kuraldışı fiillerinden veya fiilsizliklerinden bireylerin hak ve özgürlüklerini denetler ve korur.

2. Halk Avukatı, görevini yerine getirmede bağımsızdır ve Kosova Cumhuriyeti yetkili organlarının, kurumların veya otoritelerin tavsiye ve müdahalelerini kabul etmez.

3. Kosova Cumhuriyetinde yasal yetkiye sahip tüm diğer organ, kurum veya otoriteler, Halk Avukatının taleplerine cevap vermekle ve yasalara uygun şekilde istenen tüm belge ve bilgileri sunmakla yükümlüdür.

Madde 133
Halk Avukatlığı Makamı

1. Halk Avukatlığı Makamı bağımsızdır ve yaslara uygun şekilde kendi yöneticisini ve bütçesini önerir.

2. Halk Avukatının bir (1) veya daha çok yardımcısı vardır. Görevli sayısı ve onların seçilme şekli, Halk Avukatı yasasıyla düzenlenir. Halk Avukatı yardımcılarından en az biri (1), Kosova’da çoğunluk olmayan topluluk mensubudur.

Madde 134
Halk Avukatının Yeterliliği, Seçimi ve Görevden Alınması

1. Halk Avukatı, Kosova Meclisi üye tam sayısının oy çoğunluğuyla, yeniden seçilme imkânı olmaksızın, beş (5) yıllık görev süresiyle seçilir.

2. Halk Avukatlığına, yükseköğrenimi tamamlamış, yüksek ahlaki niteliklere sahip, insan hakları alanında ileri deneyim ve bilgisi olan her Kosova Cumhuriyeti vatandaşının seçilme hakkı vardır.

3. Halk Avukat ve yardımcıları, hiçbir siyasi partini üyesi olamaz; siyasi ve kamu veya özel sektörde mesleki faaliyetlerde bulunamaz; sivil, ekonomik ve ticari kuruluşların yönetim organlarında yer alamaz.

4. Halk Avukatının, Halk Avukatı yetki alanıyla ilgili fiil veya kararlardan dolayı yasal kovuşturma, suç duyurusu veya görevden alınmaya karşı dokunulmazlığı vardır.

5. Halk Avukatı, Meclis üye tam sayısı üçte birinden (1/3) çok üyenin talebiyle ve üye tam sayısı üçte ikisinin (2/3) oyuyla görevden alınabilir.

Madde 135
Halk Avukatının Rapor Sunması

1. Halk Avukatı, Kosova Cumhuriyeti Meclisine yıllık rapor sunar.

2. Meclisin talebi üzerine Halk Avukatı, Meclise dönemsel ve başka raporlar sunmalıdır. Halk Avukatının talebi üzerine, Meclisin kendisini dinlemesine izin verilir.

3. Kamu yönetimi ve diğer devlet organları tarafından insan hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini fark etmesi durumunda Halk Avukatı, tavsiyede bulunma ve önlemler önerme hakkına sahiptir.

4. Halk Avukatı, bu Anayasanın hükümlerine uygun şekilde, davaları Anayasa Mahkemesine gönderme hakkına sahiptir.

Madde 136
Kosova Genel Denetçisi

1. Kosova cumhuriyeti Genel Denetçisi, en üst ekonomik ve mali denetim kurumudur.

2. Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisinin örgütlenmesi, çalışması ve yetkileri, Anayasa ve yasalarla belirlenir.

3. Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisi, Kosova Cumhurbaşkanının tavsiyesiyle, Meclis üye tam sayısı oy çoğunluğuyla seçilir.

4. Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisi, Kosova Cumhurbaşkanının tavsiyesi veya Kosova Cumhuriyeti Meclis üyeleri üçte birinin (1/3) girişimi sonucu, Meclis üye tam sayısı üçte ikisinin (2/3) oyuyla görevden alınır.

5. Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisinin görev süresi, yalnız bir kez daha seçilebilme hakkıyla, beş (5) yıldır.

Madde 137
Kosova Genel Denetçisinin Yetkileri

Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisi şunları denetler:

(1) Kamu kuruluşları ve diğer tüzel kişiliklerin iktisadi faaliyetlerini;

(2) Merkezi ve yerel yönetim organları tarafından kamusal fonların kullanımı ve korunması; (3) Hisselerinin bir kısmının sahibi devletin olduğu veya kredi borcu ve yükümlülüklerini devletçe güvenceye bağlanan kamu şirketlerinin ve diğer tüzel kişiliklerin iktisadi faaliyetlerini;

Madde 138
Kosova Genel Denetçisinin Rapor Sunması

1. 1.Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisi Meclise:

(1) Devlet Bütçesinin uygulanması raporunu;
(2) Meclis tarafından onaylanmadan önce, Hükümetin bir önceki mali yıla ait harcamalarla ilgili sunduğu rapor hakkında görüşlerini;
(3) Meclis tarafından her istendiğinde, denetçilerin denetim sonuçlarıyla ilgili bilgileri sunar.

2. Kosova Cumhuriyeti Genel Denetçisi yıllık çalışma raporunu Meclise sunar.

Madde 139
Merkez Seçim Komisyonu

1. Merkez Seçim Komisyonu, seçim ve halkoylaması süreçlerini hazırlama, denetleme, yürütme ve doğrulama ve bu süreçlerin sonuçlarını ilan etme işlerini yapan daimi organdır.

2. Komisyon on bir (11) üyeden oluşur.

3. Merkez Seçim Komisyonu Başkanını, Yüksek Mahkeme yargıçlarından ve temyiz yargı yetkisi olan mahkeme yargıçlarından, Kosova Cumhurbaşkanı atar.

4. Altı (6) adayın atanması, Mecliste ayrılmış yerlere sahip olma hakkı olmayan ve Mecliste en çok temsilcisi olan altı parlamento grubu üyelerinden yapılır. Mecliste daha az sayıda grup temsil ediliyorsa, en büyük grup veya gruplar ek üye atayabilirler. Mecliste Kosovalı Sırplara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip olanlardan bir (1) üye ve Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip olanlardan üç (3) üye atanır.

Madde 140
Kosova Merkez Bankası

1. Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankası bağımsız bir kuruluş olup, yalnız Kosova Meclisine karşı sorumludur.

2. Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankası yetki ve otoritesini, yalnız Anayasa ve uygulanabilir diğer yasal araçlara uygun şekilde kullanır.

3. Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı, aynı zamanda İcra Kurulu Başkanlı görevini de yapar.

4. Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankası yönetilmesi ve Kosova Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyelerinin seçimi ve atanması, onun bağımsızlığını ve özerkliğini sağlayacak yasayla düzenlenir.

Madde 141
Bağımsız Medya Komisyonu

1. Bağımsız Medya Komisyonu, Kosova Cumhuriyetinde yayın bandı frekanslarını düzenleyen, kamu ve özel yayıncıların lisansını veren, yayın politikalarını belirleyip uygulayan ve yasalarla belirlenmiş diğer yetkileri uygulayan bağımsız bir organdır.

2. Bağımsız Medya Komisyonu üyeleri, yaslara uygun şekilde şeffaf bir süreçle seçilir.

Madde 142
Bağımsız Ajanslar (İdareler)

1. Kosova Cumhuriyeti bağımsız ajansları, bunların kuruluşunu, çalışma şeklini ve yetkilerini düzenleyen ilgili yaslara göre, Meclis tarafından kurulan kuruluşlardır. Bağımsız ajanslar, Kosova Cumhuriyetindeki tüm organ veya otoritelerden bağımsız olarak kendi görevlerini yerine getirirler.

2. Bağımsız ajansların, bağımsız bir şekilde yaslara uygun yönetilen kendi bütçeleri vardır.

3. Bağımsız ajanslar yasalara uygun şekilde yasal yetkilerini uygularken, Kosova Cumhuriyetinde yasal yetkiye sahip her kurum veya otorite, bunlarla işbirliği yapma ve bunların taleplerine cevap vermekle yükümlüdürler.

Kısım XIII
Nihai Hükümler
Madde 143
Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması

Bu Anayasanın diğer hükümlerinden bağımsız olarak:

1. Kosova Cumhuriyetindeki tüm otoriteler, 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Önerisine Anlaşmasına göre Kosova Cumhuriyeti yükümlülüklerine uygun şekilde hareket ederler. İlgili kurumlar söz konusu sorumlulukların yerine getirilmesi için gerekli olan tüm faaliyetleri yapacaklardır.

2. 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Önerisi Anlaşması hükümlerinin Kosova’daki tüm yasal hükümlere göre üstünlüğü vardır.

3. Kosova Cumhuriyeti Anayasası, yasları ve diğer yasal hükümleri 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşmasına uygun şekilde yorumlanır. Kosova Cumhuriyeti Anayasası, yasaları ve yasal hükümleri ile Anlaşma hükümleri arasında bağdaşmazlık olması durumunda, Anlaşmanın üstünlüğü olacaktır.

Madde 144
Değişiklikler

1. Meclis içtüzüğüne göre Hükümet, Cumhurbaşkanı veya Meclis üyelerinin dörtte biri (1/4) tarafından bu Anayasayla ilgili değişiklik ve düzeltme önergesi verebilirler.

2. Her değişiklik için, Kosova Cumhuriyetinde çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip olanların üçte ikisi (2/3) dâhil, Meclis üye tam sayısının üçte ikilik (2/3) çoğunluğu gerekli olacaktır.

3. Anayasa değişikliği, Meclis Başkanının ilgili değişiklik önergesinin, önceden bu Anayasanın II. Kısmında belirlenen herhangi bir hak veya özgürlüğün kısıtlamadığını değerlendirmek üzere Anaysa Mahkemesine gönderilmiş olması durumunda, oylanabilir.

4. Anayasa değişiklikleri, Kosova Cumhuriyeti Meclisinde onaylandıktan hemen sonra yürürlüğe girer.

Madde 145
Uluslararası Anlaşmaların ve Yürürlükteki Yasaların Sürekliliği

1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği gün yürürlükte olan uluslararası anlaşmalar ve uluslararası işbirliği ile ilgili diğer hükümler, söz konu anlaşma ve hükümlerin tekrar müzakere edildiği, anlaşma veya hüküm koşullarıyla geri çekildiği veya ilgili anlaşma veya hükmün kapsadığı alanla ilgili ve bu Anayasaya uygun şekilde onaylanan yeni uluslararası anlaşma veya hükümlerle yeri değiştirilinceye kadar yürürlükte kalmaya devam edeceklerdir.

2. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği gün yürürlükte olan mevcut yasalar, bu Anayasaya göre yürürlükten kaldırıldığı, yerine başkasının getirildiği veya değiştirildiği zaman kadar, bu Anayasaya uyduğu ölçüde uygulanacaktır.

Kısım XIV
Geçici Hükümler
Madde 146
Uluslararası Sivil Temsilci

1. 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması uyarınca görevlendirilen Uluslararası Sivil Temsilci ve diğer kurum ile kuruluşların, yasal yeterlik, imtiyaz ve dokunulmazlıkları da dâhil olmak üzere, görev süreleri ve yetkileri Geniş Kapsamlı Anlaşmayla belirlenmiştir.

2. Kosova’daki tüm otoriteler, 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması uyarınca görevlendirilen Uluslararası Sivil Temsilci ve diğer kurum ile kuruluşlarla sıkı işbirliği yaparak onların karara ve hükümlerine yasal güç sunarlar.

Madde 147
Uluslararası Sivil Temsilcinin Nihai Otoritesi

Bu Anayasa hükümlerinden bağımsız olarak Uluslararası Sivil Temsilci, 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması uyarınca Geniş Kapsamlı Anlaşmadaki sivil meseleleri yorumlamada nihai otoritedir. Kosova Cumhuriyetinin hiçbir otoritesinin, 146. maddede ve bu maddede belirlenen görev süresi, yetki ve yükümlülükleri gözden geçirme veya azaltmak için yargı yetkisi yoktur.

Madde 148
Kosova Meclisi ile İlgili Geçici Hükümler

1. İlk iki seçim döneminde Kosova Cumhuriyeti Meclisinde, Kosova’da çoğunluk olmayan toplulukların temsili için yirmi sandalye ayrılacak ve dağılımı şu şekilde olacaktır: Sırp topluluğunu temsil ettiklerini beyan eden parti, koalisyon, yurttaş hareket ve bağımsız adaylara, on (10) sandalye ve diğer topluluklara ayrılan diğer on (10) sandalyenin dağılımı şöyle olacak: Rom topluluğu bir (1) sandalye; Aşkali topluluğu (1) sandalye; Mısırlı topluluğu (1) sandalye ve Rom, Aşkali ile Mısırlı topluluklarından en çok oyu alana artı bir (1) sandalye; Boşnak topluluğu üç (3) sandalye; Türk topluluğu iki (2) sandalye ve Goralı topluluğu bir (1) sandalye. Seçimlerde kazanılan her sandalye, Kosovalı Sırp topluluğuna ve diğer topluluklara ayrılan onar (10) sandalyelere ilave olacaktır.

2. Bu Anayasa yürürlüğe girdiği andan Meclisin görev süresi en az iki yıl sürmesi halinde, bu maddenin 1. fıkrasından bağımsız olarak, Meclisin ilk seçim dönemi sayılacaktır.

Madde 149
Başlangıçta Yaşamsal Öneme Sahip Yasaların Onaylanması

Bu Anayasanın 81. maddesi hükümlerinden bağımsız olarak, söz konusu maddede sıralanan Yaşamsal Öneme Sahip Yasalar, başlangıçta Mecliste mevcut ve oy kullanabilen üyelerin oy çoğunluğuyla onaylanacaktır.

Madde 150
Yargıç ve Savcıların Atanma Süreci

1. Kosova genelinde tüm yargıç ve savcı adaylarının, yasayla belirlenen emeklilik yaşına kadar atanmalarının uygunluğunu kapsayan görüşülmesi, 2008/2 sayılı Genelgeye uygun şekilde devam edecektir ve UNMIK’in görev süresinin bitmesi veya bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden etkilenmeyecektir.

2. Genel Sekreter Özel Temsilcisi tarafından yargıç ve savcılık görevine atanan veya yeniden atanan başarılı adaylar, yargıda atama sürecinin bir parçası olarak, görev süreleri tamamlanıncaya kadar veya yasalara uygun şekilde görevlerine son verilinceye kadar, atandıkları makamlarda hizmet etmeye devam edeceklerdir.

3. Bağımsız Yargı ve Savcılık Komisyonu, yargıç ve savcıların atanmaları ve yeniden atanmaları için Kosova Cumhurbaşkanına önerilmek üzere, atanacak veya yeniden atanacak yargıç ve savcı adaylarıyla ilgili tavsiyelerini, nihai yargı yetkisine sahip Kosova Yargı Kuruluna yazılı olarak bildirir.

4. Kosova Yargı Kurulunun önerisine göre Kosova Cumhurbaşkanı tarafından yargıç ve savcılık görevine atanan veya yeniden atanan başarılı adaylar, yargıda atama sürecinin bir parçası olarak, görev süreleri tamamlanıncaya kadar veya yasalara uygun şekilde görevlerine son verilinceye kadar, atandıkları makamlarda hizmet etmeye devam edeceklerdir.

5. Bu Anayasanın 81. madde hükümlerinden bağımsız olarak, bu maddeyle belirlendiği şekilde atama sürecini başarılı şekilde geçen yargıç ve savcıların ve bu maddeye göre atanmadan önce iki yıl süreyle görev yapanların görev süreleri, yasaya uygun şekilde görevden alınmadıkça, yasayla belirlendiği şekilde emeklilik yaşına kadar devam edecektir.

Madde 151
Kosova Yargı Kurulunun Geçici Oluşumu

Kosova Yargı Kurulu oluşumu, 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşmasının uygulanmasının uluslararası denetiminin sonuna kadar şöyle olacaktır:

1. Bağımsız Yargı ve Savcılık Komisyonunun beş (5) üyesi, 2008/2 sayılı Genelgeye uygun şekilde atama sürecinin birinci ve ikinci safhalarının bir parçası olarak Bağımsız Yargı ve Savcılık Komisyonu tarafından doğrulanan Kosovalı üyelerdir. Bu beş (5) üyeden kurayla seçilmiş bir (1) yargıç ve bir (1) savcı, görev sürelerinin olağan bitimine kadar Kosova Yargı Konseyinde görev yapacaklar ki görev süreleri tamamlanınca, Bağımsız Yargı ve Savcılık Komisyonunun doğruladığı ve yargı ve savcılık hizmetlerinin, mümkün olan en iyi şekilde temsilini sağlamak amacıyla uyulan yöntemlerle meslektaşları tarafından seçilen bir (1) yargıç ve bir (1) savcı ile yerleri doldurulur. Bağımsız Yargı ve Savcılık Komisyonunun Kosovalı üyelerinden geriye kalan iki (2) yargıç ve bir (1) savcı, görev sürelerinin olağan bitiminde Kosova Yargı Kurulunda bir yıl sürecek tamamlayıcı görev süresince hizmet vereceklerdir ki süreleri tamamlandığında, Bağımsız Yargı ve Savcılık Komisyonundan meslektaşlarının tabi tutuldukları aynı prosedürle yerleri doldurulacaktır. Savcı atama, disiplin ve görevden alma meseleleriyle ilgili bir yetkili oluşumun kurulması halinde, Kosova Yargı Kurulunun geri kalan tüm üyeleri yargıç olacaklardır.

2. Meclisteki yerlerin genel dağılımı sırasında kazanılan yerlere sahip temsilciler tarafından seçilen dört (4) üyeden ikisi (2), Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası misyonunun tavsiyesi uyarınca, uluslararası görevlilerden Uluslararası Sivil Temsilci tarafından seçilen üyeler dışında, Kurulun kalan sekiz (8) üyesi, bu Anayasayla belirlenen şekilde, Kosova Meclisi tarafından seçilir. Uluslararası üyelerden biri yargıç olmalıdır.

Madde 152
Anayasa Mahkemesinin Geçici Oluşumu

Anayasa Mahkemesinin oluşumu, 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşmasının uygulanmasının uluslararası denetiminin sonuna kadar şöyle olacaktır:

1. Dokuz (6) yargıçtan altısı (6), Meclisin tavsiyesi uyarınca Kosova Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

2. Altı (6) yargıçtan ikisi (2), tekrar seçilme imkânı olmaksızın, üç yıllık süreyle görev yapacaklar; ikisi (2) de tekrar seçilme imkânı olmaksızın, dokuz yıllık süreyle görev yapacaklar. Yargıçların görev süreleri, atanmalarından hemen sonra Kosova Cumhurbaşkanı tarafından kurayla belirlenecek.

3. Altı (6) yargıçtan dördü (4), Mecliste mevcut ve oy kullanabilen üyelerin üçte ikisinin (2/3) oyuyla seçilir. İki (2) üye, Kosova’da çoğunluk olmayan topluluklara ayrılmış ve güvenceye bağlanmış yerlere sahip üyelerin onayından sonra, Meclis üyelerinin oy çoğunluğuyla seçilir.

4. Üç (3) uluslararası yargıç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı ile istişare edildikten sonra Uluslararası Sivil Temsilci tarafından atanır. Bu üç (3) yargıç, Kosova veya komşu bir ülkenin yargıçları olmayacaktı.

5. Uluslararası yargıçların görev sürelerinin tamamlanmasını Uluslararası Sivil Temsilci belirleyecek ve yargıçlar Anayasayla öngörüldüğü şekilde değiştirilecektir.

Madde 153
Uluslararası Askeri Mevcudiyet

Uluslararası Askeri Mevcudiyetin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1244 sayılı Kararı ve 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması da dâhil olmak üzere, ilgili uluslararası kararlarla belirlenmiş görev süresi ve yetkileri vardır. 26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması uyarınca Uluslararası Askeri Mevcudiyetin yönetimi, söz konusu anlaşmadaki Uluslararası Askeri Mevcudiyetin görev bölgesi ile ilgili meselelerin yorumlanmasında nihai otoritedir. Kosova Cumhuriyetinin hiçbir otoritesinin, bu maddede zikredilen görev süresi, yetki ve yükümlülükleri gözden geçirme veya azaltmak için yargı yetkisi yoktur.

Madde 154
Kosova Savunma Birlikleri

Kosova Savunma Birlikleri, bu Anaysa yürürlüğe girdiği tarihten, bir yıl içerisinde dağılacaktır.

Dağılıncaya kadar Uluslararası Askeri Mevcudiyet, Uluslararası Sivil Temsilci ve Kosova Cumhuriyeti ile istişare ederek Kosova Savunma Birlikleri üzerinde yürütme yetkisine sahip olacak ve dağılma hızı hakkında karar verecektir.

Madde 155
Vatandaşlık

1. Bu Anayasanın onaylandığı tarihte Kosova’nın yasal mukimi olan herkes, Kosova Cumhuriyeti vatandaşlığı hakkına sahiptir.

2. Kosova Cumhuriyeti, mevcut ikametgâhı ve vatandaşlığı ne olursa olsun, 1 Ocak 1998 yılına kadar Kosova’da yasal olarak ikamet etmiş tüm eksi Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti vatandaşlarına ve birinci dereceden haleflerine, Kosova Cumhuriyeti vatandaşlık hakkını tanımaktadır.

Madde 156
Mülteci ve İçgöçte Olan Kişiler

Kosova Cumhuriyeti, mülteci ve içgöçte olanların güvenli ve onurlu dönüşlerini destekler ve kolaylaştırır ve onların kendi mülk ve varlıklarına dönmelerine yardımcı olur.

Madde 157
Kosova Genel Denetçisi

26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşmasının uygulanmasının uluslararası denetiminin sonuna kadar Kosova’nın Genel Denetçisi, Uluslararası Sivil Temsilcinin atayacağı uluslararası bir yetkili olacaktır.

Madde 158
Merkezi Bankacılık İdaresi

26 Mart 2007 tarihli Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşmasının uygulanmasının uluslararası denetiminin sonuna kadar Kosova Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı, Uluslararası Sivil Temsilcinin onayı alındıktan sonra Kosova Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

Madde 159
Mülkler ve Kamu Mülkiyetli Şirketler

1. Bu Anayasa yürürlüğe girmeden önce, tamamen veya kısmen kamu mülkiyetli olan şirketler, yasalara uygun şekilde özelleştirilecektir.

2. Kosova’da kamu mülkiyeti, mülk ve şirketler üzerindeki çıkarlar, Kosova Cumhuriyeti mülkiyetinde olacaktır.

Madde 160
Kamu Mülkiyetli Şirketler

1. Kosova Cumhuriyetinde kamu mülkiyetli tüm şirketler, Kosova Cumhuriyeti mülkiyetinde olacaktır. Mülkiyet haklarıyla ilgili tüm yükümlülükler, Kosova Cumhuriyetinin yükümlülükleri olacaktır. Kosova Hükümeti, Kamu Mülkiyetli Şirketleri yasayla düzenlendiği şekilde özelleştirebilir, imtiyaz hakkını devredebilir veya kiraya verilebilir.

2. Yalnız spesifik bir belediyede veya sınırlı sayıda belediyelerde hizmet sunan Kamu Mülkiyetli Şirketlerle ilgili mülkiyet hakları, söz konusu belediyenin veya belediyelerin mülkiyet hakkı olacaktır. Mülkiyetle ilgili yükümlülükler, söz konusu belediyenin veya belediyelerin yükümlülükleri olacaktır. Meclis, yasayla böyle şirketleri ve mülkiyet hakkı olan belediye veya belediyeleri ve bunlarla ilgili yükümlülükleri belirleyebilir. Yasayla belirlenirse söz konusu belediye veya belediyeler, Kamu Mülkiyetli Şirketleri özelleştirebilir, imtiyaz hakkını devredebilir veya kiraya verebilir.

Madde 161
Kurumların Geçiş Dönemi

1. Anayasanın başka bir geçiş süreci belirlediği durumlar dışında, bu Anayasayla belirlenmiş tüm yetki, sorumluluk ve yükümlülükler, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği gün söz konusu kurumlara geçecektir. Bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce her kurumun görev süresi, olağan şekilde bitmesine veya yeni seçimlerin yapılmasına kadar dokunulmadan ve değişmeden kalacaktır.

2. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği andan ilk parlamento seçimlerine kadar, Meclis başkanlığı, mevcut dönemde öngörülen yetkilerle kalacaktır. Bu Anayasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ilk Kurucu Genel Kuruldan sonra Meclis Başkanlığı, bu Anayasanın hükümlerine uygun şekilde yeniden yapılandırılır.

3. Madde 70.3. (3)’teki hükümler, bu Anayasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ilk parlamento seçimleri sonucundan toplanacak Kurucu Genel Kurula kadar uygulanmayacaktır.

4. Kosova Savcılık Kurulu kuruluncaya kadar, onun görev ve sorumluluklarını Kosova Yargı Kurulu yürütecektir.

Madde 162
Yürürlüğe Konma

Kosova Cumhuriyeti Anayasası 15 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Fatmir Sejdiu

0
Fatmir Sejdiu
Fatmir Sejdiu, President of Kosovo, was received by Olli Rehn, Member of the EC in charge of Enlargement

Fatmir Sejdiu, Kosovalı hukukçu, akademisyen ve siyasetçidir. 23 Ekim 1951 tarihinde Kosova’nın Podujeva belediyesine bağlı Pakashtica köyünde doğmuştur. 1974 yılında Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş, aynı üniversitede lisansüstü eğitimini tamamlayarak doktora derecesini almıştır.

Akademik çalışmaları kapsamında 1984 yılında Fransa’daki Paris 2 Üniversitesinde, dört ay süreyle de ABD’deki Arizona Devlet Üniversitesinde bulunmuştur. Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesinde 33 yıl profesör olarak görev yapmış; hukuk tarihi ve anayasa hukuku alanlarında bilimsel çalışmalar ve kitaplar yayımlamıştır.

Kosova Demokratik Birliğinin (LDK) 23 Aralık 1989’da gerçekleştirilen kuruluş toplantısına katılan Sejdiu, 1991 yılında partinin Genel Konseyine, 1992 yılında Başkanlık Divanına seçilmiş; 1994-1998 ve 2004-2006 yıllarında genel sekreterlik görevini yürütmüştür.

Kosova’nın 1991’deki bağımsızlık referandumunun organizasyonundan sorumlu Merkez Komisyonunda görev almıştır. 1992, 1998, 2001 ve 2004 yıllarında milletvekili seçilmiş; 1998’de Kosova Meclisi Genel Sekreterliği ile Anayasa İşleri Komisyonu başkanlığını üstlenmiştir. Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesine yönelik uluslararası müzakerelerde Birlik Ekibine başkanlık etmiştir.

10 Şubat 2006 tarihinde Kosova Meclisi tarafından cumhurbaşkanı seçilen Sejdiu, 17 Şubat 2008’de ilan edilen Kosova’nın bağımsızlığı döneminde devlet başkanlığı görevini yürütmüştür. 2006-2010 yılları arasında cumhurbaşkanlığının yanı sıra LDK genel başkanlığını da sürdürmüştür.

Kosova Anayasa Mahkemesi, 28 Eylül 2010 tarihli kararında, cumhurbaşkanlığı ile siyasi parti başkanlığının aynı anda yürütülmesini Kosova Anayasası‘nın 88. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Seçildikten sonra Cumhurbaşkanı, siyasi partilerde hiçbir görev yürütemez.” hükmüne aykırı bularak ciddi bir anayasa ihlali olarak nitelendirmiştir. Kararın ardından 27 Eylül 2010 tarihinde cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etmiştir.

Arnavutça, Fransızca, İngilizce, Sırp-Hırvatça, Bulgarca ve Makedoncayı konuşabilen Sejdiu, evli ve üç çocuk babasıdır.

 

23 Ekim – Hukuk Takvimi

0
23 Ekim - Hukuk Takvimi
M.Ö. 42

Roma Cumhuriyeti diktatörü Julius Caesar‘a karşı senatoda yapılan saldırı ile bilinen Marcus Junius Brutus, Marcus Antonius‘un kendisini yakalayacağını anladıktan sonra intihar etti. 

1688

Fransız avukat, sözlükçü, filolog, Orta Çağ ve Bizans tarihçisi Charles du Fresne sieur du Cange yaşamını yitirdi.  (Doğumu:18 Aralık 1610, Ölümü: 23 Ekim 1688)

1817

Fransız gramerci, sözcükbilimci ve ansiklopedi yazarı Pierre-Athanase Larousse dünyaya geldi. (Doğumu: 23 Ekim 1817, Toucy –  Ölümü: 3 Ocak 1875, Paris)

1835

ABD’li hukukçu, senatör ve 1893’ten 1897’ye kadar 23. ABD Başkan yardımcısı olarak görev yapan Adlai Ewing Stevenson doğdu. (Doğumu: 23 Ekim 1835 – 14 Haziran 1914)

1876

Nazilerin Adalet Bakanı olarak görev yapan Louis Rudolph Franz Schlegelberger doğdu. (23 Ekim 1876 – 14 Aralık 1970)  Nürnberg’de yargılanan en yüksek rütbeli sanıklardan biriydi. İnsanlığa karşı savaş suçları ve suç işlemek için komplo kurmaktan ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1950 yılında, 74 yaşında iken tahliye edildi. 

1915

New York’ta 25-30.000 kadınlara oy hakkı verilmesi için beşinci caddede yürüyüş yaptı.

1917

Gizlice Bolşevik Parti Merkez Komite toplantısına katılan Lenin’in “silahlı ayaklanmaya hazırlanma” önerisi 2’ye karşı 10 oyla kabul edildi.

1923 Halk Fırkası’nın kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verildi.
1926 Sovyetler Birliği’nde Leon Trotskiy(Lev Troçki) ve Grigori Zinovyev Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliğinden ihraç edildi. 
1927

Polonyalı felsefeci Leszek Kołakowski,dünyaya geldi. (23 Ekim 1927 – 17 Temmuz 2009)

1946 Birleşmiş Milletler, ilk genel toplantısının birinci oturumun ikinci toplantısı 23 Ekim 1946’da New York’taki Flushing Meadows–Corona Park’ta açıldı. Genel Kurulu’nun ilk oturumu 10 Ocak 1946’da Londra’daki Methodist Central Hall’da başlamıştı. 
1947 Hollywood’da komünizmi soruşturma komisyonu, 79 ‘yıkıcı’ belge elde edildiği gerekçesiyle film endüstrisine karşı soruşturma başlattı
   
1951 Hukukçu ve Kosova eski cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu doğdu.  
1954 Almanya’nın NATO’ya girişiyle ilgili olarak Paris Antlaşması imzalandı. Antlaşma, Alman tarihinde tarihi  sonuçlar doğuran bir dönüm noktasıdır.
1968 Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nden 24 kız öğrencinin Haziran’daki boykot eyleminden ötürü yargılanmasına başlandı.
1969 İşçi Emeklilik Kanunu kabul edildi.
1973

Toprak reformunun uygulanacağı Urfa’da toprak alım-satımı üç yıl süreyle yasaklandı.

1973 ABD başkanı Richard M.Nixon, Watergate Skandalı ile ilgili Oval Ofis ses kayıtlarını mahkemeye teslim etmeyi kabul etti.
1979 Maraş Katliamı Davasında yüzlerce sanık mahkeme heyetine, polislere ve basın mensuplarına küfürler etti, müdahil avukatlara linç girişiminde bulundu. 1 saat kadar süren taşkınlığın ardından gelen takviye jandarma ekibi salonu boşalttı.
   
1981 12 Eylül Darbesi sonrası kurulan Danışma Meclisi ilk toplantısını yaptı. Devlet Başkanı Kenan Evren Danışma Meclisi’nin açılışında konuştu: “Devlet Başkanlığı sadece bir protokol makamı olamaz. Yargı Yürütme’yi köstekleyemez. Kişi özgürlüğü uğruna devlet güçsüz bırakılamaz.”
1984 310 sanıklı Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) Davası’nda karar verildi. 5 sanık hakkında toplam 2 bin 361 yıl ve 110 sanık hakkında 34 yıla kadar hapis cezaları ile 195 sanık hakkında beraat kararı çıktı. 
1987 Açlık grevine destek için Sağmalcılar Cezaevi önünde yaptıkları açlık grevinden dolayı yargılanan 19 tutuklu yakınından 7’si tahliye edildi.
1987 Cezaevlerine yönelik 1 Ağustos 1988 Genelgesi’nin iptali için Avukat Şenal Saruhan’ın Danıştay’da açtığı davanın duruşmasında 10. Daire Savcısı, Genelge’nin kaldırılması yerine tek tip elbise, avukat görüşü, mektup yasağı vb. hükümlerinin iptal edilebileceğini söyledi.
1987 İşyerinin camına “Savaşa hayır” yazısını astığı için ”siyasi içerikli olmayan izinsiz pankart asmak” suçundan tutuklanan Vedat Sümercan, Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itirazın ardından kefaletle tahliye edildi ve tutuksuz yargılanmasına karar verildi. 
1991 Cem Dergisi’nin 3.sayısındaki “Hacıbektaş’ta Alevi Olmak” başlıklı yazının HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın öldürülmesiyle ilgili bölümünde “bölücülük propagandası” yapıldığı gerekçesiyle yargılanan Cemal Şener, Abidin Özgünay ve Reha Çamuroğlu beraat etti.
   
1997 Vicdani retçi Osman Murat Ülke askere alındı, ancak askeri elbise giymeyi reddetti. Ülke’ye 10 ay hapis cezası verildi.
   
2000 Adana Kürkçüler E Tipi Cezaevi’nde nakillere karşı çıkan isyanda 21, Bayrampaşa Cezaevi’nde çıkan isyanda ise 16 gardiyan rehin alındı.
   
2003 İran son 30 yıldaki nükleer faaliyetlerini içeren belgeleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) sundu.
2004 Hakkında kırmızı bülten çıkarılan, 7 TİP’linin katillerinden ülkücü Haluk Kırcı, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yakalandı. 19 Mart’ta “yanlışlıkla” tahliye edilmişti.
2005 Dünyada en çok cinayet işlenen ikinci ülke olan Brezilya’da silah satışının yasaklanması için referanduma gidildi. Yüzde 64 ezici çoğunluk silah satışı yasağına “Hayır” dedi. 
2006 İspanya Mahkemesi, Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele yürüten Euskadi Ta Askatasuna’nın (Bask Vatanı ve Özgürlük-ETA) siyasi kanadı olmakla suçlanıp kapatılan Herri Batasuna (Halkın Birliği) Partisi lideri Arnaldo Otegi ve 37 Bastasuna üyesinin “silahlı örgüte üye olmak” suçundan yargılanmasına karar verdi.
2009 Sanatçılar ve insan hakları savunucuları, Ceylan Önkol’un ölümünün ardından ”can güvenliği” gerekçesiyle olay yerine gitmeyen, otopsinin karakolda bilgisiz kişilerce yapılmasına izin veren Lice Cumhuriyet Başsavcısı ile karakol yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
2009 Uruguay’ın eski diktatörü Gregorio Alvarez, 1973-1985 döneminde 37 komünistin öldürülmesinden suçlu bulunarak 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
   
2013 Hrant Dink cinayeti davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan sanıklardan Erhan Tuncel, İstanbul’da yakalandı
2013 Rize/Fındıklı’da Gezi Direnişi’ne destek eylemleriyle ilgili olarak 48 kişi Savcılık tarafından sorguya çağrıldı.
   
2016 Taksim’deki Gezi Parkı eylemleriyle ilgili 7’si yabancı uyruklu 255 sanığın yargılandığı davada 244 kişi, 2,5 ay ile 1 yıl 2 ay arasında değişen hapis cezalarına çaptırıldı.
2017 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Gölbaşı’ndaki TÜRKSAT yerleşkesinde yayınları kesmeye çalışan 5’i sivil 17 kişinin yargılandığı davada, firari sanıkların dosyası ayrıldı. Diğer sanıklara, “Anayasa’yı ihlal” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Asker sanıklar ayrıca TÜRKSAT personelleri Ahmet Özsoy ve Ali Karslı’nın öldürülmesi nedeniyle ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
   
   
2021 Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Grant Woods yaşamını yitirdi. (19 Mayıs 1954 – 23 Ekim 2021), 
   
   
2024

FETÖ soruşturmasında gözaltına alınan Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz’ün tutuklanmasına karar verildi. Fethullah Gülen’in ölümü nedeniyle “terör örgütünü övücü paylaşımlar yaptıkları” suçlamasıyla çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştı. 

2024

Görülen ilk duruşmasından sonra dün tahliye edilen Avukat Dilek Ekmekçi, savcılığın itirazı üzerine yeniden tutuklandı.

2024
  • İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Vodafone Arena Stadı yakınlarında 10 Aralık 2016’da düzenlenen bombalı saldırıda yaşamını yitiren polis memuru Hüseyin Dalgılıç’ın babası Şaban Dalgılıç, Abdullah Öcalan’ı TBMM’ye çağıran MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında Karaburun Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.
  • Dün, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Müfettişi Mehmet Aslan’ı bıçakla yaralayan şüpheli Berat C, “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan tutuklandı.
2026

Çukurova Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınanlardan Çukurova Belediye Başkanı Emrah Kozay, eski Belediye Başkanı Soner Çetin, mevcut Başkan Yardımcıları Uğur Can Doğan ve Bahadır Özdemir ile Kozay’ın teyzesi Sıdıka Şire’nin tutuklanmasına karar verildi. İmar AŞ Genel Müdürü Erdal Biber hakkında ise “ev hapsi” tedbiri uygulanmasına hükmedildi

2026
  • Fon soruşturmasında tutuklananların sayısının 99’a çıktığı bildirildi. 
  • İstanbul Taksiciler Esnaf Odası ve diğer taksici odaları tarafından Martı TAG’a karşı açılan haksız rekabet davasında 14. Bölge Adliye Mahkemesi, asıl ve birleşen davaları reddederek Martı TAG lehine karar verdi. Karar ile, Üst mahkeme, paylaşımlı yolculuk sisteminin mahkeme kararıyla genel olarak yasaklanamayacağına hükmetti ve dört yıldır süren paylaşımlı yolculuk tartışması TAG’ın zaferiyle sonuçlanmış oldu

Marcus Antonius’un Konuşması: Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin

0
Marcus Antonius'un Konuşması

Marcus Antonius’un Konuşması: Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin!

Julius Caesar, hileli bir suikast sonucunda öldürüldükten hemen sonra evlatlık oğlu Brütüs, diktatörlük tarzı bir yönetime karşı tepkili halka karşı bir hitapta bulunmuş, ancak Sezar’dan sonra meşruiyeti sağlamak kolay olmadığından, onun yakın dostu Marcus Antonius’tan da bir konuşma yapması istenmiştir.

Antonius, herkesi şaşırtan büyük bir nutuk atarak kendisini kürsüye davet edenleri dahi şaşırtmış, etkileyici konuşması ile Roma‘nın tarihini de değiştirmiştir.

13 Temmuz M.Ö. 100 – 15 Mart M.Ö. 44 tarihleri arasında yaşayan ve Roma Cumhuriyetinin büyük lideri olarak bilinen Jul Sezar’ın “Sen de mi Brütüs?”(Et tu, Brute?) diye seslendiği Marcus Junius Brutus’ün sonunu bu büyük hatip belirleyecek, Eutropius’a göre “altmıştan fazla” kişi tarafından linç edilen Sezar’a olan kin, bu defa onu öldürenlere dönecektir. Roma’yı terk etmek zorunda kalan Brütüs, kaybettiği savaşın sonunda intihar etmiştir. Julius Caesarın mezarı başında ve düşmanlarına onun “şerefli Romalı” olduğunu söyleyen Antonius, bu defa Brütüs’ün şerefli davrandığını tarihin huzurunda ikrar edecektir.

Sezar- Arkeoloji Müzesi, Torino, İtalya

Antonius’un ünlü hitabı William Shakespeare’‘in Julius Caesar adlı oyununda, 1599 yılında şu şekilde aktarılmıştır:

Marcus Antonius’un Konuşması

Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil.

İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler çok zaman kemikleriyle beraber gömülür; haydi

Sezar’ınkiler de öyle olsun. Asil Brutus size Sezar’ın haris olduğunu söyledi; eğer böyleyse, bu ağır bir suç.

Sezar da onu pek ağır ödedi. Şimdi burada Brutus’la diğerlerinin izinleriyle, çünkü Brutus şeref sahibi bir zattır; zaten hepsi, hepsi şerefli kimselerdir, evet müsaadeleriyle burada Sezar’ın cenazesinde söz söylemeye geldim.

O benim dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü; lakin Brutus haris olduğunu söylüyor ve Brutus şerefli bir zattır.

Sezar, Roma’ya birçok esir getirdi, devlet hazinelerini bunların kurtuluş akçeleri doldurmuştu. Acaba Sezar’da hırs diye görülen bu muymuş? Fakirler ne zaman ağlasa, Sezar’ın gözleri yaşarırdı; hırs daha sert bir kumaştan olsa gerek. Fakat gene Brutus onun için haristi diyor; Brutus da şerefli bir adamdır.

Siz hep gördünüz, Luperkalya yortusunda ben kendisine üç defa kırallık tacı sundum, üç defasında da reddetti; hırs bu muymuş? Gene Brutus, haristi diyor. Ve şüphesiz kendisi şerefli bir adamdır. Ben Brutus’un dediklerini çürütmek için söz söylemiyorum, buraya bildiklerimi söylemeye geldim. Bir zamanlar siz onu hep severdiniz, bu sebepsiz değildi; öyleyse sizi ona yas tutmaktan alıkoyan nedir?

Ey izan! Sen hoyrat hayvanlara sığınmışsın,

insanlar da muhakemelerini kaybetmiş. Beni affedin. Kalbim tabutun içinde, şurada, Sezar’ın yanında, tekrar bana gelinceye kadar beklemeli.

Daha dün Caesar’ın bir sözü

Dünyadan daha ağır basardı.

Şimdiyse serilmiş yatıyor şurada,

Bir dilenci bile eğilmez olmuş önünde.

Ah kardeşler! Ben yüreklerinizi, kafalarınızı

Azdıracak, ayaklandıracak bir insan olsaydım,

Brutus’a da, Cassius’a da kötülük edebilirdim;

Ama, bilirsiniz, şerefli insanlardır onlar.

Onlara kötülük etmek istemem. Bir ölüye,

Kendime ve sizlere zararlı olmam daha doğru

O şerefli insanlara kötülük etmekten.

Ama bir yazı var, Caesar’ın mührü basılmış;

Çekmecesinde buldum; vasiyetnamesi Caesar’ın

Bunları halka okusam, ki hoş görün,

Hiç okumak niyetinde değilim;

Bir okusam bunları, halk doğru gider,

Yaralarını öperdi ölmüş Caesar’ın;

Mendillerini boyardı kutsal kanına.

Ne kanı, tek kılını dilenirdi saçlarının,

Anmak için Caesar’ı ve ölürken de

Değerli bir miras diye bırakmak için

Çocuklarına.

Sabırlı olun dostlarım, okumam doğru olmaz:

Sırası mı şimdi bilmenizin

Sizi ne kadar sevdiğini Caesar’ın?

Odun değil, taş değil, birer insansınız;

İnsan olarak dinleyince de Caesar’ın dileklerini

Tutuşur yürekleriniz, deliye dönersiniz

Bilmemeniz daha iyi,

Her şeyini sizlere bıraktığım.

Bilirseniz, neler, neler olur kim bilir!

Sabırlı olun, bekleyin biraz, ne olur!

Fazla ileri gittim, korkarım,

Size bu vasiyetnameden söz etmekle.

Bir zararım olmasından korkuyorum doğrusu

Caesar’ı bıçaklayan şerefli insanlara;

Korkuyorum gerçekten.

Anlaşıldı, zorla okutturacaksınız bana.

Öyleyse bir halka olun Caesar’ın çevresinde,

Göstereyim size bu dilekleri yazanı.

İnebilir miyim? İzin veriyor musunuz bana?

Yaş varsa gözlerinizde, hazır olun dökmeye;

Bu şalı hep bilirsiniz; ben hiç unutmam

Onu Caesar’ın üstünde ilk gördüğüm günü;

Bir yaz akşamı çadırındaydık:

Nervius’un ordularını yendiği gün.

Bakın şurasından girmiş hançeri Cassius’un.

Şurasını ne hırsla yarmış Casca.

Şurasından o çok sevdiği Brutus bıçaklamış!

Geri çekerken de lanetlik hançerini

Bakın nasıl gelmiş ardından Caesar’ın kanı,

Kapılara fırlayıp anlamak ister gibi

Gerçekten Brutus mu değil mi diye

Böylesine hoyratça vuran.

Çünkü, biliyorsunuz, Brutus

Koruyucu meleğiydi Caesar’ın.

Tanrılar, siz söyleyin nasıl severdi onu!

Aldığı yaraların en acısı bu oldu.

Vurduğunu görünce Brutus’un,

Nankörlük, hıyanetin kollarından beter,

Yıktı bitirdi onu, yarıldı aslan yüreği,

Kapayıp meşlahıyla yüzünü koca Caesar

Düştü Pompeius heykelinin dibine,

Kanlarının oluk oluk aktığı yere.

Ah, o ne düşüştü o, yurttaşlar,

Ben, sen, hepimiz düştük onunla

Ve en kanlı hıyanet geçti başımıza.

Elbet ağlarsınız böyle, duyuyorum içimde

Yüreklerinizin nasıl yandığını.

Rahmet damlaları bu döktüğünüz yaşlar.

Duygulu yürekler, sizleri ağlatan

Yaralı meşlahını görmek mi oldu yalnız?

Bir de şuraya bakın! Bakın, işte kendisi

Delik deşik olmuş ihanet hançerleriyle.

Dostlarım! Canım kardeşlerim! Sizi böyle birden

İsyana sürüklemiş duruma sokmayın beni.

Bu işi yapanlar şerefli insanlardır.

Yazık, bilmem neye kızıp da yaptılar bunu.

Akıllı, şerefli insanlar hepsi;

Elbet, haklı sebepler gösterirler size.

Ben yüreklerinizi çalmaya gelmedim, dostlar;

Ben bir söz ustası değilim, Brutus gibi;

Hep bilirsiniz, ben dostunu seven

Kaba saba bir adamım; bunu bildikleri için

İzin verdiler halkın önünde konuşmama.

Ne zekâm elverir, ne sözlerim, ne değerim,

Etkim, inandırma gücüm yeter

Halkın kanını azdırıp tutuşturmaya.

Ben içimden geleni söylüyorum düpedüz;

Sizin de bildiğiniz şeyler söylediklerim.

Canım Caesar’ın yaralarını gösteriyorum

Şu zavallı, güçsüz, dilsiz ağızları

Konuşturuyorum kendi yerime.

Ama ben Brutus olsaydım,

Ya da Brutus Antonius’un yerinde olaydı,

Öyle bir Antonius olurdu ki,

Akıllarınızı başlarınızdan alır,

Caesar’ın her bir yarasını bir dile çevirip

Roma’nın taşlarını yerinden oynatır,

Ayaklandırırdı sizi.

Dostlar, ne yapacağınızı bilmeden gidiyorsunuz;

Sevgilerinize nesiyle hak kazandı Caesar?

Ah bilmiyorsunuz bunu; şunu söylemeliyim size:

Vasiyet yazısı var dedim, unuttunuz.

İşte vasiyeti, Caesar’ın mührüyle hem de.

Her Roma yurttaşına, her birine ayrı ayrı

Yetmiş beşer drahmi bırakıyor

Ayrıca Tiber kıyısındaki gezi yerleri,

Kendi bağları, bahçeleri, yeni fidanlıkları

Hep size kalıyor, size bırakıyor hepsini,

Size ve mirasçılarınıza dünya durdukça;

Hep birlikte gezip dolaşasınız,

Gidip dinlenesiniz diye oralarda.

İşte buydu Caesar. Bir daha gelir mi böylesi?

Şimdi bırak yürüsün.

Bir kez ayaklandın ya, ey Hınç.

Dilediğin yere git artık!

Daniş Tunalıgil

0

Büyükelçi Daniş Tunalıgil 1915 yılında Ankara’da doğdu.

1633 yılında Galatasaray Lisesi’nden, 1936 yılında da İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Tunalıgil, askerlik görevini tamamladıktan sonra 1939 yılında Dışişleri Bakanlığında Protokol Dairesi Genel Müdürlüğünde göreve başladı. 1940 yılında Birinci Daire Genel Müdürlüğünde 3. Kâtip oldu.

1941 yılında Milano Başkonsolosluğu kançılarlığına atandı. (Kançılar: Elçiliklerde, konsolosluklarda yazı ve evrak işlerini yürüten görevli) Bu görevi sırasında İtalyanca öğrendi.

1944 yılında Bern Büyükelçiliği 2. Kâtipliğine yükseldi. 1945 yılında Dışişleri Bakanlığı merkez teşkilatına döndü. Üç yıl kadar Birinci Siyasi daire Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yaptı.

1948 yılında Roma Büyükelçiliği Başkâtipliğine atanan Tunalıgil, kısa bir süre sonra Elçilik Müsteşarlığına yükseldi. Müteakiben 1953 yılında Moskova Büyükelçiliği Müsteşarlığına atandı. Dört yıl bu görevde kaldıktan sonra Birinci Daire Genel Müdürü olarak Merkez’e döndü. Çok genç yaşta, 45 yaşında 1960’da Amman’a Büyükelçi olarak atandı. 1964 yılında Belgrad Büyükelçiliğine, daha sonra 1970 yılında Lahey Büyükelçiliğine atandı. 

Tunalıgil,1973 yılında son görev yeri olan Viyana Büyükelçiliğine atanmıştı.

Fransızca ve İtalyanca bilen Tunalıgil, Ferzane Tunaligil ile evliydi.

Dışişleri Bakanlığı ve Viyana Büyükelçiliği, her yıl Tunalıgil’i anma törenleri gerçekleştirmekte, hatırasını canlı tutmaktadır.  Ankara, Pursaklar’da “Şehit Büyükelçi Daniş Tunalıgil Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi” onun adını yaşatmaktadır. 

Teröre Kurban Verilen İlk Büyükelçi: Daniş Tunalıgil

Tunalıgil, 22 Ekim 1975 günü, büyükelçilik makamında Türkiye’yi temsilen görevinin başındayken makineli tüfekli üç terörist tarafından öldürüldü.

Daniş Tunalıgil, Türkiye Cumhuriyeti’nin terör kurbanı ilk büyükelçisidir.

Avusturya’nın başkenti Viyana‘daki Büyükelçilik önünde görevli güvenlik görevlisini öldürerek büyükelçinin ofisine giren teröristler, Tunalıgil’e büyükelçinin kim olduğunu sormuş,  kendisinin büyükelçi olduğunu söylemesi üzerine  otomatik silahlarıyla Büyükelçinin üzerine ateş açmışlardır. Tunalıgil, olay yerinde yaşamını yitirmiş, teröristler ise bir araca binerek büyükelçilikten kaçmışlardır. Katiller yakalanamamış, kimlikleri belirlenememiş ve cezalandırılmamışlardır. Saldırının, Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları (ESAK) – Justice Commandos of the Armenian Genocide (JCAG) örgütüne mensup üç militan tarafından düzenlendiği bilinmektedir.  

Tunalıgil için Viyana’da, 25 Ekim 1975 günü yapılan cenaze töreninin ardından naaşı aynı gün Ankara’ya getirilmiştir. 27 Ekim günü Dışişleri Bakanlığı binasında başlayan cenaze merasimi, Maltepe Camii’nde kılınan öğle namazıyla sona ermiş, Etimesgut havaalanından İstanbul’a taşınan cenaze, 28 Ekim 1975 günü Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. 

Diplomatlara Yapılan Sonraki Terör Saldırıları 

Bu saldırıdan iki gün sonra 24 Ekim 1975 tarihinde örgüt tarafından Fransa’da yeni bir suikast eylemi gerçekleştirilmiş, Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez ve şoförü öldürülmüştür. 1984 yılına kadar 20 diplomat ve ailelerine yapılan saldırılar devam etmiştir.

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi

0

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu direktifi olarak 22 Ekim 2008 tarihinde ve 2008/94/AT Sayılı karar ile kabul edilmiştir. Direktif, Strazburg’da düzenlenmiş, Avrupa parlamentosu Adına Başkan H.G.PÖTTERING ve Avrupa Konseyi Adına Başkan J.P.JOUYET imzalanarak Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayınlanmıştır.

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi

(Kodifiye Edilmiştir)
(EEA ile İlgili AET Metni)

AVRUPA PARLAMENTOSU ve AVRUPA HÜKÜMET ve DEVLET BAŞKANLARI KONSEYİ,

Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşması ve özellikle madde 137(2)’yi göz önünde tutarak,

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bölgeler Komitesi ile istişareden sonra, Antlaşma’nın 251. maddesi ile belirtilen usul uyarınca hareket ederek,

Aşağıdaki gerekçelerle:
(1) İşverenin iflas etmesi durumunda çalışanların korunmasına ilişkin (3) 20 Ekim 1980 tarihli 80/987/AET sayılı Konsey Direktif’i birçok kere değiştirilmiştir. Açıklık ve akılcılık açılarından adı geçen Direktif kodifiye
edilmelidir.
(2) 9 Aralık 1989 tarihli İşçilerin Temel Sosyal Haklarına ilişkin Topluluk şartında, 7. bentte, iç piyasanın tamamlanması Topluluktaki işçilerin yaşama ve çalışma koşullarında iyileşmeye yol açmalı ve gelişme gerektiğinde istihdam düzenlemelerinin kimilerinde, örneğin toplu işten çıkarmalarda ve iflas ile ilgili usullerde gelişme alanlarını kapsamalıdır.
(3) İşverenin iflas etmesi durumunda çalışanların korunmasını sağlamak ve asgari bir seviyede, özellikle kalan alacaklarının ödenmesini garanti etmek, öte yandan Topluluğun dengeli ekonomik ve sosyal kalkınmasını dikkate alarak garanti altına almak gerekmektedir. Bu sebeple, Üye Devletler ilgili çalışanların kalan alacaklarının ödenmesini garanti altına alacak bir kurum kurmalıdır.
(4) İlgili çalışanlar için eşitlikçi bir koruma sağlayabilmek için, acz hali Üye Devletlerdeki yasal eğilimlerin ışığında tanımlanmalı ve ayrıca bu kavram tasfiye dışında da aciz usullerini içermelidir. Bu bağlamda, Üye Devletler teminat kurumunun yükümlülüklerini belirleyebilmek için bir iflas hali ortaya çıkıp birden çok iflas usulleri ile sonuçlanınca bu halin tek bir iflas usulü olarak muamele göreceği kuralını koymalıdır.
(5) UNICE, CEEP ve ETUC (5) tarafından hazırlanan Yarı Zamanlı Çalışma hakkındaki Çerçeve Anlaşma çalışma ile ilgili 15 Aralık 1997 tarihli 97/81/AT sayılı Konsey Direktifi; ETUC, UNICE ve CEEP (6) tarafından hazırlanan Sabit Süreli İş Hakkındaki Çerçeve Anlaşma ile ilgili 28 Haziran 1999 tarihli 1999/70/AT sayılı Konsey Direktifi ve Sabit Süreli veya Geçici Süreli İstihdam İlişkisinde Olan Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirmeyi Teşvik Eden Ek Tedbirler ile ilgili 25 Haziran 1991 tarihli 91/383/AET sayılı Konsey
Direktiflerinde belirtilen çalışanların bu Direktif kapsamı dışında tutulmaması sağlanmalıdır.
(6) Birden fazla Üye Devlet’te faaliyet gösteren teşebbüslerin iflasları durumunda çalışanların yasal durumlarının netleşmesini sağlamak ve ayrıca çalışanların haklarını Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın yerleşmiş içtihadı doğrultusunda güçlendirmek için; bu durumlarda ödeme talepleri konusunda hangi kurumun ivedilikle sorumlu olacağına ve Üye Devlet’in yetkili idari makamları arasında çalışanların alacaklarının erken aşamada çözülmesine dönük iş birliğine dair hükümler belirlenmelidir. Ayrıca Üye Devletlerin yetkili idari makamları arasında dayanışma konulu hükümleri hazırlayarak, düzenlemelerin düzgün bir şekilde uygulanması temin edilmelidir.
(7) Üye Devletler, teminat kurumlarının sorumluluklarına sınırlamalar getirebilir. Bu sınırlamalar Direktif’in sosyal amacı ile uyuşmalı ve farklı talep seviyelerini dikkate almalıdır.
(8) İflas usullerini tanımlamayı kolaylaştırmak için özellikle sınır ötesi boyutu olan durumlarda Üye Devletlerin, Komisyon’u ve diğer Üye Devletleri teminat kurumunun müdahalesine sebep olan aciz usulleri konusunda bilgilendirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
(9) Eylemin amacı; Üye Devletler tarafından yeterince yerine getirilemeyeceği ve dolayısıyla Topluluk seviyesinde daha iyi elde edilebileceği için Topluluk, Antlaşma’nın 5. maddesinde belirtilen katmanlı yetki ilkesi uyarınca tedbirler alabilir. Bu Antlaşmada belirtilen orantılılık ilkesi gereğince, bu Direktif bu amaca ulaşmanın gereklerini yerine getirmenin ötesine geçemez.
(10) Komisyon, Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e bu Direktif’in hayata geçirilmesi ve uygulanmasına yönelik özellikle de Üye Devletler’de yeni çıkan istihdam şekilleri hakkında bir rapor sunmalıdır.
(11) Bu Direktif, Üye Devletler’in yerine getirmekle yükümlü olduğu ulusal mevzuata aktarma ve Ek I, Kısım C’deki Direktifler’in uygulanması ile ilgili zaman kısıtlamalarına halel getirmez,
İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:
BÖLÜM 1
KAPSAM VE TANIMLAR
Madde 1

1. Bu Direktif, çalışanların istihdam sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinden doğan ve madde 2(1). anlamında acz halinde olan işverenlerine karşı taleplerine uygulanacaktır.

2. Üye Devletler, istisnai olarak, bazı çalışan kategorilerini başka teminat türlerinin, ilgili kişilere Direktifle sağlanan koruma seviyesine eşdeğer koruma vermesi sebebiyle, bu Direktif’in kapsamı dışında tutabilirler.

3. Böyle düzenlemeler, ulusal mevzuatta halihazırda uygulamadaysa, Üye Devletler bu Direktif’in kapsamından:

(a) gerçek kişiler tarafından istihdam edilen hizmetçileri;
(b) hisse paylı balıkçılar’ı hariç tutabilirler.

Madde 2

1. Bu Direktifin amaçları doğrultusunda, bir Üye Devletin kanunları, düzenlemeleri ve idari kuralları uyarınca bir işverenin, iflas etmesine bağlı olarak toplu işlemlerin başlamasına ve işverenin mallarının hepsinin veya bir kısmının tasfiye edilmesine ya da benzer bir görevi yapacak bir kişi veya yetkili kurumun tayin edilmesine yönelik bir talep yapılmış ise ve yetkili kurum aşağıdakileri gerçekleştirirse

(a) ya dava açmaya karar verir veya;

(b) işverenin teşebbüsü veya işletmesinin kesin bir şekilde kapandığını ve mevcut varlıklarının kovuşturmanın açılmasını başlatmaya yetersiz olduğunu saptarsa işveren iflas etmiş sayılır.

2. Bu Direktif; ‘işveren’, ‘çalışan’, ‘ödeme’, ‘ivedi hak etme hakkı’, ‘gelecekte hak etme hakkı‘ gibi terimlerin tanımlanmasında ulusal düzenlemelere halel getirmez.

Ancak Üye Devletler bu Direktif’in kapsamından aşağıdaki kategorileri hariç tutamazlar

(a) 97/81/AT sayılı Direktif’in tanımladığı anlamda yarı zamanlı çalışanlar;

(b) 1999/70/AT sayılı Direktif’in tanımladığı anlamda sabit süreli sözleşmeyle çalışanlar;

(c) 91/383/AET sayılı Direktif’in madde 1(2). kapsamında geçici süreli istihdam ilişkisinde olanlar.

3. Üye Devletler, çalışanlarının bu Direktif uyarınca hak taleplerinde bulunabilmeleri için istihdam sözleşmesi veya istihdam ilişkilerinde asgari süre koyamazlar.

4. Bu Direktif, Üye Devletlerin, çalışan korumasını diğer iflas durumlarını kapsayacak şekilde genişletmeye mani değildir. Örneğin; 1. Fıkrada geçenlerden farklı davaların ve ulusal hukukun öngördüğü gibi, ödemelerin kalıcı bir süre de facto (fiili) olarak durdurulması. Buna rağmen bu usuller diğer Üye Devletler’in kurumları için dördüncü bölümde belirtilen durumlarda teminat yükümlülüğü oluşturmaz.

BÖLÜM 2
TEMİNAT KURUMLARI İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
Madde 3

Üye Devletler 4. madde uyarınca, ulusal düzenlemelerin desteklediği durumlarda istihdam ilişkisinin bitmesi durumunda kıdem tazminatı vermeyi de içeren, çalışanların istihdam sözleşmelerinden veya istihdam ilişkilerinden doğan muallak hasar ödemelerinin teminat kurumları tarafından yapıldığını teminat altına almak için gerekli tedbirleri alır.

Teminat kurumu tarafından devralınan talepler bir dönemden önce muallak hasar ödemeleri ile ilgili talepler ve/veya uygulanabildiğinde Üye Devletler tarafından belirlenmiş belli bir dönemden sonra olacaktır.

Madde 4

1. Üye Devletler, 3. maddede belirtilen, teminat kurumlarının yükümlülüklerini sınırlama seçeneğine sahiptirler.

2. Üye Devletler, 1. fıkrada belirtilen seçeneği kullanırlarsa, teminat kurumları tarafından karşılanacak muallak hasar ödemelerinin ne kadar süre için olacağını belirteceklerdir. Ancak bu, 3. maddenin ikinci paragrafında belirtilen tarihten önce veya sonra olan istihdam ilişkisinin en son üç ayının istihkakının ödenmesinden daha kısa bir süre olamaz. Üye Devletler bu asgari üç aylık süreye altı aydan az olmayan bir referans dönemini ekleyebilirler. 18 aydan az olmayan referans dönemi olan Üye Devletler, teminat kurumu tarafından karşılanacak muallak hasar ödeme talepleri süresini sekiz hafta ile sınırlandırabilirler. Bu durumda, belirtilen dönemler çalışan tarafından asgari dönemin hesaplanması için en uygun dönemdir.

3. Üye Devletler teminat kurumları tarafından yapılan ödemelere üst sınırlar getirebilir. Bu üst sınırlar Direktif’in sosyal amacına uygun olan bir seviyenin altına düşmemelidir. Üye Devletler bu seçeneği uygularlarsa, üst sınırı koymak için kullanılan yöntemleri Komisyon’a bildireceklerdir.

Madde 5

Üye Devletler teminat kurumlarının teşkilatlanması, finansmanı ve işleyişi hakkında özellikle şu ilkelere uyan detaylı kurallar düzenleyeceklerdir:

(a) Kurumların varlıkları işverenlerin yatırım sermayesinden bağımsız ve acz usullerine erişilmez olacaktır.

(b) İşverenler, tamamen kamu kurumları tarafından karşılanmadığı sürece finansmana katkıda bulunacaklardır.

(c) Kurumların sorumlulukları finansmana katkı sağlama yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmemesine bağlı olmamalıdır.

BÖLÜM 3
SOSYAL GÜVENLİKLE İLGİLİ HÜKÜMLER
Madde 6

Üye Devletler, 3., 4. ve 5. Maddelerin ulusal sosyal güvenlik programları veya ulusal sosyal güvenlik programları dışında yer alan ek mesleki emeklilik programları altındaki katkı paylarına uygulanmamasını şart koşabilir.

Madde 7

Üye Devletler, işverenin ödemek zorunda olduğu katkıları iflasının başlangıcından önce ulusal sosyal güvenlik düzeni uyarınca teminat kurumlarına ödememesinin, çalışanların katkılarının istihkak ödemelerinin kaynağından düşülmesinden dolayı, çalışanların yardım alma haklarını ters etkilememesi için gerekli tedbirleri almalıdır.

Madde 8

Üye Devletler, işverenin iflasının başladığı tarihte işverenin işletmesini veya şirketini çoktan terk etmiş olan çalışanların ve kişilerin, ulusal sosyal güvenlik programları dışında kalan ek mesleki veya meslekler arası emeklilik programlari kapsamında geride kalan hak sahiplerinin odeneklerini de iceren yaslilik ayliklarina hemen veya gelecekte dogacak hak sahipliklerini etkilememesi icin gerekli tedbirlerin alınmasını veya sağlayacaktır.

BÖLÜM 4
ULUSLARARASI DURUMLARLA İLGİLİ HÜKÜMLER
Madde 9

1. En az iki Üye Devlet alanında faaliyetlerini gösteren bir teşebbüs madde 2(1). anlamında acz halinde ise, çalışanların muallak hasar ödemelerini karşılamakla yükümlü kurum çalışanın çalıştığı veya mutat olarak çalıştığı alandaki Üye Devlet’in kurumudur.

2. Çalışanların haklarının kapsamı yetkili teminat kurumunu yöneten düzenleme tarafından düzenlenecektir.

3. Üye Devletler, bu fıkranın birinci paragrafında değinilen, ve ikinci maddenin birinci paragrafında bahsedilen aciz usulleri bağlamında alınan kararların işverenin bu Direktif bağlamında acz halinin tespiti yapılırken dikkate alınması için gerekli tedbirleri almalıdırlar.

Madde 10

1. Üye Devletler, 9. maddenin amaçlarını uygulamaya koymak amacıyla yetkili kurumları arasında ilgili bilgilerin paylaşımını ve/veya 3. maddenin birinci paragrafında belirtilen yetkili kurumların bilgilerini sağlamak, böylece de özellikle çalışanın muallak haklarını ödemekle yükümlü teminat kurumunun bilgilendirilmesini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapacaklardır.

2. Üye Devletler yetkili idari kurumlar ve/ veya teminat kurumlarının iletişim detaylarını Komisyon’a bildireceklerdir. Komisyon bu bilgileri kamunun erişimine sunacaktır.

BÖLÜM 5
GENEL VE NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 11

Bu Direktif, Üye Devletlerin çalışanları için daha faydalı kanun, ikincil düzenleme ve idari kurallar getirme seçeneğini etkilemeyecektir.

Bu Direktif’in uygulanması hiç bir koşul altında kapsadığı alanlarda, Üye Devletler’in çalışanların genel korunma seviyesindeki mevcut durumu gerilemeye yol açmasına yeterli sebep oluşturmaz.

Madde 12

Bu Direktif Üye Devletler’in şu seçeneklerini etkilemez:

(a) suistimallerden kaçınmak için gerekli tedbirler alınması;

(b) 3. maddenin ilk paragrafında belirtilen sorumluluğu veya 7. maddede belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmesi çalışan ve işveren arasındaki ortak çıkarlar arasında ihtilaf çıkaracağı için yükümlülüğün yerine getirilmesi yersiz ise teminat yükümlülüğünün reddedilmesi veya azaltılması;

(c) 3. maddenin ilk paragrafında belirtilen sorumluluğun veya 7. maddede atıfta bulunulan ve işverenin kendi inisiyatifiyle ya da yakın akrabalarıyla birlikte işletme veya isin önemli bir kısminin sahibi olduğu ya da işletmenin faaliyetlerinde ciddi bir etkisinin olduğu durumlarda söz konusu olan garanti yükümlülüğünü reddetmesi veya azaltması

Madde 13

Üye Devletler, Komisyon’a ve diğer Üye Devletler’e bu Direktif’in kapsamına giren acz usullerinin türlerini ve onlarla ilgili her türlü değişikliği bildirecektir. Komisyon bu bilgileri Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlayacaktır.

Madde 14

Üye Devletler, bu Direktif’in uygulanması ile ilgili kabul ettikleri kanun, ikincil düzenleme ve idari kurallarını Komisyon’a bildirirler.

Madde 15

En geç, 8 Ekim 2010 tarihinde Komisyon, Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e, Üye Devletler’de 1.’den 4.’ye kadar, 9. ve 10. maddelerin, 11. maddenin ikinci paragrafının, 12. maddenin c bendinin ve 13. ile 14. maddelerinin yürürlüğe girmesi ve uygulaması ile ilgili bir rapor sunacaktır.

Madde 16

Ek I’de sıralanan kanunlarca tadil edilmiş olan 80/987/AET sayılı Direktif; Üye Devletlerin ulusal hukuka aktarım için süre kısıtlarıyla ilgili yükümlülüklerine ve Ek I Kısım C’de belirtilen Direktiflerin uygulanmasına halel getirmeksizin, değiştirilmiştir.

Değiştirilen Direktif’e yapılan atıflar, işbu Direktif’e yapılmış olarak addedilecek ve Ek II’de yer alan korelasyon tablosuna göre okunacaktır.

Madde 17

Bu Direktif Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girer.

Madde 18

Bu Direktif’in muhatabı Üye Devletlerdir. 22 Ekim 2008’de Strazburg’da düzenlenmiştir.

Avrupa parlamentosu Adına
Başkan H.G.PÖTTERING
Konsey Adına
Başkan J.P.JOUYET
EK 1
KISIM A

Daha sonra gelen değişiklikler ile yürürlükten kaldırılan Direktif (16. maddede belirtilmiştir)

80/987/AET sayılı Konsey Direktifi (O) L 283, 28.10.1980 23. s

87/164/AET sayılı Konsey Direktifi (O) L 66, 11.3.1987, 11.s

2002/74/AET sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi (O) L 270, 8.10.2002, 10.s

KISIM B

Yürürlükten kaldırılmayan düzenleyici tasarruf

(16. maddede belirtilmiştir)

KISIM C

Ulusal mevzuata aktarım ve yürürlüğe giriş için zaman kısıtlamaları
(16. maddede belirtilmiştir)

22 Ekim – Hukuk Takvimi

0
22 Ekim - Hukuk Takvimi
22 Ekim – Hukuk Takvimi

1853

Ermeni Maarif Komisyonu kuruldu.

1919

Amasya’da, Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul Hükûmeti’nin Bahriye Nazırı Salih Hulusi Kezrak arasında Amasya Protokolü imzalandı.

1927

Cumhuriyet Halk Fırkası tüzüğünde yapılan değişiklikle Mustafa Kemal Paşa değişmez genel başkan seçildi

1930

Arjantinli insan hakları aktivisti ve sivil toplum yöneticisi Enriqueta Estela Barnes de Carlotto, 22 Ekim 1930’da Buenos Aires’te dünyaya geldi.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Estela-de-Carlotto-1024x576.webp

1931

Amerikalı mafya lideri Al Capone vergi kaçakçılığı gerekçesiyle 11 yıl hapis cezası aldı.

1936

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edildi Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır

1945

Toprak Mahsulleri Vergisi olarak zeytin vergisi kararı çıktı.

1951

Türkiye’nin, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı, üyeliği protokolü imzalandı.

1953

Laos, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti.

1964

Jean Paul Sartre, Nobel Ödülü’nü reddetti. Sartre gerekçe olarak, böyle bir ödülü kabul etmenin yazarı ödülü veren kuruma bağlı kılacağını ve “Nobel ödüllerinin geçmişte bütün ülkeler ve ideolojilerden yazarlara eşit davranılarak dağıtılmadığını gösterdi.   

1971

Askeri Yargıtay, İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin bazı kitapların yasaklanması ve toplattırılmasıyla ilgili kararını onayladı.

1975

Türkiye’nin Viyana büyükelçisi Hüseyin Daniş Tunalıgil görev büyükelçilik makamında Türkiye’yi temsilen görevinin başındayken Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları’na mensup üç militan tarafından düzenlenen suikast sonucu öldürüldü. Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: danis-tunaligil-1024x576.webp

1976

Türkiye Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu, (HAK-İŞ) kuruldu.

1980

Gözaltında tutulan 500 DİSK üyesi, serbest bırakıldı.

1981

MGK’nin 52 no’lu bildirisine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Bülent Ecevit hakkında Ankara 1 No’lu Askeri Mahkemesi’nce dava açıldı. Ecevit’in 3 aydan 1 yıla kadar hapis istemiyle yargılandı.

1990

Uşak/Banaz’da Körfez Savaşı’na karşı iş yerinin camına ‘Savaşa hayır’ yazılı bir karton asan Banazspor Kulübü Başkanı ve Serbest Muhasebeci Vedat Sümercan  tutuklandı.

1990

Okul duvarına astığı Körfez Savaşı karşıtı döviz nedeniyle tutuklanan N. A. ve bağlantılı olduğu iddia edilen 3 kişi hakkında Liseli Dev-Genç örgütü üyesi olmak, izinsiz gösteriye katılmak ve pankart asmak iddiasıyla 20’şer yıl hapis istemiyle DGM’de dava açıldı.

1995

Sarp Kuray Avrupa’dan Türkiye’ye dönüşünde Havalimanı’nda gözaltına alındı.

1999

Prof. Ahmet Taner Kışlalı’nın yazarı olduğu Cumhuriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Çetinkaya, Kışlalı’yı 13 Mayıs 1999 tarihli sayısında hedef gösteren Akit için suç duyurusunda bulundu. Kışlalı için Cumhuriyet’te oluşturulan köşe gün boyu ziyaret edildi.

2003

Ziya Selçuk’un başkanlığını yaptığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndaki görevlerinden alınan 167 öğretmenden 68’i adına Eğitim-Sen’in Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik aleyhine açtığı 102 bin TL’lik manevi tazminat davası reddedildi.

2004

Danıştay, Türkçe Dışındaki Dil ve Lehçelerde Yayın Yönetmeliği’nin sınırlayıcı hükümlerinin durdurulması istemini reddetti. Danıştay’ın kararıyla, yerel televizyon ve radyolarda Kürtçe yasağı, öğretmek amaçlı yayın ve çocuklara yönelik program yasağı korunmuş oldu.

2006

TRT personel ve sözleşmeli personel yönetmeliklerinde değişiklik yapıldı. Artık sendika temsilcileri de disiplin kurulunda görev alacak.

2008

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu direktifi olarak 22 Ekim 2008 tarihinde ve 2008/94/AT Sayılı karar ile kabul edildi. Direktif, Strazburg’da düzenlendi. Avrupa parlamentosu Adına Başkan H.G.PÖTTERING ve Avrupa Konseyi Adına Başkan J.P.JOUYET imzalanarak Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayınlandı.

2009

İsveç’in Luteryen Kilisesi, yapılan kilise meclisi oturumunda, ülkede 1 Mayıs’ta kanunen evliliklerine izin verilen eşcinsellerin kilisede nikah kıymalarına onay verdi.

2013

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, dönemin Diyarbakır Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da bulunduğu 16 kişinin ölümüyle ilgili soruşturmanın 20 yıllık zamanaşımına gireceği gün iddianame hazırlayarak 2 rütbeli asker hakkında 24 yıla kadar hapis cezası istedi. İddianamede, devlet yetkilileri tarafından olayların PKK saldırısı sonucu meydana geldiği ileri sürülmesine karşın, PKK’nın saldırıda bulunmadıkları açıklamasına yer verilerek, aradan geçen 20 yıla rağmen saldırıya katıldığı tespit edilen örgüt mensubu olmamıştır denildi.

2013

DİSK/ Limter-İş Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter’in işkencede ölümünden aranıp 14 yıl sonra yakalanan eski komiser yardımcısı  A. Okuducu 10 yıl hapis cezası aldı. 15 yıl olan ceza, failin birden fazla olması ve asli failin tespit edilememesi gerekçeleriyle 10 yıla indirildi

2015

Hukukçu, yazar, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı, siyasetçi Çetin Altan hayatını kaybetti. (Doğumu: 22 Haziran 1927) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. 1965-1969 arasında Türkiye İşçi Partisi‘nden milletvekilliği yaptı. Önce dokunulmazlığı kaldırılan, sonra da iade edilen ilk milletvekili oldu. Milletvekilliği sırasında Akşam gazetesinde yazmayı sürdüren Altan, sosyalizm ve TİP yanlısı yazılar kaleme aldı. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünü destekleyen Devrim gazetesi mensubu olduğu gerekçesiyle, Millî Demokratik Devrim darbesi planlarına karşı çıkan zamanın 1. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün tarafından tutuklanarak sorguya çekildi. Türk basınında edebiyatçı köşe yazarı kuşağının son temsilcisi olan Altan, dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarları arasında kabul edildi.

2016

Mısır’da askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kamuoyunda İttihadiye olayları olarak bilinen davada çarptırıldığı 20 yıl hapis cezası onandı.

2019

Alman hukukçu ve insan hakları aktivisti, Manfred Bruns hayatını kaybetti. (Doğumu: 1934) Federal Almanya Adalet Divanı’na bağlı avukat olarak çalıştı. Yaşamı boyunca eşcinsel bireylerin haklarını savunmak üzere mücadele etti. 2016 yılına kadar Almanya Lezbiyenler ve Gayler Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldı.

   

2023

“Nazır Azizoğlu” kimliğini kullanan “Lotu Guli” lakaplı Nadir Salifov’un öldürülmesine ilişkin davada savcı mütalaasını açıkladı. Antalya’nın Serik ilçesinde 3 yıl önce ‘Lotu Guli’ lakaplı Nadir Salifov’un öldürülmesiyle ilgili yargılanan biri başka suçtan olmak üzere 5’i tutuklu, 8 sanık hakkında, ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası talep edildi.

2023

Avustralya’da bir bar işletmesi, müşterilerine sütyen ölçülerine göre bedava içki vereceğini duyurdu. ‘Kampanya’yı Facebook hesabından duyuran bar sahiplerinin teklifi tepki çekerken, bara 3 bin 897 Avustralya doları para cezası kesildi. Adelaide şehrindeki Woolshed isimli bar, sosyal medya hesabından paylaştığı görselde, “Sütyeninizi kulübeye asın. A beden sütyene bir, B beden sütyene iki, C beden sütyene üç bedava içki” ifadelerini kullanmıştı. Güney Avustralya Tüketici ve İş Hizmetleri (CBS) kurumu işletmeye ‘ahlaka aykırı reklam’ gerekçesiyle ceza verdi. Avustralya’nın içki satışını düzenleyen yasasına göre, toplumsal cinsiyet temelli reklam yapmak yasak. Yetkililer ayrıca insanları nesneleştiren reklamların da yasaya aykırı olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

2024

Muhalefetin tepki gösterdiği “etki ajanlığı” düzenlemesi TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi.

2024

Elon Musk’a ‘telif hakkı‘ ihlali davası: ABD’de “Blade Runner 2049” filminin yapım şirketi, Tesla’nın “Robotaxi” adlı sürücüsüz aracının tanıtımı için filmden görüntülerin yasa dışı şekilde kullanıldığı suçlamasıyla Amerikalı milyarder Elon Musk’a, Musk’ın sahip olduğu ABD’li elektrikli araç üreticisi Tesla’ya ve Warner Bros. Discovery şirketine telif hakkı ihlali davası açtı.

2024

Yenidoğan Çetesi soruşturmasını yürüten ve makamında ölümle tehdit edilen Cumhuriyet Savcısı Yavuz Engin, sosyal medyadan açıklama yaptı: “Bu süreçte tebrik ve desteklerini sunan herkese teşekkür ederim. İş yoğunluğu sebebiyle henüz cevap veremediğim tüm tebrik mesajlarına cevaben; Türk Devletinin bize verdiği vazifeyi yerine getirdik, yine aynı yolda devam edeceğiz.”

2024

HSK’deki bir yemekhane çalışanı, yemekhane önünde, Kurul Müfettişi Mehmet Aslan’a bıçakla saldırdı. Olayda boğazından yaralanan müfettiş Aslan, hastaneye kaldırıldı. HSK yemekhanesinde 15 Nisan’da işe başladığı öğrenilen şüpheli gözaltına alındı.

2024

  • “FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklanan ve hakkında 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapsi istemiyle dava açılan avukat Dilek Ekmekçi‘nin ilk duruşması İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Ekmekçi, ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme başkanı, sık sık usule ilişkin itirazda bulunan avukat Ömer Kavili‘yi duruşmanın düzenini bozma gerekçesiyle, Avukat Zafer İşliyen’i ise tutanağa geçirilen ifadeye itiraz etmesi üzerine, duruşma düzenini bozdukları için salon dışına çıkardı. Ekmekçi hakkında verilen tahliye kararına yapılan itiraz üzerine bir gün sonra yeniden yakalama kararı çıkarıldı ve tutuklandı. 
  • İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisi hakkında söylediği sözler dava açacağını açıkladı. Kaboğlu, dava konusu sözleri Sözcü TV canlı yayınında iken öğrendi. 

2024

İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan İstanbul Tabip Odası yöneticileri karar duruşmasında hakim karşısına çıktı.  2018-2022 yılları Yönetim Kurulu üyelerine bir dönem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doktorluğunu da yapan Saadettin Hülagü hakkında disiplin soruşturması başlattıkları gerekçesiyle, görevi kötüye kullanma suçundan 5 ay hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. 2018 – 2022 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, Genel Sekreter Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, Dr. Güray Kılıç, Dr. Osman Öztürk, Dr. Murat Ekmez, Dr. Recep Koç, Kocaeli Rektörü Prof. Dr. Saadettin Hülagü tarafından “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla savcılığa şikayet edilmiş ve haklarında dava açılmıştı.

2026

İzmir’in Menemen ilçesinde görev yapan 26 yaşındaki Avukat Özge Penbegül, 22 Ekim 2026 tarihinde Hakkari’de görevli polis memuru nişanlısı Aykut Erol tarafından silahla vurularak katledildi. Zanlı polis intihar ederek yaşamına son verdi. 

21 Ekim – Hukuk Takvimi 

0
21 Ekim - Hukuk Takvimi 
21 Ekim – Hukuk Takvimi
1878

Almanya’da Otto von Bismarck antikomünist özellikteki Anti-Sosyalist Yasa’yı yürürlüğe soktu. Sosyalistlere Karşı Yasa ya da Sosyal Demokrat Çabaların Kurumsal Tehlikelerine Karşı Yasa, (Gesetz gegen die gemeingefährlichen Bestrebungen der Sozialdemokratie) yasaya göre, Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin bütün örgütleri ve işçilere ait yayın organları yasaklanmış, sosyalist yayınlar toplattırılmış ve dönemin sosyal demokratları cezalandırılmıştır.

1897 Küba’da Yaya Anayasası kabul edildi. 21 Ekim 1897 tarihli Yaya Anayasası, Küba’nın İspanyol sömürge yönetimine karşı verdiği Bağımsızlık Savaşı sırasında Camagüey yakınlarındaki La Yaya bölgesinde kabul edilen, ülkenin özgürlük mücadelesindeki en önemli kurucbelgelerden biridir.
1920 Tevfik Paşa başkanlığında İstanbul’da son Osmanlı Hükümeti kuruldu.
1921 Alman filozof ve iktisatçı Karl Eugen Dühring yaşamını yitirdi. (Doğumu:12 Ocak 1833( Berlin Üniversitesi’nde felsefe ve Ekonomi dersleri verdi.
1935 Almanya, Milletler Cemiyeti’nden resmen ayrıldı.
1942

Siyasetçi, Mustafa Durak Sakarya, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1876) İstanbul’da açılan ilk Polis okulundan mezun oldu. Burada aldığı hukuk tahsilinin ardından Erzurum, Bitlis, Ankara, Adana illerinde polis müdürlüğü, Emniyet-i umum müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. TBMM I. dönem Erzurum milletvekilliği 1933-1935 yılları arasında Erzurum Belediye başkanlığı yaptı. V. VI.dönem Gümüşhane milletvekilliği yaptı.

1945

Fransa’da kadınlar, seçimlerde ilk kez oy kullanma hakkı elde etti.

1948 Naziler döneminde Türkiye’ye gelerek çalışan Alman İnsan Hakları Birliği üyesi ve filozof Ernst von Aster yaşamını yitirdi. (d. 18 Şubat 1880, Berlin – ö. 21 Ekim 1948, Stokholm) 1941 yılında, İstanbul Hukuk Fakültesinde Hukuk Felsefesi dersleri verdi. Felsefe Tarihi isimli eseri ile bilinmektedir.
   
   
   
   
1950 Türkiye’de din dersleri ilk ve orta öğretimde mecburi hale getirildi.
1952

Hukukçu Sacit Kayasu, dünyaya geldi.

1959

Avrupa Konseyi ile göçmenlerin iskânı konusunda antlaşma imzalandı.

1971

İzmir’de Cezaevinde ki Mahir Çayan ve arkadaşlarını kurtarmak için örgüt kurmak iddiasıyla 11 kişi gözaltına alındı.

1971

İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu, 14 Ekim 1971 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 21 Ekim 1971 tarihli sayısına yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1972

Profesör Mümtaz Soysal, Askeri Savcı Baki Tuğ’un talebi doğrultusunda, Anayasaya Giriş adlı ders kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce tutuklandı. 

1977

Avrupa Patent Enstitüsü (EPI) kuruldu. EPI, hükümet dışı bir kuruluştur. Avrupa patent vekillerinin mesleki birliğidir ve uluslararası bir hükümet dışı kamu hukuku kuruluşudur. 2023 yılı itibarıyla enstitünün 39 üye devletten yaklaşık 13.800 üyesi bulunmaktadır 

1981

THKP-C Dev-Savaş örgütüne üye olduğu iddiasıyla aranıp 5 Ekim’de teslim olan Mehmet Ceren işkencede hayatını kaybetti. 1981’deki soruşturma ile 12 Eylül Anayasa referandumu sonrası 3 Mayıs 2011’de ailenin yaptığı 2. başvuru da takipsizlikle sonuçlandı.

1981

12 Eylül darbecileri tarafından kapatılan CHP’nin genel başkanı Bülent Ecevit, MGK’nin 52 no’lu bildirisine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Askeri Savcılığa ifade verdi. Ecevit, partilerin feshine ilişkin haberden dolayı cevap hakkı doğduğu gerekçesiyle TRT için hazırladığı ve dış basına da verdiği bir açıklama nedeniyle suçlandı.

1982

Hukukçu ve gazeteci Ali Sirmen‘in, Barış Derneği Davasında yargılanmasına devam edildi: “İddiaların tümünün asılsız olduğunu söylemekle yetiniyorum.”

1986

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 27 Haziran 1981 tarihinde Afrika Birliği tarafından kabul edildi, 21 Ekim 1986 tarihinde yürürlüğe girdi. Afrika devletlerinin çoğunluğu tarafından imzalandı. Afrika Birliği Örgütü bünyesinde, Afrika İnsan ve Halklar Hakları Komisyonu kuruldu, sözleşme çerçevesinde komisyonunun görev, yetki ve çalışma sistemi kuruldu.

1986

Nikaragua’da Sandinist yönetim karşıtı kontralara silah taşırken düşürülen uçağın ABD’li pilotu Halk Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı.

1986

Askeri Mahkeme’de görülen DİSK Davası’nda avukatlar Halit Çelenk ve Fikret İlkiz ortak savunmayı okudu.

1988

Ankara’da TBKP duruşması için gelip gözaltına alınan 21 kişiye 7 gün süreyle elektrik işkencesi yapıldığı açıklandı.

1993

PTT’nin ‘T’ harfinin satışı Anayasa Mahkemesi’nce durduruldu. ‘T’ harfinin özelleştirilmesi aşamasında çıkarılan kanun hükmündeki kararnamenin iptal edilmesi istemiyle Mümtaz Soysal ve 92 arkadaşının Anayasa Mahkemesi’nde açtığı iptal davası sonuçlandı. Mahkeme ilk önce Yürütmenin durdurulması yetkisinin olup olmadığını onayladı. 3’e karşı 8 oyla kabul edilen bu karar aynı zamanda bir içtihat kararı niteliği kazanmış oldu. İkinci oylama ‘T’ harfi konusunda yürütmenin durdurulmasının oylaması oldu ve 5’e karşı 6 oyla kabul edildi. Üçüncü olarak kararnamenin iptali tartışıldı ve bire karşı 10 oyla iptaline karar verildi.

1993

37 kişinin hayatını kaybettiği 124 sanıklı Sivas Katliamı Davası Ankara DGM’de başladı. Sanık avukatları arasında bulunan Refah Partisi Milletvekili ve Meclis Grup Başkanvekili Şevket Kazan, müdahil avukatların itirazı üzerine sonraki duruşmalara katılamadı.

1993

Cumartesi Anneleri 23.kez toplanarak 12 Eylül 1994’de Ankara’da zorla kaybedilen Kenan Bilgin’i andı ve hesabını sordu. 

1997
  • 1991’de yaptığı bir konuşmadan ötürü İstanbul DGM tarafından hükmedilen cezası kesinleşen Avukat Eşber Yağmurdereli tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • Avrasya feribotunu kaçırmaktan mahkum Ramazan Zubaroyev ile Roki Gitsba firar etti. Aynı davadan mahkum Muhammed Emin Tokcan, Viskhan Abdurrahmanov ile Tuncer Özkan daha önce firar etmişti.
1998

TBMM, NATO’nun genişlemesini onayladı. Böylece 16 ittifak üyesi ülkenin de onayı tamamlandı ve genişleme kesinlik kazandı.

1999

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 sabahı Ankara Çayyolu’ndaki evinin önünde aracına yerleştirilen bombalı paketin patlaması sonucu hayatını kaybetti. Siyaset bilimci, akademisyen ve eski Kültür Bakanı olan Kışlalı, katledildiği dönemde Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktaydı.

2003

17 Nisan 1992’de Çiftehavuzlar’da bir eve yapılan ve 11 kişinin öldürüldüğü Devrimci Sol baskınında 3 kişiyi kasten infaz ettikleri iddiasıyla yargılanan 22 güvenlik görevlisi ikinci kez beraat etti. Kararı protesto eden TAYAD üyeleri duruşma salonundan çıkarıldı.

2007

Türkiye’de, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişiklikleri 21 Ekim 2007 tarihinde halkoyuna sunuldu. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin karar bu halk oylaması sonucunda kabul edildi. Aynı oylamada milletvekili genel seçimlerinin beş yılda yapılması kuralı değiştirildi, seçimlerin dört yılda bir yapılmasına karar verildi. Anayasa değişikliğine uygun yasal değişiklik Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ile ve 6271 kanun numarasıyla 19.01.2012 tarihinde kabul edilerek Resmi Gazetenin 26.01.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğinde ise birileri aşamaya geçildi ve parlamenter sistem kaldırılarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildi.

2011

Deniz Feneri e.V davasında tutuklu bulunan ve aralarında eski RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da bulunduğu altı kişi tahliye edildi. 30 Ekim’de kalan iki tutuklu sanık Muzeffer Şafak ile Harun Kapuyoldaş’ın salınmasıyla davada tutuklu sanık kalmadı.

2014

Avustralyalı avukat, Başbakan ve politikacı, Edward Gough Whitlam, hayatını kaybetti. (Doğumu: 11 Temmuz 1916 ) Sidney Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1952 yılında Temsilciler Meclisi’nde Avustralya İşçi Partisi üyesi olarak Parlamento’ya girdi. 1960 yılında İşçi Partisi’nin genel başkan yardımcısı seçildi. 1967 yılında parti liderliği görevine geldi. Başbakan olduğu dönemde zorunlu askerliğin ve idam cezasının ortadan kaldırılması, evrensel sağlık hizmetleri, üniversitelerde ücretsiz eğitim ve adli yardım programları dahil olmak üzere çok sayıda yeni program ve politika değişiklikleri uyguladı. 1983 yılında UNESCO büyükelçisi olarak görev yaptı ve kamusal yaşamda da doksanlı yaşlara kadar aktif rol aldı.

2015

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6/7 Ekim 2014’deki Kobane protestoları ile ilgili olarak HDP MYK üyeleri hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma, 5 Ekim 2014’de ”MYK toplantısı sonrasındaki açıklamanın ardından olayların başladığı” iddialarına istinaden başlatıldı. 

2017

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu ‘İslamiyette Kadın’ Eseri Üzerine Notlar isimli makale Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Asker, İşletme Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü öğretim üyesi Dr. Canan Yıldıran ve Arş. Gör. Duygu Özkan tarafından kaleme alındı. Makale ilk olarak 9-21 Ekim 2017 tarihlerinde Bakü’de düzenlenen II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresinde bilimsel tebliğ olarak sunuldu. Kongrede sunulan tebliğlerin basıldığı Bildiri Kitabında bölüm olarak yayınlanan Makale, Ahmet Ağaoğlu‘nun kadın sorununa bakış açısını yansıtmakla birlikte günümüzde yaşanan kadın sorunlarına da bilimsel bir perspektif sunmaktadır.

2018
2022

Şarkıcı Gülşen mahkeme huzuruna çıktı. Gülşen’in imam hatip liseleriyle ilgili söylediği sözlerden dolayı hakkında açılan kamu davasının görüldüğü İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesi‘nin 21 Ekim 2022 tarihli duruşmasında savunma yaptı. 

   
   
2024 Dilan Polat ve Sıla Doğu bir eğlence mekanında çekilen görüntülere ilişkin haklarında başlatılan soruşturma çerçevesinde adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi. Hakim, haftada 3 gün kolluk biriminde imza atma yükümlülüğü şeklinde adli kontrol kararı verdi. Dilan Polat, Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinde “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme” ile “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçlarından 40 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı dava kapsamında 19 Ağustos’ta tahliye edilmişti.
2026
  • AB, yasal kalış hakkı olmayan göçmenler ve reddedilen iltica başvuruları için yeni Geri Dönüş Tüzüğü yürürlüğe girdi.
  • Manifest’ müzik grubunun kurucusu ve menajeri tutuklu Tolga Akış hakkında iddianame hazırlandı. Akış’ın “müstehcenlik” suçlamasından 6 aydan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
  • BirGün muhabiri İsmail Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in şikayetinin ardından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen sermaye piyasası odaklı fon soruşturmasında, Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İnan Altınbaş gözaltına alındı. Yönetim Kurulu Üyesi Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve diğer aile fertlerinin mal varlıkları donduruldu.
  • İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Ö. Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında verilen beraat kararı, istinaf incelemesinden de geçti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, başsavcılığın istinaf başvurusunu esastan reddetti.
  • Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı (Xarici İşlər Nazirliyi) “No:406/26, Türkiyə Respublikasının bir sıra vətəndaşlarının “arzuolunmaz şəxslər” siyahısına daxil edilməsi barədə mətbuat məlumatı” başlıklı açıklama ile Ahmet Barış İyison, Cem Özyurt, Akın Duru, Dursun Eker, Adem Özköse, Muhammed Emin Yıldırım, Cüneyt Sezer, Serhat Koyuncu, Mikail Ayyıldız, Ahi Aratoğlu, Muharrem Çavuş, Fatih Erbakan, Yahya Uğraş, Aydın Binboğa, Hakkı Eren, Sait Seyitoğlu, Mehmet Boynukalın, Okan Aytaş, Mert Armağan, Yaşar Yavuz, Ahmet Sırrı Arvas, Yusuf Kaplan, Erdinc Teğmen, Ahmet Çakar, Halil Atakan Ay, İsmail Kılıçarslan, Murat Şahin, İrfan Kaya Ülger, Fatin Dağistanlı, Ömer Ulutaş, Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında persona non grata (istenmeyen kiş) ilan etti. 

Mehmet Akarca

0

Mehmet Akarca, 21 Ocak 1963 tarihinde Siirt, Şirvan’da doğdu. Karşıyaka Karşıyaka Havva Özişbakan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesini bitirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1986 yılında mezun oldu. Zorunlu askerlik görevini Kütahya’da kısa dönem olarak yaptı. İzmir hakim adayı olarak hakimlik mesleğindeki kariyerine başladı.

Akarca; sırasıyla Uşak/Ulubey, Van/Gevaş, Aydın/Sultanhisar Hakimliği, Sivas Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi ve Komisyon Başkanlığı ile Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi ve Komisyon Başkanlığı görevlerinde bulundu. 

Mehmet Akarca, 18 Ocak 2010 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçildi. 21 Ekim 2013 tarihinde, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Yargıtay 14. Ceza Dairesi Başkanlığına seçildi. 18  Mayıs 2015’te ise Büyük Genel Kurulunca gösterilen adaylar arasından seçilerek Cumhurbaşkanı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atandı.

Akarca,  24 Mart 2020 tarihinde yapılan seçimde 267 oy olarak İsmail Rüştü Cirit‘ten boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına seçildi, Görev süresi dolduktan sonra yeniden aday olmuşsa da 37 tur süren seçimi kazanamayarak görevi Ömer Kerkez’e devretti. 3 Haziran 2024 tarihinde kendi isteğiyle emekli oldu. 

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç’un 5 Aralık 2025’te görevinin sona erecek olması nedeniyle bu göreve aday oldu. TBMM Genel Kurulu’nda 12 Kasım 2024 günü yapılan 4. tur oylamada Kamu Başdenetçiliği‘ne (Ombudsman) seçildi. 

Evli ve iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir. 

Mehmet Akarca’nın Yargıtay Başkanlığı Dönemindeki Adli Yıl Açılış Konuşmaları 

İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu

0

İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu, 14 Ekim 1971 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 21 Ekim 1971 tarihli sayısına yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun tam adı “Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu”dur.

Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu

Madde 1

İzmir 2 nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2/12/1968 ‘tarih ve 1967/170 esas, 1968/245 karar sayılı kesinleşen hükmü Ue T. C. Kanununun 455/2 maddesi ve 501 sayılı Kanun hükümleri gereğince iki yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkûm olan Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma 1933 doğumlu İbrahim Recep Ayışık’ın mahkûm olduğu ceza, bütün hukukî neticeleriyle affedilmiştir.

Madde 2

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3

Bu kanunu Adalet Bakam yürütür.

ANAYASA VE ADALET KOMİSYONUNUN KABUL ETTİĞİ METİN

Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu tasarısı

MADDE 1. — Millet Meclisi metninin 1 nci maddesi aynen kahul edilmiştir.

MADDE 2. — Millet MeclM metninin 2 nci maddesi aynen kabul edilmiştir.

MADDE 3. — Millet Meclisi metninin 3 ncü maddesi aynen kabul edilmiştir.

CUMHURİYET SENATOSU BAŞKANLIĞINA

Millet Meclisinin 30 . 7 . 1971 tarihli 140 ncı Birleşiminde öncelik ve ivedilikle görüşülerek işari oyla kabul edilen, tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında af kanunu tasarısı, dosyası ile birlikte sunulmuştur.

Saygılarımla.
Sabit Osman Avcı
Millet Meclisi Başkanı

Not : Bu tasan 24 . 7 . 1970 tarihinde Başkanlıkça İlk Komisyona havale edilmiş ve Genel Kurulun 30 . 7 . 1971 tarihli 140 ncı Birleşiminde öncelik ve ivedilikle görüşülerek kabul edilmiştir.
(Millet Meclisi S. Sayısı : 355)

Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu

Esas No. : 1/1260
Karar No. : 89
12 . 8 . 1971
Yüksek Başkanlığa Millet Meclisinin 30 Temmuz 1971 tarihli 140 ncı Birleşiminde öncelik ve ivedilikle görüşülerek işari oyla kabul edilen, tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında Af kanunu tasarısı, Millet Meclisi Başkanlığının 2 Ağustos 1971 tarihli ve 4151 sayılı yazıları ile Cumhuriyet ‘Senatosu Başkanlığına gönderilmekle, Komisyonumuzun 12 Ağustos 1971 tarihli Birleşiminde tetkik ve müzakere olundu.

I – Tasan, İzmir İkinci Ağır Ceza Mahkemesinin 2 Aralık 1968 tarihli ve Esas 967/170; Karar 968/245 sayılı kararı ile kesinleşen hükmü sonucu Türk Ceza Kanununun 455/2 nci maddesi ve 501 sayılı Kanun hükümleri gereğince iki yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkûm olan Mehmet

2 — Sait oğlu Zehra’dan doğma 1933 doğumlu İbrahim Recep Ayışık’m mahkûm olduğu cezasının bütün hukukî neticeleri ile affedilmesini öngörmektedir. Komisyonumuz, tasarıya- bağlı mahkûmiyet dosyasını tetkik etmiş, Anayasa ve Adalet Komisyonunun daha önceki emsal kararlarını gözetmiş ve hükümlünün mahkûmiyetinin infazında sosyal bir yarar görmemiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin atıfet yetkisinin adı geçenden de esirgenmemesini uygun mütalâa ederek tasarıyı benimsemiştir.

II – Millet Meclisi metninin 1, 2 ve 3 ncü maddeleri Komisyonumuzca da aynen kabul edilmiştir. Genel Kurulun tasviplerine arz olunmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.

Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies

0

Kelebekler Zamanında, Trujillo diktatörlüğündeki Dominik Cumhuriyeti’nde her gün yaşanan trajedileri resmeden diktatörlük karşıtı bir filmdir. Film, tarihi bir olayı, Mirabel Kızkardeşler’in hayatını anlatmaktadır. Varlıklı bir ailenin çocukları olan üç kardeşin trajik yaşamına ayna tutmaktadır. Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının Kelebek olmasından esinlenerek o günden bu yana bu üç kız kardeş, gerek Dominik’te gerekse bütün dünyada “Kelebekler” adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlamışlardır

Kız kardeşlerden Minerva’nın kardeşleriyle birlikte okumak isteği vardır. Babasından kendisini ve kardeşlerini bir okula yollamasını ister. Bu istekleri kabul edilen çocuklar okulda beş yıl kalırlar. Minerva burada bir okul oyununda rol alır ve hem kendisinin hem de kardeşlerinin hayatını değiştirecek olaylar başlar.

Filmin Künyesi  
Vizyon Tarihi          21 Ekim 2001
Süresi 95 dakika
Ülke Amerika Birleşik Devletleri, Meksika
Yönetmen Mariano Barroso
Senaryo David Klass, Judy Klass,
Müzik Van Dyke Parks
Oyucular Salma Hayek, Edward James Olmos, Mía Maestro, Demián Bichir, Pilar Padilla, Lumi Cavazos, Geraldine Bazán, Pedro Armendáriz, Jr. Ana Martín,  Marc Anthony
Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies

1930’da Rafael Trujillo adlı diktatör, askeri darbe yaparak Dominik Cumhuriyeti’nde iktidarı ele geçimiş ve Dominik halkı, 31 yıl baskı ve zulüm altında yaşamak zorunda kalmıştır. İktidarda olduğu süre boyunca 50 bin kişinin ölümüne neden olan Trujillo şehirlerin, dağların isimlerini dahi kendi adıyla değiştirmiştir. Mirabel Kızkardeşler Amerika kıtası tarihinin en kanlı diktatörlerinden biri olarak tarihe geçen Trujillo’nun kabusu haline gelmiştir.

1960 yılının 25 Kasım’ında, Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur. Bunlar Mirabel kardeşlerdir. Patria 36, Minerva 34 ve Maria Teresa 24 yaşlarındadır.Ertesi sabah gazetelerde bu ölümlerin bir kaza sonucu meydana geldiğini anlatan bir haber çıkar. Ama gerçek göründüğü gibi değildir. Bu katliam kayıtlara “araba kazası” olarak geçecektir.

25 Kasım 1960 tarihinde 3 kız kardeşin cesetlerinin Dominik Cumhuriyetinin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde bulunması üzerine, diktatörlük önce bu ölümlerin nedeni olarak “trafik kazasını” göstermiş ancak asıl gerçeğin diktatörlük karşıtı Clandestina hareketinin kurucuları ve kadroları içinde olan bu kadınların tehlike olarak görülerek tecavüz edilip katledildikleri ortaya çıkmıştır.

Bu üç kadın diktatörlük karşıtı mücadelenin sembolü haline gelmişler, direniş hareketi bu sembollerle güçlenmiş ve bir yılın sonunda diktatörlük, Anti-Trujilo hareketi tarafından iktidardan düşürülmüştür. Trujillo 30 Mayıs 1961’de uğradığı bir suikast sonucu öldürülmüş ve diktatörlük “Kelebekler”in öldürülmelerinden bir yıl sonra çökmüştür.

Film, Mirabel Kızkardeşleri sinemaya aktarmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

25 Kasım tarihi, Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir.

25 Kasım, Dominik Cumhuriyetinde, Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesini yükselten Mirabel kız kardeşlerin, diktatörlüğün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür.. Çocukluklarından ve sevda hikayelerinden silah kaçırmalarına, hapishanede maruz kaldıkları işkencelere kadar tüm hikaye trajedinin bir parçasıdır.

1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda Mirabel kardeşlerin öldürüldükleri gün olan 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiş, 1999 yılında ise, 25 Kasım, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak belirlenmiştir. .

Dominik Cumhuriyeti’nde ve Amerika’da çok satanlar listesinde olan yazar olan Julia Alvarez; Mirabel kız kardeşlerin hayatını anlattığı romanını “In the Time of The Butterflies” (Kelebekler Zamanı) yayımlamıştır. Bu kitap, Mirabel kız kardeşlerin kelebekler olarak tanınmasına neden olmuştur. 2000 yılı 25 Kasım’ında Mirabel Kardeşlerin cesetleri kadın örgütleri tarafından doğdukları köye taşınmıştır. 2001 yılında “In the time of the butterflies-Kelebekler Zamanında” filmi çekilmiş ve büyük ilgi görmüştür.

[/box]

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Filmin başrol oyuncusu Salma Hayek, 2 Eylül 1966 yılında Coatzacoalcos, Veracruz, Meksika’da doğdu. Babası Lübnanlı, annesi Meksikalıdır. Oyunculuğu ile tarihi bir olayı güçlü bir şekilde yansıttı.[/box]

 

Gülşen’in Savunması

0
Gülşen'in Savunması

Suçsuzum… Yargılama sonunda beraat edeceğime inanıyorum. Bütün konu sahne içinde bir arkadaşımla şakalaşmamdan ibarettir. Sahnedeyken dinleyicilerimin arasına karışmak istedim. Kalabalıkta bu mümkün olmayacağı için sahnedeki arkadaşlarımdan birinden beni seyircilerin arasına taşımasını rica ettim. Sahnedeki başka bir arkadaşım, aramızdaki şakalaşma sebebiyle, “Seni İmam taşısın” dedi. ‘İmam’ da aramızda bu lakapla anılan Miraç’tır. Bu lakabın benim bildiğim özel bir anlamı yok. Böyle tanıdım. Sahne şovlarında da sıklıkla şakalaştığım bir arkadaşımdı.

‘Seni İmam taşısın’ sözü üzerine bu lakabın kelime olarak zihnimde kalıp olmasından ötürü, plansız ve hesapsız bir şakayla yanıt verdim. Sadece bir kişiye karşı, heyecanın getirdiği refleksle söylenmiş bir şey. İki kişi arasında geçmiş bir diyalog. Hatta şakamın sonu da “Kendisi” diye bitmektedir.

Söylerken ne bir üçüncü şahıs ne de bir kesimi hedefledim. Diyalog o kadardı ve orada sonlandı. Seyirciye dönüp söylemedim, tekrarlamadım, alkışlatmadım. Dolayısıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek bir davranış sergilemedim. Niyetim ve amacım hiçbir zaman bu olmadı, olamaz da…

Üzerime atılı suçu işlemedim kabul etmiyorum. Sadece iki kişi arasında geçen bu söylem hedefe oturtuldu. Değerlerini rencide etmiş olabileceğim herkesten bütün samimiyetimle özrümü diledim. Defalarca kadınlığım, bedenim, anneliğim ve giyim kuşamım üzerinden sözel olarak saldırıya uğradım, hedef gösterildim. Paylaşılması manipülatif ve manidardır. Konser nisanda, yayılması ise 24 Ağustos’ta…

Videonun yayılması, gözaltına alınmam ve cezaevine girmem sadece bir gün sürdü. Manevi olarak çok orantısız bedellere maruz kaldım. 5 gün cezaevinde, 15 gün evde olmak üzere toplam 20 gün hapis cezası aldım. Asıl tutsaklığım çocuğuma kavuşamamam. Oğlum, İspanya’da eğitim görüyor. O benden mahrum, ben de ondan mahrumum.

Eşimin işleri nedeniyle ben ondan, o benden mahrumdur. 50 kadar konser iptal oldu. Bunların tazminleri gerekiyordu ve ödendi. Sahnede ve arkasında kalan arkadaşlarımın da mağduriyetlerini karşıladım. Yurt dışı yasağı nedeniyle oradaki konserlerime gidemiyorum. Yeni konserler planlayamıyorum. Bu mağduriyetimin giderilmesini istiyorum. Bunu ailem, iş arkadaşlarım için de istiyorum.

İki kişi arasında geçen bu diyalog nedense hedefe oturtuldu. Değerlerini incitmiş olabileceğim herkesten özür de diledim. Mesleki kimliğim ve duruşumun bir bedeli olarak mağdurum. Kadınlığım, bedenim, eşliliğim, anneliğim üzerinden defalarca sözel olarak linç ve istismara uğradım hatta hedef gösterildim ama yine de duygu ve düşüncemi yeri geldiğinde ifade eden biriyim. Sahnedeki şaka, toplumsal duyarlılığımın bir uzantısı, tezahürü değildi. Sadece iki kişi arasındaki şakaydı. Açıklama, demeç, bildirme amacı yoktu ama nedense öyleymiş gibi bir yere çekildi. Ayrıca zamanlaması ve yayılması bana göre manidar ve manipülatiftir. Konser 30 Nisan, videonun yayılma tarihi ise 24 Ağustos’tur. Arada dört ay vardır.

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı – Banjul Şartı

0

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 27 Haziran 1981 tarihinde Afrika Birliği tarafından kabul edilmiş, 21 Ekim 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Afrika devletlerinin çoğunluğu tarafından imzalanmıştır. Afrika Birliği Örgütü bünyesinde, Afrika İnsan ve Halklar Hakları Komisyonu kurulmuş, sözleşme çerçevesinde komisyonunun görev, yetki ve çalışma sistemi kurulmuştur. 

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı
 BAŞLANGIÇ

“Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı” adlı bu sözleşmenin Tarafları olan Afrika Birliği üyesi Afrika Devletleri,

Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin Monrovia, Liberya’da 17-20 Temmuz 1979 tarihleri arasında yapılan Onaltıncı Olağan Oturumunda, “diğerlerinin yanı sıra, insan ve halkların haklarını geliştirecek ve koruyacak organların oluşturulmasını temin eden bir Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı ön taslağı” hazırlanması hususunda aldığı 115 (XVI) sayılı Kararı hatırlatarak;

“Afrika halklarının meşru amaçlarını gerçekleştirmek için özgürlük, eşitlik, adalet ve onuru zorunlu hedefler olarak” düzenleyen Afrika Birliği Örgütü Şartını değerlendirerek;

Afrika’nın her biçimi ile sömürgecilikten arındırılması, Afrika halklarının daha iyi bir yaşamı gerçekleştirebilmeleri için işbirliğinin ve çabaların eşgüdümlü hale getirilmesi ve yoğunlaştırılması, Birleşmiş Milletler Şartını ve Evrensel İnsan Hakları Bildirisini gereğince dikkate alarak uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi hususlarında anılan Şartın 2’nci maddesinde verilmiş olan resmi taahhüdü yeniden teyit ederek;

Esin kaynağını ve tanımını insan ve halkların hakları kavramı üzerinde yansıtan tarihsel geleneklerinin ve Afrika uygarlığı değerlerinin hassalarını dikkate alarak;

Bir yandan ulusal ve uluslararası korumayı meşrulaştırarak insan varlığının niteliklerinden çıkarsanan temel insan haklarını ve öte yandan halkların hakları gerçeğinin ve onlara saygı gösterilmesinin insan haklarını zorunlu olarak güvence altına aldığını tanıyarak;

Haklardan ve özgürlüklerden yararlanmanın, herkesin kendi payına düşen ödevleri yerine getirmesini de ifade ettiğini değerlendirerek;

Gelişme hakkına özel bir önem bağıllamanın bundan böyle zorunlu bulunduğuna; ve gerek düşünsel gerekse evrensellik açılarından, medeni ve siyasal hakların, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan ayrılamazlığına; ve ekonomik. Sosyal ve kültürel hakların tatminkar düzeye getirilmesinin, medeni ve siyasal haklardan yararlanabilmenin bir güvencesi olduğuna emin olarak;

Halen onurları ve gerçek bir bağımsızlık için mücadele eden ve sömürgecilik, yeni sömürgecilik, ırk ayrımı ve siyonizmin ortadan kaldırılmasını ve saldırgan yabancı askeri üslerin silahtan arındırılmasını ve özellikle ırk, etnik grup, renk, cinsiyet, dil, din ya da siyasal görüş temelindekiler olmak üzere her biçimi ile ayrımcılığın tasfiye edilmesini üstlenen halkların bulunduğu Afrika’nın bütünüyle özgürleştirilmesini gerçekleştirmekle ödevli olduklarının bilincinde olarak;

Afrika Birliği Örgütü, Bağlantısız Ülkeler Hareketi ve Birleşmiş Milletler Tarafından kabul edilmiş olan bildirilerde, sözleşmelerde ve diğer belgelerde yer alan insan ve halkların hakları ve özgürlükleri ilkelerine bağlılıklarını yeniden teyit ederek;

İnsan ve halkların haklarını, Afrika’da bu haklara ve özgürlüklere bağıllanan geleneksel önemi dikkate alarak, geliştirme ve koruma hususundaki ödevlerini gerektiği biçimde bağlı olduklarından emin bulunarak; aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:

KISIM I

HAKLAR VE ÖDEVLER

Bölüm 1

İnsan ve Halkların Hakları

Madde 1

Bu şartın tarafları olan Afrika Birliği Örgütü üyesi Devletler, bu Şartta düzenlenen hakları, ödevleri ve özgürlükleri tanıyacak ve bunlara etkinlik kazandıracak yasal ve diğer önlemleri almayı üstleneceklerdir.

Madde 2

Her birey bu Şartta tanınan ve güvence altına alınan haklardan ve özgürlüklerden, ırk, etnik grup, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da herhangi diğer görüş, uyrukluk ya da sosyal  köken, servet, doğum ya da başka statü gibi herhangi ayrım olmaksızın yararlanmaya hak sahibi olacaklardır.

Madde 3

  1.  Her birey yasa önünde eşittir.
  2.  Her bireyin yasa ile eşit olarak korunma hakkı vardır.

Madde 4

İnsan varlığı dokunulmazdır. Her insan, yaşamına ve kişi bütünlüğüne saygı gösterilmesine hak sahibidir. Hiç kimse bu hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.

Madde 5

Her birey, insan olmasına yerleşik onuruna saygı gösterilmesi ve hukuksal statüsünün tanınması hakkına sahiptir. Sömürü ve aşağılamanın, özellikle kölelik, köle ticareti, işkence, zalimane, insanlıkdışı ya da aşağılayıcı ceza ve muamele olmak üzere, her biçimi yasaktır.

Madde 6

Her birey kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse, yasa tarafından önceden düzenlenmiş nedenler ve koşullar hariç, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz ya da gözaltında tutulamaz.

Madde 7

  1.  Her birey davasının/taleplerinin dinlenmesine hak sahibidir. Bu hak aşağıdaki hususları kapsar:
  2.  Yürürlükteki sözleşmeler, yasalar, düzenlemeler ve geleneklerle tanınan ve güvence altına alınan temel haklarını ihlal eden tasarruflara karşı yetkili ulusal organlara başvurma hakkı;
  3.  Bir yetkili mahkeme ya da yargı yeri tarafından suçluluğu kanıtlanana dek masum sayılma hakkı;
  4.  Kendi seçeceği bir avukat tarafından savunulması hakkı dahil, savunma hakkı;
  5.  Bir tarafsız mahkeme ya da yargı yeri tarafından makul bir süre içerisinde yargılanma hakkı.
  6.  Hiç kimse işlendiği zaman yasal olarak cezalandırılabilir bir suç oluşturmayan bir eylem ya da ihmalinden ötürü suçlanamaz. İşlendiği tarihte hiçbir hükümle düzenlenmemiş bulunan bir suç için hiçbir ceza verilemez. Ceza kişiseldir ve yalnızca suçlu olan üzerinde uygulanabilir.

Madde 8

Vicdan, ibadet ve dinin serbest olarak yerine getirilmesi özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Hiç kimse, hukuka ve düzene tabi olarak, bu özgürlüklerin kullanılmasını kayıtlayan önlemlere maruz bırakılamaz/tabi tutulamaz.

Madde 9

  1.  Her birey bilgi edinme hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her birey görüşlerini, hukuk çerçevesi içinde ifade etmek ve yaymak hakkına sahip olacaktır.

Madde 10

  1.  Her birey, hukuka uygun olarak serbestçe örgütlenme hakkına sahip olacaktır.
  2.  Madde 29’da düzenlenen dayanışma yükümlülüğüne tabi olarak, hiç kimse bir örgüte girmeye zorlanamaz.

Madde 11

Her birey başkaları ile serbestçe toplanma/(bir araya gelme) hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı sadece yasa tarafından düzenlenmiş, özellikle ulusal güvenlik, emniyet, sağlık, ahlak ve başkalarının hakları ve özgürlükleri yararına yürürlüğe konulmuş bulunan, gerekli kayıtlamalara tabi olacaktır.

Madde 12

  1.  Her birey, ikamet ettiği Devletin yasaları ile belirlenen sınırlar içerisinde seyahat etme ve yerleşme özgürlüğü hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her birey, kendi ülkesi dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve kendi ülkesine geri dönme hakkına sahip olacaktır. Bu hak, sadece, ulusal güvenliğin, hukukun ve düzenin, genel sağlık ya da ahlakın korunması için yasayla öngörülen kayıtlamalara tabi tutulabilir.
  3.  Her bire, baskıya uğradığı zaman, o ülkelerin yasaları ve uluslararası sözleşmeler uyarınca, başka ülkelere sığınmayı araştırma ve sığınmacı statüsü elde etme hakkına sahip olacaktır.
  4.  Bu Şartın Tarafı bir Devletin ülkesine yasal olarak kabul edilmiş bulunan ve o Devletin vatandaşı olmayan bir kimse, yalnızca, yasaya uygun olarak alınmış bir karar ile sınırdışı edilebilir.
  5.  Vatandaş olmayanların kitle halinde sınırdışı edilmesi yasaklanacaktır. Kitle halinde sınırdışı etme, ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel grupları hedef alanlar olarak anlaşılacaktır.

Madde 13

  1.  Her vatandaş, yasanın öngördüğü hükümler uyarınca doğrudan ya da özgür olarak seçilmiş temsilcileri aracılığı ile, ülkesinin yönetimine özgür olarak katılma hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her vatandaş, ülkesinin kamu hizmetlerine eşit olarak girme hakkına sahip olacaktır.
  3.  Her birey, yasa önünde tüm kişilerin kesin biçimde eşitliği temelinde, kamu mülklerine ve hizmetlerine girme hakkına sahip olacaktır.

Madde 14

Mülkiyet hakkı güvence altına alınacaktır. Bu hakka sadece, kamusal gereksinim yararı ya da topluluğun genel menfaati nedeniyle ve konuya ilişkin yasaların hükümlerine uygun olarak müdahale edilebilir.

Madde 15

Her birey, eşitlik temelinde ve tatmin edici koşullar altında çalışma eşit işe eşit ücret alma hakkına sahip olacaktır.

Madde 16

  1.  Her birey, elde edilebilir en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlıklılık halinden yararlanma hakkına sahip olacaktır.
  2.  Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi halklarının sağlığını korumak ve hastalandıklarında tıbbi bakım görmelerini temin etmek için gerekli önlemleri alacaklardır.

Madde 17

  1.  Her birey, eğitim hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her birey, kendi toplumunun kültürel yaşamında özgürce yer alabilir.
  3.  Toplum tarafından tanınan ahlaksal ve geleneksel değerlerinin geliştirilmesi ve korunması, Devletin ödevi olacaktır.

Madde 18

  1.  Aile, toplumun doğal ve temel birimidir. Aile, onun fiziksel ve moral sağılığını gözetecek olan Devlet tarafından korunacaktır.
  2.  Devlet, toplum tarafından tanınan ahlaksal ve geleneksel değerlerin gözeticisi olan aileye yardımcı olmakla ödevli olacaktır.
  3.  Devlet, kadınlara karşı ayrımcılığın her biçiminin ortadan kaldırılmasını ve ayrıca uluslararası bildiriler ve sözleşmelerde düzenlendiği üzere kadın ve çocuk haklarının korunmasını temin edecektir.
  4.  Yaşlılar ve özürlüler, fiziksel ve moral gereksinimlerini karşılayacak özel önlemlerle korunma hakkına da sahip olacaklardır.

Madde 19

Bütün insanlar eşit olacaktır; aynı haklardan ve saygınlıktan yararlanacaklardır. Hiçbir şey, bir halkın diğeri üstünde tahakküm kurmasını meşru kılmayacaktır.

Madde 20

  1.  Bütün haklar varolma hakkına sahip olacaktır. Bütün halkların sorgulanamaz ve devredilemez nitelikte kendi kaderini tayin hakkı olacaktır. Bütün halklar, kendi siyasal statülerini özgürce belirleyecek ve özgür olarak seçtikleri siyasaya uygun olarak ekonomik ve sosyal gelişmelerinin takipçisi olacaklardır.
  2.  Sömürge ya da baskı altında tutulan halklar, uluslararası toplum tarafından tanınan herhangi bir yola başvurmak suretiyle kendilerini tahakkümden kurtarmaları hakkına sahip olacaktır.
  3.  Bütün halklar, bu Şartın Tarafı Devletlerin yabancı tahakkümüne karşı verdikleri siyasal, ekonomik ya da kültürel özgürlük mücadelesine yardımcı olmak hakkına sahip olacaktır.

Madde 21

  1.  Bütün halklar, kendi doğal zenginlik ve kaynaklarını özgür olarak kullanacaklardır. Bu hak, münhasıran halkın çıkarları için kullanılacaktır. Hiçbir halde bir halk bu haktan yoksun bırakılmayacaktır.
  2.  Yamalanması durumunda, mülkünden yoksun bırakılan halkın, mülkiyetini hukuka uygun biçimde yeniden edinmesinin yanı sıra uygun tazminat alma hakkı da olacaktır.
  3.  Zenginlik ve doğal kaynaklardan özgürce yararlanma, karşılıklı saygıya, eşitlik temelinde değiş-tokuşa/mübadeleye ve uluslararası hukuk ilkelerine dayanan uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi yükümlülüğüne halel gelmeksizin uygulanacaktır.
  4.  Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi zenginlik ve doğal kaynaklarından özgür olarak yararlanma hakkını, tek tek ya da toplu olarak Afrika birliğini ve dayanışmasını güçlendirmek amacıyla kullanacaklardır.
  5.  Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi doğal kaynaklarından doğurduğu avantajlardan kendi halklarının tam olarak yararlanmasını sağlayacak olan, özellikle uluslararası tekeller tarafından uygulananlar olmak üzere yabancı ekonomik sömürünün her biçimini ortadan kaldırmayı üstleneceklerdir.

Madde 22

  1.  Bütün halkların, özgürlük ve kimliklerini usulünce dikkate alarak ve insanlığın ortak mirasından eşit olarak yararlanarak, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda gelişmeye hakları olacaktır.
  2.  Devletler, tek tek ya da toplu olarak, gelişme hakkının uygulanmasını temin etmekle ödevli olacaklardır.

Madde 23

  1.  Bütün halkların, ulusal ve uluslararası barış ve güvenlik hakkı olacaktır. Birleşmiş Milletler Şartında vurgulanan ve Afrika Birliği Örgütü tarafından yeniden vurgulanan dayanışma ve dostça ilişkiler ilkeleri, Devletler arasındaki ilişkileri düzenleyecektir.
  2.  Barışın, dayanışmanın ve dostça ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla, bu Şartın Tarafı olan Devletler aşağıdaki hususları temin edeceklerdir:
  3.  bu Şart madde 12 çerçevesinde sığınma hakkından yararlanan herhangi bir kişi, geldiği ülke ya da bu Şartın Tarafı herhangi bir başka Devlet aleyhine yıkıcı faaliyetlerle iştigal etmeyecektir;
  4.  bu ülkeler, bu Şartın Tarafı herhangi bir Devletin halkı aleyhine yürütülecek yıkıcı ya da terörist faaliyetlerin üssü olarak kullanılmayacaktır.

Madde 24

Bütün halkların, kendi gelişmelerine elveren genel olarak tatmin edici bir çevreye sahip olma hakkı olacaktır.

Madde 25

Bu Şartın Tarafı Devletler, öğretim, eğitim ve yayın yollarıyla, bu Şartta düzenlenen haklara ve özgürlüklere saygı gösterilmesi ve bunları, özgürlüklere ve haklara olanların yanı sıra bunlara karşılık gelen yükümlülüklere ve ödevlere ilişkin olarak anlaşılmasını geliştirmek ve temin etmek ile ödevli olacaklardır.

Madde 26

Bu Şartın Tarafı Devletler, Mahkemelerin bağımsızlığını güvence altına almak ve Bu Şartta garanti edilen hakların ve özgürlüklerin geliştirilmesini ve korunmasını sağlayacak uygun ulusal kurumları kurmaya ve geliştirmeye izin vermekle ödevli altında olacaklardır.

Bölüm II

Ödevler

Madde 27

  1.  Her bireyin, ailesine ve topluma, Devlete ve yasal olarak tanınan diğer topluluklara ve uluslararası topluma yönelik olarak ödevleri olacaktır.
  2.  Her bir bireyin hakları ve özgürlükleri, başkalarının hakları, kolektif güvenlik, ahlak ve ortak çıkarlar gereğince dikkate alınarak kullanılacaktır.

Madde 28

Her bireyin, ayrımcılık yapmaksızın diğer bireylere saygı göstermek ve onları dikkate almak ve karşılıklı saygıyı ve hoşgörüyü geliştirmeyi, güvence altına almayı ve yeniden uygulamaya koymayı amaçlayan ilişkileri muhafaza etmek ödevi olacaktır.

Madde 29

Bireyin şu ödevleri de olacaktır:

  1.  Ailenin uyumlu biçimde gelişmesini korumak ve ailenin birleşmesi ve ona saygı gösterilmesi için çalışmak; her zaman ana-babaya saygı göstermek ve gereksinim duydukları zaman onların bakımını üstlenmek;
  2.  Fiziksel ve entelektüel yetilerini hizmetlerine amade kılarak kendi ulusal toplumuna hizmet etmek;
  3.  Vatandaşı bulunduğu yahut ikamet ettiği Devletin güvenliğini tehlikeye düşürmemek;
  4.  Özellikle ulusal dayanışmanın tehlikeye düştüğü zamanlarda olmak üzere, sosyal ve ulusal dayanışmayı korumak ve güçlendirmek;
  5.  Kendi ülkesinin ulusal bağımsızlık ve ülke bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek ve yasalara uygun olarak ülkesinin savunulmasına katkıda bulunmak;
  6.  Kendi yeteneklerinin ve yeterliliğinin elverdiği en üst düzeyde çalışmak ve toplumun yararı için yasalarla öngörülen vergileri ödemek;
  7.  Hoşgörü, diyalog ve görüş alış-verişi anlayışı içinde, toplumun diğer üyeleriyle olan ilişkilerinde olumlu nitelikteki Afrikalı değerleri korumak ve geliştirmek ve genel olarak, toplumun moral yetkinliğini geliştirmeye katkıda bulunmak;
  8.  Yetilerinin elverdiği en üst düzeyde, her zaman ve her düzeyde, Afrika birliğinin geliştirilmesi ve başarılmasına katkıda bulunmak.

Kısım II

KORUMA ÖNLEMLERİ

Bölüm 1

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonunun Kuruluş ve Örgütlenmesi

Madde 30

Bundan böyle “Komisyon” olarak anılan Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonu, Afrika’da insan ve halkların haklarını geliştirmek ve bunların korunmasını temin etmek üzere Afrika Birliği Örgütü bünyesinde kurulacaktır.

Madde 31

  1.  Komisyon, üstün ahlaki nitelikleri, dürüstlük, tarafsızlık, insan ve halkların hakları konularında yetkinlikleriyle bilinen, bilhassa hukuk alanında deneyimli kişiler dikkate alınarak, isim yapmış Afrikalı şahsiyetler arasından seçilen on bir üyeden oluşacaktır.
  2.  Komisyon üyeleri kişisel sıfatlarıyla hizmet göreceklerdir.

Madde 32

Komisyonda aynı Devletin birden çok vatandaşı yer almayacaktır.

Madde 33

Komisyon üyeleri bu Şarta Taraf Devletlerin aday gösterdikleri kişiler listesinden, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi tarafından gizli oy usulüyle seçilecektir.

Madde 34

Bu Şarta Taraf hiçbir Devlet, ikiden çok aday gösteremez. Adayların bu Şarta Taraf Devletlerden birinin vatandaşlığına sahip olmaları zorunludur. Bir Devletçe iki aday önerildiğinde bunlardan biri, o Devletin vatandaşı olmayabilir.

Madde 35

  1.  Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, seçimlerden en az dört ay önce, bu Şarta Taraf Devletleri, adaylarını göstermeye çağıracaktır.
  2.  Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, böylece aday gösterilen kişilerin alfabetik sırada bir listesini yapacak ve bunu, seçimlerden en az bir ay önce Devlet ve Hükümet Başkanlarına iletecektir.

Madde 36

Komisyon üyeleri altı yıllık bir süre için seçileceklerdir ve bunların yeniden seçilebilmeleri mümkündür. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilen üyelerden dördünün görev süresi iki yıl sonra, bunların dışındaki üç üyenin görev süresi ise dört yılın sonunda bitecektir.

Madde 37

İlk seçimden hemen sonra Afrika Birliği Örgütü Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi Başkanı, madde 36’da anılan bu üyelerin adlarını belirlemek üzere kura çekecektir.

Madde 38

Seçimlerden sonra Komisyon üyeleri, görevlerini tarafsızlık ve sadakatle yerine getireceklerine dair ant içeceklerdir.

Madde 39

  1.  Komisyonun bir üyesinin ölümü ya da istifası halinde Komisyon Başkanı, ölüm anından ya da istifanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren o yerin boşalmış olduğunu ilan edecek olan Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini derhal bilgilendirecektir.
  2.  Bir üye, Komisyonun diğer üyelerinin görüş birliği ile, geçici bir devamsızlık dışında herhangi bir sebepten dolayı görevlerini yerine getirmeyi durdurmuş ise, Komisyon Başkanı, o yerin bu andan itibaren boşalmış olduğunu ilan edecek olan Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini bilgilendirecektir.
  3.  Yukarıda öngörülen durumların her birinde Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, yeri boşaltan üyenin yerine geçecek şekilde, söz konusu üyenin geri kalan süresinin altı aydan az olmaması koşuluyla, bu kalan süreyi tamamlamak üzere dolduracaktır.

Madde 40

Komisyonun her üyesi, ardılı/halefi görevi üstlendiği tarihe kadar görevde kalacaktır.

Madde 41

Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, Komisyon Sekreterini atayacaktır. Komisyonun görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için gerekli olan personel ve hizmetleri de ayrıca sağlayacaktır. Personel ve hizmet masraflarını Afrika Birliği Örgütü üstlenecektir.

Madde 42

  1.  Komisyon, Başkan ve Başkan Yardımcısını iki yıllık bir süre için seçecektir. Bunların yeniden seçilebilmeleri mümkündür.
  2.  Komisyon, kendi usul kurallarını düzenleyecektir.
  3.  Yedi üye oturum yeter sayısını oluşturacaktır.
  4.  Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu belirleyicidir.
  5.  Genel Sekreter, Komisyon toplantılarına katılabilir. Genel Sekreter ne müzakerelere katılabilir, ne de oy kullanmayla yetkilidir. Bununla birlikte Komisyon Başkanı, onu, görüş bildirmek üzere davet edebilir.

Madde 43

Komisyon üyeleri görevlerini yaparken, Afrika Birliği Örgütü Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Genel Sözleşmesinde sağlanan diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanacaklardır.

Madde 44

Afrika Birliği Örgütü Olağan Bütçesinde Komisyon üyelerinin maaş ve harcırahları için ödenek ayrılacaktır.

Bölüm II. Komisyon Yetkisi

Madde 45

Komisyonun şu görevleri olacaktır:

  1.  İnsan ve Halkların Haklarını geliştirmek ve özellikle:
  2.  İnsan ve halkların hakları alanında Afrika’nın sorunlarına ilişkin belge toplamak, çalışmalar ve araştırmalar yürütmek, insan ve halkların hakları ile ilgili ulusal ve yerel kuruluşları teşvik etmek, seminer, sempozyum ve konferanslar düzenlemek, bilgi yaymak ve gerektiği hallerde, Hükümetlere görüşlerini sunmak ve tavsiyelerde bulunmak.
  3.  Afrika Hükümetlerinin mevzuatlarına dayanak oluşturabilecek, insan ve halkların hakları ve temel özgürlükleriyle ilintili hukuksal sorunların çözülmesini amaçlayan ilke ve kuralları biçimlendirmek ve düzenlemek.
  4.  İnsan ve halkların haklarının geliştirilme ve korunmasıyla ilgili diğer Afrikalı ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak.
  5.  İnsan ve halkların haklarının korunmasını bu Şartla belirlenen koşullar altında temin etmek.
  6.  Bir taraf Devletin, ABÖ’nün (Afrika Birliği Örgütü) bir kuruluşunun ya da ABÖ tarafından tanınan bir Afrika örgütünün istemi üzerine, bu Şartın tüm hükümlerini yorumlamak.
  7.  Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi tarafından kendisine verilebilecek diğer işleri görmek.

Bölüm III

Komisyonun Usulleri

Madde 46

Komisyon, uygun herhangi bir araştırma yöntemini kullanabilir; Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini ya da kendisini aydınlatabilecek herhangi bir kişiyi dinleyebilir.

Devletlerin Yaptığı Başvurular

Madde 47

Bu Şarta taraf bir Devlet, Şartın tarafı bir başka Devletin Şarttaki hükümleri ihlal ettiğine inanmak için güçlü gerekçelere sahipse, yazılı bir başvuru yaparak o Devletin bu mesele hakkında dikkatini çekebilir. Bu başvuru, ayrıca ABÖ Genel Sekreterine ve Komisyon Başkanına da yöneltilecektir. Başvurunun yöneltildiği Devlet, başvurunun alınmasından itibaren üç ay içinde, meseleyi netleştiren yazılı açıklama ya da beyanı, başvuran Devlete yapar. Bu yazılı açıklama ya da beyan, uygulanan ve uygulanabilir olan yasaları ve usul hükümleri ve halihazırda verilmiş bulunan tazminata ya da olası başvuru yollarına ilişkin, konuyla ilgili olabildiğince geniş bilgiyi içermelidir.

Madde 48

İlk başvurunun, yöneltildiği Devlet tarafından alınması tarihinden itibaren üç ay içinde, mesele, ilintili iki Devleti tatmin edici şekilde iki taraflı müzakere ya da başka bir barışçıl usulle çözüme ulaştırılmadıysa her iki Devlet, meseleyi Başkan aracılığıyla Komisyona götürme hakkına sahip olacak ve ilgili diğer Devletlere bildirim yapacaktır.

Madde 49

Madde 47 hükümlerini dikkate almaksızın, bu Şartın Tarafı bir Devlet, başka bir Taraf Devletin Şart hükümlerini ihlal ettiği görüşünde izse, bu meseleyi, Başkana, Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine ve ilgili Devlete yönelteceği başvuruyla doğrudan Komisyon önüne götürebilir.

Madde 50

Komisyon kendisine sunulan bir meseleyi ancak, Komisyonun değerlendirmesine göre hukuk yollarının başarılması usulünün aşırı derecede uzun süreceği aşikar olmadıkça, varolan tüm iç hukuk yollarının tüketilmiş olduğuna emin olduktan sonra ele alabilir.

Madde 51

  1.  Komisyon ilgili Devletlerden, konuyla ilgili tüm bilgileri kendisine sağlamalarını isteyebilir.
  2.  Komisyon meseleyi incelerken ilgili Devletler, Komisyon önünde temsil edilebilir ve yazılı ya da sözlü açıklama sunabilirler.

Madde 52

Komisyon, ilgili Devletler ve diğer kaynaklardan gerekli gördüğü tüm bilgileri elde ettikten ve İnsan ve Halkların Haklarına saygıya dayanan dostça bir çözüme varmak için uygun tüm yolları denedikten sonra, Madde 48’de anılan bildirimden itibaren makul bir süre içinde, olguları ve vargıların açıklayan bir rapor hazırlayacaktır. Bu rapor ilgili Devletlere yollanacak  ve Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisine iletilecektir.

Madde 53

Komisyon, raporunu iletirken Devlet ve Hükümet Başkanları Kurulu’na, yararlı göreceği tavsiyelerde bulunabilir.

Madde 54

Komisyon, faaliyetlerine ilişkin olarak, Devlet ve Hükümet başkanları Meclisinin her Olağan Oturumuna bir rapor sunacaktır.

Diğer Başvurular

Madde 55

  1.  Komisyon Sekreteri, her oturumdan önce, bu Şarta Taraf Devletler dışındakilerin başvurularının bir listesini yapacak ve bunları, hangi başvuruların Komisyon tarafından incelenmesi gerektiğini gösterecek olan Komisyon üyelerine iletecektir.
  2.  Bir başvuru, eğer Komisyon üyelerinin basit çoğunluğu bu yönde bir karar verirse, Komisyon tarafından incelenecektir.

Madde 56

İnsan ve halkların haklarına ilişkin olup Komisyon tarafından alınan, madde 55’te yollaması yapılan başvurular aşağıdaki koşulları taşıyorsa incelenecektir:

  1.  Kimliğinin saklı tutulmasını istese de başvuruyu yapanları gösteriyor olması,
  2.  Afrika Birliği Örgütü Şartı veya bu Şartlara bağdaşır olması,
  3.  İlgili Devlet ve kurumlarına ya da Afrika Birliği Örgütü’ne yönelik küçük düşürücü ya da tahkir edici bir dille yazılmamış olması,
  4.  Tek dayanağının kitle iletişim araçlarıyla yayılan haberler olmaması,
  5.  Varsa iç hukuk yollarının, iç hukuk yollarına başvuru usulünün aşırı derecede uzun sürecek olması hali hariç tüketilmesinden sonra yapılmış olması,
  6.  İç hukuk yollarının tüketilmesinden ya da Komisyonun meseleyi ele alışından itibaren makul bir süre içinde sunulmuş olması,
  7.  Birleşmiş Milletler Şartındaki ya da Afrika Birliği Örgütü Şartındaki ilkeler ya da bu Şartın hükümleri uyarınca, ilgili Devletler tarafından çözümlenmiş bulunan vakalara ilişkin olmaması.

Madde 57

Tüm başvurular, esasa ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadan önce, Komisyon Başkanı tarafından ilgili Devletin bilgisine sunulacaktır.

Madde 58

  1.  Komisyonun müzakere etmesinden sonra bir ya da daha çok başvurunun bir dizi ciddi ve kitlesel insan ve halkların hakları ihlallerinin varlığını ortaya çıkaran özel vakalarla açıkça bağlantılı olduğu görülürse, Komisyon, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin dikkatini bu özel vakalara çekecektir.
  2.  Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, bundan sonra Komisyonun bu vakalara ilişkin derinlemesine bir çalışma yapmasını ve vargıları ile tavsiyelerinin de eklendiği, olgulara dayalı bir rapor hazırlamasını isteyebilir.
  3.  Komisyon tarafından usulüne uygun olarak saptanan bir acil vaka, bunun hakkında derinlemesine bir çalışma yapılmasını isteyebilecek olan Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi Başkanına, Komisyon tarafından sunulacaktır.

Madde 59

  1.  Bu Şart hükümleri çerçevesinde alınan önlemler, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin aksi yönde karar vereceği zamana kadar gizli kalacaktır.
  2.  Bununla birlikte Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin kararı üzerine rapor, Komisyon Başkanı tarafından yayımlanacaktır.
  3.  Komisyonun faaliyetlerine ilişkin rapor, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisince incelendikten sonra, Komisyon Başkanı tarafından yayımlanacaktır.

Bölüm IV

Uygulanabilir Olan İlkeler

Madde 60

Komisyon, insan ve halkların haklarına ilişkin uluslararası hukuktan; özellikle insan ve halkların haklarına ilişkin çeşitli Afrika belgelerinin, Birleşmiş Milletler Şartının, Afrika Birliği Örgütü Şartının, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, insan ve halkların hakları alanında Birleşmiş Milletler ve Afrika ülkeleri tarafından kabul edilen diğer belgelerin hükümlerinden olduğu kadar, bu Şartın Taraflarının üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Uzmanlık Birimlerince kabul edilen çeşitli belgelerin hükümlerinden de esinlenecektir.

Madde 61

Komisyon, hukuk ilkelerini belirlerken tamamlayıcı ölçütler olarak, Afrika Birliği Örgütüne Üye Devletler tarafından açıkça tanınmış kurallar koyan diğer uluslararası genel ve özel sözleşmeleri; insan ve halkların haklarına ilişkin uluslararası normlara uygun Afrika pratiklerini, genel olarak hukuk/yasa şeklinde kabul bulmuş olan teamülleri; Afrika devletlerince tanınanların yanı sıra emsal kararları ve doktrin tarafından da tanınan hukukun genel ilkelerini göz önüne alacaktır.

Madde 62

Her Taraf Devlet, bu Şartın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak her iki yılda bir, bu Şartta tanınan ve güvence altına alınan haklara ve özgürlüklere etkinlik kazandırmak amacıyla yapılan yasama tasarruflarına ya da diğer önlemlere ilişkin bir rapor sunmayı üstlenecektir.

Madde 63

  1.  Bu Şart, Afrika Birliği Örgütü Üyesi Devletlerin imzalamasına, onaylamasına ve katılımına açıktır.
  2.  Bu Şartı onaylama ya da bu Şarta katılma belgeleri Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine depo edilecektir.
  3.  Bu Şart, Afrika Birliği Örgütü Üyesi Devletlerin basit çoğunluğunun onaylama ya da katılma belgelerinin Genel Sekreter tarafından alınmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Kısım III

Genel Hükümler

Madde 64

  1.  Komisyon üyeleri, bu Şartın yürürlüğe girmesinden sonra, bu Şartın ilgili Maddeleri uyarınca seçilecektir.
  2.  Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, Komisyonun ilk toplantısını, Komisyonun oluşturulmasın izleyen üç ay içinde Örgüt Merkezinde toplayacaktır. Bundan sonra Komisyon, Başkanı tarafından yılda en az bir kere olmak üzere, her gerektiği zaman toplanacaktır.

Madde 65

Bu Şartı, yürürlüğe girmesinden sonra onaylayan ya da ona katılan her bir Devlet için, Şart, bu Devletin onaylama ya da katılma belgesini depo etmesi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 66

Gerekli olursa, özel protokoller ya da anlaşmalar, bu Şart hükümlerine eklenebilir.

Madde 67

Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri Örgüt Üyesi Devletleri, her bir onaylama ya da katılma belgesinin depo edilmesi hususunda bilgilendirecektir.

Madde 68

Bu Şartta değişiklik, bir Taraf Devlet, Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine, buna yönelik yazılı bir istemde bulunursa, yapılabilir. Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, değişiklik taslağını, ancak tüm Taraf Devletler bu konuda, usulünce bilgilendirildikten ve Komisyon, değişiklik taslağını götüren Devletin istemi üzerine buna ilişkin görüşünü verdikten sonra değerlendirebilir. Değişiklik, Taraf Devletlerin basit çoğunluğuyla onaylanacaktır. Değişiklik, bunu anayasal usulüne uygun olarak kabul etmiş olan her bir Devlet için, Genel Sekreterin kabul ihbarını almasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Sacit Kayasu

0
Sacit Kayasu

Sacit Kayasu, 21 Ekim 1952 tarihinde Denizli, Babadağ’da doğdu. 1958 yılında ailesi ile birlikte Babadağ’dan Denizli’ye taşındı. İlkokulu 1958-63 yılları arasında Denizli Katip Çelebi İlkokulunda okudu. 1969 yılında Denizli Lisesi’ni bitirdi. Lisede okurken önce duvar gazetesi sonra da mahalli gazete olarak Meş’ale isimli okul gazetesini çıkardı. 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girdi. 1975 yılı Şubat döneminde üniversiteden mezun oldu. 1976 yılının Mart ayına kadar avukatlık stajı yaptı. Mart 1976’da yedek subay olarak askerliğe başladı. 1977 yılı Temmuz ayında askerliğini tamamladı ve eksik kalan avukatlık stajını tamamlayarak aynı yıl avukatlığa başladı. 1988 yılının Ağustos ayına kadar Denizli’de avukatlık yaptı.

Avukatlığı müddetince mahalli gazetelerde vatandaşa yardımcı olacak şekilde başta hukuki konular olmak üzere her konuda yazılar yazdı. Ancak avukat olarak adalete yeterince katkıda bulunamadığını düşünerek 12 yıl avukatlık yaptıktan sonra Hakimlik ve Savcılık mesleğine geçmek için talepte bulundu. Adalet Bakanlığınca talebi kabul edildi. 4 Ağustos 1988 tarihinde fiilen savcılığa başladı. İlk görev yeri Çamlıhemşin’di. Daha sonra sırasıyla Oğuzeli, Iğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana’da görev yaptı. 28 Mart 2000 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken, 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren hakkında darbe yapmak suçundan iddianame tazim edince, önce açığa alındı, daha sonra da meslekten ihraç edildi.

Emeklilik hakkını elde ettiği için, ihraç edilmeden önce emekliliğini talep etti ve emekli oldu. AİHM’de kazandığı dava sonrası avukatlık yapmak isteyen Kayasu’nun talebi İstanbul Barosu tarafından reddedildi. Barolar Birliğine yaptığı itiraz sonucu İstanbul Barosu levhasına kayıt oldu. Kayasu, üç çocuk babasıydı.

Meslekten ihracı

Kayasu Ödemiş Savcılığı görevini ifa ederken, işkence edilerek öldürülen bir erkeğe ait cesedin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’a ait olduğunu iddia etmiş, soruşturma sürerken Adalet Bakanlığı tarafından Adana’ya atanmıştı.

Mesleki hayatının sonunu getirecek olan iddianameyi de orada hazırladı. Kayasu’nun Ağustos 1999’da bir vatandaş olarak Ankara DGM’ye dilekçeye yanıt verilmedi. Bunun üzerine 28 Mart 2000 tarihinde, 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren’in anayasal suç işlediğine dair iddianamesini tazim etti ve 12 Eylül yöneticilerinin yargılanmasını istedi. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Kayasu’nun evine davet ettiği gazetecilere açıklama yaptığı ve iddianame suretlerini dağıttığı gerekçesiyle 29 Mart 2000 tarihinde yargılanmasına izin verdi. HSYK, Kayasu’ya 30 Mart 2000 tarihinde kınama cezası verdi.

Bu arada Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianameyi sadece kınama olarak görerek işlem yapılmasına da Anayasanın Geçici 15. madde uyarınca gerek olmadığına karar verdi. Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun 15 Mayıs 2001 tarihli kararını yerine bulan Yargıtay 9. Ceza Dairesi de, 11 Aralık 2002 tarihinde Kayasu’yu “görevi kötüye kullanmak” ve “askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif” iddialarıyla hapisten para cezasına mahkûm etti ve cezaları erteledi. 20 Nisan 2000’da savcılık görevinden uzaklaştırılan Kayasu, HSYK kararıyla da 27 Şubat 2003’te meslekten ihraç edildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı

13 Kasım 2008 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sacit Kayasu’nun “ifade özgürlüğünü kısıtladığı” için Türkiye’yi 41 bin avro tazminata mahkûm etti. Kayasu’nun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 13. ve 10. maddelerine aykırı davranıldığı iddiasıyla yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Türkiye’nin hem kendisini girişim ve kararlarıyla ifade eden bir savcıyı engellediğini, hem de mahkemede hakkını aramasına engel olduğuna oybirliğiyle karar verdi.

AİHM Sacit Kayasu Kararı

Eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, Kasım 2014’te İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Persona non grata

0
Persona non grata

Persona non grata, latince kökenli bir terimdir ve diplomasi dilinde istenmeyen kişi olarak tanımlanmaktadır. Bir ülkenin sınırları içerisinde istemediği bir kişiyi tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır.

Kavramın çoğul biçimi istenmeyen kişiler anlamına gelen “personae non gratae” şeklindedir.

Kavram genel olarak diplomatlar ve diplomatik dokunulmazlığı bulunan kişiler için kullanılmaktadır. Ancak, diplomat olmayan kişiler hakkında da kısıtlı bir kullanım mevcuttur.

Kavram, diplomatların ajanlık yaptıklarından şüphelenilmesi durumunda onları kovmak için ve hoşnutsuzluk ifadesi olarak da kullanılmaktadır.

Persona non grata ve Uluslararası Hukuktaki Yeri

Persona Non Grata, kısaltılmış haliyle PNG olan ifade edilmektedir. 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Konvansiyonu’nda düzenlenmiştir. Konvansiyonunun 41 ve 42. maddeleri diplomatik ve siyasi misyon görevlilerini, bulundukları ülkelerin yasalarına saygı duymakla sorumlu tutmaktadır.

İstenmeyen kişi ilanında bulunan devletin menfaatlerine aykırı davranışlarda bulunan veya bir suç işlemesi halinde diplomatik kurallar gereğince yargısal yaptırıma tabi tutulamayan diplomatik görevliler hakkında uygulanmaktadır. İlgili devlet, istenmeyen kişi ilan edilen görevlisini geri çağırmakta yasal bir yaptırım uygulanmasına mahal vermemektedir.

İstenmeyen Adam; Persona Non Grata – Yorgo Andreadis

Persona Non Grata ilanı, yabancı bir kişiye bir ülkenin uygulayabileceği en ciddi kınama ve yaptırımlardandır. Teorik olarak kişinin sahip olduğu siyasi veya diplomatik dokunulmazlık hakkı ortadan kalkmamaktadır. Ayrıca, ilgili devlete soruşturma, tutuklama ve kovuşturma yapma hakkı vermemektedir.

Egemen ülke, ülkesinde istenmeyen kişi ilan ettiği kişiyi ülke sınırları dışına çıkaracağını ya da ülke sınırları içine almayacağını deklare etmektedir. İstenmeyen kişi ilan edilen kişi ülkeyi terk etmez, bu konuda çekingen davranır veya bunu reddedecek olursa doğrudan sınır dışı edilme ve hakkında yasal süreç başlatılma tehdidi bulunmaktadır.

Devletler, Konsolosluk binalarının dokunulmazlığı bulunması nedeniyle bu bina ve eklentilerine müdahale edemeyecektir. İlgili devlet, istenmeyen kişi ilan ettiği şahsın ülkeyi terk etmesi için seyahat serbestliğini sağlamakla yükümlüdür.

İstenmeyen kişi ilanında bulunan devletin menfaatlerine aykırı davranışlarda bulunan veya bir suç işlemesi halinde diplomatik kurallar gereğince yargısal yaptırıma tabi tutulamayan diplomatik görevliler hakkında uygulanmaktadır. İlgili devlet, istenmeyen kişi ilan edilen görevlisini geri çağırmakta yasal bir yaptırım uygulanmasına mahal vermemektedir.

Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi

1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Konvansiyonu’nun 9. Maddesi

1. Kabul eden Devlet, herhangi bir zaman ve kararının gerekçesini açıklamak zorunluluğunda olmaksızın, gönderen Devlete misyon şefinin veya misyon Diplomatik kadrosunun herhangi bir üyesinin istenmeyen şahıs olduğunu veya misyon kadrosunun herhangi bir başka üyesinin kabule şayan olmadığım bildirebilir. Bu takdirde, gönderen Devlet, duruma göre, ilgili şahsı geri çağırır veya misyondaki görevine son verir.

Bir şahıs, bir ülkeye gelmeden önce de istenmeyen veya kabule şayan olmayan şahıs olarak ilan edilebilir.

2.Gönderen Devlet bu maddenin 1 inci fıkrasında kayıtlı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddeder veya makul bir süre içinde yerine getirmezse, kabul eden Devlet ilgili şahsı misyonun bir üyesi olarak tanımayı reddedebilir.

İstenmeyen Kişi İlanına Örnekler

  • Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı (Xarici İşlər Nazirliyi) “No:406/26, Türkiyə Respublikasının bir sıra vətəndaşlarının “arzuolunmaz şəxslər” siyahısına daxil edilməsi barədə mətbuat məlumatı” başlıklı açıklama ile Ahmet Barış İyison, Cem Özyurt, Akın Duru, Dursun Eker, Adem Özköse, Muhammed Emin Yıldırım, Cüneyt Sezer, Serhat Koyuncu, Mikail Ayyıldız, Ahi Aratoğlu, Muharrem Çavuş, Fatih Erbakan, Yahya Uğraş, Aydın Binboğa, Hakkı Eren, Sait Seyitoğlu, Mehmet Boynukalın, Okan Aytaş, Mert Armağan, Yaşar Yavuz, Ahmet Sırrı Arvas, Yusuf Kaplan, Erdinc Teğmen, Ahmet Çakar, Halil Atakan Ay, İsmail Kılıçarslan, Murat Şahin, İrfan Kaya Ülger, Fatin Dağistanlı, Ömer Ulutaş, Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında persona non grata ilan ett.

  •  İsrail, 2 Ekim 2024’te; BM Genel Sekreteri António Guterres‘i ‘istenmeyen kişi ilan etti. İran’ın İsrail’e füze saldırısını ‘kesin surette kınamaması’ gerekçe gösterildi ve  ülkeye giriş yasağı kararı verildi.

  • Venezuela hükûmeti Gazze Savaşı nedeniyle 2009 yılında İsrailli diplomatları sınır dışı etti. Bunun üzerine İsrail Hükümeti mütekabiliyet ilkesine başvurdu. Venezuelalı diplomatları istenmeyen kişi ilan ederek ülkeyi terk etmelerini istedi.
  • Kurt Waldheim, 1972 ve 1982 yılları arasında iki defa Birleşmiş Milletler genel sekreterliği görevini üstlendi. 1986’da Avusturya’da cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanlığı döneminde ABD ve bazı ülkeler tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Nazi savaş suçlarını bilmesi ve bu suçlar hakkında hiçbir şey yapmaması gerekçe gösterildi.

  • ABD Başkanı Joe Biden, 15 Nisan 2021’de, 10 Rus diplomatın sınır dışı edileceğini açıkladı. Gerekçe olarak, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları gösterdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı 2 Nisan 2021’de misilleme yaptı. 10 Amerikalı diplomatın sınır dışı etme kararı nota ile ABD’ye bildirildi.
  • Rusya, ABD’nin Moskova’daki iki diplomatını, 14 Eylül 2023’te “istenmeyen kişi” ilan etti. Diplomatların “Diplomatik statüleriyle uyumlu olmayan eylemleri” gerekçe gösterildi. Bu bağlamda, iki diplomatın 7 gün içinde Rusya topraklarını terk etmeleri istendi.
  • Almanya, Berlin Yüksek Mahkemesi’nin Çeçen kökenli Gürcü militan Zelimhan Hangoşvili’nin öldürülmesi davasında verdiği kararın ardından iki Rus diplomatı sınır dışı etme kararı almıştı. Rusya, misilleme yaparak 20 Aralık 2021’de, Almanya’nın Moskova büyükelçiliğinin iki çalışanını istenmeyen kişi(persona non grata) ilan etti.
  • Brad Pitt, Tibet’te Yedi Yıl filminde oynadıktan sonra Çin’de istenmeyen kişi ilan edildi.
  • İtalyan şarkıcı Albano Carrisi, 2010  yılında, Azerbaycan tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Gerekçe olarak, Azerbaycan’dan izinsiz olarak Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni ziyaret etmesi gösterildi.
  • Mısır hükûmeti 2013 yılında, Türkiye’nin Kahire büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı’yı istenmeyen kişi ilan etti. Gerekçe olarak, (2013 Askerî Darbesi sonrasında), içişlerine müdahalede bulunması gösterildi. Türkiye, mütekabiliyet ilkesine göre Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin’i istenmeyen kişi ilan etti.
  • Suudi Arabistan, Kanada’nın Riyad büyükelçisi Dennis Horak’ı, 6 Ağustos 2018’de istenmeyen kişi ilan etti. Büyükelçinin, içişlerine müdahalede bulunduğu gerekçe gösterildi. Ayrıca ülkeyi terk etmesi için 24 saat süre verildi.
  • Libya’nın Atina büyükelçisi Muhammed el-Menfi, 2019 yılında, Yunanistan hükûmeti tarafından persona non grata ilan edildi. Ayrıca, ülkeyi 72 saat içinde terk etmesi istendi.
  • Sevan Nişanyan, 2021 yılında Belgrad’dan Samos Adası’na dönmek isterken Yunanistan tarafından istenmeyen kişi ilan edildi.
  • Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, 2024 yılında İsrail tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Silva, İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlamıştı.

  • Özbekistan Senatosu, Eylül 2024’te bir yasa tasarısını kabul etti. Senato, ülke hakkında ‘uygunsuz konuşan’ yabancıların yurtta bulunmalarının ve girişlerinin yasaklanmasını öngören yasayı onayladı. Özbekistan’ın ve halkının ‘şerefi, haysiyeti veya geçmişine hakaret eden veya bu tür eylemlerde bulunanların’ ülkeye girişi yasaklandı. Bu kişilerin, Özbekistan topraklarında bulunmaları halinde ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek sınır dışı işlemi yapılmasına karar verildi.

  • Lübnan, İran’ın Beyrut’a atadığı büyükelçi Muhammed Rıza Şeybani‘yi “istenmeyen kişi” ilan ederek 29 Mart’a kadar ülkeden ayrılmasını istedi. lübnan ayrıca “Tahran yönetiminin Lübnan-İran arasındaki diplomatik normları ve yerleşik uygulamaları ihlal ettiği” gerekçesiyle Lübnan’ın Tahran Büyükelçisi Ahmed Suveydan’ın da istişare için ülkeye çağırdı.

20 Ekim – Hukuk Takvimi

0
20 Ekim - Hukuk Takvimi
20 Ekim – Hukuk Takvimi
1711 Avrupa’nın ilk kadın fizik profesörü Laura Bassi, Bologna’da doğdu. (Ölümü: 20 Şubat 1778)

Laura Bassi
1740 Aydınlanma Çağı‘na bir kadın yazar olarak önemli katkıda bulunan Isabelle de Charrière doğdu. (Ölümü: – 27 Aralık 1805) Fransız Devrimi dönemini, feminist açıdan yorumladı. Çok sayıda eser bıraktı.

Isabelle de Charrière
1805 Koreli Neo-Konfüçyüsçü filozof, merkantilist, diplomat, ekonomist ve romancı Yeonam Park Ji-won, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Şubat 1737)
1859 Aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü Amerikalı filozof ve eğitim kuramcısı John Dewey doğdu. (Ölümü:1 Haziran 1952) Dewey, pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz kuramı olarak geliştirdi. Türk eğitim sistemi hakkında rapor yazmıştır, rapor 1941 yılında yayınlandı.

John Dewey
1917 Fransız diplomat, direnişçi, yazar Stéphane Hessel doğdu. (Ölümü: 26 Şubat 2013) 1946 yılında, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi taslağını yazan komisyonun sekreterliğine getirildi ve 1948 yılında kabul edilen bildirinin düzenlenmesinde etkin rol aldı. 1977-1981 yıllarında BM Cenevre Ofisi nezdinde daimi temsilci olarak görev yaptı. 10 Aralık 2008’te İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 60. yıldönümünde, UNESCO/Bilbao İnsan Hakları Kültürünü Geliştirme Ödülü’nü aldı. 2008 yılı Birleşmiş Milletler İspanya Barış Ödülü Ödülü’nü kazandı. 2011 yılında Foreign Policy dergisi tarafından en üst düzey küresel düşünürler arasında gösterildi.  Türkçe’ye “Öfkelenin!” olarak çevrilen kısa eseri 4 milyonun üzerinde tiraj elde etti.  Paris’te öldü ve Montparnasse Mezarlığı’na gömüldü.

Stéphane Hessel
1920 Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan doğdu. (Ölümü: 28 Mart 2009) 17 Mart 1997 – 19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.

Janet Jagan
1921

Ankara Antlaşması (Fransa-Türkiye), 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara’da imzalandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşen Bey ve Fransa hükümeti özel temsilcisi Henry Franklin-Bouillon tarafından 20 Ekim 1921’de imzalanan bu anlaşma, Fransa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti arasındaki savaş durumuna son verdi. Bu anlaşmayla Fransa, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması’na uygun olarak, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’yla elde ettiği Kilikya (Çukurova)’dan ve Anadolu topraklarından nihai olarak vazgeçti. Güney Cephesindeki savaş resmen sona erdi ve Türkiye’nin Güney sınırı belirlendi. Fransa ile Türkiye arasındaki sorunlar Hatay sorununun 1939 yılında çözülmesi ile tamamen bitti.

1927

Nutuk, kurtuluş savaşının tamamlanması, cumhuriyetin ve laik Türkiye’nin kurulmasının akabinde, 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde TBMM’de okundu.  Törene, yerli ve yabancı basın mensupları da katıldı. Mustafa Kemal, kendisinin ve silah arkadaşlarının kurtuluş savaşı yıllarında yaptıkları mücadeleleri, devletin kuruluşu için yapılan faaliyetleri ve kuruluş felsefesini anlattı.

Atatürk Mecliste Nutuk’u Okurken
1942

İkinci Dünya Savaşının yarattığı ekonomik tahribat sonucunda ekmek karneleri dağıtılmak zorunda kalındı. Bu sayede karaborsa önlendi ve herkes eşit şekilde ekmeğe ulaştı.

1944

Alman anti-faşist ve sosyal demokrat Julius Leber, Adolf Hitler’i devirmeye yönelik girişimlerde rol almakla suçlanarak idam cezasına çarptırıldı. 5 Ocak 1945’te Berlin’deki Plötzensee Hapishanesi’nde kurşuna dizilerek idam edildi.

Naziler karşıtı Julius Leber
1948

Hollandalı hukukçu ve siyasetçi Piet Hein Donner doğdu. 

Piet Hein Donner
1955

Amerikalı avukat ve politikacı Sheldon Whitehouse doğdu.

Sheldon Whitehouse
1964

Amerikalı kadın hukukçu, politikacı, ve mevcut Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı Kamala Devi Harris doğdu. Başkan Yardımcılığı yapan ilk Afroamerikalı kökenli kişi ve ilk kadın unvanını aldı.

Kamala Devi Harris
1967

Japon hukukçu ve başbakan Şigeru Yoşida, yşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Eylül 1878)

Şigeru Yoşida
1969 TWA yolcu uçağını kaçırdığı için Suriye’de tutuklu bulunan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi üyesi Leyla Halid serbest bırakıldı
1970

Hukukçu ve siyasetçi Hüseyin Aygün doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre serbest avukatlık yaptı. Biri Zazaca olmak üzere üç kitap yayınlandı. XXIV. dönem TBMM Tunceli milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyeliğinde bulundu.

1982

Milli Güvenlik Konseyi, Devlet Başkanı Kenan Evren’in Anayasa’yı tanıtma konuşmaları ile Anayasa’nın Geçici Maddelerinin eleştirilmesini yasakladı, Danışma Meclisi’nde görüşülen 12 Eylül Anayasası’na Milli Güvenlik Konseyi son şeklini verdi ve kanunlaştı. Eski siyasi parti liderlerine ve yöneticilerine 10 yıl siyaset yasağı getiren kanun kabul edildi.

1985

Japonya’da Tokyo/ Narita Havaalanı’nına ikinci bir pistin inşasına karşı bir süredir eylemler yapan 5 bin kadar çevreci ve öğrenci kitlesi polisle çatıştı. 52 polis yaralandı, 200’ün üzerinde eylemci tutuklandı.

1993

Devlet Güvenlik Mahkemesi, HEP Kurultayı’nda yaptığı konuşmada bölücülük yaptığı gerekçesiyle DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya 2 yıl hapse mahkum etti.

1998 Türkiye ile Suriye arasında Adana Mutabakatı imzalandı.
1999 Uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Abuzer Uğurlu, İstanbul’da yakalandı.
2005

İran’da Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad başkanlığındaki Yüksek Kültür Koruma Konseyi, feminist, laik, liberal, nihilist ve Doğu kültürünü aşağılayan filmlerin dağıtım ve gösterimini yasakladı.

2008

Ergenekon soruşturması kapsamında haklarında dava açılan, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk ile eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 sanığın yargılanmasına başlandı ve ilk duruşma Silivri Cezaevi içindeki duruşma salonunda yapıldı.

2009

AİHM, Kürt sorununu temel alan Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Güncel ve Gerçek Demokrasi adlı dört gazetenin 26 çalışanının açtığı davalarda Türkiye’yi, ifade özgürlüğünü ihlal ettiği için 26 kişiye 10-86 bin TL maddi, 100 bin TL kadar manevi tazminat ile 8 bin 600 TL de mahkeme gideri ödemeye mahkum etti.

2010

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ÖSYM tarafından yapılacak sınavlara başörtüsü ile girilebileceğini açıkladı.

2012 Dünya Günü‘nün kurucusu olarak bilinen Amerikalı aktivist John McConnell yaşamını yitirdi. (Doğum: 22 Mart 1915) Yaşamı boyunca insanlığın ortak iyiliği için çalıştı.

John McConnell
2019

Avukat ve politikacı Thomas Ludwig John D’Alesandro III hayatını kaybetti. (Doğumu: 24 Temmuz 1929) Maryland Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1963’te Baltimore Kent Konseyi’nin başkanı oldu. İstihdam, eğitim ve diğer alanlardaki ırksal engelleri ortadan kaldırmak için çalıştı.  1967’de belediye başkanı oldu. Baltimore’un 43. belediye başkanı olarak yeni okullar açtı, yeni bir polis merkezi inşa etti. Şehrin gençleri için mobil havuzlar ve gündüz kampları gibi yaz rekreasyon programları tasarladı ve ayrıca İç Liman gelişimi için yasal zemin hazırladı.

Thomas D’Alesandro III
2024 İstanbul Barosu Başkanlığına Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu seçildi.

Türkiye – Fransa Ankara Sözleşmesi

20 Ekim – Hukuk Takvimi

Nutuk ve Atatürk

0

Atatürk, 15-20 Ekim 1927 günlerinde, TBMM toplantı salonunda, öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere, altı gün süre ile, her gün iki toplantıda konuşmuş ve Nutuk’un tamamı 36 saat 31 dakikada okunmuştur.

Atatürk 1927 yılının ilk yarısında Millî Mücadele ve Cumhuriyet tarihine ışık tutacak büyük bir Nutuk hazırlamaya başlamış, günlerce uykusuz kalmış, çalışması esnasında fazla sigara içmekten ve yorgunluktan ötürü Haziran ayı ortalarında bir kalp krizi geçirmiş, 16 Mayıs 1919’dan beri uzak kaldığı İstanbul’a ilk defa gitmiş ve 30 Eylül’e kadar İstanbul’da kalarak 500 sayfayı geçen bu eseri kendi el yazısı ile yazmış, yüzlerce belge ve vesikayı toplayarak Büyük Nutuk’unu tamamlamıştır.

Türk Tarih Kurumu tarafından hazırlanan

Nutuk Metni 1. Cildi Okumak için linke tıklayınız Nutuk 1. Cilt

Nutuk Metni 2. Cildi Okumak için linke tıklayınız  Nutuk 2. Cilt

Nutuk Metni 3.. Cildi Okumak için linke tıklayınız Nutuk 3. Cilt

Nutuk Metni 4.. Cildi Okumak için linke tıklayınız Nutuk 4. Cilt

Nutuk, kurtuluş savaşının tamamlanması, cumhuriyetin ve laik Türkiye’nin kurulmasının akabinde 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde yapılan, yerli ve yabancı basın mensuplarının da katıldığı toplantıda, kendisinin ve silah arkadaşlarının kurtuluş savaşı yıllarında yaptıkları mücadeleleri, devletin kuruluşu için yapılan faaliyetleri ve kuruluş felsefesini anlatan Cumhuriyet Halk Fırkası Genel başkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı konuşmanın tamamına verilen isimdir. K

onuşma oldukça uzun ve detaylı olduğundan yaklaşık 900 sayfalık bir kitap olarak basılmıştır.  Nutuk”un Arap harfli ilk baskısının metni 627, belgeleri ise 303 sayfaydı. 1934 yılındaki ilk Latin harfli yayını belgeler dâhil üç cilt yapılmış, Milli Eğitim Bakanlığı daha sonraki baskılarda eseri çoğunlukla üç cilt halinde yayımlamıştı.

Konuşmanın üzerinden geçen uzun yıllar boyunca yüzlerce baskısı yapılmıştır. Atatürk, konuşma metnini belgelere dayandırmış olduğundan Nutuk,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarına ait en temel resmi tarih kaynağı olarak nitelenmektedir.

 Nutuk’ta olaylar, 19 Mayıs 1919’dan başlayarak ve genellikle kronolojik bir sıra içinde, fakat diğer kitaplarda olduğu gibi bölümlere, alt bölümlere ayrılmadan, ardı ardına sürekli bir akış içinde anlatılmaktadır.

Nutuk, Atatürk’ün nevi siyasi vasiyetnamesi olarak kabul edilen “Gençliğe Hitabı” ile sona ermektedir. Atatürk gençliğe hitabını okurken, heyecanına hakim olamayarak gözlerinden yaşlar akmıştır.

Atatürk, yeni devletin felsefesini bu konuşmada özetlemiş, tarihi anıları anlatarak gelecekte olabilecek tehlikeleri ve alınacak tedbirleri sıralamış, yapılan işlerin sonraki yıllarda anlaşılabilir olması için önemli bir kaynak bırakmıştır. Nutuk’a daha sonra Söylev adı da verilmiştir. Nutuk, belgeleri sayesinde, Atatürk’ün tarihçi kimliğini de ortaya koymaktadır.

Nutuk’un 50. yılı dolayısıyla Türk Tarih Kurumu ile İstanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsünce ortaklaşa düzenlenen ve 17-19 Ekim 1977 günlerinde Ankara’da Türk Tarih Kurumu salonunda yapılan üç günlük seminerin tutanakları “Atatürk’ün Büyük Söylevinin 50. Yılı Semineri-Bildiriler ve Tartışmalar” başlığı altında 1980 yılında Türk Tarih Kurumu yayınları arasında yayınlanmıştır. Kitabın dünya dillerine çevirileri yapılmıştır.

Hasan Ali Yücel, Nutuk’u “Türkiye’nin kurtuluş tarihi” olarak tanımlamıştır.
Şevket Süreyya Aydemir “Nutuk ne tarih, ne de hatıradır. Büyük Nutuk en gerçek manasıyla tarihî değerde siyasî bir vesikadır” demiştir.
Tarihçi Cemal Kutay, 496 sayfalık “Ardında Kalanlar” adlı kitapta şunları söylemektedir: “Nutuk ne mutlak tarihtir, ne yalnızca hatıradır. Mustafa Kemal’in Büyük Nutku aslında devrini ve önderlik ettiği olayları, kendi açısından bir açıklama, hatta daha geniş anlamıyla savunmadır. Hele asla bir sentez değildir. Çünkü bir sentez olabilmesi için kendisinin tez yapısı taşıması, karşısına anti-tezin çıkarılmış olması, karşılaştırılması ve neticede haklılığını kabul ettirmesi şarttır. Nutuk’un savunduğu tezin karşısına anti-tezin çıkarılması Atatürk’ün hayatında mümkün olmamış, ölümünden sonra da yerine getirilmemiş tarih vazifesi olarak ortada kalmıştır.”

 

19 Ekim – Hukuk Takvimi

0
19 Ekim - Hukuk Takvimi

 

1216 – Magna Carta sözleşmesini imzalayan İngiltere Kralı Yurtsuz John yaşamını yitirdi.
1433 – İtalyan filozof Marsilio Ficino doğdu.(19 Ekim 1433 – 1 Ekim 1499)
1609 – İngiliz din reformcusu ve siyaset düşünürü Gerrard Winstanley doğdu.
1765 – Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi ilan edildi.
1878 – Danıştay’da görev değişimi

Osmanlı dönemi Danıştay başkanlarından Ali Paşa’nın 18 Nisan 1878’de başlayan görev süresi 19 Ekim 1879’da sona erdi ve yerine Ahmet Arifi Paşa geldi.

1922 – İngiltere’nin hukukçu başbakanlarından David Lloyd George iktidardan düştü. 23 Ekim’de Bonar Law kabinesi kuruldu.
1927 – Gazi Mustafa Kemal mülklerini C.H.P.’ye bırakacağını açıkladı.
1927 – 1924 yılında kurulan, komünist “Aydınlık” çevresiyle de irtibatı olan “Amele Teali (Yükseltme) Cemiyeti” kapatıldı, başkanı tutuklandı.
1934 – Mübadele Komisyonu görevini tamamladı.

Anadolu ve Trakya Rumları ile Yunanistan Müslümanlarının mübadelesini düzenlemekle görevli Komisyon 7 Ekim 1923’te kurulmuştu.

1939 – Ankara Antlaşması imzalandı

Fransa, İngiltere ve Türkiye Karşılıklı Yardım Antlaşması 19 Ekim 1939 tarihinde Ankara’da imzalandı. Sovyet Rusya ve Almanya arasındaki yakın ilişkilerinin yarattığı endişeler II. Dünya Savaşı’nın ilk aylarında Fransa, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında üçlü savunma ittifakını doğurdu.

1960

6-7 Eylül Olayları ile ilgili dava başladı.

Eşraftan 155 Kürt için sürgün kararı çıkarıldı.

ABD Küba’ya karşı ambargo ilan etti.

1961 – Filipinli hukukçu ve devlet başkanı  Sergio Osmeña (9 Eylül 1878 – 19 Ekim 1961) yaşamını yitirdi.
1972 – İlhan Selçuk, İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı kararıyla gözaltına alındı.
1977 – Atatürk’ün Büyük Söylevinin 50. Yılı

Nutuk’un 50. yılı dolayısıyla Türk Tarih Kurumu ile İstanbul Üniversitesi Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsünce ortaklaşa düzenlenen ve 17-19 Ekim 1977 günlerinde Ankara’da Türk Tarih Kurumu salonunda yapılan üç günlük seminerin tutanakları “Atatürk’ün Büyük Söylevinin 50. Yılı Semineri-Bildiriler ve Tartışmalar” başlığı altında 1980 yılında Türk Tarih Kurumu yayınları arasında yayınlanmıştır. Kitabın dünya dillerine çevirileri yapılmıştır.

1982 – Darbe Anayasası geliyor

Milli Güvenlik Konseyinin son şeklini verdiği anayasa metni açıklandı. Geçici maddelerle eski parti yöneticilerine 10 yıl siyaset yasağı getiriliyor, anayasanın kabulüyle birlikte Kenan Evren cumhurbaşkanı oluyor.

1988 – İngiltere, IRA mensuplarıyla yapılan röportajların yayımlanmasını yasakladı.
1992 – ÖZDEP kuruldu.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), 19 Ekim 1992’de kurulmuş, siyasi hayatı en kısa süren partilerden olmuştur. Anayasa Mahkemesi tarafından 23 Kasım 1993’te kapatılmıştır. ÖZDEP,  Kapatma gerekçesi, programında devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine hükümler bulunması olarak gösterilmiştir. Parti, kapatma kararının sonuçlarından etkilenmemek için 30 Nisan 1993’te kendini feshetmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14 Temmuz 1993’te kapatma kararı vermiştir.

1995 – Avrupa Parlamentosu Yeşiller sözcüsü Claudia Roth, Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir aleyhine 3 milyar liralık manevi tazminat davası açtı.
1996 – Cumartesi Anneleri eylemde

Galatasaray’da toplanan Cumartesi Anneleri ve destekçileri Şanar Yurdatapan ve Oya Gökbayrak’ın serbest bırakılmasını istedi. Seslerini duyuramadıklarını söyleyen kayıp Düzgün Tekin’in annesi baygınlık geçirdi.

1997 – Eşber Yağmurdereli’ye hapis

23 yıl kesinleşen cezası bulunan Eşber Yağmurdereli, gece Fatih Altaylı’nın programına çıktı ve stüdyodan ayrılışında gözaltına alındı. Kanal D’de TBMM başkanı Hikmet Çetin’le birlikte yer aldığı programdan sonra canlı yayında gözaltına alınarak Çankırı Cezaevi’ne gönderildi. 9 Kasım 1997’de, ceza infazı 1 yıl süreyle ertelenerek serbest bırakıldı. 1 Haziran 1998’de yeniden tutuklandı ve 18 Ocak 2001’de serbest bırakıldı.

1997 – Yaşar Kemal’e ödül

Alman Yayıncılar Birliği’nin 1997 yılı “Barış Ödülü” Frankfurt’ta düzenlenen törenle Yaşar Kemal’e verildi.

2000 – Ermeni Soykırımı Tasarısı

ABD Temsilciler Meclisi’nde görüşülen Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “Ermeni Soykırımı” karar tasarısı, ABD Başkanı Bill Clinton ile Genelkurmay Başkanı Heny Shelton’un mektupları üzerine Meclis Başkanı Denis Hastert tarafından geri çekildi.

2002 – İrlanda’da referandum yapıldı.

Seçmenler Nice Anlaşması’na yüzde 63 oranında oyla ‘Evet’ dedi. 10 Doğu Avrupa ülkesinin AB’ye üye olmasını düzenleyen Nice Anlaşması için 2001’de yapılan referandumda “Hayır” çıkmıştı.

2003 – Avukat, aktivist, filozof, yazar ve Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç yaşamını yitirdi.(Doğumu: 8 Ağustos 1925)
2006 – Saddam Hüseyin Mahkemede

2005- Irak’ta devrik lider Saddam Hüseyin’in yargılanmasına başlandı. ABD işgaliyle Nisan 2003’te Irak devlet başkanlığından devrilmiş ve Aralık 2003’te ABD güçlerince ele geçirilmişti. Hüseyin, aynı zamanda hukukçuydu.

2006 – Anadolu Ajansı Hukuk Müşaviri ve Türkiye Barolar Birliğinin eski başkanlarından Teoman Evren vefat etti.
2007 – Lizbon Antlaşması

AB’ye üye 27 ülkenin devlet ve hükümet başkanları Lizbon’da bir araya gelerek “Reform Antlaşması” olarak adlandırılan metin üzerinde mutabık kaldı. Lizbon Reform Antlaşması, yürürlüğe giremeyen 2004 AB Anayasası’nın reforme edilmiş bir halidir. Yeni antlaşmada Anayasada yer verilmiş olan, bayrak, marş gibi simgelere yer verilmemiştir. 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Lizbon Antlaşması ile Avrupa Birliği’nin Kurucu Antlaşmalarında, önemli değişiklikler yapılmıştır.

2008 – Muhasebeci ve Mali Müşavirlerin Uyacakları Etik İlkeler

İlkeler, Resmi Gazetenin 19 Ekim 2007 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik, 8 Nisan 2018 tarihinde yayınlanan resmi gazetede yayınlanan yönetmelik ile değiştirilmiştir.

2016 – Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralların Uygulanmasını Teşvik Etmek

Tavsiye kararı, Avrupa Konseyi içinde mahalli yönetimleri temsil eden kurum olan Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (Congress of Local and Regional Authorities) tarafından 19 Ekim 2016 tarihinde düzenlenen Kongre’nin 1. oturumunda tartışılarak kabul edilmiştir. 401(2016) sayılı Karar ile belirlenen tavsiyeler Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde yolsuzluğu önleme ve etik kuralları yerleştirme amacıyla yapılması gerekli çalışmalara ışık tutmaktadır.

2017 – Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri

İlkeler, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü CİRİT’in onayı ile kabul edildi. Bu ilkeler Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ne uygun olarak yorumlanmak ve uygulanmak üzere düzenlenmiştir. Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkelerinin amacı; Yargıtay’da kolektif etik bilinci oluşturmak, halkın Yargıtay’a güvenini artırmak, personel üzerinde bağlayıcı olan mesleki davranış kurallarını güçlendirmek, çalışanların bireysel ve kolektif davranış şekilleri hakkında bilinç düzeyini yükseltmek ve etik davranış modelleri aracılığıyla adil yargılanma hakkının korunmasına yardımcı olmaktır.

2017 – Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri

İlkeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca başkanlığında toplanan Yargıtay Cumhuriyet savcıları tarafından oybirliği ile kabul ve ilan edildi. Yargıtay, hukuk, demokrasi ve insan haklarının en önemli teminatlarından olan Cumhuriyet savcılarının toplumda oluşturması gereken güven, şeffaflık ve topluma karşı hesap verebilirlik ilkelerinin yaşama geçmesi için Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkelerini düzenlemiştir.

 

Muhasebeci ve Mali Müşavirlerin Uyacakları Etik İlkeler

0

Muhasebeci ve Mali Müşavirlerin Uyacakları Etik İlkeler, Resmi Gazetenin 19 Ekim 2007 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik, 8 Nisan 2018 tarihinde yayınlanan resmi gazetede yayınlanan yönetmelik ile değiştirilmiştir. Her iki metin de birlikte sunulmaktadır.

Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliğinden:
SERBEST MUHASEBECİLER, SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER
VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLERİN MESLEKİ FAALİYETLERİNDE
UYACAKLARI ETİK İLKELER HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

             Amaç

             MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; tüm üyeleri en üst derecede meslekî bilgiye sahip, sosyal sorumluluk bilinci olan, etik değerlere bağlı, rekabet anlayışı daha kaliteli hizmet sunumu biçiminde oluşmuş, güvenilir ve saygın bir meslek mensupları kitlesi oluşturmak hedefine ulaşmak için muhasebe meslek mensuplarının meslekî ilişkilerinde uymaları gereken asgari etik ilkeleri belirlemektir.

             Kapsam

             MADDE 2 – (1) 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununa göre bir meslek unvanına sahip olan, bağımsız veya bağımlı olarak çalışan tüm meslek mensupları ile bunların oluşturduğu şirketlerin faaliyetleri bu Yönetmelik kapsamındadır. Kapsama dâhil meslek mensupları ile bunların oluşturduğu şirketlerin faaliyetlerinde uyacakları etik ilkeler bu Yönetmeliğin “Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirlerin Meslekî Faaliyetlerinde Uyacakları Etik İlkeler” başlıklı ekinde yer almaktadır.

             Dayanak

             MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununun 50 nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanmıştır.

             Tanımlar

             MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

  1. a) Bağımlı Çalışan Meslek Mensubu: Bir iş sahibine ücret karşılığı hizmet veren meslek mensubunu,
  2. b) Bağımsız Çalışan Meslek Mensubu: Çalışanlar listesine kayıtlı meslek mensubu ile bunların kurdukları ortaklık bürolarını ve şirketleri,
  3. c) Denetim Müşterisi: Finansal tabloları denetlenen müşteriyi,

             ç) Denetim Sözleşmesi: Bağımsız çalışan meslek mensubunun finansal tabloların, finansal raporlama standartlarına uygun olarak hazırlanıp hazırlanmadığı ile ilgili görüş bildirdiği güvence sağlama amaçlı sözleşmeyi,

  1. d) Finansal Çıkar: Bir işletmenin alacaklılık veya ortaklık hakkı temsil eden menkul kıymetleri ile ilgili bir çıkar ve böyle bir çıkarı elde etme hak ve yükümlülüğünü,
  2. e) Firma: Meslek mensupları veya bunların kurduğu şirketleri,
  3. f) Güvence Sağlama Sözleşmesi: Bağımsız çalışan meslek mensubunun, denetim ve diğer konularda güvence sağlamak isteyen müşterisinin sorumluluğunda olan bir konu hakkında, belirlenmiş uygun bir kritere göre değerlendirme yapması ve hedef kullanıcılara güvence sunması amacıyla düzenlenen sözleşmeyi,
  4. g) Güvence Sağlama Sözleşmesi Ekibi:

             1) Denetim ve diğer konularda güvence sağlama amaçlı sözleşmelerde, sözleşme ekibinin tüm üyelerini,

             2) Güvence sağlama sözleşmesinin sonucunu doğrudan etkileyebilecek firma içindeki diğer kişileri,

  1. h) Güvence Sağlama Sözleşmesi Müşterisi (Sorumlu taraf): Sözleşmeye konu olan olaydan sorumlu olan kişi ya da kişiler veya temsilcileri,

             ı) Kanun: 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununu,

  1. i) Meslek Mensubu: Bağımlı veya bağımsız olarak çalışan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Malî Müşavir ve Yeminli Malî Müşaviri,
  2. j) Meslekî Hizmet: Muhasebe, denetim, vergi, yönetim danışmanlığı, finansal yönetim hizmetleri gibi muhasebe mesleği ile ilgili yetenek gerektiren hizmetleri,
  3. k) Mevcut Meslek Mensubu: Bir müşterinin denetim işini veya muhasebe, vergi, danışmanlık ya da benzeri meslekî hizmetlerini yürütmekte olan bağımsız meslek mensubunu,
  4. l) Sözleşme Ekibi: Bir sözleşme ile ilgili görev alan tüm firma personelini (sözleşme ile ilgili olarak bağlantı kurulan tüm uzmanlar da bu ekibe dâhildir),
  5. m) Sözleşme Ortağı: Firma içinde belli bir sözleşme ve hazırlanan rapor ile ilgili olarak sorumlu olan ortak ya da kişileri,
  6. n) Şarta Bağlı Ücret: Sunulan bir hizmetin veya bir işlemin sonucuna göre sonradan hesaplanan ücreti,

             ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Etik Komitesi ve Son Hükümler
             Etik Komitesinin teşekkülü

             MADDE 5 – (1) Etik Komitesi, meslek mensupları arasından Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliği Yönetim Kurulu tarafından atanacak biri Başkan, biri Başkan Yardımcısı olmak üzere en az yedi en fazla 11 üyeden oluşur. Üyelerin görev süresi iki yıldır. Herhangi bir nedenle üyeliğin boşalması halinde aynı usulle yeni üye ataması yapılır. Yeni atanan üye kalan süreyi tamamlamak üzere göreve başlar.

             Etik Komitesinin toplantısı

             MADDE 6 – (1) Etik Komitesi düzenli olarak yılda altı kez toplanır. Komite başkanı veya Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliği Yönetim Kurulu gerekli gördüğü takdirde Etik Komitesini toplantıyla çağırabilir.

             Etik Komitesinin görevleri

             MADDE 7 – (1) Etik Komitesinin görevi; bu Yönetmelikle ilgili değişiklik önerileri ile yorum, sirküler ve benzeri konularda çalışmalar yaparak Yönetim Kuruluna sunmaktır.

             Yürürlük

             MADDE 8 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Yürütme

             MADDE 9 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler Odaları ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliği Yönetim Kurulu yürütür.

Ek-1

SERBEST MUHASEBECİLER, SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER

VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLERİN MESLEKİ FAALİYETLERİNDE

UYACAKLARI ETİK İLKELER

GİRİŞ

             (1) Meslek mensubunun belirleyici özelliklerinden biri kamu yararına uygun hareket etme sorumluluğudur. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için meslek mensubunun bu Yönetmelikle getirilen etik ilkelerine uyması gerekmektedir.

             (2) Etik ilkeler üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm tüm meslek mensuplarının uyması gereken temel etik ilkelerini ve bu ilkelerin uygulanması için gereken kavramsal çerçeveyi sunmaktadır. Kavramsal çerçeve; meslek mensuplarının temel ilkelere uyum ile ilgili tehditleri belirlemeleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak veya kabul edilebilir bir düzeye indirgemek için koruyucu önlemleri almaları için gerekli bir rehberdir.

             (3) İkinci ve üçüncü bölümler kavramsal çerçevenin belirli özel durumlarda nasıl uygulanacağını ortaya koymaktadır. İkinci bölüm bağımsız çalışan meslek mensupları, üçüncü bölüm ise bağımlı çalışanlar için geçerli ilke ve durumları içermektedir.

BİRİNCİ KISIM

Tüm Meslek Mensuplarının Uyacakları Temel Etik İlkeleri

BİRİNCİ BÖLÜM

İlkelerin Genel Uygulanış Biçimi

             Temel etik ilkeleri

             MADDE 1 – (1) Tüm meslek mensuplarının uyması gereken zorunlu temel etik ilkeleri aşağıda sunulmuştur.

  1. a) Dürüstlük: Meslek mensuplarının tüm meslekî ve iş ilişkilerinde doğru sözlü ve dürüst davranmalarıdır.
  2. b) Tarafsızlık: Yanlı veya önyargılı davranarak; üçüncü kişilerin haksız ve uygunsuz biçimde yaptıkları baskıların meslek mensuplarının meslekî kararlarını etkilememesi veya engellememesidir.
  3. c) Meslekî Yeterlilik ve Özen: Meslek mensubunun meslekî faaliyetlerini yerine getirirken teknik ve meslekî standartlara uygun olarak, özen ve gayret içinde davranmasıdır.

             ç) Gizlilik: Meslek mensubunun meslekî ilişkileri sonucunda elde ettiği bilgileri açıklamasını gerektirecek bir hak veya görevi olmadıkça üçüncü kişi veya gruplara açıklamaması ve bu bilgilerin meslek mensubunun veya üçüncü kişilerin çıkarları için kullanılmamasıdır.

  1. d) Meslekî Davranış: Meslek mensubunun mevcut yasa ve yönetmeliklere uymasını ve mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü davranıştan kaçınmasını ifade etmektedir.

             Kavramsal çerçeve

             MADDE 2 – (1) Meslek mensuplarının içinde bulunduğu koşullar temel etik ilkelerine uymakla ilgili birtakım tehditlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu tür davranış, durum veya ilişki tehdit olarak adlandırılır. Tehdit oluşturacak bütün durumları tanımlamak ve tehdidi hafifletecek uygun davranışı belirleyebilmek mümkün değildir. Ayrıca, iş ilişkilerinin yapısının sürekli olarak değişmesi sonucu yeni tehditler ortaya çıkabilir. Bu nedenle meslek mensubunun temel etik ilkelere uymaya yönelik tehditleri belirlemesi ve değerlendirmesini gerektiren bir kavramsal çerçevenin hazırlanması kamu yararına olacaktır. Bu düzenleme, etik ilkelere uymaya yönelik tehditlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve yanıtlanmasında meslek mensubuna yardımcı olacak bir çerçeve sunmaktadır. Saptanan tehditlerin önemsiz olmadığı durumlarda, meslek mensubu bunları ortadan kaldıracak veya kabul edilebilir bir düzeye indirecek önlemleri uygulamalıdır.

             (2) Herhangi bir tehdit söz konusu olduğunda meslek mensubu, bu tehdidi ortadan kaldıracak koşul veya ilişkileri biliyor veya bilmesi bekleniyorsa, tehdidi ortadan kaldırma yükümlülüğü vardır.

             (3) Meslek mensubu bir tehdidin önemini değerlendirirken hem niteliksel hem de niceliksel faktörleri dikkate almalıdır. Bağımsız çalışan meslek mensubu uygun önlemleri alamıyorsa, belirli bir hizmetin ifasını azaltmalı veya sona erdirmeli, bağımlı çalışan meslek mensubu işveren işletmedeki görevinden istifa etmelidir.

             (4) Meslek mensubu bu etik ilkelerden birisini istemeyerek ihlal edebilir. Bu tür bir ihlal tespit edildiğinde kısa sürede düzeltilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.

             (5) Etik ilkelerin ikinci ve üçüncü bölümlerinde kavramsal çerçevenin uygulama biçimini açıklayıcı örnekler yer almaktadır. Bu örnekler temel etik ilkelerine uyma konusunda tehdit yaratabilecek tüm şartların tam listesi değildir. Kavramsal çerçeveyi her bir meslek mensubunun karşılaştığı özel durumlara uygulanması gerekir.

             Tehditler

             MADDE 3 – (1) Temel etik ilkelerine yönelik çok sayıda tehdit oluşabilir. Bu tehditlerin çoğu aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.

  1. a) Kişisel Çıkar Tehditleri: Meslek mensubunun kendisinin veya yakın ailesinden bir üyenin finansal veya diğer çıkarları sonucu ortaya çıkabilecek tehditlerdir.
  2. b) Yeniden Değerlendirme Tehditleri: Daha önceden alınmış bir kararın o karardan sorumlu meslek mensubu tarafından yeniden değerlendirilmesi nedeniyle oluşan tehditlerdir.
  3. c) Taraf Tutma Tehditleri: Meslek mensubunun bir durum ya da fikri, tarafsızlığını tehlikeye düşürecek bir noktaya taşıması sonucu oluşan tehditlerdir.

             ç) Yakınlık Tehditleri: Üçüncü kişilerle kurulan yakın ilişkiler sonucu, meslek mensubunun bu kişilerin çıkarlarına uygun olacak şekilde davranması sonucu ortaya çıkabilecek tehditlerdir.

  1. d) Yıldırma Amaçlı Tehditler: Meslek mensubunun gerçek veya hissedilen tehditler nedeniyle tarafsız davranmaktan kaçınmaya zorlanması (yıldırılması) sonucu ortaya çıkabilecek tehditlerdir.

             Tehditlere karşı önlemler

             MADDE 4 – (1) Tehditleri ortadan kaldıran veya kabul edilebilir bir düzeye indiren önlemler iki büyük gruba ayrılmaktadır.

  1. a) Mevzuat ile oluşturulabilecek önlemler: Bu önlemlere verilebilecek örnekler aşağıda belirtilmiştir:

             1) Mesleğe giriş için gerekli eğitim, meslekî eğitim (staj) ve tecrübe gereksinimleri,

             2) Sürekli meslekî gelişim gereksinimleri,

             3) Kurumsal yönetim gereksinimleri,

             4) Meslekî standartlar,

             5) Meslekî veya düzenleyici izleme ve disiplin prosedürleri,

             6) Meslek mensubu tarafından üretilen rapor, sonuç, iletişim ve bilgilerin yasal yetkili üçüncü bir kurum tarafından dış kontrolden geçirilmesi.

  1.  b) İş çevresinden sağlanacak önlemler.

             Etik Çatışmanın Çözümlenmesi

             MADDE 5 – (1) Meslek mensupları, temel etik ilkelerinin uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklardan kaynaklanan çatışmaları bu düzenlemede yer alan temel etik ilkeleri esas alarak çözüme kavuşturmalıdır. Bu etik çatışmaların çözümlenmesi için oluşturulan formel ya da enformel çözüm sürecinde, meslek mensubunun ilgili verileri, çatışma konusu ile ilgili etik sorunları ve etik ilkeleri, yerleşik iç süreçleri ve alternatif hareket biçimlerini dikkate alarak temel etik ilkelerle uygun hareket biçimini belirlemesi gerekecektir. Eğer sorun hala çözümlenemez ise, meslek mensubu firma içindeki veya işveren işletmedeki diğer uygun kişilerden yardım isteyebilir. Herhangi bir konu işletme ile veya işletme içinde bir etik çatışma içeriyorsa, meslek mensubu Yönetim Kurulu veya Denetim Komitesi gibi işletmenin yönetiminden sorumlu organlarla görüşmeler yapmalıdır. Bir etik çatışma sorunu çözümlenemez ise, meslek mensubu bağlı olduğu meslek odasından meslekî öneriler alabilir. İlgili tüm seçenekleri değerlendirdikten sonra, etik çatışma hala çözümlenemiyorsa, meslek mensubu çatışmayı yaratan konu ile ilgisini sürdürmeyi reddedebilir. Meslek mensubu, şartlar çerçevesinde, sözleşme ekibinden ya da belirli bir görevden çekilmeye karar verebilir veya sözleşmeyle, firmasıyla veya işverenle ilişkisini tümüyle kesebilir.

İKİNCİ BÖLÜM

Dürüstlük

             MADDE 6 – (1) Dürüstlük ilkesi, tüm meslek mensuplarına meslekî ilişkilerinde doğru ve güvenilir olma yükümlülüğü getirmektedir. Dürüstlük ilkesi ayrıca adil davranmayı ve açık sözlülüğü ifade etmektedir.

             MADDE 7 – (1) Meslek mensubu, herhangi bir bilginin önemli bir hata ya da yanıltıcı biçimde hazırlanmış veya gizlenmiş ifadeler içerdiğini düşünüyorsa, bu tür bilgiyi veya bu bilgiyle hazırlanmış bir rapor, haber veya sonucu dikkate almamalıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Tarafsızlık

             MADDE 8 – (1) Tarafsızlık ilkesi, tüm meslek mensuplarına, yanlı olma, çıkar çatışması veya üçüncü kişilerin uygunsuz biçimdeki baskı ve etkileri nedeniyle meslekî kararlarından ödün vermeme sorumluluğunu yüklemektedir.

             MADDE 9 – (1) Meslek mensupları tarafsızlıklarını olumsuz yönde etkileyebilecek durumlara maruz kalabilir. Bu tür durum ve baskıları tanımlamak veya öngörmek her zaman olası değildir. Dolayısıyla, meslek mensuplarının tarafsızlıklarını etkileyebilecek ortam ve ilişkilerden kaçınmaları gereklidir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Meslekî Yeterlilik ve Özen

             MADDE 10 – (1) Meslekî yeterlilik ve özen ilkesi, meslek mensubuna müşteriler veya işverenlere etkin bir hizmet sunmak için gerekli meslekî bilgi ve beceri düzeyine sahip olmak ve hizmet sunarken teknik ve meslekî standartlara uygun olarak özenli davranmak sorumluluğunu getirmektedir.

             MADDE 11 – (1) Meslekî yeterlilik iki aşamada ele alınabilir:

  1. a) Meslekî yeterliliğin elde edilmesi: Meslekî yeterliliğin elde edilmesi, Kanun’da belirtilen mesleğe giriş şartlarının sağlanmasını gerektirmektedir.
  2. b) Meslekî yeterliliğin korunması: meslekî konuların, meslek hayatıyla ilgili ulusal ve uluslararası gelişmelerin sürekli olarak izlenmesini ve anlaşılmasını gerekli kılar. Bu bağlamda, meslek içi eğitim programları meslek mensubunun, meslekî çevrede etkin olarak faaliyette bulunmasına elverişli olanakları sağlar.

             (2) Meslekî özen, meslekî hizmetlerin yerine getirilmesinde dikkatli, derinlemesine ve zaman esasına göre hareket edilmesini öngörür.

             (3) Meslek mensubu, kendi otoritesi altında çalışanların da uygun meslekî eğitim almalarını ve gözetim altında tutulmalarını sağlamalıdır.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Gizlilik

             MADDE 12 – (1) Gizlilik ilkesi, meslek mensubuna müşterisi ya da işveren ile ilgili edindiği bilgilerin gizliliğini koruma sorumluluğu yüklemektedir. Bu ilke uyarınca meslek mensubunun;

  1. a) Yasal veya meslekî bir açıklama zorunluluğu ya da yetkisi olmadıkça veya yetkili makam bilgiyi açıklama yetkisi vermedikçe meslekî ilişkisi sonucu elde edilmiş bilgiyi müşteri veya işveren dışındaki kişilere açıklamaması,
  2. b) Meslekî ilişkisi sonucu elde edilen gizli bilgiyi kişisel çıkar uğruna ya da üçüncü kişilerin yararına kullanmaması ya da kullanıyor izlenimi bırakmaması gerekmektedir.

             MADDE 13 – (1) Meslek mensubunun gizlilik sorumluluğu müşteri ya da işveren ile ilişkisi sona erdiği zaman bile devam eder.

             (2) Meslek mensubu, kendi kontrolü altında çalışan elemanların ve danışmanlık veya tavsiye hizmeti aldığı diğer meslek mensuplarının veya üçüncü kişilerin gizlilik ilkesinin gereklerine saygı göstermelerini sağlamakla yükümlüdür.

             MADDE 14 – (1) Meslek mensubunun aşağıda belirtilen koşulların varlığı durumunda, sahip olduğu gizli bilgileri açıklaması gerekli veya uygun olabilir:

  1. a) Kanun veya müşteri ya da işveren izni ile yapılan açıklama,
  2. b) Kanun gereği açıklama istenilmesi. Kanun gereği yapılacak açıklamalar verilebilecek örnekler şunlar olabilir:

             1) Yasal süreç esnasında belge veya diğer kanıtları sağlamak amacıyla açıklama yapmak,

             2) Kanuna aykırı bir durumu ortaya çıkarmak için ilgili kamu otoritesine açıklama yapmak,

  1. c) Kanunun yasaklanmadığı hallerde, meslekî bir görev ya da hak dâhilinde açıklama yapmak.

             1) Bir meslek odasının veya meslek örgütünün kalite raporuna veri sağlamak.

             2) Bir meslek odasının, meslek örgütünün veya düzenleyici bir organın yürüttüğü araştırma veya soruşturmaya veri sağlamak.

             3) Yasal bir süreçte meslek mensubunun meslekî çıkarlarını korumak amacıyla açıklama yapması.

             4) Muhasebe ve/veya denetim standartlarını ve etik gerekliliklerini karşılamak amacıyla açıklama yapmak.

             MADDE 15 – (1) Gizli bir bilgiyi açıklama kararı verecek bir meslek mensubunun aşağıdaki noktaları dikkate alması gereklidir:

  1. a) Bir bilginin müşterinin veya işverenin onayı dâhilinde açıklanması durumunda ilgili tüm tarafların (üçüncü kişi ve gruplar da dâhil olmak üzere) çıkarlarının zarar görüp görmeyeceği,
  2. b) Açıklanacak bilgilerin tamamının uygun ve doğrulanmış bilgiler olup olmadığı (koşullar gereği meslek mensubu tamamlanmamış veya doğrulanmamış bilgilere sahip ise açıklamanın kapsamı hakkında meslekî yargısını kullanmalıdır).
  3. c) Bilginin kime ve hangi yöntemle verileceği (meslek mensubunun, bilginin verileceği grubun ya da kişinin doğru grup veya kişi olduğu konusunda tatmin olması gereklidir).

ALTINCI BÖLÜM

Meslekî Davranış

             MADDE 16 – (1) Meslekî davranış ilkesi, meslek mensuplarına, mesleğin itibarını zedeleyecek davranışlardan kaçınma ve ilgili kanun ve düzenlemelere uyma yükümlülüğünü getirmektedir. Mesleğin itibarını zedeleyecek davranışlar tüm gerekli bilgilere sahip üçüncü kişi ya da grup tarafından da, mesleğin adını olumsuz etkileyeceği düşünülen davranışları kapsar.

             MADDE 17 – (1) Meslek mensubu kendisinin ve işinin tanıtımını yaparken mesleğe zarar vermemelidir. Meslek mensubu;

  1. a) Dürüst ve güvenilir olmalı;
  2. b) Sunduğu hizmetler, sahip olduğu özellik ve iş tecrübeleri ile ilgili abartılı iddialarda bulunmamalı;
  3. c) Diğer meslek mensuplarına yönelik doğrulanmamış karşılaştırmalar ve küçültücü göndermeler (atıflar) yapmamalıdır.

İKİNCİ KISIM

Bağımsız Çalışan Meslek Mensuplarının Uyacakları Etik İlkeler

BİRİNCİ BÖLÜM

Giriş

             MADDE 18 – (1) Etik ilkelerin bu bölümünde birinci kısımda sunulan kavramsal çerçevenin bağımsız çalışan meslek mensuplarına uygulanış biçimi açıklanacaktır. İzleyen kısımlarda bağımsız çalışan meslek mensupları için etik ilkelerine uyum konusunda tehdit yaratabilecek koşullara ait örnekler sunulmaktadır. Ancak, sunulan örnekler olası durumların tamamını temsil etmemektedir. Bu nedenle meslek mensubundan beklenen, birinci kısımda açıklanan kavramsal çerçevenin, karşılaşılan özel durum veya koşullara uygulanması olacaktır.

             MADDE 19 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu dürüstlüğe, tarafsızlığa ve mesleğin adına zarar verebilecek ve sonucunda meslekî hizmetlerin yerine getirilmesi ile bağdaşmayacak herhangi bir iş ya da faaliyete katılmamalıdır.

             MADDE 20 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubunun karşılaşabileceği potansiyel tehditler birinci kısımda açıklanmıştır. Bu tehditlerin özellikleri ve önem dereceleri meslek mensubunun sunduğu hizmetlerin yöneltildiği müşteri gruplarına göre farklılaşabilir (Örneğin finansal tablo denetimi müşterisi, finansal tablo denetimi dışında güvence sağlama sözleşme müşterisi veya güvence amaçlı olmayan müşteri gibi).

             MADDE 21 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu için kişisel çıkar tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek bazı örnekler şunlar olabilir:

  1. a) Müşterisinden finansal çıkarı olması veya müşteri ile ortak bir finansal çıkarı paylaşması,
  2. b) Tek bir müşteriden alınacak toplam ücrete aşırı bağlılık.
  3. c) Müşteri ile yakın iş ilişkisi kurmak.

             ç) Müşteriyi kaybetme olasılığını dikkate alma.

  1. d) Müşteri tarafından istihdam edilme olasılığı.
  2. e) Güvence sağlama sözleşmesi ile ilgili şarta bağlı ücretler.
  3. f) Güvence sağlama müşterisinden veya yöneticilerden borç alınması ya da güvence sağlama müşterisine/yöneticilerine borç verilmesi.

             MADDE 22 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu için tekrar değerlendirme tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek bazı örnekler şunlar olabilir:

  1. a) Bağımsız çalışan meslek mensubunun yaptığı bir işin tekrar değerlendirilmesi sırasında önemli bir hatanın tespit edilmesi.
  2. b) Bir finansal sistemin tasarım ve uygulamasına katıldıktan sonra sistemin işleyişi hakkında rapor verilmesi,
  3. c) Bir sözleşmenin esas konusu olan kayıtların üretilmesinde kullanılan ilk verilerin bağımsız çalışan meslek mensubu tarafından hazırlamış olması.

             ç) Güvence sağlama sözleşmesi ekibinin bir üyesinin daha önceden o müşterinin çalışanı olması.

  1. d) Güvence sağlama sözleşmesi ekibinin bir üyesinin halen veya yakın geçmişte müşteri tarafından sözleşmenin esas konusu üzerinde doğrudan ve önemli bir etki yaratabilecek bir pozisyonda istihdam edilmiş olması.
  2. e) Bir müşteriye güvence sağlama sözleşmesinin esas konusunu doğrudan etkileyen bir hizmet sunulması.

             MADDE 23 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu için taraf tutma tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek bazı örnekler şunlar olabilir:

  1. a) Borsaya kote olan finansal tablo denetimi müşterisinin kurucu hisse senedini almak.
  2. b) Üçüncü taraflarla ilgili hukuki itilaf ve anlaşmazlıklarda güvence sağlama sözleşme müşterisi adına taraf olmak.

             MADDE 24 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu için yakınlık tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek bazı örnekler şunlar olabilir:

  1. a) Sözleşme ekibinin bir üyesinin, müşteri işletmenin bir yöneticisi veya memuru ile yakın veya birinci derece ailevi ilişkiye sahip olması.
  2. b) Sözleşme ekibinin bir üyesinin, müşteri işletme ile yapılan sözleşmenin esas konusu üzerinde doğrudan ve önemli etki yapabilecek bir çalışanı ile yakın ya da birinci derece ailevi ilişkisinin olması.
  3. c) Firmanın eski bir ortağının, müşterinin yöneticisi veya sözleşme konusu üzerinde direkt ve önemli bir etki yapabilecek çalışanı olması.

             ç) Değeri önemsiz olanlar hariç, bir müşteriden hediye veya ayrıcalıklı hizmet alınması,

  1. d) Üst düzey personel ile güvence sağlama müşterisi arasında uzun süreli arkadaşlık ilişkisinin olması.

             MADDE 25 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu için yıldırma tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek bazı örnekler şunlar olabilir:

  1. a) Müşteri sözleşmesi ile ilgili olarak azledilme veya görevi başkasına verme ile tehdit edilmek.
  2. b) Daha düşük ücret ödenmesi için sunulan hizmetin kapsamının uygunsuz bir biçimde azaltılması yönünde baskıya maruz kalmak.

             MADDE 26 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubunun maruz kalabileceği temel ilkelere uyumla ilgili bazı özel tehditler sınıflandırılamayabilir. Ancak meslek mensubu iş ilişkilerinde bu tür tehditlere karşı her zaman dikkatli ve uyanık olmalıdır.

             MADDE 27 – (1) Tehditlerin ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir bir düzeye indirilmesi için alınabilecek önlemler genel olarak iki gruba ayrılabilir.

  1. a) Meslek, mevzuat veya düzenlemeler ile oluşturulabilecek önlemler.
  2. b) İş çevresinden sağlanacak önlemler.

             (2) Meslek mevzuatı veya düzenlemeleri ile oluşturulan önlemler, temel etik ilkelerine ilişkin bu düzenlemenin Birinci Kısım-Birinci Bölüm 4 üncü maddesinde açıklanmıştır.

             MADDE 28 – (1) İş çevresinden sağlanabilecek önlemler farklı koşul veya durumlara göre çeşitlilik gösterir. Bu tür önlemler firmaya veya sözleşmeye bağlı olarak oluşturulabilir. Meslek mensubu belirli bir tehditle nasıl başa çıkacağına karar vermelidir. Bu kararın verilmesinde meslek mensubu ortaya çıkabilecek tehdit hakkında gerekli tüm bilgilere sahip olan üçüncü kişi ya da grupların, verilen kararları nasıl değerlendireceğini de dikkate almalıdır. Bu değerlendirme; tehdidin önem derecesi, sözleşmenin niteliği ve firmanın yapısı gibi faktörlerden etkilenecektir.

             MADDE 29 – İş çevresinde firma çapında alınabilecek önlemler şunlar olabilir:

  1. a) Firmanın temel etik ilkelere uyumun önemini vurgulamak.
  2. b) Güvence sağlama sözleşmesi ekibinin kamu çıkarına uygun hareket edeceği yönünde bir beklentinin oluşmasını sağlamak.
  3. c) Sözleşmelerde kalite kontrolü uygulanması ve izlenmesini sağlayacak politika ve süreçler.

             ç) Tehditlerin belirlenmesi, bu tehditlerin önem derecesinin değerlendirilmesi, önemsiz olanlar dışındaki tehditleri ortadan kaldıracak veya kabul edilebilir düzeye indirecek önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasına ilişkin belgeye dayalı politikalar.

  1. d) Güvence sağlama sözleşmelerini kullanan firmalar için bağımsızlığa yönelik tehditlerin ve bu tehditlerin önem derecesinin belirlenmesi, tehditleri (önemsiz olanlar dışındaki) yok edecek veya kabul edilebilir düzeye indirecek önlemlerin değerlendirilmesi ve uygulanmasına yönelik belgeye dayalı bağımsızlık politikaları.
  2. e) Temel etik ilkelere uyum gerektiren belgeye dayalı iç politika ve süreçler.
  3. f) Firma veya sözleşme ekibi üyeleri ve müşteriler arasındaki çıkar ilişkilerinin belirlenmesini sağlayacak politika ve süreçler.
  4. g) Tek bir müşteriden elde edilen gelirin izlenmesi ve gerektiğinde bu gelire olan bağımlılığın yönetilmesini sağlayacak politika ve süreçler.

             ğ) Sözleşme ekibinin üyesi olmayan kişilerin sözleşmenin sonucunu uygunsuz bir biçimde etkilemesini engelleyecek politika ve süreçler üretmek.

  1. h) Tüm ortaklar ve meslekî kadroya firmanın uyguladığı politika ve süreçlerle ile ilgili düzenli bilgi sağlamak ve eğitim vermek.

             ı) Firmanın kalite güvence sisteminin yeterliliğinin denetlenmesinden sorumlu olacak üst yönetimden bir kişiyi görevlendirilmek.

  1. i) Politika ve süreçlere uyumun sağlanabilmesi için gerekli disiplin mekanizmasını kurmak.
  2. j) Firma personelinin temel etik ilkelere uyum hakkında kendilerini ilgilendiren herhangi bir konuyla ilgili olarak üst yönetimle iletişim kurmalarını teşvik edici ve yetki verici yayımlanmış politika ve süreçler yaratmak.
  3. k) Güvence sağlama sözleşmesi müşterisine aynı zamanda güvence sağlamaya yönelik olmayan başka bir hizmet sunulmasında farklı ortakların ve sözleşme ekiplerinin ve ayrı raporlama zincirlerinin kullanılmasını sağlamak.
  4. l) Güvence sağlama sözleşmesi müşterisine hizmet veren ortakları ve meslekî kadroyu bağımsız olmalarının zorunlu olduğu konusunda bilgilendirmek ve yönlendirmek.

             MADDE 30 – (1) İş çevresindeki sözleşmeye özgü önlemler ise şunlar olabilir.

  1. a) Başka bir meslek mensubunun yapılan işi gözden geçirmesi veya gerekiyorsa tavsiyelerde bulunmasını sağlamak.
  2. b) Bağımsız bir üçüncü gruba danışmak (örneğin, bağımsız yöneticilerden oluşan bir komite, mesleği düzenleyici bir organ veya başka bir meslek mensubu).
  3. c) Etik konuların, müşterinin yönteminden sorumlu kişilerle tartışmak.

             ç) Müşteri yönetimine sunulan hizmetlerin özellikleri ve talep edilen ücretle ilgili açıklama yapmak.

  1. d) Sözleşme konusu hizmetin bir kısmının başka bir firma tarafından ifa edilmesi veya yeniden yerine getirilmesini sağlamak.
  2. e) Üst düzey güvence sağlama sözleşmesi ekibini rotasyona tabi tutmak.

             MADDE 31 – (1) Sözleşmenin özelliğine bağlı olarak, bağımsız çalışan meslek mensubu, müşterisinin aldığı önlemlere de güvenebilir. Ancak, tehditlerin kabul edilebilir düzeye indirilmesinde sadece bu tür önlemlere güvenilmesi mümkün değildir.

             MADDE 32 – (1) Müşterinin sistem ve süreçlerindeki önlemler şunlar olabilir:

  1. a) Müşterinin yönetim kararlarını alacak personelinin deneyimli ve işinin ehli, kıdemli çalışanlar olması,
  2. b) Müşterinin firmanın hizmetleri ile ilgili olarak uygun gözetim ve iletişimi sağlayacak kurumsal yönetişim yapısının mevcut olması.

İKİNCİ BÖLÜM

Meslekî Atamalar

             Müşteri kabulü

             MADDE 33 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu yeni bir müşteriyi kabul etmeden önce, bu tür bir iş kabulünün temel etik ilkelere yönelik bir tehdit yaratmayacağından emin olmalıdır. Müşteri ile ilgili (sahipleri, yönetimi ve faaliyetleri) bazı kuşkulu noktalar dürüstlük veya meslekî davranış ilkelerine yönelik tehdit oluşturabilir.

             (2) Müşterinin yasadışı faaliyetler içinde bulunması (para aklama gibi), dürüst olmaması veya tartışmalı finansal raporlama uygulamaları temel etik ilkeleri tehdit eden müşteri ile ilgili konulardır.

             (3) Bu tür tehditlerin önemi değerlendirilmeli ve önemsiz olanlar dışındaki tehditleri ortadan kaldırmaya veya azaltmaya yönelik önlemler alınmalıdır.

             (4) Alınabilecek uygun önlemler; müşterinin kendisi, sahipleri, yöneticileri ve faaliyetleri ile ilgili bilginin ve anlayışın geliştirilmesi, iç kontrolün veya kurumsal yönetimin geliştirilmesi yönünde müşteri taahhüdü sağlanmalıdır.

             (5) Tehditlerin kabul edilebilir bir düzeye indirilememesi durumunda meslek mensubu müşteriyi kabul etmekten kaçınmalıdır.

             (6) Müşteri kabulü ile ilgili kararlarda yenilenen sözleşmeler periyodik olarak gözden geçirilmelidir.

             Sözleşme kabulü

             MADDE 34 – (1) Bağımsız çalışan bir meslek mensubu sadece bağımsız meslek mensuplarının yapabileceği hizmetleri vermeyi kabul etmelidir. Meslek mensubu, belirli bir müşteri sözleşmesini kabul etmeden önce, kabulün temel etik ilkelere yönelik bir tehdit yaratıp yaratmayacağını dikkate almalıdır. Örneğin; sözleşme ekibinin sözleşme şartlarını yerine getirecek gerekli yeterliliğe sahip olmaması, meslekî yeterlilik ve özen ilkesine yönelik kişisel çıkar tehdidi yaratacaktır.

             (2) Meslek mensubunun söz konusu tehditleri ortadan kaldırmak veya kabul edilebilir bir düzeye indirmek için alabileceği önlemler şunlar olabilir:

  1. a) Müşterinin yaptığı işin özelliği, faaliyetlerinin karmaşıklığı, sözleşmenin özel şartları, sunulacak hizmetin özelliği, amacı ve yapısı ile ilgili yeterli bir bilgiye sahip olmak,
  2. b) Kullanılacak düzenleme veya raporlama usulleri ile ilgili deneyim sahibi olmak,
  3. c) Gerekli yeterliliğe sahip personeli atamak,

             ç) Gerekli olduğunda uzman kullanmak,

  1. d) Sözleşmeyi gerçekçi bir zaman diliminde yerine getirmek,
  2. e) Sözleşmeleri, sadece yerine getirilebilirse kabul edilmesini sağlamaya yönelik kalite güvence sistemi geliştirmek.

             Meslekî atamalardaki değişiklikler

             MADDE 35 – (1) Başka bir meslek mensubunun yerine geçmesi istenen veya o anda başka bir meslek mensubu tarafından yerine getirilen bir sözleşme için teklif vermeyi düşünen bir meslek mensubu, sözleşmeyi kabul etmemesini gerektiren, temel etik ilkelere yönelik tehditler gibi, nedenler olup olmadığını belirlemelidir. Örneğin; bir meslek mensubunun, bir sözleşmeyi kabul etmeden önce, konuyla ilgili tüm gerçekleri bilmemesi meslekî yeterlilik ve özen ilkesini tehdit edebilir.

             (2) Söz konusu tehditlerin önemi değerlendirilmelidir. Bu amaçla mevcut meslek mensubu ile doğrudan iletişim kurularak, önerilen değişim ile ilgili tüm gerçeklerin ortaya konulması ve böylece meslek mensubunun sözleşmenin kabul edilmesinin uygun olup olmayacağına karar vermesi sağlanır.

             (3) Mevcut meslek mensubu gizlilik ilkesine uymakla yükümlüdür. Dolayısıyla mevcut meslek mensubunun işi alması önerilen meslek mensubuyla müşterisi konusunda yapabileceği görüşmenin kapsamı müşterisinin izin vermesine ya da bu tür bir iletişime izin veren yasal ya da etik gerekliliklere bağlı olacaktır (Bu gereklilikler Kısım 1 Bölüm 5’de yer almaktadır).

             (4) Belirlenen tehditlerden açıkça önemsiz olanlar dışındakiler için önlem alınması gereklidir. Alınabilecek önlemler şunlar olabilir.

  1. a) Mevcut meslek mensubuyla müşterinin işleri hakkında tümüyle ve özgürce konuşmak,
  2. b) İş teklif edilen meslek mensubunun karar vermeden önce, mevcut meslek mensubundan, bilmesi gereken gerçeklerle ilgili bilgi istemek.

             (5) Önlemlerin uygulanmasına rağmen, mevcut tehditler ortadan kaldırılamıyor veya kabul edilebilir bir düzeye indirilemiyorsa, meslek mensubu, mevcut verilerden tatmin olmadıkça, sözleşmenin kabulünden kaçınmalıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Çıkar Çatışmaları

             MADDE 36 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu çıkar çatışmasına neden olabilecek durumları belirlemeye çalışmalıdır. Bu tür durumlar temel etik ilkelere uyulması konusunda sakıncalara neden olabilir. Örneğin, bir meslek mensubunun müşterisinin rakibiyle ortak bir yatırım veya bir anlaşma yapması tarafsızlık ilkesini tehdit edebilir. Aynı zamanda, meslek mensubunun çıkar çatışması içinde olan müşterilere hizmet sunması tarafsızlık veya gizlilik ilkesine yönelik tehdit yaratabilir.

             (2) Bağımsız çalışan meslek mensubu her türlü tehdidin önemini değerlendirmelidir. Değerlendirme; meslek mensubunun bir müşteriyi kabul etmeden önce, potansiyel müşterisiyle arasında herhangi bir tehdit yaratabilecek çıkar ilişkisinin olup olmadığının tespit edilmesine dayanır. Önemsiz olanlar dışındaki tehditleri yok etmek veya kabul edilebilir düzeye indirmek için gerekli önlemler alınmalıdır.

             MADDE 37 – (1) Çatışmaya neden olan koşullara bağlı olarak, meslek mensubu tarafından alınması gereken önlemler şunlardır:

  1. a) Firmanın çıkar çatışması yaratabilecek faaliyetleri ile ilgili olarak müşteriye bilgi verilmesi ve onayının alınması,
  2. b) Meslek mensubunun çıkar çatışması içinde olan iki ya da daha fazla müşteri için hizmet vermesi durumunda, durum hakkında ilgili tüm taraflara bilgi verilmesi ve onaylarının alınması,
  3. c) Bağımsız çalışan meslek mensubunun hiçbir müşteriye özel hizmet sunmadığı konusunda müşteriye bilgi verilmesi ve onayının alınması,

             ç) Farklı sözleşme ekiplerinin kullanılması,

  1. d) Bilgiye ulaşımı engelleyen süreçler oluşturulması,
  2. e) Güvenlik ve gizlilikle ilgili konularda sözleşme ekipleri için rehberler hazırlanması,
  3. f) Firma ortakları ve çalışanları tarafından imzalanan gizlilik anlaşmaları yapılması.

             MADDE 38 – (1) Bir çıkar çatışması tarafsızlık, gizlilik ve meslekî davranış da dâhil olmak üzere temel ilkelerden bir veya birkaçını tehdit ediyorsa ve bu tehditler sayılan önlemlerin uygulanmasıyla yok edilemiyor veya kabul edilebilir bir düzeye indirilemiyorsa, meslek mensubu belirli bir sözleşmenin kabul edilmesinin uygun olmayacağı veya çatışma yaratan sözleşmelerden vazgeçilmesi gerektiği sonucunu çıkarmalıdır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

İkincil Görüşler

              MADDE 39 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubundan müşterisi olmayan bir işletme adına, muhasebe, denetim, raporlama veya diğer standartların uygulanması konusunda ikincil görüş sağlaması istendiği durumlar, temel etik ilkelere uyumla ilgili tehditlere neden olabilir. Örneğin, meslek mensubunun ikincil görüşü mevcut meslek mensubuna sunulan aynı veri setine dayanmaz ise veya yetersiz kanıta dayanırsa, meslekî yeterlilik ve özen ilkesine yönelik tehdit oluşturabilir.

             (2) Bu türde bir görüş istenen meslek mensubu, tehdidin önemini değerlendirmeli, bunu ortadan kaldıracak veya kabul edilebilir düzeye indirecek önlemleri almalıdır. Bu tür önlemler, müşteriden izin alınarak mevcut meslek mensubu ile görüşülmesi, herhangi bir görüşle ilgili sınırlamaların müşteri ile görüşülmesi ve mevcut meslek mensubuna bu görüşün bir kopyasının sunulması şeklinde gerçekleştirilebilir.

             (3) İkincil görüş isteyen müşteri mevcut meslek mensubu ile iletişim kurmasına izin vermiyorsa, bağımsız çalışan meslek mensubunun tüm koşulları dikkate alarak görüş bildirmenin uygun olup olmayacağına karar vermesi gereklidir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Ücretler ve Diğer Gelirler

             MADDE 40 – (1) Meslek mensubu, sunduğu hizmete göre uygun gördüğü bir ücreti talep edebilir. Bir meslek mensubunun diğerine göre daha düşük ücret talep etmesi kendi içinde etik olmayan bir davranış değildir. Bununla birlikte, talep edilen ücret düzeyi nedeniyle temel etik ilkelere uymaya yönelik tehditler ortaya çıkabilir. Örneğin, belirli bir hizmetin yerine getirilmesi için talep edilen ücret düzeyinin çok düşük olması meslek mensubunun hizmeti uygun teknik ve meslekî standartlara göre yerine getirmesini güçleştirecekse, meslekî yeterlilik ve özen ilkesine yönelik kişisel çıkar tehditleri ortaya çıkabilir. Bu nedenle; meslek mensupları sundukları hizmetler için uygun ücret düzeyini belirlemede serbest olmakla birlikte bu ücret, Birlik tarafından belirlenmiş ve ilan edilmiş asgari ücret düzeyinin altında olamaz.

             MADDE 41 – (1) Bu tür tehditlerin önemi, talep edilen ücretin düzeyine ve karşılığında sunulan hizmet gibi faktörlere bağlı olacaktır. Bu tür tehditler için alınabilecek önlemler şunlar olabilir:

  1. a) Müşterinin sunulacak hizmetlerin kapsamı karşılığında talep edilen ücretin hangi temele göre belirlendiği hususunda bilgilendirilmesi,
  2. b) Görev için uygun süre ve kalifiye personel tahsis edilmesi.

             MADDE 42 – (1) Güvence sağlamaya yönelik sözleşmelerin bazı türlerinde şarta bağlı ücret geniş ölçüde kullanılmaktadır. Ancak, bu tür ücretler temel etik ilkelere yönelik tehditlere, örneğin tarafsızlık ilkesine yönelik kişisel çıkar tehdidine neden olabilir. Bu tür tehditlerin önem derecesi sözleşmenin özelliğine, olası ücret aralığına ve hizmetin sonucunun bağımsız bir üçüncü grup tarafından incelenip incelenmeyeceğine bağlı olacaktır.

             (2) Bu tür tehditler değerlendirilmeli ve önemli kabul edilenler için önlemler alınmalıdır. Alınabilecek önlemlerden bazıları şöyle sıralanabilir:

  1. a) Müşteriyle ücret esaslarını gösteren ön anlaşma yapılması,
  2. b) Bağımsız çalışan meslek mensubunun sunduğu işin ve ücretlendirme esaslarının hedeflenen kullanıcılara açıklanması,
  3. c) Kalite kontrol politika ve süreçleri,

             ç) Meslek mensubunun sunduğu hizmetin, tarafsız üçüncü bir grup tarafından incelenmesi.

             MADDE 43 – (1) Belirli durumlarda meslek mensubu bir müşteri ile ilgili olarak müşteri gönderme bedeli veya komisyon alabilir. Örneğin, meslek mensubunun belirli bir hizmeti sağlayamaması ve müşterisini başka bir meslek mensubuna göndermesi sonucu ücret alması veya bir malın ya da hizmetin bir müşteriye satılması ile ilgili olarak (örneğin yazılım paketi) üçüncü bir gruptan komisyon alması bu durumlara örnek olarak verilebilir.

             (2) Bu tür ücret veya komisyonların kabul edilmesi tarafsızlık ve meslekî yeterlilik ve özen ilkelerine yönelik kişisel çıkar tehditleri yaratabilecektir ve meslek mensubunun bu tür ücretleri ya da komisyonları alması veya ödemesi uygun değildir.

ALTINCI BÖLÜM

Meslekî Hizmetlerin Pazarlanması

             MADDE 44 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu reklam yapma veya diğer pazarlama yöntemleri ile yeni iş veya müşteri aradığında, temel etik ilkelere uyum konusunda potansiyel tehditler ortaya çıkabilir. Örneğin, meslek mensubunun başarılarını veya sunduğu hizmetlerin pazarlaması, meslekî davranış ilkesinin prensipleriyle ters düşecek biçimde yapılırsa, bu ilkeye yönelik kişisel çıkar tehditleri ortaya çıkabilir.

             MADDE 45 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu meslekî hizmetlerin pazarlamasında mesleğin itibarını zedelememelidir. Bağımsız çalışan meslek mensubu doğru ve dürüst olmalı ve

  1. a) Sunduğu hizmetler, sahip olduğu özellikler ve iş tecrübesiyle ilgili abartılı iddialarda bulunmamalı veya
  2. b) Diğer meslek mensuplarının hizmetleri ile ilgili asılsız karşılaştırmalar ve küçültücü atıflar yapmamalıdır.

             (2) Bağımsız meslek mensupları, meslekî hizmetlerinin tanıtımı konusunda Haksız Rekabet ve Reklam Yasağı Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyar.

YEDİNCİ BÖLÜM

Hediyeler ve Ağırlama

             MADDE 46 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubuna veya bir yakın aile üyesine bir müşteri tarafından hediye teklif edilebilir. Bu tür bir hediye temel etik ilkelerine yönelik tehditlere yol açabilir. Örneğin, müşteriden bir hediye kabul edilmesi objektiflik ilkesine yönelik kişisel çıkar tehdidi oluştururken, bu tür tekliflerin kamu tarafından bilinmesi durumunda tarafsızlık ilkesine yönelik yıldırma tehdidi oluşacaktır.

             (2) Bu tür tehditlerin önem düzeyi hediye teklifinin özelliğine, değerine ve teklifin arkasındaki amaca bağlı olacaktır. Yapılan hediye teklifi bu teklifi bilen ve gerekli tüm bilgilere sahip üçüncü bir grup tarafından önemsiz olarak kabul ediliyorsa, bu durumda meslek mensubu teklifin bilgi edinme veya karar alıcıyı etkileme gibi bir niyetle yapılmadığı, iş hayatına özgü normal bir hareket olduğu ve temel etik ilkelerine yönelik bir tehdit oluşturmadığı sonucuna varılabilir.

             (3) Oluşan tehditlerin önemli olarak görüldüğü durumlarda bu tehditleri ortadan kaldırmak veya kabul edilebilir bir düzeye indirmek için gerekli önlemler alınmalı ve uygulanmalıdır. Alınan önlemlere rağmen tehdit yok edilemiyor veya kabul edilebilir bir düzeye indirilemiyorsa, meslek mensubu bu tür bir hediye teklifini kabul etmemelidir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Müşteri Varlıklarının Muhafazası

             MADDE 47 – (1) Yasal olarak izin verilmediği sürece bağımsız çalışan meslek mensubu, müşterisine ait para veya diğer varlıkları, emanet olarak alamaz.

             (2) Müşteri varlıklarının muhafazası, temel etik ilkelere yönelik tehditler yaratır. Örneğin, meslekî davranış ve objektiflik ilkelerine yönelik kişisel çıkar tehdidi oluşturur.

             (3) Bağımsız çalışan meslek mensupları, müşterilerine ait para ve diğer varlıkların emanet olarak alınmasını yasaklayan 26/10/1996 tarih ve 22535 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mecburi Meslek Kararına uymak zorundadır.

DOKUZUNCU BÖLÜM

Tüm Hizmetlerde Tarafsızlık

             MADDE 48 – (1) Bağımsız çalışan meslek mensubu, herhangi bir hizmet sunarken, müşteri, yönetici veya çalışanları ile olan ilişkilerinin tarafsızlık temel ilkesine yönelik tehdit oluşturmamasına dikkat etmelidir. Örneğin; ailevi veya kişisel bir ilişki ya da yakın bir iş ilişkisi tarafsızlık ilkesine yönelik yakınlık tehdidi oluşturabilir.

             MADDE 49 – (1) Güvence sağlamaya yönelik bir hizmet sunan meslek mensubu güvence sağlama sözleşmesi müşterisinden bağımsız olmalıdır. Meslek mensubunun fikren ve görünüş itibarıyla bağımsız olması; yanlılık, çıkar çatışması yaşamadan veya başkalarının uygunsuz etkilerine maruz kalmadan görüş açıklayabilmesine olanak sağlar. Kısım 10, bağımsız çalışan meslek mensubunun güvence sağlama sözleşmesi hizmeti sunarken ihtiyaç duyacağı bağımsızlık gereksinimlerine yönelik özel bir rehber sunmaktadır.

             MADDE 50 – (1) Meslek mensubunun sunduğu herhangi bir hizmette tarafsızlığa yönelik tehditlerin varlığı, sözleşmenin belirli şartlarına ve yapılan işin özelliğine bağlı olacaktır.

             (2) Bağımsız çalışan meslek mensubu belirlenen tehditleri değerlendirmeli ve önemsiz olanlar dışındaki tehditleri yok edecek veya kabul edilebilir bir düzeye indirecek önlemler almalıdır. Bu önlemlerden bazıları aşağıda sunulmuştur:

  1. a) Sözleşme ekibinden çekilme,
  2. b) Gözetim süreçleri,
  3. c) Tehdide neden olan finansal veya iş ilişkisinin ortadan kaldırılması,

             ç) Konunun, firma içindeki daha üst yönetim düzeylerinde tartışılması,

  1. d) Konunun, müşterinin yönetiminden sorumlu kişilerle tartışılması.

ONUNCU BÖLÜM

Güvence Sağlama Amaçlı Sözleşmeler, Bağımsızlık ve Sözleşme Dönemi

             MADDE 51 – (1) Güvence sağlama amaçlı sözleşmeler kamu çıkarını ilgilendirdiği için güvence sağlama sözleşmesini yürüten ekibin, firmaların kararlarından ve güvence sağlama müşterisinden (sorumlu taraf) bağımsız olmaları, bu Yönetmeliğin temel gerekliliklerinden bir tanesidir.

             (2) Güvence sağlama amaçlı sözleşmeler, hedef kullanıcıların sözleşmenin esas konusunun belli bir kriteregöre değerlendirilmesi yoluyla ulaşılan sonuca duydukları güvenin arttırılması amacıyla tasarlanır.

             (3) Güvence sağlama sözleşmeleri, Türkiye Denetim Standartları Kurulu tarafından yayımlanan standartlara göre, yoksa Uluslararası Güvence ve Denetim Standartları Kurulu tarafından yayınlanan Güvence Sağlama Amaçlı Sözleşmeler Uluslararası Çerçevesine göre düzenlenecektir. Bu çerçeve güvence sağlama amaçlı sözleşmelerin amaç ve unsurlarını açıklamaktadır.

             MADDE 52 – (1) Güvence sağlama sözleşmeleri aşağıdaki bileşenlerden herhangi birisini içerebilir:

  1. a) Malî ya da malî olmayan hususları içeren birçok konuda yapılan raporlamalar,
  2. b) Yüksek ya da orta düzeyde güvence sağlaması öngörülen sözleşmeler,
  3. c) Doğrudan raporlama ve tasdik işleri,

             ç) İç ve dış raporlama sözleşmeleri,

  1. d) Özel sektör ve kamu sektöründeki sözleşmeler.

             MADDE 53 – (1) Bağımsızlık ilkesi; fikren bağımsızlık ve görünümde bağımsızlık olarak ikiye ayrılır. Fikren bağımsızlık, meslekî kararın dış etkilerden bağımsız olarak verilmesi, meslek mensubunun dürüstlük, tarafsızlık ve meslekî şüphecilik içinde davranmasıdır. Görünümde bağımsızlık ise, gerekli tüm bilgilere sahip, uygulanan önlemleri bilen üçüncü bir grup tarafından da firmanın ve sözleşme ekibinin dürüstlük, tarafsızlık ve meslekî şüpheciliğinin onaylanmasını ifade etmektedir.

             MADDE 54 – (1) Güvence sağlama sözleşmesi ekipleri ve firmalar birinci kısımda açıklanan kavramsal çerçeve yaklaşımını, bağımsızlıkla ilgili belirli durumlara uygulamalıdır. Firma, güvence sağlama sözleşmesi ekibiyle, güvence sağlama müşterisi arasındaki ilişkilerin belirlenmesinin yanı sıra sözleşme ekibi ya da müşteriler dışındaki kişilerin de bağımsızlığa tehdit oluşturup oluşturmadığını dikkate almalıdır.

             MADDE 55 – (1) Güvence sağlama sözleşmeleri beyana dayalı ya da doğrudan raporlama biçiminde olabilir. Her iki durumda da üç farklı grubun varlığı söz konusudur. Bağımsız çalışan meslek mensubu, güvence sağlama sözleşmesi müşterisi (sorumlu taraf) ve hedef kullanıcılar.

             (2) Meslek mensubu hedef kullanıcıya, sorumlu tarafın sorumluluğunda olan konuyla ilgili güvence sağlar. Sorumlu taraf, sözleşmeye konusundan sorumlu olan kişiler veya temsilciler olabilir. Örneğin yönetim; malî tabloların hazırlanmasından ve iç kontrolün kurulmasından sorumludur. Hedef kullanıcı ise; meslek mensubu tarafından kendisine belirli bir kullanım ve amaç için rapor hazırlanan kişi veya kişilerdir.

             MADDE 56 – (1) Bağımsızlığa yönelik tehditler ve alınabilecek önlemler her bir güvence sağlama sözleşmesinin özelliğine göre (finansal tablo denetimi sözleşmesi veya başka bir çeşit güvence sağlama amaçlı sözleşme olması) değişir.

             (2) Finansal tablo denetimi sözleşmelerinde hem fikren hem de görünümde bağımsızlık oldukça önemlidir. Bu tür sözleşmelerde, sözleşme ekibinin ve firmanın finansal tabloları denetlenen müşteriden bağımsız olması gerekmektedir. Bu tür bir bağımsızlık, sözleşme ekibinin üyeleri ve müşteri işletmenin malî tablolar üzerinde doğrudan ve önemli etki yapabilecek yönetici ve çalışanları arasındaki belirli ilişkilere sınırlama getirilmesini gerektirir.

             (3) Finansal tablo denetimi dışındaki diğer beyana dayalı güvence sağlama sözleşmelerinde sözleşme ekibi üyelerinin ve firmanın, güvence sağlama müşterisinden bağımsız olması gerekmektedir. Bu tür bir bağımsızlık, sözleşme ekibi üyeleri ile müşterinin sözleşme konusu ile ilgili bilgisi üzerinde doğrudan etki yapabilecek müşterinin yönetici ve çalışanları arasındaki belirli ilişkilere sınırlama getirilmesini gerektirir.

             MADDE 57 – (1) Bu bölümün amacı;

  1. a) Bağımsızlığa yönelik tehditlerin tespiti,
  2. b) Bu tehditlerden önemsiz olanlarının belirlenmesi ve
  3. c) Önemsiz olmayan tehditler için uygun önlemlerin neler olduğunun saptanması ve uygulanmasıdır.

             (2) Bir tehdidin kabul edilebilir bir düzeye indirilmesi için alınabilecek bir önlemin olmadığı durumlarda tehdidi oluşturan faaliyetlere son verilmesi ya da güven sağlama sözleşmesinin kabul edilmemesi gerekmektedir.

             MADDE 58 – (1) Bağımsızlığa yönelik tehditlerin ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir düzeye indirilmesinde kullanılacak önlemlerin belirlenmesinde meslek mensubunun meslekî yargısı kullanılmaktadır. Bağımsızlığa yönelik tehditlerin çok yoğun ve önemli olduğu bazı örneklerde alınabilecek tek önlem tehdidi doğuran faaliyetin ortadan kaldırılması veya sözleşmenin kabul edilmemesidir.

             (2) Bağımsızlığa yönelik tehditlerin mevcut olduğu durumlarda, firma güvence sağlama amaçlı sözleşmeyi kabul etme kararı verirse, bu kararın belgelenmesi gereklidir. Bu belgelemede saptanan tehdit ve uygulanan önlemler tanımlanmalıdır.

             (3) Bağımsızlığa yönelik tehditlerin ve alınacak önlemlerin değerlendirilmesi, kamu çıkarını dikkate almaktadır. Bazı işletmeler, faaliyetleri, büyüklükleri ve şirket statüleri gereği çok sayıda hissedara sahip olmaları nedeniyle kamu çıkarı için çok önemli olabilirler. Bu tür işletmelere verilebilecek örnekler borsaya kota işletmeler, kredi kuruluşları, sigorta işletmeleri ve emeklilik fonları olabilir.

             MADDE 59 – (1) Sözleşme dönemi süresince, güvence sağlama sözleşmesi ekibi ve firma, güvence sağlama sözleşmesi müşterisinden bağımsız olmalıdır. Sözleşme dönemi, sözleşme ekibinin güvence hizmetlerini yerine getirmeye başlamasıyla başlar ve güvence raporunun yayınlanmasıyla son bulur.

             MADDE 60 – (1) Finansal tablo denetimi sözleşmelerinde, sözleşme dönemine finansal tabloların kapsadığı dönem de dâhil edilmektedir. Bir işletme, finansal tablolarının kapsadığı dönem sırasında veya sonrasında finansal tablo denetimi müşterisi olursa, firma aşağıdaki koşulların mevcudiyeti halinde bağımsızlığa yönelik bir tehdit yaratıp yaratmayacağını dikkate almalıdır:

  1. a) Finansal tabloların kapsadığı dönem sırasında veya sonrasında, ancak finansal tablo denetimi sözleşmesinin kabulünden önce firma ile denetim müşterisi arasındaki finansal ilişkiler veya iş ilişkileri,
  2. b) Denetim müşterisine daha önceden sunulan hizmetler. Benzer biçimde, finansal tablo denetim sözleşmesi olmayan güvence sağlama amaçlı sözleşmelerde firma; müşteri ile olan önceki ilişki veya hizmetlerinin, bağımsızlığa tehdit yaratıp yaratmayacağını dikkate almalıdır.

             MADDE 61 – (1) Finansal tablo denetimi müşterisine finansal tabloların kapsadığı süre esnasında veya sonrasında ancak finansal tablo denetimi ile ilgili hizmetin başlamasından önce güvence sağlama amaçlı olmayan bir hizmet sunulmuş ise, bu hizmetin ifası denetim sözleşmesi süresince yasaklanmalı ve bağımsızlığa yönelik tehditler göz önüne alınmalıdır. Önemli olarak değerlendirilen tehditler için alınabilecek önlemler şunlar olabilir:

  1. a) Güvence sağlama amaçlı olmayan hizmetlerin sağlanması ile ilgili bağımsızlık konularının, müşterinin yönetişimden sorumlu gruplarla (denetim komitesi gibi) tartışılması,
  2. b) Güvence sağlama amaçlı olmayan hizmetlerin sonuçları için müşterinin sorumluluk onayının alınması,
  3. c) Güvence sağlama amaçlı olmayan hizmet sunumunda görev alan firma personelinin finansal tablo denetimi hizmetinde görev almaması.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Bağımlı Çalışan Meslek Mensuplarının Uyacakları Etik İlkeler

BİRİNCİ BÖLÜM

Giriş, Tehdit ve Önlemler

             MADDE 62 – (1) Yönetmeliğin bu Kısmında, Birinci Kısmında açıklanan kavramsal çerçevenin bağımlı çalışan meslek mensupları tarafından nasıl uygulanacağını açıklamaktadır.

             (2) Kamunun yanı sıra yatırımcılar, kredi verenler, işverenler ve iş dünyasının diğer kesimleri bağımlı çalışan meslek mensuplarının hizmetlerine ihtiyaç duyarlar. Bağımlı çalışan meslek mensupları hem çalıştıkları işletmelerin hem de üçüncü kişilerin ihtiyaç duyduğu finansal ve diğer tür bilgilerin hazırlanması ve raporlanmasından tek başlarına ve ortak biçimde sorumlu olabilirler. Meslek mensupları ayrıca, etkin bir finans yönetimi ve mesleğe yönelik farklı konularda uzman tavsiyesi sağlamaktan da sorumlu olabilirler.

             (3) Bağımlı çalışan meslek mensubu maaşlı bir işgören, bir ortak, yönetici, işletmenin sahibi ve aynı zamanda yöneticisi veya bir gönüllü olabilir. Meslek mensubunun işveren işletme ile ilişkisinin yasal biçimi, uyması gereken etik sorumlulukları üzerinde bir etki yapmamaktadır.

             (4) Bağımlı çalışan meslek mensubunun işveren işletmenin yasal amaçlarını ileriye götürmek gibi bir sorumluluğu bulunmaktadır. Bu Yönetmelik bağımlı çalışan meslek mensubunun bu sorumluluğunu yerine getirmesini engellemeyi hedeflememekte, bunun yerine, temel etik ilkelere uyum konusunda çatışma yaratabilecek durum ve koşulları dikkate almaktadır.

             (5) Bağımlı çalışan meslek mensubu genelde bir işletmede üst düzey bir pozisyona sahiptir. İşletme içinde pozisyonu ne kadar üst düzeyde ise, uygulama ve davranışları etkileyebilme fırsatı da o kadar fazla olacaktır. Bu nedenle, bağımlı çalışan meslek mensubunun işveren işletme içinde üst yönetimin etik konulardaki hassasiyetini vurgulayan etik temelli bir kültürün oluşmasını desteklemesi beklenmektedir.

             (6) İlerleyen kısımlarda sunulan örnekler bağımlı çalışan meslek mensubunun temel etik ilkelerine uyum konusunda karşılaşabileceği durumlarla ilgilidir. Ancak, meslek mensubunun sadece bu örneklere uyması yeterli değildir. Bunun yanı sıra kavramsal çerçevenin karşılaşılan özel durumlara uygulanması gerekmektedir.

             MADDE 63 – (1) Temel etik ilkelere yönelik tehditler Yönetmeliğin birinci kısmında açıklanmıştır.

             (2) Bağımlı çalışan meslek mensubu için kişisel çıkar tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek örneklerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) Finansal çıkar, krediler ve garantiler,
  2. b) Şirket varlıklarının uygunsuz biçimde kişisel amaçlar için kullanımı,
  3. c) İstihdam güvenliği ile ilgili endişeler,

             ç) İşveren dışından gelen ticari baskılar.

             MADDE 64 – (1) Yeniden değerlendirme tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek örneklerden bazıları işletme kararlarının ve verilerinin, bu kararları veren veya verileri hazırlayan meslek mensupları tarafından incelenmesi ve değerlendirilmesi olabilir.

             MADDE 65 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensupları, işverenin hedef ve amaçlarını gerçekleştirmek için çalışırken, hatalı ya da yanıltıcı olmaması kaydıyla çalıştıkları işletmelerin durumlarını daha iyi gösterecek ifadeler kullanabilirler. Bu tür hareketler genellikle taraf tutma tehdidi yaratmamaktadır.

             MADDE 66 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubu için yakınlık tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek örneklerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) Bağımlı çalışan meslek mensubunun finansal ya da finansal olmayan raporlama, işlemlerini veya iş kararlarını etkileyecek bir pozisyonda olması veya bu meslek mensubunun birinci derece veya yakın aile üyelerinin bu etkiden fayda sağlayabilecek bir konumda bulunması,
  2. b) Meslekî kararlarını etkileyen taraflarla uzun süreli ilişki,
  3. c) Değeri açıkça önemsiz olmadıkça, bir hediye veya ayrıcalıklı hizmet kabul edilmesi.

             MADDE 67 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubu için yıldırma tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek örneklerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) Bir muhasebe politikasının uygulanması veya finansal bilgilerin raporlanma biçimi ile ilgili bir anlaşmazlık sebebiyle bağımlı çalışan meslek mensubunun veya birinci derece/yakın bir aile üyesinin işten çıkarılması veya işinin değiştirilmesi ile tehdit edilmesi,
  2. b) Karar verme sürecini etkilemeye yönelik baskın kişilikli bireyler.

             MADDE 68 – (1) Sayılan tehditlerin ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir bir düzeye indirilmesine yönelik önlemlerden meslek, mevzuat ve düzenlemelerle ilgili önlemler, Birinci Kısımda açıklanmıştır.

             MADDE 69 – (1) İş çevresinde alınabilecek önlemlere verilebilecek örnekler şunlar olabilir:

  1. a) İşverenin şirket gözetim ve kontrol yapıları,
  2. b) İşverenin etik ve davranış programları,
  3. c) İşverenin işe alma sürecinde kalifiye eleman istihdamının öneminin vurgulanması,

             ç) Güçlü iç kontrol uygulamaları,

  1. d) Uygun disiplin süreçleri,
  2. e) Etik davranışın önemini vurgulayan ve çalışanların da aynı şekilde davranmasını bekleyen liderlik biçimi,
  3. f) İşgören performans kalitesinin izlenmesi veya uygulanmasına yönelik politika ve süreçler,
  4. g) İşverenin politika ve süreçleri konusunda tüm çalışanlarla zamanlı iletişim sağlanması ve eğitim verilmesi,

             ğ) İşletmedeki işgörenlerin herhangi bir cezalandırılma korkusu duymadan, etik konular ile ilgili herhangi bir soru veya sorunlarını üst yönetimle paylaşmalarını destekleyen politika veya süreçler,

  1. h) Bağımlı çalışan meslek mensubu, işletme içinde etik olmayan davranışların sürekli olarak devam edeceğine inanıyorsa, yasal tavsiye almayı düşünebilir. Tüm önlemlerin faydasız olduğu ve tehditlerin ortadan kaldırılamadığı bu tür olağanüstü durumlarda, bağımlı çalışan meslek mensubu işveren işletmeden istifa etmesinin uygun olacağına karar verebilir.

İKİNCİ BÖLÜM

Potansiyel Çıkarlar

             MADDE 70 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubunun işverene karşı sorumluluklarının temel etik ilkelere uymakla ilgili meslekî yükümlülükleriyle çatıştığı durumlar olabilir. Normal koşullarda, bağımlı çalışan meslek mensubu işverenin koyduğu yasal ve etik amaçları ve bu amaçlar ışığında belirlenen kural ve süreçleri desteklemelidir. Bununla birlikte, temel etik ilkelere yönelik tehditler belirlendiğinde, meslek mensubu bu duruma yönelik bir tepki verebilmelidir.

             MADDE 71 – (1) İşverene karşı sorumlulukları nedeniyle, meslek mensubu temel etik ilkelerini doğrudan veya dolaylı olarak tehdit edecek biçimde hareket etme baskısı altında kalabilir. Bu tür baskılar açık veya örtülü biçimde olabilir. Baskı bir gözetmenden, bir yöneticiden veya işletme içindeki başka bir kişiden gelebilir. Meslek mensubunun karşılaşabileceği baskılar aşağıdaki konularla ilgili olacaktır:

  1. a) Kanun veya düzenlemelere karşı gelecek biçimde hareket etmek,
  2. b) Teknik ve meslekî standartlara karşı gelecek biçimde hareket etmek,
  3. c) Yasal ve etik olmayan kazanç yönetimi stratejileri oluşturmak,

             ç) İşverenin denetçilerine veya düzenleyici kuruluşlara yalan söylemek veya kasıtlı olarak yanlış yöne sevk etmek,

  1. d) Finansal veya finansal olmayan raporlama faaliyetlerinde gerçekleri önemli ölçüde yanlış sunan işlemler yapmak veya bunlarla ilgili olmak,
  2. e) Finansal tablolar, vergi beyannameleri veya diğer yasal yükümlülüklerde sermaye piyasasını düzenleyici kuruluşların istediği raporlarla ilişkili olarak yapılan ve gerçeklerin önemli ölçüde yanlış olduğu, finansal veya finansal olmayan raporlama işlemleri yapmak ve bu tür raporlarla ilgili olmak.

             MADDE 72 – (1) Bu tür baskılar nedeniyle ortaya çıkacak tehditleri (yıldırma tehditleri gibi) değerlendirilmeli ve önemli kabul edilen tehditleri ortadan kaldırmaya veya kabul edilebilir bir düzeye indirmeye yönelik önlemler belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Alınabilecek önlemlerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) İşletme içinden, bağımsız bir meslekî danışmandan veya meslek örgütünden tavsiye almak,
  2. b) Yasal tavsiyeler almak,
  3. c) İşletmede formel bir anlaşmazlık çözüm sürecinin mevcut olması.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Bilginin Hazırlanması ve Raporlanması

             MADDE 73 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensupları, kamuya açıklanan veya işveren içindeki veya dışındaki gruplar tarafından kullanılacak bilgilerin hazırlanması ve raporlanmasında sıklıkla görev alırlar. Bu tür raporlar tahminler ve bütçeler, finansal tablolar, yönetim analizleri ile finansal tablo denetiminin bir parçası olarak denetçiye sunulan yönetim temsil mektubu gibi finansal veya yönetim bilgileri içeren raporlar olabilir. Meslek mensubu bu tür bilginin hazırlanmasında ve sunulmasında dürüst olmalı ve geçerli meslekî standartlara ve finansal raporlama standartlarına uygun olarak hareket etmelidir.

             MADDE 74 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubu dışarıdan gelen veya kendisine kişisel kazanç sağlama amaçlı baskılar sonucu yanıltıcı bilgi üretmek durumunda kalırsa temel etik ilkelerine yönelik tehditler (örneğin, tarafsızlık ilkesi veya meslekî yeterlilik ve özen ilkesine yönelik kişisel çıkar veya yıldırma tehdidi) ortaya çıkabilir.

             (2) Söz konusu tehditlerin önemi, baskının kaynağı ve bilginin hatalı olma derecesine bağlı olacaktır. Tehditleri değerlendirilmeli ve açıkça önemsiz olanlar dışındaki tehditlerin ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir bir düzeye indirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Alınabilecek önlemlerden bir tanesi işletme içinde üst düzey yetkililere (örneğin denetim komitesi veya meslek örgütüne) danışmak olabilir.

             (3) Tehdidin makul bir düzeye indirilmesi mümkün olmadığında, meslek mensubu yanıltıcı olan bilgilerle ilişkisini sürdürmeyi reddedebilir. Yanıltıcı bilgi sunumunun önemli derecede ve sürekli olduğu durumlarda bağımlı çalışan meslek mensubunun Birinci Kısım ve Birinci Bölümünde yer alan Önlemler başlığındaki ilkeler ışığında ilgili otoritelere, durumu bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bağımlı çalışan meslek mensubu aynı zamanda yasal tavsiye alabilir veya istifa edebilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yeterli Uzmanlık Bilgisi ile Hareket Etme

             MADDE 75 – (1) Temel etik ilkelerden meslekî yeterlilik ve özen ilkesi, bağımlı çalışan meslek mensubunun sadece yeterli eğitim ve deneyimi olan konularla ilgili görevler üstlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Meslek mensubu sahip olduğu deneyim veya uzmanlık düzeyi ile ilgili işverenine yanıltıcı bilgi vermemeli ve gerektiğinde uzman tavsiye ve desteğine başvurmaktan kaçınmamalıdır.

             MADDE 76 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubunun görevlerini uygun meslekî yeterlilik ve özen içinde yerine getirmesini tehdit eden durumlara verilebilecek örnekler şunlar olabilir:

  1. a) Görevlerin uygun şekilde yerine getirilmesi için yeterli zaman verilmemesi,
  2. b) Görevlerin uygun şekilde yerine getirilmesi için gerekli bilgilerin eksik, yetersiz veya sınırlı olması,
  3. c) Yetersiz deneyim ve eğitim,

             ç) Görevlerin yerine getirilmesinde kullanılacak kaynakların yetersizliği.

             MADDE 77 – (1) Bu tehditlerin önemi; bağımlı çalışan meslek mensubunun başkaları ile birlikte çalışma derecesi, işletme içindeki kıdem durumu ve işe uygulanan gözetim ve inceleme düzeyi gibi faktörlere bağlı olacaktır. Sözkonusu tehditlerden önemli kabul edilenleri için uygun önlemler alınmalıdır. Alınabilecek önlemlerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) İlave danışmanlık veya eğitim sağlanması,
  2. b) Görevlerin yerine getirilmesi için yeterli zamanın garanti edilmesi,
  3. c) Konuyla ilgili uzmanlığa sahip bir kişiden destek alınması,

             ç) Uygun olduğunda işletme içindeki üstlerden, bağımsız uzmanlardan veya meslek örgütünden danışmanlık sağlanması.

             MADDE 78 – (1) Tehditler ortadan kaldırılamıyor veya kabul edilebilir bir düzeye indirilemiyorsa bağımlı meslek mensubu kuşku duyduğu bu görevleri yerine getirmeyi kabul etmeyebilir. Böyle bir durumda bu kararına ilişkin nedenleri açıklamalıdır.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Finansal Çıkarlar

             MADDE 79 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubunun kendisi veya yakını ya da birinci dereceden bir aile üyesinin temel etik ilkeleri tehdit eden finansal çıkarları bulunabilir. Örneğin, finansal kazanç elde etmek amacı ile fiyata duyarlı bilgilerin manipüle edilme isteği, tarafsızlık veya gizliliğe yönelik kişisel çıkar tehdidi yaratabilir. Kişisel çıkar tehdidi yaratabilecek durumlara verilebilecek önlemlerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) Meslek mensubunun veya birinci dereceden yakın aile üyesinin işveren işletmede doğrudan veya dolaylı bir finansal çıkarı olması ve bu çıkarın değerinin bağımlı meslek mensubunun verdiği kararlardan doğrudan etkilenebilmesi,
  2. b) Meslek mensubunun kâr üzerinden prim alması ve bu primin değerinin meslek mensubunun verdiği kararlardan doğrudan etkilenmesi,
  3. c) İşverenin ana sözleşmesinde bağımlı çalışan meslek mensubunun kârdan pay almasına hak sağlayan maddeler olması.

             MADDE 80 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubu bir tehdidin önemini değerlendirirken finansal çıkarın önem düzeyine ve doğrudan veya dolaylı bir çıkar oluşuna göre bir değerlendirme yapmalıdır.

             MADDE 81 – (1) Saptanan tehditlerin, açıkça önemsiz olanlarının dışındakiler için alınabilecek önlemlerden bazıları şunlar olabilir:

  1. a) Üst yönetimin alacağı ücreti belirlemek üzere yönetimden bağımsız bir komite oluşturulmak,
  2. b) Gerekli olduğunda işletmedeki üstlere danışmak,
  3. c) Gerekli olduğunda işletmenin yönetişimden sorumlu taraflara veya meslek örgütüne danışmak,

             ç) İç ve dış denetim süreçleri,

  1. d) Etik konularla ilgili güncel eğitimler verilmesi ve içeriden öğrenenlerin ticaretini önleyen yasal sınırlamalar.

             MADDE 82 – (1) Bağımsız çalışan bir meslek mensubu bilgileri manipüle edemez ve gizli bilgileri kişisel çıkarı için kullanamaz.

ALTINCI BÖLÜM

Teşvikler

             MADDE 83 – (1) Bağımlı çalışan bir meslek mensubuna veya birinci derece ya da yakın aile üyesine teşvik teklif edilebilir. Teşvikler; hediyeler, ağırlama, ayrıcalıklı davranış gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir.

             MADDE 84 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubuna teşvik teklif edilmesi temel etik ilkelere yönelik tehdit yaratabilir. Meslek mensuba ya da yakın bir aile üyesine bir teşvik sunulduğunda, durum çok dikkatli biçimde ele alınmalıdır. Bir teşvik, meslek mensubunun faaliyet veya kararlarını etkileme, yasal veya dürüst olmayan davranışları teşvik etme veya gizli bilgileri ele geçirme gibi amaçlarla yapılmış ise tarafsızlık ve gizlilik ilkelerine yönelik kişisel çıkar tehdidi oluşacaktır. Bu tür bir teşvik teklifinin kabul edilmesi ise tarafsızlık veya gizlilik tehdidi yaratacaktır. Teşvikin kabul edilmesinin ardından, teşvikinin kamuya açıklanması ve meslek mensubunun veya ailesinin adına leke düşürülmesine yönelik ilave tehditler de gelebilecektir.

             (2) Bu tür tehditlerin önemi teşvikin özelliğine, değerine ve arkasındaki niyete bağlı olacaktır. Konuyla ilgili tüm bilgilere sahip üçüncü bir kişi sunulan teşviki önemsiz olarak değerlendirmekteyse, bu durumda bağımlı çalışan meslek mensubu temel etik ilkelere yönelik önemli bir tehdit oluşmadığına karar verebilir.

             MADDE 85 – (1) Değerlendirilen tehditlerden önemli kabul edilenler için önlem alınmalıdır. Tehditler ortadan kaldırılamıyor veya kabul edilebilir bir düzeye indirilemiyor ise meslek mensubu teşviki kabul etmemelidir. Temel etik ilkelerine yönelik gerçek tehditler sadece teşvikin kabul edilmesinden kaynaklanmamaktadır. Bazen sadece teşvik teklifinin yapılmış olması bile ilave önlemlerin alınmasını gerektirebilir. Bağımlı çalışan meslek mensubu bu tür tekliflerin taşıdığı riski değerlendirmeli ve aşağıdaki önlemlerin alınıp alınmaması gerektiğine karar vermelidir:

  1. a) Bu tür teklifler yapıldığında, hemen üst yönetime veya işverenin yönetişimden sorumlu olanlara bilgi verilmesi,
  2. b) Meslek örgütüne veya teklifi yapan kişinin işverenine teklifle ilgili bilgi verilmesi ancak böyle bir adım atılmadan önce yasal tavsiye alınması,
  3. c) Bu tür teklifleri alabilecek pozisyonda bulunan birinci derece veya yakın aile üyelerine tehditler ve önlemler hakkında bilgi verilmesi,

             ç) Meslek mensubunun birinci derece veya yakın aile üyelerinin işveren işletmenin rakipleri ya da potansiyel tedarikçileri tarafından istihdam edilmeleri ile ilgili üst yönetime bilgi verilmesi.

             MADDE 86 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubu başka bir bireyin ya da işletmenin haklarını geri plana itmek, karar alma sürecini etkilemek veya gizli bilgileri ele geçirmek gibi amaçlarla teşvik teklifi yapma baskısı altında kalabilir.

             (2) Bu tür baskılar işletme içinden bir üst ya da meslektaştan veya işletme dışından gelebilir.

             (3) Bu tür durumlara karşı dikkatli olunmalıdır.

             MADDE 87 – (1) Bağımlı çalışan meslek mensubu üçüncü bir grubun meslekî kararını uygunsuz biçimde etkileyecek bir teşvik vermeyi teklif edemez.

             MADDE 88 – (1) Etik olmayan bir teşvik verilmesi yönündeki baskılar işveren işletme içinden geliyorsa, bağımlı çalışan meslek mensubu, Yönetmeliğin birinci kısmındaki etik çatışmanın çözümlenmesiyle ilgili kısma uygun davranmalıdır.

YÖNETMELİKTE YAPILAN DEĞİŞİKLİK

Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğinden:

SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ

MÜŞAVİRLERİN MESLEKİ FAALİYETLERİNDE UYACAKLARI

ETİK İLKELER HAKKINDA YÖNETMELİKTE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA

DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 19/10/2007 tarihli ve 26675 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirlerin Mesleki Faaliyetlerinde Uyacakları Etik İlkeler Hakkında Yönetmeliğin ikinci bölümünün başlığı “Etik Kurulu ve Son Hükümler” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin başlığı “Etik Kurulunun teşekkülü” olarak, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “Komitesi” ibaresi “Kurulu” olarak, “iki yıldır.” ibaresi “TÜRMOB Yönetim Kurulunun görev süresi ile sınırlı olmak üzere üç yıldır.” olarak değiştirilmiş, “Başkan Yardımcısı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve biri Sekreter” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin başlığı “Etik Kurulunun toplantısı” olarak, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “Komitesi” ibaresi “Kurulu” olarak, “yılda altı” ibaresi “ayda en az bir” olarak, “Komite” ibaresi “Kurul” olarak, “Komitesini” ibaresi “Kurulunu” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Etik Kurulunun görev ve yetkileri

MADDE 7 – (1) Etik Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:

a) Etik ilke ve uygulamalarına ilişkin tebliğ, sirküler ve benzerlerinin taslaklarını hazırlamak, bu konularda Yönetim Kuruluna sunulmak üzere çalışmalar yapmak,

b) Mesleki etiğin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için eğitim programları hazırlamak, projeler üretmek, çalışmalar yapmak;  bu konularda bilimsel toplantı, kongre, sempozyum ve panel gibi etkinliklerin düzenlenmesi için Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak,

c) Meslekte etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak ve bu konularda yapılacak çalışmalara destek olmak,

ç) Meslek mensuplarının uymaları gereken etik davranış ilkelerinin ihlal edildiği iddiasıyla odalardan yapılacak başvurular üzerine gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak sonuçlarını Birlik Yönetim Kurulu aracılığıyla ilgili odalara bildirmek.”

MADDE 5 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6 – Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği Yönetim Kurulu yürütür.

Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri

0
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri

Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri, 19 Ekim 2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca başkanlığında toplanan Yargıtay Cumhuriyet savcıları tarafından oybirliği ile kabul ve ilan etmiştir.

Yargıtay, hukuk, demokrasi ve insan haklarının en önemli teminatlarından olan Cumhuriyet savcılarının toplumda oluşturması gereken güven, şeffaflık ve topluma karşı hesap verebilirlik ilkelerinin yaşama geçmesi için Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkelerini düzenlenmiştir.

Etik İlkeler, bireysel ve kolektif olarak etik ilkelere uyumu yükseltmeyi ve uyumun toplumda görünür kılınmasını amaçlamakta, Yargıtay Yargı Etiği İlkelerini esas almaktadır.

YARGITAY CUMHURİYET SAVCILARI ETİK İLKELERİ – TÖREN

Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri 

BAŞLANGIÇ

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, kanun önünde eşitlik ilkesini, masumiyet karinesini ve bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve aleni yargılanma hakkını güvence altına ALDIĞINDAN;

Adaletin örgütlenmesi ve dağıtımının, bu ilkelere uyması GEREKTİĞİNDEN;

Cumhuriyet savcılarının ceza adalet sisteminde üstlendikleri önemli görev, onlara, daima bu ilkelere riayet etme ve en yüksek etik standartlara uygun olarak ve adaletin üstün yararına hizmet edecek şekilde davranma yükümlülüğü GETİRDİĞİNDEN;

1990 yılında Havana’da toplanan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Kongresi, Savcıların Rolüne Dair İlkeler’i kabul ETTİĞİNDEN;

2005 yılında Budapeşte’de Avrupa Konseyi himayesinde toplanan Avrupa Savcıları Konferansı, Savcılar için Etik ve Davranış Biçimlerine ilişkin Avrupa Esasları’nı (“Budapeşte İlkeleri”) kabul ETTİĞİNDEN;

Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi ve Avrupa Savcıları Danışma Konseyi, Demokratik Bir Toplumda Hâkimler ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Görüş’ü (“Bordo Bildirisi”) 2009 yılında müştereken kabul ETTİKLERİNDEN;

Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu, 2008 yılında, üye devletleri, savcılık mensupları için mesleki ve etik davranış ilkeleri bakımından kuralları geliştirmede veya gözden geçirmede, hukuk sistemlerine uygun olarak, kendi savcılık kurumlarını, Uluslararası Savcılar Birliği tarafından geliştirilen Mesleki Sorumluluk Standartları ve Savcıların Temel Ödev ve Hakları Bildirisi’ni dikkate almaya teşvik etmeye ÇAĞIRDIĞINDAN;

Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yukarıda belirtilen ilkeleri göz önünde tutarak, işbu Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri’ni KABUL ETMİŞTİR.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Adı

1. İşbu İlkeler, “Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri” olarak anılır.

Kapsam

2. İşbu İlkeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve Yargıtay’da görevli tüm Yargıtay Cumhuriyet savcıları için geçerlidir.

Yorumlama

3. İşbu İlkeler, “Yargıtay Yargı Etiği İlkelerine” uygun olarak yorumlanır.

Yargı Etiği Danışma Kurulu

4. Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’nin “YARGI ETİĞİ DANIŞMA KURULU”na ilişkin hükümleri, Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri için de uygulanır.

İlkeler

5. Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri aşağıdaki gibidir:

1. MESLEKİ DAVRANIŞLAR
Yargıtay Cumhuriyet savcıları daima;
1.1 Görevlerini ilgili ulusal ve uluslararası hukuka uygun olarak yerine getirirler,

1.2 Mesleklerinin onurunu korurlar,

1.3 En yüksek düzeyde dürüstlük ve özen standartlarına uyarlar,

1.4 Görevlerini adil, tarafsız, bağımsız ve tutarlı biçimde yerine getirirler ve öyle görünürler,

1.5 Hukuka, meslek kuralları ile etik ilkelerine uygun tutum ve davranış sergilerler,

1.6 Mesleki bilgi ve yeteneklerini sürdürmek ve yükseltmek için çalışırlar ve hukuki gelişmeleri takip ederler,

1.7 Kamu adına görev yaptığı bilinciyle insan onuru ve haklarını korur ve yüceltirler,

1.8 Mesleki gizliliği muhafaza ederler,

1.9 Herkesin kanun önünde eşit muamele görme hakkına riayet ederler; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, mezhep, siyasi veya diğer görüş, cinsel yönelim, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, refah, doğum yeri, sağlık, engellilik veya başka bir nedenle ayrımcılık yapmaktan kaçınırlar,

1.10 Makul bir kişinin gözüyle cinsel taciz olarak algılanabilecek söz veya davranışlardan kaçınır ve denetimi altındaki kişilerin de bu şekilde davranmasına izin vermezler,

1.11 Mahkemeler, kolluk, kamu kurumları, personel, iş sahipleri ve avukatlarla olan görevlerini saygı ve nezaketle yerine getirirler,

1.12 Meslektaşlarına ve personele mobbing (psikolojik taciz) uygulamaz ve uygulanmasına izin vermezler.

2. BAĞIMSIZLIK

2.1 Yargıtay Cumhuriyet savcıları, görevlerini, hukuka uygun ve bağımsız olarak yerine getirirler.

2.2 Yargıtay Cumhuriyet savcıları, tarafların ve toplumun gözünde, hâkimlerle aralarında en küçük bir danışıklılık veya görev alanlarına müdahale izlenimi doğurmayacak şekilde bağımsız davranırlar.

3. TARAFSIZLIK

Yargıtay Cumhuriyet savcıları;

3.1 Görevlerini korku, kayırma ve önyargı olmaksızın tarafsız biçimde ifa ederler,

3.2 Kişisel veya mali çıkarlarının, ailevi, sosyal veya diğer ilişkilerinin, kendi davranışlarını uygunsuz şekilde etkilemesine izin vermezler.

Özellikle, kendilerinin, ailelerinin ve onların iş ortaklarının kişisel, özel veya mali çıkarlarının veya bağlantılarının bulunduğu davalarda savcılık yapmaktan kaçınırlar.

4. CEZA YARGILAMASINDA DAVRANIŞLAR

Yargıtay Cumhuriyet savcıları;

4.1 Görevlerini adil, tutarlı ve makul sürede ifa ederler,

4.2 Masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına saygı gösterirler,

4.3 İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edilen adil yargılama ilkesini özellikle gözetirler,

4.4 Taraflarla ilişkilerinde, tarafsız ve objektif olmaya özen gösterirler,

4.5 Suçla ilgili tüm gerekli ve makul soruşturmaların yapılmasına ve sonuçlandırılmasına gayret ederler,

4.6 Suç soruşturmasını bizzat yaptıkları ya da adli kolluk veya diğer görevliler vasıtasıyla yaptırdıkları hallerde, bu yetkilerini objektif, tarafsız ve profesyonel biçimde kullanırlar,

4.7 Suçun soruşturulmasına nezaret ederken, adli kolluk veya diğer görevlilerin, hukuka ve temel insan haklarına saygı göstermelerini sağlarlar,

4.8 Sadece somut olay hakkında güvenilir ve kabul edilebilir olduğuna makul ölçüler çerçevesinde inanılan deliller olması halinde kamu davası açarlar, aksi halde kovuşturmaya yer olmadığına karar verirler,

4.9 Korunmaya muhtaç olan mağdur, tanık ve kırılgan grupların güvenliğinin ve haklarının korunmasını sağlarlar,

4.10 Adalete erişim konusunda arabuluculuk, uzlaşma, uzlaştırma gibi alternatif uyuşmazlık çözüm seçenekleri olduğu konusunda tarafların bilgilendirilmesini gözetirler,

4.11 Mahkeme ve diğer ilgili kurumlar ile işbirliği halinde, şüpheli ve sanığın haklarını korurlar,

4.12 Hukuka ve adil yargılama ilkesine uygun olarak, isnat olunan suça ilişkin bilgileri, şüpheli ve/veya sanık ile müdafiine bildirmek suretiyle silahların eşitliği ilkesini güvence altına alırlar,

4.13 Şüphelinin lehine veya aleyhine olmasına bakmaksızın, tüm delilleri toplar, delillerin hukuka uygun olarak elde edilip edilmediğini inceler ve değerlendirirler,

4.14 Hukuka aykırı olarak ve özellikle işkence veya zalimane yöntemlerle elde edilen delilleri, o yöntemleri uygulayan kişiler dışındakilere karşı kullanmaz ve anılan yöntemleri kullanan sorumlular hakkında uygun işlemin yapılmasını sağlarlar,

4.15 Daima gerçeği ararlar; mahkemenin gerçeği ortaya çıkarmasına, toplum, mağdur, suçtan zarar gören ve sanık bakımından kanuna ve hakkaniyete uygun olarak adaletin gerçekleştirilmesine yardım ederler,

4.16 Soruşturma ve kovuşturmanın adil ve etkin olmasını sağlamak için;

(a) Kolluk, mahkemeler, taraf avukatları ve diğer ulusal veya uluslararası kamu kurumları ile işbirliği yaparlar,

(b) Kanuna ve karşılıklı işbirliği düşüncesine uygun olarak, diğer savcılıklara ve yargı kurumlarındaki meslektaşlarına yardım ederler.

5. ÖZEL YAŞAMDA DAVRANIŞLAR

Yargıtay Cumhuriyet savcıları;

5.1 Özel yaşamlarındaki davranış ve faaliyetleriyle mesleğin onuruna, dürüstlüğüne ve tarafsızlığına gölge düşürmezler ve makul ölçüler çerçevesinde böyle bir algıya yol açmazlar,

5.2 Her zaman hukuka saygı duyar ve gereklerini yerine getirirler,

5.3 Halkın savcılık mesleğine güvenini sürdürecek ve artıracak biçimde davranırlar,

5.4 Kişisel çıkarlarının veya aile, sosyal ya da diğer ilişkilerinin mesleki davranışlarını uygunsuz biçimde etkilemesine izin vermezler,

5.5 Görev nedeniyle elde ettikleri bilgileri, kendilerine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kullanmazlar,

5.6 Dürüstlük ve tarafsızlıklarına gölge düşürebilecek hiçbir hediye, ödül, yarar, teşvik veya ağırlamayı kabul etmezler,

5.7 Sosyal medya kullanımı sırasında mesleğin onurunu, bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranırlar,

5.8 Kamuoyuna mesleğin onurunu, bağımsızlığını ve tarafsızlığını zedeleyecek açıklama ve görüş bildirmekten kaçınırlar.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kapatma Kararı

0

Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), Anayasa Mahkemesi tarafından 23 Kasım 1993’te kapatılmıştır. ÖZDEP, 19 Ekim 1992’de kurulmuş, siyasi hayatı en kısa süren partilerden olmuştur.  Kapatma gerekçesi, programında devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine hükümler bulunması olarak gösterilmiştir.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 Esas Sayısı:1993/1 (Siyasî Parti Kapatma)

Karar Sayısı:1993/2

Karar Günü:23.11.1993

R.G. Tarih-Sayı:14.02.1994-21849

 

DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

DAVALI : Özgürlük ve Demokrasi Partisi

DAVANIN KONUSU

Özgürlük ve Demokrasi Partisi Programı’nın kimi bölümlerinin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine; Anayasa’nın da Başlangıç Kısmı ile 2., 3., 14., 24., 42., 68., 69. ve 136. maddelerine aykırılğı ileri sürülerek Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesi

istemidir.

I- İDDİANAME

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.1.1993 günlü, SP.42 Hz.1993/10 sayılı İddianamesinde aynen:

“I- Giriş

Siyasî Partiler Yasası (daha sonra SPY olarak belirtilecektir)nın 3. maddesine göre, “Siyasî partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile millî iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.”

Bu şekilde tanımlanmış olan siyasal partileri Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrası hükmü, demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez unsurları saymıştır. Ancak, ulusal iradenin oluşmasındaki rol ve görevleriyle olağan derneklerden farklı bir konumda bulunan ve bu nedenle kendilerine Anayasa’da özel bir yer verilmiş olan siyasal partilerin varlığını demokratik rejimin “olmazsa olmaz” koşulu kabul eden bu anlayışın mutlak ve sınırsız olduğu söylenemez. Çünkü, toplum hayatında çok önemli görevlere sahip bulunan siyasal partilerin demokratik düzeni ve Cumhuriyet ilkelerini hedef alan bir güç odağı durumuna gelmesi toplumu tehdit etmeye başlar ki böyle bir duruma devletin hareketsiz kalması kamu düzeni ve toplumun devamlılığı kavramlarıyla bağdaşmaz. Devletin bu konuda gerekli tedbirleri alması onun demokratik hukuk devleti olma niteliğinin gereği ve sonucudur. Nitekim, Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası, siyasal partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağını öngörmüş, 69. maddesinde ise, faaliyetlerinde 14. maddedeki sınırlamalar dışına çıkamayacakları esasını getirmiş, SPY.nda da bu ilkelere uygun düzenlemelerle aksine durum ve davranışlar kapatma yaptırımıyla karşılanmıştır.

Siyasal partilerin toplum hayatındaki olağanüstü rollerini göz önüne alan Anayasa 69. maddesiyle, biraz önce belirttiğimiz ilkeler doğrultusunda, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetleme ve gerektiğinde kapatma davası açma görevini Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiş, SPY.nın 9. maddesi de bu görevi Anayasanın direktifine uygun olarak düzenlemiş bulunmaktadır.

Davalı siyasî parti, gerekli bildiri ve belgelerin 19.10.1992 tarihinde İçişleri Bakanlığına verilmesiyle SPY.nın 8. maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır. Kuruluş bildiri ve eklerinin anılan Bakanlıkça Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesini takiben Anayasa’nın 69 ve SPY.nın 9. maddelerinin yüklediği görev çerçevesinde davalı partinin tüzük ve programıyla kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı öncelikle incelenmiş ve programında ayrıntılarına aşağıda yer verilecek olan aykırılıklar tespit edilmiştir.

II- Konuyla İlgili Yasal Düzenlemeler

  1. A) Anayasa Hükümleri

Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı albayraktır.

Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

Madde 4- Anayasanın 1 nci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Madde 14- Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.

Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrik edenler hakkında uygulanacak müeyyideler kanunla düzenlenir.

Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.

Madde 24- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 ncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî ayin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Madde 42- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.

Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

Madde 68- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden çıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için yirmibir yaşını ikmal etmek şarttır.

Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Siyasî partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.

Siyasî partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.

Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler

kurulamaz.

Siyasî partiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz, kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremez, vakıf kuramazlar.

Hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve Silahlı Kuvvetler mensupları siyasî partilere giremezler.

Madde 69- Siyasî partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır.

Siyasî partiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyla dernekler, sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliği içinde bulunamazlar.

Bunlardan maddi yardım alamazlar.

Siyasî partilerin parti içi çalışmaları ve kararları, demokratik esaslarına aykırı olmaz.

Siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır.

Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder.

Siyasî partilerin kapatılması, Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine, Anayasa Mahkemesince karara bağlanır.

Temelli kapatılan siyasî partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yeni bir siyasî partinin kurucusu, yöneticisi ve denetcisi olamayacakları gibi, kapatılmış bir siyasî partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasî parti de kurulamaz.

Siyasî partiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar, bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu fıkra hükümlerine aykırı hareket eden siyasî partiler de temelli kapatılır.

Siyasî partilerin kuruluş ve faaliyetleri denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.

Madde 136- Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.

  1. B) Siyasî Partiler Yasası Hükümleri

Madde 78- Siyasî partiler:

  1. a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın Başlangıç Kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını, Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

  1. b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
  2. c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
  3. d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
  4. e) Genel ahlâk ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
  5. f) Anayasanın hiç bir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.

Madde 81- Siyasî partiler:

  1. a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
  2. b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.
  3. c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe’den başka dil kullanamazlar; Türkçe’den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.

Madde 89- Sîyasal partiler, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığının, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasanın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.

III- Dava Konusu Parti Programı

Davalı partinin programında, davaya esas olarak, şu hususların yer aldığı görülmektedir:

“…..

Türkiye’de Türk, Kürt ve diğer azınlık halkların ortaklaşa yürüttüğü bir “Kurtuluş” savaşı ile saltanat yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Bu kuruluş sadece Türk egemen anlayışıyla sonuçlandırılmış, bu temelde yürütülen batı ile bütünleşme çabalarından bir sonuç çıkarılamamış, Türkiye geri kalmışlıktan kurtulamamıştır.

…..

…Tekel iktidarlarının yapısı Cumhuriyetin ilk günlerinden bugüne kadar, sivil-asker bürokratlarla iç içe geçerek bu bütünleşme ve işbirliği temelinde sürdürülüyor. Tekelci hakimiyeti sürdürebilmek için; Kürt halkını inkar ve haklı taleplerini bütünüyle yok sayma… temelinde geliştirilen siyasî politikalarla yürüyorlar.

…..

Kürt halkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven, militarist propagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen “Türk” anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusal azınlıklara ve dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sisteme bağlı devlet politikalarını “Çağdaşlaşma”, “Batılılaşma” adına sürdüregelmişlerdir…

…..

Türkiye’nin bütünlüğünü siyasal, sosyal, ekonomik olarak etkisi altına alan bu durum karşısında tekelci iktidar çözümsüzdür. Çünkü bu iktidar toplumun ezici çoğunluğunun çıkarlarına karşıdır. Ve söz konusu çözümsüzlüğü egemen sermaye çıkarları temelinde tüm topluma zorla kabul ettirmek istemektedirler. Ve böylelikle Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarlarını savunan bütün demokratik çıkışları tıkamaktadırlar.

…..

ÖZDEP, halklarımızın, barış ve kardeşliğinin egemen olduğu bir düzen yaratılmasını ve bu düzen içinde özgür iradeye dayalı kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesini öngörür.

ÖZDEP, halkların kardeşliği, birliği ve dayanışması önünde engel olan her türden ve renkten ırkçı, şöven ve gerici faşist ideolojik akım ve örgütlenmelere karşı aktif bir politik, ideolojik, demokratik mücadeleyi yürütür.

ÖZDEP, iç ve dış politikaların belirlenmesinde tüm emekçi kitlelerin ve halklarımızın ortak çıkarlarını temel alır…

ÖZDEP, emekçi sınıfların ve her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusal azınlıkların kendi politik, ekonomik, mesleki ve kültürel çıkarlarını ifade etmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarak görür ve Anayasal güvence altına alır.

…..

ÖZDEP, Türk ve Kürt halkı ile azınlıkların demokratik, özgür bir ortam içinde kendi dil, kültür, gelenek, felsefi ve dinî inanç ve ibadetlerini özgürce yerine getirmeleri ve geliştirmeleri için tüm olanakları sağlar. Başta TV, radyo olmak üzere her türlü basın yayın olanaklarından eşitçe yararlanmalarını öngörür.

ÖZDEP, halkların temel eğitimini kendi ana dilleri ile yapmalarını öngörür ve bunun gerçekleşmesi için devletin maddi desteğini sağlar.

ÖZDEP, nihai olarak, Türk ve Kürt halklarını toplumcu bir

düzene götürmek için gerekli tüm demokratik ön koşul ve hazırlıkları

gerçekleştirmeyi öngörür…

ÖZDEP, halklarımızı bütün yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarımızın yegane sahibi olarak görür…

ÖZDEP, halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşru mücadeleleri destekler, onlarla birlikte dayanışma içinde olur.

…..

Partimiz Türk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden, halkın onayıyla seçilmiş, temsilcilerinin toplandığı demokratik bir Halk Meclisinin yaratılmasını öngörür.

…..

Demokratik halk meclisi… halklarımızın ulusal iradesini temsil eden demokratik, çağdaş bir yasama gücü ve organı olacaktır.

…..

Basın-yayın halkın politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının savunulmasında halkların ulusal kimlik, dil ve kültürlerinin doğru bir tarzda halka kavratılmasında, halklar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilip güçlendirilmesinde etkin bir araç haline getirilecektir.

…..

Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır.

Partimiz… bütün ezilen sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlü ekonomik, politik, askeri ve kültürel saldırıya karşıdır.

Partimiz halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşru mücadeleleri destekler, onlarla birlik ve dayanışma içinde olur.

Partimiz, ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgür bir ortamda kendi dil, kültür, gelenek, felsefi ve dinî inanç ve ibadetlerini özgürce geliştirebilmeleri için tüm olanakları sağlar.

Başta televizyon, radyo olmak üzere her türlü basın-yayın olanaklarından eşitçe yararlanmalarını öngörür…

…..

Özgürlük ve Demokrasi Partisi ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt halklarının eşit ve gönüllü birliğinden yanadır.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını, demokrasinin temeli kabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasi ve özgürlükten yana olan herkesin sorunudur.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır.

…..

Özgürlük ve Demokrasi Partisi halkların eşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacak demokratik bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine sonuna kadar saygılıdır…

…..

….Bugün ülkemizde hukuk ve adalet mekanizması antidemokratik, temel insan hak ve özgürlüklerini çiğneyen, egemen sınıfların çıkarlarını temel alan, Kürt halkının ulusal varlığını yadsıyan, emekçilerin ekonomik, demokratik örgütlenmesini yasaklıyan gerici, şöven, ırkçı bir niteliğe sahiptir.

…..

Yargılamada ana dil esas alınacaktır.

…..

Türk ve Kürt halklarının ve azınlıkların kendi ulusal kültürlerini özgürce geliştirme ve sahiplenme ortamı yaratılacaktır. Halk ve ulus olmanın birinci ve temel unsuru dil olduğundan her halkın kendi ana diliyle eğitim yapma olanağı sağlanacaktır.

…..

Herkesin temel eğitimini kendi ana diliyle yapması sağlanacaktır. İlkokuldan yüksekokula dek her kademede ana dilde eğitim yapma fırsatı yaratılacaktır.

…..

IV- Kapatma Sebepleri ve Değerlendirme

  1. A) Kapatma Sebepleri

“Giriş” bölümünde de belirtildiği gibi siyasal partilerin amaçları ve kapatılmalarına ilişkin esaslar Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde belirtilmiştir. 68. maddenin dördüncü fıkrasında, siyasal partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, beşinci fıkrasında da, sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan parti kurulamayacağı kuralı getirilmiş, 69. maddenin birinci fıkrasında ise siyasal partilerin tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamayacakları, Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamaların dışına çıkamayacakları, çıkanların temelli kapatılacakları, 8. fıkrasında da, siyasal partilerin yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle ayni ve nakdi yardım ve emir alamayacakları ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamayacakları, bu hükümlere aykırı hareket eden siyasal partinin temelli kapatılacağı kabul edilmiştir.

Siyasal partilerin kurulmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, kapatılmalarına vs. ilişkin esasları düzenleyen SPY. Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde öngörülen ilke ve esaslardan hareketle, siyasî partilerle ilgili yasaklar başlıklı dördüncü kısmında, partilerin amaç ve faaliyetlerinde uymak zorunda oldukları hususları ayrıntılı olarak düzenlemiş ve bu ilke ve esaslara uymamanın yaptırımını 101. maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde partinin kapatılması olarak belirlemiştir.

Davanın konularıyla sınırlı kalmak üzere, anılan Yasa’nın 78 maddesinde; “Siyasî partiler:

a- Türkiye Devletinin … Anayasa’nın Başlangıç kısmında ve 2. maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasa’nın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline … dair hükümlerini … değiştirmek;

…dil, ırk …, din ve mezhep ayırımı yaratmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

…” hükmü yeralmıştır.

Maddenin (a) bendinde, ağırlıklı olarak, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile devletin temel ögelerini belirleyen ve bunları koruma amacıyla getirilen hükümlerine gönderme yapıldığı görülmektedir. Anayasa’nın, Cumhuriyetin ve dolayısıyla Devletin niteliklerini belirleyen 2. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ….. millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde …… Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan … lâik … bir devlet olduğu belirtilmiştir. Gerek Anayasa’nın 2. maddesinde, gerekse SPY.nın 78. maddesinin (a) bendinde zikredilen “Başlangıç”ta ise, Anayasa’nın, “Atatürk’ün … ilke ve inkılâpları doğrultusunda hiçbir düşünce ve mülâhazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı … fikir, inanç ve kararıyla anlaşılması, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp, uygulanması…” gerektiği ifade edilmiştir.

Başlangıçta yer alan “Türk varlığının devleti ve ulusuyla bölünmezliği” esasından 2. maddede dolaylı olarak sözedilmiş, 3. maddenin birinci fıkrasında ise “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” ifadesiyle bu esaslar tekrarlanmış, 14. maddenin birinci fıkrasında, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin hiçbirinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak … dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak… amacıyla kullanılamayacakları kabul edilerek temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Toplumun siyasal bakımdan örgütlenmiş şekli olan devletin kendisine ve dolayısıyla topluma yönelebilecek tehditlere karşı varlığını koruma endişesinin bir ifadesi niteliğindeki, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesi konusunda Anayasa’nın gösterdiği duyarlık bu söylenenlerle kalmamış, 4. maddesinde bu ilkeyi içeren 2. ve 3. maddelerin değiştirilemiyeceği, değiştirilmesinin teklif edilemiyeceği kuralını getirmiş, ayrıca 5, 13, 28, 30, 33, 58, 130, 133, 135 ve 143. maddelerinde de bu temel ilkeye yer vermiş, hatta 81. maddesinde milletvekili, 103. maddesinde Cumhurbaşkanı yemini metnine dahil etmiştir.

Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğü, onun dışa karşı bağımsızlığının ve ülke bütünlüğünün sağlanması ve korunması demektir. Ulusuyla bölünmezliği ise, herhangi bir azınlığın meydana gelmesinin önlenmesi, bölgecilik ve ırkçılığın yasaklanması anlamına gelir. Bu ilkelerden birine aykırı davranılması diğerinin de ihlâli sonucunu doğurur. Ulusal Kurtuluş Savaşının hareket noktası olmuş ve onun belgesi haline gelmiş olan “Türk Devletinin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği” ilkesinin tarihsel ve hukuksal dayanağı, Amasya Genelgesi’nde sözü edilen, Sivas ve Erzurum Kongrelerinde kabul edilen “ulusal sınırları içinde bulunan vatanın ayrılık kabul etmeyen bütünlüğünün ve ulusun bağımsızlığının tehlikede oluşu”na ilişkin kararlar ile bunlardan esinlenerek, belirlenen sınırlar içindeki toprakların ve bu yerlerde kaynaşmış biçimde yaşayanların bir bütün olduklarını kabul ve ilân eden “Misak-ı Milli” Bildirgesi (Ahd-ı Millî Beyannamesi)dir. Bu belgede bir bütün oluşturdukları belirtilenler arasında herhangi bir etnik topluluktan söz edilmemiş, Lozan Barış Antlaşması da “Müslüman olmayan” kimseleri ayrık tutarak, ulusal sınırlar içinde hiçbir etnik azınlığın varlığını kabul etmemiştir.

SPY’nın 78. maddesi bakımından üzerinde durulması gereken bir diğer konu, Anayasa’nın Başlangıç Kısmı’nda ve 2. maddesindeki Atatürk milliyetçiliği düşüncesidir. Yukarıda belirtildiği gibi, Başlangıç’ta Anayasa’nın “hiçbir düşünce ve mülâhazanın … Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılapları karşısında koruma göremeyeceği…” fikir, inanç ve kararıyla anlaşılması gerektiği ifade edilmiştir. 2. maddenin gerekçesinde, Atatürk milliyetçiliği, bütün fertlerin kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle ulusal dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde yaşamaları şeklinde tanımlanmaktadır. Başlangıç’ın dokuzuncu pragrafında, Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğunun belirtilmesi de Atatürk milliyetçiliği düşüncesinin aynı nitelikte bir başka anlatımıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin bağlı bulunduğu ve onun bir ulusal devlet olma niteliğinin gereği olan Atatürk milliyetçiliği modern milliyetçilik düşüncesidir. Buna göre, çeşitli kökenlerden gelseler bile, bireyleri bir araya getiren, bir arada yaşatan şey, onlardaki aynı bir ulusa mensup olma duygu ve düşüncesi, buna dair irade birliğidir. Subjektif nitelikteki bu milliyetçilik düşüncesinde esas olan, kökeni ne olursa olsun, bireyin kendisi gibi olanlarla birlikte kaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütün oluşturdukları duygu, düşünce ve inancıdır. Bu bakımdan, sınırları belli olan ve bölünmez vatan esasına dayanır. Gerçekçi ve çağdaş milliyetçilik anlayışını temsil eder. Irk düşüncesine ve kökence başka görünen toplulukların bütünden ayrı sayılmaları düşüncesine yer vermez. Kültür milliyetçiliğidir. Bu nedenle, kökenlerine bakılmaksızın bireyleri ortak bir kültüre mensup oldukları bilinci etrafında toplar, onları “tek ulus” yapısı içinde kaynaştırıp, bütünleştirir. Yüksek Mahkemeniz de bir tarihsel olgu niteliğindeki bu milliyetçilik anlayışını kararlı bir biçimde yukarıda belirtilen anlamda yorumlayagelmiştir. Nitekim, 20.7.1971 gün, 1971/3 sayılı, 8.5.1980 gün, 1980/1 sayılı, 27.11.1980 gün, 1980/59 sayılı, 18.2.1985 gün, 1985/4 sayılı kararlarında bu yorum tarzı tekrarlanmış; 16.7.1991 gün, 1991/1 sayılı kararında ise, milliyetçiliğin büyük bir toplumsal gerçek ve “millet düşüncesi” üzerine kurulu olan, çağın en etkin kültür ve politik anlayışı, Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk devriminin temel ve önde gelen ilkelerinden olduğunu, Cumhuriyet döneminde “millet” ile “milliyetçilik” kavramlarının, başta Yüce Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucuları ve onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanıp 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında yer almış oldukları, … bunun ırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkını, kökeni ne olursa olsun devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgu olduğu; ayırımcılığı dışlayıp “ulus” yapısı içinde kaynaşmayı öngördüğü belirtilerek aynı esaslara işaret edilmiş ve en son 10.7.1992 gün, 1992/1 sayılı kararında da 16.7.1991 günlü kararın yukarıda zikredilen bölümü tekrarlanmak suretiyle Atatürk milliyetçiliği düşüncesinin anlamı bir kere daha açıklanmış ve vurgulanmış bulunmaktadır.

Anayasa, başlangıç kısmı ile 2. maddesinde Atatürk milliyetçiliği ilkesine yer vermek suretiyle onu Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı temel görüş ve ilkeler arasına katmış, bununla da yetinmeyerek, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevini düzenleyen 42. maddesinde, eğitim ve öğretimin doğrultusunun Atatürk ilkeleri olacağını belirtmiş, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu düzenleyen 134. maddesinde Atatürkçü düşünceyi … araştırma ve yaymayı kurumun amaçları arasında saymıştır. Bu maddelerde geçen “Atatürk ilkeleri” ve “Atatürkçü düşünce” kavramları içinde Atatürk milliyetçiliğinin de bulunduğu kuşkusuzdur.

SPY’nın 78. maddesinin (a) bendinde siyasal partilere yasaklanan bir başka husus, devletin diline dair hükümlerini değiştirme amacını gütme veya bu amaca yönelik faaliyette bulunmadır. Anayasa’nın 3. maddesinde devlet dilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir. Devletin ulusal niteliği ve ulusuyla bölünmezliği ilkesinin bir gereği ve sonucu olan, devlet dilinin Türkçe olması resmî işlemlerin ve yazışmaların Türkçe yapılması, resmî belgelerin Türkçe yazılması anlamındadır. Ancak, bunun ötesinde, Türkçe yurt düzeyinde yüzyıllar boyunca, soyları farklı da olsa, birlikte yaşayan, karışıp kaynaşmış, kitlelerin kullandığı bir bilim, kültür ve edebiyat dili haline gelmiş ve bireylerin birbirleriyle iletişiminin sağlanmasında ana öge olmuştur. Türkçenin kullanımındaki bu yaygınlık karşısında, bazı etnik grupların kullandıkları yerel nitelikteki dillerin resmi dil yerine, genel iletişim ve eğitim dili olarak kabul edilmesi düşünülemez.

Anayasa’nın 26. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz.” kuralı getirilmiştir. Günümüzde ülkemizde yasaklanmış bir dil bulunmadığı gibi, genel hayatta birçok dilin koşulduğu görülmektedir. Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrasında ise, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez…” hükmü öngörülmüş ve uluslararası sözleşmeler saklı tutulmuştur.

Dil konusunda bir başka Anayasal hüküm 14. maddenin ilk fıkrasında yer alan, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin dil ayırımı yaratmak amacıyla kullanılamayacağına ilişkin yasaklamadır.

Sözü edilen 78. madde bakımından önemli bir diğer husus da, devletin lâiklik niteliği ve siyasal partilerin bu niteliği değiştirme amacını güdemeyecekleri kuralıdır.

Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkelerden olan Atatürk ilke ve devrimleri arasında bulunan ve devletin niteliklerinden biri olarak sayılan lâiklik ilkesinin başlıca iki anlamı vardır. Birinci anlamı, dinsel inanç ve kanaat özgürlüğüdür. Anayasa’nın 24. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes vicdan, dinsel inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; üçüncü fıkraya göre de, kimse ibadete, dinsel âyin ve törenlere katılmaya, dinsel inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, dinsel inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz. Bu iki fıkra ile tam bir dinsel inanç özgürlüğü sağlanmakta ve onun bir sonucu olarak dinsel inancın uygulanmasını oluşturan ibadet, dinsel âyin ve törenler konusunda da bir özgürlük kabul edilmektedir. Ancak, bu ikinci özgürlüğün tam ve mutlak olmadığı aynı maddenin ikinci fıkrasından anlaşılmaktadır. Buna göre, ibadet, dinsel âyin ve törenler 14. madde hükmüne aykırı olmamak koşuluyla serbesttir. 14. madde ile, temel hak ve özgürlüklerin genel anlamda kötüye kullanılmasının önlenmesi düzenlenmekte ve böylece madde metninde belirtilen amaçlara aykırı olacak biçimde ibadet, dinsel âyin ve törenler yasaklanmaktadır.

Lâiklik ilkesinin davayı ilgilendiren ikinci anlamı ise, din ve devlet işlerinin ayrılığıdır. Lâikliğin bu anlamı şu özellikleri içerir: Birincisi, lâik devlette belirli bir devlet dininin mevcut olmamasıdır. Yani, herhangi bir dinin resmî din olarak bireylere empoze edilmesi sözkonusu değildir. İkincisi, devletin bütün inanç sahiplerine ayırım yapmaksızın, eşitlik ilkesine uygun biçimde davranmasıdır. Üçüncüsü, devlet kurumlarıyla din kurumları arasında bir ayrılığın mevcut olması, başka deyişle devletin siyasal örgütlenmesi içinde herhangi bir dinsel makamın yer almaması ve dinin bir kamu hizmeti karakterini taşımamasıdır. Bu özellik nedeniyle dikkati çeken husus, ülkemizde yönetim kademeleri arasında bir “Diyanet İşleri Başkanlığı”nın bulunmasıdır. Bu nokta üzerinde ileride durulacaktır.

Tarihsel gelişimi itibariyle, her ülkedeki lâiklik anlayışı ve uygulamasının toplumun özel koşulları ile o toplumda egemen olan dine göre birbirinden farklı olduğu görülmektedir. Bu bakımdan bizim lâiklik geleneğimiz kendi toplumumuzun ve İslâmiyetin özelliklerinden doğan bir nitelik taşıyan, kendine özgü bir anlayışı ifade eder.

Devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğü ve lâiklik ilkeleri ile dili konusundaki bu düzenlemelerin yaptırımını oluşturmak üzere, Anayasa’nın 4. maddesiyle bu konulardaki ilkeleri belirleyen 2. ve 3. maddelerinin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği hükmü getirilmiş; siyasal partiler yönünden de 68. madde ile tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğine, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, 69. madde ile de 14. maddede belirtilen sınırlamalara aykırı davranan partilerin kapatılacağı kabul edilmiştir.

Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesinin bir diğer güvencesini oluşturan SPY’nın 81. maddesinin (a) bendinde, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek (b) bendinde ise, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ve yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını gütmek ve bu yolda faaliyette bulunmak yasaklanmıştır. Madde gerekçesindeki açıklamaya göre, “Ülkemizde Lozan Antlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlâtları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir.”

Maddenin (a) bendinde siyasal partilere, ulusal ya da dinsel kültür veya … ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır. Lozan Antlaşması ile kabul edilen azınlıklar bu yasağın dışındadır. Bilindiği gibi ülkemizde azınlıklar konusu öncelikle 24.7.1923 tarihli Lozan Antlaşması ile düzenlenmiş ve sadece “Müslüman olmayanlar” azınlık kapsamına dahil edilmişlerdir. Müslüman olmayanlara da Müslümanlara sağlanan medeni ve siyasî haklardan yararlanma imkânı verilerek yasalar önünde din ayırımı yapılmaksızın herkesin eşit olduğunu belirtmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmiştir. Bundan ayrı olarak, 18.10.1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında, Türkiye’de yaşayan Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmiş ise de, yeni Türk devletinin lâik mevzuatı kabul etmesinden sonra bu kimseler azınlık statüsünden kendiliklerinden vazgeçmişlerdir. Türkiye’deki hukuk sisteminde bu iki antlaşma ile kabul edilenlerin dışında bir azınlık yoktur.

Belirli büyüklükte olan devletlerde dil, din, mezhep, ırk bakımından farklı toplulukların bulunması hem doğal, hem de bir olgudur. Ancak, bu gibi topluluklardan her birine azınlık hakkı tanınması devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesiyle çelişir. Hele böylesi topluluklar ortak geçmişten gelen tarihsel ve kültürel bütünlük anlayışı içinde kendi kaderlerini o ulusun kaderiyle özdeşleştirme iradesini belirtmişlerse böyle bir statünün tanınmasına gerek bulunmaz. Bizim tarihimizde de aynı olguyu gözlemek mümkündür. Gerçekten, X.yüzyılda Türklerin Anadolu yarımadasına gelmelerinden sonra Türkler ve Anadolu toprağında yaşamakta olan her çeşit etnik unsur beraberce Anadolu Selçuklu Devleti içinde yaşamışlar, bu devletin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra ortaya çıkan çeşitli siyasal birliklerin ve bunların içinden yükselen Osmanlı İmparatorluğunun çatısı altında bu yaşayış devam etmiş, hatta bu birliğe zaman içinde Kafkasya, Balkan ve Arap yarımadası ahalisi de dahil olmuştur. Daha sonra meydana gelen çeşitli tarihsel ve askersel olaylar sonucu Osmanlı Devleti sınırlarını Trakya ve Anadolu’ya kadar küçültmek zorunda kalmıştır. Böylece, yaklaşık bin yıllık bir süreç içerisinde, Türkler ve diğer etnik unsurlar aynı siyasal çatı altında iyi ve kötü günlerde birlikte olmuşlar, gerek birbirleriyle, gerekse başka topluluklarla çeşitli tarihsel, siyasal nedenlerle veya göç hareketleri sonucu karışıp kaynaşmışlar, aynı toplumsal kaderi paylaşmışlardır. Bu kader birliği, her tür etnik topluluğu aynı pota içinde toplamış ve bütünleştirmiştir. Ortak bir geçmişe, tarihe, dine ve değer yargılarına, başka deyişle aynı bir ortak kültüre sahip insanlar, etnik kökeni ne olursa olsun, tek bir ulusa mensup olma şuur ve iradesiyle “Türk Ulusu”nu oluşturmuşlar ve ortak azim, irade ve heyecanla Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bu birliktelik duygu ve düşüncesi o kadar güçlüdür ki meselâ Kürt kökenliler diğer yurttaşlarla omuz omuza Kurtuluş Savaşı’na bilfiil katılarak yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinde ve onu takiben Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında müstesna hizmetler görmüşlerdir. Bu bakımdan, Türk ulusu çeşitli halklardan değil, kendi özgür iradesiyle ortak oluşturduğu ortak kültürde geleceği de kapsayacak biçimde birleşmeye karar veren tek halktan, Türk halkından meydana gelmiştir.

Anayasa’nın 66. maddesinin birinci fıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu belirtilerek, Türk ulusundan sayılmak için öngörülen tek şartın “vatandaşlık bağı” olduğu, bunun dışında kalan dil, din, ırk vs. farklılıklarının nazara alınmayacağı, “Türk Ulusu”nun bu anlamda vatandaş sayılanların oluşturduğu bütünlüğü ifade ettiği kabul edilmiştir. Bu bütünlük içinde, şu ya da bu nedenle, yasanın deyişiyle ulusal veya dinsel kültür, mezhep yahut ırk ya da dil ayırımına dayanan azınlıklar yoktur. Bütünlük içinde yer alan her yurttaş diğerleriyle tam bir eşitlik içinde ve ayrıcalıksız konumdadır. Her birey kendisi gibi olan başka bireylere tanınmış olan her türlü siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, medeni vs. haklardan sınırsız biçimde yararlanabilmektedir. Herkes eşit ve ayrıcalıksız olunca herhangi bir azınlıktan ya da çoğunluktan söz etmek de doğal olarak mümkün değildir.

  1. maddesinin (b) bendinde ise, siyasal partilerin Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmeleri ve bu yolda faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Bu hükümle anlatılan, Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek yada yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını siyasal partilerin güdemeyecekleri ve bu yolda faaliyet gösteremeyecekleridir. Burada belirtilmesi gereken, 81. madde ile, ulusu oluşturan bireyler arasındaki etnik ayırımların, sahip bulunulan farklı dil ve kültürlerin yasaklanmadığıdır. Ancak yüzyıllardır birlikte hayat sürmüş, ortak bir geçmişe, tarihe, dine, geleneklere sahip bireylerin oluşturduğu ulus bütünlüğü içinde bu ögelerden meydana gelen ortak kültürden ayrı, bireyler arasında bu bakımdan ayırımlaşma nedeni olabilecek yoğunlukta bir kültür farklılığından sözedilemez. Özel yaşantılarında çeşitli etnik kökenlerden gelen yurttaşların kimliklerini belirtmeleri, dillerini konuşmaları, gelenek ve göreneklerini uygulamaları karşısında herhangi bir yasal ya da toplumsal engel yoktur. Yasaklanan, azınlık ve ayrı bir ulus oluşturduklarının ifade edilmesi suretiyle ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmeleridir.

Söz konusu kuralın küçük değişikliklerle benzeri olan eski 648 sayılı SPY’nın 89. maddesinin (b) bendini yorumlayan Yüksek Mahkemeniz 8.5.1980 gün, E. 1979/1 (Parti Kapatma), K. 1980/1 sayılı kararında şu hükme varmıştır: “…Bu hükümde de…”azınlıklar yaratma” deyiminin açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, sözkonusu deyimin de maddenin tümü içinde değerlendirilmesi ve birinci fıkradaki “azınlıklar bulunduğunun ileri sürülmesi” deyimiyle sıkı ilişkisi gözönünde tutularak, aynı doğrultuda yorumlanması zorunludur. Böyle bir yorumla varılacak sonuç ise “azınlık yaratma” deyiminin ancak bir “vatandaş topluluğunda azınlık hukukundan yararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratma” anlamına gelebileceğidir.

“Yukarıda da değinildiği gibi, azınlıklar dil, din ve ırk gibi nitelikleri nedeniyle toplumun çoğunluğundan ayrı varlıkları ve bu varlıklarını sürdürmeye hakları bulunduğu hukukça tanınan vatandaş toplulukları olduklarından, ülkemizde azınlık hukukundan yararlanmaya hak kazanmış gruplar bulunduğunu ileri sürmek, ya da Türk dilinden ve kültüründen gayrı dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla kimi vatandaş gruplarında azınlık hukukundan yararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratmaya çalışmak, kuşkusuz, yukarıda açıkça ortaya konulan Anayasal durum karşısında Anayasa’nın başlangıcı ile 2. ve 3. maddelerinde yeralan “ülke ve ulus bütünlüğü” temel hükmüne ve bu temel hükmü içeren 57/1 maddesine aykırı düşer…”

Yine Yüksek Mahkemenizin 20.7.1971 gün, E. 1970/1 (Parti Kapatılması), K. 1971/1 sayılı kararında belirtildiği gibi, “…bir siyasî partinin Türkiye ülkesi üzerinde Türkçeden başka dil konuşan azınlık bulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı erek edinerek onun için birtakım haklar ve yetkiler tanınmasını istemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması demektir. Yine Türk yurttaşları arasında Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri koruma çabalarına girişmek Türkiye ülkesi üzerinde ulus bütünlüğünün bozulması sonucunu doğurmağa elverişli bir tutumdur…”

Şu halde, bir kısım yurttaşları ırk, dil ve kültür bakımlarından şu veya bu ad altında, ulus bütünlüğünden ayrı sayma, onlarda bu bütünlükten ayrı bir azınlık oluşturdukları düşünce ve bilincini yaratma, ulus bütünlüğünün bozulmasıyla sonuçlanabilecek ya da en azından böyle bir tehlikenin belirmesine yol açabilecek olan, Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi üzerinde azınlık yaratma demektir. Siyasal partiler yönünden böyle bir amaç ülke ve ulus bütünlüğü ilkesine terstir. Daha öncede belirtildiği gibi Türk ulusu bütünlüğü içinde belirli uluslararası sözleşmelerle azınlık oldukları kabul edilen “Müslüman olmayan” yurttaşlar hariç, herhangi bir azınlıktan söz etmek olanaksızdır. Her Türk yurttaşı hukuk düzeninin sağladığı her türlü hak ve özgürlükten, herhangi bir etnik ayırımcılık söz konusu olmaksızın, sınırsız ve mutlak biçimde yararlanmakta, ulus bütünlüğü içinde bireysel mutluluk ve huzurunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böylesine ayrıcalıksız konumdaki bir kısım yurttaşlar arasında, bir azınlığa mensup olduğu duygu ve düşüncesini yaratmak ve onların sınırlı haklar rejimine tâbi tutulmasını istemek ulus bütünlüğünü bozmaktan başka biçimde yorumlanamaz.

SPY’nın 89. maddesiyle; siyasal partilerin, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasal görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel yasasında gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasa’nın 136. maddesi hükmüne aykırı amaç güdemeyecekleri kabul edilmiştir. Madde gerekçesindeki açıklamaya göre, bu hükümle sağlanmak istenen, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içindeki yerine dokunulmasının önlenmesidir. Bu hükmün dayanağı, metninde de belirtildiği gibi, Anayasa’nın 136. maddesidir. 136. maddeye göre, genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasal görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel yasasında gösterien görevleri yerine getirecektir. Böylece, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içindeki yeri güvence altına alınmış olmaktadır. 136. madde Diyanet İşleri Başkanlığı’na, özel yasasıyla belirlenen görevleri yerine getirirken gözetmesi gereken üç genel ilke göstermiştir ki bunlar “lâiklik ilkesi doğrultusunda hareket etmek”, “bütün siyasal görüş ve düşünüşlerin dışında kalmak” ve “ulusça dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinmek”tir. Bu suretle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın özel görevlerini bu üç ilke doğrultusunda yerine getirmesi sağlanmak istenmiştir.

Anayasa’nın 136. maddesi, 1961 Anayasası’nın 154. maddesinin bazı eklemelerle tekrarı niteliğindedir. Gerek eski 154., gerekse 1982 Anayasası’nın 136. maddesi, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren genel idare içinde yer alan bu kuruluşun durumunu, toplumsal bir kurum olarak dinin ifade ettiği önemi göz önünde tutarak aynen devam ettirme amacına yöneliktir. Anayasa’nın 136. ve SPY’nın 89. maddelerinde sözü edilen özel yasa 22.6.1965 tarihinde kabul edilen 633 sayılı “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun”dur. Yasanın genel gerekçesinde, hedef aldığı temel ilkeler arasında, Anayasa’nın lâiklik, din ve vicdan özgürlüğü anlayışına uygun olarak genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve yetkilerini belirlemenin bulunduğundan söz edilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşunu takiben Evkaf ve Şer’iye Vekâletinin kaldırılması sonucu 1924 yılında 929 sayılı Yasayla kurulmuş, 1935 yılında 2800 sayılı Yasayla kuruluşun görev ve yetkileri belirlenmiştir. Ancak, zaman içinde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılama amacıyla çeşitli hükümlerin eklenmesine rağmen, yine de Yasanın yetersiz kalması yanında, güvenilir bilgilere sahip ve İslâm dininin yüksek nitelikleriyle orantılı din görevlilerinin yetiştirilmesi, diğer yandan din hizmetlerinin bir düzen altına alınması gereği yasakoyucuyu bu konuda yeni bir düzenlemeye gitmeye zorlamıştır. Yüksek Mahkemenizin 21.10.1971 gün, E.1970/53, K.1971/76 sayılı kararında da belirtildiği üzere, “… Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasada yer almasının … birçok tarihi nedenlerin, gerçeklerin ve ülke koşullarıyla gereksinmelerinin doğurduğu bir sonuç olduğunda kuşku yoktur.

…..

“Gerçekten, Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasada yer alması nedenleri, Anayasamızda kabul edilen lâiklik düzen ve esaslarından ve bir Anayasa hükmü olan 154. maddesindeki Diyanet İşleri Başkanlığının kanunda gösterilen görevleri yerine getireceği yolundaki ibareden anlaşılmaktadır. Bunlara göre, Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasada yer alması şu zorunluluk ve nedenlere dayanmaktadır;

Dinin devletçe denetiminin yürütülmesi, din işlerinde çalışacak kimselerin yetenekli olarak yetiştirilmesi yoluyla dinî taassubun önlenmesi ve dinin toplum için manevi bir disiplin olmasının sağlanması ve böylece Türk Milletinin çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi, yücelmesi ana ereğinin gerçekleştirilmesi gibi nedenlere dayandığı gibi, aynı zamanda toplumun çoğunluğunun Müslüman bulunduğu ülkemizde dinî ihtiyaçların karşılanabilmesi için dinî işleri görecek kişiler, mabet ve başka maddi ihtiyaçların sağlanması ve bunların bakımı gibi konulara yardım etmek nedenlerine de dayanmaktadır…”

Şu halde, Anayasakoyucunun Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasada ve idare örgütü içinde yer almasını öngörürken takip ettiği öncelikli amacın, bize özgü lâiklik anlayışı doğrultusunda din adamlarının yetenekli olarak yetiştirilmesi yoluyla, toplumsal bir kurum olan dinin toplum yaşantısında bağnazlık oluşturarak toplumun huzurunu tehdit etmesi sonucu kamu düzeninin bozulmasının önüne geçmek, ayrıca dinin toplum yaşantısı içinde bir siyasal güç, odak oluşturarak siyasal iktidarı denetlemesini engellemek olduğu anlaşılmaktadır. Bu şekilde, bireyler veya bireylerin oluşturduğu “cemaat” adı verilen örgütlü topluluklar, dinsel işlerin yürütülmesi, din adamlarının yetiştirilmesi, mabet vesair ihtiyaçların karşılanması alanlarından olduğu kadar, siyasal etkinlik ve egemenlik kurma olanaklarından da uzak tutulmuş olmakta, bireylerin dinsel nitelikteki ihtiyaçlarının sağlanması işleri dağınıklıktan ve düzensizlikten kurtarılarak, organize ve disiplinli bir biçimde tek elden yürütülmesi gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

  1. B) Değerlendirme

Açıklanan Anayasal ve yasal hükümlerin ışığı altında, davalı partinin programındaki bazı bölümlerin değerlendirilmesinden şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

Programda, Türk, Kürt ve diğer azınlık halkların ortaklaşa yürüttükleri Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyetin kuruluşunun sadece Türk egemenlik anlayışıyla sonuçlandırıldığı; Cumhuriyetin ilk günlerinden bugüne kadar tekelci iktidarların yapısının sivil ve asker bürokratlarla içiçe geçerek bütünleşme ve işbirliği temelinde sürdürüldüğü, tekelci hâkimiyetin devam ettirilmesi için Kürt halkının inkâr ve haklı taleplerini bütünüyle yok sayma temelinde geliştirilen siyasal politikaların yürüdüğü; şöven, militarist propagandalar ve imha politikalarının Kürt halkının en doğal demokratik hak ve isteklerine karşı çıkılarak egemen “Türk” anlayışının korunduğu; başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusal azınlıklara ve hatta Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sisteme bağlı devlet politikalarının “Çağdaşlaşma” ve “Batılılaşma” adına sürdürüldüğü;

Partinin, halkların barış ve kardeşliğinin egemen olduğu bir düzeni ve bu düzen içinde özgür iradeye dayalı, kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesini öngördüğü; halkların kardeşliği, birliği, dayanışması önündeki engellere karşı mücadele edeceği, iç ve dış politikaların belirlenmesinde halkların ortak çıkarlarını temel aldığı, Türk ve Kürt halklarıyla azınlıkların kendi dil ve kültürlerini geliştirmeleri için tüm olanakları sağlayacağı, halkların temel eğitimini kendi ana dilleriyle yapmalarını ve Türk ve Kürt halklarını toplumcu düzene götürmek için ön koşul ve hazırlıkları öngördüğü; halkları bütün zenginlik kaynaklarının sahibi olarak gördüğü; halkların birliğine ve çıkarlarına zarar veren her türden teröre karşı mücadeleyi temel ilke olarak kabul ettiği; Türk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden bir halk meclisinin yaratılmasını öngördüğü, bu meclisin halkların ulusal iradesini temsil edeceği; ezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlü saldırıya karşı olduğu; ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt halklarının eşit ve gönüllü birliğinden, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bilgirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yönetmelerle çözümlenmesinden yana ve halkların eşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacak demokratik bir çözüm için Kürt halkının iradesine sonuna kadar saygılı olduğu; ülkedeki hukuk ve adalet mekanizmasının Kürt halkının ulusal varlığını yadsıyan bir niteliğe sahip olduğu ifade edilmektedir.

Bu ifadelerde ilk bakışta dikkati çeken husus, Türk ulusu bütünlüğünden ayrı bir Kürt halkı ve diğer azınlıkların mevcut olduğunun belirtilmesi ve bu sözde ayrılığın “halklar” ve “azınlıklar” deyimleriyle her vesileyle ısrarlı bir biçimde vurgulanmasıdır. Türk ve Kürt halklarıyla diğer azınlıkların Kurtuluş Savaşının ortaklaşa başarıya ulaştırmalarını takiben kurulan Cumhuriyette Türk anlayışının egemen olduğu, Kürt halkının ve onun en doğal demokratik hak ve istemlerinin inkâr edilip yok sayıldığı, Kürtlere baskı uygulandığı, oysa kendilerinin Türk ve Kürt halklarının eşit ve gönüllü birliğini savundukları Kürt sorununun uluslararası antlaşma ve belgeler çerçevesinde ve halkların eşit ve özgür iradesi temelinde demokratik bir çözüme kavuşturulması için Kürt halkının iradesine saygı duyduklarından; ayrıca halkların barış ve kardeşliği, birliği, dayanışması, kendi kaderlerini tayin hakkından söz edilmesi, Türkiye Devletinin ulusuyla bölünmez bütünlüğünü zedeleyici niteliktedir. Bunlarla anlatılmak istenen Türk ulusu bütünlüğü dışında Türk ve Kürt halkları olarak adlandırılan iki ayrı ulusun mevcut olduğu ve partinin bu iki ulusun eşit şekilde muamele görmesi ve beraberliklerini gönüllü olarak devam ettirmelerinden yana olduğudur.

Programdaki “halklar” deyiminin “uluslar” ve özellikle “Kürt ulusu” anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü, programın “Partimizin Temel İlkeleri” ve “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” bölümlerinde, halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri mücadelelerin desteklenmesinden; yine “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” bölümünde, ezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik saldırılara karşı olmaktan söz edilmektedir. Bağımsızlık, özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı gibi kavramlar sadece uluslar için sözkonusu olabileceğinden, bölgesel veya yerel toplulukların güncel tepki ve duygularının ifadesi anlamındaki “halk”ların bağımsızlığı, özgürlüğü ve siyasal nitelikteki kendi kaderlerini tayin hakkından söz edilemeyeceğinden, programda birçok defa tekrarlanan “halklar” deyimiyle “uluslar”, başka deyişle, Türk ulusu bütünlüğü dışında başka ulusların, özellikle Kürt ulusunun varlığının amaçlandığı sonucuna varmak gerekir.

İkinci olarak, “Yasama ve Yürütme” bölümünde, partinin Türk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden ve halk meclisi olarak adlandırılan bir yasama organının oluşturulmasını öngördüğü ve sözkonusu meclisin halklarımızın ulusal iradesini temsil edeceği belirtilmektedir. Ulusal iradeden söz edilmesi, o iradenin sahibi olduğu söylenen halkların, yani çıkarlarının temsil edileceği söylenen Türk ve Kürt halklarının birbirinden ayrı uluslar olarak kabul edildiğinin anlatımından başka bir şey değildir. Diğer taraftan, “Basın-Yayın Özgürlüğü” bölümünde, basın-yayının halkın politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının savunulmasında, halkların ulusal kimlik…lerinin doğru bir tarzda kavratılmasında… etkin bir araç haline getirileceğine ilişkin ifadedeki “halkların ulusal kimliği” ibaresinin anlamı, ulusal nitelikte kimliğe sahip olan halkın bizzat o ulusu oluşturması demektir.

Üçüncü olarak, “Hukuk ve Adalet” bölümünde, ülkemizdeki hukuk ve adalet mekanizmasının Kürt halkının ulusal varlığını yadsıyan bir nitelikte olduğu ifade edilmektedir ki burada da açık bir biçimde Kürt halkının ulusal varlığından sözedilerek onların ayrı bir ulus oluşturduğu kabul edilmiş olmaktadır.

Son olarak, “Eğitim ve Kültür” bölümünde, “..Halk ve ulus olmanın birinci ve temel unsuru dil olduğundan…” biçimindeki ibarede, her ikisinin birinci ve temel ögesinin dil olduğu kabul edilen halk ve ulus kavramlarının eş anlamda kullanıldığı görülmektedir.

Bütün bunlar, programın çeşitli yerlerinde kullanılan “halk” sözcüğünün aslında “ulus” kavramı yerine ve onu örtüp gizleme amacıyla tercih edildiğini göstermektedir.

Anayasadaki vatandaşlık anlayışı karşısında Kürtlerin, daha doğru deyişle, Kürt kökenlilerin inkâr edilen doğal, demokratik hak ve istemlerinin ne olabileceği sorusu akla gelmektedir. Din, mezhep, dil, etnik köken ayırımı gözetilmeksizin her yurttaşın hukuk düzenince tanınmış siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, medeni vs. her türlü haktan sınırsız biçimde yararlanabildiği ülkemizde, kimlerin hangi doğal ve demokratik hak ve istekleri yok sayılmaktadır’ Sorunun cevabını programda bulmak kabildir. Partinin bütün ezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlü saldırıya karşı olduğu, halkların kendi bağımsızlığı ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşru mücadelelerini desteklediği genel anlamda belirtildikten sonra “Kürt Sorunu” başlığı altında konu somutlaştırılıp sözde Kürt sorununun uluslararası sözleşme ve belgeler hükümlerine göre barışçı ve demokratik yöntemlerle çözümlenmesinin benimsendiği vurgulanarak , partinin, halkların eşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacak demokratik (vurgulama bizim) bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine saygılı olduğu açıklanmaktadır. Bu son ibareyle, Kürt halkı kendi kaderini belirleme hakkı çerçevesinde iradesini kullandığı takdirde buna saygı gösterileceği belirtilerek, dolaylı yoldan doğal ve demokratik halk olarak nitelenen kendi kaderini belirleme hakkının Kürtlere tanınmadığı ileri sürülmektedir.

Belirtilen bu anlatımlarla, Türk ve Kürt ulusları şeklinde bir ayırım ve Kürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanması, yani Kürtlerin Türk ulusu bütünlüğünden kopması öngörülerek Anayasadaki ulus bütünlüğü ilkesine aykırı bir görüşün savunulduğu anlaşılmaktadır. Oysa, Türkiye Cumhuriyetinde birden fazla ulusun varlığından söz edilemez. Etnik kökeni ne olursa olsun, her yurttaşın toplayıcı ve bütünleştirici bir anlayışın ifadesi olan “Türk Ulusu”nun şerefli bir üyesi olması yerine bütünlüğü bozucu ve ırk esasına dayanan ayrılık iddiaları Anayasa ve yasa hükümleri karşısında hoşgörü ile karşılanamaz.

Davalı partinin programı incelendiğinde; “…Kürt halkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven, militarist propagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen “Türk” anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusal azınlıklara dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sisteme bağlı devlet politikalarını “Çağdaşlaşma” ve “Batılılaşma” adına sürdüregelmişlerdir….

“ÖZDEP, emekçi sınıfların ve her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusal azınlıkların kendi politik, ekonomik, mesleki ve kültürel çıkarlarını ifade etmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarak görür ve anayasal güvence altına alır…

“Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını demokrasinin temeli kabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasiden yana olan herkesin sorunudur.

“Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözümlenmesinden yanadır…” biçimindeki anlatımların yeraldığı görülmektedir. Bu sözlerle Türkiye Cumhuriyetinde birtakım dinsel ve ulusal azınlıkların varlığı dile getirilerek onlara siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda örgütlenme hakkı tanınacağı ifade edilmekte, Kürtler bir ulusal azınlık olarak nitelendirilerek bu azınlığın sorununun çözümlenmesinin demokrasinin temeli ve Türklerle Kürtlerin ortak meselesi olduğunun belirtildiği, partinin bu sorunun belirli uluslararası sözleşme ve belgeler çerçevesinde çözümlenmesini savunduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Devleti topraklarında Lozan Barış Antlaşmasıyla kabul edilen “Müslüman olmayanlar” ile Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında öngörülen Türkiye’de yaşayan Bulgarlar dışında ulusal ya da dinsel nitelikte azınlıklar bulunmadığına göre, programda bu gibi azınlıklardan sözedilmesi Türkiye Devleti ülkesinde bu gibi azınlıkların varlığını ileri sürmek anlamındadır. Bu anlatımlar, salt, ülkede dil, din, ırk bakımlarından öteki kesimden ayrı özelliklere sahip topluluklar bulunduğunun objektif olarak ileri sürülmesi niteliğinde olmayıp, daha ileri gidilerek Kürtlerin de dahil edildiği bu toplulukların ayrılıklarını devam ettirebilmelerine olanak sağlıyacak hukuksal güvencelere kavuşturulmaları, yani “azınlık hukuku”ndan yararlandırılmaları benimsenip savunulmaktadır. Bu ise, ulus bütünlüğüne aykırı olarak 81. maddenin (a) bendinde belirtilen “azınlıkların bulunduğunu ileri sürmek” demektir.

Programda, “Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır…” denilmekte, ancak bu hükümlerin neler olduğu belirtilmemektedir. Esasen, sözü edilen uluslararası belgelerde savunulan istikamette bir hüküm de mevcut değildir. Bir uluslararası sözleşme olmayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Türkiye’nin de olumlu oy verdiği ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiş bir metindir. Kendiliğinden bağlayıcılığı yoktur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ise genel olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan kişisel ve siyasal hakları güvence altına almaktadır. Ancak bu sözleşme ile Türkiye tarafından onaylanmış sözleşmeye ek protokollerde azınlıklar ve etnik gruplara ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Sözü edilen her iki uluslararası metinde düzenlenmiş olan hak ve özgürlükler Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına dahil edilmişlerdir. Kaldı ki bu belgelerdeki hak ve özgürlükler sınırsız değildir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 29. maddesinde, “Herkes haklarını kullanmak ve hürriyetlerden istifade etmek hususlarında ancak kanun ile sırf başkalarının hak ve hürriyetlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak maksadıyla ve demokratik bir cemiyette ahlâk, nizam ve genel refahın muhik icaplarını karşılamak için tespit edilmiş kayıtlamalara tâbidir.” denilmiş, 30 maddesinde de, “işbu beyannamenin hiçbir hükmü, içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangi bir hak gerektirir mahiyette yorumlanamaz.” hükmü getirilmiştir. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 11. maddesinin ikinci fıkrası da, “Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta zaruri tedbirler mahiyetinde olarak millî güvenliğin, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.

Bu madde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıta mensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir.” şeklindeki hükmü ile sözleşmede yer alan hak ve hürriyetlerin ulusal güvenlik, kamu güvenliği ve düzenin korunması vs. amaçlarıyla sınırlanabileceğini kabul etmiş, 17. maddesinde de, “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde işbu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yokedilmesini veya mezkûr sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya matuf herhangi bir hak sağlandığı şeklinde tefsir edilemez.” kuralını getirmiştir.

Hukuksal açıdan bağlayıcılığı ve uluslararası sözleşme niteliği bulunmayan Helsinki Sonuç Belgesi, Avrupa’da II. Dünya Savaşı sonunda belirlenen sınırların ihlâl edilmezliğini, devletlerin birbirlerinin içişlerine karışmaması, rejimlerin güç kullanılması yoluyla karşı tarafa benimsetilmesi çabalarından kaçınılması ilkelerini vurgulayan ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı göstermeyi, ekonomik, bilimsel,insani konularda işbirliğini öngören bir anlaşmadır.

Anılan uluslararası sözleşme ve belgelerde ve Türk Ulusu bütünlüğünün Türk ve Kürt olarak ikiye ayrılması düşünce ve niyetine izin veren ve Kürt kökenli yurttaşların azınlık sayılmasını gerektiren bir hükmün varlığından söz etmek olanaksızdır.

Davalı siyasal partinin programında, “Azınlıklar” başlığı altındaki, “Partimiz ulusal ve dinsel azınların demokratik ve özgür ortamda kendi dil, kültür…(lerini) özgürce geliştirebilmeleri için tüm olanakları sağlar…”; “Eğitim ve Kültür” bölümünde, “…Halk ve ulus olmanın birinci ve temel unsuru dil olduğundan, her halkın kendi ana diliyle eğitim yapma olanağı sağlanacaktır. Bunun için eğitim alanlarında: ….Herkesin temel eğitimini kendi ana diliyle yapması sağlanacaktır. İlkokuldan yüksekokula dek her kademede ana dilde eğitim yapma fırsatı yaratılacaktır…”; “Hukuk ve Adalet” bölümünde, “…Yargılamada ana dil esas alınacaktır…” şeklindeki hükümler dikkat çekici bulunmuştur.

Kabul edilen bu ilkelere göre, herkesin kendi ana diliyle eğitim yapma olanağı temel olarak benimsendikten sonra temel eğitimin ve hatta ilkokuldan yüksekokula kadar yeralan her eğitim kademesinde herkesin kendi ana dilinde eğitim görme fırsatının yaratılacağı belirtilmektedir. Bu ifadeler, temel eğitimde ve daha sonraki eğitim kademelerinde ana dilin esas alınacağı anlamındadır. Eğitimin ve özellikle temel eğitimin ana dilde yapılması Türkçeden başka dillerin ana dil olarak okutulması ve öğretilmesi demektir ki bu husus Türkçe dışındaki dillerin eğitim ve öğretim kurumlarında ana dil olarak Türk vatandaşlarına öğretilmesini yasaklayan Anayasa’nın 42. maddesi ile çelişmektedir.

Diğer taraftan, yargılama faaliyeti devletin temel fonksiyonlarından biridir. Dolayısıyla, yargısal işlemlerin birer resmî işlem olduğunda kuşku yoktur. 4. maddesi ile değiştirilmezlik koruması altına alınmış olan Anayasa’nın 3. maddesi hükmüne göre, devletin dili Türkçe olduğundan resmî işlemlerin ve bu cümleden olarak yargılama işlem ve faaliyetlerinin de Türkçe yapılması, bunları belgeleyen tutanakların ve diğer her türlü yazıların Türkçe yazılması gerekir. Bu anayasal zorunluluk karşısında, programda öngörüldüğü gibi, devletin temel işlevlerinden olan yargılama faaliyetinde devlet dili yerine ana dilin esas alınmış olması, Anayasa’nın devlet dilinin Türkçe olduğunu belirleyen 3. maddesine aykırı bir durum yaratmaktadır.

Son olarak, programdaki, partinin ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgür ortamda kendi dil, kültürlerini geliştirebilmeleri için tüm olanakların sağlanacağı biçimindeki hüküm de ulusal azınlıkların varlığı kabul edildiği gibi, bunların kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmeleri için tüm olanaklardan yararlanabilecekleri öngörülmektedir. Gerek bu hüküm, gerekse yukarıda sözü edilen ve Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrası ile çelişen eğitimde ana dil olanağının yaratılması ile Anayasa’nın 3. maddesine aykırı bulunan yargılamada ana dilin esas alınacağına dair hükümler, SPY’nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmek demektir. Böylece Türk dili veya kültürü dışındaki dil veya kültürleri korumak, geliştirmek yoluyla bir kısım yurttaşlarda ulus bütünlüğünden ayrı olarak belirli bir azınlığa mensup oldukları ve böylece eğitimde ve yargılamada ana dilin esas tutulması ve kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmeleri için azınlık haklarından yararlanmaları gerektiği biçiminde bir düşünce ve inanç yaratmağa çalışılmaktadır ki böyle bir davranışın SPY’nın 81/b maddesine uygunluğundan söz etmek olanaksızdır.

Davalı partinin programında yer alan “Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacakatır.” şeklindeki hüküm üzerinde durulması gerekmektedir. Programda Devletin din işlerine karışmayacağının öngörülmesi, onun klâsik lâiklik anlayışının gereği olarak örgütlenmesi, başka deyişle devletin dinsel fonksiyonlar ifa edememesi anlamında algılanabilirse de, geleneksel olarak Cumhuriyet dönemi anayasalarımıza yansıyan lâiklik anlayışının birtakım zorunluluklardan kaynaklanan kendine özgü niteliği karşısında, bu ilkeye aykırı biçimde, devletin din işlerinde kamu yararını sağlama amacıyla sahip olduğu düzenleme yetki ve görevinden yoksun kılınması sonucunu doğuracak böyle bir anlayışın Anayasa’ya uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Parti programında kabul edildiği üzere devletin din işlerine karışmaması, dinin cemaatlere bırakılması halinde, devletin kamu düzenini sağlama amacıyla ve inzibati düşüncelerle dinî işlerin bir kesimine karışmasına olanak veren ve hatta bunu gerekli kılan lâiklik ilkesi çiğnenmiş olacak, Cumhuriyet, onun nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemeyeceği kabul edilen lâiklik niteliğinden soyutlanmış olacaktır. Böyle bir sonucu doğuracak amacın güdülmesi SPY’nın 78/a maddesiyle yasaklanmış bulunmaktadır. Diğer taraftan; yine bu şekilde Anayasa’da ve SPY’da genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığının göreceği görevler ortadan kalkacağından kendisinin hukuksal varlığına da ihtiyaç kalmayacak ve adı geçen örgüt genel idare içinden Anayasa’nın 136. ve SPY’nın 89. maddesine aykırı olarak tasfiye edilmiş olacaktır.

V- Sonuç ve İstem

Yukarıda yasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı partinin programının bazı bölümleri Anayasanın başlangıç kısmı ile 2., 3., 14., 24., 42., 68., 69. ve 136. maddeleri SPY’nın 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine aykırı nitelikte olduğundan,

Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin SPY’nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.” denilmektedir.

II- DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI

Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin 29.3.1993 günlü ön savunmasında aynen :

“1- Usul Yönünden

1- Dava Siyasal Partiler Kanunu 9 uncu maddesine aykırı açılmıştır.

Siyasal Partiler Yasası’nın 9 uncu maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucuların hukukî durumlarını Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu öncelikle ve ivedilikle inceler. Tesbit ettiği noksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgilerin gönderilmesini yazıyla ister. Bu yazının tebliğ tarihinden başlayarak 30 gün içinde noksanlık giderilmediği veya istenen ek bilgi ve belgeler gönderilmediği takdirde, siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır.

Bu maddenin dayanağı Anayasa’nın 69 uncu maddesinin 5. bendidir. Hükmün amacı Siyasal Partiler için bir güvence sağlamaktır. Siyasal Partilere açıklama veya düzeltme olanağı vererek partinin kapatılma davasıyla yüz yüze gelinmesi engellenmek istenilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ne Anayasa ve Siyasal Partiler Yasası’nın tanıdığı bu olanaktan yararlandırmamıştır.

Siyasî Partiler Yasası’nın 9 uncu maddesi gereğince açıklama ya da düzeltme isteminde bulunmaksızın dava açılması hukuka ve usule aykırıdır.

2- Bu davada yargılama duruşmalı yapılmalıdır.

2820 Sayılı S.P.K’nun 98 inci maddesinde siyasal partiler kapatılma davasının dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanacağı ana kural olarak belirtilmiştir. Ayrıca bu davalarda CMUK hükümlerinin uygulanacağı ve gerekli görüldüğü hallerde ilgililerin ve diğer bilgisi olanların dinleneceği kabul edilmiştir. Bu hüküm siyasal partiler hakkında açılan kapatma davalarında duruşma yapılmayacağı sonucunu çıkarmaya elverişli değildir.

Konunun önemi dikkate alındığında CMUK 387. maddesi uyarınca duruşma yapılmamasının mahzurlu görülmesi halinde yargılamanın duruşmalı olarak yapılması gerekmektedir. Her ne kadar CMUK 386 ncı maddesinde ceza kararnamesi ile ceza verileceği belirtilmişse de bu cezaya itiraz etmek mümkündür. Oysa siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler kesindir. Bu nedenle toplumun belli kesimlerini temsil eden siyasal partilerin kapatılması davalarında duruşma yapılması gerektiği kanaatini taşımaktayız. Bu sebeple davamızın duruşmalı olarak yapılmasını talep ediyoruz.

İddianamede;

1- T.C. Devleti toprağı üzerinde Türk halkından ayrı olarak Kürt ulusunun olduğunu, bu ulusun ulusal kurtuluş mücadelesini Türklerle beraber yürüttüğünü, Cumhuriyeti beraber kurduklarını, Kürt ulusunun kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkının olduğunu, kültürünü, dilini geliştirmek her yerde bu dilini kullanabilmesi gerektiğini, demokrasi önünde en büyük engelin Kürt Sorunu olduğunu bu sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümleneceği belirtilmiştir.

2- Din ve devlet işlerinin ayrılması Diyanet İşleri Bakanlığı’nın genel idare içinde çıkartılacağı belirtilerek lâiklik ilkesine aykırı davrandığı;

Bu nedenle ÖZDEP programının Anayasa’nın 2, 3, 14 ve 68 inci maddeleri ile Siyasal Partiler Yasası’nın 68, 69 ve 78 inci maddelerine aykırılık oluşturduğunu “Mihrak Olduğunu” belirterek Siyasal Partiler Kanunu’nun 101 ve 103 üncü maddesine göre kapatılması talep edilmiştir.

Hukuksal Durum ve Dava

Bu davanın hangi hukuksal durumla görüldüğünü anlamak için Anayasa, Siyasal Partiler Yasası, uluslar arası hukuku, çağdaş demokrasilerde benzer durumları ve ülkemiz gerçeğini incelemek gerekmektedir.

1- 12 Eylül Anayasası evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır:

1982 Anayasası evrensel hukuk ilkelerine ve toplumumuzun gerçeklerine aykırıdır. 1982 Anayasası antidemokratik nitelikler taşıması nedeniyle iktidar, bütün muhalefet partileri ve toplumdaki bütün baskı gruplarınca değiştirilmesi gerektiği genel kabul görmektedir. Bütün Siyasal Partiler Anayasa’nın değiştirilmesi gerektiğini Anayasa’nın antidemokratik nitelik taşıdığını evrensel hukuk realitesine aykırı olduğunu toplumsal ihtiyaçlara cevap vermediğini, belirtmektedir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN “Bu Anayasa hukuka aykırıdır. Hukuka aykırı yasa da Anayasa’ya uygun oluyor.” diyerek Anayasa’nın Evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu vurgulamıştır (Bugün Gazetesi 4.12.1991). Aynı tarihli gazetede TBMM Başkanı Hüsamettin CİNDORUK da Anayasa’nın dar yorumlanmaması gerektiğini ve Türkiye’nin imza koyduğu uluslararası sözleşmeleri ve evrensel hukuk ilkelerini esas alması gerektiğini belirterek Anayasa’nın evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiştir.

Hükümet programında da Anayasa’nın dokuz yıl içinde yaşlandığı, ülkenin gereksinmelerinin tamamen gerisinde kaldığı, 12 Eylül’ün kalıntılarını taşıdığını ve hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

23.3.1993 tarihinde iktidar ve muhalefet partileri Anayasa’nın demokratik olmayan hükümlerinin değiştirilmesi için biraraya gelmiş ve görüş birliğine varmışlardır. Koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Erdal İNÖNÜ Partisinin Anayasayı tamamen değiştireceğini sürekli olarak vurgulamaktadır. Başbakan Süleyman DEMİREL 9.12.1991 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan bir demecinde “Paris Şartına uygun yeni bir Anayasa yapılması gerektiğini” belirtmiştir.

1982 Anayasası her ne kadar % 92 oy ile kabul edilmiş ise de bu Anayasa 1982 yılının özel koşullarında ve halkın iradesi darbeciler tarafından ipotek altına alınarak anti-demokratik bir oylama sonucu kabul edilmiştir. Ancak, toplumun büyük bir çoğunluğunca bugün kabul edilmemektedir. Meşruluğu tartışılmaktadır.

Parti bu Anayasa hükümlerine dayanılarak kapatılmak istenilmektedir. Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın “Hukuka aykırı”dır dediği Yasa’ya dayanılarak Parti’nin kapatılması toplum vicdanını zedeler. Sayın Yüce Divandan evrensel hukuk ilkelerine göre kapatma davasının incelenmesini, veya Anayasa’nın evrensel hukuk ilkelerine göre yorumlanarak, dar yorumlanmamasını davamız açısından talep ediyoruz.

2- Siyasal Partiler Yasası Anayasa’ya aykırıdır. Siyasal Partiler Yasası Anayasa’nın geçici 15 inci maddesinde beklenen himayeden yararlandığı için; Anayasa hükümlerinin evrensel hukuk ilkelerinin davaya uygulanması gerekmektedir.

Siyasal Partiler uyacakları esaslar Anayasa’nın 69 uncu maddesinde belirtilmiştir. Anayasa’nın 14 üncü maddesinde belirtilen genel sınırlamalar dışına çıkamazlar. Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri,

“- Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak için,

– Türk Devleti ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek,

– Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,

– Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya din, dil, ırk ve mezheb ayrımı yaratmak,

– Veya sair herhangi bir yolda bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanamaz” denilmektedir.

Anayasa kapatma nedenlerini yukarıdaki şekilde sınırlamıştır. Bu sınırlama Siyasal Partiler için güvence oluşturmaktadır. Siyasal Partiler Yasası 68, 69 ve 78 inci maddeleri Anayasa’nın 14 üncü maddesindeki genel sınırlamayı genişletmiştir. Siyasal Partiler Yasası 78 inci maddesi ideolojik beyanname niteliğindeki Anayasa’nın başlangıç bölümünü kapatma nedeni saymış, dil, bayrak, millî marş ve başkente ilişkin hususları kapatma nedenleri arasında saymıştır.

Siyasal Partiler 81 inci maddesinde de Anayasa’nın kapatma nedenleri dışına çıkılmıştır. Millî veya dinî kültür veya mezhep veya dil farklılığına dayanan azınlıkların bulunduğu ve bunlar arasında ayrım gözetilmeyeceği hükmü Anayasa’nın 10 uncu maddesinde belirtilmişken SPY’nin 81 inci maddesinde bunların varlığını söylemenin kapatma nedeni olduğu belirtilmiştir.

Siyasal Partiler 81 inci maddesinde farklı dil, mezhep ve dinin olduğunu söylemenin kapatma nedeni olduğu belirtilmiştir. Bir ulusun varlığı, bu ulusun dili, ayrı bir dinin olması sosyolojik bir gerçekliktir. Bunu yok saymak subjektif olarak mümkünse de objektif olarak mümkün değildir. Yani 81 inci madde sosyal gerçekliğe aykırıdır. Siyasal Partiler Yasası’nın 69 uncu maddesi “kanunla yasaklanmış” dillerden bahsetmektedir. Yani Türkiye’de başka dillerin ve ulusun olduğunu dolaylı biçimde yasa kabul etmiştir. Bu dil ve ulusu Türkiye’deki iktidar ve muhalefet tanımıştır. Bu yasak Türkiye’nin toplumsal yapısına aykırıdır. Demokratik, barışçıl yöntemlerle sorunun çözümlenmemesi demokrasi dışında çözümler üretmeye zorlamaktadır.

2820 Sayılı SPY Anayasa’nın 10, 11, 12, 13, 14, 66, 68, 69 uncu maddelerine aykırıdır. Anayasa’nın geçici 15 inci maddesi iptali mümkün kılınmamaktadır. Ancak üstün olan Anayasa’nın hükümleri karşı karşıya geldiğinde Anayasa hükümlerinin uygulanması gerektiği kanısındayız. Anayasa Mahkemesi’nin Siyasal Partiler Yasası’nın Anayasa’ya aykırı hükümlerinin yerine Anayasa ve Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz.

Siyasal Partiler Yasası ve Toplumsal Meşruluk

Bugün Türkiye’nin Siyasal ve toplumsal yapısı 12 Eylül kalıntısı olan mevzuatın lafzı yorumunu aşmıştır. Artık fiili hukuk doğmuştur. Siyasal Partiler Kanunu’nun 81 inci maddesi Siyasal ve toplumsal ihtiyaçlara cevap vermemektedir. Bu maddenin uygulanması halinde Türkiye’de pek çok siyasal partinin kapatılmayla karşı karşıya gelmesi mümkündür.

Siyasal Partiler Yasası 81 inci maddesi,

Siyasal Partiler,

a- Millî veya dinî veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b- Türk dilinden veya kültüründen başka dil veya kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak… amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar denmektedir.

Fiili Durum incelendiğinde;

Hükümet programı,

“Yurttaşlar arasında kültür, düşünce, dil ve köken farkları olması doğaldır. Çeşitli etnik, kültürel ve dile ilişkin kimlik özelliklerini özgürce ifade edebilecek, özenle korunabilecek ve rahatça geliştirebilecektir.”

“… Herkesin kendi anadilini, kültürünü, tarihini, folklörünü dinî inançlarını araştırması, koruması ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamı içindedir.” denmektedir.

SHP Merkez Yürütme Kurulu raporunda; “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayanların Kürt kökenli olduğu” belirlendikten sonra, Kürt kökenli olan yurttaşların, kimliklerini her alanda özgürce geliştirme imkânı tanınması gerektiği belirtilmektedir.

Yasalar her ne kadar Kürt kimliğini yasaklamışsa da fiilen Kürt kimliği tanınmakta Türkiye Cumhuriyeti’nin tabu saydığı giderek zorlama teorilerle “Dağ Türk”ü “Kart-Kurt” vs. yaklaşımlarla bugüne kadar inkâr ettiği şöven ırkçı politikalar bırakılma yönünde artık Güneydoğu ve Doğu Anadolu Kürt halkının olduğu genel kabul görmekte iktidarıyla muhalefetiyle yeni çözümler aranmaya başlanmıştır.

– Sayın Cumhurbaşkanı

“Kuzey Irak’tan gelen Kürtler bizim ülkemizin Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerindeki vatandaşlarımızın akrabalarıdır” daha sonra “…Ben de Kürt kanı olabilir” ve nihayet “federasyon bile tartışılabilir…” demektedir.

– Sayın Başbakan “Kürt Realitesini” tanımaktadır.

– Sayın Vahit HALEFOĞLU da;

“Bugüne kadar Kürtlerin varlığını inkâr ettik yok saydık.

Uydurma tezler ürettik ve şimdi kabul ettik…” demektedir.

– Televizyon 6 ncı kanalı 15.11.1992 tarihli haber programının adını “Kürt Sorunu” koymaktadır.

Sayın İçişleri Bakanı İsmet SEZGİN 23.03.1993 tarihli SHOW TV deki açık oturumunda Kürtlerin kimlik, dil ve kültürel özgürlüklerine ilişkin sorunların tartışılacağını Anayasal değişikliklerinin yapılacağını belirtmiştir.

Yani fiili durum var olan mevzuatımızı aşmıştır. Ve Çifte standart uygulanmaması halinde Türkiye’de faaliyet yürüten MHP, DSP dışındaki Siyasal Partiler hakkında da kapatılma davası açılmasını gerektirmektedir.

Yukarıya aldığımız ifadeler ile, Başsavcılığın iddianameye aldığı ÖZDEP programındaki alıntılar karşılaştırıldığında bir farklılık bulunmamaktadır. Bu nedenle Hükümeti kuran SHP ve DYP’nin kapatılması için Başsavcılığın dava açması gerekmektedir. Aksi takdirde çifte standart uygulanmış olacaktır.

Siyasal Partiler, Parlamenter Demokrası, Düşünce ve Örgütlenme Özgürlüğü

“Siyasal parti dinamik bir organdır. Siyasal vücudun doktrin ve eylemleriyle örülü ideolojisi canlı tutar. Dinamizm belirli bir siyasal sistemle sınırlı olamaz.

Demokratik siyasal yaşamda, düzen değiştirici Parti programlarıda vardır. Ve bu Anayasa’nın güvencesi altındadır…” (Zafer Tunaya Siyasî Kanunlar ve Anayasa)

Aynı eserinde Tunaya “kişi, konusunun fikirlerini ve davranışlarını nasıl beğenmeyebilirse, hükümetin icraatını da” eleştirebilir. Değişmesini isteyebilir. Hatta içinde yaşadığı düzene başkaldırabilir. O zaman muhalefet siyasallaşır…”

Şu halde “muhalif”, yada “siyasal muhalefet” deyince akla geniş anlamda, siyasal iktidarı ellerinde bulunduranlara karşı olma yada karşı çıkma olgusu gelir…

“… Muhalefetin hukuk düzeyinde kabul edilip korunması rejimleri, bugün için, birbirinden ayıran en önemli ölçüttür…”

“İnsanlar tek ve resmî ideolojinin egemenliğinde yönetiliyorsa, o zaman her türünden düşünceleri açıklama ve örgütlenme bir haktır ve serbesttir. Bu çeşitliliği ve çoğulcu bir siyasal hayatı gerektirir. Çünkü daha demokratik siyasal hayat açıktır ve çoğulcudur.”

“İktidar ve Muhalefet toplumsal düzen içinde anlaşmışsa sorun yoktur…” Şimdi örneği değiştirelim. İktidardaki merkez partisi seçimleri kaybetse iktidara komünist ya da faşist parti geçse, sınırsız çok partili rejim içinde, faşist ya da komünist partinin kurulması yasal olduğuna göre, yeni iktidar ilke olarak, toplumsal düzeni değiştirecektir. Bu örnekte de, düzen içinde çalışan bir muhalefet, düzene karşı çalışmıştır. Ve düzen eskisi gibi devam etmeyecektir.

Her iki örnekte de muhalefet yasal planda, yani düzen içinde görülmektedir. Sf-88-344-345-346-347.

Yukarıda aldığımız uzun alıntıda ve diğer bilimsel yayınlarda da düzen içinde ve demokratik barışçıl yöntemlerle düzen değişikliğini savunmak bu yönde örgütlenmek mümkündür. ÖZDEP siyasal iktidardan demokrasiyi “Milletin ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile lâiklik anlayışını farklı yorumlamaktadır. Anayasa’nın başlangıç hükümleri ideolojik belge niteliğindedir. Anayasa’nın bu ideolojisini ÖZDEP diğer siyasal partilerden farklı tanımlamakta ve yorumlamaktadır. Ve çözüm önerilerini de bu tanımlama ve yorumlamaya bağlı olarak geliştirmektedir.

Anayasa’nın ideolojisini kabul etmek zorundamıyız’

Anayasa Mahkemesi 1963 yılında verdiği bir kararda, Anayasa’ya uygun düşünmek zorunda olduğumuzu, demokratik temel hak ve özgürlükleri bu ideolojiye uygun olarak kullanabileceğimizi belirlemiştir. Düşünce hürriyeti tarihini incelediğimizde iktidarı elinde bulunduran egemenler kendi düzenlerine karşı gelişen muhalefeti bastırmak için kendilerine meşruluk dayanağı aradığı görülmektedir. İlk dönemlerde siyasal iktidara muhalefet eden güçler iktidarın Tanrıdan krala verildiği belirtilerek muhalefet tanrıya karşı gelmekle suçlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde Muhalefet komünistlikle suçlanarak bastırılmıştır. TCK’nun 141, 142. maddeleriyle ilgili Türkiye’deki uygulamalarda bunu göstermektedir. “Cinsel Özgürlüğü”, “Şeriat Düzeni” isteyenler komünizm propogandası yapmakla suçlanmıştır.

Türkiye’de son dönemde iktidara muhalefet eden resmî ideoloji dışında çözüm üreten baskı grupları bölücülükle suçlanmaktadır. Amaç muhalefeti bastırmaktır. HEP ile ittifak eden SHP hakkında da bölücülük suçlamasında bulunulmuştur.

Yukarıya aldığımız uzun alıntıda belirlendiği gibi düzen üzerinde mutabık kalındıktan sonra düzenin değiştirilmesini savunan siyasal partilerin kurulması da mümkündür. ABD yüksek mahkemesi 1945 yılında verdiği bir kararında “Halkı zararlı düşüncesine karşı korumak devletin ne görevidir ne de hakkıdır. Anayasa koyucuları bizim adımıza doğruluk ile yanlış arasında bir ayrım yapmak için hiç bir yönteme güvenmediklerinden gerçeği aramakta herkesin klavuzu yine kendi olmak gerekir…” (H.ÇELENK 98.14)

Yüksek Mahkeme 1957 tarihli kararında benzer görüşlere yer vermiştir. Federal Almanya’da Anayasa çok sert hükümler tanımasına rağmen ayrı görüşleri kabul etmektedir.

Türkiye’de kapatılan siyasal partilerin kapatılma gerekçeleri Anayasa’nın ideolojisini benimsememeleri, demokrasiyi Anayasa koyucuları gibi yorumlamamalarıdır. Ve Anayasa’nın anti-demokratik olan yasalarını değiştirmek istemeleridir. Aşağıda daha geniş açıklayacağımızdan sadece bir örnek vermekle yetiniyoruz. Lâiklik ilkesi Batı toplamlarında uzun mücadeleler sonucu kabul edilmiştir. ÖZDEP batı demokrasilerindeki yorumlanışının toplum ihtiyaçlarına uygun olduğunu düşünmektedir. Bu yorumlanış nedeniyle ÖZDEP hakkında kapatılma nedeni sayılmaktadır.

Yukarıda da açıkladığımız gibi, Anayasa’nın ideolojisinin benimsenmesi halinde, örneğin lâikliği iddia makamı gibi yorumlamak için Anayasal güvenceye gerek yoktur. Pozitif hukukta zaten böyle yorumlanmaktadır. Demokratik toplum düzeninden bahsetmek için farklı yorumlama özgürlüğünün olması gerekmektedir.

Demokratik çoğulcu bir toplumda resmî ideolojinin tanımlandığından farklı olarak kavramları tanımlamanın kapatılma davası konusu edilmesi “azınlık hakkı”nın tanınmaması anlamını ifade eder. Düşünce ve örgütlenme hürriyetinin olmadığı bir toplum özgür bir toplum değildir.

“Devletin ülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğü”

“Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir” ilkesinin bir sonucudur. Bu ilke milletin kendi ülkesi üstünde en üstün güç olduğunu ve dışa karşı ise bağımsızlığı ifade etmektedir.

Yukarıya aldığımız bu iki ilke 12 Eylül darbecileri gibi yorumlandığı takdirde,

a- Ülke-Ulus-Devlet ve devlet bütünleştiğinden vatan ve toprak bütünleştiğinden “Dolayısıyla ne kadar küçük olursa olsun ülke topraklarından bir parçanın yabancılara terkedilmesi… Anayasa’nın 3 üncü maddesindeki “Bölünmezlik” böyle bir egemenlik devrine elverişli sayılabilecek şekilde değiştirilmesi gerekir”

(M. Sosyal Anayasa’nın anlamı Sf. 181)

b- Yerel yönetimlerin geliştirilmesi de bu ilkeye ters düşmektedir.

c- Federal sistem olanaksızlaşır.

d- AET’ye girmek istemek bu ilkeye aykırıdır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’de yabancı üstler var. Dışişleri bakanı “ABD öyle istedi” diyebilmektedir. Ayrıca Türkiye AET’ye girmek için büyük çaba harcamaktadır.

Millet kavramını Anayasa koyucu “vatandaşlık bağıyla” tanımlanmıştır. Ancak halkların mozayiği durumundaki Anadoluda özgür yaşamak, hak ve ödevlerden yararlanmak için “Ne Mutlu Türküm” demek gerektiğini ısrarla belirlemektedir. T.C. vatandaşı olmak ayrı şeydir. Türk kökenden olmak farklı şeydir. Kimliğinin yok sayılmasını hiç bir sosyolojik topluluk, şimdiye kadar hiçbir toplumda kabul etmemiştir.

Çağdaş demokrasiler incelendiğinde, Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, İsviçre vs. ülkelerde birden fazla halkın birlikte yaşadığı görülmektedir. Bu halklar kendi kültürlerini

geliştirmekte, kendi dillerini kullanabilmektedir. Halkların kendi dillerini, kültürlerini, özgürce geliştirmeleri bu ülkeleri bölmedi.

Demokratik olmayan, yasakçı, baskıcı, otoriter toplumlarda ise, halklar uluslaşma ile tanıştıktan sonra iç savaşlar çıktı, kanlı çarpışmalardan sonra bağımsız küçük devletler oluşmaya başlamıştır.

ÖZDEP çağdaş demokratik hukuka saygılı ve hoşgörülü bir toplum düzeni istemektedir. Çözümleri barışçıl ve demokratiktir. Bölücülük bölge halkını potonsiyel suçlu olarak görmekte ve otoriter devlet yapısından kaynaklanmaktadır. ÖZDEP siyasal iktidarların bölücü politikalarına karşı halkların gönüllü birlikteliğini savunmaktadır.

ÖZDEP lâiklik ilkesini tarihsel gelişmesine göre geldiği en son evredeki biçimiyle yorumlamaktadır. Lâiklik “Din ve Devlet İşlerinin birbirinden ayrılması olarak” tanımlanmaktadır. ÖZDEP bu ilkenin tanımına göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Genel İdare içinde olmaması gerektiği kanaatindedir. Siyasal partiler

Yasası’nda belirtilen lâiklik anlayışı Türkiye’nin toplumsal yapısına uygun düşmemektedir. 1982 Anayasası’nın kabülünden sonra toplumda şeriata hızlı bir yönelme olmuştur. Bunun nedeni Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde olmasıdır. İmam hatip liselerinden mezun olanlar devletin kilit noktasına yerleşmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla Hanifi mezhebinin propogandası yapılmaktadır. Din dersleri zorunlu okullarda kabul edilmiş ve bu derslerde Hanifi mezhebinin kabulüne göre İslam yorumlanmaktadır. Alevi köylerinde camiler yapılmaktadır. Güneydoğu ve Doğu Anadoluda irşat toplantıları devlet tarafından yapılmaktadır. Devlet 12 Eylül’den sonra Kürt kökenli vatandaşların yaşadığı bölgelerde uçaklarla şeriat bildirilerini atmaktadır. ÖZDEP bu yanlış anlayışa Lâiklik ilkesinin çağdaş yorumlayışıyla çözüm üretmektedir. Bu nedenle kapatma davasının red edilmesi gerekmektedir.

Sonuç ve İstem

1- Anayasa’nın geçici 15 inci maddesinin davamızda uygulanmaması, Siyasal Partiler Kanunu Anayasa’ya aykırı olduğundan yukarıda belirttiğimiz Siyasal Partiler Kanununun 68, 69 ve 78 inci maddelerinin iptaline,

2- Siyasal Partiler Kanunu Anayasa’nın geçici 15 inci maddesindeki himayeden yararlanılmasına karar verildiği takdirde, üstün olan Anayasa hükümleri ile, Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşme hükümleri ile evrensel hukuk ilkelerinin davamızda uygulanmasına,

3- Dava Siyasal Partiler Kanunu’nun 9 uncu maddesine uyulmadan açıldığından dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesine,

4- Siyasal Partiler Kanunu’nun 98 inci maddesi delaletiyle CMUK 387 nci maddesinin uygulanarak duruşma yapılmasına,

5- Parti hakkında açılan kapatma davasının reddedilmesine karar verilmesini saygılarımızla talep ediyoruz.

6- Esas hakkındaki savunmamızı saklı tutuyoruz.” denilmektedir.

III- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.5.1993 günlü, SP.42.Hz. 1993/10 sayılı Esas Hakkındaki Görüşünde aynen:

“Davalı Özgürlük ve Demokrasi Partisi hakkında 29.1.1993 tarihli iddianamemizle açılan dava dolayısıyla Yüksek Mahkemenizce istenilen esas hakkındaki görüşümüz aşağıda sunulmuştur. Ancak, öncelikle şu konuyu açıklamamız gerekir; Her ne kadar ön savunmanın 2. sayfasında, davalı parti programının Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası (bundan böyle SPY olarak belirtilecektir)nın kimi maddelerine aykırı olduğu ve bunun bir mihrak oluşturduğu nedeniyle SPY’nın 103. maddesi uyarınca kapatılmasının talep edildiği ifade edilmekte ise de, davanın hangi kapatma sebeplerine dayandığı iddianamenin “dava” ve “sonuç ve istem” bölümlerinde belirtilmiş olup, gerek bu bölümlerde, gerekse metin kısmında mihrak oluşturmaktan ve SPY’nın 103. maddesinden hiçbir şekilde söz edilmediğinden, ön savunmadaki bu beyanların gerçekle ilgisi bulunmamaktadır.

Ön savunmada ileri sürülen belli başlı hususlara karşı Cumhuriyet Başsavcılığımızın görüşleri şöyledir:

1- Davanın SPY’nın 9. maddesine aykırı olarak açıldığı iddiası;

Anılan yasanın sistematiğine göre, 9. maddenin, siyasî partilerin teşkilatlanması başlıklı ikinci kısmının, kuruluş aşamasına ilişkin hükümleri içeren birinci bölümünde yer aldığı ve “Cumhuriyet Başsavcılığının partilerin kuruluşunu denetlemesi” matlabını taşıdığı görülmektedir. Bu madde hükmü uyarınca, Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu ve belgelerin tamam olup olmadığını inceler. Bunlarda herhangi bir eksikliğin tesbit edilmesi halinde giderilmesini, ayrıca ek bilgi veya belgeye lüzum görürse gönderilmesini ister. Eksikliğin belirli süre içinde giderilmemesi ya da istenen ek bilgi ve belgelerin gönderilmemesi halinde, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu hükümle Cumhuriyet Başsavcılığının partileri denetleme görevinin içeriği ve sınırları belirlenmiş olmaktadır. Şu halde, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ile verilmesi gerekli bilgi ve belgelerde eksiklikler tesbit edilmesi durumları arasında fark gözetilmiş ve her biri ayrı hukuksal sonuçlara bağlanmış olmaktadır. Yani, Cumhuriyet Başsavcılığınca tesbit edilen eksikliklerin giderilmesi, lüzumlu görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi yazıyla istenmedikçe, bu nedenle siyasal partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanamamasına, başka deyişle, yazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğinde olmasına karşılık; kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olmaları nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104. madde hükmü dışında, böyle bir ön koşulunun varlığına bağlı tutulmamıştır.

Öte yandan; anılan maddedeki, Cumhuriyet Başsavcılığına verilen, kuruluş aşamasında tesbit edilen eksikliklerin giderilmesi ya da gerekli görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi için yazılı istemde bulunma ödevinin, tüzük ve programlarının tamamen veya kısmen SPY’nın dördüncü kısmındaki yasaklamalara aykırı olması halinde de geçerli olduğu kabul edilecek olursa, bu koşul yerine getirilmedikçe 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle doğrudan kapatma davası açılması olanaksız hale gelecektir ki böyle bir sonucun SPY’nın kabul ettiği esaslarla çeliştiğinde kuşku yoktur. Yüksek Mahkemenizin 25.10.1983 gün, E.1983/2 (Parti Kapatma), K.1983/2 sayılı; 8.12.1988 gün, E.1988/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1988/1; 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1992/1 sayılı kararları da bu yoldadır.

Bu durum karşısında, Cumhuriyet Başsavcılığımızca davalı parti hakkında açılmış olan dava, SPY’nın dördüncü kısmında yer alan 78. maddenin (a) bendi, 81. maddenin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine dayanmakta olup 101. maddenin (a) bendi gereğince kapatılması istenmekte olduğundan, davanın SPY’nın 9. maddesi gereğince Cumhuriyet Başsavcılığımızca uyarı yapılmadan açılmış olduğuna ilişkin davalı partinin savunması yerinde değildir.

2- Yargılamanın duruşmalı olarak yapılması isteği;

Anayasanın, Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usullerini düzenleyen 149. maddesinin son fıkrasında, Mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceleyeceği hükmü kabul edilmiştir. Aynı kural, SPY’nın 98. maddesinin ilk fıkrasında kapatma davasından açıkça söz edilmek suretiyle tekrarlanmış, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın 33. maddesinde de Anayasadaki hükme paralel olarak siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası hükümleri uygulanmak suretiyle dosya üzerinde incelenip karara bağlanacağı esası getirilmiştir.

Ancak, gerek SPY’nın, gerekse 2949 sayılı yasanın sözü edilen maddelerinde, Anayasa Mahkemesine, gerek gördüğü durumlarda sözlü açıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanları çağırma yetkisi tanınmış bulunmaktadır. Öngörülen usulde, kapatma davalarında Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının uygulanacağı kabul edilmiş, ancak duruşma yapılması öngörülmemiştir. Uygulanacak yöntem yönünden Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasına gönderme yapılması, o yasada yer alan her yargılama kuralının uygulanması anlamında olmayıp, “duruşma” dışında davanın bünyesine uygunluk gösteren kuralların uygulanacağını belirtmek amacıyladır. Birer özel yargılama hukuku hükmü niteliğinde olan ve kamu düzenini ilgilendiren bu Anayasal ve yasal düzenleme karşısında, Yüksek Mahkemenize ilgilileri dinleme yetkisini kullanma bakımından tanınmış olan takdir hakkı saklı kalmak üzere, parti kapatma davalarında duruşma açılması mümkün bulunmadığından, davalı partinin bu yöne ilişkin isteğinin reddi gerekir.

3- Anayasanın geçici 15. maddesinin davada uygulanmaması, SPY’nın 68, 69 ve 78. maddelerinin iptali isteği;

SPY’nın tamamının ya da kimi maddelerinin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülmesine veya bu hususun re’sen nazara alınmasına Anayasanın geçici 15. maddesinin son fıkrası hükmü olanak vermediğinden, ön savunmada, öncelikle bu hükmün davada uygulanmaması istenmektedir. Sözü edilen hükümde, maddenin birinci fıkrasında belirtilen 12.9.1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süreye gönderme yapılarak, bu dönem içinde çıkarılan yasaların, yasa hükmünde kararnamelerin ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği belirtilmiş ve böylece yetkili organca kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar Anayasaya uygunluk denetimi yoluyla bu hükümlerin tartışılmasının önlenmesi biçiminde bir siyasal tercih ortaya konmuştur.

Yüksek Mahkemenizin 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1992/1 sayılı kararında belirtildiği gibi, yasaların yorumlanması ve uygulanmasında bir yasa kuralının ihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen ve birbiriyle çelişen bir Anayasa ve yasa kuralının bulunması gerekir. Geçici 15. madde, Anayasanın bütünlüğü içinde bir çelişkinin değil, bir ayrık durumun ifadesidir.

22.4.1983 günlü SPY, 12.9.1980 ile 6.11.1983 tarihinde yapılmış olan genel seçimden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının oluşması arasındaki dönemde kabul edilmiş olduğundan, geçici 15. maddenin son fıkrası hükmü kapsamında bulunmaktadır. Böyle olunca, Anayasal koruma altına alınmış olan söz konusu yasanın (kapatma davasıyla ilgisi bulunmadığı halde ön savunmada zikrediliş sebebi anlaşılamayan 68. ve 69. maddeleriyle) 78. maddesinin Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez. Ancak, hiç kuşku yok ki söz konusu kural, Anayasanın temel ilkeleri ve bu ilkelerin dayanağını oluşturan hukukun ana kurallarıyla uyum gösterecek biçimde yorumlanmalıdır.

Öte yandan; yine Yüksek Mahkemenizin yukarıda işaret olunan kararında ifade edildiği üzere, SPY’nın getirdiği yasaklar Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatma nedenlerinin somutlaştırılması olarak düşünülmelidir. Bu hükümler “ulusal devlet niteliğinin korunması” ilkesinin yaptırımlarıdır. Çünkü, Anayasanın 69. maddesinin son fıkrasında, “siyasî partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.” denilmektedir. SPY’ndaki yasaklamaları kabul etmekle yasakoyucu da Anayasanın öngördüğü düzenlemeyi gerçekleştirmiştir.

Belirtilen nedenlerle, Anayasanın geçici 15. maddesi ile SPY’nın 78. maddelerinin davada uygulanmaması ve 78. maddesinin iptali isteği yerinde bulunmamaktadır.” denildikten sonra, iddianamedeki görüşler tekrarlanmakla birlikte ilgili bölümlerinde ek olarak;

……………………………………………………

“Siyasal partilerin uymaları gereken esasların Anayasada düzenlenmesi, faaliyetlerinin Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan derneklerden ayrı tutulmaları ve demokratik hayatın vazgeçilmez ögeleri sayılmalarının sonucudur. Ancak, siyasal partilerin yukarıda değinilen tanımı ve amaçları onların faaliyetlerinde istedikleri gibi davranabileceklerini göstermez. Yüksek Mahkemenizin 10.7.1992 gün, E.1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), K.1992/1 sayılı kararında da değinildiği gibi, “… siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir…

“…Devletlerin de saldırı ve ondan doğacak tehlikelerden kendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel bir haktır.”

“Devletler Hukukunda, genellikle, “devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek, bağımsızlığına ve geçerli (mesnî) yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıp uygulamak” yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak ve özgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, devletin ögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her türlü çabayı kapsar… Dayandığı temelleri korumak amacıyla hukuk içinde aldığı önlemler nedeniyle bir devletin kusurlu bulunup suçlanması düşünülemez…”

…………………………………………………..

“Anayasa Mahkemesi’nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar 1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi:

1921 Anayasasından 1961 Anayasası’na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilke olan (Türk Devleti’nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde saptanan biçimi ile Misak-ı Millî kurallarında dayanağını bulmaktadır.

Misak-ı Millî’nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça aykırılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde Kürt halkından hiçbir zaman sözedilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşması görüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî’nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklar sayılırken “Kürt” ayrımına yer verilmemiştir.

Bu durum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımı olmaktadır. Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk’ün ulus anlayışında bulmaktayız. Atatürk’ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında: “Bugünkü Türk Milleti, siyasî ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lâzlık fikri ve Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahip bulunuyorlar” demiş ve “ulus”u “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” biçiminde tanımlamıştır.”

“Anayasa Mahkemesi’nin 27.11.1980 günlü, 1980/59 sayılı kararında da “…Anayasa’da ırkçılık, turancılık ya da din veya mezhep doğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışının” benimsendiği vurgulanmıştır.

“Türkiye Cumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiş ve bu kuram Anayasalarda temel ilke olarak yer almıştır. Atatürk Milliyetçiliği, ülke ve ulus bütünlüğünü koruyan temel ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenlikle bağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan Atatürk Milliyetçiliği toplumsal dayanışmanın gücencesidir. Atatürk Milliyetçiliği, yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynı zamanda ulusal varlığın korunmasına ve yüceltilmesine hizmet edecek yaşam anlayışı ve biçimidir. İnsancıl uygar ve barışçıdır. Kardeşliği, sevgiyi, dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar…”

……………………………………………………

“Anayasanın Başlangıç kısmında yer alan, Anayasanın … hiçbir düşünce ve mülahâzanın … Atatürk ilke ve inkılâpları karşısında koruma göremeyeceği … fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanması gerektiğine dair hüküm, Anayasayla gerçekleştirilmek istenen ana ilkelerden birini ifade etmektedir. 174. maddede ise, Atatürk devrimlerinin Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Cumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güttüğü belirtilmiş, ulusun etrafında toplandığı fikirler nüvesi niteliğindeki bu devrimlerin birer ifadesi olan yasaların Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı kuralı getirilerek lâik devlet düzeni korunmak istenmiştir

Kabul edilen bu esaslar, gerçekleştirilmek istenen çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma amacını engelleyebilecek ve zorlaştırabilecek hiçbir hak ve özgürlüğe Anayasada yer verilmediğini ve lâiklik ilkesine ilişkin kuralların bu amaç doğrultusunda anlaşılması gerektiğini göstermektedir.

Devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğü ve lâiklik ilkeleri ile dili konusundaki bu düzenlemelerin yaptırımını oluşturmak üzere, Anayasanın 4. maddesiyle bu konulardaki ilkeleri belirleyen 2. ve 3. maddelerinin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği hükmü getirilmiş; siyasal partiler yönünden de, 68. madde ile, tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğine, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı, 69. madde ile de 14. maddede belirtilen sınırlamalara aykırı davranan partilerin kapatılacağı kabul edilmiştir.”

……………………………………………………

“Yüksek Mahkemenizin siyasal partilere ilişkin 16.7.1991 gün, E.1990/1, K.1991/1 sayılı ve 10.7.1992 gün, E. 1991/2, 1992/1 sayılı kararlarında belirtildiği gibi, “… Kimi siyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum ve bahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılan sakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet “TEK”tir, ülke “TÜM”dür, ulus “BİR”dir. Ulusal birlik; devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa’da ve yasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin, her zaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Çağımızda da farklı etnik grupların birlikte uluslaşması ve devletleşmesi uluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyet Devleti için farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur. Ulus birliğini bölmek; belli toprak parçasını bir ırktan gelenlere maletmek , etnik arındırma yapmak anlamına gelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerle bağdaştırılması olanaksızdır. Ülkenin her köşesinde her vatandaş aynı koşullar içinde yaşamaktadır. Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştirici çağdaş bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına, din, kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarının sadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil, ayrımsız olarak bütün vatandaşlara eşit olarak uygulanması esastır. Siyasal açıdan önemli olan soy değil, ulusal topluluktan olmaktır. Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındaki insan hakları dışında özel haklara sahip olmak isterse, bu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnız bir köken değil, aynı zamanda ayrı ulusal bir topluluk olması anlamına gelir. Bu ise, ulus bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.

“Devlet, ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçle ulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olguları korumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğu tartışılamaz…” denilmiştir.

IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI

Davalı Siyasî Parti esas hakkında savunma yapmamıştır.

V- DAVANIN EVRELERİ

  1. Davanın açılması üzerine Anayasa Mahkemesi’nce 23.2.1993 günü oybirliği ile alınan 1993/1 (S.P.Kapatma) sayılı kararı aynen şöyledir:

“a- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin kapatılması istemli 29.1.1993 günlü, SP.42 Hz.1993/10 sayılı iddianame’nin onanlı bir örneğinin, almalarından başlayarak otuz günlük süre içinde, gerekli görülürse dosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak Anayasa Mahkemesi’ne göndermeleri için adı geçen Parti Genel Başkanlığı’na tebliğine,

b- Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,

c- Ön savunma geldiğinde esas hakkında düşüncelerini bildirmek üzere onanlı bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

d- Esas hakkındaki düşüncenin onanlı bir örneğinin, ilgili Partiye tebliğiyle yine otuz gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine,

e- Verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,

f- Anılan Parti’ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için karar örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

  1. Anayasa Mahkemesi kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinin onanlı örneklerinin Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ne 25.2.1993 günü tebliğ edilmesinden sonra ÖZDEP vekilleri Av. Mehmet Nuri Özmen, Av. Hıdır Özcan, Av. Mehmet Bakır Asma ve Av. Mehmet Tekgöz, Anayasa Mahkemesi’ne sundukları 29.3.1993 günlü ön savunmalarında Anayasa’nın geçici 15. maddesinin davada uygulanmaması yoluyla Siyasî Partiler Yasası’nın 68., 69. ve 78. maddelerinin iptal ya da ihmal edilip uygulama dışı bırakılarak Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerin ve evrensel hukuk ilkelerinin davada uygulanması; dava Siyasal Partiler Yasası’nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına iadesi; Siyasal Partiler Yasası’nın 98. maddesi yoluyla CMUK’un 387. maddesi uygulanarak duruşma yapılması ve Parti hakkında açılan kapatma davasının reddedilmesini istemişlerdir.
  2. Cumhuriyet Başsavcılığı, 4.5.1993 günü SP. Muh.1993/52 sayılı yazı ile ÖZDEP’in Kurucular Kurulunun 30.4.1993 günlü toplantısında Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin kendini feshettiğini Anayasa Mahkemesi’ne bildirmiş ve bu yazıya Parti Genel Merkezinden alınan 30.4.1993 gün ve 993-314 sayılı yazı ve Ekinin birer örneğini eklemiştir.

VI- GEREKÇE

  1. Ön Sorunlar Yönünden

Davalı Siyasî Parti Ön Savunmasında :

  1. Dava, Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından bu usulsüzlüğün giderilmesi
  2. Yargılamanın Siyasî Partiler Yasası’nın 98. maddesi yoluyla CMUK’un 387. maddesi uygulanarak duruşmalı yapılması
  3. Davada Anayasa’nın GEÇİCİ 15. maddesinin uygulanmaması, Siyasî Partiler Yasası’nın 68., 69., 78. maddeleri Anayasa’ya aykırı olduğundan bu maddelerin iptali, bu olmazsa üstün olan Anayasa hükümleri ve uluslararası sözleşmelerle evrensel hukuk kurallarının uygulanması İstenmiştir.

Öncelikle bu ön sorunların çözümü gerekmektedir. Ancak bunlardan da önce üzerinde durulması gereken konu şudur: ÖZDEP Kurucular Kurulu 30.4.1993 gün ve 993-314 sayılı yazı ile Parti’nin feshedildiğini belirtmiştir. Bu kapanma kararından sonra da ÖZDEP Esas Hakkındaki Savunmasını hazırlamamıştır. O halde, bu kapanma kararının davaya etkisi üzerinde durmak gerekir.

1- Parti’nin Yetkili Organınca Verilen Kapanma Kararının, Kapatmaya İlişkin Hükmün Sonuçlarına Etkili Olup Olamayacağı Sorunu

22.4.1993 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 108. maddesi aynen şöyledir: “Bir siyasî partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra o partinin yetkili organı tarafından verilen kapanma kararı, Anayasa Mahkemesi’nde açılmış bulunan kapatma davasının yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara hükmedilmesine engel değildir.”

O halde, ÖZDEP’in Kurucular Kurulunun 30.4.1993 günlü toplantısında alınan kapanma kararı davanın yürütülmesine, sonuçlandırılmasına ve hukuki sonuçlara hükmedilmesine engel değildir.

ÖZDEP’in kapanmasından sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Esas Hakkındaki Düşüncesinin onanlı bir örneği 13.5.1993 günü kendilerine tebliğ edilmesine karşın süresi içinde savunma verilmemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 23.2.1993 günlü kararında “verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunmadan kaçınmış sayılacakları” belirtildiğinden ÖZDEP, esas hakkında savunma yapmadan vazgeçmiş sayılmıştır.

2- Davanın Siyasî Partiler Yasası’nın 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılıp Açılmadığı Sorunu

Davalı Siyasî Parti ön savunmasında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesine göre partiye ihtarda bulunmasının gerektiği belirtilerek bu yapılmadığından dosyanın iadesini istemiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki görüşünde 2820 sayılı Yasa’nın 9. maddesi gereğince Parti’ye uyarıda bulunmasına gerek olmadığını, davanın Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Partilerin faaliyetlerini incelemesini öngören Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesine dayandırıldığını, uyarının eksiklik ve noksanlıklar için olduğunu Anayasa ve yasalara aykırılığın bu kapsama girmediğini bildirmiştir.

Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesine göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kurulan partilerin, tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa’ya ve yasa hükümlerine uygunluğuna ve ayrıca, verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarından sonra öncelikle ve ivedilikle incelemek durumundadır. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeye dayanarak saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasının yaptırımı da, siyaasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasıdır. Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partileri denetleme görevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan maddede, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ya da bunlarda noksanlıklar saptanması durumları birbirinden ayrılmış ve değişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyle ki: Cumhuriyet Başsavcılığı’nca saptanan noksanlıkların giderilmesi, gerekli görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanmamasına, yani yazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğini almış olmasına karşı, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa’ya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104. madde dışında böyle bir önkoşula bağlanmamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin programının SPY’nın Dördüncü Kısmı’nda yer alan 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine aykırılığı nedeniyle kapatılmasını istemektedir. Bu nedenle Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na noksanlıkların giderilmesi ile ilgili olarak tanınan yetkiyi yasaya aykırılıkları da kapsayacak bir duruma getirmek ve bu hususu bir dava koşulu olarak kabul etmek, siyasî partilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin Yasa’nın Dördüncü Kısmındaki “Siyasî Partilerle ilgili Yasaklar”a aykırı durumlarda, bu koşul yerine getirilmeden, doğrudan 100 ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermemek anlamına gelir. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca uyarı yapılmadan açılmış bulunan davanın Yasa’nın Dördöncü Kısmı’nda yasaklanan nedenlerden ileri gelmesi nedeniyle davalı Parti’nin talebi yerinde değildir.

Mustafa GÖNÜL bu görüşe katılmamıştır.

3- Yargılamanın Duruşmalı Olarak Yapılması Sorunu

Davalı Parti, davanın Siyasî Partiler Yasası’nın 98. maddesi yoluyla CMUK’un 387. maddesinin uygulanarak duruşmalı yapılmasını istemiştir.

Siyasî partilerin kapatılma davalarında, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası uygulanmak suretiyle dosya üzerinden incelenip karara bağlanması 2949 sayılı Yasa’nın 33. ve 2820 sayılı Yasa’nın 98. maddeleri gereğidir.

Anayasa’nın 149. maddesinin son fıkrasında, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri Anayasa Mahkemesi’nin dosya üzerinden inceleyeceği hükmü yer aldığından CMUK’nun duruşmayla ilgili kuralları siyasî partilerin kapatılması davalarında uygulanmaz.

Bu nedenle Davalı Parti’nin duruşma yapılması talebi reddedilmiştir.

4- Anayasa’nın GEÇİCİ 15. Maddenin Uygulanmaması Yoluyla Siyasî Partiler Yasası’nın İlgili Kurallarının İptal ya da İhmal Edilerek Uygulama Dışı Bırakılması Sorunu

Davalı Parti, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin davada uygulanmamasını ve böylece Siyasî Partiler Yasası’nın 68., 69. ve 78. maddelerinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Ancak 2820 sayılı Yasa’nın 68. ve 69. maddeleri davada uygulanacak kurallardan değildir.

Davalı Partinin bu görüşleri öbür kapatma davalarında da diğer partilerce çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa’ya aykırılıkların iddia edilememesi yönünden bir zaman ayrımı yapılmamış, üçüncü fıkrada yer alan “bu dönem” sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar için de Anayasa’ya aykırılık savında bulunulamayacağı öngörülmüştür. Geçici maddeler uygulama süreleriyle değil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilmelidir. Geçici maddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş bir zaman dilimine yayılmasını sağlar. Geçici maddelerle temel hükümlerin farkı budur. Hukuksal değer bakımından ise, geçici maddelerle temel hükümler arasında bir farklılık bulunmamaktadır. Anayasa’nın açık olarak düzenlediği bir konunun Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanmaması düşünülemez. Bu nedenle, Anayasa’nın geçici 15. maddesine göre, 12 Eylül 1980’den ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya (6 Aralık 1983) kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğinden, bu dönem içinde çıkarılmış bulunan 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun Anayasa’ya aykırılığı savında bulunulamaz.

Öte yandan, Parti’nin Ön Savunmasında “2820 Sayılı SPY Anayasa’nın 10, 11, 12, 13, 14, 66, 68, 69 uncu maddelerine aykırıdır. Anayasa’nın geçici 15 inci maddesi iptali mümkün kılınmamaktadır. Ancak üstün olan Anayasa’nın hükümleri karşı karşıya geldiğinde Anayasa hükümlerinin uygulanması gerektiği kanısındayız. Anayasa Mahkemesi’nin Siyasal Partiler Yasası’nın Anayasa’ya aykırı hükümlerinin yerine Anayasa ve Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz.” denilmektedir.

Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatma nedenleri sınırlıdır. Siyasî partilerin kapatılabilmeleri, örgütlenme ve siyasî faaliyette bulunma özgürlüklerine getirilen önemli bir sınırlamadır. Kapatma nedenlerinin Anayasa’da gösterilmiş olması, sınırlanmasını yasalarla genişletilmesini önlemek ve bir anayasal güvence sağlamak amacına dayanır. Bu nedenle, Siyasî Partiler Yasası’nda partilerin yasaklanma koşullarına yenilerini getirerek genişletmek Anayasa’yla bağdaşamaz. Kural, partilerin özgürce kurulma ve faaliyette bulunmalarıdır. İstisna ise bunların kapatılmalarıdır. Anayasa’da da öngörüldüğü gibi siyasî partiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez öğeleridir. Anayasa partilerin kapatılma nedenlerini kendisi düzenlemiş bu konuyu yasakoyucunun takdirine bırakmamıştır.

Davalı parti proğramının, Siyasî Partiler Yasası’nın 78., 81. ve 89. maddelerinde öngörülen devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı bulunması nedeniyle kapatılması istenmektedir.

Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrası, partilerin kapatılması konusunu da içerecek olan yasal düzenlemenin, partilere ilişkin Anayasa kurallarına uygunluğunu aramaktadır. Bu sorunu, Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinin gereklerini yerine getirmek amacıyla yürürlüğe konulan Siyasî Partiler Yasası’nın 78., 81. ve 89. maddeleriyle birlikte tartışmak Anayasa’nın geçici 15. maddesinin açıklığı karşısında olanaksızdır.

Bir yasa kuralının ihmalinin söz konusu olabilmesi için aynı konuyu düzenleyen ve birbiriyle çelişen bir yasa ve Anayasa kuralının bulunması gerekir. Bu durumda çözümün Anayasa kuralları yönünden aranması doğaldır. Anayasa’nın geçici 15. maddesinin varlığı, Anayasa’nın tümlüğü içinde bir çelişkiyi değil bir ayrık durumu yansıtmaktadır. Geçici 15. maddenin içeriği, konuyu açık biçimde ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi’nin bu kuralı yok sayması olanaksızdır.

Bir yasa kuralının ihmali, incelenmekte olan işle uygulanması sözkonusu kural hakkında iptal davası açılmamış olsa bile o kuralın Anayasa’ya aykırılık nedeniyle iptal edilebilecek nitelikte olması koşuluna bağlıdır.

Sözkonusu kuralların, Anayasa’nın geçici 15. maddesi karşısında, Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmasının olanaksızlığı nedeniyle ihmal edilmeleri de sözkonusu olamaz.

Bu nedenlerle davalı Parti’nin, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin davada uygulanmaması yoluyla Siyasî Partiler Yasası’nın ilgili kurallarının iptal ya da ihmal edilerek uygulama dışı bırakılması savı ve istemi yerinde görülmemiştir.

Mustafa GÖNÜL bu görüşlere katılmamıştır.

  1. ESAS YÖNÜNDEN
  2. Genel Açıklama

Genel ve eşit oy hakkı; çoğulcu, katılımcı kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaş demokrasilerde yurttaşların devlet yönetimine katılmalarının temel koşuludur. Bu yolla söz sahibi olup etkinlik kazanma olanağı elde edilirse de kişilerin ayrı ayrı güçleriyle sonuç almaları güçtür. Bireysel iradeleri birleştirip yönlendirerek onlara ağırlık kazandıran özgün kuruluşlara gereksinim duyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal tercihleri birleştirip açıklık ve güç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak ve özgürlükleri güvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasal ilkeler doğrultusunda kamuoyu oluşturarak ulusal yaşama daha çok aydınlık getirmek yönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.

Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında “Siyasî partiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” ilkesine yer verildikten sonra üçüncü fıkrasında da “Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.” denilmektedir.

Siyasal partilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bu konuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür.

Siyasal partilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir. Siyasal partiler, belli siyasî düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşumunda önemli etkinliği olan siyasî partiler, yurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somutlaştıran hukuksal yapılardır.

Demokrasinin simgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen özgürlük ve hukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasî partilerin, devlet yönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle, Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı görerek, kurulmalarından başlayıp çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemekle kalmamış, Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasa’da belirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenleneceğini öngörmüştür.

Anayasa’nın anılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Patiler Yasası çıkarılmış; siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılı kurallar getirmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa’da da yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca izleneceği ve gerektiğinde kapatılmaları için Anayasa Mahkemesi’nde dava açılacağı öngörülmüştür.

Siyasal partilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istediklerini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa’nın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti… demokratik… bir hukuk devletidir.” denilmektedir.

Hukuk devleti, Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında yinelenip vurgulandığı üzere insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak bu düzeni sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, tüm davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine açık olan devlet demektir.

Varlığı ve etkisi, işlevleriyle ortaya çıkan devlet, belirli topraklar üzerinde yerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğu olarak tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik, yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme ve eşitlik ilkesi bir devlet için vazgeçilmez ögeler demektir. Her canlının ve insanların kendilerini koruma içgüdüsünde olduğu gibi, devletlerin de saldırı ve ondan doğacak tehlikelerden kendi varlığını koruması, uluslararası hukuk düzeninde kabul edilmiş temel bir haktır.

Devletler hukukunda, genellikle, “devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek, bağımsızlığına ve geçerli yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıp uygulamak” yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak ve özgürlüklerinden başlayarakdemokratik toplum düzenini bozucu, devletin ögelerini yıkıcı eylemleri karşılayacak her tür çabayı kapsar. Bunların başında, bireylerin ve devletin varlığını koruma hakkının bulunduğu tartışmasızdır. Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini ve demokrasiyi yokedici sakıncaları gidermek için yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi hukuk devleti için en doğal davranıştır. Bu bakımdan Siyasî Partiler Yasası’nda yer alan konuyla ilgili düzenlemeler, devletler hukukunda öngörülen devletin kendini ve halkını koruma hakkının kapsamı içinde kalmaktadır. Durumun demokrasi ilkeleriyle çatışan bir yönü yoktur. Dayandığı temelleri korumak amacıyla hukuk içinde aldığı önlemler nedeniyle bir devletin kusurlu bulunup suçlanması düşünülemez.

Anayasada kişilerin hak ve ödevleri, siyasî haklar ve ödevler ile siyasî partilerin bağlı olacakları esaslar ayrı kurallarla düzenlenmiştir.

Demokrasilerde Anayasa’nın güvence altına aldığı hakların kullanılması ile belirlediği ödevlerin yerine getirilmesinde ülke düzeyinde etkinliği olan siyasal partilerin, demokratik devlet yapısı ile ülke ve ulus bütünlüğünün korunması için konulmuş Anayasa ve yasa kurallarına uymaları yalnız varlıklarının doğal gereği olmayıp aynı zamanda bir Anayasa buyruğudur.

  1. Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’nın İlgili Kuralları

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca davalı Siyasî Parti’nin, programının kimi bölümlerinin Anayasa’nın Başlangıç Kısmı ile 2., 3., 14., 42., 68., 69. ve 136. maddelerine; 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın ise 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a), (b) bentleri ile 89. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) bendi uyarınca kapatılması istenilmektedir.

Siyasî Partilerin kapatılmalarıyla ilgili düzenlemelerin kaynağı, Devletin temel ögelerini belirleyerek bunları güvenceye bağlayan ve toplumsal uzlaşmanın temelini oluşturan Anayasa’nın aşağıdaki maddelerinde yer alan kurallardır:

“MADDE 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

“MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

“MADDE 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî Marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.”

“MADDE 4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Anayasakoyucu, bu kurallarla ulusal birliğimizin değişmezliğini ve devletin tekil yapısını ortaya koymuştur. Bu ilkelerden öncelikli olanlar ülke-ulus bütünlüğüyle Atatürk milliyetçiliğidir.

Vatana ve ulusa bağlılığın, sevgi ve kardeşliğin, içte ve dışta barışın simgesi sayılan, tüm bireyleri eşitlik ve adaletle kavrayıp çağdaş evrensel değerlerle birleşen bu ilkeler, yaşamın her alanda çağdaşlaşmasının ve demokratikleşmesinin kaynağı ve dayanağıdır.

Siyasî partilerin çalışmaları ve porğramları yönünden Anayasa’ya aykırılık, yalnızca Anayasa’da sayılan parti yasaklarına ilişkin hükümlerle sınırlıdır.

Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde yer alan yasaklar şunlardır.

– Siyasî partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.

– Sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.

– Siyasî partiler yurt dışında örgütlenip çalışma yapamazlar, kadın ya da gençlik kolu ve benzeri biçimde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar kuramazlar.

– Siyasî partiler tüzük ve programları dışında çalışma yapamazlar.

– Siyasî partiler, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasına karşı 14. maddeyle konmuş olan sınırlamaların dışına çıkamazlar.

– Siyasî partiler, kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek amacıyla dernekler, sendikalar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasî ilişki ve işbirliği içinde bulunamazlar ve bunlardan maddî yardım alamazlar.

– Siyasî partilerin parti içi çalışmaları ve kararları demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

– Siyasî partiler yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım ve emir alamazlar; bunların Türkiye aleyhindeki karar ve etkinliklerine katılamazlar.

Bu yasakların kimileri doğrudan bir kapatma nedeni değildir.

Siyasî partilerin doğrudan kapatma nedenlerinden biri Anayasa’nın 69. maddesinin birinci fıkrasında gösterilmektedir. Bu fıkraya göre; siyasî partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır. Böylece, siyasî partilerin tüzük ve programları dışında faaliyette bulunmaları değil; Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkmaları kapatma nedenidir. Diğer bir doğrudan kapatma nedeni bu maddenin 8. fıkrasında yer almaktadır. Bu fıkraya göre de; siyasî partiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan yardım ve emir alamazlar; bunların Türkiye aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu hükme aykırı davranan siyasal partiler temelli kapatılır.

Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında -“Siyasî partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.”, -“sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.” denilmektedir. Bu kurallarda yeralan “olamaz” ve “kurulamaz” sözcüklerini kapatma nedeni olarak anlamak gerekir.

Gözönünde tutulması gereken diğer bir husus da, 68. maddenin beşinci fıkrasında yeralan kapatma nedeninin 69. maddenin birinci fıkrasının ikinci tümcesinde yer aldığıdır. Bu tümcenin atıfta bulunduğu 14. madde de açıkça sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü amaçlayan siyasî partilerin kurulmasını yasaklamaktadır.

Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinde;

“Siyasî Partiler:

  1. a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın Başlangıç Kısmı’nda ve 2. maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3. maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanabileceği esasını; Türk milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü, seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.”

  1. maddesinde;

“Siyasî Partiler:

  1. a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
  2. b) Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulanamazlar.”
  3. maddesinde;

“Siyasî Partiler, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, genel idare içinde yer almasına ilişkin 136. maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.” hükümleri yer almaktadır.

2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın bu kurallarında, devletin tekliği ile ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden söz edilmektedir. Bu maddeler, Anayasa’da yazılı soyut “Bölünmez bütünlük” ve “tekil devlet” kavramlarını açıklayarak somutlaştırmaktadırlar. Eş anlatımla, Siyasî Partiler Yasası, devletin tekliği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla, ayrılıkçı akımların bir parti durumunda örgütlenmesini yasaklamakta ve yine siyasî partilerin federal bir sistemi savunamayacaklarını azınlık yaratamayacaklarını (özendirip kışkırtmayacaklarını), bölgecilik, ırkçılık yapamayacaklarını ve eşitlik ilkesini korumak zorunda olduklarını vurgulamaktadır. Böylece anayasal ilkeler Siyasî Partiler Yasası’yla yaşama geçirilip yaptırımlara bağlanmıştır.

  1. Sav ve Savunmanın Kanıtları
  2. a) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Savının Kanıtları

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinde davalı partinin programında davaya esas olan şu hususların yer aldığını belirtmiştir:

Bu program

“… Türkiye’de Türk, Kürt ve diğer azınlık halkların ortaklaşa yürüttüğü bir “Kurtuluş Savaşı” ile saltanat yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Bu kuruluş sadece Türk egemen anlayışıyla sonuçlandırılmış, bu temelde yürütülen batı ile bütünleşme çabalarından bir sonuç çıkarılamamış, Türkiye geri kalmışlıktan kurtulamamıştır…

Tekel iktidarlarının yapısı Cumhuriyetin ilk günlerinden bugüne kadar, sivil-asker bürokratlarla iç içe geçerek bu bütünleşme ve işbirliği temelinde sürdürülüyor. Tekelci hakimiyeti sürdürebilmek için; Kürt halkını inkâr ve haklı taleplerini bütünüyle yok sayma… temelinde geliştirilen siyasî politikalarla yürüyorlar…

Kürt halkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven, militarist propagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen “Türk” anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusal azınlıklara ve dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sisteme bağlı devlet politikalarını “Çağdaşlaşma”, “Batılılaşma” adına sürdüregelmişlerdir…

Türkiye’nin bütünlüğünü, siyasal, sosyal, ekonomik olarak etkisi altına alan bu durum karşısında tekelci iktidar çözümsüzdür. Çünkü bu iktidar toplumun ezici çoğunluğunun çıkarlarına karşıdır. Ve sözkonusu çözümsüzlüğü egemen sermaye çıkarları temelinde tüm topluma zorla kabul ettirmek istemektedirler. Ve böylelikle Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarlarını savunan bütün demokratik çıkışları tıkamaktadırlar.

ÖZDEP, halklarımızın, barış ve kardeşliğinin egemen olduğu bir düzen yaratılmasını ve bu düzen içinde özgür iradeye dayalı kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesini öngörür.

ÖZDEP, halkların kardeşliği, birliği ve dayanışması önünde engel olan her türden ve renkten ırkçı, şöven ve gerici fasişt ideolojik akım ve örgütlenmelere karşı aktif bir politik, ideolojik, demokratik mücadeleyi yürütür…

ÖZDEP, iç ve dış politikaların belirlenmesinde tüm emekçi kitlelerin ve halklarımızın ortak çıkarlarını temel alır…

ÖZDEP, emekçi sınıfların ve her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusal azınlıkların kendi politik, ekonomik , meslekî ve kültürel çıkarlarını ifade etmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarak görür ve Anayasal güvence altına alır.

ÖZDEP, Türk ve Kürt halkı ile azınlıkların demokratik, özgür bir ortam içinde kendi dil, kültür, gelenek, felsefî ve dinî inanç ve ibadetlerini özgürce yerine getirmeleri ve geliştirmeleri için tüm olanakları sağlar. Başta TV. radyo olmak üzere her türlü basın-yayın olanaklarından eşitçe yararlanmalarını öngörür.

ÖZDEP, halkların temel eğitimini kendi ana dilleriyle yapmalarını öngörür ve bunun gerçekleşmesi için devletin maddî desteğini sağlar.

ÖZDEP, nihaî olarak, Türk ve Kürt halklarını toplumcu bir düzene götürmek için gerekli tüm demokratik ön koşul ve hazırlıkları gerçekleştirmeyi öngörür…

ÖZDEP, halklarımızı bütün yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarımızın yegâne sahibi olarak görür…

Partimizin Türk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden, halkın onayıyla seçilmiş, temsilcilerinin toplandığı demokratik bir Halk Meclisinin yaratılmasını öngörür…

Demokratik halk meclisi… halklarımızın ulusal iradesini temsil eden demokratik, çağdaş bir yasama gücü ve organı olacaktır…

Basın-yayın halkın politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının savunulmasında halkların ulusal kimlik, dil ve kültürlerinin doğru bir tarzda halka kavratılmasında, halklar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilip güçlendirilmesinde etkin bir araç haline getirilecektir…

Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır…

Partimiz…bütün ezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tayin hakkına yönelik her türlü, ekonomik, politik, askeri ve kültürel saldırıya karşıdır.

Partimiz halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşru mücadeleleri destekler, onlarla birlik ve dayanışma içinde olur…

Özgürlük ve Demokrasi Partisi ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt halklarının eşit ve gönüllü birliğinden yanadır.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını, demokrasinin temeli kabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasi ve özgürlükten yana olan herkesin sorunudur.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır…

Özgürlük ve Demokrasi Partisi halkların eşit ve özgür iradesi temelinde oluşturulacak demokratik bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine sonuna kadar saygılıdır…

Bugün ülkemizde hukuk ve adalet mekanizması antidemokratik, temel insan hak ve özgürlüklerini çiğneyen,egemen sınıfların çıkarlarını temel alan, Kürt halkının ulusal varlığını yadsıyan emekçilerin ekenomik, demokratik örgütlenmesini yasaklıyan gerici, şöven, ırkçı bir niteliğe sahiptir…

Yargılamada ana dil esas alınacaktır…

Türk ve Kürt halklarının ve azınlıkların kendi ulusal kültürlerini özgürce geliştirme ve sahiplenme ortamı yaratılacaktır. Halk ve ulus olmanın birinci ve temel unsuru dil olduğundan her halkın kendi ana diliyle eğitim yapma olanağı sağlanacaktır… Herkesin temel eğitimini kendi ana diliyle yapması sağlanacaktır. İlkokuldan yüksekokula dek her kademede ana dilde eğitim yapma fırsatı yaratılacaktır…”

Görüşlerini içermektedir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca söz konusu programda yer alan görüşler değerlendirilerek özetle şunlar belirtilmiştir:

Bu ifadelerde dikkati çeken husus Türk ulusu bütünlüğünden ayrı bir Kürt halkı ve diğer azınlıkların varolduğunun belirtilmesidir. “Türk ve Kürt halkları diğer azınlıklarla birlikte Kurtuluş Savaşını başarmış; ancak daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Kürt halkının demokratik hak ve istemlerini inkâr etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Kürtlere çeşitli baskılar yapmıştır.” deyişleri ile Kürt sorununun halkların eşit ve özgür iradesi temelinde demokratik bir çözüme kavuşturulması isteği ve Kürt halkının iradesine saygı, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı biçimindeki beyanları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesini zedeleyici niteliktedir.

Programdaki “halklar” sözcüğünden “uluslar” sözcüğünün ve özellikle de “Kürt Ulusu”nun amaçlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü, bağımsızlık, özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı gibi kavramlar yalnızca uluslar için söz konusudur. Söylenmek istenen “Türk Ulusu”nun dışında başka ulusların ve özellikle Kürt Ulusunun var olduğudur.

Programın kurulması öngörülen yeni devlet yapısının “Yasama ve Yürütme” bölümünde, partinin Türk ve Kürt halklarının ve bütün azınlıkların çıkarlarını ifade eden ve halk meclisi olarak adlandırılan bir yasama organı oluşturulması öngörülmektedir. Sözkonusu bu meclisin halkların ulusal iradesini temsil edeceği vurgulanmaktadır. Ulusal iradeden söz edilmesi, o iradenin sahibi olduğu söylenen hakların, yani Türk ve Kürt halklarının birbirinden ayrı uluslar olarak kabul edildiğini anlatmaktadır.

Programın “Hukuk ve Adalet” bölümünde, ülkemizde hukuk ve adalet mekanizmasının Kürt halkının ulusal varlığını yadsıyıcı nitelikte olduğu söylenerek açıkça kürt halkının ulusal varlığı vurgulanmakta ve ayrı bir ulus oluşturduğu kabul edilmektedir. Programın çeşitli yerlerinde kullanılan “halk” sözcüğünün aslında “ulus” kavramı yerine kullanıldığı görülmektedir.

Programda, Partinin demokratik bir çözüm için Kürt halkının özgür iradesine saygılı olduğu açıklanmaktadır. Kürt halkı kendi kaderini saptama hakkı çerçevesinde iradesini kullandığı takdirde buna saygı gösterileceği belirtilerek, ülkenin ve ulusun bölünmez bütünlüğüne karşı çıkılmaktadır. Tüm bu anlatımlar yani Ulus bütünlüğünün Türk ve Kürt ulusları biçimindeki ayırım ve Türk Ulusu’nun bir bölümünün ayrılma hakkına sahip olmaları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu yolundaki temel Anayasa ilkesine aykırıdır.

Davalı Partinin programı incelendiğinde;

“… Kürt halkının en doğal demokratik hak ve istemlerine karşı, bu şöven militarist propagandalar, sürgün ve imha politikaları daima öne çıkarılarak egemen “Türk” anlayışı korunmuş, başta Kürt halkı olmak üzere diğer ulusal azınlıklara dahası Türk halkına da baskıları öngören kapitalist sisteme bağlı devlet politikalarını “Çağdaşlaşma” ve “Batılılaşma” adına sürdüregelmişlerdir…

ÖZDEP, emekçi sınıfların her türden meslek gruplarının, dinsel ve ulusal azınlıkların kendi politik, ekonomik mesleki ve kültürel çıkarlarını ifade etmeleri için demokratik örgütlenme haklarını temel bir yaşamsal ilke olarak görür ve anayasal güvence altına alır…

Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasını demokrasinin temeli kabul eder. Bu sorun Türkler ve Kürtlerin, demokrasiden yana olan herkesin sorunudur.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözümlenmesinden yanadır…” biçimindeki anlatımların yer aldığı görülmektedir.

Parti Programında yer alan bu ifadelerle Türkiye Cumhuriyetinde bir takım dinsel ve ulusal azınlıkların varlığı dile getirilerek onlara siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda örgütlenme hakkı tanınacağı ifade edilmekte, Kürtler ayrı bir ulus ve azınlık olarak nitelendirilerek, sorununun çözümlenmesinin demokrasinin temeli ve Türklerle Kürtlerin ortak meselesi olduğunun belirtildiği, partinin bu sorunun belirli uluslararası sözleşme ve belgeler çerçevesinde çözümlenmesini savunduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Devleti topraklarında Lozan Barış Andlaşmasıyla kabul edilen “Müslüman olmayanlar” ile Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmasında öngörülen Türkiye’de yaşayan Bulgarlar dışında ulusal ya da dinsel nitelikte azınlıklar bulunmadığına göre, programda bu gibi azınlıklardan sözedilmesi Türkiye Devleti ülkesinde bu gibi azınlıkların varlığını ileri sürmek anlamındadır. Bu anlatımlar, ülkede salt dil, din, ırk bakımlarından öteki kesimden ayrı sosyal özelliklere sahip yurttaşlar bulunduğunun objektif olarak ileri sürülmesi niteliğinde olmayıp, daha ileri gidilerek, bir kısım yurttaşların ayrılıklarını devam ettirebilmelerine ve geliştirmelerine olanak sağlayacak hukuksal güvencelere kavuşturulmaları ve ayrı ulus olmanın getirdiği haklardan yararlandırılmaları benimsenip savunulmaktadır. Bu ise, ulus bütünlüğüne aykırı olarak 81. maddenin (a) bendinde belirtilen “azınlıkların bulunduğunu ileri sürmek” demektir.

Programdaki, Partinin ulusal ve dinsel azınlıkların özgür ve demokratik bir ortamda kendi dil ve kültürlerini geliştirebilmeleri için bütün olanakların sağlanacağı biçimindeki düşünce de ulusal azınlıkların varlığının kabulü olmaktadır. Bu da Siyasî Partiler Yasası’nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye’de azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulmasını amaçlamak demektir.

Programda Siyasî Partiler Yasası’nın 89. maddesine aykırılık konusunda yeralan tümce “Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır.” biçimindeki tümce olmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcalığı bu konuda şunları belirtmektedir: “Programda, devletin din işlerine karışmayacağının öngörülmesi, onun klasik lâiklik anlayışının gereği olarak örgütlenmesi, başka deyişle devletin dinsel fonksiyonlar ifa edememesi anlamında algılanabilirse de, geleneksel olarak Cumhuriyet dönemi Anayasalarımıza yansıyan lâiklik anlayışının birtakım zorunluluklardan kaynaklanan kendine özgü niteliği karşısında, bu ilkeye aykırı biçimde, devletin din işlerinde kamu yararını sağlama amacıyla sahip olduğu düzenleme yetki ve görevinden yoksun kılınması sonucunu doğuracak böyle bir anlayışın Anayasa’ya uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Parti programında kabul edildiği üzere devletin din işlerine karışmaması, dinin cemaatlere bırakılması halinde, devletin kamu düzenini sağlama amacıyla ve inzibati düşüncelerle dinî işlerin bir kesimine karışmasına olanak veren ve hatta bunu gerekli kılan lâiklik ilkesi çiğnenmiş olacak, Cumhuriyet ve onun nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemeyeceği kabul edilen lâiklik niteliğinden soyutlanmış olacaktır. Böyle bir sonucu doğuracak amacın güdülmesi Siyasî Partiler Yasası’nın 78/a maddesiyle yasaklanmış bulunmaktadır. Diğer taraftan; yine bu şekilde Anayasa’da ve Siyasî Partiler Yasası’nda genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın göreceği görevler ortadan kalkacağından kendisinin hukuksal varlığına da ihtiyaç kalmayacak ve adı geçen örgüt genel idare içinden Anayasa’nın 136. ve Siyasî Partiler Yasası’nın 89. maddesine aykırı olarak tasfiye edilmiş olacaktır.

  1. b) Savunma Kanıtları

savunmada aşağıdaki görüşler ileri sürülmüştür:

Davalı Partiye göre fiili durum varolan mevzuatı aşmıştır. Bu nedenle işin aslında sadece bu parti değil Türkiye’deki bütün siyasal partiler kapatılmalıdır.

Demokratik, barışcıl yöntemlerle düzen değişikliğini savunmak ve bu yönde örgütlenmek mümkündür. Biz niye Anayasa’nın ideolojisini kabul etmek zorunda kalalım’

Türkiye’de son dönemde iktidara muhalefet eden resmî ideoloji dışında çözüm üreten baskı grupları bölücülükle suçlanmaktadır. Ama gerçek amaç muhalefeti bastırmaktır.

Ülkemizde kapatılan siyasal partilerin kapatılma gerekçeleri Anayasa’nın ideolojilerini benimsememesi ve demokrasiyi Anayasakoyucuları gibi yorumlamamaları olmuştur. Demokratik çoğulcu bir toplumda resmî ideolojinin tanımlandığından farklı olarak kavramları tanımlamalarının kapatılma davası konusu edilmesi “azınlık hakkının” tanınmaması anlamına gelir. Oysa düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün olmadığı bir toplum özgür bir toplum değildir.

Ulus kavramını Anayasakoyucu “vatandaşlık bağıyla” tanımlamıştır. Yalnız şunu da kabul etmek gerekir ki, Anadolu halkların mozaiği durumdadır. Durum böyle olmakla birlikte, Anadolu’da haklardan yararlanabilmek için “Ne Mutlu Türküm” demek gerekmektedir. Oysa T.C. vatandaşı olmak Türk kökeninden olmaktan farklı bir şeydir. Kimliğin yok sayılması sosyolojik gerçeklere aykırıdır.

Bölücülük suçlaması konusunda sonuç olarak davalı Parti şunları belirtmektedir:

“ÖZDEP çağdaş, demokratik, hukuka saygılı ve hoşgörülü bir toplum düzeni istemektedir. Çözümleri barışçıl ve demokratiktir. Bölücülük bölge halkını potansiyel suçlu olarak görmekten ve otoriter devlet yapısından kaynaklanmaktadır. ÖZDEP siyasal iktidarların bölücü politikalarına karşı halkların gönüllü birlikteliğini savunmaktadır.”

Davalı Parti “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasa’nın 136. maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.” biçiminde formüle edilmiş olan 89. maddeyle ilgili suçlama konusunda da şöyle bir savunma yapmaktadır:

“ÖZDEP lâiklik ilkesini tarihsel gelişmesine göre geldiği en son evredeki biçimiyle yorumlamaktadır. Lâiklik “Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak” tanımlanmaktadır. ÖZDEP bu ilkenin tanımına göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde olmaması gerektiği kanaatindedir. Siyasal Partiler Yasası’nda belirtilen lâiklik anlayışı Türkiye’nin toplumsal yapısına uygun düşmemektedir. 1982 Anayasası’nın kabulünden sonra toplumda şeriata hızlı bir yönelme olmuştur. Bunun nedeni Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde olmasıdır. İmam Hatip Liselerinden mezun olanlar devletin kilit noktasına yerleşmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla Hanefi mezhebinin propagandası yapılmaktadır. Din dersleri zorunluluğu okullarda kabul edilmiş ve bu derslerle Hanefi mezhebinin kabulune göre İslâm yorumlanmaktadır. Alevi köylerinde camiler yapılmaktadır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da irşat toplantıları devlet tarafından yapılmaktadır. Devlet 12 Eylül’den sonra Kürt kökenli vatandaşların yaşadığı bölgelerde uçaklarla şeriat bildirilerini atmaktadır. ÖZDEP bu yanlış anlayışına lâiklik ilkesinin çağdaş yorumlayışıyla çözüm üretmektedir. Bu nedenle kapatma davasının reddedilmesi gerekmektedir.”

  1. Kanıtların Değerlendirilmesi
  2. Davalı Parti Programı’nın “Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğü”nün bozulması” amacını taşıyıp taşımadığı :

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü bu ilkenin vazgeçilmez bir unsuru olan ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliği kavramları hukuksal, siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçeklere dayanmaktadır.

Şöyleki:

“Bütünlük” ilkesi ilk olarak Misak-ı Millî’nin birinci maddesinde “… islâm çoğunluğu bulunan yerleşik toprak parçalarının tamamı hakikaten veya hükmen hiçbir sebeple ayırma kabul etmez küldür.” biçiminde yer almıştır.

İsmet İnönü, Lozan Barış Andlaşması görüşmelerinde, bütünlük ilkesini “Büyük Millet Meclisi Hükümeti; Türk Yurdu’nun birliğine ve bölünmezliğine en büyük önemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerin yurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır.” biçiminde açıklamıştır.

Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesi Anayasa’nın birçok maddesinde özellikle vurgulanmış, Türk Milleti’nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasında gösterilmiştir. (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceği de kabul edilmiş, (Madde 13 ve 14) aynı amaçla basın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28, 30, 33), gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı önlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58), bilimsel araştırma ve yayında bulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıyla ulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağı belirtilmiş (Madde 130), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına bu nedenlerle yönetimin müdahalesi uygun bulunmuş (Madde 135), birlik ve bütünlük konusunda işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde 143), aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerinden birini oluşturmuş (Madde 81 ve 103), siyasî partilerin uyacakları esasların başlıcaları arasında yine “bölünmez bütünlük” ilkesi yer almıştır. (Madde 68 ve 69) Uluslar, varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesi tarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerek Kurtuluş Savaşı’nı yapmış halkın vatanı, Türk Vatanı; Milleti, Türk Milleti; Devleti de Türk Devleti’dir. Dünya, 11. yüzyıldan bu yana çağlar boyu Anadolu için “Türkiye” ve burada yaşayanlar için “Türkler” adını kullanmıştır. Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik grupları görmeme anlamına gelmez.

Gerek Anayasa’ya gerek Siyasî Partiler Yasası’na göre ülke ve ulus bütünlüğü, devletin bölünmezliğinin temel ögeleridir. Faaliyet, ister ülke, ister ulus bütünlüğüne yönelik olsun, sonuçta, devletin bölünmez bütünlüğünün tehlikeye girmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü; ulus bütünlüğünün hedef alınmasının, ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur. Anayasa ve Yasa, bu değerleri birlikte ve ödünsüz, mutlak olarak korumayı amaçlamıştır.

“Millet” kavramı; insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliği oluşturan toplumsal yapıyı anlatır. “Ulus” ve yerine göre “Halk” sözcükleriyle de anlatılan bu yapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir. “Milliyetçilik” ise, büyük bir toplumsal gerçek ve “millet düşüncesi”nin üzerine kurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Devrimi’nin temel ve önde gelen ilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde “millet” ve “milliyetçilik” kavramları, başta, teokrasiden demokrasiye geçişi sağlayan Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982 Anayasa’larında yer almıştır. 1982 Anayasası’nın Başlangıcı’nda “… Atatür’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı …”, 2. maddesinde “… Atatürk milliyetçiliği …”, 42. maddesinde “…Atatürk ilkeleri …” ve 134. maddesinde “Atatürkçü düşünce …” sözcükleriyle Atatürk milliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk Milliyetçiliği, ayrımcı ve ırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkının, kökeni ne olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp “ulus” yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenleriyle kimliklerin ayrımcılığa varan resmî bir tanıtım belirtisi olarak söylenmesini engellemektedir. Dil ve din birliği yanında önemli başka toplumsal bağlar kurmuş toplulukların devletle olan hukuksal bağlarını koparacak bir girişim, kışkırtma, toplumsal gerçeklere Anayasa’ya ve Siyasî Partiler Yasası’na uygun bir tutum değildir. Türk Ulusu içinde “Kürt” kökenli yurttaşlarla değişik boylardan gelen “Türkler” ve diğer değişik kökenliler ayrımsız biçimde yer almakta Devletin temel ögesi olan “tek ulus” olgusu böylece somutlaşmaktadır.

Ulus, tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli nitelikleri kazanmış bir topluluktur. Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla sınırları çizilmiş “vatan” kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerinde yaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde ortak yaşam istek ve amacına bağlanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. “Ulus” kavramı, dar çerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka öge aramayan ümmet kavramından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarih bilinci yaratmamış göçebe, yerel dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik bir yapı olan kavim de değildir. “Misak-ı Milli” sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde kurulduğu, Avrupa, Asya, Afrika kıtalara arasında köprü durumunda olan, çeşitli göç ve sığınmalara kucak açan vatanda, bin yılı aşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda yaşayan ve Kafkaslara, Balkanlara, Afrika ve Orta Doğu’ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu’ndan arta kalan çeşitli etnik kökenlerden gelen insanlar ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, değer yargılarına, dine, hukuka ve eşit haklara sahip olarak karşılıklı şekilde birbirlerinin kültürlerini ve eski Anadolu uygarlıklardan kalan değerleri de özümseyerek birlikte ortak kültür ve kimliğe sahip bir vatan ve ulus oluşturmuşlardır. Yapısı bu biçim olan Türk Ulusu içinde Türk, Kürt gibi ırkçılığa dayalı ulus ayrımcılığına gitmek gerçekle bağdaşmaz.

Bu nedenle Atatürk, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir” demiş ve anayasalarımızda Ulus bütünlüğü esas alınmıştır. Bu bütünlük ilkesinden uzaklaşıp ulusu etnik kökene dayalı “Türk ve Kürt” ayrımlarıyla nitelemek ve ırka dayalı savlarla bölücülüğe gitmek ve nüfuslandırmak olanaksızdır. Cumhuriyeti kuranlar sadece Türk ve Kürt kökeninden gelenler olmadığı gibi, terör örgütleri karşısına çıkanlar ve şehit olanlar sadece Türk ve Kürt kökeninden gelenler olmayıp her kökenden gelen ve Cumhuriyeti kuran Türk Ulusudur.

Anayasa’nın 66. maddesinde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke, evrensel bağlamda vatanı ve ulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nde bireysel insan hakları yönünden eşitliği sağlamak için getirilmiş, ulusu kuran herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmasını önleyen birleştirici ve bütünleştirici bir temel oluşturmuştur. Burada Türklük, ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır. Her kökenden gelen vatandaşların vatandaşlığı ve ulusal kimliği anlamına gelmektedir. Bir kimsenin “Ben Türküm! deyişi, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türk Ulusu’nun bir bireyiyim!” anlamını taşır. Irka dayalı bir “Türklük” savı ve etnik kökenleri değiştirme ya da kaldırma anlamı yoktur. Vatandaşlık ve ulusal kimliğin getirdiği haklar yanında elbet sorumluluklar da vardır. Vatandaşlık ve ulusal kimlik, vatandaşların etnik kökenlerini yadsıma anlamına gelmez. Etnik kökenlerin gözetilmesi de yurttaşlık niteliğini ve ulusal kimliği zedelememeli ve etnik kökene dayalı ayrı ulus olma savlarına, dayanak yapılmamalıdır.

Toplumun tüm kesimlerinde gerçekleştirilen bu kutsal ve tarihsel mirasın korunmasını amaçlayan anayasal ilkelerle yasal önlemler, toplumun huzur ve refahı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği ve varlığı ile ilgilidir. Türk Milleti içinde yer alan her kökenden vatandaş, hiçbir ayrım gözetilmeksizin istek ve başarılarına göre her görev ve işte çalışmış; Türkiye’nin her yerinde, köyünde, kentinde yaşama, yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile ortak dil ve kültürden yararlanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur. Böylece herkese ülkede her düzeyde tüm demokratik, siyasal ve temel haklar tam eşitlikle tanınmıştır. Bu tarihsel oluşum nedeniyle “ülke ve milletin bölünmez bütünlüğü,” T.C. Anayasa’larında vazgeçilmez ve ödün verilmez temel kural olarak yer almıştır. Tarihsel bir gelişme süreci içinde gerçekleşen, ayrılması olanaksız bir kaynaşma ve bütünleşme, eşitliğe dayanarak ırkçılığı reddeden Türk Ulusu gerçeğine karşı, ayrıcalığa, bölücüğe ve sonuçta yok olmaya yol açacak davranışları insan hakları kapsamında görmek olanaksızdır.

Anayasa Mahkemesi’nin siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar 1971/3 sayılı kararında değinildiği gibi:

1921 Anayasası’ndan 1961 Anayasası’na değin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilke olan (Türk Devleti’nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde saptanan biçimi ile Misak-ı Millî’nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde Kürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşması görüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî’nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklar sayılırken “Kürt” ayrımına yer verilmemiştir.

Bu durum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımıdır. Bu gerçeği de en çağdaş anlamıyla Atatürk’ün ulus anlayışında bulmaktayız. Atatürk’ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında: “Bugünkü Türk Milleti, siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hattâ Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahip bulunuyorlar” demiş ve Ulus’u “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” biçiminde tanımlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenlikle bağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içeriğiyle çağdaş anlayışı yansıtan Atatürk Milliyetçiliği toplumsal dayanışmanın güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği, yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynı zamanda ulusal varlığın korunmasına ve yücelmesine hizmet edecek yaşam anlayışı ve biçimidir. İnsancıl, uygar ve barışcıdır. Kardeşliği, sevgiyi, dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar.

Dil ve eğitim konusuna gelince; bin yıldan beri birlikte yaşayan, vatanın her yerinde içiçe kaynaşan çeşitli soy ve kökenden gelen bireyler arasında Türkçe en yaygın dildir. Sadece resmî işlerde değil, ailede, günlük yaşamda ve eğitimde kısacası toplumsal ilişkilerin her alanında kullanılan ortak bir dil olmuştur. Türkçeyi bilmeyen ve kullanmayan çok az kişi vardır.

Ayrıca kapalı ve açık özel ortamlarda, ev ve işyerinde, basın ve sanat alanında yerel dillerin kullanılması da yasak değildir. Tersine savlar gerçek dışıdır. Ulus bütünlüğü içinde yer alan kimi etnik grupların kendi aralarında kullandıkları yerel dillerin resmî dil yerine ortak iletişim ve çağdaş eğitim aracı olarak tanınması olanaklı değildir.

Anayasa’nın 26. maddesinin üçüncü fıkrasında “Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz” denilmektedir. Türkiye’de özellikle yasaklanan bir dil kalmadığı gibi özel yaşamda birçok dil kullanılmaktadır. Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrasında, Türkçe’den başka hiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulup öğretilemeyeceği, uluslararası andlaşmalar saklı tutularak kurala bağlanmıştır. Bu anayasal gerek, öğretim ve eğitim birliği ile ilköğretimin zorunlu olmasının ve bu yolla ulusal bütünlük ve dayanışmanın taşıdığı öneme bağlanmalıdır.

Dil konusuyla ilgili bir başka düzenleme de Anayasa’nın 14. maddesinin ilk fıkrasındaki “Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, … dil… ayrımı yaratmak … amacıyla kullanılamazlar.” ilkesidir.

Devletin bölünmez bütünlüğü ile dili konusundaki kurallar, yaptırımsız değildir. Herşeyden önce Anayasa’nın 4. maddesine göre, bu konularda genel ilkeyi koyan Anayasa’nın 3. maddesi “Değiştirilemez ve değiştirilmesi, teklif edilemez”. Öte yandan, Anayasa’nın 69. maddesi, bu sınırlamalara uymayan bir devlet düzeni kurma yasağını içeren 14. maddeye aykırı davranan siyasî partilerin temelli kapatılacağını öngörmektedir.

2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın ilgili kuralları, bu anayasal çerçevede değerlendirilmelidir. Yasa’nın 78. maddesinin (a) bendi, Anayasa’nın 4. maddesi doğrultusunda bir kural koymuş siyasî partilerin, diğer yasaklar yanında devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüyle diline ilişkin yukarda değinilen Anayasa’nın 3. maddesini değiştirmek amacını da güdemeyeceklerini belirlemiştir. Irk ve dil farklılıklarına göre azınlık statüsü tanımak, ülke ve millet bütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış; ancak azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülmeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yer aldıkları ortaya konmuştur. Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımlarına uygun bir nitelik, Kürt kökenli yurttaşlarda bulunmadığı gibi, onları öbür yurttaşlardan ayıran herhangi bir kural da yoktur. Türkiye’nin her yerinde her yurttaş hangi kurala bağlı ise onlar da aynı kurala bağlıdır. Azınlıkların bağlı olduğu kuralların kaynağını andlaşmalar oluşturmakta, Kürk kökenli yurttaşlarla öbür yurttaşlar arasında hiçbir ayrım yapılmamakta bireysel hak ve özgürlüklerden sınırsız biçimde yararlanmaktadırlar. Esirgenen, yoksun kılınan, dar tutulan bir hak yoktur. İşçi, işveren, hekim, avukat, memur, subay, yargıç, milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı gibi her göreve gelebilmektedirler. Kimi yerel ve etnik köken özellikleri dışında, dil birliği, din birliği, tarihsel birlik vardır. Evlilikler nedeniyle kan bağlılığı oluşmuştur. Aynı yörede birlikte yıllardır yaşamaktadırlar. Sınırsız hakları, sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmaya dönüştürmenin anlamsızlığı açıktır. Amacın, bölünmeyi gerçekleştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Kaldıki, hangi demokratik hakkın verilmediği açıklanmamakta, üstü kapalı ifadelerle esasta ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal haklara değinilmektedir. Bu durum, sorunun demokratik ve siyasal haklarla ilgili olmadığını göstermektedir.

Anayasa’daki ulus bütünlüğü, ilkesinden uzaklaşıp, Türk ve Kürt Ulusları ayrımına gidilemez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, tek bir devlet ve tek bir ulus vardır, birden çok ulus yoktur. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan “Türk Ulusu” olgusu yerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar geçersizdir. Anayasa, bölgeler için özerklik ve özyönetim adı altında ayrılık getiren yöntemlere-biçimlere kapalıdır.

Kimi siyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum ve bahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılan sakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet “TEK”dir, ülke ” TÜM”dür, ulus “BİR”dir. Ulusal birlik; devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa’da ve yasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin, herzaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Çağımızda da farklı etnik grupların birlikte uluslaşması ve devletleşmesi uluslararası düzeyde hukuksallığını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti için farklı düşünmenin haklı bir nedeni yoktur. Ulus birliğini bölmek; belli toprak parçasını bir ırktan gelenlere maletmek, etnik arındırma yapmak anlamına gelir ki, bunun çağdaş, insancıl değerlerle bağdaştırılması olanaksızdır. Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştirici çağdaş bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına; din, kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarının sadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütün vatandaşlara eşit olarak uygulanması esastır. Siyasal açıdan önemli olan, soy değil, ulusal topluluktan olmaktır. Eğer bir soy, vatandaşlık bağlamındaki insan hakları dışında özel haklara sahip olmak isterse bu, onun ulus bütünlüğü içinde yalnız bir köken değil, aynı zamanda ayrı ulusal bir topluluk olması anlamına gelir. Bu ise, ulus bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.

Devlet, ülke, ulus konuları, her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçle ulaşılan, yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksız olgulardır. Ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olguları korumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğu tartışılamaz.

Üzerinde durulması gereken diğer bir husus da “bölünmez bütünlük” ilkesinin, egemenlik kavramı ile yakın ilişkisidir. Türkiye Cumhuriyeti tekil devlet esaslarına göre kurulmuş, bütünlüğe dayanan devlettir. Bir devletin içte ve dışta özgür davranma yetkisi olan “Egemenlik” başlıklı Anayasa’nın 6. maddesinde:

“Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz…” hükümleri yer almıştır. Bu kurala göre, egemenlik ulus bilincinde birleşenlere aittir. Ulus, Yasama Organı’nı özgür iradesiyle belirleyecektir. Hangi köken ya da soydan gelirse gelsin herkes ulus kapsamındadır. Böylece, ülke, ulus ve egemenlik, bir bütünlük ve uyum içinde gözetilmesi gereken kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır.

Bölünmez bütünlük ilkesi, devletin bağımsızlığını ülke ve ulus bütünlüğünün korunmasını da kapsar. Kuruluşundan beri tekil devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu tarihsel niteliği Anayasa’lara yansımış olup, korunması konusunda güçlü yaptırımlar getirilmiştir. Özen ve duyarlıkla sürdürülen yapı, ulusun varlık nedeni olup başka ülkelerin koşulları ile bir tutulamaz. Bu temel ilkeden ödün verilemez. Gerçekte olmayan bir insan hakkı sorunu ileri sürülerek, devleti parçalamaya yönelik girişime, azınlık bulunduğu bahanesi dayanak yapılamaz. Tekil devlet esasına göre düzenlenen Anayasa’da federatif devlet sistemi benimsenmemiştir. Bu nedenle siyasî partiler, Türkiye’de federal sistem kurulmasına programlarında yer veremezler ve bu yapıyı savunamazlar. Devlet yapısında “bölünmez bütünlük” ilkesi; egemenliğin, ulus ve ülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısıyla bütünleşmesini gerektirir. Ulusal devlet ilkesi, çok uluslu devlet anlayışına olanak vermediği gibi böyle düzende federatif yapıya da olanak yoktur. Federatif sistemde federe devletler tarafından kullanılan egemenlikler söz konusudur. Tekil devlet sisteminde ise, birden çok egemenlik yoktur. “Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü” kuralı, azınlık yaratılmamasını, bölgecilik ve ırkçılık yapılmamasını ve eşitlik ilkesinin korunmasını içermektedir. “Egemenlik” ve “devlet” kavramlarının, “ulus” kavramıyla bütünleşmesi, devletin herhangi bir etnik kökenden gelenlerle ya da herhangi bir toplumsal sınıfla özdeşleştirilmesine engeldir. Bunun nedeni; ulusun çeşitli toplumsal sınıflardan oluşmasına karşın sınıflarüstü bir kavram olmasıdır. Bunun için, egemenliğin kullanılmasını tek bir toplumsal sınıfa bırakan ya da bir toplumsal sınıfı egemenliğin kullanılmasından alıkoyan veya egemenliği bölen düzenlemeler bölünmez bütünlük ve tekil devlet ilkesine ters düşer. Anayasa’daki “Türk Milleti” tanımı içinde dinsel inanç ve etnik kökeni ne olursa olsun her yurttaş tam eşitlikle yer almakta, bu tanım köken özelliklerinin açıklanıp kullanılmasını asla yasaklamamaktadır. Tersine savlar, yapay halk-ulus nitelemeleri, bölücülük ve ayrımcılık özendirmeleri olmaktan öteye geçemez. Demokrasi, demokrasiyi yıkarak savunulamayacağı gibi demokrasi, demokrasiye karşı ve onu yoketmek için kullanılamaz. Demokratik haklar, despotizme araç yapılamaz.

Son yıllar içinde kimi devletlerin yapısal değişime uğramasından esinlenilerek, kimilerince Türkiye’de aynı değişikliğin olması gerektiğinin ortaya konulması, Anayasa’da değiştirilmesi yasaklanan maddeler arasında bulunan devlet, ulus ve ülke kavramlarının tartışmaya açılarak bu konularda olabilirlik umutlarının yaratılması gerçeklerle çatışan tarihsel, siyasal ve hukuksal yanılgılar olmuştur. Diğer ülkelerde son yıllarda izlenen ve yeniden bağımsızlığı kazandıran yapısal değişiklik, Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ile daha önce yapılmış ve tamamlanmıştır. Cumhuriyet tarihi bunun kanıtıdır.

2820 sayılı Yasa’nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasî partilerin Anayasa’nın 3. maddesinde açıklanan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve dili ile ilgili temel hükmü değiştirmek amacını güdemeyeceklerini belirtmektedir. 81. maddenin (a) ve (b) bentlerinde de;

Siyasî Partiler:

(a) “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.”

(b) “Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.” denilmektedir.

Yasa maddesinin gerekçesinde:

“Ülkemizde Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir…

Bir memlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursa olsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerin çabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı hatta zorunludur. Bu itibarla resmî dili, genç, ihtiyar, kadın, erkek ve vatandaşın bilmesini sağlamak Devletin görevidir” düşüncesi yer almaktadır.

Maddenin (a) bendinde, siyasî partilerin millî ya da dinî kültür, mezhep, ırk ya da dil ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri öngörülmektedir. Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar kuşkusuz, bu bendin kapsamı dışındadır. Nitekim, bu husus gerekçede de belirtilmiştir.

Özellikle belli büyüklükteki ülkelerin hemen tümünde, din, ırk, dil ve mezhepleri farklı toplulukların bulunması doğaldır. Bu farklılık, kimi ülkelerde büyük boyutlara ulaşabilir. Bunların her birine azınlık statüsü tanımak ülke ve millet bütünlüğü kavramıyla bağdaşmaz. Öte yandan, başlangıçta kabul edilebilir istekler gibi görünen ayrımcılığa yönelik kültürel kimliğin tanınması istemleri zamanla bütünden kopma eğilimine girer. Bu nedenle yasakoyucu konuya özel bir özen göstermiştir.

Türkiye’de azınlıklar konusu Lozan Barış Andlaşmasıyla düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin belirgin iki özelliği vardır: İlk olarak, ancak müslüman olmayanlar azınlık olarak kabul edilmiştir. İkinci olarak da böyle bir düzenleme ile müslüman olmayanlara da müslümanların yararlandıkları medenî ve siyasî haklardan yararlanma olanağı sağlanmış, yasalar önünde din ayrımı yapılmaksızın herkesin eşit olduğu hususunun belirlenmiş olmasıdır.

Bu nedenle 2820 sayılı Yasa’nın 81. maddesinin (a) bendi ile ülkemizde azınlık yaratmama yolundaki duyarlılığın siyasî partilerce de paylaşılması amaçlanmaktadır. (b) bendinde ise, siyasî partilerin, ulusca oluşturulan ortak Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri belirtilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasal ve hukuksal ayrılık söz konusu değildir.

Türk Ulusu’nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre, ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatanı üzerinde yaşamış bütün geçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun bütünlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuz olan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibi tarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu’nun ortak kimliği ve kültürü de savunmasız bırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti’nin bağımsızlığına, kimliğine ve özbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarla uğraşmak uluslararası hukuksal belgelerin benimsediği temel bir görev ve haktır.

Anayasamıza göre, ulus ve ülke bütünlüğü devletin en temel özelliği ve ilkesidir. Türkiye Cumhuriyeti içinde birden fazla ulus olamaz. Türk ulusu içinde değişik kökenli bireyler olabilir; ancak bunların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar Anayasa’ya uygun değildir.

Siyasî partilerin, çalışmalarında devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel kuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bir bölümünün bugünkü bütünlüğünü bozarak ayrılması sonucunu doğrudan doğruya veya dolayısıyla doğurabilecek her türlü eylemden ve propagandadan kaçınıp çalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimde yürütmeleri demektir. Bunun sonucu da ülke ve ulus bütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, söz ve davranışın siyasal partiler için yasak olmasıdır.

Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’na göre, ırk ayrımcılığı ve bu yolla ülkeyi parçalama bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve gereği olamaz. Devletin bütünlüğünü koruması en doğal hakkıdır.

Bu açıklamalara göre bir değerlendirme yapıldığında; Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin programında ve ön savunmasında, ilk bakışta dikkati çeken husus, uluslararası belgelere ve ulusal gereklere karşın, Türk Ulusu bütünlüğünden ayrı bir “Kürt Ulusu” ve diğer azınlıkların mevcut olduğunun belirtilmesi ve bu sözde ayrılığın “halklar uluslar” ve “azınlıklar” deyimleriyle her vesileyle ısrarlı bir biçimde vurgulanmasıdır: Türk ve Kürt halklarıyla diğer azınlıkların Kurtuluş Savaşı’nı ortaklaşa başarıya ulaştırmalarından sonra kurulan Cumhuriyette Türk anlayışının egemen olduğu, Kürt halkının ve onun en doğal demokratik hak ve taleplerinin inkâr edilip yok sayıldığı, Kürt halkının ulusal varlığının yadsındığı, baskı uygulandığı ileri sürülerek; ülkeyi birlikte kuran Türk ve Kürt Ulusları’ndan, Anadolu’da özgür yaşamak, hak ve ödevlerden yararlanmak için “Ne Mutlu Türküm” demek gerektiğinden, ulus olmanın temel unsuru dil olduğundan kendi ana dili ile eğitim yapılmasından ve yargılamada ana dilin esas alınmasından ve Türk Ulusu içinde varlığı ileri sürülen ayrı ulusların bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri haklı ve meşrû mücadelelerin desteklenmesinden söz edilmektedir. Ayrıca Kürt sorununun uluslararası andlaşma ve belgeler çerçevesinde ve halkların eşit ve özgür iradesi temelinde demokratik bir çözüme kavuşturulması ve kendi kaderlerini tayin hakkı üzerinde durulmaktadır.

Bütün bunlar Türkiye Devleti’nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozucu niteliktedir. Bunlarla anlatılmak istenen, “Türk Ulusu” bütünlüğü dışında diğer azınlıklar ise de, esasta “Türk ve Kürt” halkları adıyla iki ayrı ulusun varlığı ve partinin, bu iki ulusun eşit biçimde işlem görmesi ve ayrı birer ulus olmaktan kaynaklanan uluslararası hakların tanınmasıyla birlikteliklerini gönüllü olarak devam ettirmelerinden yana olduğudur.

Programda geçen “halklar” deyişinin “uluslar” ve özellikle “Kürt ulusu” anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü, Proğramın “Partimizin Temel İlkeleri” ve “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” bölümlerinde, halkların kendi bağımsızlık ve özgürlükleri için yürüttükleri mücadelelerin desteklenmesinden, ezilen, sömürülen halkların kendi kaderlerini tâyin hakkına yönelik saldırılara karşı olmaktan söz edilmektedir. Bağımsızlık, özgürlük ve kendi kaderini tâyin hakkı gibi kavramlar sadece uluslar için söz konusu olabileceğinden, programda birçok kez tekrarlanan “halklar” deyişiyle “uluslar”, başka deyişle, Türk Ulusu bütünlüğü dışında başka ulusların, özellikle Kürt Ulusu’nun varlığının ve ayrı ulus olmanın gerektirdiği hakların amaçlandığı sonucuna varılmaktadır.

Öbür yönden, davalı partinin, savunmasında ileri sürüldüğü gibi özgür yaşamak, hak ve ödevlerden yararlanmak için “Ne Mutlu Türküm” demek gerekli değildir. Daha önce belirtildiği üzere hangi etnik kökenden olursa olsun bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir. “Ben Türküm” demek hukukî ve siyasî yönden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşı, Türk Ulusu’nun bir bireyi olma anlamına gelmektedir. Bunun, bireyin etnik kökenini inkâr anlamına geldiğinin ileri sürülemeyeceği açıktır. Türk Ulusu ırkçılık anlayışı üzerine kurulmamıştır. Ulusu oluşturan etnik ögelerin ayrı bir ulus olduğu savının geçerli bir yanı ve hukuksal bir dayanağı olmadığı gibi gerçekle de ilgisi yoktur. Tersine girişim ve kalkışmaların haklı nedeni bulunmadığından uygun karşılanması olanaksızdır.

Davalı Parti yine ön savunmasında ülkemizdeki “fiilî durumun mevzuatı aştığını” ileri sürmüştür. Bundan neyin amaçlandığı çok açık değilse de, davalı Parti burada ülkede iki hukukun olduğunu, bunlardan ilkinin yasalarda yer aldığını, ancak bunun toplumda geçerliliğini ve uygulama yeteneğini yitirdiğini, buna karşılık eylemli biçimde uygulanan ve toplumda genel kabûl gören bir başka hukukun daha varlığı üzerinde durmaktadır. Bununla bağlantılı olarak davalı Parti yine “pozitif hukukun herkese değil ancak bazı partilere uygulandığını” belirtmekte ve bunu “çifte standart” olarak algılamaktadır. Yine davalı Parti evrensel hukuka aykırı olduğunu belirttiği ve 12 Eylül Anayasası olarak nitelediği Anayasa hükümlerine dayanılarak parti kapatılmasını kabul etmediğini belirtmekte ve kapatma davasının evrensel hukuk ilkelerine göre görülmesini istemektedir.

Anayasa Mahkemesi Anayasa’da ve Anayasa’ya uygun yasa kurallarında açıklık varken, bunları bir yana itip hukuk dışı uygulamalara yol açacak biçimde yorumlara girerek yasalara aykırı davranışlara geçerlik kazandıramaz. Siyasî Partiler Yasası ile Anayasa’nın bu konudaki hükümleri değişmemiştir. Bir yasa yeni bir yasa ile kaldırılmadıkça uygulanmasının süreceği hukukun değişmez kurallarındandır. Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası değişmedikçe Anayasa Mahkemesi bunları uygulayacaktır.

Programda “Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Kürt sorununun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Helsinki Sonuç Belgesi hükümlerine uygun, barışçı ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır…” denmektedir. Yine ön savunmada davanın Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşme hükümleri ile evrensel hukuk ilkelerine göre çözülmesi isteği vardır.

Devlet, ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlere uluslararası hukuk belgeleri, anlaşma ve sözleşmeleri, bu arada Helsinki Sonuç Belgesi ve Paris Şartı olur vermemektedir.

Anayasa Mahkemesi birçok kararında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası’na yollamada bulunmuştur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme kapsamındaki hak ve özgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da güvence altına alınmıştır. Hakları kullanmanın, özgürlüklerden yararlanmanın sınırsız olmadığını vurgulayan İnsan Hakları Evrensel Demeci’nin 29. ve 30. maddeleri, içerik olarak demokratik düzeni yıkıcı söz ve eylemlere karşı sınırlamalar getirilmesinin ve önlemler alınmasının dayanağıdır.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin kapatma nedeni sayılan dava konusu Parti prgramındaki kimi düzenlemelerin söz konusu uluslararası belgelere de aykırı olduğu kuşkusuzdur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin örgütlenme hak ve özgürlüğüyle ilgili 11. maddesinin ikinci fıkrası aynen şöyledir:

“Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zarurî tedbirler mahiyetinde olarak millî güvenliğin, âmme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin, sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.

Bu madde, bu hakların kullanılmasında idare, silâhlı kuvvetler veya zabıta mensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir.”

Yukarda ilgili bölümlerde açıklandığı üzere Özgürlük ve Demokrasi Partisi Programının kimi düzenlemeleri İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasıyla 17. maddesinde yer alan kurallarla bağdaşmamaktadır.

Sözleşmenin 17. maddesi aynen şöyledir:

“Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbu Sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya mâtuf herhangi bir hak sağlandığı şeklinde tefsir olunamaz.”

Özellikle, araçları farklı olmakla birlikte Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin amacının teröristlerin amacı ile benzerlik gösterdiği de dikkat çekicidir. Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan ve özellikle de “kendi kaderini tâyin hakkına sahip, ezilen bir Kürt Halkı”nın varlığını ileri sürmektedir.

Bu durumda, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, “kendi kaderini tayin etme” hakkıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye’de tek bir ulus vardır. O da Türk Ulusu’dur. Türk ve Kürt kökeninden gelen vatandaşlar, diğer etnik kökenden gelen vatandaşlarla birlikte “Ulus” bütünlüğünü oluşturmuştur. Ayrı bir ulus, ayrı bir halk ya da bir azınlık varmış gibi bölünmeyi amaçlayan çabalar, terörle de desteklenip gündemde tutulmaktadır. “Kendi kaderini tâyin hakkı” yeni bir kavram değildir. Uluslararası hukuk düzenindeki bu olguyu Türk Ulusu, her tür ayrılığı dışlayıp eşitliği sağlayarak Lozan Barış Andlaşması’yla gündeminden çıkarmıştır, günümüzde de koşulları yoktur. Ülke ve Ulus bütünlüğünü koruma hakkı, Lozan Barış Andlaşması’nda olduğu gibi bugün de uluslararası hukuk düzeninde geçerlidir.

Nitekim, dayanak gösterilen Helsinki Nihaî Senedi’nin ilkeleri arasında;

-Devletin egemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı,

-Sınırların dokunulmazlığı,

-Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı,

-İçişlerine karışmama,

ilkeleri de yer almıştır.

Paris Şartı’nda da :

“Tüm ilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsız şartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelini oluşturur.”

………

“Taraf devletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlâl eden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliği yapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibi yasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir.”

………

Her türlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyor ve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılması için çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz.”

………

“Taraf devletler, halkın iradesiyle özgürce kurulmuş olan demokratik düzeni, kendi yasaları uyarınca ve yüklendikleri uluslararası insan hakları görevleri ve uluslararası taahhütleri uyarınca, bu düzeni ya da başka bir taraf devletin düzenini yıkmayı amaçlayan terörizm ya da şiddete başvuran ya da terörizmden veya şiddetten vazgeçmeyi reddeden kişilerin, grupların ve teşkilatların faaliyetlerine karşı savunmak ve korumak sorumluluğunu taşıdıklarını kabul ederler.” kuralları da yer almaktadır.

Görüldüğü gibi, yukardaki düzenlemelerde kendi kaderini tayin hakkının, demokratik ülkelerde devlet, ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu biçimde kullanılmasına olanak verilmemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu “Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı”, ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabûl etmiştir. Devleti yıkmaya yönelik faaliyetlerin demokratik haklar kapsamında ve bir özgürlük olarak değerlendirilmesi olanaksızdır. Demokrasi, hak ve özgürlüklerin güvenceye bağlandığı, demokratik işlerliğin her alanda yaşandığı, çoğulcu, katılımcı bir kurallar ve kurumlar düzenidir. Nitekim Birleşmiş Milletler’e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerinde, VİYANA’da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları Konferansı sonunda yayımlanan Deklerasyon’da:

Kendi kaderini tâyin hakkının; “Eşit Haklar” ilkesine uygun olarak ırk, din ve renk ayrımı gözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükûmete sahip egemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasî birliğini kısmî veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eylemin desteklenmesi ve bu eyleme yetki verilmesi anlamında yorumlanamayacağı yer almıştır.

Demokrasilerde ırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin ve milletvekilinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irk ayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığını sürdürmesi yasalar karşısında olanaksızdır. Devletin ülkesi ve ulusuyla birlikte bütünlüğünü koruması en doğal hakkı olup, kamu düzenini ve insan haklarını koruma yönünden de savsaklanmayacak görevidir. Siyasî partileri kapatma diğer çağdaş demokratik ülkelerde de vardır. Anayasa’nın temel ilkesi; hak ve özgürlüklerle, çoğulculuğun korunması için Anayasal hakları yok edecek bir siyasî rejim kurulmasının önlenmesidir. Demokratik toplum düzeninde, siyasî parti faaliyetlerinin güvence altına alınması, Anayasa’ya uygun kurulan ve faaliyet gösteren siyasî partilerin Anayasa’ya dayalı hukuk devletinin sağladığı tüm hak ve ayrıcalıklarından faydalanmaları anlamına gelir. Siyasî partiler Anayasa’da değiştirilmesi yasaklanan uluslararası üstün hukuk kurallarına da uygun olan devletin tekliği, ülkenin bütünlüğü ile ulusun birliğini değiştirmeyi amaçlayan çalışmalarda bulunamazlar. Bunların siyasal tercih kapsamına alınması olanağı yoktur.

Bu konuda özet olarak şu temel ilkeler belirlenebilir:

  1. Ulusal ve üniter devletin etnik farklılıklara göre tartışılması uluslararası hukuksal belgelerce de yasaklanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi bu konuda son derece açıktır. Ayrıca bu sözleşmenin 17. maddesi özellikle bu konuyla ilgilidir.
  2. Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi de Federal Cumhuriyetin varlığını tehlikeye atan veya temel demokratik düzeni yoketmeye yönelik faaliyetlerde bulunan siyasal partileri kapatma yetkisine sahiptir. Ve Almanya Anayasa Mahkemesi hem Komünist Partiyi hem de Faşist Partiyi bu gerekçelerle kapatmıştır.
  3. Avrupa hukuk düzenlemelerinde de, bir ulus bütünlüğü içinde yer alan etnik grupların milliyetçiliğe dayalı ayrımcılığı kabul edilmemektedir. Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin korunması ancak anayasal hakları yok edeecek siyasal faaliyetlerin (örgütlenmelerin) önlenmesi ile mümkündür. Bu aynı zamanda çoğulculuğun da korunması anlamına gelir.

ç. Fransız Anayasa Konseyi, Korsika’ya özel statü tanıyan Yasa’nın iptali ile ilgili kararında, Fransız vatandaşlarından oluşan “Fransız Halkı”nın korunması için özen göstererek “Fransız Halkı”nın mütemmim cüzî (tamamlayıcısı olan) “Korsika Halkı” kavramını reddetmiş ve söylenmesi gerekenin “Kanunen bölünmesi mümkün olmayan Fransız Halkı” olduğunu vurgulamıştır.

  1. Siyasî Partilerin faaliyetleri, demokratik düzende güvence altına alınmışlardır. Çağımız partiler-demokrasi çağıdır. Ancak bu demokrasilerin kendilerini korumaları anlamına da gelir. Siyasal partilerin hukuk devletinin sağladığı güvencelerden yararlanabilmesi, ancak Anayasa’ya uygun davranmaları ile mümkündür.
  2. Halkların eşit ve kendi kaderlerini tayin etme haklarıyla kültürel hakların kullanılmasında, demokratik sistemle idare edilen vatandaşlarına bireysel düzeyde temel ve siyasal hakları eşit düzeyde sağlamış ülkeler için; Devlet, ülke, ulus ve siyasal birlik esas alınmakta, bunları bozan her türlü eylemlere hukuksal dayanak verilmemekte ve yasaklanmaktadır.
  3. Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlükler için esas ölçüt bireydir. Bunun etnik gruplar için ulusal hakka dönüştürülmesi bu şekilde Devlet, ülke ve ulusu parçalama hak ve özgürlüğünden söz edilmesinin bir dayanağı olamaz.
  4. Uluslararası birlikteliğin gelişmesine yönelik çalışmaların geliştiği bir süreçte ulusal birlikteliklerin parçalanması düşünülemez ve her iki olgunun birbirinin karşıtı olduğu söylenemez.

ÖZDEP Programında her ne kadar “kardeşlik” ve “birlik” sözcüklerini sık sık kullanmaktaysa da bunu gerçek amacını gizlemek için yaptığı anlaşılmaktadır. Davalı partinin programı vatandaşlar arasında kin, husumet ve ayrılık duyguları yaratmaktadır. Zira Parti programı Türk Ulusunun bütünlüğünü ırka dayalı bir görüşle Türk ve Kürt olarak ikiye ayırmayı öngörmektedir. Bu tür program hükümlerinin ülke ve millet bütünlüğünü yıkmayı amaçladığı açıktır.

Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen, demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsal barışı yıkacak program düzenleyemez ve eylemlerde bulunamazlar. Hiçbir ayrılık bulunmayan ulusun içinde azınlık oluşturarak ülkeyi bölmek, bu amaçla tartışmalı etnik köken ayrımını kışkırtarak silahlı ayaklanmaya çağırmak, ulusun bireylerini, bölge halklarını biribirine düşman edip kıydırmayı uygun bulmak, bir öneri ve çözüm değil, devleti yıkmaya yönelik bir planın uygulanması ve çözümsüzlüktür. Sorunlar yaratılarak çözüm üretilemez. Kimi etnik grupları ulus yapısı içinden, çoğunluktan azınlığa indirmek toplumsal barışı yıkar. Bu yolla azınlıklar körüklenecek, terörün şiddeti artırılacaktır. Uluslararası norm, silahla, şiddetle hak arama yollarına kesinlikle kapalıdır. ÖZDEP, Kürt kökenli yurttaşları asılsız ve dayanıksız sav ve suçlamalarla kargaşa ve iç savaş çıkarmaya kışkırtmış, ayaklanma için demokratik hoşgörünün sınırlarını zorlamıştır. Demokrasi, demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanarak yıkılamaz. Hakkı ve özgürlüğü kötüye kullanmaya engel olmak devletin görevidir. Hele bir siyasal parti, şiddet ve terörü kışkırtarak gizli bir amacı gerçekleştirmek istiyorsa, buna olanak verilemez. Partilerin de yapamayacakları şeyler vardır ve bunların başında devletin varlığı, ülkenin ve ulusun birliği gelir. Kendisini saldırılara karşı koruyan devleti içerden yıkmak isteyen teröre hiç bir hukuk düzeni meşruiyet tanıyamaz. Teröre karışan ve ona destek verip ondan destek alan bir siyasî partinin varlığını sürdürmesi düşünülemez.

Davalı Partinin programında Türk ve Kürt ulusları biçiminde bir ayırımın yapılması ve Kürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanması; bir başka deyişle, ülkede yaşayan ve Kürt olarak ayırdıkları bir kısım yurttaşların Türkiye Cumhuriyetinden kopmasının amaçlanması Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendinde söz konusu olan “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” ilkesine açıkça aykırıdır.

Bu konuda özenle üzerinde durulması gereken husus daha önce belirtildiği gibi bu yöndeki yasal düzenlemelerin amacı ülkedeki etnik farklılıkların ve bunların dil ve kültürlerinin yasaklanması değildir. Çeşitli etnik kökenlerden gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kendi dil ve kültürlerine sahiptirler. Ancak bin yıldır birlikte yaşamış, dini, gelenek ve görenekleri aynı, birbirinden ayrılması ve koparılması olanaksız ortak kültürleri ve yaşamları olan bir topluluğu ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlı tutmak ve hepsini kapsayan ortak ulusal kültürü ve kimliği yadsımak Siyasî Partiler Yasası’nın 78. ve 81. maddelerin (a) bendlerine aykırıdır. Yasaklanan, kültürel farklılıkların ve zenginliğin belirtilmesi olmayıp, bunların Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak, ulus bütünlüğünün bozulması ve buna bağlı olarak yeni bir devlet düzeninin kurulması amacıyla kullanılmasıdır.

Programın, partinin ulusal ve dinsel azınlıkların demokratik ve özgür bir ortamda kendi dil ve kültürlerini geliştirmeleri için tüm olanakların sağlanacağı biçimindeki düzenleme de ulusal azınlıkların varlıklarının kabul edildiklerini göstermektedir. Yine programda yargılamada ve eğitimde ana dilin esas alınacağı öngörülmektedir. Bunlar programdaki diğer düzenlemelerle birlikte ele alındığında Siyasî Partiler Yasası’nın 81. maddesinin (b) bendinde yasaklanan, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütme anlamını taşımaktadır. Bir başka deyişle program, Türk dili veya kültürü dışındaki dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla bir bölüm vatandaşın farklı bir ulustan oldukları, bir azınlığa mensup bulundukları ileri sürülerek azınlık ya da ayrı bir ulus olmanın gerektirdiği haklardan yararlanmaları biçiminde bir düşünce içermektedir.

Sonuç olarak, ÖZDEP, Programındaki anlatımlarla, Türkiye’de hukuksal ve siyasal yönden ırka dayalı bir Türk Ulusu kavramı ya da etnik kökene göre çoğunluk ve azınlık kavramları olmamasına karşın, farklı etnik ve soy kökenlerinden gelen bütün vatandaşların eşit haklarla yer aldığı Türk Ulusunu ırk esasına dayalı olarak “Türk ve Kürt Ulusları” biçiminde ikiye bölmüş, ezilen bir halk olarak nitelediği Kürtlere ayrı bir ulus olarak kendi kaderlerini tayin etme hakkını verme amacına yönelik Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozucu bir konuma düşmüş ve bu bağlamda yine bölücülüğe yönelik olarak yargılamanın ve eğitimin ana dille yapılmasına da programında yer vermiştir. Böylece Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendi ve aynı Yasa’nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı davranılmıştır.

  1. b) Davalı Parti Programı’nın Siyasî Partiler Yasası’nın 89. Maddesine Aykırı Olup Olmadığı :

Programda, “Devlet din işlerine karışmayacak, din cemaatlere bırakılacaktır.” biçiminde bir görüş yer almaktadır.

Siyasî Partiler Yasası’nın 89. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasa’nın 136. maddesine aykırı amaç gütme bir parti kapatma nedeni olarak kabul edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın anayasal konumunu koruyan bu kuralda kurumun “…lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek…” görev yapması zorunluluğu vurgulanmıştır.

Davalı Parti, “lâiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak” tanımlandığına göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde yer almasını lâiklik ilkesine aykırı bulmaktadır. Lâiklik ilkesi, Anayasamızda değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez egemen bir kural olarak yer almıştır.

Anayasa’nın “Din ve Vicdan Hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde de lâiklik ilkesinin anlamı açıklanmaktadır.

Buna ve Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarına göre:

  1. a) Dinin Devlet işlerinde etkili, egemen olmaması,
  2. b) Dinin, bireyin manevî yaşamına ilişkin dinî inanç bölümünde, aralarında ayrım gözetilmeksizin, sınırsız bir özgürlük tanınarak anayasal güvence altına alınması,
  3. c) Dinin, bireyin manevî yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkileyen eylem ve davranışlara ilişkin bölümlerinde, kamunun düzenini, güvenini ve yararını korumak amacıyla sınırlamalar yapılması, dinin kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklanması,

ç) Kamu düzenini ve haklarının koruyucusu sıfatıyla dinsel hak ve özgürlükler konusunda Devlete denetim yetkisi tanınması,

Lâiklik ilkesinin gereği olarak anlaşılmaktadır.

Bu ilkenin dine karşı olmadığı, dini kötülemediği, din düşmanlığı anlamına gelmediği ve dinî asla yadsımadığı açıktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Anayasa’ya göre Genel İdare içinde yer almasının ve Siyasî Partiler Yasası’nda bu konumun yinelenmesinin lâiklik ilkesine aykırı olup olmadığı bu kurallara göre incelendiğinde:

Diyanet İşleri Başkanlığı, dinsel bir örgüt değil, Anayasa’nın 136. maddesinde öngörüldüğü üzere genel idare içinde yer almış yönetsel bir örgüt durumundadır. Bu örgüte bağlı kişiler de 136. maddede sözü geçen özel yasa gereğince memur niteliğinde sayılmışlardır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Anayasa’da yer alması ve görevlilerinin memur sayılmasının, ülke koşullarıyla gereksinmelerinin doğurduğu bir zorunluluk sonucu olduğunda kuşku yoktur. Anayasa’nın 136. maddesinin gerekçesinde “Cumhuriyetin hemen başlangıcından itibaren, genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığının yine aynı statüye bağlı kalması yerinde görülmüştür.”, 1961 Anayasası’nın aynı kuralı içeren 154. maddenin gerekçesinde ise “Dinî inanç ve kanaat hürriyetini, temel hak ve hürriyetler arasında ilân eden, ibadet ve dinî törenlerin serbestisini teminat altına alan Anayasa’da sosyal bir müessese olarak dinin taşıdığı önem bakımından, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugüne kadar olduğu gibi genel idare içinde yer alması tabiî ve zarurî görülmüştür. Bu sebeple tasarının ek 2. maddesinde sevkedilen hüküm, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın özel kanunundaki görevleri yerine getireceği esasını muhafaza etmektedir.” denilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Anayasa’da yer alması hususu din hizmetleri denetiminin Devletce yürütülmesi, din işlerinde çalışacak kimselerin yetenekli olarak yetiştirilmesi yoluyla dinî taassubun önlenmesi, ahlâkın ve dinin toplum için manevî bir disiplin durumuna gelmesi ve böylece değişik dinlerdeki tüm inananları ve inanmayanlarıyla Türk Ulusu’nun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi ana ereğinin gerçekleştirilmesi nedenleri yanında, çoğunluğun müslüman olduğu ülkemizde, dinî gereksinimlerin karşılanabilmesi için din hizmetleri görecek kişilerin, mabetlerin ve başka maddî gereksinimlerinin sağlanması, onarım ve bakımları gibi konulara da katkısı olması nedenlerine dayanmaktadır. Devletin her toplumsal kurumda olduğu gibi, toplumun dinî gereksinmelerine yardım etmesinin Anayasa’da yer alan ve nitelikleri açıklanan lâiklik esaslarına aykırı bir yanı bulunmadığı gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Anayasa’da yer almasının da yukarıda açıklanan nedenlere dayanması karşısında, lâiklik ilkesine aykırı düştüğü kabûl edilemez. Yine bu nedenlerle Devletin bu alandaki yardımı ve Diyanet İşleri Kuruluşu görevlilerinin memur sayılması, Devletin din işlerini yürüttüğü anlamına gelmeyip, ülke koşullarının zorunlu kıldığı durumlara uygun bir çözüm yolu bulmak amaç ve anlamını taşımaktadır. Kaldıki Anayasa’nın 136. maddesinde Başkanlığın işleri, “lâiklik ilkesi doğrultusunda…” belirlemesiyle uygunluk temelde vurgulanmıştır.

Bu nedenlerle Anayasa’da genel idare içinde varlığı öngörülen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerini ortadan kaldırmak ve bu yolla bu kurumun hukuksal varlığına son vermek özellikle siyasî partiler yönünden 2820 sayılı Yasa’nın 89. maddesine aykırıdır.

Davalı Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin yukarda (a) ve (b) de belirtilen nedenlerle Siyasî Partiler Yasası’nın Dördüncü Kısmında yer alan hükümlerine aykırı davrandığı saptandığından aynı Yasa’nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılması gerekir.

  1. c) Anayasa Mahkemesi Kararıyla Kapatılan Siyasî Partilerin Kurucuları, Yöneticileri ve Üyeleri ile İlgili Kurallar

Anayasa’nın 84. maddesinin son fıkrasında; “Anayasa Mahkemesi’nin kararında partinin kapatılmasına eylem ve sözleri ile sebebiyet verdiği belirtilen milletvekillerinin üyeliği ile temelli olarak kapatılan siyasî partinin, kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte, parti üyesi olan diğer milletvekillerinin üyeliği, kapatma kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na tebliğ edildiği tarihte sona erer.” hükmüne yer verilmiş, 69. maddenin yedinci fıkrasında da; “Temelli kapatılan siyasî partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yeni bir siyasî partinin kurucusu, yöneticisi ve denetçisi olamıyacakları gibi, kapatılmış bir siyasî partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasî parti de kurulamaz” hükmü getirilmiştir.

Ancak, Anayasa’da yer alan bu kesin ve bağlayıcı yukardaki kurallara karşın 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 95. maddesinde; “Temelli kapatılan siyasî partilerin kapatılma tarihinde üyeliği devam eden; kurucuları, genel başkanı…”nın başka bir siyasî partinin kurucusu veya yöneticisi olamayacakları, bunlardan fiilleriyle siyasî partilerin kapatılmasına neden olanların ise en az on yıl süre ile başka bir siyasî partiye alınamayacakları gibi milletvekilliği için aday da olamıyacakları hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın; 69. maddesinin yedinci fıkrası ile 84. maddesinin son fıkrasında “kapatılma tarihinde üyeliği devam eden” koşulu yoktur.

Anayasa’nın 69. maddesinin yedinci fıkrasının gerekçesinde; “… Geçmiş uygulamalardan ortaya çıkan sonuç şunu göstermektedir ki kapatılan siyasî partilerin yöneticileri ve kurucuları partilerin kapatılmasına rağmen kendileri siyasî faaliyete devam etmişler; kurulmuş partilere girerek eskisinden daha güçlü bir şekilde Lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı siyasî parti faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan siyasî partilerin kapatma kararında sorumlu görülen kurucu ve genel merkez yöneticilerinin başka isim ve programlarla da olsa siyasî parti kuramayacakları ve kurulmuş partilerde yönetim ve denetim görevi alamayacakları mahkemece kararlaştırılır.” açıklamasına yer verilmiş, Siyasî Partiler Yasası’nın 95. maddesine ilişkin gerekçede ise; “Anayasanın 69. maddesinin yedinci fıkrası hükümleri bu madde ile uygulama kanuna intikal ettirilmiş bulunmaktadır.” anlatımı yer almıştır.

Kapatılan siyasî parti yönetici ve kurucuları için, yeni bir siyasî parti kurma veya kurulmuş bir siyasî partide görev alma yasağı getiren temel düzenleme, Anayasa’nın 69. maddesinin yedinci fıkrasıdır. Anılan fıkrada, Siyasî Partiler Yasası’nın 95. maddesinde olduğu gibi “… kapatılma tarihinde üyeliği devam eden …” ibaresine yer verilmemiş, kapatılan siyasî partilerin kurucusu ile her kademedeki yöneticisi olmak böyle bir yasak için yeterli sayılmıştır.

Siyasî Partiler Yasası’nın 95. maddesi ile, kapatılan siyasî parti yöneticileri ve kurucularına, Yasakoyucu tarafından yeni siyasî parti kurma veya kurulmuş bir siyasî partide görev alabilme konusunda Anayasa’nın 69. maddesinin yedinci fıkrasına göre daha geniş olanaklar tanınmasına madde gerekçesinin olur verdiği tartışmalıdır.

Kaldıki, yalnızca bir siyasî partinin kapatıldığı tarihte üyeliği devam eden parti yöneticileri ile kurucularının böyle bir yasağın kapsamı içinde kaldıkları, kapatma tarihinde partideki üyeliği son bulan kimseler (kendi söz veya eylemleri ile partinin kapatılmasına neden olsalar dahi) için böyle bir engel bulunmayacağı yolundaki yorum, Anayasa’nın 69. maddesinin getiriliş amacına uygun düşmeyeceği gibi, kapatılma tarihinden önce kendiliğinden kapanan ya da parti üyeliğinden ayrılma yoluyla partiden çıkan bir yönetici ve kurucuya, yeni bir partiye girerek daha önce kapatılmaya neden olan söz ve eylemlerini sürdürebilme olanağını vermektedir.

Kapatılacağını anlayan Siyasî Partiler, saptanması kolaylıkla olanaklı, kapatılma tarihinden önce kapatma veya üyelikten ayrılma yoluyla, Anayasa’da ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelik faaliyette bulunanlar için getirilen Anayasa’nın 69. maddesinin yedinci fıkrasındaki yaptırımı böylece işlemez duruma getirebilirler. Bu yolla ülke ve ulus bütünlüğü için tehlikeli boyuta ulaşan bozucu ve yıkıcı siyasî faaliyetlere, belirli kişilerce değişik adlarla kurulan, siyasî partilerde süreklilik kazandırılır. Bu davranış biçimi ise bir tür Anayasa’ya karşı hile durumunu oluşturur.

Anayasa’nın 69. maddesini ters doğrultuda genişleten, yine Anayasa’nın geçici 15. maddesi nedeniyle yargı denetimine girmeyen, ihmal edilmesi de olanaksız, Siyasî Partiler Yasası’nın 95. maddesinin Anayasa’ya uygun biçimde değiştirilip düzenlenmesinin gerekip gerekmediği Yasakoyucunun takdirine bağlıdır.

Mustafa GÖNÜL bu görüşe katılmamıştır.

VII- SONUÇ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.1.1993 günlü, SP.42.Hz. 1993/10 sayılı İddianamesi’nde Özgürlük ve Demokrasi Partisi Programı’nın kimi bölümlerinin Anayasa’nın BAŞLANGIÇ’ına, 2., 3., 14., 24., 42., 68., 69. ve 136. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendine, 81. maddesinin (a) ile (b) bentlerine ve 89. maddelerine aykırılıklar içerdiği savlarıyla Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenmekle gereği görüşülüp düşünüldü:

  1. Özgürlük ve Demokrasi Partisi programının, Anayasa ile Siyasî Partiler Yasası’na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince davalı Parti’nin kapatılmasına,
  2. Davalı Partinin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine,
  3. Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 23.11.1993 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
BaşkanYekta Güngör ÖZDEN ÜyeMustafa GÖNÜL Üyeİhsan PEKEL
ÜyeSelçuk TÜZÜN ÜyeAhmet N. SEZER ÜyeSamia AKBULUT
ÜyeYalçın ACARGÜN ÜyeMustafa BUMİN ÜyeSacit ADALI
ÜyeAli HÜNER ÜyeLütfü F. TUNCEL

KARŞIOY YAZISI

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.1.1993 günlü, SP.42 Hz.1993/10 sayılı iddianamesiyle, Programının Anayasa’nın Başlangıç Kısmı ile, 14., 24., 42., 68., 69. ve 136. maddelerine, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentleri ve 89. maddesine aykırılığı ileri sürülen Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin (ÖZ-DEP), Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenmiştir.

Davalı ÖZ-DEP Ön Savunmasında özetle ve karşıoyumuzla ilgili şu savlarda bulunmuştur:

  1. Açılan dâva, Partinin programına yöneliktir. Bu nedenle Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesinin öngördüğü tüzük ve programların “Anayasa ve kanun hükümlerine…” uygun olmadıklarının saptanması halinde, bu eksikliğin 30 gün içerisinde giderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kendilerinden yazılı istemde bulunması zorunluluğu vardır. Bu koşul yerine getirilmediğinden dâva usulsüz açılmıştır.
  2. ÖZ-DEP’e yönelik kapatma nedenlerinin dayandırıldığı 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 68., 69. ve 78. maddeleri Anayasa’ya aykırıdır. Ancak, bu Yasa da Millî Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan tüm öteki yasalarda olduğu gibi, Anayasa’ya uygunluk denetimini önleyen Anayasa’nın Geçici 15. maddesi kapsa­ mında görülmektedir. Evrensel hukuk ilkelerine aykırı olan Geçici 15. maddenin koruyucu ve önleyici kuralı ihmal edilerek Siyasî Partiler Yasası’nın anılan kuralları iptal edilmelidir.

Dâvalı ÖZDEP’in savlarını, Anayasa’nın siyasal partilere bakış açısını belirleyerek irdeleyeceğiz.

  1. Türk Anayasa Hukuku sistematiğinde siyasal partilere ilişkin düzenleyici hükümler, İKİNCİ KISIM’daki TEMEL HAKLAR VE ÖDEVLER kategorisinin SİYASİ HAKLAR VE ÖDEVLER başlıklı DÖRDÜNCÜ BÖLÜM’ünde yer almaktadır. Siyasî partilerin bu konumu, temel haklar bağlamında önemi ve önceliği yadsınamayacak ve savsaklanamayacak uygar ve çağdaş bir değer yargısını sürekli canlı ve ön planda tut­ maktadır. Yurttaşların ülke yönetimine yönelik özgür siyasal irade oluşumunun başlıca evrensel araçlarından biri olan siyasal partilere ilişkin bu değer yargısı, Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında onurlu bir özdeyişe dönüşmüştür:

“Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” Anayasakoyucunun siyasal partilere yönelik bu “vazgeçilmez” nitelemesi, kuşkusuz platonik bir övgü sözcüğüne indirgenemez. Kendi içinde mantıksal bir anlamı, gerekliliği ve ağırlığı vardır. “Vazgeçilmez”likten güdülen amaç, siyasal partilerin yaşamasının ve yaşatılmasının “kural”, kapatılmalarının ise, ancak açık-seçik durumlarda ve sayılı nedenlere dayanma koşuluyla “istisna” olduğunu pekiştirmektir. Bir başka anlatımla, Anayasa’da engelleyici, yasaklayıcı ya da sınırlayıcı açık ve kesin bir hüküm bulunmadığı sürece gereksinim duyulan yorumlar, olabildiğince siyasal partilerin lehine yapılmalıdır. Bu zorunluluk, demokratik ve çoğulcu siyasal sistemlerin vazgeçilmez ortak paydasıdır. Karşıt bir anlayışta direnme, buhranlara yol açabilecek çelişkileri yoğunlaştırır. Yükümlülüklerini üstlenmeğe, nimetlerini paylaşmaya hazırlandığımız 21. Yüzyılın eşiğinde, siyasal beklentilerimizin odak noktasındaki hızlı ve yaygın demokratikleşme sürecini çözümsüzlüğe sürükler.

Gerekli gördüğümüz bu saptamadan sonra, karşıoyumuzun dayanağını oluşturan Anayasa’nın 69. maddesinin beşinci fıkrası ile 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesinin irdelenmesine geçebiliriz. Sözü edilen kuralların metinleri şöyledir:

Anayasa, Madde 69/5 : “Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder.”

Siyasî Partiler Yasası, Madde 9: “Cumhuriyet Başsavcılığı kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucuların hukukî durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belgelerinin tamam olup olmadığını, kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazıyla ister. Bu yazının tebliğ tarihinden başlayarak otuz gün içinde noksanlık giderilmediği veya istenen ek bilgi ve belgeler gönderilmediği takdirde, siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır.”

Görüldüğü gibi Anayasa kuralına uyum içinde düzenlenen Yasa kuralı uygulamanın gerektirdiği açıklamalar yanında, Anayasa’nın öngördüğü “öncelikle…” koşuluna “ivedilikle…”yi de eklemiştir. Ayrıca saptanan eksikliklerin tamamlanması için yazılı tebliğle başlayan otuz günlük süre getirmiştir. Bu yolla ilgili parti, tüzüğünü ya da programını, Anayasa ve Yasa kurallarına uygun hale getirebilme hakkından yoksun bırakılmamaktadır.

Yasakoyucu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kurulan bir partinin programının “öncelikle ve ivedilikle…” yapacağı inceleme sonunda “…Anayasa ve kanun hükümlerine…” uygun olmadığını saptaması durumunda bunu bir “noksanlık” kabul ederek, otuz günlük süre içinde Anayasa ve yasaya uygun hale getirmesini, böylece “… noksanlıkların giderilmesini…” ilgili partiden yazıyla istemesini, kapatma istemi öncesinde “koşul-kural” olarak öngörmüştür. Maddenin ikinci tümcesinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini, …yazıyla ister.” biçimindeki kural, sadece Siyasî Partiler Yasası’nın 8. maddesinde sözü edilen kuruluş evresine ilişkin birtakım basit belge ve bilgileri değil, aynı zamanda partilerin tüzüklerinin, programlarının ve kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunu da kapsamaktadır. Yasakoyucu, bunlar arasında önem ve öncelik bakımından bir ayırıma gitmemiştir.

Yasa kuralında belirlenen süre içinde Anayasa ve yasa kurallarına uygunluk sağlanmadığı ya da yazılı isteme yanıt verilmediği takdirde, yine anılan 9. maddenin son tümcesi uyarınca “…siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır.”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin kapatılmasına ilişkin SP.42 Hz.1993/10 sayılı İDDİANAME’si, Anayasa ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası kurallarına aykırılıklarından dolayı doğrudan doğruya ve münhasıran ÖZ-DEP’in Parti Programına yöneliktir. Buna karşın 2820 sayılı Yasa’nın 9. maddesindeki otuz günlük süre içinde “noksanlıkların” (aykırılıkların) giderilmesi için yazılı istemde bulunma gereği duyulmamıştır. Çoğunluk kararı da aynı anlayış ve uygulama doğrultusunda şu gerekçeye dayanmaktadır: “… Siyasî Partilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin Yasa’nın Dördüncü Kısmındaki Siyasî Partilerle ilgili Yasaklar’a açıkça aykırı durumlarda, bu koşul yerine getirilmeden doğrudan 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma dâvası açılmasına olanak vermemek anlamına gelir. Bu nedenle Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca uyarı yapılmadan açılmış bulunan dâvanın 2820 sayılı Yasa’nın Dördüncü Kısmında yasaklanan nedenlerden ileri gelmesi nedeniyle dâvalı Parti’nin talebi yerinde değildir.”

Bu gerekçenin ağırlık noktasını, Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesindeki “uyarı” koşulunun, aynı Yasa’nın 100. ve 101. maddelerindeki nedenlerle “kapatma dâvası açılmasına olanak vermemek” kuşkusu oluşturmaktadır. Bunun sonucunda da dâvalı Parti’ye programını, Anayasa ve Yasa kurallarına uygun hale getirebilme hakkı ve şansı tanınmamaktadır. Böylece Anayasa’nın 68/2. maddesiyle “demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları …”olarak nitelediği siyasal partiler, kapatılma durumuna getirilmektedir. Yapıcı yorum yönteminden uzaklaşılmaktadır. Bunu, Anyasakoyucunun Siyasal Partilere bakış açısıyla bağdaştıramıyorum. Kapatma isteminin bu nedenle reddi gerekir, kanısındayım.

  1. Anayasa’nın Geçici 15. maddesine ilişkin görüşlerimiz, Anayasa Mahkemesi’nin Esas : 1991/2 (Siyasî Parti-Kapatma), Karar : 1992/1 sayılı kararı (Resmî Gazete : 8.7.1993/21631) ile Esas : 1992/1 (Siyasî Parti-Kapatma), Karar : 1993/1 sayılı kararında (Resmî Gazete : 18.8.1993/21672) ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Her iki karşıoyumuzdaki gerekçeler burada da geçerlidir.
  2. Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nin kapatılmasına ilişkin çoğunluk kararının son kısmında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gerek İddianamesi’nin, gerek Esas Hakkındaki Görüşünün hiç bir yerinde sözkonusu edilmemiş olmasına karşın, “Temelli kapatılan siyasî partiler”le ilgili ve yasama organına yönelik bir yorumlu mesaj verilmektedir. Yorum, Anayasa’nın 69. maddesinin yedinci fıkrasındaki düzenleme ile 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın aynı konudaki 95. maddesinin karşılaştırılması sonunda, varlığı kabul edilen ve Anayasa anlatımına uymayan bir farklılığa dayandırılmaktadır. Buna göre, Anayasa’nın amaçladığı yaptırım şöyledir: “Temelli kapatılan siyasî partilerin kurucuları ile her kademedeki yöneticileri; yeni bir siyasî partinin kurucusu, yöneticisi ve denetçisi olamayacakları gibi, kapatılmış bir siyasî partinin mensuplarının üye çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasî parti de kurulamaz.”

Anayasa’nın bu hükmünün uygulanma olanağını sağlayan 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 95. maddesinin temelli kapatılan siyasî partiler mensupları için öngördüğü yasaklar ise “…kapatılma tarihinde üyeliği devam eden…”leri kapsamaktadır. Oysa, aynı konudaki Anayasa kuralı, “…kapatılma tarihinde üyeliği devam eden …” biçiminde bir anlatıma yer vermemiş, “Temelli kapatılan siyasî partilerin…” söylemiyle yetinmiştir. Bu durumda, Yasa kuralı, yasağa muhatap parti yetkililerinin, kapatılma tarihi öncesinde partilerinden ayrılarak yeni bir parti kurabilmelerine ya da başka bir partiye geçebilmelerine olanak hazırlamaktadır. Bu da Anayasa’ya karşı bir hiledir. Anayasa’nın 69. maddesini ters doğrultuda genişleten bu Yasa kuralı, Anayasa’nın Geçici 15. maddesi nedeniyle Anayasa’ya uygunluk denetimine de tabi tutulamamaktadır. Anayasa’ya uygun biçimde değiştirilmesi Yasakoyucunun takdirine bağlıdır.

Kanımızca, Yasa’nın 95. maddesinin anılan Anayasa kuralını ters doğrultuda genişletmiş olması sözkonusu değildir. Yapılan iş, uygulamaya açıklık ve kolaylık getirmekten ibarettir. Daha önce de üzerinde ısrarla durulduğu gibi, Anayasa’da açık ve kesin yasak ya da sınırlamaların bulunmadığı durumlarda, yorumlar siyasî partilerin lehine yapılmalıdır. Siyasî partilerin demokratik siyasî yaşamımızdaki “vazgeçilmez” rolleri bunu gerektirir. Karşıt bir yorumda direnme, kriz durumlarının ürünü ara rejimlerin, bireyleri ve toplumu politikadan arındırma (depolitisation) eğilimlerini canlı tutan bir izlenime açıktır.

Öte yandan, temelli kapatılan siyasî parti mensuplarına ilişkin Anayasakoyucunun iradesiyle, Yasakoyucunun iradesi aynıdır. Bir başka anlatımla her iki kural da, son aşamada Millî Güvenlik Konseyi’nden geçerek kabul edilmiştir. Anayasa’ya aykırı bir durumun, Millî Güvenlik Konseyi tarafından düzeltilmiş olması gerekeceği sağlıklı bir varsayımdır.

Ülke yönetimine olumlu katkılar sağlayacak özgür siyasal irade oluşumunun evrensel aracı konumundaki siyasî partilere ve onların mensuplarına uygulanacak yasakları çoğaltmak, katılaştırmak ve yaygınlaştırmak, çağdaş hukuka da, temel hak ve özgürlüklere de yabancı bir tutumdur.

Her üç konuda da açıkladığım nedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.

Mustafa GÖNÜLÜye

Eşber Yağmurdereli

0

Avukat, yazar, senarist, şair, öykü yazarı, aktivist Eşber Yağmurdereli 1945 yılında Erzurum–Tortum’da dünyaya geldi. İlkokulu bitirinceye kadar Tortum’da yaşadı. 1955 yılında, Erzurum Lalapaşa parkındaki boş havuza düşmesi sonucu görme yetisini yitirdiği ve 10 yaşından itibaren gözleri görmediği için, o dönemdeki iki körler okulundan biri olan Ankara Körler Okulunda, 1958 yılında orta öğrenimine başladı. Ankara Radyosu İnce Saz Faslı’nı yöneten İbrahim Tuğberk’ten sanat dersleri aldı.

Avukat Eşber Yağmurdereli

Lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Aydınlığa Doğru ismi ile yayınlanan bir dergi çıkardı ve William Saroyan’ın Yoksul İnsanlar adlı kitabından uyarladığı Yüreği Dağlarda Olan Adam öyküsünü Bursa Halkevi Oda Tiyatrosunda sahneledi. Ankara Radyosu spikerlerinden Jülide Gülizar’ın “Ne göz göze gelelim/Ne içimiz burkulsun/Bir damla suda batsın bütün emellerimiz/Varsın gönlün neşeyi bir başka yerde bulsun/Ve artık birbirine değmesin ellerimiz.” şiirini besteledi.

1963 yılında üniversite merkezi sınavını üçüncülükle kazandı ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Fakültede iken, Hüseyin Cevahir, Arkadaş Zekai Özger, Ahmet İnan, Haluk Şahin, Metin Güven, Gursen Topses ve Gün Zileli gibi arkadaşlarıyla birlikte Yeni Eylem adıyla bir dergi çıkardı.

1972 yılında, Samsun’un Havza ilçesinde avukatlığa başladı. DİSK ve TÖBDER kuruluşların ve üyelerinin yargılanmalarında savunma avukatlığını üstlenmesi ile bilindi.

1977 yılında avukatlık yaptığı Bursa’da evlendi.

Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi/Acilciler” grubunun kurucusu ve lideri olduğu iddiasıyla 13 Mart 1978’de tutuklandı. Eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirme” suçunu düzenleyen 146. maddesinin 1. fıkrası uyarınca Samsun Ağır Ceza Mahkemesi’nce müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bursa cezaevinde Nazım Hikmet’in ranzasında yattıktan bir ay sonra kesintisiz 14 yıl süren cezaevi süreci başladı. Sırasıyla; Bursa, Samsun, Trabzon, Adıyaman, Amasya, Mardin, Diyarbakır, Mardin, Sinop, Samsun ve Bursa cezaevlerinde yattı. 29 ocak 1982’de Sinop kalesi ceza evine sürgüne gönderildi ve uzun süre hücreye kapatıldı. Sinop’tan Samsun’a ve birkaç yıl sonra tekrar Bursa cezaevine nakledildi. Tecrit  ve hücre yılları 7 yıl sürdü.

Cezaevi yıllarında yazdığı kısa öyküleri ve tiyatro oyunlarını gizlice dışarı ulaştırdı. “Pek firaklı bir dağ masalı” adlı öyküsü 1986 yılında bir yarışmada birinci oldu. “Cezaevi Şiirleri Antolojisi” Londra’da İngilizce olarak yayınlandı.

Uluslararası Af Örgütü, 1990 yılında “Avukat Eşber Yağmurdereli’nin adil olmayan yargılanması” başlıklı raporu yayınlayarak tüm hükümetlere yolladı ve dünyanın dikkatini Yağmurdereli’nin durumuna çekti. Hapse girmesinden 13 yıl sonra, şartlı tahliyeden yararlanarak, 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakıldı. Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul’a taşındı.

8 Eylül 1991’de İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği mitingindeki konuşması nedeniyle Atilay Ayçin’le birlikte TMY 8/1.md’deki “devletin bütünlüğü aleyhine propaganda”dan10 ay hapis cezasına mahkum edildi. Karar, Yargıtay tarafından onandı ve daha önce, “şartlı tahliye” edilmesi nedeniyle 10 aylık hapis cezası daha önceki cezasının geri kalanıyla birleştirildi. 7 kasım 1995 tarihinde Ümraniye Cezaevi’ne konuldu. TMY değişikliği nedeniyle 30 Kasım günü İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde yeniden duruşmaya çıktı. Yağmurdereli, ”1991’de yaptığı konuşmada öngördüğü her şeyin gerçekleştiğini, ülkenin şiddet toplumu olduğunu, hapis cezası ile korkutulmaya çalışıldığını, düşüncelerinin değişmediğini” söyledi.

Yağmurdereli, Barış için 1 Milyon İmza kampanyasının sözcülüğünü yürüttü. Topladığı bir milyon imzalı dilekçeyi 17 mayıs 1997 yılında TBMM başkanına teslim etti.

19 Ekim 1997’de Kanal D’de TBMM başkanı Hikmet Çetin’le birlikte yer aldığı programdan sonra canlı yayında gözaltına alınarak Çankırı Cezaevi’ne gönderildi. 9 Kasım 1997’de, ceza infazı 1 yıl süreyle ertelenerek serbest bırakıldı. 1 Haziran 1998’de yeniden tutuklandı ve 18 Ocak 2001’de serbest bırakıldı

Tekrar toplumsal tepki gündeme gelince, hükümet gözlerinin görmemesini bahane ederek, Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesi yoluna gidilmesini istedi ama Yağmurdereli bu özel affı kabul etmedi. bunun yerine düşünceyi suç olmaktan çıkaran yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasını istedi. Hükümet; “cezaevinde bulunuşu hastalıklarının tedavisini imkansız kıldığından bu durum cezaevinde ölüm sonucu yaratır” gerekçesiyle inisiyatifi dışında tahliye etti.

Cezaevi günlerinde yazdığı “Akrep” oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahneledi. Akrep oyunu, 1998 yılında Sanat Kurumu’ndan bütün zamanların en iyi yazılmış oyunlarından biri seçildi ve 1999 yılında Yağmurdereli’ye İsmet Kuntay En İyi Oyun Yazarı ödülünü kazandı. Akrep; Altan Erkekli ve Fikret Kuşkan tarafından bir albüm olarak yayınlandı.

1985 yılında Nelson Mandela‘nın kazandığı, Fransa’nın Bordeaux kentindeki İnsan Hakları Enstitüsü ile Avrupalı Avukatlar Derneği’nin verdiği Ludovic Trarieux Ödülü, 2000 yılında Yağmurdereli’ye tevcih edildi.

Avukat Ludovic Trarieux, 1898 yılında Fransa’da ilk insan hakları derneğini kuran kişi olarak tanınmaktadır. Dernek, dünyadaki ilk insan hakları derneği olarak biliniyor. Ludovic Trarieux Ödülü, Bordeaux kentindeki İnsan Hakları Enstitüsü ve Avrupalı Avukatlar Derneği tarafından iki yılda bir veriliyor.. Ödül, ilk defa 1985 yılında Nelson Mandela’ya verilmişti.

Bestelerinden oluşan “Eşber Yağmurdereli Şarkıları/Ey Hayat Aşkla Terbiye Et Beni” isimli albüm, sanatçı Melihat Gülses tarafından seslendirildi.

2001 yılında katıldığı, görme engelliler satranç turnuvasında beşinci oldu.

2008 yılında ölen Devlet Sanatçısı ve Milletvekili Osman Yağmurdereli’nin kuzenidir.

Halen, İstanbul Kınalıada’da yaşamaktadır.

2013 yılında Paris, 2015 yıllında da Van’daki konuşmalarında terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla yargılandığı İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dava 28 Nisan 2022’de beraat ile sonuçlanmıştır. 

Yağmurdereli, 2023 yılı Ağustos ayında İzmir’de beyin kanaması geçirmiş, önce Menemen’e ardından İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülerek yoğun bakımda tedavi edilmiştir. .

Şair Can Yücel, hakkında birçok şiir yazmıştır. Türkiye’de düşünce suçundan ötürü en çok hapiste kalan kişidir ve kıdemli mahpus olarak bilinmektedir.

“Yağmurdereli’nin “Akrep” oyununu okuduktan sonra, her idamın cinayet olduğuna bir daha inandım. İdamların insanlık için ne büyük çöküntülere sebep olduğunu burada sayıp dökmeyeceğim, idama karşı olanların, idama karşı savaşmayanların, kim olursa olsunlar, yürekleri kabuk bağlamıştır. İşte bu oyunu seyredenler yürekleri ne kadar çabuk kabuk bağlamış olursa olsunlar, insanlığın bu en korkunç uygulamasına karşı koyacaklardır. Yağmurdereli’nin belki de ilk oyunudur bu. Yazar, bu oyununda konuya uygun, usta bir biçim yaratmıştır. Yağmurdereli’nin dili, biçiminden de ilerde erişilmesi güç, güzel bir Türkçedir. Bir başeser olan oyun yalnız Türkiye’de değil, dünyada oynandığı her yerde gücünce karşılanacak, insanlığın en utanılacak yarası olan idama karşı insanları harekete geçirecek, en azından kabuk bağlamış yürekleri sağaltacaktır.” Yaşar Kemal

Magna Carta

0

Magna Carta (Büyük Ferman) veya Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı), 15 Haziran 1215 tarihinde imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Bu belge ile kral ilk kez yetkilerini kısıtlamış halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır.

Belgeyi imzalayan Kral Yurtsuz John 24 Aralık 1166 – 19 Ekim 1216 yıllarında yaşamış ve 49 yaşında ölmüştür.

Magna Carta, Latincede ‘Büyük Sözleşme, Büyük Ferman’ anlamına gelmektedir ve Orta Çağ’ın en önemli hukuki belgesidir. Anlaşma, feodallerin kral karşısındaki haklarını garanti eden ve Hukukun üstünlüğüne vurgu yapan ilk hukuki metindir. Günümüzdeki demokrasinin temel referans belgelerinden addedilmektedir.

Günümüzdeki Anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir. Aslen, Papa III.Innocent, Kral  John ve baronları arasında, kralın yetkileri hususunu karara bağlamak amacıyla imzalanmıştır. Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılmıştır.

Vatandaşların özgürlüklerini belirlemekten çok, toplum güçleri arasında bir denge kuran Magna Carta, kralın sonsuz olan yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlamıştır. Magna Carta’nın 39. maddesi, fermandaki en önemli ifadelerden biridir. Bu madde sayesinde günümüz hukuk sisteminin temelleri atılmıştır: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Magna Carta’nın Etkileri
Magna Carta, daha sonraki yüzyıllarda çıkarılan bir çok fermanı, anayasayı, uluslar arası bildirileri etkilemiştir. Bunların başlıcaları şunlardır:
A-1688 Tarihli Haklar Bildirisi (Bill Of Rights)

İngiliz Parlamentosu tarafından 1688 Büyük Devrimi sonrasında Bill of Rights’dır.(Haklar Bildirisi), çıkarıldı. Bu bildiri, Kraliçe II. Mary ve eşi III. William tarafından taç giyildikten sonra onaylandı. Bu ferman, parlamentodan onay alınmadıkça, yasaların yürürlükten kaldırılması, vergi toplanması, barış döneminde sürekli ordu beslenmesi konularında kral ve kraliçeye yetki tanınmıyor,. adli yargılama ve olağan olmayan cezaya çarptırılmamayı doğal haklar arasına katıyordu. Ayrıca, fermana göre, seçimler serbest, parlamento görüşmeleri sık sık yapılacak ve halka açık olacaktı. Böylece kral ve kraliçe sembolik bir durum kazandı.

Bill of Rights ve John Locke tarafından geliştirilen doğal haklar teorisi büyük etki yarattı. Bu etki kendini önce Amerika kıtasında gösterdi ve Haziran 1776′ da Virginia Devleti Temsilciler Meclisi, bir haklar bildirgesini kabul etti.

B- 4 Temmuz 1776 Tarihli Birleşik Devletler Bağımsızlık Bildirisi

Bu bildiride, Kuzey Amerika kıtasında yaşayan insanların niçin ayrı bir devlet kurmak istedikleri açıklanmış, tüm insanların eşit ve başkalarına devredemeyecekleri haklarla birlikte yaratıldığı, devletlerin bu hakları güvence altına almak zorunda olduğu, devlet bu görevini yerine getirmez ise, kişilerin başkaldırarak kendilerine yeni bir devlet kurmak hakkı bulunduğu belirtilmiş ve ABD’nin kurulduğunu duyurmuştur.

C- 17 Eylül 1787 Tarihli Birleşik Devletler Anayasası

Bu Anayasa özetle; daha yetkin bir birlik meydana getirmek, adaleti yerleştirmek, yurt içi huzuru sağlamak, dışarıya karşı ortak savunmayı gerçekleştirmek, özgürlüğün nimetlerinden yararlanmak ve sonraki kuşakları da yararlandırmak amacıyla çıkarılmıştır.

D- 26 Ağustos 1789 Tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

Aydınlanma Düşüncesi, en aşırı, en radikal sonuçlarına Fransa’da ulaşmıştır. Çünkü Fransa’nın, Kilise ile mutlakiyetçi yönetimi destekleyen ortaçağ artığı, sınıflı bir toplumsal düzeni vardı, bu yapı Rönesans ve Reform hareketleri nedeniyle çatırdıyordu. Fransız Aydınlanması radikal düşünceleriyle bu gerginliği son sınırına kadar vardırmış, sonunda Fransız Devriminin patlamasına yol açmıştır.

İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi de haklarla ilgili gelişmeleri aşağı yukarı aynen benimsedi ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etti.

Bildiride özetle; insanların doğal ve devredilmez hakları bulunduğu, hukuk bakımından, özgür ve eşit doğdukları, insanların özgürlük, mülkiyet ve baskıya karşı direnme hakkı bulunduğu, egemenliğin millete dayandığı, yasanın yasaklamadığı hiçbir şeyin engellenemeyeceği ve hiç kimse yasanın emretmediğini yapmaya zorlanamayacağı, hiç kimse, yasanın belirlediği durumlar ve emrettiği şekiller dışında suçlanamayacağı, tutuklanamayacağı, suç ve cezaların yasayla ve açık ve anlaşılır bir şekilde konabileceği, kişilerin suçun işlenmesinden önce kabul ve duyurulmuş olan bir yasa gereğince cezalandırılabileceği, herkesin suçlu olduğu açıklanıncaya kadar masum sayılacağı, herkesin din ve düşünce özgürlüğü bulunduğu, kamu giderlerini karşılamak için alınan vergilerin gelirlerle orantılı olması gerektiği, tüm yurttaşların devlet giderlerinin nasıl yapıldığını izlemek ve hesap sormak hakkı bulunduğu belirtilmiştir.

Bu bildiri, daha sonra 1791, 1946 ve 1958 Fransız Anayasalarının başında yer almıştır.

 E- Fransız Devriminden Sonraki Gelişmeler

İngiliz, Amerikan ve Fransız bildirilerinde ifadesini bulan doğal haklar yaygın ve güçlü bir etkiye sahip olmakla beraber, 1815’lerden itibaren bu etki azalmaya başlamıştır. Azalmanın başlıca nedenleri, siyasal alanda insan haklarının yerini “ulusların hakları” düşüncesinin almaya başlaması ile felsefede Marksist, yararcı ve pozitivist görüşlerin öne çıkmasıdır.

İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, baskıcı düzenlere duyulan nefretin etkisiyle insan hakları düşüncesi yeniden güçlenmeye başladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 ‘de ilan ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirisi oldukça geniş bir haklar listesi içeriyordu.

Magna Carta, Sened-i İttifak ve Tanzimat fermanı

Magna Carta ile Osmanlı Devletinin son dönemi arasında benzerlikler vardır. Magna Carta ile Kralın yetkileri ilk defa sınırlandırılmış. Asiller sınıfının ayrıcalığı kabul edilmiştir.

Sened-i İttifak (1808), II. Mahmut döneminde Alemdar Mustafa Paşa’nın çalışmalarıyla ayanlarla imzalanmıştır. Bu belge ile ayanların varlığı kabul edilmiştir. Bu belge ilk defa Osmanlı padişahının yetkilerini sınırlamıştır.

Magna Carta ile Kral Vasalların üstünlüklerini kabul etmiştir. Adalet ve eşitlik kavramları getirilmiştir.

Tanzimat Fermanı (1839), Abdülmecit döneminde Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmuştur. Osmanlı padişahı kanunun üstünlüğünü kabul etmiştir.

Magna Carta ile Kralın yetkileri resmen sınırlanmıştır. İngiltere’de parlamenter sisteme geçilmiştir.

Kanun-u Esasi, (1876) II. Abdülhamit döneminde Mithat Paşa’nın çalışmaları ile hazırlanmıştır. Osmanlı’da ayan ve mebusân meclisleri kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nde parlamenter sisteme geçilmiştir.

Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralları Uygulamak

0

Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralların Uygulanmasını Teşvik Etmek başlıklı tavsiye kararı,  Avrupa Konseyi içinde mahalli yönetimleri temsil eden kurum olan Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (Congress of Local and Regional Authorities) tarafından 19 Ekim 2016 tarihinde düzenlenen Kongre’nin 1. oturumunda tartışılarak kabul edilmiştir. 401(2016) sayılı Karar ile belirlenen tavsiyeler Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde yolsuzluğu önleme ve etik kuralları yerleştirme amacıyla yapılması gerekli çalışmalara ışık tutmaktadır.

Yolsuzluğu Önlemeye ve Kamuda Etik Kuralları Uygulamaya Dair Kurallar – Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önlemek ve Kamuda Etik Kuralların Uygulanmasını Teşvik Etmek

1. Kongre “Yerel ve Bölgesel Düzeyde Etik ve Şeffaflık” konusunu 2016 teması olarak seçerek yolsuzluğun Avrupa’da yerel ve bölgesel yönetişime ve demokrasiye yönelik büyük bir tehdit olmaya devam ettiğini; bunun hükümetlerin ve parlamentoların acilen üzerine gitmesi gereken bir sorun olduğunu kabul eder.

2. Yerel ve bölgesel kamu hayatında yolsuzluğun riskleri ve boyutu – kısmen iletişim araçlarındaki hızlı gelişmeler nedeniyle daha çok bilindikçe bu durum karşısındaki sabırsızlık ve hoşgörüsüzlüğün de giderek arttığı görülmektedir. Vatandaşlar artık devlet memurlarından daha yüksek bir dürüstlük standardı beklemektedir. Politikacı ve memurlara duyulan güvenin tehlikeli derecede düşük seviyede olması demokratik işleyişi tehdit etmekte ve çeşitli siyasi aşırılık biçimlerinin yükselmesini cesaretlendirmektedir.

3. ‘Çok-başlı bir canavar’ olarak tanımlanan yolsuzluk birçok biçimde görülebilir ve bu alanda benimsenecek tek bir stratejinin bütün sorunları halletmesi beklenemez. Bütün yolsuzluk biçimleriyle mücadele etmek, yerel ve bölgesel yönetimler ve onların birlikleri için uzun vadeli bir öncelik olarak kalmayı gerektirir. Bu nedenle Kongre bu soruna her türlü etkinlik ve aletini kullanarak birçok cepheden birden saldırmayı önermektedir.

4. Dolayısıyla Kongre:

a. Esas olarak:

i. Yerel ve Bölgesel Seçilmiş Temsilcilerin Hakları ve Görevleri: Yolsuzluğun Riskleri’ne ilişkin 316 sayılı Kongre Kararı (2010);
ii. Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Eylem Programı, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi (Avrupa Konseyi Anlaşmalar Serisi, AKAS No 173) ve Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi (AKAS No: 174);
iii. Parlamenter Meclisi’nin 2019 sayılı Tavsiye Kararı ve Hukukun Üstünlüğüne Yönelik Bir Tehdit Olarak Yolsuzluk’a dair 1943 sayılı Kararı’nı (2013) aklında tutarak;

b. Bu karara eklenen yol haritasını onaylar;

c. Yerel ve bölgesel yönetimlere:

i. Kendi yolsuzlukla mücadele stratejilerini geliştirmelerini ve kamuoyuna duyurmalarını, bunu yaparken Kongre ve diğer uluslararası kuruluşların vurguladığı kılavuz ilkelerden ve iyi uygulama örneklerinden esinlenmelerini;
ii. Seçilmiş temsilciler ve devlet memurları için yolsuzluğun riskleri ve yolsuzlukla mücadele stratejileri konusunda farkındalığı artırmaya yönelik sürekli eğitim programları düzenlemelerini tavsiye eder.

d. Yerel ve bölgesel yönetim birliklerine kendi yolsuzluk karşıtı stratejilerini geliştirmeleri ve Kongre’nin bu konudaki çalışmalarına katkıda bulunmaları yönünde çağrıda bulunur;

e. Bu konuda başta Bakanlar Komitesi, Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Group of States Against Corruption, GRECO) ve Bölgeler Komitesi olmak üzere kurumsal ortaklarıyla işbirliğini güçlendirmeye ve onlarla yakın çalışmalar yapmaya karar verir;

f. Yolsuzlukla mücadelenin bir sonraki Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’nın yıllık teması olmasını önerir.

Ek: Yerel ve Bölgesel Düzeyde Yolsuzluğu Önleme ve Kamuda Etik Kurallar Uygulanmasını Teşvik Etmeye Yönelik Etkinliklerin Yol Haritası

Kongre,

1. Kongre yolsuzluğa karşı mücadelesini, çalışmalarını çeşitli tematik raporlar hazırlayarak geliştirmek, yerel ve bölgesel temsilcilerin politik dürüstlüğü hakkındaki 1999 Avrupa Davranış Kuralları’nı gözden geçirmek ve Avrupa Konseyi üye devletlerinin seçilmiş yerel ve bölgesel temsilcileri ve talep edilmesi ve uygun bulunması halinde Avrupa Konseyi komşuluk politikası ülkeleriyle bu alandaki işbirliği etkinliklerini geliştirmeye devam etmek suretiyle birçok düzeyde yoğunlaştırmayı taahhüt eder;

2. Bu standartları kendi yapılarına uygulamaya ve kendi etkinliklerinde ve prosedürlerinde daha fazla şeffaflık sergilemeye karar verir;

A. Tematik Raporlar

3. Yönetişim Komisyonu’nu:

i. Şeffaflık;
ii. Çıkar çatışması ve kayırmacılık;
iii. Yolsuzlukları bildiren kişileri korumak;
iv. Nepotizm ya da akraba ve arkadaşların kayırılması (personel alımı);
v. Kamu ihaleleri;
vi. Seçim kampanyaları sırasında idari kaynakların kötüye kullanımı hakkında tematik raporlar hazırlamakla görevlendirir;
i. Şeffaflık

4. Açık yönetişim yöntemlerinin yolsuzlukla mücadelede güçlü bir silah olduğu kanıtlanmıştır. Toplantı ve karar alma süreçlerinin kamuya açılması, bilgi, belge ve verilerin vatandaşların incelemesine sunulması kamusal hesap verebilirlik seviyelerini yükseltmekte ve siyasi süreçte istismara karşı etkili bir caydırıcı rol oynamaktadır. Enformasyon teknolojilerindeki gelişmeler yönetimleri daha şeffaf hale getirme olanaklarını ve araçlarını bir hayli artırmış ve maliyetleri düşürmüştür. Yerel ve bölgesel yönetimler, kendi yönetişim süreçlerini dönüştürmek için bu alanda yenilik yapan yönetimlerden feyz almalıdırlar.

ii. Çıkar çatışması ve kayırmacılık

5. Seçilmiş temsilcilerin ve devlet memurlarının kamu hizmetini kendi kişisel çıkarlarının önünde tutmaları gerekmekte ve beklenmektedir. Bu nedenle, seçilmiş temsilcilerin ve devlet memurlarının bu ilkeyi ihlal ettikleri algısına yol açacak kararlar vermelerini engellemek için, çıkar çatışmasını önleyecek kurallar ve prosedürler veya davranış kuralları gereklidir. Bu tür riskleri azaltacak kilit bir araç, seçilmiş temsilcilerin ve yakın akrabalarının mali ve mali olmayan çıkarlarının kaydının tutulmasıdır. Rapor, bazı iyi uygulama ilkelerini yerleştirmek amacıyla, bu konuda yerel düzeydeki geniş uygulama farklılıklarının araştırılmasını önerecektir.

iii. Yolsuzlukları bildiren kişileri korumak

6. Kanuna aykırı uygulama bildirimleri korunmadığı veya desteklenmediği zaman yolsuzluk riski daha yüksek olma eğilimindedir. Devlet memurları işyerlerindeki uygulamalarla ilgili bilgilere erişebilirler ve genellikle usulsüzlükleri ilk fark edenler onlardır. Ancak bu tür usulsüzlükleri bildiren kişiler meslektaşlarının veya üstlerinin tehdit, taciz veya şiddetine maruz kalabilirler. Dolayısıyla hatalı uygulamaların ve sahtekarlık ve yolsuzluk vakalarının bildirilmesini teşvik etmek için yolsuzlukları bildiren kişinin korunması şarttır. Bu rapor Bakanlar Komitesi’nin “Yolsuzlukları Bildiren Kişilerin Korunması”na ilişkin 2014 sayılı Tavsiye Kararı’na dayanacak ve bu kararın yerel ve bölgesel bağlamdaki uygulanmasını inceleyecektir.

iv. Nepotizm

7. Kayırmacılık ve iltimas olarak da bilinen nepotizm, hak edişe değil kişisel ilişkilere dayanarak işe alma ya da sözleşme yapma olarak tanımlanır. Aynı zamanda himaye ile de bağlantılıdır; seçilen kişi seçilmesine yardım eden kişileri ödüllendirir. Bu durum personel arasında moral bozukluğuna ve verim düşüklüğüne yol açabilir çünkü en becerikli kişiler işe alınmamış ve sözleşmeler en uygun üstlenicilerle yapılmamıştır. Bazı ülkelerde bu uygulamalar o kadar derin kök salmıştır ki vatandaşların büyük bir kısmı bunu sorgulamadan kabullenir. Bu rapor, iyi uygulamaya yönelik kılavuz ilkeler önermek amacıyla, Avrupa yerel yönetimlerinin bu sorunla mücadele etmek için kullandıkları stratejileri inceleyecektir.

v. Kamu ihaleleri

8. Kamu ihalelerinde yolsuzluk, kamu sözleşmelerinin kişisel bir kazanç ya da siyasi partiler gibi üçüncü taraflar adına bir kazanç karşılığında tahsis edilmesidir. Bu alandaki yolsuzluk riski oldukça büyüktür zira yerel ve bölgesel düzeydeki ihaleler kamu harcamalarının büyük bir oranını teşkil ederler. Birçok ülkede çeşitli standartlar ve iyi uygulama örnekleri mevcuttur ancak bunların uygulanmasını güvence altına almak için sağlam bir düzenleyici çerçeve gerekmektedir. Bu sorun ancak, doğru bir personel eğitimi, sağlam bir düzenleme ve tam anlamıyla şeffaf bir kamu ihalesi süreci gibi birçok stratejiyi birleştiren bir yaklaşımla çözülebilir.

vi. Seçim kampanyaları sırasında idari kaynakların kötüye kullanımı

9. Seçim sürecinde idari kaynakların kötüye kullanımı, mevkilerini ve bağlantılarını seçim sonuçlarını etkilemek için kullanan ve böylece seçimlerin dürüstlüğüne zarar veren politikacıların ve devlet memurlarının yasadışı ve kötü davranışlarını içerir. Kongre’nin de aralarında yer aldığı Avrupa’nın çeşitli seçim izleme birimleri bunun birçok Avrupa ülkesinde önemli bir sorun olmaya devam ettiğini belirtmektedir. Bu rapor 2016 Venedik Komisyonu ve AGİT’in birlikte hazırladığı “İdari Kaynakların Kötüye Kullanımını Önlemek ve Buna Mukabele Etmek İçin Ortak Kılavuz İlkeler”in yerel ve bölgesel bağlamlarda uygulanmasını inceleyecektir.

B Etik Davranış Kuralları

10.Yerel ve bölgesel temsilcilerin politik dürüstlüğü hakkındaki 1999 Avrupa Davranış Kuralları Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlere uzun süre başvuru kaynağı olarak hizmet vermiştir. Bu kurallar, uygulama alanını yerel ve bölgesel görevlilerin tamamına yaymak ve son 20 yılda yolsuzluk meselelerinin anlayışı ve bunlara verilecek karşılıklardaki gelişmeleri hesaba katmak amacıyla gözden geçirilecek ve güncellenecektir.

C Etkinlikler

11. Kongre şu etkinlikleri düzenlemeyi taahhüt eder:

i. Yolsuzlukla yerel ve bölgesel düzeyde mücadele etme stratejileri. Bölgeler Komitesi ile ortak konferans (Brüksel, Ocak 2017);

ii. Genç temsilcilerle yolsuzlukla mücadelede gençliğin rolü üzerine üzerine toplantı (tarih ve yer sonradan bildirilecek);

iii. 2017 Sonbaharında düzenlenecek bir değerlendirme konferansı (tarih ve yer sonradan bildirilecek)

D İşbirliği Faaliyetleri

12. Kongre yolsuzlukla mücadele ve etiği teşvik etme çalışmasını işbirliği faaliyetleriyle sürdürecektir. 2016’da Ermenistan, Gürcistan, Moldova Cumhuriyeti ve Ukrayna’da yürüttüğü projeler çerçevesinde bir dizi seminer ve atölye çalışması düzenleyecektir. Genç yerel yöneticiler, belediye başkanları ve meclis üyelerine yönelik faaliyetleri bünyesinde, yerel düzeyde yolsuzlukla mücadele ve etik kurallara uyulmasını teşvik etmekte kullanılabilecek araçların ve iyi uygulamaların tanıtıldığı özel oturumlar yapılacaktır.

13. Projelerin önceki faaliyetlerine katılan Ermenistan, Gürcistan, Moldova Cumhuriyeti ve Ukrayna’daki belediye başkanlarına yönelik olarak yerel girişimleri koçluk ve finansman yoluyla destekleme programı başlatılacaktır. Bu girişimler, hedeflenen ülkelerde daha yüksek etik standart uygulamasını, sürdürülebilir geribildirim toplamayı ve kamu denetimi sağlamayı hedefleyen yeni araç ve mekanizmaları devreye sokarak yerel yönetimin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini artırmayı amaçlayacaktır.

14. Kongre Sekretaryası, Kongre faaliyetlerinin etkilerini uzun vadeli bir perspektifte değerlendirecek bir metodoloji geliştirmek için çalışacaktır

Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri

0
Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri
Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri

Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri, 19 Ekim 2017 tarihinde Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü CİRİT’in onayı ile kabul edilmiştir. Bu ilkeler Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ne uygun olarak yorumlanmak ve uygulanmak üzere düzenlenmiştir.

İsmail Rüştü Cirit – Yargıtay Başkanı

Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkelerinin amacı; Yargıtay’da kolektif etik bilinci oluşturmak, halkın Yargıtay’a güvenini artırmak, personel üzerinde bağlayıcı olan mesleki davranış kurallarını güçlendirmek, çalışanların bireysel ve kolektif davranış şekilleri hakkında bilinç düzeyini yükseltmek ve etik davranış modelleri aracılığıyla adil yargılanma hakkının korunmasına yardımcı olmaktır. İlan edilen ilkelerin temel amacı, duyarlılık ve etik farkındalığın artırılmasıdır.

Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri, etik ile meslek hayatı arasındaki bağlantıyı kurmakta, meslek etiği ilkelerinin günlük mesleki uygulamalarda nasıl olması gerektiğini açıklamaktadır.

Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri

BAŞLANGIÇ

Çağdaş hukuk sistemleri, herkesin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnadında, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahip olduğunu temel ilke olarak tanımıştır.

Mahkemelerin bu ilkeyi yaşatma ve yüceltme görevlerini yerine getirebilmeleri için, yetkin ve tarafsız yargı personeli vazgeçilmez unsurdur.

Halkın yargı sistemine güveni, adaletin dağıtılmasında görevi olan tüm yargı personelinin dürüst olarak algılanmasına bağlıdır.

Yargı personelinin denetimi ve disiplin kontrolü dâhil olmak üzere, adalet yönetiminde asıl sorumluluk yargıya aittir.

Anılan bu nedenlerle;

Yargıtay personelinin uyması gereken davranış ve hizmet standartlarının belirlenmesi amacıyla geniş ve demokratik bir  katılımla bizatihi Yargıtay personeli tarafından hazırlanan “Yargıtay Personeli Etik  Davranış İlkeleri” Yargıtay Başkanı’nın onayı ile yürürlüğe girmiştir.

Bu İlkeler aynı zamanda, Yargıtay’da görev yapan başkan, üye, tetkik hâkimi ve Cumhuriyet savcıları tarafından desteklenir ve yargının düzenli işleyişini sağlamak amacını da taşır. “Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri” Yargıtay personeli için bağlayıcı olan diğer kanun ve disiplin kurallarından ayrılmaksızın, mevcut kuralları destekleyici ve tamamlayıcı bir işleve sahiptir.

Adı

1. İşbu İlkeler, “Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri” olarak anılır.

Kapsam

2. İşbu İlkeler, hâkim sınıfından olmayıp Yargıtay’ın faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı olarak katılan, sözleşmeli veya diğer statüde olan, tüm Yargıtay personeli için geçerlidir. Yargıtay’daki görevinden ayrılan tüm Yargıtay personeli, Kural 3.3’e tabidir.

Yorumlama

3. Yargıtay personelinin davranış biçimlerini düzenleyen tüm kanun, yönetmelik ve idari talimat hükümleri, işbu İlkeler’e dâhil kabul edilir.

İşbu İlkeler, Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ne uygun olarak yorumlanır.

Yaptırımlar

4. İşbu İlkeler’de bulunan herhangi bir Kural’ın ihlali, uygunsuz davranış sayılır ve disiplin veya etik ihlali dolayısıyla işlemi gerektirebilir. Ancak, böyle bir ihlali suç sayan herhangi bir kanunda öngörülen disiplin veya adli işlemin yapılmasına engel teşkil etmez.

İlkeler

5. Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri aşağıdaki gibidir.

Değer 1
EHLİYET VE ÖZEN
İlke:

Yargıtay personeli görevini ehliyet ve özen ile yerine getirir.

Kurallar:

Yargıtay personeli;

1.1 Resmi görevlerini daima uygun ve özenli biçimde ifa eder, kendisini çalışma saatleri esnasında münhasıran çalıştığı kurumun işine ve sorumluluklarına adar,

1.2 Kendisine verilen görevi yetkisi sınırları dâhilinde hızlı, verimli ve hatasız bir şekilde yerine getirir,

1.3 Hâkim, Cumhuriyet savcısı, Yargıtay personeli ve mahkeme kullanıcıları ile resmi ilişkide olduğu herkese karşı sorumluluklarını zamanında, tarafsız, özenli ve nazik biçimde yerine getirir,

1.4 Amir sıfatı taşıdığı hallerde, personelin atama, yükselme, unvan değiştirme ve benzeri özlük işlerine dair idari görevleri ifa ederken, şeffaf bir şekilde ehliyet ve liyakat esaslarına öncelik verir, kendisine bağlı çalışanların da aynı şekilde davranmasını sağlar,

1.5 Kendi denetimi altındaki hiçbir kaydı değiştirmez, tahrif etmez, yok etmez veya sakatlamaz ya da bu kayıtlara eklemesi gereken girdileri atlamaz. Bu hüküm, mahkeme emri uyarınca kayıt veya belgelerin değiştirilmesini ya da silinmesini yasaklamaz,

1.6 Dava tarafları, muhtemel dava tarafları veya yargıyla işi olan hiç kimseye avukat tavsiye etmez,

1.7 Yakınlığın, makul ölçüler çerçevesinde taraflılık veya kayırma görüntüsü yaratabileceği hallerde, avukatlar, dava tarafları ve diğer adalet hizmeti yararlanıcıları ile kişisel yakınlık kurmaktan kaçınır,

1.8 Çalışma usullerine ilişkin sorulara cevap verebilir, ancak hukuki tavsiye vermez, destek bulmayı veya içeriden bilgi vermeyi önermez veya kendini, adaletin seyrini etkileyebilir izlenimi yaratacak şekilde takdim etmez,
1.9 Hâkim, Cumhuriyet savcısı, yazı işleri müdürü ya da diğer üst amirlerin vereceği mevzuatta açıklanan görev tanımına veya dairenin işleyişine uygun işler dışında keyfi iş yapmaz, yapılmasını istemez.

Değer 2
EŞİTLİK
İlke:

Yargıtay personeli tüm tutum ve davranışlarında eşitlik ilkesini gözetir.

Kurallar:

Yargıtay personeli;

2.1 Resmi görevlerini ifa ederken, ırk, renk, cinsiyet, din, vicdan, inanç, kültür, giyim, dil, doğum yeri, etnik veya sosyal köken, engellilik, yaş, medeni hal, cinsel yönelim, siyasi görüş, sosyal ve ekonomik durum veya benzeri diğer nedenlerle ayrımcılık yapmaz, söz ya da davranışlarıyla yanlılık ve önyargı sergilemez,

2.2 Herhangi bir kimseden lütuf kabul etmez, özel lütufta bulunmak suretiyle imtiyaz sağlamaz,

2.3 Mobbing (psikolojik taciz) uygulamaz ve uygulanmasına izin vermez. Özellikle, meslektaşlarına ve personele keyfi davranma, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalar mobbing sayılır,

2.4 Her türlü cinsel tacize ve mobbinge uğrayanların haklarını aramalarına yardımcı olur ve bu sürecin her aşamasında gizlilik esasına uyar,

2.5 Yönetici olduğu hallerde, çalışanlara iş dağılımında ve davranışlarında adil olur.

Değer 3
GİZLİLİK
İlke:

Yargıtay personeli mesleki gizliliğe uyar.

Kurallar:

Yargıtay personeli;

3.1 Bilginin yetkili veya yetkisiz kaynaktan geldiğine bakmaksızın, yargıda görev yaptığı süre içinde edinmiş olduğu gizli bilgileri yetkisiz kişilere açıklamaz,

3.2 Bilginin kanun ihlali veya etik dışı davranış kanıtı olduğu ya da olabileceğine makul ölçüler çerçevesinde inandığı hallerde, gizli bilgileri Yargıtay’daki uygun makama bildirir. Bu türden gizli bilgileri uygun makama açıkladıkları için disiplin işlemine tabi tutulmaz,

3.3 Yargıtay’daki görevinden ayrıldıktan sonra, aynı bilginin görevdeki Yargıtay personeli tarafından açığa vurulmasının gizlilik ihlali olacağı hallerde, Yargıtay’da görevli iken edinmiş olduğu gizli bilgileri açığa vurmaz,

3.4 Görülmekte olan davalara ilişkin olarak kamuya açık kayıtlara konu olmamış bilgiler ve bunların yanı sıra, notlar, taslaklar, araştırma yazıları, iç tartışmalar, iç yazılar, iç görüşmelerin tutanakları ve benzer belgeler dâhil olmak üzere, görülmekte olan davalara ilişkin olarak herhangi bir hâkimin işleri bakımından henüz kamuya açıklanmamış bilgilerin “gizli bilgi” olduğunun bilincindedir. Hâkim veya Cumhuriyet savcısının bir kararı veya emri hazırlarken kullandığı notlar, taslaklar, araştırma yazıları, iç tartışmalar, iç yazılar ve benzeri belgeler, anılan kararın veya emrin kamuya açık hale gelmesinden sonra dahi gizli kalır.

Değer 4
MESLEĞE YARAŞIRLIK
İlke:

Yargıtay personeli mesleğe yaraşır şekilde davranır.

Kurallar:

Yargıtay personeli;

4.1 Resmi görevlerinin ifasında dürüstlüğüne gölge düşürecek çıkar çatışmasından kaçınır. Ayrıca, çıkar çatışmasının farkına varma, çatışmaları Yargıtay’daki uygun makama bildirme ve ortaya çıktıklarında bu çatışmaları sona erdirme konusunda da en üst düzeyde özen gösterir.

Kamuda çıkar çatışmasının;

(a) Bir Yargıtay personelinin resmi görevlerini ifa ederken objektifliğinin ve tarafsızlığının zayıflaması ya da makul bir kişinin gözüyle zayıflamış görünmesi,

(b) Bir Yargıtay personelinin, resmi eylemleri nedeniyle haksız menfaat sağlaması,

(c) Bir Yargıtay personelinin, o mesleğin, işin veya kuruluşun üyesi olarak elde etmiş olduğu yararlar, o mesleğin, işin veya kuruluşun üyesi olan fakat yargıda görevli olmayan başka bir kişi tarafından eşit biçimde elde edilememesi durumlarında var olduğu kabul edilir.

4.2 Görevlerini yerine getirirken;

(a) Kendi kadrosuna ilişkin istihdam sözleşmesi dışında, yargı kurumu ile hizmet, malzeme ve donanım tedariki, kira veya mal satış sözleşmesi yapmaz,

(b) Ailesinin herhangi bir ferdinin yargı kurumlarından, ilgilenen diğer tarafların istifadesine açık olmayan biçimde, böyle bir sözleşmeyi elde etmesine yardım etmek üzere yargıdaki konumunu kullanmaz,

(c) Konumunu ve kurumun adını kullanarak görevinin gereklerine aykırı şekilde üçüncü kişilere ayrıcalık sağlama vaadiyle kendisinin veya herhangi birinin gelecekte istihdam edilmesi için görüşme yapmaz, tavsiyede bulunmaz,

(d) Yargı görevinin yapılmasını etkilemek amacıyla veya makul bir kişinin gözüyle öyle olduğu sonucuna varılabileceği koşullarda, hiçbir hediye, ücret, borç, ağırlama, yarar, ayrıcalık veya lütfu ne ister, ne kabul eder, ne de aile fertlerinden birinin bunu yapmasına izin verir.

4.3 Yargıtay adına sözleşme yapma veya sözleşmeleri onaylama yetkisine sahip olduğu hallerde, görevinin başında, sonunda ve görevde olduğu sürece mevzuatta belirlenen zamanlarda malvarlığını bildirir. Bildirim, belirlenen makamın tesis edeceği ilkelere uyar ve kişinin, yatırım ve taşınmazları dâhil olmak üzere, tüm gelir kaynaklarını ve bunun yanı sıra, Yargıtay personelinin eşi veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının bilinen tüm gelirlerini içerir,

4.4 Dava tarafları, tanıklar, avukatlar, hâkimler veya başka kişilere yönelik görevinin gereklerine uygun olmayacak bir şekilde tek taraflı olarak iletişimleri başlatmaz ve tekrar etmez,

4.5 Mevzuata uygun olarak kılık kıyafetine özen gösterir,

4.6 Sosyal medya kullanımında mesleğe yaraşırlık ilkesine uygun davranır,

4.7 Makul bir kişinin gözüyle cinsel taciz olarak algılanabilecek konuşma veya diğer davranışlardan kaçınır ve kontrolü altındaki kişilerin de bu şekilde davranmasına izin vermez,

4.8 Resmi konumunu kendisi, yakınları ya da tanıdıkları için haksız ayrıcalık veya muafiyetler temin etmek ya da haksız yarar elde etmek üzere kullanmaz veya kullanmaya kalkışmaz,

4.9 Kendisine görevi gereği emanet edilen mahkeme harçları, ceza tutarları veya sair parayı özenle muhafaza eder, iade edilmek üzere olsa dahi almaz veya başkasına vermez,

4.10 Kendisine görev için verilen araç ve gereçleri özel işinde kullanmaz, başkasına da kullandırmaz.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi

0
Pul Kanunu Kongresi

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi, Amerikan kolonileri üzerinde ekonomik baskılarına devam eden İngiliz yönetimine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi 19 Ekim 1765 tarihinde ilan edilmiştir.

İngiltere, kolonilerin ithal ettiği şekere vergi koymuş, bazı evraka da zorunlu damga vergisi uygulamıştır. Vergilerin artırılması İngiltere ile koloni yönetimleri arasında problemler doğurmuş; koloni temsilcilerinin görüşü alınmadan tek taraflı kararların alınması üzerine halk tepki göstermiştir. Koloniler, bu döneme kadar İngiltere yönetimden kopmayı planlamamış ancak koloni yönetimleri sayesinde yönetim tecrübesi oluşması üzerine bu fikir gelişmiştir. 

Yeni Vergiler ve Kolonilerin Tepkisi

Koloniler, 1763 yılındaki Kraliyet Bildirisi ile yeni toprakların yerleşime açılmasına kısıtlamalar getirilmesi; 1764 yılındaki Şeker Kanunu, 1764 yılındaki Döviz Kanunu, 1765 yılında çıkarılan Konaklama Kanunu ve son olarak 1765 yılında çıkarılan Pul Kanunu ile; bütün resmi belgeler, gazeteler, ruhsatlar ve kontratlar için pul alımının zorunlu kılınması üzerine örgütlü bir direnişe geçmişlerdir.

Pul Kanunu, herhangi bir işle uğraşan herkese eşit yeni yükler getirmiş; Amerikanın her yerindeki gazeteciler, avukatlar, din adamları, tüccarlar ve iş adamları bu kanuna karşı çıkmış, büyük tüccarlar direnişi kısa sürede örgütlemişler ve ithalat yapmama kararı almışlardır. Bunun üzerine 1765 yılında İngiltere ile yapılan ticaret büyük bir düşüş göstermiştir. Ayrıca, (Sons of Liberty) Özgürlük Çocukları adıyla  gizli örgütler kurulmuş, ticaretin yavaşlatılmasıyla kanun anlamsızlaştırılmıştır. Gümrük görevlileri istifaya zorlanmış, pullar imha edilmiştir.

Pul Kanunu Kongresi

Patrick Henry’nin harekete geçirdiği Virginia Temsilciler Meclisi; Amerikalıların onayı olmadan yeni vergilerin konulmasının kolonilerin özgürlüklerini yok ettiğini ileri sürerek kınama kararı çıkarmıştır. Temsilciler Meclisi, Virginialıların, İngilizlerle aynı haklara sahip olduklarını ilan etmiştir. Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765’te New York’ta toplanacak Pul Yasası Kongresi’ne temsilci göndermeye çağırmış; dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, parlamentonun Amerika işlerine karışmasını önleyerek bir kamuoyu oluşturmuştur.

Kongre, “kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini” ve Pul Yasası’nda “kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu” ilan eden bir dizi karar almıştır.

Kongre, bildirgeyi 19 Ekim 1765 yılına ilan etmiştir.

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi
En sıcak muhabbet ve görev aşkı  ile Majestelerine ve O’nun hükümetine samimiyetle kendilerini adayan, ayrılmaz bir şekilde Protestan saltanatın başarılı kurumlarına bağlı olan ve bu kıtadaki İngiliz Kolonisinin talihinin dönmesinin yakın olduğuna inanan bu Kongrenin üyeleri; zamanın izin verdiği ölçüde adı geçen kolonilerdeki durumu dikkatli bir şekilde inceleyerek kolonide oturan kişilerin en temel haklarına ve özgürlüklerine ve Parlamentonun çıkardığı çeşitli kanunlar nedeniyle katlandıkları sıkıntılar dolayısıyla ortaya çıkan şikayetlerine saygı göstererek  mütevazı görüşlerimiz doğrultusunda aşağıdaki bildiriyi ilan etmeyi kaçınılmaz bir vazife olarak addettik.
  1. Bu kolonilerdeki Majestelerinin tebaası Büyük Britanya Krallığı’na aynı sadakati borçludurlar; yani bu ülkede doğan tebaalarının sahip olduğu sadakat ve Büyük Britanya Parlamentosuna, bu aziz organa duyulan tüm itaat ile aynı itaati borçludurlar.
  2. Bu kolonideki majestelerinin hizmetinde bulunan tebaa bütün miras yoluyla geçen haklara ve Büyük Britanya Krallığında doğan tebaanın doğuştan gelen tüm imtiyazlarına sahiptir.
  3. Kendilerinin ya da temsilcilerinin rızası olmaksızın hiçbir verginin konamayacağı, İngilizlerin şüphe götürmez hakkı ve en önemli özgürlüklerinden biridir.
  4. Bu kolonilerin halkı yerel koşullardan dolayı Büyük Britanya’daki Avam Kamarasında temsil edilemezler.
  5. Bu kolonilerdeki halkın tek temsilcileri kendilerince sevilen kişilerdir ve kendilerine ait yasalarca öngörülmedikçe anayasal olarak hiçbir vergi onlardan alınamaz.
  6. Halkın özgür bir şekilde verdiği hediyeler şeklinde krallığa verilen tüm malzemeler; kolonide yaşayanların mallarının Büyük Britanya halkı için majestelerine verilmesi nedeniyle İngiliz anayasasının ruhu ve ilkelerine aykırı ve tutarsızdır.
  7. Jüri tarafından yargılanma, bu kolonilerde yaşayan her Britanya tebaası için tabii ve çok kıymetli bir haktır.
  8. Bu kolonilerin sakinleri üzerine yüklenen ve “Britanya Kolonilerinde Ve Amerika’da Belirli Damga Vergisi ve Diğer Vergilerin Alınması ve Uygulanması İle İlgili Kanun” adlı Parlamento’nun son yasası ve diğer bazı kanunlar; Bahriye Mahkemesinin yargılama hakkının sınırlarını genişleterek kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırma eğilimini ortaya koymaktadır.
  9. Parlamentonun çıkardığı son birkaç kanun ile getirilen vergiler, bu kolonilerdeki sıkıntı verici koşullar açısından, son derece külfetli ve eziyet vericidir ve madeni para kıtlığından dolayı ödenmeleri mümkün değildir.
  10. Bu kolonilerin ticaret karlarını eninde sonunda Büyük Britanya’da toplandığı için oralarda krallılığa verilen erzağa çok büyük bir katkı sağlamaktadır.
  11. Bu kolonilerden gerçekleştirilen ticarete parlamento tarafından çıkarılan son kanunlarla getirilen kısıtlamalar; onları Büyük Britanya’nın imalatçılarından mal satın alamaz bir hale getirmektedir.
  12. Bu kolonilerin mutluluğunun ve refahının artması kendi hak ve özgürlüklerini tam ve serbestçe kullanmalarına ve Büyük Britanya ile karşılıklı olarak muhabbet ve avantaja dayanan bir ilişki kurmalarına bağlıdır.
  13. Bu kolonilerde yaşayan Britanya tebaasının krala ve her iki parlamentoya dilekçe vermek haklarıdır.
Son olarak, bu kolonilerin en iyi hükümdara, anavatana ve kendilerine, majestelerine sadık ve itaatkar olmaya çalışmak; her iki parlamentoya da en samimi özeni göstermek; belirli damga vergilerinin, parlamentonun çıkardığı diğer kanunların tüm hükümlerini ve Amerikan ticaretine sınırlama getiren diğer tüm kanunların hükümlerinin uygulanmasını ortadan kaldırmaya çalışmak en elzem görevleridir.

18 Ekim – Hukuk Takvimi

0
18 Ekim - Hukuk Takvimi
18 Ekim – Hukuk Takvimi
1685 Fontainebleau Fermanı(Edict of Fontainebleau), 18 Ekim 1685’te Fransa Kralı XIV. Louis tarafından ilan edildi. Fransız Din Savaşlarına görece bir barış getiren 1598 tarihli Nantes Fermanı’nı yürürlükten kaldırmak üzere düzenlenmiştir.
1859 Fransız filozof, Henri-Louis Bergson Paris’te dünyaya geldi.
1907

1907 Lahey Barış Konferansı Nihai Senedi kabul edildi.

İkinci Lahey Barış Konferansı’nın çalışmaları 18 Ekim’de tamamlandı. Konferans kapsamında savaş hukukuna, uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümüne ve devletler arasındaki hukuki ilişkilere dair önemli sözleşmeler imzaya açıldı. Lahey Sözleşmeleri savaş sırasında uyulacak en az 15 temel konuyu düzenleyen alt anlaşmalardan oluşur:. Osmanlı İmparatorluğu 1907 La Haye Konferansına katılarak anılan Sözleşmeleri imzalamış olmakla beraber, daha sonra ne Osmanlı İmparatorluğu ne de Türkiye Cumhuriyetince onaylanmamıştır ve taraf olmamıştır. Günümüzde uygulanan silahlı çatışmalar hukukunda, 1907 Lahey (The Hague) Sözleşmeleri, III, XII ve XIV sayılı Sözleşmeleri’nin dışında büyük ölçüde, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ise tümüyle yürürlüktedir.

1912

Uşi Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatoru ile İtalya Kralı arasında 18 Ekim 1912’de Lozan’da imzalandı. Osmanlı Devleti döneminin son uluslararası antlaşmalarındandır.

Uşi Antlaşmasını imzalayan Osmanlı ve İtalyan heyeti (soldan sağa) Pietro Bertolini, Mehmet Nabi Bey, Guido Fusinato, Rumbeyoglu Fahreddin, Giuseppe Volpi
1919

Kanadalı hukukçu, akademisyen, yazar, gazeteci, eski Başbakan Pierre Elliott Trudeau, 18 Ekim 1919’da dünyaya geldi. (Ölümü: 28 Eylül 2000)

Kanada’nın hukukçu başbakanlarından Pierre Elliott Trudeau
1920

Türkiye Komünist Fırkası Ankara’da kuruldu.

1925 Türkiye – Bulgaristan Dostluk Antlaşması, Türkiye ile Bulgaristan arasında kalıcı barış, daimi ve samimi ilişkiler kurmak amacıyla 18 Ekim 1925 tarihinde Ankara’da imzalandı.
1939 İsviçreli hukukçu, dışişleri bakanı ve devlet başkanı politikacı Flavio Cotti dünyaya geldi. 
1950 Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 19.03.1902′ de Paris’ te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin(International Convention for the Protection of Birds Useful to Agriculture) değiştirilmesi suretiyle 18.10.1950’de Paris’ te düzenlenerek imzalandı.
1961 Avrupa Sosyal Şartı ve Ek Protokolleri, 18 Ekim 1961 tarihinde Torino’da imzaya açıldı.
1968 Dünya Olimpiyat Komitesi, iki siyahi atlet olan Tommie Smith ve John Carlos’u madalya töreni sırasında kara güç selamı verdikleri gerekçesiyle cezalandırdı.
1970 Ertuğrul Kürkçü, 18 Ekim 1970’te Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ) Genel Başkanlığına seçildi.
1977 Halkın Kurtuluşu gazetesi sorumlu müdürü Mustafa Yıldırımtürk için tutuklama kararı çıktı.
1982 186 idam istemli, 574 sanıklı Devrimci-Yol Ana Davası başladı. Dev-Yol ana davası
1982

Fransız hukukçu siyasetçi ve eski başbakan Pierre Mendès France hayatını kaybetti. (Doğumu: 11 Ocak 1907)

Pierre Mendès France
1988

Tuzla’da 7 Ekim 1988’de, Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) üyesi olduğu öne sürülen dört kişinin öldürülmesi olayına karışan 16 polise 56’şar yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.

1990

Emin Çölaşan ‘Turgut Nereden Koşuyor‘ adlı kitabından dolayı Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve eşi Semra Özal’a 10 milyon TL tazminat ödemeye mahkum edildi. Ayrıca yayıncı Kemal Karatekin’le beraber 70 milyon TL ‘haksız kazanç’ tutarının ödenmesine karar  verildi.

1991 Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etti. Azerbaycan Yüksek Sovyeti, “Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Devlet Bağımsızlığı Hakkında” Anayasa Kanunu’nu kabul etti. Kanun, Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeniden tesis etmesinin hukuki temelini oluşturdu.
1996 Yargıtay, Yaşar Kemal’in ‘Düşünceye Özgürlük‘ kitabındaki yazısında halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği gerekçesiyle DGM’ce verilen 1 yıl 8 aylık hapis ve 466 bin TL adli para cezasını onadı.
2001 Bayrampaşa Cezaevinde 12 tutuklunun hayatını kaybettiği Hayata Dönüş operasyonunda görev alan 1.615 jandarma ve infaz koruma memuru hakkında dava açıldı.
2006 ABD Başkanı George W.Bush, terör zanlılarının askeri mahkemelerde yargılanması, CIA’in gizli programını sürdürmesi ve sorgulamada daha sert yöntemlerin uygulanmasını öngören yasayı imzaladı. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği yasayı ‘Amerikan tarihinin en kötü yasası’ olarak niteledi.
2012
  • Twitter’da Ömer Hayyam’ın bir dörtlüğünü paylaşması nedeniyle sanatçı Fazıl Say hakkında, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı iddiasıyla 1.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
  • Hukukçu, diplomat ve eski Fransa Dışişleri Bakanı André Lewin yaşamını yitirdi. (Frankfurt – Yüksek öğrenimini Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü’nde tamamladı. 1967-1968’de Dışişleri Bakanı olarak André Bettencourt’un kabinesinde teknik danışman olarak görev yaptı. 1972-1975 yılları arasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim’ın sözcülüğünü yürüttü.  Fransa’nın Gine(1975-1979), Hindistan(1987-1991), Avusturya(1991-1996), ardından Senegal ve Gambiya(1996-1999) büyükelçisi olarak görev yaptı. Çok sayıda yayınlanmış eseri bulunmaktadır. 2012’de ölmeden önce Filozof ve yazar Catherine Clément ile evliydi.
2012 Güvensiz kürtajdan dolayı yılda 67 bin kadının yaşamını yitirdiği Uruguay’da kadınların mücadelesi sonucu kürtaj yasallaştı. Uruguay, Güney Amerika’da Küba’dan sonra kürtajı yasallaştıran ilk ülke oldu.
2013 Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül’e  poşu davasında verilen  11 yıl 3 ay hapis cezası,  TCK’nın değiştirilen ve kaldırılan maddelerine göre verildiği gerekçesiyle Yargıtay’ca bozuldu.
2013 Hukukçu ve yazar Nuri Pakdil hayatını kaybetti. (Doğumu:1934) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Hukuktan ziyade edebiyat alanında çalışmalar yaptı. İlk çalışmalarını, şiir ve deneme türlerinde Demokrasiye Hizmet gazetesinde yayımladı. Edebiyat dergisini ve Edebiyat Dergisi Yayınları’nı  kurdu. 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü kazandı. 2019 yılında Recep Tayyip Erdoğan’dan Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü aldı. 
2017
GRECO Türkiye Ara Uyum Raporu (GrecoRC4(2017)16), Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) 16-18 Ekim 2017 tarihlerinde düzenlenen 77. Genel Kurul toplantısında kabul edildi.
2019
Avukata Tehdit 

Avukat Şiar Rişvanoğlu, arabasına yapıştırılan ve “Türk İntikam Tugayları” imzası taşıyan bir notla tehdit edildi. Kesici aletlerle arabasının lastikleri kesilen Rişvanoğlu’nun arabasının camına da bir tehdit notu bırakıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Adana Şubesi, Şiar Rişvanoğlu’na yönelik tehdit söylemlerine karşı Adana Adliyesi’ne giderek konuya ilişkin suç duyurusunda bulundu.

 2022 Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu güncellendi.
 2024 9’uncu Yargı Paketi’nden çıkarılan ve kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak nitelendirilen teklif Noterlik Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair teklife konulan bir madde ile yeniden Meclis gündemine geldi. Teklif kapsamında TCK’nin 319. maddesine bir fıkra eklenmesi öngörülüyor.
2024
Yenidoğan Çetesi

‘Yenidoğan Çetesi’ ile ilgili açıklama yapan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ‘Yenidoğan Çetesi’ hakkında Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca 21.05.2023 tarihinde soruşturma başlatıldığını, bu kapsamda bugüne kadar gözaltına alınan 47 şüpheliden 22’sinin tutuklandığını duyurdu.

Daltonlar Çetesi’ne 147 Tutuklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma çerçevesinde 100’den fazla suça karıştığı tespit edilen Barış Boyun’un lideri olduğu Daltonlar Çetesine yönelik operasyonda gözaltına alınan 166 kişiden 147’si çıkarıldıkları Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

18 Ekim Hukuk Takvimi

Uluslararası Olimpiyat Komitesi Antlaşması

0
Uluslararası Olimpiyat Komitesi Antlaşması

Uluslararası Olimpiyat Komitesi Antlaşması (Olimpik Antlaşma), Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından kabul edilen; Olimpizmin temel ilkelerini, Olimpik Hareketin kurallarını ve uygulama hükümlerini bir araya getiren temel düzenleyici belgedir. Antlaşma, Olimpik Hareketin örgütlenmesini, faaliyetlerini ve işleyişini düzenlemekte, Olimpiyat Oyunlarının gerçekleştirilmesine ilişkin esasları belirlemektedir. Belgenin 24 Haziran 2026 tarihli güncel sürümüne IOC’nin resmî internet sitesinden ulaşılabilmektedir.

Olimpik Antlaşma; sporun bir insan hakkı olarak kabulü, ayrımcılığın önlenmesi, spor kuruluşlarının özerkliği, spor etiği, iyi yönetişim ve sporcuların haklarının korunması gibi konuları kapsamaktadır. Ayrıca Olimpiyat simgesi, bayrağı, sloganı, marşı ve diğer olimpik mülklerin kullanımına ve korunmasına ilişkin hükümler içermektedir. Antlaşma, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin yanı sıra uluslararası spor federasyonları, millî olimpiyat komiteleri ve Olimpiyat Oyunlarını düzenleyen organizasyon komitelerinin görev, yetki, hak ve yükümlülüklerini de düzenlemektedir. Bu özellikleriyle uluslararası spor hukukunun başlıca kaynaklarından biri niteliğindedir. 

 

 

Tarihçesi ve amacı

Modern Olimpizmin kurumsal temelleri, Fransız eğitimci ve spor yöneticisi Pierre de Coubertin’in girişimleriyle 19. yüzyılın sonlarında atılmıştır. Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 23 Haziran 1894’te Paris’te kurulmuş; modern dönemin ilk Olimpiyat Oyunları 1896’da Atina’da düzenlenmiştir. Olimpik Hareketin ilk kuralları, Komitenin kuruluşunu izleyen yıllarda geliştirilmiş ve Olimpik Antlaşma’nın ilk biçimi 1908’de yayımlanmıştır. Belgenin adı ve içeriği zaman içinde değişmiş; Olimpik Antlaşma günümüzdeki kapsamlı düzenleyici yapısına aşamalı olarak kavuşmuştur.

Antlaşmanın temel amacı, Olimpizmin ilkelerini korumak, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin görev ve yetkilerini belirlemek ve Olimpik Hareketi oluşturan kuruluşların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir. Bunun yanında Olimpiyat Oyunlarının düzenlenmesi, Olimpik Hareketin devamlılığının sağlanması ve ortak kurallara uyulması bakımından kurumsal bir çerçeve oluşturmaktadır.

Olimpik Antlaşma, Olimpizmi beden, irade ve zihnin dengeli gelişimini amaçlayan bir yaşam felsefesi olarak ele almaktadır. Sporun kültür ve eğitimle bütünleştirilmesi, insan onuruna saygı, barışçıl toplumların desteklenmesi, dayanışma ve adil yarışma anlayışı bu felsefenin temel unsurları arasında yer almaktadır.

Antlaşmada spor faaliyetlerine katılım bir insan hakkı olarak kabul edilmekte; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüş, ulusal veya toplumsal köken ya da başka bir statü temelindeki ayrımcılık Olimpik Hareketin ilkeleriyle bağdaşmaz görülmektedir. Spor kuruluşlarının özerkliği, iyi yönetişim, spor etiği, kadın ve erkek eşitliği, dopingle mücadele, sporcuların sağlığının korunması ve çevresel sürdürülebilirlik de Olimpik Hareketin düzenleyici çerçevesinde yer almaktadır.

Olimpik Hareketin kurumsal yapısı

Olimpik Antlaşma, Olimpik Hareketin temel bileşenleri arasında Uluslararası Olimpiyat Komitesini, uluslararası spor federasyonlarını ve millî olimpiyat komitelerini saymaktadır. Olimpiyat Oyunlarını düzenleyen organizasyon komiteleri ile sporcular, hakemler, antrenörler ve hareketin diğer katılımcıları da bu yapıda yer almaktadır.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Olimpizmi dünya çapında yaygınlaştırmak, Olimpik Hareketin bütünlüğünü korumak ve Olimpiyat Oyunlarının düzenli biçimde gerçekleştirilmesini sağlamakla görevlidir. Uluslararası spor federasyonları kendi spor dallarının uluslararası düzeyde yönetiminde, millî olimpiyat komiteleri ise ülkelerindeki Olimpik Hareketin geliştirilmesi ve temsilinde önemli görevler üstlenmektedir. Olimpiyat Oyunlarını düzenleyen organizasyon komiteleri de ev sahibi şehirdeki hazırlık ve organizasyon faaliyetlerini yürütmektedir. Olimpik Antlaşma, bu kuruluşların görev ve yetkilerini belirleyerek faaliyetlerinin ortak olimpik ilkeler ve kurallar çerçevesinde yürütülmesini öngörmektedir. 

Uluslararası Olimpiyat Komitesinin hukuki statüsü

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), devletler arasında imzalanan bir uluslararası antlaşmayla kurulmuş hükümetler arası bir örgüt olmayıp İsviçre hukukuna tabi, kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluştur. Komitenin İsviçre’deki hukuki statüsü, 1 Kasım 2000 tarihli İsviçre ile IOC arasındaki anlaşma çerçevesinde düzenlenmiştir. Olimpik Antlaşma ise devletler arasında akdedilen uluslararası antlaşmalardan farklı olarak, Olimpik Hareketin örgütlenmesini, işleyişini ve katılımcı kuruluşların görev ve yetkilerini belirleyen kurumsal bir düzenleme niteliğindedir. Bu metin, IOC tarafından tanınan kuruluşların faaliyetlerine ilişkin temel kuralları ortaya koymakta ve uluslararası spor hukukunun kurumsal çerçevesinin oluşmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Olimpizmin temel ilkeleri

Olimpik Antlaşma’nın ilk bölümünde yer alan Olimpizmin temel ilkeleri, Olimpik Hareketin değerlerini ve faaliyetlerinin dayandığı esasları ortaya koymaktadır. Bu ilkeler özetle şöyledir:

  1. Olimpizm, beden, irade ve zihnin dengeli gelişimini esas alan bir yaşam felsefesidir. Sporu kültür ve eğitimle bütünleştirerek çabanın değerini, iyi örneklerin eğitici niteliğini ve evrensel etik ilkelere saygıyı öne çıkarmaktadır.

  2. Olimpizmin amacı, insan onurunun korunmasına dayalı barışçıl bir toplumun gelişimini desteklemek üzere sporu insanlığın uyumlu gelişimine katkı sağlayacak biçimde kullanmaktır.

  3. Olimpik Hareket, Olimpizm ilkelerinden ilham alan kişi ve kuruluşların Uluslararası Olimpiyat Komitesinin öncülüğünde yürüttüğü uluslararası ve sürekli bir harekettir. Olimpiyat Oyunları, dünyanın farklı bölgelerinden sporcuları bir araya getiren bu hareketin en önemli etkinliğidir. İç içe geçmiş beş halka, hareketin simgesidir.

  4. Spor yapmak bir insan hakkıdır. Her bireyin ayrımcılığa uğramadan spor yapabilmesi; karşılıklı anlayış, dostluk, dayanışma ve adil yarışma ilkelerinin gözetilmesi esastır.

  5. Sporun toplum içinde gerçekleştiği kabul edilmekte; Olimpik Hareket içindeki spor kuruluşlarının özerkliği, kendi yapılarını ve yönetimlerini belirleme, spor kurallarını oluşturma ve uygulama ile dış müdahalelerden bağımsız biçimde faaliyet gösterme sorumluluklarını da içermektedir. Bu özerklik, iyi yönetişim ilkelerine uygunlukla birlikte ele alınmaktadır.

  6. Olimpik Antlaşma’da belirtilen hak ve özgürlüklerden yararlanma, ırk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya başka bir statü temelinde ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınmaktadır.

  7. Olimpik Hareketin bir parçası olmak, Olimpik Antlaşma’ya uymayı ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından tanınmayı gerektirmektedir.

Olimpik Antlaşma, Olimpik Hareketin temel ilkelerini ve kurumsal düzenini bir araya getiren, zaman içinde değişen ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenen bir belgedir. Spor kuruluşlarının faaliyetleri, Olimpiyat Oyunlarının düzenlenmesi ve uluslararası spor hukukuna ilişkin meseleler bakımından başvurulan temel metinlerden biri olmayı sürdürmektedir.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu

0

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu, 2005 yılında İngiltere Büyükelçiliği ve British Council’ın BBC World Service Trust (WST) işbirliği ile medyanın toplumsal katılımdaki rolünü desteklemek amacıyla başlattığı ve 2006 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ulusal ortak olarak yer aldığı Medya ve Toplumsal Katılım projesi kapsamında hazırlanmıştır. Kılavuz ilk kez 2007 yılında yayınlanmıştır.

Toplumda dezavantajlı konumda olan grupların medyada adil biçimde temsil edilmesi için ilan edilen kılavuz, günün koşullarına göre güncellenerek 18 Ekim 2022’de tekrar yayınlanmıştır. Güncelleme çalışması TGC Meslek İlkeleri İzleme Komisyonu tarafından yapılmıştır. Güncellenen metinde yaşlılar ilk kez yer almıştır. 

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu Hazırlık Çalışmaları 

Proje kapsamında yürütülen bilimsel araştırmada  farklı medya gruplarını temsilen seçilen dört ulusal gazetede bir yıl boyunca yayınlanan haberlerde farklı toplumsal grupların nasıl temsil edildiği içerik analizi tekniğiyle araştırılmış ve araştırma sonuçlarına göre daha dezavantajlı konumda olan grupların temsilinde sorun odakları tespit edilerek konuyla ilgili var olan meslek ilkelerinin geliştirilmesi gereği ortaya koyulmuştur.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nu hazırlamak için Türkiye’nin yazılı ve görsel medya kuruluşlarına mensup önde gelen medya profesyonelleri (editörler, okur temsilcileri, gazeteciler,  televizyoncular) ve ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile akademisyenlerin katılımıyla bir dizi ilke geliştirme toplantısı yapılmıştır. Ayrıca konuyla  ilgili uluslararası kuruluşların, çeşitli ülkelerdeki ve Türkiye’deki meslek örgütlerinin ve medya kuruluşlarının ilkeleri de derlenerek tartışmaya temel oluşturmuştur. Toplantılarda, sorumlu, ilkeli, kamu çıkarını öne alan gazeteciliğin önündeki engeller incelenmiş; medyanın toplumsal katılımın güçlendirilmesine yönelik rolü ve bu kapsamda yapılması gerekenler tartışılmış ve bu doğrultuda toplantı sürecinde oluşturulan ilkeler, bir kez daha katılımcıların, proje ortaklarının ve danışmanlarının görüşüne sunularak derlenmiş ve bir araya getirilmiştir.

Bu çalışma ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayınladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde  belirtilen ilkelerin kapsamının genişletilmesi ve yaygınlaştırılması da hedeflenmektedir. Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu toplumda daha dezavantajlı konumda olan grupların medyada daha kapsayıcı ve adil biçimde temsil edilmesine yönelik genel ilkeleri içermektedir.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nun 2022 yılınca Güncellenen Yeni Versiyonu 

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu

Medya ve çeşitlilik kılavuzunun, gazetecilerin karmaşık, çok kültürlü dünyayı doğruluk, duyarlılık ve hakkaniyetle ele almalarına yardımcı bir kaynak olması hedeflenmiştir.

Temel görevler;

Medya çalışanları, çeşitli kültürlerden grup ve bireylerin eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam ve barınma gibi temel hizmetlerden yararlanırken karşılaştıkları engel ve güçlükleri, medya aracılığıyla yansıtarak, bu sorunların çözümüne ve daha eşitlikçi bir toplumsal düzenin sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Medya çalışanları özellikle haber ya da diğer içerikle doğrudan ilgisi yoksa, ırk, etnik köken, cinsiyet kimliği, yaş, fiziki farklılık, din ve mezhep belirtmemelidir. Etnik ve azınlık kimliklere ilişkin tanımlamaları olumsuz vurgu olarak kullanmamalıdır.

Medya çalışanları üretecekleri herhangi bir içerikte, kültürel çeşitliliklerden kaynaklanan durumlarla ilgili yapacakları sözel ve görsel seçimlere dikkat etmeli, gruplar hakkında toplumda oluşmuş kalıp yargıların kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.

Kültürel çeşitliliğe sahip toplulukları tanımlarken ayrımcı, kışkırtıcı veya sansasyon yaratıcı dil kullanılmamalıdır.

Yaşanan olay ile olaya karışan kişilerin kültürel çeşitlilikleri arasında yanlış yönlendirici ilişki kurulmasına yol açabilecek ve düşmanlaştıracak imalar kullanmaktan kaçınmalıdır.

Çeşitli kültürel kimliklere sahip bireylerin haber kaynağı ve uzman olarak medyada kendilerini ifade etmelerine olanak tanımalı, içerik üretiminde de kişi ve toplulukların kendileri hakkında yaptıkları tanımlamaları esas almalıdır.

Irkçı, ayrımcı, aşağılayıcı görüşler ve nefret söylemine karşı mesafeli bir tavır sergilemeli, meşrulaştırmamalı, bu tür söylemlerin yanlışlığını vurgulayacak üslup kullanmalıdır. Bu tür görüş ve iddiaların yayımlandığı içeriklerde mutlaka sorgulayıcı olmalı, karşı değerlendirme ve bilgilere de yer vermelidir.

Bütün canlıların yaşam hakkına saygı duymalıdır. Hayvanlarla ilgili haberleri insan odaklı yazmamalı; hayvan hakları savunucuları ve uzmanların görüşlerine de yer vermelidir. Hayvanları endüstrinin terimleriyle tanımlamamalıdır.

ÇOCUKLAR

Medya, çocukları istismar, suç ve yoksulluğun çaresiz kurbanları, suçlu kişiler veya zavallı masumlar olarak göstererek çocuk sömürüsüne ortam hazırlamamalıdır.

Haberciliğin, olumsuzluklara odaklanan yaygın anlayışının dışına çıkılarak, çocuklarla ilgili olumlu gelişmelere ve onların başarı öykülerine yer verilmelidir.

Çocuklardan politik konularda görüş ve değerlendirme alınmamalı; suç ile ilişkili olaylarda mağdur ya da fail çocukların yüz görüntüleri ve kimlikleri asla yayımlanmamalıdır.

KADINLAR

Haberlerde kadınları ve yeteneklerini küçümseyen yaklaşım ve cinsiyetçi dil terkedilmeli, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten kadın odaklı habercilik yapılmalıdır.

YAŞLILAR

Medya, yaşlılık dönemindeki insanların, gelirin azalması ve toplumsal statü kaybının yanı sıra, bilişsel ve fiziksel gerileme ile ortaya çıkan “yoksunluğun” meşrulaştırılmasına, hak kayıplarına uğratılmalarına ve ayrıştırılmalarına karşı durmalıdır. İleri yaştaki insanların yaşam hakkına saygı göstermelidir.

Yaşlılar mağdur, yalnız, beceriksiz, savunmasız, bakıma muhtaç hatta topluma bir yük olarak gösterilmemelidir.

CİNSEL YÖNELİM VE CİNSİYET KİMLİĞİ

Dile yerleşmiş, homofobik ve transfobik sözcük, söylemler ve kalıp yargılar terkedilmeli, onun yerine eşitlikçi bir söylem geliştirilmelidir.

Hiçbir birey cinsel yönelimleri ve/veya cinsiyet kimlikleri ne olursa olsun, görüş, deneyim ve uzmanlık alanındaki bilgileri bu kimliklerinden bağımsız olarak topluma yansıtılmalıdır.

MÜLTECİLER, SIĞINMACILAR, GÖÇMENLER

Medya içeriği oluşturulurken mülteci, sığınmacı ve göçmenlerle ilgili doğru terminoloji kullanımına özen gösterilmeli, gerektiğinde uzman kuruluşların desteğine başvurulmalıdır.

Yaşam koşullarının olumsuzluğu aktarılırken insan onurunun korunması ilkesine uyulmalı, onları kurbanlaştırmak yerine, aralarında yeni hayat kurma amaçlarına ulaşan ve başarı hikayesi yazanların da olduğuna dikkat çekilmelidir.

Mülteci, sığınmacı ve düzensiz göçmenlerle ilgili her türlü içerik üretirken mutlaka onların da görüşleri alınmalı, sorunlarının yansıtılması ve çözüm yolları bulunması için çaba harcanmalıdır.

ENGELLİLER

Engelliliğin insani bir durum olduğunu pekiştiren, onların eşit yurttaş olduğunu unutmadan, dışlayıcı ve ayrımcı olmayan bir yaklaşım sergilenmeli, engelli bireylerin yaşadıkları sorunların yapısal nedenlerine odaklanan haberler yapılmalıdır.

AZINLIKLAR VE ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ GRUPLAR

Medya, çoğunluğa göre “azınlık” durumunda olanların, yurttaşlık statülerini sorgulayan, yok sayan veya reddeden üsluptan kaçınmalı, tüm ötekileştirilmiş grupların yaftalanmasını engelleyen kapsayıcı, eşitlikçi bir yaklaşım izlemelidir. Böylelikle çeşitli topluluklar arasında gerilim yaratacak konularda toplumsal barışın ve karşılıklı anlayışın güçlenmesine katkıda bulunabilir.


Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu Eski Versiyonu 

Çocuk
ÇOCUKLAR VE MEDYA


Medyanın üretim süreci ve içeriğini çocukların yararına dönüştürme için kılavuz

Hedefler

Medya kuruluşları, çocukların, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan haklarının ihlalleri ile ilgili davranışlar karşısında yasal yaptırımlardan gücünü alan koruma girişimlerine ek olarak çocukların bedensel ve ruhsal refahlarının korunması ve geliştirilmesi için üzerine düşen bütün sorumlulukları iyi niyetle ve yüksek düzeyde yerine getirmeyi bir görev bilmelidir.

Bu bağlamda, medya kuruluşları bütün edimlerini Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilişkilendirerek, yasalara göre çocuk kabul edilen 0-18 yaş arasındaki tüm bireylerde demokratik kültür ve iletişim biçimlerine ilişkin model oluşturmayı hedef olarak benimsemelidir.

Gazete, dergi, radyo, televizyon ve interneti kullanarak, kamuoyuna bilgi ve görüşler sunan medya ortamında mesleki faaliyet gösterenler, yaptıkları iş ne olursa olsun, sonuçta ürettikleri içeriğin öncelikle çocuklara ulaştığının bilinciyle ve bunun gerektirdiği sorumlulukla hareket etmelidir.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Bu çerçevede, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün medya kuruluşları, çocukların uluslararası ve ulusal sözleşme ve yasalarda yer alan yaşama, korunma, gelişme ve katılım hakları ile ilgili kurallardan hareket ederek, kendine özgü özdenetim politikaları ve mekanizmalarını oluşturarak kamuoyuna duyurmalıdır.

Medya kuruluşları, kabul ettikleri yayın ilkelerinin uygulanıp uygulanmadığı konusunda iç denetimi sağlayacak bir sistem oluşturmalıdır. Bu sistem, medya içeriğinde çocuklar ile ilgili konularda öneri geliştirebilecek danışma organlarını da barındırmalıdır.

Okur-izleyici-dinleyici temsilcileri (ombudsmanlar) aracılığıyla, sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla oluşturulacak ebeveyn-okuyucu-izleyici konseyleri düzenli aralıklarla toplanarak, medya içeriği ile ilgili şikayetleri kurum içinde ve kurum için değerlendirmelidir. Bu değerlendirmeler, medya kuruluşlarında ombudsmanların yönetiminde meslek içi eğitime dönük bir etkinliğe temel oluşturmalıdır.

Medya kuruluşları, çocuklara haber ve programlarında yer verirken gereken profesyonel bakış açısını yakalayabilmek için çocuk muhabirliği ve programcılığının özel bir uzmanlık alanı olarak geliştirilmesini öncelikli bir hedef olarak benimsemelidir. Bu alanda çalışacak medya profesyonellerine hukuk, psikoloji ve pedagoji disiplinlerinin ışığında çocuk konusuyla ilgili eğitim alma ve kendini geliştirme imkanı sağlanmalıdır.

Görevi ne olursa olsun, medya sektöründe çalışacak bütün profesyonellerin mesleğe kabulünde çocuk hakları ve koruma politikalarına uygun davranacaklarına ilişkin bir taahhütname imzalamaları sağlanmalıdır. Bu önlem, medya kuruluşlarının toplumsal sorumluluklarının bir parçası olarak benimsenmeli ve uygulanmalıdır.

Çocukların seçmeli ve bilinçli okuma, izleme ve dinleme alışkanlıklarını geliştirecek eleştirel medya okuryazarlığı projeleri desteklenmelidir.

Bu konuda medya kuruluşları da eğitim sektörü, iletişim alanındaki düzenleyici kuruluşlar ve ilgili STK’larla işbirliği içerisinde olmalıdır.

Medya kuruluşları, cinsellik, şiddet ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışları kapsayan içerikten çocukların korunabilmesi için aileleri bilgilendirme ve uyarmanın temel sorumluluklarından biri olduğunu daima göz önünde bulundurmalıdır.

Medya içeriğinde yer alan herhangi bir materyalin çocuklar üzerinde yaratacağı etkiler gözetilerek içerikle ilgili gerekli bilgilendirme ve  uyarılar yapılmalıdır. Görsel-işitsel medya içeriğinde yetişkinlere yönelik malzemenin yayın akışı,  izleyici/dinleyici/okuyucuların arasında çocukların da olabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak  düzenlenmelidir.

Medya profesyonellerine düşen temel görevler:
a. Üretim sırasında göz önünde bulundurulması gerekenler

Çocuklarla ilgili konularda haber ve yorum hazırlarken, doğruluk ve duyarlılık bakımından en yüksek mükemmellik standartlarına ulaşmaya çalışmak medya profesyonellerinin temel hedefi olmalıdır. Çocuklara yönelik hazırlanan içerikte onlara zararlı olabilecek unsurların yer almasını engellemek için gereken özen gösterilmelidir.

Herhangi bir medya içeriğinde söz konusu edilen ya da katkısı sağlanan çocuğun maddi ve manevi güvenliğinin sağlanması öncelikle medya kuruluşlarının ve profesyonellerin sorumluluğu kapsamındadır.

b. Çocukların medya içeriğine katılımının sağlanması

Medya profesyonelleri çocukların bakış açılarını araştırmaya yönlendirilmelidir. Ayrıca olanaklar dahilinde çocukların medya içeriğine üretim yoluyla katkı sağlamaları da teşvik edilmelidir.

Çocuklarla çalışırken şu noktalara dikkat edilmelidir;

Öncelikle katılımı sağlanacak çocuğun ve ana babasının veya hukuken gözetiminde bulunduğu kişinin rızası alınmalıdır.

Çocuğun birey olarak mahremiyetine saygı gösterilmeli, onu zihinsel karmaşaya sürükleyecek yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.

Durumun kamu yararına olacağına ilişkin açık veriler bulunmadıkça, ister fail ister mağdur olsun, çocukların görsel sunumundan ve onların teşhisine ve teşhirine yol açacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Çocukların kimliğinin tespitine yol açacak bilgilerin verilmesinden kaçınılmalıdır.

Çocukların görüntülerinin alınmasının gerekli olduğu hallerde açık ve doğrudan yöntemlere başvurulmalıdır. Mümkün olduğu durumlarda görüntüler çocukların ve sorumlu bir yetişkinin bilgisi ve onayı dahilinde elde edilmelidir.

Tartışmalı konularda ve olaylarda çocuklar tarafından sağlanan bilgiler farklı kaynaklardan doğrulatılmalı ve bu doğrulatma işlemi bilgi veren çocukları riske sokmadan yapılmalıdır.

Çocukların medya içeriğinde cinselliği çağrıştıracak şekilde konumlandırılmasından ve görselleştirilmesinden kaçınılmalıdır.

Medya içeriğinde yer alan ürünlerin üretimine katılımları karşılığında çocuklara, ana-babalarına veya vasilerine herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu kural elbette dizi, reklam vb. de olduğu gibi, doğrudan üretimde rol alarak para kazanan çocukları içermez. Medya sektöründe çalışan çocuklar için ise çalışma saatleri ve koşulları onların eğitim, sağlık ve güvenlik gereksinimlerine uygun olarak düzenlenmelidir.

c. Medya içeriğinde çocuklara yaklaşım

Yaş, cinsiyet, sakatlık, ırk ya da etnik köken, dini inanç, sosyal ve ekonomik statü farkına bakılmaksızın medya içeriğinde çocuklar arasında ayrımcılığı önlemek ve onurlarının korunması konusunda gerekli duyarlılığı göstermek bütün medya çalışanlarının görevi olmalıdır.

Özellikle suça karışan çocuklarla ilgili haberlerde sadece söz konusu olayın sonuçlarına değil, nedenlerine de yer verilmelidir. Bütün medya profesyonelleri etiket ve sıfatlar yoluyla çocuklarla ilgili yaratılabilecek olumsuz kalıp yargılar konusunda duyarlı olmalıdır.

Çocuğa yönelik şiddet hiçbir biçimde meşru gösterilmemelidir. Özendirici olabileceği göz önünde bulundurularak, çocuğa yönelik şiddet ve taciz haberlerinde bu eylemleri uygulayanların eyleme dair uzun açıklamalarına yer verilmemeli, bu açıklamalar mümkün olduğunca kısa tutularak ve eleştirilerek aktarılmalıdır.

Haberciliğin, olumsuzluklara odaklanan yaygın anlayışının dışına çıkılarak, çocuklarla ilgili olumlu gelişmelere ve onların başarı öykülerine de yer verilmelidir.

Çocukların yaşamında rol modeli olacak örneklerin daha çok temsil edilmesi için çaba gösterilmelidir.

Medya ve Çeşitlilik kılavuzu

Kadın ve Cinsel Yönelim

Kadın, Cinsel Yönelim ve Medya

Medyanın üretim süreci ve içeriğini toplumsal cinsiyet eşitliği yararına dönüştürme için kılavuz

Hedefler

Medya sahip olduğu güç ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten bir araç olmak yerine, toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme hedefine katkıda bulunmak için önemli bir mücadele alanı ve aracına dönüştürülmelidir.

Bu doğrultuda, medya kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda bugüne kadar sürdürülen iyi niyetli çabaları daha ileri boyutlara taşıyarak, ulusal ve uluslar arası düzenlemelerde ifadesini bulan cinsiyetler arası eşitlik idealini hayata geçirmek için alanına giren sorumlulukları büyük bir özen içinde yerine getirmeyi görev bilmelidir.

Bu bağlamda medya kuruluşları ve medya çalışanları, cinsiyet ve cinsel yönelim farklılığına dayalı ayrımcılıkla mücadele etmeyi hedef olarak benimsemelidir.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Medya kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda ulusal ve uluslararası hedeflerden yola çıkarak, toplumsal cinsiyet duyarlılığıyla kendine özgü öz denetim politikaları ve kurum içi izleme mekanizmaları oluşturarak bunları kamuoyuna duyurmalıdır. Bu mekanizmalar, medya içeriğinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama hedefinden sapmalar söz konusu olduğunda öneri geliştirebilecek danışma organlarını da içermelidir.  Çalışanların toplumsal cinsiyet duyarlılığını artırmayı hedefleyen kurum içi eğitim programları oluşturulmalı, ayrıca kurum dışı programlara katılım da teşvik edilmelidir.

Toplumda cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı konusundaki her türlü ihlalin izlenmesi, haber ve diğer içerikler yoluyla topluma yansıtılması bütün medya kuruluşlarının öncelik verdiği bir konu olmalıdır.

Çalışanlar, her tür olay ve olguyu toplumsal cinsiyet eşitliği açısından irdelemeye yönlendirilmelidir.

Medya kuruluşlarındaki istihdam sürecinde ve medya çalışanlarının meslek örgütlerindeki temsilinde farklı cinsiyetler deki çalışanlara eşit olanaklar sağlanmalıdır.

Bu çerçevede;

Çalışanlar arasında kadınların sayısının artmasına önem ve öncelik verilmelidir.

Eşit işe eşit ücret ilkesi farklı cinsiyetlerdeki medya çalışanları açısından geçerli kılınmalıdır.

Yönetim kademelerinde kadınların da yükselmesine olanak tanınmalıdır.

Kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanların işyerinde ayrımcılık ve tacize uğramalarını önleyici politika ve mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Medya profesyonellerine düşen temel Görevler
Medya çalışanları, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı duyarlılığın geniş bir tabana yayılması sürecinde önemli bir rol oynadıklarının farkında olarak;

Kadınların ve cinsel yönelimleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalanların sorunlarına daha çok ilgi göstermelidir.

Kadın bedeninin cinsel çağrışımlar yaratacak biçimde, gereksizce görselleştirilmesinin önüne geçmenin yollarını düşünmelidir.

Dilin içinde yerleşik, bir cinsi ya da cinsel yönelimi diğeri karşısında aşağılayan cinsiyetçi ve homofobik sözcük ve söylemlerin dönüştürülmesi konusunda duyarlı olmalı; yanlı sözcük ve terimlerin yerine eşitlikçi bir söylemi geliştirmek için çaba göstermelidir.

Cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri ne olursa olsun, farklı yaş, görüntü, fikir, görev ve rollere sahip insanların medyadaki her türlü içerikte, gelenekler, alışkanlıklar ve cinsiyetçi ve homofobik kalıp yargılar dışına çıkılarak sunulması konusunda gereken özeni göstermelidir.

Her türlü içeriğin oluşturulmasında, erkeklerin olduğu kadar, kadınların ve cinsel yönelimleri farklı olanların da görüşlerini, deneyim ve uzmanlıklarından kaynaklanan bilgilerini topluma yansıtmalıdır.

Kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanlar arasında olumlu rol modeli olabilecek örneklerin haberleştirilmesi ve programlarda kullanılmasına öncelik vermelidir.

Şiddetin haberleştirilmesi
Medya çalışanları, kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanların uğradıkları kötü muamele, baskı ve şiddetin haberleştirilmesinde özellikle şu noktalara dikkat etmelidir:

Cinsiyet ayrımcılığına dayalı şiddet hiçbir biçimde meşru gösterilmemeli, şiddetin toplumsal düzlemdeki önemini azaltacak sansasyonel kullanımlardan ve mizah malzemesine dönüştürme eğilimlerinden uzak durulmalıdır.

Mağdurun kimliği gizli tutulmalı, kimliğin teşhisine yarayacak diğer bilgiler de verilmemelidir. (ad, fotoğraf, adres, yerel odaklı haberler için yerleşim birimi vb.)

Konuşulacak kişinin rızası önceden alınarak, kişi konuşması sonrasında karşılaşılabileceği olası riskler konusunda bilgilendirilmelidir. Bu bilgilendirme çerçevesinde mağdura teşhis edilip edilmemeye karar verme hakkı tanınmalıdır.

Cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle şiddete uğrayanlarla ilgili haberlerde mağdurların onurunun korunmasına gereken özen gösterilmelidir. Bu ilke özellikle şiddet sonucu yaşamını yitirenlerle ilgili haberlerde daha büyük önem taşımaktadır.

Mağduru küçük düşürücü durumlarda gösteren fotoğrafların kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Taciz ve tecavüz gibi cinsel suçların haberleştirilmesinde kullanılan dile özen gösterilmelidir. Saldırganın ifadesinden yararlanılarak hazırlanan metinlerin mağdur açısından yaralayıcı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu haberlerde kullanılan görsel malzeme ile anlatım biçiminin pornografik ve özendirici çağrışımlar yaratmamasına dikkat edilmelidir.

Sorumlu bir anlayış benimsenerek şiddete uğrayan ya da risk altında olanlar, çözüm yolları ve yöntemleri konusunda bilgilendirilmeli, var olan kuruluş ve yardım hatlarının erişim bilgileri haberde yer almalıdır.

Medya ve Çeşitlilik kılavuzu
Kültürel Çeşitlilik
Kültürel Çeşitlilik ve Medya

Medyanın üretim süreci ve içeriğini kültürel çeşitliliği güçlendirme yönünde dönüştürme kılavuzu

Hedefler

Medya kuruluşları, toplumda ırk, etnik köken ve dini inanç temelinde tanımlanan kültürel çeşitliliklere sahip grupların, ulusal ve uluslararası düzenlemelerde yer verilmiş ve koruma altına alınmış, var olma ve kendini ifade etme hakkını gerçekleştirebilmesi, bu grupların ayrımcılığa uğramaksızın, toplumsal barışı güçlendirme yönünde temsili için iyi niyetle ve üst düzeyde çaba göstermeyi bir görev bilmelidir.

Bu bağlamda, medya kuruluşları için kültürel çeşitliliklerin temsilinde karşılıklı anlayışı güçlendirecek bir yaklaşım benimsemek öncelikli hedef olmalıdır.

Kültürel çeşitliliklerin toplumsal zenginlik olarak değerlendirilerek tanıtılmasına dönük yayınlar bu konuda önemli katkılar sağlayabilir.

Medya kuruluşları ve çalışanları için, başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunmak kaçınılmaz ve reddedilemez bir görevdir.

Medya kuruluşları ve çalışanları;

Milliyet, ırk, etnisite, dil, din ve inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır.

İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti ve düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır.

Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını veya inançsızlığını saldırı konusu yapmaz. Farklı kültürel grupların duyarlılıklarına saygı göstermek bütün medya kuruluşlarının temel ilkesi olmalıdır.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Medyada kültürel çeşitliliğin işlenmesinde göz önünde bulundurulacak etik standartları, düşünce ve ifade özgürlüğüne de dikkat ederek geliştirmenin en güvenilir yolu; bütün medya kuruluşlarının iç yapılarında güçlü özdenetim politikaları ve mekanizmaları oluşturmalarıdır.

Özdenetim mekanizmalarının temel işlevlerinden biri de, kültürel çeşitliliklerin temsili konusunda kurum içi eğitim programlarını düzenli etkinliklerin bir parçasına dönüştürerek, var olan etik standartlar hakkında çalışanlar arasında farkındalık yaratmak olmalıdır.

Medya kuruluşları ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve kültürlerarası yanlış anlamalara yol açacak önyargıları güçlendirecek yayınlardan kaçınarak, toplumda var olan hoşgörüsüzlükle mücadele etmelidir.

Bir kültürel grubu diğerine göre üstün olarak tanımlayan ya da farklılıklar konusunda oluşmuş kalıp yargıları kullanan içeriklerin hiçbiri yayınlanmamalıdır.

Medya profesyonellerine düşen temel görevler:

Medya çalışanları, farklı kültürlerden grup ve bireylerin eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam ve barınma gibi temel hizmetlerden yararlanmada karşılaştıkları engel ve güçlükleri medya ürünleri aracılığıyla yansıtmak yoluyla, bu sorunların çözümüne ve daha eşitlikçi bir toplumsal düzenin sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Medya çalışanları özellikle haber ya da diğer içerikle doğrudan ilgisi yoksa, ırk, etnik köken, din ve mezhep belirtmemelidir. Etnik ve azınlık kimliklere ilişkin tanımlamaları olumsuz vurgu olarak kullanmamalıdır.

Medya çalışanları üretecekleri herhangi bir içerikte, kültürel çeşitliliklerden kaynaklanan durumlarla ilgili yapacakları sözel ve görsel seçimlere dikkat etmeli; gruplar hakkında toplumda oluşmuş kalıp yargıların kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.

Kültürel farklılığa sahip toplulukları çoğunluk karşısında tanımlarken ayrımcı, kışkırtıcı veya sansasyon yaratıcı bir dil kullanılmamalıdır.  Çoğunluğa göre ‘azınlık’ durumunda olanların farklılıklarını ve yurttaşlık statülerini sorgulayan veya reddeden ya da etkinliklerini suç gibi gösteren her tür yazı, açıklama, şaka, hiciv, yorum ve haber aktarma üsluplarından kaçınılmalıdır. Topluluklar arasında gerilim yaratacak konularda duyarlı olunarak toplumsal barışı ve karşılıklı anlayışı güçlendirici bir yaklaşım benimsemelidir.

Yaşanan olay ile olaya karışan kişilerin kültürel farklılıkları arasında yanlış yönlendirici bir ilişki kurulmasına yol açabilecek imalar kullanmaktan kaçınmalıdır. Tekil örnek oluşturan olumsuz olayları tüm topluluğun tutumu  olarak genellememelidir.

Her zaman olayların arka planını araştırmalı ve tarihe ilişkin Referanslarda duygusal yaklaşımlardan kaçınmalıdır.

Farklı kültürel kimliklere sahip bireylerin haber kaynağı ve uzman olarak medyada kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyarak,  kişilerin kendileri hakkında yaptıkları tanımlamalara öncelik vermelidir.

Irk üstünlüğünü savunan ve başkalarını aşağılayan ırkçı oluşumların  iddialarına yer verildiği durumlarda mutlaka bu iddiaları sorgulayacak karşı değerlendirmelere de yer vermelidir.

Mülteciler ve göçmenler

Mülteci ve göçmenler bir ülkede var olan kültürel çeşitliliğin parçası olarak değerlendirilseler de; kendilerine özel duyarlılık göstermek, medya kuruluşlarının ve çalışanlarının temel sorumluluklarından biri olmalıdır.

Mülteci ve göçmenlerle ilgili medya içeriği oluştururken şu noktalar dikkate alınmalıdır:

Mülteciler ve göçmenlerin, ağırlıklı olarak güç ve olumsuz koşullar nedeniyle vatanlarını terk ettikleri daima göz önünde bulundurulmalıdır. Mülteciler ve göçmenler hakkında olumsuz duygular uyandırabilecek tanımlamalar yapılmamalı, ırkçı ve ayrımcı söylemler kullanılmamalıdır.

Mülteci ve göçmenlerin hukuki durumları farklılık göstermektedir. Bu nedenle, medya içeriği oluşturulurken doğru terminoloji kullanımı için uzman kuruluşların desteğine başvurulmalıdır.

Herkes için uyulması gereken özel hayatın dokunulmazlığı ile ilgili kurallar mülteciler ve göçmenler için de gözetilmelidir. Konuşulacak kişinin rızası önceden alınarak, kişi konuşması sonrasında karşılaşabileceği olası riskler konusunda bilgilendirilmelidir.

Mülteci, göçmen ve insan ticareti mağdurlarının gerek kendi gerekse ülkelerinde bıraktıkları yakınlarının can güvenliği için; medyada açık kimlik ve görüntülerinin yayınlanmamasına özen gösterilmelidir.

Mülteci ve göçmenlerin genel olarak içinde bulundukları yaşam koşullarının olumsuzluğu dile getirilirken, insan onurunun korunması ilkesine dikkatle uyulmalı, kişiler rencide edilmemelidir.

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme

0
Bandırma Kuş Cenneti

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 19.03.1902′ de Paris’ te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin(International Convention for the Protection of Birds Useful to Agriculture) değiştirilmesi suretiyle 18.10.1950’de Paris’ te düzenlenerek imzalanmıştır.

Kırşehir’deki Seyfe Gölü

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 01.12.1966 tarihli ve 797 sayılı Kanunla onaylanmış, Resmî Gazetenin 17.12.1966 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bandırma Kuş Cenneti

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme

Bazı kuş nevilerini tehdit eden yok olma tehlikesini müdrik olan ve bazı kuş nevilerinin de, bilhassa muhacir kuşların adet itibariyle azalmasından endişe duyan,

İlim noktai nazarından, tabiat ve her milletin kendi ekonomisini himaye bakımlarından prensip olarak bütün kuşların korunması gerektiğini nazarı itibara alan,

İşbu Sözleşmenin mümzi hükümetleri 19.03.1902’de Paris’te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin tâdili zaruretini kabul ederek aşağıdaki hükümler üzerinde mutabık kalmışlardır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1.- İşbu Sözleşme yabani halde yaşayan kuşların himayesi hakkındadır.

Madde 2.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere:

a) Bütün kuşların hiç olmazsa üreme devrelerinde, bundan maadâ muhacir kuşların yuvalarının bulunduğu mahallere, avdetleri sırasında bilhassa Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında,

b) İlmî bir fayda arz eden veya ortadan kalkma tehlikesine mâruz bulunan nevilerin bütün sene zarfında, korunmaları mecburidir.

Madde 3.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerine de derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere, nevin himayesi devresinde canlı veya ölü bütün kuşların veya işbu Sözleşme hilâfına yakalanan veya öldürülen bir kuşun herhangi bir kısmının ithali, ihracı, nakli, satışı, satışa arzı, satın alınması, verilmesi veya elde tutulması yasaktır.

Van’ın Özalp İlçesinde Bulunan Akgöl

Madde 4.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde yazılı istisnalar hariç olmak üzere, muayyen bir nevin himaye devresinde bilhassa,

Tekessür zamanı devamınca, içinde kuş bulunan veya inşa halinde olan yuvalarını tahrip etmek veya kaldırmak, almak veya zedelemek, nakletmek, ithal etmek, ihraç etmek, satmak, satışa arz etmek, satın almak veyahut serbest halde yaşayan kuşların kuluçka yavrularını, bunların yumurtalarını veya yumurta kabuklarını tahrip etmek yasaktır.

Bu memnuniyetler bir yandan gayri meşru surette elde edilmiş ve kuluçka veya ilmî maksatlara tahsis edildikleri veya kafeste tutulan kuşlara ait oldukları bir sertifika ile belirtilen yumurtalara, diğer taraftan, evvelce kabul edilmiş mahallî sebeplere müsteniden, sadece Hollanda’ya mahsus kızkuşu yumurtalarına tatbik edilmez.

Madde 5.- Yüksek Akit Taraflar; işbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç, kuşların kitle halinde imhasını veya yakalanmasını intaç etmeye veya bunlara lüzumsuz eziyetler çektirmeye müsâit olan aşağıda sayılı usulleri menetmeyi taahhüt ederler.

Manyas Kuş Cenneti

Bununla beraber, Yüksek Akit Taraflar halen bu gibi usullerin tatbikine kanunen müsaade edilen memleketlerin mevzuatına tedrici olarak bu usullerin men’ i veya tatbikatının daraltılması tedbirlerinin vazedilmesini taahhüt ederler.

a) Tasmalar, ökseler, kapanlar, olta iğneleri, ağlar, zehirli yemler, uyuşturucu maddeler, körleştirilmiş çığırtkanlar,

b) Ağlı ördek havuzları,

c) Aynalar, meşaleler ve diğer suni ışıklar,

d) Sularda yaşayan kuşları yakalamak için balıkçılık takımları ve ağları,

e) İki fişekten daha fazlasını ihtiva eden mükerrer ateşli ve otomatik av tüfekleri,

f) Umumiyetle omuzda taşınanlardan gayri bütün ateşli silâhlar,

g) İç sularda ve 1 Marttan – 1 Ekime kadar sahillerde ve karasularında motorlu deniz vasıtalarıyla kuşların kovalanması ve bunlara ateş edilmesi,

h) Kuşları vurmaya veya bir tarafa sıkıştırmaya yarayan motorlu vasıtalar veya havacılık âletlerinin kullanılması,

i) Kuşların tutulması veya imhası için mükâfatlar ihdası,

j) Ateş etmek suretiyle veya ağlarla bütün sene serbestçe avlanma imtiyazları nizama bağlanacak, üreme devresinde denizde, nehir boylarınca ve sahillerde talik olunacak,

k) Kuşların kitle halinde imhası veya yakalanmasına dair diğer bütün usuller.

Madde 6.-

Muayyen bir bölgede bir kuş nevi; tarlalara, bağlara, bahçelere, meyveliklere, ormanlara, av hayvanlarına ve balıklara ika edeceği zararlarla bazı zirai ve hayvani mahsullerin istikbalini tehlikeye düşürür veya muhafazası arzu olunan bir veya birçok nevileri imha veya sadece azaltmakla tehdit eylerse, salâhiyetli makamlar şahsi müsaadelerle bu nevilere mütedair 2-5inci maddelerde ifade olunan yasakları kaldırabilirler. Bununla beraber bu tarzda öldürülen kuşları satın almak veya satmak öldürdükleri mıntıka dışına çıkarmak yasaktır. Millî mevzuatta bazı kuş nevileri tarafından ika olunan zararları, bu nevilerin idamesini garanti eden şartlar içinde, tahdit etmeye elverişli başkaca hükümler mevcutsa bu hükümler Yüksek Akit Taraflarca muhafaza olunabilirler.

İsveç, Norveç, Finlandiya, Faroe adalarının iktisadi şartları hususi bir ehemmiyet taşıdığından bu memleketlerin salâhiyetli makamları bazı istisnalarla bu Sözleşme hükümleri hilâfına harekete müsaade edebilirler. İzlanda bu Sözleşmeyi kabul ettiği takdirde talebi üzerine bu kayıttan istifade edebilir.

Muayyen bir memlekette bu maddede bahis mevzuu yerli veya muhacir nevilerin tamamen imhasını intaç edecek hiç bir tedbire tevessül olunmaz.

Madde 7.- Hal ve keyfiyetlere göre suiistimalleri önleyecek lüzumlu tedbirlerin alınması suretiyle; ilim, eğitim, yeniden kuşlandırma, av hayvanlarının tekrisi ve şahincilik nefine olmak üzere salâhiyetli makamlarca bu Sözleşme hükümlerinde istisnalar yapılabilir.

3 ve 4üncü maddelerde derpiş olunan nakil keyfiyetleri ile alâkalı hükümler Birleşik Krallığa tatbik olunmaz.

3üncü maddede sayılı yasaklar herhangi bir memlekette öldürülmesine cevaz verilen kuş nevilerinin tüylerine şamil değildir.

Madde 8.- Yüksek Akit Taraflar, bu Sözleşmede zikrolunan şartlar dairesinde ülkelerinde öldürülmesi veya yakalanması caiz olan kuşların bir listesini tanzim etmeyi taahhüt ederler.

Madde 9.- Her Akit Taraf, hususi surette muhafaza olunabilecek yerli ve muhacir kuş nevilerine ait listeleri tanzim etmek salâhiyetini haiz olacak ve müsaade edilecek yakalama metotları ile kuşların nakil edilebilme veya alıkonulma şartlarını tâyin eyleyecektir.

Her Akit Taraf bu Sözleşme ile himaye olunan kuşların ticaretini tanzim eyleyecek ve bunun gerçekleşmesini tahdit edecek lüzumlu bütün tedbirleri alacaktır.

Madde 10.- Yüksek Akit Taraflar, hidrokarbürler ve sair saiklarla suların telvisi, farlar, elektrik kabloları, haşere ilâçları, zehir ve diğer bütün sebeplerle kuşların telef olmasını önlemeye mütedair hususi tedbirleri tetkik ve vazetmeyi deruhte ederler.

Akit Taraflar, kuşların himaye ve muhafazalarının zaruri bulunduğu hususunda çocukları ve umumi efkârı irşat eylemeye gayret ederler.

Madde 11.– Yüksek Akit Taraflar, kuşların tekessür etmesine müsait yerlerin insanlar tarafından süratle yok edilmeleri neticelerinin hafifletilmesi maksadıyla onların yuva yapabilmesine ve yavrularını emniyet içinde büyütebilmesine, muhacir kuşların da istirahat edebilmesine ve rahatça gıdalarını bulabilmesine elverişli vaziyet ve vüsatte yerler meydana getirilmesini süratle teşvik etmek ve geliştirmek hususunda mümkün olan bütün tedbirleri ittihaz etmeyi kabul ederler.

İşbu Sözleşme tasdik olunacak ve tasdik vesikaları Fransa Cumhuriyeti Hariciye Nezaretine tevdi olunacaktır. Mezkûr Nezaret bu tevdi keyfiyetinden mümzi ve iltihak eden devletleri haberdar eyleyecektir.

Bu Sözleşmeyi imzalamamış olan Devletler buna iltihak edebileceklerdir. İltihaklar Fransa Cumhuriyeti Hariciye Nezaretine bildirilecek, o da mümzi ve iltihak eden Devletleri bundan haberdar eyleyecektir.

Bu Sözleşme altıncı tasdik veya iltihak vesikasının tevdiini takip eden 90ncı gün meriyete girecektir. Bu tarihten sonra Sözleşmeyi tasdik edecek veya buna iltihak edecek her devlet için Sözleşme bu devletçe tasdik veya iltihak vesikasını tevdi tarihini takip eden 90ncı günde mer’ i olacaktır.

Bu Sözleşme gayrı mahdut bir müddet için akdolunmuştur.Fakat Akit Taraflar, işbu maddede tespit edildiği üzere; Sözleşme mer’ iyete girdikten 5 sene sonra bunun her an feshini isteyebilirler. Ancak buna dair işar, Fransa Hariciye Nezaretine tebliği tarihinden bir sene sonra hüküm ifade edecektir.

Bu Sözleşme tasdik veya iltihak eden memleketler arasında 1902 Milletlerarası Sözleşmesinin yerine kaim olur.

Yukarıdaki hükümleri tasdik etmek üzere Hükümetlerince usulünce tevfikan salâhiyetli kılınan delegeler bu Sözleşmeyi imza ettiler

Göçmen Kuşlar

ICOMOS – Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

0
ICOMOS- Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

ICOMOS International Council on Monuments and Sites, Uluslararası ve hükümetler dışı bir organizasyondur. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi, 1964 Venedik Tüzüğü’nün kabulünden bir yıl sonra, 22 Haziran 1965’te Varşova’da kurulmuştur.

Venedik Tüzüğü, tarihi yapıların korunması ve restorasyonu için uluslararası kurallar belirlemiştir. Miras koruma uzmanları tarafından hazırlanan tüzük, kültürel mirasın korunması ve restorasyonu için uluslararası bir çerçeve sağlamış ve bir dizi ilke ortaya koymuştur.

Kuruluşun amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmektir.

ICOMOS’un kuruluşu 1964’de Venedik’te yapılan 2.Uluslararası Tarihi Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin sonuç bildirgesi olan “Venedik Tüzüğü” nün, anıt ve yerleşmelerin korunması konusunda çalışacak uluslararası bir konseyin kurulması kararına dayanmaktadır. 1965’te, Varşova’da toplanan ICOMOS’un birinci genel kurulu niteliğindeki kongre hem Venedik Tüzüğü’nü uluslararası düzeyde kabul etmiş, hem de ICOMOS’un kuruluş kararını vermiştir. ICOMOS’un geçerli uluslararası tüzüğü, 22 Mayıs 1978’de Moskova’da yapılan beşinci genel kurulda son biçimini almış ve yürürlüğe girmiştir. Sekretaryası Paris’tedir.

ICOMOS’un 110’dan fazla ülkede kurulmuş ulusal komiteleri ve 7500’ü aşkın üyesi bulunmaktadır.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi

1

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Konferansının 10 Haziran 2019 tarihli 108. oturumunda kabul edilmiştir. Medeni çalışma koşulları öngören 190 No’lu sözleşme, 21 Haziran 2019 tarihinde Cenevre’de resmen ilan edilmiştir.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi ilk defa bir insan hakları ihlali olarak tanımlayarak, şiddet ve tacizin kapsayıcı ve geniş bir tanımını yapmaktadır. Sözleşme, mücadeleye yönelik tedbirlere ilişkin somut öneriler getirmekte ve bir rehber niteliği taşmaktadır. Sözleşme, kadınların iş yaşamında yaşadıkları şiddet ve tacize özel vurgu yapmakta, kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi‘nin kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için yapmış olduğu çalışmalar ILO Sözleşmesi ile çalışma yaşamını kapsayacak şekilde genişletip güçlendirmektedir.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi ILO' tarafından 2019 yılında kabul edilmiştir.
Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, ILO’ tarafından 21 Haziran 2019 yılında kabul edilmiştir.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi 

Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı,

Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu’nun daveti üzerine 10 Haziran 2019 tarihinde Cenevre’de yaptığı yüz sekizinci (Yüzüncüyıl) Oturumunda,

Philadelphia Bildirgesi‘nin ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, bütün insanların maddi ilerlemelerini ve manevi gelişmelerini, hür ve haysiyetli biçimde, ekonomik güvence altında ve eşit şartlarda sürdürmek hakkına sahip olduklarını teyit ettiğini hatırlatarak, ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün temel Sözleşmelerinin ilgililiğini teyit ederek, ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme,

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına dair Uluslararası Sözleşme ve Engellilerin Haklarına ilişkin Sözleşme gibi diğer ilgili uluslararası araçları hatırlatarak, ve

Herkesin toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil şiddet ve tacizden arınmış çalışma yaşamı hakkının farkında olarak, ve

Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin insan hakları ihlali veya istismarı teşkil edebileceğinin, şiddet ve tacizin fırsat eşitliğine yönelik bir tehdit olduğunun, insana yakışır iş anlamında kabul edilemez ve bağdaşmayan olduğunun farkında olarak, ve

Şiddet ve tacizi önlemek için karşılıklı saygı ve insan onuruna dayanan bir çalışma kültürünün öneminin farkında olarak, ve

Üyelerin bu tür davranış ve uygulamaların önlenmesini sağlamak için şiddete ve tacize karşı sıfır toleransın genel ortamını teşvik etme konusunda önemli bir sorumluluğu olduğunu ve çalışma yaşamındaki tüm aktörlerin şiddet ve tacizden kaçınmak, bunları önlemek ve ele almak zorunda olduklarını hatırlatarak, ve

Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin bir kişinin psikolojik, fiziksel ve cinsel sağlığını, saygınlığını, aile ve sosyal çevresini etkilediğini kabul ederek, ve

Şiddet ve tacizin ayrıca kamusal ve özel hizmetlerin kalitesini de etkilediğinin ve insanların, özellikle de kadınların, işgücü piyasasına erişimini, işgücü piyasasında kalmasını ve ilerlemesini engelleyebileceğinin farkında olarak, ve

Şiddet ve tacizin sürdürülebilir işletmelerin teşvik edilmesiyle bağdaşmadığını ve işin örgütlenmesi, işyeri ilişkileri, işçi katılımı, işletme itibarı ve verimlilik üzerinde olumsuz etkisinin olduğunu kaydederek, ve

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizin kadın ve kız çocuklarını orantısız şekilde etkilediğini kabul ederek ve toplumsal cinsiyet kalıp yargıları, çoklu ve kesişen ayrımcılık biçimleri ve eşit olmayan toplumsal cinsiyete dayalı güç ilişkileri de dahil temel neden ve risk faktörlerini ele alan kapsayıcı, bütünleşik ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımın çalışma yaşamında şiddet ve tacize son vermek için esas olduğunun farkında olarak, ve

Aile içi şiddetin istihdam, verimlilik, sağlık ve güvenliği etkileyebileceğini ve hükümetlerin, işçi ve işveren örgütlerinin ve işgücü piyasası kuruluşlarının aile içi şiddetin etkilerini tanıma, karşılık verme ve sorgulama konusunda, diğer önlemlerin bir parçası olarak, yardımcı olabileceğini kaydederek, ve

Oturum gündeminin beşinci maddesini oluşturan çalışma yaşamında şiddet ve tacize ilişkin bazı önerileri kabul etmeye karar vererek ve

Bu önerilerin uluslararası bir Sözleşme şeklini almasını belirleyerek, İki bin on dokuz yılı Haziran ayının yirmi birinde Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (2019) olarak adlandırılabilecek olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi – PDF

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [167.72 KB]

I. TANIMLAR
Madde 1

1. Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından:

(a) Çalışma yaşamında “şiddet ve taciz” terimi fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik zararı amaçlayan, bunlarla neticelenen veya neticelenmesi muhtemel olan, bir defaya mahsus veya tekrarlanan, bir dizi kabul edilemez davranış ve uygulamaları, veya bunlarla ilgili tehditleri, ifade eder ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizi de içermektedir;

(b) “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz” terimi cinsiyet veya toplumsal cinsiyetlerinden dolayı kişilere yöneltilen, veya belirli bir cinsiyet veya toplumsal cinsiyetten olan kişileri orantısız şekilde etkileyen şiddet ve taciz anlamına gelir ve cinsel tacizi içerir.

2. Bu maddenin 1nci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine halel getirmeksizin, ulusal hukuk ve düzenlemelerdeki tanımlar tek bir kavram veya ayrı kavramlar için uygulanabilir.

II. KAPSAM
Madde 2

1. Bu Sözleşme, ulusal hukuk ve uygulamalarla tanımlandığı şekilde çalışanlar ve iş sözleşmelerinden kaynaklanan statülerine bakılmaksızın çalışan kişiler, stajyer ve çıraklar dahil eğitimdeki kişiler, istihdamı sonlandırılan işçiler, gönüllüler, iş arayanlar ve iş başvurusunda bulunanlar ve bir işverenin yetkisini,görev veya sorumluluklarını yerine getiren bireyleri de kapsayarak çalışma yaşamındaki işçileri ve diğer kişileri korur.

2. Bu Sözleşme hem kayıtlı hem de kayıtdışı ekonomideki, ister özel ister kamu, ister kentsel ister kırsal alanlarda olsun tüm sektörlere uygulanır.

Madde 3

Bu Sözleşme;

(a) kamusal ve özel alanları içererek, çalışma yeri olan işyerlerini,

(b) İşçinin ücretinin ödendiği, dinlendiği veya yemek molası verdiği veya sağlık, yıkanma veya kıyafet değiştirme imkanlarını kullandığı yerleri,

(c) İşle ilgili gezi, seyahat, eğitim, etkinlik veya sosyal faaliyetleri,

(d) Bilgi ve iletişim teknolojileri ile sağlananlar da dahil işle ilgili iletişim yoluyla gerçekleşen,

(e) İşveren tarafından sağlanan konaklama, ve

(f) İşe gidiş-gelişi

İçeren durum, yer ve zamanlar dahil olmak üzere, iş esnasında meydana gelen, işle bağlantılı veya işten kaynaklanan çalışma yaşamındaki şiddet ve tacize uygulanır

III. TEMEL İLKELER
Madde 4

1. Bu Sözleşmeyi onaylayan her Üye, herkesin şiddet ve tacizden arınmış çalışma yaşamı hakkına saygı gösterir, bu hakkı teşvik eder ve gerçekleştirir.

2. Her Üye, ulusal hukuk ve şartlara uygun olarak ve temsilci işçi ve işveren örgütlerine danışarak, çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için kapsayıcı, bütünleşik ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımı kabul etmelidir. Bu yaklaşım, uygulanabilir olduğu hallerde, üçüncü tarafları da içeren şiddet ve tacizi dikkate almalıdır ve;

(a) Şiddet ve tacizi kanunen yasaklama,

(b) İlgili politikaların şiddet ve tacizi ele almasını sağlama,

(c) Şiddet ve tacizi önleyecek ve bunlarla mücadele edecek tedbirleri uygulamak amacıyla kapsamlı bir stratejiyi kabul etme,

(d) Uygulama ve izleme mekanizmaları oluşturma veya güçlendirme,

(e) Çözüm bulma araçlarına erişim ve mağdurlara destek sağlama,

(f) Yaptırımlar getirme,

(g) Uygun görüldüğü şekilde, erişilebilir biçimlerde araçlar, rehberlik, eğitim ve öğretim geliştirme ve farkındalık yaratma, ve

(h) İş teftiş kurulları veya diğer yetkili organlar aracılığıyla olanlar da dahil olmak üzere, şiddet ve taciz vakalarının denetimi ve soruşturulması için etkin araçlar sağlamayı içerir.

3. Bu maddenin 2nci fıkrasında belirtilen yaklaşımın kabul edilmesi ve uygulanması konusunda her Üye, ilgili sorumluluklarının değişken doğası ve derecesini dikkate alarak, hükümetlerin ve işveren, ve işçilerin ve onların ilgili örgütlerin farklı ve tamamlayıcı rol ve işlevlerini tanır.

Madde 5

Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ortadan kaldırılması amacıyla her Üye, insana yakışır işi teşvik etmenin yanı sıra örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkının etkin biçimde tanınması, zorla çalıştırma veya zorunlu çalışmanın her biçiminin ortadan kaldırılması, çocuk işçiliğinin etkin biçimde ortadan kaldırılması ve istihdam ve meslek konusunda ayrımcılığın ortadan kaldırılması olmak üzere çalışma yaşamında temel ilke ve haklara saygı gösterir, bunları teşvik eder ve gerçekleştirir.

Madde 6

Her Üye, bir veya daha fazla kırılgan gruba veya çalışma yaşamında şiddet ve tacizden orantısız şekilde etkilenen kırılganlık durumlarındaki gruplara ait işçi veya diğer kişilere yönelik olanların yanı sıra kadın işçilere yönelik olanlar da dahil, istihdam ve meslek konusunda eşitlik ve ayrım gözetmeme hakkını sağlayan kanun, düzenleme ve politikaları kabul eder.

IV. KORUMA VE ÖNLEME
Madde 7

Madde 1’e halel getirmeksizin ve Madde 1 ile uyumlu olarak her Üye, toplumsal cinsiyete dayalı
şiddet ve taciz de dahil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi tanımlamak ve yasaklamak için
kanun ve düzenlemeleri kabul eder.

Madde 8

Her üye, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi önlemek için;

(a) Kayıtdışı ekonomide çalışan işçiler bakımından kamu makamlarının önemli rolünü tanıma,

(b) İlgili işçi ve işveren örgütlerine de danışarak ve diğer yollarla, işçiler ve ilgili diğer kişilerin daha fazla şiddet ve tacize maruz kaldığı düşünülen sektörler veya meslekler ve çalışma düzenlemelerini tespit etme, ve

(c) Bu kişileri etkin biçimde korumak için önlemler almayı da içeren uygun önlemleri alır.

Madde 9

Her Üye, işverenlerin, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi önlemek için sahip oldukları kontrol ile orantılı olan uygun adımları atmasını ve, makul şekilde uygulanabilir olduğu ölçüde, özellikle;

(a) İşçi ve temsilcilerine de danışarak, şiddet ve tacizle ilgili bir işyeri politikası benimsemeleri ve uygulamaları,

(b) İş sağlığı ve güvenliği yönetiminde şiddet ve tacizi ve bunlarla ilişkili psikososyal riskleri dikkate almaları

c) İşçi ve temsilcilerinin katılımıyla tehlikeleri belirlemeleri ve şiddet ve taciz risklerini değerlendirmeleri ve bunları önlemek ve kontrol etmek için önlemler almaları, ve

(d) İşçilere ve ilgili diğer kişilere, bu maddenin (a) bendinde belirtilen politikaya ilişkin işçiler ve ilgili diğer kişilerin hak ve sorumlulukları da dahil, şiddet ve tacizle ilgili belirlenmiş tehlike ve riskler ve bunlarla ile ilişkili önleme ve koruma önlemleri hakkında, uygu görüldüğü şekilde erişilebilir biçimlerde, bilgi ve eğitim sağlamalarını gerektiren kanun ve düzenlemeleri kabul eder.

V. UYGULAMA VE ÇARELER
Madde 10

Her Üye:

(a) Çalışma yaşamında şiddet ve tacizle ilgili ulusal hukuk ve düzenlemeleri izlemek ve uygulamak,
(b) Çalışma yaşamında şiddet ve taciz durumlarında:

(i) Şikayet ve soruşturma prosedürleri, ve ayrıca, uygun olduğu hallerde, işyeri düzeyinde uyuşmazlık çözüm mekanizmaları,

(ii) İşyeri dışındaki uyuşmazlık çözüm mekanizmaları,

(ii) Mahkeme veya divanlar,

(iv) Müşteki, mağdur, tanık ve muhbirlerin mağduriyetine veya bunlara yönelik misilleme yapılmasına karşı koruma, ve

(v) Müşteki ve mağdurlar için yasal, sosyal, tıbbi ve idari destek önlemleri gibi uygun ve etkin çözüm yolları ve güvenli, adil ve etkin bildirme ve uyuşmazlık çözüm mekanizma ve prosedürlerine kolay erişim sağlamaktadır.

(c) Mümkün olduğu kadarıyla ve uygun görüldüğü şekilde olayın içinde olan kişilerin mahremiyet ve gizliliğinin korunması ve mahremiyet ve gizlilik gereklerinin uygunsuz kullanılmamasını sağlamak,

(d) Çalışma yaşamında şiddet ve taciz durumlarında, uygun olduğu hallerde, yaptırım getirmek,

(e) Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz mağdurlarının toplumsal cinsiyete duyarlı, güvenli ve etkin şikayet ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, destek, hizmet ve çarelere etkin biçimde erişebilmelerini sağlamak,

(f) Aile içi şiddetin etkilerini tanımak ve makul şekilde uygulanabilir olduğu ölçüde çalışma yaşamında etkisini hafifletmek,

(g) İşçilerin, misilleme veya başka haksız sonuçlara uğramaksızın ve yönetimi bilgilendirme görevleri olmadan, şiddet ve taciz nedeniyle yaşam, sağlık veya güvenlik bakımından yakın ve ciddi bir tehlike arz ettiğine inanmak için makul bir gerekçeye sahip oldukları bir çalışma ortamından çıkma hakkına sahip olmalarını sağlamak, ve

(h) İş teftiş kurulları ve uygun görüldüğü şekilde diğer ilgili makamların, adli veya idari makam nezdinde kanuni itiraz haklarına tabi olarak, derhal tatbik edilecek önlemler içeren emir verme ve can, sağlık veya güvenlik bakımından yakın tehlikenin mevcut olduğu durumlarda işi durdurma yolu dahil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizle başa çıkmak için yetkilendirilmelerini sağlamak için uygun önlemleri alır.

VI. REHBERLİK, EĞİTİM VE FARKINDALIK YARATMA
Madde 11

Her Üye, temsilci işveren ve işçi örgütlerine de danışarak:

(a) Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin iş sağlığı ve güvenliği, eşitlik, ayrım gözetmeme ve göçle ilgili olanlar gibi ilgili ulusal politikalarda ele alınması,

(b) İşverenler, işçiler ve örgütleri ile ilgili makamlara, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil çalışma yaşamında şiddet ve taciz hakkında, uygun görüldüğü şekilde erişilebilir biçimlerde rehberlik, kaynaklar, eğitim veya diğer araçların sunulması, ve

(c) Farkındalık artırma kampanyaları da dahil girişimlerin üstlenilmesini sağlamaya gayret eder.

VII. UYGULAMA YÖNTEMLERİ
Madde 12

Bu Sözleşmenin hükümleri, ulusal hukuk veya düzenlemeler yoluyla ve ayrıca toplu sözleşmeler veya şiddet ve tacizi kapsayacak mevcut iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin genişletilmesi veya uyarlanması ve gerektiğinde özel önlemler oluşturulması yolu da dahil ulusal uygulamalarla uyumlu diğer önlemler aracılığıyla uygulanır.

VIII. SON HÜKÜMLER
Madde 13

Bu Sözleşmenin resmi onay belgeleri, tescil edilmek üzere, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü’ne iletilecektir.

Madde 14

1. Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü tarafından tescil edilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri bakımından bağlayıcıdır.

2. Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgesi Genel Direktör tarafından tescil edildiği tarihten itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için onama belgesinin tescil edildiği tarihten itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde 15

1. Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan her üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre geçtikten sonra, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü’ne tescil edilmek üzere göndereceği bir ihbarname ile Sözleşmeyi feshedebilir. Bu fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olacaktır.

2. Bu Sözleşmeyi onaylayıp yukarıdaki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl içerisinde, bu madde gereğince, fesih hakkını kullanmayan her üye, yeni bir on yıllık süreye tabi olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süreyi takip eden ilk yıl içerisinde ve bu maddede öngörülen koşullar çerçevesinde feshedebilir.

Madde 16

1. Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri tarafından kendisine tebliğ edilen bütün onama ve fesihlerin tescil edildiğini Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bütün üyelerine duyurur.

2. Genel Direktör, kendisine tebliğ edilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini Örgüt üyelerine bildirirken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

Madde 17

Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, yukarıdaki maddelerin hükümleri uyarınca kabul edilmiş onaylara ve fesihlere ilişkin bütün bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 102nci Maddesi uyarınca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletir.

Madde 18

Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu, gerekli görürse, bu Sözleşmenin, işleyişi hakkında
bir raporu Genel Konferans’a sunar ve gerekirse gözden geçirilmesi hususunun Konferans gündemine
alınması isteğini inceler.

Madde 19

1. Konferans’ın, bu Sözleşmeyi değiştiren yeni bir Sözleşmeyi kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme aksini öngörmedikçe:

(a) Değiştirilmiş yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması, yukarıdaki 15nci Madde hükümleri dikkate alınmaksızın ve değiştirilmiş yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olması kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal feshini gerekecektir,

(b) Bu Sözleşme, değiştirilmiş yeni Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, üyelerin onayına açık tutulamaz.

2. Bu Sözleşme, onu onaylamış olan ancak değiştirilmiş yeni Sözleşmeyi onaylamamış olan üyeler için her halükarda mevcut şekli ve içeriği ile yürürlükte kalmaya devam eder.

Madde 20

Bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri aynı şekilde geçerlidir.

Türkiye – Bulgaristan Dostluk Antlaşması

0

Türkiye – Bulgaristan Dostluk Antlaşması, Türkiye ile Bulgaristan arasında kalıcı barış, daimi ve samimi ilişkiler kurmak amacıyla 18 Ekim 1925 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye İle Bulgaristan Arasında Mün’akid Muhadenet Muahedenamesi bu nedenle Ankara Antlaşması olarak da anılmaktadır.  Antlaşma, 30 mayıs 1926 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmış ve resmi Gazete’nin 20 Haziran 1926 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Türkiye cumhuriyeti döneminde imzalanmış ilk uluslararası antlaşmalar arasında yer almaktadır.

Dostluk Antlaşması ve imzalanan ek protokol kısa ve yalın bir metindir. İki ülke arasındaki ilişkilerin devletler hukuku zemininde sürdürüleceğini teyit edilmiş, uluslararası hukuk teamülleri temelinde diplomatik ilişkilerin geliştirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. İki ülke arasında ayrıca bir ticaret sözleşmesi, bir oturma sözleşmesi ve bir hakem antlaşması yapılmasını öngörülmüştür.  Taraflar arasındaki sorunlu ilişki alanları tespit edilmiş ve bu sorunların dostluk temelinde çözülmesi kararlaştırılmışıtr.

Türkiye İle Bulgaristan Arasında Mün’akid Muhadenet Muahedenamesi

Bir taraftan Türkiye,

Diğer taraftan Bulgaristan,

Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasındaki samimi muhadenet rabıtalarını tesis ve takviye etmek hususunda aynı derecede samimi arzu perverde ettikleri o iki devlet beyninde münasebat tesis olunca işbu münasebetin kendi milletlerinin refah ve saadetine hadim olacağı kanaatiyle mütehassıs bulundukları cihetle bir muhadenet muahadesi akdine karar vermişler ve bu hususta murahhasları olmak üzere:

Türkiye Reis-i Cumhuriyeti: Hariciye Vekâleti Müsteşarı Tevfik Kamil Bey’i

Ve Haşmetlü Bulgar Kralı: Bulgaristan Vaşington Fevkalade Murahhas ve Ortaelçisi Mösyö (Simeon Radeff)i tayin
eylemişlerdir.

Müşarün-ileyhüma usulüne muvafık görülen salahiyetnameleri ba’del-tebliğ ahkâm-ı atiyyeyi kararlaştırmışlardır.

Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasında gayr-ı kabil-i ihlal sulh ve samimi ve daimi muhadenet cari olacaktır.

Madde 2

Tarafeyn-i aliyeyn-i akdeyn iki devlet arasındaki siyasi münasebatı hukuk-ı düvel esaslarına tevfikan tesis hususunda ittifak etmişlerdir.  Tarafeyn-i her birinin siyasi mümessillerinin mütekabiliyet şartıyla diğerinin arazisinde hukuk-ı umumiye-i düvel esasına müstenid muameleye mazhar olmalarını kabul etmişlerdir.

Madde 3

Tarafeyn-i aliyeyn-i akideyn, bir ticaret mukavelenamesi ve bir ikamet mukavelenamesi ve bir hükm muahedesi akd etmek hususunda mutabık kalmışlardır.

Madde 4

İşbu muahedename tasdik olunacak ve tasdiknameler Ankara’da sürat-i mümkine ile teati edilecektir. İşbu muahedename tasdiknamelerinin teatisinden itibaren on beş gün sonra iktisab-ı mer’iyyet edecektir.

Madde 5

İşbu muahedenameye merbut protokol anın mütemmem bir cüzini teşkil eder. Tasdikan-lü’lmakal tarafeyn murahhasları işbu muahedenameyi imza ve mühürleriyle tanzim eylemişlerdir.

1925 senesi 18 Teşrinievvel’inde iki nüsha olarak Ankara’da tanzim olunmuştur.

Tevfik Kamil- S. Radeff

 

Türkiye ile Bulgaristan Arasında Mün’akid Muhadenet Muahedenamesine Merbut Protokol

A

Ekalliyetlerin himayesine dair (Neuilly) Muahedenamesinde münderic bulunan ahkâmın kâffesinden Bulgaristan’da mütemekkin Müslüman ekalliyetlerini ve (Lozan) muahedenamesinde münderic bulunan ahkâmın kafesinden de Türkiye’de mütemekkin Bulgar ekalliyetlerini istifade ettirmeği iki hükümet birbirine karşı taahhüd eder.

(Neuilly) ve Lozan) muahedenamelerinden her birine vaz’ül-imza devletlerin ekalliyetlere müteallik olarak haiz oldukları bilcümle hukuku mütekabilen Bulgaristan Türkiye’ye ve Türkiye de Bulgaristan’a karşı tanır.

Haşiye: Lisan-ı maderzadı Bulgarca olan gayr-ı Müslim Türk teb’ası Bulgar ekalliyetine mensub addolunacaktır.

B

1913 Türkiye’si arazisinde tevellüd edüb de işbu protokolün tarih-i imzasına kadar Bulgaristan’a hicret ile Kraliyette mer’i kavanin-i dahiliyye mucibince Bulgar tabiiyeti iktisab etmiş bulunan bilcümle Bulgarları, Türk Hükümeti Bulgar teb’ası olarak tanır.

Bulgaristan’ın 1913’teki hududu dâhilinde tevellüd edüb de işbu protokolün tarih-i imzasına kadar Türkiye’ye hicret ile Cumhuriyette mer’i kavanin-i dâhiliye mucibince Türk tabiiyeti iktisab eylemiş bulunan bilcümle Müslümanları, Bulgar Hükümeti Türk teb’ası olarak tanır.

Zatülzevc kadınlar zevclerinin ve on sekiz yaşından dun olan çocuklar ebeveynlerinin şeraitine tabi olacaklardır.

Şurası mukarrerdir ki yukarıda mevzu-ı bahs olan Türk Bulgar teb’ası (C) maddesinde mezkûr aksam müstesna olmak üzere, Bulgaristan ve Türkiye arazilerinde mütekabilen malik oldukları emval üzerindeki hakk-ı mülkiyetlerini muhafaza eder.

İstanbul şehri müstesna olmak üzere Türkiye’nin Avrupa kıtasında kâin arazisinde tevellüd edüb de Bulgaristan’a hicret etmiş olan Bulgarlar, mezkûr arazide yeniden temekkün etmek isterler ise Türkiye Hükümeti her hususu madde hakkında muvafakat edib etmemek hususunda serbesti-i temini muhafaza ider. 1913 senesinde Bulgaristan’a ilhak olunan kazalarda tevellüd edüb de Türkiye’ye hicret etmiş olan Müslümanlar mezkûr arazide yeniden temekkün etmek istedikleri takdirde Bulgar hükümeti aynı hakkı muhafaza eder.

Haşiye: İşbu protokol ahkâmı mucibince İstanbul, bu namda olan şehir emanetinin 1913 kanuniyle tahdid olunan menatıkından ibarettir.

C

İstanbul şehri müstesna olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa kıtasındaki arazisi ahali-i asliyesinden olup da 5-18 Teşrinievvel 1913 tarihinden sonra işbu protokolün imzası tarihine kadar Bulgaristan’a hicret etmiş olan Bulgarlara ve Balkan Harbi’ni müteakib Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan arazi ahali-i asliyesinden olub da 5-18 Teşrinievvel 1913 tarihinden işbu protokolün imzası tarihine kadar Türkiye’ye hicret etmiş olan Müslümanlara ait her nevi emval-i gayr-ı menkule, arazisinde bulundukları devletler tarafından mütekabilen iktisab edilmiş olacaktır.

D

Bulgaristan’da kâin ve Türkiye teb’asına ait olup da madde-i sabıkanın saha-i tatbiki haricinde kalan her nevi emval-i gayr-ı menkule, halen meşru sahiplerinin taht-ı tasarruflarında değilse bunlara hukuken makamlarına kaim olanlara yahud vekillerine iade edebilecektir. İşbu emval hakkında her ne sebeple olursa olsun tatbik olunan istisnai tedabir ve ahkâmın kâffesi işbu protokol mevki-i mer’iyyete vazolunur olunmaz ref olunacaktır.

Muhacir veya yerliler tarafından işgal olunan emval için, alakadar sahiplerine adilane bir bedel icar-ı takdir ve ita olunacaktır.

Alakadaran 5-18 Teşrinievvel 1913’den evvel memleket-i asliyelerini terk eylediklerini mütekabilen her iki memleket muhakemesi huzurunda kanuni esbab-ı subutiye ile isbat etmeye mecburdurlar.

Şurası mukarrerdir ki yukarıda zikrolunan bilumum ahkâm her biri taalluk ettiği hale tatbik olunmak üzere B bendinin iki birinci fıkralarında istihdaf olunan eşhasın emvali hakkında da tatbik edilir.

E

Yeni Bulgar arazisinin ilhakından evvel iktisab olunan hukuk ve Osmanlı İmparatorluğu’nun selahiyatdar devairlerinden sadır olan evrak-ı adliye ve senedat-ı resmiye aks-i halin kanunen sübutuna değin, muteber ve gayr-ı kabil-i ihlaldir.

Tarafeyn-i akideyn, İstanbul Muahedesi ile lahikalarının ahkâmını iki devlet arasında hududu tespit tayin eden kısmı müstesna olmak üzere, mevcudiyeti hitama ermiş ve hükmü kalmamış addetmekte müttefiktirler.

G

Mesai-i hukuk-ı tasarrufiyesine müteallik kanunun Bulgaristan’da bulunan Türk teb’asına tarz-ı tatbiki hakkında Bulgar murahhası tarafından Türk murahhasına tevdi olunan mektup işbu protokolün mütemmim bir cüzini teşkil edecek ve anınla birlikte mevki-i mer’iyye vazolunacaktır.

H

İşbu protokolün tatbiki hususunda zuhur edebilecek olan müşkilat hükümeteyn beyninde siyasi müzakerata mevzu teşkil edecektir.

18 Teşrinievvel 1925’de Ankara’da iki nüsha olarak tanzim kılındı.

Tevfik Kamil- S. Radef

Zabıtname

Zirde vaz’ül-imza Türk ve Bulgar murahhasları, iki hükümet beyninde müzakere olunan ukudu, yani bir muhadenet muahedesi ve anın mütemmim cüzini teşkil eden merbuti protokolü ve bir ikamet mukavelenamesi imza etmek üzere Ankara’da Hariciye Vekâleti’nde 18 Teşrinievvel 1925 tarihine müsadif günde ictima etmişlerdir. Müşarünileyhüma merbut protokolün “D maddesinin mealini daha iyi tayin etmek ve hükümetlerinin mütekabil hüsn-i niyetleri hususunda hiç şüpheye mahal bırakmamaktaki kaideyi takdir ile bu fıkra ahkâmının istihdaf ettiği emvalin iadesi, ne bir taraftan ne diğer taraftan hiçbir itiraz serdedilmeksizin icra olunacağını, hükümetleri namına beyan eylerler.

İşbu zabıtname iki nüsha olarak tanzim olunmuştur.

Tevfik Kamil-S. Radef
Ankara 18 Teşrinievvel 1925

Ankara’da Hariciye Vekâleti Müsteşarı Tevfik Kamil Bey’e

Murahhas Efendi,

Müzakeratımız esnasında izhar buyurduğunuz arzuya tabiyen hükümet-i metbu’amın Bulgaristan’da bulunan Türk teb’asının mesai-i hukuk-ı tasarrufiye kanunu mucibince istimlâk edilen emvali hakkında bu kanunun tatbikine müteallik olarak Sırb, Hırvat ve Slavon Krallığı ile akdettiği itilafı tamamıyla tatbik etmeyi taahhüt eylediğini zat-ı âlilerine te’yid eylemekle müftehirim. İhtiramat-ı faikemin lütfen kabul buyurulmasını rica eylerim murahhas efendi.

İmza S. Radeff

Uşi Barış Antlaşması

0
Uşi Antlaşmasını imzalayan Osmanlı ve İtalyan heyeti (soldan sağa) Pietro Bertolini, Mehmet Nabi Bey, Guido Fusinato, Rumbeyoglu Fahreddin, Giuseppe Volpi

Uşi Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatoru ile İtalya Kralı arasında 18 Ekim 1912’de Lozan’da imzalanmıştır. Osmanlı Devleti döneminin son uluslararası antlaşmalarındandır.

İtalya, 29 Eylül 1911 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir. Gerekçesi, , Trablusgarp ve Bingazi’de ekonomik çıkarlarını korumaktır.

İtalya, Trablusgarp’ın bir kısmını ele geçirdikten sonra savaşı Ege Denizi’ne taşımıştır. Menteşe Adaları bölgesindeki 16 ada ve adacığı, 28 Nisan-20 Mayıs 1912 tarihleri arasında  işgal etmiştir.

Taraflar arasındaki savaş, barış görüşmeleri ile sona ermiştir. Barış görüşmeleri 13 Temmuz 1912 tarihinde başlamış, 18 Ekim 1912’de antlaşma ile sona ermiştir. Antlaşmanın imzalandığı yer İsviçre’nin Lozan kenti yakınlarındaki Uşi’dir. Bu nedenle “Uşi Antlaşması” olarak anılmaktadır.

Osmanlı Devleti, Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağında özerk bir yönetim uygulanmasını kabul etmiştir. Askerlerini çekmesi karşılığında İtalya’nın da adalardan çekilmesi kararlaştırılmıştır.

Sonuç olarak, Uşi Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’daki son topraklarını fiilen kaybetmesi anlamına gelmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu, antlaşmada kapitülasyonlar konusunu gündeme getirmiş ancak bu hakların devamı kararlaştırılmıştır.

Antlaşma, Birinci Balkan Savaşı’nın patlak vermesi nedeniyle başka cephelerde zorluklar yaratmıştır.

1912 Uşi Barış Antlaşması

Majesteleri Osmanlı İmparatoru ve Majesteleri İtalya Kralı iki ülke arasında süregelen savaşı durdurma konusundaki karşılıklı arzuları çerçevesinde tam yetkili temsilcilerini tayin etmişlerdir:

Majesteleri Osmanlı İmparatoru, Ekselansları Mehmed Nabi Bey; Osmaniye Emperyal Birliği Büyük Nişanı, Majesteleri Osmanlı İmparatorunun Yüksek Temsilcisi ve Orta elçisi:

Ekselansları Rumbeyoğlu Fahreddin Bey; Mecidiye Emperyal Birliği Yüksek Görevlisi, Osmaniye Emperyal Birliği Yüksek Yetkilisi, Majesteleri Osmanlı İmparatorunun Yüksek temsilcisi ve Orta elçisi.

Majesteleri İtalya Kralı, Sayın Pietro Bertolini, İtalya Krallığı Büyük Nişanı, S.S. Maurice ve Lazare Yüksek görevlisi, Parlamento milletvekili.

Bay Guido Fusinato, İtalya Krallığı Büyük Nişanı, S.S. Maurice ve Lazare Yüksek yetkilisi, Parlamento milletvekili, Devlet danışmanı.

Bay Giuseppe Volpi, S.S. Maurice ve Lazare ve İtalya Krallığı şövalye nişanı.

Karşılıklı tam yetkilerinin değişimi ve bunları usulüne uygun şekilde hazırlanmış bulduktan sonra aşağıdaki maddeler üzerinde anlaşmışlardır:

Madde 1

Her iki hükümet bu antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra savaşın derhal ve aynı anda durdurulması için gerekli önlemlerin alınmasını taahhüt eder. Söz konusu önlemlerin alınması ve yürütülmesini sağlamak amacıyla ilgili bölgelere özel görevliler gönderilecektir.

Madde 2

İki hükümet bu antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, subaylarının, birliklerinin ve sivil görevlilerinin, sırasıyla Osmanlı hükümetinin Trablusgarp ve Bingazi’den ve İtalya hükümetinin Ege denizinde işgal ettiği adalardan çekilmesi için emir vermeyi taahhüt eder.

Yukarıda sözü edilen adaların İtalyan subaylar, birlikler ve sivil görevliler tarafından boşaltılması, Osmanlı subayları, birlikleri ve sivil görevlilerinin Trablusgarp ve Bingazi’den çekilmesinden hemen sonra gerçekleştirilecektir.

Madde 3

Savaş esirleri ve rehineler mümkün olan en kısa sürede değiştirilecektir.

Madde 4

Hükümetler, Kraliyet hükümeti Trabslusgarp ve Bingazi halkları, İmparatorluk hükümeti de Osmanlı egemenliğindeki Ege adaları halkları için, çatışmalara karışmış olan veya bu fırsatla uzlaşmaya varmış olanlar hakkında, adi suçlar dışında, tam ve topyekün af ilan etmeyi taahhüt ederler. Sonuç olarak, sınıfı veya şartları ne olursa olsun hiç kimse hakkında, kişisel veya mallarıyla ilgili veya haklarını kullanırken, askeri veya siyasi eylemlerinden veya savaş sırasında ifade etmiş olabileceği fikirleri yüzünden soruşturma açılmayacaktır.

Bu çerçevede tutuklanan ve sürgüne gönderilen kişiler derhal serbest bırakılacaktır.

Madde 5

Savaş ilanı dışında her iki taraf arasında imzalanan her çeşit, türlü ve cins Antlaşma, sözleşme ve yükümlülükle, derhal yürürlüğe konacaktır. İki hükümetin birbirleriyle ilişkileri ve karşılıklı konular, düşmanlıklardan önceki bulundukları duruma dönecektir.

Madde 6

İtalya diğer Güçlerle ticaret antlaşmalarını yenilerken Türkiye ile Avrupa sivil hakları temelinde bir ticaret antlaşması imzalamayı taahhüt eder, yani Türkiye’ye tüm ekonomik bağımsızlığını vererek, ticaret ve gümrük konusunda hareket hakkını, tüm Avrupa Güçleri gibi ve kapitülasyonlar ve bugünkü diğer akitlere bağlı kalmayacak şekilde kullanmasını kabul eder. İyi bilinmektedir ki söz konusu ticaret antlaşması, Osmanlı Hükümeti’nin aynı temelde diğer Güçlerle imzaladığı ticaret antlaşmalarının yürürlüğe konmasıyla yürürlüğe girecektir.

Bunun dışında İtalya, Türkiye’de geçerli gümrük haklarının yüzde 11’den yüzde 15’e çıkarılmasına ve yeni tekeller kurulması veya aşağıdaki beş maddeden tüketim vergisi alınmasına razı olmuştur : petrol, sigara kağıdı, kibrit, alkol, oyun kartları. Bu karar diğer ülkelerle ithalatta benzer bir antlaşmanın aynı anda ve ayırım yapmaksızın uygulanması koşuluyla alınmıştır.

Tekelle ilgili maddelerin ithalatı söz konusu olduğundan, bu tekellerin yönetimi, İtalya’dan gelecek maddelerin sağlanması ve bunun da aynı maddelerin yıllık ithalat temellerine göre belirlenmiş oranlar takip edilerek yapılmasından ibarettir. Böylece bu tekel maddelerinin verilmesi için teklif edilecek fiyatlar satış sırasında piyasanın durumuna uygun olmakta, verilecek malların kaliteleri ve söz konusu kaliteler için savaş ilan edilen yıldan önceki üç yıl boyunca belirlenen fiyatların ortalaması dikkate alınmaktadır.

İyi bilinmektedir ki eğer Türkiye, yukarıda belirtilen beş madde üzerinde yeni tekeller kurmak yerine tüketim vergisine bağlamaya karar verirse; bu vergiler Türkiye’nin ve tüm diğer ülkelerin benzer ürünlerine aynı ölçüde uygulanacaktır.

Madde 7

İtalya hükümeti Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İtalyan posta merkezlerini, Türkiye’de posta bürosu bulunan diğer Devletlerin bürolarını kapattıkları zamanda kaldırmayı taahhüt eder.

Madde 8

Osmanlı Hükümeti, Avrupa konferansı şeklinde veya ilgili Büyük Güçlerle, Türkiye’deki kapitülasyon rejimine son vermek ve yerine uluslararası hukuk rejiminin kurulması amacıyla görüşmeler başlatılmasını önerirken, İtalya, Osmanlı Hükümetinin bu niyetlerinin haklılığını kabul ederek daha şimdiden bu konuda kendilerine tam ve samimi desteklerini ifade eder.

Madde 9 

Osmanlı Hükümeti, kendi kuruluşlarında görev yapan ve savaş sırasında işten atmak zorunda kaldığı İtalyan vatandaşlarının verdikleri iyi ve fedakar hizmetlerden dolayı memnuniyetini kanıtlamak amacıyla, onları ayrıldıkları görevlere yeniden başlatmaya hazır olduğunu ifade eder.

Bu kişilere işsiz kaldıkları aylara ilişkin ücretleri ödenecek ve emekli tazminatına hak kazanan görevliler için işsiz kaldıkları süreler bakımından hiçbir zarar söz konusu olmayacaktır.

Bunun dışında Osmanlı Hükümeti ilişkide olduğu kurumlar (Kamu Borçları, Demiryolları Şirketi, Bankalar, vs..) nezdinde, daha önce bu kurumlarda görev yapmış olan ve aynı durumda bulunan İtalyan vatandaşlarına da aynı uygulamayı yapmaları için girişimde bulunmayı taahhüt eder.

Madde 10

İtalya hükümeti, her yıl Osmanlı Kamu Borçları kasasına Osmanlı Hükümeti hesabına savaşın ilan edildiği yoldan önceki üç yılın her biri içinde; iki bölgenin gelirleri üzerine Kamu Borçları servisine yatırılan paraların ortalamasına eşit miktarda bir parayı her yıl yatırmayı taahhüt eder. Bu söz konusu yıllığın miktarı, biri Kraliyet hükümeti, diğeri de İmparatorluk hükümeti tarafından atanacak iki yetkili tarafından anlaşma sonucu belirlenecektir. Anlaşmazlık durumunda karar bu iki yetkili ve her iki tarafın atayacağı bir üçüncü hakemin yer aldığı bir hakem kuruluna devredilecektir. Eğer bu konuda anlaşma sağlanamazsa, taraflardan her biri değişik bir devleti seçecek ve üçüncü hakemin seçimi böylece atanacak devletler tarafından birlikte yapılacaktır.

Kraliyet hükümeti ve Osmanlı Kamu Borçları idaresi, Osmanlı Hükümeti aracılığıyla; yukarıda sözü edilen yıllık yerine, yüzde 4 oranında artırılmış aynı miktarda bir paranın ödenmesini isteme hakkına sahiptirler.

Bir önceki fıkraya atıf yapanlar için Kraliyet Hükümeti şu andan itibaren, yıllık ödentinin iki milyon İtalyan liretinin altında olamayacağını ve Kamu Borçları idaresine aynı miktarda artırılmış paranın, istekte bulunulduğu anda verilmesine hazır olduğunu açıklar.

Madde 11

Bu antlaşma imzalandığı gün yürürlüğe girecektir.

Buna dayanarak tam yetkili temsilciler mevcut antlaşmayı imzalamışlar ve mühürlerini basmışlardır.

Lozan’da iki nüsha şeklinde 18 Ekim 1912’de imzalanmıştır.

İmzalayanlar

Mehmed Nabi
Rumbeyoğlu Fahreddin
Pietro Bertolini
Guido Fusinato
Giuseppe Volpi

17 Ekim Hukuk Takvimi

0
17 Ekim Hukuk Takvimi
1683 – New York Kolonisi’nde Court of General Sessions kuruldu.

New York’ta İngiliz sömürge yönetimi döneminde ilk meclis tarafından kurulmuştur. Başlangıçta hem hukuk hem ceza yargılamalarında görev yapmıştır.

1760 – Fransız sosyalizminin kurucularından filozof ve iktisatçı Henri de Saint Simon dünyaya geldi. (17 Ekim 1760– 19 Mayıs 1825)
1846 – Nathan Clifford ABD başsavcısı olarak göreve başladı.
1868 – Mannheim Senedi

(Almanca: Mannheimer Akte veya resmî adıyla Gözden Geçirilmiş Ren Navigasyon Yasası), 17 Ekim 1868 tarihinde Almanya’nın Mannheim kentinde imzalanan ve Ren Nehri’ndeki gemi trafiğini ve uluslararası taşımacılığı düzenleyen tarihi bir uluslararası anlaşmadır. 1831 tarihli Mainz Sözleşmesi’nin yerini alan bu senet, nehir taşımacılığında liberalleşmenin ve modern uluslararası su yolları hukukunun en önemli köşe taşlarından biri kabul edilmektedir.

1871 – Dénes Berinkey doğdu.

Macar hukukçu, siyasetçi ve devlet adamı Dénes Berinkey (17 Ekim 1871 – 25 Haziran 1944) dünyaya geldi.

1889 – Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy öldü.

“Ne Yapmalı” adlı romanıyla Rus devrimci kültüründe derin izler bırakan yazar, “Narodnizm”in kurucusu materyalist filozof ve eleştirmen Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy sürgünde yaşamını yitirdi.

1905 – 17 Ekim Manifestosu Kabul Edildi.

17 Ekim Manifestosu, Rus İmparatoru II. Nikolay tarafından 17 Ekim 1905’te yayımlanan ve Rusya’da mutlak otokrasiyi sona erdirip anayasal monarşiye geçişi sağlayan belgedir.

1915 – Arthur Miller doğdu.

1920 – Damat Ferid Paşa sadrazamlıktan istifa etti.
1920 – Misak-ı Milli esaslarına aykırı Sovyet önerileri, TBMM ‘nde reddedildi.
1933 – Türkiye – Romanya Dostluk Antlaşması

Türkiye – Romanya Dostluk Antlaşması, 17 Ekim 1933 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Antlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun 6 Mart 1934’te kabul edilerek, 13. Mart 1934’te resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 

1947 – Omar Azziman doğdu.

Faslı hukukçu, akademisyen, diplomat, Fas İnsan Hakları Derneği kurucularından Omar Azziman dünyaya geldi.

1952 – NATO ile Protokol

Türkiye’nin NATO’ya katılımıyla ilgili protokol 17 Ekim 1951 tarihinde Londra’da imzalandı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’nden yönelen güvenlik tehditleri ve toprak talepleri üzerine, Türkiye Batı ittifakına yakınlaşmış ve Kore Savaşı’na asker göndererek bu yakınlaşmayı hızlandırmıştır.

1960- Küba Devrimi

Küba’da kentlerde kiracılık kaldırıldı; evsiz kiracılar oturdukları evin sahibi oldu.

1961 – Fransa’da Katliam

Bağımsızlık yanlısı yaklaşık 30 bin Cezayir asıllının Paris’teki gösterisine saldıran polis en az 200 kişiyi katletti (bazılarına göre 400). Paris katliamında basın tam bir otosansür uyguladı, yalnızca 3 kişinin öldüğü söylendi; 37 yıl sonra 1998’de ölü sayısı resmi olarak 40’a çıkarıldı. Fransa 17 Ekim 1961’de, Paris’te Cezayir’in bağımsızlığı için eylem yapan Cezayirlilerin gösterisinin “kanlı bir şekilde bastırıldığını” cumhurbaşkanı düzeyinde yaptığı açıklamayla 17 Ekim 2012’de kabul etti.

1962 – Siyasi Af

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Af Kanunu‘nu imzaladı; 258 Yassıada hükümlüsünün tahliyesi başladı.

1966 – Botsvana ve Lesoto BM üyesi devletler arasına katıldı.
1966 – Birlik Partisi Kuruldu

Parti Genel Başkanlığına Hasan Tahsin Berkman getirildi. Partinin amblemi Ali’yi simgeleyen bir aslan ve onun çevresinde 12 imamı temsil eden 12 yıldız olarak belirlendi.

1972 -Türkiye İşçi Partisi davası sonuçlandı.

Sıkıyönetim Askeri mahkemesi’nde görülen Türkiye İşçi Partisi davası sonuçlandı. TCK’nunun “komünizmi yasaklayan” 141 ve 142. maddelerini ihlal gerekçesiyle, Genel Başkanı Behice Boran dahil 7 yöneticisi 15’er yıl, 5 yönetici de 12.5 yıl hapis ve çeşitli sürgün cezalarına çarptırıldı. TİP yöneticilerinin ömür boyu kamu hizmetinden mahrumiyetine de karar verildi.

1973 – Ambargo

OPEC, bazı Batılı ülkelere, Suriye ile olan savaşında İsrail’e yardım ettikleri gerekçesiyle petrol ambargosu uygulamaya başladı.

1974 – Uluslararası Denizcilik Örgütü Sözleşmesi’nde değişiklikler kabul edildi.

Örgütün Konsey yapısını ve temsil düzenini etkileyen değişiklikler kabul edildi; değişiklikler 1 Nisan 1978’de yürürlüğe girdi. IMO (o dönemki adıyla IMCO) 5. Olağanüstü Genel Kurulu’nda A.315(ES.V) sayılı karar kabul edilmiştir. Bu kurumsal değişiklik ile Konsey üye sayısı 24’e çıkarılmış ve gelişmekte olan ülkelerin temsili artırılmıştır. Aynı gün, Deniz Emniyeti Komitesi’nin (MSC) tüm üye devletlerin katılımına açık hale getirilmesi kararlaştırılmıştır.

1977 – Lokavt

Türkiye’de grev olmaksızın ilk geniş kapsamlı lokavt uygulaması MESS’e bağlı 12 işyerinde 4.552 işçi için başlatıldı.

1978 – Bahçelievler Katliamı

6 TİP’li gencin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı’nda ağır yaralanan yedinci kişi ve tek görgü tanığı Serdar Alten hayatını kaybetti.

1978 – Hilmi Çelik hakkında dava

TBMM Kitaplık Müdürlüğü’ne atanan Hilmi Çelik hakkında 14 Eylül’de CHP Ardanuç İlçe Merkezi’ne bomba atma iddiasıyla dava açıldı.

1978 – 6 Polis tutuklandı

Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’un öldürülmesinin ardından çıkan protesto ve olaylara karışan polislerden 6’sı tutuklandı.

1979 – Rahibe Teresa‘ya Nobel Barış Ödülü verildi.

1980 – Ahmet Karlangaç öldü

Nihat Erim’in öldürülmesinde “tetikçilik yaptığı” iddiasıyla 12 Eylül darbesi sonrası gözaltına alınan Devrimci Sol üyesi Ahmet Karlangaç’ın (23) ”arkadaşlarıyla yüzleştirme sırasında sinir krizi geçirerek başını duvara vurmak suretiyle hayatını kaybettiği” bildirildi.

1983 – İleri Maden-İş Davası

İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, İleri Maden-İş’in 4 yöneticisine 6 yıl 8 ay ile 20 yıl arası hapis istemiyle dava açtı. Dava,”sanıkların anayasal düzen yerine işçi sınıfı öncülüğünde proletarya diktatörlüğünü kurmak için eylemde bulundukları” iddiasıyla açıldı.

1984 – 60 Günlük Bir Şey Davası

Füsun Erbulak hakkında “60 Günlük Bir Şey” adlı kitabı nedeniyle 6-10 yıl hapis cezası istendi. Bu kitap, Füsun Erbulak’ın yazdığı ve dönemin magazin hayatında tartışmalara yol açan müstehcenlik iddialarıyla yargılanan bir anı eseridir.

1989 – SHP’de Kriz

Paris’te “Fransa Özgürlük Vakfı” ile “Kürt Enstitüsü”nün birlikte düzenlediği “Kürtlerin Kimliği ve İnsan Hakları”konulu 2 günlük konferansa katılıp yurda dönen Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) üyesi 7 milletvekili” kesin ihraç” istemiyle Disiplin Kurulu’na sevk edildi.

1990 –  Türkiye’nin Manila Büyükelçiliği açıldı
1992 – Dünya Yoksullukla Mücadele Günü

Dünyadaki yoksulluğa işaret etmek ve yoksulluğu bitirmek amacıyla Birleşmiş Milletler, 1992 yılında 17 Ekim’i Dünya Yoksullukla Mücadele Günü olarak ilan etti.

1996- Sanatçı Şanar Yurdatapan, “bölücülük” iddiasıyla tutuklandı.
1997 – Polonya Anayasası Yürüklüğe Girdi

Polonya Cumhuriyeti Anayasası, 2 Nisan 1997’de Ulusal Meclis tarafından kabul edilmiş, 25 Mayıs 1997’de halkoylamasıyla onaylanmış ve 16 Temmuz 1997’de Polonya Resmî Gazetesi’nde yayımlanmıştı. 243 maddeden oluşan Anayasa, 17 Ekim 1997’de yürürlüğe girdi.

1997 – Çevre Hukukunda Önemli Karar

Bergama/Ovacık’ta siyanürlü altın aramada yargı son noktayı koydu: Eurogold şirketinin çalışma izni İdare Mahkemesi’nce iptal edildi. Eurogold’a Çevre Bakanlığı’nca 1994’de verilen izne karşı Bergamalı 650 yurttaş adına İzmir Çevre Avukatları Grubu’nca dava açılmıştı.

1998 – Pinochet tutuklandı

Şili’nin eski diktatörü A. Pinochet, tedavi için bulunduğu Londra’da, 1973-1983 döneminde kaybolan veya öldürülen yüzlerce İspanyol’la ilgili soruşturma nedeniyle tutuklandı.

2001 – 4709 sayılı Kanun Yürürlüğe Girdi.

17 Ekim 2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun, 1982 Anayasası’nda o güne kadar yapılmış en kapsamlı demokratikleşme paketidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun başlığıyla kabul edilen bu düzenleme, özellikle Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında temel hak ve özgürlüklerin standardını yükseltmeyi amaçlamıştır.

2003 – Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi

Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)’nun 17 Ekim 2003 tarihinde Paris’te düzenlenen 32. Genel Konferansında kabul edildi.

2005 – Mardin Kayaballı Köyü davası

Türkiye, AİHM’de görülen Mardin Kayaballı Köyü davasında mağdurlara toplam 130 bin Euro (214 milyar) ödemeyi kabul etti. Kayaballı köyünde yaşayan altı kişi, güvenlik güçlerince dövüldükleri, ardından evlerinin yakıldığı ancak sanıkların cezalandırılmadığı ve tazminat ödenmediği iddiasıyla 1996’da AİHM’e şikayette bulunmuştu.

2006 – Düşünceye Özgürlük

N.Chomsky-E.S.Herman’ın kitabını yayınlayan Aram Yayınevi sahibi, kitabın editörü ve 2 çevirmenin yargılanmasına başlandı. Sanıklar hakkında “Türklüğü ve Cumhuriyeti alenen aşağılamak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek”ten 6 yıla kadar hapis cezası istenen ve İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, ilk duruşmadan kısa bir süre sonra, 20 Aralık 2006 tarihinde beraatla sonuçlandı.

2007 – İnsan Hakları Ödülü

Avrupa Konseyi, Abdullah Oğuz’un yönettiği, Zülfü Livaneli’nin romanından uyarlanan “Mutluluk” filmini “İnsan Hakları Ödülü”ne layık gördü.

2008 – Türkiye, BMGK üyesi oldu.

Türkiye, 2009 – 2010 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine 151 oyla kabul edildi.

2012 – FİSAUM, WIPO’da Daimi Gözlemci Oldu

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM),  2011 yılında WIPO’da daimi gözlemci statüsünü kazanmak için girişimlerde bulundu, 17 Ekim 2012 tarihinde bu talep kabul edildi.

2015 – Tahir Elçi – Sedat Peker

Mafya lideri Sedat Peker, Ahmet Hakan’ın CNN’deki Tarafsız Bölge programında ”PKK terör örgütü değil” diyen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Tahir Elçi, daha önce Peker’in Rize mitingi için suç duyurusu yapmıştı.

2017 – OHAL

OHAL’in 3 ay süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

2019 – Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı 

7188 Sayılı Kanun kabul edildi. Kanun ile, “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı” şartı getirildi. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, hukuk Fakültesi mezunlarının yeterliliğini ölçmek amacıyla yapılan bir sınavdır. Kanun, 17 Ekim 2019’da kabul edierek 24 Ekim 2019’da Gazetede yayınlandı. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 41 inci maddesi uyarınca düzenleme yapıldı. Sınavın uygulamasını gösteren Yönetmelik, 8 Mayıs 2024 tarihli ve 32540 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

2021 – İklim Krizi Bildirgesi

Türkiye Kent Konseyleri Platformu İklim Krizi Bildirgesi, TKKP’nin 16-17 Ekim 2021 tarihlerinde Edirne’de gerçekleştirilen ’’İklim Krizi’’ ana temalı 27. Genel Kurul Toplantısında ilan edildi.

2022 – Volker Türk

Volker Türk, 8 Eylül 2022 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından Michelle Bachelet’in yerine Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak seçilmişti; 17 Ekim 2022’de resmi olarak görevine başladı.

2023 – Yoksulluk İnsan Hakları İhlalidir

Bildirge, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü vesilesiyle, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Derin Yoksulluk Alt Çalışma Grubu tarafından hazırlanmış ve 17 Ekim 2023 tarihinde İstanbul Barosu tarafından yayımlanmıştır.

2024 – Gezi Olayları ve Görevi Kötüye Kullanma

Gezi Parkı eylemleri sırasında 8 Temmuz 2013 günü aralarında Taksim Dayanışması sözcülerinden mimar Mücella Yapıcı ve kızı Cansu Yapıcı’nın da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmış ve dört gün boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tutulmuştu. Aramayı yapan iki polis ve bir nezarethane amiri hakkında “işkence” suçlamasıyla açılan davanın 10’uncu duruşması İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, “işkence yapmak” suçlamasıyla dava açılmışsa da sanık polisler S.K. ve C.B’nin eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve atılı suçu işlediklerinin sabit olduğunu belirterek Mücella Yapıcı ve Cansu Yapıcı’yı çıplak aramaya maruz bırakan iki polisin ayrı ayrı 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verdi. Hükmün açıklanması geri bırakıldı. O dönem nezarethane amiri olan polislerden L.M. hakkında ise “görevi kötüye kullanma” suçunu işlediğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat karar verildi.

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı

0

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, hukuk Fakültesi mezunlarının yeterliliğini ölçmek amacıyla yapılan bir sınavdır.

Yönetmelik, 8 Mayıs 2024 tarihli ve 32540 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.  Yönetmelik, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 41 inci maddesi uyarınca düzenlenmiştir.  17 Ekim 2019’da kabul edilerek 24 Ekim 2019’da Gazetede yayınlanan 7188 Sayılı Kanun ile  getirilen “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı” şartının ne şekilde gerçekleştirileceğini belirlenmiştir.

Sınavın uygulanmasına ilk kez 2024 yılında başlanmıştır.

Yönetmelik Gereğince Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı;

24/10/2019 tarihinden sonra yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptıranlardan 31/3/2024 tarihinden sonra mezun olanlar hakkında uygulanacak,

Bunun yanı sıra, yabancı bir hukuk fakültesini bitirdikten sonra YÖK’ten denklik belgesi almış bulunanlar da sınava katılabilecek,

Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, Nisan ve Eylül aylarında, yılda iki defa ÖSYM tarafından yapılacaktır.

Adalet Bakanlığı, sınavı, insan kaynağının niteliğini artırmaya yönelik atılacak en önemli adımlardan biri olarak tanımlamıştır. 

Hukuk fakültesi mezunları hâkim ve savcı yardımcısı, avukat veya noter olabilmek için ÖSYM tarafından yapılacak bu sınava girmek zorundadır.

Hâkim ve savcı yardımcılığı sınavına hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olan hukuk fakültesi mezunları ile belirli bir süre avukatlık yapanlar başvurabilecektir.

Sınavdan yeterli puanı alanlar doğrudan avukatlık stajına başlayabilir.

İlgili kanunlarda belirtilen şartlar gereğince; hâkim adaylığı sınavına girmek isteyenler ile Avukatlık veya Noterlik stajına başlamak isteyenler, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında veya İdari Yargı Ön Sınavında başarılı olmak zorundadır.

Ayrıca, yönetmeliğe göre; sadece hâkimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik hukuk mesleği olarak kabul edilmektedir. Ancak icra müdürleri ve diğer adli personel adayları kapsam dışındadır.

İdari Yargı Ön Sınavına, hukuk fakülteleri ile siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim programlarından mezun olan veya denklik belgesi almış olanlar katılabilmektedir.

Sınavlar test şeklinde yapılmaktadır. Hukuk mesleklerine giriş sınavında başarı sınırı tüm meslekler için aynı olacak şekilde belirlenmiştir. Yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılacaktır. Sınavdan yeterli puanı alamayanlar hukuk fakültesi mezunu olarak diğer bütün haklarını koruyacaklardır.

Öte yandan, sınavlara ve yapılma şekline ilişkin diğer hususlar, ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecektir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye Noterler Birliği görüşü alınacak kurumlardır.

[box type=”note” align=”” class=”” width=””]

Yükseköğretim Kanunu Gereğince “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı” Getirilmesi

7188 sayılı ve 17/10/2019 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesi ile 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenen Ek Madde 41’de hâkimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik meslekleri için getirilen “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ile İdarî Yargı Ön Sınavı” düzenlenmektedir. Bu Hükümde; Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ile İdarî Yargı Ön Sınavında adayların hukuk bilgilerinin hangi alanlardan ölçüleceği sıralanmıştır.[/box]

 

HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ SINAVI VE İDARİ YARGI ÖN SINAVI YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Başlangıç Hükümleri
Amaç

MADDE 1

Bu Yönetmeliğin amacı; Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavının yapılma şekline ilişkin usul ve esaslar ile bu sınavlara ilişkin diğer hususları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2

Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 41 inci maddesinde düzenlenen Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavına ilişkin esasları kapsar ve 24/10/2019 tarihinden sonra yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptıranlardan 31/3/2024 tarihinden sonra mezun olanlar hakkında uygulanır.

Dayanak

MADDE 3

(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 41 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 4

(1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,

b) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,

c) Protokol: Adalet Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı arasında imzalanan protokolü,

ç) Sınavlar: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılan Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavını,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Sınav Şartları, Sınav İlanı ve Başvuru Usulü
Sınavlara girme şartları

MADDE 5

(1) 2547 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesinde öngörülen sınavlardan;

a) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavına, hukuk fakültesinden mezun olanlar ile yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye’deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarılı olmak suretiyle denklik belgesi almış bulunanlar,

b) İdari Yargı Ön Sınavına, hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlar,

girebilir.

Sınavların yapılma zamanı

MADDE 6

(1) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı Nisan ve Eylül aylarında olacak şekilde yılda iki defa; İdari Yargı Ön Sınavı ise Eylül ayında olacak şekilde yılda bir defa protokol uyarınca ÖSYM tarafından yapılır.

(2) Sınavlara ilişkin Bakanlıktaki sekretarya hizmetleri, Personel Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir.

Sınavların ilanı

MADDE 7

(1) Sınavlara ilişkin hususların yer aldığı ilan, başvuru süresinin bitiminden en az on beş gün önce Bakanlığın internet sitesinde ilan olunur.

Sınavlara başvurular

MADDE 8

(1) Sınav tarihi itibarıyla 5 inci maddede öngörülen şartları sağlayabilecek durumda olanlar sınava başvuru yapabilir.

(2) Sınav başvuruları, protokolde belirlenen ve ilan edilen usule göre elektronik ortamda ÖSYM’ye yapılır.

(3) Başvuru sürecini tamamlayan adayların başvuru bilgileri ÖSYM tarafından Bakanlığa bildirilir.

(4) Sınavlara başvuracak adaylardan sınav öncesinde herhangi bir evrak istenmez.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Sınavlara Dair Esaslar
Sınavların değerlendirilmesi

MADDE 9

(1) Sınavlarda ilgililerin 2547 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesinde sayılan alanlardaki bilgileri ölçülür. Sınav test şeklinde olup çoktan seçmeli en az yüz sorudan oluşur.

(2) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında;

a) Anayasa Hukuku 6 puan,
b) Anayasa Yargısı 2 puan,
c) İdare Hukuku 6 puan,
ç) İdari Yargılama Usulü 4 puan,
d) Medeni Hukuk 12 puan,
e) Borçlar Hukuku 10 puan,
f) Ticaret Hukuku 10 puan,
g) Hukuk Yargılama Usulü 8 puan,
ğ) İcra ve İflas Hukuku 6 puan,
h) Ceza Hukuku 8 puan,
ı) Ceza Yargılama Usulü 6 puan,
i) İş Hukuku 6 puan,
j) Vergi Hukuku 4 puan,
k) Vergi Usul Hukuku 2 puan,
l) Avukatlık Hukuku 4 puan,
m) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi 4 puan,
n) Türk Hukuk Tarihi 2 puan,

olarak puanlanır ve yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.

 

(3) İdari Yargı Ön Sınavında;

a) Anayasa Hukuku 8 puan,
b) Anayasa Yargısı 2 puan,
c) İdare Hukuku 10 puan,
ç) Türk İdari Teşkilatı 6 puan,
d) İdari Yargılama Usulü 8 puan,
e) Medeni Hukuk 8 puan,
f) Borçlar Hukuku (Genel Hükümler) 8 puan,
g) Ticari İşletme ve Şirketler Hukuku 4 puan,
ğ) Hukuk Yargılama Usulü 6 puan,
h) Ceza Hukuku (Genel Hükümler) 4 puan,
ı) Ceza Yargılama Usulü 4 puan,
i) Vergi Hukuku 10 puan,
j) Vergi Usul Hukuku 4 puan,
k) Maliye ve Ekonomi 10 puan,
l) İmar ve Çevre Hukuku 4 puan,
m) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi 4 puan,

olarak puanlanır ve yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.

(4) Aranan şartları taşımadıkları halde sınavlara girdiği tespit edilen kişilerin, yeterli puan alsalar bile aradan geçen süreye bakılmaksızın sınavları geçersiz sayılır.

Sınav sonuçlarının duyurulması

MADDE 10

(1) Sınav sonuçları, ÖSYM’nin internet sayfasından duyurulur ve ÖSYM tarafından elektronik ortamda Bakanlığa verilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Son Hükümler

Yürürlük

MADDE 11

1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 12

(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.

Dünya Mirası Gezginleri Derneği

0

Dünya Mirası Gezginleri Derneği, alanında ilk sivil toplum kuruluşudur. Dernek 2010 yılı Haziran ayında kurulmuştur. Dünya Mirası Gezginleri Derneği üyeleri, seyahat etmeyi seven, bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemiş bulunan bireylerdir. Yurtiçi ve yurt dışı gezilerinde değişik coğrafya ve kültürleri incelemek, tanımak amaçlanmaktadır.

Dünya Mirasları Listesini Unesco Düzenlemektedir.

Dünya Mirası Gezginleri Derneği, UNESCO Dünya Miras Listesinde bulunan ve Dünya Mirası konseptine göre hareket eden bir dernektir. Dernek üyeleri, ülkelerin kültürel ve doğal varlıklarını korumak ve tanıtmak için çalışan kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisindedir. Derneği kurucu başkanı Atila Ege’dir.

Dünya Mirası Gezginleri Derneği Etkinliklerinden

Dünya Mirası Gezginleri Derneğinin Amacı

Derneğin amacı, Unesco’nun ilan ettiği Kültürel ve Doğal Dünya Miraslarını tanıtımını yaparak Türkiye’de bulunan Dünya Miraslarının ülke çapında kamuoyunca bilinmesini sağlamak ve korunmaları konusunda toplumun bilinçlendirilmesine hizmet etmektir. Bu amaç çerçevesinde dernek, dünya miras listesine girebilecek yerlerin ortaya çıkarılarak Unesco Dünya Mirası Listesine alınmasına yardımcı olmak için faaliyetlerde bulunmaktadır.

Dünya Mirası Gezginleri Derneği, genç kuşakların Kültürel ve Doğal Dünya Miraslarına dikkatlerinin çekilmesi; dünya mirası farkındalıklarının arttırılması ve korunma bilincine ulaştırılması yönüne çalışmaktadır.

Kültürel ve Doğal Dünya Miraslarının korunması amaçlı eğitim programları hazırlanmakta; dünya mirası alan calışmaları için lisans üstü eğitim olanaklarının sağlanmasına gayret göstermektedir. Bu çerçevede, yerel konferans ve sempozyumlar düzenlemekte, diğer sivil toplum örgütleri , yerel yöneticiler ve eğitim kurumlarıyla işbirliğine gitmektedir.

Dünya Mirası-Kapadokya

Unesco ve Dünya Mirası Gezginleri Derneği

Unesco, Birleşmiş Milletler’in eğitim, bilim ve kültür organizasyonu olarak, dünya miraslarının korunması amacıyla çalışmalar yürütmektedir. Bu varlıklar ve miras, somut olmayan ve somut kültür mirası olarak iki türlü nitelenmekte, koruma çerçevesinde birçok uluslararası sözleşme düzenlenmektedir. Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ve Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi bu sözleşmelerin en önde gelenleridir.

1972 yılında hazırlanıp imzaya açılan Dünya Kültür ve Doğa Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’ye, bugün itibariyle BM’e üye ülkelerden 192’si imza atarak SÖZLEŞMEYE TARAF DEVLET ünvanını almış bulunuyor. Türkiye, bu sözleşmeyi 1983 yılında onaylamıştır. Dünya Mirası Komitesi , ilk kez 1978 yılında 12 yeri Dünya Mirası ilan etmiştir. 38 yıldır yapılan toplantılar sonucunda bugüne kadar sözleşmeye imza atan 192 ülkeden 165’inde 814’ü insan yapısı, 203’ü doğanın yarattığı, 35’i ikili ya da karma olmak üzere toplam 1052 yer Dünya Mirası ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

UNESCO, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bir koludur; eğitim, bilim ve kültür gibi çok önemli konularda çalışmalar yapar. UNESCO Dünya Miras Alanları Listesi de kültürel ve doğal mirasın korunması için geliştirilen ve çok tanınan bir UNESCO uygulamasıdır.

Kültürel ve doğal varlıkların Dünya Miras Alanı seçilebilmeleri için üstün evrensel değere sahip olmaları gerekmektedir. Eğer bir kültürel ve/veya doğal alanın sahip olduğu niteliklerin anlam ve önemi ulusal sınırların dışına taşmışsa ve bu alanın korunması, bugünkü ve gelecek kuşaklar için en üst düzeyde önem taşıyorsa orada üstün evrensel değer bulunmaktadır.

UNESCO-Somut Olmayan Kültürel Miras

Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi

UNESCO, 17 Ekim 2003 tarihinde “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi”ni kabul etmiştir. “Somut Olmayan Kültürel Miras”, toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekanlar anlamına gelir.

Aralık 2016 tarihi itibariyle Türkiye’nin bu listedeki miras sayısı 14’dir.

1. Meddahlık Geleneği (2008)
2. Mevlevi Sema Törenleri (2008)
3. Âşıklık Geleneği (2009)
4. Karagöz (2009)
5. Nevruz (Türkiye, Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan (2009), Afganistan, Kazakistan, Irak, Tacikistan ve Türkmenistan (2016)
6. Geleneksel Sohbet Toplantıları (Yaren, Barana, Sıra Geceleri ve diğer, 2010)
7. Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah (2010)
8. Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali (2010)
9. Geleneksel Tören Keşkeği (2011)
10. Mesir Macunu Festivali (2012)
11. Türk Kahvesi Kültür ve Geleneği (2013)
12. Ebru, Türk Kağıt Süsleme Sanatı (2014)
13. İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği, Lavaş, Katrina, Jupka, Yufka (Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, İran ve Kazakistan ile ortak dosya) (2016)
14. Çini Yapımı Geleneksel El Sanatı (2016)

Hacıvat Karagöz

UNESCO Dünya Mirası Merkezinin amaçları:
  • Dünyamızın kültür ve doğa mirasının korunmasında uluslararası işbirliğini teşvik etmek,
  • Sözleşmeye taraf devletleri, kendi ulusal toprakları üzerindeki yerleri Dünya Mirası Listesi’ne dahil ettirmek amacıyla aday göstermeleri için teşvik etmek,
  • Dünya Mirasının korunması için taraf ülkelerin kamuoyu bilincini oluşturma faaliyetini desteklemek,
  • Kendi kültür ve doğa mirasını korumada yöre halkının katılımını teşvik etmek,
  • Teknik yardım ve mesleki eğitim sağlamak suretiyle Dünya Mirası yerlerinin korunmasında yardımcı olmak,
  • Yakın tehlike içinde olan Dünya Mirası yerleri için acil yardım sağlamak amacıyla faaliyet göstermektir.

Dünya Mirası Gezginleri Derneği, doğa mirası, arkeolojik miras ve somut olmayan kültürel mirasın korunması amacıyla  bilinç geliştirilmesi ve aktif koruyucu örgütlenme olanaklarını UNESCO prensipleri çerçevesinde ve ülkesel bazda harekete geçirmektedir. Çocukların ve gençlerin eğitimine önem verilmektedir. Dünya Mirası Gezginleri Derneğinin, vizyonu ve misyonu, çocukların ve gençlerin eğitimini öncelikli hedef olarak benimsenmiştir.

Dernek Eğitim Komitesinin ana hedefi ve sorumluluğu, UNESCO’nun “Dünya Mirası Genç Ellerde” eğitim programına uygun uygulamalar yapmaktır.

Yetişmekte olan çocukların ve gençlerin dünya miraslarının korunması konusunda bilgilendirilmeleri, bilinçlendirilmeleri, farkındalıklarının arttırılması ve aktif koruyucular olarak yetişerek sonraki nesillere aktarmaları temel hedeftir.

Dernek dünyanın birçok bölgesine geziler düzenleyerek çalışma alanlarında duyarlılık oluşturmaktadır.

Dünya Kültür Mirası Listesi-Türkiye

Dünya Mirası Gezginleri Derneği

Adres: Osmanağa Mahallesi Osmancık Sokak Birlik İşhanı No:3 Kat:1 D:6 Kadıköy / İstanbul
Telefon: 0216 346 40 96
GSM: 0553 097 11 77 (Eğitim Komitesi)

info@worldheritagetravellers.com

Türkiye- Filipin Cumhuriyeti Dostluk Antlaşması

0

Türkiye- Filipin Cumhuriyeti Dostluk Antlaşması, 13 Haziran 1949 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile Filipin Cumhuriyeti arasında Vaşington’da imzalanıştır.

Dostluk Antlaşması, 5464 Sayılı Kanun (Türkiye Cumhuriyeti ile Filipin Cumhuriyeti arasında Vaşington’da imzalanan Dostluk Antlasmasının onanması hakkında Kanun) ile 12 Aralık 1939’da mecliste kabul edilmiş ve 17 Aralık 1949’da Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Antlaşma Türkiye adına, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin tarafından imzalanmıştır. Filipinler adına ise dönemin ABD Büyükelçisi Joaquin M. Elızalde tarafından imza koyulmuştur. Her iki isim daha sonra kendi ülkelerinde Dışişleri bakanlığı yapmışlardır.

Antlaşma ile, iki taraf arasında uluslararası teamüller göre diplomatik misyon tesisi öngörülmüş, aralarında çıkan sorunların çözülememesi halinde BM Uluslararası Adalet Divanı‘na müracaat edilerek sorunların çözülmesi kararlaştırılmıştır. Bir ülkenin vatandaşları diğer ülkede; menkul ve gayrimenkul iktisap edebilecek, seyahat ve ikamet edebilecek, mütekabiliyet esasına göre ekonomik faaliyet yürütebileceklerdir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, 4 Temmuz 1946’da, bağımsızlığını ABD’den kazanan Filipinler’in tanınması 1946’da gündeme gelmiştir. 1949’daki dostluk antlaşmasından önce 19 Eylül 1946’da “Filipin Cumhuriyetinin Hükümetimiz tarafından tanınması ve Filipin menfaatlerinin memleketimizde Amerika Birleşik Devletleri Büyük Elçiliği ve Konsolosluk makamları tarafından temsil edilmesi için yapılan teklifin kabulü, Dışişleri Bakanlığının 27/8/1946 tarihli ve 56068/245 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunun 19/9/1946 tarihli toplantısında kararlaştırılmış; Filipinlerin tanınması ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki ilk çalışmalar 1946 yılında başlamıştır.

7.641 adet ada ve adacıktan oluşan Filipinler ile ilk diplomatik ilişki Türkiye- Filipin Cumhuriyeti Dostluk Antlaşması ile kurulmuştur. Türkiye’nin Manila Büyükelçiliği 17 Ekim 1990 tarihinde, Filipinler’in Ankara Büyükelçiliği ise Ekim 1991’de açılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ile Filipin Cumhuriyeti arasında Dostluk Antlaşması

Türkiye Cumhuriyeti ile Filipin Cumhuriyeti , aralarında teyemmün en mevcut dostluk münasebetlerini, hukuki, harsî ve iktisadi bağlarını resmî vesaitle kuvvetlendirmek suretiyle sağlamlaştırmak v e deva m ettirme k arzusund a bulunduklarından bir Dostlu k Antlaşması akdine karar vermişler ve (bu amaçla

Murahhasları:
Türkiye Cumhurbaşkanı, Amerika Birleşik Devletleri nezdinde Büyük Elçi Ekselans Feridun Cemal Erkin’i,

Filipin Cumhurbaşkanı, Amerika Birleşik Devletleri nezdinde Büyük Elçi Ekselans Joaquin M. Elızalde’yi tâyin etmişlerdir.

Bu murahhaslar usulüne uygun yetki belgelerini gösterdikten sonra aşağıdaki maddeler üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde  1

Türkiye Cumhuriyeti ve Filipin Cumhuriyeti ile Türk ve Filipin milletleri arasında ebedî barış ve daimî dostluk bulunacaktır.

Madde 2

İki Yüksek Âkşd arasında, diplomasi veya tavassut veya tahkim yoliyle matluba muvafık surette halledilemiyen her hangi bir anlaşmazlık çıkarsa Taraflar işi hal için kuvvete müracaat etmiyecekler ve anlaşmazlığı son karar için Beynelmilel Adaleti Divanına havale eyliyeceklerdir. Bu taahhüt, Türkiye Cumhuriyeti ile Filipin Cumhuriyetinin esas itibariyle milli yetkilerinde n saydıkları meselelerle ilgili anlaşmazlıklara şâmil olmayacaktır.

Madde 3

Yüksek Âkid Taraflardan her biri diğer Taraf nezdine diplomatik temsilciler tayinine çalışacak ve bu temsilciler tanınıp kabul edildikten sonra, ödevlerinin devamı müddetinee, mütekabiliyet esasına dayanarak, beynelmilel hukuk ve teamül gereğince umumiyetle tanınmış olan haklar, imtiyazlar ve muafiyetlerden faydalanacaklardır.

Madde 4

Yüksek Âkidlerden her biri diğerine başkonsolos, konsolos, konsolos muavini ve konsolosluk ajanları göndermek ve diğerinden bu kabil memurlar kabul etmek hakkına malik olacak; ve bu memurlar usulüne uygun olarak buyrultu veya diğer bir tanınma vesikasiyle mücehhez bulunmakla, diğer Tarafın topraklarında, Yüksek Âkid Taraflarca mutabık kalınacak yerlerde, ikametlerine müsaade edilecektir.

Yüksek Âkidlerden her birinin konsolosluk memurları, ödevlerine başladıktan sonra, diğer Tarafın toprağında, umumiyetle kabul edilmiş beynelmilel hukuk kaideleri ve teamül gereğince aynı statü ve dereceyi haiz memurlara bahşedilen bütün haklar, imtiyazlar, istisnalar ve muafiyetlerden karşılıklı olarak faydanacaklardır.

Madde  5

Yüksek Âkıdlerden birinin diğerine ait topraklar dâhilinde bulunan yurttaşlarının; diğer Âkid Tarafından neşredilen veya bundan sonra neşredilebilecek olan anayasaya, kanunlara ve nizamlara daima tabi olmak şartiyle, menkul ve gayrimenkul emvali iktisap ve temellük etmek, tasarruf eylemek ve bunları satmak, seyahat etmek, ikamet etmek ve ticaret, sanayi ve meşru ve asayişi bozmıyan diğer işlerle meşgul olmak hakkından karşılıklı olarak faydalanmalarına müsaade edilecektir. Bu yurttaşlar, usul meseleleri bakımından, şahıslarının ve mülklerinin korunması ve emniyeti ile bütün adlî, idari ve hukuki işlemler hususunda diğer Tarafın yurttaşlarına yapılan muameleden aynen faydalanacaklardır.

Madde 6

Yüksek Âkıdler resmî yayın teatisini kabul ederler. Teatinin tarzı ve Yüksek Âkidlerden birinin diğerine ait yayınları almak için tâyin edeceği şahıs veya şahıslar nota teatisi suretiyle kararlaştırılacaktır.

Madde 7

Yüksek Âkıdler mümkün olan süratle ticaret ve seyrüsefain, konsolosluk hakları ve İmtiyazları, telif hakları ve ihtira beratları v e mücrimleri n iadesine dair antlaşmalar akdini kabul ederler.

Madde 8

Bu antlaşma Yüksek Âkıdlerce kendi anayasa usullerine uygun olarak tasdika tabi olacaktır. Bu antlaşma, tasdiknamelerin Vaşington’da teatisi üzerine yürürlüğe girecek ve o andan itibaren yürürlükte kalacaktır. Şu kadar ki, bir sene evvelinden vâki olacak ihbarla o sene so­nunda yürürlükten kaldırılabilir.

Yukardaki hususları tasdikan, Yüksek Âkidlerin Fevkalâde Murahhasları bu Antlaşmayı imzalamışlar ve mühürleriyle mühürlemişlerdir.

On üç Haziran bin dokuz yüz kırk dokuz günü Vaşington’da iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti adına: Feridun Cemal Erkin

Filipin Cumhuriyeti adına: Joaquin M. Elizalde

Antlaşmayı, Türkiye adına imzalayan, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin

Kurucu Meclis

0
Kurucu Meclis

Kurucu Meclis, bir devletin, eyaletin ya da siyasal birliğin anayasasını hazırlamak veya mevcut anayasasını esaslı surette tadil etmek amacıyla, yasama organından farklı ve genellikle münhasıran bu görev için ihdas edilen; demokratik meşruiyetini halkın doğrudan veya dolaylı iradesinden yahut hukuki ve/veya siyasi uzlaşı süreçlerinden temin eden özel bir temsil organıdır. Kurucu meclisin üyeleri seçim, atama, kura veya bu usullerin bir arada uygulanması suretiyle belirlenebilmektedir. Meclisin yetkileri, görev süresi ve çalışma usulleri, kurucu iradenin niteliği ile içinde bulunulan siyasal bağlama göre değişiklik arz edebilmektedir. Dünyadaki örnekleri farklılıklar arz etmektedir ve tek tip bir uygulama bulunmamaktadır. Kurucu meclis, geniş katılımlı bir toplumsal mutabakat zemininde anayasal düzenin temel çerçevesini oluşturmak amacıyla hareket etmekte ve görevini tamamladıktan sonra prensip olarak kendiliğinden feshedilmektedir. Türkiye’de ve dünyada, yeni anayasa yapmak yahut mevcut anayasalarda köklü değişiklikler yapmak için kurucu meclis oluşturulması gerekip gerekmediği sıklıkla tartışılmaktadır. Ancak prensip olarak anayasa değişikliklerinin   mevcut anayasaların belirlemiş olduğu esaslara göre yapılacağı açıktır.

Kurucu Meclis Örnekleri 

Türkiye’de 1960 darbesi sonrası kurulan ve Temsilciler Meclisi ile Milli Birlik Komitesi’nden oluşan Kurucu Meclis, 1961 Anayasası’nı hazırlamış, hazırlanan 1961 Anayasası referandumdan kabul oyu çıkması üzerine uygulamaya geçmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından kurulan dikta rejimi tarafından Kurucu Meclis Hakkında Kanun 29 Haziran 1981’de düzenlenerek Resmi Gazetede yayınlanmış, yeni 1982 Anayasası bu kurul tarafından hazırlanmıştır. Ancak her iki darbe sonrası kurulan bu heyetlerin demokratik olup olmadıkları ve Kurucu Meclis olarak kabul edilip edilemeyeceği halen tartışmalıdır. 1921, 1924 Anayasaları ise doğrudan görevdeki parlamento tarafından hazırlanmıştır.

  • Avustralya: 1891, 1897, 1973 ve 1998 yıllarında dört anayasa konvansiyonu toplanmıştır.

  • Bangladeş: 1972’de bağımsızlık sonrası toplanarak anayasayı bir yıldan kısa sürede hazırlamıştır.

  • Şili: 2021’de seçilen 155 üyeli meclis, cinsiyet eşitliği ve yerli temsil kotasıyla yeni anayasa taslağı hazırlamıştır.

  • Kosta Rika: 1948 iç savaşının ardından seçilen meclis mevcut anayasayı hazırlamıştır. Anayasa, sağlıklı ve doğal bir çevrede yaşama hakkını kabul etmiştir. 

  • Danimarka: Kurucu Meclis 1848’de toplanarak 1849’da mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişi sağlayan anayasayı hazırlamıştır. Meclisteki 158 sandalyeden 114’ü seçimle göreve gelmiş, 44’ü ise Kral tarafından atanmıştır.

  • Avrupa Birliği: 2001’de Avrupa Anayasası taslağını hazırlayan Avrupa Konvansiyonu, üye ülkelerde reddedilince uygulanamamıştır. AB Anayasa taslağı kamuya açık bir şekilde oldukça geniş katılımlı bir şekilde Şubat 2002-Temmuz 2003 tarihleri arasında tartışılmış, 29 Ekim 2004 tarihinde üye ülkeler tarafından imzalanmıştır

  • Fransa: 1789’da Ulusal Kurucu Meclis, devrim döneminde yeni anayasayı hazırlamıştır.

  • Almanya: 1948’de Batı Almanya Ulusal Kurucu Meclisi, Federal Cumhuriyet’in Temel Yasası’nı hazırlamıştır.

  • İzlanda: 2010’da seçilen anayasa meclisi, referandumda kabul gören ancak parlamento tarafından onaylanmayan taslağı hazırlamıştır.

  • İrlanda: 2011’de anayasa değişikliklerini değerlendirmek üzere özel meclis kurulmuştur.

  • Hindistan: 1946’da seçilen kurucu meclis, 1949’da kabul edilen ve 1950’de yürürlüğe giren anayasayı yapmıştır. Hindistan Kurucu Meclisi, Hindistan Anayasası’nı oluşturmak üzere kısmen seçilmiş, kısmen de atanmış bir organdır.

  • Endonezya: 1955’te seçilen anayasa meclisi, 1959’da uzlaşma sağlanamadan feshedilmiştir.

  • İtalya: 1946’da monarşiden cumhuriyete geçişle birlikte seçilen meclis 1947’de anayasayı kabul etmiştir. 

  • Meksika: 19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli dönemlerde toplanan kurucu kongreler, 1824, 1857 ve 1917 anayasalarını hazırlamıştır.

  • Nepal: İki kez seçilen kurucu meclis, son olarak 2015’te federal sistemi getiren anayasayı kabul etmiştir.

  • Polonya: 1788–1792 arasındaki Büyük Sejm, 3 Mayıs 1791 Anayasası’nı hazırlamıştır.

  • Filipinler: 1898, 1935, 1971 ve 1986’da farklı anayasalar hazırlayan kurucu kongreler toplanmıştır.

  • Rusya: 1917 Ekim Devrimi sonrası kurulan meclis, Bolşevikler tarafından kısa sürede dağıtılmıştır.

  • Sri Lanka: 2016’da parlamentonun onayıyla yeni anayasa taslağı hazırlamak üzere anayasa meclisi kurulmuştur. 

1961 kurucu Meclise ilişkin gazete haberi

Barış, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklere İlişkin Eğitim

0

Uluslararası Anlayış, İşbirliği ve Barış için Eğitim ile İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerle ilgili Eğitime İlişkin Tavsiye Kararı  (The Recommendation concerning education for international understanding, co-operation and peace and education relating to human rights and fundamental freedoms)

19 Kasım 1974

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun 17 Ekim – 23 Kasım tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirilen Genel Konferansın 18. oturumunda,

Uluslararası anlayışı, işbirliğini, barışı ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygıyı desteklemek amacıyla, devletlerin Birleşmiş Milletler Antlaşmasında, UNESCO Anayasası’nda, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve Savaş Kurbanlarının Korunmasına Yönelik 12 Ağustos 1949 Cenevre Sözleşmelerinde ileri sürülen amaçları eğitim yoluyla gerçekleştirme konusunda üzerlerine düşen sorumluluğuna dikkat ederek,

Üye Devletlerde,  adalet, özgürlük, insan hakları ve barışın geliştirilmesi adına herkesin eğitimini garanti etmek için düzenlenen herhangi bir aktiviteyi cesaretlendirmek ve desteklemek için UNESCO’ya düşen sorumluluğu teyit ederek,

UNESCO ve Üye Devletlerin etkinliklerinin bazen, sayıları artmakta olan ilköğretim öğrencilerinin, öğrencilerin, eğitimlerine devam eden genç ve yetişkinlerin ve eğitimcilerin sadece küçük bir azınlığı üzerinde etkisinin olmasına ve eğitim programının ve uluslararası eğitim yöntemlerinin her zaman katılımcı genç ve yetişkinlerin hevesli eylemleri ve ihtiyaçlarına uyum sağlamamasına işaret ederek,

Buna ek olarak, birçok hususta halen bildirilen düşünceler, deklare edilen amaçlar ile gerçek durum arasında yaygın bir dengesizliğin var olduğuna işaret ederek,

On yedinci oturumda, bu eğitimin Üye Devletler için bir tavsiye kararının konusu olması gerektiği kararlaştırılmış olarak,

1974 Yılı Kasım ayının 19. gününde işbu tavsiye kararı alınmıştır.

Genel Konferans, Üye Devletlerin, bu tavsiye kararında öne sürülen ilkeleri kendi bölgeleri içerisinde yürürlüğe koymaları için, yasal ya da her bir devletin anayasal uygulamasına uygun olmasını gerektiren diğer adımların atılarak aşağıdaki hükümleri uygulamaları gerektiği tavsiyesinde bulunmaktadır.

Genel Konferans; bu tavsiye kararıyla, Üye Devletlerin otoritelerinin, okul eğitiminden sorumlu kişilerin ve bölümlerin, yükseköğrenim ve okul-dışı eğitimin, öğrenciler ve gençlik hareketleri gibi gençler ve yetişkinler arasında eğitimsel çalışma yürüten çeşitli organizasyonların, okul aile birliklerinin, öğretmen dernekleri ve ilgili diğer toplulukların dikkatini çekme tavsiyesinde bulunmaktadır.

Genel Konferans, Üye Devletlerin Genel Konferans tarafından kararlaştırılacak tarihlerde ve formda olmak üzere, bu tavsiye kararı gereğince alınan eylemlere ilişkin Genel Konferans’a rapor sunmalarını tavsiye etmektedir.

I. Terimlerin Önemi

1. Bu tavsiye kararının amaçları için:

(a) “Eğitim” kelimesi kişisel kapasitelerin, tutumların, yeteneklerin ve bilgilerin tümünün ulusal ve uluslararası toplumlarda ve onların yararına olacak şekilde, bireylerin ve sosyal grupların bilinçli bir gelişmeyi öğrenmeleri yoluyla ortaya çıkan sosyal yaşam sürecinin tamamı anlamına gelir. Bu süreç özel faaliyetlerle sınırlandırılamaz.

(b) “Uluslararası anlayış”  “işbirliği” ve “barış” terimleri, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı gösteren, farklı sosyal ve politik sistemlere sahip devletler ve insanlar arasındaki dost yanlısı ilişkiler ilkesine dayalı olan bölünemez bir bütünlük olarak düşünülür. Bu tavsiye kararı metninde, bu terimlerin farklı çağrışımları bazen kısa ve öz bir ifadeyle “uluslararası eğitim” olarak bir araya getirilir.

(c) “İnsan hakları” ve “temel özgürlükler”, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ile Sivil ve Siyasi Politik Haklar Uluslararası Sözleşmelerinde tanımlanan kavramlardır.

II. Kapsam

2. Bu tavsiye kararı eğitimin tüm aşamalarını ve şekillerini ilgilendirir.

III. Temel İlkeler

  1. Eğitim,  Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda, UNESCO Anayasası’nda ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde, özellikle 26. Madde’nin 2. Paragrafında geçen “Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaç olarak almalıdır. Eğitim bütün uluslar, ırklar ve dini topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu güçlendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.” ifadesi ortaya konulan hedefler ve amaçlarla aşılanmalıdır.

4. Her bireyin, paragraf 3’de belirtilen hedeflerin yerine getirilmesine aktif olarak katkıda bulunmasını sağlamak; bireylerin ve toplumların yaşamlarını etkileyen dünya problemlerini çözmede uluslararası dayanışma ve işbirliğini geliştirmek için aşağıdaki hedefler eğitimsel politikalara yol gösteren temel prensipler olarak değerlendirilmelidir:

(a) Eğitimdeki her seviyede ve onun tüm biçimlerinde uluslararası bir boyut ve küresel bir bakış açısı;

(b) Etnik kültürler ve diğer ülkelerin kültürleri de dâhil olmak üzere,  bütün insanlara, onların kültürlerine, uygarlıklarına, değerlerine ve yaşam biçimlerine karşı saygı ve anlayış;

(c) Halklar ve uluslar arasındaki küresel işbirliğinin geliştirilmesine dair farkındalık;

(d) “Öteki”yle iletişim yeteneği;

(e) Sadece hakları değil, aynı zamanda bireylerin, sosyal grupların ve ulusların her birinin diğerine yönelik yükümlü oldukları görevlere dair bilinç/farkındalık;

(f) Uluslararası dayanışma ve işbirliğinin gerekliliğini anlama;

(g) Kendi toplumunun, ülkesinin ve bütünüyle dünyanın problemlerini çözmede yer almaya bireysel olarak hazır bulunma/istekli olma.

5. Öğrenme, eğitim, bilgilendirme ve eylemin bir bileşiminden oluşan uluslararası eğitim uygun bir şekilde bireyin entelektüel ve duygusal gelişiminin ilerlemesine katkıda bulunmalıdır. Daha az imkâna sahip gruplara ilişkin, sosyal sorumluluk duygusu ve dayanışmayı geliştirmeli ve günlük uygulamada eşitlik ilkelerinin gözlemine önderlik etmelidir. Aynı zamanda, bireyin, problemlere yönelik, ulusal ve uluslar arası bir düzeyde eleştirel bakış açısı edinmesini sağlayan nitelik, kabiliyet ve beceriler geliştirmesine; gerçekleri, düşünce ve fikirleri anlama ve açıklamasına; bağımsız tartışmaları kabul etmesine ve bu tartışmalarda yer almasına; herhangi bir tartışmaya uygulanabilir basit prosedür kurallarını gözlemlemesine ve değer yargılarını ve kararlarını ilgili gerçek ve etkenlerin rasyonel analizine dayandırmasına yardımcı olmalıdır.

6. Eğitim; yayılma, saldırı ve hâkimiyet kurma amaçları için savaşa başvurmanın ya da baskı kurma amacıyla şiddet ve güç kullanmanın kabul edilemezliğini vurgulamadır ve barışın sürekliliği için her bireyin kendi sorumluluklarını anlamasını ve üstlenmesini sağlamalıdır. Dünya barışının güçlendirilmesine ve uluslar arası anlayışa; sömürgecilik ve yeni dönem-sömürgeciliğin her şekline ve manifestosuna karşı mücadele etme aktivitelerine; ve bu tavsiye kararının amaçlarına ters düşen, ırkçılığın her çeşidine ve biçimine, faşizme, ulusal ve ırksal nefret geliştiren diğer ideolojilerin yanı sıra ırk ayrımına karşı mücadeleye katkıda bulunmalıdır.

IV. Ulusal politika, planlama ve yönetim

7. Her Üye Devlet, uluslararası anlayış ve işbirliğine; adil barışın sürekliliği ve gelişimine; sosyal adaletin oluşturulmasına; insan hakları ve temel özgürlüklere ve bunun uygulanmasına saygı gösterilmesine;  önyargıların, yanlış anlamaların, eşitsizliklerin ve bu amaçların başarısını engelleyen bütün adaletsizlik türlerinin yok edilmesine katkılarını güçlendirmeyi ve eğitimin her formunda eğitimin yararını artırmayı hedefleyen ulusal politikaları formüle etmeli ve uygulamalıdır.

8. Üye Devletler, Millî Komisyonlar ile işbirliği içinde, bakanlıklar ve bölümler arasında ve uluslararası eğitimde düzenlenmiş eylem programlarının planlama ve yürütme çabalarının koordinasyonunda işbirliği ve beraberliği sağlamak için adım atmalıdırlar.

9. Üye Devletler, kendi yasal hükümleriyle tutarlı olarak, bu tavsiye kararını uygulamak için gerekli finansal, yönetsel materyal ve moral desteği sağlamalıdırlar.

V. Öğrenme, öğretme ve eylemin belirli yönleri

Etik ve bireysel yönü

10. Üye Devletler, öğrenme ve öğretme sürecinde, ulusların ve insanların eşitlik ve gerekli dayanışmanın farkına varılmasına dayalı tavır ve davranışları güçlendirmek ve geliştirmek için uygun adımları atmalıdırlar.

11. Üye Devletler, eğitimin her düzey ve biçimdeki günlük uygulamasında İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ve Her Türlü Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin ilkelerine başvurarak ve böylece her bir bireyin kişisel olarak eğitimin belirlenen yönde genişletilmesi ve yenilenmesine katkıda bulunmasını sağlayarak, bu ilkelerini her bir çocuğun, her bir gencin ya da yetişkinin kişiliğinin gelişmesinde tamamlayıcı kısım olduğunu garantilemek için adım atmalıdırlar.

12. Üye Devletler, eğitimcileri, öğrencilerle işbirliğiyle, aileleri, ilgili kurumları ve toplumu, çocukların ve yetişkinlerin yaratıcı hayal güçlerine ve onların sosyal aktivitelerine hitabeden yöntemler kullanmaya ve böylece onları, sosyal görevlerini gerçekleştirmek ve diğerlerinin haklarını tanıyıp, bu haklara saygı duyarken hak ve özgürlüklerini uygulamaya hazırlamak için teşvik etmelidirler.

13. Üye Devletler, temel problemleri çözme prosedürlerinden haberdar olmak ve toplumun kültürel yaşantısında ve kamu ilişkilerinde yer almak için, eğitimin her aşamasında, her insanın işlem yöntemi bilgisi ve yerel, ulusal ya da uluslararası kamu enstitüleri çalışmaları bilgisi edinmesini sağlayan aktif bir yurttaşlık öğretimini desteklemelidirler. Her nerede mümkünse, bu katılım, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde problemleri çözmek için eğitim ve eylemi giderek daha çok birleştirmelidir.

14. Eğitim, ülkeler arasındaki zıtlık ve gerilimlerin altında yatan ekonomik ve politik bir doğanın tarihsel ve çağdaş etkenlerinin eleştirel analizini ve anlayış, uluslararası işbirliği ve dünya barışının gelişimine asıl engel oluşturan bu zıtlıkların üstesinden gelme yolları çalışmasını içermelidir.

15. Eğitim insanların gerçek çıkarlarını ve bu çıkarların savaşları körükleyen, ekonomik ve politik gücü elinde bulunduran tekelci grupların çıkarlarıyla uyuşmazlığını vurgulamalıdır.

16. Öğrencilerin katıldıkları çalışmaların ve eğitimsel kurumun düzenlenmesinde, öğrenci katılımı bireysel eğitimde bir etken ve uluslararası eğitimde önemli bir unsur olarak düşünülmelidir.

Kültürel Yönler

17. Üye Devletler, aralarındaki farklılıkların karşılıklı olarak takdir edilmesini cesaretlendirmek için farklı kültürlerin, onların karşılıklı etkileşiminin, yaşama biçimlerinin ve perspektiflerinin öğrenilmesini eğitimin değişik tür ve aşamalarında yaygınlaştırmalıdırlar. Bu tür bir öğrenim, diğer şeylerin arasında, uluslararası ve kültürlerarası anlayışın yaygınlaştırılması anlamında yabancı dillerin, uygarlıkların ve kültürel mirasların öğretilmesine gereken önemi vermelidir.

18. Eğitim, hem güç kullanımına dayalı uluslararası ilişkileri, haksızlığı, refah-eşitsizliğini ve insanın hayatta kalmasını etkileyen temel problemleri sürdüren ve şiddetlendiren şartların bozulmasına, hem de onları çözmeye yardımcı olabilecek uluslararası işbirliği önlemlerine doğru yönlendirilmelidir. Bu bağlamda mutlaka disiplinler arası bir nitelikte olması gereken eğitim, şu gibi problemlerle ilişkilendirilmelidir:

(a) insanların hak eşitliği ve özgür irade hakları;

(b) barışın sürekliliği; farklı savaş türleri ve bu savaşların sebepleri ve etkileri; silahsızlanma; bilim ve teknolojinin savaş gibi amaçlar ve barış ve süreçteki amaçlar doğrultusunda kullanımının kabul edilmezliği; ekonominin doğası ve etkisi, ülkeler arasındaki kültürel ve politik ilişkiler ve özellikle barışın sürekliliği için bu ilişkilerde uluslararası hukukun önemi;

(c) mültecilerin de hakları dâhil olmak üzere, insan haklarının gözlemi ve uygulamasını sağlamak için harekete geçme;  ırkçılık ve ırkçılığın yok edilmesi; ayrımcılığın her biçimiyle savaşma;

(d) ekonomik büyüme ve sosyal gelişme ve bunların sosyal adaletle ilişkisi; sömürgecilik ve sömürge kolonilerinden çekilme; gelişmekte olan ülkelere yardım etme yolları ve araçları; okuma-yazma bilmemeye karşı mücadele; hastalık ve kıtlığa karşı seferberlik; daha iyi bir hayat kalitesi ve erişilebilir en yüksek sağlık standardı için mücadele; nüfus artması ve buna bağlı sorunlar;

(e) doğal kaynakların kullanımı, yönetimi ve muhafaza edilmesi, çevre kirliliği;

(f) insanlığın kültürel mirasının korunması;

(g) Birleşmiş Milletler sisteminin, eylemlerini ilerletmek ve güçlendirmek için bazı problem ve olasılıkları çözme çabalarındaki eylemlerinin rolü ve yöntemleri.

19. Uluslararası ilişkilerde yer alan, artarak çeşitlenen görev ve sorumlulukların uygulanmasıyla doğrudan ilgili olan bu bilim ve disiplinlerin çalışmalarını geliştirmek için adımlar atılmalıdır.

Diğer Yönler

20. Üye Devletler, eğitimsel yetkilileri ve eğitimcileri; bu tavsiye kararıyla paralel olarak planlanan, insan haklarında ve uluslararası işbirliğinde uygulanmasında yer alan konuların karmaşıklığına uyarlanmış, disiplinler arası, probleme yönelik, karşılıklı etki, destek ve dayanışma düşüncelerini örnekleyen bir eğitim vermek için cesaretlendirmelidirler. Bu tür programlar belirli eğitimsel hedeflerin yeterli araştırma, deneme ve tanımına dayandırılmalıdır.

21. Üye Devletler, uluslararası eğitim aktivitesinin özellikle ilişkilerdeki hassas ya da patlamaya hazır sosyal problemleri içeren durumlarda, örneğin, eğitime ulaşmada belirgin fırsat eşitsizliklerinin olduğu yerde, yürütüldüğünde, özel dikkat ve kaynak gerektirdiğini, garanti etmeye gayret göstermelidirler.

VI. Eğitimin çeşitli sektörlerinde eylem

22. Eğitimin her seviyesinde ve şeklinde uluslararası ve kültürlerarası bir boyut geliştirmek ve aşılamak için çabalar arttırılmalıdır.

23. Üye Devletler, uluslararası eğitim programlarını, UNESCO’nun yardımıyla, yürüten Ortak Okullar deneyiminden yararlanmalıdırlar. Üye Devletlerdeki Ortak Okullar ile ilgili olanlar, diğer eğitimsel enstitü programı ve sonuçlarının genel uygulaması yönündeki çalışmayı genişletme çabalarını güçlendirmeli ve yenilemelidirler. Diğer Üye Devletlerde, benzer eyleme bir an önce başlanılmalıdır. Aynı zamanda, başarılı uluslararası eğitim programları yürütmüş olan diğer eğitimsel enstitüler deneyimi de çalışılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

24. Irk üzerine davranışlar gibi temel davranışların sıklıkla okul öncesi dönemde şekillenmesi nedeni ile Üye Devletler okul öncesi eğitim konusunda bu tavsiye kararının amaçlarına cevap verecek aktiviteleri teşvik etmelidirler.

Bu bağlamda, ebeveynlerin tutumları, çocukların eğitimi için önemli bir etken olarak dikkate alınmalıdır ve paragraf 30’da bahsi geçen yetişkin eğitimi, ebeveynlerin okul-öncesi eğitimdeki rolleri için hazırlığına özel bir önem vermelidir.

İlk okul, oyunları da içeren çeşitli durumlarda, çocukların kendi haklarının farkına varmalarına, sorumluluklarını kabul ederlerken kendilerini ortaya koymalarına imkan verecek, onların daha büyük toplumlara-aileye, okula, sonra yerel, ulusal, ve dünya toplumlarına ait olma duygusunu doğrudan deneyimle geliştirecek ve genişletecek şekilde, kendi karakteri ve değeri olan sosyal bir ortam olarak tasarlanmalı ve düzenlenmelidir.

25. Üye Devletler, öğretmen ve öğrencilerin yanı sıra ilgili otoriteleri, bu tavsiye kararının hedeflerinin başarısına daha etraflıca katkı sağlayabilsin diye, lise sonrası ve üniversite eğitiminin nasıl geliştirilmesi gerektiğini periyodik olarak yeniden incelemeleri için harekete geçirmelidirler.

26. Yükseköğrenim, tüm öğrenciler için, onların çözmeye yardım edecekleri temel problemler bilgisini güçlendirecek bireysel öğrenme ve öğretim etkinliklerini kapsamalı, onlara bu problemlerin çözümünde amaçlanan doğrudan ve sürekli eylem olasılıkları sağlamalı ve onların uluslararası işbirliği duygusunu geliştirmelidir.

  1. Lise sonrası eğitim kurumları, özellikle üniversiteler, artan sayıda insana hizmet verdikleri için, onların hayat boyu eğitimde genişletilmiş işlevinin parçası olarak uluslararası eğitim programları yürütmeli ve her öğretimde evrensel bir yaklaşım benimsemelidirler. Bu eğitim kurumları, kendileri için uygun kitle iletişim araçlarını kullanarak, öğrenme olanakları, insanların gerçek ilgi alanlarına, problemlerine ve isteklerine uyarlanmış etkinlikler ve fırsatlar sağlamalıdırlar.

28. Uluslararası işbirliğinin çalışma ve uygulamasını geliştirmek için, lise sonrası eğitim kurumları, rollerinin doğasına uygun olarak, yabancı profesörlerden ve öğrencilerden ziyaretler, farklı ülkelerdeki araştırma grupları ve profesörler arasında profesyonel işbirliği gibi uluslararası eylem türlerinden sistemli bir şekilde yararlanmalıdırlar. Özellikle, dilsel, sosyal, duygusal ve kültürel engeller, gerilimler, hem yabancı öğrencileri hem de ev sahibi kurumları etkileyen tavır ve hareketler üzerine araştırmalar ve deneysel çalışmalar yürütülmelidir.

29. Özelleştirilmiş mesleki eğitimin her aşaması, öğrencilerin toplumlarını kalkındırmada, uluslararası işbirliğini geliştirmede, barışı sürdürme ve geliştirmede, kendi rollerini ve mesleklerinin rollerini anlamalarını sağlamak ve rollerini mümkün olduğunca erken üstlenmeleri için uygulamalı bir eğitim içermelidir.

30. Yetişkin eğitimini de içeren okul-dışı eğitimin biçimleri ve amaçları her ne olursa olsun, aşağıdaki düşüncelere dayandırılmalıdır:

(a) Uluslararası eğitimin uygun ahlaki, bireysel, bilimsel ve teknik unsurlarını içermesi gereken bütün okul-dışı eğitim programlarında, mümkün olabildiğince evrensel bir yaklaşım uygulanmalıdır.

(b) İlgili tüm topluluklar; bireyin tavırlarında olumlu harekete geçmeyi teşvik etmek için, bilgiyi ve eğitimsel seferberliğin ve bu tavsiye kararının hedefleriyle bağlantılı olarak planlanan programlar anlayışını yaymak için ve kitle iletişim araçlarını, kendi kendini eğitimi, etkileşimli öğrenme ve bireye ilgili bilgiyi ileten müze ve halk kütüphaneleri gibi enstitüleri kullanmak ve adapte etmek için çabalarını birleştirmelidir.

(c) İlgili kamu toplulukları ya da özel topluluklar, gençlik merkezleri ya da kulüplerinin sosyal ve kültürel aktiviteleri, kültürel merkezler, halk merkezleri ya da sendikalar, gençlik toplulukları ve festivalleri, spor müsabakaları, yabancı ziyaretçiler, öğrenciler ya da göçmenler ile iletişim ve genel olarak insanların değişimi gibi olumlu olanak ve durumlardan yararlanmaya gayret etmelidirler.

31. Eşgüdümlü uluslararası eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanması ile bağlantılı olması gereken Birleşmiş Milletler için öğrenci ve öğretmen dernekleri, uluslararası ilişkiler kulüpleri ve UNESCO kulüpleri gibi organizasyonların kurulmasına ve gelişimine yardım etmek için adımlar atılmalıdır.

32. Üye Devletler, okul ve okul-dışı eğitimin her bir aşamasında, bu tavsiye kararının hedeflerine doğru yöneltilen etkinliklerin eşgüdümlü olmasını ve eğitimin, öğretme ve öğrenmenin farklı seviye ve türleri için müfredat ile tutarlı bir bütün oluşturmasını sağlamaya gayret etmelidirler. Bu tavsiye kararında yer alan işbirliği ve ortaklık ilkelerine, bütün eğitim etkinliklerinde başvurulmalıdırlar.

VII. Öğretmen hazırlanması

33. Üye Devletler, öğretmenleri ve diğer eğitim personelini bu tavsiye kararlarının amaçlarını takip etmedeki rolleri için hazırlamanın ve onlara sertifika vermenin yollarını ve araçlarını sürekli olarak geliştirmelidir ve bu doğrultuda:

(a)    Öğretmenlere bir sonraki çalışmaları için motivasyon, insan haklarının pratikte uygulanabilmesi için insan hakları etiğine ve değişen toplumun amacına bağlılık, insanlığın temel birliğine dair bir kavrayış, kültürlerin farklılıklarının her bir birey, grup veya millete bahşettiği zenginliklerin takdirini telkin etme yeteneği sağlamalı;

(b)    Diğer araçların yanında sorunları çözmek için yapılan çalışmalarla, dünya sorunlarının ve uluslararası işbirliği sorunlarının temel disiplinler arası bilgisini sağlamalı;

(c)    Öğretmenleri, öğrencilerin isteklerini de göz önüne alarak ve onlarla yakın işbirliği halinde çalışarak, uluslar arası eğitim, eğitimsel ekipman ve araçlara dair program gelişiminde aktif rol almaya hazırlamalı;

(d)    Aktif eğitim ve öğretim metotlarının kullanımında, en azından değerlendirmenin temel tekniklerinde, özellikle de çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin toplumsal davranış ve tavırlarına uygulanabilir deneyler oluşturmalı;

(e)    Eğitimsel yenilikler yapma ve eğitimine devam etme isteği ve yeteneği, takım çalışması ve disiplinler arası çalışmalar deneyimi, grup dinamikleri bilgisi, ve uygun fırsatlar yaratma ve onlardan faydalanma yeteneği gibi kabiliyetler ve beceriler geliştirmeli;

(f)    Uluslararası eğitim alanında deneyler, özellikle de diğer ülkelerde yürütülen yenilikçi deneyler üzerine çalışmaları kapsamalı ve ilgili kişilere yabancı öğretmenlerle doğrudan bağlantı kurmaları için mümkün olan en büyük ölçüde olanaklar sağlamalıdırlar.

34. Üye Devletler, ilgili kişilere – örneğin, müfettişlere, eğitim danışmanlarına, öğretmen eğiten kolejlerin müdürlerine ve gençler ve yetişkinler için eğitim faaliyetleri düzenleyenlere – gençlerin uluslararası sorunlara dair isteklerini ve bu istekleri gerçekleştirmek için olasılıkları geliştirebilecek yeni eğitim metotlarını da dikkate alarak, öğretmenlerin bu tavsiye kararının hedeflerini gerçekleştirmelerinde onlara yardım etmelerini sağlayacak, talimat, denetim veya rehberlik, eğitim, bilgi ve tavsiye vermelidirler. Bu amaçlarla, ilgilileri ve öğretmenleri bir araya getirmek için uluslararası ve kültürler arası eğitime dair seminerler veya hatırlatıcı dersler düzenlenmelidir; diğer seminerler veya dersler, ebeveynler, öğrenciler ve öğretmen dernekleri gibi diğer ilgili gruplarla denetleyici personel ve öğretmenlerin buluşmasına olanak sağlayabilir. Eğitimin rolünde yavaş fakat derin bir değişim olması gerektiği için, eğitim kurumlarındaki yapıların ve hiyerarşik ilişkilerin biçimlerinin değiştirilmesi için yapılan deney sonuçları eğitim, bilgi ve tavsiyelerde yansıtılmalıdır.

35. Üye Devletler, hizmet etmekte olan öğretmenler ya da yönlendirmeden sorumlu personele yönelik herhangi bir ileri öğretim programının, uluslararası eğitimde çalışanların deneyimlerinin sonuçlarını karşılaştırmak amacıyla, uluslararası eğitim bileşenleri ve fırsatlarını içermesini sağlamak için çaba göstermelidirler.

36. Üye Devletler, eğitimsel çalışmayı ve yurtdışı bilgi tazeleme kurslarını, özellikle dostluğu ödüllendirerek, teşvik etmeli ve kolaylaştırmalı ve böyle kursların başlangıç öğretiminin, hizmetin, bilgi tazeleme öğretiminin ve öğretmen terfisi düzenli sürecinin parçası olarak tanınmasını teşvik etmelidirler.

37. Üye Devletler eğitimin her düzeyinde öğretmenlerin karşılıklı değişimlerini organize etmeli ya da desteklemelidirler.

VIII. Eğitimsel araç-gereç ve materyaller

38. Üye Devletler, birçok ülkede öğrencilerin uluslararası ilişkilerle ilgili bilgilerini okulun dışındaki kitlesel medya aracılığıyla aldıkları gerçeği üzerinde özel olarak düşünerek uluslararası eğitim için araç-gereç ve materyallerin yenilenmesini, üretimini, yaygınlaşmasını ve değişimini kolaylaştırmak için çabalarını arttırmalıdırlar. Uluslararası eğitim ile ilgili olanlar tarafından ifade edilen ihtiyaçları karşılamak için, çabalar eğitim araç-gereçleri eksiğinin üstesinden gelme ve onların kalitesini arttırma üzerinde yoğunlaştırılmalıdır. Yapılacaklar şu şekilde olmalıdır:

(a) Uygun ve yapıcı kullanım, ders kitaplarından televizyona kadar bütün araç-gereç türleri ve mevcut yardımlardan ve yeni eğitimsel teknolojiden yapılmalıdır;

(b) Öğrencilere kitlesel medya tarafından iletilen bilgiyi seçmeleri ve analiz etmelerinde yardım etmek için, öğretimde özel kitlesel medya eğitiminin bir bileşeni olmalıdır;

(c) Farklı kültürler arasında anlayışa kaynaklık eden görsel sanatların ve müziğin önemine dayanarak, kitaplarda ve tüm öğrenme araç-gereçlerinde, uluslararası bileşenlerin girişini kapsayan, farklı konuların yerel ve ulusal yönlerini sunmak için bir çerçeve vazifesi gören ve insanlığın bilimsel ve kültürel tarihini gösteren evrensel bir yaklaşım kullanılmalıdır.

(d) İnsanlığın yüzleştiği temel problemleri örnekleyen ve her bir hususta uluslararası işbirliği ihtiyacını gösteren ve disiplinler arası doğanın yazılı ve görsel-işitsel materyalleri ve onların pratik biçimleri ülkenin eğitim dili ya da dillerinde, Birleşmiş Milletler, UNESCO ve diğer Uzmanlaşmış Ajanslar tarafından sağlanan bilgi yardımı ile hazırlanmalıdır.

(e) Her ülkenin yaşam biçimini ve kültürünü, o ülkelerin karşılaştığı başlıca problemleri ve tüm dünyayı ilgilendiren etkinliklere katılımını gösteren belgeler ve diğer materyaller, hazırlanmalı ve diğer ülkelere bildirilmelidir.

39. Üye Devletler, eğitimsel araç-gereçlerin, özellikle ders kitaplarının, yanlış anlamaya, güvensizliğe, ırkçı tepkilere, diğer gruplara ve insanlara nefret duymaya ya da onları hor görmeye meydan vermeye eğilimli unsurlardan arınmış olmalarını garanti etmek için uygun tedbirler almalıdırlar. Materyaller, öğrenenlerin bu tavsiye kararının amaçlarına aykırı gibi görünen kitlesel medya aracılığıyla yayılan düşünceleri ve bilgiyi değerlendirmelerine yardımcı olacak geniş bir bilgi geçmişi sağlamalıdırlar.

40. İhtiyaçları ve olanaklarına göre, her bir Üye Devlet, bu tavsiye kararının hedeflerine göre tasarlanmış ve eğitimin farklı aşamalarına ve biçimlerine uyarlanmış yazılı ve görsel-işitsel materyal sunan bir ya da daha fazla dokümantasyon merkezi kurmalı ya da kurmaya yardım etmelidir. Bu merkezler uluslararası eğitim reformunun gelişmesine yardımcı olması için, özellikle gelişmekte olan ve yaygınlaşan yenilikçi düşünce ve materyaller tarafından tasarlanmalıdır ve bu merkezler aynı zamanda diğer ülkelerle bilgi alışverişini düzenlemeli ve kolaylaştırmalıdır.

IX. Araştırma ve Deney

41. Üye Devletler, Ortak Okullarda yapılmakta olanlar gibi, temeller, esas prensipler, uygulama araçları, uluslararası eğitimin sonuçları, bu alandaki yenilikler ve deneysel faaliyetler üzerine yapılan araştırmaları teşvik edip desteklemelidirler. Bu eylem, üniversitelerin, araştırma kuruluşlarının ve merkezlerinin, öğretmen eğiten kurumların, yetişkin eğitimi veren merkezlerin ve uygun sivil kuruluşların işbirliğini gerektirmektedir.

42. Üye Devletler, uygun veya uygun olmayan tavır ve davranışların oluşumu ve gelişimi, tavır değişimi, kişilik gelişimi ile eğitimin etkileşimi ve eğitimsel faaliyetin olumlu veya olumsuz sonuçları üzerinde her bir ülkede yürütülen araştırmaların sonuçlarını uygulayarak öğretmenler ve ilgili yetkililerin sağlam bir psikolojik ve sosyolojik temele dayanan uluslararası eğitimi inşa etmelerini temin etmek için uygun adımı atmalıdırlar. Bu araştırmanın esas kısmı, gençlerin uluslararası sorunlar ve ilişkilere dair emellerine ayrılmalıdır.

X. Uluslararası İşbirliği

43. Üye Devletler, uluslararası işbirliğini uluslararası eğitimin geliştirilmesinde bir sorumluluk olarak görmelidirler. Bu tavsiyenin uygulanmasında, esasen Birleşmiş Milletler Antlaşması gereğince herhangi bir Devletin iç işlerine ait yasal yetkilerine giren meselelere müdahale etmekten sakınmalıdırlar. Kendi eylemleriyle, bu tavsiyeyi uygulamanın bizzat uluslararası anlayış ve işbirliği konusunda bir uygulama olduğunu göstermelidirler. Örneğin, uluslararası eğitim üzerine sayıları giderek artan uluslararası toplantı ve çalışma toplantıları düzenlemeli veya uygun yetkililere ve sivil kuruluşlara düzenlemeleri için yardım etmeli; yabancı öğrencilerin, araştırma çalışanlarının, öğretmenlerin ve işçi derneklerine ve yetişkin eğitimi kuruluşlarına üye eğitimcilerin kabulü için programlarını güçlendirmeli; okul yaşındaki çocukların, öğrencilerin ve öğretmenlerin değişimiyle karşılıklı ziyaretleri teşvik etmeli; kültür ve hayat tarzlarına dair bilgi değiş tokuşunu genişletip yoğunlaştırmalı; diğer ülkelerden gelen öneri ve bilgilerin çevrilmesini, uyarlanmasını ve dağıtılmasını düzenlemelidirler.

44. Üye Devletler, daha geniş uluslararası bir perspektifte deneyimlerini genişleterek karşılıklı çıkarları desteklemek amacıyla, UNESCO’nun yardımıyla kendi Ortak Okulları ve diğer ülkelerdeki Ortak Okullar arasındaki işbirliğini teşvik etmelidirler.

45. Üye Devletler, ders kitaplarının, özellikle de tarih ve coğrafya kitaplarının daha geniş çaplı olarak değiş tokuş edilmesini teşvik etmeli, ve eğer mümkünse çift taraflı veya çok taraflı antlaşmalar yaparak, ders kitaplarının ve diğer eğitim araçlarının doğru, dengeli, güncel ve ön yargısız olmasını ve farklı insanlar arasında karşılıklı bilgi ve anlayışa katkıda bulunmasını temin etmek için karşılıklı çalışma ve revizyon yapılması amacıyla, uygun olduğunda, önlem almalıdırlar.

Yukarıda yer alan metin, Paris’te düzenlenen ve yaklaşık olarak 1974 Kasım ayının 23. gününde deklare edilen Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Genel Konferansının 18. oturumu esnasında, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu tarafından uygun biçimde alıntılanmış tavsiye kararının özgün metnidir.

İşbu hususlara tam inançla imzalarımız 1974 Yılı 25 Kasım’da metne eklenmiştir.
Genel Konferans Başkanı
Genel Direktör

Metnin İngilizceden çevirisi UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Sektör Uzmanı Esra HATİPOĞLU tarafından yapılmıştır.

Somut Olmayan Türk Kültür Mirası Daire Başkanlığı

0

Somut Olmayan Türk Kültür Mirası Daire Başkanlığı, Türk kültür mirasını araştırmak, derlemek ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak için gerekli toplumsal bilinci oluşturmak amacıyla kurulmuştur.

Kültür ve Turizm Bakanlığının, 4848 Sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanununun 13. maddesine göre Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü icracı birim olarak belirlenmiştir.

Somut Olmayan Türk Kültür Mirası Daire Başkanlığı; ulusal ve uluslar arası düzeyde ilgili kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle kamu yararına odaklı kültürel etkinlikler düzenlemek, yazılı ve görsel materyaller üretmek; kültür ve turizm konularında gerekli eğitim hizmetlerini sunarak, turizmin nicelik ve nitelik olarak gelişmesinde sektöre öncülük etmeyi hedeflemektedir. 

Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)’nun 17 Ekim 2003 tarihinde Paris’te düzenlenen 32. Genel Konferansında kabul edilmiştir.

Somut Olmayan Kültürel Miras

Türkiye 19 Ocak 2006 tarihli ve 5448 sayılı Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinin Uygun Bulunduğuna Dair Kanunla sözleşmeyi onaylamış ve 27 Mart 2006 tarihinde resmen taraf olmuştur.

Türkiye, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Komitesi üyesidir.Somut Olmayan Türk Kültür Mirası Daire Başkanlığı, kültürel değerleri araştıran, koruyan, geliştiren ve tanıtan, uluslararası pazarda yüksek rekabet gücü sağlayacak yetkin ve kaliteli işgücünün yetiştirilmesini sağlayan, yenilikçi, yönlendirici bir birim olmak için çaba göstermektedir. 

Somut Olmayan Türk Kültür Mirası Daire Başkanlığının Görevleri

Somut olmayan kültürel mirasın yurt içinde ve yurt dışında kayıt altına alınması, korunması ve farkındalığın arttırılması amacıyla düzenlenen faaliyetlere yönelik iş ve işlemlerin yürütülmesini sağlamak,

Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi çerçevesinde; Türkiye’nin somut olmayan kültürel miras envanterlerinin ve uluslararası listelerin hazırlanması ile ilgili çalışmaların yürütülmesini sağlamak,

Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamındaki alanlarda Sözleşme’nin öngördüğü perspektif çerçevesinde araştırmaların yapılması ve koruma sistemlerinin geliştirilmesine yönelik faaliyetlerin gerçekleştirilmesini sağlamak,

Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlere ilişkin periyodik raporların hazırlanmasını ve ilgili kurum ve kuruluşlara sunulmasını sağlamak

Somut olmayan kültürel mirasın korunmasına ilişkin yurt içindeki ve yurt dışındaki çalışma ve projeleri takip edilmesini ve desteklenmesini sağlamak,

Somut olmayan kültürel miras ile ilgili Bakanlık içi ve dışı kurul ve komisyonlarda görev alınmasını sağlamak,

Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında oluşturulan komite ve komisyonlar arasındaki işbirliğini sağlamak,

UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listeleri için dosya hazırlık, gönderim ve sonuçlandırma çalışmalarının yapılmasını sağlamak,

Daire Başkanlığının görevleri kapsamında düzenlenecek yurt içinde ve yurt dışındaki genel kurul, komite, kongre, konferans, seminer vb gibi toplantılara ve eğitim programlarına katılımı sağlamak,

Somut olmayan kültürel miras konusunda Bakanlık stratejileri ve politikaları doğrultusunda araştırmalar yapmak ve rapor hazırlanmak,

Basımına karar verilen ve hazırlanan yayınlara ilişkin iş ve işlemlerin yürütülmesini sağlamak,

Mevzuat hükümleri çerçevesinde Boratav Halk Kültürü Araştırma Kütüphanesi ve Turizm İhtisas Kütüphanesi’nin yeni bilgi ve belgelerle zenginleştirilmesine, bulunan bilgi ve belgelerin muhafazasına ve erişime sunulmasına ilişkin her türlü iş ve işlemlerin yürütülmesini sağlamak,

Kullanıcıların kütüphane kaynaklarına erişimleri için gerekli tedbirlerin alınmasını ve uygulanmasını sağlamak,

Kültür ve turizm alanındaki güncel yayınların takip edilmesini ve Boratav Halk Kültürü Araştırma Kütüphanesi ve Turizm İhtisas Kütüphanesi’ne kazandırılmasını sağlamak,

Hazırlanan projelerin ilgili Daire Başkanlığına iletilmesini sağlamak,

Daire Başkanlığının Toplumsal Faaliyetler Koordinatörlüğüne yönelik iş ve işlemlerinin yürütülmesini sağlamak,

Bölgesel Kalkınma Projeleri (GAP vb.) ve eylem planları ile program tedbirleri vb. konularında Daire Başkanlığının iş ve işlemlerinin yürütülmesini sağlamak,

5018 sayılı Kanun kapsamında, stratejik plan, performans programı, performans ölçme ve değerlendirme, iç kontrol çalışmaları, birim faaliyet raporları, araştırma, veri tabanı oluşturma ve bu faaliyetlere ilişkin Daire Başkanlığının iş ve işlemlerinin yürütülmesini sağlamak,

Daire Başkanlığının ISO Kalite Yönetim Sistemine ilişkin iş ve işlemlerinin yürütülmesini sağlamak,

Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik kapsamında Daire Başkanlığının çalışmalarını yürütülmesini sağlamak,

21. Görev alanına giren mevzuat çalışmaları ile diğer hukuki iş ve işlemlerin yürütülmesini sağlamak,

Elektronik ortamda veya yazılı olarak istenen bilgi taleplerine ve veri girişlerinin güncellenmesine ilişkin Daire Başkanlığı işlemlerinin yürütülmesini sağlamak,

Görev alanına giren konularda yıllık çalışma programı ve yıl sonu değerlendirme raporu hazırlanmasını sağlamak,

Başkanlığın bütçesini hazırlamak, idari ve personel işlerinin yürütülmesini sağlamak,

Faaliyet alanına ilişkin istatistikî bilgilerin tutulmasını sağlamak,

Üst makamlarca verilecek görevleri yapmak veya yaptırmak.

4848 SAYILI KANUNUN 13. MADDESİ GEREĞİNCE ARAŞTIRMA VE EĞİTİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN GÖREVLERİ

Güzel sanatlar alanında bilimsel araştırma, inceleme, yayınlar yapmak, arşiv kurmak, geliştirmek ve faydalanılmasını sağlamak,

Halk kültürlerinin, halk edebiyatı ve tiyatrosu, gelenek, görenek ve inançları, halk müziği ve oyunları, sanatları, mutfağı, giyim, kuşam, süsleme ve benzeri bütün dallarında araştırma, derleme, inceleme ve diğer bilimsel çalışmaları yapmak, yaptırmak, yayımlamak, tanıtmak,

Somut olmayan kültürel mirasın araştırılması, derlenmesi, arşivlenmesi, tanıtımı, tescili, bu kapsamda tespit ve tescil kurullarının oluşturulması, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasında bu konuda koordinasyonun sağlanması, işbirliği geliştirilmesi,

Türkiye’de ve Türkiye dışında yaşayan Türklerin kültür varlıklarını, kültür anlaşmaları ve kültürel mübadele programları çerçevesinde araştırmak, incelemek, derlemek ve diğer bilimsel çalışmaları yapmak, yaptırmak, bunları yayımlatmak, tanıtmak, açık hava müzelerine ve halk kültürleri arşivine kazandırmak,

Yabancı ülkelerde halen konuşulmakta olan Türkçe lehçe ve şiveleri ile bunlara yardımcı dilleri öğretmek ve bu konuda araştırmalar yapmak üzere mevzuat çerçevesinde enstitü kurulmasını sağlamak,

Kültür ve turizm sektörlerinin eğitilmiş eleman ihtiyacının tespiti ve bu ihtiyacın karşılanması için gerekli tedbirlerin alınması, eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanmasını sağlamak, bu amaçla kurslar açmak, ilgili meslek ve kamu kuruluşlarıyla gerekli işbirliğini yapmak,

Kültür ve turizm eğitimi programlarının geliştirilmesi ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi amacıyla dış kaynaklardan teknik yardım sağlamak,

Toplumda kültür ve turizm bilincinin geliştirilmesi için gerekli çalışmaları yapmak, bu amaçla ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği sağlamak,

Kültür ve turizmle ilgili kamu kuruluşları personelinin kültür ve turizm konularında eğitilmesini plânlamak ve gerçekleştirmek,

Bakanlık personelinin ve meslek elemanlarının yurt içinde ve yurt dışında yetiştirilmesini plânlamak ve gerçekleştirmek,

Bakanlık personeli ile ilgili hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim programlarını düzenlemek ve uygulamak,

Bakanlık makamınca verilecek benzeri görevleri yapmak,

Turist rehberliğine ilişkin mevzuat hükümleri ile verilen görevleri ve denetimleri yapmak, turist rehberliği mesleği ve turist rehberliği hizmetleri alanında kültür ve turizm politikalarının gerektirdiği tüm tedbirleri almak, turist rehberleri odaları birliklerini ve turist rehberleri odalarını her türlü iş, işlem, faaliyet ve hesapları bakımından denetlemek.

Ankara Üniversitesi Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM)

0
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak 25 Haziran 1997 tarihli ve 23030 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik ile 1997 yılında kurulmuştur. Merkez Müdürlüğü görevini 28.07.2000 tarihine kadar Sayın Prof. Dr. Sabih Arkan yürütmüştür. FİSAUM Yönetmeliğinin 15. maddesine göre, merkezin ita amiri üniversite rektörüdür. Rektör, yetkisinin tamamını veya bir kısmını Merkez Müdürüne devredebilir. FİSAUM, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi binasında faaliyet yürütmektedir.

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM),  2011 yılında WIPO’da daimi gözlemci statüsünü kazanmak için girişimlerde bulunmuş, 17 Ekim 2012 tarihinde bu talep kabul edilmiştir. FİSAUM, WIPO nezdinde ulusal hükumet dışı organizasyonlar kategorisinde tüm toplantılara daimi gözlemci statüsünde katılma hakkı kazanmıştır.

FİSAUM’un Amacı, Çalışma Alanları ve Yönetimi  

FİSAUM, fikrî ve sınaî hakların uygulanmasını yaygınlaştırmak ve geliştirmek, toplumun ilgili kesimlerini bu hakların neler olduğu, önemi ve korunması konusunda bilinçlendirmek, toplumda fikrî ve sınaî haklar kültürü oluşturmak ve sanayiye hukukî alt yapı hazırlanması amacı ile çalışmaktadır.

FİSAUM, amaçlarını gerçekleştirmek üzere; araştırma projeleri geliştirmek ve uygulamakta, araştırmalara ve projelere katılmakta, ulusal ve uluslararası konferanslar, kongreler, sempozyumlar düzenlemekte; meslek içi eğitim programları düzenlemekte, ücretli veya ücretsiz danışmanlık hizmetleri sunmakta, bilimsel nitelikli rapor, bülten, kitap, dergi ve benzeri yayınlar yapmaktadır .

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezinin müdürlüğünü Prof. Dr. Arzu OĞUZ yürütmektedir. FİSAUM organizasyonunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı, Türk Patent Enstitüsü, Kültür Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından seçilen üyeler bulunmaktadır.

Merkez Müdürü Prof. Dr. Arzu Oğuz

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), 31.05.2008 tarihinde başlayıp, 30.11.2009’de tamamlanmış olan Ankara Üniversitesi, Inholland Üniversitesi, Ekonomi Bükreş Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nin ortaklığında gerçekleştirilen ve temel amacı Türkiye’deki KOBİ’lerin intellectual capital (entelektüel sermaye) konusunda eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması olan Turkey’s Participation in European Knowledge Economy (TEPEK) Projesi’nin koordinatörlüğünü yürütmüştür.

Ankara Üniversitesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ve Türk Patent ve Marka Kurumu işbirliğiyle düzenlenen program İngilizce dilinde yürütülmektedir. Program kapsamında WIPO ve TÜRKPATENT 10 yabancı uyruklu öğrenciye burs vermektedir. Ankara Üniversitesi ise T.C. uyruklu 10 öğrenciyi programa ücretsiz olarak kabul etmektedir.

Bilgi Merkezi

Bilgi Merkezi, 1998 yılında başlatılan ve Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Daire Başkanlığı tarafından yürütülen “Türkiye’de Fikrî ve Sınaî Hakların Etkin Uygulanması” projesinin ayaklarından biridir. Bilgi merkezi, Adalet Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi arasında imzalanan bir protokol gereğince FİSAUM bünyesi içerisinde kurulmuştur. Proje kapsamında FİSAUM’un gereksinim duyduğu elektronik donanım sağlanmış, fikrî ve sınaî haklar alanında İngilizce, Almanca ve Fransızca temel kitaplar, 10 adet süreli yayın ve birkaç adet CD bilgi merkezine gelmiştir.

Fikrî Mülkiyet Haklarının Etkin Uygulanması Projesi, Türkiye’de yargının güçlendirilmesi yoluyla fikrî mülkiyet hakları mevzuatının etkin bir biçimde uygulanmasını hedeflemektedir. FİSAUM’da oluşturulan İhtisaslaşmış Bilgi Merkezi ile yedi Fikrî ve Sınaî Haklar Mahkemesi, Adalet Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve Türk Patent Enstitüsü arasında bir bilgi ağı kurulması planlanmıştır. Fikrî mülkiyet hakları ile ilgili belgeler Merkez’de elektronik ortamda toplanmakta ve bu bilgiler, hâkimler, avukatlar, öğretim üyeleri, patent ve marka vekilleri gibi belirlenen kullanıcıların, tanımlanan haklar çerçevesinde erişimine açılmaktadır. Bilimsel yayınlar, mevzuat, mahkeme kararları, istatistikler, raporlar, kurum bültenleri, tescil dosyaları, marka ve tasarım sicilleri, gümrük beyannamesi, gümrük kararları ve hak sahipliği ile ilgili belgeler bilgi merkezinin sunduğu hizmetlerdendir.

Proje henüz planlandığı şekilde tamamlanmamış, FİSAUM’da bir bilgi merkezi kurulmuş ancak bilgi ağı oluşturulamamıştır. Bilgi merkezi’ne proje çerçevesinde sağlanan 400 kadar kitap ve 10 adet süreli yayının katalog bilgileri girilmiş bulunmaktadır ve bu dokümanlar, talep eden herkesin kullanımına ve erişimine açılmış durumdadır. Bütün ilgililer, merkezin açık olduğu saatlerde, kitap, dergi ve dokümanlardan yararlanabilmektedir.

FİSAUM Kütüphanesi 

Uzmanlık kütüphanesi olarak hizmet veren FİSAUM Bilgi Merkezi’nde çok sayıda kitap, süreli yayın ve CD bulunmaktadır. Kütüphanede bulunan bilgisayarlar aracılığıyla hukuk fakültesi IP’leri üzerinden ulaşılabilen veri tabanlarına da erişim mümkündür. Merkezin üye olduğu veri tabanlarına http://kutuphane.ankara.edu.tr/?page_id=792 sayfasından ulaşılabilmektedir. FİSAUM, 2014 yılından itibaren Darts-IP veri tabanına üyedir. Bu veri tabanı, Avrupa Birliği Mahkeme ve ofislerinin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya, Çin ve Türkiye gibi çok sayıda ulusal mahkeme ve ofislerinden, 1.414.000’ın üzerinde karar içermekte ve hali hazırda Avrupa marka içtihat hukuku ile ilgili en kapsamlı veri tabanı olma özelliği taşımaktadır.

Katalog taraması için http://katalog.ankara.edu.tr sayfasına girilerek Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Kütüphanesini seçmek gerekmektedir. Kütüphaneye 2017 yılının başında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından çok sayıda İngilizcce kitap bağışlanmıştır. Kütüphanemizin İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde  alanın en önemli süreli yayınlarına abonedir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Faaliyetleri

FİSAUM, 16 Ekim 2015 tarihinde Sınai Mülkiyet Hakların Uluslararası Bakış Sempozyumu, 31 Ocak-1 Şubat 2008 tarihinde “Avrupa Patent Hukuku ve Türkiye ile Karşılaştırmalı Olarak Patent Yargılaması Uluslararası Sempozyumu, 17-18 Kasım 2005 tarihinde “Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları Uluslararası Sempozyumu, 04 Nisan 2001 tarihinde ise “Sınaî Haklarda Son Gelişmeler Sempozyumu” düzenlemiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, 12 Mayıs 2017 tarihinde “Yargı Perspektifinden Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Getirdikleri”, 20 Kasım 2015 tarihinde “Müzik Eserleri Bağlamında Telif Haklarının Kolektif Yönetimi” Uluslararası Paneli, 26 Eylül 2014 tarihinde “Dijital İletişim Çağında Sosyal Medya ve Fikri Haklar”, 17 Mayıs 2007 tarihinde “Yazılımların Patent ve Telif Hakları”, 20 Nisan 2007 tarihinde “Plastik Sanatlarda Telif Hakları”, .30 Kasım 1999 tarihinde ise “İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma ve Yayma Haklarının İhlâli ve Bunun Sonuçları” isimleri ile paneller düzenlemiştir.

Sempozyum ve panellerin yanısıra FİSAUM çeşitli seminerler düzenlemiştir. Merkez, 7 Haziran 2018 tarihinde “Üniversitelerde Buluşların Korunması ve Ticarileşmesi Semineri”, 12 Şubat 2018 tarihinde “Yapay Zeka, Endüstri 4.0. Ve Fikri Mülkiyet Hukuku Zirvesi”,  7 Haziran 2017 tarihinde “Markaların Hukuki Boyutu Semineri” 16-17 Ekim 2009 tarihlerinde“Fikri Mülkiyet Uyuşmazlıklarında Alternatif Uyuşmazlık Yöntemleri Semineri”, 11-12 Mayıs 2006 tarihlerinde “Avrupa Birliği ile Türk Fikrî Mülkiyet Mevzuatının Karşılaştırılması  Uluslararası Semineri”, 20 Nisan 2006 ve 25 Nisan 2006 tarihlerinde “Teknoloji Merkezlerinde Gerçekleştirilen Bilişim ve Fikri Mülkiyet Seminerleri”, 11 Kasım 2005- 22 Aralık 2005 tarihleri arasında “Kobiler için Fikri Mülkiyet Seminerleri” ve 10 Haziran 1999 tarihinde “21. Yüzyıl ve Sınaî Mülkiyet Hakları” semineri düzenlemiştir.

Merkez, 24 Mayıs 2004 tarihinde “Hirsch’ten Günümüze Fikrî Haklar Uluslararası Konferans”, 10 Ekim 2003 tarihinde “Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınaî Haklarda Son Gelişmeler”, 6 Aralık 1998  tarihinde “Prof. Terence PRIME, “Avrupa’da Bilgisayar Programlarının ve Veri Sistemlerinin Korunması“, 27 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Şafak EREL, “Fikrî Haklara Komşu Haklar“ ve 20 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Ahmet KILIÇOĞLU, “FSEK’ de Yapılan Son Değişiklikler ve Eleştirisi“ isimleri ile konferanslar tertip etmiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, düzenlemiş olduğu, seminer, panel, konferans ve sempozyumları yazılı hale getirmiş ve yayınlamış, takipçilerinin hizmetine sunmuştur.

Merkezin  Düzenlediği Faaliyetlere İlişkin Bazı Sonuç Raporları

Bilişim ve Fikri Mülkiyet Semineri. Ankara: TOBB, 2006.

Kobiler İçin Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları. Ankara: TOBB, 2005.

Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları: Tebliğler. Ankara, 2005.

Hirsch’ten Günümüze Fikri Haklar. Ankara, 2004.

Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınai Haklarda Son Gelişmeler. Ankara, 2003.

Üniversitelerde Fikir ve Sanat Eserleri ve Yolsuz İktibas. Ankara,2003.

Sınai Haklarda Son Gelişmeler: Bildiriler-Tartışmalar. Ankara, 2002.

İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma –Yayma Haklarının İhlali ve Bunun Sonuçları Paneli. Ankara: İLESAM, 2000.

FİSAUM Konferanslar Dizisi I. Ankara: A.Ü. Hukuk Fakültesi, 1998. 

 

Merkez Kurulu

FİSAUM Merkez Kurulu

Prof. Dr. Arzu OĞUZ FİSAUM Müdür
Dr. Öğr. Üyesi Selin ÖZDEN MERHACI FİSAUM Müdür Yardımcısı
Dr. Öğr. Üyesi Zehra ÖZKAN FİSAUM Müdür Yardımcısı
Prof. Dr. Gülin GÜNGÖR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Kemal ŞENOCAK Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Mehmet DEMİR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Hasan Seçkin OZANOĞLU Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Esra DARDAĞAN KİBAR Ankara Üniversitesi  Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Devrim GÜNGÖR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dr. Öğr. Üyesi Ali Ersoy Kontacı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dr. Öğr. Üyesi Hülya ÇOŞTAN Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Kibar ALTUNAL T.C. Sanayi Bilim ve Teknoloji Bakanlığı
Uzm. Hasibe IŞIKLI Kalkınma Bakanlığı
Kadri Yavuz ÖZBAY Türk Patent ve Marka Kurumu
Özgür SEMİZ T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Hülya ÇETİN T.C. Adalet Bakanlığı
Gıda, Tarım ve Havancılık Bakanlığı
Kaan DERİCİOĞLU TOBB
Eray AKDAĞ TÜSİAD Ankara Daimi Temsilcisi
Evren BÜKÜLMEZ Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Dünya Yoksullukla Mücadele Günü

0
Dünya Yoksullukla Mücadele Günü

Dünya Yoksullukla Mücadele Günü (International Day for the Eradication of Poverty), her yıl 17 Ekim’de kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 22 Aralık 1992 tarihli ve 47/196 sayılı kararıyla bu günü uluslararası bir farkındalık günü olarak ilan etmiştir. Dünya Yoksullukla Mücadele Günü, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına, insan haklarının korunmasına, toplumsal dışlanmayla mücadeleye ve herkes için insan onuruna yaraşır yaşam koşullarının sağlanmasına dikkat çekmektedir.

Uluslararası Yoksullukla Mücadele Günü’nün kökeni 17 Ekim 1987’ye dayanmaktadır. O gün, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin imzalandığı Paris’teki Trocadéro’da yüz binden fazla insan, aşırı yoksulluk, şiddet ve açlığın kurbanlarını anmak için bir araya geldi. Yoksulluğun insan haklarının ihlali olduğunu ilan ettiler ve bu haklara saygı gösterilmesini sağlamak için bir araya gelmenin gerekliliğini vurguladılar.

Günümüzde bu mücadele, küresel krizlerin gölgesinde çok daha kritik bir anlam kazanmıştır. Birleşmiş Milletler’in en öncelikli Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olan “Yoksulluğa Son” hedefi, sadece dönemsel yardımları değil; yapısal reformları, adil gelir dağılımını ve kapsayıcı sosyal politikaları zorunlu kılmaktadır. Değişen dünya düzeninde başarıya ulaşmak için politika yapıcıların rehber edinmesi gereken temel mücadele sütunları ve stratejik öncelikler aşağıda özetlenmiştir.
Birleşmiş Milletler, 2026-2028 dönemindeki yoksullukla mücadele çalışmalarını “Barış ve İnsan Hakları İçin Birlikte” ana teması altında yürütmektedir. 2026 yılının özel odağı ise “Herkes İçin Güvenli Evler” olarak belirlenmiştir. Güvenli, erişilebilir ve karşılanabilir konut hakkının yoksulluk döngüsünü kırmadaki rolüne dikkat çekilmektedir.
Yoksullukla Mücadelede Zorunlu Eylem Planı

Stratejik Alan Zorunlu İlave ve Uygulama Kriterleri Kapsadığı Hak ve Kazanımlar
Sosyal Koruma Tabanı Herkes için kapsayıcı, kesintisiz ve hak temelli bir sosyal güvenlik ağının kurulması. Temel gelir güvencesi, işsizlik ve yaşlılık sigortası.
Fırsat Eşitliği Nitelikli eğitime, modern sağlık hizmetlerine ve temiz suya ücretsiz/uygun fiyatlı erişim. Sınıfsal hareketlilik, nesiller arası yoksulluk döngüsünün kırılması.
Adil İstihdam Güvencesiz çalışmanın önlenmesi, insana yakışır iş imkanları ve asgari geçim ücreti standartları. Çalışan yoksulluğunun bitirilmesi, emeğin adil değer bulması.
İklim ve Kriz Direnci İklim krizinden etkilenen kırılgan topluluklar için yeşil istihdam ve tarımsal destek sigortaları. Gıda güvenliğinin korunması, göç dalgalarının önlenmesi.
Finansal Kapsayıcılık Düşük gelirli grupların, kadınların ve mikro işletmelerin bankacılık ile adil kredi imkanlarına erişimi. Ekonomik bağımsızlık, yerel girişimciliğin desteklenmesi.

Kırgız Cumhuriyeti Anayasası

0
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, 5 Mayıs 1993 tarihinde ilk kez kabul edilmiş ve 10 Şubat 1996, 17 ekim 1998 tarihlerinde ilave ve değişiklikler yapılmış ve son olarak 27 Haziran 2010 tarihinde kabul edilen referandum ile tamamen yenilenerek yeni bir Anayasa olarak ilan edilmiştir. Dünya Anayasaları arasında genç anayasalarındandır. Kırgızistan, SSCB’nin dağılmasının ardından 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir.
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası

Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, 5 Mayıs 1993 tarihinde ilk kez kabul edilmiş ve 10 Şubat 1996, 17 ekim 1998 tarihlerinde ilave ve değişiklikler yapılmış ve son olarak 27 Haziran 2010 tarihinde kabul edilen referandum ile tamamen yenilenerek yeni bir Anayasa olarak ilan edilmiştir. Dünya Anayasaları arasında genç anayasalarındandır.

Kırgızistan, SSCB’nin dağılmasının ardından 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Kırgızistan Anayasasına göre Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, Aksakal (yaşlılar) mahkemeleri kurma hakkına sahiptir.

Kırgız Cumhuriyeti Anayasası

Biz Kırgızistan halkı,

Halkın özgürlüğü için hayatını feda etmiş kahramanları anarak;

İnsan haklarına saygı ve korunması doğrultusunda özgür ve demokratik devlet kurma amacına bağlılığını onaylayarak;

Kırgız devlet geleneğinin geliştirilmesi ve pekiştirilmesine, devlet egemenliği ve halkın bütünlüğünü korumaya olan sarsılmaz inancı ve sağlam iradeyi ifade ederek;

Hukukun üstünlüğünü onaylamaya çalışarak, ayrıca sosyal adaleti, halkın ekonomik refahı ve manevi açıdan gelişmesini destekleyerek;

Atalarımızın barış ve uzlaşma, doğayla uyum içinde yaşamaya ilişkin vasiyetlerinden yola çıkarak, bu Anayasayı kabul ediyoruz.

Kırgızistan Haritası ve Bayrağı

1. KISIM
ANAYASAL DÜZENİN TEMELLERİ
Madde 1

Kırgız Cumhuriyeti (Kırgızistan) egemen, demokratik, hukuki, dünyevi, üniter, sosyal devlettir.

Kırgız Cumhuriyeti kendi sınırları içinde tam devlet egemenliğine sahiptir, iç ve dış politikasını bağımsızca yürütür.

Madde 2

Kırgızistan halkı Kırgız Cumhuriyetinde egemenliğinin taşıyıcısı ve devlet hakimiyetinin tek kaynağıdır.

Kırgızistan halkı hakimiyetini seçim ve referandumla doğrudan, ayrıca bu Anayasa ve kanunlar doğrultusunda devlet organları ve yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirir.

Kanunlar ve devletle ilgili diğer önemli konular referanduma sunulabilir. Referandum yapılması usulü ve referanduma sunulan konuların listesi anayasal kanunla belirlenir

Seçimler serbesttir.

Jogorku Keneş, Devlet Başkanı, yerel yönetim temsili organları üyelerinin seçimleri, genel, eşit ve dorudan seçim hakkına dayalı gizli oylamayla yapılır.

18 yaşına ulaşmış Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı seçme hakkına sahiptir.

5-Devlet, karar alma düzeyini de içeren, devlet organları ve yerel yönetim organlarında, kanunla belirlenen çeşitli sosyal grupların temsilinin koşullarını oluşturur.

Madde 3

Kırgız Cumhuriyetinde devlet hakimiyeti aşağıdaki ilkelere dayanır:

Halk hakimiyetinin üstünlüğü, genel halk oylamasıyla seçilen Jogorku Keneş ve Devlet Başkanı tarafından temsil ve gerçekleştirilme;

Kuvvetler ayrılığı;

Devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının halka karşı açıklığı ve sorumluluğu ve yetkilerini halkın çıkarına kullanmaları;

Devlet makamları ve yerel yönetim organlarının işlev ve yetkilerinin ayrılması.

Madde 4

Siyasi çoğulculuk ve çok partililik, Kırgız Cumhuriyetinde tanınır.

Vatandaşlar; hak ve özgürlüklerini gerçekleştirmek ve korumak, ayrıca siyasi, ekonomik, sosyal, iş, kültür ve diğer menfaatlerini karşılamak için serbest iradeleri ve ortak menfaatleri temelinde, siyasi partiler, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri, kurma hakkına sahiptir.

Siyasi partiler, vatandaşların siyasi iradesinin ifade edilmesine yardımcı olur, Jogorku Keneş, Devlet Başkanı ve yerel yönetim organları seçimlerine katılır.

Aşağıdakiler Kırgız Cumhuriyetinde yasaklanmıştır:

Devlet, belediye ve parti kurumlarının birleşmesi; devlet ve belediye kurum ve kuruluşlarında siyasi parti kurulması ve faaliyeti; görevler dışında gerçekleştirliktleri faaliyetler hariç devlet ve belediye çalışanlarının parti faaliyetlerini gerçekleştirmesi;

Ordu mensuplarının, kolluk kuvvetleri mensuplarının ve hakimlerin siyasi partilere üye olmaları, her hangi bir siyasi partiyi desteklemeleri;

Dini, etnik temele dayalı siyasi partilerin kurulması, dini örgütler tarafından siyasi amaçlı faaliyetler;

Vatandaş birlikleri tarafından askeri oluşumların meydana getirilmesi;

Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirmeye, ulusal güvenliği zayıflatmaya, sosyal, ırksal, milletler arası, etnik kimlikler arası ve dini düşmanlığı teşvik etmeye yönelik siyasi amaçlar güden siyasi parti, kamu ve dini kuruluşlar, onların temsilcileri ve kollarının faaliyetleri.

Madde 5

Devlet ve organları toplumun bir kısmına değil tümüne hizmet eder.

Halkın hiçbir kısmı, hiçbir birlik, hiçbir kişi devlet hakimiyetine el koyamaz. Halk hakimiyetine el koymak ağır suçtur.

Devlet, devlet organları, yerel yönetim organları ve yetkilileri bu Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş yetkilerin dışına çıkamaz.

Devlet, devlet organları, yerel yönetim organları ve yetkilileri, kanunla belirlenmiş şekilde yasa dışı eylemlerinden dolayı sorumludur.

Madde 6

Anayasa, Kırgız Cumhuriyetinde yüksek hukuki güce sahiptir ve doğrudan uygulanır.

Anayasa, anayasal kanunlar, kanunlar ve diğer normatif hukuki düzenlemeleri kabul edilerek uygulanır.

Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası antlaşmalar, ayrıca uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları Kırgız Cumhuriyeti hukuk sisteminin bir parçasıdır.

İnsan haklarıyla ilgili uluslararası antlaşma normları doğrudan uygulanır ve diğer uluslararası antlaşmalara nazaran önceliğe sahiptir.

Kanunlar ve diğer normatif düzenlemelerin resmen yayınlanması onların yürürlüğe girmelerinin zorunlu koşuludur.

Yeni yükümlülükler getiren veya sorumlulukları artıran kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri geriye dönük uygulanmaz.

Madde 7

Kırgız Cumhuriyetinde hiçbir din, devlet dini olarak veya zorunlu din olarak belirlenemez.

Din ve tüm inançlar devletten ayrıdır.

Devlet makamlarının faaliyetlerine, dini kurumların ve din adamlarının dahil edilmesi yasaktır.

Madde 8

Mevcut sınırları içinde Kırgız Cumhuriyeti toprakları, bölünmez ve dokunulmazdır.

Kırgız Cumhuriyetinin toprakları, Devlet yönetiminin ve yerel yönetimin organize edilmesi amacıyla, kanunla belirlenen idari bölümlere ayrılabilir.

Bişkek ve Oş şehirleri cumhuriyet önemine haiz şehirlerdir ve onların statüleri kanunla belirlenir.

Madde 9

Kırgız Cumhuriyeti, iyi yaşam koşulları, kişiliğin serbestçe gelişimi ve istihdamı desteklemek amacıyla sosyal programlar geliştirir.

Kırgız Cumhuriyeti, asgari geçim ücretini, iş güvenliği ve sağlığını güvence altına alarak sosyal açıdan hassas vatandaş gruplarını destekler.

Kırgız Cumhuriyeti, sosyal hizmetler, sağlık hizmeti, devlet emekliliği, yardımları ve diğer sosyal güvenlik önlemleri sistemini geliştirir.

Madde 10

Kırgız Cumhuriyetinde devlet dili Kırgız dilidir.

Kırgız Cumhuriyetinde, Rus dili, resmi dil olarak kullanılır.

Kırgız Cumhuriyeti, Kırgızistan halkını oluşturan etnik kimliklerin tüm temsilcilerine, ana dillerini koruma, öğrenilmesi ve geliştirilmesi için koşulları oluşturma hakkı tanır.

Madde 11

Kırgız Cumhuriyetinin, Bayrak, Amblem ve Milli Marşı, devlet sembolleridir. Onların tanımlanması ve resmi kullanımı, kanunla belirlenir.

Kırgız Cumhuriyetinin başkenti Bişkek şehridir.

Kırgız Cumhuriyetinin para birimi Som’dur.

Madde 12

Kırgız Cumhuriyetinde mülkiyetin değişik türleri tanınır ve özel, devlet, yerel yönetimler ve diğer mülkiyet türleri eşit şekilde korunur.

Mülkiyet dokunulmazdır. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.

Malikin rızası dışında mülkiyete el koyulmasına, sadece mahkeme kararıyla müsaade edilir.

Mahkeme kararı olmaksızın mülkiyete zorla el koyulmasına ulusal güvenlik, toplumsal düzen, halkın sağlık ve ahlakının korunması, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla izin verilir. Bu durumun hukuka uygunluğunun, mahkemece karara bağlanması zorunludur.

Kanunla belirtilen kamu yararı doğrultusunda mülkiyete el konulmasına, mülkiyetin değerini ya da mülkiyetten mahrum olmaktan kaynaklanan diğer zararların önceden ve tatmin edici şekilde tazmin edilmesini sağlayan bir mahkeme kararı üzerine, izin verilir.

Vatandaşlar ve tüzel kişilere ait mülkiyetin, devlete devredilmesi (millileştirme), mülkiyetin değerinin ve diğer zararların karşılanmasıyla, kanuna uygun olarak gerçekleştirilebilir.

Kırgız Cumhuriyeti kendi vatandaşlarının ve tüzel kişilerin mülkiyetlerini, ayrıca diğer ülkelerde yer alan kendi mülkiyetini korur.

Toprak, toprak altı zenginlikler, sular, ormanlar, bitki ve hayvanlar dünyası, diğer doğal kaynaklar Kırgız Cumhuriyetinin istisnai mülkiyetidir ve Kırgızistan halkının yaşam ve faaliyetinin temeli olarak ortak ekolojik ortamın korunması amacıyla kullanılır ve devletin özel koruması altındadır.

Özel mülkiyet olamayacak otlaklar hariç topraklar; özel, belediye ve mülkiyetin diğer çeşitlerine konu olabilir.

Maliklerin haklarını kullanma ve onları korumalarının şekil ve sınırları kanunla belirlenir.

Madde 13

Kırgız Cumhuriyetinin devlet bütçesi, gelirler ve giderler dahil ülke bütçesi ve yerel bütçelerden oluşur.

Ülke bütçesi ve yerel bütçenin oluşumu, kabulü ve uygulanma şekli, ayrıca uygulanmanın denetimi kanunla belirlenir. Ülke bütçesi kanunla, yerel bütçeler ilgili temsili organların kararıyla kabul edilir.

Kırgız Cumhuriyeti sınırları içinde tek bir vergi sistemi uygulanır. Vergilerin belirlenmesi hakkı Jogorku Keneşe aittir. Vergi belirleyen ve vergi mükelleflerinin durumunu kötüleştiren kanunlar geriye yürümez.

Madde 14

Kırgız Cumhuriyeti yayılmacılık, saldırı amaçları gütmez ve silahlı güçle çözülecek toprak iddialarında bulunmaz; devlet yaşamının askerileştirilmesini, devleti ve faaliyetlerini bir savaş açma amaçlarına bağlamayı reddeder. Kırgızistan Silahlı Kuvvetleri, kendini savunma ve savunma yeterliliğine uygun olarak kurulur.

Savaş açma hakkı, Kırgızistan’a ve ortak savunma yükümlülüğü ile bağlı diğer devletlere karşı saldırı durumları hariç, kabul edilmez. Kırgızistan toprakları dışına Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri birliklerinin hareket etmesine her bir durumda izin verilmesi, milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen Jogorku Keneş kararıyla mümkündür.

Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin devlet içi siyasi amaçlar doğrultusunda kullanımı yasaktır.

Kırgız Cumhuriyeti, evrensel ve adil barış, karşılıklı çıkarlara dayalı işbirliği, barışçıl yollarla küresel ve bölgesel sorunların çözümü yönünde çaba gösterir.

Madde 15

Kırgız Cumhuriyetinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim, sadece bu Anayasa ve anayasal kanunlarla öngörülen durum ve şekillerde uygulanabilir.

2.KISIM
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
BİRİNCİ BÖLÜM
TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
Madde 16

Temel hak ve özgürlükler, devredilemez ve doğuştan her insana aittir.

İnsan hakları ve özgürlükleri, üstün değerlerdir. Onlar doğrudan etkilidir ve yasama, yürütme ve yerel idare organlarının faaliyetlerinin anlamını ve içeriğini belirler.

Kırgız Cumhuriyeti, kendi ülkesi ve yargı yetkisi içindeki herkesin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterir ve onları sağlar.

Hiç kimse, cinsiyet, ırk, dil, engellilik, etnik köken, inanç, yaş, siyasi ya da diğer kanaat, eğitim, sosyal çevre, malvarlığı ve diğer statü veya benzeri sebeplerle ayrımcılığa tabi tutulamaz.

Kanunla belirlenen ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak çeşitli sosyal gruplar için fırsat eşitliği sağlamayı amaçlayan özel önlemler, ayrımcılık olarak görülemez.

Kırgız Cumhuriyetinde herkes, kanunlar ve mahkemeler önünde eşittir.

Kırgız Cumhuriyetinde kadın ve erkekler, eşit hak ve özgürlüklere ve onların uygulanması için fırsat eşitliğine sahiptir.

Çocuğun yüksek menfaatlerinin gözetilmesi ilkesi, Kırgız Cumhuriyetinde geçerlidir.

Madde 17

Bu Anayasada yer alan hak ve özgürlükler, tüketici değildir ve evrensel olarak tanınan diğer insan hak ve özgürlüklerini sınırlandırıcı veya reddedici olarak yorumlanamaz.

Madde 18

Herkes, mevcut Anayasa ve kanunlarla yasaklananlar hariç, herhangi bir davranış ve eylemi gerçekleştirme hakkına sahiptir.

Madde 19

Kırgız Cumhuriyetinde yabancılar ve vatansızlar, kanunlarla ve Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla belirlenen durumlar hariç, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları ile eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.

Kırgız Cumhuriyetinin uluslararası yükümlülüklerine göre, siyasi sebepler veya insan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinden dolayı eziyete uğrayan yabancılar ve devletsiz kişiler için sığınma hakkı güvence altındadır.

Madde 20

Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran veya eksilten kanunlar, kabul edilemez.

İnsan hak ve özgürlüleri, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın veya diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla Anayasa ve kanunla sınırlanabilir. Yapılan sınırlamalar, belirtilen amaçlarla orantılı olmalıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerini sınırlayan idari düzenlemeler kabul edilmesi, yasaktır.

Kanun, Anayasada öngörülenden başka bir amaçla ve daha fazla kapsamda, hak ve özgürlüklere sınırlama getiremez.

Bu Anayasada belirtilen yasakların aşağıdaki güvenceleri, herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulamaz:

İdam cezasının, işkence ve diğer insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele veya cezanın uygulanması;

Tam olarak açıklanmış ve doğrulanmış gönüllü rıza olmaksızın, insan üzerinde tıbbi, biyolojik ve psikolojik deney yapılması;

Kölelik ve insan ticareti;

Çocuk emeğinin istismarı;

Medeni ve yasal yükümlülüklerini yerine getiremediğinden dolayı, özgürlükten yoksun bırakılma;

Bir kişinin onur ve şerefine zarar veren bilgilerin yayılması için ceza kovuşturması yapılması;

Düşünceleri, dinleri ve diğer inançları açıklamaya zorlama veya açıklanmasının engellenmesi;

Barışçıl bir toplantıya katılmaya zorlama;

Kişiyi etnik kimliğini belirlemeye ve ifade etmeye zorlama;

Konutundan keyfi olarak mahrum edilmesi;

Bu Anayasada aşağıda belirtilen haklar, herhangi bir sınırlamaya tabi olamaz:

1) Tutuklanan her bir kişiye insanca muamele ve insan onuruna saygı gösterme;

2) Af ve cezanın indirilmesi için başvurma;

3) Bir yüksek mahkeme tarafından davanın yeniden incelenmesi;

4) Düşünce ve kanaat özgürlüğü;

5) Din ve inancını seçme ve sahip olma özgürlüğü;

6) Kişinin etnik kökenini belirleme ve ifade etme özgürlüğü;

Devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ve resmi sıfatla hareket eden görevlilerin hukuk dışı eylemlerinin yol açtığı zararların, devlet tarafından tazmin edilmesi;

Yargısal korunma;

Devlet eğitim kurumlarında, temel ve genel orta eğitimin ücretsiz olması;

Vatandaşın Kırgız Cumhuriyetine engelsiz dönebilmesi.

İKİNCİ BÖLÜM
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Madde 21

Herkes, devredilmez yaşama hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşamından yoksun bırakılamaz. İdam cezası yasaktır.

Madde 22

Hiç kimse, işkence ya da insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

Özgürlüğünden mahrum edilen herkes, insanca muamele ve insan onuruna saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Tam olarak açıklanmış ve onaylanmış gönüllü rıza olmaksızın insan üzerinde tıbbi, biyolojik ve psikolojik deneyler yapılması, yasaktır.

Madde 23

Kırgız Cumhuriyetinde, kölelik ve insan ticareti yasaktır.

Çocuk emeğinin istismarı yasaktır.

Savaş, doğal afetler ve diğer olağanüstü haller sonrası yapılan işler ve bir mahkeme kararının uygulanması durumları hariç, zorunlu çalıştırma yasaktır.

Askerliğe alınma ya da alternatif (sivil) hizmet, zorunlu çalışma olarak görülemez.

Madde 24

Herkesin özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkı vardır.

Hiç kimse, yalnızca medeni hukuk sözleşmesinden doğan bir yükümlülüğü yerine getiremediğinden dolayı, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Hiç kimse, mahkeme kararı ve yalnızca kanunla belirlenen esas ve usul dışında, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz ve özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Hiç kimse, mahkeme kararı olmaksızın 48 saatten fazla gözaltında tutulamaz.

Gözaltına alınan herhangi bir kişi, derhal ve her halükarda gözaltına alındığı andan 48 saatin sonuna kadar, gözaltına alınmasının hukuka uygunluğu hakkında karar verilmesi için, mahkemeye sevk edilir.

Belli durumlarda kanun, gözaltı sürelerini daha da kısaltabilir.

Gözaltına alınan herhangi bir kişi, kanunla belirlenen kural ve belli aralıklarla, gözaltına alınmasının hukuka uygunluğunun incelenmesini talep etme hakkına sahiptir. Gözaltına almayı haklı kılacak hiçbir nedenin kalmaması durumunda, kişi derhal salıverilir.

Gözaltına alınan herhangi bir kişi, tutulmasının nedenleri hakkında derhal bilgilendirilir, tıbbi muayene ve doktor yardımı dahil haklarının sağlanması ve açıklanması hakkına sahiptir.

Gözaltına alındığı andan itibaren kişi güvenli bir yerde tutulur, kendisini kişisel olarak savunmak için fırsat verilir, bir avukattan veya kendi sahip olduğu avukattan nitelikli hukuki yardım alma hakkından yararlanır.

Madde 25

Herkes, Kırgız Cumhuriyetinde özgürce seyahat etme, yerleşme yeri ve ikametgahını seçme hakkına sahiptir.

Herkes, özgürce Kırgız Cumhuriyeti sınırları dışına çıkma hakkına sahiptir.

Madde 26

Herkes, kanuna uygun olarak ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile tespit edilinceye kadar bir suç işlediği konusunda masum kabul edilir. Bu ilkenin ihlali, bir mahkeme kararı ile maddi ve manevi zararının tazmin edilmesine yol açar.

Hiç kimse, masum olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Suçluluğu konusunda herhangi bir şüphe olması durumunda, sanığın lehine yorum yapılır.

Hiç kimse, bir suç işlendiği konusunda yalnızca kendi itirafına dayanarak suçlanamaz.

Bir ceza davasında suçu ispat yükümlülüğü, iddiada bulunana aittir. Kanun ihlaliyle elde edilen deliller, suçun ispatında kullanılamaz ve mahkeme kararına esas alınamaz.

Hiç kimse, kendisine, eşine ya da kanunda gösterilen yakın akrabalarına karşı tanıklık etmek zorunda değildir. Kanunla, tanıklıktan kaçınmayı gerektiren diğer durumlar belirlenebilir.

Herkes, kanunla belirlenen durumlarda, jürinin katılımıyla oluşan bir mahkemede davasının görülmesini isteme hakkına sahiptir.

Madde 27

Her hükümlü kişi, kanun hükümlerine göre, davasının bir yüksek mahkemede yeniden incelenmesini isteme hakkına sahiptir.

Her hükümlü kişi, cezanın af edilmesi ya da hafifletilmesini isteme hakkına sahiptir.

Hiç kimse, aynı ve benzer bir suç için ikinci kez sorumlu tutulamaz.

Madde 28

Bir kişinin sorumluluğunu doğuran ya da ağırlaştıran bir kanun, geçmişe dönük olarak uygulanmaz. Hiç kimse, işlediği zaman suç olarak kabul edilmeyen bir eylemden dolayı suçlu kabul edilemez. Bir suç işlendikten sonra, sorumluluğu kaldıran ya da daha az bir ceza öngören, sonraki yeni kanun uygulanır.

Ceza kanunlarının uygulanmasında kıyas yasaktır.

Madde 29

Herkes, özel hayatının dokunulmazlığı ve onur ve şerefinin korunması hakkına sahiptir.

Herkes, haberleşmesinin, telefon ve diğer görüşmelerin, posta, telgraf, elektronik ve diğer iletişimlerinin gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakların sınırlanması, yalnızca kanuna uygun olarak ve sadece bir mahkeme kararı ile mümkündür.

Gizli bilgilerin veya kişinin rızası olmaksızın özel yaşamına ilişkin bilgilerin, toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılması, kanunla öngörülen durumlar hariç, yasaktır.

Herkes, gizli bilgilerin ve özel yaşamına ilişkin bilgilerin yasa dışı toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılmasından, yargısal savunma dahil korunma güvencesi altındadır; hukuk dışı eylemlerin sebep olduğu maddi ve manevi zararın karşılanması hakkı, güvence altındadır.

Madde 30

Herkes, konutunun ayrıca üzerinde mülkiyet ve diğer hak bulunan eşyalarının dokunulmazlığı hakkına sahiptir. Hiç kimse, kullanan kişinin rızası olmaksızın konutuna veya diğer eşyalarına müdahale edemez.

Sahip olunan ya da diğer bir şekilde elinde bulundurulan konutta ve diğer eşyalarda arama, el koyma, inceleme ve diğer eylemleri gerçekleştirme veya kamu makamlarının müdahalesi, yalnızca bir mahkeme kararına dayanılarak mümkündür.

Kanunla öngörülen durumlarda, sahip olunan ya da diğer bir şekilde elinde bulundurulan konutta ve diğer eşyalarda arama, el koyma, inceleme ve diğer eylemleri gerçekleştirmeye veya kamu makamlarının müdahalesine, mahkeme kararı olmaksızın izin verilebilir. Bu eylemlerin yasallığı ve uygunluğu yargı denetimine tabidir.

Bu maddede öngörülen güvenceler ve sınırlamalar, tüzel kişiler için de uygulanır.

Madde 31

Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğü hakkına sahiptir.

Herkes, kanaatlerini özgürce açıklama, ifade etme ve basın özgürlüğü hakkına sahiptir.

Hiç kimse, kanaatlerini açıklamaya ya da inkar etmeye zorlanamaz.

Milli, etnik, ırki ve dini nefret, cinsiyet ve diğer sosyal üstünlük içeren, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddete çağrı yapan propaganda yasaktır.

Madde 32

Herkesin vicdan ve inanç özgürlüğü güvence altındadır.

Herkes, herhangi bir dini bireysel ya da diğer kişilerle toplu olarak açığa vurma ya da dinini açıklamama hakkına sahiptir.

Herkes, özgürce din veya diğer inançları seçme ve sahip olma hakkına sahiptir.

Hiç kimse, dinini veya diğer inançlarını açıklamaya ya da onları inkar etmeye zorlanamaz.

Madde 33

Herkes, özgürce bilgiyi araştırma, alma, saklama ve kullanma; sözlü, yazılı ya da diğer bir şekilde yayma hakkına sahiptir.

Herkes, devlet, yerel yönetim organları, kurum ve kuruluşlardan kendisi ile ilgili bilgileri elde etme hakkına sahiptir.

Herkes, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının veya bunların görevlilerinin, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ayrıca genel ve yerel bütçeden finanse edilen kurumların ortaklığıyla oluşan diğer yasal kuruluşların faaliyetleri hakkında bilgi alma hakkına sahiptir.

Herkes, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ve bunların görevlilerinde bulunan bilgilere erişme hakkına sahiptir. Bilgi sağlamanın yöntemleri, kanunla düzenlenir.

Hiç kimse, bir kişinin onur ve şerefini küçük düşüren veya aşağılayan bilgilerin yayılmasından dolayı cezai soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 34

Herkes, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına sahiptir. Hiç kimse, bir toplantıya katılmaya zorlanamaz.

Barışçıl bir toplantı düzenlenmesini sağlamak için, herkes, devlet makamlarına bildirimde bulunma hakkına sahiptir.

Barışçıl bir toplantının düzenlenmesini yasaklamaya ya da sınırlamaya izin verilmez; aynı şekilde, barışçıl bir toplantı düzenlenmesi için bildirim yapılmaması, bildirim formunun, içeriğinin ve teslim tarihlerinin uygun olmaması, toplantının düzenlenmesinin reddedilmesine yol açar.

Barışçıl bir toplantıyı organize edenler ve katılanlar, barışçıl bir toplantı düzenlenmesi bildiriminin yapılmaması, bildirim formunun, içeriğinin ve teslim tarihlerinin uygun olmamasından dolayı sorumlu tutulamaz.

Madde 35

Herkes, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.

Madde 36

Aile toplumun temelidir. Aile, babalık, annelik ve çocukluk, tüm toplumun gözetimine ve kanunla ayrıcalıklı korunmaya tabidir.

Her çocuk, fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki ve sosyal gelişiminin gerektirdiği yaşam seviyesine hak sahibidir.

Bir çocuğun gelişimi için gerekli yaşam koşullarının sağlanması sorumluluğu, güçleri ve mali imkanları içinde ailesinin her birince ya da çocuğa bakan diğer kişiler tarafından üstlenilir.

Devlet, yetim ve aile bakımından yoksun çocukların bakım, yetiştirme ve eğitimini sağlar.

Erginlik yaşına ulaşan kişiler, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Hiçbir evlilik, eşlerin gönüllülüğü ve karşılıklı rızası olmaksızın yapılamaz. Evlilik, devlet tarafından kaydedilir.

Madde 37

Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmeyen halk gelenek ve görenekleri, Devlet tarafından desteklenir.

Yaşlı insanlara saygı, aile ve yakın akrabalara bakım, herkesin yükümlülüğüdür.

Madde 38

Herkes etnik kökenini serbestçe belirleme ve ifade etme hakkına sahiptir. Hiç kimse etnik kökenini belirleme ve ifade etmeye zorlanamaz.

Madde 39

Herkes, resmi sıfatla hareket eden kamu makamları, yerel yönetim organları ve onların görevlilerinin hukuk dışı davranışları ile sebep oldukları zararların karşılanmasını talep etme hakkına sahiptir.

Madde 40

Herkesin, mevcut Anayasa, kanunlar, Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu antlaşmalar, ayrıca uluslararası hukukça kabul edilen ilke ve kurallar ile öngörülen temel hak ve özgürlükleri, yargısal korunma güvencesi altındadır.

Devlet, insan hak ve özgürlüklerinin korunması için yargı dışı ve yargı öncesi yöntemler, şekiller ve araçlar geliştirir.

Herkes, kanunla yasaklanmamış her türlü araçla, hak ve özgürlüklerini koruma hakkına sahiptir.

Herkes, nitelikli hukuki yardım alma hakkına sahiptir. Kanunda öngörülen durumlarda, hukuki yardım, devlet giderlerinden karşılanır.

Madde 41

Herkes devlet makamlarına, yerel yönetim organlarına ve onların görevlilerine başvurma hakkına sahiptir; görevliler kanunda öngörülen tarihler içinde gerekli cevabı verir.

Herkes, ihlal edilen hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlamak için, uluslararası antlaşmalara uygun olarak uluslararası insan hakları organlarına başvurma hakkına sahiptir. Bu organların, insan hak ve özgürlükleri ihlali belirlemesi durumunda, Kırgız Cumhuriyeti, ihlalin giderilmesi ve/veya tazmin edilmesi için gerekli önlemleri alır.

Madde 42

Herkes, mülkiyet edinme, kullanma ve elden çıkarma ve faaliyetlerini sonlandırma hakkına sahiptir.

Herkes, ekonomik özgürlük ve kanunla yasaklanmamış herhangi bir ekonomik faaliyet için yeteneklerini ve mülkiyetini serbestçe kullanma hakkına sahiptir.

Herkes, çalışma özgürlüğüne, çalışma için yeteneklerini kullanma, mesleğini ve işini seçme, güvenli ve sağlıklı koşulları sağlayan iş güvenliği ve iş düzeni isteme hakkına, ayrıca asgari geçim düzeyinden az olmayan bir ücret alma hakkına sahiptir.

Madde 43

Herkes grev hakkına sahiptir.

Madde 44

Herkes, dinlenme hakkına sahiptir.

Azami çalışma süreci, asgari haftalık dinlenme, yıllık ücretli izin, ayrıca dinlenme hakkının diğer temel yöntemleri, kanunla düzenlenir.

Madde 45

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Genel temel eğitim zorunludur.

Herkes, devlet eğitim kurumlarında, ücretsiz genel temel ve orta temel eğitim alma hakkına sahiptir.

Devlet, okul öncesi eğitim kurumlarında başlayıp genel temel eğitime karar süren, resmi dil ve bir uluslararası yabancı dil eğitimini devlet okullarında öğretilmesi için gerekli koşulları sağlar.

Devlet, kamu, belediye ve özel eğitim kurumlarının geliştirilmesi için gerekli koşulları sağlar.

Devlet, fiziksel kültür ve sporun geliştirilmesinin koşullarını sağlar.

Madde 46

Herkes konut hakkına sahiptir.

Hiç kimse keyfi olarak konutundan yoksun bırakılamaz.

Devlet makamları ve yerel yönetim organları, konut inşaatı teşvik eder ve konut hakkından yararlanılması için gerekli koşulları sağlar.

Düşük gelirli kimselere, ayrıca ihtiyaç sahibi diğer kişilere, kanunla belirtilen yöntemlere uygun ve koşullarda, devlet, belediye ve diğer konut fonları ya da sosyal kurumlardan, ücretsiz ya da uygun ödemelerle, konut sağlanır.

Madde 47

Herkes sağlığının korunması hakkına sahiptir.

Devlet, herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması için koşulları oluşturur ve devlet, belediye ve özel sağlık sektörlerinin gelişmesi için önlemler alır.

Ücretsiz sağlık hizmeti ya da tercihli sağlık hizmeti, kanunla öngörülen devlet güvenceleri kapsamında sağlanır.

Resmi görevliler tarafından halkın yaşamı ve sağlığını tehlikeye düşüren gerçekler ve koşulların gizlenmesi, kanunla öngörülen sorumluluklara tabidir.

Madde 48

Herkes, hayatı ve sağlığı için elverişli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Herkesin, doğa yönetimi alanındaki eylemlerin sonucu olarak sağlığı ve mülkiyetine yönelik zararların tazmin edilmesini isteme hakkı vardır.

Herkes, çevreyi, bitki örtüsünü ve hayvanlar alemini gözetmelidir.

Madde 49

Herkesin, edebiyat, sanat, bilim teknik ve diğer yaratıcı ve öğretim faaliyeti özgürlüğü güvence altındadır.

Herkes, kültürel yaşama katılma ve kültürel değerlere erişim hakkına sahiptir. Devlet, tarihsel eserlerin, ayrıca diğer kültürel miras konularının korunmasını sağlar.

Fikri mülkiyet kanunla korunur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VATANDAŞLIK. VATANDAŞ HAK VE ÖDEVLERİ
Madde 50

Vatandaş, vatandaşlıktan kaynaklanan haklara ve ödevlere sahiptir.

Hiç kimse vatandaşlığından yoksun bırakılamaz ve vatandaşlığını değiştirme hakkı elinden alınamaz. Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilerin, kanunla ve Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara uygun olarak bir diğer devletin vatandaşlığını kazanması tanınır.

Kırgız Cumhuriyeti dışında yaşayan Kırgız halkı, bir diğer devletin vatandaşlığına bakılmaksızın, basitleştirilmiş bir yöntemle, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığını elde etme hakkına sahiptir.

Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığının verilmesinin yöntem ve koşulları, kanunla belirlenir.

Bir vatandaş, ülke sınırları dışına çıkarılamaz ve bir başka devlete iade edilemez.

Kırgız Cumhuriyeti, vatandaşlarının, sınırları ötesinde savunma ve korumasını güvence altına alır.

Madde 51

Vatandaşlar, Kırgız Cumhuriyetine hiçbir engelle karşılaşmaksızın dönme hakkına sahiptir.

Madde 52

Vatandaşlar şu hakları sahiptir:

Kanunların ve ülkesel ve bölgesel çaptaki kararların müzakeresine ve kabulüne katılma;

Mevcut Anayasa ve kanunlarda öngörülen yönteme uygun olarak, devlet ve yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme;

Anayasal kanunla öngörülen yönteme uygun olarak referandumlara katılma;

Vatandaşlar, devlet ve kamusal önemdeki konulara ilişkin halk kurultayları düzenleme hakkına sahiptir.

Halk kurultayları kararı, öneri olarak ilgili kuruluşlara bildirilir.

Halk kurultaylarının düzenlenmesine ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

Vatandaşlar, genel ve yerel bütçenin oluşturulmasına katılma, ayrıca bütçe fonlarının harcanmasına ilişkin bilgi alma hakkına sahiptir.

Vatandaşlar, kanunda öngörülen düzenlemelere uygun olarak, sivil ve belediye hizmetlerinde görev alma ve yükselmede eşit haklara ve eşit fırsatlara sahiptir.

Bir diğer vatandaşlığa sahip Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, siyasi devlet makamlarında ve yargıçlık görevinde bulunamaz. Bu sınırlama, kanunla diğer kamu görevleri içinde konulabilir.

Madde 53

Yaşlılık, hastalık, engellilik ve geçimini sağlayanın kaybedilmesi durumlarında sosyal güvenlik, kanunla öngörülen durumlarda ve yöntemle, vatandaşlar için güvence altına alınır.

Devletin ekonomik kaynaklarına uygun olarak emeklilik ve sosyal yardımlar, asgari geçim seviyesinden daha düşük olmayan bir yaşam standardı sağlar.

Gönüllü sosyal sigorta ve sosyal güvenliğin diğer biçimlerinin kurulması ve hayırseverlik, teşvik edilir.

Devletin sosyal faaliyetleri, bir vatandaşın ekonomik özgürlüğünü ve kendisi ya da ailesinin geçimini temin etmesine ilişkin faaliyetlerini ve sorumluluklarını sınırlayan devlet koruyuculuğuna yol açamaz.

Madde 54

Devlet, kanunla öngörülen bir yöntemle, vatandaşların mesleki yeteneklerinin artırılmasını teşvik eder.

Madde 55

Vatandaşlar, kanunla öngörülen durumlarda ve uygun yöntemlerle, vergi ve harç öderler.

Madde 56

Anavatanın korunması, vatandaşların kutsal görevi ve sorumluluğudur.

Askerlik hizmetinden vatandaşların muaf tutulmalarının nedenleri ve yöntemleri ya da onun yerini alan alternatif (sivil) hizmet, kanunla belirlenir.

Madde 57

Avukatların özerk mesleki topluluğu olarak baronun kuruluşu ve faaliyetleri, ayrıca avukatların hakları, yükümlülükleri ve sorumlulukları, kanunla düzenlenir.

Madde 58

Medeni hukuk ilişkilerinden kaynaklanan antlaşmazlıkların yargı dışı çözümünün amaçları için, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, tahkim mahkemeleri kurma hakkına sahiptir. Tahkim mahkemelerinin yetkileri, kurulma yöntemi ve faaliyetleri, kanunla düzenlenir.

Madde 59

Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, Aksakal (yaşlılar) mahkemeleri kurma hakkına sahiptir.

Aksakal mahkemelerinin yetkileri, kurulma yöntemi ve faaliyetleri, kanunla düzenlenir.

3. KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ DEVLET BAŞKANI
Madde 60

Devlet Başkanı devletin başıdır.

Devlet Başkanı halkın ve devlet hakimiyetinin birliğini temsil eder.

Madde 61

Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları arasından 6 yıllık süre için seçilir.

Aynı kişi iki kez Devlet Başkanı seçilemez.

Madde 62

35 yaşından küçük 70 yaşından büyük olmayan, ülkede toplam en az 15 yıl yaşamış, devlet dilini bilen Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı Devlet Başkanı seçilebilir.

Devlet Başkanlığı makamı için adayların sayısı sınırlandırılamaz. En az 30 bin seçmenin imzasını toplamış kişi, Devlet Başkanlığına aday olabilir.

Devlet Başkanı seçimlerinin yapılması şekli anayasal kanunla belirlenir.

Madde 63

Devlet Başkanı göreve başlarken Kırgızistan halkı önünde yemin eder.

Devlet Başkanının yetkileri yeni seçilmiş Devlet Başkanı göreve başladığı anda sona erer.

Devlet Başkanı kendi yetkilerini kullandığı dönemde siyasi partilere üyeliğini durdurur ve siyasi partilerle ilgili her türlü faaliyetini sona erdirir.

Madde 64
Devlet Başkanı:

Bu Anayasada öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneş seçimlerini belirler, bu Anayasada öngörülmüş şekil ve durumlarda Jogorku Keneşe erken seçim yapılmasına ilişkin karar alır.

Yerel meclislere (keneşlere) seçimleri belirler, kanunla öngörülmüş durumlarda ve şekilde yerel meclisleri fesheder.

Devlet Başkanı:

Kanunları imzalar ve yayımlar, kanunları itirazlarıyla birlikte Jogorku Keneşe geri gönderir.

Gereken durumlarda Jogorku Keneşe olağanüstü oturuma çağırma ve görüşülecek konuları belirleme hakkına sahiptir.

Jogorku Keneş oturumlarında konuşma yapma hakkına sahiptir.

Devlet Başkanı, Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Yüksek Mahkeme hakimlerinin seçilmesi için Jogorku Keneşe adaylar önerir;

Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Yüksek Mahkeme hakimlerinin görevden alınması için Jogorku Keneşe öneride bulunur;

Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine yerel hakimleri göreve atar;

Anayasayla öngörülmüş durumlarda Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine yerel hakimleri görevden alır.

Devlet Başkanı:

Jogorku Keneşle mutabakata vararak Başsavcıyı göreve atar. Kanunla öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneşin üye tamsayısının en az üçte ikisinin onayıyla veya Jogorku Keneşin üye tam sayısının üçte birinin önerisiyle Başsavcıyı görevden alır. Başsavcının önerisi doğrultusunda onun yardımcılarını göreve atar ve görevden alır;

Hükümet üyelerini – savunma, ulusal güvenlik konularından sorumlu devlet organlarının yöneticilerini, ayrıca onların yardımcılarını göreve atar ve görevden alır.

Devlet Başkanı, Milli Banka Başkanı görevine adaylığı Jogorku Keneşe sunar. Milli Banka Başkanının önerisiyle Milli Banka Başkan yardımcısı ve Milli Banka Yönetim Kurulu üyelerini göreve atar, kanunda öngörülmüş durumlarda onları görevden alır.

Seçimler ve Referandum Komisyonu üyelerinin üçte birinin seçilmesi ve azli için adayları Jogorku Keneşe sunar.

Sayıştay üyelerinin üçte birinin seçilmesi ve azli için adayları Jogorku Keneşe sunar.

Jogorku Keneş tarafından seçilmiş Sayıştay üyeleri arasından Sayıştay Başkanını göreve atar ve kanunla öngörülmüş durumlarda görevden alır.

Devlet Başkanı, Kırgız Cumhuriyetini ülke içinde ve ülke sınırları dışında temsil eder.

Görüşmeler yapar ve Başbakanla mutabakat içinde uluslararası antlaşmaları imzalar; Söz konusu yetkiyi Başbakana, Hükümet üyelerine ve diğer yetkili kişilere devredebilir.

Onay belgelerini ve katılım belgelerini imzalar.

Başbakanla mutabakat içinde Kırgız Cumhuriyetinin yabancı devletlerdeki diplomatik temsilciliklerinin ve uluslararası kuruluşlardaki daimi temsilciliklerinin başkanlarını göreve atar, onları geri çağırır, yabancı devletlerin diplomatik temsilciliklerinin başkanlarından güven mektuplarını ve geri çağırma mektuplarını kabul eder.

Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığına alma ve vatandaşlıktan çıkma konularını karara bağlar.

Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkomutanıdır, Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta heyetini belirler, göreve atar ve görevden alır.

Devlet Başkanı:

Kanunla tesis edilmiş Savunma Konseyine başkanlık yapar.

Anayasal kanunla belirlenen durumlarda, olağanüstü halin uygulanma ihtimaline dair uyarıda bulunur, derhal Jogorku Keneşi bilgilendirmek koşuluyla, önceden ilan etmeksizin gerekli gördüğü yerlerde ayrı ayrı olağanüstü hal ilan eder.

Genel ve kısmi seferberlik ilan eder; Kırgız Cumhuriyetine yönelik tecavüz durumunda veya doğrudan tecavüz tehdidi durumunda savaş durumu ilan eder ve bu konuyu derhal Jogorku Keneşin müzakeresine sunar;

Ülke savunması ve vatandaşlarının güvenliğini dikkate alarak sıkıyönetim ilan eder ve bu konuyu derhal Jogorku Keneşin müzakeresine sunar.

Devlet Başkanı:

Kırgız Cumhuriyetinin devlet ödülleriyle ödüllendirir;

Kırgız Cumhuriyetinin şeref rütbelerini verir;

Yüksek askeri rütbeleri, diplomatik payeleri ve diğer özel rütbeleri verir;

Af çıkarır;

Kendi idari biriminin yapısını belirler, onun yönetmeliğini ve yöneticisini tayin eder. 11. Devlet Başkanı bu Anayasayla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Madde 65

Devlet Başkanı kendi yetkilerini kararname ve emirler çıkararak gerçekleştirir ve bunların Kırgız Cumhuriyeti ülkesinin tümünde uygulanması zorunludur.

Madde 66

Kendi dilekçesiyle istifa ettiğinde, bu Anayasayla öngörülmüş şekilde görevine son verildiğinde, ayrıca hastalık nedeniyle görevlerini yerine getiremediğinde veya ölümü durumunda Devlet Başkanının görevi zamandan önce sona erer.

Devlet Başkanı hastalık nedeniyle görevini yerine getiremediğinde, Jogorku Keneş kendi oluşturduğu devlet tıp komisyonunun kararı doğrultusunda, Jogorku Keneş üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından Devlet Başkanının zamanından önce görevden alınmasına dair karar alır.

Madde 67

Devlet Başkanının görevine son verildiğinde ceza kovuşturması yapılabilir.

Devlet Başkanı, sadece Başsavcı tarafından Devlet Başkanının eyleminde suç unsurları olduğuna dair onaylanmış karar doğrultusunda, Jogorku Keneş tarafından ileri sürülen suçlamayla görevinden uzaklaştırılabilir.

Devlet Başkanının görevinden uzaklaştırılmasına dair suçlamada bulunan Jogorku Keneşin kararı, Jogorku Keneş üyelerinin en az üçte birisinin önerisi ve Jogorku Keneş tarafından oluşturulmuş özel komisyonun onayı üzerine, Jogorku Keneşin toplam üye sayısının çoğunluğu tarafından kabul edilir.

Devlet Başkanının görevden uzaklaştırılmasına dair Jogorku Keneşin kararı, Devlet Başkanına karşı suçlama ileri sürüldükten sonra en geç üç ay içinde Jogorku Keneşin üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından kabul edilmelidir. Eğer bu süre içinde Jogorko Keneşin kararı kabul edilmezse suçlama düşmüş sayılır.

Madde 68

Devlet Başkanının yetkileri bu Anayasada öngörülmüş nedenlerle sona erdiğinde onun yetkilerini yeni Devlet Başkanı seçilene kadar Jogorko Keneş Başkanı (Torağası) kullanır. Jogorko Keneş Başkanının, Devlet Başkanı yetkilerini kullanamaması durumunda Devlet Başkanı yetkilerini Başbakan kullanır.

Devlet Başkanlığı erken seçimleri, Devlet Başkanı yetkilerinin sona erdiği günden itibaren üç ay içinde yapılır.

Devlet Başkanı yetkilerini kullanan yetkili kişiler, Jogurko Keneşe erken seçim kararı alma, Hükümeti istifaya çağırma hakkına sahip değildir.

Madde 69

Bu Anayasanın 67. Maddesinde öngörülmüş şekilde görevinden uzaklaştırılmış devlet başkanları hariç tüm eski devlet başkanları, Kırgız Cumhuriyetinin eski devlet başkanı adını taşır.

Eski devlet başkanının statüsü kanunla belirlenir.

4.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YASAMA ERKİ
BİRİNCİ BÖLÜM
JOGORKU KENEŞ
Madde 70

Jogorku Keneş —Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu — kendi yetkileri çerçevesinde yasama yetkisini ve kontrol işlevini kullanan yüksek temsili organdır.

Jogorku Keneş, nispi temsil esasında 5 yıl süreyle seçilen 120 milletvekilinden oluşur.

Seçim sonuçlarına göre bir siyasi parti, parlamentoda en fazla 65 sandalye ile temsil olunabilirler.

Seçim gününde 21 yaşına ulaşmış ve seçim hakkına sahip herhangi bir Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı, Jogorku Keneşe milletvekili seçilebilir.

Parlamentoya giriş için seçim barajının belirlenmesi dahil Jogorku Keneş milletvekili seçim yöntemi, anayasal kanunla düzenlenir.

Jogorku Keneş milletvekilleri gruplar oluşturur.

Jogorku Keneşte gruplar koalisyonu oluşturduklarını resmen ilan eden ve milletvekili sandalyelerinin yarısından fazlasına sahip olan bir grup ya da gruplar koalisyonu, parlamento çoğunluğu olarak kabul edilir.

Parlamento çoğunluğuna dahil olmayan ve ona karşı muhalif olduğunu açıklamış grup veya gruplar, parlamento muhalifeti olarak kabul edilir.

Madde 71

Jogorku Keneş, seçim sonuçlarının açıklandığı tarihten itibaren en geç 15 gün içinde, ilk oturum için toplanır.

Jogorku Keneşin en yaşlı üyesi, Jogorku Keneşin ilk oturumunu açar.

Önceki Jogorku Keneşin yetkileri, Jogorku Keneşin ilk oturumundan itibaren sona erer.

Jogorku Keneş milletvekililerinin yetkileri, yemin ettikleri günde başlar.

Madde 72

Jogorku Keneşin bir milletvekili, milletvekilli olarak faaliyetlerini yerine getirirken açıkladığı görüşlerden ya da Jogorku Keneşte kullandığı oylardan dolayı sorumlu tutulamaz. Bir milletvekiline karşı ceza yargılaması, ağır suç işlemesi durumları hariç, Jogorku Keneş milletvekili üye tam sayısının çoğunluğunun onayıyla izin verilir.

Jogorku Keneş milletvekilliği, diğer devlet veya belediye hizmetinde bir pozisyonla birleşmez, girişimçilik faaliyetiyle bağdaşmaz, ticari kuruluşun yönetim organı veya denetim kurulunda yer alamaz.

Jogorku Keneş milletvekili, bilimsel, pedagojik ve diğer yaratıcı faaliyetlerde bulunma hakkına sahiptir.

Madde 73

Jogorku Keneş milletvekili, emredici vekaletle bağlı değildir. Milletvekili geri çağrılamaz.

Jogorku Keneş milletvekilinin yetkileri, Jogorku Keneşin ilgili dönem faaliyetinin sona ermesiyle kendiliğinden biter.

Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen duruma ek olarak, Jogorku Keneşin milletvekilinin yetkileri, aşağıdaki durumlarda zamanından önce sona erer:

Milletvekili görevinden istifa ettiğine ya da bir gruptan ayrıldığına dair yazılı başvuruda bulunması;

Vatandaşlıktan çıkma veya başka bir vatandaşlığa girme;

Milletvekili yetkilerinin kullanımıyla bağdaşmayan bir işte çalışması ya da başdaşmaz bir işte çalışmayı sürdürmesi;

Seçimlerin geçersiz ilan edilmesi;

Daimi ikamet amacıyla Kırgız Cumhuriyeti sınırları dışına çıkma; bir mahkeme kararı ile milletvekilinin fiili ehliyetsizliğinin açıklanması;

Milletvekili ile ilgili kesin bir mahkeme kararının yürürlüğe girmesi;

Bir dönem süresince, haklı bir neden olmadan 30 veya daha fazla çalışma günü oturumlara katılmama;.

Milletvekilinin kayıp veya ölü olduğuna dair bir mahkeme kararının yürürlüğe girmesi;

Milletvekilinin ölümü.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Jogorku Keneş milletvekilinin yetkilerinin zamanından önce sona ermesi, nedenin ortaya çıktığı tarihten itibaren en geç 30 takvim gününde kabul edilen, Seçimler ve Referandum Merkezi Komisyonunun kararıyla gerçekleştirilir.

Milletvekili yetkilerinin zamanından önce sona ermesiyle boşalan sandalyenin doldurulması usulü anayasal kanunla belirlenir.

İKİNCİ BÖLÜM
JOGORKU KENEŞİN YETKİLERİ
Madde 74

Jogorku Keneş:

Referandum yapılmasına ilişkin kanunu kabul eder;

Devlet Başkanı seçimleri için çağrıda bulunur;

Jogorku Keneş, Bu Anayasada değişiklikler yapar;

Kanunları kabul eder;

Kanunla belirlenmiş usule uygun olarak uluslararası antlaşmaları onaylar ve fesheder;

Kırgız Cumhuriyeti devlet sınırlarının değiştirilmesine ilişkin konuları karara bağlar;

Devlet bütçesini ve kesin hesap kanununu onaylar;

Kırgız Cumhuriyetinin idari-mülki yapısına ilişkin konuları karara bağlar;

Afla ilgili düzenlemeler çıkarır.

Jogorku Keneş, Hükümetin faaliyet programını onaylar, savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet organlarını yöneten Hükümet üyeleri hariç, Hükümetin yapısını ve üyelerini belirler;

Hükümet tarafından sunulan ulusal kalkınma programlarını onaylar;

Hükümete güvenoyu hakkında karar alır;

Hükümete güvensizlik oyu açıklanması hakkında karar alır.

Jogorku Keneş, Devlet başkanının önerisi üzerine, Yüksek Mahkeme üyelerini seçer. Anayasal kanunla öngörülmüş durumlarda Devlet Başkanının önerisiyle onları görevden alır;

Kanunla öngörülmüş yönteme göre Hakimler Seçim Konseyinin oluşumunu onaylar;

Devlet Başkanının önerisiyle Milli Bankanın Başkanını seçer, kanunla öngörülmüş durumlarda onu görevden alır;

Seçim ve Referandum Merkezi Komisyonunun üyelerini – üyelerin üçte birini Devlet Başkanının önerisiyle, üçte birini Parlamentodaki çoğunluğun önerisiyle, üçte birini parlamentodaki muhalefetin önerisiyle seçer. Kanunla öngörülmüş durumlarda onları görevden alır;

Sayıştay üyelerini – üyelerin üçte birini Devlet Başkanının önerisiyle, üçte birini Parlamentodaki çoğunluğun önerisiyle, üçte birini parlamentodaki muhalefetin önerisiyle seçer. Kanunla öngörülmüş durumlarda onları görevden alır;

Kanunla öngörülmüş durumlarda Akıykatçıyı (Ombudsman) seçer, onu görevden alır, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir;

Akıykatçının (Ombudsmen) yardımcısını seçer ve kanunda öngörülmüş durumlarda onu görevden alır, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir;

Başsavcının atanmasına onay verir, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birinin onayıyla onun görevden alınmasına onay verir;

Kanunla öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birinin önerisiyle Başsavcının görevden alınmasına dair kararı Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte bir çoğunluğuyla onaylar.

Jogorku Keneş

Anayasal kanunla öngörülmüş durumlarda ve şekilde olağanüstü hal ilan eder, Devlet Başkanının bu konudaki kararnamelerini onaylar veya iptal eder;

Savaş ve barış, sıkıyönetim, savaş ilan etme konularında karar alır, Devlet Başkanının bu konudaki kararnamelerini onaylar veya iptal eder;

Barış ve güvenliğin desteklenmesiyle ilgili uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin gerekli kıldığı durumlarda, Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin sınır dışında kullanılma ihtimaline ilişkin konularda karar alır;

Askeri rütbeleri, diplomatik payeleri ve Kırgız Cumhuriyetinin diğer özel rütbelerini belirler;

Kırgız Cumhuriyeti devlet ödüllerinin onursal rütbelerini belirler.

Jogorku Keneş:

Devlet Başkanının, yabancı devlet ve uluslararası örgütlerin temsilcilerinin konuşmasını dinler;

Akıykatçının (Ombudsman) yıllık raporunu dinler;

Başbakanın, Başsavcının, Milli Banka Başkanının, Sayıştay Başkanının yıllık raporlarını dinler;

Jogorku Keneş bu Anayasayla öngörülmüş şekilde Devlet Başkanına karşı suçlama ileri sürer, Devlet Başkanının görevden uzaklaştırılmasına dair karar alır.

Bu maddede belirtilen yetkili kişilerin yıllık rapor ve konuşmaları, devlet organlarının ve yetkililerinin serbestliği ve bağımsızlığına ilişkin, bu Anayasa ve kanunların hükümleri dikkate alınarak, gerçekleştirilir.

Jogorku Keneş bu Anayasayla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Madde 75

Jogorku Keneş kendi üyeleri içinden Jogorku Keneş Başkanını (Torağasını) ve onun yardımcısını seçer.

Jogorku Keneş Başkanının yardımcıları, parlamento muhalefetinin de yer alacağı Jogorku Keneş milletvekilleri arasından seçilmeyi sağlayacak sayı ve yöntemle seçilir.

Jogorku Keneş Başkanı:

Jogorku Keneş oturumunu yönetir.

Jogorku Keneş toplantılarında görüşülecek konuların hazırlanmasının genel yönetimini yapar.

Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş düzenlemeleri imzalar.

Jogorku Keneşi Kırgız Cumhuriyetinde ve onun sınırları dışında temsil eder, Jogorku Keneşin Devlet Başkanıyla, Hükümetle, yargı erkiyle ve yerel yönetimlerle ilişkilerde temsil eder.

Jogorku Keneş sekretaryasının genel yönetimini ve kontrolünü gerçekleştirir.

Jogorku Keneşin faaliyetinin yönetimiyle ilgili Jogorku Keneş İçtüzüğü ile öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Jogorku Keneş Başkanı, Jogorku Keneş milletvekilileri arasından gizli oylamayla ve çoğunluk oyuyla seçilir.

Jogorku Keneş Başkanı Jogorku Keneş karşısında sorumludur ve Jogorku Keneş milletvekili üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilen bir kararla görevden alınabilir.

Madde 76

Jogorku Keneş, milletvekilileri arasından komiteler, ayrıca geçici komisyonlar oluşturur, onların üyelerini belirler. Bütçe Komitesi ve hukuk ve düzen Komitesi başkanları, Parlamento muhalefet temsilcileri arasından seçilir.

Jogorku Keneş Komiteleri, Jogorku Keneşe havale edilen konuları hazırlar ve ön incelemesini yapar ve Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş kanunların ve kararların uygulanmasını kontrol eder.

Kanunlar ve Jogorku Keneşin normatif düzenlemeleri tasarıları Jogorku Keneşin ilgili komitelerinde görüşüldükten sonra kabul edilir.

Kamu görevine atama ve görevden alma için Jogorku Keneş tarafından yapılan seçme ve onaylama, Jogorku Keneşin ilgili komitelerinin görüşleri alındıktan sonra yapılır.

Madde 77

Jogorku Keneş toplantıları oturum şeklinde olur ve Eylül ayının birinci iş gününden gelecek yıl Haziran ayının son iş gününe kadar devam eder.

Görüşülen konular kapalı görüşme gerektiren bir konu olmadığı sürece Jogorku Keneş oturumları açık yapılır.

Jogorku Keneşin olağanüstü toplantıları, Devlet Başkanı, Hükümet veya Jogorku Keneş milletvekililerinin en az üçte birinin önerisiyle Jogorku Keneş Başkanı tarafından çağrılır.

Jogorku Keneş toplantısı, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının çoğunluğunun katılımıyla gerçekleştirilir.

Jogorku Keneş kararı, oturumlarda milletvekillerinin oylamalarıyla kabul edilir ve kararlarla resmileştirilir.

Madde 78

Jogorku Keneş, kendini feshetme kararı alabilir.

Kendini feshetme kararı Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilebilir.

Devlet Başkanı, Jogorku Keneşin kendini feshettiği günden itibaren beş gün içinde erken seçim kararı alır. Bu durumda seçimler, erken seçim kararının alındığı tarihten itibaren en geç 45 gün içinde yapılır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YASAMA FAALİYETİ
Madde 79

Kanun teklifinde bulunma hakkına aşağıdakiler sahiptir:

10 bin seçmen (halk girişimi).

Jogorku Keneş milletvekili

Hükümet.

Madde 80

Kanun tasarıları Jogorku Keneşe sunulur.

Hükümet tarafından acil olarak tanımlanmış kanun tasarıları Jogorku Keneş tarafından ivedilikle görüşülür.

Devlet bütçesinden karşılanacak giderleri artıran kanun tasarıları, Hükümet tarafından finansmanı belirlendikten sonra, Jogorku Keneş tarafından kabul edilebilir.

Kanunlar Jogorku Keneş tarafından üç kez görüşülerek kabul edilir.

Bu Anayasada farklı bir usul öngörülmemişse kanunlar ve Jogorku Keneş kararları, oturumda hazır bulunan milletvekillerinin çoğunluğu tarafından, ancak Jogorku Keneş milletvekillerinin en az 50’sinin oylarıyla, kabul edilir.

Anayasal kanunlar, devlet sınırlarının değiştirilmesini öngören kanunlar, Jogorku Keneş üye tam sayısının en az üçte iki oyu ile ve en az üç kez görüşüldükten sonra kabul edilir.

Olağanüstü ve sıkıyönetim durumunda devlet sınırının değiştirilmesine ilişkin anayasal kanun ve kanun çıkarılması yasaktır.

Madde 81

Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş kanunlar 14 gün içinde onay için Devlet Başkanına gönderilir.

Devlet Başkanı, kanunu aldığı günden itibaren en geç bir ay içinde kanunu imzalar veya kendi itirazlarıyla birlikte tekrar görüşülmesi için Jogorku Keneşe geri gönderir. Bütçe ve vergilerle ilgili kanunların imzalanması zorunludur.

Anayasal kanun veya kanunun tekrar görüşülmesi durumunda, daha önce kabul edilmiş metin Jogorku Keneş milletvekili üye tamsayısının en az üçte ikisinin oylarıyla tekrar kabul edilirse, bu kanunun Devlet Başkanı tarafından 14 gün içinde imzalanması zorunludur. Belirtilen zaman içinde Anayasal kanun veya kanunun imzalanmaması durumunda, kanun Jogorku Keneş Başkanı tarafından en geç 10 gün içinde imzalanır ve yayınlanır.

Madde 82

Kanunun kendisine ya da yürürlük şekline ilişkin kanunda aksi belirtilmedikçe, resmi gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 10. günün sonunda yürürlüğe girer.

5.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YÜRÜTME ERKİ
Madde 83

Kırgız Cumhuriyetinde yürütme erki Hükümet, ona tabi olan bakanlıklar, devlet komiteleri tarafından kullanılır.

Hükümet, Kırgız Cumhuriyeti yürütme erkinin yüksek organıdır.

Hükümete Başbakan başkanlık eder. Hükümet Başbakan, Başbakan yardımcıları, bakanlar ve devlet komiteleri başkanlarından oluşur.

Hükümetin bünyesine, bakanlıklar ve devlet komitleri dahildir.

Madde 84

Milletvekili sandalyelerinin yarıdan fazlasına sahip grup veya onun katıldığı gruplar koalisyonu Jogorku Keneş seçimleri sonrasındaki ilk toplantının birinci gününden itibaren 15 gün içinde, Başbakanlık görevi için bir aday belirler.

Başbakan adayı Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse veya seçimlerin sonuçlarına göre hiçbir parti milletvekili sandalyelerinin çoğunluğunu kazanmazsa, Devlet Başkanı parti gruplarından birini 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturmak ve Başbakan adayını belirlemekle görevlendirir.

Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse, Devlet Başkanı ikinci bir parti grubunu 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturmak ve Başbakan adayını belirlemekle görevlendirir.

Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse, parti grupları kendi insiyatifleriyle 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturur ve Başbakan adayını belirlerler.

Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.

Devlet Başkanı üç gün içinde Başbakanın ve diğer Hükümet üyelerinin göreve atanmasına dair kararname çıkarır.

Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Devlet Başkanı Başbakanın ve Hükümet üyelerinin atanmalarına dair kararname çıkarmazsa onlar atanmamış sayılır.

Eğer bu Anayasayla öngörülen şekilde, Hükümet programı onaylamazsa, yapısı ve üyeleri belirlemezse, Devlet Başkanı Jogorku Keneş için olağanüstü seçim kararı alır. Bu durumda mevcut Hükümet bu anayasayla öngörülmüş şekilde yeni seçilecek Jogorku Keneşin oluşturacağı Hükümetin kurulmasına kadar görevine devam eder.

Parti grupları koalisyonunun parlamento çoğunluğunu kaybetmesi durumunda Hükümet bu maddede öngörülmüş şekilde ve sürede yeniden oluşturulur. Yeni Hükümet oluşturulana kadar, Başbakan ve bakanlar kendi görevlerine devam eder.

Madde 85

Hükümet bu Anayasanın öngördüğü sınırlar çerçevesinde Jogorku Keneş karşısında sorumludur.

Başbakan Hükümetin faaliyetiyle ilgili Jogorku Keneşe yıllık rapor sunar.

Jogorku Keneş üye tamsayısının üçte birinin önerisiyle Jogorku Keneş, Hükümete güvensizlik konusunu görüşebilir.

Hükümete güvensizlik kararı, Jogorku Keneş üye tamsayısının çoğunluk oyuyla alınır.

Devlet Başkanı olağan seçimlerinden önceki 6 ay içinde, Jogorku Keneşte, Hükümete güvensizlik oyu görüşülemez.

Hükümete güvensizlik oyu verildikten sonra Devlet Başkanı, Hükümetin istifasını kabul edebilir veya Jogorku Keneşin kararını kabul etmeyebilir.

Eğer Jogorku Keneş 3 ay içinde Hükümete tekrar güvensizlik oyu verirse, Devlet Başkanı Hükümeti istifaya çağırır.

Madde 86

Başbakan yılda bir defadan fazla olmamak kaydıyla, Jogorku Keneş karşısında Hükümete güvenoyu konusunu gündeme getirebilir. Jogorku Keneş tarafından Hükümete güvenoyu verilmemesi durumunda Devlet Başkanı 5 iş gününde Hükümetin istifasını kabul eder veya Jogorku Keneşe erken seçim kararı alır.

İstifa durumunda, yeni Hükümetin oluşumuna kadar bu Anayasayla öngörülmüş şekilde ve sürede mevcut Hükümet, yetkilerini kullanmaya devam eder.

Madde 87

Başbakan ve Hükümetin ayrı ayrı üyeleri istifa dilekçesiyle başvuruda bulunabilirler. İstifa Devlet Başkanınca kabul edilir veya geri çevrilir.

Başbakanın istifası durumunda Hükümet istifa etmiş sayılır.

Hükümetin oluşumuna kadar, Başbakan ve Hükümet üyeleri görevlerine devam eder.

Hükümetin istifası durumunda yeni Hükümet bu Anayasayla öngörülen şekilde ve sürede oluşturulur. Devlet Başkanı tarafından Başbakan adayının belirlenme süreci, Devlet Başkanı tarafından Başbakanın veya Hükümetin istifasının kabul edildiği tarihte başlar.

Hükümet üyesinin istifası veya görevden alınması durumunda Başbakan boşalan göreve, 5 iş günü içinde Jogorku Keneş tarafından onaylanmış bir adayı, Devlet Başkanına sunar.

Madde 88

Hükümet:

Anayasa ve kanunların uygulanmasını sağlar;

Devletin iç ve dış politikasını uygular;

Kanunlara uymak, vatandaşların hak ve özgürlüklerini sağlamak, toplumsal asayişi korumak, suçluluğa karşı mücadele konusunda önlemler alır;

Devlet egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, anayasal düzenin korunması, ayrıca savunma kabiliyetinin, ulusal güvenliğin ve hukuk düzeninin güçlendirilmesi yönünde önlemler alır;

Mali, fiyat, tarife, yatırım ve vergi politikasının uygulanmasını sağlar;

Devlet bütçesi ve uygulanmasına yönelik önlemleri Jogorku Keneşe hazırlar ve sunar; Jogorku Keneşe devlet bütçesinin uygulanması konusunda rapor hazırlar;

Mülkiyetin tüm türlerinin eşit şekilde gelişmesi ve korunması, devlet mülkiyetindeki tesislerin yönetimi konusunda önlemler alır;

Sosyo-ekonomik ve kültürel alanlarda tek devlet politikasının uygulanmasını sağlar;

Sosyal, bilimsel-teknik ve kültürel alanlarda devlet programlarını hazırlar ve gerçekleştirir;

Dış ekonomik politika faaliyetinin gerçekleşmesini sağlar;

Sivil toplumla karşılıklı etkileşimi sağlar;

Anayasa ve kanunlarla kendisine tanınan diğer yetkileri kullanır.

Hükümetin teşkilat ve faaliyet şekli anayasal kanunla belirlenir.

Madde 89

Başbakan:

Hükümeti yönetir, onun faaliyetinden dolayı Jogorku Keneş karşısında bireysel sorumluluk taşır;

Anayasa ve kanunların tüm yürütme organları tarafından uygulanmasını sağlar; uluslararası antlaşmalara ilişkin görüşmeler yapar ve imzalar;

Hükümet oturumlarını yönetir;

Hükümetin karar ve emirlerini imzalar, onların uygulanmasını sağlar;

Yüksek idari kuruluşların yöneticilerini göreve atar ve görevden alır;

Kanunla belirlenmiş şekilde yerel meclislerin önerisiyle mülki amirleri göreve atar ve görevden alır;

Bu Anayasa ve kanunlarla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Madde 90

Hükümet Anayasa ve yasalara dayanarak onların uygulanması doğrultusunda karar ve emirler çıkarır, onların uygulanmasını sağlar.

Hükümet karar ve emirlerinin, Kırgız Cumhuriyeti genelinde uygulanması zorunludur.

Hükümet bakanlık, devlet komiteleri, yüksek idari kuruluşlar, yerel mülki amirliklerin faaliyetini yönetir.

Hükümet bakanlık, devlet komiteleri, yüksek idari kuruluşlarının düzenlemelerini iptal etme hakkına sahiptir.

Madde 91

İlgili idari birimde yürütme erki yerel mülki amirlik tarafından gerçekleştirilir. Yerel mülki amirliğin başını atama ve görevden alma şekli kanunla belirlenir

Yerel mülki amirliğin örgütlenmesi ve faaliyeti kanunla belirlenir.

Madde 92

Yerel mülki amirlik Anayasa, yasalar, Hükümetin normatif hukuk düzenlemeleri çerçevesinde faaliyet gösterir.

Yerel mülki amirliğin kendi yetkileri çerçevesinde aldıkları kararların söz konusu bölgede uygulanması zorunludur.

6.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YARGI ERKİ
Madde 93

Kırgız Cumhuriyetinde yargılama, yalnızca mahkemeler tarafından yerine getirilir.

Kanunla öngörülen durumlarda ve yöntemle, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, yargılama sürecine katılma hakkına sahiptir.

Yargı yetkisi, anayasal, medeni, cezai, idari ve diğer yargılama usulleri aracılığıyla kullanılır.

Kırgız Cumhuriyetinde yargı sistemi, Anayasa ve kanunlarla belirlenir ve Yüksek Mahkeme ve yerel mahkemelerden oluşur.

Anayasa Dairesi, Yüksek Mahkemenin bünyesinde faaliyet gösterir.

Kanunla ihtisas mahkemeleri oluşturulabilir.

Olağanüstü mahkemeler kurulması yasaktır.

Mahkemelerin kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.

Madde 94

Hakimler bağımsızdır ve yalnızca Anayasa ve kanunlara bağlıdır.

Hakim dokunulmazlık hakkına sahiptir ve suçüstü yakalanma durumu hariç gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, aramaya ya da kişisel kontrole tabi tutulamaz.

Hiç kimse, görülmekte olan bir dava hakkında, hakimden rapor talep etme hakkına sahip değildir.

Yargılama sürecine herhangi bir müdahale yasaktır. Bir hakimi etkilemekten suçlu bulunan kişiler, kanuna göre sorumludur.

Bir hakime, statüsüne göre bağımsızlığının gereği olan sosyal, maddi ve diğer güvenceler sağlanır.

40 yaşından daha genç ve 70 yaşından daha yaşlı olmayan, yüksek eğitim sahibi, en az 10 yıl mesleki tecrübeye sahip Kırgız Cumhuriyetinin herhangi bir vatandaşı, Yüksek Mahkemede hakim olabilir.

Yüksek Mahkeme yargıçları, yaş sınırına kadar seçilebilir.

Yüksek Mahkeme hakimleri, üç yıllık bir süre için, üyeleri arasından Yüksek Mahkeme başkanını ve yardımcılarını seçer.

Aynı kişi, iki dönem üst üste Yüksek Mahkeme Başkanı ve yardımcısı olarak seçilemez.

Yüksek Mahkeme Başkanı ve yardımcısının seçilme ve görevden alınma yöntemi, kanunla belirlenir.

30 yaşından daha genç ve 65 yaşından daha yaşlı olmayan, yüksek hukuk eğitim sahibi, en az 5 yıl mesleki tecrübeye sahip Kırgız Cumhuriyetinin herhangi bir vatandaşı, yerel mahkemede hakim olabilir.

Yerel mahkeme hakimleri, beş yıllık bir başlangıç dönemi ve sonraki dönemde yaş sınırına ulaşıncaya kadar görev yapmak için, Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Devlet Başkanı tarafından atanır.

Yerel mahkeme hakimler meclisi, üç yıllık bir süre için, mahkeme başkanını ve başkan yardımcısını, üyeleri arasından seçer.

Aynı kişi, aynı mahkemede iki kez üst üste yerel mahkeme başkanı ve başkan yardımcısı olarak seçilemez.

Kırgız Cumhuriyeti hakimlerinin statüsü, Yüksek Mahkeme ve yerel mahkemeler hakimliğine adaylara ilişkin ek koşullar belirleyebilen Anayasal kanunla düzenlenir.

Madde 95

Kırgız Cumhuriyetinin tüm mahkemelerinin hakimleri, davranışlarında bir kusur bulunmadığı sürece, görevlerinde kalır ve imtiyazlarını kullanmaya devam eder. Hakimlerin davranışlarında kusursuzluğun gereklerinin ihlali, anayasal kanunla öngörülmüş yönteme göre, hakimin sorumlu tutulmasına yol açar.

Yüksek Mahkeme hakimleri, Hakimler Konseyinin önerisine dayanarak, Devlet Başkanının başvurusuyla, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının üçte iki oy çoğunluğuyla zamanından önce görevinden uzaklaştırılabilir.

Hakim öldüğünde, ölü veya kayıp ilan edildiğinde, ehliyetsiz olarak tanımlandığında, vatandaşlığını kaybettiğinde, vatandaşlıktan çıktığında veya başka bir devletin vatandaşlığına geçtiğinde, hakimin yetkileri anayasal kanuna uygun olarak söz konusu gerekçenin ortaya çıktığı günden itibaren onu seçen veya atayan kurum tarafından sona erdirilir.

Yerel mahkemelere hakimlerin seçimi, atama için önerilmesi ve yer değiştirilmesi (rotasyon) Hakimler Seçim Konseyi tarafından anayasal kanunla belirlenmiş şekilde gerçekleştirilir.

Yerel mahkemelerin hakimini, görevinden uzaklaştırma ve görevden alma anayasal kanunla belirlenmiş durumda ve şekilde, Hakimler Konseyinin önerisiyle, Devlet Başkanı tarafından gerçekleştirilir.

Kırgız Cumhuriyetinin tüm mahkemelerinin hakimleriyle ilgili cezai ve idari yargılama usulü, Hakimler Konseyinin iznine tabidir.

Hakimler Seçim Konseyi hakimlerden ve sivil toplum temsilcilerinden oluşur.

Hakimler Konseyi, parlamento çoğunluğu ve parlamento muhalefetinin her biri Hakimler Seçim Konseyi üyelerinin üçte birini seçer.

Hakimlerin Seçimi Konseyinin yapısı ve faaliyeti, yetkileri ve oluşum şekli kanunla belirlenir.

Madde 96

Yüksek Mahkeme hukuk, ceza, ekonomik, idari ve diğer davalarla ilgili yüksek mahkeme organdır ve kanunla belirlenen şekilde yargılama sürecine iştirak edenlerin başvurusu üzerine yerel mahkemelerin kararlarını yeniden görüşür.

Yüksek Mahkeme Başkanı ve Yüksek Mahkeme Dairelerinden oluşan Yüksek Mahkeme Kurulu mahkeme uygulamalarıyla ilgili açıklamalarda bulunur.

Yüksek Mahkeme düzenlemeleri nihaidir ve temyiz edilemez.

Madde 97

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi anayasal denetim organıdır.

En az 40 yaşını tamamlamış ve 70 yaşından büyük olmayan, yüksek hukuk eğitimi almış ve hukuk alanında en az 15 yıllık deneyime sahip Kırgız Cumhuriyetinin vatandaşları Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesine hakim olabilir.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi hakimleri, 3 yıllık bir süre için, kendi üyeleri içinden başkan, başkan yardımcısını seçer.

Aynı kişi iki defa ard arda Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi başkanı ve yardımcısı seçilemez.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi hakimleri, Hakimler Konseyinin önerisine dayanarak Devlet Başkanının başvurusuyla, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının üçte iki oy çoğunluğuyla zamanından önce görevinden uzaklaştırılabilir.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi:

Anayasaya aykırı olan kanunlar ve diğer normatif düzenlemelerin anayasaya aykırılığını tespit eder;

Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu yürürlüğe girmemiş uluslararası antlaşmaların Anayasaya uygunluğu konusunda görüş bildirir;

Anayasa değişikliklerine dair kanun tasarısıyla ilgili görüş bildirir.

Her kes Anayasayla tanınan hak ve özgürlüğünü ihlal ettiğini düşündüğü kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemesinin anayasaya uygunluğu konusunda şikayette bulunma hakkına sahiptir.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi kararı kesindir ve temyiz edilemez.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi tarafından Anayasaya aykırılığı tespit edilen kanun veya hükümlerinin; ayrıca mahkeme kararları dışında, anayasaya aykırılığı tespit edilmiş kanun ve hükümlerine dayanılarak çıkarılan diğer normatif hukuk düzenlemelerinin Kırgız Cumhuriyetinin tamamında uygulanması yürürlükten kalkar.

Anayasaya aykırı bulunan kanun normlarına dayanan mahkeme kararları, hak ve özgürlüğü ihlal edilmiş vatandaşın şikayeti doğrultusunda, her bir somut durum için mahkeme tarafından yeniden görüşülür.

Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesinin üyeleri ve oluşum şekli, Anayasa Dairesi başkanı ve yardımcısının seçimi ve görevinden uzaklaştırılması, ayrıca anayasal yargılama şekli anayasal kanunla belirlenir.

Madde 98

Devlet, mahkemelerin çalışması ve hakimlerin faaliyeti için gerekli finansmanı ve koşulları sağlar.

Mahkemelerin finansmanı devlet bütçesinden karşılanır ve yargılamanın tam ve bağımsız bir şekilde yürütülmesini sağlamalıdır.

Yargı sisteminin bütçesi, yargı erki tarafından serbest şekilde oluşturulur ve yürütme ve yasama erkiyle birlikte devlet bütçesine dahil edilir.

Madde 99

Tüm mahkemelerde duruşmalar açık yapılır. Davaların kapalı oturumlarda görüşülmesine sadece kanunla öngörülen durumlarda müsaide edilir. Mahkeme kararı açık ilan edilir.

Mahkemelerde ceza ve diğer davalarda gıyabında yargılamaya, kanunla öngörülen durumlar dışında izin verilemez.

Yargılama tarafların eşitliği ve çekişme ilkesi doğrultusunda gerçekleşir.

Mahkeme kararının iptali, değiştirilmesi veya durdurulması sadece kanunla belirlenmiş şekilde, mahkeme yoluyla mümkündür.

Kararlara, hükümlere, diğer yargısal düzenlemelere ayrıca bu hakların uygulanmasına ilişkin usullere karşı itiraz hakkı dahil yargılama sürecinde tarafların usul hakları, kanunla belirlenir.

Madde 100

Kırgız Cumhuriyeti mahkemelerinin kesin hüküm niteliği almış kararları tüm devlet organları, yerel yönetim organları, tüzel kişiler, sivil toplum örgütleri, yetkililer ve özel kişiler için bağlayıcıdır ve ülke çapında uygulanır.

Mahkeme kararlarının uygulanmaması, gereken şekilde uygulanmaması veya uygulanmasının engellenmesi, ayrıca mahkemelerin faaliyetine müdahalede bulunulması kanunla belirlenen sorumluluk doğurur.

Madde 101

Bir mahkeme, bu Anayasaya aykırı düzenlemeyi uygulayamaz.

Bir davanın her hangi bir aşamasında mahkemede görüşüldüğü sırada mahkeme kararının ilgili olduğu kanunun veya diğer normatif düzenlemenin anayasallığı sorunu ortaya çıkarsa, mahkeme Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesine başvuruda bulunur.

Madde 102

Mahkemelerin iç düzenlemeleri, hakimlerin faaliyetleri ile ilgili iç sorunların çözümünde kullanılır.

Kırgız Cumhuriyetinde mahkeme özyönetim organları; Hakimler Kurultayı, Hakimler Konseyi ve Hakimler Meclisidir.

Hakimler Kurultayı, mahkeme özyönetiminin en yüksek organıdır.

Hakimler Konseyi, hakimler kurultayları arasında faaliyet gösteren, hakimlerin haklarını ve yasal çıkarlarını koruyan, mahkeme bütçelerinin oluşumu ve uygulanmasını kontrol eden, hakimlerin eğitimi ve meslek içi eğitimlerini organize eden, hakimlere karşı disiplin yargılaması sorunlarını çözen, seçilmiş yargısal özyönetim organıdır.

Hakimler meclisi, temel yargısal özyönetim organıdır.

Mahkeme özyönetim organlarının teşkilat ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 103

Yargılama, kanunla öngörülen durumlarda, ayrıca davaya iştirak eden taraflar davanın sürdürülmesi için yeterli imkanlara sahip olmadıklarını ispat ettikleri her durumda, ücretsizdir.

7. KISIM
DİĞER DEVLET MAKAMLARI
Madde 104

Savcılık makamı, aşağıdaki yetkilere sahip, tek bir sistemden oluşur:

Yürütme kuvveti makamlarının, yerel yönetim organlarının ve bunların görevlilerinin, kanunları doğru ve tekbiçimde uygulamaları hakkında denetim;

Operasyonel araştırma ve soruşturma faaliyeti yürüten kuruluşlar tarafından kanunlara uygun davranılması üzerinde denetim;

Ceza davalarında mahkeme kararlarının uygulanmasında, ayrıca vatandaşların kişisel özgürlüklerini sınırlandıran zorlayıcı önlemlerin uygulanmasında, kanunlara uygunluğun denetimi;

Kanunda öngörülen durumlarda mahkemede, vatandaşların ve devletin menfaatlerinin temsili;

Mahkemede, kamu savcılığı görevini üstlenme;

Kamu görevlilerinin soruşturulması.

Madde 105

Milli Banka, Kırgız Cumhuriyetinde bankacılık sistemini denetler, Kırgız Cumhuriyetinde para ve kredi politikalarını belirler ve yönetir, birleşik kur politikasını belirler ve uygular, para basılması konusunda münhasır yetkilidir, banka finansmanının çeşitli biçim ve ilkelerini uygular.

Madde 106

Seçimler ve referandum hakkında Merkezi Komisyon, Kırgız Cumhuriyetinde seçim ve referandumların hazırlık ve yönetimini gerçekleştirir.

Madde 107

Sayıştay, genel ve yerel bütçe, bütçe dışı fonların yönetimi, ayrıca kamu ve belediye mülkiyetinin kullanımı üzerinde denetim gerçekleştirir.

Madde 108

Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerine uygunluğun Parlamento denetimi, Akıykatçı (Ombudsman) tarafından yerine getirilir.

Madde 109

Bu bölümde açıklanan devlet makamlarının kuruluşu ve işleyişi, ayrıca bağımsızlık güvenceleri, kanunla düzenlenir.

8. KISIM
YEREL YÖNETİM
Madde 110

Yerel yönetim, mevcut Anayasayla güvence altına alınmış bir haktır ve yerel topluluklar için, kendi menfaat ve sorumlulukları altındaki konuları özgürce çözüme bağlaya bilmek bakımından gerçek bir fırsattır.

Kırgız Cumhuriyetinde yerel yönetim, ilgili idari-mülki birimlerdeki yerel topluluklar tarafından gerçekleştirilir.

Yerel yönetim, yerel toplulukların vatandaşları tarafından doğrudan ya da yerel yönetim organları aracılığı ile yerine getirilir.

Yerel yönetimin finansmanı, ilgili yerel ve devlet bütçesinden karşılanır.

Yerel büçtenin hazırlanması ve uygulanması, yerel topluma karşı yerel yönetim organlarının açıklığı, halkın katılımı ve hesapverebilirlik ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilir.

Madde 111

Yerel yönetim organları sistemi şunlardan oluşur:

Yerel meclisler (keneşler) – yerel yönetim temsili organları;

İlçe belediye başlanlığı (Ayıl Okmotus), şehir belediye başkanlığı – yerel yönetim yürütme organları.

Yerel yönetim yürütme organları ve onların görevlileri, faaliyetlerinden dolayı yerel meclislere karşı sorumludur.

Madde 112

Yerel meclis üyeleri, kanunla öngörülen yönteme uygun olarak ve fırsat eşitliği temelinde ilgili idari-mülki birimlerde oturan vatandaşlar tarafından seçilir.

Yerel yönetim organlarının başkanları, kanunla öngörülen yönteme uygun olarak seçilir.

Yerel meclisler, kanuna uygun olarak:

Yerel bütçeyi onaylar ve yürütülmesini gözetir;

Yerel toplumun sosyal ve ekonomik gelişmesi ve nüfusun sosyal korunmasına ilişkin programları onaylar;

Yerel vergi ve harçları belirler, ayrıca onlara ilişkin imtiyazlara karar verir;

Yerel önemdeki diğer konular hakkında karar verir.

Madde 113

Devlet makamları, kanunla öngörülen yerel yönetime ait yetkilere müdahale etme hakkına sahip değildir.

Yerel yönetim organları, yetkiler için gerekli olan maddi, finansal ve diğer araçların sağlanması yoluyla devlet yetkilerini üstlenebilir. Devlet yetkileri, kanun ve antlaşmalarla, yerel yönetim organlarına aktarılabilir. Yerel yönetim organları, aktarılan yetkilerle ilgili olarak, devlet makamlarına karşı sorumludur.

Yerel yönetim organları, kanunlara uyma bakımından devlete ve kuruluşlarına ve faaliyetlerinin sonuçları bakımından yerel topluma karşı sorumludur.

Yerel yönetim organları, haklarının ihlal edilmesi ile ilgili olarak mahkemelere başvurma hakkına sahiptir.

9.KISIM
MEVCUT ANAYASADA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI YÖNTEMİ
Madde 114

Mevcut Anayasada değişiklik yapan bir kanun, Jogorku Keneşin talebi üzerine yapılan referandum ile kabul edilir.

Mevcut Anayasanın üç, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci kısımlarının hükümlerinde değişiklikler, milletvekili üye tam sayısının çoğunluğunun teklifi ya da 300 binden az olmayan seçmenin girişimi üzerine Jogorku Keneş tarafından kabul edilebilir5.

Jogorku Keneş, muvcut Anayasada değişiklik yapılmasını öngören bir kanunu, Jogorku Keneşe görüşülmesi için sunulduğu tarihten itibaren en ge altı ay içinde karara bağlar.

27 Haziran 2010 tarihli Kırgız Cumhuriyeti Kanununa uygun olarak 114. maddenin ikinci fıkrasının hükümleri 1 Eylül 2020 yılında yürürlüğe girecektir

Mevcut Anayasada değişiklik yapılmasını öngören kanun, her biri arasında iki aylık bir süre olan en az üç görüşme sonrasında, Jogorku Keneşin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilebilir.

Jogorku Keneşin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğunun teklifi ile, mevcut Anayasada değişiklik yapılması hakkında kanun, referanduma sunulabilir.

Mevcut Anayasada değişiklik öngören bir kanunun kabul edilmesi, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında yasaktır.

Mevcut Anayasada değişiklik öngören bir kanun kabul edildikten sonra, imza için Devlet başkanına sunulur.

Türkiye – Romanya Dostluk Antlaşması – 1933

0

Türkiye – Romanya Dostluk Antlaşması, 17 Ekim 1933 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır.

Antlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun 6 Mart 1934’te kabul edilerek, 13. Mart 1934’te resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 

Sözleşmenin resmi adı: Türkiye – Romanya Dostluk, Edemi Tecavüz, Hakem ve Uzlaşma Muahedesi
TÜRKİYE – ROMANYA DOSTLUK, ADEMİ TECAVÜZ, HAKEM VE UZLAŞMA MUAHEDESİ – Türkiye ile Romanya arasında Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması

Türkiye Reisicumhuru ile Haşmetlû Romanya Kiralı,

Umumî sulhun devam ve bekasına ayni derecede bağlı olarak,

İki memleket arasında çıkabilecek ihtilâfların muslihane tarzı tesviyesini hazırlamak suretile Türkiye ile Romanya’nın umumî sulhun devamı emrinde mütekabil bir itimat fikrile teşriki mesai etmeleri lüzumuna kani bulunarak,

İki Devletin de, harbe müracaat olunmamasına mütedair 27 ağustos 1928 tarihli Paris Misakını ve mütecavizi tarif eden 3 ve 4 temmuz 1933 tarihli mukaveleleri imza etmiş olduğunu göz önünde bulundurarak,

Türkiye ile Romanya arasında mevcut olan ve kendilerince istikbal için bir zaman teşkil eden dostluk bağlarını iki memleketin müşterek menfaatleri nuruna kuvvetlendirmek arzusile,

Aralarında bir Dostluk, Ademi tecavüz, Hakem ve Uzlaşma Muahedesini aktetmeğe karar vermişler ve bu hususta:

Türkiye Reisicumhuru; Türkiye Hariciye vekili ve İzmir mebusu Doktor Tevfik Rüştü Beyefendi Hazretlerini,

Haşmetlû Romanya Kiralı; Romanya Hariciye Nazırı Müsyü Nicolas Titutescu Hazretlerini murahhas tayin eylemişlerdir.

Mezkûr murahhaslar, usulü dairesinde tanzim edilmiş olduğu görülen salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra aşağıdaki ahkâmı takarrür ettirmişlerdir.

Madde — 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Romanya Kırallığı ve Milletleri arasında gayrikabili ihlâl bir sulh ve sami| ve ebedî bir dostluk mevcuttur ve mevcut olacaktır.

Madde — 2

Millî siyasetlerinin bir vasıtası olarak ‘birbirine karşı ne harbe ne de 3 ve 4 temmuz 1933 tarihli mukavelelerde tarif edilen şekilde tecavüze müracaat etmemek ve bu itibarla da ahar tarafından yapılan ıbir tecavüz hareketine iştirak etmemek hususunda evvelce girişmiş oldukları taahhütlere sadık bulunan Yükseş iki Âkit Taraf bundan maada ‘başka Devletler tarafından teşebbüs olunacak her tecavüze veya her hangi bir tecavüze iştiraki ve keza iki memleketten biri aleyhine yapılacak her tecavüz anlaşmasını takbih eylemek taahhüdünde bulunurlar.

Madde — 3

Yüksek Âkit Taraflar, karşılıklı itirazı mucip olabilecek bir hakka müteferri olarak işbu muahedenin meriyet iktisabından sonraki vaziyet veya vakıalardan tevellüt edip mutat diplomasi usullerile ve makul bir mühlet zarfında halledilemeyecek olan her ihtilâfı aşağıda derpiş olunan tarzda uzlaşma veya adlî tesviye veyahut ‘hakeme müraea at tarikile halletmeği taahhüt ederler.

Yüksek iki Âkit Taraf, Beynelmilel daimî adalet divanı nizamnamesinin 36 inci maddesinin ihtiyarî hükmüne iltihakları sırasında dermeyan ettikleri kuyudu ihtiraziyeyi işbu itilâf namenin tatbiki hakkında da muhafaza eylerler ve diğer taraftan yukarıda zikrolunan taahhüdün, şu hususlarda tatbik edilemeyeceği hususunu da kabul ederler:

1) Hususî şahısların Yüksek Âkit Taraflardan biri aleyhinde ileri sürebilecekleri iddialara müteallik olup Âkit Taraftan birine ait salâhiyettar millî mahkemeler tarafından katı olarak hal ve fasledilecek olan ihtilâflara;

2) Hukuku düvelin dahilî hukuk gibi münhasıran Devletlerin salâhiyetlerine terkettiği veya hukuku hükümraniye müteallik meselelere ait ihtilâflara;

3) îki Tarafın arazi statülerine taallûk eden ihtilâflara.

Madde — 4

Yüksek Âkit Taraflar arasında meri bulunan diğer Mukavelelerde, tarzı tesviyeleri hakkında bir usulü mahsus takibi derpiş edilmiş olan ihtilâflar bu Mukaveleler ahkâmına tevfikan hal ve tesviye olunacaktır.

Madde — 5

İki Taraf ihtilâfı bir Hakem Mahkemesine tevdi hususunda mutabık iseler, bir tahkimname kaleme alacaklardır. îki Taraf Beynelmilel ihtilâfların muslihane tesviyesi için sadece 18 teşrinievvel 1907 La Haye [*] Mukavelenamesine müracaat etmek hususunda mutabık bulunmadıkları takdirde, mezkûr tahkimnamede hakemlerin intihabından ve ihtilâf mevzuundan maada hakemler tarafından takip olunacak usul ile tatbik edilecek esas kaideleri de tayin ve tesbit edeceklerdir.

Madde — 6

Âkit Taraflar ihtilâfı bir Hakem Mahkemesine tevdide mutabık iseler, yukardaki maddede derpiş olunan tahkimname hususunda veya Hakemlerin tayininde uyuşamadıkları takdirde, üç ay evvel haber vermek şartile, iki Taraftan biri veya diğeri doğrudan doğruya tahriren ihtilâfı Beynelmilel Daimî Adalet Divanına sevkedebilir.

Madde — 7

Beynelmilel Daimî Adalet Divanının karan veya Hakem Mahkemesinin hükmü Âkit Taraflarca hüsnü niyetle tatbik ve icra edilecektir.

Yukarda derpiş edilmiş olan şerait altında verilen Beynelmilel Daimî Adalet Divanı kararlarının veya Hakem Mahkemeleri hükümlerinin tefsir veya icrasının sebebiyet verebileceği müşkülât Âkitlerden biri veya diğeri tarafından tahriren vukubulacak müracaat üzerine Beynelmilel daimî Adalet Divanınca hal ve fasledilecektir.

Madde — 8

Yukarıda derpiş edilmiş olan şerait altında hakem veya Beynelmilel Daimî Adalet Divanı usulüne müracaattan evvel iki Âkit Taraf, aralarında bilitilâf, ihtilâfı işbu misakın derpiş etmekte olduğu uzlaşma usulile halledebilirler.

Uzlaşma teşebbüsünün akamete uğraması halinde ve 21 inci maddede derpiş edilmiş olan müddetin ikızasmdan sonra ihtilâf yukanki maddelerde derpiş olunan şerait dahilinde, icabı hale göre Beynelmilel Daimî Adalet Divanına veya hakem mahkemesine sevkolunabilir.

Madde — 9

îki Âkit Taraftan biri canibinden diğerine bu hususta yapılacak talep üzerine üç ay zarfında daimî bir uzlaşma komisyonu teşkili iktiza edecektir.

Madde — 10

Daimî Uzlaşma komisyonu üç azadan mürekkep olacaktır. Yüksek Âkit Taraflardan her biri kendi tebaaları arasından müntahap bir komiser tayin edecektir.

Âkit Taraflar, aralarında bilitilâf ne yekdiğerinin tebaasından olmayan ne kendi arazisinde mütemekkin olmayan ve ne de hizmetinde bulunmayan bir reis intihap edeceklerdir. Reisin intihabı bundan evvelki maddede derpiş edilmiş olan müddet zarfında vukubulmadığı veya riyaset makamının inhilalinden itibaren üç ay zarfında bir yenisinin intihabı halinde iki Taraf itilâf edemezse reis, Âkitlerden birinin tahrirî müracaati üzerine müştereken gösterilecek bir Devlet Reisi tarafından – kabul ederse – tayin edilecektir.

Komiserler üç sene için tayin olunurlar. Yeniden intihapları caizdir. Komiserler, yerlerine başkaları tayin edilinceye kadar ve her halde vazifeleri müddetinin inkızasma değin mevkilerini muhafaza edeceklerdir.

Hakem usulüne veya Daimî Adalet Divanına müracaat mesbuk olmadıkça Yüksek iki Âkit Taraftan her birinin kendi tarafından mansup Komiseri azil ve ana bir halef tayin etmeğe hakkı olacak ve Reisin tayinine muvafakatini geri almağa da hakkı olacaktır.

Vazife müddetinin inkizası, azil, vefat, istifa ve sair her hangi bir mâni dolayısile vukubulacak münhalâta en kısa müddet zarfında, tayinler için tesbit edilmiş olan usule, tevfikan, muktazi tayinlere tevessül edilecektir.

Madde — 11

Uzlaşma Komisyonuna müracaat, bilitilâf hareket eden iki Taraf canibinden ve böyle bir itilâf yoksa iki Taraftan biri canibinden Reise tahriren müracaat suretile vaki olacaktır.

ihtilâf mevzuunu ihtiva eyleyecek olan talepname, bir uzlaşmaya müncer olacak her türlü tedbire tevessül etmek için Komisyonu daveti tazammun edecektir. Eğer işbu talep yalnız Âkit Tarafların biri canibinden vukua gelmiş ise talebi vakii dermeyan eden Taraf ayni zamanda keyfiyeti diğer Tarafa bildirecektir.

Madde — 12

Âkit Taraflardan birinin bir ihtilâfı Uzlaşma Komisyonuna sevkettiği tarihten” itibaren on beş gün müddet zarfında iki Taraftan her biri, ihtilâfı vakiin tetkiki için kendi Komiseri yerine bu hususta salâhiyeti mahsusayı haiz bir zati ikame edebilecektir.

Bu hakkı istimal edecek olan Taraf keyfiyeti hemen diğer Tarafa tebliğ edecektir. Kendisine tebligat ifa edilen Taraf, bu takdirde bu tebliğin kendisine yapıldığı tarihten itibaren kezalik on beş gün müddet zarfında ayni veçhile hareket eyliyecektir.

Madde — 13

Uzlaşma Komisyonu, Tarafeyn arasında hilâfına bir itilâf olmadıkça, Reis tarafından gösterilen mahalde toplanacaktır.

Madde — 14

Uzlaşma Komisyonunun vazifesi, münaziühfih meseleleri tenvir ve tavzih etmek, bu maksatla faideli malûmat toplamak ve Âkit Tarafları uzlaştırmağa gayret etmek olacaktır.

Komisyon meseleyi tetkik ettikten sonra bir raporda ihtilâfın halline matuf teklifler serdedecektir.

Madde — 15

Uzlaşma Komisyonu nezdinde takip edilecek olan usul, vicahî olacaktır. Komisyon, ittifakla ittihaz edilmiş olan hilâfına kararlar mevcut olmadıkça, takip olunacak usulü Beynelmilel ihtilâfların muslihane halline müteallik 18 teşrinievvel 1907 tarihli La Haye Mukavelenamesinin 3 üncü faslında münderiç ahkâmı hesaba katmak suretile bizzat kendisi tanzim edecektir.

Madde — 16

Uzlaşma Komisyonunun müzakereleri, Komisyonca Âkit Taraflarla mutabık olarak hilâfına karar verilmez ise, hafî olacaktır.

Madde— 17

Âkit Taraflar, Komisyon nezdine Komisyonla kendi aralarında ayni zamanda mütevassıt vazifesini görecek olan ajanlar, müşavirler ve mütehassıslar tayin etmek ve keza şehadetini faideli addedecekleri her hangi bir şahsın istimaını da talep eylemek hakkını haiz olacaklardır.

Diğer taraftan Komisyon da her iki Tarafa mensup ajan, müşavir ve eksperlerden kendi Hükümetlerinin rıza ve muvafakatile, huzuruna celbini faideli göreceği her şahıstan, şifahî izahat talep etmeğe salâhiyettar olacaktır.

Madde — 18

Âkit Taraflar, Uzlaşma Komisyonunun mesaisini teshil etmeği ve bilhassa, mümkün olduğu kadar vâsi mikyas dahilinde, bilcümle vesaik ve müfit malûmatı vermeği ve Komisyonun şahitleri veya mütehassısları celp veya istima etmesine imkân vermek için kanunlarının kendilerine bahşettiği bütün vasıtaları kullanmağı taahhüt ederler.

Madde — 19

Uzlaşma Komisyonu ihtilâfın kendisine arzedildiği tarihten itibaren dört ay zarfında raporunu verecektir. Meğer ki Tarafeyn bu müddeti temdit hususunda mutabık kalmış ola.

Raporun bir nüshası Âkit Taraflardan her birine tevdi edilecektir. Rapor ne hâdiseleri izah noktasından ne de hukukî esbabı mucibesi itibarile bir Hakem kararı mahiyetinde olmıyacaktır.

Madde — 20

Uzlaşma Komisyonu kendi raporunda münderiç tarzı tesviye teklifleri hakkında, Âkit Taraflarca verilecek kararın müddetini tesbit edecektir. Bu müddet, üç ayı tecavüz etmiyecektir.

Madde — 21

Komiserlerden herbirine, mesaisinin devamı müddetince, miktarı iki Taraf canibinden müştereken tayin edilecek bir tazminat verilecek ve her iki Taraf bu tazminattan müsavi bir hisseyi üzerine alacaktır.

Komisyonun mesaisinin istilzam edeceği masarifi umumiye de ayni veçhile taksim edilecektir.

Madde — 22

Bu misak tasdik olunacak ve tasdiknameleri en kısa müddet zarfında teati olunacaktır.

Misak tasdiknameler teati edilir edilmez, meriyet mevkiine girecektir. Misak, meriyet mevkiine girdiği tarihten itibaren on sene meri olmak üzere akdedilmiştir.

Misak, bu müddetin inkızasından altı ay evvel feshedilmediği takdirde daha beş senelik bir müddet için tecdit edilmiş addolunacak ve ilerisi için ayni usul cari olacaktır.

İşbu misak müddetinin inkızasmda Uzlaşma Komisyonunca veya Hakemce veyahut Adlî mahkemece rüyet edilmekte olan bir işte henüz hüküm lâhik olmamış ise bu hususta mesbuk olan müracaatlar hakkında işbu Misak ahkâmı tatbik edilecektir. Meğer ki Akitler başka suretle hareket edilmesi hususunda beyinlerinde mutabık kalmış ola.

17 teşrinievvel 1933 tarihinde iki nüsha olarak Ankarada tanzim edilmiştir.

Dr. Tevfik Rüştü            N. Titulescu

Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 8 – III -1.934 ve 1/248

Bu kanunun neşir ve ilânının Başvekilliğe bildirildiğine dair Cumhuriyet Reisliğinden gelen

tezkerenin tarih ve numarası : 10 – III -1934 ve 4/248

Bu kanunun müzakerelerini gösteren zabıtların Cilt Sayıfa cilt ve sayıfa numaraları : 19 84 20 14:17,19,20,34:36

Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi

0

Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) Genel Konferansının 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan onyedinci oturumunda kabul edilmiştir.

Nemrut Dağı

Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi, 14.04.1982 tarihli ve 2658 sayılı kanunla onaylanmış ve Resmi Gazetenin 14.02.1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu 2863 kanun numarası ile 21.07.983 tarihinde kabul edilmiş ve 23.07.1983 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra bir takım değişiklikler yapılmıştır. Anayasa Mahkemesinin 13/10/2012 tarihli kararıyla, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 65’inci maddesinin (a) ve (b) fıkralarının iptaline hükmedilmesi nedeniyle kanunda değişiklikler yapılmış, Kanunun 7, 8, ve 65. maddelerinde yapılan değişiklikler 11.10.2013 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi 1972

Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı 17 Ekim-21 Kasım l972 tarihleri arasında Paris’te toplanan onyedinci oturumunda,

Kültürel mirasın ve doğal mirasın sadece geleneksel bozulma nedenleriyle değil; fakat sosyal ve ekonomik şartların değişmesiyle bu durumu vahimleştiren daha da tehlikeli çürüme ve tahrip olgusuyla gittikçe artan bir şekilde yok olma tehdidi altında olduğunu not ederek,

Kültürel ve Doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının; bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil ettiğini göz önünde tutarak,

Bu mirasın ulusal düzeyde korunmasının, korumanın gerekli kıldığı kaynakların genişliği ve kültürel varlığın toprakları üstünde bulunduğu ülkenin ekonomik, bilimsel ve teknik kaynaklarının yetersizliği nedeniyle çoğu kez tamamlanmamış olarak kaldığını göz önünde tutarak,

Örgüt yasasının, dünya mirasının muhafaza ve korunmasını sağlamak ve ilgili milletlere gerekli uluslararası sözleşmeleri tavsiye etmek suretiyle; bilgi muhafazasını, arttırmayı ve yaymayı öngördüğünü hatırlatarak,

Kültürel ve doğal varlıklara ilişkin mevcut uluslararası sözleşme, tavsiye ve kararların hangi halka ait olursa olsun; bu eşsiz ve yeri doldurulmaz kültür varlıklarının korunmasının dünyanın bütün halkları için önemini gösterdiğini göz önünde tutarak,

Dünya Kültür Mirası Listesi-Türkiye

Kültürel ve doğal mirasın parçalarının istisnaî bir öneme sahip olduğunu ve bu nedenle tüm insanlığın dünya mirasının bir parçası olarak muhafazasının gerektiğini göz önünde tutarak,

Kültürel ve doğal varlıkları tehdit eden yeni tehlikelerin vüsat ve ciddiyeti karşısında, ilgili devletin faaliyetinin yerini almamakla beraber bunu müessir bir şekilde tamamlayacak kolektif yardımda bulunarak; istisnaî evrensel değerdeki kültürel ve doğal mirasın korunmasına iştirakin, bütün milletlerarası camianın ödevi olduğunu göz önünde tutarak,

Bu amaçla, daimi bir temel üzerine ve modern bilimsel yöntemlere uygun olarak; istisnaî değerdeki kültürel ve doğal mirasın kolektif korunmasına matuf etkin bir sistemi kuran yeni hükümleri, bir sözleşme biçiminde kabulünün zorunlu olduğunu göz önünde tutarak,

Onaltıncı oturumunda bu sorunun uluslararası bir sözleşme konusu yapılmasına karar vermiş olarak,

16 Kasım 1972 tarihinde bu sözleşmeyi kabul eder.

Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi-40. Yıl

I- Kültürel ve Doğal Mirasın Tanımları
Madde 1.- Bu sözleşmenin amaçları bakımından aşağıdakiler “kültürel miras” sayılacaktır:

Anıtlar: Tarih, sanat veya bilim açısından istisnaî evrensel değerdeki mimari eserler, heykel ve resim alanındaki şaheserler, arkeolojik nitelikte eleman veya yapılar, kitabeler, mağaralar ve eleman birleşimleri.

Yapı toplulukları: Mimarileri, uyumlulukları veya arazi üzerindeki yerleri nedeniyle tarih, sanat veya bilim açısından istisnaî evrensel değere sahip ayrı veya birleşik yapı toplulukları.

Sitler: Tarihsel, estetik, etnolojik veya antropolojik bakımlardan istisnaî evrensel değeri olan insan ürünü eserler veya doğa ve insanın ortak eserleri ve arkeolojik sitleri kapsayan alanlar.

Madde 2.- Bu Sözleşmeye göre aşağıdaki eserler “doğal miras” sayılacaktır:

Estetik veya bilimsel açıdan istisnaî evrensel değeri olan, fiziksel ve biyolojik oluşumlardan veya bu tür oluşum topluluklarından müteşekkil doğal anıtlar.

Bilim veya muhafaza açısından istisnaî evrensel değeri olan jeolojik ve fizyografik oluşumlar ve tükenme tehdidi altındaki hayvan ve bitki türlerinin yetiştiği kesinlikle belirlenmiş alanlar,

Bilim, muhafaza veya doğal güzellik açısından istisnaî evrensel değeri olan doğal sitler veya kesinlikle belirlenmiş doğal alanlar.

Madde 3.- Yukarıda 1. ve 2. maddelerde belirtilen ve kendi toprakları üzerinde bulunan çeşitli varlıkları saptayıp belirlemek bu Sözleşmeye taraf olan her devlete ait bir sorumluluktur.

II- Kültürel ve Doğal Mirasın Ulusal ve Uluslararası Korunması

Madde 4.- Bu Sözleşmeye taraf olan devletlerden her biri 1. ve 2. maddelerde sözü edilen ve topraklarında bulunan kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması görevinin öncelikle kendisine ait olduğunu kabul eder. Bunun için kaynaklarını sonuna kadar kullanarak ve uygun olduğunda özellikle mali, sanatsal, bilimsel ve teknik alanlarda her türlü uluslararası yardım ve işbirliği sağlayarak elinden geleni yapacaktır.

Madde 5.- Bu Sözleşmeye taraf olan her Devlet topraklarındaki kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve teşhiri amacıyla etkili ve faal önlemlerin alınmasını sağlamak için, mümkün olduğunca her ülkenin kendi koşullarına uygun biçimde şu çabaları gösterecektir:

a) Kültürel ve doğal mirasa, toplumun yaşamında bir işlev vermeyi ve bu mirasın korunmasını kapsamlı planlama programlarına dahil etmeyi amaçlayan genel bir politika benimsemek;

b) Kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve teşhiri için, halen mevcut değilse, topraklarında bir veya daha fazla hizmet kurumunu, işlevlerini ifaya yeterli olacak görevli ve araçlarla kurmak;

c) Bilimsel ve teknik çalışma ve araştırmaları geliştirmek ve Devletin kültürel ve doğal mirasını tehdit eden tehlikelere karşı harekete geçmesine olanak sağlayacak müdahale yöntemlerini mükemmelleştirmek;

d) Bu mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri, yenileştirilmesi için gerekli olan uygun yasal, bilimsel, teknik, idarî ve malî önlemleri almak; ve

e) Kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve teşhiri konularında eğitim yapan ulusal veya bölgesel merkezlerin kurulmasını veya geliştirilmesini desteklemek ve bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmek,

Madde 6.-

1. Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler, 1. ve 2. maddelerde sözü edilen kültürel ve doğal mirasın toprakları üzerinde bulunduğu devletlerin egemenliğine tam olarak saygı göstererek ve ulusal yasaların sağladığı mülkiyet haklarına zarar vermeden, bu tür mirasın, bütün uluslararası toplum tarafından işbirliği ile korunması gereken evrensel bir miras olduğunu kabul ederler.

2. Taraf devletler, 11. maddenin 2. ve 4. paragraflarında belirtilen kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası ve devamının sağlanması konularında bu mirasa sahip olan devletler istediği takdirde yardım etmeyi bu Sözleşme hükümleri uyarınca üstlenirler.

3. Bu Sözleşmeye taraf olan her Devlet, Sözleşmeye taraf olan diğer devletlerin topraklarında bulunan ve 1. ve 2. maddelerde sözü edilen kültürel ve doğal mirasa doğrudan doğruya veya dolaylı olarak zarar verebilecek kasıtlı önlemleri almamayı üstlenir.

Madde 7.- Bu Sözleşmenin amacı bakımından, dünya kültürel ve doğal mirasının uluslararası alanda korunması deyimi, Sözleşmeye Taraf olan Devletlerin kültürel miraslarını saptama ve koruma çabalarına destek olmaya matuf bir uluslararası işbirliği ve yardım sisteminin kurulması olarak anlaşılacaktır.

III- Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması İçin Hükümetlerarası Komite
Madde 8.-

1. İstisnaî evrensel değere sahip kültürel ve doğal mirasın korunması için bu Sözleşmeye Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü çerçevesinde “Dünya Mirası Komitesi” adı altında bir Hükümetler arası Komite kurulmuştur. Komite, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı’nın olağan oturumu sırasında genel kurul olarak toplanan ve Sözleşmeye Taraf Devletlerce seçilen 15 Taraf Devletten oluşacaktır. Komite üyesi Devletlerin sayısı, Genel Konferansın, bu sözleşmenin en az 40 Devlet için yürürlüğe girişini izleyen olağan oturumunun yapıldığı tarihten itibaren 21’e yükseltilecektir.

2. Komite üyelerinin seçiminde, dünyanın değişik bölge ve kültürlerinin adilâne bir biçimde temsili güvence altına alınacaktır.

3. Kültürel Varlığın Muhafazası ve Restorasyonu Çalışmaları Uluslararası Merkezinin (Roma Merkezi) bir temsilcisi, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) bir temsilcisi ve Uluslararası Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) bir temsilcisi ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansının olağan oturumu sırasında genel kurul olarak toplanan Sözleşmeye taraf Devletlerin isteği üzerine benzer amaçlı diğer hükümetlerarası veya hükümet dışı örgütlerin temsilcileri anılan Komite’nin toplantılarına danışman olarak katılabilirler.

Madde 9.-

1. Dünya Mirası Komitesine üye Devletlerin görev süreleri, Genel Konferansın, Komite üyeliğine seçildikleri olağan oturumunun sonundan, bunu izleyen üçüncü olağan oturumunun sonuna kadar sürecektir.

2. Ancak, ilk seçim sırasında atanan üyelerin üçte birinin görev süreleri, Genel Konferansın, üyeliğe seçildikleri olağan oturumunu izleyen ilk olağan oturumunun sonunda sona erecektir; aynı zamanda atanan diğer üçte bir üyenin görev süresi de Genel Konferansın seçildikleri olağan oturumunu izleyen ikinci olağan oturumunun sonunda sona erecektir. Bu üyelerin isimleri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı Başkanı tarafından, İlk seçimden sonra kura ile belirlenecektir.

3. Komiteye üye Devletler, temsilcilerini kültürel ve doğal miras alanında yetkili kişiler arasından seçeceklerdir.
Madde 10.-

1. Dünya Mirası Komitesi kendi iç tüzüğünü kabul edecektir.

2. Komite, belirli sorunlar hakkında danışmada bulunmak üzere, özel veya resmî örgütleri veya kişileri her zaman toplantılarına katılmaya çağırabilir.

3. Komite, görevlerinin yerine getirilmesi bakımından gerekli gördüğü danışma organlarını kurabilir.

Madde 11.-

1. Bu Sözleşmeye Taraf olan her Devlet, kültürel ve doğal mirasının bir parçasını oluşturan, kendi topraklarında bulunan ve bu maddenin 2. paragrafındaki listeye girmesi uygun olan kültürel varlıklarının bir envanterini, mümkün olan en kısa sürede, “Dünya Kültür Mirası Komitesi”ne sunacaktır. Nihaî addedilmeyecek olan bu envanter söz konusu kültürel varlığın yerini ve önemini gösteren belgeleri ihtiva edecektir.

2. Komite, 1. Paragraf uyarınca Devletlerce verilen envanterlere dayanarak, bu Sözleşmenin 1. ve 2. maddelerinde tanımlandığı üzere, saptamış olacağı ölçütlere göre istisnaî evrensel değerde mütalâa ettiği, kültürel veya doğal mirasın parçasını oluşturan varlıkların bir listesini yapacak, güncel hale getirecek ve “Dünya Kültür Mirası Listesi” başlığı altında yayınlanacaktır. En geç her iki yılda bir, güncelleştirilmiş bir liste dağıtıma tâbi tutulacaktır.

Bir varlığın Dünya Kültür Mirası Listesine alınması

3. Bir varlığın Dünya Kültür Mirası Listesine alınması, ilgili Devletin onayını gerektirir. Üzerinde birden çok devletin egemenlik veya kaza hakkı iddiasında bulunduğu bir toprakta bulunan bir kültürel varlığın listeye alınması anlaşmazlığa taraf olan devletlerin haklarını hiç bir biçimde etkilemeyecektir.

4. Komite, Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunup korunması için çok büyük çapta çalışmaları gerektiren ve bu maksatla işbu Sözleşme çerçevesinde yardım talep edilmiş olan kültürel varlıkların bir listesini,”Tehlike Altındaki Dünya Kültür Mirası Listesi” başlığı altında durum gerektirdikçe düzenleyecek, güncelleştirecek ve yayınlayacaktır.Söz konusu liste, gerekli çalışmaların tahminî bedelini de içerecektir.Liste, kültürel ve doğal mirası oluşturan varlıklardan, yalnız hızlı bozulma nedeniyle yok olma tehdidi, büyük çapta resmî veya özel projeler veya hızlı kentsel veya turistik gelişim projeleri; toprağın kullanım veya mülkiyetindeki değişikliklerin neden olduğu tahribat; bilinmeyen nedenlere bağlı büyük değişiklikler; herhangi bir nedenle bir varlığın terkedilmesi; silâhlı bir çatışmanın çıkması veya çatışma tehdidi; âfet ve felâketler; ciddi yangınlar, depremler, yer kaymaları; volkanik patlamalar; su düzeyindeki değişmeler, su baskınları ve gelgit dalgaları gibi ciddi ve belirgin tehlikelerin tehdidi altında bulunanları içerebilir.Âcil ihtiyaç halinde Komite, herhangi bir zamanda tehlike altındaki Dünya Kültür Mirası.uyurabilir.

5. Komite, kültürel veya doğal mirasa ait bir varlığın; bu maddenin 2. ve 4. paragraflarında belirtilen iki listeden her birine dahil edilmesinde temel alınacak ölçütlerin tanımını yapacaktır.

6. Bu maddenin 2. ve 4. paragraflarında belirtilen iki listeden birine dahil edilme isteğini reddetmeden önce; Komite, söz konusu edilen kültürel veya doğal varlığın toprakları üzerinde bulunduğu devlete danışacaktır.

7. Komite, ilgili Devletlerin onayıyla; bu maddenin 2. ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan listelerin hazırlanması için gerekli olan çalışma ve araştırmaları koordine ve teşvik eder.

Madde 12.- Kültürel ve doğal mirasa ait olan bir varlığın 11. maddenin 2. ve 4. paragraflarında sözü edilen her iki listeye de dahil edilmemiş olması hiçbir şekilde onun bu listelere dahil edilme sonucu olanlar dışındaki amaçlar için istisnaî değeri olmadığı anlamına gelmeyecektir.

Madde 13.-

1. Dünya Kültür Mirası Komitesi, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin, topraklarında bulunan ve 11. maddenin 2. ve 4. paragraflarında sözü edilen listelere dahil olan veya dahil edilmesi muhtemel bulunan Kültürel ve doğal mirasın bir parçasını oluşturan varlıklara ilişkin olarak yaptıkları, uluslararası yardım isteklerini alır ve inceler. Bu tür istekler, bu tür varlıkların korunmasını, muhafazasını, teşhirini veya yenilenmesini sağlamaya yönelik olabilir.

2. Bu maddenin 1. paragrafı çerçevesindeki uluslararası yardım istekleri, ön incelemeler daha ileri araştırmaların yararlı olacağını gösterdiği takdirde, 1. ve 2. maddelerde tanımlanan kültürel ve doğal varlıkların saptanmasıyla ilgili olabilir.

3. Komite, bu isteklere ilişkin olarak yapılacak olan işlemi kararlaştıracak, uygun olması durumunda yapacağı yardımın niteliği ve boyutunu belirleyecek ve gerekli tertiplerin ilgili hükümet ile kendi adına alınması için yetki verecektir.

4. Komite, çalışmaları için bir öncelik sırası saptayacaktır. Bunu yaparken, koruma gerektiren kültür varlığının dünya kültürel ve doğal mirası içindeki önemini, bir doğal çevreyi veya dünya milletlerinin dehasını ve tarihini en iyi biçimde temsil niteliği olan varlığa uluslararası yardım yapılması zorunluluğunu, yapılacak işin ivediliğini, tehdit altındaki varlıkların topraklarında bulunduğu Devletlerin kaynaklarının durumunu ve özellikle, kendi olanaklarıyla bu tür varlıkları ne dereceye kadar koruyabildiklerini göz önünde bulunduracaktır.

5. Komite, uluslararası yardım yapılmış olan varlıklarla ilgili olarak bir listeyi hazırlayacak, güncelleştirecek ve duyuracaktır.

6. Komite, bu Sözleşmenin 15. maddesi gereğince kurulan Fon’un kaynaklarının kullanımı konusunda karar sahibi olacaktır. Bu kaynakları arttırma yollarını arayacak ve bu amaç için faydalı bütün tedbirleri alacaktır.

7. Komite, bu Sözleşmenin amaçlarına benzer amaçları olan, uluslararası ve ulusal örgütler ve hükümetlerarası veya hükümet dışı örgütlerle işbirliği yapacaktır. Komite, programlarının ve projelerinin uygulanması için, bu tür örgütlere özellikle Kültürel Varlıkların Muhafazası ve Restorasyonu Çalışmaları Uluslararası Merkezi’ne (Roma Merkezi), Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’ne (ICOMOS) ve Uluslararası Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’ne (IUCN) ve ayrıca resmi ve özel kurum ve kişilere çağrıda bulunabilir.

8. Komitenin kararları oylamada bulunan ve oy veren üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınır. Komite üyelerinin çoğunluğu, nisabı oluşturur.

Madde 14.-

1. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörü tarafından atanan bir Sekreterya Dünya Kültür Mirası Komitesine yardımcı olur.

2. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörü, Kültürel Varlıkların Muhafazası ve Restorasyonu Çalışmaları Uluslararası Merkezi’nin (Roma Merkezi), Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve Uluslararası Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) ihtisasları ve imkânları dahilinde hizmetlerinden azami şekilde yararlanarak, Komite’nin belgelerini, toplantılarının gündemini hazırlayacak ve kararlarının uygulanmasından sorumlu olacaktır.

IV- Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını Koruma Fonu
Madde 15.-

1. İstisnaî Evrensel Değeri olan Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını korumak için “Dünya Mirası Fonu”adı altında bir Fon kurulmuştur.

2. Fon, UNESCO’nun Malî tüzüğü hükümlerine uygun olarak vakıf şeklinde teşkil edilecektir.

3. Fon’un kaynakları aşağıdakilerden oluşacaktır.

a) Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin yaptıkları zorunlu ve gönüllü katkılar;

b) Aşağıdaki kaynaklardan sağlanabilecek katkı, hibe ve bağışlar;

i) Diğer Devletler;

ii) Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, Birleşmiş Milletler Sisteminin diğer örgütleri, özellikle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve diğer hükümetlerarası örgütler;

iii) Resmi veya özel kurum ve kişiler,

c) Fon’un kaynaklarından sağlanan her türlü faiz geliri;

d) Fon’un yararına düzenlenen faaliyetlerden sağlanan bağış ve gelirler ve

e) Dünya Mirası Komitesi’nce hazırlanacak Fon yönetmeliğinde belirtilen diğer bütün kaynaklar.

4. Fon’a yapılan katkılar ve Komite için sağlanmış olan diğer tür yardımlar ancak Komite’nin belirleyeceği amaçlar için kullanılabilir. Komite, yalnız belirli bir program veya projede kullanılmak üzere yapılan katkıları, bu program veya projenin yürütülmesinin komitece kararlaştırılmış olması şartıyla kabul edebilir. Fon’a yapılan katkılar hiçbir siyasal koşula bağlanamaz.

Madde 16.-

1. Bu Sözleşmeye taraf Devletler ilâve gönüllü katkıda bulunma hakları haleldar edilmeden Dünya Mirası Fonuna muntazaman iki yılda bir katkıda bulunmayı taahhüt ederler. Bu katkıların bütün Devletlere uygulanabilecek tek bir yüzdeye göre hesaplanan miktarı, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı sırasında, toplanan sözleşmeye taraf Devletlerin genel kurulu tarafından kararlaştırılacaktır. Genel Kurulun bu kararı, bu maddenin 2. paragrafında öngörülen beyanı yapmamış olan, hazır bulunan ve oy veren Taraf devletlerin çoğunluğu ile alınır. Sözleşmeye taraf Devletlerin zorunlu katkısı hiç bir surette Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün mutat bütçesine yaptıkları katkının % 1′ inden fazla olamaz.

2. Ancak, bu Sözleşmenin 31. ve 32. maddelerinde atıfta bulunulan her Devlet, onay, kabul veya katılma belgelerinin verilmesi sırasında bu maddenin 1. paragrafı hükümleriyle bağlı olmayacağını bildirebilir.

3. Bu maddenin 2. paragrafında sözü edilen bildirimi yapmış olan Sözleşmeye Taraf bir Devlet, her an Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörünü haberdar ederek sözü geçen bildirimi geri alabilir. Ancak bildirimin geri alınması, bu Devletin zorunlu katkısı bakımından, Sözleşmeye Taraf olan Devletlerin bir sonraki Genel Kurulu tarihine kadar hüküm ifade etmeyecektir.

4. Komite’nin faaliyetlerini etkili biçimde planlayabilmesi için, bu Sözleşmeye taraf olan Devletlerden bu maddenin 2. paragrafında sözü edilen bildirimi yapmış olan Taraf Devletlerin katkıları, düzenli olarak her iki yılda bir ödenecek ve bu katkı, bu maddenin 1. paragrafı hükümleriyle bağlı oldukları takdirde ödeyecekleri katkılardan az olmayacaktır.

5. Bu Sözleşmeye taraf olan herhangi bir Devlet, içinde bulunulan yıl ile ondan hemen önceki yıla ait zorunlu veya gönüllü katkılarından borçlu ise Dünya Kültür Mirası Komitesi üyeliğine seçilemeyecektir; ancak bu hüküm ilk seçime uygulanmayacaktır.

Komite üyeliğinde bulunan böyle bir Devletin görev süresi, bu Sözleşmenin 8. Maddesinin 1. paragrafında belirtilen seçimler yapıldığı zaman sona erer.

Madde 17.- Bu Sözleşmeye Taraf olan Devletlere, Sözleşmenin 1. ve 2. maddelerinde tanımlanan Kültürel ve doğal mirasın korunması için yardım sağlamak amacıyla ulusal, resmi ve özel vakıf veya dernekler kurmayı öngörür veya kuruluşunu teşvik ederler.

Madde 18.- Bu Sözleşmeye Taraf olan Devletler Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü himayesinde Dünya Mirası Fonu yararına uluslararası fon toplama kampanyalarının örgütlenmesine yardımcı olacak, 15. maddenin 3. paragrafında sözü edilen organların para toplamasını kolaylaştıracaklardır.

V- Uluslararası Yardımın Koşulları ve Düzenlenmesi

Madde 19.- Taraf olan herhangi bir Devlet topraklarında bulunan istisnaî evrensel değere sahip kültürel ve doğal mirasın bir parçasını oluşturan varlıklar için uluslararası yardım isteyebilir. Elinde bulunan ve Komite’nin bir karara varmasını sağlayacak nitelikteki 21.maddede öngörülen bilgi ve belgeleri de bu yardım istemiyle birlikte Komiteye sunar.

Madde 20.- 13. maddenin 2. paragrafının, 22. maddenin (c) fıkrası ve 23. maddenin hükümlerine bağlı olarak, bu Sözleşmeyle sağlanan uluslararası yardım, kültürel ve doğal mirasın parçasını oluşturan varlıklardan yalnız Dünya Kültür Mirası Komitesi’nin 11.maddesinin 2. ve 4.paragraflarında belirtilen listelerden birine girmesine karar verdiği veya karar verebileceği varlıklara yapılabilir.

Madde 21.-

1. Dünya Mirası Komitesi, Uluslararası yardım isteklerini değerlendirme usullerini saptayacak ve özellikle tasarlanan faaliyet, gerekli çalışma, bunlara ait fiyat tahmini, ivedilik derecesi ve yardımı isteyen Devletin kaynaklarının bütün harcamaları karşılayamamasının nedenlerini içerecek yardım talebinin muhtevasını belirleyecektir. Bu tür talepler, mümkün olduğunca uzman raporlarıyla desteklenmelidir.

2. Felâket ve doğal âfetler nedeniyle yapılan talepler, âcil çalışma gerektirebilmeleri nedeniyle, bu tür hadiselere karşı bir ihtiyat fonu ayırmış bulunması gereken Komite tarafından hemen, öncelikle değerlendirmeye alınmalıdırlar.

3. Komite, bir karara varmadan önce gerekli gördüğü inceleme ve danışmalarda bulunacaktır.

Madde 22.- Dünya Kültür Mirası Komitesi’nce verilen yardımlar aşağıdaki biçimlerde olabilir:

a) Bu sözleşmenin 11. maddesinin 2. ve 4. paragraflarında tanımlandığı üzere kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası, teşhiri ve yenilenmesinden çıkan sorunlarla ilgili sanatsal, bilimsel ve teknik incelemeler,

b) Onaylanan çalışmanın doğru biçimde yürütülmesini sağlamak için uzmanların, teknisyenlerin ve nitelikli işgücünün temini,

c) Kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve yenilenmesi alanlarında her düzeydeki görevli ve uzmanların eğitimi,

d) İlgili Devletlerin sahip olmadığı veya elde edebilecek durumda olmadığı araçların sağlanması,

e) Uzun vadede ödenebilecek düşük faizli ve faizsiz borçlar,

f) İstisnaî durumlarda ve özel nedenlerle, geri ödenmesi gerekmeyen hibeler.

Madde 23.- Dünya Kültür Mirası Komitesi, ulusal veya bölgesel merkezlere de kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve yenilenmesi alanlarında bütün düzeylerdeki görevli ve uzmanların eğitimi konusunda uluslararası yardım sağlayabilir.

Madde 24.- Büyük çaptaki uluslararası yardımdan önce, ayrıntılı bilimsel, ekonomik ve teknik incelemelerde bulunulacaktır. Bu incelemeler, doğal ve kültürel mirasın korunması, muhafazası, teşhiri ve yenilenmesi için en ileri teknikleri araştıracak ve sözleşmenin amaçlarıyla uyumlu olacaktır. İncelemeler, ilgili devletin mevcut kaynaklarının rasyonel kullanımı yollarını da araştıracaktır.

Madde 25.- Genel bir kural olarak, gerekli çalışmanın bedelinin yalnız bir bölümü uluslararası toplum tarafından karşılanacaktır. Uluslararası yardımdan yararlanan devletin katkısı; kaynaklarının buna elverişli olmaması dışında her program veya projeye ayrılan tüm kaynakların önemli bir payını oluşturacaktır.

Madde 26.- Dünya Kültür Mirası Komitesi ve yardım alan devlet yaptıkları anlaşmayla; bu sözleşme hükümleri gereği uluslararası yardım sağlanan bir program veya projenin yürütüleceği koşulları saptayacaklardır.

Anlaşmayla koyulan kurallara uygun olarak himaye altına alınmış varlığın korunmasına, muhafazasına ve teşhirine devam etme sorumluluğu bu uluslararası yardımı alan devlete ait olacaktır.

VI- Eğitim Programları
Madde 27.-

1. Bu Sözleşmeye taraf devletler, kendi halklarının sözleşmenin 1. ve 2. maddelerinde tanımlanan kültürel ve doğal mirasa karşı bağlılık ve saygı hislerini güçlendirmek için; bütün uygun araçlarla ve özellikle eğitim ve tanıtma programlarıyla çaba göstereceklerdir.

2. Taraf Devletler, kamuoyunu, kültür mirasını tehdit eden tehlikelerden ve Sözleşmenin uygulanması için yürütülen etkinliklerden geniş biçimde haberdar etmeyi taahhüt ederler.

Madde 28.- Sözleşme çerçevesinde uluslararası yardım alan bu sözleşmeye taraf devletler; kendisi için yardım alınan kültürel varlığın öneminin ve bu yardımın oynadığı rolün bilinmesi için uygun önlemleri alacaklardır.

VII- Raporlar
Madde 29.-

1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Kuruluna, onun tarafından belirlenen tarih ve biçimde verecekleri raporlarda, kabul ettikleri yasal ve idari hükümler ve bu sözleşmenin uygulanması için yaptıkları diğer işlemler hakkında bu alanda kazandıkları tecrübenin ayrıntıları ile birlikte bilgi vereceklerdir.

2. Bu raporlar Dünya Kültür Mirası Komitesi’nin dikkatine sunulacaktır.

3. Komite, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı’nın her olağan oturumunda faaliyetleri hakkında rapor verecektir.

VIII- Son Hükümler

Madde 30.- Bu Sözleşme, beş metni de aynı derecede geçerli olmak üzere, Arapça, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca olarak hazırlanmıştır.

Madde 31.-

1. Bu sözleşme Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne üye devletlerin kendi anayasal yöntemlerine göre onaylarına ve kabullerine tâbi olacaktır.

2. Onay veya kabul belgeleri Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörüne tevdi edilecektir.

Madde 32.-

1. Bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü üyesi olmayıp, örgütün Genel Konferansı tarafından sözleşmeye katılmaya çağrılan bütün devletlerin katılmasına açık olacaktır.

2. Katılma bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörüne tevdii ile gerçekleştirilir.

Madde 33.- Bu Sözleşme, yirminci onay, kabul veya katılma belgesinin tevdi tarihinden üç ay sonra; fakat sadece onay, kabul veya katılma belgelerini bu veya önceki bir tarihte tevdi eden devletler bakımından yürürlüğe girecektir. Diğer her devlet için, Sözleşme kendi onay, kabul veya katılma belgesinin tevdiinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 34.- Aşağıdaki hükümler, Sözleşmeye taraf olan Devletlerden federal veya üniter olmayan anayasal sisteme sahip olanlarına uygulanacaktır.

a) Bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasının federal veya merkezî yasal gücün yargı yetkisi alanına girdiği hallerde; federal ve merkezî hükümetin yükümlülükleri, federal devlet olmayan taraf devletlerinkilerle aynı olacaktır.

b) Bu Sözleşmenin uygulanmasının, federasyonun anayasal sistemi icabı, yasal önlemler almakla yükümlü tutulmayan ve federasyonu oluşturan her bir devlet, ülke, eyalet veya kantonun yargı yetkisi alanına girdiği hallerde Federal Hükümet; anılan hükümleri, kabulü tavsiyesiyle böyle devletlerin, ülkelerin, eyaletlerin veya kantonların yetkili makamlarının bilgisine sunar.

Madde 35.-

1. Bu Sözleşmeye taraf olan her Devlet Sözleşmeden çekilebilir.

2. Çekilme Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörüne tevdi edilecek yazılı bir belgeyle duyurulacaktır.

3. Çekilme, çekilme belgesinin alınmasından 12 ay sonra geçerli olacaktır. Bu, çekilen Devletin mali yükümlülüklerini, çekilmenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar etkilemeyecektir.

Madde 36.- Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörü, Örgüte üye Devletlere; 32. maddede sözü edilen Örgüte üye olmayan devletlere ve Birleşmiş Milletlere 31. ve 32. maddelerde belirtilen bütün onay, kabul ve katılma belgelerinin ve 35. maddede belirtilen çekilme belgelerinin tevdi edildiğini bildirecektir.

Madde 37.-

1. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı tarafından tadil edilebilir. Bununla beraber, böyle bir tadil yalnızca tadil edilmiş Sözleşmeye taraf olacak devletleri bağlar.

2. Eğer Genel Konferans bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme benimserse; yeni Sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, bu Sözleşme tadil edilen Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onaya, kabule veya katılmaya açık olmayacaktır.

Madde 38.- Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 102. maddesi uyarınca; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörünün isteği üzerine Birleşmiş Milletler Sekreteryasınca tescil edilecektir.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgüt Genel Konferansı’nın onyedinci oturum Başkanı’nın ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Direktörünün imzalarını taşıyan iki geçerli nüsha olarak Paris’te 23 Kasım 1972’de yapılmış olup; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü arşivlerinde saklanacak ve aslına uygunluğu onaylanmış suretleri 31. ve 32. maddelerde belirtilen bütün Devletlere ve Birleşmiş Milletlere gönderilecektir.

Convention Concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage

Folklorun ve Geleneksel Kültürün Korunması Tavsiye Kararı

0

Folklorun ve Geleneksel Kültürün Korunması Tavsiye Kararı, 15 Kasım 1989 tarihinde UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) tarafından kabul edilmiştir.

Folklorun ve Geleneksel Kültürün Korunması Tavsiye Kararı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun Paris’te 17 Ekim- 16 Kasım 1989 tarihleri arasında yapılan Genel Konferansının 25. Oturumunda,

Folklorun insanlığın evrensel mirasının bir parçası olduğunu ve farklı insanların ve sosyal grupların bir araya getirilmesinde ve kültürel kimliklerini ortaya koymalarında güçlü bir araç olduğunu göz önünde bulundurarak,

Folklorun sosyal, ekonomik, kültürel ve politik önemini, insanlık tarihindeki rolünü ve günümüz kültüründeki yerini belirterek,

Folklorun kültürel mirasın ve yaşayan kültürün ayrılmaz bir parçası olarak spesifik doğasının ve öneminin altını çizerek,

Folklorun geleneksel formlarının son derece hassas yapısını, özellikle de sözlü gelenekle ilgili olan yönlerini ve bu yönlerin yok olabilme tehlikesini kabul ederek,

Folklorun işlevinin ve onun çeşitli faktörlerin etkisi ile karşı karşıya geldiği tehlikenin, bütün ülkelerde kabul edilmesi gerekliliğini vurgulayarak,

Hükümetlerin folklorun korunmasında kararlı role sahip olmaları ve bunun mümkün olduğu kadar kısa sürede yapmaları gerektiğine inanarak,

Yirmi dördüncü oturumda, IV. bölüm, 4. paragrafta belirtildiği üzere Üye Devletlere Tavsiyenin folklorun korunması konusunda olmasını kararlaştırarak,

1989 Kasım’ının on beşinci gününde işbu Tavsiye Kararını kabul etmiştir:

Genel Konferans, Üye Devletlerin folklorun korunması ile ilgili aşağıda yer alan maddeleri, her devletin anayasal düzeninin gerektirdiği kanuni koşulları veya diğer adımları sağlayarak bu Tavsiye Kararında açıklanan prensip ve önlemleri kendi bölgelerinde hayata geçirmek için uygulamalarını önerir.

Genel Konferans Üye Devletlere bu Tavsiye Kararını otoritelerin, folklorun korunması ile ilgili konulardan sorumlu bölüm veya organların ve folklorla ilgili çeşitli kuruluş ve enstitülerin dikkatine sunmalarını ve onların folklorun korunması ile ilgili uygun uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini desteklemelerini önerir.

Genel Konferans, Üye Devletlerin belirlenecek zaman ve şekilde Tavsiye Kararının hayata geçirilmesine yönelik yaptıkları çalışmalarla ile ilgili raporlarını Organizasyona sunmalarını önerir.

A. Folklorun Tanımı

Bu Tavsiye Kararının amaçları için: Folklor (veya geleneksel ve popüler kültür) kültürel bir topluluğun, grup veya bireyler tarafından ifade edilen ve kültürel veya sosyal kimliklerini yansıttığı sürece beklentilerinin ifadesi olarak kabul edilen gelenek temelli yaratımlarının bütünüdür; folklor kalıpları ve değerleri sözlü olarak, taklit yoluyla veya farklı şekillerde aktarılırlar. Folklor biçimleri; dil, edebiyat, müzik, dans, oyunlar, mitoloji, ritüeller, gelenekler, el sanatları, mimari ve diğer sanat dallarını içerir.

B. Folklorun Tespit Edilmesi

Kültürel bir ifade biçimi olarak folklor, kimliği belirtilen grup (ailevi, mesleki, ulusal, bölgesel, dinî, etnik vs.) tarafından ve grup için korunmalıdır. Bu amaçla, Üye Devletler ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde uygun araştırmaları aşağıdaki amaçların sağlanması için desteklemelidir:

(a) bölgesel ve küresel folklor kayıtlarına katılması amacıyla folklorla ilgili enstitülerin ulusal envanterini geliştirmek;

(b) Farklı kuruluşlar tarafından kullanılan sınıflandırma sistemleri ile koordinasyonun sağlanması amacı ile tespit etme ve kayıt sistemleri yaratmak (koleksiyon, katalog, transkripsiyon) veya mevcut olanları el kitapçıkları, derleme kılavuzları, örnek kataloglar vs. yoluyla geliştirmek;

(c) Folklorun standart bir tipolojisinin yaratılmasını aşağıdaki yollarla harekete geçirmek:

(i) evrensel kullanım için folklor genel taslağının hazırlanması

(ii) kapsamlı bir folklor kaydının hazırlanması; ve

(iii)bölgesel folklor sınıflandırmasının yapılması, özellikle pilot alan çalışması projeleriyle.

C. Folklorun Muhafaza Edilmesi (Conservation)

Muhafaza etme, halk geleneklerine ilişkin belgeleme ile ilgilenir ve amacı bu tür geleneklerin artık kullanılmadığı veya geliştiği durumlarda araştırmacıların ve gelenek taşıyıcılarının gelenek değişmesi boyunca süreci anlamalarını sağlayacak verilere ulaşmalarını sağlamaktır. Yaşayan folklor, sürekli değişen karakteri nedeniyle her zaman doğrudan korunamamaktadır, somut bir biçimde sabitlenen folklor etkili bir şekilde korunmalıdır.

Bu amaçla Üye Devletler:

(a) derlenmiş folklorun tam anlamıyla saklanabileceği ve ulaşılabilir olabileceği ulusal arşivler oluşturmalı;

(b) hizmet amaçları için (merkezi katalogların oluşturulması, folklor materyalleri ve koruma yönlerini içeren folklor çalışma standartları üzerine bilgilerin yaygınlaştırılması) merkezi ulusal arşivler oluşturmalı;

(c) Mevcut müzelerde geleneksel ve popüler kültürün sergilenebileceği folklor bölümleri ya da müzeler kurmalı;

(d) o kültürün yaşayan veya geçmişte kalan yönlerini öne çıkaracak geleneksel ve popüler kültürü tanıtma yollarına öncelik vermeli (çevrelerini, yaşam biçimlerini ve çalışmalarını, yeteneklerini ve üretmiş oldukları teknikleri göstererek);

(e) derleme ve arşivleme metotlarının uyumunu sağlamalı;

(f) fiziksel muhafazadan analitik çalışmalara kadar folklorun muhafazasında derleme, arşiv, belgeleme uzmanları ve diğer uzmanları eğitmeli;

(g) ) Tüm folklor materyallerinin arşivleme ve çalışma kopyalarını ve bölgesel enstitüler için kopyaların oluşturulmasını sağlamalı böylece kültürel topluluğun bu materyallere ulaşımını güvence altına almalı

D. Folklorun Korunması (Preservation)

Koruma, her insanın kendi kültürüne sahip olma hakkının olduğunu ve bu hakkın sıklıkla kitle iletişim araçları tarafından sağlanan endüstrileşmiş kültürün etkisiyle yıpratıldığı gerçeğini dikkate alarak halk geleneklerinin ve bu geleneklerin aktarıcılarının korunması ile ilgilenir. Alınacak önlemler hem yaratıldıkları çevrede hem dışında halk geleneklerinin statülerini ve maddi desteklerini güvence altına almalıdır. Bu amaçla, Üye Devletler:

(a) yalnızca köy ve diğer kırsal kültürleri değil çeşitli sosyal gruplar, meslekler, kuruluşlar vd. tarafından kentsel alanlarda yaratılan kültürleri de dikkate alarak, folklora saygı vurgusuna dayanan uygun bir biçimde folklora ilişkin resmî ve resmî olmayan eğitim programlarını ve çalışmalarını düzenlemeli ve tanıtmalı; böylece kültürel çeşitliliğinin ve farklı dünya görüşlerinin, özellikle hakim kültürlerde yansıtılmayanların daha iyi anlaşılmasını sağlamalı;

(b) geleneğin uygulanmasının yanı sıra belgeleme, arşivleme, araştırma vb. alanlardaki çalışmaları destekleyerek çeşitli kültürel toplulukların kendi folklorlarına ulaşma haklarını güvence altına almalı;

(c) disiplinler arası temelde, bu alanla ilgili çeşitli grupların temsil edileceği bir Ulusal Folklor Kurumu veya benzer bir koordinasyon organı oluşturmalı;

(d) folklor öğelerini çalışan, tanıtan, geliştiren veya devam ettiren birey ve kuruluşlara maddi ve manevi destek sağlamalı;

(e) folklorun korunmasına ilişkin bilimsel çalışmaları desteklemeli.

E. Folklorun Yaygınlaştırılması

Halkın dikkati kültürel kimliğin bir parçası olarak folklorun önemine çekilmelidir. Bu kültürel mirası oluşturan parçaların geniş bir şekilde yaygınlaştırılması ve böylece folklorun değerinin ve korunma gerekliliğinin tanınması önemlidir. Bununla birlikte, geleneklerin bütünlüğünün korunabilmesi için yaygınlaştırma sırasında biçimsizleştirmeden kaçınılmalıdır. Adil bir yaygınlaştırmayı desteklemek için Üye Devletler:

(a) fuarlar, festivaller, filmler, sergiler, seminerler, sempozyumlar, çalıştaylar, eğitim kursları, kongreler vs. gibi ulusal, bölgesel ve uluslararası etkinlikleri teşvik etmeli ve bu etkinliklerin materyallerinin, belgelerinin ve diğer sonuçlarının yayınını ve yaygınlaşmasını desteklemeli;

(b) bağışlar aracılığıyla, kitle iletişim araçları bünyesinde folklorcular için işler yaratarak, kitle iletişim araçları tarafından toplanan folklor materyallerinin uygun biçimde arşivlenmesini ve yaygınlaştırılmasını sağlayarak ve bu kuruluşlarda folklor birimlerinin kurulması yoluyla; ulusal ve bölgesel basında, televizyon, radyo ve diğer kitle iletişim araçları yayınında folklor materyallerinin daha geniş bir biçimde yer almasını teşvik etmeli,

(c) folklor alanında çalışan kesimleri, belediyeleri, dernekleri ve diğer grupları, bölgedeki folklor etkinliklerini canlandırmak ve koordine etmek amacıyla folklorcular için tam zamanlı işler oluşturmaları konusunda desteklemeli;

(d) eğitim materyallerinin üretimi için mesela son zamanlardaki alan çalışmalarına dayanan video filmleri gibi var olan birimleri ve yeni birimlerin yaratılmasını desteklemeli ve bunların okullarda, folklor müzelerinde, ulusal ve uluslararası folklor festivallerinde ve sergilerinde kullanımını teşvik etmeli;

(e) özel folklor bültenleri ve süreli yayınların yanı sıra dokümantasyon merkezleri, kütüphaneler, müzeler ve arşivler aracılığıyla folklor üzerine yeterli bilginin ulaşılabilirliğini sağlamalı;

(f) iki taraflı kültürel antlaşmalar dikkate alınarak folklorla ilgili bireyler, gruplar ve hem ulusal hem uluslararası enstitüler arasındaki değişimlere ve toplantılara olanak tanımalı;

(g) uluslararası bilimsel toplulukların, geleneksel kültürlere uygun bir yaklaşım ve saygı sağlayacak etik kodları kabul etmelerini desteklemeli;

F. Folklorun Korunması (Protection)

Bireysel veya toplumsal olsun folklor, entelektüel yaratıcılığın göstergesi olduğundan, entelektüel üretimler için sağlanan korumadan ilham alan bir biçimde korunmayı hak etmektedir. Folklorun bu biçimde korunması, ülke sınırları içinde ve dışında, ilgili yasal uygulamaları ihlal etmeden buna ilaveten bu ifadelerin gelişimi, sürdürülmesi ve yaygınlaştırılması yoluyla kaçınılmaz olacaktır. Folklor ifadelerinin korunması konusunda “fikri mülkiyet yönleri” bir kenara bırakıldığında, hâlihazırda folklor belgeleme merkezleri ve arşivlerinde korunan ve gelecekte de korunması sürdürülecek çeşitli hakların kategorileri mevcuttur. Bu amaçla Üye Devletler:

(a) “fikri mülkiyet” ile doğrudan doğruya ilgili otoritelerin, UNESCO ve WIPO’nun fikri mülkiyet ile ilgili önemli çalışmasına dikkat çekerek, bununla birlikte bu çalışmanın folklorun korumasının yalnızca bir yönünü kapsadığını ve folkloru koruma alanında bağımsız bir uygulamanın gerekliliğinin acil olduğunu göz önünde bulundurarak;

(b) bu alandaki diğer haklarla ilgili olarak:

(i) bilgi veren kişiyi geleneğin aktarıcısı olarak korumalı (gizliliğin ve mahremiyetin korunması)

(ii) derleyicinin ilgisi toplanan materyallerin arşivlerde belirli bir metot doğrultusunda ve iyi koşullarda saklanacağını garanti ederek korunmalı ;

(iii) toplanan materyallerin kasıtlı veya kasıtsız yanlış kullanımına karşı korunması için gerekli önlemler alınmalı;

(iv) toplanan materyallerin kullanımını izlemek için arşivlerin sorumluluğunu kabul etmeli.

G. Uluslararası İşbirliği

Kültürel işbirliği ve değişimleri güçlendirme ihtiyacından dolayı, özellikle insani ve maddi kaynakların toplanması yoluyla, folklorun gelişim ve yeniden canlandırma programlarının yanı sıra bir Üye Devletin uzmanlarının diğer bir Üye Devletin bölgesinde gerçekleştirecekleri araştırmaları yürütmek için Üye Devletler:

(a) folklorla bağlantılı uluslararası ve bölgesel dernekler, enstitüler ve organizasyonlar ile işbirliği yapmalı;

(b) folklorun incelenmesi, yaygınlaştırılması ve korunması alanlarında işbirliği yapmalı, özellikle;

(i)her türlü bilginin değişimi, bilimsel ve teknik yayınların değişimi,

(ii) uzmanların eğitilmesi, gezilere ödenek verilmesi, bilimsel ve teknik personelin ve donanımın gönderilmesi;

(iii)çağdaş folklorun belgelenmesi alanında iki taraflı veya çok taraflı projelerin yaygınlaştırılması;

(iv)belirli konular üzerine özellikle de folklor verilerinin ve ifadelerinin sınıflandırılması ve kataloglara ayrılması ve araştırmalardaki modern metot ve teknikler üzerine çalışma kurslarının ve çalışma gruplarının ve uzmanlar arasındaki toplantıların organizasyonu;

(c) uluslararası planda çeşitli ilgili tarafların (topluluklar veya doğal veya hukuki kişiler) folklorun araştırılması, yaratılması, oluşturulması, icra edilmesi, kayıt edilmesi ve/veya 6 yaygınlaştırılmasından kaynaklanan ekonomik, ahlaki ve sözlü komşuluk haklarından yararlandıklarını garanti altına almaya yönelik yakın işbirliği yapılmalı;

(d) bölgesinde araştırma yapılan Üye Devletlerin ilgili Üye Devletlerden bütün belge, kayıt, video film, film ve diğer materyallerin kopyalarını elde etme hakkını garanti altına almalı;

(e) folklor materyallerinin kendi bölgelerinde veya başka Devletlerin bölgelerinde bulunup bulunmadığına bakmaksızın muhtemelen folklor materyallerine zarar verecek veya değerlerini azaltacak ya da yayılmalarını ya da kullanımlarını engelleyecek eylemlerden kaçınmalı;

(f) folkloru maruz bırakıldığı silahlı çatışmalardan, toprak istilalarından ya da başka türlü kamusal düzensizliklerden kaynaklanan riskleri de içeren bütün insani ve doğal tehlikelere karşı korumak için gerekli önlemler alınmalı.

Yoksulluk İnsan Hakları İhlalidir

0

Yoksulluk İnsan Hakları İhlalidir

Dünyadaki yoksulluğa işaret etmek ve yoksulluğu bitirmek amacıyla Birleşmiş Milletler, 1992 yılında 17 Ekim’i Dünya Yoksullukla Mücadele Günü olarak ilan etmiştir. Bu vesileyle, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi bünyesinde faaliyete başlayan Derin Yoksulluk Alt Çalışma Grubu olarak derin yoksulluk ve insan hakları ilişkisine dair bir hatırlatma yapmak isteriz.

Derin yoksulluk, kişilerin açlık sınırı altında kalmalarının yanı sıra barınma, eğitim, sağlık gibi temel hak ve hizmetler ile adalete erişim imkanlarının sınırlı olması, toplumsal karar alma süreçlerine etkin bir şekilde katılamaması, sosyal dışlanma ve ayrımcılığa maruz bırakılması halidir. Bireylerin hayatını idame ettirecek kaynaklardan, araçlardan, tercihlerden, güvenlikten yoksun kalması ve bu bağlamda sivil, kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasi haklara da erişememesi, derin yoksulluk içinde yaşayan bu kimseleri kısır bir döngü içine iterek sistematik olarak güçsüzleştirmekte ve yoksulluğun nesilden nesile aktarılmasına sebep olmaktadır.

Derin yoksulluk ancak devletlerin, uluslararası aktörlerin, kamu kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin disiplinler arası ortak çalışmasıyla mücadele edilebilecek çok boyutlu bir sorundur. Derin yoksulluğun önüne geçilebilmesi, yoksulluğun bir insan hakları meselesi olduğunun idraki ve bu bilinçle alınacak önlemler ile mümkündür. Nitekim insan haklarının temel amacı onurlu bir yaşamı garanti altına almaktır.

Yoksullukla etkin bir şekilde mücadele edilmesi gerekirken yoksulların eleştirildiği ve dışlandığı günümüz dünyasında, insan hakları savunucuları olarak bizler, uluslararası sözleşmeler, Anayasa’da işaret edilen sosyal devlet anlayışı ve yasalar çerçevesinde, derin yoksulluğun ve yoksullaştırmanın bir insan hakları ihlâli olduğunu tekrar vurgulamak istiyoruz.

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi

Türkiye Kent Konseyleri Platformu İklim Krizi Bildirgesi

0

Türkiye Kent Konseyleri Platformu İklim Krizi Bildirgesi , TKKP’nin 16-17 Ekim 2021 tarihlerinde Edirne’de gerçekleştirilen ’’İklim Krizi’’ ana temalı 27. Genel Kurul Toplantısında ilan edilmiştir.

Türkiye Kent Konseyleri Platformu İklim Krizi Bildirgesi

16-17 Ekim 2021 Edirne

TKKP 27. Genel Kurulu 16-17 Ekim 2021 tarihlerinde Edirne’de ’’İklim Krizi’’ ana temasıyla gerçekleştirilmiştir. Namık Kemal Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halim Orta, “İklim Krizi ve Kır”, Trakya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mahmut Güler, “İklim Krizi ve Kent”, MAREM’den Levent Artüz, “İklim Krizi ve Denizler” konulu sunumlarını gerçekleştirmişlerdir. İklimdeki değişimin krize evrilmesinin üretim tarzından kaynaklandığı ortaya konmuştur.

 Üç uzmanın da üzerinde durduğu en önemli nokta; iklim krizinin yıkıcı etkilerinin artık uzak bir zamanda olmayacağı, gündelik hayatımızın içerisinde olduğu ve bir an önce harekete geçilmesi gerekliliğidir. Konuşmalarda iki ana eksen ortaya çıkmıştır; iklim krizine sebep olan üretim faaliyetlerinin toplumsal yarar lehine düzenlenmesi, iklim krizinden kaynaklanan afet gibi durumların risklerini en aza indirecek politikaların üretilmesi.

Derin deniz deşarjları, sanayi kirliliği, doğru yöntemlerle arıtılmayıp bertaraf edilmeyen atıklar, endüstriyel tarım uygulamaları, ranta dayalı kentleşme politikaları gibi insan kaynaklı uygulamaların küresel ısınma ve iklim krizinin temelinde yer aldığı vurgulanmıştır.  Bu bağlamda Kyoto Protokolü, Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası sözleşmelerin uygulanması için ulusal ve yerel mekanizmaların geliştirilmesi ve küresel ısınmaya yol açan faaliyetlerin kısıtlanması üzerinde durulmuştur. İklim krizinin sonuçlarının izleneceği milli kuraklık merkezinin kurulması, konvansiyonel tarım yerine onarıcı ve pulluksuz tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, su kullanımında farkındalık yaratılması, iklim krizi politikalarının üretilmesi ve uygulanmasında merkezi ve yerel yönetim başta olmak üzere tüm paydaşların sürece katılmalarının sağlanması konularına değinilmiştir.  Bu bağlamda kent konseylerinin, iklim krizinin gerek sebeplerinin azaltılması gerekse de sonuçlarıyla mücadelede sivil toplum üzerinden kilit rolde olduğu ortadadır.

TKKP 27. Genel Kurulu’nda iklim krizi ve su kaynaklarımız, iklim krizi ve toprak, tarımsal alanlar, iklim krizi ve gıda, iklim krizi ve hava, iklim krizi doğa olayları ve afetler, iklim krizi ve hukuk atölye çalışmaları yürütülmüştür. Bu atölye çalışmalarında aşağıdaki tespit ve öneriler üzerinde durulmuştur:

  • Kent konseylerinde doğal ve kültürel varlıkların korunması için çalışma grupları oluşturulması.
  • Başta tarım ve kentsel şebeke suyu kullanımı konusunda farkındalık oluşturulması, yeşil altyapı yatırımlarının yaygınlaşması için girişimlerde bulunması.
  • Tarım üreticilerine üretim ve örgütlenme eğitimleri verilmesi, üretimde damla sulama sistemine geçilmesi, bilinçsiz ve gereksiz su kullanımı, aşırı gübre kullanımının engellenmesi, planlı tarıma geçilmesi ve uygulamaların denetlenmesi.
  • Kent konseylerinin, tarım kooperatifleri ve çiftçi sendikaları ile birlikte çalışması.
  • Kentlerin nefes almasını sağlayacak hava koridorlarının önünü kapatmayacak, yerleşim palanları yapılması. Bu planların yapılmasında kent konseyleri işlevsel kılınması.
  • Herkes için eşit, sağlıklı, ulaşılabilir ve adil gıda talebi en temel haktır. Bu gıdaların üretim süreçlerinin demokratikleşmesi, dağıtım süreçlerinin yoksulları da kapsayacak şekilde eşit bir biçimde yürütülmesi için merkezi ve yerel düzeydeki örgütlenmelere kent konseyleri destek vermesi.
  • Üretici pazarları tohum takas etkinlikleri, kent bostanları, üretici ve tüketici kooperatifleri gibi faaliyetleri kent konseyleri ortaklaşmasıyla yürütülmesi.
  • İklim krizi sonucu oluşan afetlerde gerek hazırlık aşamasında gerekse müdahalede ciddi koordinasyon sorunları olduğu vurgulanmıştır. Kent konseylerinin bu koordinasyon sorununda çözüm mercii olabilmeli.
  • Özel ilgi gerektiren grupların afetlerde daha fazla etkilendiği, bu sebeple hazırlık aşamasında bu gruplara yönelik çalışmaların yürütülmesi.
  • Kent konseyleri bünyesinde toplumsal bilincin artırılması ve yerelde iş birliğini sağlamak için afet çalışma gruplarının oluşturulması.
  • İklim krizine sebep olan kentleşme politikaları ve doğal varlıkların yanlış kullanımları aynı zamanda hukuk sorunudur. Gerek mevzuatın uygulamasında gerekse de yorumda iklim krizinin etki ve sonuçlarının göz önünde tutulması.
  • Ranta ve talana karşı doğanın ve yaşam alanlarımızın korunması için mücadele ederken birçok yıldırma politikasıyla karşı karşıya kalmaktayız. Bu duruma karşı Kent Konseylerinin dayanışma içinde olması.

Toplantımıza ev sahipliği yapan Edirne’de ve bölgesinde Saros körfezinin korunması için yıllardır mücadele edilmektedir. Saros’ta yapılmaya başlanan FSRU doğalgaz limanı ve kara boru hattının yıkımına dair yıllardır ortaya konan bilimsel raporlar ışığında sürdürülen mücadelenin tüm kent konseyleri olarak yanındayız. İnanıyoruz ki Kazdağları’nda altın madeni şirketine karşı kazandığımız mücadelede olduğu gibi birlikte mücadele ederek yan yana durmaktan başka çaremiz yok.

Marmaris Kent Konseyi’ne karşı açılan tazminat davası sürecinde olduğu gibi, şirketler, kamu kurum ve kuruluşları ÇED süreciyle denetlenmeden, hesap vermeden, sorumluluk üstlenmeden, en düşük maliyetle en yüksek karı elde ederek istedikleri gibi çalışamayacaklarını bilmek zorundadırlar. Kent konseyleri kentlerdeki ve doğadaki her tür yaşam ve kent hakkını ihlal eden faaliyetlere ve eko-kırım yatırımlarına karşı haklarımızı savunmaya devam edecektir.

Hukuku kendi çıkarları için araçsallaştırmaya çalışanların karşısında, ekoloji mücadelesi veren Marmaris Kent Konseyi’nin yanındayız.

Türkiye Kent Konseyleri Platformu Genel Kurulu adına

Yürütme Kurulu

Balkan Paktı’nı Kuran Antlaşma

0

Balkan Paktı (Pacte d’Entente Balkanique), 9 Şubat 1934 tarihinde Atina’da imzalanan antlaşma ile Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında kurulmuştur.

Balkan Antantı veya Balkan Paktı olarak bilinmektedir. Resmi olarak “Balkan anlaşma misakı” yahut “Balkan misakı” şeklinde ifade edilmektedir.

“Balkan anlaşma misakının tasdikına dair kanun” 6 Mart 1934’te TBMM’de kabul edilmiştir.  “Balkan Misakı ve lahikalarının ihtiva ettiği hükümleri tatbik hakkımla Kanun” ise 25 Ekim 1934’te mecliste kabul edilmiştir.

Pakt’ın kurulmasından önce imzalanan ikili sözleşmeler şunlardır:
  • 14 Eylül 1933 tarihinde Ankara’da “Türkiye – Yunanistan Dostluk Antlaşması, (Resmi adıyla “Samimi Anlaşma Misakı)
  • 17 Ekim 1933 tarihinde Ankara’da Türkiye ile Romanya arasında Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması.  (Türkiye – Romanya Dostluk, Edemi Tecavüz, Hakem ve Uzlaşma Muahedesi)
  •  27 Kasım 1933 tarihinde Belgrad’da Türkiye-Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Yargısal Çözüm, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması. (Türkiye ile Yugoslavya arasında 27 ikinci teşrin 1933 te imzalanan dostluk, ademi tecavüz, hakem ve uzlaşma muahedesi )

Balkan Paktı ve Bölgesel Barış Hedefi

Balkan devletleri ile imzalanan dostluk antlaşmaları Balkan Paktı’nın hazırlık aşamasını ve emelini oluşturmaktadır. Daha önce imzalanan ikili antlaşmalar çok taraflı bir akit ile güçlendirilmiştir. Bulgaristan, pakta katılmamıştır. Ancak, 31 Temmuz 1938’te Balkan Paktı’na katılması sağlanmıştır.

Taraf ülkelerin sınırları güvence altında olması ilkesi kabul edilmiştir. Pakta göre; Balkan ülkeleri birbirinin varlığına saygı gösterecektir.

Nazi Almanyası’nın Yugoslavya’yı işgal etmesiyle, Balkan Antantı fiilen ortadan kalkmıştır.

Atatürk’ün  barışı koruma çabaları, ölümünden kısa bir süre sonra çıkan 2.Dünya Savaşı ile akamete uğramıştır.

Savaşın ardından, 1954 yılında Bakan Paktı yeniden canlandırılmıştır.

Balkan Paktı (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması-1953)

Balkan anlaşma misakı (Pacte d’Entente Balkanique)

Balkanlarda sulhun kuvvetleştirilmesine yardım etmeği arzu eden ve Briand – Kellogg misakının ihzarında ve Akvam Cemiyeti Heyeti Umumiyesinin(Milletler Cemiyeti Genel Kurulu) buna müteallik kararlarında hâkim ilan anlaşma ve uzlaşma fikri ile hareket eden ve Mevcut ahdî taahhütlere riayeti ve Balkanlarda halen musses arazi nizamının muhafazasını temine kat’iyetle karar vermiş bulunan Türkiye Reisicumhuru, Haşmetlû Yugoslavya Kiralı, Yuıanistan Reisicumhuru ve Haşmetlû Romanya Kiralı Hazretleri bir Balkan anlaşma misakı ektin e karar vermişler ve bu hususta murahhasları olarak:

Türkiye Reisicumhuru,  Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Beyefendiyi,

Haşmetlû Yugoslavya Kiralı, Hariciye nazırı Müsyü Boğolioub Jevtitch‘i,

Yunanistan Reisicumhuru, Hariciye nazırı Müsyü Demétre Maximos‘u,

Haşmetlû Romanya Kiralı, Müsyü Nicola Titulescu‘yu tayin etmişlerdir.

Murahhaslar, usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerinin teatisinden sonra, atideki ahkâmı kararlaştırmışlardır:

Madde 1 

Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya bütün kendi Balkan hudutlarının emniyetini mütekabilen tekeffül ederler.

Madde 2

Yüksek Akitler, bu itilâfnamede tayin edilmiş olan menfaatlerini ihlâl edebilecek ihtimaller karşısında alınacak tedbirler hakkında birbiri ile görüşmeği taahhüt ederler. Onlar bu misakı imzalamamış olan diğer her hangi bir Balkan memleketine karşı, birbirine evvelden haber vermeksizin siyasî hiç bir harekette bulunmamağı ve diğer Akitlerin muvafakati olmaksızın diğer her hangi bir Balkan memleketine karşı siyasî
hiç bir vecibe altına girmemeği taahhüt eylerler.

Madde 3

Bu itilâfname bütün Akit Devletlerce imzalanır imzalanmaz mer’iyete girecek ve mümkün olduğu kadar çabuk tasdik edilecektir. İtilâfname, iltihakı Akitler tarafından müsait bir tetkika mevzu teşkil edecek olan her Balkan memleketine açık bulunacak ve işbu iltihak keyfiyeti, diğer imza sahibi memleketlerin muvafakatlerini bildirmelerile beraber hüküm ifade edecektir.

Tasdik zımnında müşarileyh murahhaslar işbu misakı imzalamışlardır.

Atinada bin dokuz yüz otuz dört senesi şubatının dokuzunda dört nüsha olarak tanzim edilmiş ve her bir Yüksek Akide bundan bir nüsha tevdi kılınmıştır.

Dr. Tevfik Rüştü
D. Maximos
N. Titulescu
B. Jevti