Ana Sayfa Blog

Mehmed Enis Akaygen

0
Mehmed Enis Akaygen

Hukukçu, diplomat, Milletvekili ve Millet Partisi Genel Başkanı Mehmed Enis Akaygen 13 Mayıs 1880’de Filibe’de dünyaya geldi.

Filibe’de Saint-Joseph Ortaokulu’ndan mezun oldu. Ardından ailesi ile birlikte 1897 yılında İstanbul’a göç etti. Galatasaray Lisesi’ni bitirdi ve bir süre aynı okulda kimya öğretmenliği yaptı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ve 1901 yılında Hâriciye’ye girdi. 1906’da St. Petesburg elçiliğinde memur olarak göreve başladı. Ardından Bükreş’te görev yaptı. 

Millî mücadele yıllarında Müdâfaa-î Millîye grubunda görev yaptı. İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane taşıyan gruplar içinde yer aldı. Savaş sonrası İstiklal Madalyası verilenler arasında yer aldı.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından cumhuriyet dönemi hariciyesinin kuruluş komisyonunda Tevfik Rüştü Aras ve Suat Davaz ile birlikte görevlendirildi.

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Moskova’ya tayin oldu ve 1923-1925 yıllarında burada büyükelçi olarak görev yaptı. Sovyet-Türk dostluğunun geliştirilmesine katkılarda bulundu. Ardından dışişleri bakanlığı müsteşar yardımcılığına atandı ve 1927 yılından itibaren ise dışişleri bakanlığı müsteşarlığı görevine getirildi.

Venizelos ve Atatürk’ün şahsi olarak da özen gösterdikleri Türkiye-Yunanistan dostluk rüzgarlarının estiği yıllarda Atina büyükelçisi olarak görev yaptı. (1929-1934) Balkan Paktı’nın kuruluşunda yer aldı; mübadele, Ege ve Kıbrıs sorunları konularında mesai harcadı.

1934-1939 arasında Tahran büyükelçiliğini yürüttü. 1939-1945 arasında tekrar Atina’da büyükelçiliğine getirildi. 1937 yılındaki Trakya Manevraları‘nda yabancı heyetlere eşlik etti. Yunanistan devleti tarafından kendisine 1945 yılında Yunan Devlet Liyakat Nişanı verildi. 1945’te memuriyetten emekli oldu.

1946 yılında İstanbul milletvekili olarak TBMM‘ye girdi, 1948 yılına kadar Demokrat Parti’den ayrılarak Millet Partisi‘nin kurucuları arasına yer aldı. 18 Mayıs 1952- 29 Haziran 1953 aralığında bu partinin başkanlığını yürüttü. 27 Ocak 1954’te, partinin Cemiyetler Kanununa aykırı faaliyette bulunduğu gerekçesiy­le ve Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla kapatılması üzerine siyasî hayatına nokta koydu.

Atatürk ve İnönü dönemlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını uygulayan önemli diplomatlardan biri olan Akaygen, 15 Ocak 1956’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fransızca, İngilizce, Farsça ve Arapça biliyordu. Evli ve beş çocuk babasıydı. Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği genel başkan yardımcısı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Enis Tulça’nın dedesidir. . 1866-1870 yılları arası Filibe belediye başkanlığı yapan Enis Efendi’nin torunudur.

Enis Akaygen’in özel arşivi ve sözlü hatıraları esas alınarak, torunu Enis Tulça tarafından 2003 yılında “Atatürk Venizelos ve Bir Diplomat Enis Bey” isimli kitap yazılmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi Güney giriş kapısı yanından Bebek’e inen yokuşun ilk dönemecine kadar olan kısmının ismi Akaygen Sokak’tır. Bu sokağın ismi Türk diplomat ve siyasetçi olan Enis Akaygen’e atfen verilmiştir. 

Atatürk, Venizelos ve Bir Diplomat Enis Bey
Yıl 1934. Yunanistan`ın Tahran`da Diplomatik misyonu yoktur, ancak o ülkede yaşayan vatandaşları, müteşebbisleri vardır. Türkiye`nin Tahran Büyükelçiliği ve diğer İran şehirlerindeki konsolosluklarımız Yunanistan`ın İran`daki menfaatlerini korumakta ve takip etmektedirler. İran vatandaşları Yunanistan`a seyahat etmek için Türk Sefaretine başvurmaktalar. Ayrıca Tahran ve diğer şehirlerdeki Yunan vatandaşları kendi sorunları için Türk Büyükelçiliği ve Konsolosluklarına başvurmaktalar. İran`daki kordiplomatiğimizin bu ilginç misyonu Yunanistan`ın talebi, 1934 yazında Ankara`nın Tahran Büyükelçiliğimize talimatı ile hayata geçmiştir. 1922 yılından, Kocatepe`den, Dumlupınar`dan, 1934 Yılına, Atatürk ile Venizelos`un bu iki ülkenin diplomatik ilişkilerini getirdiği noktadır bu. Bölgesel anlamda ise diğer önemli bir hadise, Avrupa`yı hayrete düşüren Balkan Paktı gerçekleşmiştir. Kişisel olarak ise Venizelos`un Atatürk`ü Nobel Barış ödülüne aday gösterdiği meşhur mektubu yazdığı yıldır 1934. Böylece 1930`lu yıllar Türk Yunan ilişkileri açısından bugün henüz tekrar yakalanamamış bir dostluk dönemidir. Birinci el belgelere dayanılarak hazırlanan bu çalışma, o döneme ilişkin ilk kitap olma özelliğini de taşımaktadır.

Mümtaz Soysal

0
Prof. Dr. Mümtaz Soysal

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 15 Eylül 1929 tarihinde Zonguldak’ta doğdu İlkokulu Zonguldak’ta 1936-1941 yıllarında tamamladı. Galatasaray Lisesindeki eğitimini 1941-1949 yıllarında bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Lisans eğitimine başladı.

1953 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu. 1954 yılında ise fark derslerini tamamlayarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Soysal, hem Hukuk Fakültesi hem de Siyasal Bilgiler mezunudur.

Askerlik görevini 1954-1955 yıllarında Ankara’da yaptı.

Mümtaz Soysal
Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın Akademik Kariyeri

Askerlik sonrası 1955’te Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde asistan oldu

Ayrıca, Birleşmiş Milletler bursuyla London School of Economics’te araştırmalar yaptı.

Mümtaz Soysal, 1956’da Londra’dan döndükten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku asistanı olarak çalışmaya devam etti.

24 Haziran 1958’de ‘Demokratik İktisadi Planlama İçin Siyasi Mekanizma’ teziyle Türkiye’nin ilk Siyaset Bilimi Doktoru unvanını aldı.

1959 yılında ABD’ye giderek, Rockefeller bursuyla  Princeton ve Berkeley Üniversitelerinde akademik çalışmalarda bulundu.

1960 yılında tekrar ülkeye döndü.

1961 Anayasası’nı hazırlamakla görevli Kurucu Meclis’te yer aldı. Anayasa Komisyonu üyesi olarak 6 Ocak 1961 – 29 Ekim 1961 tarihleri arasında görevi yürüttü.

Mümtaz Soysal’ın hazırlanmasında katkısı bulunan 1961 Anayasasına ilişkin oylamanın gazetelerdeki yansıması

15 Kasım 1963’te Anayasa Hukuku doçenti oldu ve bu alanda kariyerine devam etti.

Soysal’ın doçentlik tezi, ‘ ‘Dış Politikada Yasama-Yürütme Münasebetleri, Siyasi İktidarın Dış Politika Alanında ve Yasama-Yürütme Münasebetleri Çerçevesinde Kullanılışı Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme’ adını taşımaktadır

İngilizce, Fransızca ve İtalyanca dillerini bilen Soysal, 24 Haziran 1969 tarihinde “Dinamik Anayasa Anlayışı: Anayasa Diyalektiği Üzerine Bir Deneme” adlı çalışmasıyla Anayasa Hukuku profesörü oldu.

1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olarak seçildi. Dekanlık görevine hukuksuz şekilde son verildikten sonra da bilimsel çalışmalarına ara vermedi.

Siyasal Bilgiler Fakültesinden 14 Nisan 1992 tarihinde emekli oldu.

Sivil Toplum Çalışmaları

Soysal, akademik kariyerinin yanında basın ve yayın dünyasında aktif rol aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde binlerce makale ve köşe yazıları yayınlandı. Öte yandan, sivil toplum faaliyetlerine büyük katkılar sundu. Sivil toplum faaliyetlerinin ve siyasal hayatın daima içinde yer aldı.

1962’de Sosyalist Kültür Derneği’ni kurdu.

1970 yılında Akdeniz Toplumsal Araştırma Konseyi Başkanı oldu.

Mümtaz -Sevgi Soysal

12 Mart 1971 Muhtırasından sonra dekanlık görevindeyken 1402 sayılı yasa ile görevinden alındı.

18 Mayıs 1971 tarihinde, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından tutuklandı ve bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yattı.

Soysal, 1968 yılından itibaren üniversite kürsülerinde okutmakta olduğu Anayasa’ya Giriş ders kitabında komünizm propagandası yapmakla suçlanarak 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. 2 ay 20 gün Kuşadası’nda sürgüne mahkum edildi.

10 Mart 1972 tarihinde Siyasal Bilgiler Fakültesindeki görevine iade edildi.

Cezaevinde olduğu dönemde Yazar Sevgi Sabuncu (Soysal) ile evlendi, Ancak Sevgi Soysal 1976 yılında yaşama veda etti.

Mümtaz Soysal – Sevgi Sabuncu (Soysal) Cezaevinde evlenmişlerdir

Soysal, 1974-1976 yılları arasında Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Yönetim Kurulu üyeliğini yürüttü. 1976-1978 yılları arasında aynı kuruluşun Uluslararası Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Kıbrıs Barış Görüşmelerinde 1978-1980 yılları arasında Kıbrıs Türk Tarafının Anayasa Danışmanlığını yapması nedeniyle Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etti.

1994’te özelleştirmeye karşı mücadele için KİGEM’i kurdu ve 1996’da vakfa dönüştürdü.

Ermeni terörüne karşı Orly Davası’nda uzman olarak görev yaptı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
Evinde Patlayan Bomba

24 Ocak 1971 tarihinde, Soysal’ın evine bombalı saldırı yapılmıştır. Ankara, Kennedy Caddesi (Boylu Sokak) üzerinde bulunan apartmanın birinci katındaki evinde gece yarısı büyük bir patlama meydana gelmiştir. Daire kapısının önüne konulan bomba evde büyük hasar meydana getirmiş ancak Mümtaz Soysal ve o dönemdeki hayat arkadaşı Sevgi Soysal hayatlarını kurtarmışlardır.

Mümtaz Soysal – 1971 yılında evine bomba atıldıktan sonra
Siyasal Yaşamı

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 1960 darbesinden sonra kurulan Kurucu Meclis’te, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) temsilcisi olarak 6 Ocak 1961 ve 25 Ekim 1961 tarihleri arasında Anayasa Komisyonu üyeliği yaptı.

20 Ekim 1991 tarihinde, 19. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den Ankara milletvekili seçildi.

27 Temmuz 1994 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olmuş, dönemin başbakanı Tansu Çiller ile anlaşmazlığa düşmesi sonucunda 28 kasım 1994 tarihinde istifa ederek bu görevden ayrıldı.

24 Aralık 1995 tarihinde, 20. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Demokratik Sol Parti’den Zonguldak milletvekili seçildi ve parti meclis başkan vekili oldu.

29 Temmuz 1998 tarihinde DSP’den, 22 Mart 1999 tarihinde ise milletvekilliğinden istifa etti.

24 Temmuz 2002 tarihinde Bağımsız Cumhuriyet Partisi’ni kurarak genel başkanlık görevini üstlendi.

Soysal, 2000’li yıllarda devam eden Kıbrıs görüşmelerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a danışmanlık yaptı.

11 Kasım 2019 tarihinde Beşiktaş’ta yaşamını yitirdi.

Basın ve Yayın Alanındaki Çalışmaları

Soysal; Doğan Avcıoğlu ve Cemal Reşit Eyüboğlu ile birlikte 20 Aralık 1961-30 Haziran 1967 tarihleri arasında Yön dergisini çıkardı.

Forum, Akis, Emek ve Ortam dergilerinde, Yeni İstanbul, Ulus, Cumhuriyet ve Barış gazetelerinde yazılar yazdı.

1974 yılında Milliyet Gazetesinde “Açı” başlığı ile yazdığı köşe yazılarını 1991 yılından itibaren Hürriyet’te sürdürdü

2001 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesinde köşe yazarlığına devam etti.

Yazın hayatı boyunca 7.000’in üzerinde köşe yazısı kaleme aldı.

Soysal, 1962 yılında arkadaşlarıyla birlikte Sosyalist Kültür Derneği‘ni kurdu.

1969-71 yıllarında Akdeniz Sosyal Bilim Araştırma Konseyi Başkanlığını yürüttü.

Aldığı Ödüller

1979’da UNESCO Uluslararası İnsan Hakları Öğretimi Ödülü’nü kazandı Bunun yanı sıra, 1986 yılında Türk Kalkınma Vakfı Ödülüne layık görüldü.

1991 yılında Dışişleri Bakanlığı “Üstün Hizmet” ödülünü kazandı.

Fransa’dan “Officier de l’ordire national de merite” ödülünü aldı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın Eserleri

Soysal, yaşamı boyunca akademik eserlerinin yanı sıra düşünce ve kültür alanında birçok telif eserin sahibidir.

Ayrıca kendisinin 80. yaşı nedeniyle 2009 yılında Mülkiyeliler Birliği Vakfı tarafından Mümtaz Soysal Armağanı basılmıştır.

Mümtaz Soysal’a Armağan
Türkiye’deki İktisadi Devlet Teşekküllerinin Bünyesi ve Murakabesi (1954)
Avrupa Birliği ve Türkiye (1954)
Demokratik İktisadi Planlama İçin Siyasi Mekanizma (1958)
Dış Politikada Yasama-Yürütme Münasebetleri Siyasi İktidarın Dış
Politika Alanında ve Yasama-Yürütme Münasebetleri Çerçevesinde Kullanılışı
Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme (Teksir). (1963)
Dış Politika ve Parlamento (1964)
Halkın Yönetime Etkisi (1965)
Anayasaya Giriş, (1968)
Dinamik Anayasa Anlayışı (1969)
100 Soruda Anayasanın Anlamı (1969)
Siyasal Düşünceler ve Rejimler (Teksir) (1972-1973)
Güzel Huzursuzluk (1975)
Anayasa Hukuku Ders Notları (1980)
Demokrasiye Giderken (1982)
Çürüyüşten Dirilişe (1999)
İdeoloji Öldü Mü?
Aklını Kıbrıs’la Bozmak
Öpülesi Gemiler
Anayasa’nın Püf Noktası
İçgüveysinin Encamı
Balinanın Böcekleri
Anayasanın Anlamı

Soysal Hakkında “Şehriyar” isimli internet blogunda yayınlanmış bir makale  

Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename

0

Kadın ticareti alanında uluslararası kabul görmüş öncü sözleşmelerden olan Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename(International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age), Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından 11 Ekim 1933 tarihinde Cencvrede imzalanarak kabul edilmiş ve 24 Ağustos 1934 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dünya genelince kadın ticaretini önlemeyi amaçlayan ve bu alanda öncü olan Sözleşme’ye Türkiye  19 Mart 1941 tarihinde katılmıştır.

Milletler Cemiyeti Antlaşması

Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename

Kadın ve çocuk ticaretinin daha tam bir şekilde önüne geç­meği temin arzusu ile;

>Kadın ve çocuk ticareti komitesinin, 12 nci içtimainin neti­celeri hakkında Milletler Cemiyeti Meclisine gönderdiği rapor­daki vesayaya ıttıla kesbederek;

Kadın ve çocuk ticaretinin men’ine dair olan 18 mayıs 1904 anlaşmasile 4 mayıs 1910 ve 30 eylül 1921 tarihli mukavele­nameleri, yeni bir mukavele ile tamamlamağa karar vererek;

Bu maksadla kendilerini temsilen tayin ettikleri usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini ibraz ettikten sonra aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

Madde 1

Bir başkasının ihtiraslarını tatmin etmek üzere reşid bir kadın veya bir kızı, kendi rızasile olsa bile, başka bir memlekette icrayı fuhuş maksadile kullanan, sürükliyen veya baştan çıkaran kimse, suç unsurlarını teşkil eden fiillerin her biri ayrı ayrı memleketlerde yapılmış bulunsa bile, cezalandırılacaktır.

Teşebbüs ve kanunî hududlar içinde kalmak şartile ihzari fiiller dahi cezalandırılır.

İşbu maddede zikri geçen (Memleket) tabiri alâkadar Yük­sek Akidlerin müstemlekelerile himayeleri altında bulunan araziye, metbu sıfatile kendilerine tâbi havali ile mandası ken­disine verilmiş olan topraklara şamildir.

Madde 2

Bundan evvelki maddede yazılı olan suçlan cezalandırmağa, mevzu kanunları halen kâfi gelmiyen Yüksek Âkidler, bu suçların ağırlıklarına göre, cezalandırılması için icab eden tedbirleri almağı taahhüd ederler.

Madde 3

Yüksek Âkidler, işbu mukavelede veya çocuk ve kadın ticaretinin men’ine dair 1910 ve 1921 mukavelelerinde derpiş edilen suçlardan birini işliyen veya işlemeğe teşebbüs eden kadın veya erkek herhangi bir şahıs hakkında, suç unsur­ larının her biri başka başka memleketlerde işlenmiş ise veya işlenmesi lâzım geliyor ise, aşağıdaki malûmatı (veyahud alâka­dar memleketin kanun ve nizamları itasına müsaade ettiği buna mümasil malûmatı) birbirlerine bildirmeği taahhüd ederler:

a) Mahkûmiyet ilâmile beraber suçlu hakkında meselâ şahsî halleri, hususî vasıfları, parmak izleri, fotoğrafı, polisteki sicilli ve suçu icra şekli ilâh …. gibi elde edilecek faideli malûmat;

b) Hakkında tatbik edilmiş olan geldiği yere iade veya hudud harici edilmek gibi tedbirlere dair malûmat.

18 mayıs 1904 tarihinde Pariste münakid anlaşmanın 1incci maddesinde gösterilen makamlar, alâkalı diğer memleket ma­kamlarına, hadis olan her vak’a hakkındaki vesikalarla malûmatı doğrudan doğruya ve geciktirmeksizin göndereceklerdir. Suçun tesbiti, suçlunun mahkûmiyeti ve geldiği yere iadesi, hudud haricine çıkarılması gibi vak’alarda verilmesi mümkün olan malûmat ve vesikalar diğer memleket makamlarına gönderilecektir.

Madde 4

Yüksek Âkidler arasında işbu mukavelename ile 1910 ve 1921 mukavelenamelerinin tefsir veya tatbikından doğacak herhangi bir ihtilâf zuhur edipte bu ihtilâf diplomasi yolile arzu edilen şekilde halledilemezse, mezkûr ihtilâf Âkidler arasında mer’î beynelmilel ihtilâfların tesviyesine mütedair hükümlere göre hallolunur.

İhtilâf halindeki taraflar arasında böyle hükümler mevcud olmadığı takdirde, taraflar ihtilâfı hakeme veya adliyeye arzedeceklerdir. Taraflar arasında, diğer bir mahkemenin inti­habı hususunda anlaşma hasıl olmazsa, her iki tarafta Bey­nelmilel Daimî Adalet Divanı statüsüne müteallik 16 kânunuevvel 1920 tarihli protokole iltihak etmiş iseler, bunlardan birinin talebi üzerine, ihtilâf mezkûr divana, şayed bu protokole iltihak etmemiş iseler, beynelmilel ihtilâfların muslihane bir şekilde halline müteallik 18 teşrinievvel 1907 tarihli La Haye mukavelesine tevfikan müteşekkil bir hakem mahkemesine havale olunur.

Madde 5

Hem ingilizce ve hem fransızca metni muteber olan işbu mukavele bugünkü tarihi taşıyacak ve 1 nisan 1934 tarihine kadar, Milletler Cemiyeti tekmil azası yahud aza olma­makla beraber işbu mukavelenameyi ihzar eden konferansta temsil edilmiş bulunan veyahud bu hususta Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından mukavelenin bir sureti kendisine gönderilen Devletlerin imzasına açık tutulacaktır.

Madde 6

İşbu mukavelename tasdik olunacaktır. Tas­diknameler Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine gönderilecek ve Umumî Kâtıblik de tasdiknamelerin tevdii keyfiyetini Mil­letler Cemiyeti azasına ve bundan evvelki maddede yazılı Cemiyet azası olmıyan Devletlere bildirecektir.

Madde 7

Milletler Cemiyeti azası olan Devletlerle 5 inci maddede zikrolunan aza olmıyan Devletler 1 nisan 1934 tari­hinden itibaren işbu mukaveleye iltihak edebilirler.

İltihaknameler Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine gön­derilecek ve Umumî Kâtiblik bunların tevdiini Cemiyet azasına ve mezkûr maddede zikredilen aza olmıyan Devletlere bildirecektir.

Madde 8

İşbu mukavele, Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğince iki tasdikname veya iltıhakname alınmasından 60 gün sonra mevkii mer’ıyete girecektir

Mukavele mer’ıyete girdiği gün Umumî Kâtıblikçe tescil olunacaktır.

Daha sonra gönderilecek tasdiknameler veya iltihakname­ler Umumî Kâtıbliğe tevdii tarihinden 60 gün sonra hüküm ifade edecektir.

Madde 9

İşbu mukavelename, Milletler Cemiyeti Umu­mî Kâtibliğine hitaben yazılacak bir tebliğ ile, fesholunabilir. Bu fesih, yalnız tebligatı yapan Yüksek Âkid hakkında ve tebliğin vusulü tarihinden bir sene sonra muteber olacaktır.

Madde 10

Yüksek Âkidlerden her biri, imza, tasdik yahud iltihak anında mukaveleyi kabul etmekle, kendisine aid müstemleke, mahmi arazı, deniz aşırı memleketler veyahud ta­biiyeti veya mandası altında bulunan toprakların hepsi veyahud herhangi bir kısmı üzerinde hiç bir taahhüd kabul etmediğini beyan edebilir.

Yüksek Âkidlerden her biri, evvelki fıkradaki arazinin hepsi veya herhangi birisi hakkında işbu mukavelenamenin mabihittatbik olacağını bilâhara Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine beyan edebilir. Bu takdirde, beyannamenin vusulünden 60 gün sonra mukavele mer’iyete girecektir.

Yüksek Âkidlerden her biri, işbu maddenin 2 nci fıkrasına tevfikan yaptıkları tebliği her hangi bir anda kısmen veya tamamen geri alabilirler. Bu takdirde, geri alma keyfiyetinin hükmü tebliğin, Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine vusulünden bir sene sonra mer’ıyete girecektir.

Umumî Kâtib 10 uncu maddede bahsedilen fesih taleblerini ve işbu maddeye göre alınmış olan tebliğleri bütün Milletler Cemiyeti azasına ve keza aza olmayıp 5 inci maddede zikro­lunan Devletlere bildirecektir.

Bu maddenin 1 inci fıkrasına göre yapılan her hangi bir tebliğe rağmen 1 inci maddenin 3üncü fıkrası mer’iyette kalacaktır. Bu hükümleri tasdikan murahhaslar işbu mukaveleyi imza etmişlerdir.

Cenevrede 11 teşrinievvel 1933 de bir nüsha olarak tanzim ve Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine tevdi edilerek birer tasdikli nüshası Cemiyet azası Devletlerle 5 inci maddede mezkûr aza olmıyan Devletlere tevdi olunacaktır.

Milletlerarası Tahkim Divanı

0

Milletlerarası Tahkim Divanı, Milletlerarası Ticaret Odası(ICC)’nin tahkim organı olarak 1923 yılında kurulmuştur. Günümüzdeki haliyle milletlerarası ticari tahkime öncülük eden bir kuruluş olan divan, uluslararası ticari ihtilafların çözümlenmesi bakımından dünyanın en önde gelen merkezlerindendir. ICC Divanı uluslararası bir çerçeveye sahiptir ve her kıtadan toplam 90 ülkeyi temsil eden 600 üyeden oluşmaktadır. Divan, dünyada en yaygın temsil edilen tahkim kuruluşu olma özelliğine de sahiptir. ICC Türkiye Tahkim Çalışma Grubu, Türkieye’nin tahkim konusunda önemli deneyimleri bulunan hukukçularından oluşmaktadır.

Milletlerarası Tahkim Divanının Amacı ve İşleyişi

Milletlerarası Tahkim Divanı, uluslararası ticari anlaşmazlıkların çözümlenmesinde tahkimin dünya çapında en etkili yolu olarak kabul edilmesine de kılavuzluk etmiştir. ICC Tahkim Divanı’nın hizmetlerine olan talep, dünya ekonomisinin hızla küreselleşmesi ve uluslararası ticaretin genişlemesi ile artmaktadır.

Milletlerarası Tahkim Divanı adıyla ICC tarafından geliştirilen ihtilafların halli mekanizması, özellikle uluslararası bağlamda ticari ihtilaflar için tasarlanmıştır. Çoğunlukla taraflar, farklı uluslararası kimliklere, dillere, yasal ve kültürel arka planlara sahiptir. ICC, uluslararası iş dünyasına adli yargı sürecinin yanında alternatif sunmakta öncülük etmiştir.

Yurt içi ticari ilişkilerde ise taraflar çözüm süreçlerinde daha az vakit harcamak ve masrafları azaltmak amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yıllarına yönelmektedir. ICC tahkimi bunları sunmakla birlikte, taraflara gizlilik ve tahkim yerini, tatbik edilecek kanunu ve yargılama usullerinin hangi dilde yürütüleceğini seçme özgürlüğü sağlamaktadır. ICC Tahkiminin yaklaşık maliyetini hesaplamak için, ICC Merkezin web sitesindeki maliyet hesaplayıcı araçları da konulmuştur.

Milletlerarası Tahkim Divanı’nın tabi olduğu ICC tahkim kuralları yeniden güncellenerek 2012 yılı başında yürürlüğe girmiştir. ICC tahkimi, yargılamanın usulünü belirlemektedir. Hakemlerin atanmasını ve sürecin uygun şekilde akışını gözeterek, yargılama usullerini belirlemektedir. Yargılamayı divan bizzat yapmamaktadır. Prof. Dr. Ziya Akıncı ICC Tahkim Divanı’nda Türk üye olarak görev yapmaktadır. ICC Tahkim Divanı Davalarına atanan Türk hakem sayısı her geçen yıl daha artmaktadır. ICC Tahkim Divanı Başkanılığını Alexis Mourre ve ICC Genel Sekreterliğini Andrea Carlevaris yürütmektedir.

Milletlerarası Tahkim Divanının Komisyonları

ICC‘nin diğer merkez komisyonları, Bankacılık, Ticaret Hukuku ve Uygulamaları,Rekabet, Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele, Ticaret ve Yatırım Politikaları , Dijital Ekonomi, Gümrük ve Ticareti Kolaylaştırma Komisyonu,Çevre ve Enerji, Fikri Mülkiyet Hakları, Reklam ve Pazarlama ve Vergilendirme komisyonlarıdır.

Milletlerarası Tahkim Divanının bağlı olduğu ICC, üç ana organ olan Yönetim Kurulu, Dünya Konseyi, Başkanlık ve Genel Sekreterlik’ten oluşmakta ve yönetilmektedir. Dünya Konseyi, ICC’nin üst düzey yönetim organıdır.

Başkanlık ve Genel Sekreterlik, iki yıllığına Dünya konseyi tarafından seçilmekte, son Başkan da Onursal Başkan olarak bu grupta görev yapmaktadır. Genel Sekreter ICC’nin çalışma programını yürütmek için Uluslararası sekreterya ve milli komitelerle birlikte çalışmaktadır. Yönetim Kurulu, ICC’nin politika, strateji ve eylem planlarının geliştirilmesi ve uygulanması ile sorumludur ve örgütün mali işlerini denetlemektedir.

Dünya Odalar Federasyonu (WCF)

ICC, üyelik ağındaki ticaret odalarını temsil etmek amacıyla 1950 yılında Dünya Odalar Federasyonu’nu (WCF) kurmuştur. Apolitik bir sivil toplum kuruluşu olan WCF, 12.000 oda ve bu odalara bağlı iş dünyasının global ağını birleştirerek odalar topluluğunun temelini oluşturmaktadır. Dünya Odalar Federasyonu, odaların aralarındaki bağı kuvvetlendirmektedir. WCF faaliyetleri ve projeleri, yerel, bölgesel, ulusal ve karşılıklı olmanın yanı sıra kamu hukukuna ve özel hukuka göre kurulu tüm odaları kapsamaktadır. WCF, özel sektörün gelişimini teşvik etmek ve odaların kapasitelerini artırmak için, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve bölgesel kalkınma bankaları ve çok taraflı örgütler ile ilişkilerini geliştirmektedir.

Milli Komiteler, küresel bir ağ oluşturmakta, ICC üyeleri kuruluşun politikalarını şekillendirmekte ve kendi milli komiteleri aracılığıyla iş dünyasının kaygılarını hükumetlere iletmektedir. Milli komitesi henüz kurulmamış ülkelerde şirketler, bireysel olarak ICC’nin doğrudan üyesi olabilmektedir. ICC’nin 95 ülkede milli komitesi ve toplam 130 ülkeden üyesi bulunmaktadır.

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye)

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye),1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş, 1945 yılında “Milli” adını alarak yapılanmasını tamamlamıştır. ICC Türkiye’nin çalışmalarının genişletilmesi amacıyla; Komitenin kuruluş ve işlerinin yürütülmesi görevi, 1950 yılında 5590 sayılı Kanun ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine verilmiştir.

ICC Türkiye 18 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde yeniden yapılanmıştır. 27 üye ile işe başlayan Komitenin 1955 yılında toplam 120 üyesi olmuştur. Bugün ICC Türkiye’nin 250’ye yakın üyesi bulunmaktadır.

Balkan Paktı (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması-1953)

0

Balkan Paktı (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması), 28 Şubat 1953 tarihinde imzalanmıştır. Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti arasında Ankara’da imzalanmıştır.

1934 yılında imzalanan Balkan Misakı’na atfen İkinci Balkan Paktı olarak da adlandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Balkan ülkeleri ile imzalanan çok taraflı bir antlaşmadır

Pakt, Sovyetler Birliği tehdidinde karşı caydırıcı bir rol yaratmak amacıyla işbirliği ve dostluğu öngörmektedir.

NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan ile NATO’ya üye olmayan komünist Yugoslavya antlaşmanın tarafı olmuştur.

Ayrıca, bu antlaşmadan sonra 9 Ağustos 1954 tarihinde imzalanan yeni antlaşma ile Bağdat Paktı askeri bir ittifaka dönüştürülmüş ve “Balkan İttifakı” olmuştur.

Balkan Paktı’na ilişkin Milliyet Gazetesinin 29 Şubat 1953 tarihli haberi

Resmi adıyla “Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Andlaşması” Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye adına Balkan Paktı’na imza koyan Mehmet Fuad Köprülü, 1933 Üniversite reformu sonrasında ordinaryüslüğe yükseltilerek Edebiyat Fakültesi Dekanlığına getirilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Dostluk ve İşbirliği Andlaşması (Balkan Paktı)

Âkid Taraflar

Birleşmiş Milletle r Andlaşmasında beyan olunan prensiplere imanlarını teyit ederek,

Bütün milletlerle sulh içinde yaşamaya ve milletlerarası sulhun idamesine çalışmaya kararlı olarak,
Aralarında mevcut dostane münasebetleri takviye arzusiyle mütehallî olarak,

Milletlerinin hürriyet ve İstiklalini ve toprak bütünlüğünü hariçten tevcih edilecek her kuvvete karşı müdafaaya azimli olarak,

Müdafaa teşkilâtlarım hariçte n gelecek her tecavüz e karşı daha tesirli kılmak için gayretlerini birleştirmeye ve müşterek menfaatlerine müteallik meselelerle, bilhassa müdafaalarım ilgilendiren meselelerde istişare etmeye ve işbirliği yapmaya kararlı olarak,

Kendi milletlerinin ve sulhperver bütün milletlerin müşterek menfaatlerinin, dünyanın bu kısmında sulhun ve emniyetin korunması için Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 51 nci maddesine uygun olarak münasip tertipler alınmasını icabettirdiğine kani bulunarak,

İşbu Andlaşmayı akdetmeye karar yermişler ve

Türkiye Reisicumhuru: Dışişleri Vekili, İstanbul Milletvekili Profesör Ekselans Fuad Köprülü’yü,

Majeste Elenler Kralı: Dışişleri Vekili, Ekselans Stefanos Stefanopulos’u,

Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisi: Dışişleri Vekili, Ekselans Koca Popoviç’i,

Bu Andlaşmayı imzaya salâhiyettar kılmışlardır.

Müşarünileyhim, usulüne muvafık olduğu görülen salâhiyetnamelerini ibraz ettikten sonra aşağıdaki bükümle r üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde — I

Akid Taraflar, aralarında devamlı surette iş birliği yapılmasını temin etmek maksadıyla müşterek menfaatlerini ilgilendiren bütün meseleler üzerinde istişarelerde bulunacaklardır
Akı d tarafları n Dışişleri Vekilleri, milletlerarası siyasi durumu tetkik etmek ve, bu Andlaşmanın gayelerine uygun olacak şekilde, gereken kararları almak üzere, muntazaman, senede bir defa, ve lüzum görüldüğü takdirde daha sık olarak, konferans halinde toplanacaklardır

Madde — II

Âkid Taraflar, kendi mıntakalarında sulh ve emniyetin korunması için müşterek gayretlerine devam etmek ve, kendilerine karşı tahrik edilmemiş bir tecavüz vukuu halinde lüzum hâsıl olabilecek müştere k savunma tedbirleri de dâhil olmak üzere, emniyetlerine mütaallik meseleleri birlikte tetkika devam etmek kararındadırlar.

Madde — III

Akid Tarafların Erkân Harbiye-i Umumiyeleri, ahenkli kararların alınabilmesi için, aralarında mutabık kalarak tespit edecekleri, savunma meselelerine müteallik, tavsiyeleri hükümetlerine arz etmek üzere işbirliği yapmaya devam edeceklerdir

Madde — IV

Âkid Taraflar, ekonomi, teknik ve kültü r sahalarındaki İşbirliğini inkişaf ettireceklerdir, lüzumu halinde, ekonomik, teknik ve kültürel meselelerin halli için gerekil anlaşmalar akdedilecek ve gerekli teşkilât kurulacaktır.

Madde — V

Akid Taraflar, aralarında zuhur edebilecek her ihtilâfı, Birleşmiş Milletler Andlaşmasında tespit edilmiş bulunan muslihane yollarla ve anlayış ve dostluk ruhu içinde halletmeyi; ve birbirlerinin dahilî işlerine her hangi bir şekilde müdahaleden tevakki eylemeyi taahhüt ederler.

Madde — VI

Akid Taraflar, içlerinden birinin aleyhine müteveccih veya menafimi haleldar edebilecek mahiyette olan bir ittifak akdinden veya bir harekete katılmaktan kaçınacaklardır.

Madde — VII

Akid Taraflardan her biri, kendisi ile üçüncü bir Devlet veya diğer devletler arasında elyevm mer’i bulunan milletlerarası taahhütlerin hiç­ birinin işbu Andlaşma hükümleri ile tenakuz halinde bulunmadığını beyan eder, diğer taraftan, İlerde, işbu Andlaşmaya muhalif olabilecek her hangi bir milletlerarası taahhüde girişmemek mükellefiyetini de deruhte ederler.

Madde — VIII

İşbu Andlaşma, Türkiye ve Yunanistan’ın 4 Nisan 1949 tarihli Kuzey Atlantik Paktından mütevellit hak ve vecibelerine, her ne şekilde olursa olsun, tesir etmez ve edecek şekilde tefsir olunamaz

Madde — IX

işbu Andlaşmanın meriyete girişini müteakip, bütün Akid Taraflarca Andlaşmanın gayelerinin tahakkuku için iştirakleri faydalı addedilecek her Devlet, üç Akid Devletle aynı Şartlar tahtında ve aynı hakları haiz olmak üzere, işbu Andlaşmaya iltihak edebilecektir.

İltihak eden her Devlet, iltihakname tevdii suretiyle Andlaşmanın Taraflarından biri olacaktır

Madde — X

Fransızca metni muteber olacak olan işbu Andlaşma, Akidlerin her biri tarafından tasdik edilecek ve tasdiknameler Belgrao’da Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Dışişleri Vekâletine tevdi olunacak ve
en son tasdiknamenin tevdi edildiği tarihte meriyete girecektir.

İşbu Andlaşmanın meriyete girmesini müteakip geçecek beş senenin sonunda, Akid Taraflardan her biri, diğer Akid Taraflar Hükümetlerine göndereceği bir beyanname ile bir yıl önceden ihbar suretiyle, bu Andlaşmaya Taraf olmaktan çıkabilecektir.

Yukardaki hükümleri tasdikan, isimleri geçen yetkili murahhaslar işbu Andlaşmayı imza etmişlerdir. Ankara’da yirmi sekiz Şubat bin dokuz yüz elli üç tarihinde üç nüsha olarak tanzim kılınmış ve Akid Taraflara birer nüsha veril­miştir.

Fuad Köprülü                                                  Stefanos Stefanopulos                                  Koca Popoviç

Türkmenistan Anayasası

0

Türkmenistan Anayasası 18 Mayıs 1992 yılında kabul edilmiş, 27 Aralık 1995 ve 26 Eylül 2008 yılında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasa devletin işleyişini, organlarını ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlarını çizen 117 maddeden oluşmakta, dünyanın genç anayasaları arasında yer almaktadır.

18 Mayıs Günü, Türkmenistan Anayasa ve Türkmenistan Bayrak Günü olarak kutlanmaktadır.

Türkmenistan Anayasası

BAŞLANGIÇ

Biz, Türkmenistan halkı,

Kendi geleceğimizi belirleme konusundaki vazgeçilmez hakkımıza dayanarak; Vatanımızın bugün ve gelecekteki kaderi için sorumluluğumuzdan yola çıkarak;

Atalarımızın birlik, barış ve uyum içinde yaşama vasiyetlerine bağlılığımızı beyan ederek;

Milli değerleri ve menfaatleri koruyup saklamayı, Türkmenistan’ın bağımsızlığını, egemenliğini ve daimi tarafsızlık statüsünü güçlendirmeyi amaç edinerek;

Her insan ve vatandaşın hak ve özgürlüklerini güvence altına alarak, toplumsal barışı ve milli birliği sağlamaya çalışarak, halk hâkimiyeti, demokratik, hukuk ve dünyevi devletinin esaslarını kararlaştırarak;

Bu Anayasayı, Türkmenistan’ın Temel Kanununu kabul ediyoruz.

1.KISIM
TÜRKMENİSTAN’IN ANAYASAL DÜZENİNİN TEMELLERİ
Madde 1

Türkmenistan, demokratik, hukuk ve dünyevi bir Devlet olup, Devlet yönetimi başkanlık cumhuriyet hükümeti şeklindedir.

Türkmenistan, kendi toprakları üzerinde egemen ve tam hâkimiyete sahip olup, iç ve dış siyasetinde bağımsızca hareket eder. Türkmenistan’ın devlet egemenliği ve ülkesi, bütün ve bölünmezdir.

Devlet, Türkmenistan’ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, Anayasal düzeni korur, kanunlara uygunluğu ve hukuk düzenini sağlar.

Türkmenistan, kanunla belirlenen esaslara göre daimi tarafsızlık statüsüne sahiptir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu, 12 Aralık 1995 tarihli “Türkmenistan’ın Daimi Tarafsızlığı” isimli kararında:

  1. Türkmenistan’ın ilan ettiği daimi tarafsızlık statüsünü kabul eder ve destekler;
  2. “Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın üye devletlerini, Türkmenistan’ın bu statüsüne saygı göstermeye ve desteklemeye, ayrıca bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırır.” Dünya birliği tarafından kabul edilen, Türkmenistan’ın daimi tarafsızlığı, iç ve dış politikasının temelidir.

 Madde 2

Türkmenistan’da egemenlik halka aittir. Türkmenistan Halkı, Devlet hâkimiyetinin tek kaynağıdır. Halk, bu hâkimiyeti, doğrudan veya temsili organlar aracılığıyla kullanır.

Halkın hiçbir bölümü, hiçbir kurum veya kişi hâkimiyeti ele geçirme hakkına sahip değildir.

Madde 3

Türkmenistan’da toplumun ve devletin en kıymetli hazinesi insandır.

Devlet, vatandaşa karşı sorumludur ve şahsiyetin serbestçe gelişmesi için gerekli şartları sağlar; vatandaşın canını, namusunu, saygınlığını ve özgürlüğünü, şahsi dokunulmazlığını, doğal ve vazgeçilmez haklarını korur.

Her vatandaş, Anayasanın ve kanunun kendine yüklediği ödevleri yerine yetirmek üzere, devlet önünde sorumludur.

Madde 4

Devlet hakimiyeti, kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine bölünür ve birbirinden bağımsız ve birbirini dengeleyici şekilde hareket ederler.

Madde 5

Devlet, onun organları ve yetkililer, hukuka ve Anayasal düzene bağlıdırlar.

Türkmenistan Anayasası, Devletin Temel Kanunudur. Anayasada yer alan kurallar ve hükümler doğrudan uygulanır. Anayasaya aykırı kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri hükümsüzdür.

Devlet sırrı veya kanunla korunan başka sırlar içeren yasal düzenlemeler dışında, hükümetin, idarenin ve yerel yönetimlerin normatif yasal düzenlemelerinden, yayımlanmak suretiyle ya da başka usullerle halk haberdar edilir. İnsan ve vatandaşların haklarını ve özgürlüklerini ilgilendiren yasal düzenlemeler, halkın bilgisine sunulmadıkça, kabul edildiği andan itibaren geçersizdir.

Madde 6

Türkmenistan, dünya toplumunun tam bir öznesi olarak, daimi tarafsızlık dış politikası, diğer ülkelerin iç işlerine karışmama, kuvvet kullanmama ve askeri blok ve ittifaklara katılmama, bölge ülkeleri ve dünya devletleriyle barışsever, dostça ve karşılıklı faydalı ilişkiler kurma, ilkelerine riayet eder.

Türkmenistan, uluslararası hukukun evrensel olarak kabul ettiği normların üstünlüğünü tanır. Türkmenistan’ın taraf olduğu bir uluslararası antlaşma, Türkmenistan kanunlarında öngörülen bir kuraldan başka bir kural getirmesi halinde, uluslararası antlaşma kuralları uygulanır.

Madde 7

Türkmenistan’ın kendi vatandaşlığı vardır. Vatandaşlık kanunla edinilir, korunur ve kaybedilir.

Türkmenistan vatandaşı, bir başka ülkenin vatandaşlığını kabul edemez.

Hiç kimse, vatandaşlığından veya vatandaşlığı değiştirmek hakkından mahrum edilemez. Hiçbir Türkmen vatandaşı başka devlete teslim edilemez, sınır dışı edilemez veya vatanına geri dönme hakkı sınırlandırılamaz.

Türkmenistan vatandaşları gerek Türkmenistan topraklarında gerekse sınırları dışında devletin koruma ve himayesi altındadır.

Madde 8

Yabancı devlet vatandaşları ve vatandaşlığı olmayan kişiler, Türkmenistan’ın uluslararası antlaşmaları ve kanunları uyarınca, Türkmenistan vatandaşlarının sahip olduğu hak ve özgürlüklerden yararlanır ve sorumlulukları üstlenirler.

Türkmenistan, uluslararası hukukun evrensel olarak tanınmış normları ve kanunla öngörülen şekilde, yabancı devlet vatandaşları veya vatandaşlığı olmayan kişilere sığınma hakkı verir.

Madde 9

Mülkiyet dokunulmazdır. Türkmenistan, üretim araçları, toprak, diğer maddi ve fikri değerler üzerinde özel mülkiyet hakkını tanır. Bunlar, vatandaş birliklerine ve devlete ait olabilir. Sadece devlet mülkiyetine konu olan şeyler, kanunla belirlenir. Devlet, mülkiyetin tüm çeşitlerini geliştirmek için eşit koruma ve eşit koşullar oluşturmayı güvence altına alır.

Kanunla yasaklanmış usulle edinen mülkiyet dışında mülkiyetin bedelsiz alınmasına müsaade edilmez.

Sadece kanunla göz önünde bulundurulan durumlarda mülkiyetin bedelini ödeyerek zorunlu alınmasına müsaade edilir.

Madde 10

Türkmenistan ekonomisi, pazar ekonomisi ilkelerine dayanır.

Devlet, girişimciliği teşvik eder ve destekler, küçük ve orta ölçekli işlemlerin gelişmesine yardım eder.

Madde 11

Devlet, milli tarihsel ve kültürel mirası, tabii çevreyi korumak, sosyal ve etnik topluluklar arasında eşitliği sağlamaktan sorumludur. Devlet, bilimsel ve sanatsal yaratıcılığı ve bunların faydalarının yayılmasını teşvik eder, bilim, kültür, eğitim ve öğretim, spor ve turizm alanlarında uluslararası ilişkilerin geliştirilmesine yardım eder.

Madde 12

Devlet, din ve ibadet özgürlüğünü, dinlerin kanun önünde eşitliğini teminat altına alır.

Dini kurumlar, Devletten ayrıdır, onlar Devlet işine karışamaz ve Devlet işleri yapamazlar.

Devletin eğitim sistemi, dini kurumlardan ayrıdır ve dünyevi karakter taşır.

Herkes dini görüşünü serbestçe belirleyebilir, tek başına veya toplu şekilde istediği dine inanma veya hiçbir dine inanmama, ayrıca dini görüşleriyle ilgili inançlarını açıklama ve yayma, dini örf, ayin ve ibadetlerini yerine getirme hakkına sahiptir.

Madde 13

Türkmenistan, devlet egemenliğini ve güvenliğini korumak amacıyla kendi Silahlı Kuvvetlerine sahiptir.

Madde 14

Türkmen dili, Türkmenistan’ın Devlet dilidir. Her Türkmen vatandaşı, kendi ana dilini kullanma hakkına sahiptir.

Madde 15

Türkmenistan’ın egemenliğinin resmi simgeleri, Devlet bayrağı, Devlet arması ve Devlet marşıdır.

Bayrak, Arma ve Marş kanunun belirlediği esaslara göre kabul edilir ve korunur.

Madde 16

Türkmenistan’ın idari-mülki yapısı; iller (vilayetler), il statüsündeki şehirler, ilçeler (etraplar), ilçe statüsündeki şehirler, ilçelerdeki şehirler, küçük şehirler (şäherçeler) ve obalardan (gengeshliks) oluşur.

Bir veya birkaç köyün toprağı, obayı (gengeshlik) meydana getirir.

Madde 17

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat şehridir.

2.KISIM

TÜRKMENİSTAN’DA İNSAN VE VATANDAŞ TEMEL HAK, ÖZGÜRLÜK VE ÖDEVLERİ

Madde 18

İnsan hak ve özgürlükleri dokunulmaz ve devredilmezdir.

Anayasa ve kanunlar uyarınca yapılanlar hariç, hiç kimse hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz, hiç kimsenin hak ve özgürlükleri sınırlandırılamaz.

Anayasa ve kanunlarda yer alan hak ve özgürlükler, başkalarının hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak veya kısıtlamak için kullanılamaz.

Madde 19

Türkmenistan, insan ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin eşitliğini, ve aynı zamanda milliyetine, ırkına, cinsiyetine, etnik kökenine, mülkiyetine, görevine, yaşadığı yere, diline, dinine ve siyasi görüşüne, herhangi bir parti üyeliğine veya üye olmamasına bakmaksızın, insan ve vatandaşların kanun önünde eşitliğini güvence altına alır.

Madde 20

Türkmenistan’da erkekler ile kadınlar, vatandaşlık hakları bakımından eşittirler. Eşitliğin cinsiyet temelinde bozulması, kanun önünde sorumluluğu gerektirir.

Madde 21

Hak ve özgürlüklerini kullanılması, başkalarının hak ve özgürlükleri yanı sıra, ahlak, hukuk ve kamu düzeninin gereklerini ihlal edemez, milli güvenliğe zarar veremez.

Madde 22

Herkes yaşam hakkına ve özgürce yaşamını sürdürme hakkına sahiptir. Hiç kimse yaşama hakkından yoksun bırakılamaz. Herkesin özgürce yaşama hakkı, kanun temelinde devlet tarafından korunur.

Türkmenistan’da ölüm cezası kaldırılmıştır.

Madde 23

Kanunda açıkça belirtilenlerden başka, hiç kimsenin hakları sınırlandırılamaz ve haklarından mahrum bırakılamaz, suçlanamaz ve cezalandırılamaz.

Hiç kimse, işkenceye, zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya ve rızası olmaksızın tıbbi ya da diğer deneylere (ilaç veya tıbbi) tabi tutulamaz. Bir kimse sadece kanunda açık olarak gösterilen durumlarda mahkeme kararıyla veya savcının emri ile tutuklanabilir. Acil durumlarda kanunda açık olarak yetkilendirilen devlet makamları, vatandaşları geçici bir süre için gözaltına alabilir.

Madde 24

Her vatandaş, rahat bir yaşama alanı elde etmek veya ulaşmak ve bireysel konutunu inşa etmek için devletten yardım alma hakkına sahiptir. Konut dokunulmazdır. Hiç kimse, herhangi bir kanuni temeli olmaksızın, orada yaşayanların rızası dışında, bir konuta giremez ya da bir başka şekilde konut dokunulmazlığını ihlal edemez. Hukuksuz saldırılara karşı konutun korunması, her insan ve vatandaşın hakkıdır.

Kanunda gösterilen durumlar haricinde hiç kimsenin konutu elinden alınamaz.

Madde 25

Herkes, özel hayatına keyfi müdahaleden, ayrıca haberleşme, telefon ve diğer iletişim araçlarının gizliliği kuralının ihlalinden, onur ve şöhretine saldırıdan, korunma hakkına sahiptir.

Madde 26

Her vatandaşın, Türkmenistan sınırları içinde, seyahat etme, yaşayacağı yeri seçme hakkı vardır.

Belirli yerlere girilmesi ve bu alanlarda seyahat edilmesine ilişkin sınırlamalar, ancak kanunla konulabilir.

Madde 27

Evlilik yaşına gelen kadın ve erkekler, karşılıklı rızayla, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Eşler, aile ilişkilerinde eşit haklara sahiptir.

Ana ve babalar veya onların yerini tutan kişiler, çocuklarını terbiye etme; onların sağlığı ve gelişmesini sağlama, onları okutmaya özen gösterme, meslek sahibi olmaya hazırlama, cemiyete kazandırma; onlara kanunlara, tarihi ve milli örf ve adetlere saygı göstermeyi öğretmek hak ve sorumluğuna sahiptir. Reşit evlatlar, ana-babalarına bakmak ve onlara yardım etmekle yükümlüdür.

Madde 28

Türkmenistan vatandaşları, düşünce ve ifade özgürlüğüne, ayrıca kanunla korunan devlet ya da diğer sırlar dışında, bilgi alma hakkına sahiptirler.

Madde 29

Vatandaşlar bakımından, kanunda belirlenen esaslara göre, toplantı, yürüyüş ve gösteri hakkı güvence altındadır.

Madde 30

Vatandaşlar, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde faaliyet gösteren siyasi parti ve diğer toplumsal birlikler kurma hakkına sahiptir.

Anayasal düzeni zorla değiştirmeyi amaçlayan, faaliyetlerinde şiddete başvuran, vatandaşların Anayasal hak ve özgürlüklerine karşı olan, savaşı, ırki, milli ve dini düşmanlığı yayan, halkın sağlığı ve genel ahlakına zarar veren, siyasi partilerin, diğer toplumsal ve yarı askeri birliklerin ve ayrıca etnik ve dini nitelikli siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri yasaktır.

Madde 31

Her vatandaşın, toplum ve Devlet yönetimine, doğrudan veya serbest seçilen temsilcileri aracılığıyla katılma hakkı vardır.

Madde 32

Her vatandaşın, devlet organlarına seçme ve seçilme hakkı vardır.

Türkmenistan vatandaşlarının, yeteneğine ve mesleki liyakatine uygun olarak, kamu hizmetine girmede eşit hakları vardır.

Madde 33

Vatandaşlar, çalışma, kendi isteğine göre mesleğini, iş türünü ve iş yerini seçme, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları talep etme hakkına sahiptir.

Ücretliler, yaptığı işin niteliği ve kalitesine uygun ücret alma hakkına sahiptir. Bu ücret, Devletin belirlediği asgari geçim düzeyinden daha düşük olamaz.

Madde 34

Çalışanların, dinlenme hakkı vardır ve bu hak, haftalık çalışma sınırlarının belirlenmesi, yıllık ücretli izinlerin ve haftalık tatil günlerinin verilmesinden ibarettir.

Devlet, kişilerin dinlenebilmeleri ve boş vakitlerini değerlendirebilmeleri için gerekli şartları sağlar.

Madde 35

Vatandaşların, kamu sağlığı kurumlarının hizmetlerinden serbestçe yararlanma dahil, sağlık hakkı vardır. Ücretli tıp ve geleneksel olmayan sağlık hizmetlerine, kanunda belirlenen esas ve usule göre izin verilir.

Madde 36

Herkesin, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır.

Devlet, yaşam koşullarını korumak ve geliştirmek ve ayrıca çevreyi korumak ve yenilemek için doğal kaynakların yönetimini gözetir.

Madde 37

Vatandaşların, yaşlılık, hastalık, engellilik, çalışma yeteneğinin kaybı, geçimini sağlayanın kaybı ve işsizlik durumlarında, sosyal güvenlik hakkı vardır.

Çok çocuklu ailelere, yetimler ve gazilere ve devletin veya toplumun menfaatlerini korurken sağlığını kaybedenlere, devlet ve kamu fonlarından ek destek ve ayrıcalıklar sağlanır.

Madde 38

Her vatandaşın eğitim hakkı vardır.

Genel orta eğitim zorunludur; herkesin Devlet okullarında ücretsiz olarak bu eğitimi alma hakkı vardır.

Devlet, yeteneğine göre herkese mesleki eğitimi alma hakkını sağlar.

Türkmenistan kanunlarında belirtilen esas ve usule göre, hükümet, hükümet dışı örgütler ve vatandaşların, ücretli eğitim faaliyetinde bulunma hakları vardır.

Devlet tüm eğitim kurumları için zorunlu, eğitim standartlarını belirler.

Madde 39

Türkmenistan vatandaşları, sanatsal, bilimsel ve teknik yaratıcılık özgürlüğü hakkına sahiptir. Vatandaşların bilimsel, teknik, yaratıcılık, sanatsal, edebi ve kültürel faaliyet alanlarındaki telif hakları ve menfaatleri kanunla korunur.

Devlet, bilimin, kültürün, güzel sanatların, halk yaratıcılığının, sporun ve turizmin gelişmesine yardımcı olur.

Madde 40

Hak ve özgürlüklerinin kullanılması, birey ve vatandaşların, toplum ve Devlet karşı ödevlerini yerine getirmesinden ayrılamaz.

Türkmenistan sınırları içerisinde yaşayan veya geçici olarak bulunan herkes, Türkmenistan Anayasasına, kanunlarına uymaya ve milli örf ve adetlerine saygı göstermeye mecburdur.

Madde 41

Türkmenistan’ı korumak her vatandaşın kutsal görevidir. Türkmenistan vatandaşı olan her erkek için genel askerlik görevi zorunludur.

Madde 42

Herkes, kanunda belirlenen usul ve miktarda, Devlet vergi ve diğer mali ödemeleri yerine getirmekle yükümlüdür.

Madde 43

Vatandaşların, onur ve şerefi, Anayasa ve kanunlarda belirtilen insan ve vatandaşın kişisel ve siyasal hak ve özgürlükleri yargısal güvence altına alınmıştır.

Vatandaşların, Devlet organlarının, kamu kurumlarının ve yetkili kişilerin, karar ve eylemlerine karşı, mahkemeye başvurma hakkı vardır.

Madde 44

Vatandaşlar, Devlet organları, diğer örgütler ve onların çalışanları ya da özel kişilerin, hukuksuz eylerlerinden doğan maddi ve manevi zararları için, mahkemeden tazminat isteme hakkına sahiptirler.

Madde 45

Hiç kimse kendisi veya yakınları aleyhine ifade vermeye ve delil sunmaya zorlanamaz.

Kişiye psikolojik ve fiziksel baskı yapmak suretiyle veya diğer kanun dışı yollarla elde edilen delillerin hukuki gücü yoktur.

Madde 46

Vatandaşın durumunu kötüleştiren bir kanun, geçmişe yürümez. Hiç kimse, işlendiği zaman kanun tarafından suç olarak tanınmayan eylemlerden dolayı, sorumlu tutulamaz.

Madde 47

Vatandaşların bu Anayasada öngörülen hak ve özgürlüklerinin kullanılması, sadece olağanüstü hal ve sıkı yönetim dönemlerinde, Anayasa ve kanunlarda belirtilen koşul ve sınırlar içinde, geçici olarak askıya alınabilir.

3. KISIM

TÜRKMENİSTAN’DA HAKİMİYET VE YÖNETİM ORGANLARI SİSTEMİ

BİRİNCİ BÖLÜM

GENEL HÜKÜMLER

Madde 48

Türkmenistan’da yüksek devlet hakimiyeti ve yönetimi, Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan Bakanlar Kurulu, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi tarafından kullanılır.

Madde 49

Yerel hakimiyet, illerde, il statüsündeki şehirlerde, ilçelerde (etraplar), ilçe statüsündeki şehirlerde, yerel temsilciler ve yerel yönetim organları tarafından kullanılır; ilçelerdeki şehirlerde, küçük şehirlerde (şeherçeler) ve obalarda (geneşlikler) ise, yerel yönetim organları, yerel meclisler (Geneşler)dir.

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN DEVLET BAŞKANI

Madde 50

Türkmenistan Devlet Başkanı, devletin ve yürütme hâkimiyetinin başı ve Türkmenistan’ın en yüksek görevli kişisidir, O Türkmenistan’ın devlet bağımsızlığının ve tarafsızlığının, toprak bütünlüğünün, Anayasaya saygının ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinin güvencesi olarak hareket eder.

Madde 51

Türkmenistan’da doğan, yaşı kırktan aşağı ve yetmişten yukarı olmayan, devlet dilini bilen, son on beş yılını devamlı Türkmenistan’da yaşayan, devlet organlarında, toplumsal birliklerde, işletmelerde, kurumlarında ve örgütlerde çalışabilen, her Türkmen vatandaşı, Türkmenistan Devlet Başkanlığına seçilebilir.

Madde 52

Türkmenistan Devlet Başkanı, doğrudan Türkmenistan halkı tarafından beş yıllık süre için seçilir ve yemin ettikten sonra görevine başlar.

Türkmenistan Devlet Başkanının seçimi ve görevine başlama yöntemi kanunla belirlenir.

Madde 53

Türkmenistan Devlet Başkanı:

  • Anayasa ve kanunları hayata geçirir;
  • Dış siyasetin uygulanmasında önderlik eder, diğer devletlerle olan ilişkilerde Türkmenistan’ı temsil eder, Türkmenistan’ın yabancı devletlerdeki, devletlerarası ve milletlerarası kuruluşlardaki elçilerini ve diğer diplomatik temsilcilerini tayin eder ve geri çağırır, yabancı devletlerin diplomatik temsilcilerinin güven belgelerini ve geri çağırma mektuplarını kabul eder;
  • Türkmenistan Silahlı Kuvvetlerinin yüksek başkomutanıdır. Silahlı Kuvvetlerin tam veya kısmi seferberlik haline geçmesine, Silahlı Kuvvetlerin kullanılmasına ve savaşa hazır hale getirilmesine karar verir, Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta heyetini göreve atar;
  • Hukuki dayanağı kanunla belirlenen, Türkmenistan Devlet Güvenlik Kurulunu kurar ve başkanlık eder;
  • Ülkenin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişim planlarını ve temel yönlerini onaylar;
  • Türkmenistan Devlet bütçesi ve uygulanması hakkındaki raporu, Meclisin görüşüne ve onayına sunar;
  • Kanunları imzalar, geciktirici veto hakkını kullanarak, iki haftayı geçmeyecek bir süre içinde, uygun bulmadığı yerleri belirtmek suretiyle kanunu, yeniden görüşülmek ve oylanmak üzere Meclise geri gönderebilir. Eğer Meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile önceki kararını onaylarsa Türkmenistan Devlet Başkanı kanunu imzalar. Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasada değişik ve ilaveler yapan kanunlar hakkında, geciktirici veto hakkına sahip değildir;
  • Türkmenistan Seçim ve Referandumlar Merkezi Komisyonunu kurar, oluşumunda değişiklikler yapar;
  • Referandum tarihini belirler, Meclisi zamanında önce toplantıya çağırma hakkına sahiptir;
  • Türkmenistan vatandaşlığına kabul etme, vatandaşlıktan çıkarma ve sığınma konularına ilişkin sorunları çözer;
  • Türkmenistan’ın onursal madalyaları ve diğer devlet ödülleri ile ödüllendirir, askeri unvanları, diğer özel devlet unvanları ve şahsa özel unvanları verir;
  • Meclis ile anlaşarak, Yüksek Mahkeme Başkanını, Başsavcıyı, İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını, göreve atar ve görevden alır;
  • Özel ve genel af kararı verir;
  • Vatandaşların güvenliğini sağlamak için, Türkmenistan’ın tamamında veya belli bir bölgesinde olağanüstü hal ilan eder. Olağanüstü halin kullanımı, Türkmenistan kanunları ile belirlenir.
  • Anayasa ve kanunlarda kendi yetkisine bırakılan diğer konuları çözer.

Madde 54

Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan’ın tüm ülkesinde bağlayıcı gücü olan, ferman, karar ve emirler çıkartır.

Madde 55

Türkmenistan Devlet Başkanı, Meclis üyesi olamaz.

Madde 56

Türkmenistan Devlet Başkanı, dokunulmazlık hakkına sahiptir. Onun onur ve şerefi kanunla korunur.

Türkmenistan Devlet Başkanı ve ailesinin geçimi, bakımı ve korunması, devlet tarafından karşılanır.

Madde 57

Türkmenistan Devlet Başkanı, sağlık sebebiyle görevini yerine getiremezse, süresinden önce görevinden alınabilir. Meclis, kendisi tarafından oluşturulan bağımsız sağlık kurulunun ulaştığı sonuca göre, Türkmenistan Devlet Başkanının, süresinden önce görevinden alınmasına karar verir. Fakat bu karar, Meclisin milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisinin oyu ile kabul edilir.

Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasayı ve kanunları ihlal etmesi durumunda, Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan Devlet Başkanına, güvensizlik bildirebilir. Türkmenistan Devlet Başkanına güvensizlik bildirmek hakkındaki konu, Meclisin milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisi tarafından talep edilmesi durumunda görüşülür. Türkmenistan Devlet Başkanı hakkında güvensizlik kararı, Türkmenistan Meclisinin milletvekili üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun oyu ile kabul edilir. Türkmenistan Devlet Başkanının görevinden alınmasına ilişkin konu, halkın oyuna sunulur.

Madde 58

Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasanın 53. maddesinin 2, 11, 13. bentlerinde, Meclis Başkanına devredilebileceği ifade edilen yetkiler dışındaki yetkilerini, diğer organlara veya kişilere devredemez.

Türkmenistan Devlet Başkanı, herhangi bir sebeple görevini yerine getirememesi durumunda, yeni Devlet Başkanı seçilinceye kadar, Türkmenistan Devlet Güvenlik Kurulunun görüşü alınarak, Türkmenistan Devlet Başkanlığı görevi, geçici olarak, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan vekillerinden birine verilir. Bu durumda Devlet Başkanlığı seçimleri, Türkmenistan Devlet Başkanlığı yetkilerini geçici olarak yerine getirecek kişiye geçtiği andan itibaren, en geç 60 gün içinde yapılır. Türkmenistan Devlet Başkanlığı görevini geçici olarak yerine getiren kişi, Başkanlığa aday olamaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN MECLİSİ

Madde 59

Türkmenistan Meclis (parlamento), yasama yetkisini kullanan, en yüksek temsili organdır.

Madde 60

Meclis 125 milletvekilinden oluşmakta olup, üyeleri, yaklaşık eşit sayıda seçmenlerden oluşan yerel seçim çevrelerinden, beş yıllık bir süre için seçilir.

Madde 61

Meclis aşağıdaki durumlarda süresinden önce feshedilebilir:

  • Ulusal referandumda alınan bir kararla;
  • Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğunun kabul ettiği bir kararla (kendini feshetme);
  • Altı ay içinde Meclisin yönetim organlarının teşkil edilememesi durumlarda Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından.

Madde 62

Meclis, milletvekillerinin yetkileri serbestçe belirler, onlar arasından Meclis Başkanını, Başkanvekillerini seçer, komiteleri ve komisyonları oluşturur.

Madde 63

Meclis,

  • Kanunları kabul eder, Türkmenistan Anayasa ve kanunlarında değişiklik ve ilaveler yapar, onların uygulanmasını gözetir ve resmi yorumlarını yapar.
  • Bakanlar Kurulunun faaliyet programının onaylanmasını görüşür;
  • Türkmenistan Devlet bütçesini ve onun uygulanması hakkındaki raporun onaylanması ile ilgili sorunları görüşür;
  • Ülkenin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişim planlarını ve temel yönlerini görüşür;
  • Ulusal referandum yapılıp yapılmayacağına karar verir;
  • Türkmenistan Devlet Başkanının, Meclisin milletvekillerinin, il, ilçe, şehir temsili organlarının ve Halk Meclisi üyelerinin seçimlerini belirler.
  • Türkmenistan Devlet Başkanını teklifi ile, Yüksek Mahkeme Başkanını, Başsavcıyı, İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını göreve atamak ve görevden almak hakkındaki konuları görüşür;
  • Devlet ödülleri oluşturur, Türkmenistan Devlet Başkanını devlet madalyası ile ödüllendirir, ona askeri rütbe ve unvanlar verir;
  • Devlet hakimiyet ve yürütme organlarının kabul ettiği hukuki düzenlemelerin, Anayasaya uygun olup olmadığını belirler;
  • Uluslararası antlaşmaları onaylar ve duyurur;
  • Türkmenistan Devlet sınırının, idari ve ülkesel bölümlerinin değişmesi hakkındaki sorunları çözer;
  • Barış ve güvenlikle ilgili sorunları görüşür;
  • Anayasa ve kanunlarla Meclisin yetkisine dahil edilen diğer konuları çözer.

Madde 64

Meclis, kendisine sunulup sonradan onaylamak koşuluyla, Türkmenistan Devlet Başkanına, belirli konular hakkında kanun çıkarma yetkisi verebilir.

Meclis, aşağıdaki konular hakkında kanun çıkarma yetkisini kimseye devredemez:

  • Anayasayı değiştirmek;
  • Cezai ve idari mevzuat;
  • Yargılama.

 Madde 65

Yasama teşebbüsünde bulunma hakkı Türkmenistan Devlet Başkanına, Meclis üyelerine, Bakanlar Kuruluna ve Yüksek Mahkemeye aittir.

Madde 66

Meclisin Milletvekillerinin, Bakanlar Kuruluna, bakanlara, devletin diğer organlarının yöneticilerine resmi soru ile soruşturma, sözlü ve yazılı soru sorma yetkisi vardır.

Madde 67

Devlet, Meclisin her bir milletvekilinin yetkilerini düzgün ve etkin olarak yerine getirmesi için gerekli koşulları sağlar, hak ve özgürlüklerinin, yaşamının, onur ve şerefinin ve şahsi dokunulmazlığının korunmasını güvence altına alır.

Madde 68

Milletvekili sadece Meclis tarafından milletvekilliği yetkilerinden yoksun bırakılabilir.

Bu konudaki karar, Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilir.

Bir milletvekili, Meclisin rızası olmaksızın, cezai soruşturmaya tabi tutulamaz, tutuklanamaz veya başka bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Madde 69

Meclisin bir milletvekili, görevi sürecince, aynı zamanda, Bakanlar Kurulu üyeliği, Hakimlik (vilayetlerin, şehirlerin ve etrapların yöneticiliği), arçınlık, hâkimlik, savcılık görevlerini yerine getiremez.

Madde 70

Meclis Başkanı gizli oyla seçilir. Meclise karşı sorumludur ve Meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin çoğunluğunun kararı ile görevinden alınabilir.

Meclis Başkan yardımcısı açık oyla seçilir. Başkanın görevlendirmesi ile onun çeşitli işlevlerini yerine getirir. Başkanın yokluğunda veya görevini yerine getirmesinin mümkün olmadığı zamanlarda onun yerini alır.

Madde 71

Meclisin, onun komite ve komisyonlarının, milletvekillerinin çalışma düzeni ile görev ve yetkileri kanun ile belirlenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN BAKANLAR KURULU

Madde 72

Bakanlar Kurulu (Hükümet), yürütme ve idare organıdır. Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan Bakanlar Kurulunun başkanıdır.

Madde 73

Bakanlar Kurulu, Devlet Başkanı yardımcıları ve bakanlardan oluşur. Türkmenistan Devlet Başkanı, Bakanlar Kurulu toplantılarına, yerel yönetim merkezi organlarının başkanlarını davet edebilir.

Bakanlar Kurulu, Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından, onun göreve başladığı günden itibaren bir ay içinde kurulur ve yeni seçilen Devlet Başkanına yetkilerini iade eder.

Madde 74

Bakanlar Kurulu’nun toplantıları, Türkmenistan Devlet Başkanı ya da onun görevlendirmesi ile Bakanlar Kurulunun başkan yardımcılarından birisi tarafından yapılır.

Bakanlar Kurulu, yetkileri dahilinde bağlayıcı kararlar alır ve emirler çıkartır.

Madde 75

Bakanlar Kurulu:

  • Türkmenistan Kanunlarını, Türkmenistan Devlet Başkanı ve Türkmenistan Meclisinin işlemlerinin uygulanmasını sağlar;
  • Vatandaşların hak ve özgürlüklerini temin etme ve koruma, mülkiyeti ve kamu düzenini, milli güvenliği koruma hakkında önlemler alır;
  • Devletin iç ve dış siyasetinin esasları hakkındaki teklifleri, ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınma programlarını hazırlar ve onları Meclisin onayına sunar;
  • Ekonomik ve sosyal kalkınmanın Devlet tarafından hayata geçirilmesini sağlar; Devlet işletmelerinin, idarelerinin ve kurumlarının yönetimini düzenler; doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını ve korunmasını sağlar.
  • Para ve kredi sisteminin güçlenmesi için önlemler alır;
  • Gerektiğinde Bakanlar Kuruluna bağlı olarak komiteler, baş idareler ve diğer müdürlükleri kurar.
  • Dış ekonomik ilişkileri yürütür, yabancı devletlerle kültürel ve diğer ilişkilerin geliştirilmesini sağlar;
  • Hükümet idarelerini, Devlet işletmelerini ve kurumların faaliyetlerini yönlendirir; bakanlıkların ve müdürlüklerin ve yerel yönetim organlarının kararlarını iptal edebilir;
  • Türkmenistan Anayasasında, kanunlarda ve diğer normatif düzenlemelerde kendi yetkisine dahil diğer yükümlülükleri yerine getirir.

 Madde 76

Bakanlar Kurulunun yetkileri, çalışma şekli, diğer devlet organları ile ilişkileri kanunla belirlenir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

YEREL HÂKİMİYET İDARELERİ

Madde 77

Yerel hakimiyet idareleri, kendi yetki alanları içinde hareket eden, temsilciler ve yerel yönetim organlarından oluşur.

Madde 78

Türkmenistan kanunlarında belirtilen şekilde, illerde, il statüsündeki şehirlerde, ilçede (etrap), ilçe statüsündeki şehirlerde, üyeleri, idari-mülki birimlerin halkı tarafından, dört yıllık bir süre için seçilen temsili organlar – Halk Meclisleri (Halk Maslahatları) – kurulur.

Madde 79

Halk Meclisleri, kendi yetki alanına giren, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeyle ilgili sorunların çözümüne katılırlar.

Halk Meclislerinin, onların üyelerinin görev ve yetkileri, faaliyetlerinin yürütülmesi ve diğer yerel ve idari organlar ile ilişkileri kanunla belirlenir.

Madde 80

Yerel hakimiyet: İllerde il Hakimleri, şehirlerde şehir Hakimleri, ilçelerde ilçe (etrap) Hakimleri, tarafından kullanılır.

Madde 81

Hakimler, Türkmenistan Devlet Başkanının yereldeki temsilcisidirler, Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından göreve atanır, görevden alınır ve ona karşı sorumludurlar.

Madde 82

Hakimler, yerel idare organlarını yönetir,

Türkmenistan Anayasanın, kanunlarının, Türkmenistan Devlet Başkanının ve Türkmenistan Bakanlar Kurulu düzenlemelerinin ve Türkmenistan Meclisi kararlarının uygulanmasını sağlar. Hakimler, görev alanlarına giren bölgelerde, yetkileri dahilinde, bağlayıcı gücü olan kararlar alabilirler.

Madde 83

Hakimlerin görev ve yetkileri, çalışma düzeni ve diğer devlet hakimiyet ve idari organlar ile ilişkileri kanunla belirlenir.

4.KISIM

YEREL YÖNETİMLER

Madde 84

Yerel yönetim sistemi, Yerel Meclisler (Geneşler) ve temsili yerel yönetim organlarından oluşur.

Yerel meclisler (Geneşler), ilçedeki şehirlerde, küçük şehirlerde (şeherçeler), obalarda (geneşlikler) halk hakimiyetinin temsili organlarıdır. Yerel meclisler, doğrudan vatandaşlar tarafından üç yıllığına seçilirler.

Madde 85

Yerel meclisler, kendi faaliyetlerinde bağımsızdırlar. Hakimiyet ve yönetim organlarının karşılıklı ilişkileri, Türkmenistan kanunlarına uygun olarak yerine getirilir.

Madde 86

Yerel meclisler:

  • Kendi bölgelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasının temel ilkelerini belirler;
  • Yerel bütçe ve uygulaması hakkındaki raporu oluşturur ve onaylar;
  • Yerel vergiler ve bunların toplanma şeklini belirler;
  • Doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılması ve çevrenin korunması için önlemler alır;
  • Kanun tarafından kendi yetilerine dahil edilen diğer konuları çözer.

Yerel meclisler, yetkileri dahilinde, kendi bölgelerinde bağlayıcı gücü olan kararlar alırlar.

Madde 87

Yerel meclislerin, kendi üyeleri arasından, Yerel meclise (Geneşe) başkanlık eden ve Yerel meclise karşı sorumlu olan arçın seçilir.

Arçınlar, Yerel meclislerin kararlarını, devlet hakimiyet ve yönetim organları düzenlemelerinin uygulanmasını sağlarlar, yerel öneme haiz diğer konuları karara bağlarlar.

Madde 88

Yerel meclislerin, diğer yerel yönetim organlarının faaliyet şekli kanunla belirlenir

5.KISIM

SEÇİM SİSTEMİ, REFERANDUM

Madde 89

Türkmenistan Devlet Başkanı, Meclis milletvekilleri, Halk Meclisi (Halk Maslahatı) ve Yerel Meclis (Geneş) üyelerinin seçimi, genel ve eşit seçimledir. 18 yaşına ulaşmış her Türkmen vatandaşı seçme hakkına sahiptir; her seçmenin bir oyu vardır.

Mahkeme tarafından ehliyetsizliğine karar verilen vatandaşlar, ceza evlerinde cezasını çeken kişiler, seçimlere katılamazlar. Bunların dışındaki hallerde vatandaşların seçim haklarının sınırlandırılması kabul edilemez ve kanunla cezalandırılır.

Madde 90

Seçim gününe kadar 26 yaşına ulaşan ve son on yılını devamlı Türkmenistan’da yaşayan Türkmen vatandaşları Meclis milletvekilliğine seçilebilir. Türkmenistan Meclis Milletvekilliğine, Halk Meclisleri ve Yerel Meclis üyeliğine adaylık koşulları, Türkmenistan kanunları ile belirlenir.

Madde 91

Seçimler doğrudan seçimlerdir ve seçilenler, vatandaşlar tarafından doğrudan doğruya seçilirler.

Madde 92

Seçimlerde oy vermek gizlidir ve oy verme sırasında, oy verenlerin tercihlerinin kontrol edilmesine izin verilmez.

Madde 93

Türkmenistan kanunlarında belirtilen koşullarda, aday gösterme hakkı, siyasi partilere, toplumsal birliklere ve vatandaş gruplarına aittir.

Madde 94

Devlet ve toplum hayatı ile ilgili önemli konuları çözmek için, genel ve yerel referandumlar yapılabilir.

Referandumla kabul edilen kararların iptal edilebilmesi ve değiştirilmesi yine referandumla mümkündür.

Madde 95

Türkmenistan Meclisinin milletvekillerinin en az üçte ikisi veya seçme hakkı olan vatandaşların en az 250 bininin teklifiyle, genel referandum yapılmasına karar verme hakkı, Türkmenistan Meclisine aittir.

Madde 96

Kendi teşebbüsleriyle veya ilgili bölgede yaşayan seçmenlerin en az dörtte birinin teklifiyle, yerel referandum yapılmasına karar verme hakkı, Yerel Meclise (Geneşe) aittir.

Madde 97

Referandumlar genel, eşit, doğrudan ve gizli oy verme esaslarına göre yapılır.

Referandumlara seçim hakkına sahip olan Türkmenistan vatandaşları katılır.

Madde 98

Seçimlerin, genel ve yerel referandumların yapılmasının usulü kanunla belirlenir.

Seçimler ve referandumlar, olağanüstü hal zamanında yapılamaz.

6.KISIM

YARGI HAKİMİYETİ

Madde 99

Türkmenistan’da yargı hakimiyeti sadece mahkemelere aittir.

Yargı hakimiyeti, vatandaşların hak ve özgürlüklerini, kanun yoluyla gözetilen Devlet ve toplum çıkarlarını korumayı amaçlar.

Madde 100

Yargı hâkimiyeti, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi ve kanunlarda gösterilen diğer mahkemeler tarafından yerine getirilir.

Olağanüstü mahkemelerin ve mahkeme yetkisine sahip diğer kuruluşların oluşturulmasına izin verilmez.

Madde 101

Hâkimler bağımsızdır, sadece kanuna tabidir ve vicdani kanaatine göre hareket ederler. Hiç kimse hâkimlere karışamaz, hâkimlere müdahale edilmesi kanunla belirlenen yaptırımlara tabidir. Hâkimlerin dokunulmazlığı kanunla güvence altına alınır.

Madde 102

Hâkimler Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından atanır. Hâkimlerin atanması ve görevden alınmasının usulü, görev süreleri kanunla belirlenir.

Görev süresi tamamlamadan önce hâkim, sadece kanunda gösterilen esaslara göre görevinden alınabilir.

Madde 103

Hâkimler öğretmenlik ve bilimsel araştırmalar dışında, ödeme yapılan herhangi bir görev alamazlar.

Madde 104

Mahkemelerde davalara hâkimler heyeti bakar, kanunda belirtilen durumlarda ise tek hâkim bakar.

Madde 105

Mahkemelerde duruşmalar açık olarak yapılır. Davanın kapalı duruşma şeklinde yapılmasına sadece kanunla öngörülmüş hallerde, yargılamanın bütün kurallarına uyulması şartıyla izin verilir.

Madde 106

Yargılama usulü, devlet dilinde yürütülür. Davaya katılan ve yargılama dilini bilmeyen kişilerin, tercüman yardımı ile dava ile ilgili bilgi edinme, mahkeme faaliyetlerine katılma ve Mahkemede ana dillerinde konuşma hakkı vardır.

Madde 107

Adil yargılama, tarafların eşitliği ve çekişmesi esaslarına göre yapılır.

Tarafların, Türkmenistan mahkemeleri tarafından verilen kararlara, hükümlere ve diğer kararlara karşı şikayet etme hakkı vardır.

Madde 108

Profesyonel hukuki yardım alma hakkı, yargılamanın her aşamasında kabul edilir.

Vatandaşlara ve kurumlara hukuki yardım, avukatlar, diğer kişiler ve kurumlar verir.

Madde 109

Mahkemelerin yetkileri, kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.

7. KISIM

SAVCILIK

Madde 110

Türkmenistan kanunlarının, Türkmenistan Devlet Başkanının, Türkmenistan Bakanlar Kurulunun düzenlemelerinin, Türkmenistan Meclisinin kararlarının zamanında ve uyum içinde yerine getirilmesini denetleme görevi, Türkmenistan Başsavcısına ve ona tabi savcılara aittir.

Savcı, mahkemelerde davaların görülmesine, kanunda belirtilen esas ve usulde katılır.

Madde 111

Savcılık, araştırma-soruşturma faaliyetinin yasallığını, ceza davalarının soruşturulmasını gerçekleştirir.

Madde 112

Savcılık makamının tek ve merkezileşmiş sistemine, Türkmenistan Baş Savcısı başkanlık eder.

Savcıların göreve atanma ve görevden alınma usulü ve görev süreleri kanunla belirlenir.

Madde 113

Türkmenistan Başsavcısı ve ona bağlı savcılar, yetkilerini kullanırken sadece kanuna dayanırlar.

Madde 114

Savcılık makamının yetkileri, oluşumu ve faaliyetleri, kanunla belirlenir.

8. KISIM

NİHAİ HÜKÜMLER

Madde 115

Türkmenistan kanunları ve devlet organlarının diğer düzenlemeleri Anayasal temelde ve ona uygun olarak çıkarılır.

Anayasa ve kanun hükümlerinin birbirleriyle çelişmesi durumunda, Anayasa hükümleri geçerlidir.

Madde 116

Anayasanın, devlet şeklinin başkanlık cumhuriyeti olduğu yönündeki hükümleri değiştirilemez.

Madde 117

Anayasa değişikliği hakkındaki kanun, Türkmenistan Meclisi milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte ikisinin ya da genel referanduma katılan vatandaşların yarısından fazlasının olumlu oy vermesi durumunda, kabul edilmiş sayılır

En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi

0
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi
ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi
ILO Kabul Tarihi: 17 Haziran 1999
Kanun Tarih ve Sayısı: 25 Ocak 2001/4623
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 3 Şubat 2001 / 24307
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 18 Mayıs 2001 / 2528
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 27 Haziran 2001 / 24445

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya çağrılan Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı; 1 Haziran 1999 tarihinde yaptığı 87 nci Oturumunda;

Çocuk İşçiliğine ilişkin mevcut temel belgeler olmaya devam eden 1973 tarihli İstihdama Kabulde Asgari Yaş Haddine İlişkin Sözleşme ve Tavsiye Kararını tamamlamak üzere uluslararası işbirliği ve yardımlaşma da dahil ulusal ve uluslararası eylemler için temel öncelik olmak üzere; en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin yasaklanması ve ortadan kaldırılması ile ilgili yeni belgeler kabul edilmesi gerektiğini göz önünde bulundurularak ve

En kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin aynı zamanda ailelerin ihtiyaçlarına cevap vererek ücretsiz temel eğitimin önemine ve buna maruz çocukların bütün bu işlerden uzaklaştırılmaları gereğini ve onların rehabilitasyonlarını ve sosyal uyumlarının sağlanmasını dikkate almak suretiyle; derhal ve kapsamlı bir eylem yapılmasını gerekli kıldığını göz önünde bulundurarak,

Uluslararası Çalışma Konferansının 1996 yılında yapılan 83 üncü Oturumunda kabul edilen çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına ilişkin kararını hatırlatarak ve Çocuk işçiliğinin büyük ölçüde yoksulluktan kaynaklandığını ve uzun vadeli çözümünün sosyal gelişmeye ve özellikle yoksulluğun azaltılmasına ve evrensel eğitime imkân tanıyan sürekli ekonomik büyümede yattığını kabul ederek ve

20 Kasım 1989 tarihinde yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesini hatırlatarak ve Uluslararası Çalışma Konferansının 1998 yılında yapılan 86 ncı Oturumunda kabul edilen Çalışmaya İlişkin Temel Haklar ve İlkeler ILO Bildirgesi ve İzlemesini hatırlatarak ve

En kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğine diğer uluslararası belgelerde ve özellikle 1930 tarihli Zorla Çalışma Sözleşmesi, 1956 tarihli Birleşmiş Milletler Kölelik ve Köle Ticareti ile Kölelik Benzeri Kurumların ve Uygulamaların Ortadan Kaldırılması Ek Sözleşmesinde yer verildiğini hatırlatarak,

Oturum gündeminin dördüncü maddesini oluşturan çocuk işçiliği konusunda yapılan bazı önerileri kabule karar vererek,
Bu önerilerin bir uluslararası Sözleşme biçimini almasını kararlaştırarak,

Bindokuzyüzdoksandokuz yılı işbu Haziran ayının onyedinci günü En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliği Sözleşmesi, 1999 olarak adlandırılabilecek aşağıdaki Sözleşmeyi kabul etmiştir.

MADDE 1

Bu Sözleşmeyi onaylayan her üye ülke acil bir sorun olarak en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin yasaklanmasını ve ortadan kaldırılmasınıtemin edecek ivedi ve etkin önlemleri alır.

MADDE 2

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından “çocuk” terimi 18 yaşın altındaki herkese uygulanır.

MADDE 3

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından “en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliği” ifadesi

çocukların alım-satımı ve ticareti, borç karşılığı veya bağımlı olarak çalıştırılması ve askeri çatışmalarda çocukların zorla ya da zorunlu tutularak kullanılmasını da içerecek şekilde zorla ya da mecburî çalıştırılmaları gibi kölelik ve kölelik benzeri uygulamaların tüm biçimlerini;

çocuğun fahişelikte, pornografik yayınların üretiminde veya pornografik gösterilerde kullanılmasını, bunlar için tedarikini ya da sunumunu;

çocuğun özellikle ilgili uluslararası anlaşmalarda belirtilen uyuşturucu maddelerin üretimi ve ticareti gibi yasal olmayan faaliyetlerde kullanılmasını, bunlar için tedarikini ya da sunumunu;

doğası veya gerçekleştirildiği koşullar itibariyle çocukların sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişimleri açısından zararlı olan işi kapsar.

MADDE 4

Madde 3 (d)’de belirtilen isim türleri ulusal mevzuat veya düzenlemeler ya da yetkili makam tarafından ilgili işçi ve işveren kuruluşlarına danıştıktan sonra, ilgili uluslararası standartlar ve özellikle 1999 tarihli En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliği Tavsiye Kararının 3 üncü ve 4 üncü paragrafları dikkate alınarak belirlenir.

Yetkili makam ilgili işçi ve işveren kuruluşlarına danıştıktan sonra bu şekilde belirlenen iş türlerinin nerelerde bulunduğunu tayin eder.

Bu maddenin birinci paragrafı gereğince belirlenen iş türlerinin listesi, gerekli görüldüğü takdirde, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarına danışılarak periyodik şekilde gözden geçirilir ve yenilenir.

MADDE 5

Her Üye, işçi ve işveren kuruluşlarına danıştıktan sonra bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını izleyecek uygun mekanizmalar kurar ya da belirler.

MADDE 6

Her Üye, en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin öncelikli olarak ortadan kaldırılması için eylem programlarını belirler ve uygular.

Bu eylem programları, uygun olduğu takdirde diğer ilgili grupların görüşleri de göz önüne alınarak ilgili hükümet kurumları ve işçi ve işveren kuruluşlarına danışılarak belirlenir ve yürütülür.

MADDE 7

Her Üye, cezaî yaptırımların ya da uygun olduğu takdirde diğer yaptırımların kararlaştırılması ve uygulaması da dahil olmak üzere, bu Sözleşme hükümlerinin etkin şekilde uygulanmasını ve yürütülmesini sağlayacak gerekli tüm önlemleri alır.

Her üye, çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasında eğitimin önemini dikkate alarak etkin ve belli bir zamanla sınırlı şu önlemleri alır:

çocukların en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğine dahil olmalarının önlenmesi;

çocukların en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinden uzaklaştırılmaları, sosyal uyumları ve rehabilitasyonları için gerekli ve uygun doğrudan yardım sağlanması;

çocukların en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinden uzaklaştırılmaları için ücretsiz temel eğitim ve mümkün ve uygun olduğu takdirde mesleki eğitim sağlanması;

özel olarak riskli durumda bulunan çocukların belirlenmesi ve onlara ulaşılması, ve

kız çocuklarının özel durumunun dikkate alınması.

Her Üye, yürürlüğe konan bu Sözleşme hükümlerini uygulamak için sorumlu olan yetkili makamı belirler.

MADDE 8

Üyeler, ekonomik ve sosyal kalkınmanın, yoksulluğun ortadan kaldırılması programlarının ve evrensel eğitimin desteklenmesini de içerecek şekilde uluslararası işbirliği ve/veya yardımlaşmanın artırılması suretiyle bu Sözleşme hükümlerini yürürlüğe koymak üzere birbirlerine yardımcı olmak için uygun önlemleri alırlar.

MADDE 9

Bu Sözleşmenin kesin onama belgeleri tescil için Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir.

MADDE 10

Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından tescil edilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri bakımından bağlayıcıdır.

Bu Sözleşme iki üyenin onama belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girer.

Bu Sözleşme, onaylayan her üye için onama belgesinin tescil edildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 11

Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan her üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre sonunda; Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndererek tescil ettireceği bir belge ile feshedebilir. Bu fesih kayıt tarihinden bir yıl sonra geçerli olacaktır.

Bu Sözleşmeyi onaylamış olup, da, bundan önceki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl süresince; bu madde gereğince fesih hakkını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık süre için bağlanmış olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede öngörülen koşullar çerçevesinde feshedebilir.

MADDE 12

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri tarafından kendisine bildirilen, bütün onama ve fesihlerin tescil edildiğini uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini Örgüt üyelerine bildirirken; bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında Örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

MADDE 13

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu bütün onama beyanları ve fesih işlemlerine ilişkin tüm bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine iletecektir.

MADDE 14

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü zamanlarda bu Sözleşmenin uygulanması hakkında bir raporu Genel Konferansa sunar ve Sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınması isteğini inceler.

MADDE 15

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme aksini öngörmediği takdirde

tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması durumu; yukarıdaki 11 inci madde hükümleri dikkate alınmaksızın ve tadil edici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin hemen feshini gerektirir.

tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren bu Sözleşme, üyelerin onayına açık bulundurulamaz.

Bu Sözleşme; onu onaylayan ancak tadil edici Sözleşmeyi onaylamamış bulunan üyeler için her halükarda; şimdiki şekil ve içeriği ile yürürlükte kalmaya devam eder.

MADDE 16

Bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri aynı şekilde geçerlidir.

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme

0
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açılmış; 7 Şubat 2007 tarihinde imzaya açılarak 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından henüz imzalanmamıştır. 
 
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 2019 yılı itibari ile 98 ülke tarafından imzalanmış, 60 ülke sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme Birleşmiş Milletler’in bütün Üye Devletleri tarafından imzalanmaya açıktır.
 
 

Ülke 

İmza tarihi

Katılım Tarihi

Arnavutluk

 6 Şub 2007 

 8 Kas 2007 

Cezayir

 6 Şub 2007 

 

Angora

24 Eyl 2014 

 

Arjantin

 6 Şub 2007 

14 Aralık 2007 

Ermenistan

10 Nis 2007 

24 Ocak 2011 

Avusturya

 6 Şub 2007 

 7 Haz 2012 

Azerbeycan

 6 Şub 2007 

 

Belçika

 6 Şub 2007 

 2 Haz 2011 

Belize

 

14 Ağu 2015

Benin

19 Mart 2010 

 2 Kas 2017 

Bolivya (Çokuluslu Devlet)

 6 Şub 2007 

17 Ara 2008 

Bosna Hersek

 6 Şub 2007 

30 Mar 2012 

Brezilya

 6 Şub 2007 

29 Kas 2010 

Bulgaristan

24 Eyl 2008 

 

Burkina Faso

 6 Şub 2007 

 3 Ara 2009 

Burundi

 6 Şub 2007 

 

Cabo Verde

 6 Şub 2007 

 

Kamboçya

 

27 Haz 2013

Kamerun

 6 Şub 2007 

 

Orta Afrika Cumhuriyeti

 

11 Eki 2016

Çad

 6 Şub 2007 

 

Şili

 6 Şub 2007 

 8 Ara 2009 

Kolombiya

27 Eyl 2007 

11 Tem 2012 

Komorlar

 6 Şub 2007 

 

Kongo

 6 Şub 2007 

 

Costa Rica

 6 Şub 2007 

16 Şub 2012 

Hırvatistan

 6 Şub 2007 

 

Küba

 6 Şub 2007 

 2 Şub 2009 

Kıbrıs

 6 Şub 2007 

 

Çek Cumhuriyeti

19 Tem 2016 

 8 Şub 2017 

Danimarka

25 Eyl 2007 

 

Dominika

 

13 Mayıs 2019

Dominik Cumhuriyeti

26 Eyl 2018 

 

Ekvador

24 Mayıs 2007 

20 Eki 2009 

Gölde

25 Eyl 2007 

 

Finlandiya

 6 Şub 2007 

 

Fransa

 6 Şub 2007 

23 Eyl 2008 

Gabon

25 Eyl 2007 

19 Oca 2011 

Gambiya

20 Eyl 2017 

28 Eyl 2018 

Almanya

26 Eyl 2007 

24 Eyl 2009 

Gana

 6 Şub 2007 

 

Yunanistan

 1 Eki 2008 

 9 Tem 2015 

Grenada

 6 Şub 2007 

 

Guatemala

 6 Şub 2007 

 

Gine-Bissau

24 Eyl 2013 

 

Haiti

 6 Şub 2007 

 

Honduras

 6 Şub 2007 

 1 Nis 2008 

İzlanda

 1 Eki 2008 

 

Hindistan

 6 Şub 2007 

 

Endonezya

27 Eyl 2010 

 

Irak

 

23 Kas 2010

İrlanda

29 Mar 2007 

 

İtalya

 3 Tem 2007 

 8 Eki 2015 

Japonya

 6 Şub 2007 

23 Tem 2009 

Kazakistan

 

27 Şub 2009

Kenya

 6 Şub 2007 

 

Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti

29 Eyl 2008 

 

Lübnan

 6 Şub 2007 

 

lesotho

22 Eyl 2010 

 6 Ara 2013 

Lihtenştayn

 1 Eki 2007 

 

Litvanya

 6 Şub 2007 

14 Ağu 2013 

Lüksemburg

 6 Şub 2007 

 

Madagaskar

 6 Şub 2007 

 

Malawi

 

14 Tem 2017

Maldivler

 6 Şub 2007 

 

Mali

 6 Şub 2007 

 1 Tem 2009 

Malta

 6 Şub 2007 

27 Mar 2015 

Moritanya

27 Eyl 2011 

 3 Eki 2012 

Meksika

 6 Şub 2007 

18 Mar 2008 

Monako

 6 Şub 2007 

 

Moğolistan

 6 Şub 2007 

12 Şub 2015 

Karadağ

 6 Şub 2007 

20 Eyl 2011 

Fas

 6 Şub 2007 

14 Mayıs 2013 

Mozambik

24 Aralık 2008 

 

Hollanda 1  

29 Nis 2008 

23 Mar 2011 

Nijer

 6 Şub 2007 

24 Tem 2015 

Nijerya

 

27 Temmuz 2009

Kuzey makedonya

 6 Şub 2007 

 

Norveç

21 Aralık 2007 

 

Palau

20 Eyl 2011 

 

Panama

25 Eyl 2007 

24 Haz 2011 

Paraguay

 6 Şub 2007 

 3 Ağu 2010 

Peru

 

26 Eyl 2012

Polonya

25 Haz 2013 

 

Portekiz

 6 Şub 2007 

27 Ocak 2014 

Moldova Cumhuriyeti

 6 Şub 2007 

 

romanya

 3 Ara 2008 

 

Samoa

 6 Şub 2007 

27 Kas 2012 

Senegal

 6 Şub 2007 

11 Ara 2008 

Sırbistan

 6 Şub 2007 

18 Mayıs 2011 

Seyşeller

 

18 Ocak 2017

Sierra Leone

 6 Şub 2007 

 

Slovakya

26 Eyl 2007 

15 Ara 2014 

Slovenya

26 Eyl 2007 

 

ispanya

27 Eyl 2007 

24 Eyl 2009 

Sri Lanka

10 Ara 2015 

25 Mayıs 2016 

Saint Vincent ve Grenadinler

29 Mart 2010 

 

İsveç

 6 Şub 2007 

 

İsviçre

19 Oca 2011 

 2 Ara 2016 

Tayland

 9 Oca 2012 

 

Gitmek

27 Eki 2010 

21 Tem 2014 

Tunus

 6 Şub 2007 

29 Haz 2011 

Uganda

 6 Şub 2007 

 

Ukrayna

 

14 Ağu 2015

Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti

29 Eyl 2008 

 

Uruguay

 6 Şub 2007 

 4 Mar 2009 

vanuatu

 6 Şub 2007 

 

Venezuela (Bolivarcı Cumhuriyeti)

21 Eki 2008 

 

Zambiya

27 Eyl 2010 

 4 Nis 2011 

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme
 

Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele

0

Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele Bildirgesi, Bologna Süreci‘ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları tarafından 18 Mayıs 2007 tarihinde “Avrupa Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele” adıyla kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele

1. Giriş

1.1 Bizler, Bologna Süreci’ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları olarak 2005 yılında Bergen’de bir araya gelişimizden bugüne kaydedilen gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Londra’da toplandık.

1.2 Ülke üyeliği için anlaşmaya varılan kriterlere dayanarak, Karadağ Cumhuriyeti’ni Bologna Süreci üyesi olarak kabul ediyoruz.

1.3 Son iki senede meydana gelen gelişmeler, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın (AYA) hayata geçirilmesi hedefine bizleri bir adım daha yaklaştırmıştır. Avrupa’nın zengin ve kozmopolit kültürel mirası temelinde, hareketliliği kolaylaştırmak, istihdamı geliştirmek ve Avrupa’nın çekiciliği ile rekabet gücünü artırmak üzere, kurumsal özerklik, akademik özgürlük, fırsat eşitliği ve demokratik ilkelere dayalı bir AYA oluşturmaktayız. Geleceğe baktığımızda, sürekli değişen dünyada, AYA’nın rekabet gücünü korumak ve küreselleşmenin getirdiği zorluklarla mücadele edebilmesini sağlamak amacıyla, yükseköğretim sistemlerimizi sürekli olarak bu değişimlere adapte etmek ihtiyacının bilincindeyiz. Kısa vadede, Bologna reformlarını uygulamanın önemli bir görev olduğunun bilinciyle, bu sürece dahil olan tüm ortakların destek ve kararlıklarını memnuniyetle karşılıyoruz. Daha fazla ilerleme kaydetmeye yardımcı olan çalışma grupları ile seminerlerin katkıları için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çabalarımızda bir diğerine destek olarak ve iyi uygulama örneklerini paylaşmayı teşvik ederek, işbirliği içinde çalışmaya devam etme konusunda mutabık kalmış durumdayız.

1.4 Yükseköğretim kurumlarının toplumları geliştirmedeki önemli etkilerinin sahip oldukları geleneklerine dayalı öğrenme, araştırma, yaratıcılık ve bilgi transferi merkezleri olarak toplumları oluşturan değerlerin belirlenmesinde ve gelecek nesillere taşınmasında oynadıkları anahtar rol bilinmektedir. Yükseköğretim kurumlarının üstlendikleri rolleri yerine getirebilmeleri için gerekli olan kaynaklara sahip olmalarına önem verilecektir. Üstlendikleri roller: öğrencileri demokratik bir toplumun aktif vatandaşları olarak gelecekteki kariyerleri için hazırlama; kişisel gelişimlerini sağlama; geniş tabanlı ve ileri düzeyde bir bilgi temeli yaratma ve sürdürebilme ile araştırma ve yenilikçiliği teşvik etmektir.

1.5 Bu nedenle, çeşitlilikleri korunan, yeterli mali kaynağa sahip, özerk ve hesap verebilir güçlü yükseköğretim kurumlarının önemini vurguluyoruz. AYA içinde ayırım gözetmeme ve yükseköğretime erişimde eşitlik ilkelerine saygı gösterilmeli ve bu ilkeler teşvik edilmelidir. Bu ilkelere bağlı kalınacağını ve öğrencilerin ve öğretim elemanlarının ayırımcılığın hiç bir türüne maruz bırakılmayacağını taahhüt ediyoruz.

2. Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA) Yolunda Kaydedilen İlerleme

2.1 Avrupa Üniversiteler Birliği (European University Association-EUA) tarafından hazırlanan Trends V Raporu, Avrupa Öğrenciler Birliği (The National Students Union in Europe – ESIB) tarafından hazırlanan Öğrenci Gözüyle Bologna ve Eurydice tarafından hazırlanan Avrupa Yükseköğretim Yapısına Bakış ile Durum Değerlendirme Raporumuz, son iki yılda önemli bir ilerleme sağlandığını göstermektedir. Sürecin en önemli sonuçlarından bir tanesinin öğretmen merkezli eğitim anlayışından uzaklaşarak öğrenci merkezli yükseköğretim anlayışına yaklaşmak olduğu konusunda giderek artan bir bilinç söz konusudur. Bu yöndeki gelişmeleri desteklemeye devam edeceğiz.

Hareketlilik

2.2 Kişisel gelişim için fırsatlar yaratma, bireyler ve kurumlar arasında uluslararası işbirliğini geliştirme, yükseköğretim ve araştırma kalitesini artırma ve Avrupa boyutuna gerçeklik kazandırma konularında önemli rol oynayan öğrenci, mezun ve öğretim görevlilerinin hareketliliği, Bologna Süreci’nin temel unsurlarından bir tanesidir.

2.3 1999 yılından bu yana bir takım gelişmeler kaydedilmiş olsa da, halen bazı sorunlar mevcuttur. Hareketliliğin önündeki engeller arasında; göçmenlik, tanıma, yetersiz mali kaynaklar ve esnek olmayan ücret ayarlamaları ile ilgili konular başta gelmektedir. Vize işlemleri, oturma ve çalışma izinleri gibi konularda kolaylık sağlama konusunda Hükümetlere sorumluluk düştüğünün altını çiziyoruz. Yükseköğretimden sorumlu Bakanlar olarak, bizim yetkimiz dışında kalan konularda kaydadeğer ilerleme sağlamak için bu konulardan sorumlu makamlarla çalışacağımızı bildiririz. Ulusal boyutta, kabul edilmiş tanıma araçları ve prosedürlerinin tam olarak uygulanmasını öğretim elemanları ile öğrenci hareketliliğini teşvik edici yolların bulunmasını sağlamak için çalışacağız. Ortak programların sayısının artırılması, esnek müfredatların oluşturulması ve yükseköğretim kurumlarımızın AYA’da yer alan ülkeler arasında daha dengeli bir öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliği konusunda sorumluluk almaya yönlendirilmesi gibi yukarıda bahsedilen teşvik edici önlemler arasındadır.

Derece Sistemi

2.4 Üçkademeli derece sistemine dayalı bir AYA kurma hedefi doğrultusunda hem ulusal hem kurumsal seviyede önemli gelişim kaydedilmektedir. İlk ikikademeli programlara kayıtlı öğrenci sayısında önemli bir artış meydana gelmiş ve kademeler arasındaki yapısal engeller azalma göstermiştir. Benzer şekilde, yapılandırılmış doktora programlarının sayısı artmıştır. Hem iş dünyasının hem de daha ileri akademik çalışmalarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yeterliliklerin kazanılmasına olanak sağlayan müfredat reformunun önemini vurguluyoruz. Gelecekteki çalışmalar, kademeler arasında geçiş ve bir üst kademeye geçişin önündeki engellerin kaldırılmasıve öğrenim çıktıları ile öğrencilerin iş yüküne dayanan Avrupa Kredi Transfer Sistemi’nin (AKTS) doğru bir şekilde uygulanması konuları üzerinde yoğunlaşmalıdır.

Tanıma

2.5 Yükseköğretim yeterliliklerinin, öğrenim sürelerinin ve tecrübeye dayalı, yaygın ve resmi olmayan öğrenme yoluyla kazanılan yeterliliklerin adil bir şekilde tanınması, hem ulusal ve hem de küresel boyutta AYA’nın temel unsurlarından bir tanesidir. Kolay anlaşılabilir ve karşılaştırılabilir yükseköğretim dereceleri oluşturulması, eğitim sistemleri ve yeterlilikler çerçeveleri ile ilgili bilgilere kolay erişim sağlanması, vatandaşların hareketliliği ile AYA’nın cazibesinin ve rekabet edebilirliğinin sürdürülmesini güvence altına almanın ön koşuludur. Bologna Süreci’nin, Karadağ da dahil olma üzere, 38 üyesinin “Avrupa Bölgesinde Yükseköğretim Yeterliliklerinin Tanınmasına İlişkin Avrupa Konseyi/ UNESCO Sözleşmesi (Lizbon Tanıma Sözleşmesi)”ni onayladığını bildirmekten memnuniyet duyarken, Sözleşmeyi henüz onaylamayan üyelerin de bu konuyu öncelikli olarak ele almasının önemini vurguluyoruz.

2.6 Lizbon Tanıma Sözleşmesi, AKTS ve Diploma Ekinin uygulanması ile ilgili ilerleme kaydedilmiş olsa da, tanıma konusunda ulusal ve kurumsal yaklaşımların daha uyumlu olması gerekmektedir. Tanıma konusundaki uygulamaları geliştirmek için, Bologna İzleme Grubundan ulusal eylem planlarımızın analiz edilmesi ve iyi uygulama örneklerinin dağıtılması konusunda ENIC/NARIC ağları ile birlikte çalışmasını talep ediyoruz.

Yeterlilikler Çerçeveleri

2.7 Yeterlilikler çerçeveleri, AYA içinde karşılaştırabilirlik ve şeffaflığın sağlanmasında; öğrenicilerin yükseköğretim sistemleri içinde ve arasında hareketliliğinin kolaylaştırılmasında önemli araçlardır. Yeterlilikler çerçeveleri, aynı zamanda, öğrenim çıktıları ve kredilere dayalı eğitim programları ve modülleri geliştirme konusunda yükseköğretim kurumlarına yardımcı olmalı ve yükseköğretim yeterlilikleri ile yaygın ve resmi olmayan öğrenme ve tecrübe yoluyla kazanılmış yeterliliklerin tanınmasını geliştirmelidir.

2.8 Ulusal yeterlilikler çerçevelerinin uygulanması konusunda gelişme kaydedilmeye başlanmış olsa da, daha fazla çaba gerektiğinin altını çiziyoruz. 2010 yılına kadar AYA Yeterlilikler Çerçevesi ile uyumlu olduğu onaylanmış ulusal yeterlilikler çerçevelerinin tam anlamıyla uygulanmaya konulması konusunda kararlıyız. Bunun zorlu bir görev olduğunun bilinciyle, Avrupa Konseyi’nden ulusal yeterlilikler çerçevelerinin oluşturulması konusundaki deneyimlerin paylaşılmasına destek olmasını talep ediyoruz. Yeterlilikler çerçevelerinin öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliğini teşvik edecek ve istihdamı artıracak şekilde tasarlanması gerektiğini vurguluyoruz.

2.9 AYA Yeterlilikler Çerçevesi ile uyumlu ulusal yeterlilikler çerçeveleri, Avrupa Komisyonu’nun Yaşamboyu Öğrenime yönelik Yeterlilikler Çerçevesi teklifi ile de uyumlu olacaktır.

2.10 Bergen’de kabul ettiğimiz AYA Yeterlilikler Çerçevesini, Avrupa yükseköğretiminin küresel boyutta tanıtılmasında temel unsur olarak görüyoruz.

Yaşamboyu Öğrenim

2.11 Durum değerlendirmesi raporu, esnek öğrenime ilişkin bazı unsurların bir çok ülkede mevcut olduğunu ancak, yaşamboyu öğrenimi destekleyecek esnek öğrenim yollarının sistematik olarak geliştirilmesinin henüz başlangıç aşamasında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, Bologna İzleme Grubundan iyi uygulamaların paylaşımının arttırılması ve yaşamboyu öğrenimde yükseköğretimin rolü hakkında ortak bir anlayışın geliştirilmesi konusunda çalışmasını talep ediyoruz. Tecrübe yoluyla edinilmiş yeterliliklerin, yükseköğretime giriş ve kredi kazanımına imkan sağlayacak şekilde tanınması sistemi, sadece çok az sayıda AYA ülkesinde geliştirilmiştir. Bologna İzleme Grubunu, ENIC/NARIC ağları ile işbirliği halinde, tecrübeye dayalı öğrenimin tanınması için öneriler geliştirmeye çağırıyoruz.

Kalite Güvencesi ve Avrupa Kalite Güvencesi Ajansları Kaydı

2.12 Bergen’de kabul edilen AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkeleri, kalite güvencesi konusunda güçlü bir değişim aracı olmuştur. Tüm ülkeler bu ilkeleri uygulamaya başlamış ve bazıları da bu konuda önemli düzeyde ilerleme kaydetmiştir. Özellikle dış kalite güvencesi geçmişe göre daha iyi gelişme kaydetmiştir. Halen geliştirilme ihtiyacı bulunmakla beraber, 2005’ten bugüne kalite güvencesine ilişkin bütün süreçlerde öğrenci katılımı artmıştır. Kalite ile ilgili temel sorumluluk yükseköğretim kurumlarında olduğundan, kalite güvencesi sistemlerini geliştirmeye devam etmek mecburiyetindedirler. Kalite güvencesi ve akreditasyon kararlarının karşılıklı tanınması konusunda kaydedilen ilerlemeyi takdirle karşılıyor; kalite güvencesi ajansları arasındaki uluslararası işbirliğinin sürdürülmesini destekliyoruz.

2.13 2006 yılında Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA), Avrupa Öğrenciler Birliği (ESIB), Avrupa Kalite Ajansları Birliği (Euopean Network of Quality Agencies-ENQA) ve Avrupa Yükseköğretim Kurumları Birliği (European Association of Institutions in Higher Education-EURASHE) (E4 Grubu) tarafından ortaklaşa düzenlenen birinci Avrupa Kalite Güvencesi Forumu, kalite güvencesi konusunda Avrupa’daki gelişmelerin tartışılması için fırsat yaratmıştır. Bu dört kuruluşun, iyi uygulamaların paylaşımını kolaylaştırmak ve AYA’da kalite gelişiminin devamını sağlamak amacıyla, her yıl düzenli olarak Avrupa Kalite Güvencesi Forumu tertip etmelerini destekliyoruz.

2.14 Avrupa Yükseköğretim Kalite Ajansları Ruhsatlandırma Sistemi’nin oluşturulmasındaki katkıları nedeniyle E4 Grubu’na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu ruhsatlandırma sisteminin amacı, bütün paydaşların ve kamunun AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkelerine uygun olarak çalışan, güvenilir kalite güvencesi ajansları ile ilgili tarafsız bilgiye erişimlerini sağlamaktır. Böylelikle, AYA içinde ve dışında yükseköğretime olan güven artacak ve kalite güvencesi ve akreditasyon kararlarının karşılıklı olarak tanınması kolaylaşacaktır. E4 Grubu tarafından ortaklaşa geliştirilen operasyonel model önerisine dayanan kalite ajansları ruhsatlandırma sistemini memnuniyetle karşılıyoruz. Ruhsatlandırma sistemi, kendi kendini finanse edecek, gönüllü, bağımsız ve saydam olacaktır. Ruhsatlandırma başvurularının değerlendirilmesinde, AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkelerine esasta uygunluk temel alınmalıdır. Ulusal makamlarca onaylanma koşulunun arandığı ülkelerde, AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkelerine uygunluk, bu makamlar tarafından onaylanan bağımsız bir değerlendirme süreci yoluyla belgelendirilmelidir. E4 Grubu’ndan, kaydedilen gelişmeleri Bologna İzleme Grubu aracılığıyla düzenli olarak rapor etmesini ve iki yıllık uygulamadan sonra ruhsatlandırma sisteminin bütün paydaşların görüşlerinin dikkate alındığı bir dış değerlendirme sürecinden geçirilmesini talep ediyoruz.

Doktora ve Araştırmacı Adayları

2.15 AYA’nın Avrupa Araştırma Alanı (AAA) ile uyumunun artırılması önemli hedefler arasındadır. AYA Yeterlilikler Çerçevesi ile ilişkilendirilmiş çok çeşitli doktora programlarının geliştirilmesi ve yürütülmesinin değerini kabul etmekle beraber, bunu gerçekleştirirken aşırı yasal düzenlemelerden kaçınmanın öneminin de farkındayız. Ayrıca, üçüncü kademedeki arzın geliştirilmesi ve araştırmacı adaylarının statü, kariyer ve finansman olanaklarının iyileştirilmesinin, Avrupa’da araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve yükseköğretimin kalitesi ve rekabet gücünün artırılması hedeflerine ulaşma yolunda gerekli önkoşullar olduğunun altını çiziyoruz.

2.16 Bu nedenle, yükseköğretim kurumlarımızı, doktora programlarını kurumsal strateji ve politikalarla ilişkilendirmeye ve doktora ve araştırmacı adayları için kariyer yolları ve fırsatları yaratma konusunda çabalarını yoğunlaştırmaya çağırıyoruz.

2.17 Avrupa Üniversiteler Birliği’ni (EUA), doktora programlarına giriş koşullarının, danışmanlık ve değerlendirme süreçlerinin saydamlığı, transfer edilebilen beceriler ve istihdamı arttırma yollarının geliştirilmesi gibi çok önemli diğer konuların yanı sıra, Avrupa çapında oluşturulan yenilikçi doktora programları ile ilgili deneyimlerin yükseköğretim kurumları arasında paylaşılmasına verdikleri desteği sürdürmeye davet etmekteyiz. Hükümetlerimiz ve araştırmayı destekleyen diğer kurumlar arasında finansman ve diğer konular ile ilgili daha fazla bilgi alışverişinin teşvik edilmesi için uygun fırsatlar arayacağız.

Sosyal Boyut

2.18 Yükseköğretim, toplumda sosyal bütünleşmeyi geliştirmede, eşitsizliklerin azaltılmasında, bilgi, beceri ve yeterlilik düzeyinin artırılmasında güçlü bir rol oynamalıdır. Bundan dolayı, oluşturulacak politika, kişisel gelişimleri ve sürdürülebilir, demokratik ve bilgi temelli bir topluma katkıları bakımından kişilerin potansiyellerini azami düzeye çıkartmayı hedeflemelidir. Yükseköğretime başlayan, katılan ve yükseköğretimi tamamlayan bir öğrenci birliğinin, bütün düzeylerde, halklarımızın çeşitliliğini yansıtması konusunda toplumsal bir hedefi paylaşmaktayız. Önlerinde sosyal ve ekonomik geçmişlerinden kaynaklanan engeller olmadan, öğrencilerin eğitimlerini tamamlayabilmesinin önemini tekrar teyit etmekteyiz. Bundan dolayı, öğrencilere yeterli hizmet sunulması, yükseköğretime erişimde ve yükseköğretimde daha esnek öğrenim yollarının oluşturulması ve her düzeyde eşit fırsata dayalı katılımın artırılması yönündeki çabalarımıza devam etmekteyiz.

Küresel Boyutta Avrupa Yükseköğretim Alanı

2.19 Bologna reformlarının dünyanın birçok bölgesinde, Avrupalı ve uluslararası ortakların ilgisini çekmesi ve bir tartışma platformu oluşturmaya teşvik etmesi memnuniyet vericidir. Tartışmaya açılan konular, yeterliliklerin tanınması, ortaklığa, karşılıklı güven ve anlayışa dayalı işbirliğinin yararları, ve Bologna Süreci’nin temel değerlerini kapsamaktadır. Ayrıca, dünyanın diğer bölgelerindeki bazı ülkelerin yükseköğretim sistemlerini Bologna çerçevesiyle uyumlaştırma yönündeki çabalarını da onaylamaktayız.

2.20 “Küresel Boyutta Avrupa Yükseköğretim Alanı” stratejisini benimsemekte ve Avrupa Yükseköğretim Alanı hakkında bilgi sağlanması ve bu alanın çekiciliği ve rekabet edebilirliğinin desteklenmesi; ortaklığa dayalı işbirliğinin güçlendirilmesi; politika diyaloglarının yoğunlaştırılması; ve tanımanın geliştirilmesi gibi temel politika alanlarında çalışmalar yürütmeyi amaçlamaktayız. Bu çalışma, OECD/UNESCO’nun “Sınır ötesi Yükseköğretimde Kalitenin Sağlanması Konusunda Kılavuz İlkeleri” ile ilişkili olarak görülmelidir.

3. 2009 için Öncelikler

3.1 Önümüzdeki iki yıl boyunca, devam etmekte olan üç kademeli derece sistemi, kalite güvencesi ve öğrenim süreleri ile derecelerin tanınması öncelikleri de dahil olmak üzere, kabul edilmiş eylem başlıklarının tamamlanmasına yoğunlaşmak konusunda anlaşmış bulunmaktayız. Özellikle, aşağıda sıralanan eylem alanları üzerinde odaklanacağız.

Hareketlilik

3.2 2009 yılı için hazırlanacak olan ulusal raporlarımızda, öğrencilerin ve personelin hareketliliğini teşvik etmek amacıyla ulusal düzeyde gerçekleştirilen ve gelecek değerlendirmeler için alınacak tedbirleri de kapsayan eylemler hakkında bilgi vereceğiz. Paragraf 2.3’te belirtilen temel ulusal zorluklar üzerinde yoğunlaşacağız. Ayrıca, bilgi alışverişi ve burs ve kredilerin taşınabilirliğinin önündeki engellerin belirlenmesi ve kaldırılmasını sağlamak amacıyla ulusal uzmanlar ağı oluşturma konusunda anlaşmaya vardık.

Sosyal Boyut

3.3 Benzer biçimde, sosyal boyut ile ilgili eylem planları ve bunların etkinliğini arttırmakta yolundaki önlemleri içeren ulusal stratejilerimiz ve politikalarımız hakkında raporlar hazırlayacağız. Tüm paydaşları ulusal alanda bu çalışmaya katılmaları ve destek vermeleri için davet edeceğiz.

Veri Toplama

3.4 Bologna Süreci’ne katılan tüm ülkeler arasında hareketlilik ve sosyal boyut konularındaki mevcut bilgilerin geliştirilmesi ihtiyacının farkındayız. Bu nedenle Avrupa Komisyonu’ndan Eurostudent ile birlikte tüm Bologna ülkelerindeki sosyal boyut, öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliği konularında ilerlemenin ölçülebilmesi için karşılaştırılabilir ve güvenilir bilgi sağlamalarını talep ediyoruz. Bu alandaki bilgiler, hem yükseköğretimi hem de mezunların istihdam edilebilirliğini eşit ve tarafsız bir biçimde kapsamalıdır. Bu görev Bologna İzleme Grubu ile birlikte yürütülmeli ve konu ile ilgili rapor 2009 Bakanlar Konferansı’nda sunulmalıdır.

İstihdam

3.5 Üç kademeli derece sisteminin uygulamaya konmasının ardından, Bologna İzleme Grubundan yaşam boyu öğrenim kapsamında her bir aşama için istihdam oranının nasıl arttırılabileceğinin daha detaylı olarak incelenmesini talep ediyoruz. Bu, tüm paydaşların sorumluluklarını içerecektir. Hükümetler ve yükseköğretim kurumlarının, bu alanda yapılan reformların mantıksal temelleri ile ilgili olarak, işverenler ve diğer paydaşlarla daha fazla iletişim içerisinde bulunmaları gerekecektir. Kamu sektörü içindeki istihdam ve kariyer yapılarının, bu yeni üç kademeli sistem ile tam olarak uyum içerisinde olması için hükümetlerimiz ile beraber çalışacağız. Kurumları, öğrenim çıktılarına dayalı müfredat oluşturulması sürecinde işverenler ile daha ileri seviyede ortaklık ve işbirliği kurmaları konusunda teşvik edeceğiz.

Küresel Boyutta Avrupa Yükseköğretim Alanı

3.6 Bologna İzleme Grubundan , 2009 yılına kadar Avrupa çapında ve ulusal ve kurumsal düzeylerde bu alandaki tüm gelişmeleri kapsayan bir rapor hazırlamasını talep ediyoruz. Burada tüm paydaşlara yetki alanları dahilinde görev düşmektedir. Küresel boyutta AYA stratejisi uygulanmasının rapor edilmesinde Bologna İzleme Grubunun iki önceliği özellikle dikkate alması gerekmektedir. Birincisi, Bologna Sekreterliği web sayfası ve Avrupa Üniversiteler Birliği tarafından hazırlanan Bologna El Kitabındaki Avrupa Yükseköğretim Alanı ile ilgili mevcut bilgilerin geliştirilmesi ve ikincisi , yeterliliklerin ve öğrenim sürelerinin tanınmasının geliştirilmesidir. AYA dahilindeki tüm yükseköğretim kurumlarına, ENIC/NARIC merkezlerine ve tanıma konusunda diğer yetkili makamlara , Avrupa’da kazanılan yeterliliklerin dünyanın diğer bölgelerinde nasıl değerlendirilmesini bekliyorlarsa, Avrupa dışında edinilen yeterlilikleri değerlendirirken de aynı açık görüşle hareket etmeleri ve tanıma değerlendirmelerini de Lizbon Tanıma Sözleşmesi’ni temel alarak yapmaları çağrısında bulunuyoruz.

Durum Değerlendirmesi

3.7 Bologna İzleme Grubundan, 2009 Bakanlar Konferansı’na kadar bitirilmek üzere, ulusal raporlara dayanan durum değerlendirmesi sürecine devam etmesini talep ediyoruz. Özellikle hareketlilik, küresel boyutta Bologna Süreci ve sosyal boyut konularındaki durum değerlendirmesinde, kalitatif analizler geliştirilmesini beklemekteyiz. Durum değerlendirmesinin kapsadığı alanlar; derece sistemleri ve mezunların istihdam edilebilirliği, derecelerin ve öğrenim sürelerinin tanınması, kalite güvencesinin Avrupa Standartları ve İlkelerine uygun bir şekilde uygulanması gibi konuları içermeye devam etmelidir. Öğrenci merkezli ve çıktı temelli bir öğrenim sisteminin geliştirilmesi amacıyla, bir sonraki uygulamanın aynı zamanda, ulusal yeterlilikler çerçeveleri, öğrenim çıktıları ve kredileri, hayat boyu öğrenim ve deneyimle kazanılan yeterliliklerin tanınması konularını da içermesi gerekmektedir.

4. 2010 ve Ötesi

4.1 Avrupa Yükseköğretim Alanı gelişirken ve küreselleşmenin zorluklarına cevap vermeye çalışırken, mevcut işbirliğinin 2010’dan sonra da devam etmesi gerektiği inancındayız.

4.2 Bologna Süreci’nden Avrupa Yükseköğretim Alanı’na bir geçiş kapısı olacak olan 2010 yılını, toplumlarımızın hem ulusal düzeyde hem de Avrupa düzeyindeki gelişimlerinde anahtar rolü oynayan yükseköğretime olan bağlılığımızın göstergesi olarak ele alıyoruz. 2010 yılını, 1999’da Bologna Süreci’ni başlatmamıza sebep olan vizyonumuzu gözden geçirme ve yeniden düzenleme yolunda bir fırsat olarak ele alacağız. 2010 yılını, yükseköğretim sistemlerimizi anlık durumların ötesine bakacak şekilde düzenlemek ve geleceğimizi belirleyecek olan zorlukların üstesinden gelmek için bir fırsat olarak ele almaktayız.

4.3 Bologna İzleme Grubundan, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın 2010’dan sonra nasıl geliştirileceği konusunda, 2009 Bakanlar toplantısında sunulmak üzere bir rapor hazırlamasını talep ediyoruz. Bu rapor, mevcut olan gayrı resmi düzenlemelerin düzgün bir şekilde işlemekte olduğu ve eşi görülmemiş değişimler getirdiği gerçeği ışığında, uygun destek yapılarına ilişkin öneriler içermelidir.

4.4 Bologna İzleme Komitesi’nden 2010 yılı için, danışman üyeler ile işbirliği içerisinde, geçmiş değerlendirmeler, Trends ve Öğrenci Gözüyle Bologna raporlarının dikkate alındığı ve 1999 yılından günümüze Bologna Süreci çerçevesinde kaydedilen gelişmelerin bağımsız değerlendirmeleri de içerecek şekilde ele alındığı bir rapor hazırlamalarını bekliyoruz.

4.5 2010 yılında yapılacak olan Bakanlar toplantısının niteliği, yeri ve içeriğine ilişkin 2008 yılının ilk yarısında alınacak olan karar Bologna İzleme Grubunun yetkisine verilmiştir.

4.6 Bir sonraki toplantımız, Benelüx ülkelerinin ev sahipliğinde, 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde Leuven/Louvain-la-Neuve’de gerçekleştirilecektir.

18 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
18 Mayıs Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
18 Mayıs – Hukuk Takvimi

1048

İranlı şair, filozof, matematikçi, astronom ve binom açılımının ilk kullanıcısı Ömer Hayyam doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1131)

1804

Napolyon Bonapart, Fransız Senatosu tarafından Fransa İmparatoru ilan edildi.

1871

100 Sayılı Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde imzalandı. Eşit İşe Eşit Ücret İlkesi, ilk kez 18 Mayıs 1871 tarihinde Paris Komünü tarafından kabul edildi.

1872

Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplum eleştirmeni, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ve barış hareketi lideri Bertrand Arthur William Russell, dünyaya geldi. (18 Mayıs 1872 – 2 Şubat 1970)

1904

Kadın ticaretinin yasaklanmasına ilişkin 18 Mayıs 1904 tarihli sözleşme kabul edildi. Bu sözleşme, 11 Ekim 1933’te kabul edilen Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename‘ye temel oldu. (International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age

1916

Fransız yargıç ve sendikacı André Braunschweig 18 Mayıs 1916’da dünyaya geldi.

1926

Uluslararası Silahsızlanma Konferansı Cenevre’de başladı.

1931

Estonya ile 12 Mart 1928 günü Ankara’da imzalan “Mün’akit Ticaret ve Seyrüsefain Mukavelenâmesi” 16 Eylül 1929 günü Muahedename’ye dönüştürüldü ve 18 Mayıs 1931 tarihinde yürürlüğe girdi. 

1937

Hukukçu ve Lüksemburg eski başbakanı, Jacques Santer 18 Mayıs 1937’de doğdu. Paris Siyasal Araştırmalar Enstitüsü‘nde eğitim gördü ve 1961’de hukuk doktorasını aldı. 1972-1974 yılları arasında hükûmette devlet sekreteri oldu ve en genç üye unvanını aldı. 1979’dan 1984’e kadar Hristiyan Sosyal Halk Partisi (CSV) ve liberal Demokrat Parti arasındaki koalisyon hükümetinde Maliye Bakanı, Çalışma Bakanı ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptı. 1984 genel seçimlerinde Başbakan oldu. 1995-1999 yılları arasında Avrupa Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. 1995’te Avrupa Vizyon Ödülü’nün ilk sahibi oldu. 1999’da uzmanlar tarafından hazırlanan bir rapor ile bazı komisyon üyelerinin yolsuzluk yaptıklarını dile getirmeleri üzerine başkanlıktan istifa etti, daha sonra Avrupa Parlamentosu milletvekili seçildi.

1941

Alman hukukçu, ekonomist ve sosyolog Werner Sombart 19 Ocak 1863’te dünyaya geldi.   Pisa, Berlin  ve  Roma üniversitelerinde hukuk ve ekonomi okudu. 1888’de Berlin Üniversitesinde  doktorasını yaptı ve aynı üniversitede 1918 yılında ekonomi profesörlüğüne atandı. Bremen Ticaret Odası’nın baş avukatı oldu. Alman genç tarihçi okulu içinde yer aldı. Ekonominin tarihsel bir süreç olduğunu ve bu nedenle evrensel ekonomi yasalarının olamayacağını savundu. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Kıta Avrupası’nın önde gelen sosyal bilimcilerindendir. 18 Mayıs 1941’de yaşamını yitirdi.

1944

Josef Stalin, Kırım Tatarlarını Kırım Yarımadası’ndan sürgün etti. Sürgün edilen 193.865 Kırım Tatarının %45’i sürgünde hayatını kaybetti.

1952

Hukukçu, diplomat, Milletvekili Mehmed Enis Akaygen Millet Partisi genel başkanlığına seçildi.

   
   
   

1953

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye) 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruldu. ICC Türkiye 18 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde yeniden yapılandı. 27 üye ile işe başlayan Komitenin 1955 yılında toplam 120 üyesi oldu.

1953

Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Antlaşması; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlandı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 18 Mayıs 1954 tarihinde Türkiye tarafından onaylandı. 18 Mayıs 1954 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 Numaralı Protokol de bu kapsamda onaylandı.

1960

  • Amerikalı hukukçu, çiftçi ve siyasetçi Ben Chafin doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2021) Doğu Tennessee Üniversitesi ve Richmond Üniversitesi’nde hukuk öğrenim gördü. 1986’da Virginia’da Chafin Hukuk Bürosu’nu kurdu. 2014 yılında Virginia Temsilciler Meclisi’ne delege olarak girdi. 2014’ten 2021’deki ölümüne kadar Virginia Eyalet Senatosu üyeliği yaptı. Eyalet senatosunda Eğitim, Sağlık, Yargı, Ayrıcalıklar, Seçimler, Rehabilitasyon ve Sosyal Hizmetler komitelerinde görev yaptı.

  • Akşam Gazetesi, sıkıyönetim bildirilerine uymadığı gerekçesiyle 20 gün süreyle kapatıldı.

1961

Tanin gazetesi yazarlarından Aziz Nesin ile Yayın Müdürü İhsan Ada gözaltına alındı

1965

Hukukçu ve siyasetçi Bülent Tezcan doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1990 yılından itibaren Aydın‘ın Kuşadası ilçesinde serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Çok sayıda demokratik kitle örgütünde üye ve yönetici olarak çalıştı. Kuşadası İlçe Başkanlığı ve iki dönem Aydın İl Başkanlığı görevlerini sürdürdü. 2011 Türkiye genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın milletvekili olarak meclise girdi. 2012’de CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden sorumlu genel başkanlığı görevini üstlendi. Anayasa Komisyonu üyeliği ve Adalet Komisyonu üyeliği yaptı.

1971

  • SBF Anayasa Hukuku Profesörü Mümtaz Soysal, 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra dekanlık görevine devam etmekte iken 1402 sayılı yasa ile görevinden alındı ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından 18 Mayıs 1971 tarihinde tutuklandı. Bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yattı.

  • İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılmasının ardından Türkiye genelinde valiliklerin ilan ettiği listelerle, 19 ilde sıkıyönetim komutanlıklarınca haklarında arama kararı çıkarılan yazarlar ve akademisyenler dahil toplam 427 kişi gözaltına alındı.

  • İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı yayınladığı bildiriyle, “masum gençlerimizi kışkırtıcı yayın ve sözleriyle kanunsuz hareketlere teşvik eden” 49 kişiye arama kararı çıkarıldığını bildirip “teslim ol” çağrısı yaptı, listedekilerden 10’u teslim olup gözaltına alındı.

  • Bir yazıdan dolayı tutuklu olan Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Oktay Kurtböke’nin yargılanmalarına başlandı.

1973

  • ABD Kongresi’nin ilk kadın üyesi, feminist ve pasifist Jeannette Rankin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Haziran 1880)

  • Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP-ML) ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nun (TİKKO) kurucusu İbrahim Kaypakkaya, sıkıyönetimde gözaltında bulunduğu sırada gördüğü işkenceler sonucunda öldü. Ölüm sebebi kayıtlara intihar olarak geçti.

1974

Cumhuriyetin 50nci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun resmi gazetede yayımlandı.

1974

Başbakan Süleyman Demirel’in hayali mobilya ihracatı suçundan tutuklu yeğeni Yahya Demirel tahliye edildi.

   

1977

11 Mart 1976’da 15 gün boyunca bir tutukluya işkence yapmaktan şüpheli 6 polis şefinin ağır cezada yargılanmasına karar verildi. 

   

1982

Eski Milli Selamet Partisi Milletvekili Halit Kahraman Almanya’da eroin kaçakçılığından hapis cezası almıştı. Kahraman cezası bitince Türkiye’ye teslim edildi. İki gün sonra Ankara’da tutuklandı.

1984

Yüzlerce aydın tarafından imzalanarak meclise verilen Aydınlar Dilekçesi hakkında Başbakan Turgut Özal konuştu: “Böyle bir dilekçe verilebildiğine göre ‘Türkiye’de demokrasi yoktur’ sözü varit değildir”

1989

Alman hukukçu ve siyasetçi Hermann Höcherl yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Mart 1912) Aix -en-Provence ve Münih’te hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. 1938’de büyük devlet hukuk sınavını geçti. 1940 yılına kadar mahkeme bilirkişiliği yaptı.  1950’de Deggendorf bölge mahkemesinde savcı olarak çalıştı. 1951’den 1953’e kadar bölge mahkemesi meclis üyesi ve Regensburg’daki meslekten olmayan yargıçlar mahkemesinin başkanlığını yaptı. 1961’den 1965’e kadar Federal İçişleri Bakanı ve 1965’ten 1969’a kadar Federal Gıda, Tarım ve Orman Bakanı olarak görev yaptı.

1992

Türkmenistan Anayasası 18 Mayıs 1992 yılında kabul edildi, 27 Aralık 1995 ve 26 Eylül 2008 yılında değişiklik ve ilaveler yapıldı. Anayasa devletin işleyişini, organlarını ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlarını çizen 117 maddeden oluşmakta, dünyanın genç anayasaları arasında yer almaktadır. 18 Mayıs Günü, Türkmenistan Anayasa ve Türkmenistan Bayrak Günü olarak kutlanmaktadır.

1995

Gazi mahallesi olaylarını protesto gösterisi sırasında gözaltına alınan ve kendisinden bir daha hiç haber alınamayan Hasan Ocak’ın Altınşehir Mezarlığı Kimsesizler Bölümüne gömüldüğü iddia edildi.

1997

MHP kurultayında kavga çıktı. Kurultay, hakim kararıyla bir ay ertelendi.

1999

İtalyan hukukçu, siyasetçi ve bankacı Carlo Azeglio Ciampi, 18 Mayıs 1999 – 15 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Doç. Dr. Bahriye Üçok‘un katledilmesinde kullanılan pakette tespit edilen parmak izinin, Umut Operasyonu çerçevesinde yakalanan Ferhan Özmen’e ait olduğu belirlendi.

2001

ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi Bakanlar Kurulu Kararı 18 Mayıs 2001 tarih ve 2528 Sayısı ile kabul edildi ve Resmi Gazete’de 27 Haziran 2001 tarihinde yayınlandı.

2006

Hukukçu ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi, 11 Haziran 2001 – 18 Mayıs 2006 ve 8 Mayıs 2008 – 12 Kasım 2011 tarihlerinde başbakanlık yaptı.

   
   

2007

Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele Bildirgesi, Bologna Süreci‘ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları tarafından 18 Mayıs 2007 tarihinde “Avrupa Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele” adıyla kabul edildi.

2009

Kanser tedavisi görürken 13 Nisan’daki Ergenekon operasyonlarında evi basılıp arama yapılan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Vakfı’nın kurucusu ve başkanı Türkan Saylan (74) hayata veda etti.

   
   

2011

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 2019 yılı itibari ile 98 ülke tarafından imzalandı, 60 ülke sözleşmeye taraf oldu. Sırbistan 18 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeye katıldı.

2014

  • Soma faciası sonrası başlatılan soruşturmada YK Başkanı Alp Gürkan haricinde madeni işleten şirketin CEO’su dahil 25 kişi gözaltına alındı, İşletme Müdürü ve iki maden mühendisi tutuklandı.

  • İstanbul Barosu, Soma’ya giden ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu avukatların darp edilerek gözaltına alınmalarına sert tepki gösterdi: ”Baskı, saldırı, işkence, hukuksuzluk, yalan, yasak, hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük faşizmin fıtratında var.”

2017

15 Mayısta başlayan ve İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezinde HFSA tarafından düzenlenen “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar–VIII” sempozyumu sona erdi. yapılmıştır. Eş zamanlı olarak üç salonda günde 9 oturum gerçekleştirildi. Sekizinci Sempozyum Prof. Dr Adnan Güriz, Prof. Dr. Cahit Can, Prof. Dr. Öner Meriçoğlu, Prof. Dr. Mehmet Yüksel, Prof. Dr. Vecdi Aral’a ithaf edildi.

2025 Büyükçekmece Belediyesi’ne yönelik ‘yolsuzluk’ iddiasıyla yürütülen soruşturmada Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin’in, ‘rüşvet verme’ suçundan tutuklandığı ortaya çıktı. 

2026

  • Konya’da hukuk fakültesi öğrencisi Cihan Dinçer (22) annesi Nazife Çiğdem Dinçer’(56) ve babası Gökhan Dinçer’i (57) bıçaklayarak öldürdü. Mahkemedeki ifadesinde, kriz anında bıçağı mutfaktan aldığını ve olayı gerçekleştirdiğini söyleyen şahıs tutuklanarak cezaevine gönderildi. 
  • Ekrem İmamoğlu‘nun diploma iptaline karşı İdare Mahkemesinin verdiği red kararına karşı yaptığı itiraz Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedildi. Karara karşı Danıştay’a temyiz başvurusu yapılacağı açıklandı.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım ve Onarım Şube Müdürlüğünce ve Elektronik Sistemler Şube Müdürlüğünce ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 12 kişi adliyeye sevk edildi, 11 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. 
  • Eskişehir’de Tepebaşı Belediyesi’ne yönelik operasyonda gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 25 kişiden 15’i tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 15 Mayıs Cuma günü CHP’li Üsküdar Belediyesi’ne düzenlenen 2. dalga operasyonla gözaltına alınan 7 kişi adliyeye sevk edildi. Gözaltına alınanların tümü hakkında tutuklama kararı verildi. 
  • Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “rüşvet” ve “ihaleye fesat karıştırma” soruşturması kapsamında CHP’li Merkezefendi Belediyesi’ne yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 13 kişiden 12’si tutuklandı.

Mustafa Yücel Özbilgin

0
Mustafa Yücel Özbilgin- Yargıç

Mustafa Yücel Özbilgin, 20 Haziran 1942 tarihide Trabzon ili Akçaabat ilçesinde doğmuş; 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Danıştay saldırısında görev başında yaşamını yitirmiştir. Tokat ili Zile ilçesi nüfusuna kayıtlıdır.

Özbilgin,1960 yılında Yozgat Lisesini bitirerek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmış ve fakülteden 1965 yılında mezun olmuştur. Uzun süre mülki idare amiri olarak görev yapmış; sırasıyla Taşova Kaymakam Vekilliği, Havsa, Ardahan, Kahta ve Bozova Kaymakamlığı ve Mülkiye Müfettişliği görevlerini yürütmüştür. Özbilgin, 1992-1996 yılları arasında Adıyaman Valiliği yapmış, 1996-1999 yıllarında ise Merkez Valiliği görevini yürütmüştür.

YARGIÇ MUSTAFA YÜCEL ÖZBİLGİN

İngiltere’de bulunduğu altı ay boyunca İçişleri Bakanlığı yayınları arasında yayımlanan ayrıntılı bir rapor hazırlamış ve Yerel Yönetimlerin Denetimi konusunda çalışmalarda bulunmuştur.

Mustafa Yücel Özbilgin, 30 Eylül 1999 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Danıştay Üyeliğine seçilerek İkinci Daire üyesi olarak görev yapmış ve 22 Şubat 2000-26 Mart 2002 tarihleri arasında ise Danıştay Genel Sekreteri olarak hizmet vermiştir. Aynı görevde iken 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen menfur Danıştay Saldırısı sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Danıştay Saldırısı ve Özbilgin’in Yaşamını Yitirmesi

Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlar sonucunda Danıştay yargıçlarından Mustafa Birden, Mustafa Yücel Özbilgin, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu yaralanmış; saldırıda ağır şekilde yaralanan Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin, tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirmiştir. Diğer üyeler tedavi sonucunda ölmekten kurtulmuşlardır. Olaydan kısa süre sonra yakalanan saldıran, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir. Saldırganın yargılaması devam etmekte iken tutukluluğunun kaldırılması üzerine Özbilgin’in oğlu Avukat Gökhan Özbilgin, “Babam yargı eliyle yine şehit oldu.” demiştir.

Danıştay Saldırısından iki ay önce İkinci Daire Başkanı Mustafa Birden’in, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne resmi yazı yazarak; “Bazı basın organlarının kendisini hedef konumuna getirdiğine” dikkat çekerek koruma verilmesini istediği ortaya çıkmıştır. Konuyu doğrulayan emniyet yetkilileri, değerlendirilme sonucunda saldırıdan bir ay önce “Çağrı üzerine koruma kararı” verildiğini ifade etmiştir.

Cenaze Töreni 

Özbilgin için 19 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’da ve Ankara Kocatepe Camii’nde cenaze töreni düzenlenmiş, tören büyük bir kalabalığa şahit olmuştur. Törene katılan yurttalar “Hükümet istifa”, “Mollalar İran’a”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Yargıya kalkan eller kırılsın” şeklinde sloganlar atmıştır.

Özbilgin’in cenazesi, Kocatepe Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilmek üzere Karşıyaka Mezarlığı’na götürülmüştür. Kocatepe Camisi’ndeki törene, Özbilgin’in ailesi ve yakınları ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, eşi Semra Sezer, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, CHP Genel Başkanı Doç.Dr.Deniz Baykal, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe; kuvvet komutanları, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, eski başbakanlardan Bülent Ecevit ile eşi Rahşan Ecevit, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, üniversite rektörleri, ATO Başkanı Sinan Aygün, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, bazı eski bakanlar, bazı milletvekilleri ve diğer askeri erkan ile yargı mensupları katılmıştır. Eski başbakan Bülent Ecevit, doktorların karşı çıkmasına rağmen törene katılmış; törenden sonra rahatsızlanarak beyin kanaması geçirmiş, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra 5 Kasım 2006’da vefat etmiştir.

Cenaze töreninden sonra binlerce yurttaş ile birlikte Yüksek yargı organlarının temsilcileri, hakimler, savcılar, avukatlar, üniversite öğretim üyeleri Anıtkabir’e yürüyerek saldırıyı protesto etmiştir. Atatürk’ün mozolesinin başındaki saygı duruşunun ardından Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu şeref defterine; “Danıştay hain saldırıya uğradı. Yüce huzurunuzda saldırıyı nefretle kınıyor, hiçbir gücün hukukun üstünlüğünü savunurken bizi sizin ilkelerinizden, düşüncelerinizden ve çizdiğiniz yolumuzdan döndüremeyeceğini yüreğimizle bir kez daha ifade ediyor, önünüzde saygıyla eğiliyoruz.” yazmıştır.

Özbilgin, her yıl ölüm yıl dönümünde düzenlenen törenlerle anılmakta, hatırası yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Zülfü Livaneli, hakkında “Hali tavrı, giyimi, ambülansa uzatılınca ortaya çıkan mütevazı ayakkabılarının namuslu, rüşvet almaya, para çalmaya tenezzül etmeyen bir cumhuriyet bürokratı olduğunu kanıtlayan idealleri olan; temiz, düzgün bir hakim.” demiştir.

Roboski Davası

0

Roboski Davası isimli eser, yazar Hilmi Şeker tarafından kaleme alınarak 2020 yılı Şubat ayında okuyucu ile buluşturulmuştur. Eser, 2015 yılında terörist bir saldırı sonucunda yaşamını yitiren Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi adına kurulan vakıf bünyesindeki Tahir Elçi Vakfı Yayınları tarafından basılmıştır.

Hilmi Şeker

 

Roboski Davası (Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu), “Roboski Davası” ülkedeki hak, hukukların  ve hakikat arayışına katkı sunması ve Roboski Davası’nın yarattığı mağduriyetin açığa çıkarılarak kamuoyunun ve hukukçuların bilgi edinebilmesi için hazırlanan bilimsel bir kaynaktır. Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE ve Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda SÜREÇ ADALETİ isimli iki kült eserin müellifi olan Yazar Hilmi Şeker Roboski Davası isimli eseri ile güncel hukuk sorunlarına uzak kalmadığını göstermiştir.

Kitabın Tanıtım Bülteni

“Roboski Davası, 34 kişinin yaşam hakkının elinden alınmasıyla sonuçlanan Roboski Katliamı’nın hukuksal boyutunu en ince ayrıntılarına kadar inceliyor. Hilmi Şeker’in erişim güçlüğünden ötürü iki yıla yayılan bu çalışması, bir yandan Türkiye’deki hak ihlallerini ele alırken diğer yandan çok yönlü bir dava olan Roboski Davası’yla yüzleşebilmenin kapılarını aralıyor ve hukukun kendi duyarlılıkları içerisinde, karanlıkta kalmış bütün noktalarını aydınlatıyor. Yaşanan olayın sosyolojik, psikolojik ve siyasi boyutlarının bütününü kapsayan hukuki süreç tüm çabalara rağmen muhatap bulamazken, Hilmi Şeker bu çalışmasıyla bizzat hukuku ve üstünlüğünü muhatap kılıyor. Roboski Davası, ülkedeki hak ve hukuk arayışına katkı sunması ve Roboski Davası’nın yarattığı mağduriyetin açığa çıkarılması için titizlikle hazırlanmış bir çalışma…”

‘Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu’ kitabını hazırlayan yargıç Hilmi Şeker ile Gazete Duvar’dan Cihan Ülsen’i yapmış olduğu röportaj

Roboski Davası – Mehmet Encü ve Diğerleri- kitabı son derece önemli bir çalışma. Herkesin -özellikle yargılama süreci ile ilgili- hakkında bir fikrinin olduğu ancak bu yargılama sürecinin içerisinde tam olarak neler yaşandığına dair kimsenin açık ve net konuşamadığı Roboski Davası ile ilgili bir çalışma yapma fikri en çok hangi düşüncenizden güç alarak kitap fikrine dönüştü?

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/03/06/hilmi-seker-roboski-davasini-anlatti-hakikatin-alternatifi-yoktur/

Cezasızlığın en çok kendisini adli süreç, norm ve usullerin istismarı ve yozlaştırılması aracılığıyla var ettiği tecrübelerle sabittir. Bu peçeleme biçimini, yine hukukun içinde kalarak deşifre etmek, cezasızlığın fobisidir. Eli kalem tutan, hukukçuyum diyen herkesin bu maruf formla mücadele etmesi umulmaktadır. Cezasızlığın hukukun içine çekilmesi ve burada tutulup, bitirilmesi bu ve benzeri moral desteklere ihtiyaç duyar. Bireyin yaşamını hedefleyen saldırı ile sığınakların teşhis ve tanısına dair materyalin her türlü öznel birikimden bağımsız olarak yarına taşınması, hak ihlalleriyle etkin mücadele geleneğinin oluşması açısından hayatidir. Hak ihlalleriyle soluksuz mücadelenin kodlanması, depolanması ve gerektiğinde kullanılmasıyla mümkündür. Hafıza inşası, toplumun sinir uçlarıyla oynayan meselelerin tozlanmasını önlemeyi de içerir. Günün birinde meseleye ilgi duyan birinin arşivlere inmesi olasıdır ve kitap bellekleri yoklayacak bir merakın beklentilerinin karşılamaya amade olmalıdır.

Bilinç, birikim ve sorumlulukla buluşup etikle kontrol edilmediği zaman, yargıçlık sıradan bir kamu görevine dönüşür. Yargıç olmak ve kalabilmek; toplumu savunmayı, onunla hemhal olmayı, sıradanlığın girdabında kaybolmamayı, bireyin yaşam, özgürlük ve mal varlığına kol kanat germeyi ve toplumun adalet talebini dert edinmeyi gerektirir.

Kitabın önsözündeki vurgular çalışmanın ipuçlarını ve yazarın meramını anlatması açısından son derece önemli. Önsözde hukuk güvenliği ve hukukun belirliliği ilkesi çerçevesinde cezasızlık ve yüzleşme kavramlarının altını çiziyorsunuz. Yüzleşme meselesi önemli, onu sonraya bırakarak özellikle cezasızlık meselesini sormak istiyorum. Cezasızlık bir kavram olarak son 40 yıldır dünya ile beraber Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta tartışılmasının ötesinde Türkiye’de bir cezasızlık pratiği gelişti, adeta bir refleks haline geldi.  Devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlet ve kurumlarının denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili olarak cezasızlık hakkında neler söylersiniz?

Bir önceki soru ile akraba bu soru ile çalışma arasında yoğun ve yaygın bir ilişki var. Cezasızlık, toplum ve evlatlarına yönelen eylemlere sürdürülebilir kurumsal bir destek olarak da tanımlanabilir. Sorunun içerisinde gizlediği örtülü yanıttan da anlaşıldığı gibi, cezasızlık, sadece adli arterlerden beslenmemekte, adliye öncesi ve sonrasına yayılan kişi özne ve dizgelerden ciddi ve sistematik destekler almaktadır.

Cezasızlık, devleti ayakta tutan hukuk ve pratiğine olan inancı kırmakla kalmaz, yurttaş ile devlet arasında hukuk üzerinden kurulan güveni örseler, güvenin tazelenmemesi ne zaman ve nerede dineceği bilinmeyen sürdürülebilir bir adlileşmeye ortam hazırlar. Cezasızlık, diyalektiğin özel versiyonu olan hak arayışını, kısıtlayan bir olgu olarak, susmayı ve sedasızlığı tahkim ederek, demokrasinin yargıdan beklentisini boşa çıkarır. Demokratik bir yargı aracılığıyla, hakikatin etrafında kenetlenemeyen toplumlar, huzursuz toplumlardır ve konuşamayan toplumlara adliyelerin yetişmesi seraptır.

‘ROBOSKİ DAVASINDA TAKİPSİZLİK CEZASIZLIĞI ÖZENDİRİCİ OLMUŞTUR’

Cezasızlık kavramının tanımı ve amacına yönelik önde gelen iki referans belgede ( BM Genel Kurul’unun “Ağır uluslararası insan hakları hukuku ihlalleri ve ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlalleri mağdurlarının çözüm ve tazminat hakkına dair temel prensipler ve kurallar ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “ciddi insan hakları ihlalleri bakımından cezasızlığın sona erdirilmesine yönelik rehber ilkeler”) cezasızlıkla mücadelenin dört temel amacı şöyle sıralanıyor: adalet hakkı, hakikati bilme hakkı, tazminat hakkı ve bir daha tekrarlanmama hakkı. Kavramın tanımı ve amaçlarını Roboski Davası çerçevesinde nasıl değerlendirmeliyiz?

Koruyucu bu metinlerin ortak paydası, hak ihlalini denetlenebilir metodoloji ile açığa çıkarmak, olayın hangi koşullarda nasıl meydana geldiğini tereddütsüz olarak gün yüzüne çıkarmaktır. Bu kazının, adil yargılamanın gereklerine uygun veya nitelikli şekilde gerçekleştirilmesi için yeteri kadar standart ve rehber mevcuttur. Adalet hakkı, daha ziyade adli süreçlerin hakikati açığa çıkarma irade, yeti ve yeteneğinin disipline edilmesi ve sapmaların önlenmesine odaklanır. Hakikate erişmek, adil ve güvenilir ya da öznel ve nesnel risklerden uzak bir muhakeme olmadan imkansızdır. Buralar cezasızlık anlayışının pusu alanlarıdır. Böylelikle adli süreçleri, nevi şahsına münhasır adımlarla, dönüştürerek hedefleriyle uyumlu hale getirir. Adalet hakkı, içine hakikate erişimi de alan ve olabildiğince geniş objektif bir kapsama denk gelir.

Hakikati bilmeyi isteme, her muhakemeyi motive eden bireysel toplumsal ve kamusal özellikleri olan insani bir imkan olarak anlaşılmalıdır. Hakikat burada her türlü müeyyide veya yaptırımdan özerk; şekli gerçeklik, gerçeklik olarak tasnif edilen amaçların da üzerindedir. Buradan bakıldığında Uludere mağdurlarının, olayın art alanına odaklanmaları, burada neler olup bittiğini öğrenmek istemeleri anlaşılırdır. Yargıcın, her geçen gün kendisini acıyla çoğaltan ve kapı kapı dolaşan bu merakı gidermesi, cezasızlığın geriletilmesi açısından yaşamsaldır.

Tazminat, yaşatılan acıya biçilen parasal karşılıktır ve hakikat hakkından feragatin bedeli olamaz. Tazminat, hakikatin açığa çıkarıldığı zemin ve koşullarda mağduriyeti görece giderme, teskin etme olanağına kavuşur. Dolayısıyla mağduriyeti parayla gidermeye kalkışmak, cezasızlıkla mücadele edemez, aksine mağdurları aşağılama ve cezasızlığa har vurup harman savuracağı uçsuz bucaksız bir alan açar.
Hiçbir toplum, bilme hakkından feragat etmez ve onu maddi alternatiflerle ikame etmeyi denemez. Hakikat bu yönüyle yüzü topluma dönük, onu inandırmaya özgülenen bir yargıdır. İnandırma, bireyi iknadan daha fazlasına tekabül eder. Tazminat, hakikate bağımlı o olduğunda varlık gösterebilen, görece kayıpların gerisinde bıraktığı sendromu aşan ancak, caydırıcı gücü olmayan giderim formudur. Pekiştirirsek hakikatten vazgeçen çözüm caydırıcı değil özendirici, teşvik edici olur.

Tekrarlanmamayı talep hakkı, ancak hukuksuzluğun yeniden uç vermemesi için alınabilecek optimum adli idari her türlü önlemi içerir. Roboski davasında takipsizlik ve türevi yargılar, önceli faili meçhul cinayetlerle birlikte düşünüldüğünde, cezasızlığı özendirici olmuştur. Cezasızlığın şımarıklığı, geleceğine tahakküm eden ve yapılandıran bu maziye yaslanmasındandır. Merakın, üstü örtülen sırra erişme talebinin engellenmesi acıya acı katmaktır. Bu uygar bir hukukun işi değildir. Cezasızlık bu acıyı sürdürülebilir kılmakla altın çağını yaşamaktadır.

Unutmamak gerekir, “yapanın yanına kar kalmak” sözü bu toprakların hukuka armağan ettiği bir vecizdir. Hukukun bu ithalle baş edebilmesi ihlalin kökleriyle birlikte mayalandığı çatlaklardan alınmasına bağlıdır. Dava çatlaklara yerleşen cezasızlığın girdabında unutulmaya mahkum edilmektedir.

Tekrarı önlemede en etkin araç, hak ihlallerinin hakikat yargısı aracılığıyla deşifre edilmesidir. Deşifre, kadim bir caydırıcı olmakla birlikte tek başına cezasızlıkla mücadele edemez. Cezasızlığın besi kanallarını kesecek, bir strateji değişikliği ve bu değişikliği yarına taşıyacak taktik adımlar, yapısal ve fiziksel iyileştirmelerdir. Yargının bu defolarla mücadele veya mukavemet yeteneğinin kazandırılarak pekiştirilmesi önemlidir. Önemli olan bir diğer husus, bu patojenlerin etki ve sonuçlarının sürekliliği olan bir bilinç çalışmasına konu edilmesidir. Yargı tecrübeleri hafife alınmayacak bir materyaldir. Böyle bir anlayış, oluşturduğu eksiksiz alt yapı ve güçlü bir organizasyon ile yapılanın cezasız kalmayacağına dair kanının yerleşmesi ve kurumsallaşması için çalışmalıdır. Topyekün ve sürdürülebilir bir irade, bu parametrelerden beslenir. Aksi halde tekerrür kaçınılmazdır. Tekrar, duyarsızlıktan, tepkisizlikten ve örtülü kabulden beslenir.

Somut olayda cezasızlık daha ilk aşamada usul ve süreçler üzerinden yargıyı kuşatmıştır. Bu kuşatmanın yarılması için devreye alınan başvuru da kendisini usuli işlemlerle peçeleyen cezasızlıkla mücadeleden imtina etmiştir. Bu gelişme, şema dışındaki Avrupa kamu düzenini de ne yazık ki tesirine almıştır. Takipsizlik ve ardılı süreçler cezasızlığın, insan hak ve özgürlükleri ya da yaşam özgürlük ve mal varlığı üzerindeki gölgesini muhafaza ettiğine delalet etmektedir.

‘BU, MODERN HUKUK SİSTEMİNİN KÜLTÜREL BİR YENİLGİSİ OLARAK DA ANLAŞILMALI’

Hukuksal tatmin ile hukuksal tazmin meselesi hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Çünkü olayın hemen ardından dönemin hükümet sözcüsünün “resmi özür dilenmesini beklemenin yanlış olacağı ancak hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödeneceğini” söyleyen açıklamaları oldu. Sonrasında da Başbakanlık tarafından kişi başına 123 bin TL tazminat ödenmesi gündeme geldi. O zaman çok ciddi tartışmalar da yaşandı. Başta adalet hakkı ve hakikati bilme hakkının es geçilmesi suretiyle ailelere sadece tazminat ödenmesinin teklif edilmesini nasıl yorumlamalı?

Dünya, ceza adalet sisteminin adalet ve hakikat beklentisini karşılamayacak denli eskidiğinin farkındadır. Kuram ve teori dipten gelen bu homurdanmanın yeni adli yöntem ve araçlarla aşılması için yoğun bir çaba içindedir. Bu modern hukuk sisteminin, kültürel bir yenilgisi ve öze dönüş talebi olarak da anlaşılmalıdır. Önerilerden biri, zarardan etkilenen herkesi eylemin neden ve sonuçları etrafında toplayarak, eylemin sebep olduğu zararları toplumsal ve kültürel dinamiklerin katılımıyla onarmak şeklindedir. Bu cari olana nazaran, daha yerel ve doyurucu motifler içermektedir. Onaran adaletin tasarladığı hüküm, yavan bir özgürlüğü bağlayıcı cezadan ziyade, hakikatle örtüşen zarar giderici ve iyileştirici bir vargı olacaktır.

Burada hakikatin açığa çıkarılmasının her şeyden özerk ve tek başına bir adalet değeri vardır ve bu gerçekle yüzleşmek, adil bir giderim veya sağaltımın sıfır noktasıdır. Onaran adalet bu akıl ve diliyle hakikatin; failin ağır bir cezaya mahkum edilmesi ve adam çalıştıran devletin, sorumluluğunu bir miktar tazminatla bertaraf etmeye indirgenmesine izin vermemektedir. Burada sağaltan veya eylemin gerisinde bıraktığı sendromu aşan sahici ve yegane giderim hakikate ulaşmadır. Bu olmazsa olmazıdır. Mağdur ve toplumun devlet ve yargıdan beklediği tam budur.

Burada adalet hakkı, hakikate ulaşma hakkını gerçekliği için bir kolaylaştırıcı rolü üstlenir. Devletin bir sorumlu olarak, mağduriyeti eskiyen ceza adaletinin giderim formuyla tazminde sebat etmesi, hakikat talebini görmezden gelme olarak kodlanmaktadır. Meşru ilgili ve toplumsal talepleri tedirgin ve huzursuz eden budur. Bu cezasızlığın sevdiği bir flora ve faunadır.

Bu topraklarda fail ve eylemin, gerisinde bıraktığı mağduriyetin nakitle aşılmasına dair bir gelenek mevcuttur ve bu tecrübeye göre nakitle tazmin acının hakikatle hafifletilmesi koşuluna bağlıdır. Bu misyon tahakkuk etmeden giderimin, objektif kapsamına maddi tazminatın dahil edilmesi anlamsızdır.

Burada hakikatin emsalsiz ve ikamesiz bir adalet değeri vardır ve tazminat hakikatin, ardılı tali bir hak ve yükümlülüğe tekabül etmektedir. Mağdurların devletten istediği, tazminat değil çoğulcu bir muhakemenin vücuda getirdiği hakikattir. Hakikatin alternatifi yoktur.

Mağduriyetin sadece parayla aşılması, kültürel acıyı derinleştiren bir aşağılama biçimi olarak anlaşılmaktadır ve kamu otoritelerinin bundan sakınması gerekir. Toplum, hakikati tazminata indirgeyen veya tazminatı hakikatle ikame eden, genetik yapısıyla uyumsuz bu teklifi haliyle reddetmektedir.

Roboski davası ile ilgili ilk soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Haziran 2013’te “görevsizlik kararı” vererek, dosyayı askeri savcılığa sevk etti. Askeri savcılık tarafından da Ocak 2014’te şüpheli olarak adı geçen 5 askerin “kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı” belirtildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Askeri Mahkeme ise oy çokluğu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazı reddetti. Sonrasında Anayasa Mahkemesi süreci var tabi. Anayasa Mahkemesi eksikliklerin öngörülen süre içinde giderilmemesinden ötürü başvuruyu idari kararla reddetti.  Hak arama özgürlüğü bağlamında yaşanan bu süreci, bir hukukçu olarak cari olan hukuk algısı ve pratiği ile birlikte nasıl değerlendirirsiniz?

Meydana gelen olay, gerçeklik yargısının ilgi alanındadır. Özellikle gerçeğin açığa çıkarılması ve cezasızlıkla etkin mücadele, mahkemenin görev tanımına sadakatle mümkündür. Bir başka otoritenin, hakikatin tartışılma olanağını sıradan gerekçelerle ve de görev tanımının dışına çıkarak bertaraf etmesi, adalet beklentisine hayal kırıklığı yaşatmıştır. Eylemin hangi koşullarda nasıl ve ne şekilde tahakkuk ettiği ile eylemin ceza hukukundaki karşılığını tayin ve tespit görevi hiç kuşkusuz olay mahkemesinindir. Hukuk mezunu herkes, eylemlerin, hukuka uygunluk haline tekabül edip etmediğine ilişkin olumlu veya olumsuz kuşkunun aşılması işinin mahkemenin görev tanımı içinde olduğunu bilir.

Burada kritik olan, savcılık kuşkuyu beslemek, olgunlaştırıp aşılması için mahkemeye göndermek yerine, yargılama yaparak, beraatle özdeşleşen bir hüküm vermiştir. Bu yöntem muhakemeden rol çalmaktır ve cezasızlığın umumiyetle tevessül ettiği bir yöntemdir.

Daha da önemlisi, bu ve benzeri olaylarda cezasızlığın umumiyetle, hukuka uygunluk sebeplerinden yararlanması, onları istismar ederek varlığını idame ettirmesidir. Maddi ceza hukukunun eylemi meşrulaştıran ve cezasızlık gerekçesine dönüştüren yaklaşımın, usul hükümlerini yozlaştıran yorumlarla yaptığı işbirliğinin vardığı yer, yargılamayı hükümden düşürmektir. Roboski davasında yapılan budur ve itirazın kalbi burada atmaktadır.

Yaşanan tereddütler bir yana AYM, hukuki güvenlik kavramının yanı başında konuşlanarak, Roboski mağdurlarının adalet talebini gönül gözüyle görmekten imtina etmiştir. Oysa bu mahkemeden beklenen, şekil noksanı üzerinden, nitelikli yargılama veya görünen adalet talebini bertaraf etmek değil, takipsizliğin yargılama rolünü hukuka aykırı biçimde temellük eden kararının dolaşıma çıkmasını ve sisteme entegre olmasını önlemekti.

Yargılama talebi bir haktır ve bu hakkın biricik misyonu etik bir muhakeme aracılığıyla hakikatle, hükmü buluşturmaktır. Yargılama rafa kalktığı için toplum ve kamunun, muhakemeyi açık yargılama, gerekçe ve hükmün açık tefhimi gibi kadim haklar üzerinden olayın gerçekliğini denetleme imkanı da yitirilmiştir. AHİM’in de yerel şema içindeki bu ardışık ihlalleri takdir marjıyla peçelemesi, cezasızlığın göreli krizini aşmasını kolaylaştırmakla kalmamış, üzerine titrediği hak arama özgürlüğünün, iç dinamiklerince darbelenmesine seyirci kalmayı da yeğlemiştir. Derdest tutulan davayla, Roboski faillerinin, yaşamlarının kalan kısmını şüpheli olarak sürdürmeleri, davanın gerisinde bıraktığı bir başka tortudur.

‘ADİL YARGILANMA HAKKININ HER ŞEYDEN ÖZERK BİR DEĞERİ VARDIR’

Anayasa mahkemesinin kararı çokça tartışmalara yol açtı. Mahkeme kararına ilişkin olarak görüşler iki kısma ayrılıyor. Bunlardan ilki, usulü öne çıkaran, meseleyi usul kurallarının öncelikleri doğrultusunda izah eden yaklaşım. Diğeri ise, maddi gerçeğin bulunması idealine odaklanan esasa ilişkin yaklaşım. Sizin deyiminizle, kadim ve soluksuz bir  mücadelenin bakış açısı ile yarattığı etki ve sonuçları irdeliyorsunuz. Bu açıdan bu iki bakış açısı neden bu kadar önemli? Hukukun belirliliği ilkesine göre sabit bir bakışın kabulü mümkün değil midir?

Uygar bir hukuk, sentezden beslenir. Yargı pratiğinin en büyük açmazı, esnekliği reddeden aşkın yorum ve içtihada haddinden fazla bağlılıktır. Bir metinden tek bir sonuç çıkarma inadı, kendisini çoğu kere hukuki belirlilikle peçelemektedir. Göreliliği reddeden kadim bu ısrarın yarattığı krizin, memleketi götürdüğü yer, hak ve özgürlük liginin düşme hattıdır.

Roboski Davası’nın kaderini, yerine göre esnemeyi reddeden yahut yerel görülebilirlik eşiğini aşılmaz kılan tutucu bu anlayış belirlemiştir. Usul kurallarının kültleştirilmesi, yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğüne aykırılık iddiası gibi, vahim bir olayın mahkemelerce tartışılması talebinin, salt şekil kurallarına sadık kalmadığı için reddi sonucunu kaçınılmaz kılar. Roboski davasında yapılan tam da budur.

Oysa esnekliği öneren yorum, hukuki güvenliğin fobi ve kaygılarını hiçe saymamakta, aksine olayın bağlamından koparılmadan başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma talebinin olabildiğince benimsenmesini salık vermektedir. Adil yargılanma hakkının, her şeyden özerk bir değeri vardır ve değerle temin edilmek istenen, ağır ihlal iddialarının, yoktan bahanelerle
yargılanmasını önlemektir.

İkisi arasında, yarattıkları sonuçlar açısından dağlar kadar fark vardır. İlkinde katı şekil şartları, ağır bir insan hakkı ihlal iddiasını sudan sebeplerle adliyeden tart ederken, diğeri esnek bir yorumla, bu davanın esastan görülmesi için adliye kapılarını sonuna kadar açık tutar.

Karşı oyun duruşma salonunun kapısının açık tutulması konusundaki çabası, önemli ve değerli olmakla birlikte gidişatı önlemede yetersiz kalmıştır.

Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu, Hilmi Şeker, 160 syf., Kırık Saat Yayınları, 2020.

Bir de AİHM süreci var. AİHM iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle 17 Mayıs 2018’de yapılan başvuruyu reddetti. Mahkeme gerekçe olarak Anayasa Mahkemesi kararına paralel bir şekilde dava avukatlarının, eksik olduğu bildirilen belgeleri 15 günlük sürede değil, 17 günde göndermesini hata olarak kabul etti. Yaşanan bu süreçleri açıklarken -özellikle Anayasa Mahkemesi kararına istinaden- “Abartılı hukuki güvenlik anlayışının hazırladığı tuzağı, hukuki güvenliğe sığınarak aşmak, içteliği zehirleyen bir başka çelişkidir” diyorsunuz. Cümlenizi açmanızı isteyeceğim. İçteliği zehirleyen tam olarak nedir? 

Hukuki güvenlik, belirli bir usule tabi olarak yargılanmayı isteme hakkı ve belirlilik gibi, aynı genetik atadan gelen kurumlarla hedeflenen; kişinin, objektif bir riskle karşılaşmadan hukuki yazgısını belirlemesine imkan vermek, bireyin yarınını tasarlamasına olanak tanımaktır.

Hukuki güvenlik, eşitlik ilkesinin buluşudur ve eşitlik kendisini, önceden bilinen usul ve şekil şartlarıyla var eder. Burada eşitlik, bir yandan benzer olayların sonuç üzerinden farklılaşmasını önlemeye hizmet ederken, öte yandan olayın özgünlüğünden kaynaklanan taleplerin, farklılık ölçüsünde eşitsizlik talep etmesine izin verir.

Hukuki güvenliği arşa çıkaran bir yaklaşım, aşırı şekli yorumlarla, farklılıkların adalet talebini dışlayarak, eşitsizlik üzerinden bir birlik inşa eder. Ya da eşitliği sağladığı görüntüsü vererek, olayın özgünlüğünden kaynaklanan yatay eşitliğin istisnaya uğramasını önler. Böylelikle, olayları aynılaştıran bir çözümü, adalet diye servis eder.

Roboski Davası’nda; özgünlüğüne güvenerek adalet talep eden bir başvuru, konuya çözüm önerme yeteneği olmayan yahut konuyla alakasız emsallerin potasında eritilmiştir. Bu eşitlikle özdeşleşen, içtihatların, sıklıkla başvurduğu bir tuzaktır ve bu zoraki aynılaştırma AYM nin bu olaydaki adil yargılama söylemini samimi olmaktan çıkarmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karar da herkesi şaşırttı. Özellikle ihlal edilen hakkın özü konusunda önemli içtihatlarda bulunan, geniş bir yorum sahasında hak ve özgürlük alanı açan ve yaşayan hukuk prensibine göre kararlar veren bir mahkeme için verilen kararı muhafazakar ve haklara yönelik ölümcül bir darbe olarak okuyabilir miyiz? 

Burada davanın görülemezliği tetikleyen temsilci hataları ve meydana geldiği koşulların özenle değerlendirilmemesi ile ihlal arasındaki bağın koparılması, misyonuyla yollarını ayırdığına dair kuşkuları beslemektedir. AİHM, yerel şema içinde konuşlanmış bir denetleyici olmamakla birlikte, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklara yönelen maniplasyon ve kusurlarla cepheden etkin olarak mücadele edeceğini defalarca açıklamıştır.

Roboski’ de Sözleşme defalarca, bir çok açıdan ağır bir saldırıya maruz kalmasına rağmen, özerk kavramlar doktrini gibi değerli ve etkili araçla, başvurunun kaderini belirleyen yorumlara müdahaleden, anlaşılmaz bir kararla imtina edilmesi, hukuk dışı yorumlara bekledikleri fırsatı bahşetmiştir. Spekülasyonun mayalanmasına ortam hazırlamak, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklarla, almaşık bir Avrupa Kamu Düzeni inşa etmeyi taahhüt eden AİHM’nin işi olmamalıydı.

Dayanılan gerekçelerin zayıflığı, kararın toplumsal destek almasını önlemektedir.

Yine Anayasa Mahkemesi kararının bir diğer boyutu davanın avukatlık boyutu. Davada 31 avukatın ismi var ama sadece birine tebliğ yapılıyor. Dava avukatına yapılan tebligatla mahkemece avukattan belirtilen eksikliklerin 15 gün içinde tamamlanması isteniyor ancak verilen süre içerisinde eksiklikler tamamlanamıyor. Akabinde süre ile ilgili geç bildirilen bir mazeret var. Sonrasında ise sonuçları herkesçe malum. İhmallerden kaynaklı gelinen mahkeme sürecinden sonra bir takım tartışmalar olsa da bu konunun çok fazla tartışılmadığını ve bu konuda -avukatlar cephesinde- özeleştiri yapılmadığı kanaatindeyim. Roboski davası bağlamında bu avukatlık meselesine nereden ve nasıl dahil olmamız gerektiği hususunda görüşlerinizi merak ediyorum.

Avukatlara atfedilecek kusurları, üç temel başlık altında sınıflandırmak mümkündür. Bunlardan ilki; başvuruyu destekleyen materyallerin önceden belirlenen usullere göre ve zamanında sunulmamasıdır. Bu vekillerin yarattığı ilk krizdir. İkincisi, belirlenerek sınırlanan noksanlıkların, verilen ek süreden sonra tamamlanması, üçüncüsü süre aşımının sağlık sorunlarına dayandırılmasına rağmen, sağlık raporunun, vaktinde ve usulüne uygun olarak arz edilmemesidir.

Gecikmenin yarattığı risk, başvurucuya göre usulüne uygun, AYM’ ye göre hem usulsüz hem geç olarak sunulan sağlık raporuyla aşılmaya çalışılmaktadır. Mahkeme ile başvuru arasındaki tartışma ağırlıklı olarak burada yoğunlaşıp, derinleşmektedir.

Hukuki yardımın birden çok vekille verileceği açıklanmasına rağmen, davanın görülebilmesi için gerekli ihtiyaçların eksik karşılanması, dış ilişkilerin tek vekille sınırlandırılması, temsilin açıklanmaya muhtaç iç ilişki ve çelişkilerine delalet eder.

Buradan bakıldığında temsilin, sağlıklı bir dikey ilişki inşa edecek, başvurunun usuli eksikliklerden ötürü reddini önleyecek, yatay bir işbirliği ve dayanışma için, olağan bir çaba sarf ettiğini söylemek şimdilik mümkün görünmüyor.

‘HUKUK AYAĞINA GELEN BU FIRSATI KULLANMALIDIR’

Bu tartışmalar devam ederken dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı katıldığı bir televizyon programında “Uludere konusunun, uçak konusunun tekrar inceleneceğini düşünüyorum” sözlerinin ardından dava avukatları, Haziran 2019’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. “Yeni delil varlığı” sebebiyle Roboski dosyasının yeniden açılmasını talep etti. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararı ile Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şu an. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz? Yargılama sürecinin geleceği ile ilgili bir öngörünüz var mı?

Başvurunun kapsamını değiştiren her yenilik, sözde yargılanmışı yargılanır hale getirecek veya davanın yeniden görülmesi için yeterli olacaktır. Sistem yeniden yargılamayı mümkün kılan acil çıkışlarına sahiptir. Güçlü bir iradenin, bu çıkışlardan yararlanarak, mağdurların davalaşma isteğine olumlu yanıt vermesi önünde nesnel bir engel yoktur.

34 kişinin yaşamına yönelen ve içine mağdurları alan hak ihlali iddiası, yargılansa da fail ve olay üzerindeki kuşku, tüm ağırlığıyla orta yerdedir. Açıklama nesnel yansızlık açısından riskler taşısa da, cezasızlığın direncini kırmak bakımından anlamlıdır. Hukuk, cezasızlığın örselediği güveni tazelemek için, öyle veya böyle ayağına gelen bu fırsatı kullanmalıdır.

Ancak, toplumsal taleplerin itkisiyle, bazı soruşturma dosyaları telekten indirilse de; gerçeklik talebinin, cezasızlığı alt eden bir hükümle sonlandırıldığına dair doyurucu bir tecrübeden söz edilemez. Çeyrek asırdır benzer sebeplerle adalet arayan Kulp Davaları’nın birinde sanıkların beraat etmesi, diğerinde ise çekinik bırakılan umudun bireysel başvuruyla yeşertilmesi, cezasızlığın yarattığı ikilemin boyutlarına delalet eder. Sürprizlerle, med-cezirlerin cirit attığı yerde, kahin olmak imkansızdır.

Ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemlerle,  koşul ve durumlarla ilgili olarak, “Geçmişle yüzleşme / hesaplaşma” kavramı önemli. Bu anlamda geçmişle yüzleşme ya da hesaplaşma kavramlarından hangisinin tercih edilmesi gerektiğine dair tartışmalar güncelliğini koruyor. Siz ne dersiniz, geçmişle yüzleşme mi hesaplaşma mı?

Yüzleşmeyi kültürel veya onarıcı adaletin jargonu, hesaplaşmayı ise iktidar ilişkilerinden beslenen ceza adaletinin biçimlendirdiği bir kavram olarak değerlendiriyorum. Tercihim; demokratik ve çoğulcu, fail, sorumlu ve mağdurların katılımıyla sorunun kökten ve kesin çözümüne imkan verdiği, barışçı ve kapsayıcı olduğu için yüzleşmeden yanadır.

Burada uyuşmazlığı yaratanlar, ondan etkilenenlerle yüzleşerek, birlikte ve ortaklaşa bir çözüm üretirler. Yüzleşme ile vücuda gelen hakikat, bağlayıcılık ve saygınlık debisi yüksek bir hükümdür. Yüzleşme, öte yandan etik ilişkilerden adalet üreten bir metodolojiye de tekabül eder. Bu cezasızlıkla mücadelenin beklentileriyle uyumlu bir yaklaşım tarzıdır ve özellikle tekerrürü önlemek ve caydırıcılığı kurumsallaştırmak bakımından hayatidir.

Hesaplaşma; hakikati açığa çıkarmaktan ziyade, sorunu ceza ve desteği maddi giderimle derinleştirip, genişletmeye hizmet eder. Sinesinde mutasyona uğrama potansiyeli yüksek, düelloya yatkın ve pusu becerisi gelişmiş, adlileşmeye yazgılı ve toplumsal barışı tehdit eden ihtilaflar barındıran gayri demokratik bu yöntemden uzak durulmasını öneriyorum.

Kitabınızın sonunda, eleştiri ve empati arasında anlamlı, yapıcı ve yol açıcı bir bağ kurmuşsunuz, benzer asgari zemine ihtiyaç duyan çalışmalara teşvik olması açısından, bu söylemi biraz daha açar mısınız? Bu mesele üzerinden gelişecek diyalektiğin bellek ve yüzleşme açısından nasıl bir önemi var?

Eleştiri konumuz açısından aşkınlaşma ile mücadelenin geliştirdiği özellik ve aparat olarak anlaşılmalıdır. Çalışma karar mercilerinin vücuda gelen süreçlerdeki hatalarını belirleme ve kodlama teşhis ve tanınmasını temine özgülenen eleştirel bir başlangıç olarak konumlanmıştır. Empati, bir anlama çaba ve biçimidir ve eleştirinin start alması için nesnel bir misyon üstlenmektedir. İçeri ve dışarıda kapısını çaldığı her adli ve idari mekandan dışlanan Roboski Başvurusu’nun katlanan acılarından habersiz ve onu anlamakta güçlük çeken veya anlaşılmaz bulan bir araştırma ve inceleme hakikate katkı sunamaz.

Mağduriyetle duygudaşlık, cezasızlıkla etkin ve verimli mücadeleyi tahrik eden zorunlu ilk harekettir. Dolayısıyla empatinin; hiç değilse şimdiden başlayarak, nesnel yargıyı zehirleyen ya da üçüncü göz olmaklığı engelleyen amil olarak lanse edilmesinden vazgeçilmelidir. Yargıç ile yargılanan özne ve nesne arasındaki ilişkisizlik çarpık ve hatalı nesnellik tanımlarının eseridir. Eskimiş nesnel yansızlık tanımı cinayetleri failsiz bırakma alışkanlığının zulasında sakladığı ve gerektiğinde başvurduğu gizilgücü yüksek bir araçtır. Yurttaşın yaşatılan dram ve trajediyle göz göze gelmeden, onlarla hemhal olmadan böyle bir çalışmanın erekleriyle buluştuğundan söz edilemez.

Eleştirmek, bellek yapımının istifade edeceği değerli taşıyıcı; eleştiri ise belleği oluşturan paha biçilmez bir materyaldir. Çalışmamız Roboski davasının koyak ve kuytularında dolaşarak, bilhassa kavram ve terimlerin özerk anlamlarından uzaklaşılarak davanın niçin, nasıl ve kim tarafında hangi araç ve yöntemler izlenerek dışlandığını eleştirel bir yaklaşımla anlamaya ve betimlemeye çalışmıştır.

Çalışma cezasızlığın monologla aşılma güçlüğünü aklından çıkarmamıştır ve her fırsatta meseleye ilgi duyanları, meselenin etrafında toplanma ve tartışmaya davet ederek, son sözü diyalektiğe bırakmaktadır. Diyalog ve diyalektikten neşet son söz; aynı zamanda yüzleşmenin üzerinde yürüyeceği, ihtiyacı ölçüsünde yararlanacağı asgari ve de nesnel bir zemine de tekabül eder.

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/03/06/hilmi-seker-roboski-davasini-anlatti-hakikatin-alternatifi-yoktur/

17 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
17 Mayıs - Hukuk Takvimi
17 Mayıs – Hukuk Takvimi
1829 Amerikalı hukukçu, devlet adamı, diplomat, kölelik karşıtı, müzakereci ve 1783 Paris Antlaşması’nın imzacısı John Jay yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Aralık 1745) Columbia College‘da eğitim gördü. 1764’te mezun olduktan sonra önde gelen bir avukat ve hoca olan Benjamin Kissam’ın hukuk katibi oldu. New York barosuna kabul edildikten sonra  hükümetten aldığı parayla bir hukuk bürosu kurdu. 1774’te New York Yazışma Komitesi’ni kurdu. 1779’dan 1782’ye kadar İspanya büyükelçisi olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1788’de New York’ta Amerika Birleşik Devletleri Anayasası için çalıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1789-1795 yıllarında görev yapmış olan ilk başyargıcıdır. 1795’ten 1801’e kadar New York valisi olarak görev yaptı. 
1874 Norveç İsveç’ten ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
1875 Amerikan hukukçu, politikacı ve asker John C. Breckinridge doğdu. (Doğumu: 16 Ocak 1821) Transilvanya Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. 1849’da Kentucky Temsilciler Meclisi’ne Demokrat olarak seçildi ve burada kölelikle mücadele etti. 1851’de ABD Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Kentucky’yi Kongre’nin her iki kanadında da temsil etti ve 1857’den 1861’e kadar ABD başkan yardımcılığı yaptı. ABD’nin 14. ve en genç başkan yardımcısı oldu. Amerikan İç Savaşı’nın patlak vermesi sırasında ABD Senatosu’nda görev yaptı ancak Konfederasyon Ordusu’na katıldıktan sonra sınır dışı edildi. 1865’te  Konfederasyon  Savaş Sekreteri olarak atandı.
1925 Tarih, sosyoloji, felsefe, psikanaliz ve psikoloji üzerine çalışmalar yapan bilim insanı,Michel de Certeau dünyaya geldi.(17 mayıs 1925- 9 Ocak 1986)
1928 Türkiye Cumhuriyeti Hıfzıssıhha Müessesesi kuruldu.
1939
  • 27 Mayıs 1938 tarihli Londra Kredi Antlaşması‘na ait onay belgelerinin karşılıklı teatisi yapıldı.
  • Altın ticaretinin yeniden serbest bırakılmasına ait kararname çıktı.
1950 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Yargıç olarak görev yapan İsviçreli  hukukçu Mark E. Villiger (17 Mayıs 1950 – 10 Aralık 2023) Güney Afrika’nın Louis Trichardt kentinde doğdu. Mozambik ve Avusturya’nın Feldkirch kentinde büyüdü. Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1983 yılında İnsan Hakları Komisyonu’nda sekreter olarak çalışmaya başladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2006 yılından itibaren yargıç olarak görev aldı. 10 Aralık 2023’te hayata veda etti.
1952 Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması, 20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Kanun, 12 Mayıs 1952 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 17 Mayıs 1952 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1954 ABD’de siyah çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967 İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na konulan bir hükümle İmam Hatip Lisesi mezunlarına diledikleri üniversiteye devam edebilme yolu açıldı.
1969 İstanbul Toptaşı Cezaevi’nde 500 mahkum af isteğiyle açlık grevine başladı.
1973 Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını övdüğü iddiasıyla yargılanan İstanbul Sağmalcılar Lisesi öğretmeni N.Çayhan 3 ay hapse mahkum oldu.
1977 Muamele vergileri ile ilişkili olarak Üye Devletlerin çıkarmış oldukları kanunlar arasındaki uyumun sağlanmasına ilişkin 17 Mayıs 1977 tarihli ve 77/388/EEC numaralı Altıncı Konsey Direktifi kabul edildi.
1980 İstanbul Barosu avukatlarından, CHP eski Merkez İlçe Yönetim Kurulu üyesi Burhanettin Cihan Erozan Kadıköy’de evine girerken silahlı saldırıs sonucu hayatını kaybetti.
1980 Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán 17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arama kararı çıkarıldı ve 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından bir bale okuluna yapılan baskında diğer örgüt mensupları ile birlikte yakalandı.
1982
  • 17 Mayıs 1982 tarihinde sanıklar hakkında iddianame düzenlenerek Türkiye Barış Derneği Davası açıldı. Barış Derneği üyelerine açılan dava sonucunda, İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, 44 yönetici hakkında, tutuklama kararı verildi. Orhan Adli Apaydın ile birlikte Mahmut Şerafettin Dikerdem, tutuklanarak cezaevine konuldu. Türkiye Barış Derneği Davası 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraatıyla sona erdi.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı kuruldu. Vakıf, Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve diğer Millî Güvenlik Konseyi üyesi komutanların aralarında topladıkları parayla kuruldu.
1982 Kosovalı hukukçu ve politikacı Vjosa Osmani doğdu. Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimi gördü. Pittsburgh Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. Priştine Üniversitesi’nde, Kosova Amerikan Üniversitesi’nde ve Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ders verdi. Kosova’da uluslararası hukuk alanında dersler verirken Amerika‘da Devlet İnşası ve Hukuk: Kosova Deneyimi başlıklı bir seminer verdi. Dış ilişkiler, diaspora ve stratejik yatırımlar komitesinin ve Avrupa Birliği Uyum Komitesi’nin başkanlığını yürüttü ve Kosova’da anayasa reformları komitesi başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 2005 yılında Pittsburgh Üniversitesi tarafından iki kez Gelecek İçin Mükemmellik Ödülü’ne layık görüldü. 2009 tarihinde, o zamanki Kosova Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu’nun Kurmay Başkanı seçildi. 2021’den beri Kosova Cumhuriyeti’nin beşinci cumhurbaşkanı olarak görev yapmaktadır.
1983
  • Ankara Bahçelievler’de 8 Ekim 1978 tarihinde, TİP üyesi yedi kişiyi öldürmekten yargılanan Haluk Kırcı ve Ahmet Ercüment Gedikli ölüm cezasına çaptırıldı.
  • İsrail, Lübnan ve ABD arasında, 17 Mayıs Antlaşması imzalandı.
  • Savcı Doğan Öz’ü 1978’de Ankara’da öldürmekten sanık İbrahim Çiftçi beraat etti.
  • Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi’nin 2 ay 20 günlük hapis cezası, Sıkıyönetim Komutanı cezayı temyiz etmediği için kesinleşti.
  • İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Gençay Gürsoy 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevden alındı.
1984 Ekrem Pakdemirli, İsviçre’ye hayali ihracat yapan 8 firmanın tespit edildiğini açıkladı.
1987 İsveçli hukukçu, ekonomist ve politikacı Karl Gunnar Myrdal (Doğumu: 6 Aralık 1898) Stockholm Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1927’de iktisat alanında doktora derecesini aldı. 1933-1947 yılları arasında Stockholm İktisat Okulu ‘nda profesörlük yaptı ve analizleri ile Stockholm Okulunu güçlü bir biçimde etkiledi. 1974 yılında parasal ve ekonomik dalgalanmalar ve bunların ekonomik, sosyal ve kurumsal ilişkisini (bağımlılığını) irdeleyen öncü çalışması ile Nobel Ekonomi Ödülünü karşıt görüşte olduğu ve fikir çatışmalarına girdiği Friedrich von Hayek ile paylaştı. Tage Erlanders hükümetinde ticaret bakanı olarak olarak görev aldı. 1950 tarihli UNESCO‘nun “The Race Question (Irkçılık Meselesi)” isimli raporunu da imzalayanlardan biri oldu.
1989 Çekoslovakya’da dört aydır hapiste olan yazar Vaclav Havel serbest bırakıldı.
1990 Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği akıl hastalıkları listesinden çıkardı.
1992 Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği akıl hastalıkları listesinden çıkardı.
1994
  • Türkiye, Sulak Alanların Korunması’na ilişkin Ramsar Sözleşmesini 1994 yılında kabul etti, sözleşme 17 Mayıs 1994 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
  •  İstanbul Savaş Karşıtları Derneği kapatıldı.
1995
  • 21 Ocakta gözaltına alındığı bildirilen Hasan Ocak’ın 26 Martta öldürüldüğü bildirildi. Cenazesi, aylar süren kampanya sonrasında 17 Mayıs 1995’te Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu.
  • Hava-İş sendikası başkanı Atilay Ayçin bir konuşmasında bölücülük yaptığı iddiasıyla yargılandı, 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tutuklandı.
1997 Avukat Eşber Yağmurdereli‘nin sözcülüğünü yürüttüğü “Barış İçin Bir Milyon İmza” girişiminin topladığı imzalar Meclis’e iletildi.
1998 Suriyeli eşcinsel, siyasi blog yazarı ve insan hakları aktivisti Abdurrahman Akkad doğdu. 2017’de ailesinin kendi isteği dışında bir kadınla evlenmeye zorlayacağından endişelenerek gay olduğunu Facebook’ta canlı bir video çekerek duyurdu. Video, çeşitli Arap sosyal kanallarında paylaşıldı. Çünkü bu video, Suriyeli eşcinsel bir erkeğin gerçek adı ve yüzüyle bir videoda cinsel yönelimini alenen ifade ettiği ilk olaydı.
1999 Doçent Doktor Bahriye Üçok ile Muammer Aksoy’un öldürülmesi olayına karışan 4 kişinin yakalandığı açıklandı.
2005 Bşbakan Erdoğan’ı ”iplere dolanan kedi” olarak çizen Musa Kart’ın 5 bin TL tazminat cezasına çarptırılmasına tepki olarak “Tayyipler Alemi” kapağıyla çıkan Penguen mizah dergisi aleyhine Erdoğan’ın açtığı 40 bin TL’lık manevi tazminat davası başladı.
2006 Hukukçu Mustafa Yücel Özbilgin, 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Danıştay saldırısında görev başında yaşamını yitirdi. Avukat Alparslan Arslan tarafından yapılan bu saldırıda 4 Danıştay üyesi de yaralandı.
2010 İran’ın uranyum takasına ilişkin ortak formülle ilgili anlaşma, Türkiye, Brezilya ve İran Dışişleri Bakanları tarafından imzalandı. Uranyum takasının Türkiye’de yapılacağı da, bu imza ile resmîleşmiş oldu.
2011 Kayıp yakınları “17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası” kapsamında Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.
2013 Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA) tarafından İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında 27 Nisan 2013 tarihinde ilan edildi. ECBA Bahar Konferansı, 26-27 Nisan 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşti. Başkan Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Ayşe Füsun Dikmenli, Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Av. Turgay Demirci, Av. İsmail Altay, Av. Hasan Kılıç hakkındaki  dava, Silivri 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2013/148 E. Sayılı dosyası ile 17 Mayıs 2013’te başladı. Duruşmaya ECBA ve diğer kurumlar gözlemciler gönderildi, dönemin İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile de görüşen ECBA Başkanı Prof. Dr. Holger Matt İstanbul Barosu’na tam desteklerini açıkladı.
2017
  • Amerikalı feminist sivil ve kadın hakları aktivisti Roxcy O’Neal Bolton yaşamını yitirdi. (3 Haziran 1926 – 17 Mayıs 2017)] Mississippi’de doğdu. Miami Kadınlar Şefi ve 1969’da Ulusal Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Evsiz kadınlar için kadın sığınakları yaptırdı, Tehlike Altındaki Kadınlar organizasyonunu kurdu. 1974’te Miami’de, ülkedeki ilk Tecavüz Tedavi Merkezi’ni kurdu, buranın adı 1993 yılında Roxcy Bolton Tecavüz Tedavisi Merkezi olarak değiştirildi.
  • Sabancı suikastı davasında yargılanan tutuklu sanık İsmail Akkol, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
  • Resmi Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ile 2017 yılı “Dilimiz Kimliğimizdir” başlığıyla “Türk Dili Yılı” ilan edildi.
2018
  • ABD Başkanı Donald Trump’ın CIA Direktörlüğüne aday gösterdiği, “işkenceci” geçmişiyle tartışılan Gina Haspel, Senatodan onay alarak CIA’in ilk kadın direktörü oldu.
  • Fransız hukukçu ve siyasetçi Nicole Fontaine yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Ocak 1942) 1962’de hukuk diploması, 1964’te Sciences Po diploması ve 1969’da kamu hukuku doktorası aldı. Avukat ve Hauts-de-Seine bölümünün baro üyesi oldu. Devlet ile sözleşme ile kamu sektörüyle bağlantılı dershaneler arasındaki ilişkiler üzerine dört kez yayınlanan ve geniş çapta dağıtılan doktora tezi, bu alanda standart referans çalışması haline geldi. 1984 yılında Alain Savary’nin özel okullara dair hazırladığı kanunun başarısız olmasında etkili olan Katolik Eğitimin önce genel sekreter yardımcısı ardından da temsilcisi olarak tanındı. 1984-2002 yıllarında Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yaptı, 1999-2002 yıllarında Avrupa Parlamentosu başkanlığı görevinde bulundu. 2002-2004 yıllarında Sanayi Bakanlığı yaptı. Ayrıca 2004-2009 yıllarında da yine Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’Honneur Nişanı sahibi oldu. 
  • Roboski Davasında, saldırıda hayatını kaybeden 34 kişinin 281 yakını tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan bireysel başvuru, iç hukuk yollarının  tüketilmediği gerekçesiyle reddedildi.
2020 Brezilyalı hukukçu, siyasetçi ve işadamı Wilson Leite Braga yaşamını yitirdi.(Doğumu: 18 Temmuz 1931) Paraíba Federal Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Brezilya Demokratik Hareketi (PMDB) üyesi olarak siyaset yaptı. 1955’ten 1967’ye ve 2011’den 2015’e kadar Paraíba Yasama Meclisi‘nde delege olarak iki dönem görev aldı. Paraíba kentini temsilen 1967’den 1982’ye kadar, 1995’ten 2003’e kadar ve 2007’den 2011’e kadar üç dönem Brezilya Parlamentosu‘na milletvekili olarak girdi.
2021 Memleket Partisi, Muharrem İnce başkanlığında kuruldu.
2023
  • Avukatlar Sendikası tarafından, E-Devlet sisteminin tüm avukatların sendikaya üye olabilmesine uygun şekilde tasarlanması talebinin kabul edilmemesi üzerine açılan idari davanın reddi üzerine yapılan başvuru hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’nin 17 Mayıs 2023 tarihli sayısında yayınlandı. Mahkeme talebi kabul edilemez buldu.
  • Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve Ankara Barosu Başkanı iken yönetim kurulunda bulunan 11 kişi hakkında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, 24 Nisan 2020 tarihinde Ankara’daki Hacı Bayram Camisi’nde verdiği hutbenin içeriğiyle ilgili yaptıkları basın açıklamasıyla ilgili olarak başlatılan soruşturma sonucunda; “kamu görevlisine dini inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması nedeniyle görevinden dolayı hakaret” suçlamasıyla Ankara Batı 3. Ağır Ceza Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan  davada mahkeme, sanıkların tamamı hakkında beraat kararı verdi.

16 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
16 Mayıs - Hukuk Takvimi - Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 
16 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 
Osmanlılar ile Safeviler arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Bu anlaşma sonucunda Zağros Sıradağları Osmanlılar ile Safeviler arasında resmi sınır olarak kabul edildi. Bu anlaşma sonucunda oluşturulan sınır küçük birkaç değişiklikle İran-Türkiye sınırı olarak günümüze kadar gelmiştir.
1703 Fransız hukukçu, şair, yazar, edebiyat teorisyeni Charles Perrault yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1628) Orléans‘ta hukuk öğrenimi gördü. Paris Barosu’na kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı, çeşitli resmi görevlerde yer aldı. Kral XIV. Louis’nin Maliye başmüfettişi Jean Baptiste Colbert için çalıştı. Fransız Bilimler Akademisi’nin kuruluşuna katkıda bulundu. Çocuk kitaplarının babası olarak anıldı. Yaşamının son yıllarında çocukları için derlediği ve Kaz Ana’nın Öyküleri adlı kitabında yayımladığı Uyuyan Güzel, Kırmızı Başlıklı Kız, Mavi Sakal, Çizmeli Kedi, Külkedisi birer dünya klasiği haline geldi. 
1717 Voltaire namıyla bilinen düşünür François-Marie Arouet, din ve krallık karşıtı yazılarından ötürü Bastille Hapishanesi’ne gönderildi.
1894 Hukukçu ve Nazi Almanyası’nda kiliselerden sorumlu Devlet Bakanı Hermann Muhs doğdu. (Ölümü: 13 Nisan 1962) Göttingen Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Kendisine avukat bürosu açtı ve 1929 yılında NSDAP üyesi oldu. 1930 yılında Prusya Eyalet Parlamentosu üyeliği yaptı. 1933’ten sonra Hildesheim ilçe başkanı oldu. 1935 yılında Devlet Bakanı oldu. Eşitlik çabaları ve teolojik beceriksizlikleri kiliseler ile birçok anlaşmazlıklara neden oldu.
1906 Venezüellalı hukukçu, entelektüel, tarihçi, yazar, televizyon yapımcısı ve politikacı Arturo Uslar Pietri dünyaya geldi. (16 Mayıs 1906 – 26 Şubat 2001)Arturo Uslar Pietri
1908 Fransız hukukçu, sendika lideri ve politikacı Albert Gazier (16 Mayıs 1908 – 2 Mart 1997)  dünyaya geldi. 
1919
  • Damat Ferid Paşa Hükümeti yeniden kuruldu.
  • Mustafa Kemal Paşa, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıktı.
1921 Yusuf Kemal Tengirşenk, Hariciye vekili oldu.
1942 Sosyal teori ve saha araştırmaları üzerine yazıları antropoloji disiplini ve karşılaştırmalı hukuk üzerinde kalıcı bir etki bırakan Polonyalı antropolog ve etnolog Bronisław Kasper Malinowski yaşamını yitirdi. (7 Nisan 1884 – 16 Mayıs 1942) 
1943 Varşova Gettosu’ndaki Yahudi topluluğunun, Nazi işgaline karşı başlattığı Varşova Gettosu Ayaklanması olarak adlandırılan direnişi kırıldı. Hayatta kalanlar, Treblinka toplama ve yok etme kampına gönderilmeye başlandı. Alman kayıtlarına göre 56 bin kişi öldürüldü.
1952 Birleşik Krallık’ta kadınlara eşit ücret yasalaştı.
1957 Amerika Birleşik Devletleri’nin Illinois Eyaleti’nin Chicago kentindeki içki yasağını gerçekleştirmek ve teftişte bulunmak amacıyla yaptığı görevle ve ünlü içki kaçakçısı Al Capone’u adalete teslim eden Dokunulmazlar ekibinin lideri olarak ün kazanan hukukçu ve müfettiş Eliot Ness yaşamını yitirdi.(19 Nisan 1903 – 16 Mayıs 1957),
1960
  • 1959 yılında imzalanan Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması” adıyla tanzim edilmiş ve antlaşmanın tasdikine dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 9 Mayıs 1960’ta kabul edilmiş ev Resmî Gazetenin 16 Mayıs 1960 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
  • Milli Eğitim Bakanlığı 19 Mayıs gösterilerini yasakladığını açıkladı.
  • Sovyet lider Nikita Khrushchev, SSCB toprakları üzerinde uçurulan Amerikan U-2 casus uçakları için, ABD başkanı Dwight D. Eisenhower’dan özür dilemesini istedi.
1962 Hukukçu, Edith Kindermann doğdu. 21 Mart 2019 tarihinde yapılan seçimde Alman Avukatlar Birliği (Deutschen Anwaltverein-DAV)  Başkanlığına gelen ilk kadın oldu.
1963 Türkiye Barolar Birliği’nin kurulmasının gerekliliği konusunda tam bir görüş birliğine vararak bu amaçla başlattıkları ön çalışmalar sonunda, 16 Mayıs 1963’te hazırlığı tamamlanarak 7 Temmuz 1969 tarihinde yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile “Türkiye Barolar Birliği” nin kurulması yasal olarak da kabul edildi.
1972 Sıkıyönetim uygulaması çerçevesinde askeri makamlarca tutuklananların asker kişi sayılacağı açıklandı.
1973 1730 sayılı Yargıtay Yasası 12 yıl aradan sonra 16 Mayıs 1973 tarihinde çıkarıldı ve 1 Haziran 1973 günü de yürürlüğe girdi.
1974
  • 9 İsrailli çocuğu rehin alan Filistin gerillalarıyla İsrail askerleri arasında çatışma çıktı; 16 çocuk öldü, 70 çocuk yaralandı.
  • Josip Broz Tito, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti başkanlığına ömür boyu olmak üzere seçildi.
1974 BM Ekonomik ve Sosyal Konsey 16 Mayıs 1974 tarihli ve 1861 (LVI) sayılı kararı ilan etti. Barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele edildiği olağanüstü durumda ve silahlı çatışma dönemlerinde insanlık dışı eylemlerin çok sıkça mağduru olan ve sonuçta çok ağır zararlara uğrayan sivil nüfustan kadınların ve çocukların korunmasına dikkat çekildi.
1975
  •  Sikkim, referandum sonucunda 22. Eyalet olarak Hindistan’a bağlandı.
  • Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Genel Müdürü İsmail Cem, “milli güvenliğe aykırı tutumu” gerekçe gösterilerek görevden alındı. Yerine Nevzat Yalçıntaş atandı. Cem Danıştay’a başvurdu.
1979 Üsküdar Çiçekçi’de 30 Nisan’da yasaklı 1 Mayıs’a ilişkin korsan gösteride gözaltına alınan “Kurtuluş” grubundan 139 kişinin yargılanmasına başlandı.
1979 Ankara’da, Piyangotepe Katliamında kişi öldürüldü, 2 kişi yaralandı.
1981 Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek, onları topluma kazandırmak, hayat standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla, Birleşmiş Milletlere üye ülkeler ile birlikte 10-16 Mayıs tarihleri Engelliler Haftası olarak kutlanmaktadır. BM Genel Kurulu, 3 Aralık 1981 tarihinde aldığı kararla 1982 yılından itibaren 10-16 Mayıs tarihlerini resmi olarak “Engelliler Haftası” olarak kabul etmiştir.
1983 İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, İlerici Gençler Derneği (İHD) ve İlerici Kadınlar Derneği (İKD) kurucusu ve üyesi toplam 23 kişi hakkında, komünist düzen için illegal faaliyet ve gizli TKP’yi desteklemek iddialarıyla 15 ile 30 yıl arası hapis istemiyle dava açtı.

  • 12 Eylül döneminin ardından, demokrasiye geçişte ilk siyasi parti olan Milliyetçi Demokrasi Partisi kuruldu.
  • Müjdat Gezen’in yazdığı ve Savaş Dinçel’in çizimlerini yaptığı 1978 yılı basımlı “Çizgilerle Nazım Hikmet”adlı kitapta ”komünizm propagandası yaptıkları” iddiasıyla M.Gezen ve S.Dinçel Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesinin kararıyla İstanbul’da gözaltına alındı.
1984
  • Yayımcı İlhan Erdost’un Mamak Cezaevin’de dövülerek öldürülmesi davasında Askeri Yargıtay Başsavcılığı’nın itirazı sonucunda Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, 10 yıl 8 aylık hapis cezası bozulan astsubay Şükrü Bağ’ın bozma kararını kaldırarak mahkumiyet hükmünü onadı.
  • YÖK Başkanı İhsan Doğramacı, kız öğrencilerin yasak olan başörtüsü yerine türban giyebileceklerini açıkladı.
  • Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Müşavirliği’ne atanan Hüseyin Üzmez tepkiler üzerine istifa etti. Üzmez 1959’da Vatan gazetesinin sahibi/başyazarı Ahmet Emin Yalman’ı Malatya’da silahla yaralamaktan 20 yıl hapse mahkum olmuş, 10 yıl yatıp infaz indirimiyle salıverilmişti.
1986 Kars’ta 8 Ocak 1980’de gözaltına alınıp 10 gün sonra hayatını kaybeden Oruç Korkmaz’ın işkencede ölümüyle ilgili olarak yargılanan 1’i komiser 4 polis memuru -hafifletici sebeplerle- 5 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırıldı.
1989
  • Bayrampaşa Cezaevi’nde isyan çıktı; 40’a yakın tutuklu ve hükümlü yaralandı.
  • Diyarbakır Karayolları 9.Bölge Müdürlüğü’nde Yol-İş üyesi 1.500 işçi Adliye’ye yürüyerek ”geçim sıkıntısından”boşanma dilekçesi verdi.
  • 1981’de “yurda dön” çağrısına uymadığı için yurttaşlıktan çıkarılan, hakkındaki gıyabi tutuklama kararı “kanıt yetersizliği”nden 26 Nisan 1989’da kaldırılan Sema Poyraz, Demokratik Almanya’dan uçakla İstanbul’a döndü. Poyraz’ı ailesi ve avukat Turgut Kazan karşıladı.
  • 16 Yaşındaki Musa Özdemir, Isparta Anadolu Lisesi bahçesinde basketbol oynarken şikayet üzerine 4 arkadaşıyla birlikte gözaltına alındı; “görevli memura hakaret”ten hakkında dava açıldı, kendini astı.
1990
  • Çanakkale E Tipi Cezaevi’nde toplam 365.5 yıla mahkum 5 Yazı İşleri Müdürü ile toplam 23.5 yıla mahkum 3 sendikacı, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan TCK 141, 142 ve 163.maddelerin derhal yürürlükten kaldırılması için süresiz açlık grevine başladı.
  • 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Ankara Üniversitesi SBF’deki görevlerinden uzaklaştırılan 7 öğretim üyesi, Danıştay’ın son içtihatı birleştirme kararı doğrultusunda verdiği kararlarla SBF’ye geri dönmeye başladı.
  • Edith Cresson Fransa’nın ilk kadın başbakanı oldu.
1993 DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, 244 oyla Türkiye’nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı oldu.
1995 Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunup ailenin teşhis ettiği Hasan Ocak’ın işkence görüp boğularak öldürüldüğü anlaşıldı. Ocak’ın cesedinin 26 Mart’ta Beykoz Buzhane Köyü yakınlarında bulunduğu, 15 gün morgda bekletildikten sonra Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğü öğrenildi.
1996 Selçuk Parsadan skandalı ile gündeme gelen DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, örtülü ödenekle ilgili açıklamada bulunamayacağını ve bunun bir devlet sırrı olduğunu söyledi.
1997 Liar Liar-Yalancı Yalancı, adlı hukuk filmi 16 Mayıs 1997 yılında vizyona girdi.
2000
  • Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı süresi bitti.  Hukukçu ve AYM başkanı Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanlı olarak göreve başladı.
  • “Düşünceye Özgürlük 2000” kitabının yayıncısı görünen 16 kişi hakkında 7-15 yıl arası hapis istemiyle dava açıldı.
  • ÇHD İstanbul Şubesi’ne üye avukatlar, cezaevi girişlerinde 2 kez aranma ve evrak kontrolü yapılmasına ilişkin protokolü İstiklal Caddesi’nde yürüyüşle protesto etti.
2002 17 Nisan 1999’da Sosyalist İktidar Partisi üyesi Hüseyin Duman’ı öldürmekten yargılanan Ülkü Ocakları K.Bakkalköy İlçe Başkanı İhsan Bal 24 yıl hapse mahkum oldu. Yalnızca 6 ay tutuklu kalan Bal, kararın ardından Şartla Salıverme Yasası hükümleri gereği tahliye edildi.
2007 Fransız avukat ve siyasetçi Nicolas Sarkozy 16 Mayıs 2007–15 Mayıs 2012 tarihleri arasında Fransa Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
2010 İran ile başta ABD olmak üzere batılı ülkeler arasında uranyum takasını öngören; Türkiye, Brezilya ve İran’ın ortak formülü üzerinde mutabakat, 18 saatlik görüşmeler sonunda sağlandı.
2018 İBDA düşüncesinin kurucusu, Kürt asıllı İslamcı düşünür, şair, yazar Salih Mirzabeyoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Mayıs 1950) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı ancak eğitimini yarıda bıraktı. İBDA-C örgütü lideri olduğu suçlamasıyla 28 Şubat sürecinde DGM tarafından ömür boyu hapse mahkûm edilen ve 16 yıl cezaevinde kaldıktan sonra yeniden yargılanıp 2 Mart 2016’da beraat etti.
2019 Avustralyalı hukukçu ve politikacı Robert Bob Hawke yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Aralık 1929)  Batı Avustralya Üniversitesi’nde eğitim gördü ve Bachelor of Arts ve Bachelor of Laws dereceleriyle mezun oldu. Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde tahkim hukuku alanında doktora çalışmaları yaptı. 1959’da ACTU avukatı olarak atandı. 1969’da ACTU’nun başkanı olarak seçildi ve burada yüksek bir kamuoyu profili elde etti. 1973 yılında İşçi Partisi başkanlığına atandı. 1980’de Avustralya  Temsilciler Meclisi’ne (MP) seçildi. 1983-1991 yılları arasında Avustralya’nın 23. başbakanı olarak görev yaptı.
2020 Brezilyalı avukat ve politikacı Mário Chermont yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Ocak 1937) Federal Pará Üniversitesi hukuk fakültesinde eğitim gördü. 1966’da Chaves Belediye Meclisi üyeliğine seçildi ve 1967’den 1971’e kadar bu görevi sürdürdü.  1979’dan 1991’e kadar iktidarda kalan Pará Yasama Meclisi Üyesi seçildi. 1989 ve 1990 yılları arasında Pará Yasama Meclisi Başkanlığı görevini üstlendi. 1990’da  Temsilciler Meclisi Üyesi seçildi.
2021 Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi (Universal Declaration on Living Together in Peace), 2021 yılı 16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü(The International Day on Living Together in Peace-IDLTP)) etkinlikleri kapsamında yayınlanmıştır. Bildiri, İnsanlığın şiddetten uzaklaşarak uzlaşma ve geleceği birlikte inşa etmesi fikrine dayanmaktadır.
2024 Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden Kobanê Davası kararları açıklandı. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ahmet Türk ve birçok sanık mahkum oldu. Sırrı Süreyya Önder beraat etti.
2026
  • Son 5 günde, 64 ilde icra edilen ‘Nitelikli Dolandırıcılık, Çevrim İçi Çocuk Müstehcenliği ve Tacizi, Yasa Dışı Bahis’ suçlarına yönelik düzenlenen operasyonlarda bin 21 şüpheli gözaltına alındı. 319 kişinin tutuklandı. 48 milyar 16 milyon lira değerindeki para ve mal varlığına da el konuldu
  • Sivil hava ulaşımına açık havaalanlarının, sertifikasyonu ve işletimi ile ilgili usul ve esaslarda düzenleme yapıldı. Değişiklik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi

0

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi (Universal Declaration on Living Together in Peace), 2021 yılı 16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü(The International Day on Living Together in Peace-IDLTP)) etkinlikleri kapsamında yayınlanmıştır. Bildiri, İnsanlığın şiddetten uzaklaşarak uzlaşma ve geleceği birlikte inşa etmesi fikrine dayanmaktadır. 

Dünya Vatandaşlığı kültürünün geliştirilmesi, hoşgörü ve şeffaflığın desteklenmesi ana misyondur. Halklar arasında yakınlaşma, barışın ve birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesi hedeflenmektedir. Gençliğe, barış kültürü eğitimi verilmesi, kadının statüsünün ve toplumdaki rolünün güçlendirilmesi de önemli bir misyondur.

Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’nün Tarihçesi

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: AISA-ONG-1024x934.jpgBildirinin tarihçesi 27 Ekim 2014’te Cezayir’de yapılan ve 27 farklı milletten 3.000’den fazla insanı bir araya getiren Uluslararası Barış Kültürü Kadın Kongresi’ne dayanmaktadır.  Kongrenin kapanışında, Dünya Birlikte Yaşama Günü’nün (WWD)  oluşturulması önerisiyle bir deklarasyon ilanı edildi ve bu günün tertibi için imza kampanyası başlatıldı. Bildirinin hazırlık aşaması  uluslararası bir sivil toplum örgütü olan AISA ONG  tarafından başlatılmıştır. İlk imzalar Cezayir’de toplandı. ve bir kampanya başlatıldı. Birleşmiş Milletlerde, aralarında Fransa, Belçika, ABD, Şili ve Cezayir’in de bulunduğu pek çok ülkeden delegasyonla çok sayıda toplantı gerçekleştirildi. AISA ONG International, 23 ve 24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Birinci Dünya İnsani Zirvesine katıldı ve Barış Kültürünün desteklenmesi için önerilerde bulundu.

Evrensel Barış Günü için yapılan üç yıllık çalışmanın sonunda 100 bine yakın imza toplandı. Ayrıca, 19 Mayıs 2017’de Paris’teki UNESCO Evi’nde bir çalıştay düzenlendi. 15 Eylül 2017’de ise Cezayir Dışişleri Bakanı’nı direktifiyle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde gerekli idari işlemlerin başlaması için 11 dile çevrilmiş bir metin teklifi tüm devletlerin misyonlarına dağıtıldı. New York’ta BM’nin 72. Genel Kurulu vesilesiyle, Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’nün önemini anlatmak için toplantılar yapıldı. Karar tasarısı Cezayir tarafından sunulduktan sonra 8 Aralık 2017 tarihinde BM Genel Kurulu, 16 Mayıs gününü “Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü” oybirliğiyle kabul etti.   

 

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi

Önsöz

Birleşmiş Milletler’in (BM), 8 Aralık 2017 tarihinde 193 üye ülke tarafından oybirliğiyle kabul edilmesiyle, her yıl 16 Mayıs’ı Uluslararası Barış içinde Yaşam Günü haline getirmeyi amaçlayan A/R/72/130 sayılı kararı göz önüne alındığında,

Uluslararası Barış içinde Birlikte Yaşam Günü’nün Afrika Birliği (Barış ve Güvenlik Konseyi, Toplantı 891, 2019) ve Bağlantısız Ülkeler Hareketi (Caracas, 2019) tarafından desteklendiği göz önüne alındığında,

Ayrıca bu günün Düsseldorf Bildirgesi (Birlikte yaşam taraftarı olan belediye başkanların Uluslararası Gözlemevi, Ağustos 2019) aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki şehirler ve başkentlerde desteklendiği ve her yıl kutlama taahhüdünde bulundukları göz önüne alındığında,

Günümüzde dahi, diğer insanlardan korkunun hoşgörüsüzlüğü artırdığını ve “benlik” kültürünün barışa zararlı olan siyasî, iktisadî, sosyal ve çevresel çatışmalara yol açtığı göz önüne alındığında,

Milyarlarca kadın ve erkeğin halihazırda hoşgörü, af ve merhamet değerlerini esas alan bir zeminde birlikte yaşadıkları göz önüne alındığında,

Irkımız, inançlarımız, kültürümüz, sosyal durumumuz, yaşam yerlerimiz ve biçimlerimiz ne olursa olsun birbirimize bağlı olduğumuz göz önüne alındığında,

İnsanlık ailesinin uzlaşma ve dayanışma koşullarını oluşturmak için birlikte hareket etmemizin insanlık adına görevimiz olduğu göz önüne alındığında,

Yarının yetişkinleri kendi geleceklerini birbirlerine karşı değil, birbirleriyle inşa etmeleri için genç nesilleri Barış kültürüne eğitmenin acil olduğu göz önüne alındığında,

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Bildiri

“Biz, dünya vatandaşları, siyasî, iktisadî ve sosyal karar vericiler, “hoşgörü, katılım, anlayış ve dayanışma ” lehinde olan Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisine onayımızı verdiğimizi ilan edip ve “farklılık ve çeşitliliklerimize saygı duyarak birlik ve beraberlik yaşam biçimine uygun olan bir dünya oluşturmak için birlikte yaşamak ve hareket etmek konusunda” irademizi ifade ediyoruz.”

Uluslararası Barış içinde Yaşam Günü getirmeyi amaçlayan BM’in A/R/72/130 sayılı kararından alıntı [/box] 

Kadın veya erkek vatandaş olarak:

  • Kadın veya erkek tüm vatandaşların eşitliğini ve birbirlerine bağlılığını kabul etmek.
  • Köprüler inşa etmek ve bizi ayıran duvarları yıkmak.
  • Uluslararası Barış içinde Yaşam Gününü kültürel ve yerel özelliklere saygı duyarak kutlamak ve icabında bu meyanda farkındalığı artıran girişimlerde bulunmak.
  • Ulusal kurumlarla çalışarak Barış içinde Birlikte Yaşam için gereken koşulları oluşturmaları için onları teşvik etmek.

Belediye, bölgesel ve yerel seçilmiş yetkililer olarak:

  • Şehirlerde uyumlu bir şekilde bir arada yaşamayı kolaylaştırmak için her türlü çeşitliliğe saygı duyarak ve ayrımcılığa karşı mücadele ederek Barış içinde Birlikte Yaşamın gelişmesini sağlamak.
  • Toplumun can damarlarıyla sıcak bir ilişkide olarak, karşılıklı güven oluşturmayı ve tüm kadın-erkek vatandaşlarda toplumun birer parçası olma duygusunu geliştirmeyi amaçlayan adımlar atarak toplumun birliğini ve sosyal bütünlüğünü teşvik etmek.
  • Tüm kadın-erkek vatandaşlar arasındaki temasları kolaylaştıran yerel faaliyetler vasıtasıyla Birlikte Yaşamayı ve Birlikte Yapmayı teşvik eden stratejiler uygulamak.

Kadın veya erkek şirket yöneticisi olarak:

  •  Hayata, insan haysiyetine saygı duyan ve işbirliğe değer veren bir ekonomi için çaba sarf etmek.
  • Gündelik eylemlerimize anlam katan toplumsal çalışmaların ortaya çıkmasını teşvik etmek ve kârı bir amaç değil bir araç olarak gören müşterek esenliğin hizmetinde olan şirketler geliştirmek.
  • Ekonomik faaliyetlerin küresel ısınma ve biyolojik çeşitlilik üzerinde etkisini idare etmek ve şirketlerin politikalarını değiştirmek, ve hassaten ücret konusunda kadın-erkek arasında eşitliği hedefleyen politikaları hayata geçirmek.

Dinî bir lider olarak:

  • İnsanlık ailesinin dinî ve manevî çeşitliliğine saygı duyarak uzlaşması için katkıda bulunmak.

Devlet ve hükümetler olarak:

  • Uzlaşma ve dayanışma lehinde adımlar atarak ve insanları bağışlayıcı ve şefkatli olmaya teşvik ederek, toplumlar, dinî liderler ve diğer kişilerle işbirliği yoluyla barışa ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmak.
  • Özellikle küçük çocukların suistimalini yasaklayarak, sosyal ve iktisadî eşitsizlikleri azaltan bir zemin oluşturmak.
  • Tüm eğitim zamanı süresince barış kültürünün öğretimi için müfredat ve ders programlarında yer ayırmak.

Ulusal veya uluslararası bir örgüt veya kurum olarak:

  • BM’in A/RES/72/130 sayılı kararını destekleyen öneri ve ilkelerini somut eylemlere dönüşmesini sağlamak.
  • Barış içinde birlikte yaşamayla ilgili uluslararası konferansların düzenlenmesini desteklemek ve küresel düzeyde ortaklaşa gerçekleştirilen eylemlere katılmak.

Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisini desteklemek için resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisini kabul ederek sorumluluk alıyorum: www.16mai.org

Azerbaycan İstiklal Beyannamesi – 1918

0
İstiklâl Beyannamesi

Azerbaycan İstiklal Beyannamesi (İstiqlal Bəyannaməsi – Misak-ı Milli) Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin bağımsızlığını ilân eden 28 Mayıs 1918 tarihli bildiridir. Azerbaycan Millî Şûrâsı toplanarak bir istiklâl beyannamesi düzenlenmiş ve cumhuriyetin istiklali ilan edilmiştir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin devlet bağımsızlığının ilân edilmesi hakkındaki karar, “İstiklâl Beyannamesi” adıyla Azerbaycan tarihinde Birinci Cumhuriyet’in Misak-ı Milli metni olarak tarihe geçmiştir. 

Azerbaycan İstiklal Beyannamesi – İstiqlal Bəyannaməsi – Misak-ı Milli

Genel seçimle intihap olunan Azerbaycan Milli Şura’sı, bütün i bütün dünyaya ilan ediyor ki:

1. Azerbaycan halkı bugünden itibaren, hâkimiyet hakkına sahip olmakla birlikte, Güney ve Doğu Transkafkasya’dan ibaret Azerbaycan dahi, bütün hukuka malik bağımsız bir devlettir.

2. Müstakil Azerbaycan’ın siyasi yapısı Halk Cumhuriyeti olarak belirlenir

3. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, sınırı bulunan ülke ve milletlerle iyi ilişkiler içerisinde olmaya çaba gösterir.

4. Kurulan Halk Cumhuriyeti sınırları dâhilinde cins, milliyet, sınıf ayrımı gözetmeden tüm insanlara vatandaşlık ve siyasi haklar verilir.

5. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, topraklarında barındırdığı tüm milletlerin gelişmesi için fırsatlar tanır.

6. Azerbaycan devleti yönetimi başında bulunan geçici Hükümet, Temsilciler Meclisi toplanıncaya kadar, halkın oyu ile seçilmiş Milli Şura karşısında sorumludur.

Azerbaycan İstiklâl Beyannamesi

İstiklâl Beyannamesi Anıtı, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yer alan ve 28 Mayıs 1918’de ilan edilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti onuruna dikilmiş bir anıttır. Milli İlimler Akademisi ile Ekonomi Üniversitesi binaları arasında bulunan bu yapı, her yıl 28 Mayıs’ta kutlanan Bağımsızlık Günü‘nün sembollerinden biridir.

Yusuf Kemal Tengirşenk

0
Yusuf Kemal Tengirşenk

Yusuf Kemal Tengirşenk, 1878 Boyabat’ta doğmuştur. Kadı (Naip) Hasan Raci efendinin oğludur. Önce Kuleli İdadisine girmiş, sağlık nedenleri ile Askeri Tıbbiye nakledilmiş burada öğrenimine devam ederken hapsedilmiş, Fizan’a sürülmek üzere iken sakatlığı ve bazı girişimler üzerine çürüğe ayrılmıştır. Bir süre memleketinde kaldıktan sonra İstanbul’a gelerek Mektebi Hukuka girmiştir.

Fransızca ve İngilizce dillerini bilen Tengirşenk 1904 yılında hukuk fakültesinden mezun olmuş ve daha sonra Paris Hukuk Fakültesi Ulumu Siyasiye ve İktisadiye şubesinde Doktorasını vermiştir.

Yusuf Kemal Tengirşenk Moskova Anlaşması Heyetinde

1898 de Boyabat Mal Müdürü Refikliğine tayin edilmiş, 1899 da istifa etmiştir. Mektebi Hukuktan mezun olduktan sonra 1904 de avukatlığa başlamış aynı zamanda Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku Muallim Muavinliğine, daha sonra Muallimliğe tayin edilmiştir.

1908’de Meşrutiyetin ilanı ile Kastamonu mebusluğuna seçilmiştir. 1908-1909 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığı görevine seçilmiş; 1 yıl görev aldıktan sonra ayrılarak 31 Ağustos 1914 tarihine kadar Avrupa’da Talebe Müfettişliğinde bulunmuştur.

1 Haziran 1915 de Müfettiş Umumiliğine, 23 Kasım 1915 de Adliye Nezareti Müsteşarlığına tayin edilmiş, I. Dünya Savaşının bitmesiyle tekrar Kastamonu Mebusu olmuş, İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Ankara’ya gelerek Büyük Millet Meclisine katılmıştır. Hariciye Vekili Bekir Sami Beyle birlikte Murahhas olarak Moskova’ya gitmiş ve daha sonra ikinci defa Heyeti Murahhas Reisi olarak 16 Mart 1921 de Moskova’ya giderek Dostluk Muahedesini akdetmiştir.

Tengirşenk, 30 Mart 1920’de Adliye Vekili, 15 Mayıs 1921 de Hariciye Vekili seçilmiştir. 02.10.1922’de istifa etmiş, 1923 de Londra Mümessilliğine tayin olmuş, bilahare Sefirlik ile Milletvekilliğinin bir arada yapılamayacağına dair alınan karar üzerine Milletvekilliğini tercih etmiştir.

1930 senesinde 2. defa Adliye Vekilliğine tayin olunmuş, 1933 de istifa etmiştir.

1950 yılında siyaseti bırakıp, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ekonomi Profesörü olmuştur. Bu görevden emekli olup, 6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961 tarihleri arasında Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Temsilcisi olarak görev yapmıştır.

15 Nisan 1969 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir.

Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması

0

Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması(1959), Demokrat Parti döneminde, 5 Mart 1959 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti adına Fatin Rüştü Zorlu ve Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti adına Büyükelçi William Fletcher Warren tarafından imza edilmiştir.

William Fletcher Warren, 1896–1992 yıllarında yaşamış ABD’li diplomattır. 6 Nisan 1945 – 9 Mayıs 1945 arasında Nikaragua, 10 Nisan 1947- 25 Temmuz 1950 arasında Paraguay, 3 Ekim 1951- 21 Kasım 1951 arasında Venezuela ve 24 Mart 1956- 15 Kasım 1960 arasında ise Türkiye büyükelçisi olarak görev yaptı. 

Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşmasına ilişkin gazete haberi

Türkiye ile ABD arasında imzalanan ilk askeri antlaşma olan 12 Temmuz 1947 tarihli Yardım Antlaşmasından sonra Türkiye 1950 yılında Kore Savaşına katılmış, 1952 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Antlaşmasını imzalayarak NATO’ya katılmış, Batı ile ilişkiler askeri bağlamda genişleme göstermiştir.

Türkiye ile ABD arasında 1950-1960 yılları arasında 5o’nin üzerinde ikili anlaşma yapılmıştır.

25 Ağustos 1952’de imzalanan NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi(Kuzey Atlantik Andlaşmasraa Taraf Devletler arasında, Kuvvetlerinin Statüsüne dair Sözleşme), 10 Mart 1954’te TBMM tarafından onaylanmış, bu sözleşme ile ABD’nin, Türk topraklarında askeri tesisler ve üsler kurarak askeri personel bulundurması kabul edilmiştir.(“Kuzey Atlantik Andlaşmasına Taraf Devletler arasında, Kuvvetlerinin Statüsüne dair Sözleşme” nin ve Kuzey Atlantik Nazır Yardımcıları Konseyinin, işbu Sözleşme metninin tadiline mütedair, 4 Nisan 1952 tarihli karan ile Atlantik Konseyinin 25 Ağustos 1953 tarihli kararının ve “Kuzey Atlantik Andlaşması Teşkilâtının, Millî Temsilcilerin ve Milletlerarası Personelin Statülerine dair Sözleşme” nin ve Kuzey Atlantik Nazır Yardımcıları Konseyinin, işba Sözleşme metninin tadiline mütedair, 4 Nisan 1952 tarihli kararının ve “Kuzey Atlantik Andlaşması mucibince kurulmuş Milletlerarası Askeri Karargâhların Statüsüne dair Protokol” ün, kabulüne dair Kanun)

23 Haziran 1954’te imzalanan Vergi Muafiyetleri Anlaşması sonucunda ise, ortak savunma için ABD tarafından yapılacak masraflardan vergi alınmamasını öngörülmüştür.

Savunma Kolaylıkları Yardım Programı’na Ait Anlaşma, 25 Nisan 1955 tarihinde kabul edilmiş, ABD’nin Askeri Tesisler Anlaşması ile Türkiye’de kuracağı üs ve tesislerden ötürü Türkiye’ye ek yükümlülükler getirilmiştir.

Ortak Savunma Yardım Programı’na Göre Verilen Artık Teçhizat ve Malzemenin Kullanılmasına Ait Anlaşma 26 Mayıs 1955 tarihinde düzenlenmiş, ABD’nin gerekli olmayan teçhizat ve malzemeleri başka devletler transferine izin verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında “Atom Enerjisinin sivil sahada istimali hususunda iş birliğine dair Anlaşma”, 10 Haziran 1955 tarihinde Vaşington’da imzalanmıştır. Atom Enerjisi Anlaşması, 14 Aralık 1956’da TBMM’de kabul edilmiş, 24.12.1956’da resmi gazetede yayınlanmıştır. Bu antlaşma, ABD’nin bilimsel yardımlar yoluyla barışçıl ve insancıl amaçlarla nükleer araştırma merkezleri kurabilmesini ve reaktörlerde kullanılacak zenginleştirilmiş uranyumun Türkiye’ye ödünç verilmesi kararlaştırılmıştır.

28 Temmuz 1956’da yapılan Antlaşma ile, Türk topraklarında işlenen suçlar nedeniyle yabancı bir ülkenin makamlarına yargılama sürecinde rol oynama yetkisi tanınmıştır.

ABD’ye ve NATO‘ya çeşitli ayrıcalıklar tanıyan bir dizi antlaşmanın ardından 1959 yılında imzalanan Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması(1959), “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması” adıyla tanzim edilmiş ve antlaşmanın tasdikine dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 9 Mayıs 1960’ta kabul edilmiş ev Resmî Gazetenin 16 Mayıs 1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun kabulüne muhalefet partisi yoğun itirazlarda bulunmuştur.

Türkiye – ABD Yardım Antlaşmasınını 10. yıl dönümünde ABD Büyükelçisi Fletcher Warren, Adnan Menderes ve Büyükelçi Melih Esenbel

Türkiye – ABD İşbirliği Anlaşması (1959) – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşmasının Tasdikine Dair Kanun

MADDE 1. — 5 Mart 1959 tarihinde Ankara’da imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması kabul ve tasdik edilmiştir.
MADDE 2. — Bu kanun neşri tarihinde meriyete girer.
MADDE 3. — Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ÎLE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ HÜKÜMETİ ARASINDA İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASI

Türkiye Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, Londra’da 28 Temmuz 1958 tarihinde kendilerinin de katıldıkları Beyannameyi tatbik mevkiine koymayı arzu ederek;

24 Şubat 1955 tarihinde Bağdad’da imzalanan Karşılıklı İş Birliği Paktının 1 nci maddesi gereğince bu Anlaşmayı imzalıyan Tarafların emniyet ve müdafaaları için iş birliği yapmayı kararlaştırdıklarını ve yine aynı şekilde yukarda zikri geçen Beyannamede ifade olunduğu üzere Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin dünya sulhu nef’ine, emniyet ve müdafaaları için işbu Beyannameye katılan hükümetlerle iş birliğinde bulunmayı kabul ettiğini nazarı itibara alarak;

Karşılıklı İş Birliği Paktı âzalarının yukarda zikri* geçen Beyannamede müşterek emniyetlerim korumak ve doğrudan doğruya veya bilvasıta tecavüze mukavemet etmek hususundaki azimlerin beyan etmiş olduklarını nazarı itibara alarak;

Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin 24 Şubat 1955 tarihinde Bağdad’da imzalanmış olan Karşılıklı İş Birliği Paktının başlıca komitelerinin çalışmasına iştirak ettiğini de kaydederek;

Birleşmiş Milletler Anayasası prensipleri gereğince sulhun takviyesini arzu ederek;

Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 nci maddesi gereğince emniyet ve müdafaaları için iş birliği yapma haklarını teyit ederek;

Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin, Türkiye’nin istiklâl ve tamamiyetini kendi millî menfaati ve dünya sulhu için hayati telâkki ettiğini nazarı itibara alarak;

1954 tarihli Muaddel Karşılıklı Emniyet Kanunu ve Orta – Doğu’da Sulh ve İstikrarın İdamesine Mütedair Müşterek Karar Suretine tevfikan Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanına verilen gerekli yardımda bulunma salâhiyetini göz önünde tutarak;

ve İran ve Pakistan Hükümetleri ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında karşılıklı olarak aynı mahiyette anlaşmalara girişildiğini nazarı itibara alarak aşağıdaki hususlarda Anlaşmaya
varmışlardır:

MADDE 1

Türkiye Hükümeti tecavüze mukavemet etmeye azimlidir. Türkiye’ye karşı tecavüz vukuunda, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, talebi üzerine Türkiye Hükümetine yardım etmek için, karşılıklı olarak üzerinde anlaşmaya varılabilecek şekilde ve Orta – Doğu’da Sulh ve istikran idameyi istihdaf Eden Müşterek Karar Suretinde derpiş edildiği veçhile, silâhlı kuvvetlerin kullanılması da dâhil olmak üzere Amerika Birleşik Devletlerinin Anayasasına uygun gerekli her türlü harekete girişecektir.

MADDE 2

Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti 1954 tarihli Muaddel Karşılıklı Emniyet Kanunu, Amerika Birleşik’Devletlerinin alâkalı kanunları ve Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında bugüne kadar yapılmış ve bundan böyle yapılacak bu hususta kabili tatbik anlaşmalar gereğince, millî istiklâl ve tamamiyetinin muhafazasında ve iktisadi gelişmesinin müessir şekilde idamesinde Türkiye Hükümetine yardım etmek maksadiyle Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında karşılıklı olarak üzerinde anlaşmaya varılabilecek askerî ve iktisadi yardımda bulunmaya devam edeeeğini teyideyler.

MADDE 3

Türkiye Hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti tarafından temin edilecek askerî ve iktisadi yardımı, 28 Temmuz 11)58 tarihinde Londra’da imza edilen Beyannameye katılan hükümetler tarafından tesbit edilen gaye ve maksatlara uygun bir şekilde ve Türkiye’nin iktisadi kalkınmasını müessir tarzda teşvik ve millî istiklâl ve tamamiyetini muhafaza maksadı için kullanmayı taahhüdeder.

MADDE 4

Türkiye Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, bu Anlaşmanın kabili tatbik diğer ahkâmına tâbi olmak üzere mütekabilen şayanı kabul olduğu hususunda anlaşmaya varılabilecek tedafüi tertipleri hazırlamak ve bunlara iştirak etmek maksadiyle 28 Temmuz 1958 tarihinde Londra’da imzalanmış olan Beyannameye katılan diğer hükümetlerle iş birliği yapacaklardır.

MADDE 5

İşbu Anlaşmanın hiçbir hükmü diğer milletlerarası Anlaşma ve tertiplerde derpiş edilmiş olan iki Hükümet arasındaki is. birliğine tesir etmez.

MADDE 6

Bu Anlaşma imza tarihinden itibaren meriyete girecek ve iki Hükümetten birinin diğerine, Anlaşmaya son vermek hususundaki niyetini bildiren yazılı ihbarın alınmasından itibaren bir yıl daha meriyette kalacaktır.

Ankara’da 1959 Mart ayının beşinci günü iki nüsha olarak yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti adına Hükümeti adına
Fatin Rüştü Zorlu Fletcher Warren

Riyaseti Cumhura yazılan tezkerenin tarih ve numaram: 10.5.1960 ve /380

Bu kanunun ilânının Başvekâlete bildirildiğine dair Riyaseti Cumhurdan gelen tezkerenin tarih
ve numarası: 11.5. 1960 ve 4/193

ABD başkanı Dwight D. Eisenhower, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes

AİHM Sacit Kayasu Kararı

0
Savcı Sacit Kayasu

AİHM Sacit Kayasu Kararı, Adana Cumhuriyet Savcısı sıfatı ile Eski Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin baş sorumlusu Kenan Evren hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 146. ve 147. maddeleri uyarınca iddianame düzenleyen Sacit Kayasu‘nun başvurusu üzerine 13 Kasım 2008 tarihinde verilmiştir. Kararın Türkçe’ye çevirisi Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıştır.

Sacit Kayasu

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE

KAYASU -TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no: 64119/00 ve 76292//01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
13 Kasım 2008

İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

______________________________________________________________________________________

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (64119/00 ve 76292/01) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Sacit Kayasu’nun (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Eylül 2000 ve 23 Eylül 2001 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu
başvurudur.

OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI

Başvuran, 1952 doğumludur. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran savcıydı. 5 Ağustos 1999 tarihli bir mektup ile başvuran, vatandaş sıfatıyla, 1961 Anayasası ile kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı ihtilal yaptıkları gerekçesiyle 12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştiren eski generaller Kenan Evren, Sedat Celasun, Nurettin Ersin, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına şikayette bulunmuştur. Şikayet dilekçesinde başvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 146. ve 147. maddelerini temel almıştır.

Şikâyet dilekçesi takipsizlik kararı ile sonuçlanmış ve dava basına yansımıştır.

A -Başvuranın dilekçesini sunmasının ardından başlatılan disiplin süreci

Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü tarafından başvuran hakkında idari soruşturma başlatılmış, 9 Şubat 2000 tarihinde dosya HSYK’na gönderilmiştir.

6 Ocak 2000 tarihli fezlekesinde, Ödemiş Cumhuriyet Baş Savcısı, başvuran hakkında kovuşturma başlatılması yönünde görüş bildirmiştir. Savcı olmasına rağmen, Kayasu, Anayasa’nın açık hükmüne aykırı olarak, devletin bekası için çalışan devlet adamları hakkında uygunsuz ifadeler kullanmış ve basını bizzat haberdar ederek söz konusu dilekçeyi aleni hale getirmiştir. Başsavcıya göre, söz konusu davranışlar, disiplin cezasını gerektirmekteydi, cezai müeyyideye gerek bulunmamaktaydı.

HSYK, başvuranın savunmasını almıştır. 8 Mart 2000 tarihli layihasında, başvuran, söz konusu şikayet dilekçesini görevleri çerçevesinde değil de vatandaş sıfatıyla sunduğunu beyan etmiştir. Başvurana göre, söz konusu dilekçenin içeriği itibariyle başvurana disiplin cezası uygulanmasına gerek yoktu. Başvuran ayrıca amacının kimseye zarar vermek değil hukukun üstünlüğünün sağlanmasına katkıda bulunmak olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, ilgililer kendilerini hakarete uğramış hissederlerse kendisi hakkında şikayette bulunabileceklerini de sözlerine eklemiştir.

HSYK 30 Mart 2000 tarihinde, Hakimler ve Savcılar hakkındaki 2802 sayılı kanunun 65/a maddesi uyarınca başvurana kınama cezası vermiştir. HSYK’na göre, şikayet dilekçesinde başvuran tarafından kullanılan ifadeler devletin istikrarı ve bekası için çalışan bazı devlet adamlarına karşı hakaret niteliği taşımaktaydı.

17 Nisan 2000’de başvuran yazılı olarak, HSYK kararının düzeltilmesini talep etmiştir.

Başvuran yazısında, kararın kendisine gerektiği gibi tebliğ edilmediğini ve yeterince gerekçelendirilmediğini ileri sürmüştür. Aynı yazıda başvuran, sadece dilekçe hakkını kullanması nedeniyle cezalandırılmasının kendisini aynı sonuca ulaşmak için başka bir yolu kullanmaya, savcı olarak iddianame düzenlemeye ittiğini belirtmiştir.

Başvuran hakkındaki kararda düzeltme yapılmamıştır.

24 Mayıs 2000 tarihinde, başvuran karara itiraz etmiştir. Başvuran, savunmasında belirttiği hususları yinelemiş ve itirazının reddedilmesi durumunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak haklarını savunmak zorunda kalacağını belirtmiştir. 3 Temmuz 2000 tarihinde, yine eksiksiz toplanan Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu İtirazları İnceleme Kurulu tarafından “30 Mart 2000 tarihli kararın yerinde” olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazı reddedilmiştir. İtirazları inceleme komitesi on bir üyesinin oy çokluğu ile karara varmış ve karar nihai hale gelmiştir.

B- Başvuranın dilekçesini sunmasının ardından başlatılan cezai süreç

25 Şubat 2000 tarihinde, Salihli Savcısı, aynı olaya dayanarak, Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca görevi kötüye kullanmaktan başvuran hakkında bir iddianame düzenlemiştir.

28 Nisan 2000 tarihinde, başvuranın görevleri çerçevesinde değil de sivil kimliği ile hareket ettiğine kanaat getiren Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana isnat edilen suçları Silahlı Kuvvetlere hakaret suçu olarak yeniden tanımlamış ve başvuran hakkında son soruşturma açılmasına karar vermiştir. Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesi, dosyayı, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.

23 Aralık 2000 tarihinde alınan bir kararla, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın söylemlerinde ağır eleştiri bulunduğu ancak hakaret içermediği gerekçesi ile beraatına karar vermiştir.

C- Başvuran tarafından düzenlenen iddianamenin ardından başlatılan ceza ve disiplin kovuşturmaları

28 Mart 2000 tarihinde, başvuran, Adana Cumhuriyet Savcısı sıfatı ile Eski Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin baş sorumlusu Kenan Evren hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 146. ve 147. maddeleri uyarınca iddianame düzenlemiştir.

İddianamesinde, başvuran, 12 Eylül 2000 tarihinde olayların zamanaşımına uğrayacağını ve bir hukuk devletinin emrinde çalışan bir kanun adamı olarak sanığın yasadışı eylemleri nedeniyle yargılanmasından sorumlu olduğu kanaatinde olduğunu belirtmiştir. Başvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 146. ve 147. maddeleri hakkında doktrindeki farklı yorumlardan alıntılar yapmıştır. Anayasa’nın geçici 15. maddesi uyarınca Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin cezai dokunulmazlığına ilişkin olarak ise, başvuran, MGK’nın 12 Aralık 1980 tarihinde kurulmuş olması muvacehesinde Söz konusu Anayasa hükmünün 12 Aralık 1980 tarihinden önceki eylemlere uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Başvurana göre, 12 Eylül 1980’den önceki döneme ilişkin olarak, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in MGK’nın değil de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başı olduğu düşünülmelidir. Başvuran, Genelkurmay Başkanı Evren’in muhtırasının yer aldığı 30 Ağustos 1980 tarihinde yayımlanan bir kitabı da ek olarak sunmuş, yazılı ve görsel basının arşivlerinde çok sayıda delil bulunduğunu belirtmiştir.

İddianamesinin sonuç kısmında başvuran, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’i, Türk Silahlı Kuvvetlerini kanuna aykırı kullanmakla suçlamıştır. Başvuran, 30 Ağustos 1980 tarihli beyanları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 ve 146/2 maddeleri uyarınca ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi nedeniyle de Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi uyarınca Genelkurmay Başkanı Evren’in mahkumiyetini talep etmiştir.

29 Mart 2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı, iddianamenin nüshalarını basına verdiği ve evinde gazetecilere beyanlarda bulunduğu gerekçesi ile görevi kötüye kullanmaktan başvuran hakkında soruşturma başlatılması için izin vermiştir. Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilen bir müfettiş, aralarında, savcıların, Adalet Sarayında çalışan bazı memurların ve gazetecilerin bulunduğu kişilerin ifadelerini almıştır. Müfettiş soruşturma dosyasına gazete kupürlerini ve davaya ilişkin diğer video kayıtlarını da eklemiştir.

Adana Cumhuriyet Savcısı 1 Nisan 2000 tarihinde başvuranın istemini bir ihbar dilekçesi olarak değerlendirmiş ve bu istemle ilgili olarak Anayasa’nın geçici 15. maddesi uyarınca takipsizlik kararı vermiştir. Bu dilekçe hiçbir zaman iddianame olarak işleme konmamıştır.

Başvuranın bu eylemi basında yankı bulmuş, kendisiyle röportajlar yapılmış ve Evren’in yargılanabilmesine dair tanınmış hukukçuların görüş ve yorumları yayınlanmıştır.

Adalet Bakanlığı Ceza Đşleri Genel Müdürlüğü tarafından tanzim edilerek yine bu bakanlığa bağlı iki idari hakimin imzaladığı 16 Mayıs 2000 tarihli mucipnameye göre başvuranla ilgili olayın iki soruşturma maddesi yönünden araştırılması gerekmekteydi. Đlk olarak, Kayasu tarafından hazırlanan iddianame soruşturma dosyası hazırlanmasına ilişkin yürürlükte olan usul kurallarından hiçbirine uymamaktaydı. Ayrıca Devletin güvenlik güçlerini aşağılayıcı ifadeler ihtiva etmekteydi. Kayasu, kişisel görüşlerine bir iddianamede yer vererek siyasi bir polemik yaratmak kastıyla hareket etmişti.

Đkinci olarak ise Kayasu iddianamenin bir kopyasını basına vermiş, ayrıca erken emekliye ayrılacağını beyan etmişti. Başvuran kameramanları ve gazetecileri davet ederek çekim yapılmasına izin vermişti. Böylelikle kamuoyunda suni bir tartışma yaratmıştı.

Raporda başvuranın bu iki eyleminin cezai yönden ve disiplin yönünden takibatı gerektirdiği sonucuna varılmıştır.

Ceza ve disiplin süreçleri aşağıda belirtildiği şekilde iç içe geçmiştir.

Tarsus Cumhuriyet Savcısı 23 Mayıs 2000 tarihli bir iddianameyle başvuranı TCK’nın 240. ve 159. maddeleri uyarınca görevi suiistimal ve silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyifle suçlamıştır. Savcı başvuranı bilhassa, aleyhte delillerin araştırılması ve sanıkların sorgulanması gibi usul kurallarından hiçbirine uymamakla, 1980 darbesinin failleri için cezai muafiyet öngören Anayasa’nın geçici 15. maddesini dikkate almamakla, söz konusu iddianamenin işleme konması için ısrar etmek ve iddianamenin muhtevasını basına açıklamakla ve incelediği bir dava hakkında birtakım beyanatlar vermekle suçlamıştır. Tarsus Cumhuriyet Savcısı başvuran tarafından hazırlanan iddianameden bazı bölümlere atıfta bulunmuştur.

Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 20 Haziran 2000 tarihinde başvuran hakkında son soruşturma açılmasına karar vermiştir.

Başvuran Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği bilatarih bir mektupta, iddianamesinin usulen meşru temeli olmadan ‘ihbar’ olarak tanımlanmasına itiraz etmiştir. Başvuran askeri darbelerle ilgili olayların tüm dünyada bilindiğini ve iddianame tanzim etmek için bir ihbara ya da hususi delillere ihtiyaç olmadığını ileri sürmüştür. Sanığın savunmasını almamasına ilişkin olarak ise, zamanaşımı süresinin dolmasına az bir süre kaldığı durumlarda usul kurallarına göre sanığın savunmasının alınmasının zorunlu olmadığına; zaten aleyhinde tanzim edilen iddianamede de kendisinin savunmasının bulunmadığına dikkat çekmiştir. Savcı sıfatıyla tanzim ederek kendi adıyla imzaladığı iddianamenin işleme konması için ısrar ettiğini kabul etmiş ve bunun başsavcının imzasını gerektiren bir iddianame tasarısı olmadığını belirtmiştir.

Hakaret iddiasına ilişkin olarak ise iddianamesinin hakaret içeren ifadeler içermediğini, ancak ülkenin tarihi boyunca meydana gelmiş silahlı müdahalelerin Türk toplumunda yarattığı korkuyu anlattığını ve bu konuda tespitlerde bulunduğunu belirtmiştir. Başvuran kendisini harekete geçiren tek etkenin ‘adalet aşkı’ olduğunu savunmuştur.

Adana Ağır Ceza Mahkemesi başvuran gibi ‘birinci sınıf’ hakim ve savcılara ilişkin son soruşturmaların Yargıtay’a bağlı bir ceza dairesi tarafından yürütülmesi gerektiği cihetle 5 Temmuz 2000 tarihinde ratione personae yetkisizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne havale etmiştir.

Sözü edilen daire, suçlama gerekçeleri temelinde 19 Ekim 2000 tarihinde ratione materiae görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne havale etmiştir.

Başvuran Yargıtay’daki savunmasında suçsuz olduğunu beyan etmiştir. Başvuran kendisine göre usule uygun olan iddianamenin hazırlanmasının savcılık yetkisi dahilinde olduğunu ve silahlı kuvvetlere hakaret etme niyeti taşımadığını belirtmiştir. Başvuran, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin 12 Aralık 1980’den önce işlenen suçlar için uygulanamayacağı yönündeki görüşünü yinelemiştir. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu iddianamenin Adana Cumhuriyet Başsavcısı tarafından reddedilmesinin yürürlükteki usule uygun olmadığını ve savcı sıfatıyla hazırladığı iddianamenin işleme konması gerektiğini ileri sürmüştür.

Başvuran 28 Mart 2001 tarihinde ihtilaf konusu iddianame metninin bilirkişi tarafından incelenmesini talep etmiştir. Başvuranın bu talebi Yargıtay tarafından kabul edilmemiştir.

Yargıtay, 4 Nisan 2001 tarihli kararıyla askeri darbe sorumlularının yargılanabilmelerine dair düşüncelerini ifade ettiği ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef almadığı cihetle başvuranın tahkir ve tezyif (TCK’nın 159. maddesi) suçundan beraat ettirmiştir. Ancak Yargıtay görevi suiistimal iddiasını yerinde bularak TCK’nın 240. maddesi uyarınca başvuranı bir yıl hapse mahkum etmiştir. Söz konusu hapis cezası 988.650.000 TL para cezasına çevrilerek cezanın infazının ertelenmesine karar verilmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın iki ay on beş gün süreyle kamu hizmetinden men edilmesine karar vermiştir. Karar gerekçesinde Yargıtay, başvuranın Anayasa’nın geçici 15. maddesinin amir hükmüne ve Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı gerekçelerle sunduğu dilekçesiyle ilgili olarak evvelce verilen takipsizlik kararına rağmen Kenan Evren hakkında iddianame hazırlamakta ısrar etmesinin TCK’nın 240. maddesinde yasaklanan görevi suiistimal teşkil ettiği kanaatine varmıştır.

Başvuran bu karara Yargıtay Ceza Genel Kurulu önünde itiraz etmiştir. Hakkında takibat yapılması için verilen iznin görevini icrası çerçevesinde işlemediği fiillere dayandırıldığını ileri süren başvuran bu fiillerin görevi kötüye kullanma iddiasıyla cezalandırılamayacağına, daha önce takipsizlik kararı verilen olaylar temelinde iddianame düzenlemesinin hiçbir şekilde görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çekerek bunun kamu vicdanını ilgilendiren bir konu olduğunu savunmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 15 Mayıs 2001 tarihinde oyçokluğuyla ceza dairesinin başvuranın görevini kötüye kullandığı yönündeki kararını onayarak hakaret iddiası yönünden verdiği beraat kararını bozmuştur. Ceza Genel Kurulu ‘başvuran tarafından kaleme alınan ve 28 Mart 2000 tarihini taşıyan belgenin’ eleştiri boyutunu aştığını ve silahlı kuvvetlerin tamamını yetkisini kötüye kullanan ve silahını kendi vatandaşlarına doğrultmakta ve hukuk devletini yıkmakta tereddüt etmeyen bir kurum olmakla suçlamak suretiyle hedef aldığı kanaatine varmıştır.

Ceza Genel Kurulu, istinabe yoluyla alınan ve iddianamesinin işleme konmamasının akabindeki eylemlerine ilişkin tanık ifadelerini de dikkate almıştır. Büyük çoğunluğu gazeteci olan tanıklar başvuran tarafından çağrılmış ve sözü edilen iddianamenin bir sureti kendilerine verilmiştir. Başvuran tanıklara, iddianamenin (adli makamlar) yok edilmesini istemediği için kendilerine bir örneğini verdiğini, ayrıca, erken emekliliğini isteyeceğini söylemiştir.

Yargıtay 26 Eylül 2001 tarihinde eski kararında ısrar etmiştir. Bu karar usul hatası nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 23 Ekim 2001 tarihinde bozulmuştur. Usul bakımından eksikliklerin giderilmesinin ardından Yargıtay 13 Mart 2002 tarihinde daha önce verdiği kararı tekrarlamıştır.

Ceza Genel Kurulu 16 Nisan 2002 tarihinde kararın görevi kötüye kullanmaya (TCK 240. madde) ilişkin kısmını onamış ve karar nihai hale gelmiştir. Öte yandan, başvuranın tahkir ve tezyif suçundan beraat etmesine ilişkin kararı bir kez daha bozmuştur (TCK’nın 159. maddesi). Yargıtay’ın 13 Haziran 2002 tarihli duruşması sırasında başvuran söz konusu iddianameyi hazırlarken amacının Türk hukuk tarihiyle ilgili gerçekleri ortaya çıkarmak olduğunu dile getirmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 11 Aralık 2002 tarihli nihai kararı ile Ceza Genel Kurulu’nun 16 Nisan 2002 tarihli kararına uymuş ve başvuranı TCK’nın 159. maddesi gereğince tahkir ve tezyif suçundan on ay hapis cezasına çarptırmış, söz konusu ceza para cezasına çevrilmiştir. 9. Ceza Dairesi, başvuranın mezkur iddianameyi basın mensuplarına dağıtmakla iddianamenin daha geniş bir kitleye ulaşmaya çalıştığını, böylece Devletin Silahlı Kuvvetlerini karalama ve bu kuruma hakaret etme niyetini ortaya koyduğunun altını çizmiştir.

Başvuran 20 Nisan 2000 tarihinden itibaren 2802 sayılı Kanun’un 77. maddesi uyarınca savcılık görevinden uzaklaştırılmıştır.

27 Şubat 2003 tarihinde HSYK yedi üyesinin oyçokluğuyla 2802 sayılı Kanun’un 69. maddesine uygun olarak başvuranın savcılık görevinden azledilmesine karar vermiştir.

Söz konusu kararda, başvuranın Adalet Bakanlığı Müfettişi’nin taraflı tutumuna kanaat getirdiğini bu nedenle savunma sunmayacağını belirttiğine yer verilmiştir

HSYK, başvuranın TCK’nın 240. ve 159. maddeleri uyarınca cezalandırılmasını yorumlamış ve başvuranın görevden alınması gerektiğine kanaat getirmiştir.

HSYK’nun yedi üyesinden biri karşı oy görüşü yazısında, çoğunluğun ceza hükmü yorumuna ve 2802 sayılı Kanun’un 70. maddesinin uygulanmasına karşı çıkmıştır. Üyeye göre savcının tek bir eylemi iki suçtan mahkum olmasına neden olmuştur, bu durumda görevden uzaklaştırmak yerine tayin kararı uygulanmalıydı.

Başvuranın kararı düzeltme başvurusunu HSYK 1 Mayıs 2003 tarihli kararı ile reddetmiştir. Başvuran Söz konusu bu karardan, ekinde kararın örneği bulunmayan 27 Mayıs 2003 tarihli bir mektup ile haberdar olmuştur. Başvuran 29 Mayıs 2003 tarihinde bu son karara karşı HSYK İtirazları İnceleme Kurulu’nda itiraz ederek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararının gerekçesinin kendisine tebliğ edilmediğini, bu durumda savunma hakkından yoksun kaldığını ifade etmiştir.

Yapılan bu son itiraz, dokuz üyeli İtirazları İnceleme Kurulu tarafından 3 Kasım 2003 tarihinde reddedilmiştir. İtirazları İnceleme Kurulu’nun dokuz üyesinden dördü başvuran ile ilgili itiraz konusu kararı alan HSYK’nda da bulunmaktaydı.

Avukatlık Kanunu’nun 5 b) fıkrası uyarınca başvuran savcılık görevinden uzaklaştırılması nedeniyle avukatlık görevini artık icra edememektedir.

HUKUK

I- BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

AİHM, başvuruların dayandığı olayların ve esasa ilişkin ortaya çıkardığı sorunların benzerliğini göz önüne alarak İç Tüzüğü’nün 42/1 maddesi uyarınca davaların birleştirilmesine karar vermiştir.

II – İHTİLAF KONUSU

Başvuran, şikâyet dilekçesi nedeniyle kendisine verilen kınama cezasının ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin sorumluları hakkında düzenlediği ve savcılık mesleğinden çıkarılmasına ve sonunda da avukatlık mesleğini icra etmesinin yasaklanmasına neden olan iddianame nedeniyle mahkum edilmesinin ifade özgürlüğüne haksız müdahale oluşturmasından şikayetçidir. Bu bağlamda başvuran, AİHS’nin 17. maddesi ile birlikte AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Başvuran ayrıca HSYK tarafından verilen disiplin cezalarına itiraz etmek için iç hukukta yeterli ve etkili bir başvuru yollunun bulunmayışından şikayetçi olmak için AİHS’nin 10 maddesi ile birlikte AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır. Başvuran Anayasaya göre, HSYK kararlarının hukuki denetim dışında bırakıldığını belirtmektedir.

Başvuran, bu bağlamda AİHS’nin 6. maddesinin 13. maddesi ile birlikte ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

AİHS’nin 7. maddesine atıfta bulunarak başvuran, vatandaş olarak Anayasal bir hak olan dilekçe hakkını kullandığını ve bu hakkını kullanması nedeniyle cezalandırılmasının söz konusu hükmü ihlal ettiğini belirtmektedir. Başvuran, ayrıca, savcı olarak, ihtilaflı iddianameyi hazırlamaya yetkisi olduğunu ve savcılık yetkilerine dayanarak gerçekleştirdiği bir eylemden dolayı cezai mahkûmiyet almasının da AİHS’nin 7. maddesinin gereklilikleri ile bağdaşmadığını ifade etmektedir.

AİHM, başvurana verilen cezaların her birinin temel özelliğinin başvuranın 1980 darbesinin sorumluları olan generaller hakkında “kovuşturma başlatılması hususundaki ısrarı” olmasını gözden uzak tutmadan, şikayetlerin kaynağı olan olayların tamamını bir bütün olarak AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Ayrıca AİHM, AİHS’nin 13. maddesi ile birlikte AİHS’nin 6. maddesi kapsamında düzenlenen şikayetlerin AİHS’nin 13. maddesi ile birlikte AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenmesine hükmetmektedir.

AİHS’nin 7. maddesi kapsamında yapılan şikâyete ilişkin olarak, AİHM, şikâyetin içeriğinin daha çok AİHS’nin 10. maddesi uyarınca müdahalenin öngörülebilirliği sorunu çerçevesinde bir inceleme gerektirdiği kanaatindedir.

III. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, hakkında verilen disiplin cezalarının ve cezai mahkumiyetlerin, AİHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluşturduğunu ileri sürmektedir.

A- Kabul edilebilirliğe ilişkin

Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Hükümet, ne disiplin sürecinde ne ceza yargılaması sürecinde başvuranın şikayetini iç hukukta dile getirmediğini
savunmaktadır.

Başvuran, bu konuda görüş bildirmemiştir. AİHM, AİHS’nin 35/1 maddesi ile öngörülen “iç hukuk yollarının tüketilmesi” kuralının amacı uyarınca, ilgilinin AİHM’ye yaptığı şikayetlerini, “iç hukuk tarafından belirlenen koşul ve sürelerde en azından esas bakımından” ulusal merciler önünde dile getirmesinin yeterli olacağını hatırlatmaktadır (Bkz, Fressoz ve Roire-Fransa, başvuru no: 29183/95).
AİHM, mevcut davada, disiplin süreci sırasında, başvuranın, amacının hukukun üstünlüğünün sağlanmasına katkıda bulunmak olduğunu belirttiğini ve dilekçe hakkına atıfta bulunduğunu gözlemlemektedir. Başvuran, AİHS uyarınca başvuruda bulunma niyetinde olduğunu da belirtmiştir. Bu hususlar, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını esas bakımından dile getirdiğine kanaat getirmek için AİHM açısından yeterlidir.

Ceza yargılamasına ilişkin olarak, AİHM, ulusal mahkemelerin bizzat kendilerinin esas bakımından ifade özgürlüğü hakkını dile getirdiklerini not etmektedir. AİHM özellikle, 4 Nisan 2001 tarihli kararında Yargıtay’ın, başvuranın, sadece askeri darbenin sorumlularının kararına ilişkin görüşlerini ifade ettiğini, TSK’yı hedef almadığını belirttiğini not etmektedir. Böylece AİHM, yargılamanın her safhasında, ulusal mahkemelerin, AİHS’nin 10. Maddesi kapsamında ileri sürülen ihlalleri, inceleme, önleme veya telafi etme imkanlarının bulunduğunu kanaatindedir (Fressoz ve Roire). Bu durumda AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamında yapılan itirazı reddetmektedir.

AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabul edilebilir niteliktedir.

B- Esas

1.Tarafların iddiaları

a) Başvuran

Başvuran, ilk olarak, kendisine yönelik disiplin ve ceza yaptırımlarının, AİHM içtihadının “yasayla öngörülme” kavramına verdiği anlam çerçevesinde yasa ile öngörülmediğini ileri sürmektedir.

Kınama cezasına ilişkin olarak, başvuran, Anayasal bir hak olan dilekçe hakkını kullanmasından dolayı kendisinin böyle bir disiplin cezasına çarptırılacağını kimsenin öngöremeyeceğini savunmaktadır.

Görevi kötüye kullanmaktan Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca verilen mahkumiyete ilişkin olarak ise başvuran, iddianamesinin sansürlendiğini ve hiçbir zaman görevleri çerçevesinde tamamlanmış bir fiil olarak kabul edilmediğini hatırlatmaktadır.

Başvurana göre, Söz konusu koşullarda, görevi kötüye kullanmaya dayanarak yapılan müdahale öngörülemez nitelikteydi.

İkinci olarak ise başvuran, her ne olursa olsun Söz konusu cezaların demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatindedir. Başvuran, özellikle izleyen hususların altını çizmektedir.

Kınama cezasına ilişkin olarak, başvuran, sıradan vatandaş sıfatı ile hareket ettiğini ve Anayasal bir hak olan dilekçe hakkını kullandığını ileri sürmektedir.

Başvuran, Türk hukukunda dilekçe sunmanın hiçbir şekilde suç olarak nitelendirilmediğini hatırlatmaktadır.

Başvurana göre, Söz konusu hakkı kullanmanın öngörülebilir sonucu, dilekçenin sunulduğu savcının iddiaları ciddi bulması halinde dilekçede hedef alınan kişiler hakkında kovuşturma başlatılması olabilirdi.

Başvuran, ifadelerinin askerlere karşı belli bir eleştiri içerdiğini kabul etmektedir ancak söz konusu ifadelerinin hiçbir şekilde hakaret içermediğini belirtmektedir. Başvuran, bu durumun Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat kararı ile de desteklendiği kanaatindedir.

Başvuran, ayrıca dilekçesi hakkında basın mensuplarını, kişisel olarak bilgilendirmediğini basın mensuplarının kendi yolları ile haberdar olduklarını belirtmektedir.

Başvuran, disiplin cezası kararının 30 Mart 2000 tarihinde yani olaylardan bir yıl, iddianameyi kaleme almasından iki gün sonra verildiği hususunda AİHM’nin dikkatini çekmektedir.

Başvuran, disiplin cezasının ağır olmamasının, Söz konusu cezanın haksız niteliğini ortadan kaldırmadığı, üstelik yetkililerin her hâlükârda kendisine ağır bir ceza yaptırımı uygulanacağını bilmelerinin alınan kararın haksızlığını artırdığı kanaatindedir.

Ulusal merciler tarafından şikâyet olarak değerlendirilen ihtilaflı iddianamenin işleme konmamasından dolayı, başvuran, hiçbir şekilde savcı olarak görevlerini icra ettiği sırasında gerçekleştirilmiş bir eylemden söz edilemeyeceğini ve bu durumda da görevi kötüye kullanmaktan bahsedilemeyeceğini ileri sürmektedir. Böylece bu suçtan başvuranın mahkumiyeti keyfi idi.

b) Hükümet

Hükümet, başvuranın çarptırıldığı cezaların ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale oluşturduğuna itiraz etmemektedir ancak Söz konusu cezaların “yasa ile öngörüldüğünü” “meşru bir amaç” izlediğini ve bu konuda Devletlere tanınan takdir payı göz önüne alındığında, AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı uyarınca bu meşru amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli olduğunu” savunmaktadır.

Hükümet, ihtilaflı müdahalelerin birden fazla meşru amaç güttüğünü belirtmektedir: kamu güvenliğinin sürdürülmesi, düzenin korunması, suçun engellenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması.

Disiplin cezasına ilişkin olarak, Hükümet, öncelikle başvuranın savcı ve devlet görevlisi olarak önemli bir sorumluluk taşıdığını dile getirmektedir. Savcılık mesleğini seçerek, başvuran, savcılar ve hakimlerle ilgili disiplin sistemine kendi isteğiyle tabi olmuştur. Hükümet göre, Söz konusu disiplin sistemi, özü itibariyle, bazı hak ve özgürlüklere sıradan vatandaşa uygulanmayacak kısıtlamalar getirme imkânı taşımaktadır.

Hükümet, bir savcının “hukukun, kamu düzeninin, suçun engellenmesinin ve başkalarının hak ve yükümlülüklerinin korunmasının sembolü” olduğu cihetle, üstüne düşen ödev ve sorumlulukların görevi dışındaki eylemler için de geçerli olduğunu sözlerine eklemektedir.

Hükümet, HSYK’na göre, başvuranın şikayetinin içeriğini basının bilgisine sunmasının, mesleğinin getirdiği saygınlık ve sorumluluk duygusu ile bağdaşmayacak bir davranış olduğunu hatırlatmaktadır. Hükümet, başvuranın çarptırıldığı cezanın zorlayıcı bir sosyal gerekliliği karşıladığı kanaatindedir.

Tedbirin ağırlığına ilişkin olarak ise Hükümet, en hafif yaptırımlardan birinin uygulanmış olduğunu belirtmektedir. HSYK kararının ardından, başvuran mesleğini icra etmeye devam edebilmiştir. Hükümet, 2802 sayılı yasanın 75. maddesi uyarınca kınama cezası alan kişinin, karar tarihinden itibaren dört yıl içinde Söz konusu cezanın silinmesini talep edebileceğini belirtmektedir. Bu durumda Hükümet, başvuranın çarptırıldığı disiplin cezasının izlenen yasal amaçla orantılı olduğu kanaatindedir.

Cezai müeyyideye ilişkin olarak ise, Hükümet, yukarıda belirttiği görüşlerini yinelemektedir. Ayrıca Hükümet, Yargıtay’ın gerekçelerini benimsemekte ve Söz konusu müdahalenin zorlayıcı bir sosyal gerekliliğe cevap verdiği kanısındadır.

Hükümet, başvuranın çarptırıldığı ancak ertelenen para cezasının izlenen yasal amaçla orantılı olduğu kanaatindedir.

2.AİHM’nin takdiri

a) AİHS’nin 10. maddesinin uygulanabilirliği ve müdahalenin varlığı

AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin sağladığı korumanın genel olarak mesleki alanı özel olarak da devlet memurlarını kapsadığını hatırlatmaktadır (Vogt-Almanya, 26 Eylül 1995 tarihli karar; Wille-Lihtenştayn, başvuru no: 28396/95, Fuentes Bobo-Đspanya, başvuru no: 39293/98, 29 Şubat 2000, Guja-Moldova, başvuru no: 14227/04, bkz, diğerleri arasından hâkim ile ilgili, Harabin-Slovakya, başvuru no: 62584/00).

AİHM, başvurana yönelik cezai ve disiplin yaptırımlarının, ilgilinin hakkına “kamu erkinin müdahalesi” olduğu hususuna Hükümetin itiraz etmediğini not etmektedir.

AİHM ayrıca, bir kişinin devlet memuru olmasının reddedilmesinin AİHS açısından, kendi başına bir şikâyet konusu olamayacağını, ancak, görevinden azledilen bir memurun, kendisine yönelik eylemin AİHS’nin güvenceye aldığı hakları ihlal ettiğini düşünüyorsa AİHM’ye başvurabileceğini hatırlatır.

AİHM mevcut başvuruda, disiplin ve ceza yaptırımlarına yol açan eylemlerin bir yandan başvuran tarafından kaleme alınan metinlerin içeriği ve şekli, diğer yandan bu metinlerin basına dağıtılması nedeniyle ortaya çıktığını tespit etmektedir. Her ne kadar, bilgi ve görüş iletme özgürlüğünü de içeren ifade özgürlüğü hakkının kullanılması ulusal yargı makamları tarafından savcı görevinin gerekleri ile bağdaşmaz olarak nitelendirildiyse de, AİHM, hem görevi kötüye kullanma hem tahkir ve tezyif suçlarının dayanağını oluşturan ana unsurların bu hakkın kullanılması ile bağlantısı olduğunu düşünmektedir.

AİHM başvuranın AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan hakkına yönelik müdahalelere maruz kaldığı görüşündedir (Bkz. a contrario, sözü edilen Harabin kararı). Benzer bir müdahale AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafında yer alan zorunlulukları karşılamadığı sürece AİHS’nin ihlali anlamına gelir. Amaçlanan bu hedeflere ulaşmak için mezkur müdahalenin «yasa ile öngörülüp öngörülmediğinin», Söz konusu paragrafta yer alan bir veya birçok “meşru amacın hedeflenip hedeflenmediğinin” ve bu amaçlara ulaşmanın “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının” araştırılması gerekmektedir

b) Müdahalenin yasallığı

i) «Yasa ile öngörme»

AİHM, AİHS’nin 10/2 maddesine uygun olarak bir «yasanın» yasa olarak nitelendirilebilmesi için vatandaşın davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde aydınlatıcı görüş almak suretiyle, bu yasanın düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerektiğini hatırlatır. Bunların mutlak bir kesinlikte öngörülebilir olmaları gerekmemektedir.

Kanunun açıklığı arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir: oysaki hukukun durumda meydana gelen değişikliklere adapte olabilmesi gerekmektedir. Nitekim birçok yasada şartlar gereği muğlâk formüller kullanıldığı, bunların yorumunun ve kullanılmasının uygulamaya bağlı olduğu görülmektedir. (Bkz. örneğin, Cantoni-Fransa kararı 15 Kasım 1996, Chauvy vd.-Fransa kararı, 29 Haziran 2004 no: 64915/01).

Bu başvuruda, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin yasal dayanağı erişilebilir ve açık kanun maddelerinde yer almaktadır: başvurana uygulanan disiplin müeyyideleri 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Hakkındaki Kanun’un 65/a fıkrası, 69. ve 70. maddelerine, cezai müeyyideler ise TCK’nın 159. ve 240. Maddelerine dayanmaktadır.

AİHM ayrıca öngörülebilirlik kavramının eriminin büyük ölçüde ilgili kanunun içeriğine, düzenlediği alana ve hedef aldığı kitlenin niteliğine ve kalabalıklığına bağlı olduğunu hatırlatmaktadır. Kanunun öngörülebilirliği ilgili kişinin bu yasanın düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde değerlendirebilmesi için aydınlatıcı öğütlere başvurmasına engel teşkil etmez. Aynı durum mesleklerini icra ederken büyük bir dikkat sarf etmesi gereken profesyoneller için de geçerlidir. Bu çerçevede kendilerinden eylemlerinin taşıdığı riskleri ölçerken özel bir özen göstermeleri beklenmektedir.

AİHM, başvuranın Cumhuriyet savcısı olarak sözü edilen iki metnin kendisi açısından disiplin ve cezai alanda neden olabileceği sonuçları «makul düzeyde» kestiremeyeceğini savunamayacağı görüşündedir. AİHM Söz konusu bu müdahalelerin AİHS’nin 10. maddesinin ikinci paragrafına uygun olarak «yasa ile öngörüldüğü» kanaatindedir.

ii) Meşru amaç

AİHM bahse konu müdahalelerin her birinin 10. maddenin ikinci paragrafında yer alan meşru amaçlardan en azından birini hedeflediği kanaatindedir: görevi suistimal etmekle ilgili olarak yargı erkinin tarafsızlığını ve otoritesinin sağlanması, tahkir ve tezyif ile ilgili olarak
başkalarının şöhretinin korunması.

iii) «Demokratik bir toplum için gereklilik»

a) Genel ilkeler

AİHM Vogt kararında 10. maddeye değin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri aşağıdaki şekilde ifade etmiştir:

i. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan biri olarak demokratik toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için vazgeçilmez şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından genel kabul gören veya zararsız veya ilgi çekmeyen «bilgi» ve «fikirler» için değil, toplumun duygularını inciten, şok eden veya huzursuz kılan fikir ve bilgiler için de geçerlidir. Bu çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ki bunların yokluğu halinde “demokratik bir toplum”dan söz etmek mümkün değildir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın ikna edici gerekçelerle sınırlandırılması gerekmektedir.

ii.AİHS’nin 10 / 2 maddesindeki anlamıyla “zorunlu” ifadesi, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç” ın varlığını gerektirmektedir. Sözleşmeci Devletlerin böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken belli bir takdir hakları bulunmaktadır, ancak buna ilişkin karar bağımsız bir mahkeme tarafından da alınmış olsa, hem yasa hem yasanın uygulanmasına ilişkin karar AİHM’nin kontrolüne tabidir. Dolayısıyla AİHM, bir “kısıtlama”nın, AİHS’nin 10. maddesinin güvence altına aldığı ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibi olan son merciidir.

iii. AİHM’nin görevi hiçbir şekilde, bu denetimi yerine getirirken, yetkili iç yargı mercilerinin yerini almak değil, fakat Söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların, AİHS’nin 10. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir. Buradan çıkan sonuç, AİHM’nin görevi Savunmacı Devlet’in bu yetkiyi iyi niyetle, titizlikle ve makul bir şekilde kullanıp kullanmadığını araştırmakla sınırlı değildir: AİHM, anlaşmazlık konusu olan müdahalenin “gözetilen meşru amaçla orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı çıkarmak adına ulusal makamlar tarafından ortaya konan gerekçelerin “uygun ve yeterli” görünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla, Söz konusu müdahaleyi, davanın bütününe bakarak değerlendirmek zorundadır. AİHM, ulusal makamların 10. madde ile güvence altına alınan haklar ile uyumlu kuralları uyguladıklarına, dahası, bu kuralları uygularken, olayla ilgili olguların makul değerlendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır.

AİHM yine Vogt kararında şu hususu dile getirmiştir: (Bkz. aynı zamanda Ahmed vd.- Birleşik Krallık kararı 2 Eylül 1998).

«Bu ilkeler devlet memurları için de geçerlidir. Her ne kadar, konumları gereği devletin bu kişilere mahremiyet zorunluluğu getirmesi meşru ise de sonuç olarak bu kişiler de birey olarak Sözleşmenin 10. maddesinin sağladığı güvencelerden yararlanırlar. Bu durumda AİHM’nin, her davanın kendine özgü koşullarını dikkate alarak, bireyin ifade özgürlüğüne ilişkin temel hakkı ile demokratik bir devletin, kamu hizmetinin 10/2 maddesinde sayılan amaçları yerine getirmesini gözetmek şeklindeki meşru çıkarı arasında adil dengenin gözetilip gözetilmediğini denetlemesi gerekmektedir. AİHM bu denetimi yaparken, kamu görevlilerinin ifade özgürlüğü Söz konusu olduğunda 10/2 maddede öngörülen «görev ve sorumlulukların» şikâyet edilen müdahalenin yukarıda sayılan amaçlarla orantılı olup olmadığını değerlendirmek için ulusal makamlara tanınan belli bir takdir yetkisini haklı kılan özel bir önemi olduğunu dikkate almaktadır”

b) Bu ilkelerin mevcut başvuruya uygulanması

AİHM ulusal merciler tarafından başvuranın fiilleri karşısında alınan önlemlerin «zorlayıcı sosyal bir ihtiyaca» cevap verip vermediği ve «izlenen meşru amaçla orantılı» olup olmadığını davanın bütünü ışığında incelemek durumundadır. AİHM bu bağlamda başvuranın ifa ettiği göreve, sözü edilen metinlerin içeriğine, bu metinlerin gerçekleştirildiği koşullara ve yarattıkları tepkiye özel bir önem atfedecektir.

Başvuran tarafından icra edilen görev

Başvuranın savcı olmasından kaynaklanan özel durumunun adaletin tecellisi için adli yapı içinde kendisine öncelikli bir rol yüklemektedir. Başvuranın, görevi icabı, vatandaşın korunması ve suçun önlenmesi ve bastırılması amaçlarıyla kanunu doğrudan uygulama yetkisi bulunmaktaydı. (mutatis mutandis, Saygılı vd.- Türkiye kararı, no: 19353/03, 8 Ocak 2008).  Bu görev başvurana, adaletin iyi işlemesine ve böylece halkın adalete olan güveninin sağlanmasına katkıda bulunmak suretiyle, bireysel hakların ve hukuk devletinin koruyucusu olma yükümlülüğünü getirmektedir. (mutatis mutandis, Amihalachioaie- Moldova kararı, no: 60115/00, sözü edilen Nikula-Finlandiya kararı ve Schöpfer-Đsviçre kararı). AİHM, yargı erkinin tarafsızlığının ve otoritesinin sorgulanabileceği her durumda adli sistemin memurlarının ifade özgürlüğünü ihtiyatla kullanmalarının beklendiğinin daha önce de altını çizmişti. Ancak, her halükârda başvuranın durumundaki bir savcının ifade özgürlüğüne her türlü müdahalenin çok dikkatli bir inceleme gerektirdiğini de düşünmektedir.

Başvuran tarafından kaleme alınan iddianamenin içeriği, şekli ve içeriğinin basına taşınması

AİHM ihtilaflı ifadelerin 12 Eylül 1980 darbesinin (Darbe) sorumlularının cezai soruşturmaya tabi tutulup tutulamayacakları gibi özel bir tartışma bağlamında ve bilhassa Kasım 1982 tarihli referandum ile kabul edilen ve halen yürürlükte olan Anayasa ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Bu ifadeler darbe sorumlularına karşı cezai bir kovuşturma başlatılmasını savunmakta ve bu süreci başlatan enstrüman olmak istemektedir. AİHM bu ifadelerin sadece bu ülkenin yakın geçmişinde meydana gelmiş bir olayı değil bugününü de ilgilendiren tarihi, siyasi ve hukuki bir tartışmaya ilişkin olduğunu not etmektedir. Sonuç olarak burada Söz konusu olan başvuranın bir yanda vatandaş öte yanda bir savcı olarak katılmayı uygun gördüğü genel menfaate ilişkin bir tartışma Söz konusudur. AİHM bu bağlamda genel menfaati ilgilendiren bir konunun varlığının AİHS’nin 10. maddesi anlamındaki korumanın üst düzeyli olmasını gerektirdiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Maronek-Slovakya kararı no: 32686/96 ve Boldea-Romanya kararı no: 19997/02).

Başvuran hem ulusal mahkemeler önünde hem AİHM önünde, Darbenin sorumlularının zamanaşımı nedeniyle imkânsız hale gelmeden önce yargılanabilmeleri için bir vatandaş ve kanun adamı sorumluluğuyla hareket ettiğini ifade etmiştir. Başvurana göre ancak, böyle bir süreç vasıtasıyla genel menfaati ilgilendiren tartışma yapılabilecekti.

Adli makamlara göre başvuran yapmış olduğu eylemlerle «suni gündem» yaratmaya çalışmıştır.

AİHM ayrıca mevcut bu başvuruda MGK üyelerinin dokunulmazlığına ilişkin Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yorumlanması konusunda ihtilafların bulunduğunu gözlemlemektedir. Başvuranın şahsi değerlendirmesine göre bu hüküm MGK’nın kurulduğu tarih olan 12 Aralık 1980 tarihinden önce gerçekleştirilmiş eylemlere uygulanamamaktadır.

Ulusal yargının yorumuna göre, başvuranın ihtilaf konusu eylemlere girişmeden önce, savcılık görevi nedeniyle, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin açıkça MGK üyeleri hakkında yargı yerlerine başvurulamayacağını öngördüğünü bilmemesine imkân bulunmamaktaydı.

AİHM, Anayasa’nın 15. geçici maddesinin değerlendirilmesine ilişkin kendi yetki alanına girmeyen bir tartışmaya girmeyecektir. Ayrıca, ne dava açmanın genel menfaati ilgilendiren bir tartışmaya katkıda bulunmak için uygun bir yol olup olmadığına, ne bu olayla ilgili savcı olan başvuran ile işvereni olan devlet arasındaki “özel sadakat ve güven ilişkisinden” kaynaklanan sorunlara ilişkin görüş beyan etmeyi de gerekli görmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, Vilho Eskelinen vd.-Finlandiya kararı, no: 63235/00).

Başvuranın davasının incelenmesinde aşağıdakilerin tespiti yeterli olmaktadır.

AİHM öncelikle ihtilaf konusu metinlerin iç içeriğine ilişkin olarak, bunların Darbe sorumlularını eleştiren ve itham eden bir yapıda olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, sert bir tonda olduğu kadar zaman zaman alaycı da olan bu ifadeleri hakaret olarak nitelendirmek güçtür.

AİHM bu bağlamda, bu ifadelerle zımnen Darbeyi gerçekleştirenlerin fiillerinin gayrimeşru olduğunun ileri sürüldüğünü, ancak, bunların bu kişiler veya kurum olarak silahlı kuvvetlere yönelik hakaret olarak nitelendirilemeyeceğini değerlendirmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, Skalka-Polonya kararı no: 43425/98, 27 Mayıs 2003; Perna-Đtalya kararı, no: 48898/99; sözü edilen Nikula kararı).

Bu iki metnin şekline ve hitap ettikleri kitle dikkate alındığında, AİHM, bunların her şeyden önce ön soruşturma başlatmayı amaçlayan metinler olduğunu gözlemlemektedir. Takipsizlik kararı verilmesinden sonra, bu metinler, başvuran tarafından bilgilendirilen veya kendiliğinden bilgi sahibi olan basının haberdar olmasıyla kamuoyuna açık beyanlar şeklini almıştır.

AİHM adli makamlara büyük bir ihtiyatlılık görevi düştüğünü hatırlatır. Bu ihtiyatlılık gereğince, provokasyonlara yanıt vermek için bile olsa basını kullanmamalıdırlar. Adaletin yüce gerekleri ve hukuk hizmetinin büyüklüğü bunu gerektirir. (Bkz. mutatis mutandis, Buscemi-İtalya kararı no: 29569/95). Başvuranın savcı sıfatıyla basını bilgilendirmiş olmasına ilişkin olarak, işveren devlete karşı sadakat ödevini göz önünde bulunduran AİHM ilgilinin bu davranışına kefil olmak durumunda değildir. Bununla birlikte AİHM, burada AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen meşru menfaatlere aykırılık teşkil edebilecek bir kişisel kanaat beyanını aşan bir amaç bulunduğunu tespit etmektedir. İhtilaf konusu beyanla esasen demokratik rejimdeki aksaklığın ortaya konulması amaçlanmaktaydı (bkz., mutatis mutandis, Wille, adıgeçen, Grigoriades –Yunanistan, 25 Kasım 1997, Vereinigung demokratischer Soldaten Österreichs ve Gubi –Avusturya, 19 Aralık 1994, Rekvényi – Macaristan, no: 25390/94, De Diego Nafria – Đspanya, no: 46833/99, 14 Mart 2002, ve Boldea – Romanya, no: 19997/02, Guja, adıgeçen). AİHM, bu durumun, AİHS bakımından birbiriyle çatışan menfaatlerin ağırlığının tespit edilmesi noktasında belli bir önem arz ettiği kanaatindedir.

Müdahalelerin güdülen meşru amaçlarla orantılılığı

AİHM, değerlendirmesinin bu aşamasında, yargı erkinin otoritesinin ve tarafsızlığının korunmasına yönelik olarak uygulanan yaptırımlarla askeri güçlerin hakaretten korunmasını amaçlayan yaptırımları birbirinden ayırmak gerektiği kanaatindedir. Bu çerçevede memurların ifade özgürlüğü konusunda devletlere bırakılan takdir payı göz önünde bulundurulduğunda 30 Mart 2000 tarihli kınama cezası ile TCKnın 240. maddesi uyarınca görevi kötüye kullanma gerekçesiyle verilen ve 15 Mayıs 2001 tarihinde kesinleşen ceza mahkumiyetinin zorlayıcı bir sosyal ihtiyaca cevap verdiği söylenebilir.

Buna karşın AİHM hakaret gerekçesiyle TCK’nın 159. maddesi uyarınca başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının bu kısıtlamayı haklı kılar nitelikte hiçbir zorlayıcı sosyal ihtiyaca cevap vermediği kanaatindedir. İfade özgürlüğüne halel getiren generallerin birey olarak şeref ve haysiyetlerini zedeleyici saldırılar karşısında yahut herkese tanınan hukuki şartlar çerçevesinde aleyhlerinde sarf edilen hakaretamiz ifadeler karşısında yaptırım uygulatma hakkı değil, bizzat eski TCK’nın 159. maddesinde silahlı kuvvetler için öngörülen artırılmış koruma rejimidir. (bkz., mutatis mutandis, Colombani ve diğerleri – Fransa, no: 51279/99, prg. 69).

AİHM’ye göre, başvuran tarafından dilekçe verilen Ağustos 1999 ile başvuranın meslekten ihracının kesinleştiği Kasım 2003 tarihleri arasında meydana gelen olayları başvuranla idare arasında tutumlarında ısrar ederek durumu tırmandırmak olarak değerlendirmek mümkündür.

Başvurana uygulanan cezai alandaki ve disiplin alanındaki yaptırımlar doğrudan ve nihai bir etki yapmış ve başvuranın savcılıktan ihracıyla ve son olarak da herhangi bir adli görev yapamamasıyla sonuçlanmıştır. AİHM mevcut davanın özel koşullarında yaptırımların bütün olarak orantılılık bakımından değerlendirilmesinin yerinde olacağı kanaatine varmaktadır.

Yargıya mensup bir memura cezai bir yaptırım uygulanması doğası gereği yalnızca ilgili memur üzerinde değil icra ettiği meslek üzerinde de caydırıcı bir etki yapar. Toplumunadaletin tecelli edeceğine güven duyması için hâkim ve savcıların hukuk devleti ilkelerini etkili bir biçimde temsil etme kapasitesinin olduğuna inanması gerekir. Dolayısıyla bu caydırıcı etki bir hâkim veya savcının ifade özgürlüğü hakkı ile adaletin işleyişi çerçevesinde rekabet halinde olan başka her türlü meşru menfaat arasında adil bir denge kurulması için dikkate alınması gereken bir etkendir.

Sonuç

İfade özgürlüğünün kamuoyunu ilgilendiren meseleler üzerindeki öneminin ve adli yetkililer başta olmak üzere memurların ödev ve sorumluluklarının bilincinde olan ve bu davadaki muhtelif menfaatleri değerlendiren AİHM, silahlı kuvvetlere hakaret gerekçesiyle savcılık görevinden alınmasına ve avukatlık mesleğini icra etmekten men edilmesine yol açan yaptırımın başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahale için güdülen meşru amaçlardan hiçbiriyle orantılı olmadığı sonucuna varmaktadır. Bu itibarla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

IV – AİHS’NİN 13. MADDESİNİN 10. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran kanaatlerini açıklamasından ötürü kendisine uygulanan disiplin cezalarına itiraz etmek için iç hukukta başvuru yolu bulunmamasından ve Anayasa uyarınca HSYK kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olmasından şikayetçi olmaktadır. Bu çerçevede başvuran 10. maddeyle bağlantılı olarak AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.

A- Kabul edilebilirliğe ilişkin

AİHM, bu şikâyetin AİHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Söz konusu şikâyetin kabul edilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.

B-Esasa ilişkin

Başvuran HSYK’nın ifade özgürlüğü hakkını ihlal eden kararlarına karşı etkili bir başvuru yolu bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran adli yetkililerin mesleki hayatları üzerinde ağır ve geri dönülemez sonuçlara yol açabilecek nitelikteki HSYK kararlarının Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca her türlü yargı denetiminin dışında tutulduğuna dikkat çekmektedir. Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet öncelikle diğer tüm vatandaşlar gibi memurların da idarenin keyfi eylemlerine karşı korunduğunu ve bu eylemlerin idari davalara konu olabildiğini savunmaktadır.

Hükümet ayrıca, dört yıllık süreyle atanan Yargıtay ve Danıştay’a bağlı savcı ve hakimlerden oluşan HSYK’nın bağımsız olduğuna dikkat çekmektedir. Hükümete göre, HSYK bünyesinde oluşturulan itirazları inceleme kurulu nezdinde itiraz etme imkânı bulmuş olan başvuranın AİHS’nin 13. maddesi anlamında etkili başvuru yolu olmadığı gerekçesiyle mağdur olduğunu iddia etmesi mümkün değildir.

AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS’de bulunan hak ve özgürlüklerden iç hukukta da faydalanılabilmesini güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla bu madde AİHS’ye dayandırılan ‘savunulabilir bir şikâyetin muhtevasını incelemeye ve uygun bir telafi sunmaya yetkili bir başvuru yolunu gerekli kılar (Kudla – Polonya, no: 30210/96, prg. 157). Mevcut davada AİHM AİHS’nin 10. maddesine dayandırılan savunulabilir bir şikâyetin var olduğunu tespit etmiştir.

AİHM ilk olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 129. maddesinde memurlara ilişkin bir disiplin cezası kategorisinin (uyarma, kınama) yargı denetimi dışında bırakıldığına dikkat çeker.

İkinci olarak ise AİHM Anayasa’nın 159. maddesinin HSYK kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacağı yönündeki hükümlerini not eder.

AİHM, Anayasa’nın 129. maddesinde öngörülen yargı denetimi önündeki engeli daha evvel Karaçay – Türkiye (no:6615/03, 27 Mart 2007) davasında incelemiş ve uyarma ya da kınama gibi bir disiplin cezası karşısında etkili bir başvuru yolu olmamasının memuru böylesi bir disiplin tedbirinin yasallığının denetlenebilmesi ve suiistimalden kaçınabilmesi açısından her türlü güvenceden mahrum bıraktığını tespit etmiştir. Adı geçen davada AİHM AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmıştır (Karaçay, adı geçen, prg. 44 ve 45). Mevcut davada ise, Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca tamamen yargı denetimi dışında bırakılmış olan HSYK tarafından verilen kınama, görevden uzaklaştırma ve meslekten ihraç gibi birden çok disiplin cezası söz konusudur.

AİHM Hükümetin 2802 sayılı kanunun 73. maddesinde öngörülen HSYK kararlarına itiraz edebilme imkânına atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. Bu imkân başvuran tarafından kullanılmış ancak bir sonuç elde edilememiştir.

Mevcut davanın özel koşulları ve tarafların argümanları göz önünde bulundurulduğunda geriye bu imkânın, başvuranın iddia ettiği ihlalin meydana gelmesini ya da devam etmesini engellemek açısından etkili bir başvuru yolu teşkil edip etmediğinin ya da daha önce meydana gelmiş olan herhangi bir ihlal için uygun bir telafi sunup sunmadığının belirlenmesi kalmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Eskelinen, adıgeçen, prg. 30). AİHM, sözleşmeci devletlerin 13. maddeden kaynaklanan yükümlülüklerinin kapsamının şikâyetin niteliğine göre değişkenlik göstereceğini anımsatır. AİHS’nin 13. maddesi anlamında bir “başvurunun” “etkililiği” mutlaka başvuranın lehinde bir sonucun ortaya çıkmasına bağlı değildir. Bu maddede sözü edilen makam bir yargı makamı olmak zorunda değildir, ancak bu makamın yetkileri ve sunduğu güvenceler başvurunun etkili olup olmadığının tespiti açısından önemlidir. Her ne kadar bu başvuru yollarından hiçbiri tek başına 13. maddedeki şartlar için yeterli olmasa da iç hukuktaki başvuru yollarının toplamı 13. maddenin şartlarını karşılayabilir (Silver ve diğerleri – Birleşik Krallık, 25 Mart 1983 tarihli karar, prg. 113, ve Chahal – Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli karar, prg. 145). AİHM mevcut davada, HSYK iç yönetmeliği uyarınca itirazları inceleme kurulunun asil ve yedek olmak üzere on bir HSYK üyesi ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı’ndan oluştuğunu ve kararlarını oy çokluğuyla aldığını gözlemlemektedir. AİHM, kınama cezası verdiğinde HSYK’nın genel kurul şeklinde teşekkül ettiğini tespit etmektedir. Bir başka deyişle başvuranın itirazını görüşen Kurul üyeleri itiraz edilen kararı verenlerle aynı kişilerdi. Meslekten ihraç kararı ise dördü ihtilaflı kararı veren Kurul üyesi olan dokuz kişiden müteşekkil bir kurul tarafından incelenmişti.

Bu koşullarda, başvuranın itirazını inceleyen oluşumu itibariyle HSYK’nın tarafsızlığı ciddi biçimde tartışmaya açıktır. Üstelik HSYK iç yönetmeliğinde itirazları inceleme kurulunda görev yapan üyelerin tarafsızlığını güvence altına alacak nitelikte hiçbir tedbir öngörülmemektedir. Netice olarak Hükümet başka türlü bir hükme varmaya imkân tanıyacak nitelikte bilgi ve belge sunmamıştır. Bu unsurlar AİHM’nin, başvuranın AİHS’nin 10. maddesi kapsamındaki şikayetini dile getirmesi için 13. maddede öngörülen asgari koşullara cevap veren bir başvuru yolundan faydalanamadığı sonucuna varması için yeterlidir.

Bu itibarla AİHM AİHS’nin 13. maddesinin 10. maddeyle bağlantılı olarak ihlal edildiği hükmüne varmaktadır.

V -AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A- Tazminat

Başvuran evvela mevcut davanın özel koşullarında maddi zararla manevi zararı birbirinden ayırmanın güç olduğuna dikkat çekmektedir.

Başvuran hakkında verilen kınama cezası için 100.000 Euro talep etmektedir. Başvuran ayrıca aleyhinde açılan ceza davası sırasında ve sonrasında hakkında verilen ceza mahkumiyeti nedeniyle maruz bırakıldığı manevi zarar için ise 1.000.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu meselenin kendisinin ailesinin ruhsal dengesi üzerinde yaptığı olumsuz etkileri ve bu dönemde yaşadığı olayları dile getirmektedir. Başvuran kırk sekiz yaşında olduğu halde maruz bırakıldığı zorunlu işsizlikten, mesleki kabiliyetlerinin gerilemesinden ve meslek çevresindeki ilişkilerinin bozulmasından söz etmektedir.

Başvuran son olarak, ‘toplum nezdinde itibarının iadesi’ için başvuru konusu olan ceza davasının yeniden görülmesini talep etmektedir.

Maddi tazminata ilişkin olarak, başvuran, görevinden uzaklaştırıldığı dönemde maruz kaldığı maddi zarar için 150.000 Euro talep etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, otuz yedi ay boyunca maaşının kesilmesinden dolayı gelir kaybına uğradığını ve Söz konusu kaybın 35.000 Euro değerinde olduğunu ifade etmektedir; başvuran, aylık miktarın 408,890 TL (yaklaşık 750 Euro’ya tekabül etmektedir) değerinde olduğunu gösteren 2000 yılının şubat ayı maaş
bordrosunun bir nüshasını ek olarak sunmaktadır. Söz konusu miktara başvuran, aynı dönemdeki “gelir kayıplarını” oluşturan izleyen miktarları da eklemektedir: yararlanamadığı banka faizi olarak 30.000 Euro, görevden uzaklaştırıldığı dönemde bilirkişi işleri yapamaması nedeniyle kazanamadığı yaklaşık 30.000 Euro, beklenen terfilerinden dolayı maaş artışı meşru beklentisi olarak 15.000 ila 20.000 Euro olarak değerlendirdiği miktar. Başvuran, Söz konusu iddialarını desteklemek için sunduğu belgelere Hükümet tarafından el konulduğunu ileri sürmektedir.

Hükümet, Söz konusu miktarların aşırı olduğu kanaatindedir ve başvuranın ileri sürdüğü iddialarını destekleyecek nitelikte belgelerin bulunmadığını belirtmektedir.

Zararın hesaplanması amacıyla dikkate alınması gereken farklı etkenleri ve davanın niteliğini göz önüne alarak AİHM, yukarıda sözü edilen farklı unsurları hesaba katarak ve hakkaniyete uygun olarak toplam bir miktarın belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.

Sonuç olarak, AİHM, tazminatların tamamı için başvurana 40.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.

B- Yargılama masraf ve giderleri

Mevcut davada birleştirilen iki başvuru için, başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu ve 500 Euro’sunun çeviri masrafları gibi masraflardan oluşan yargılama masraf ve giderleri için 3.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, AİHM kendisini haklı bulduğu takdirde AİHS’nin 41. maddesi uyarınca kendisine ödenecek miktardan %10’nun avukata vereceğini içeren bir avukatlık sözleşmesini ek olarak sunmaktadır. Aksi takdirde sözleşmede söz konusu miktar başvuru başına 2.500 Euro olarak sabitlenmiştir.

Başvuran, 164 YTL’ye (yaklaşık 100 Euro) tekabül eden çevirilerin faturasını da ek olarak sunmaktadır.

Hükümet, miktarın aşırı olduğu ve mesnetten yoksun olduğu kanasındadır. AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Başvuran tarafından sunulan avukatlık sözleşmesine ilişkin olarak AİHM, başvuran ile avukatı arasındaki yükümlülüklerden doğan ve yargılama masraf ve giderleri için geri ödenecek miktarı yalnızca iddia edilen masrafların gerçekliğine değil aynı zaman da makul niteliğine göre (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), başvuru no: 31107/96) değerlendirmesi gereken AİHM’yi bağlamayan quota litis bir anlaşmanın söz konusu olduğu kanaatindedir.

AİHM, Sözleşme’nin 41. maddesinde öngörüldüğü üzere hakkaniyete uygun olarak, yargılama masrafı olarak 1000 Euro ödenmesine hükmeder.

  1. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYİĐRLİĞİYLE,

1-Başvuruların birleştirilmesine;

2-Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;

3-AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

4-AİHS’nin 10. maddesi ile birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğine;

5-

a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:

i. her türlü vergiden muaf tutularak, tazminatların tamamı için 40.000 Euro (kırk bin Euro) ödenmesine;
ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

6- Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 13 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. Mevcut karar ekinde, AİHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve İçtüzüğün 74. maddesinin 2. paragrafına uygun olarak Yargıç Sajó’nun mutabık oy görüşü bulunmaktadır.

 

YARGIÇ SAJÓ’NUN MUTABIK OY GÖRÜŞÜ

(Tercüme)

AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki hükme katılıyorum. Bununla birlikte şunları da eklemek istiyorum.

Kayasu savcı sıfatıyla elinde bulunan mesleki imkanları kamuoyu açısından son derece büyük bir önem arz eden bir konuda kullanmıştır. Başvuran, darbe failleri için af niteliği taşıyan bir anayasa maddesiyle yaratılan dokunulmazlık zırhını delecek geçerli bir hukuki sürece başvurmaya gayret etmiştir. Başvuran ayrıca aynı amaca matuf olmak üzere şahsi dilekçe hakkını da kullanmayı denemiştir.

Savunmacı Hükümet, neden sade vatandaş sıfatıyla savcıların dilekçe verme haklarını kısıtlamak gerektiğini izah edememiştir. Resmi görevleri çerçevesinde dile getirdiği beyanlarına ilişkin olarak bir savcının bir savunma avukatıyla aynı korumadan yararlanması gerekirdi (Nikula – Finlandiya, no: 31611/96). AİHM her ne kadar başka bir bağlamda ‘muhtelif sözleşmeci devletlerde sanığın rakibi olan savcının göreviyle hâkimin görevi arasında var olan ayrım’ın (Nikula, adıgeçen, prg. 50) uygunluğunu kabul etmiş ise de bir hâkim ve bir savcının görevleri birbirinden farklı olduğundan savcılar konusunda farklı mülahazaların devreye girmesi gerekmektedir.

Savcıların beyanlarda bulunmaları noktasında bazı sınırlar mevcuttur. Adaletin sağlanması, bilhassa da mahkemelerin tarafsızlığının ve dürüstlüğünün ve sanığın ya da üçüncü kişilerin ününün korunması gibi menfaatlerin varlığı bu yönde uygun bir unsur teşkil eder. Oysa ki mevcut davada söz konusu menfaatler tehlikeye girmemiştir, zira Adana Cumhuriyet Başsavcısı başvuranın istemini bir ihbar dilekçesi olarak değerlendirmiş ve bu çerçevede işleme koymamıştır.

İddianamelerine basına iletilmesi konusunda benimsenecek davranış kurallarının belirlenmesi tabiatıyla ulusal makamların görevidir. Ancak mevcut davada HSYK tarafından Kayasu aleyhinde uygulanan yaptırımlar iddianamelerin yayımı ya da sızdırılmasına ilişkin disiplin mülahazalarından kaynaklanmamaktaydı. Kayasu’nun meslekten ihracı TCK’nın 240. ve 159. maddelerinin uygulanması sonucu mahkûm edilmesinden kaynaklanmıştır. Yargıtay 16 Nisan 2002 tarihli kesin karara uyarak başvuranın ihtilaf konusu belgeyi basın mensuplarına dağıtmak suretiyle daha geniş bir kitleye ulaşmaya çalıştığını, böylelikle de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tahkir ve tezyif etme niyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtmiştir. Bu belgenin dağıtılmasındaki sorun silahlı kuvvetlere sözde iftira edilmesiydi.

İfade özgürlüğüne uygulanabilir sınırlama gerekçeleri ordu gibi bir kurumun Ayrıca demokrasi içindeki konumu dikkat alındığında, ordunun genel olarak hükümetlere yönelik uygulanan kamu kontrolünün en katısına maruz olması gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Castells-İspanya kararı, 23 Nisan 1992). Orduya hizmet veren kişilerin, bağlı bulundukları kuruma karşı yapılan bir karalama olayında çok istisnai olarak şahsi ünleri zarar görür. Ordu gibi kurumların üyelerinin, şahsi olarak hafif bir zarar görebilme ihtimalleri nedeniyle kurumun ününü koruma ihtiyaçları, varlığı itibarıyla kaçınılmaz olarak bir sansür etkisi yaratacak global bir yasak konmasını gerektirmemektedir. Ordu gibi kurumların bir parçası olmak, parçası olunan kurumun iyi ya da kötü ününün üyelerine de teşmil olması riskini taşımaktadır ve bu kuruma ait olmakla birey bilerek bu riski göze almaktadır.

Bay Kayasu’nun TCK’nın 159. maddesi uyarınca mahkûm edilmesinin AİHS’nin 10. maddesini ihlal ettiğine hükmedildiği cihetle, HSYK’nın görevden azletme kararının söz konusu maddenin gereklerine uygun olduğuna hükmedilemez. Kayasu’nun davranışının meslek ahlakına ne ölçüde aykırı olduğuna karar vermek HSYK’nın görevidir, ancak, başvuranın 159. madde uyarınca mahkûm edilmesi nedeniyle, uygulanabilir kurallarda tanımlanan görevden azil kriterlerine uyulmamıştır.

Bay Kayasu ağır bir şekilde cezalandırılmıştır. Nitekim, kendisine verilen ağır para cezasından daha ağır bir ceza var ki o da yalnızca işinden değil aynı zamanda avukatlık mesleğini sürdürme imkânından da yoksun kalmasıdır. Başvuranın durumunda ancak bir avukat olarak gelir kaybına uğramasını tamamıyla karşılayan bir tazminat telafi olabilir, ayrıca davasının yeniden görülmesi gerekmektedir ki bu kendisine mesleğini yeniden icra edebilmesi için bir şans verecektir.

Liar Liar-Yalancı Yalancı(1997)

0

3Liar Liar-Yalancı Yalancı(1997) kahkaha tufanına hazır bir şekilde koltuklarınıza yaslanarak izleyeceğiniz muhteşem hukuk filmlerinden biridir.

Liar Liar-Yalancı Yalancı(1997)

Los Angeleslı savunma avukatı Fletcher Reede yalan makinesi gibidir.  Sürekli yalan söyleyen avukat Fletcher’in küçük oğlu Max bu durumdan sıkılınca doğum gününde babasının yalan söylememesi için bir dilek tutar. Babası ise küçük oğlu Max’in doğum günü partisine gitmek yerine yalan söylemeyi tercih eder. Çünkü patronu Miranda’yla sevişme peşindedir ve çok meşguldür. Küçük Max de pastasının mumlarını söndürürken babasının en azından sadece bir gün boyunca yalan söylememesini diler ve bu dileği kabul olur. Bunun üzerine ertesi günden itibaren Fletcher daha önce sürekli yalan söyleyerek iş yerinde çıkmadığı telefonlara çıkmaya, iş arkadaşları hakkında ne düşünüyorsa açık açık söylemeye başlar. Bunlar sadece başlangıç ve ortalık toz duman olacaktır.

Filmden bir sahne

IMDB Puanı : 6.7/10

Yapım yılı         : 1997
Türü                   : Komedi
Yönetmen        : Tom Shadyac
Senarist             : Paul Guay , Stephen Mazur
Vizyon Tarihi : 16 Mayıs 1997
Oyuncular: Amanda Donohoe, Jim Carrey, Justin Cooper, Maura Tierney, Swoosie Kurtz, Jim Carrey–Fletcher Reed Maura Tierney – Audrey Reede, Justin Cooper – Max Reede, Cary Elwes -Jerry, Jennifer Tilly – Samantha Cole, Amanda Donohoe – Miranda, Swoosie Kurtz – Dana Appleton, Jason Bernard – Hakim Marshall Stevens, Anne Haney – Greta ,Mitchell Ryan – Bayan Allan, Krista Allen -Asansördeki kadın, Randall “Tex” Cobb – Skull

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri

0
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri 14 Aralık 1974 tarihinde yayınlanmıştır.

 Genel Kurul,

Ekonomik ve Sosyal Konseyin 16 Mayıs 1974 tarihli ve 1861 (LVI) sayılı kararında yer alan tavsiyeyi dikkate alarak, barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele edildiği olağanüstü durumda ve silahlı çatışma dönemlerinde insanlıkdışı eylemlerin çok sıkça mağduru olan ve sonuçta çok ağır zararlara uğrayan sivil nüfustan kadınların ve çocukların çektikleri acılardan derin kaygı duyduğunu ifade ederek,

Dünyanın özellikle baskıya, saldırıya, koloniciliğe, ırkçılığa, yabancı egemenliğine ve işgale maruz kalmış bir çok bölgesinde, kadınların ve çocukların çektikleri acıların farkında olarak,

Genel ve tereddütsüz kınamalara rağmen koloniciliğin, ırkçılığın ve yabancı egemenliğinin bir çok halkı boyundurukları altında tutmaya, ulusal kurtuluş hareketlerini zalimane bir şekilde bastırmaya ve egemenlikleri altındaki nüfusa ve bu arada kadınlara ve çocuklara ağır zararlar vermeye ve tarifsiz acılar çektirmeye devam etmesinden derin kaygı duyarak,

BM Genel Kurul Salonu

Temel özgürlüklere ve insan onuruna hala yoğun saldırılar yapılmasından ve kolonici ve ırkçı yabancı egemen Güçlerin uluslararası insancıl hukuku ihlal etmeyi sürmesinden dolayı üzüntü duyarak,

Barış ve savaş zamanlarında kadınların ve çocukların korunması ile ilişkili olarak uluslararası insancıl hukuk belgelerinde yer alan ilgili hükümleri akılda tutarak,

Diğer önemli belgeler arasında, silahlı çatışma hallerinde insan haklarına saygı ve sivil nüfusun korunması için temel prensipler konusunda kendi verdiği 19 Aralık 1968 tarihli ve 2444 (XXIII) sayılı kararını ve 9 Aralık 1970 tarihli ve 2674 (XXV) ve 2675 (XXV) sayılı kararları ile birlikte, Ekonomik ve Sosyal Konseyin 28 Mayıs 1970 tarihli ve 1515 (XLVIII) sayılı olup Genel Kuruldan olağanüstü hallerde ve savaş zamanlarında kadınların ve çocukların korunması hakkında bir bildiri hazırlanması imkanını ele almasını talep ettiği kararını akılda tutarak,

Yeni gelen kuşakların istikbali ile toplum ve aile içinde ve özellikle çocukların yetişmesinde önemli bir rol oynayan annelerin istikbali bakımından üstlendiği sorumluluğun farkında olarak,

Sivil nüfusa dahil kadın ve çocukların özel olarak korunmasını sağlama gereğini akılda tutarak,

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri

Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına dair bu Bildiriyi inançla ilan eder ve bütün Üye Devletlere kesinlikle uymaları için çağrıda bulunur:

  1. Nüfusun özellikle en aciz durumdaki mensupları olan kadınları ve çocukları tarifsiz acılara sevk eden sivil nüfusa yönelik saldırılar ve bombalamalar yasaklanır ve bu tür eylemler cezalandırılır.
  2. Askeri operasyonlar sırasında kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılması 1925 tarihli Cenevre Protokolünün, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin ve uluslararası insancıl hukuk ilkelerinin çok açık bir ihlalini oluşturur ve savunmasız kadınlar ile çocuklar dahil bütün sivil nüfusun ağır kayıplara uğramasına yol açar, ve bu tür eylemler en ağır şekilde cezalandırılır.
  3. Bütün Devletler 1925 tarihli Cenevre Protokolü ve 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ile birlikte, silahlı çatışma hallerinde kadınların ve çocukların korunmalarını önemli derecede güvence altına alan insan haklarına saygı ile ilgili diğer uluslararası hukuk belgelerindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirirler.
  4. Silahlı çatışmalara, dış ülkelerdeki askeri operasyonlara ve hala kolonici egemenliğin altında bulunan ülkelerdeki askeri operasyonlara karışan Devletler tarafından, kadınları ve çocukları savaşın dehşetinden korumak için her türlü çaba gösterilir. Özellikle kadınların ve çocukların bir bölümünü oluşturduğu sivil halka karşı zulüm, işkence, cezalandırma, onur kırıcı muamele ve şiddet gibi muamelelerin yapılması yasaklanmasını sağlamak için gerekli her türlü tedbir alınır.
  5. Askeri operasyonlar sırasında veya işgal altındaki topraklarda çatışmanın taraflarınca hapsetme, işkence yapma, kurşunlama, kitlesel olarak gözaltına alma, konutları tahrip etme ve zorla göç ettirme gibi, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen baskıcı ve zalimane ve insanlık dışı fiiller suç olarak kabul edilir.
  6. Sivil nüfustan olan ve barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi gibi olağanüstü durum ve silahlı çatışma halleri içinde bulunan veya işgal altındaki topraklarda yaşayan kadınlar ve çocuklar, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne, Çocuk Hakları Bildirisi’ne veya diğer uluslararası hukuk belgelerine göre sahip oldukları barınma, yiyecek, tıbbi yardım veya diğer vazgeçilmez haklardan yoksun bırakılamazlar.

İfade Özgürlüğü Derneği

0

İfade Özgürlüğü Derneği(İFÖD), 2017 yılı Ağustos ayında, hukukçular, akademisyenler ve insan hakları alanında çalışan uzmanlar tarafından İstanbul’da kurulduğu açıklanan bir sivil toplum örgütüdür.

Türkiye’de ifade özgürlüğü, medya ve İnternet özgürlüğünün korunması ve geliştirilmesi derneğin temel hedefidir. İFÖD, dil, din, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, engellilik, politik görüş farklılığı ve diğer nedenlere dayalı hiçbir ayrım gözetmeksizin ifade özgürlüğü hakkına yönelik ihlallerin önlenmesi ve sona erdirilmesi amacına odaklanmıştır.

Derneğin Faaliyet Alanları

  • Düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak
  • Bilgi edinme özgürlüğünü savunmak
  • Akademik özgürlükleri savunmak
  • Medya ve İnternet üzerinden sansürle mücadele
  • Fikir çeşitliliği ve muhalefet etme hakkını desteklemek
  • Kadınların ve çocukların düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını desteklemek
  • Bilgiye erişimi teşvik etmek
  • Hassas/savunmasız grupları nefret, tehdit ve ayrımcılıktan korumak

İnternet sansürleri, akademik özgürlük, basın özgürlüğü ve sanatsal ifade özgürlüğü bağlamında, hukuk sisteminde ifade özgürlüğünün geliştirilmesi ve arttırılması, ifade özgürlüğü davalarında hukuki destek sunulması, uzman görüş ve tematik raporlar hazırlanması amaçlanmaktadır. İzleme, araştırma ve programlar yoluyla kapasitenin arttırılması ve bilgiye erişim hakkının iyileştirilmesi yönünde çalışmalar yapmak dernek etkinlikleri kapsamındadır.

Dernek Çalışmaları 

İfade Özgürlüğü Derneği, aralarında erişim engelleme uygulamalarını da içeren çok sayıda başvuruyu Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştır.

16 Ağustos 2021 tarihinde EngelliWeb 2020 Raporu yayınlanmıştır. Rapor, Türkiye’de giderek artan İnternet sansürleri ve erişim engelleme uygulamaları hakkında 2020 yılı sonu itibarıyla değerlendirmeler içermektedir.

9 Ocak 2021 tarihinde, Tiktok’un Türkiye’nin sosyal medyaya ilişkin yeni kanununa uyma kararının, bu platformdaki ifade özgürlüğünü ciddi anlamda tehdit ettiği ve Türk hükümetine sansür rejimini genişletme imkânı tanıdığı, ARTICLE 19 ve İFÖD (İfade Özgürlüğü Derneği) tarafından açıklanmıştır. 

18 Aralık 2020  tarihinde, ARTICLE 19, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) bir açıklama yaparak, 16 Aralık 2020’de YouTube’un değiştirilen internet yasasına uymak için Türkiye’ye yerel bir temsilci ataması yapacağını bildirmesinin, şirketi Türkiye makamlarının içerik kaldırma ve erişim engelleme taleplerine maruz bırakacağını açıklamıştır. Bu durumun kaçınılmaz olarak keyfi sansürde bir artışa yol açacağı, bireylerin gizliliğini ve bilgiye erişim haklarını tehlikeye atacağı ve YouTube’un insan hakları ihlallerine dahil olmasına sebebiyet vereceği belirtilmiştir. 

02 Temmuz 2020 tarihinde, Türkiye’de İnternet ve sosyal medyanın tekrardan kısıtlanması tartışmaları devam ederken İfade Özgürlüğü Derneği tarafından yayınlanan EngelliWeb 2019: Buz Dağının Görünmeyen Yüzü Raporu’nda Türkiye’den erişime engellenen web siteleri, haber, sosyal medya hesap ve içerikleri ile ilgili istatistiki veriler açıklanmıştır.

Dernek, 2 Temmuz 2019’da EngelliWeb 2018: Türkiye’den Erişime Engellenen Web Siteleri, Haber ve Sosyal Medya İçeriklerinin Analiz Raporu’nu yayınlamış, Türkiye’den erişime engellene web siteleri, haberler ve sosyal medya hesap ve içerikleri ile ilgili istatistiki verileri açıklamıştır.

İfade Özgürlüğü Derneği İletişim Adresleri

E-posta: iletisim@ifade.org.tr

Twitter: @ifadeorgtr & @engelliweb
Facebook: @ifadeorgtr
Instagram: @ifade.org.tr
YouTube: youtube.ifade.org.tr

Derneğin resmi adresi tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştır. 

Edith Kindermann

0
Edith Kindermann - Alman Barolar Birliği Başkanı
Edith Kindermann - Alman Barolar Birliği Başkanı

Edith Kindermann 16 Mayıs 1962 tarihinde Almanya’nın Vestfalya bölgesine doğmuştur. 21 Mart 2019 tarihinde yapılan seçimde Alman Avukatlar Birliği (Deutschen Anwaltverein-DAV)  Başkanlığına gelen ilk kadın olmuştur.

Kindermann, 1988 yılında Bielefeld Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş ve 1988 yılında 1992 yılına kadar aynı fakültede Ticaret Hukuku ve Vergi Hukuku bilim dallarında araştırma görevlisi olarak çalışmış; 1992 yılı Nisan ayında avukat olarak baroya kabul edilmiş ve mesleğe bağlamıştır. Aile Hukuku uzmanı olarak 1999 yılından beri çalışmaktadır. 2007 yılında noter olmuştur. Avukatlık Hukuku, Vergi Hukuku ve Aile Hukuku alanlarında yoğun çalışmalarda bulunmuştur. 

Kindermann, 1998 yılında Bremen Barosu yönetim kurulu üyesi olmuştur. 2005 yılından beri Alman Avukatlar Birliği komisyon ve çalışma gruplarında görev almaktadır. Tarım Hukuku, Avukat Hakları, İnşaat Hukuku, Aile Hukuku, Sigorta hukuku komisyon ve çalışma gruplarında görev almıştır. 2009 yılından itibaren Alman Avukatlar Birliği yönetim kurulunda ve icra kurulunda yer almış, 21 Mart 2019 tarihinde Alman Avukatlar Birliği  başkanı olmuştur.

Kindermann, Avukatlar Birliği başkanlığına seçilmesinden hemen sonra avukatlık ücretleri ile ilgili çalışmalara başlamış bu konuda mevzuatın iyileştirilmesi için girişimlerde bulunmuştur. Avukatlık mesleğinde reform yapılmasını, yeni teknolojilere uyumun sağlanmasını, dönüşümünü ve dijitalleşmenin hızlandırılmasını, avukatlara dijitalleşme yolunda desteklenmesini, adil bir ücretlendirme sistemi kurulmasını ve vatandaşların adalete erişiminin önündeki engellerin kaldırılmasını savunmaktadır.

Kindermann, voleybol oyuncusudur ve dövüş sanatlarına ilgi duymaktadır. 2010 yılında basılan Die Abrechnung in Ehe- und Familiensachen  isimli eseri bulunmaktadır.

Alman Avukatlar Birliği Başkanı Edith Kindermann, Türkiye Barolar Birliği, Mitchell Hamline School of Law ve Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) tarafından gerçekleştirilen “21. Yüzyılda Hukuk Eğitimi” konusunu tartışmak üzere 26 Temmuz 2019 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen çalıştaya katılmış ve bir sunum yapmıştır. Çalıştayda Türkiye’de avukatlık sınavı yapılması konusunda fikir birliği oluşmuştur.

Edith Kindermann: “Hukuk devleti günlük ekmek, içilecek su ve solunacak hava gibidir. Avukatın özgürlük hakları vatandaşın hukuku katılımını sağlar. Avukatın icraatı hukuk devletinin gerçekleşmesine yarar. Avukat müvekkilini hak kaybından korumalıdır. Avukat, müvekkilini, çatışmalardan uzak tutarak ve ihtilaflardan uzaklaştırarak refakat eder. Mahkemelerin vereceği yanlış kararlardan korur ve anayasaya ve devlet ilkelerine aykırı etkilere karşı güvenceye alır.” 

Alman Avukatlar Birliği (DAV)

Deutschen Anwaltverein – Almanya Avukatlar Birliği

Alman Avukatlar Birliği, Almanya genelindeki avukat birliklerinde görev yapan 63.000’den fazla avukatı temsil etmektedir. 1871 yılında kurulmuştur. Yönetim Kurulu; Edith Kindermann, Eckertz-Tybussek, Martin Schafhausen, Herbert Peter Schons, Claudia Seibel,Vanessa Pickenpack ve Ulrich Schellenberg‘den oluşmaktadır. Birliğin amacı, avukatlık mesleğinin ve avukatın tüm mesleki ve ekonomik çıkarlarının korunması ve desteklenmesidir. Bünyesinde 30’dan fazla çalışma grubu bulunmaktadır. 

Alman Avukatlar Birliği Başkanı Edith Kindermann, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile birlikte

Fahrettin Kayhan

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

Avukat Fahrettin Kayhan, 1964 yılında, Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğru. İlkokulu Yozgat Boğazlıyan’da bitirdi. Ortaokul eğitimini Kırıkkale İmam Hatip Lisesinde, lise eğitimini Yozgat İmam Hatip Lisesinde tamamladı.  Ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Fakülte öğrenimi sırasında tatillerde inşaat işçiliği, pazar esnaflığı, Ankara otogar manavında gece vardiyası işçiliği, Ankara Gençlik Parkında İlizyonist Sihirbaz Simbat’ın yardımcılığı, avukat katipliği gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1987 yılında fakülteden mezun oldu.

1988 yılında Ankara Barosu‘nda stajını tamamlayarak Ankara’nın Kalecik ilçesinde serbest Avukat olarak meslek yaşamına başladı. Ofisini Ankara’ya naklettiği 1999 yılına kadar ağırlıklı olarak gayrimenkul hukuku, miras hukuku ve ceza hukuku alanında çalıştı. Fikri Mülkiyet Hukuku alanında çalışmalar yaptı.

1999 yılından bu yana Ankara’da serbest avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir.

2004-2006 yılları arasında Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürüttü. Ankara barosunda farklı alanlarda çalışmalarda bulundu, yayın faaliyetlerinde yoğun bir şekilde yer aldı.

2006- 2008 yılları arasında Ankara Barosu adına Türkiye Barolar Birliği delegeliği yaptı.

TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği fikri haklar ofisinde müşavirlik hizmetinde bulundu.

Hukuk öğrenimi ve eğitimi konusunda kurumsal ve pratik çalışmalarda bulundu. “Hukuk Metodolojisi,” “Hukuk Psikolojisi,” “Uyuşmazlık Yönetimi” ve “Avukat-Müvekkil İlişkileri” alanında araştırmalar yaptı ve atölye çalışmaları yürüttü. Dr. Mehmet Başkak’tan ve Hipnotist Korzay Koçak’tan hipnoz eğitimleri aldı.

Ankara Mahkemelerinde avukatlık hukuku ve fikri mülkiyet hukuku alanında bilirkişilik yaptı.

Ankara Barosu tarafından periyodik olarak düzenlenen Ankara Hukuk Kurultayının düzenleyici heyetinde bulundu ve daimi katılımcıları arasında yer aldı. Birçok kongrede tebliğler sundu. 

Kayhan, avukatlık mesleğinin yanı sıra arabuluculuk yapmaktadır.  Avukat Neslihan Kayhan ile evlidir.

 

Avukat Fahrettin Kayhan’ın Eserleri 

İlk eseri “Hukuk Davalarında Avukatlık Sanatı” adıyla 1994 yılında Karşı Yayınları’ndan basılmıştır. Kitapta, İş Sahibi ile Görüşme Tekniği, İş Sahibi ile İlişkiler, Avukat Olarak Hukuki Sorunun İncelenmesi, Vakaların Yalın Analizi, Avukatın Bakış Açısı, Dava Projesinin Hazırlanması, Avukatlık Sanatında Yazılı Anlatım ve Avukatlık Sanatında Sözlü Anlatım konuları işlenmektedir.

Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı
Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı
 
“Bu kitapta savunmayı yalnız hukuki bir faaliyet olarak değil, çok katmanlı bir yapı olarak ele almaya çalıştım. Retorik, dramaturji, anlatı teorisi, bilişsel psikoloji, transaksiyonel analiz, etik ve ceza muhakemesi hukuku; hepsi bu metnin içinde bir araya geldi. Çünkü ceza duruşması yalnız normların alanı değildir. Aynı zamanda rollerin, algıların, kısayolların, ritmin, iktidarın ve insan kırılganlığının da alanıdır. Savunmayı gerçekten anlamak istiyorsak, onu yalnız kanun maddeleriyle açıklamamız yetmez.
 
Kitabın merkezinde yer alan Hibrit Kopuş Savunması kavramı da bu ihtiyaçtan doğdu. Yıllar içinde gördüm ki savunmanın asıl sorunu yalnız ne söyleyeceği değil; ne kadar uyum göstereceği, hangi anda ne kadar sertleşeceği ve hangi eşiği ne zaman aşacağıdır. Bazı dosyalarda fazla yumuşak savunma savunmayı görünmezleştiriyor; bazı dosyalarda ise erken sertlik savunmayı marjinalleştiriyordu. Ne mutlak uyum ne de mutlak çatışma tek başına yeterliydi. Savunma, çoğu zaman bu iki uç arasında dereceli, hareketli ve dikkatle ayarlanmış bir strateji gerektiriyordu. Hibrit Kopuş Savunması bu gözlemin teorileştirilmiş halidir.”
 
Kayhan, başta Türkiye Barolar Birliği Dergisi ve Ankara Barosu Dergisi olmak üzere çeşitli mesleki dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır.  Hukukiharber.com. web sitesinde güncel hukuki yazılar kaleme almakta, Genç Avukatlara Sürrealist Mesleki Anılar başlığı altında yazı dizisi ile hukukçulara yeni perspektifler sunmaktadır.”
 
Rekabet Hukuku Dergisi, Ankara Barosu Dergisi, Türk Hukuk Kurumu, Yaratıcı Drama Dergisi, Bursa Barosu Dergisi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Mavi Terazi Dergisi, FMR Ankara Barosu Fikrî Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi ve başkaca birçok dergide yayınlanmış makaleleri ile bilimsel kongrelerde sunulmuş çok sayıda tebliği bulunmaktadır.  “Özel Hukuk Uygulamasında Yargı İçtihatlarının ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının Normatif Gücü”, ”Türk Hukuku Açısından Paralel İthalat ve Marka Hakkının Tükenmesi”, “Kanunu Etkileyen Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasa Mahkemesi tarafından İptal Edilmesinin Hukuksal Sonuçları”, “Taşınmaz Mülkiyetinin Naklinde Muris Muvazaası”, “Hukuksal Uslamlamada Bulanık Mantık Yaklaşımı”, “Hukuk Eğitimi ve Uygulamasında Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Uygulanması”, “Hukuksal Sorunun Çözümünde Profesyonel Bakış Açısı,”, “Türk Patent Enstitüsü Kararları Aleyhine İptal Davası”, “Hukuk Eğitimi ve Uygulamasında Yaratıcı Drama”, “Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri”, “Avukat Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım”, “Yargısal İçtihatlardan Yararlanma Yöntemi ve Türk Hukuku”, “Avukatlık Mesleğinin Birlikte yapılmasında Avukatlık Ortaklığı Modeli” ve Yargısal Mekân Politikalarının Yargı İşlevine Etkileri” başlıklı çalışmalar bunlardan bazılarıdır.
 

 

Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı

0
Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı

Fahrettin Kayhan tarafından kaleme alınan Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı, Mayıs 2026’da Adalet Yayınevi etiketiyle yayımlanarak hukuk dünyasının dikkatine sunulmuştur. Eser, yalnızca ceza muhakemesi pratiğine ilişkin teknik öneriler içeren bir çalışma değil; aynı zamanda savunma mesleğinin psikolojik, stratejik ve düşünsel boyutlarını yeniden yorumlayan kapsamlı bir teorik inceleme niteliği taşımaktadır.

Yazarın uzun yıllardır yayımladığı akademik makaleler ve kuramsal çalışmalarda geliştirdiği fikirler, bu kitapta sistematik bir bütünlüğe kavuşturulmuştur. Daha önce farklı metinlerde parça parça ele alınan savunma stratejileri, retorik teknikleri ve duruşma psikolojisine ilişkin teoriler, eserde monografik bir yapı içerisinde yeniden inşa edilerek kapsamlı bir yönteme dönüştürülmektedir.

FAHRETTİN KAYHAN SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ

429 sayfadan oluşan eser, ceza yargılamasında başarının yalnızca “ne söylendiği” ile değil; “nasıl, hangi anda ve hangi stratejik düzlem içerisinde söylendiği” ile belirlendiği düşüncesi üzerine kuruludur. Bu yönüyle kitap, klasik savunma anlayışının sınırlarını aşarak, duruşma salonundaki görünmeyen güç ilişkilerini ve karar alma aşamalarını analiz eden özgün bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Eserin merkezinde yer alan “Hibrit Kopuş Savunması” kavramı ile “Türk Savunma Ekolü” teorisi, ceza duruşmalarındaki asimetrik güç dengelerini yönetmeye yönelik bütüncül bir savunma modeli olarak sunulmaktadır. Yazar, savunmanın yalnızca normatif kurallar çerçevesinde değil; psikoloji, dramaturji, felsefe, tarih ve retorik gibi disiplinlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Böylece ceza muhakemesi, salt mevzuat merkezli bir faaliyet olmaktan çıkarılarak çok katmanlı bir sistem teorisi perspektifiyle ele alınmaktadır.

Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı – İÇİNDEKİLER  

Kitapta ayrıca, karar vericilerin bilinçdışı eğilimleri, bilişsel yanılgıları ve duruşma salonunda ortaya çıkan informel dinamiklerin savunma üzerindeki etkileri ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Yazar, etkili bir ceza savunmasının yalnızca hukuki bilgiye değil; aynı zamanda algı yönetimine, stratejik zamanlamaya ve psikolojik müdahaleye dayalı bir ustalık gerektirdiğini ileri sürmektedir.

Bu yönüyle Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı; ceza avukatları, stajyer avukatlar, akademisyenler ve ceza muhakemesinin pratik işleyişini daha derinlikli biçimde anlamak isteyen hukukçular için önemli bir başvuru kaynağı olma iddiası taşımaktadır.

 
Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı - Fahrettin Kayhan
 
Kitabın Tanıtım Yazısı 
 
Bu kitapta savunmayı yalnız hukuki bir faaliyet olarak değil, çok katmanlı bir yapı olarak ele almaya çalıştım. Retorik, dramaturji, anlatı teorisi, bilişsel psikoloji, transaksiyonel analiz, etik ve ceza muhakemesi hukuku; hepsi bu metnin içinde bir araya geldi. Çünkü ceza duruşması yalnız normların alanı değildir. Aynı zamanda rollerin, algıların, kısayolların, ritmin, iktidarın ve insan kırılganlığının da alanıdır. Savunmayı gerçekten anlamak istiyorsak, onu yalnız kanun maddeleriyle açıklamamız yetmez.
 
Kitabın merkezinde yer alan Hibrit Kopuş Savunması kavramı da bu ihtiyaçtan doğdu. Yıllar içinde gördüm ki savunmanın asıl sorunu yalnız ne söyleyeceği değil; ne kadar uyum göstereceği, hangi anda ne kadar sertleşeceği ve hangi eşiği ne zaman aşacağıdır. Bazı dosyalarda fazla yumuşak savunma savunmayı görünmezleştiriyor; bazı dosyalarda ise erken sertlik savunmayı marjinalleştiriyordu. Ne mutlak uyum ne de mutlak çatışma tek başına yeterliydi. Savunma, çoğu zaman bu iki uç arasında dereceli, hareketli ve dikkatle ayarlanmış bir strateji gerektiriyordu. Hibrit Kopuş Savunması bu gözlemin teorileştirilmiş halidir.
 
 
Yazar Fahrettin Kayhan Hakkında 

Avukat Fahrettin Kayhan, 1964 yılında, Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğru. İlkokulu Yozgat Boğazlıyan’da bitirdi. Ortaokul eğitimini Kırıkkale İmam Hatip Lisesinde, lise eğitimini Yozgat İmam Hatip Lisesinde tamamladı.  Ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Fakülte öğrenimi sırasında tatillerde inşaat işçiliği, pazar esnaflığı, Ankara otogar manavında gece vardiyası işçiliği, Ankara Gençlik Parkında İlizyonist Sihirbaz Simbat’ın yardımcılığı, avukat katipliği gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1987 yılında fakülteden mezun oldu. 1988 yılında Ankara Barosu‘nda stajını tamamlayarak Ankara’nın Kalecik ilçesinde serbest Avukat olarak meslek yaşamına başladı. Ofisini Ankara’ya naklettiği 1999 yılına kadar ağırlıklı olarak gayrimenkul hukuku, miras hukuku ve ceza hukuku alanında çalıştı. Fikri Mülkiyet Hukuku alanında çalışmalar yaptı. 1999 yılından bu yana Ankara’da serbest avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir. 2004-2006 yılları arasında Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürüttü. Ankara barosunda farklı alanlarda çalışmalarda bulundu, yayın faaliyetlerinde yoğun bir şekilde yer aldı. 2006- 2008 yılları arasında Ankara Barosu adına Türkiye Barolar Birliği delegeliği yaptı. TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği fikri haklar ofisinde müşavirlik hizmetinde bulundu. Hukuk öğrenimi ve eğitimi konusunda kurumsal ve pratik çalışmalarda bulundu. “Hukuk Metodolojisi,” “Hukuk Psikolojisi,” “Uyuşmazlık Yönetimi” ve “Avukat-Müvekkil İlişkileri” alanında araştırmalar yaptı ve atölye çalışmaları yürüttü. Dr. Mehmet Başkak’tan ve Hipnotist Korzay Koçak’tan hipnoz eğitimleri aldı. Ankara Mahkemelerinde avukatlık hukuku ve fikri mülkiyet hukuku alanında bilirkişilik yaptı. Ankara Barosu tarafından periyodik olarak düzenlenen Ankara Hukuk Kurultayının düzenleyici heyetinde bulundu ve daimi katılımcıları arasında yer aldı. Birçok kongrede tebliğler sundu. Kayhan, avukatlık mesleğinin yanı sıra arabuluculuk yapmaktadır.  Avukat Neslihan Kayhan ile evlidir.

Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü

0

Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü, 15 Mayıs 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi tarafından Strazburg’da düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, protokolü(Protocol amending the European Convention on the Suppression of Terrorism) 13 Ocak 2005 tarihli ve 5288 sayılı Kanunla onaylanıştır. “Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü”nün onaylanmasına ilişkin kanun resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Terörizmin (Tedhişçiliğin) Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü

Strazburg, 15.V.2003

Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve bu Protokolü imzalayan Devletler,

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, uluslararası terörizme karşı mücadeleye ilişkin 12 Eylül 2001 tarihli Deklarasyonunu ve 21 Eylül 2001 tarihli Kararını ve Vilnius’da 3 Mayıs 2003 tarihinde Bakanlar Komitesinin 110 uncu oturumunda kabul edilen Büyük Avrupa’da Bölgesel İşbirliği ve Demokratik Değişmezliğin Sağlamlaştırılması Hakkındaki Vilnius Bildirisini;

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin terörizmle mücadele ve insan haklarına saygı hakkındaki 1550 (2002) sayılı Tavsiye Kararını;

Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu’nun A/RES/51/210 sayılı uluslararası terörizmin bertaraf edilmesine ilişkin önlemler hakkındaki Kararını ve ekindeki 1994 tarihli Uluslararası Terörizmin Bertaraf Edilmesine İlişkin Bildiriyi tamamlayan Bildirisini, ve A/RES/49/60 sayılı uluslararası terörizmin bertaraf edilmesine ilişkin önlemler hakkındaki Kararını ve ekindeki Uluslararası Terörizmin Bertaraf Edilmesine İlişkin Bildirisi’ni hatırda tutarak;

Terörizmle mücadeleyi, insan haklarına tamamen saygı duyarak güçlendirmeyi temenni ederek ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nce 11 Temmuz 2002 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları ve Terörizmle Mücadeleye İlişkin Rehber İlkeleri hatırda tutarak,

Bu amaçla, Strazburg’da 27 Ocak 1977’de imzaya açılan ve bundan böyle Sözleşme olarak anılacak, Terörizmin (Tedhişçiliğin) Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi’ne (ETS 90) değişiklik getirilmesinin uygun olacağını göz önünde bulundurarak,

Sözleşme’nin 1’inci maddesinde sayılan uluslar arası sözleşmelerin listesini güncelleştirmenin ve gerektiğinde ileride de güncellemek için basitleştirilmiş bir usul getirilmesinin uygun olacağını dikkate alarak,

Sözleşme’nin uygulanmasının takibinin güçlendirilmesinin;

Çekincelere ilişkin uygulamanın gözden geçirilmesinin;

Sözleşme’nin tüm ilgili Devletlerin imzasına açık olmasının;

Uygun olacağını göz önünde bulundurarak,

Aşağıdaki şekilde anlaşmışlardır.

Madde 1

1. Sözleşme’nin 1’inci maddesinin giriş paragrafı bu maddenin 1’inci paragrafı olmuştur. Bu paragrafın b alt paragrafındaki “imzalanan” ibaresi “akdedilen” olarak değiştirilmiş ve bu paragrafın c, d, e ve f alt paragrafları sırasıyla aşağıdaki şekilde değiştirilmişlerdir:

“c. New York’ta 14 Aralık 1973’de kabul edilen, Diplomatik Ajanlar da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar;
d. New York’ta 17 Aralık 1979’da kabul edilen, Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar;
e. Viyana’ da 3 Mart 1980′ de kabul edilen, Nükleer Maddelerin Fiziki Korunması Hakkında Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar;
f. Montreal’de 24 Şubat 1988’de akdedilen, Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanundışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme‘nin uygulama alanındaki suçlar;”

2. Sözleşme’nin 1’inci maddesinin 1’inci paragrafı aşağıdaki dört alt paragraf ile tamamlanmıştır:

“g. Roma’ da 10 Mart 1988′ de akdedilen, Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar;
h. Roma’da 10 Mart 1988’de akdedilen, Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol’ün uygulama alanındaki suçlar;
i. New York’ta 15 Aralık 1997’de kabul edilen, Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar;
j. New York’ta 9 Aralık 1999’da kabul edilen Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası
Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar.”

3. Sözleşme’nin 1’inci maddesi aşağıdaki paragraf ile tamamlanmıştır:

“2. 1’inci paragrafta sözü edilen sözleşmelerin kapsamına girmediği ölçüde, sadece asli fail olarak bu temel suçlardan birinin işlenmesi halinde değil, ama aynı zamanda:

a. bu temel suçlardan birini işlemeye teşebbüs;
b. bu temel suçlardan birinin işlenmesine iştirak veya bunlardan birini işlemeye teşebbüse iştirak;
c. bu temel suçlardan birinin işlenmesini örgütleme veya başkalarını bu suçları işlemeye ya da işlenmesine teşebbüse azmettirmek, hallerinde de, Âkit Devletler arasında suçluların iadesi amacıyla, aynı kaide uygulanacaktır.”

Madde 2

Sözleşme’nin 2’nci maddesinin 3’üncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“3. Aynı kaide aşağıdaki hallerde de uygulanacaktır:

a. yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs;
b. yukarıda sayılan suçlardan birine suç ortağı olarak iştirak veya böyle bir suçu işlemeye teşebbüse suç ortağı olarak iştirak etmek;
c. yukarıda sayılan suçlardan birinin işlenmesini düzenlemek veya başkalarını bu suçları işlemeye ya da
işlenmesine iştirake azmettirmek.”

Madde 3

1. Sözleşme’nin 4’üncü maddesinin metni bu maddenin 1’inci paragrafı olmuş ve Âkit Devletler, aralarında daha sonra akdedecekleri suçlu iadesi sözleşmelerinde, bu suçları iade konusu olarak farz etme hususunda taahhütte bulunurlar” şeklindeki yeni bir cümle bu paragrafın sonuna ilave edilmiştir.

2. Sözleşme’nin 4’üncü maddesinin metni aşağıdaki paragraf ile tamamlanmıştır:

“2. Suçlu iadesini bir sözleşmenin mevcudiyetine bağlamış bulunan bir Âkit Devlet, aralarında suçluların
iadesine dair bir sözleşmenin mevcut olmadığı diğer bir Âkit Devletin iade talebi ile karşılaştığı zaman, talep edilen Âkit Devletin işbu Sözleşme’yi, 1 ve 2’nci maddelerde öngörülen suçlarla ilgili olarak iade konusunda hukukî temel olarak dikkate alma serbestisi vardır.”

Madde 4

1. Sözleşme’nin 5’inci maddesi metni bu maddenin 1’inci paragrafı olmuştur.

2. Sözleşme’nin 5’inci maddesinin metni aşağıdaki paragraflarla tamamlanmıştır:
“2. İade talebine konu olan şahsın işkenceye maruz kalması tehlikesinin bulunması halinde, işbu Sözleşme’nin hiçbir düzenlemesi, talep edilen Devletin iade yükümlülüğünün bulunduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.
3. Talep edilen Devletin, uygulanabilir iade sözleşmeleri uyarınca ölüm cezası verilmeyeceği ya da verilse bile infaz edilmeyeceği veya ceza indirimi olmaksızın müebbet hapse mahkum olmayacağı yönünde, talep edilen Devletçe yeterli addedilecek teminat verildiği takdirde iade yükümlülüğünde olduğu haller hariç olmak üzere, bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm; iadeye konu olan şahsın ölüm cezası veya talep edilen Devletin kanununun ceza indirimi olmaksızın müebbet hapse izin vermediği hallerde, ceza indirimi olmaksızın müebbet hapis tehlikesi altında olduğu durumlarda talep edilen Devlete iade yükümlülüğü getirecek şekilde yorumlanamaz.”

Madde 5

Sözleşme’ye 8’inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki gibi yeni bir madde eklenmiştir:

“Madde 9 Âkit Devletler, işbu Sözleşme düzenlemelerini tamamlamak veya buradaki ilkelerin uygulamasın kolaylaştırmak için aralarında ikili ya da çok taraflı sözleşmeler akdedebilirler.”

Madde 6

1. Sözleşme’nin 9’uncu maddesi 10’uncu madde olmuştur.

2. Yeni 10’uncu maddenin 1’inci paragrafı aşağıdaki gibi değiştirilmiştir:
“Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi (AKSSK- orijinal kısaltması CDPC) bu
Sözleşme’nin uygulanmasını takip ile görevlendirilmiştir.

a. AKSSK’ne Sözleşme’nin uygulanmasından bilgi verilir;
b. AKSSK Sözleşme’nin uygulamasını kolaylaştırmak ya da iyileştirmek amacıyla tekliflerde bulunur;
c. AKSSK Bakanlar Komitesine değişiklik taleplerine ilişkin tavsiye kararları hakkında başvuruda bulunur ve 12 ve 13’üncü maddeler uyarınca bir Âkit Devletin sunduğu her türlü değişiklik önerisinde beyanda bulunur;
d. AKSSK Âkit bir Devletin talebi doğrultusunda, Sözleşme’nin uygulamasına ilişkin her türlü görüşü beyan eder;
e. AKSSK ihtiyaç dahilinde, Sözleşme’nin uygulamasının ortaya çıkaracağı her türlü zorlukla ilgili olarak dostane çözümü kolaylaştırır;
f. AKSSK Sözleşme’nin 14’üncü maddesinin 3’üncü paragrafına uygun olarak, Bakanlar Komitesine taraf olmayan Devletlerin davetine ilişkin tavsiyelerde bulunur;
g. AKSSK Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine her yıl bu maddenin hayata geçirilmesine ilişkin olarak,
Sözleşme’nin uygulanması amaçları için bir rapor sunar.”

3. Yeni 10’uncu maddenin 2’nci paragrafı kaldırılmıştır.

Madde 7

1. Sözleşme’nin 10’uncu maddesi 11’inci madde olmuştur.

2. Yeni 11’inci maddenin 1’inci paragrafının ilk cümlesindeki “9’uncu maddenin 2’nci paragrafına göre” ibaresi”ne 10.e maddesindeki, ne müzakere yoluyla” ibaresi ile değiştirilmiştir. Bu paragrafın ikinci cümlesindeki “her iki hakem bir üçüncü hakemi tayin edeceklerdir” ibaresi “hakemler bir başka hakemi mahkeme başkanı olarak tayin edeceklerdir” şeklinde değiştirilmiştir. Bu paragrafın takip eden cümleleri kaldırılmıştır.

3. Yeni 11’inci maddenin 2’nci paragrafı bu maddenin 6’ncı paragrafı olmuştur. “Çoğunluğun ortaya çıkmaması durumunda başkanın oyu belirleyici olacaktır” cümlesi ikinci cümleden sonra ilave edilecektir ve son cümledeki “karar(ı)” ibaresi “Mahkemenin kararı” olarak eklenmiştir.

4. Yeni 11’inci maddenin metni aşağıdaki paragraflarla tamamlanmıştır:

“2. İhtilaf halindeki Tarafların Avrupa Konseyi üyesi olmaları halinde ve eğer tahkim talebinde bulunulmasından itibaren üç aylık bir süre içinde Taraflardan birinin, bu maddenin 1’inci paragrafına uygun olarak hakem tayini yoluna gitmemesi halinde, bu hakem karşı Tarafın talebi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı tarafından tayin edilir.

3. İhtilaf halindeki Taraflardan birinin Avrupa Konseyi üyesi olmaması halinde ve eğer tahkim talebinde bulunulmasından itibaren üç aylık süre içinde Taraflardan birinin, bu maddenin 1’inci paragrafına uygun olarak hakem tayini yoluna gitmemesi halinde, bu hakem, karşı Tarafın talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı Başkanı tarafından tayin edilir.

4. Bu maddenin 2 ve 3’üncü paragraflarında öngörülen hallerde, eğer ilgili mahkemenin başkanı, ihtilaf
halindeki taraflardan birinin uyruğu ise, hakem tayini mahkemenin başkan yardımcısı tarafından yapılır veya eğer başkan yardımcısı ihtilaf halindeki taraflardan birinin uyruğu ise, tayin ihtilaf halindeki taraflardan birinin uyruğu olmayan en eski mahkeme üyesi tarafından yapılır.

5. 2 veya 3 ve 4’üncü paragraflarda öngörülen usulî işlemler karşılıklı olarak, hakemlerin bu maddenin 1’inci paragrafına uygun olarak, başkanın seçimi üzerinde anlaşmaya varmamaları halinde de uygulanacaktır.”

Madde 8

Yeni 11’inci maddeden sonra aşağıdaki gibi yeni bir madde eklenmiştir:

“Madde 12
1. Bu Sözleşme’yle ilgili değişiklikler tüm Âkit Devletlerce veya Bakanlar Komitesi tarafından teklif edilebilir. Bu değişiklik teklifleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Âkit Devletlere bildirilir.
2. Üye olmayan Âkit Devletlerle ve gerektiğinde AKSSK ile istişarede bulunduktan sonra, Bakanlar Komitesi değişikliği kabul edebilir. Karar, Avrupa Konseyi Statüsünün 20.d maddesinde öngörüldüğü şekilde çoğunlukla alınır.

Böylece kabul edilen tüm değişiklik metni, kabul için Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Âkit Devletlere iletilir.

3. Önceki paragrafa uygun olarak kabul edilen her değişiklik, bütün tarafların onu kabul ettikleri hususunda Genel Sekretere yaptıkları bildirimden itibaren geçen otuzuncu günde yürürlüğe girer.”

Madde 9

Yeni 12. maddeden sonra aşağıdaki gibi yeni bir madde eklenmiştir:

“Madde 13
1. 1’inci maddenin 1’inci paragrafında belirtilen sözleşmelerin listesini güncelleştirmek amacıyla, değişiklikler Âkit her Devlet veya Bakanlar Komitesi tarafından teklif edilebilir. Bu değişiklik teklifleri yürürlükteki, Birleşmiş Milletler Teşkilatı nezdinde kabul edilmiş ve münhasıran uluslararası terörizmle ilgili sözleşmeleri kapsayabilir.

Değişiklikler, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Âkit Devletlere bildirilir.

2. Bakanlar Komitesi, üye olmayan Âkit Devletler ve gerekiyorsa AKSSK ile istişare ettikten sonra, Avrupa Konseyi Statüsünün 20.d maddesinde öngörülen çoğunlukla teklif edilen bir değişikliği kabul edebilir. Bu değişiklik, Âkit Devletlere iletilmesinden başlayan tarihten itibaren bir senelik bir sürenin bitimi sonrası yürürlüğe girer. Bu süre esnasında, her Âkit Devlet değişikliğin yürürlüğe girmesi hakkında kendisiyle ilgili bir itirazı varsa Genel Sekretere bildirebilecektir.
3. Eğer Âkit Devletlerin üçte biri Genel Sekretere, değişikliğin yürürlüğe girmesine ilişkin itirazda bulunurlarsa, değişiklik yürürlüğe girmez.
4. Eğer Âkit Devletlerin üçte birinden azı bir itirazda bulunmuşlarsa, değişiklik itirazda bulunmamış Âkit Devletler için yürürlüğe girer.
5. Bir değişiklik, bu maddenin 2’nci paragrafına uygun olarak yürürlüğe girdiği zaman ve Âkit bir Devletin bu değişiklikle ilgili bir itirazda bulunması durumunda, değişiklik bu Devlet için kabul beyanının Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilmesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.”

Madde 10

1. Sözleşme’nin 11’inci maddesi 14’üncü madde olmuştur.
2. Yeni 14’üncü maddenin 1’inci paragrafının ilk cümlesindeki “Avrupa Konseyi’ne Üye Devletler ve Gözlemci Devletler” ibaresi “Avrupa Konseyi’ne Üye Devletler” ibaresinden sonra ilave edilmiştir, ikinci cümle şu şekilde kaleme alınmıştır: “Onama, kabul, tasvip veya katılımın konusu olacaktır”, üçüncü cümledeki “veya tasvip” ibaresi “tasvip veya katılım” ibareleri ile değiştirilmiştir.
3. Yeni 14’üncü maddenin metni aşağıdaki paragraf ile tamamlanmıştır:
“3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AKSSK ile istişare ettikten sonra, bu maddenin 1’inci paragrafında belirtilenlerden başka, Avrupa Konseyi üyesi olmayan her Devleti bu Sözleşme’ye katılıma davet edebilir. Karar Avrupa Konseyi Statüsünün 20.d maddesinde öngörülen çoğunlukla ve Bakanlar Komitesinde yer alma hakkına sahip Âkit Devletlerin temsilcilerinin oy birliği ile alınır.”
4. Yeni 14’üncü maddenin 3’üncü paragrafı, bu maddenin 4’üncü paragrafı olmuş ve “veya onu tasvip
edecektir” ibaresi “onu tasvip edecek veya ona katılacaktır”, “tasviple” ibaresi, “tasvip ve katılımla” olarak değiştirilmiştir.

Madde 11

1. Sözleşme’nin 12’nci maddesi 15’inci madde olmuştur.
2. Yeni 15’inci maddenin 1’inci paragrafının ilk cümlesindeki “veya tasviple” ibaresi “tasvip veya katılımla” olarak değiştirilmiştir.
3. Yeni 15’inci maddenin 2’nci paragrafının ilk cümlesindeki “veya tasviple” ibaresi “tasvip ve katılımla” olarak değiştirilmiştir.

Madde 12

1. Bu Protokolün imzaya açılmasından önce Sözleşme’ye yapılan çekinceler, işbu Protokol ile değişikliğe
uğrayan Sözleşme için uygulanabilir değildir.
2. Sözleşme’nin 13’üncü maddesi 16’ncı madde olmuştur.
3. Yeni 16’ncı maddenin birinci paragrafının ilk cümlesine “edebilir” ibaresinden önce “(15 Mayıs 2003)
Sözleşmesine Taraf” ibaresi, “Sözleşme’ye değişiklik getiren Protokol” ibaresi de “tasvip” teriminden sonra eklenmiştir. Âkit Devlet aşağıda yazılı hususlar dahil, suçun kendine has vahim yönlerini, suçun değerlendirilişinde usulüne uygun olarak alacak ve her olaya göre ayrı ayrı usulüne uygun olarak gerekçelendirilmiş bir kararı esas alarak bu çekinceyi uygulamayı taahhüt eder” şeklindeki ikinci cümle “siyasî nedenle işlenmiş suç” teriminden sonra gelmek üzere eklenmiştir. a, b ve c alt paragraflar hariç kalmak üzere cümlenin geri kalanı kaldırılmıştır.
4. Yeni 16’ncı maddenin metni aşağıdaki gibi tamamlanmıştır:
“2. Bu maddenin 1’inci paragrafını uygularken, Âkit Devlet çekincesine dayandığı suçları belirtir.”
5. Yeni 16’ncı maddenin 2’nci paragrafı bu maddenin 3’üncü paragrafı olmuştur. Bu paragrafın birinci cümlesindeki “Âkit” ibaresi “Devlet” ibaresinden sonra ilave edilmiş ve “önceki” ibaresi “1” rakamının yerine konulmuştur.
6. Yeni 16’ncı maddenin 3’üncü paragrafı bu maddenin 4’üncü paragrafı olmuştur. Bu paragrafın birinci
cümlesindeki “Âkit” ibaresi “Devlet” ibaresinden sonra ilave edilmiştir.
7. Yeni 16’ncı maddenin metni aşağıdaki paragraflarla tamamlanmıştır:
“5. Bu maddenin 1’inci paragrafı gereğince kaleme alınan çekinceler, Sözleşme’nin ilgili Devlet tarafından yapılan değişiklik çerçevesinde yürürlüğe girdiği ilk gününden itibaren hesap edilmek üzere üç yıllık bir süre için geçerlidir. Bununla birlikte, bu çekinceler aynı süreli dönemler için yenilenebilir.
6. Çekincenin sona ermesine on iki ay kala, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, bu sona ermeyi ilgili Âkit
Devlete bildirir. Sona erme süresinden üç ay önce Âkit Devlet, Genel Sekreter’e çekinceyi muhafaza etmek, değiştirmek ya da geri almak konusundaki niyetini bildirir. Eğer bir Âkit Devlet, çekincesini muhafaza edeceğini bildirirse, muhafaza etme ile ilgili gerekçeleri hakkındaki açıklamalarını Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verir.
İlgili Âkit Devletin bildirimde bulunmaması durumunda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bu Âkit Devlete çekincesinin otomatik olarak altı aylık bir süre için uzadığını bildirir. Eğer ilgili Âkit Devlet, çekincelerini muhafaza etmek ya da değiştirmek kararını bu sürenin bitimine kadar bildirmezse, çekince kadük olur.
7. Talep eden Devletle talep edilen Devlet arasında aksine bir anlaşma olmadıkça Âkit Devlet, bu maddenin 1’inci paragrafına uygun olarak kaleme aldığı çekinceyi uygulayarak bir şahsı iade etmediği takdirde, istisnasız olarak ve derhal, olayı kovuşturulması amacıyla yetkili makamlarına tevdi eder. Talep edilen Devlette yetkili makamlar, kendi kanunları gereğince, aynı vahim nitelikteki suçla ilgili şartlar çerçevesinde olayın kovuşturulması amacıyla kararlarını verirler. Talep edilen Devlet doğrulanmamış bir gecikme olmaksızın kovuşturmaların nihai sonucunu talep eden Devlete ve bunu 17’nci maddede öngörülen Konferansa gönderecek olan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.
8. Bu maddenin 1’inci paragrafına uygun olarak kaleme alınmış bir çekince gereğince iade talebinin reddine ilişkin karar, derhal talep eden Devlete bildirilir. Makul bir süre içerisinde 7’nci paragraf gereğince, talep edilen Devlette esasa ilişkin hiçbir adlî karar alınmamışsa, talep eden Devlet bu durumdan, 17’nci maddede öngörülen Konferansa sorunu sunacak olan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ni haberdar eder. Bu Konferans sorunu inceler ve reddin Sözleşme’nin düzenlemelerine uygunluğuna ilişkin bir görüşü yayınlar ve bunu konuyla ilgili bir açıklamayı kabul etmesi için Bakanlar Komitesi’ne sunar. Bakanlar Komitesi, bu paragrafla ilgili olarak görevlerini ifa ederken Âkit Devletlerle sınırlı olmak üzere toplanır.”

Madde 13

Yeni 16’ncı maddeden sonra aşağıdaki şekilde kaleme alınmış yeni bir madde eklenmiştir:

“Madde 17 1. 10 uncu maddenin uygulamasına halel getirmeksizin, daha sonra kısaca TKADK olarak anılacak, Terörizme Karşı Âkit Devletler Konferansı (orijinal kısaltması COSTER):

a. AKSSK ile yakın temasta bulunmak kaydıyla, ortaya çıkabilecek her sorunun belirlenmesi de dahil olmak üzere, bu Sözleşme’nin etkin uygulaması ve işleyişini,
b. Özellikle 16’ncı maddenin 8’inci paragrafında öngörülen, kaleme alınmış çekincelerin 16’ncı maddeye uygunluğunun denetimini,
c. Terörizmle mücadele konusunda belirleyici yasal ve siyasal gelişmelere ilişkin bilgi değişimini,
d. Bakanlar Komitesi’nin talebi üzerine, terörizmle mücadele alanında Avrupa Konseyi bünyesinde kabul edilen önlemlerin incelenmesini ve gerektiğinde, terörizmle mücadele alanında uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi amaçlı gerekli ek önlemlerle ilgili tekliflerin hazırlanmasını ve bunu da, bu önlemlerin cezaî konularda işbirliğini kapsaması durumunda AKSSK ile danışma halinde yapılmasını,
e. Terörizmle mücadele alanında görüşlerin hazırlanmasını ve Bakanlar Komitesince talep olunan görevlerin ifasını, temin edecektir.

2. TKADK (COSTER) her Âkit Devlet tarafından belirlenen bir uzmandan oluşur. Senede bir defa olağan
oturum ile ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin ya da Âkit Devletlerin en az üçte birinin talebi üzerine olağanüstü oturumla toplanır.
3. TKADK (COSTER) kendi İç Yönetmeliğini kabul eder. Avrupa Konseyi üyesi olan Âkit Devletlerin
katılımına ilişkin masraflar Avrupa Konseyi tarafından karşılanır. TKADK’ın COSTER) bu maddeden doğan görevlerinin ifasına Avrupa Konseyi Sekretaryası yardımda bulunur.
4. AKSSK, TKADK’ın (COSTER) çalışmalarından düzenli olarak bilgilendirilir.

Madde 14

Sözleşme’nin 14′ üncü maddesi 18′ inci maddesi olmuştur.

Madde 15

Sözleşme’nin 15′ inci maddesi kaldırılmıştır.

Madde 16

1. Sözleşme’nin 16’ncı maddesi 19’uncu maddesi olmuştur.
2. Yeni 19’uncu maddenin giriş cümlesindeki “üye Devletlere” ibaresi “Âkit Devletlere” olarak değiştirilmiştir.
3. Yeni 19’uncu maddenin b paragrafındaki “veya tasviple” ibaresi “tasvip veya katılımla” ibaresi ile
değiştirilmiştir.
4. Yeni 19’uncu maddenin c paragrafındaki “11” rakamı “14” ile değiştirilmiştir.
5. Yeni 19’uncu maddenin d paragrafındaki “12” rakamı “15” ile değiştirilmiştir.
6. Yeni 19’uncu maddenin e ve f paragrafları kaldırılmıştır.
7. Yeni 19’uncu maddenin g paragrafı bu maddenin e paragrafı ve “14” rakamı
“18” olmuştur.
8. Yeni 19’uncu maddenin h paragrafı kaldırılmıştır.

Madde 17

1. İşbu Protokol Sözleşme’yi imzalayan

a. Onama, kabul veya tasvipte çekince ileri sürmeksizin imzaya bağlı olarak,
b. Onama, kabul veya tasvibi takiben çekince kaydı ile imzaya bağlı olarak, muvaffakatlarını ifade edebilen Avrupa Konseyi Devletlerinin imzasına açıktır

2. Onama, kabul ve tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 18

İşbu Protokol l7’nci maddenin düzenlemelerine uygun olarak, bütün Sözleşme Tarafları için, bu Protokolle bağlı oldukları hususunda muvaffakatlarını bildirmelerinden başlayan tarihten sonra üç aylık bir sürenin bitiminden itibaren yürürlüğe girecektir.

Madde 19

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi Devletlere:

a. Her imzayı;
b. Her onama, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini;
c. 18’inci maddeye uygun olarak bu Protokolün yürürlüğe girişi tarihini;
d. Bu Protokole etkisi olan diğer her fiili, bildirimi veya ihbarı, bildirecektir.

Gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, hükümleri onaylama zımnında bu Protokolü
imzalamışlardır.

Her iki metin de aynı derecede geçerli olmak kaydıyla, Avrupa Konseyi arşivlerine konulmak üzere, tek nüsha halinde 15 Mayıs 2003 tarihinde Strazburg’da yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, bu nüshanın onaylı bir örneğini her bir İmzacı Devlete gönderecektir.

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi

0

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi,  22 Mart 1989 tarihinde kabul edilmiştir.

Sözleşme, 22 Mart 1989 tarihinde Basel’de, 23 Mart 1989 ila 30 Haziran 1989 tarihleri arasında Bern’de İsviçre Dışişleri Federal Bakanlığı’nda ve 1 Temmuz 1989 ila 22 Mart 1990 tarihleri arasında New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açık tutulmuş, bugüne kadar 183 ülke tarafından kabul edilmiştir.

Türkiye, Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’ni 22 Mayıs 1989 tarihinde imzalamış ve 22 Haziran 1994 tarihinde taraf olmuştur. Türkiye tarafından, 28 Aralık 1993 tarihli ve 3957 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan sözleşme, 7 Mart 1994 tarihli ve 94/5419 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanmış ve Resmî Gazete’nin 15 Mayıs 1994 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Bu Sözleşmeye dayanılarak, 27.08.1995 tarih ve 22387 sayılı Resmi Gazete’de Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği yayımlanmış, bu yönetmelik; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Atık Yönetimi Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmelik gereğince; atıkların ithalatı, ihracatı ve transit geçişi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin alınması gerekmektedir.

Sözleşmenin Amacı 

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’nin amacı, tehlikeli ve diğer atıkların sınırlar ötesi taşınması, bertaraf edilmesi ve geri dönüşümünden doğabilecek tehlikeleri ortadan kaldırmaktır.

Atıkların, sanayileşmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru taşınması, Sözleşme’nin üzerinde durduğu en önemli unsurdur.

Basel Sözleşmesi, atıkların Taraf ülkeler arasında hareketi gerçekleşmeden önce bir ön bildirim yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Sınır aşan bir hareketin Basel Sözleşmesi’ne göre hukuki şekilde gerçekleşebilmesi için, ihracatçı devlet, ithalatçı devletin taşımaya ilişkin yazılı onayını almak zorundadır.

Sözleşmeye taraf olan her devlet, tehlikeli veya diğer atıkların ithalini ve ihracını yasaklama hakkına sahiptir.

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi

GİRİŞ

Bu Sözleşmeye taraf olan devletler; tehlikeli atıklarla diğer atıkların ve bunların sınırlarötesi taşınımının insan sağlığı ile çevrede yol açtığı zarar tehlikesinin bilincinde olarak,

Tehlikeli atıklarla diğer atıkların giderek artan oluşum, karmaşıklığı ve sınırlarötesi taşınımının insan sağlığı ve çevre için büyüyen bir tehdit oluşturduğunun farkında olarak,

İnsan sağlığını ve çevreyi, bu atıkların yarattığı tehlikelerden korumanın en etkin yolunun, atıkların oluşumunu miktar ve/veya tehlike potansiyeli açısından asgari düzeye indirmek olduğunun da farkında olarak,

Bertaraf yerleri neresi olursa olsun, sınırlarötesi taşınımları da dahil olmak üzere, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetiminin, insan sağlığı ve çevre ile tutarlı olabilmesini sağlamak amacıyla, Devletler`in gerekli tedbirleri almaları hususunda ikna olarak,

Atık üreticilerinin bertaraf yerleri neresi olursa olsun, tehlikli atıkların ve diğer atıkların, insan sağlığı ve çevre ile tutarlı bir şekilde nakli ve bertarafı konusundaki görevlerini yerine getirmeleri hususunun Devletler tarafından temin edilmesi gereğini göz önünde bulundurarak,

Yabancı tehlikeli atıkların ve diğer atıkların kendi bölgesine girmesi veya bertaraf edilmesini yasaklamak konusunda Devletler`in hükümranlık haklarını tümüyle kabul ederek,

Tehlikeli atıkların sınırlarötesi taşınımının ve bertarafının, başka Devletler`de, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde bertarafının yasaklanması konusunda giderek artmakta olan isteği de göz önüne alarak,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların, çevre ve etkin yönetim ilkeleri ile uyum içinde olduğu sürece, üretilmiş oldukları Devlet`te bertaraf edilmeleri hususunda ikna olarak,

Bu atıkların oluştukları Devlet`ten başka bir Devlet`e sınırlarötesi taşınımına ancak, insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyecek şartlar altında ve bu Sözleşme hükümleri çerçevesinde gerçekleştiği takdirde, izin verilmesi gerektiği hususunun da bilincinde olarak,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların artan kontrolünün, bu atıkların çevresel açıdan tutarlı bir şekilde yönetimi ve sınırlarötesi taşınımının azaltılması konusunda teşvik edici bir işlev göreceğini dikkate alarak,

Bu atıkların Devletler arasında sınırlarötesi taşınımının kontrolü ve bu taşınıma ilişkin bilgilerin gereğince değişimine ilişkin tedbirlerin Devletler tarafından alınması hususunda ikna olarak,

Tehlikeli maddelerin taşınmasına ilişkin olarak çevrenin korunması konusunda bir dizi uluslararası ve bölgesel anlaşmanın ele alındığını göz önünde bulundurarak,

Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı (Stockholm, 1972) Bildirgesi`ni, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Yönetim Konseyi`nin 17 Temmuz 1987 tarihli, 14/30 sayılı kararıyla kabul edilen Tehlikeli Atıkların Çevreyle Uyumlu Bir Şekilde Yönetimine İlişkin Kahire İlkeleri`ni, Birleşmiş Milletler Tehlikeli Malların Taşınması Uzmanlar Komitesi tarafından 1957 yılında formüle edilen ve her iki yılda bir güncelleştirilen tavsiyelerini, Birleşmiş Milletler sistemi içinde kabul edilen ilgili tavsiye, bildirge, belge ve yönetmeliklerle, diğer uluslararası ve bölgesel örgütler tarafından yapılan etüt ve çalışmaları dikkate alarak,

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu`nun otuzyedinci oturumunda (1982) kabul ettiği Dünya Tabiat Sözleşmesi ruhunu, ilke, hedef ve işlevlerini, insan çevresinin ve doğal kaynakların korunmasına ilişkin, etik kurallar olarak kabul ederek,

Devletler`in, insan sağlığının ve çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülük-lerini yerine getirmek zorunda olduklarını ve uluslararası hukuk uyarınca sorumlu olduklarını onaylayarak,

Bu sözleşme hükümlerinin veya Sözleşme protokollerinden herhangi birinin ihlali halinde, anlaşmaların ilgili uluslararası kanunları uygulayacağını kabul ederek,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumunu en aza indirgemek amacıyla, çevreyle tutarlı düşük atık üreten teknolojilerin, yeniden değerlendirme alternatiflerinin, bakım ve yönetim sistemlerinin geliştirilmesi ve uygulanması gereğinin bilincinde olarak,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının kontrolü gereğine ilişkin, giderek büyüyen uluslararası ilginin ve bu taşınımın mümkün olabildiği ölçüde en aza indirilmesi gereğinin de bilincinde olarak,

Tehlikeli atıklar ve diğer atıklar konusunda, sınırlarötesi yasadışı trafiğin yarattığı sorunlardan kaygı duyarak,

Gelişmekte olan ülkelerin, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetimi konusunda sınırlı olanaklarının olduğunu da dikkate alarak,

Kahire İlkeleri ve UNEP Yönetim Konseyi`nin Çevre Koruma Teknolojisi Transferinin geliştirilmesine ilişkin 14/16 sayılı kararı ruhu çerçevesinde, mahalli olarak üretilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların uygun bir şekilde yönetimine ilişkin teknolojinin özellikle gelişmekte olan ülkelere transfer edilmesi gereğini kabul ederek,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların, ilgili Uluslararası Sözleşmeler ve tavsiye kararları uyarınca taşınması gereğini de kabul ederek,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına, bu atıkların taşınmasının ve nihai bertarafının sadece çevreyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda, izin verilmesi gereğine ikna olarak,

İnsan sağlığını ve çevreyi, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumu ve yönetiminden kaynaklanabilecek olumsuz etkilerden sıkı kontrol yoluyla korumaya kararlı olarak,

Aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

Madde 1

Sözleşme`nin Kapsamı;

1. Bu Sözleşmenin amaçları açısından, sınırlarötesi taşınıma konu olan aşağıdaki atıklar, “tehlikeli atıklar” olarak değerlendirilecektir.

a) Ek III`te belirtilen özelliklerden herhangi birine sahip olmaları kaydıyla, Ek I`de belirtilen kategorilerden herhangi birine ait olan atıklar; ve

b) Yukarıdaki (a) fıkrasına dahil olmadıkları halde, ihracatçı, ithalatçı veya transit Tarafın kendi mevzuatına göre tehlikeli olarak tanımladığı veya tehlikeli olduğuna inanılan atıklar,

2. Ek II`de belirtilen kategorilerden herhangi birine ait olan ve sınırlarötesi taşınıma konu olan atıklar, bu Sözleşme amaçları açısından “diğer atıklar” olarak tanımlanacaktır.

3. Radyoaktif maddelere ilişkin uluslararası belgeler de dahil olmak üzere, diğer kontrol sistemine tabi olan radyoaktif atıklar bu sözleşme kapsamı dışındadır.

4. Gemilerin normal işlemlerinden doğan ve deşarjı başka bir uluslararası belgeye konu olan atıklar, bu Sözleşme kapsamı dışındadır.

Tanımlar
Madde 2

Bu Sözleşmenin amaçları açısından;

1. “Atıklar”, ulusal kanunlar hükümleri uyarınca bertaraf edilen, edilmesi düşünülen veya gereken madde veya nesnelerdir.

2. “Yönetim”, bertaraf alanlarının bertaraf sonrası bakımı da dahil olmak üzere, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların toplanması, nakli ve bertarafı anlamına gelecektir.

3. “Sınırlarötesi taşınım”, söz konusu taşınım olayında en az iki Devlet`in olması şartıyla, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, bir Devlet`in ulusal yetkileri altındaki alana veya bu alandan geçerek, diğer bir Devlet`in ulusal yetkileri altındaki alana veya bu alandan geçerek herhangi bir Devlet`in ulusal yetki alanları içinde olmayan bir alana taşınması anlamına gelecektir.

4. “Bertaraf”, bu Sözleşme`nin IV no.lu Ek`inde belirtilen işlemlerden herhangi biri anlamına gelecektir.

5. “Onaylı saha veya tesis”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların bertarafı için, saha veya tesisin bulunduğu Devlet`in ilgili makamı tarafından, bu amaç için, yetki veya izin verilen saha veya tesis anlamına gelecektir.

6. “Yetkili makam”, ilgili Tarafın uygun göreceği coğrafi alanlar içinde, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına ilişkin bildirim ve bilgileri almak ve bu bildirime, 6. madde uyarınca cevap vermek üzere sorumlu olabilecek bir taraf tarafından tayin edilen resmi makam anlamına gelecektir.

7. “Odak noktası”, 5. maddede atıfta bulunulun Taraf`ın 13. ve 15. maddelerde hükme bağlandığı şekilde bilgi almak ve vermekle sorumlu organı anlamına gelecektir.

8. “Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimi”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, insan sağlığını ve çevreyi bu atıklardan kaynaklanabilecek olumsuz etkilerden koruyacak şekilde yönetilmesini sağlamak üzere tüm pratik tedbirlerin alınması anlamına gelecektir.

9. “Bir devletin ulusal yetkisi altındaki alan”, bir Devlet`in insan sağlığı ve çevrenin korunması hususunda, uluslararası kanunlara uygun olarak, idari ve düzenleyici sorumluluğu altındaki kara, deniz ve hava sahası anlamına gelecektir.

10. “İhracatçı Devlet”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının başladığı veya başlanmasının planlandığı Taraf anlamına gelecektir.

11. “İthalatçı Devlet”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların bertaraf edilmek veya herhangi bir devletin ulusal yetkisi altında bulunmayan bir alanda bertaraf edilmeden önce yükleme yapılması amacıyla sınırlarötesi taşınımının yöneldiği veya planlandığı taraf anlamına gelecektir.

12. “Transit Devlet”, ihracatçı veya ithalatçı Devlet dışında, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların geçtiği veya geçişinin planlandığı Devlet anlamına gelecektir.

13. “İlgili Devletler”, Taraf olsun veya olmasınlar, ihracatçı ve ithalatçı Devletler ile transit Devletler anlamına gelecektir.

14. “Şahıs”, herhangi bir özel veya hükmi şahıs anlamına gelecektir.

15. “İhracatçı”, ihracatçı Devlet`in yetkisi altında tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ihracatını yürüten herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

16. “İthalatçı”, ithalatçı Devlet`in yetkisi altında, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalatını yürüten herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

17. “Taşıyıcı”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların nakliyesini gerçekleştiren herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

18. “Üretici”, faaliyetleri ile tehlikeli atıkları veya diğer atıkları üreten herhangi bir şahıs veya, bu şahıs bilinmiyorsa, bu atıkları kontrolü ve/veya mülkiyeti altında tutan şahıs anlamına gelecektir.

19. “Bertaraf edici”, kendisine tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sevkiyatının yapıldığı ve bu atıkların bertarafı işlemini yürüten herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

20. “Politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı”, hükümran Devletler`in oluşturduğu ve üye Devletler`in, işbu Sözleşme`nin kapsamına giren hususlardaki yetkiyi devretmiş oldukları ve kendi iç usulleri uyarınca, bu Sözleşme`yi imzalamak, tasdik veya kabul etmek, onamak, resmen teyid etmek veya katılmak yetkisine sahip teşkilat anlamına gelecektir.

21. “Yasadışı trafik”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların 9. maddede belirtildiği şekilde sınırlarötesi taşınımı anlamına gelecektir.

Tehlikeli Atıkların Ulusal Tanımı
Madde 3

1. Taraflar bu Sözleşme`ye Taraf olduktan sonra altı ay içinde, kendi ulusal mevzuatına göre tehlikeli olarak tanımlanan veya düşünülen, Ek I ve II`de listelenenler dışındaki atıkları ve atıklara uygulanabilir, sınırlarötesi taşınım usulleriyle ilgili gereklilikleri, Sözleşme Sekreteryası`na bildirecektir.

2. Taraflar, 1. fıkra uyarınca temin etmiş oldukları bilgilerde meydana gelebilecek herhangi bir önemli değişikliği sonradan Sekreterya`ya bildirecektir.

3. Sekreterya, 1. ve 2. fıkralar uyarınca almış olduğu bilgileri derhal tüm Taraflar`a bildirecektir.

4. Taraflar Sekreterya tarafından 3. fıkra kapsamında kendilerine iletilen bilgilerin, ihracatçılarına aktarılması için sorumlu olacaktır.

Genel Yükümlülükler
Madde 4

1.

a) Bertaraf amacıyla tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalini yasaklama hakkını kullanan Taraflar, kararlarını 13. madde uyarınca diğer Taraflar`a bildireceklerdir.

b) Taraflar, kendilerine (a) bendi uyarınca bildirimde bulunulduğunda, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalini yasaklamış bulunan Taraflar`a, bu atıkların ihracını yasaklayacak veya bu ihracat işlemine izin vermeyeceklerdir.

c) İthalatçı Devlet`in tehlikeli atıkların ve diğer atıkların ithalini yasaklamadığı durumlarda, ithalatçı Devlet söz konusu ithalata yazılı olarak rıza göstermediği takdirde Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ihracını yasaklayacak veya bu ihracat işlemine izin vermeyeceklerdir.

2. Taraflar, aşağıdaki hususlarda gerekli tedbirleri alacaktır:

a) Toplumsal, teknolojik ve ekonomik hususları da göz önüne alarak, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumunun asgariye indirilmesini temin etmek;

b) Bertaraf yerleri ne olursa olsun, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimi amacıyla, mümkün olduğu ölçüde kendi içinde yer seçecek uygun bertaraf tesislerini temin etmek;

c) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların yönetiminde görev alan şahısların, bu yönetim işleminden kaynaklanan tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yaratacağı kirliliği önlemek ve kirlilik oluştuğu takdirde de, bu kirliliğin insan sağlığı ve çevre üzerindeki sonuçlarını asgariye indirgemek için gereken tedbirleri almasını temin etmek;

d) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımda bu atıkların asgari seviyeye indirilen miktarının çevreyle uyumlu ve etkin yönetiminin garantisini ve insan sağlığını ve çevreyi, bu taşınımın olumsuz etkilerinden koruyacak şekilde yürütülmesini temin etmek;

e) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, mevzuatları gereğince tüm ithalatları yasaklamış olan veya bu atıkların, Taraflar`ın ilk toplantılarında kararlaştıracakları kriterlere göre çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inanan Taraf bir Devlet`e ve ekonomik ve/veya politik bütünleşme teşkilatına üye Taraf Devletler`e ve özellikle de gelişmekte olan ülkelere ihracına izin vermemek;

f) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların öngörülen sınırlarötesi taşınımına ait bilgilerin, Ek V A uyarınca, söz konusu taşınım işleminin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini de açıkça belirtecek şekilde ilgili Devletler`e temin edilmesi hususunu hükme bağlamak;

g) Çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inandığı tehlikeli atıkların ve diğer atıkların ithalini önlemek;

h) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetimini geliştirmek ve yasadışı trafiği engellemek amacıyla, bu atıkların sınırlarötesi taşınımına ilişkin bilgilerin açıklanması da dahil olmak üzere, doğrudan ya da Sekreterya aracılığıyla diğer Taraflar`la ve ilgili teşkilatlarla işbirliğinde bulunmak;

3. Taraflar, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yasadışı trafiğinin suç olduğunu gözönünde bulunduracaklardır.

4. Bu Sözleşme`yi ihlal eden fiillerin önlenmesi ve cezalandırılmasına ilişkin tedbirler de dahil olmak üzere, Sözleşme hükümlerinin tatbiki için gereken hukuki, idari ve diğer tedbirler Taraflar`ca alınacaktır.

5. Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların Taraf olmayan ülkelere ihracına veya bu ülkelerden ithaline izin vermeyeceklerdir.

6. Taraflar, sınırlarötesi taşınıma konu olsun olmasın, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, 60° güney enleminin güneyindeki alanlarda bertaraf edilmek üzere ihracına izin vermemeyi kabul ederler.

7. Taraflar ayrıca aşağıdaki hususları yerine getireceklerdir:

a) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların taşınımı veya bertarafı hususunda yetki veya izin verilmedikçe, ulusal yargı yetkisi altında şahısların bu işlemleri yerine getirmelerini yasaklamak;

b) Sınırlarötesi taşınıma konu olacak tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, paketleme, etiketleme ve nakliyat alanlarında genel olarak kabul görmüş uluslararası kurallara ve standartlara göre paketlenmesi, etiketlenmesi ve nakledilmesi ve uluslararası düzeyde kabul edilmiş, ilgili uygulamalara itina gösterilmesi hususunu hükme bağlamak;

c) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların bertaraf yerlerine doğru sınırlarötesi taşınımının başladığı yerde, bu atıklarla birlikte bir dolaşım belgesinin bulunması gereğini hükme bağlamak.

8. Taraflar, ihraç edilecek tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, ithalatçı Devlet`te veya başka bir yerde çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeleri gereğini hükme bağlayacaktır. Bu Sözleşme`ye tabi atıkların çevreyle tutarlı yönetimine ilişkin teknik ilkeler, Taraflar`ın yapacakları ilk toplantıda kararlaştırılacaktır.

9. Taraflar, sadece aşağıda belirtilen şartlar gerçekleştiği takdirde, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına izin verilmesini temin etmek için gereken tedbirleri alacaklardır;

a) İhracatçı Devlet`in, söz konusu atıkların çevreyle uyumlu bir biçimde bertarafı için gerekli teknik kapasiteye, gerekli tesislere veya uygun bertaraf sahalarına sahip olmaması; veya

b) Söz konusu atıklara, ithalatçı Devlet`in yeniden değerlendirme ve işleme sanayileri tarafından hammadde olarak ihtiyaç duyulması; veya

c) Söz konusu sınırlarötesi taşınımın, Taraflar`ın bu Sözleşme amaçlarından farklı olmamak şartıyla kararlaştıracakları kriterlere göre yapılması.

10. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkları oluşturan Devletler`in, bu atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmesi gereğini hükme bağlamak hususundaki Sözleşme yükümlülükleri, hiçbir şart altında ithalatçı veya transit Devlet`e devredilemez.

11. İşbu Sözleşme`de yer alan hiç bir hüküm, Taraflar`ın, insan sağlığı ve çevreyi daha iyi korumak amacıyla, işbu Sözleşme hükümleriyle tutarlı ve uluslararası hukuka uygun ilave şartlar koymasını engellemeyecektir.

12. İşbu Sözleşme`de yer alan hiç bir hüküm, Devletler`in, uluslararası hukuk kuralları uyarınca tespit edilen karasuları üzerindeki hükümranlık haklarını, kendi münhasır ekonomik bölgelerinde ve kıta sahanlıklarında uluslararası hukuk kurallarına göre sahip oldukları hükümranlık haklarını ve yargı yetkilerini ve tüm Devletler`in uçak ve gemilerinin, uluslararası hukukta hükme bağlanan ve ilgili uluslararası belgelerde yansıtılan seyrû sefer haklarını ve serbestilerini kullanmalarını hiç bir şekilde etkilemeyecektir.

13. Taraflar, diğer Devletler`e özellikle de gelişmekte olan ülkelere ihraç edilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların miktarını ve/veya kirlilik potansiyelini azaltabilmek imkanlarını periyodik olarak gözden geçireceklerdir.

Yetkili Makamların ve Odak Noktasının Tayini
Madde 5 

İşbu Sözleşme`nin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla Taraflar;

1. Bir ya da daha fazla sayıda yetkili makam ve bir odak noktası tayin veya tesis edeceklerdir. Transit devlet durumunda, bildirimi almak üzere bir yetkili makam tayin edilecektir.

2. İşbu Sözleşme`nin kendileri için yürürlüğe girmesini takip eden üç ay içinde, odak noktası ve yetkili makamlar olarak tayin ettikleri organlarını Sekreterya`ya bildireceklerdir.

3. 2. fıkra uyarınca görevlendirdikleri organlardaki herhangi bir değişikliği, karar tarihinden itibaren bir ay içinde Sekreterya`ya bildireceklerdir.

Taraflar Arasında Sınırlarötesi Taşınım
Madde 6

1. İhracatçı Devlet, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların öngörülen sınırlarötesi taşınımını ilgili Devlet`in yetkili makamına yazılı olarak bildirecek veya üretici yahut ihracatçının, ihracatçı Devlet`in yetkili makamları aracılığıyla yazılı bildirimde bulunması hususunu hükme bağlayacaktır. Bu bildirim, Ek V A`da verilen bilgileri ve beyanları içerecek ve ithalatçı Devlet`in kabul edebileceği bir dilde yazılacaktır. İlgili Devletler`in her birine sadece bir bildirim gönderilmesi gerekmektedir.

2. İthalatçı Devlet, söz konusu taşınıma şartlı veya şartsız olarak rıza gösterdiğini, izin vermeyi reddettiğini veya ek bilgi istediğini belirten yazılı cevabını bildirimde bulunan tarafa gönderecektir. İthalatçı Devlet`in kesin cevabının bir nüshası, taraf olan ilgili Devletler`in yetkili makamlarına gönderilecektir.

3. İthalatçı Devlet,

a) Bildirimde bulunan tarafın, ithalatçı Devlet`in yazılı muvafakatını aldığını; ve

b) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetimine ilişkin bir sözleşmenin, ihracatçı ile bertaraf edici arasında imzalanmış olduğuna dair ithalatçı Devlet`in vereceği yazılı teyidin, bildirimde bulunan tarafın eline geçtiğini belgeleyen yazılı bir teyid almadıkça, oluşturucu veya ihracatçının sınırlarötesi taşınımı başlatmasına izin vermeyecektir.

4. Bu Sözleşme`ye taraf olan transit Devletler`in her biri, bildirimi almış olduğunu derhal bildirimde bulunan tarafa teyid edecek ve daha sonra, söz konusu taşınıma şartlı veya şartsız olarak rıza gösterdiğini, izin vermeyi reddetiğini veya ek bilgi istediğini belirten yazılı cevabını 60 gün içinde bildirimde bulunan tarafa gönderebilecektir. İhracatçı Devlet, transit Devlet`in, yazılı muvafakatını almadan, sınırlarötesi taşınımın başlatılmasına izin vermeyecektir. Ancak Taraflar`dan biri, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların transit sınırlarötesi taşınımı için genelde veya özel şartlar altında ön yazılı izin alınması gereğini aramamak kararı verir veya bu konudaki şartlarını değiştirirse, bu kararını 13. madde uyarınca derhal diğer Taraflar`a bildirecektir. Bu durumda ihracatçı Devlet, transit Devlet`in bildirimi aldığı tarihten itibaren 60 gün içinde herhangi bir cevap almazsa, söz konusu ihracat işleminin transit Devlet üzerinden yapılmasına izin verebilir.

5. Atıkların,

a) Sadece ihracatçı Devlet tarafından hukuken tehlikeli olarak tanımladığı veya tehlikeli olduğuna inanıldığı durumlarda yapılacak sınırlarötesi taşınımda, bu maddenin 9. fıkrasının ithalatçı veya bertaraf edici ile ithalatçı Devlet`e tatbik edilen hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, ihracatçı ve ihracatçı Devlet`e tatbik edilecektir;

b) Sadece ithalatçı Devlet veya Taraf olan ithalatçı ve transit Devletler tarafından hukuken tehlikeli olarak tanımlandığı veya tehlikeli olduğuna inanıldığı durumlarda yapılacak sınırlarötesi taşınımda, bu maddenin 1, 3, 4 ve 6. fıkralarının ihracatçıya ve ihracatçı Devlet`e tatbik olunan hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra ithalatçı veya bertaraf edici ile ithalatçı Devlet`e tatbik edilecektir; veya

c) Sadece bu Sözleşme`ye taraf herhangi bir transit Devlet tarafından hukuken tehlikeli olarak tanımlandığı veya tehlikeli olduğuna inanıldığı durumlarda yapılacak sınırlarötesi taşınımda, 4. fıkra hükümleri bu Devlet`e de tatbik edilecektir.

6. İlgili Devletler`in yazılı muvafakatına tabi olmak kaydıyla ihracatçı Devlet, aynı fiziksel ve kimyasal özellikleri taşıyan tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, ihracatçı Devlet`in aynı gümrük çıkış kapısı ve ithalatçı Devlet`in de aynı gümrük giriş kapısı yoluyla ve transit geçişin söz konusu olduğu durumlarda da, transit Devlet veya Devletler`in aynı gümrük giriş ve çıkış kapıları yoluyla, düzenli olarak aynı bertaraf ediciye sevk edilmesini mümkün kılan genel bir bildirimin üretici veya ihracatçı tarafından kullanılmasına izin verebilir.

7. Sevk edilecek tehlikeli maddelerin kesin miktarı veya periyodik listesi gibi belli bilgilerin temin edilmesi şartına tabi olmak kaydıyla ilgili Devletler, 6. fıkrada atıfta bulunulan genel bildirimin kullanılması hususunda yazılı muvafakatlarını verebilirler.

8. 6. ve 7. fıkralarda belirtilen genel bildirim ve yazılı muvafakat, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların en çok 12 aylık bir süre boyunca yapılacak birden çok sevkiyatını da kapsayabilir.

9. Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımından sorumlu olan şahısların, söz konusu atıkların teslim edilmesi veya alınması sırasında dolaşım belgesini imzalamaları gereğini hükme bağlayacaklardır. Taraflar ayrıca, bertaraf edicinin, söz konusu atıkları teslim almış olduğunu ve bertaraf işleminin, bildirimde belirtildiği şekilde tamamlandığını ihracatçıya ve ihracatçı Devlet`in yetkili makamına bildirmesi gereğini de hükme bağlayacaklardır. İhracatçı Devlet bu bilgiyi almadığı takdirde, ihracatçı Devlet`in yetkili makamı veya ihracatçı durumu ithalatçı Devlet`e bildirecektir.

10. Bu maddede hükme bağlanan bildirim ve cevap, ilgili Tarafların yetkili makamına veya Taraf olmayan Devletler söz konusu olduğunda da, uygun bir resmi makama iletilecektir.

11. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı, iş bu Sözleşme`ye Taraf olan ithalatçı Devlet veya transit Devletin gerekli göreceği sigorta, teminat veya başka bir garantiye tabi olacaktır.

Taraf Bir Devlet`ten Taraf Olmayan Devletler Üzerine Sınırlarötesi Taşınım
Madde 7

Bu Sözleşme`nin 6. maddesinin 2. paragrafı uyarınca, gerekli değişiklikler, Taraf bir Devletin Taraf olmayan Devlet veya Devletler üzerine yapacağı tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına da uygulanacaktır.

Yeniden İthal Görevi
Madde 8

İlgili Devletler`in bu Sözleşme hükümleri uyarınca rıza gösterdikleri tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının, Sözleşmeye göre tamamlanamadığı durumlarda, atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde bertarafı için gerekli alternatif düzenlemeler yapılamadığı takdirde ihracatçı Devlet, söz konusu atıkların, ithalatçı Devlet`in ihracatçı Devlet`e ve Sekreterya`ya bilgi verdiği tarihten itibaren 90 gün içinde veya ilgili Devletler`in mutabık kalacakları başka bir süre içinde geri almayı temin edecektir. Bu amaçla ihracatçı Devlet ve transit Tarafların herhangi biri, bu atıkların ihracatçı Devlet`e geri gönderilmesini engellemeyecek veya böyle bir işleme karşı çıkmayacaklardır.

Yasadışı Trafik
Madde 9

1. Bu Sözleşme amaçları açısından, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların herhangi bir sınırlarötesi taşınımı:

a) Bu Sözleşme hükümleri uyarınca tüm ilgili Devletler`e bildirimde bulunulmadan yapılan; veya

b) İlgili Devlet`in muvafakatını bu Sözleşme hükümleri uyarınca almadan yapılan; veya

c) İlgili Devletler`in rızası sahtekarlık, yalan beyan veya hile ile elde edilerek yapılan; veya

d) Maddi bir şekilde belgelere uymayan; veya

e) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, bu Sözleşme`ye ve genel uluslararası hukuk ilkelerine aykırı olarak kasıtlı bertarafı (örneğin, boşaltma) sonucunu doğuran, yasadışı trafik olarak kabul edilecektir.

2. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının, ihracatçının veya üreticinin fillerinden ötürü yasadışı trafik olarak kabul edildiği durumlarda, ihracatçı Devlet, kendisine yasadışı trafik hakkında bilgi verilidiği tarihten itibaren 30 gün içinde veya ilgili Devletler`in mutabık kalacağı başka bir süre içinde, söz konusu atıkların:

a) İhracatçı veya üretici ya da gerekliyse kendisi tarafından ihracatçı Devlet`e geri getirilmesini veya bunlar mümkün değilse,

b) Bu Sözleşme hükümleri uyarınca bertaraf edilmesini temin edecektir. Bu amaçla ilgili Taraflar, atıkların ihracatçı Devlet`e geri gönderilmesini engellemeyecek veya böyle bir işleme karşı çıkmayacaklardır.

3. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının, ithalatçının veya bertaraf edicinin fiillerinden ötürü yasadışı trafik olarak kabul edildiği durumlarda ithalatçı Devlet, yasadışı trafik konusundan haberdar olduğu tarihten itibaren 30 gün içinde veya ilgili Devletler`in mutabık kalacakları başka bir süre içinde söz konusu atıkların, ithalatçı veya bertaraf edici ya da, gerekliyse kendisi tarafından çevreyle uyumlu bir şekilde bertaraf edilmesini temin edecektir. Bu amaçla ilgili Taraflar, bu atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde bertarafı için gerekli olduğu ölçüde işbirliğine gireceklerdir.

4. Yasadışı trafik sorumluluğunun ihracatçı veya üreticiye ya da ithalatçı veya bertaraf ediciye yüklenemediği durumlarda, ilgili Taraflar veya duruma göre diğer Taraflar, işbirliğine girişerek, söz konusu atıkların ihracatçı Devlet`te veya ithalatçı Devlet`te ya da uygun görülen başka bir yerde çevreyle uyumlu bir şekiled mümkün olabilen en kısa sürede bertaraf edilmesini temin edeceklerdir.

5. Her bir Taraf, yasadışı trafiği engellemek ve cezalandırmak için gerekli ulusal/iç mevzuatı hazırlayacaktır. Bu madde amaçlarını gerçekleştirmek üzere Taraflar işbiriliğine gireceklerdir.

Uluslararası İşbirliği
Madde 10

1. Taraflar, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimini sağlamak ve geliştirmek amacıyla, birbirleriyle işbirliği yapacaklardır.

2. Bu amaçla Taraflar:

a) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimi geliştirebilmek amacıyla, bu atıkların uygun bir şekilde yönetimine ilişkin teknik standart ve uygulamalar arasında uyum sağlanması da dahil olmak üzere, iki taraflı veya çok taraflı esasla, istek üzerine bilgi temin edeceklerdir;

b) Tehlikeli atıkların yönetiminin, insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini izlemek konusunda işbirliği yapacaklardır;

c) Kendi ulusal kanunları, yönetmelikleri ve politikalarına tabi olmak kaydıyla tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumunu mümkün olabildiği ölçüde ortadan kaldırmak ve bu atıkların çevreyle uyumlu yönetimini temin etmek için daha etkin ve verimli yöntemler geliştirmek amacıyla, yeni ya da geliştirilmiş teknolojilerin kabul edilmesinin ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerinin incelenmesi de dahil olmak üzere, çevreyle uyumlu ve düşük atık üreten teknolojilerin geliştirilmesi, uygulanması ve mevcut teknolojilerin iyileştirilmesi konusunda işbirliği yapacaklardır;

d) Kendi ulusal kanun, yönetmelik ve politikalarına tabi olmak kaydıyla, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimine ilişkin teknoloji ve yönetim sistemlerinin transferi konusunda işbirliği yapacaklardır. Taraflar ayrıca, özellikle bu konuda teknik yardıma ihtiyaç duyacak ve yardım talebinde bulunacak Taraflar`ın teknik kapasitelerinin geliştirilmesi hususunda da işbirliği yapacaklardır;

e) Uygun teknik ilkelerin ve/veya uygulama standartlarının geliştirilmesi konusunda işbirliği yapacaklardır.

3. Taraflar, 4. maddenin 2. fıkrasının a, b ve c bentlerinin tatbiki konusunda gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak amacıyla işbirliğine girmek için gerekli tedbirleri alacaklardır.

4. Gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını göz önüne alarak, Taraflar ve yetkili uluslararası teşkilatlar arasındaki işbirliği diğer şeyler yanı sıra, kamu bilincini, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimini ve düşük atık üreten yeni teknolojilerin kabul edilmesi gibi hususları daha da geliştirmek amacıyla teşvik edilecektir.

İkili, Çok Taraflı ve Bölgesel Anlaşmalar
Madde 11

1. 4. maddenin 5. fıkrası hükümlerine bakılmaksızın Taraflar, bu Sözleşme`nin tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimine ilişkin hükümlerini ihlal etmemek kaydıyla, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı konusunda Taraf olan veya olmayan Devletler`le ikili, çok taraflı veya bölgesel anlaşmalara veya düzenlemelere girebilirler. Bu anlaşma ve düzenlemeler, gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını göz önüne alarak, en az bu sözleşmenin hükümleri kadar çevreyle uyum içinde olmalıdır.

2. Taraflar, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların, tümüyle kendi aralarındaki sınırlarötesi taşınımının kontrolu amacıyla, bu Sözleşmenin yürürlük tarihinden önce girmiş oldukları anlaşma veya düzenlemelerle, 1. fıkrada belirtilen düzenlemeler veya ikili, çok taraflı veya bölgesel antlaşmalardan herhangi birini sekreteryaya bildireceklerdir. Söz konusu anlaşmaların, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların bu Sözleşme`de hükme bağlanan şekliyle çevreyle uyumlu yönetimine ters düşmemesi şartıyla, bu Sözleşme hükümleri, anılan anlaşmalar uyarınca gerçekleşen sınırlarötesi taşınımları etkilemeyecektir.

Sorumluluk Konusunda Danışma
Madde 12

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımından ve bertarafından kaynaklanan sorumluluk ve tazminata ilişkin kural ve usulleri belirleyen bir protokolün en kısa sürede kabul edilmesi amacıyla Taraflar, işbirliğine gireceklerdir.

Bilgi Aktarımı
Madde 13

1. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı veya bertarafı sırasında, diğer Devletler`de insan sağlığı ve çevre üzerinde risk yaratabilme ihtimali bulunan bir kaza meydana gelmesi halinde Taraflar, duruma ilişkin bilgi edindiklerinde diğer Devletler`e de derhal haber verilmesini temin edeceklerdir.

2. Taraflar, Sekreterya aracılığıyla:

a) Madde 5 uyarınca tayin edilen yetkili makamlar ve/veya odak noktalarına ilişkin değişiklikleri;

b) Madde 3 uyarınca tehlikeli atıkların ulusal tanımındaki değişiklikleri; ve mümkün olabilen en kısa sürede,

c) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ulusal yargı yetkileri altındaki alan içinde bertaraf edilmek üzere ithaline tümden ya da kısmen izin vermemek yolundaki kararlarını;

d) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ihracını kısıtlamak ya da yasaklamak yolunda alacakları kararları;

e) Bu maddenin 4. fıkrası kapsamında gereken diğer bilgileri,

birbirlerine bildireceklerdir.

3. Ulusal kanun ve yönetmelikleriyle uyum içinde olmak kaydıyla Taraflar, bir önceki takvim yılına ilişkin olarak aşağıdaki bilgileri içeren bir raporu her bir takvim yılının bitiminden önce, Sekreterya aracılığıyla 15.madde kapsamında teşkil edilmiş Taraflar Konferansı`na ileteceklerdir:

a) Madde 5 uyarınca tayin ettikleri yetkili makamlar ve odak noktalar;

b) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların kendilerinin de taraf olduğu sınırlarötesi taşınımına ilişkin aşağıdaki bilgiler:

i) İhraç edilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların miktarı, kategorileri, özellikleri, varış yeri, transit ülkeler ve bildirim cevabında belirtilen bertaraf yöntemi;

ii) İthal edilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların miktarı, kategorileri, özellikleri, menşei ve bertaraf yöntemleri;

iii) Arzulandığı şekilde gitmeyen bertaraf işlemleri;

iv) Sınırlarötesi taşınıma konu olan tehlikeli atıkların veya diğer atıkların miktarını azaltma yolundaki çabaları;

c) Bu Sözleşme`nin uygulanması konusunda kabul etmiş oldukları tedbirlere ilişkin bilgiler;

d) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların oluşumunun, taşınmasının ve bertarafının insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkileri konusunda kendileri tarafından derlenen mevcut istatistiklere ilişkin bilgiler;

e) İşbu Sözleşme`nin 11. maddesi uyarınca girdikleri ikili, çok taraflı ve bölgesel anlaşma ve düzenlemelere ilişkin bilgiler;

f) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı ve bertarafı sırasında meydana gelen kazalara ve bu kazalar konusunda alınan tedbirlere ilişkin bilgiler;

g) Kendi ulusal yargı yetkileri altındaki kullandıkları alternatif bertaraf yöntemlerine ilişkin bilgiler;

h) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların üretiminin azaltılması ve/veya ortadan kaldırılmasına yönelik teknolojilerin geliştirilmesi konusunda aldıkları tedbirlere ilişkin bilgiler;

i) Taraflar Konferansı`nın uygun göreceği diğer hususlar.

4. Ulusal kanun ve yönetmelikleriyle uyum içinde olmak kaydıyla Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımından kendi çevresinin etkilenebileceğine inanan Taraf bu yönde bir talepte bulunduğunda, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına ilişkin olarak verilen her bir bildirimin ve bu bildirimlere verilen cevapların birer nüshasının Sekreterya`ya gönderilmesini temin edeceklerdir.

Mali Konular
Madde 14

1. Taraflar, farklı bölgelerin ve altbölgelerin özel ihtiyaçlarına göre, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetimi ve üretimlerinin asgari seviyeye indirilmesine ilişkin teknoloji transferlerine ve eğitime yönelik bölgesel ve altbölgesel merkezler kurulması gerekliliğini kabul ederler. Taraflar, gönüllü mahiyetteki uygun finansman mekanizmalarının kurulması hususunu karara bağlayacaklardır.

2. Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı ve bertarafı sırasında meydana gelebilecek kazalardan kaynaklanan tehlikeleri en aza indirgemek amacıyla Taraflar, acil durumlarda geçici yardım sağlayacak döner bir fonun kurulması konusunu göz önüne alacaklardır.

Tarafların Konferansı
Madde 15

1. Bu Sözleşme hükümleri uyarınca Taraflar Konferansı tesis edilmiştir. Taraflar Konferansı`nın ilk toplantısı, bu Sözleşme`nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Birleşmiş Milletler Çevre Programı İcra Müdürü`nün daveti üzerine yapılacaktır. Bundan sonra, Konferans`ın ilk toplantısında tespit edilen belirli aralıklarda Taraflar Konferansı olağan toplantıları yapılacaktır.

2. Taraflar Konferansı`nın olağanüstü toplantıları, Konferans`ın gerekli göreceği diğer zamanlarda veya herhangi bir tarafın yazılı isteği üzerine ve altı ay içinde sekreterya tarafından kendilerine iletilecek görüşler dahilinde ve Tarafların en azından üçte birinin desteklemesi durumunda yapılacaktır.

3. Taraflar Konferansı, kendisine ve tesis edebileceği yardımcı organlardan herhangi birine ilişkin usul kurallarını ve özellikle de Taraflar`ın bu Sözleşme kapsamındaki mali katılımlarını tespite yönelik mali kuralları oy birliğiyle kararlaştıracak ve onaylayacaktır.

4. Taraflar, ilk toplantılarında, bu Sözleşme kapsamında deniz çevresinin muhafazası ve korunmasına ilişkin sorumluluklarının yerine getirilmesinde, kendilerine yardımcı olmak üzere gerekebilecek ilave tedbirleri görüşeceklerdir.

5. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme`nin etkin bir şekilde uygulanmasına ilişkin hususları sürekli olarak gözden geçirecek ve değerlendirecek ve buna ilave olarak:

a) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların insan sağlığı ve çevreye verdiği zararın asgari seviyeye indirilmesine yönelik uygun politikalar, stratejiler ve tedbirler arasında uyum sağlanmasını teşvik edecek;

b) Diğer şeyler yanı sıra mevcut bilimsel, teknik ekonomik ve çevresel bilgileri göz önüne alarak, bu Sözleşme`de ve eklerinde yapılacak değişiklikleri gereken şekilde görüşecek ve kabul edecek;

c) İşbu Sözleşme`nin ve madde 11`de öngörülen anlaşma ve düzenlemelerin uygulanması neticesinde kazanılan tecrübe ışığında, Sözleşme amaçlarının başarılması için gerekebilecek ilave eylemleri görüşecek ve yerine getirecek;

d) Protokolleri gereken şekilde görüşecek ve kabul edecek; ve

e) Bu Sözleşme`nin uygulanması için gerekli görülen yardımcı organları kuracaktır.

6. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler`in uzmanlık kuruluşları; bu Sözleşme`ye taraf olmayan herhangi bir Devlet gibi, Taraflar Konferansı`nda gözlemci olarak temsil edilebilirler. Tehlikeli atıklar veya diğer atıklar alanında gerekli şartlara sahip olan ve Taraflar Konferansı toplantısında gözlemci sıfatıyla temsil edilmek arzusunu Sekreterya`ya bildiren, ulusal veya uluslararası düzeydeki resmi veya gayrı resmi organ veya kuruluşlar da, mevcut Taraflar`ın en az üçte biri itiraz etmediği takdirde gözlemci olarak kabul edilebilirler. Gözlemcilerin kabulü ve katılımı, Taraflar Konferansı`nın kabul edeceği usul kurallarına tabi olacaktır.

7. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme`nin yürürlüğe girdiği tarihten üç yıl sonra ve bunun sonrasında, en az altı yılda bir, kendi etkinliğini değerlendirecek ve gerekli görülürse en son bilimsel, çevresel, teknik ve ekonomik bilgilerin ışığında tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının kısmen veya tamamen yasaklanması konusunu görüşecektir.

Sekreterya
Madde 16

1. Sekreterya`ın görevleri;

a) 15. ve 17. maddelerde öngörülen toplantıları düzenlemek ve ikmal etmek;

b) 3., 4., 6., 11. ve 13. maddeler gereğince alınan bilgileri ve 15. madde kapsamında kurulan yardımcı organların toplantılarından çıkarılan bilgilere dayandırılan raporları, ilgili hükümetlerarası ve gayrı resmi birimlerin sağladığı bilgileri de gözönüne alarak, hazırlamak ve gerekli yerlere iletmek;

c) Bu Sözleşme kapsamındaki görevlerini yerine getirirken gerçekleştirdiği faaliyetler konusunda raporlar hazırlamak ve bu raporları Taraflar Konferansı`na sunmak;

d) İlgili uluslararası organlarla gerekli koordinasyonu temin etmek ve özellikle de, görevlerinin etkin bir şekilde yerine getirilmesi için gerekebilecek idari ve yasal düzenlemelere girmek;

e) Taraflar`ın bu Sözleşme`nin 5. maddesi uyarınca kuracakları odak noktaları ve yetkili makamlarla ilişki kurmak;

f) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların bertarafı için Taraflar`ın mevcut yetkili ulusal saha ve tesislerine ilişkin bilgi toplamak ve bu bilgileri Taraflar arasında dağıtmak;

g) Bu Sözleşme`de öngörülen bildirim sisteminin idare edilmesi;

– Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetimi;

– Tehlikeli atıklara ve diğer atıklara ilişkin çevreyle uyumlu teknolojiler, örneğin düşük atık üreten ve atık üretmeyen teknolojiler;

– Bertaraf kapasitelerinin ve sahalarının değerlendirilmesi;

– Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların izlenmesi; ve

– Acil durum cevapları;

gibi konularda, talepleri üzerine Taraflar`a yardımcı olmak amacıyla,

– Teknik yardım ve eğitim kaynakları;

– Mevcut teknik ve bilimsel know-how;

– Tavsiye ve uzmanlık kaynakları; ve

– Mevcut kaynaklar;

gibi konularda Taraflar`dan bilgi almak ve bu bilgileri Taraflar`a iletmek;

h) Sınırlarötesi taşınıma ilişkin bir bildirimin, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sevkiyatıyla ilgili bildirime uyup uymadığı ve/veya söz konusu atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inanmak için ellerinde herhangi bir neden olduğunda, tehlikeli atıklar veya diğer atıklar için önerilen bertaraf tesislerinin çevreyle uyumlu olup olmadığı gibi konuların incelenmesinde Taraflar`a yardımcı olabilecek ve konusunda gerekli teknik yeterliğe sahip müşavir veya müşavir firmalara ilişkin olarak talep üzerine Taraflar`a bilgi temin etmek gibi anılan incelemeler, Sekreterya`yı bağlamayacaktır;

i) Tarafların talebi üzerine, yasadışı trafik olaylarının belirlenmesinde Taraflar`a yardımcı olmak ve yasadışı trafiğe ilişkin olarak elde etmiş olduğu bilgileri derhal ilgili Taraflar`a iletmek;

j) Acil durumlarda Devletlere olabildiğince süratle yardımcı olabilmek amacıyla, uzman ve cihaz temini konusunda Taraflar`la ve ilgili ve yetkili uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak; ve

k) Bu Sözleşme amaçlarıyla ilgili olup, Taraflar Konferansınca belirlenebilecek diğer görevleri yerine getirmek.

2. Taraflar Konferansı`nın 15. maddeye uygun olarak düzenlenen ilk toplantısı tamamlanıncaya kadar Sekreteryanın görevleri geçici olarak Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yürütülecektir.

3. Taraflar Konferansı ilk toplantısında, bu Sözleşme kapsamında Sekreterya görevlerini üstlenmek istediklerini belirtmiş mevcut yetkili devletlerarası teşkilatlar arasından Sekreterya`yı tayin edecektir. Taraflar Konferansı, yine bu toplantıda, geçici sekreteryanın özellikle yukarıdaki 1. fıkraya göre kendisine verilen görevleri nasıl yerine getirdiğini değerlendirip, bu görevler için uygun yapılar üzerinde karar verecektir.

Sözleşmede Değişiklik
Madde 17

1. Herhangi bir taraf bu Sözleşmeye değişiklik önerebilir ve bu Sözleşme`de herhangi bir protokole Taraf olanlar da o protokolde değişiklik yapılması teklifinde bulunabilirler. Bu değişiklikler, diğer şeyler yanı sıra ilgili bilimsel ve teknik hususları da dikkate alacaktır.

2. Bu Sözleşme`de yapılacak değişiklikler Taraflar Konferansının bir toplantısında kabul edilecektir. Herhangi bir protokolde yapılacak değişiklikler ise, söz konusu protokol Tarafları`nın yapacağı taplantıda kabul edilecektir. Bu Sözleşme`de veya ilgili protokolde mevcut aksi hükümler hariç kalmak kaydıyla herhangi bir protokolde yapılacak tadilatlar, tadilatın görüşülmesi teklif edilen toplantı tarihinden en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflar`a dağıtılacaktır. Sekreterya ayrıca, teklif edilen tadilatları bilgi edinmeleri amacıyla bu Sözleşme`ye imza atmış Taraflar`a gönderecektir.

3. Taraflar, teklif edilen tadilatlar üzerinde oybirliğiyle mutabakata varmak için her gayreti sarf edeceklerdir. Ancak oybirliğine ilişkin bütün gayretler sonuçsuz kaldığında ve mutabakata varılamadığında, söz konusu tadilat son çare olarak, toplantıya katılan ve oy kullanan Taraflar`ın dörtte üç oy çoğunluğuyla kabul edilecek ve onaylanması ve resmen kabul ve teyidi için Depoziter tarafından tüm Taraflar`a iletilecektir.

4. 3. fıkrada belirtilen usul, protokol tadilatları için de geçerli olacak, ancak bu tadilatların kabulü için, ilgili protokole Taraf olan ve toplantıya katılarak oy kullanan Devletler`in üçte iki oy çoğunluğu yeterli olacaktır.

5. Tadilatlara ilişkin onay, resmi kabul ve teyid belgeleri, Depoziter`e teslim edilecektir. 3. ve 4. fıkralar uyarınca kabul edilen tadilatlar, bu tadilatları kabul etmiş Taraflar arasında, ilgili protokolde mevcut aksi hükümler hariç kalmak kaydıyla, söz konusu protokolü kabul etmiş Taraflar`dan en az dörtte üçünün onay, resmi kabul veya teyid belgelerini Depoziter`e teslim ettikleri tarihi takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir. Bu tadilatlar, diğer Taraflar için söz konusu tadilata ilişkin onay, resmi kabul veya teyid belgesinin teslimini takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

6. İşbu madde amaçları açısından katılan ve oy veren Taraflar, toplantıya katılarak olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamına gelecektir.

Eklerde Kabul ve Değişiklik
Madde 18

1. Bu Sözleşme veya herhangi bir protokolün ekleri, bu Sözleşme`nin veya duruma göre ilgili protokolün ayrılmaz bir parçası kabul edilecek ve aksine bir hüküm bulunmadıkça, bu Sözleşme`ye veya protokollere yapılacak herhangi bir atıf, Sözleşme veya protokolün eklerine de yapılmış sayılacaktır. Anılan ekler, sadece bilimsel, teknik ve idari konularla kısıtlı olacaktır.

2. Protokollerden herhangi birinde eklerine ilişkin olarak belirtilebilecek aksi hükümler saklı kalmak kaydıyla, işbu Sözleşme veya protokole yapılacak ilave eklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesi ile aşağıdaki esaslar uygulanacaktır;

a) Sözleşme ve protokollerin eklerine ilişkin teklif ve kabuller, 17. maddenin 2, 3 ve 4. fıkralarında belirlenen usullere uygun olarak önerilip kabul edilecektir;

b) Bu Sözleşme`ye yapılacak ilave ekleri veya protokolün eklerini kabul etmesi mümkün olmayan Taraflar, durumu Depoziter`in gönderdiği onay tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı olarak Depoziter`e bildireceklerdir. Depoziter gecikmeksizin almış olduğu bu bildirimi tüm Taraflar`a iletecektir. Taraflar hakkında daha önce itirazını beyan ettiği bir husustaki itiraz beyanname kabulünü herhangi bir tarihte bildirebilir. Bu durumda ekler o Taraf için bu tarihte yürürlüğe girecektir;

c) Bildirimin Depoziter tarafından tüm Taraflar`a iletilmesinden itibaren altı aylık sürenin bitiminde, söz konusu ek, yukarıdaki (b) bendi uyarınca bildirim göndermemiş olan tüm Sözleşme veya protokol Tarafları için yürürlüğe girecektir.

3. Bu Sözleşmenin veya herhangi bir protokolünün eklerinde düşünülen değişikliklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesi, Sözleşme veya protokol eklerinin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesine uygulanan usullere tabi olacaktır. Konvansiyon için düşünülmüş Ekler ve eklerde yapılacak değişikliklerde, diğer faktörlerin yanı sıra, ilgili bilimsel ve teknik hususlar da gözönüne alınacaktır.

4. Daha sonradan yapılacak bir ek veya ekteki bir değişiklik, bu Sözleşme`de veya protokollerden herhangi birinde değişikliği içeriyorsa, bu ek veya ekteki değişikliğin yürürlüğe girmesi için, önce, Konvansiyon`da düşünülen mütekabil değişikliğin yürürlüğe girmesini beklemek gerekecektir.

Doğrulama
Madde 19

Diğer bir Taraf`ın işbu Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmiş veya etmekte olduğuna inanan herhangi bir Taraf, durumu derhal Sekreterya`ya bildirebilir. Bu durumda söz konusu Taraf, doğrudan veya Sekreterya aracılığıyla, iddiaların yöneldiği Taraf`ı durumdan haberdar edecektir. Bu konudaki tüm bilgiler Sekreterya tarafından Taraflar`a verilecektir.

Anlaşmazlıkların Halli
Madde 20

1. Taraflar arasında Sözleşme`nin veya Sözleşme protokollerinden herhangi birinin yorumlanması veya uygulanması, ya da bunlara uyulması konusunda anlaşmazlık çıkması durumunda, Taraflar, bu anlaşmazlığı görüşmeler veya kendi seçecekleri başka bir barışçı hal tarzı yoluyla halli imkanını arayacaklardır.

2. Eğer ilgili Taraflar anlaşmazlıklarını, bir önceki fıkrada belirtilen yollardan çözemezlerse, ihtilaflı Taraflar mutabık kaldıkları takdirde söz konusu ihtilaf, uluslararası Adalet Divanı`na veya Ek VI`da tespit edilen şartlarda tahkime götürülecektir. Ancak Taraflar`ın, ihtilafın Uluslararası Adalet Divanı`na ya da tahkime götürülmesi konusunda mutabakata varamamaları, kendilerini 1. fıkrada belirtilen yollardan ihtilafa çözüm arama mesuliyetinden kurtarmayacaktır.

3. İşbu Sözleşme`yi tasdik, kabul, resmen teyid ederken veya bu Sözleşme`ye taraf olurken bir Devlet veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir Taraf`a ilişkin olarak,

a) İhtilafın Uluslararası Adalet Divanı`na götürülmesini,

ve/veya

b) Ek VI`da tespit edilen esaslara göre tahkime gidilmesini,

herhangi bir özel anlaşmaya gerek olmaksızın ve zorunlu olarak kabul ettiğini bildirebilir. Bu bildirim yazılı olarak Sekreterya`ya verilecek, Sekreterya da Taraflar`a iletecektir.

İmza
Madde 21

İşbu Sözleşme, 22 Mart 1989 tarihinde Bazel`de, 23 Mart 1989 ila 30 Haziran 1989 tarihleri arasında Bern`de İsviçre Dışişleri Federal Bakanlığı`nda ve 1 Temmuz 1989 ila 22 Mart 1990 tarihleri arasında New York`da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi`nde Devletler`in, Birleşmiş Milletler Namibya Konseyi tarafından temsil edilen Namibya`nın ve politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına açık tutulacaktır.

Onay, Kabul, Resmi Teyid ve Tastik
Madde 22

1. Bu Sözleşme, Devletler`in ve Birleşmiş Milletler Namibya Konseyi tarafından temsil edilen Namibya`nın onay, kabul ve tasdiğine ve politik ve/veya ekonomik bütünleşme örgütlerinin de resmi teyid veya tasdiğine tabi olacaktır. Onay, kabul, resmi teyid veya tasdik belgeleri Depoziter`e teslim edilecektir.

2. Yukarıda 1. fıkrada atıfta bulunulan ve üye Devletlerinden herhangi biri Taraf olmadan bu Sözleşme`ye Taraf olan teşkilatlardan herhangi biri, Sözleşme altındaki bütün yükümlüklere tabi olacaklardır. Üye devletlerinden biri veya daha fazlası Sözleşme`ye Taraf olan örgütler söz konusu olduğunda, örgütün kendisi ve üye Devletler, Sözleşmenin yükümlerinin yerine getirilmesindeki kendi sorumlulukları hususunda karar vereceklerdir. Bu gibi durumlarda, örgüt ile üye Devletlere, Sözleşmedeki haklarını aynı anda kullanma hakkı tanınmayacaktır.

3. Resmi teyid ve tasdik belgelerinde, yukarıda 1. fıkrada atıfta bulunulan örgütler, verecekleri resmi, bu Sözleşme kapsamına giren konulara ilişkin yetki sınırlarını belirteceklerdir. Bu teşkilatlar, yetkilerinde meydana gelebilecek büyük çaplı değişiklikleri Depoziter`e bildirecek, Depoziter de durumu Taraflar`a iletecektir.

Üyelik
Madde 23

1. Bu Sözleşme, sözleşmenin imzaya kapandığı tarihi izleyen günden başlayarak, Devletlerin, Birleşmiş Milletler Namibya Konseyi tarafından temsil edilen Namibya`nın ve politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatlarının üyeliğine açık tutulacaktır.

2. Yukarıda 1. fıkrada atıfta bulunulan teşkilatlar, verecekleri üyelik belgelerinde, bu Sözleşme kapsamına giren konulara ilişkin yetki sınırlarını belirteceklerdir. Bu teşkilatlar, yetkilerinde meydana gelebilecek büyük çaplı değişiklikleri Depoziter`e bildireceklerdir.

3. Bu Sözleşme`ye taraf olan politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatları, 22. maddenin 2. fıkrası hükümlerine tabi olacaktır.

Oy Hakkı
Madde 24

1. Aşağıda 2. fıkrada hükme bağlanan durumlar hariç kalmak kaydıyla, her bir Sözleşmeci Taraf`ın bir oy hakkı olacaktır.

2. 22. maddenin 3. fıkrası ve 23. maddenin 2. fıkrası uyarınca politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatları yetki alanlarına giren konularda bu Sözleşme`ye veya ilgili Protokol`e Taraf olan üye Devletler`inin oy sayısına eşit oy hakkına sahip olacaklardır. Bu teşkilatlar, teşkilatlara üye Devletler oy haklarını kullandığında kendi oy haklarını kullanamayacakları gibi, bunun tersi de geçerli olacaktır.

Yürürlük
Madde 25

1. Bu Sözleşme, yirminci onay, kabul, resmi teyid, tasdik veya üyelik belgesinin teslim tarihini takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2. Bu Sözleşme`yi yirminci onay, kabul, resmi teyid, tasdik veya üyelik belgesinin teslim tarihini takip eden doksanıncı günden sonra onaylayan, kabul, tasdik veya resmen teyid eden Devlet veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı için bu Sözleşme, anılan Devlet veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatının kendi onay, kabul, resmi teyid veya üyelik belgesini teslim tarihini takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. Yukarıdaki 1. ve 2. fıkraların amaçları açısından, bir politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından teslim edilen herhangi bir belge, bu teşkilata üye Devletler`in teslim etmiş olduklarına ilave olarak addedilmeyecektir.

İhtiraz Kaydı ve Beyan
Madde 26

1. Bu Sözleşme`ye ihtiraz kaydı konamayacağı gibi, itiraz da edilemeyecektir.

2. Bu maddenin 1. fıkrası, bu Sözleşme`yi imzaladıklarında, kabul veya tasdiklerinde, resmen teyid ettikleri veya bu Sözleşme`ye Taraf olduklarında, Devletler`in veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatlarının, diğer şeyler yanı sıra, kendi kanun ve mevzuatını Sözleşme hükümleri ile uyumlu hale getirmek amacıyla, nasıl ifade edilirse edilsin veya hangi adla anılırsa anılsın, beyanlarda bulunmasını, bu beyanların, bu Sözleşme`nin söz konusu Devlet`e uygulanan hükümlerinin hukuki etkilerini engelleyici veya değiştirici bir anlam taşımaması koşuluyla, engellemeyecektir.

Çekilme
Madde 27

1. Bu Sözleşme`nin Taraflar`dan biri için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl sonra, herhangi bir anda söz konusu Taraf, Depoziter`e yazılı ihbarda bulunmak suretiyle, bu Sözleşme`den çekilebilir.

2. Sözleşme`den çekilme, bu konudaki ihbarın Depoziter`e ulaştığı tarihten itibaren bir yıl sonra veya ihbarda belirtilecek daha ileriki bir tarihte yürürlüğe girecektir.

Depoziter
Madde 28

Bu Sözleşme`nin ve Sözleşme protokollerinden herhangi birinin Depoziteri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteridir.

Orijinal Metinler
Madde 29

Bu Sözleşme Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca hazırlanmış olup, bu dillerdeki metinlerin hepsi orijinal metin olarak kabul edilecektir.

KEYFİYETİ TEVSİKEN, aşağıda imzası bulunan yetkili bu Sözleşme`yi imzalamıştır.

1989 ….. tarihinde ……`de tanzim edilmiştir.

EK I

Kontrol Edilecek Atık Kategorileri

Atık Türleri:

Y1: Hastanelerden, tıp merkezlerinden ve kliniklerden kaynaklanan klinik atıklar
Y2: Farmasutik ürünlerin üretiminden ve hazırlanmasından kaynaklanan atıklar
Y3: Farmasutik ve ilaç atıkları
Y4: Biyosid ve fitofarmasitiklerin üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y5: Ahşap koruyucu maddelerin üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y6: Organik çözücülerin üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynak-lanan atıklar
Y7: Siyanür ihtiva eden ısıl işlemler ile sertleştirme işlemlerinden kaynaklanan atıklar
Y8: Başlangıçta hedeflenen kullanıma uygun olmayan atık madeni yağlar
Y9 : Atık yağ/su, hidrokarbon/su karışımları, emülsiyonlar
Y10:Poliklorlubifeniller (PCB`ler) ve/veya poliklorluterfeniller (PCT`ler) ve/veya polibromlubifeniller (PBB`ler) içeren veya bu maddelerle kirlenmiş atık maddeler ve malzemeler
Y11:Arıtmadan, imbiklemeden ve herhangi bir ısıl işlemden ötürü ortaya çıkan katranlı artık atıkları
Y12:Mürekkep, boya, pigment, lake ve cilaların üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y13:Lateks, reçine, plastize edici maddeler ile yapışkanlar/yapıştırıcıların üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y14:Tanımlanamayan ve/veya yeni ve insan ve/veya çevre üzerindeki etkileri bilinmeyen araştırma ve geliştirme veya eğitim faaliyetlerinden kaynaklanan kimyasal madde atıkları
Y15:Başka bir yasal düzenlemeye konu olmayan patlayıcı karakterde atıklar
Y16:Fotoğrafçılıkta kullanılan kimyasal madde ve malzemelerin üretiminden, hazırlan-masından ve kullanımından kaynaklanan atıklar
Y17:Metal ve plastiklere yüzey işlemleri uygulanmasından kaynaklanan atıklar
Y18:Sınai atıkların bertarafı işlemlerinden kaynaklanan atıklar

Aşağıda Belirtilen Maddeleri İçeren Atıklar:

Y19: Metal karbonilleri
Y20: Berilyum, berilyum bileşikleri
Y21: Krom VI (Cr VI) bileşikleri
Y22 :Bakır bileşikleri
Y23: Çinko bileşikleri
Y24 :Arsenik, arsenik bileşikleri
Y25 :Selenyum; selenyum bileşikleri
Y26 :Kadmiyum; kadmiyum bileşikleri
Y27 :Antimuan; antimuan bileşikleri
Y28 :Tellür; tellür bileşikleri
Y29 :Civa; civa bileşikleri
Y30 :Talyum; talyum bileşikleri
Y31 :Kurşun; kurşun bileşikleri
Y32 :Anorganik flor bileşikleri – kalsiyum florür hariç
Y33 :Anorganik siyanürler
Y34 :Asitli çözeltiler veya katı haldeki asitler
Y35 :Bazik çözeltiler veya katı haldeki bazlar
Y36 :Asbest (toz ve lifleri)
Y37 :Organik fosfor bileşikleri
Y38: Organik siyanürler
Y39: Fenoller; klorofenoller dahil fenol bileşikleri
Y40:Eterler
Y41:Halojenli organik bileşikler
Y42:Halojenli çözücüler dışındaki organik çözücüler
Y43:Poliklorlu dibenzo furanın herhangi bir türevi
Y44:Poliklorlu dibenzo para dioksinin herhangi bir türevi
Y45:Bu ekte belirtilen maddelerin haricindeki organohalojen bileşikler (ör. Y39, Y41, Y42, Y43, Y44)

EK II

Özel Değerlendirmeye Tabi Tutulacak Atık Kategorileri

Y46: Evlerden toplanan atıklar
Y47:Evsel atıkların yakılmasından kaynaklanan artıklar

EK III
Tehlikeli Özellikler Listesi
UN Tasnifi                  Kod                   Özellik
1                                      H1                     Patlayıcı

Patlayıcı madde veya atık, kendi başına kimyasal reaksiyon yoluyla belli bir sıcaklık ve basınçta ve hızla gaz oluşmasına ve çevresindekilerin zarar görmesine neden olabilecek katı veya sıvı halde madde veya atık (ya da maddelerin veya atıkların karışımı) demektir.

3                                      H3                 Parlayıcı sıvılar

Parlayıcı kelimesi “tutuşabilen” kelimesiyle aynı anlamdadır. Parlayıcı sıvılar, kapalı hazne deneyinde 60.5 °C, açık hazne deneyinde ise 65.6 °C`nın altındaki sıcaklıklarda parlayıcı bir buhar bırakan sıvılar, sıvı karışımları, çözeltide veya süspansiyonda katı madde ihtiva eden maddelerdir. (örneğin boya, vernik, cila gibi maddeler içerip tehlikeli özellikleri nedeniyle başka bir sınıfa dahil edilen maddeler içermeyen maddeler.) Açık hazne deneyleri ile kapalı hazne deneylerinin sonuçları kesinlikle kıyaslamalara olanak tanımadığından ve hatta aynı deneyin sonuçları sık sık değişkenlik gösterebildiğinen bu türden farklılıkları gözönüne alarak yukarıdaki rakamlardan farklı olarak getirilecek yasal düzenlemeler, bu tanımın özüne uygun olacaktır.

4.1                            H4.1

Patlayıcılar sınıfının dışında olup da taşınmaları sırasında karşılaşılacak koşullarda kolayca tutuşabilen veya sürtünme nedeniyle alev almaya neden olabilen veya katkıda bulunabilen katılar ya da atık katılardır.

4.2                            H4.2

Kendiliğinden yanmaya müsait katılar veya atıklar.
Normal taşımacılık koşullarında veya havayla temas yüzünden kendiliğinden ısınmaya ve bu şekilde yanmaya müsait maddeler veya atıklar.

4.3                            H4.3

Suyla temas halinde parlayıcı gazlar bırakan maddeler veya atıklar.
Suyla temas durumunda kendiliğinden parlayan veya tehlikeli sayılacak miktarlarda parlayıcı gazlar bırakan maddeler veya atıklar.

5.1                           H5.1

Oksitleyici
Kendilerinin yanıcı olup olmamasına bakılmaksızın, oksijen verme yoluyla diğer maddelerin yanmasına neden olan veya katkıda bulunan madde veya atıklar.

5.2                           H5.2

Organik Peroksitler
Çift değerlikli 0-0 yapısına sahip organik maddeler veya atıklar kendi kendine hızlanan egzotermik bozunmaya uğrayabilecek olan ısıl açıdan dengesiz maddelerdir.

6.1                            H6.1

Zehirli (Akut)
Yutulması, solunması veya deriyle temas etmesi durumunda ölüme, ciddi şekilde yaralanmaya veya insan sağlığının zarar görmesine neden olabilecek maddeler veya atıklar.

6.2                            H6.2

Enfeksiyöz maddeler
İnsanlarda veya hayvanlarda hastalıklara yol açtığı bilinen veya şüphelenilen zararlı mikro organizmaları veya bunların toksinlerini içeren maddeler veya atıklar.

8                                H8

Korozif maddeler
Canlı dokuyla teması halinde kimyasal olarak dokuya ciddi zararlar verebilen veya sızıntı halinde diğer mallara ya da ulaştırma araçlarına zarar verebilen hatta tümüyle tahrip edebilen veya başka türden tehlikeler yaratabilen maddeler veya atıklar.

9                             H10

Hava veya suyla temas halinde toksik gaz bırakılması
Hava veya su ile temas halinde tehlikeli sayılacak miktarda toksik gazlar bırakabilecek maddeler veya atıklar.

9                             H11

Toksik (gecikmiş veya kronik)
Yutuldukları, solundukları ya da deriden içeri girdikleri takdirde kanserojen etkiler de dahil olmak üzere gecikmiş veya kronik etkilere yol açabilen maddeler veya atıklar.

9                              H12

Ekotoksik
Serbest halde bulunmaları durumunda, biyoakümülasyon yoluyla çevre üzerinde ani veya gecikmeli olarak olumsuz etkiler yaratan veya yaratabilecek olan ve/veya biyotik sistemlerde toksik etkiler yaratan veya yaratması muhtemel olan maddeler veya atıklar.

9                               H13

Bertaraf edilmelerinden sonra herhangi bir yoldan, yukarıda sıralanan özelliklerden herhangi birine sahip bir diğer maddenin (örneğin özütlenme sıvısı) oluşumuna neden olan maddeler.

Deneyler

Belirli türden atıkların yarattığı potansiyel tehlikeler henüz tam olarak belirlenememiştir, bu tehlikeleri nicel olarak tanımlayacak deneyler mevcut değildir. Bu atıkların insan ve/veya çevre üzerinde yarattıkları potansiyel tehlikeleri tanımlayacak yöntemlerin geliştirilebilmesi için yeni araştırmalar yapılması gerekmektedir. Standart deneyler ancak saf maddeler ve malzemeler için geliştirilmiştir. Ek I`de sıralanan maddelerin işbu Ek`te belirtilen özelliklerden herhangi birine sahip olup olmadığını tespit etmek üzere pek çok ülkede ulusal deneyler geliştirilmiştir.

EK IV

Bertaraf İşlemleri

A. Kaynak Geri Kazanımına, Yeniden İşlemeye, Arazi Islahına, Doğrudan Tekrar Kullanıma veya Alternatif Kullanımlara Olanak Vermeyen İşlemler

 A Bölümü uygulamada karşılaşılan tüm bertaraf işlemlerini kapsamaktadır.
D1: Toprağın altında veya üstünde depolama (Ör. arazide depolama, vb.)
D2:Arazi işleme (Ör. Sıvı veya çamur atıkların toprakta biyolojik bozulmaya uğraması, vb.)
D3:Derine enjeksiyon (pompalanabilir atıkların kuyulara, tuz kayaçlarına veya doğal olarak bulunan boşluklara enjeksiyonu, vb.)
D4:Yüzey doldurma (Ör. Sıvı ya da çamur atıkların kovuklara, havuzlara ve lagünlere doldurulması)
D5:Özel işlemli arazi depolaması (Ör. üzeri kapatılmış ve hem birbirleriyle hem de çevreyle teması kesilmiş beton hücrelere yerleştirme)
D6:Denizler ve okyanuslar dışında bir su kütlesine bırakma
D7:Deniz dibine gömme de dahil, denizlere ve okyanuslara bırakma
D8:Bu ekte yer almayan ve A Bölümündeki işlemlerden herhangi biri yoluyla atılan nihai bileşiklerin veya karışımların oluşmasına neden olan biyolojik işlemler
D9:Bu ekte yer almayan ve A Bölümündeki işlemlerden herhangi biri yoluyla atılan nihai bileşiklerin oluşmasına neden olan fiziko-kimyasal işlemler (Ör.buharlaştırma, kurutma, kalsinasyon, nötrleştirme, çökeltme vb.)
D10:Arazide yakma
D11:Denizde yakma
D12:Nihai depolama (Ör. bir madende konteyner içine yerleştirme vb.)
D13:

A Bölümünde belirtilen işlemlerden herhangi birine tabi tutulmadan önce harmanlama veya karıştırma

D14:A Bölümünde belirtilen işlemlere tabi tutulmak üzere yeniden ambalajlama
D15:A Bölümünde belirtilen işlemlerden herhangi birine tabi tutulmak üzere depolama

B. Kaynak Geri Kazanımına, Yeniden İşlemeye, Arazi Islahına, Doğrudan Tekrar Kullanıma veya Alternatif Kullanımlara Olanak Veren İşlemler

B Bölümü tehlikeli oldukları düşünülen veya yasal olarak tehlikeli sıfatıyla tanımlanan ve aksi takdirde A Bölümünde belirtilen işlemlere tabi tutulabilecek olan maddelere uygulanacak tüm işlemleri kapsamaktadır.

R1:Yakıt olarak kullanma (doğrudan yakma dışında) veya enerji üretimi için diğer şekillerde yararlanma
R2:Solvent (çözücü) ıslahı/geri kazanımı
R3:Solvent olarak kullanılmayan organik maddelerin ıslahı/yeniden işlenmesi
R4:Metallerin ve metal bileşiklerinin ıslahı/yeniden işlenmesi
R5:Diğer anorganik maddelerin ıslahı/yeniden işlenmesi
R6:Asitlerin veya bazların geri kazanımı
R7:Kirliliğin azaltılması için kullanılan parçaların geri kazanımı
R8:Katalizörlerin parçalarının geri kazanımı
R9:Kullanılmış yağların yeniden rafine edilmesi veya önceden kullanılmış yağların diğer kullanımları
R10:Ekolojik iyileştirme veya tarımcılık yararına sonuç verecek arazi ıslahı
R11:R1-R10 arasındaki işlemlerden elde edilecek artık maddelerin kullanımı
R12:Atıkların R1-R11 arasındaki işlemlerden herhangi birine tabi tutulmak üzere değişimi
R13:Maddelerin B Bölümünde belirtilen işlemlerden herhangi birine tabi tutulmak üzere biriktirilmesi

EK V-A
Bildirimde Sağlanacak Bilgiler

1. Atık ihraç nedeni

2. Atık ihracatçısı (1)

3. Atığın üreticisi veya üreticileri ve üretim yeri (1)

4. Atığı bertaraf eden ve fiili bertaraf yeri (1)

5. Eğer biliniyorsa atığın taşıyıcıları veya acentaları (1)

6. Atığın ihraç edildiği ülke Yetkili makam (2)

7. Atığın geçeceği tahmin edilen transit ülkeler Yetkili makam (2)

8. Atığın ithal edildiği ülke Yetkili makam (2)

9. Genel veya tek bildirim

10. Sevkiyat(lar)ın tahmini tarih(ler)i ve atığın ihraç süresi ve önerilen güzergah (giriş ve çıkış noktaları da dahil) (3)

11. Öngörülen nakliye aracı (karayolu, demiryolu, hava, deniz, iç sular)

12. Sigortaya ilişkin bilgi (4)

13. Y numarası ve BM numarası da dahil olmak üzere atığın cinsi ve fiziksel tanımı, kompozisyonu (5) ve kaza durumunda acil hükümler de dahil olmak üzere özel taşıma şartları

14. Öngörülen paketleme biçimi (örneğin açık, fıçıda, tanker)

15. Ağırlık/hacim olarak tahmini miktar (6)

16. Atığın üretildiği proses (7)

17. Ek I`de belirtilen atıklar için sınıflamalar Ek III`den: Tehlikeli özellik, H numarası, BM numarası

18. Ek IV uyarınca bertaraf yöntemi

19. Üreticinin ve ihracatçının, bilgilerinin doğruluğuna dair beyanı

20. İhracatçı veya üretici tarafından bertaraf ediciye aktarılan ve atıkların, ithalatçı ülkenin kanun ve mevzuatına göre çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inanması için hiç bir neden olmadığı yolunda bertaraf edicinin görüşünü destekler bilgi (tesisin teknik tanımı da dahil)

21. İhracatçı ve bertaraf edici arasındaki sözleşmeye ilişkin bilgiler

NOTLAR

1) Tam ad ve adres, telefon, teleks veya telefaks numarası ile temasa geçilecek şahsın adı, telefon, teleks veya telefon numarası.

2) Tam ad ve adres, telefon, teleks veya telefaks numarası.

3) Birden fazla sevkiyatı içeren genel bildirimlerde, her bir sevkiyat tarihi veyu bu bilinmiyorsa, tahmini sevkiyat sıklığı belirtilecektir.

4) İlgili sigorta şartlarına ve bunların ihracatçı, taşıyıcı ve bertaraf edici tarafından nasıl karşılandığına ilişkin bilgiler.

5) Zehirlilik ve taşıma ve önerilen bertaraf metoduna ilişkin olarak atığın içerdiği diğer tehlikeler açısından en tehlikeli elemanların mahiyeti ve konsantrasyonu.

6) Birden fazla sevkiyatı içeren genel bildirimde, toplam tahmini miktarla her bir sevkiyatın tahmini miktarı belirtilecektir.

7) Tehlikeyi değerlendirmek ve önerilen bertaraf işleminin uygunluğunu belirleyebilmek için gerektiği ölçüde.

EK V-B
Dolaşım Belgesinde Sağlanacak Bilgiler

1. Atık ihracatçısı (1)

2. Atığın üreticisi veya üreticileri ve üretim yeri (1)

3. Atığı bertaraf eden ve fiili bertaraf yeri (1)

4. Atık taşıyıcısı veya taşıyıcıları(1) veya acenta ya da acentaları

5. Genel veya tek bildirimin konusu

6. Sınırlarötesi taşınımın başlama tarihi ve atıktan sorumlu her şahsın alındı imzası ve tarih(ler)

7. Ulaşım aracı (karayolu, demiryolu, deniz, hava, iç sular) ihracatçı ve ithalatçı ülke ile transit ülke ve tespit edilmiş ise, giriş ve çıkış noktaları da dahil

8. Atığın genel tanımı (fiziksel durumu, ilgili BM sevkiyat ismi ve sınıfı, BM numarası, Y numarası veya H numarası)

9. Kaza durumunda acil hükümler de dahil olmak üzere özel taşıma şartları

10. Paketleme tipi ve numarası

11. Ağırlık/hacim cinsinden miktar

12. Üreticinin veya ihracatçının bilgilerin doğruluğuna dair beyanı

13. Üreticinin veya ihracatçının, Taraf olan ilgili Devletler`in yetkili makamlarınca herhangi bir itiraz yapılmadığına dair beyanı

14. Bertaraf edicinin atıkları tespit edilmiş bertaraf tesisinde teslim almış olduğuna dair teyidi ve bertaraf yönteminin ve yaklaşık bertaraf tarihinin belirtilmesi.

NOTLAR

Dolaşım belgesinde gerekli bilgiler, mümkün olduğu durumlarda, nakliyat kuralları kapsamında gerekli olan bilgilerle birlikte tek bir belgede temin edilecektir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise, dolaşım belgesindeki bilgiler, nakliyat kuralları kapsamında gerekli olanların aynısı olmayacak, bunları tamamlayıcı mahiyette olacaktır. Dolaşım belgesinde, bilgilerin kim tarafından temin edileceğine ve formların kim tarafından doldurulacağına dair talimatlar olacaktır.

1) Tam ad ve adres, telefon, teleks veya telefaks numarası ile acil durumlarda temasa geçilecek şahsın ismi, adresi, telefon, teleks veya telefaks numarası.

EK VI
Tahkim
Madde 1

Sözleşme`nin 20. maddesinde atıfta bulunulan anlaşmada aksi bir hüküm bulunmadıkça, tahkim işlemleri aşağıdaki 2 ila 10. maddelere göre yürütülecektir.

Madde 2

Davacı taraf, tarafların ihtilafı 20. maddenin 2. veya 3. Fıkrası uyarınca tahkime götürme kararı aldıklarını Sekreterya`ya bildirecek ve Sözleşme`nin, ihtilafa konu maddelerinin yorumunu veya uygulamasını verecektir. Sekreterya almış olduğu bu bilgileri tüm Taraflar`a iletecektir.

Madde 3

Tahkim heyeti üç üyeden oluşacaktır. İhtilaf içindeki Taraflar`dan her biri bir hakem tayin edecek ve bu yolla tayin edilen iki hakem, ortak mutabakat ile üçüncü bir hakem seçeceklerdir. Tahkim heyetine bu üçüncü hakem başkanlık edecektir. Bu şahıs, ihtilaf içinde taraflardan birinin tabiyetinde olmayacak, ikametgahı bu taraflardan birinin üzerinde bulunmayacak ve taraflardan herhangi biri tarafından istihdam edilmeyeceği gibi, hangi sıfatla olursa olsun, söz konusu davayla da ilgilenmemiş olacaktır.

Madde 4 

1. İkinci hakemin tayin edilmesini takip eden iki ay içinde tahkim heyeti başkanının belirlenememesi halinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, taraflardan herhangi birinin isteği üzerine iki aylık ek bir süre içerisinde üçüncü hakemi belirleyecektir.

2. İhtilaf içindeki taraflardan birinin, talep tarihinden itibaren iki ay içinde bir hakem atayamaması durumunda, diğer taraf durum Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri`ne bildirebilir. Bu durumda Genel Sekreter iki aylık ek bir süre içinde tahkim heyeti başkanını seçecektir. Bu seçimden sonra tahkim heyeti başkanı, henüz hakem tayin etmemiş olan taraftan iki aylık bir süre içinde hakem tayin etmesini isteyecektir. Bu süre sonunda durumu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri`ne bildirecek ve Genel Sekreter de iki aylık ek bir süre içinde bu atamayı yapacaktır.

Madde 5

1. Tahkim heyeti kararını uluslararası hukuk kurullarına ve işbu Sözleşme hükümlerine göre verecektir.

2. İşbu Ek hükümleri kapsamında kurulan tahkim heyeti kendi usul kurallarını belirleyecektir.

Madde 6 

1. Tahkim heyetinin usule ve öze ilişkin kararları üye çoğunluğuyla alınacaktır.

2. Tahkim heyeti, gerçekleri tesbit etmek için gerekli tüm tedbirleri alabilir. Heyet taraflardan birinin isteği üzerine geçici koruma tedbirleri alınması tavsiyesinde bulunabilir.

3. İhtilaf içindeki taraflar, duruşmaların etkin bir biçimde yürütülebilmesi için gerekli tüm kolaylığı sağlayacaklardır.

4. Taraflardan birinin duruşmalara katılmaması veya kusuru, duruşmaların yapılmasına engel teşkil etmeyecektir.

Madde 8 

Tahkim heyetinin özel şartları gözönüne alarak vereceği aksi yönde kararlar dışında, tahkim heyeti üyelerinin ücretleri de dahil olmak üzere tüm tahkim masrafları, ihtilaf içindeki taraflarca eşit olarak paylaşılacaktır.

Heyet yaptığı tüm masrafların kayıtlarını tutacak ve masraflara ilişkin kesin belgeyi taraflara iletecektir.

Madde 9

İhtilafa konu olan husus üzerinde hukuki mahiyette bir çıkarı olan ve bu çıkarı dava kararından etkilenebilecek olan herhangi bir Taraf, tahkim heyetinin muvafakatı ile duruşmalara müdahalede bulunabilir.

Madde 10

1. Süre kısıtlamasının beş ayı aşmayan bir süre ile uzatılmasının gerekli bulunduğu durumlar dışında tahkim heyeti, kuruluşundan itibaren beş ay içinde kararını verecektir.

2. Tahkim heyetinin kararı, gerekçeleriyle birlikte açıklanacak ve ihtilaf içindeki taraflar için kesin ve bağlayıcı mahiyette olacaktır.

3. 3. Taraflar arasında kararın yorumuna ve uygulanmasına ilişkin olarak çıkabilecek ihtilaflar, Taraflarca kararı veren heyete veya bu amaçla ilki ile aynı şekilde kurulacak başka bir heyete götürülebilir.

Aydınlar Dilekçesi: Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler

0

Aydınlar Dilekçesi, “Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler” başlığı altında 15 Mayıs 1984 salı günü Cumhurbaşkanlığı ve T.B.M.M. Başkanlığı’na verilmiştir.

Kamuoyunda “Aydınlar Dilekçesi” olarak adlandırılan yaklaşık 1383 imzalı metin, çok sayıda aydının katıldığı çeşitli toplantılarda belirtilen görüşlerin bir yazmanlar kurulunca kaleme alınmasıyla oluşturulmuştur.

Aydınlar Dilekçesi, "Türkiye'de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler" başlığı altında 15 Mayıs 1984 salı günü Cumhurbaşkanlığı ve T.B.M.M. Başkanlığı'na verilmiştir.

Kamuoyunda "Aydınlar Dilekçesi" olarak adlandırılan yaklaşık 1383 imzalı metin, çok sayıda aydının katıldığı çeşitli toplantılarda belirtilen görüşlerin bir yazmanlar kurulunca kaleme alınmasıyla oluşturulmuştur.

Dilekçenin verildiği gün Sıkıyönetim Komutanlığı metne yayın yasağı getirmiştir. 18 Mayıs 1984'de bir yabancı gazetecinin sorusu üzerine Başbakan Turgut Özal dilekçeden çeşitli bölümler okumuştur. Başbakan'ın basın toplantısının bu bölümüne de yayın yasağı getirilmiş ancak aynı gün bu yayın yasağı ikinci bir emirle kaldırılmıştır.

Dilekçenin verildiği gün Sıkıyönetim Komutanlığı metne yayın yasağı getirmiştir. 18 Mayıs 1984’de bir yabancı gazetecinin sorusu üzerine Başbakan Turgut Özal dilekçeden çeşitli bölümler okumuştur. Başbakan’ın basın toplantısının bu bölümüne de yayın yasağı getirilmiş ancak aynı gün bu yayın yasağı ikinci bir emirle kaldırılmıştır.

Soruşturma ve Aydınlar Dilekçesi Davası 

20 Mayıs’ta Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emriyle Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nca soruşturma açılarak ve Altındağ 1. Noterliği’nde bulunan dilekçe ve imzalara el konulmuştur. 20 Haziran 1984’te 46 kişi ve iki gün sonra 10 kişinin daha eklenmesiyle toplam 56 kişi hakkında Sıkıyönetim yasaklarına aykırı olarak bildiri dağıtmak suçundan Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, üç kişinin daha eklenmesiyle sanık sayısı 59’a çıkmıştır. Sanıklar hakkında, 3’er aydan 1 yıla kadar hapis cezası istenmiştir. 18 Ağustos 1984’te ilk duruşması yapılan dava 7 Şubat 1986’da tüm sanıkların beraat etmesi ile sonuçlanmıştır. YÖK ise, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Hüsnü Göksel, Prof. Bozkurt Gürel, Doç. Mehmet Haberal, Doç. Zafer Öner, Doç. Salgut Sölçün, ODTÜ’den Prof. İlhan Tekeli, Dr. Ali Gitmez ve Ankara Üniversitesi Prof. Şerafettin Turan’a sekiz öğretim görevlisine kınama cezası vermiştir. Aydınlar Dilekçesi ve Davası’nın sanık sorgulamaları, iddianame, sanıkların duruşmalardaki ifadeleri, yargılama aşamalarındaki tutanaklar, sanıkların savunmaları, mahkeme kararı ve bu konuya ilişkin belgeler Aydınlar Dilekçesi Davası isimli kitapta toplanmış ve Adam Yayınları tarafından basılmıştır.

Haklarında Dava Açılan İmza Sahipleri

Aziz Nesin, Hasan Gürsel, İlhan Tekeli, Uğur Mumcu, Erbil Tuşalp, Haluk Gerger, Bahri Savcı, Yalçın Küçük, Mahmut Öngören, Mete Tunçay, Şerafettin Turan, Yakup Kepenek, Murat Belge, Halit Çelenk, Mehmet Emin Değer, Korkut Boratav, Mustafa Ekmekçi, Tahsin Saraç, Nurkut İnan, İnci Aral, Güler Tanyolaç, Güngör Aydın, Haldun Özen, Haki Bülent Tanık, Güngör Dilmen, Gencay Gürsoy, Vedat Türkali, Özay Erkılıç, Salih Şencan, Kemal Demirel, Vecdi Sayar, Tullui Sönmez, Onat Kutlar, İlhan Selçuk, Ümit Erdoğan, Berna Moran, Minu İnkaya, Veli Lök, Emre Kapkın, Cahit Tanör, Yılmaz Tokman, Şinasi Acar, Ali Oralp Basım, Ruşen Hakkı Özpençe, Hayri Tütüncüler, Güngör Türkeli, Atıf Yılmaz, Başar Sabuncu, Orhan Ş. Balcıoğlu, Erdal Öz, Turgut Kazan, Talat Mete, Ercan Ülker, Ahmet Kocabıyık, Ali Cumhur Ertekin, Yılmaz Polat, Gürsoy Dinç, Cemal Nedret Erdem, Muhittin Yavuz Aksu

AŞAĞIDA İMZASI BULUNANLARIN TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK DÜZENE İLİŞKİN GÖZLEM VE İSTEKLERİ

Demokrasi, kurumları ve ilkeleri ile yaşar. Bir ülkede demokrasinin temel harcını oluşturan kurum, kavram ve ilkeler yıkılırsa bunun zararlarını gidermek güçleşir.

Demokrasiyi kendi öz değer ve kurumlarına yabancılaştırmak, biçimsel olarak koruyup içeriğini boşaltmak, onu yıkmak kadar tehlikelidir. Bu nedenlerle tarihsel birikime dayalı devlet yapımızı ayakta tutan kurum, kavram ve ilkelerin korunmasını ve demokratik ortam içinde güçlenmesini savunmaktayız.

Halkımız, Çağdaş toplumlarda geçerli insan haklarının tümüne layıktır ve bunlara eksiksiz olarak sahip olmalıdır. Ülkemizin, insan haklarının güvenceleri yurt dışında tartışılır bir ülke durumuna düşürülmüş olmasını onur kırıcı buluyoruz.

Yaşam hakkı ve insanca yaşama, örgütlü ve toplumsal var olmanın çağımızda hiçbir gerekçe ile ortadan kaldırılamayacak baş amacıdır; doğal ve kutsal bir haktır. Bu hakkın anlam kazanması, düşünceyi özgürce açıklamaya, geliştirmeye ve etrafında örgütlenmeye bağlıdır. Bireylerimizin yeni ve değişik düşünce üretmelerini, gösterilmeye çalışıldığı gibi, bunalımların nedeni değil, toplumsal canlılığın gereği sayıyoruz.

İnsanların son sığınağı olan adalet, insanca yaşamın da başlıca dayanağıdır. Bun gerçekleşmesinin çağdaş hukuk devletinde geçerli yolları, adalet arayışının hiçbir şekilde engellenmemesi ve adalete ulaşmada olağanüstü yargı yollarına ve olağandışı yöntemlere başvurulmamasını gerektirmektedir. Olağanüstü yönetim bicilerinin olağan sayılan dönemlerde süreklilik kazanmasının demokrasi anlayışı ile bağdaşmayacağı görüşündeyiz.

Yargı kararı olmaksızın yurttaşların haklarının kısılması, tartışılması mümkün olmayan tek yanlı idari işlemlerle suç oluşturulması, siyasal hakların ellerden alınması ve genel suçlamalar yapılması, toplumsal yıkımlara yol açmaktadır. Dernek, kooperatif, vakıf, meslek odaları, sendika ve siyasal partilere girmenin ve açıklandığı zaman suç sayılmayan düşüncelerin sonradan egemen anlayışa göre, suç sayılması hukuk devleti kavramıyla bağdaşmaz.

Türkiye’nin yaşadığı yoğun terör eylemlerinden demokratik sistemin kendisi sorumlu tutulamaz.

Her örgütlü toplumun şiddet eylemleriyle mücadele etmesi kaçınılmaz görevidir. Ancak, devlet olmanın temel niteliği, terörle mücadelede hukuk ilkelerine bağlı kalmaktır. Terörün varlığı hiçbir zaman, devletin de aynı yöntemlere başvurmasının gerekçesi olamaz.

Varlığı yasal kararlarla da kanıtlanan işkence insanlığa karşı suçtur. İşkencesin yargısı, peşin ve ilkel bir cezalandırma alışkanlığına dönüştürülmüş olmasından endişe ediyoruz. Ayrıca, özgürlüğü sınırlama amacını aşan cezaevi koşullarını da eziyet ve işkence sayıyoruz.

İşkencenin büsbütün ortadan kaldırılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Savunma, soruşturma ve kovuşturmada, hukuk devleti kuralları dışına çıkılır ve yargısal yöntemlerde en başta sanık makum oluncaya kadar masumdur ilkesiyle vurgulanan evrensel güvenceler yok sayılırsa, keyfilik, özellikle siyasal davalarda yargılamanın temel unsurlarından biri olur.

Terör eylemlerinin oluşmasında toplumun bütün kesimlerinin sorumluluk payı olduğu göz önüne alınarak, ölüme dayalı çözüm düşüncesinin ortadan kaldırılması için kesinleşmiş idam kararlarının infazlarının durdurulması ve ölüm cezalarının kaldırılması gereğine inanıyoruz.

Gecikmiş adaletin adaletsizlik olduğu evrensel gerçeğine dayanarak, görülmekte olan davaların bir an önce sonuçlandırılması gerektiği görüşündeyiz.

Suçları oluşturan, toplumsal ve siyasal koşullardır. Türkiye’nin içinde yaşadığı çalkantılı dönemin topluma yüklediği sorumluluk unutulmamalıdır. Bu nedenlerden ötürü ve sosyal barışa katkıda bulunmak için kapsamlı bir affı kaçınılmaz görüyoruz.

Kamu yaşamında iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmanın yolu olan siyaset, toplumun tümünün yönetime katılmasıdır. Güncel siyasetin her ülkede görülen ve kaçınılmaz olan aksaklıkları, herkese açık gereken siyaset yoluyla topluma hizmetin engellenmesinin ve belirli zümrelerin, kişinin ve kişilerin tekeline bırakılmasının nedeni olamaz. Siyaset yalnızca idari kararlara indirgenemez.

Milli irade ancak, toplumun bütün kesimlerinin özgürce örgütlenebildiği düzenlerde anlam ifade eder. Kimsenin siyasal kanı ve felsefi düşüncesinden ötürü suçlanmadığı, hiçbir yurttaşın dinsel inançlarından dolayı kınanmadığı ülkelerde milli irade en üstün güçtür. Bu üstün gücün meşruluğu, temel hak ve özgürlüklere karşı takındığı tavra bağlıdır.

Çoğunluk iradesinin özgürce belirlenmesini engelleyen koşullar demokrasiye aykırıdır. Bunun gibi, çoğunluk iradesini bahane ederek temel hakları yok etmek de demokrasi ile bağdaşmaz.

Tarihsel gelişim süreci içinde demokratik anayasaların amacı, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Bireyi devlet karşısında güçsüzleştiren düzenlemeler, hangi ad altında getirilirse getirilsin, demokrasiden uzaklaşma anlamına gelir. Bu durumda, demokratik yaşamın kaynağı olması gereken anayasa, demokrasinin engeli olur.

Başta siyasi partiler olmak üzere, sendikalar, mesleki kuruluşlar ve dernekler, demokratik yaşamın vazgeçilmez dayanaklarıdır. Mesleki örgütlenmeler, üyelerin dayanışma ve ekonomik çıkarlarını savunmakla görevli oldukları kadar, siyasi partilerle birlikte, birey ve grupların demokratik özgürlüklerimi korumanın ve yönetime katılmalarının aracı ve etkeni de olmalıdır. Bu nedenle, örgütlenme ve katılım haklarının anayasal düzenlemeler içinde en geniş güvencelere kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz.

Bir toplumun yaşayışında, özgürlük, çeşitlilik ve yenilik öğelerinin bulunması, toplumun geleceği ve gelişmeye açık tutulması için zorunludur. Bu bakımdan her türlü düşünce üretimi korunmalı, yeni önerile kamuya özgürce sunulabilmelidir.

Özgür basın, demokratik düzeni bütünleyen temel öğelerden biridir. Bunun sağlanması için, bağımsız, denetimsiz ve çok yanlı olarak toplumun kendinden haberli olması, değişik düşüncelerin özgürce yansıtılması ve her türlü eleştirinin basında yer bulması zorunludur. Çok yönlü kamuoyu oluşması ve yönetimin demokratik denetimi ancak böyle bir basınla gerçekleştirilebilir. Yine bu nedenlerle ve yansızlığın önkoşulu olarak TRT’nin de özerkliğinin sağlanması gerektiğine inanıyoruz.

Eğitimin temel amacı, özgür düşünceli, bilgili, becerli ve üretici insan yetiştirmektir. Bunun tersine, tek tip insan yaratmaya çalışmak, çağdaş gelişmeler ve çoğulcu demokrasiyle bağdaşmaz. Çağdaş demokrasi, dünyaya eleştirel gözle bakabilen insan yetiştirmeyi amaçlar.

Toplumun en yetişkin kesimi olan üniversitelerin özerklikten yoksun bırakılarak kendi kendilerini yönetmeye layık olmadıklarının ileri sürülmesi, ülkemizde demokrasinin işleyebileceğini inkar etmek anlamına gelir. Bütün yüksek öğretim kurumlarının, atamalarla oluşturulan aşırı yetkili bir kurulun buyruğuna verilmesi, hem gençlerin iyi yetiştirilmesini, hem de bilim yapılmasını şimdiden engellediği gibi ülkenin geleceği için büyük kaygılar doğurmaktadır. Bu nedenle, YÖK düzeninin bir an önce seçim ilkesine dayalı özerklik yönünde değiştirilmesini gerekli görüyoruz.

Fikir ve sanat özgürlüklerinin serbestçe oluşmasını engelleyen hukuki ve fiili sınırları kaldırmak ve her yurttaşla birlikte, düşünce ve sanat adamlarını da genel güvencelerle donatmanın bir uygarlık koşulu olduğunu önemle belirtmek isteriz. Sağlıklı bir toplumsal gelişme, her türlü sanat yapıtlarının üretiminde ve yayımında özgürlüğü, kültürel yaratıyı son derece sınırlayan sansürün toptan kaldırılmasını, hiçbir konunun tabu haline getirilmemesini, ceza sorumluluğunun yalnız olağan yargı mercilerince saptanmamasını gerektirir.

Bütün bunların ışığında, topluma karşı sorumluluklarının bilincinde olan bizler, çağdaş demokrasinin, ayrı ayrı ülkelerin özel koşullarına göre uygulamadaki değişikliklere karşın, değişmeyen bir özü olduğuna bu özü oluşturan kurum ve ilkelerin bizim ulusumuzca da benimsenmiş bulunduğuna, bunlara aykırı düşen yasal düzenleme ve uygulamaların demokratik yöntemlerle ortadan kaldırılması gerektiğine, yaşadığımız bunalımdan, böylelikle, sağlıklı ve güvenli olarak çıkılacağına olanca içtenliğimizle inanmaktayız.

15 Mayıs Hukuk Takvimi

0
15 Mayıs Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

15 Mayıs Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün 

1648 Otuz Yıl savaşlarını bitiren Vestfalya Antlaşması imzalandı.
1718 Londralı avukat James Puckle, makineli tüfeği icat etti.
1773

Avusturya İmparatorluğu’nda görev yapan Alman asıllı devlet adamı ve diplomat Klemens von Metternich (Klemens Wenzel Nepomuk Lothar, Metternich) 15 Mayıs 1773‘te olarak dünyaya geldi. Metternich Hanedanı’na mensup bir diplomatın oğlu idi. 1790’da Avusturya vatandaşlığına geçti. Fransız Devrimi döneminde, Strazburg ve Mainz Üniversitesi’nde hukuk okudu ve ardından dışişlerinde görevler almaya başladı. Saksonya Krallığı, Prusya ve Fransa’da yaptı. 1806’da Paris büyükelçiliğine getirilmesiyle dünyaca tanınan biri oldu. 1809’da Avusturya başbakanı ve yeni kurulan Germen konfederasyonunun başkanlığına seçildi. Napolyon sonrası toplanan Viyana Kongresi’nde Avusturya heyetinin başkanlığını yaptı. Kongrenin toplanmasına öncülük etti ve başkanlığın  da yürüttü. Bu hizmetlerinden ötürü Ekim 1813’te Prens unvanı ile ödüllendirildi. 1809’dan 1848’e kadar hem I. Francis hem de oğlu I. Ferdinand döneminde Şansölye olarak görev yaptı. 1848 Devrimleri sonrası Londra, Brighton ve Brüksel’de olmak üzere üç yıl sürgün dönemi geçirdi. 1851’de Viyana sarayına geri döndü ve I. Franz Joseph’e danışmanlık yaptı. 11 Haziran 1859’da yaşamını yitirdi.

1782

Portekizli devlet adamı Sebastião José de Carvalho e Melo yaşamını yitirdi. (13 Mayıs 1699, Lizbon — 15 Mayıs 1782, Pombal) akademik çalışmalarına devam etti, hukuk ve tarih okudu ve 1734’te kraliyet tarih topluluğuna kabul edildi. 1738’de Büyük Britanya’ya Portekiz büyükelçisi olarak atandı ve ilk üst düzey kamusal görevini burada yaptı. 1740’ta Kraliyet Cemiyeti’ne seçildi. 1745’te Avusturya’da Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1750 – 1777 yılları arasında kraliyet hükümetlerinde bugünkü bakanlık ve başbakanlık makamlarına denk gelen görevlerde bulundu. Portekiz ekonomisinde köklü yenilikler yaptı ve ülke çapında gelişme sağladı.

1811 Paraguay, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1856

Anadolu Feneri ve Rumeli Feneri, Fransızlar tarafından inşa edilerek işletilmeye başlandı.

1863

Türkiye’nin eğitim alanındaki ilk sivil toplum örgütü olan Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye (Darüşşafaka) kuruldu. 1865’te Darüşşafaka İdadisi faaliyete geçti.

1886

Gümrük resmine bağlı vagonların kurşunlanarak kapatılmasına ilişkin Anlaşma (Gümrüğe tabi vagonlara kurşun tamga vaz’ına dair) kabul edildi. (Demiryollarının teknik standardizasyonuna ilişkin anlaşma) Gümrük muayenesine tabi demiryolu vagonlarının mühürlenmesine ve ticaret güvenliğine ilişkindir.

1886 Bern mukavelenamesi kabul edildi.
1900

Ordinaryüs profesör, dil bilimci ve bilim insanı Reşit Rahmeti Arat dünyaya geldi. Berlin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe okudu. Berlin Üniversitesi’nde ve Prusya İlimler Akademisi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’ne davet edildi ve burada Eski Türk Dili Kürsüsü profesörü oldu. 26 Nisan 1958’de ordinaryüs profesör unvanı aldı. Karşılaştırmalı Türk dili araştırmalarının Türkiye’deki kurucusu ve uygulayıcısıdır. Türk edebiyatı açısından önemli birçok eser yanında Kutadgu Bilig’i günümüz Türkçesine çevirdi. Öğrencisi Muharrem Ergin “Ölümü yalnız memleketimiz için değil, Türkiyat ilmi için de dünya çapında büyük bir kayıptır.” dedi. 29 Kasım 1964’te yaşamını yitirdi.

1914 Kanun-ı Esasi’de değişiklik yapıldı.
1919

İzmir, İtilaf Devletlerinin desteği ile, Yunanlılar tarafından işgal edildi ve ilk silahlı direniş başladı. İzmir yurtseverleri, gece Yahudi Maşatlığı (şimdi park)’ında toplanarak “Redd-i İlhak” ilkesini kabul ettiler. Kurulan Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi” halka bir bildiri yayınladı. Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin, İzmir’i işgal eden Yunanistan güçleri tarafından 31 yaşında iken öldürüldü. İzmir Konak Meydanında İlk Kurşun Anıtı bulunmaktadır. Bülbülderesi Mezarlığı’nda anıt mezarı bulunmaktadır.

1919

Dominikalı hukukçu ve eski başbakan Eugenia Charles dünyaya geldi. (15 Mayıs 1919) Yaşadığı ada ülkesinde tek kız ortaokulu olan Katolik Manastır Okulu’na gitti. Sulh ceza mahkemesinde çalışırken hukuk alanına ilgi duymaya başladı. Uzun yıllar Alastair Forbes‘un asistanı olarak çalıştı. Kanada‘daki Toronto Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki eğitimini 1937’de bitirdi ve Dominika’nın ilk kadın avukatı oldu. Mülkiyet hukukunda uzmanlaştı. 1960’larda basın özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalara karşı siyasette kampanya yapmaya başladı. Dominika Özgürlük Partisi‘nin (DFP) kurulmasına yardımcı oldu ve 1970’lerin başından 1995’e kadar partinin lideri oldu. 1970 yılında parlamentoya seçildi ve 1975 yılında muhalefet lideri oldu. 1978 yılında Dominika, Britanya‘dan bağımsızlığını kazandıktan sonra da görevine devam etti. 21 Temmuz 1980 ve 14 Haziran 1995 tarihleri arasında Dominika Başbakanlığı yaptı. Hindistan’daki Indira Gandhi’nin ve Sri Lanka’lı Sirimavo Bandaranaike’nin ardından dünyanın en uzun süre görevde kalan kadın Başbakanı oldu. Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. 6 Eylül 2005’te 86 yaşında öldü.

1924 Fransız diplomat ve siyasetçi Paul d’Estournelles yaşamını yitirdi. (22 Kasım 1852- 15 Mayıs 1924) Lycée Louis-le-Grand’da hukuk ve Doğu dilleri okudu. 1876’da diplomatik bir kariyere başladı. İlk diplomatik görevlerini Karadağ, Osmanlı İmparatorluğu, Hollanda, Büyük Britanya ve Tunus’ta yaptı. 1904’te Senatoya girdi. Üçüncü Cumhuriyet’in sömürge politikasına sürekli olarak karşı çıkarak sömürge meseleleriyle ilgilendi. Fransız parlamentosundaki sömürge koltuklarının ortadan kaldırılmasını savundu. Özellikle Madagaskar’da Fransız sömürge yönetiminin kurulmasına ve Büyük Güçlerin Çin’i parçalamasına şiddetle karşı çıktı. Kendini uluslararası ilişkileri iyileştirmeye adadı ve 1900’da Daimi Tahkim Mahkemesi üyeliği görevine geldi. Fransa’yı 1898 ve 1907 Lahey Barış Konferansında temsil etti. Uluslararası tahkim savunuculuğu dolasıyla 1909’da Nobel Barış Ödülünü kazandı.
1926 Hukukçu, iktisatçı, akademisyen ve eğitimci Prof. Dr. Sabahattin Zaim dünyaya geldi. (15 Mayıs 1926) 1947 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde lisans eğitimi aldı. 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi sosyal siyâset kürsüsüne asistan oldu ve aynı üniversitede doktor, doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak görev yaptı. Suudi Arabistan’daki Melik Abdülaziz Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak gitti. Sakarya Üniversitesi’nde İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanlığını yaptı. 1997-1998 yıllarında YÖK üyeliği yaptı. Çeşitli dillere çevirileri yapılan 20 kitabı, 174 makalesi yayınlandı. 10 Nisan 2010 ‘da anısına İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi kuruldu. 10 Aralık 2007’de yaşamını yitirdi.
1937 Hukukçu ve diplomat Madeleine Albright, Prag’da dünyaya geldi. Columbia Üniversitesi’nde kamu hukuku ve yönetim doktorası yaptı. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdinde büyükelçisi olarak görev yaptı. Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk kadın Dışişleri Bakanı oldu. Georgetown Üniversitesi’nde diplomasi dersleri verdi. 23 Mart 2022’de, kanser hastalığı nedeniyle Washington D.C.’de 84 yaşında iken yaşamını yitirdi. Madam Secretary, “The Mighty and the Almighty: Reflections on America, God, and World Affairs”, “Memo to the President Elect: How We Can Restore America’s Reputation and Leadership” ve Read My Pins isimli kitapları bulunmaktadır.
1952 Türk-Yunan Dostluk Derneği kuruldu.
1964 50 bin Türk işçisinin çalıştığı Batı Almanya ile işçilerin sosyal güvenliğiyle ilgili yeni bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, işçilerin sigortalı olması ve çocuk zammı alması, ailelerin de hastalık sigortasından yararlanması kararlaştırıldı.
1964 AP’li Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, şikâyet konusu olan kız öğrencilerin mini etek giymeleri konusunda “geçici modalara tabi olmalarının önlenmesi” için valiliklere genelge gönderdi.
1969 Anayasa değişikliğinin Meclis’te kabul edilmesiyle, eski Demokrat Partililere siyasal haklarını iade etme imkânı tanındı.
1969 Kısmi genel af ilan edildi.
1972 1945 yılından beri ABD işgali altında bulunan Okinawa adası, yeniden Japonya’nın idaresine verildi.
1973 Askeri Yargıtay 4.Dairesi, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan ve Asistan Uğur Mumcu hakkında verilen ağır hapis cezalarını “atfedilen suçların sabit olmadığı” gerekçesiyle bozdu. Uğur Mumcu tahliye olduğunda er olarak askere alındı.
1974 12 Mart askeri müdahalesi sırasında tutuklananları da  kapsayan genel af kanunu Cumhuriyetin ilanının 50. yılı nedeniyle çıkarılan genel af adıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Af yasa tasarısı, CHP’nin koalisyon ortağı MSP’den 20 milletvekilinin de diğer sağ partilerle beraber “hayır”oyu vermesi nedeniyle, komünist örgütlenmeyi ve propagandayı yasaklayan TCK’nın 141. ve 142. maddeleri kapsam dışı bırakılarak yasalaştı.
1978 Hukukçu ve Avustralya’nın 12. başbakanı Robert Menzies (Sir Robert Gordon Menzies) yaşamını yitirdi. (20 Aralık 1894-15 Mayıs 1978) Melbourne Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Bir süre avukatlık yaptı. 1939-1941 ve 1949-1966 yılları arasında Avustralya başbakanı olarak görev aldı. Avustralya tarihinde en uzun süre başbakanlık yapan kişidir.
1981 Sanat Emeği Dergisi Yazı İşleri Müdürü şair/editör Turgay Fişekçi, derginin Eylül 1978 tarihli sayısındaki “SBKP Programında Kültür Sorunu” başlıklı yazıda komünizmi övdüğü gerekçesiyle 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1984 1383 aydın, “Türkiye’deki demokratik düzene ilişkin gözlem ve istekler” başlıklı dilekçeyi TBMM’ye teslim etti. Cumhurbaşkanı Kenan Evren teslim almadığı için köşkün kapısına bırakıldı. Aydınlar Dilekçesi’ne aynı gün Sıkıyönetim tarafından haber yasağı getirildi; metin gazetelerde ancak 19 Mayıs’ta yayımlanabildi. Aydınlar Dilekçesi olarak tarihe geçen bu girişime karşı daha sonra dava açıldı.
1984 Belediyeler ve il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirlerindeki payının artırılmasına ilişkin yasa değişikliği yürürlüğe girdi. Vergi gelirlerinin yüzde 10.3’ünü 64 ildeki belediyelerin alması, özel idarelerin yüzde 1 olan payının da yüzde 2.3’e yükseltilmesi öngörüldü.
1984 Askerlik süresi 18 aya indirildi.
1986 Polis Sedat Caner’in itiraflarında Ekim 1981’de Kahramanmaraş’ta gözaltında işkenceden dolayı öldüğünü söylediği Mehmet Ceren’in babası savcılığa başvurdu.
1987 Cumhuriyet’teki “DİSK Geçmiş Değil Gelecektir” ve “Hülle Partisi” yazılarından dolayı yargılanan İlhan Selçuk ve Okay ve Gönensin beraat etti.
1990 2 kitabından dolayı 2 aydır tutuklu bulunan İsmail Beşikçi, yargılandığı davada cezaevinden getirilmediği için duruşmaya çıkarılamadı; avukatları cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundu. Duruşmayı TBKP’li Kutlu ve Sargın da izledi.
1991 Edith Cresson, Fransa’nın ilk kadın Başbakanı oldu.
1993

Ören-Milas’da, 40 ülkeden 90 katılımcıyla “8. Uluslararası Vicdani Retçiler Toplantısı yapıldı. 15 Mayıs  “Dünya Vicdani Retçiler Günü” olarak belirlendi.

1994 Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesini onaylayan 3957 sayılı Kanun Resmî Gazete’nin 15 Mayıs 1994 tarihli sayısında yayınlandı.
1996 1 Mayıs 1977 Katliamı nedeniyle emniyet görevlilerine açılan dava “zamanaşımı” nedeniyle kapatıldı. Müdahil Avukat Rasim Öz, “planlı katliam” olarak değerlendirdiği 1 Mayıs davasındaki zamanaşımı süresinin ”15 yıl değil 20 yıl olduğu”gerekçesiyle karara itiraz etti.
1997

Şair, gazeteci, avukat, editör Turhan Ragıp Oğuzbaş yaşamını yitirdi. (14 Mart 1933 – 15 Mayıs 1997)

2000
  • Kurtuluş Gazetesi satarken polislerce vurularak öldürülen İrfan Dağdaş’ın (17) faillerinin yargılandığı davada polislerin tutuklanması talebi reddedildi.
  • Gazeteci-yazar Uğur Mumcu suikastı soruşturması çerçevesinde tutuklanan ve Tevhid-Selam Örgütü üyesi olmakla suçlanan sekiz zanlı, Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne sevk edildi.
2000 Sierra Leone’de Devrimci Birlik Cephesi (RUF) rehin aldıkları 500’e yakın BM askerinden 139’unu serbest bıraktı.
2001 IMF, Kemal Derviş’in açıkladığı 3 yıllık “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”na göre ek niyet mektubunu onayladı, 3.8 milyar $’lık krediyi serbest bıraktı.
2001 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Savcı Sacit Kayasu’nun Kenan Evren hakkında düzenlediği iddianame ile “görevini kötüye kullandığı” yönündeki kararı 15 Mayıs 2001 tarihinde oyçokluğuyla onadı.
2002 RTÜK ile Basın Yasası’nda değişiklik içeren yasa TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e gönderildi. Yasayla televizyonlar için ekran karartma dönemi sona erdi. Basın yoluyla işlenen suçlara internet de eklendi.
2003 Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü, 15 Mayıs 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi tarafından Strazburg’da düzenlenmiştir.
2004 İsrail, Gazze Şeridi’nde Refah kentinde evleri yıktı, yolları, elektrik ve su şebekelerini çökertti. Bin kadar Filistinli evsiz kaldı. Son operasyonla birlikte İsrail’in 2000’den beri Refah’ta yıktığı ev 1026, evsiz bıraktığı Filistinli sayısı ise 11 bine ulaştı. İnsan hakları kuruluşları İsrail’i kınadı.
2005 17 Mayıs 1998’de Sason’da “terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı” iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan A.Çelik Şubat 1999’da beraat ettikten sonra, avukatı Tahir Elçi aracılığıyla gözaltında işkence ve kötü muamele gördüğü iddiasıyla 9 polis hakkında şikâyette bulundu. Polisler yargılanıp “delil yetersizliğinden” beraat ettikten sonra AİHM’e başvuran A.Çelik lehine AİHM, Türk hükümetini Çelik’e 10 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.
2007 Yargıtay, Şemdinli davasıyla ilgili sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz hakkındaki 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapis cezası kararını” eksik soruşturma” gerekçesiyle bozdu. Daire, davanın askeri mahkemede görülmesi gerektiğine karar verdi.
2011 IMF Başkanı Dominique Strauss-Khan, New York’ta otel odasını temizliğe gelen hizmetçiye cinsel saldırıda bulunma suçundan gözaltına alındı.
2013 Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Hrant Dink cinayeti davasında, sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi olduklarına karar verdi. Yasin Hayal’e verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası onandı.
2017 Alman filozof Karl-Otto Apel yaşamını yitirdi. (15 Mart 1922-15 Mayıs 2017) Etik, felsefe ve insan bilimleri üzerine çok sayıda eser bıraktı.
2019
  • Danıştay, Ceylan Önkol’un ailesinin açtığı maddi ve manevi tazminat ödenmesi davasında Diyarbakır 2.İdare Mahkemesi’nin sadece 28.209 TL manevi tazminat ödenmesi kararını” idarenin hizmet kusuru bulunduğu” gerekçesiyle bozdu, karar yeniden ele alınacak.
  • Arjantinli hukukçu, akademisyen ve diplomat Eduardo Alejandro Roca yaşamını yitirdi. (15 Aralık 1921– 15 Mayıs 2019)
2020 İsveçli hukukçu ve devlet adamı Claes Gustaf Borgström yaşamını yitirdi. (21 Temmuz 1944 -15 Mayıs 2020) 1974 yılında Stockholm Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu ve serbest avukatlık yapmaya başladı 2000’den 2007’ye kadar İsveç Hükümeti Eşitlik Ombudsmanı olarak görev yaptı. Cinsiyet eşitliği ve kadınlara yönelik şiddet konularında yoğun çalışmalarda bulundu. Sosyal Demokrat Parti ve Sol Parti’de politika yaptı. Gazeteciler Annette Kullenberg ve Kerstin Vinterhed’in kardeşidir. 75 yaşındayken COVID-19 nedeniyle 15 Mayıs 2020’de Stockholm’de yaşamını yitirdi.
2020 Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi 15 Mayıs 2021 tarihinde yürürlüğe girdi.
2025
  • 17 Avrupa Konseyi üye devleti Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzaladı.Andorra, Belçika, Estonya, Fransa, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Litvanya, Lüksemburg, Moldova Cumhuriyeti, Hollanda, Kuzey Makedonya, Norveç, Polonya, İsveç ve Birleşik Krallık sözleşmeyi imzalayan öncü ülke oldular.
  • İzmir Adliyesi’nde bir avukata, duruşma çıkışında müvekkilinin yakını saldırdı. İzmir Barosu “Savunma susmayacak” diye açıklama yaptı.
  • Kamuoyunda sosyal medya fenomenleri ve kara para aklama dosyalarıyla tanınan ve Küçükçekmece Adliyesi’nde tutuklanmamak için 2,5 milyon dolar rüşvet verdiği öne sürülen isimlerden G.G. tutuklandı.
  • Ümraniye’de polis memuru Şeyda Yılmaz’ın şehit edilmesine ilişkin 3 polis hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.
  • İzmir’de 14 yaşındaki H.Ç.Ç.’yi 168 bıçak darbesiyle öldürdüğü iddiasıyla yargılanan U.E.Y.’nin davasında üçüncü duruşma yapıldı. İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde kapalı usulle yapılan duruşma 11 Temmuz 2025’e ertelendi.
  • “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” suçlamalarıyla sabah saatlerinde gözaltına alınan gazete Furkan Karabay, tutuklandı.
  • Sosyal medya hesabından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin entübe edildiği yönünde paylaşım yapan gazeteci Can Ataklı hakkında 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.
  • Sokak röportajlarıyla bilinen Arif Kocabıyık, önceki günlerde tutuklanıp serbest bırakılmasının ardından gözaltına alınarak yeniden tutuklandı.
  • Mersin merkezli 3 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda yasadışı sorgu panelleri üzerinden kişisel verileri ele geçirip satan 7 şüpheli yakalandı. 5 kişi tutuklandı.
2026
  • Antalya Manavgat Belediyesi’ne yönelik ‘yolsuzluk’, ‘rüşvet’ ve ‘irtikap’ soruşturması kapsamında belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Niyazi Nefi Kara’nın da aralarında bulunduğu 5’i tutuklu 41 sanığın yargılandığı dava sonuçlandı. Niyazi Nefi Kara hakkında 45 yıl 22 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildi.
  • Kamuya olan borçların 72 aya kadar yapılandırılması ve yurtdışından elde edilen kazançlara vergi istisnası getirilmesini öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri başladı. Kanunun ilk 5 maddesi kabul edildi.
  • Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), yeni kurulan Sandıklı, Serik, Suşehri ve Ortaca Ağır Ceza Mahkemelerinin yargı çevrelerini belirledi. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı.
  • Şarkıcı Yaşar İpek, “Sokağa Yahudi avına çıkalım, şahsen ben sokakta gördüğüm ilk Yahudi’yi Allaha’a yemin olsun hastanelik edene kadar elime alacağım” sözleri nedeniyle Türkiye Hahambaşılığı Vakfı’nın şikayeti sonucu İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada 3 yıl hapis cezasına mahkum oldu.
  • İstanbul Altın Rafinerisi (İAR) AŞ ve ilişkili şirketlerin yetkilileri hakkında hileli yollarla devlet desteği alarak örgütlü şekilde kamu zararına yol açtıkları iddiasıyla başlatılan soruşturmada 44 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi.
  • İstanbul merkezli 4 ilde düzenlenen pırlanta kaçakçılığı operasyonunda 81 şüpheli gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında piyasa değeri yaklaşık 349 milyon lira olan pırlanta ele geçirildi.
  • Kocaeli merkezli 30 ilde sahte araç kiralama siteleri üzerinden vatandaşları dolandırdığı ve hesaplarında 102 milyon 537 bin 630 TL işlem hacmi tespit edilen 78 şüpheli, adliyeye sevk edildi.
  • Tekirdağ’da polisin ‘torbacı’ tabir edilen uyuşturucu satıcılarına yönelik düzenlediği helikopter destekli uyuşturucu operasyonunda yakalanan 20 şüpheliden 16’sı tutuklandı.
  • Samsun’da hırsızlık suçundan çok sayıda suç kaydı bulunan ve 65 yıl 10 ay 10 gün hapis cezası olmasına rağmen cezaevine girmemek için sürekli çocuk doğurduğu iddia edilen 8 çocuk annesi kadın, hırsızlık suçundan yargılandığı davada 3 yıl 9 ay 18 gün daha hapis cezasına çarptırıldı.
  • Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne yönelik rüşvet operasyonunda gözaltına alınan 18 şüpheliden 8’i adliyeye sevk edildi.
  • Eskişehir merkezli 33 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda, gözaltına alınan 45 şüpheli işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin suçlardan 8,7 milyar lira gelir elde ettikleri tespit edildi.
  • Çorum’da uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındıktan sonra kelepçeli halde kaçan şüpheli, polis ekipleri tarafından kısa sürede yakalandı. Operasyonda 4 bin 158 adet sentetik hap ele geçirildi.
  • Türkiye’nin Antalya’da ev sahipliği yapacağı 2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) hazırlıkları kapsamında, EXPO fuar alanı ve Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (BATEM) arazilerindeki tarım arazilerinin otopark haline getirildiği iddia edildi.
  • İstanbul’da da 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresinin iptali için İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın duruşması 10 Temmuz 2026 gününe ertelendi. Daha önce verilen ihtiyati tedbir kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimini görevden uzaklaştırılmış, Gürsel Tekin ve ekibi çağrı heyeti olarak göreve getirilmişti.
  • Denizli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Merkezefendi Belediyesi’ndeki ihale işlemlerinde rüşvet aldıkları iddia edilen kişilerle ilgili gözaltı kararı verildi. Aralarında Belediye Başkan Yardımcısı Emrah Karan‘ın da bulunduğu 13 kişi yakalandı.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Yol Bakım ve Elektronik Sistemler Müdürlüklerine yönelik yürütülen “ihale” soruşturması kapsamında 12 kişi gözaltına alındı.
  • Üsküdar Belediyesi Kent A.Ş.’ye ilişkin “yapı ruhsatı soruşturması” kapsamında ise, 7 kişi gözaltına alındı.
  • Burdur’da bir iş insanının şikayeti üzerine Burdur Belediyesi’ne yönelik başlatılan imar soruşturması kapsamında hazırlanan ve aralarında Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, eski Belediye Başkanı Sebahattin Akkaya ve AKP Burdur İl Başkanı Mustafa Özboyacı’nın da bulunduğu 51 kişinin şüpheli olarak yer aldığı iddianame kabul edildi.

Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi

0

Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi, 8 Mart 2021’de Merkez Yönetim Kurulu’na sunularak son hali verilmiş ve 15 Mayıs 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi; Dr. Leyla Gülseren koordinatörlüğünde Dr. Burcu Rahşan Erim, Dr. Ekin Sönmez, Dr. Gökçen Yılmaz Karaman, Dr. Gülcan Güleç, Dr. Münevver Yıldırım,  Dr. Özlem Altuntaş, Dr. Zerrin Oğlağu’dan oluşan Görev Grubu tarafından hazırlanmıştır. Türkiye Psikiyatri Derneği, politika belgesi geliştirilmesi için 10 Ocak 2021 tarihinde bir Görev Grubu kurmuş; Görev Grubu 8 Mart 2021 tarihi ile Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi’ni tamamlamış ve Merkez Yönetim Kurulu’nun onayına sunmuştur.

Belge, psikiyatristlerin çalışma ortamlarında, iş ilişkilerinde toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın, cinsel tacizin ve şiddetin önüne geçmeye, maruz bırakılan kişilerin kendilerini ifade edebilmelerini sağlamaya ve ikincil mağduriyetleri önlemeye yönelik olarak hazırlanmıştır. Türkiye Psikiyatri Derneği bünyesinde Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Birimi kurulmuştur. Birim cinsel tacize ve ayrımcılığa maruz bırakılan kişinin refahına öncelik veren şikâyet ve inceleme süreçlerinin sağlanması ile görevlidir.

Yürürlüğe giren Politika Belgesi TPD oluşum ve etkinliklerinde cinsiyet eşitliğinin gözetilmesini, cinsel taciz, cinsel saldırı ve kadınlara/ LGBTİ+ bireylere, çocuklara yönelik her türlü şiddete karşı duyarlılık ve farkındalık yaratmayı, bunlara ilişkin tutum, davranış ve eylemleri engellemeyi, cinsel şiddete maruz kalanların kendilerini güvenle  daha açık ifade etmelerini ve güçlenmelerinin sağlanmasını hedeflenmektedir.

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ CİNSİYET AYRIMCILIĞI, CİNSEL ŞİDDET VE TACİZE KARŞI POLİTİKA BELGESİ

1. GİRİŞ

Birleşmiş Milletler kadınlara yönelik şiddeti “kamusal ya da özel yaşamda ortaya çıkan, kadınlara fiziksel, cinsel ya da ruhsal zarar ya da acı çektirmeyle sonuçlanan ya da sonuçlanması muhtemel olan eylemlerle tehdit etmek, zorlamak ve özgürlüğünden keyfi olarak yoksun bırakmak da dâhil, cinsiyete dayalı şiddet eylemleri” olarak tanımlamaktadır. Kadına yönelik şiddetin temel nedeni, erkek egemen sistem içinde erkeklerin kadınları kontrol altına alma ve kadınların yaşamını ve yaşam alanlarını kendi koydukları kurallara göre düzenleme isteğidir. Doğumlarından itibaren kadınlar, tüm yaşamları boyunca toplumun kendileri için biçtiği rollere uyma, terbiye edilme, denetim altına alınma amacıyla şiddete maruz kalmaktadırlar.

Birleşmiş Milletler’in dokuz temel insan hakları sözleşmesinden biri olan “Kadınlara Karşı Her Tür Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)” özellikle kadınların insan haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini odağına alır. Uluslararası kadın hakları yasası olarak da kabul edilen bu sözleşme 1985’te imzalanmış, 1986’da yürürlüğe konmuştur.

Bir diğer sözleşme uluslararası alanda kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olma özelliği taşıyan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, diğer adıyla “İstanbul Sözleşmesi”dir. İstanbul’da imzalandığı için bu şekilde anılmaktadır. İmzacısı olan ülkelere, fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal şiddet türlerini önlemek için gerekli yasal önlemleri alma yükümlülüğü getiren sözleşme, 11 Mayıs 2011’de imzalanmış, 25 Kasım 2011’de TBMM’de kabul edilmiş, 1 Ağustos 2014’te de yürürlüğe girmiştir. 19 Mart 2021 tarihinde 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3’üncü maddesi gereği feshedilmesine ve Türkiye Cumhuriyeti bakımından sona erme tarihinin 1 temmuz 2021 olarak tespit edilmesine karar verilmiştir. İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetin tarihten gelen ve eşit olmayan güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu ve şiddetin önlenmesinde temel unsurun kadın-erkek eşitliğinin sağlanması olduğunu vurgular. Ayrıca sözleşmenin açıklayıcı kitapçığında da, “Şiddetin toplumsal ve kültürel yapılarda, normlarda ve değerlerde derin kökleri vardır ve sürüp gitmesinin temelinde de inkâr ve suskunluk kültürü yatmaktadır” denilmektedir.

Sözleşme sadece kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadeleyi değil, aynı zamanda kadın erkek eşitliği ilkesinin hayata geçirilmesini amaçlamaktadır. Medeni durumlarına bakılmaksızın tüm kadınları ve aile bireylerini şiddetten korumayı hedefleyen bu sözleşme, şiddete uğramış kişilerin haklarını korumaya yönelik önlemler alırken; cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim de dahil olmak üzere hiçbir ayrımcılık yapılmamasını öngörür; bütüncül politikaların bir parçası olarak veri toplama ve araştırma yapılmasını desteklemeyi de amaçlar.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kadına yönelik şiddet –özellikle yakın partner şiddeti ve kadına yönelik cinsel şiddet- temel bir halk sağlığı sorunudur ve kadının insan haklarının ihlalidir. Veriler, dünya genelinde kadınların %35’inin yaşam boyu ya yakın partner şiddeti yaşadığı ya da partneri olmayan bir kişiden cinsel şiddet gördüğüne işaret etmektedir. Bir ilişki yaşamış olan kadınların yaklaşık %30’u, partneri tarafından uygulanan bir tür fiziksel ya da cinsel şiddet yaşadığını bildirmiştir. Tüm dünyada, kadın cinayetlerinin %38’i yakın ilişkide olunan bir partner tarafından işlenmiştir. Cinsel şiddet en çok erkekler tarafından kadınlara, çocuklara, lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsel yönelim çeşitliliğinin geniş yelpazesinde kimliğini deneyimleyen (LGBTİ+) bireylere karşı uygulanmaktadır. Gençler arasında şiddet de, flört şiddeti dahil, büyük bir sorundur. Cinsel taciz ve saldırının erkeklere yönelebilmesi ve aynı cinsten kişiler arasında gerçekleşmesi de mümkündür.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan bir ayrımcılık; hak ihlali ve suç olan cinsel şiddet ile farklı biçim ve düzeylerde, yaşamın her alanında olduğu gibi meslek yaşamımız ve meslektaşlarımız arasında da karşılaşmaktayız. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre cinsel şiddet; bir kişinin karşısındaki kişiyle arasındaki ilişki biçimi ne olursa olsun, o kişiden cinsel bir fayda ya da güç elde etme girişimi; sözle, bakışla ya da herhangi bir cinsel eylemle kişiye yaklaşma, kişinin cinselliği üzerinde baskı kurma gibi davranışları sosyal, psikolojik ya da fiziksel güç yoluyla karşı tarafa uygulamasıdır. Bilgi, beceri, deneyim ve konum hiyerarşisinden doğan üstünlüğü cinsel sınırları ihlal ederek kullanmak da bir cinsel şiddet türüdür. Cinsel istismar ve cinsel taciz hiyerarşik ilişkilerin hâkim olduğu kurumsal ortamlarda ve güç asimetrisi bulunan kişiler arasında meydana geldiğinde, tacize uğrayanların bunu dile getirmede yaşadıkları zorluklar nedeniyle, çoğu zaman görünmez kılınmakta ve hem kişi hem de kurumsal ortam bu durumdan zarar görmektedir. Cinsel şiddeti görmezden gelmek, basitleştirmek ya da sıradan bir soruşturma konusu kabul etmek suçu yaygınlaştırıp, saldırganı cesaretlendirmektedir.

Şiddet ve tacizin maruz bırakılan kişi ve toplum üzerindeki etkileri çok boyutludur. Bireysel olarak kişiyi etkilemesinin yanı sıra kişinin sosyal çevresini, iş, okul performansını da olumsuz etkiler. Maruz bırakılanın iş yerinde ya da okulda potansiyeline ulaşması engellenebilir, kariyer olanakları tehlikeye girebilir. İş yerinde şiddet ve taciz varlığında tanık konumundaki çalışanların motivasyonları ve iş yerine bağlılıkları azalır. İşe devamsızlık ve işten ayrılma/ yer değiştirme oranları artar, iş verimi düşer.

Yapılan bilimsel araştırmalar toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çabaların hem kadın ruh sağlığı hem de toplum ruh sağlığı parametrelerini iyileştirdiğini; kadınların ve LGBTİ+ bireylerin şiddete maruz kalmasını büyük oranda azalttığını göstermektedir.

2. AMAÇ

Bu politika belgesinin temel amacı, cinsel şiddetin yaşanmadığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı bir meslek örgütünün yaratılmasına, meslek örgütüne psikiyatri topluluğu içinde bunları sağlamakla ilgili görev/sorumluluk verme ve mekanizmalar oluşturmasına katkıda bulunmaktır. Bu çerçevede cinsel taciz, cinsel saldırı ve kadına/LGBTİ+ bireylere, çocuklara yönelik her türlü şiddete karşı duyarlılık ve farkındalık yaratmayı, bunlara ilişkin tutum, davranış ve eylemleri engellemeyi, cinsel şiddete maruz kalanların kendilerini güvenle ve daha açık ifade etmelerini ve güçlenmelerini sağlamayı hedeflemektedir.

Şiddeti önleme, maruz kalanı koruma, olayın incelenerek değerlendirilmesi ve şiddetin sonlandırılmasına yönelik politika oluşturma bu belgenin temel ilkelerini oluşturmaktadır. Ancak belgenin amacı, kişiler arasındaki ilişkileri sıkı bir disipline sokmak, rızaya dayalı ilişkileri önlemek, belirli bir cinsel ahlâkı dayatmak, cinsel içerikli her tür kişisel gerilim ve rahatsızlıkları resmi süreçlere dâhil etmek değildir.

3. KAPSAM

Bu politika belgesi, taraflardan en az birinin psikiyatri hekimi olması halinde, birbirlerine karşı ya da üçüncü kişilere karşı gerçekleştirdikleri her türlü cinsel taciz ve cinsel şiddet ile kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+ bireylere yönelik her türlü şiddeti yer ve zaman sınırlaması olmaksızın kapsar.

4. DAYANAK

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacını güden bu belge, Türkiye’nin 1985’te imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW), 2003 yılında onayladığı İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’ni (Oviedo Sözleşmesi), 22 Haziran 2002’de TPD’nin 1. Olağanüstü Genel Kurulu tarafından onaylanan Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları’nı, Temmuz 2005’te Montreal /Kanada’da gerçekleştirilen 17. Dünya Seksoloji Kongresi’nde sunulup kabul edilen Cinsel Haklar Bildirgesi’ni, 2011 yılında imzalanan Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) kararlarını, TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nı, TTB Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Kimliği, Cinsiyet İfadesi, Cinsel Yönelim Eşitliği ve Sağlık Hizmetleri Bildirgesi’ni, 10 Haziran 2017 tarihli 68. TTB Büyük Kongresi’nde kabul edilen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi’ni, 12 Nisan 2019 tarihli TPD Soruşturma, Kovuşturma ve Merkez Onur Kurulu Yönetmeliği’ni temel alarak TPD’nin bütün organlarının toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olarak hareket edeceğini taahhüt eder.

5. CİNSİYET AYRIMCILIĞI, CİNSEL ŞİDDET VE TACİZE KARŞI POLİTİKA BELGESİ

Türkiye Psikiyatri Derneği tüm kurul ve organlarıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğu saptamasından hareketle, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı hayata geçirmek ve bünyesinde eşitlikçi bir “iklimi” yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmayı taahhüt eder:

1. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla kendi üyelerine yönelik çalışmalar yapmak

2. Ruh sağlığı çalışanlarının klinik uygulamalarında, bilimsel araştırma, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadeler kullanmaması, tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri almak,

3. Hem ruh sağlığı çalışanlarının hem de toplumun konferans, seminer, toplantı vb. etkinliklerle konuya ilişkin bilgilendirilmesine yönelik eğitici çalışmaların yapılmasını sağlamak,

4. Cinsel şiddet konusunu tek başına değil, cinsiyet eşitliği ve cinsiyetçi kültür sorununun bir parçası olarak ele almak,

5. TPD bünyesinde kadına yönelik şiddet, cinsel şiddetin her türü ile ilgili bilgilendirme, rehberlik ve sorun çözme konusunda çeşitli gereklilikleri yerine getirmek,

6. Türkiye Psikiyatri Derneği Soruşturma, Kovuşturma ve Merkez Onur Kurulu Yönetmeliğinde her türlü cinsel şiddet, cinsel taciz, cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı yıldırmayı (mobbing) mesleki etik kural ve ilkelere aykırı davranış olarak açıkça tanımlamak üzere gerekli değişiklikleri hazırlayarak ilk yapılacak Merkez Genel Kurulu’nun onayına sunmak.

7. Psikiyatri hekimlerinin toplumsal cinsiyet eşitliğini ihlal eden söz, tutum ve davranışları gösterdiklerine, toplumsal cinsiyete dayalı yıldırma (mobbing), cinsel şiddet ve /ya da taciz uyguladıklarına ilişkin iddiaların inceleneceği ‘TPD Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Birimi’ oluşturmak,

8. TPD’nin farklı organlarında görev alan kadın hekimlerin sayısının erkek meslektaşları ile eşit temsili sağlayacak düzeyde artırılması için çalışmalar yürütmek ve desteklemek; bu bağlamda kadın hekimlerin dernek çalışmalarına ve yetkili kurullara katılımının önündeki engelleri ortadan kaldırmaya ve etkin katılımlarını özendirmeye yönelik mekanizmaları oluşturmak ve işletmek,

9. Bu amaçları yerine getirmek üzere Kadın ve Ruh Sağlığı Çalışma Birimi ile işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışmak.

6. TANIMLAR

Bu belgede geçen;

Başvurucu: Cinsel şiddete maruz kaldığı ya da tanık olduğu iddiasıyla TPD Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Birimi’ne başvuran kişiyi,

Birim: TPD Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Birimi’ni,

Şikayet edilen: Şiddet ve/ya da taciz uyguladığı iddia edilen kişiyi,

Tanık: Şiddete ve/ya da tacize tanık olan kişiyi tanımlar.

Toplumsal cinsiyet ile ilişkili tanımlar:

Biyolojik cinsiyet (sex, doğumda atanmış cinsiyet): Toplumsal olarak kişinin cinsiyetini belirlediği kabul edilerek doğumda sahip olunan üreme organlarına dayanılarak insanlara cinsiyet atanmaktadır. Doğumda tayin edilen cinsiyet yasal belgelerde geçerli cinsiyet olarak kabul edilmekte ve ailenin yetiştirme biçiminde belirleyici olmaktadır. Üreme organları dışında da birçok bedensel özellik de cinsiyetle ilişkilendirilmektedir. İnsanların, üreme organları da dahil, cinsiyetle ilişkilendirilen bu bedensel özellikleri açısından geniş bir çeşitlilik sergilediği bilinmektedir. İnsanların bir bölümü doğumda sahip oldukları bedensel yapılarıyla tıp tarafından kabul edilen ikili cinsiyet düşüncesi doğrultusunda erkek ve kadın özelliklerinin tümünü, bazı durumlarda bir cinsiyet atanmasını imkansız hale getirecek düzeyde, taşımayabilirler. Bu kişiler kendilerini interseks olarak adlandırabilmektedir.

Toplumsal cinsiyet (gender): Kadınlık ve erkeklik rollerinin, yani ikili cinsiyet sisteminin toplumsal olarak kurulduğunu, kadın ve erkeklere atfedilen rol ve sorumlulukların, içinde yaşanılan tarihsel, toplumsal ve coğrafi koşulların bir ürünü olduğunu kabul eden cinsiyet tanımıdır. Biyolojik cinsiyetin yanında inşa edilmiş toplumsal rolleri de kapsamaktadır. Cinsel yönelim: İnsanın düşünce, duygu ve davranışsal olarak cinsel açıdan çekim duyduğu cinsiyete göre tanımlanan özelliğidir.

Cinsiyet kimliği: Bir kişinin derinden hissettiği, içsel bir kız, kadın ya da dişi; oğlan, adam ya da erkek; erkek ve dişinin bir karışımı; ya da alternatif bir cinsiyette olma hissidir. İkili cinsiyet sistemi dâhilinde (binary) ya da ikili cinsiyet ile tanımlanamayan bir biçimde (non-binary) olabilir. Cinsiyet kimliğinin, kişi tarafından hiçbir cinsiyet kimliği tanımlaması yapılmamasını da içerecek şekilde, burada sayılandan daha geniş bir çeşitlilik gösterdiği bilinmektedir.

Cinsel şiddet ile ilişkili tanımlar:

Ayrımcılık: Bir grup kişiye karşı önyargılardan beslenen olumsuz tutum ve davranışlar bütünüdür. Hoşlanmama, hor görme, kaçınma ve nefret etme, haklardan mahrum bırakma, kötü muameleden sözel ve fiziksel şiddete kadar çeşitli şekillerde olabilir. Ayrımcılığa maruz kalan kişiler, kişisel özellikleri yanında, dahil oldukları grubun tüm üyeleri için geçerli olduğu varsayılan özellikleri nedeniyle hedef olurlar. Ayrımcı tutumlar kişisel özelliklerden çok toplum içerisindeki iktidar ilişkilerinden, gruplar arası ilişkiden, sosyokültürel bağlamda şekillenen gruplar hiyerarşisinden köken alır.

Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık: Ayrımcılığın toplumsal cinsiyete dayalı önyargılardan temel alan biçimidir. İşe girişte, mesleki eğitim ve terfide ve çalışma şartlarında, biyolojik cinsiyet, cinsiyetle ilişkilendirilen bedensel özellikler, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsel yönelim nedeniyle bir kişi ya da gruba, aynı ya da benzer konumda olan diğer kişilere göre keyfi olarak eşit davranılmamasına, kişi ya da grubun mağdur edilmesine sebep olabilir.

Cinsiyetçilik, heteroseksizm, heteronormativite, homofobi bu başlıkta yer alır.

Cinsiyetçilik: Cinsiyetlerin birbiri ile kesişmeyen özelliklere sahip olduğunu, (genellikle) erkeklerin güç ve kontrol odağı olmasının gerekli olduğunu öne süren, açık ya da örtük olabilen bir ayrımcılık türüdür.

Heteroseksizm: Heteroseksüelliğin yegâne cinsel yönelim olduğunu ileri süren, diğer cinsel yönelimleri yok sayan, baskılayan ya da aşağılayan ideolojidir. Kadınlara yönelik ayrımcılık olan cinsiyetçiliğin heteroseksüel olmayanlara yönelik halidir.

Heteronormativite: Heteroseksüelliğin normal ve tek cinsel yönelim olarak görülmesi, toplumsal değerlerin, kuralların ve yaşam biçimlerinin herkes heteroseksüelmiş gibi kabul edilmesidir. İnsanların kadın ve erkek olarak ikiye ayrılmasını; cinsel ilişkilerin/ evliliklerin sadece ve sadece karşı cinsiyetlere sahip kişiler arasında olabileceğini ve her cinsiyetin kendine has rolleri olduğunu iddia eden inançlar, düşünceler, normlar bütünüdür.

Homofobi: Genel anlamıyla heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimlere ilişkin olumsuz duygu, tutum ve davranışlar olarak tanımlanır. Cinsiyetçilik ile yakın ilişkilidir.

Transfobi: Cinsiyet kimliği ya da cinsiyet ifadesi doğumda atanan cinsiyetiyle örtüşmeyen kişilere yönelik önyargı ve nefreti anlatır.

Cinsiyete dayalı şiddet (violence against women): Bir kadına kadın olduğu için yöneltilen şiddet ya da kadınları erkeklere kıyasla orantısız şekilde etkileyen şiddettir. Fiziksel, ruhsal ya da cinsel zarar ya da acıya neden olan eylemleri, bu tür eylemlere yönelik tehditleri, zorlamayı ve diğer özgürlükten mahrumiyetleri içerir.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet (gender based violence): Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına uymayan kişiler, LGBTİ+ bireyler ve kadınlar ile erkekler arasında eşit olmayan güç ilişkilerine dayanan, yaygın bir şiddet ve taciz şeklidir. Genellikle heteroseksüel erkekler dışında kalan bireyleri hedef alır. Açıkça cinsel nitelikli söz ya da davranış içermeyebilir.

Çekirdek özelliği kişiye cinsiyeti, cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği nedeniyle yöneltilmesidir. Eşitsiz toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren söz ve eylemleri içerir.

Onay (rıza): Yasal olarak ve işlevsel olarak yeterli bir kişinin cinsel yakınlığa ya da cinsel ilişkiye söz ile ya da aşikâr eylemler ile izin vermesidir. Yasal olarak yeterli olmama ya da uykuda olma, madde etkisinde olma, herhangi bir nedenle bilincini kaybetme, bilinci yerinde olsa da fiziksel hastalık nedeniyle konuşamama, hareket edememe gibi durumlarda kişi onay verecek durumda değildir. Silahla veya başka şekilde tehdit, fiziksel zorlama, baskı ve otoritenin kötüye kullanılması durumlarında kişi reddedebilecek durumda değildir; dolayısıyla onay söz konusu olamaz. Kişi onay verecek durumda olduğunda herhangi bir zamanda ya da koşulda onayını geri çekilebilir. Onay tek seferliktir. Yani bir kişinin bir tarihte ya da bir saatte cinsel yakınlığa ya da cinsel ilişkiye onay vermiş olması bir sonrakine onay vereceği anlamına gelmez. Cinsel deneyim esnasında da onayın sürekliliği esastır, onay her zaman geri alınabilir.

Onay (rıza) inşası: Kişinin onayının olmadığı durumlarda “hayır”ı “evet”e çevirmek için kullanılan, fiziksel zorlama içermeyen bütün yöntemlerdir. Israr (sürekli talep etme), manipülasyon (kişilerin düşünce ve davranışlarını değiştirmek için çeşitli yollarla etkileme, yönlendirme), duygusal tehditler (rıza verilmezse başkalarına gitme tehdidi), ikna süreçleri (hediyeler, maddi destek ve ikram), duygusal baskı (kişiye kendini suçlu hissettirme), kaygıyı azaltma (birliktelik üzerine verilen güvenceler) vb. yöntemleri içerebilir. Fiziksel zorlama içermeyen bu yöntemler psikolojik şiddet türüdür. Otoritenin kötüye kullanılması bir onay (rıza) inşası biçimidir.

Otoritenin kötüye kullanılması: Otoritenin kötüye kullanılması hiyerarşik ilişkilerde meydana gelir. Bir kişi, diğeri üzerinde güç ve kontrol sahibidir. Dolayısıyla hiyerarşik olarak yukarıda olan kişinin, daha aşağıda olana flört, cinsel yakınlık ya da cinsel ilişki teklifinin reddedilmesi halinde reddeden için olumsuz sonuçlara neden olabilir: işten atılma, eğitim sürecinin sekteye uğraması, meslekte yükselme olanaklarının elinden alınması gibi.

Cinsel şiddet: Maruz bırakılan kişinin onayı olmadan ya da kişi onay verebilecek/reddedebilecek durumda değilken, kişiye karşı işlenmiş cinsel bir eylem ya da eylem girişimidir.

Cinsel saldırı: Bir kimsenin vücut dokunulmazlığının, kişinin rızasına dayalı olmayan cinsel nitelikli davranışlarla süreklilik arz etmek zorunda olmaksızın ihlal edilmesini tanımlar.

Cinsel taciz: Cinsel nitelik taşıyan, rızaya dayalı olmayan fiziksel temas ya da fiziksel temas içermeyen yakınlaşma çabaları gibi istenmeyen, rahatsızlık verici tavır, davranış ya da sözel ifadeler olarak tanımlanabilir. Tek bir olay biçiminde ya da sürekli bir biçimde olabilir.

Doğrudan ya da örtülü biçimde olabilir.

• Cinsel içerikli yorumlar yapmak,
• İstenmeyen cinsel içerikli resimler göndermek,
• Pornografik materyal göstermek, telefon ya da elektronik ortamda gönderme yolu ile rahatsız etmek (siber taciz),
• Cinsel içerikli iletiler paylaşmak,
• Teşhirci davranışlar,
• Cinsel saldırıya maruz bırakmak ile tehdit etmek,
• Cinsel ilişki teklifi ya da başka bir talebi reddedildiği takdirde maruz kalan hakkında söylentiler, dedikodular çıkarmakla tehdit etmek,
• Gözetleme ya da teşhircilik,
• Rıza olmadan video ya da fotoğrafını çekmek, rıza olmadan bu materyalleri yaymak ya da yaymakla tehdit etmek.

Düşmanca çalışma ortamı yaratan cinsel taciz: İstenmeyen, rahatsız eden, küçük düşürücü cinsel içerikli şakalar, yorumlar, cinsel içeriğe sahip materyallere maruz bırakma ile meydana gelir.

• Laf atmak, cinsel içerikli şaka yapmak,
• Maruz kalan kişi açıkça ya da örtük şekilde rahatsız olduğunu belli etmesine rağmen, bedensel görünüş ile ilgili yorum yapmak, iltifatlarda bulunmak ya da argo sözcükler kullanmak,
• Müstehcen yorumlar yapmak,
• Kişinin cinsel yaşamıyla ilgili sorular sormak ya da dedikodu üretmek,
• Cinsiyetçi, homofobik, transfobik şakalar yapmak,
• Cinsiyete ya da cinsel yönelime, cinsiyet kimliğine, cinsiyet ifadesine ilişkin ayrımcı söz ve eylemlerde bulunmak: kasıtlı bir şekilde bir kimseyi yanlış bir isim ya da zamirle çağırmak, o kimseyi dışlama ya da ondan bilgi saklamak.
• Cinsel kimlikle ilgili bir özelliğin kişinin onayı dışında açık edilmesiyle, ifşayla tehdit etmek ya da bu eylemi gerçekleştirmek.

Ödül/ tehdit içeren (quid pro quo) cinsel taciz: Ödüllendirme vaadi ve misilleme/misilleme tehdidinden oluşur.
Ödüllendirme vaadi: Kişinin cinsel ya da duygusal amaçlı bir davranış ya da teklifi kabulü durumunda ödül, terfi, not ya da benzeri hak etmediği kazançlar elde etmesini içeren açık ya da ima yolu ile her türlü ayrıcalık vaadinde bulunulmasıdır.
Misilleme: Cinsel ya da duygusal amaçlı gayret ya da tekliflerin reddi ve/ya da tacize uğradığını düşünerek şikâyet etme yoluna gitmesi/gitmek istemesi nedeniyle, bu duruma maruz kalan kişinin iş ya da eğitim yaşamının intikam/misilleme amacı ile zorlaştırılmasının açık ya da ima yolu ile söylenmesi, kişinin gelişiminin engellenmesidir (örneğin öğrenci ise not kırılması, çalışan ise terfinin engellenmesi).

Flört şiddeti: İlişki içerisinde fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ya da herhangi bir iletişim aracı
kullanılarak şiddet içeren davranışlarda bulunulmasıdır.

Israrlı takip: Sözlü, yazılı, davranış olarak ya da herhangi bir iletişim aracı kullanılarak kişinin güvenliğinden endişe etmesine neden olacak korku ve çaresizlik duygusu yaratan ve kişiyi baskı altında tutan her türlü cinsel tutum ve davranışı ifade eder. Kişinin peşine takılma, evinin, okulunun, işyerinin önünde bekleme, yolda uzaktan ya da yakından izleme, kişisel bilgilerini, gündelik hayatını öğrenmek üzerine soruşturma yapma ve bu bilgileri taciz etme amaçlı kullanma eylemleri ısrarlı takip olarak nitelendirilmektedir.

Mobbing/yıldırma: İşyerinde bir ya da birkaç kişi tarafından sistematik bir şekilde, düşmanca ve etik olmayan iletişim biçimleri ile bir çalışanın çaresiz ve savunmasız bir konuma itilmesi, bu durumun davranışlarla sürdürülmesidir. Kamusal alanda / iş yaşamında var olmak, hem temsiliyet hem de ekonomik eşitlik bakımından toplumsal cinsiyet eşitliği ile yakından ilişkilidir. İdeal toplumsal cinsiyet eşitliğinde farklı hiyerarşik tabakalarda farklı toplumsal cinsiyetlerin eşit ya da dengeli şekilde yer alması uygundur. İş yaşamında önemli bir sorun olan mobbing/yıldırma, bir taciz/şiddet biçimidir, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili olabilmektedir. Örneğin bir kadın, ödül/tehdit içeren cinsel tacize maruz kalarak, hiyerarşik olarak kendisinden üst konumdaki kişiyi reddetmesiyle misilleme sonucu mobbing yaşayabilir.

Hiyerarşik İlişkiler Bağlamında Uygun Olmayan Durumlar:

Psikiyatristlerin üzerlerinde akademik ya da kariyer belirleyici otoriteye sahip oldukları tıp öğrencileri ya da tıpta uzmanlık öğrencileri ile romantik ve/ya da cinsel ilişkiye girmeleri uygun değildir. Bu ilişkiler rızaya dayalı bile olsa, güç ilişkilerinden bağımsız olamaz. Otoritenin kötüye kullanılmasına uygun ortam yaratır. Ödül/tehdit içeren (quid pro quo) cinsel tacizin ortaya çıkması muhtemeldir. Bu tür cinsel tavır ve yaklaşımların ortaya çıkmasında esas sorumluluk hiyerarşik sıralamada daha üst konumda olan kişinin üzerindedir. Bu kişi, böyle bir durumun meydana gelmesinde engelleyici rol üstlenmekle de yükümlüdür. Aralarında otorite ilişkisi kurulmadan önce, rızaya dayalı ilişkileri süregelen iki kişi arasında, sonradan otorite ilişkisi kurulursa, hiyerarşik sıralamada daha üst konumda bulunan kişinin otorite ilişkisini bitirmesi gerekir (örneğin, danışmanlığı başka bir öğretim üyesine devretmek ya da öğrencinin sınıf değiştirmesini sağlamak vb.).

Psikiyatristler çalışma ortamında ve çalışma ortamı dışında ayrımcı, cinsiyetçi şakalardan ve ifadelerden kaçınmalıdır. Öğrencinin özel yaşamı, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi hakkında dedikodu yapmamalı, bu bilgileri yaymamalı, kariyerine engel olmamalıdır.

Psikiyatristlerin hastaları ile romantik ve/ya da cinsel ilişkiye girmeleri etik açıdan uygun değildir. Bu ilişkiler rızaya dayalı bile olsa, aktarımdan ve güç ilişkilerinden bağımsız olamaz.

TPD Psikiyatri Meslek Etiği Kuralları’na göre, psikiyatri hekimi hastası ile tanı ve tedavi amacı taşımayan herhangi bir ilişkiye giremez. Psikiyatri hekimi ve hastası arasında cinsel tavır ve yaklaşımların ortaya çıkmasında esas sorumluluk hiyerarşik sıralamada daha üst konumda olan psikiyatriste aittir. Özellikle psikoterapi uygulanan psikiyatrist-hasta ilişkilerinde terapötik ilişkinin doğası, hekimin hastanın yaşamına, isteklerine ve ihtiyaçlarına tanıklık etmesi, diğer tıp dallarına kıyasla psikiyatri hekimine başvuran hastaları otoritenin kötüye kullanılması bağlamında daha kırılgan bir hale getirir. Psikiyatri hekimi, hasta hekim ilişkisini ve aktarım ilişkisini yalnızca hastanın tanı ve tedavisi için kullanmalıdır. Aktarım, kişi hayatta olduğu sürece devam ettiğinden, bir kez dahi olsa, psikiyatrist-hasta ilişkisi kurulan kişi ile romantik ve/ya da cinsel ilişkiye girilmesi etik açıdan uygun değildir.

Hasta olarak psikiyatriste başvuran kişi hastalığından, terapötik ortamda ortaya çıkan aktarım ilişkisinden ya da psikiyatristin hiyerarşik konumundan kaynaklanan nedenlerden dolayı romantik ve/ya da cinsel ilişki talebinde bulunabilir. Psikiyatri hekimi, hastanın klinik durumuna göre sözel, davranışsal engelleme, sınır koyma ve terapötik ilişkinin başladığı andan itibaren çerçeve oluşturmakla yükümlüdür. Gereğinde idari önlemleri devreye sokabilir ya da yasal yollara başvurabilir.

7. BİRİMİN KURULUŞU

TPD bünyesinde “Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Birimi” kurulur. Birim biri başkan, biri yazışmaların takibinden sorumlu sekreter olmak üzere en az beş üye olacak şekilde Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu tarafından oluşturulur.

Birimde, Kadın Ruh Sağlığı ÇB’den iki; Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi ÇB, Asistan Hekim Komitesi ve Merkez Yönetim Kurulu’nun belirleyeceği birer üyenin yer alması teşvik edilir, gözetilir. Toplam üyelerin en az üçü kadın olmalıdır. Herhangi bir nedenle birim üyelerinden birinin görevden ayrılması durumunda yukarıda tanımlanan esaslara uygun olarak Birimin görev süresi tamamlanıncaya değin yeni üye atanır. Birimin görev süresi iki yıldır ve atandığı dönemdeki MYK’nın görev süresi ile sınırlıdır. İki yılın sonunda en az iki üyenin birimdeki görevine devam etmesi amaçlanır ve bu doğrultuda çaba sarf edilir.

Birimde görev yapan kişilerin isimlerinin ve güncel iletişim bilgilerinin TPD web sayfası üzerinden duyurulması ve tüm çalışanlar tarafından kolay erişilebilir olması sağlanır.

Taciz ile ilgili disiplin cezası almış kişiler, Birim üyeliğine seçilemezler. Birim üyeliği sırasında, cinsel taciz ile ilgili bir disiplin soruşturması açılan kişinin üyeliği, soruşturma tamamlanıncaya kadar askıya alınır. Ceza alması durumunda, Birim üyeliği düşer.

8. İLKELER

Gizlilik İlkesi: Cinsel taciz iddialarının ele alınmasında tüm aşamalarda başvuru sahibi kişi ve şikâyet edilen kişinin özel hayatlarının gizliliği ilkesine uygun davranılır. İnceleme süresince tarafların özel yaşamlarıyla ilgili ayrıntıların sosyal ortama taşınmadan çözüme kavuşturulabilmesi açısından gereken özen gösterilir. Başvurularla ilgili tüm belgeler, yasal zorunluluklar dışında, bir sonraki dönem birim üyeleri ve TPD’nin yetkili kurulları dışındaki merci ve kişilere kapalıdır.

Özen Gösterme İlkesi: Cinsel taciz iddiaları karşısında, tacize uğrayanın tekrar travmatize edilmesine yol açabilecek ve tarafların insan onurunu zedeleyebilecek her türlü davranıştan kaçınmak ve bu tür davranışların ortaya çıkmasını önlemek hususlarında dikkat ve özen gösterilir.

Güven İlkesi: Gizlilik ve özen gösterme ilkelerine uyularak, tarafların güven duygusunu zedelemeyecek şekilde davranılır.

İvedilik İlkesi: Cinsel taciz ve cinsel saldırı iddiaları karşısında vakit geçirmeden harekete geçilmesine dikkat edilir.

Başvuranın Beyanı İncelemeye Esastır ilkesi: Cinsel taciz ve cinsel saldırı fiillerinin işlenme şekli, çoğu zaman iki kişi arasında geçip kanıtlanması zor bir durum yaratmaktadır. Bu nedenle cinsel taciz ve/ya da cinsel saldırıyla ilgili değerlendirme sürecine başlarken “başvuranın beyanı esastır” ilkesinden hareket edilir. Bu ilke, şiddete uğrayanın toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve diğer nedenler dolayısıyla şikâyet edememesi gibi durumlar gözetilerek getirilmiş olup, sadece değerlendirme sürecinin başlatılmasıyla ilgilidir. Çok defa açık kanıtların olmadığı durumlarda da tacizin doğasına, olayın bağlamına ve kişilere dair daha bütünsel bir akıl yürütmeyle olayın niteliğini anlama ilkesiyle birlikte söz konusu olup tek başına inceleme sonucunu belirlemez.

Yargılamaksızın Destek İlkesi: Birim tarafından şikâyet sahibine, sürecin her aşamasında ve talebi doğrultusunda psikolojik, tıbbi ve hukuki destek sağlanması esastır.

Farkındalık ve Önlemler: Bu politika belgesi, TPD’nin tüm bileşenlerini cinsel taciz iddiaları üzerinden duygusal ve diğer kişisel hesaplaşmaların görülmemesi konusunda uyarır.

9. BİRİMİN FAALİYETLERİ

Birim, amacını gerçekleştirmek için aşağıdaki faaliyetlerde bulunur:

a. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı bir meslek örgütü oluşturmak, bu çerçevede cinsel taciz, cinsel saldırı ve kadınlara, LGBTİ+ bireylere yönelik her türlü şiddete karşı farkındalık ve duyarlılık yaratmak için eğitim, tanıtım ve benzeri çalışmalar düzenler.

b. Yurt içindeki ve yurt dışındaki kadın örgütleri başta olmak üzere, kamu, özel kurum ve kuruluşlar ile cinsel taciz ve saldırı konularında çalışmak üzere işbirliği yapar, platformlar oluşturur ya da var olan platformlara ve çalışmalara katılır.

c. Başvurucuya destek vermek, başvurucuyu güçlendirmek ve istenmeyen cinsel davranışları durdurmak yönünde cesaretlendirebilmek için çalışmalar yürütür.

d. Başvurucunun korunması, yaşadığı ya da yaşamakta olduğu ya da tanık olduğu durum ve olayları güven içerisinde bildirebilmesi için TPD Merkez Yönetim Kurulu’nu bilgilendirir ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlar.

e. Cinsel taciz, cinsel saldırı ve kadınlara ve LGBTİ+ bireylere yönelik her türlü şiddet şikayetleri için etkili, güvenilir, gizlilik ilkesine uygun, başvuranın beyanının esas alındığı bir başvuru mekanizması oluşturur.

10. BİRİMİN İŞLEYİŞ USULÜ

a. Psikiyatri hekimi (öğretim üyesi/idari sorumlu/uzman/uzmanlık öğrencisi) tarafından cinsel şiddete maruz kaldığını ya da böyle bir duruma tanık olduğunu düşünen kişiler, birime ya da TPD Merkez Yönetim Kurulu’na başvurabilir. Birim resen öğrendiği olaylarla ilgili olarak, cinsel şiddete maruz kalan kişinin onayını alma koşuluyla, başvuru beklemeksizin, harekete geçebilir ve/ya da Merkez Yönetim Kurulu, resen öğrendiği olaylarla ilgili olarak birimi göreve çağırabilir.

b. Kendisine başvuru yapılan kişi, çalışma birimleri ya da kurullar, başvurucuyu birim hakkında bilgilendirmek ve birime yönlendirmekle yükümlüdür.

c. Her başvuru için birim tarafından kayıt açılır, bir kayıt numarası verilir ve takip eden işlemler bu kayıt numarası kullanılarak gerçekleştirilir. Kayıt formu başvurunun tarihini, konusunu ve başvurucunun taleplerini içerir. Kayıt formuna eklenecek diğer bilgiler başvurucunun onayına tabidir.

d. Başvuruya konu olan olayın taraflarından herhangi biri ile birim üyelerinden herhangi birinin akademik, idari ya da özel bir ilişkisi olması durumunda, söz konusu birim üyesi başvuru sürecine dahil edilmez. Söz konusu ilişkinin sonradan öğrenilmesi ya da fark edilmesi durumunda da birim üyesi başvuru ile ilgili süreçten ayrılır.

e. Birime doğrudan ya da yönlendirme yoluyla ulaşan başvurularda, birim tarafından görevlendirilecek en az iki üye ve başvurucunun kabulüne bağlı olarak TPD Hukuk Bürosu’ndan bir avukat başvurucu ile yüz yüze ya da online olarak görüşür, başvurucuyu dinler, ihtiyaç ve taleplerini öğrenir. Başvurucuyu hukuki ve diğer çözüm seçenekleri, bu seçeneklerde izlenen süreçler, bu seçeneklerin her birinin yaratabileceği riskler ve alınması gereken önlemler konusunda bilgilendirir.

f. Başvurucunun, şikayet konusuyla ilgili yaşadıklarını, her aşamada yeniden anlatmak zorunda kalarak ikincil mağduriyet yaşamaması için (başvurucunun kabulüne bağlı olarak ses kaydının/online görüşme kaydının alınması gibi), gerekli düzenlemeleri yapar, önlemleri alır. Görüşme sırasında mağduriyeti artıracak sorgulayıcı ve suçlayıcı söz, davranış, tavır ve imalardan kaçınılır.

g. İlk görüşme sırasında birim üyeleri ve varsa görüşmeye katılan Hukuk Bürosu üyesi tarafından, daha sonraki aşamalarda başvurucunun beyan ve açıklamalarına yeniden başvurmayı gerekli kılmayacak şekilde ve özenle bir kayıt oluşturulur.

h. Başvurucunun talep ve ihtiyaçları ile varsa ilgili hekimin açıklamaları, cevapları ve genel tavır tutumu dahil olmak üzere bu aşamaya kadarki yaşananlar, varsa dayanak belgeler, görüşme notları ve tutanaklar ile birlikte birim tarafında bir değerlendirme raporu hazırlanır. Değerlendirmeye ilişkin bilgi ve belgeler birimin değerlendirme raporu ekinde Merkez Yönetim Kuruluna iletilir.

i. Birim tarafından oluşturulan değerlendirme raporunda başvurucunun, adı geçen hekimle ilgili deontolojik yönden bir şikayette bulunup bulunmayacağı ayrıca bildirilir. Şayet bu yönde bir şikâyet olacaksa Merkez Yönetim Kurulu’na bildirilir.

j.Başvuruların kabulü ve başvurucuya destek sağlanması için başvurucunun beyanı esas alınarak inceleme başlatılır. İncelemeye başlamak için başvurucudan cinsel şiddet eylemlerinin varlığını kanıtlaması beklenmez.

11. YÜRÜRLÜK

Bu belge TPD Merkez Yönetim Kurulu tarafından kabul edilmiş olup 15.05.2021 tarihinde yürürlüğe girer.

12. YÜRÜTME

“Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Birimi”nin oluşumu ve işleyişine ilişkin çalışmaları TPD Merkez Yönetim Kurulu yürütür.

14 Mayıs – Hukuk Takvimi

0

14 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1643

XIV. Louis, babası Kral XIII. Louis’nin ölümü üzerine, daha 4 yaşındayken Fransa tahtına çıktı.

1767

İngiliz Hükûmeti’nin ithal çaya vergi koyması üzerine, Amerikan Bağımsızlık Savaşı başladı.

1795 Fransa’da kadın kulüpleri kurulması yasaklandı.
1811 Paraguay, İspanya’dan bağımsızlığını kazandı.
1821

Boğazlar’da Gemi Kontrolü Başladı: II. Mahmud döneminde, yabancı gemilerin Boğazlar’dan geçişini denetleyen ve gerektiğinde el koyan ilk resmi usul yürürlüğe girdi.  Montrö Anlaşması’nın çekirdeği olan bir karardır.

ABD’li hukuk kuramcısı, politik düşünür, yazar, üniteryen, kölelik ve savaş karşıtı, bireyci anarşist ve sosyalist Birinci Enternasyonal  üyesi Lysander Spooner yaşamını yitirdi. (19 Ocak 1808 – 14 Mayıs 1887)   

Lysander Spooner

1914 Osmanlı parlamentosu olan Üçüncü Dönem Meclis-i Mebusan açıldı.
1915

Ermenileri, Doğu Anadolu’dan Suriye ve Lübnan’a zorunlu göçe tabi tutan Tehcir Kanunu çıkarıldı.

1924 Türkiye Taş Kömürü Kurumu Zonguldak’ta kuruldu.
1926 Son Padişah Vahdettin İtalya’da vefat etti. Sultan Vahdettin, saltanatın kaldırılması üzerine 17 Kasım 1922 tarihinde sessiz bir şekilde Türkiye’den ayrılmış, hayatının son günlerini İtalya’nın San Remo kentinde maddi sıkıntılar içerisinde geçirmişti. Cenazesi Suriye’ye getirilmiş ve Şam’da defnedilmiştir.
1930

Brezilyalı siyasetçi, hukuk akademisyeni ve gazeteci, Bonifácio José Tamm de Andrada öldü. (Mayıs 1930 – Ocak 2021)

1936

Hukukçu ve voleybolcu Hatice Mahiru Akdağ dünyaya geldi. (14 Mayıs 1936, İstanbul; 23 Eylül 2020)

1937 Tarım Bakanlığı kuruluş kanunu kabul edildi.
1940 Anarşist aktivist/yazar Emma Goldman hayata veda etti. Amerikalı devrimci Emma Goldman (Kızıl Emma). Amerikan işçi hakları mücadelesi öncülerinden Goldman, özgür aşkı savundu. Savaş karşıtıydı. Doğum kontrolü ve eşcinsellerin özgürlüğü için mücadele etti.
1943 Belçikalı hukukçu ve barış öncüsü Henri La Fontaine, yaşamını yitirdi.
1946

Türkiye Sosyalist Partisi kuruldu. Başkanlığa avukat Esat Adil Müstecaplıoğlu seçildi. Esat Adil Müstecaplıoğlu’nun başkanlığında ve gizli TKP’nin kadro desteğiyle

1948
  • İngiltere’nin kontrolündeki Filistin Mandası sona erdi ve İsrail bağımsızlığını ilan etti. Aynı gün Arap devletleri tarafından saldırıya uğraması ile ilk Arap-İsrail Savaşı başladı. İsrail Bağımsızlık Bildirgesi açıklandı. Bildirgeyi, Polonya’dan göç eden David Ben-Gurion okudu ve yeni ülkenin ilk başbakanı oldu.
  • CHP Meclis Grubu, Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde imam-hatip kursları açılmasına karar verdi.
1950

27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu. Demokrat Parti, yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye’de tek parti dönemi sona erdi.

1954 Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, 14 Mayıs 1954 tarihinde La Haye’de imzalandı.
1954 Celal Bayar TBMM’de 541 milletvekilinden 486 oy alarak ikinci defa cumhurbaşkanlığına seçildi.
1955

Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya ve Sovyetler Birliği, yeni bir askeri ittifak içeren Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması’nı (Varşova Paktı) imzaladı.

1962 İklimsel Özel Vasıtalar ve Tıbbi Tedavi Konularında Karşılıklı Yardıma Dair Avrupa Sözleşmesi(European Agreement on Mutual Assistance in the matter of Special Medical Treatments and Climatic Facilities) 14 Mayıs 1962 tarihinde Strazburg’da imzalandı.
1963 Kuveyt, BM üyesi oldu.
1970
1972

Bülent Ecevit, CHP Olağanüstü Kurultayı’nda 913 delegeden 826’sının oyunu alaarak Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra CHP’nin üçüncü Genel Başkanı seçildi. Ecevit, “Kuracağımız düzen faşizmi de, komünizmi de önleyecektir” dedi.

1974

Stalin’in “Sosyalist Ekonominin Meseleleri” adlı kitabını yayınlamaktan yargılanıp beraat eden Sol Yayınları sahibi çevirmen-yazar Muzaffer Erdost, Yargıtay’ın 2.kez karar bozması üzerine 7.5 yıl hapis 2.5 yıl sürgün cezasına çarptırıldı.

1976 Başbakan Yardımcısı ve Milli Selamet Partisi (MSP) Genel Başkanı Erbakan’ın partisinden TBMM Başkan Vekili, 30 MSP’liyle birlikte Ayasofya Müzesi’nde namaz kıldı. 1 hafta önce MTTB’li 150 kişilik bir grup topluca Cuma namazı kılmış ve ardından soruşturma açılmıştı.
1978 Türkiye – Polonya Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Anlaşma, 9 Eylül 1977 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştı. Sözleşme, resmi gazetenin 14 Mayıs 1978 tarihli sayısında yayınlandı.
1981 İlhan Erdost’un öldürülmesine ilişkin davanın ikinci duruşmasında, Mamak Cezaevi’nde tutuklu bulunan iki tanık, Erdost kardeşlerin sanık erler tarafından dövüldüğünü gördüklerini söyledi.
1981 Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler Hakkında R(81) 7 Sayılı Tavsiye KararıAvrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 14 Mayıs 1981 tarihli 68. toplantısında kabul edilmiş ve konsey üyesi ülkelere dönük olarak ilan edilmiştir.
1985 Hukukçu Hüsamettin Cindoruk, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı seçildi.
1987

TBMM, Anayasa değişikliğini kabul ederek, siyasi yasaklar için referanduma gidilmesi, milletvekili sayısının 450’ye çıkarılması ve seçmen yaşının 20’ye indirilmesini benimsedi.

1987 Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) davasında Çağatay Anadol, Veli Gürcan ve N.Bayram’a 8 yıl, 6 sanığa 5 yıl hapis cezası verildi, 33 sanık beraat etti
1988

Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu ve hükümlülerin başlattığı açlık grevine destek için 20 aile açlık grevine başladı

1989

Bayrampaşa Cezaevi’nden kaçış için tünel kazıldığının ortaya çıkması üzerine  400 sol siyasi tutuklu ve hükümlünün yarısı Bartın ve Çanakkale Cezaevleri’ne sevk edildi.

1991 Topluluk araçlarında belirtilen telif hakkı ile ilgili haklar konusundaki istisnalara ve hakların uygulanmasına yönelik belirli hükümlere ve özellikle de bilgisayar programlarının hukuki olarak korunması hakkındaki 91/250/AET sayılı Avrupa Konseyi Direktifi kabul edildi.
1991 Mao Zedung’un karısı Jiang Qing’in, hapishanede intihar ettiği açıklandı. Mao’nun ölümünden sonra, Başbakan olan Hua Guofeng, Çin Kültür Devriminin sürdürülmesini savunan Jiang Qing ile Wang Hongwen, Zhang Chunqiao ve Yao Wenyuan’ı “Dörtlü Çete” olarak adlandırarak karşı-devrimci suçlamasıyla tutuklatmıştı. Mahkeme sonucunda Jiang ve Zhang ölüm cezasına çarptırıldıysa da cezaları ertelendi; Wang ömür boyu, Yao ise 20 yıl hapis cezası verildi.
1996 İstanbul Alibeyköy’de İrfan Ağdaş adlı genç polisin açtığı ateşle vurularak öldü. Polisler hakkında dava açıldı. Dava, 2 Nisan 2001’de bitti, polisler beraat etti.
1997

Danıştay, Bergama köylülerinin siyanürle altın üretimine son verilmesi talebini kabul etti.

1998 Hindistan iki nükleer deneme yaptı. Hindistan’ın bu denemelerinden sonra, Japonya ekonomik yaptırımlar uygulayacağını, ABD ise, ekonomik ve askeri yardımları askıya aldığını açıkladı.
2002 Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the sale of children), Türkiye tarafından 8 Haziran 2000 tarihinde imzalandı ve 9 Mayıs 2002 tarihinde onaylandıktan sonra 14 Mayıs 2002 gün ve 24755 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı.
2010 Soraya’yı Taşlamak(The Stoning of Soraya M.)  vizyona girdi.
2010

Türkiye ile Yunanistan arasında siyasi, ticari ve kültürel işbirliğini öngören 21 adet dostluk antlaşması imzalandı.

2011 Anayasa Mahkemesi, kamuda bir süre çalışıp istifa ederek ayrılanların, çalıştıkları süreye ilişkin emekli ikramiyesi almalarını engelleyen yasa hükmünü iptal etti.
2014 Türkiye’de 13 Mayıs’ta Soma’da gerçekleşen maden kazasında ölen 301 madenci için, millî yas ilan edildi.
2016 Türk Hukuk Kurumu genel kurulu yapıldı. Av. Yaşar Çatak Başkanlığa seçildi.
2018 ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı bugün uygulandı. Filistinlilerin Gazze Şeridi’nde İsrail ve ABD’ye karşı gösteri düzenledi. İsrail askerleri protestocuların üzerine ateş açtı. Olaylarda en az 60 kişi hayatını kaybetti. 2770 kişi yaralandı.
2019

İstanbul Başsavcılığı, Kırklareli’nde Fethullah Gülen’ı eleştiren bir kitap yazacağını açıklamasından sonra kaçırılan vecesedi 18 Haziran 2011’de Düzce Akçakova kıyılarında bulunan gazeteci Haydar Meriç’in son telefon görüşmesi kayıtlarını silen kişi olduğu gerekçesiyle o dönem İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Operasyon Şube Müdürlüğünde (TEKOP) görevli komiser Hakan Kanın hakkında Silahlı Terör Örgütüne üye olma” ve “Bilişim Sistemindeki verileri bozma, yoketme, erişilmez kılma” suçlarından cezalandırılması için dava açtı.

2023 Türkiye Cumhuriyeti 13. Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili seçimleri yapıldı. Seçim sonucunda hiçbir aday %50 barajını geçemediği için seçim 2. Tura kaldı.
2025 Ömer Kerkez, Yargıtay Birinci Başkanı oldu.
2026
  • Yunanistan’ın BM Güvenlik Konseyinde “Türk Boğazları” ifadesine itiraz etmesi üzerine Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız, BM’ye mektup yazdı. Yıldız, Yunanistan’ın “Türk Boğazları” ifadesine itiraz etmesini “iç siyasi çıkarlara hizmet etmeyi amaçladığını” ve “talihsiz bulduklarını” belirterek ‘Türk Boğazları’ terimi tanımlayıcı, coğrafi olarak doğru ve Montrö Sözleşmesi’nin devam eden uygulamasıyla tamamen uyumludur” dedi.
  • Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası kapsamında, 11’i tutuklu 200 kişinin yargılandığı davanın 2. celsesinin 12’inci duruşması yapıldı. Mahkeme heyeti, 4 sanık hakkında tahliye kararı verdi. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Oya Tekin ve Utku Caner Çaykara’nın da aralarında bulunduğu 7 kişinin tutukluluğunun devamına hükmedildi.
  • Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 21 ilde yasa dışı bahis, kara para aklama, rüşvet ve nitelikli dolandırıcılık suçları iddiasıyla düzenlenen operasyonda aralarında avukatlar, bankacılar, polis memurları ve kuyumcuların da bulunduğu 200 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Rasim Ozan Kütahyalı da gözaltına alınanlar arasında.

  • CHP, Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi’de Bahar Şenlikleri kapsamında düzenlenen İlkay Akkaya konserinde yaşanan olaylara ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan öğrencilerden 6’sı tutuklandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, yürütülen soruşturmada öğrencilere, ‘Devletin Egemenlik Alametlerini Aşağılama’, ‘Nitelikli Kasten Yaralama’, ‘Tehdit ve Hakaret’ suçlamaları yöneltildi.

  • Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “zincirleme suretiyle nitelikli zimmet”, “evrakta sahtecilik”, “213 Sayılı Vergi Usul Kanununa muhalefet”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve görevi kötüye kullanmak” suçlarına ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında Eskişehir’in Tepebaşı ilçe Belediyesi’ne yönelik operasyonda, 33’ü belediyede görevli 60 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarıldı.  Özel Kalem Müdürü ve 2 Belediye Başkan Yardımcısı da gözaltına alındı.

Türkiye – Polonya Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Anlaşma

0

Türkiye – Polonya Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Anlaşma, 9 Eylül 1977 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Sözleşmenin resmi adı “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Nakliyatına ilişkin Anlaşma” olup,  bakanlar Kurulunun onayını takiben resmi gazetenin 14 Mayıs 1978 tarihli sayısında yayınlanıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Nakliyatına ilişkin Anlaşma

Türkiye; Afganistan, Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belarus, Belçika, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, Irak, İran, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Kazakistan, Kırgızistan, Kuveyt, Letonya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moğolistan, Moldova, Norveç, Özbekistan, Polonya, Romanya, Rusya Federasyonu, Slovenya, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Yemen, Yugoslav Federal Cumhuriyeti ve Yunanistan ile ikili uluslararası karayolu taşımacılığı anlaşmaları imza etmiştir.

Türkiye – Polonya Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Anlaşma

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Polonya Halk Cumhuriyeti Hükümeti, ülkeleri arasında ve ülkeleri üzerinden yapılan yolcu ve eşya nakliyatını kolaylaştırmak ve düzenlemek arzusu ile, aşağıdaki hususlarda mutabakata varmışlardır.

Madde 1

İşbu Anlaşma’nın hükümleri Akit Taraflardan birinde tescil edilmiş taşıtlarla iki ülke arasında veya iki ülke üzerinden transit olarak yapılan yolcu ve eşya taşımaların a uygulanır.

Tarifler
Madde 2

a) Taşımacı» deyimi, Türkiye’de veya Polonya’da millî kanun ve mevzuata göre, yolcu ve eşya taşımaya yetkili kılınmış gerçek veya tüzel kişileri ifade eder.

b) Taşıt deyimi:

i) Yolcu veya eşya taşıma k veya bu taşıtları çekmek üzere imal edilmiş ve kendi gücü ile hareket eden karayolu taşıtlarını,

ii) (i) paragrafında belirtilen taşıtlar ile yolcu veya eşya taşımak amacıyla yapılmış römor k veya yarı-römorklardan oluşan taşıt kombinasyonlarını,

ifade eder.

c) «Düzenli servis» deyimi, önceden saptanmış zaman ve ücre t tarifesine göre belirli bir güzergâhta ik i Akit Taraf ülkesi arasında yolcuların taşınmasını İfade eder.

d) «Düzenli transit servis» deyimi, bir Akit Taraf ülkesinde başlayan, diğer Akit Taraf ülkesinde yolcu indirmeden ve bindirmeden üçüncü bir Devlet ülkesinde sona eren bir düzenli servisi ifade eder.

e) «Mekik servis» deyimi, önceden gruplandırılmış yolcuların bir ve aynı hareket ve varış yerleri arasında birçok gidiş-dönüşü kapsamak üzere taşınmalarını ifade eder. Gidiş seyahatini tamamlamış her grup, bir sonraki seferde hareket noktasına geri getirilir.

Hareket ve varış yerinden hareket ve varış mahalli ile çevresi anlaşılmalıdır. Yolda yolcu indirilmesi veya bindirilmesi yasaktır.  Mekik servisin il k dönü ş seyahati ile son gidiş seyahati boş olarak yapılır.

f) «Kapalı kapı servis (turistik taşıma)» deyimi, yolcu indirip bindirmeden, bir ve aynı yolcu grubunun bir ve aynı taşıtla, kalkış ve varış noktalan taşıtın tescil edildiği Akit Taraf ülkesinde bulunan taşımaları ifade eder.

g) «Boş seyahat» deyimi, diğer Akit Taraf ülkesinden yolcu ve eşya almak ve bunları taşıtın tescil edildiği Akit Taraf ülkesine taşımak üzere diğer Akit Taraf ülkesine yapılan boş seyahati ifade eder.

(h) «Yolcu taşıması» deyimi, şoföründen başka 9 yolcu taşıyabilen vasıtalarla yapılan yolcu taşımalarım ifade eder.

i) «Transit Taşıma» deyimi, çıkış ve varış noktaları bir Akit Taraf ülkesinin dışında olan noktalar arasında diğer Akit Taraf ülkesi üzerinden yapılan yolcu ve/veya eşya taşımalarını ifade eder.

j) «İzin belgesi» deyimi, Akit Taraflardan birinde kayıtlı taşıta diğer Akit Taraf ülkesine girebilmesi, çıkabilmesi veya transit geçebilmesi için ikinci Akit Tarafça verilen müsaade belgesi ile işbu Anlaşma’da öngörülen diğer izin belgelerini ifade eder.

Madde 3

Akit Taraflardan birinin ülkesinde kayıtlı taşıtlarla diğer Tarafın ülkesinde bulunan ik i nokta arasında yolcu ve/veya eşya taşınması yasaktır.

Yolcu Taşınması
Madde 4

Akit Taraflardan birine kayıtlı taşıtlarla yapılan düzenli servis ve boş seyahat müsaade rejimine tabidir. Bu zorunluluk boş transit seyahate uygulanmaz.

İşbu müsaade taşımacının ülkesindeki yetkili makamı n diğer Akit Taraf yetkil i makamın a yapacağı yazılı müracaat üzerine verilir.

Talebin sunulu ş biçimi, yetkili makamlar ve düzenli servis ile boş seyahate ilişkin diğer konular bir protokolle düzenlenecektir.

Madde 5

Akit Tarafların ülkelerinde kayıtlı taşıtların işbu Anlaşma’nın 4 ünc ü maddesinde belirtilenle dışında gerçekleştireceği diğer taşımalar müsaade rejimine tabi olmayacaktır.

Madde 6

Düzenli yolcu taşımalarına uygulanacak tarifenin ilkeleri Akit Taraflar m yetkili makamları tarafından müşterek bir anlaşma ile düzenlenecektir.

Eşya Taşınması
Madde 7

a) Römorklar ve yarı-römorklar da dahil olmak üzere, Akit Taraflardan birine kayıtlı ve iki ülke arasında eşya taşımasında kullanılan taşıtla r giriş ve çıkışlar için kontenjan rejimine tabi değildir.

b) Römorkla r ve yarı-römorklar da dahil olmak üzere. Akit Taraflardan birine kayıtlı ve diğer Akit Tarafın ülkesi üzerinden transit taşımada kullanılan taşıtlar kontenjan rejimine tabidir.

c) Yıllık müsaade kontenjanları işbu Anlaşma’nın 17nci maddesinde öngörülen Karma Komisyon tarafından ya da Akit Tarafların yetkili makamları n yazışmaları yoluyla saptanır.

d) Müsaade belgesi, Akit Taraflardan birinin taşıyıcısına diğer Akit Tarafın ülkesi üzerinden transit seyahat yapma hakkım verecek ve bir gidiş ve geliş seyahati için geçerli olacaktır.

Madde 8

Kontenjan dışında yapılan taşımalar Protokol’de düzenlenecektir.

Müsaade belgeleri yetkili makamların müşterek mutabakatı ile kararlaştırılacak modele göre iki Tarafın lisansında basılır.

Müsaade belgeleri taşıtlarda bulundurulacak ve kontrolle görevli memurların her talebinde ibraz edilecektir.

He r yılın müsaade belgeleri boş ve bedelsiz olarak bir evvelki yılın Kasım ayı içinde Akit Tarafların yetkili makamları arasında teati edilecektir.

Madde 9

Akit ülkelerden birine kayıtlı taşıtlar diğer Akit Taraf ülkesine taşıma yapmışlarsa, dönüşte kendi ülkelerine müteveccihen yük alabilirler.

Madde 10

Akit Taraflardan birine kayıtlı bir taşıtın, kayıtlı olduğu ülkeye veya bir üçüncü ülkeye taşıma k İçin eşya yüklemek üzere bo ş olarak diğer Akit Tarafı n ülkesine girmesi özel izne tabidir.

İki Taraf bu özel izinlerle ilgili talepleri hayırhahlıkla ve süratle incelemek hususunda mutabık kalmışlardır.

Malî Hükümler
Madde 11

a) Akit ülkelerden birine kayıtlı olup, Akit Taraflardan arasında eşya taşımasında kullanılan taşıtlar, römorkla r ve yan-römorkla r da dahil olmak üzere, hiç bir vergi, harç , resim veya diğer ödemelere tabi değildirler.

b) Akit Taraflardan birini n ülkesinde kayıtlı ve diğer Akit Tarafın ülkesinden transit eşya nakli için kullanılan, römorkla r ve yan-römorkla r da dahil olmak üzere, boş ya da dolu taşıtlar diğer Akit Tarafın ulusal mevzuatında öngörüle n vergi, resim ve diğer yükümlülükler e tabidir.

c) Akit Taraflardan birinin ülkesinde kayıtlı taşıtların her türlü yolcu taşıması diğer Akit Tarafın ülkesinde hiç bir vergi, resim ve diğer yükümlülüklere tabi değildir.

Madde 12

İşbu Anlaşma hükümlerin e göre yapılacak ödemeler konvertlbl dövizle ifa  edilecektir.

Genel Hükümler
Madde 13

Taşıtların standart depolarındaki akaryakıt gümrük vergileri ve diğer vergi ve harçlarda n muaftır. Standart depo vasıtanın fabrikası tarafından yapılmış depoları ifade eder.

Diğer Akit Tarafın ülkesinde bozulan bir taşıtın tamiri için geçici olarak ithal edilen yedek parçalara gümrük vergi ve resminden tam muafiyet uygulanır. Değiştirilen parçala r yeniden ihraç edilir veya Gümrüğü n denetimi altında yok edilir.

Madde 14

Taşıtların taşıyıcı ve personeli işbu Anlaşmanı n hükümleri ile Akit Tarafların yürürlükteki karayolu trafiği ve taşımacılığa ilişkin yasal hüküm ve kararlarına uymakla yükümlüdürler.

Madde 15

Her Akit Tarafın kendi ülkesi üzerinde, yüklü ya da yüksüz ağırlık ve boyutları, izin verilen en fazla ağırlık ve boyutları aşan taşıtların taşıma yapmasını özel İzne tabi tutma hakkı saklıdır.

Madde 16

Her Akit Tarafın iç mevzuatı işbu Anlaşma ile düzenlenmeyen tüm sorunlara uygulanır.

Türkiye ve Polonya’nın birlikte taraf olduğu uluslararası sözleşme ve anlaşmaların hükümleri de aynı şekilde uygulanır.

Madde 17

1) Akit Tarafların yetkili makamları işbu Anlaşmanın yürütülmesine ilişkin usulleri bir yürütme protokolü ile düzenlerler.

2) Akit Tarafların yetkili makamları işbu Anlaşmanı n yürütülmesini sağlamak için bir Karma Komisyon kurarlar.

3) Karma Komisyon Akit Taraflardan birinin yetküi makamlarını n talebi üzerine sırayla her ik i Tarafın ülkesinde toplanır.

Madde 18

Akit Tarafların yetkili makamları uluslararası taşıma yapan sürücüler e ve servis personeline, süratle , birçok yolculuk ve uzun bir sür e için geçerli vize vermek hususunda çaba göstereceklerdir.

Madde 19

İşbu Anlaşma Akit Tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak onaylanacak ve onaylandığım belirten son bildiri tarihinde kesin olarak yürürlüğe girecektir.

Bununla birlikte. Akit Taraflar işbu Anlaşma hükümlerin i imzalandığı tarihten itibaren geçici olarak yürürlüğe koymak konusunda mutabık kalmışlardır.

Bu Anlaşma kesin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren bir yıl süre ile muteber kalacak ve Akit Taraflardan biri tarafından en az üç ay önceden yazılı olarak feshedilmedikçe yıldan yıla kendiliğinden yenilenecektir.

Ankara’da 9 Eylül 1977 tarihinde, her iki nüsha da aynı şekilde muteber olmak üzere, iki orijinal Fransızca nüsha halinde akdedilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına

Polonya Halk Cumhuriyeti Hükümeti adına

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Polonya Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Olarak 9 Eylül 1977 Tarihinde Ankara’da İmzalanan Anlaşmanın 17 nc i Maddesinin 1 inci Fıkrası Uyarınca Düzenlenen Protokol

I. YOLCU TAŞIMASI:

Düzenli hatlar:

1. Düzenli yolcu taşımaları için müsaade belgesi talebi ilgili taşıyıcı tarafından ülkesinin yetkili makamına yapılmalıdır. Uygun görülmesi halinde, bu makam hizmetin kullanılmaya başlaması için öngörülen tarihten en az ü ç ay Önce söz konusu talebi diğer Akit Tarafı n yetkili makamın a iletir.

2. Müsaade belgesi talebi; saat, tarife, güzergâh, bir yıl boyunca hattın kullanılmasının tasarlandığı dönem ve hattı n kullanılmaya başlaması için öngörülen tarihle önemli ilgiler ihtiva etmelidir. Yetkili makamlar gerekli buldukları takdirde başka açıklamalar isteyebilirler. Söz konusu belgeler üç nüsha halinde sunulmalıdır.

Düzenli olmayan ve mekik servisler:

Her Akit Taraf kontrolle görevli memurları n her talebinde gösterilmek üzere bir yolcu listesinin taşıtın kenarında bulundurulmasını isteyebilir.

II. YETKİLİ MAKAMLAR :

Anlaşmanın uygulanmasıyla yükümlü yetkili makamlar aşağıda belirtilmiştir:

a) Türkiye için: Ulaştırma Bakanlığı, Kara Ulaştırması Genel Müdürlüğü Ankara,

Yalnız 15 inci madde için : Bayındırlık Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü Ankara

b) Polonya için: Ministerstwo Komunikacjiul. Chalufoinskiego 4/6 WarSzawa Anlaşmanın 7 b), 10 ve 1’5 inci maddeleri ile ilgili olarak müsaade belgeleri yetkili makamlar adına aşağıda belirtilen makam tarafından verilecektir.

III. MÜSAADE BELGELERİ KONTENJANI :

1. Kontenjan sistemi 1 Ocak 1978 tarihinden itibaren uygulanacaktır. Söz konusu yıl için transit kontenjanı 3200 müsaade belgesi olarak saptanmıştır.

2. Akit Tarafları ülkeleri arasında yapılan eşya taşıması için müsaade belgeleri gerekli değildir, işbu hüküm Anlaşma’da öngörülen durumlarda özel izin gerekli kılma olanağım ortadan kaldırmaz.

3. Saptanan kontenjanlar iki ülkeden birinin sürücülerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmezse, yetkili makamlar bunu tatminkâr bir düzeye çıkarma olanaklarını incelemek üzere ilişkiye geçeceklerdir.

4. Aşağıdaki taşımalar müsaade belgesine tâbi değildir:

a) Posta taşımaları,
b) Hava servislerinin güzergâhının değişmesi halinde, uça k kargosu taşımaları,
c) E v eşyası nakilleri,
d) Fua r ve sergilere ait eşyaların taşınması,
e) Sanat eserleri ve aşyasının taşınması,
f) Tiyatro, müzik, sinema, spor, sirk. fuar veya kermes gösterilerine ait malzeme, aksesuar veya hayvanlar ile radyo, sinema ve televizyona ait malzemenin taşınması,
g) Canlı damızlık hayvan nakliyatı (kasaplık hayvan hariç),
h ) Cenaze nakli,
1) Felâke t halinde yardım malzemesi taşımaları,
k) — Arızalanan arabanı n yükünü almak,
— Arızalanan arabayı çekme k üzere vasıtaların bo ş girişi,
— Tamir vasıtaları.

IV.

Anlaşmalun 8 lnoi maddesinde öngörülen basılı müsaade belgelerinin, Anlaşma’nın geçici olarak yürürlüğe girmesinden hemen sonra teati edilmesinin uygulamadaki olanaksızlığı göz önünde tutularak, 1977 yılı sonuna kadar transit geçişler bu basılı belgeler olmaksızın yapılacaktır.

V . SİGORTALAR:

«Yeşil kart» olarak adlandırılan uluslararası sigorta kartı her türl ü hukuki sorumluluğu kapsamak için geçerli bir belge olarak kabul edilir.

Taşıyıcı bu karta sahip değilse, taşımanın yapıldığı ülkede yürürlükteki hükümlere uymalıdır.

VI .

Taşıtların sürücüleri bir uluslararası sürücü ehliyetine ve taşıt için bir sertifikaya sahip olmalıdır.
Ankara’da 9 Eylül 1977 tarihinde, Fransızca iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Tür k Delegasyonu Başkanı

Polonya Delegasyonu Başkam

Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme

0

Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, 14 Mayıs 1954 tarihinde La Haye’de imzalanmıştır. Sözleşmenin kabulüne dair 563 sayılı kanun ile; «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair olan Sözleşmenin tatbikatına ait Tüzük», «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair Protokol» ve kararlara Türkiye Cumhuriyetinin katılması uygun bulunmuş, 2 Nisan 1965’te TBMM’de kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 10 Nisan 1965 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

SİLAHLI BİR ÇATIŞMA HALİNDE KÜLTÜR MALLARININ KORUNMASINA DAİR SÖZLEŞME

Yüksek Akit Taraflar,

Kültür mallarının son harpler sırasında önemli zararlar gördüğünü, savaş tekniğindeki gelişmeler sebebiyle de gittikçe artan tahrip tehlikesine maruz bulunduğunu müşahede etmiş,

Her millet dünya kültürüne kendinden bir şey katmış olduğu cihetle, hangi millete ait olursa olsun, kültür eserlerine karşı vakî olacak tecavüzlerin bütün insanlığın kültür mamelekine karşı işlenmiş tecavüzler sayılacağına inanmış,

Mevcut kültür mamelekinin muhafazasının bütün dünya milletleri için büyük önem taşıdığını ve bu mamelekin milletlerarası ölçüde korunması gerektiğini müşahede etmiş,

Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Eserlerinin Korunmasına dair olup 1899 ve 1907 La Haye Sözleşmeleriyle 15 Nisan 1935 tarihli Washington Paktında tespit edilmiş bulunan prensiplerini rehber edinmiş,

Bu malların korunması hususunda ancak millî ve milletlerarası tedbirlerin tesirli olabilmesi için barış zamanından itibaren teşkilâtlandırılması gereğini düşünmüş,

Kültür mallarının korunması yolunda mümkün her türlü çâreye başvurulmasına karar vermiş

Bulunmakla aşağıdaki hükümler hakkında aralarında mutabakata varmışlardır:

BÖLÜM – I

Korunmaya dair Genel Hükümler

Madde – 1

Kültür mallarının tarifi:

Aşağıdaki bildirilenler, menşe veya sahipleri ne olursa olsun; bu Sözleşme bakımından kültür malları sayılırlar:

a) Dinî veya lâik, mimari, tarihi anıtlarla sanat anıtları, arkeolojik değerlerdeki yerler, bütünü itibariyle tarihi veya artistik bir alâka arzeden yapı toplulukları, sanat eserleri, el yazmaları, kitap ve başkaca tarihi, artistik veya arkeolojik değer taşıyan eşya, keza yukarıda bildirilen servetlerden mürekkep bilim koleksiyonlarıyla, önemli kitap, arşiv röprodüksiyon koleksiyonları ve emsali gibi milletlerin kültür muameleklerinde büyük önemde yeri olan menkul ve gayrimenkul mallar,

b) Gerçek ve başlıca görevi (a) fıkrasında zikredilen menkûl kültür mallarını koruma veya teşhirden ibaret olan müze, büyük kitaplık, arşiv deposu gibi binalarla (a) fıkrasında açıklanan menkul kültür mallarının silâhlı bir çatışma halinde korunmasına mahsus sığınaklar,

c) (a) (b) fıkralarında tarif edilen kültür mallarını büyükçe sayıda içine alan ve “anıt merkezleri” denilen merkezler.

Madde – 2

Kültür mallarının korunması:

İşbu Sözleşme bakımından kültür mallarının korunması, bu malların emniyet altına alınmasını ve bunlara riayet edilmesini gerektirir.

Madde – 3

Kültür mallarının emniyet altına alınması:

Yüksek Akit Taraflar, kendi ülkeleri üzerindeki kültür mallarını silâhlı bir çatışmanın önceden tahmin edilebilecek tesirlerine karşı emniyet altınâ almayı, uygun görecekleri tedbirleri ittihaz ederek barış zamanından itibaren hazırlamayı taahhüt ederler.

Madde – 4

Kültür mallarına riayet:

l. Yüksek Âkit taraflar, gerek kendi ülkeleri üzerinde gerek diğer Yüksek Akit Tarafların ülkelerinde bulunan kültür mallarıyla bunların korunma tesislerini ve civarlarındaki yerleri, silâhlı bir çatışma halinde bu eserleri tahribe veya bozulmaya mâruz bırakabilecek maksatlar için kullanmaktan sakınmak ve bu mallara karşı her türlü düşmanca davranıştan kaçınmak suretiyle işbu mallara riayeti taahhüt ederler.

2. İşbu maddenin birinci fıkrasında açıklanan taahhütler, ancak askerî bir zaruretin kaçınılmaz hükmü altında ihlâl olunabilir.

3. Yüksek Akit Taraflar, kültür mallarının, her ne yönden olursa olsun, çalınmasını, yağma edilmesini veya kaçırılmasını ve bunlara karşı girişilecek her türlü tahrip filini men etmeyi, önlemeyi, icabında bu türlü hareketleri durdurmayı da ayrıca taahhüt ederler. Keza bâşka bir Yüksek Âkit Tarafın ülkesi üzerinde bulunan menkul kültür mallarına el koymaktan sakınırlar.

4. Kültür mallarına karşı herhangi bir misilleme hareketine girişmekten sakınırlar.

5. Bir Yüksek Âkit Taraf, başka bir Yüksek Akit Tarafın 3 ncü maddede bildirilen emniyet altına almak tedbirlerine riayet etmediği sebebine dayanarak işbu Yüksek Âkit Târafa karşı 4 ncü madde ile bağlandığı mükellefiyetlerden sıyrılamaz.

Madde – 5

İşgal :

1. Bir Yüksek Akit Tarafın ülkesini kısmen veya tamamen işgal eden Yüksek Akit Taraflar, işgal altındaki ülkenin yetkili millî makamlarınca kendi kültür mallarının emniyete alınması ve muhafazası yolunda gösterilecek gayretleri imkân nisbetinde destekleyeceklerdir.

2. İşgal altındaki ülkede bulunan veya harp harekâtı yüzünden hasara uğramış bazı kültür mallarının muhafazası için âcil bir müdahale gerektiği ve yetkili millî makamlar bu müdahaleyi üstüne almadığı takdirde işgal idaresi millî idare ile sıkı işbirliği ederek imkân nispetinde en mübrem muhafaza tedbirlerini alacaktır.

3. Bir mukavemet hareketi mensuplarınca kendi meşru hükümetleri sayılan herhangi bir Yüksek Akit Taraflar Hükümeti, imkân buldukça işbu Sözleşmenin kültür mallarına riayet edilmesiyle ilgili hükümlerine uymak mecburiyeti hususuna mukavemet hareketi mensuplarının dikkatini çekecektir.

Madde – 6

Kültür mallarının işaretlenmesi

16 ncı madde hükümleri gereğince kültür malları, bunların teşhisini kolaylaştıracak açık işaretlerle belirtilebilecektir.

Madde – 7

Askerî yönden alınacak tedbirler

l. Yüksek Âkit Taraflar, barış zamanlarından itibaren askerî kıtalarına ait nizamname ve talimatnamelere, işbu Sözleşmeye riayet edilmesini sağlayacak hükümler vazetmeyi ve keza barış zamanından itibaren silâhlı kuvvetleri mensuplarında, bütün, milletlerin kültürüne ve kültür mallarına karşı bir saygı zihniyeti uyandırmayı taahhüt ederler.

2. Yüksek Akit Taraflar, barış zamanından itibaren silâhlı kuvvetleri bünyesinde, görevi kültür mallarına karşı saygılı, davranılmasına nezaret etmek ve bu malların muhafazası ile vazifeli mülkî makamlarla işbirliği etmek olan servisler veya mütehassıs memurlar yetiştirmeyi veya ihdas etmeyi taahhüt ederler.

BÖLÜM – II

Özel korunma

Madde – 8

Özel korunma altına alma

1. Silâhlı bir çatışma halinde menkul kültür mallarının muhafazasına mahsus sayısı mahdut bir kısım sığınak, anıt merkezleri ve büyük önem taşıyan başlıca gayrimenkul mallar özel koruma altına alınabilirler; ancak bunların:

a) Büyük bir endüstri merkezinden ve bir hava alanı, bir radyo istasyonu, millî müdafaa hizmetinde çalışan bir müessese, önemlice bir liman veyâ bir demiryolu istasyonu yahût büyük bir ulaştırma yolu gibi hassas bir nokta teşkil eden herhangi mühim bir askerî hedeften gereği kadar uzak bir mesafede bulunması;

b) Askerî maksatlar uğrunda kullanılmaması şarttır.

2. Keza, yeri neresi olursa olsun, her türlü ihtimale göre bombardımanlardan zarar görmeyecek şekilde inşa edilmiş olmak şartiyle, menkul kültür mallarının muhafazasına mahsus bir sığınak dahi özel koruma altuna alınabilir.

3. Bir anıt merkezi, velev transit de olsa, askeri efrat veya malzeme nakliyatında kullanıldığı takdirde askerî maksatlara hizmet eder sayılır. İçinde askerî harekât, askeri efradın toplanması veya harp malzemesi imalâtı ile doğrudan doğruyâ ilgili faaliyetler cereyan eden merkezler için de aynı hüküm caridir.

4. Birinci fıkrada yazılı kültür mallarından birinin sırf bu işe tahsis olunmuş silâhlı muhafızlar tarafından nezaret altında tutuluşu veya bu kültür malı civarında umumi asayişi korumakla mükellef normal zabıta kuvvetlerinin bulunuşu halinde burası askeri maksatlar için kullanılmış sayılmaz.

5. İşbu maddenin birinci fıkrasında sayılan kültür mallarından biri, bu fıkranın kasdettiği manada, ehemmiyeti olan bir askerî hedef civarında bulunursa, ilgili Yüksek Akit Taraf, silâhlı bir çatışma halinde bahis konusu hedefi kullanmıyacağını ve bilhassa bu hedefin bir hava alanı, bir liman veya bir demiryolu istasyonu olması halinde, bu yerlerde her türlü seyrüsefer faaliyetini başka yere sevkedeceğini taahhüt ederse, sözü geçen mahal de özel koruma altına alınabilir.Bu taktirde seyrüsefer faaliyetlerinin başka yere sevkedilmesini barış zamanından itibaren düzenlemek icabeder.

6. Kültür malları, “özel koruma altında bulunan kültür malları milletlerarası sicili”ne kaydedilmekle özel koruma altına alınırlar. Bu kaydın icrası ancak işbu Sözleşme hükümleri dairesinde ve bu Sözleşmenin tatbikatıyla ilgili Tüzükte bildirilen şartlar altında mümkün olabilir.

Madde – 9

Özel koruma altındaki kültür mallarının dokunulmazlığı

Yüksek Akit Taraflar, milletlerarası sicile kaydedilmelerinden itibaren özel koruma altına alınan kültür mallarına karşı her türlü tecavüz hareketinden sakınmak ve 8 nci maddenin 5 nci fıkrasındaki haller müstesna olmak üzere bu malları ve civarlarını herhangi askerî maksatlarda kullanılmaktan kaçınmak suretiyle bunların dokunulmazlığını temini taahhüt ederler.

Madde – 10

İşaretleme ve denetleme

Silâhlı bir çatışma, sırasında özel koruma altında bulunan kültür malları 16 ncı maddede açıklanan belirtici işaretle teçhiz edilecek ve tatbikat tüzüğünde belirtildiği gibi, milletlerarası bir denetlemeye açık tutulacaktır.

Madde – 11

Dokunulmazlığın kaldırılması

1. Yüksek Akit Taraflardan biri, özel koruma altına alınan bir kültür malı hakkında 9 ncu maddedeki taahhütlerini ihlâl edecek bir harekette bulunduğu takdirde hasım taraf, bu ihlâl keyfiyetinin devamı müddetince, ilgili malın dokunulmazlığına riayet mecburiyetinden kurtulmuş olur. Şu kadar ki, mümkün oldukça ve önceden bu ihlâl hareketine makûl bir müddet içinde son verilmesini talep eder.

2. İşbu maddenin birinci fıkrasında yazılı hal dışında, özel korunma altındaki bir kültür malın dokunulmazlığı ancak sakınılmayacak bir askerî zarureti devamı süresince kaldırılabilir. İşbu zaruret haline, ancak bir tümen veya önemce buna eşit veya daha üstün bir askerî teşekkül kumandanlığınca hükmedilebilir. Durumun imkân bıraktığı bütün hallerde, dokunulmazlığın kaldırılacağı hususu hasım tarafa yeteri kadar önceden ihtar olunur.

3. Dokunulmazlığı kaldırılan taraf, mümkün olan en kısa zamanda, yazılı olarak ve mucip sebepleri açıklanmak suretiyle keyfiyetten, tatbikat tüzüğünde adı geçen Kültür Malları Genel Komiserine bilgi vermek mecburiyetindendir.

BÖLÜM – III

Kültür Mallarının nakliyatı

Madde – 12

Özel koruma altına alınan nakliyat

1. Mülhasıran kültür mallarının gerek ülke içinde gerekse başka ülkeye nakli, ilgili Yüksek Akit Tarafın isteği üzerine, Tüzükte açıklanan şartlar içinde özel koruma altında yapılır.

2. Özel koruma altındaki nakil, 16 ncı maddede açıklanan belirtici işareti taşır ve tatbikat tüzüğünde bildirilen milletlerarası murakabe altında yapılır.

3. Yüksek Akit Taraflar, özel koruma altunda yapılan nakliyata karşı herhangi düşmanca bir harekete girişmekten tevakki ederler.

Madde – 13

Müstacel hallerde nakliyat

1. Şayet bir Yüksek Akit Taraf, bazı kültür mallarının emniyetini başka bir yere nakillerini gerektirdiğini ve durumun, bilhassa bir silâhlı çatışma başlangıcında,12 nci maddede açıklanan işlemin tatbikini imkânsız kılacak bir müstaçeliyet arzettiğini mütalâa ederse, bu nakliyata 15 nci maddede bildirilen belirtici işaret konabilir, yeterki evvelce bu nakliyat için 12 nci madde uyarınca bir dokunulmazlık hakkı istenmiş ve bu talep reddedilmemiş olsun. Mümkün oldukça bu nakliyat hakkında hasım taraflara bilgi verilir. Başka bir memleket ülkesine doğru yapılan nakliyata dokunulmazlık hakkı açıkça tanınmamışsa hiç bir suretle belirtici işaret konulamaz.

2. Yüksek Akit Taraflar, bu maddenin 1 nci fıkrasında sözü edilen belirtici işaretlerle işaretlenmiş nakliyatta yönetilebilecek düşmanca hareketlere karşı bunları korumak için mümkün olan gerekli tedbirleri alacaklardır.

Madde – 14

Müsadere, zapt ve iğtinam dokunulmazlığı

1. Müsadere, zapt ve iğtinam dokunulmazlığından:

a) 12 nci veya 13 ncü maddelerde sözü edilen korumadan istifade eden kültür malları,

b) Münhasıran bu malların nakline tahsis edilmiş olan taşıtlar faydalanırlar.

2. İşbu madde, araştırma ve murakabe haklarını hiç bir suretle takyit etmez.

BÖLÜM – IV

Personel

Madde – 15

Personel:

Kültür mallarının korunması ile vazifelendirilen personele, emniyet icaplarının gerektirdiği ölçüde ve bu malların menfaati icabı saygı gösterilecektir; bunlar, hasım tarafın eline düştüğü takdirde, koruma ile mükellef bulundukları kültür malları da hasım tarafın eline geçtikten sonra dahi vazifelerini görmeğe devam edebilmelidirler.

BÖLÜM – V

Belirtici işaret

Madde – 16

Sözleşmenin işareti

1. Sözleşmenin belirtici işareti, uç tarafı sivri, çaprazlama çivit mavisi – beyaz bir armadan ibarettir. (Köşebentlerinde biri, armanın uç tarafına tatbik edilmiş çivit mavisi bir kare ile bunun üst tarafına resmedilmiş yine çivit mavisi bir üçgenden mürekkep bir arma kare ile üçgen her iki yanda birer beyaz üçgen meydana getirirler.)

2. Bu işaret tek olarak veya 17 nci maddede bildirilen şartlar altında, bir üçgen teşkil edecek şekilde üç kere tekrarlanmış olarak kullanırlar.

Madde – 17

İşaretin kullanılması

l. Üç kere tekrarlanan işaret ancak:

a) Özel koruma altında bulunan gayrimenkul kültür malları,

b) 12 nci ve 13 ncü maddelerde açıklanan şartlâra uygun olarak kültür mallarının nakliyatı,

c) Tatbik Tüzüğünde yazılı şartlara uygun olarak meydana getirilmiş sığınakları, belirtmek için kullanılabilir.

2. Tek olarak işaret ancak :

a) Özel koruma altında bulunmayan kültür mallarının,

b) Tatbikat Tüzüğü uyarınca kontrol vazifesiyle mükellef şahıslar,

c) Kültür mallarının koruması ile vazifeli personeli,

d) Tatbikat Tüzüğünde açıklanan kimlik kartlarını belirtmek için kullanılabilir.

3. Silâhlı bir çatışma, sırasında belirtici işareti, işbu maddenin evvelki fıkralarında bildirilen haller dışında ya da bu işarete benzeyen her hangi başka işareti kullanmak yasaktır.

4. Gayrimenkul bir kültür malı üzerine belirtici işareti konulabilmesi için, aynı zamanda bu binaya ilgili Yüksek Akit Tarafın yetkili makamınca resmen tarihlenmiş ve imzalanmış bir izinnamenin de asılması şarttır.

BÖLÜM – VI

Sözleşmenin tatbik sahası

Madde – 18

Sözleşmenin tatbiki

1. Barış zamanından itibaren yürürlüğe girecek olan hükümler dışında iş bu Sözleşme, ilân edilmiş bir harp veya Yüksek Akit Taraflardan ikisi veya daha fazlası arasında zuhur edecek silâhlı bir çatışma halinde, harp hali bunlardan biri veya birkaçı tarafından kabul edilmemiş dahi olsa tatbik edilecektir.

2. Sözleşme keza Yüksek Akit Taraflardan birine ait ülkenin kısmen veya tamamen işgalini tazammun eden bütün hallerde, bu işgal hiç bir askerî mukavemetle karşılanmamış dahi olsa tatbik edilecektir.

3. Şayet çatışma halinde devletlerden biri bu Sözleşmeye taraf değil ise, taraf bulunan devletlerden yine aralarındaki münasebetlerde Sözleşme ile bağlı kalacaklardır. Keza taraf olmayan devlet işbu Sözleşme hükümlerini kabul ettiğini beyan eder ve bu hükümleri tatbik ederse taraf devletler bu devlete karşı da Sözleşme hükümleri ile bağlı kalacaklardır.

Madde – 19

Milletlerarası mahiyette olmayan çatışmalar

1. Milletlerarası mahiyette olmayıp Yüksek Akit Taraflardan birinin ülkesinde silâhlı bir çatışma halinde, hasım târaflardan herbiri, bu Sözleşmenin hiç değilse kültür mallarına karşı saygılı bulunmasıyla ilgili hükümlerine riayetle mükellef olacaklardır.

2. Çatışmada hasım taraflar, özel anlaşma yoluyla işbu Sözleşmenin diğer hükümlerinden bir kısmını veya tamamını yürürlüğe koymağa gayret edeceklerdir.

3. Birleşmiş Mi1letler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı bu yolda, çatışan hasım taraflara hizmetlerini sunabilir.

4. Yukarıdaki hükümlerin tatbikı, çatışan hasım tarafların hukukî durumu üzerinde hiç bir suretle müeesir olmayacaktır.

BÖLÜM – VII

Sözleşmenin tatbiki

Madde – 20

Tatbikat tüzüğü

İşbu Sözleşmenin tatbik usulleri, Sözleşmenin bir parçasını teşkil eden Tatbikat Tüzüğünde tayin edilmiştir.

Madde – 21

Koruyucu devletler

İşbu Sözleşme ile Tatbikat Tüzüğü, hasım tarafların menfaatlerini korumakla mükellef koruyucu devletlerin yardımıyla tatbik edilecektir.

Madde – 22

Ulaştırma yolu

1. Koruyucu devletler, kültür mallarının menfaati bakımından faydalı telâkki edecekleri bütün hallerde; bilhassa, işbu Sözleşmenin veya Tatbikat Tüzüğünün ihtiva ettiği hükümlerin icra veya tefsirinde hasım taraflar arasında anlaşmazlık zuhur ettiği takdirde, dostane teşebbüslerde bulunurlar.

2. Bu maksatla, koruyucu devletlerden her biri, taraflardan birinin veya Birleşnıiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürünün müracaatı üzerine ya da kendiliğinden, hasım taraflar temsilcilerinin ve bilhassa kültür mallarını koruma ile mükellef makamların muhtemelen uygun düşecek tarafsız bir memleket topraklarında toplanmalarını teklif edebilir. Hasım taraflar, kendilerine yapılacak toplantı tekliflerini müspet sonuçlandırmak zorundadırlar. Koruyucu devletler, tarafsız bir devletten seçilen veya Birleş Milletler Eğitim, Bilim ve Kütür Teçkilâtı Gene1 Müdürünce tavsiye olunan bir şahsiyetin bu toplantıya başkanlık etmek üzere davetini hasım tarafların tasvibine sunar.

Madde – 23

Unesco’nun yardımı

1. Yüksek Akit Taraflar, kendi kültür mallarını korunmasını teşkilâtlandırmak veya işbu Sözleşme ve Tüzüğün tatbikatından doğacak herhangi başka bir meseleyi halletmek üzere Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtından teknik yardım talep edebilirler. Teşkilât, programının ve imkânların çerçevesi içinde bu yardımı yapar.

2. Teşkilât bu konuda Yüksek Akit Taraflara kendiliğinden tekliflerde bulunmak yetkisine sahiptir.

Madde – 24

Özel anlaşmalar

l. Yüksek Akit Taraflar, ayrıca halletmeyi faydalı mütalâa ettikleri her meselede özel anlaşmalar aktedebilirler.

2. Bu Sözleşmenin kültür malları ve bunlara tahsis edilmiş memurlara sağladığı himayeyi azaltacak mahiyette hiç bir özel anlaşma yapılamaz.

Madde – 25

Sözleşmenin yayılması

Yüksek Akit Taraflar, barış ve silâhlı çatışma zamanında işbu Sözleşme ile Tatbikat Tüzüğü metinlerinin kendi memleketinde mümkün olan en geniş çevrelere yayılmasını temin ile mükelleftirler, Bilhassa bu metinleri, esasları bütün milletçe ve bahusus silahlı kuvvetler ve kültür mallarının korunmasına memur vazifelilerce anlaşılacak surette askerî ve mümkünse sivil eğitim programlarına almayı da taahhüt ederler.

Madde – 26

Tercüme ve raporlar

l. Yüksek Akit Taraflar, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürü vasıtası ile işbu Sözleşmenin ve Tatbikat Tüzüğünün resmî tercümelerini birbirine bildirirler.

2. Bundan başka, en az dört yılda bir defa bu Sözleşme ile Tüzüğünün tatbikıyla ilgili olarak kendi idari makamlarınca alınmış, hazırlanmakta olan veya alınması düşünülen tedbirlere müteallik bildirilmesini faydalı bulacakları bilgileri havi bir raporu Genel Müdürüne gönderir.

Madde – 27

Toplantılar

1. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürü, İcra Konseyi’nin tasvibi ile Yüksek Akit Taraflar temsilcilerini toplantılara çağırabilir. Genel Müdür, Yüksek Akit Taraflardan en az beşte birinin talebi üzerine bu çağırmayı yapmakla, mükelleftir.

2. Toplantının, işbu Sözleşme ile Tatbikat Tüzüğünün tevdi ettiği diğer vazifelerine hâlel gelmemek şartıyla, bu Sözleşme ile Tatbikat tüzüğünün tatbikıyla ilgili meseleleri incelemek ve bu konuda tavsiyelerde bulunmak görevleri vardır.

3. Toplantı, Yüksek Akit Tarafların ekseriyeti temsil edilmiş olduğu takdirde ve 39 ncu madde uyarınca Sözleşme ile Tatbikat Tüzüğünün yeniden gözden geçirebilirler.

Madde – 28

Cezalar

Yüksek Akit Taraflar işbu Sözleşmeyi ihlâl eden veya bu yolda bir emir veren kimsenin, hangi milletten olursa olsun, araştırılarak ceza hukuk ve disiplin cezaIarına çaptırılmaları için kendi ceza hukuku sistemleri çerçevesi içinde gereken bütün tedbirler almayı taahhüt ederler.

SON HÜKÜMLER

Madde – 29

Dilekler

l. İşbu Sözleşme, İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve Rusça olarak tespit edilmiş olup her dört metin de aynı derecede muteberdir.

2. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı, Genel Konferansının diğer resmî dillerine de tercümeler yaptırılacaktır.

Madde – 30

İmza

İşbu Sözleşme 14 Mayıs 1954 tarihini taşıyacak ve 21 Nisan-14 Mayıs 1954 tarihleri arasında La Haye’de toplanmış olan Konferansa davet edilmiş bulunan bütün devletlerin imzalarına 31 Aralık 1954 tarihine kadar açık tutulacaktır.

Madde – 31

Tasdik

l. İşbu Sözleşme, imza eden devletlerin anayasa usullerine uygun olarak tasdiklerine sunulacaktır.

2. Tasdik belgeleri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürüne tevdi olunacaktır,

Madde – 32

Katılma

Yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren işbu Sözleşme, 30 ncu maddede zikredilen ve bu Sözleşmeden imzası bulunmayan bütün devletlerin ve keza Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı İcra Konseyince iştirake davet edilen herhangi başka bir devletin katılmasına açık bulunacaktır.

Madde – 33

Yürürlüğe girme

1. İşbu Sözleşme, beş tasdik belgesinin tevdi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girer.

2. Müteakiben her Yüksek Akıd Taraf için yürürlüğe girme; bu âkidin tasdik belgesini tevdi tarihinden itibaren üç ay sonradır.

3. 18 ve 19 ncu maddelerde yazılı durumlar, hasım taraflarca muhasematın veya işgalin başlamasından evvel veya sonra tevdi olunacak tasdik ve katılma belgelerine hemen yürürlük hükmünü verirler. Bu hallerde Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürü, 38 nci maddede yazılı tebligatı, en süratli yoldan yapar.

Madde – 34

Sözleşme hükümlerinin fiilen tatbik mevkiine konulması

1. Yürürlüğe girmesi tarihinde Sözleşmeye taraf devletler, kendilerine ait olan hususlarda Sözleşmenin altı ay zarfında fiilen tatbik mevkiine konulması için gereken bütün tedbirleri alacaklardır.

2. Bu müddet, tasdik veya katılma belgesini işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden sonra tevdi edecek bütün devletler için, tasdik veya katılma belgelerini tevdi tarihinden başlamak üzere altı ay olacaktır.

Madde – 35

Sözleşmenin ülke bakımından şumülü

Her Yüksek Akit Taraf, Sözleşmeyi tasdik veya buna katılma sırasında ya da bundan sonraki herhangi bir zamanda, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürüne tevcih olunacak bir tebliğ ile işbu Sözleşmenin, milletlerarası münasebetleri idare ettiği ülkelerin tamamına veya yalnız bir kısmına şâmil olacağını bildirebilirler. Bu tebliğ, alınmasından itibaren üç ay sonra hükümlülük kazanır.

Madde – 36

Sözleşmenin önceki Sözleşmelerle münasebeti

1. Kara harplerine mahsus kanunlarla teamülleri (IV) ve harp haIindeki deniz kuvvetleri bombardımanları (IX) ile ilgili gerek 29 Temmuz 1899, gerekse 18 Ekim 1907 tarihli La Haye Sözleşmeleri ile bağlı olup işbu Sözleşmeye taraf bulunan devletler arasındaki münasebetlerde işbu Sözleşme, yukarıda bildirilen (X) sayılı Sözleşme ile keza (IV) sayılı Sözleşme bağlı tüzük hükümlerini tamamlar ve (IX) sıayılı Sözleşmenin 5 nci maddesinde açıklanan işaret yerine işbu Sözleşmenin 16 ncı mâddesinde sözü edilen belirtici işareti – bu işaretin kullanılmasına Sözleşme ve Tatbikat Tüzüğünde yazılı bütün hallerde muteber olmak üzere – ikame eder.

Madde – 37

Sona erdirme

l. Yüksek Âkit Taraflardan, her biri, kendi adına veya milletlerarası nıünasebetlerini idare ettiği ülke adına işbu Sözleşmeyi sona erdirebilir.

2. Sona erdirme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürüne tevdi olunacak yazılı bir belge ile bildirilir.

3. Sona erdirme, buna dair belgenin alınması tarihinden bir yıl sonra muteber olur. Ancak bu bir yılın hitamı sırasında sona erdiren taraf silâhlı bir çatışmaya girmiş bulunuyorsa, sona erdirme hükmü, çatışma sonuna ve herhalde kültür mallarının ülkesine iadesi muameleleri tamamlayıncaya kadar durur.

Madde – 38

Tebliğler

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürü, gerek 30 ve 32 nci maddelerde gösterilmiş devletleri gerekse Birleşmiş Milletler Teşkilâtını her türlü tasdik, satılma veya 31, 32 ve 39 ncu maddelerde yazılı kabul belgelerinin kendisine tevdiinden, keza 35, 37 ve 39 ncu maddelerde yazılı bildirme ve sona erdirmelerinden haberdar eder.

Madde – 39

Sözleşmenin ve Tatbik Tüzüğünün yeniden gözden geçirilmesi

1. Yüksek Akit Taraflardan her biri, işbu Sözleşme ile Tatbik Tüzüğüne dair tadilât teklifinde bulunabilir. Bu suretle yapılacak tadilât teklifi, Birleşmiş Milletler Eğitim” Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürüne bildirilir. Genel Müdür de muaddel metinleri Yüksek Akit Taraflara göndererek kendilerinden:

a) Bir konferans toplanarak teklif olunan tadillerin tetkikinı arzu edip etmediklerinin,

b) Veya teklif edilen tadilâtı, konferans toplanmasına lüzum kalmadan kabul etmek fikrinde olup olmadıklarının,

c) Ya da konferans toplanmasına hacet olmaksızın tadil tekliflerini reddetmeyi düşünüp düşünmediklerinin dört ay zarfında bildirilmelerini ister.

2. Genel Müdür, bu maddenin birinci fıkrasiyle ilgili olarak alacağı cevapları bütün Yüksek Akit Taraflara bildirir.

3. Bütün Yüksek Akit Taraflar, işbu maddenin birinci fıkrasının (b) şıkkına uygun olarak gösterilen müddet zarfında görüşlerini Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürüne açıkladıkları ve teklif olunan tadilâtı bir konferans toplanmasına lüzum olmaksızın kabul fikrinde bulunduklarını bildirdikleri takdirde, Genel Müdür, 38 nci madde uyarınca bu karara dair tebligatı yapar. Tadil, işbu tebligat tarihinden 90 gün sonra bütün Yüksek Akit Taraflar hakkında muteber olur.

4. Genel Müdür, Yüksek Akit Tarafların üçte birinden, fazlasınca talep vâki olduğu takdirde, tadilât tekliflerinin incelenmesi için Yüksek Akit Tarafları konferansa çağırır.

5. Bundan evvelki fıkrada bildirilen usule tabi olmak üzere Sözleşmede veya Tatbikat Tüzüğünde yapılacak tadiller; Yüksek Akit Tarafların konferansta hazır bulunacak temsilcilerince ittifakla ve keza Yüksek Akit Tarafların her biri tarafından ayrı ayrı kabu1 edilmedikçe yürürlüğe giremez.

6. Dördüncü ve beşinci fıkralarda gösterilen konferansta karar altına alınmış Sözleşme ve Tatbik Tüzüğü tadillerinin Yüksek Akit Taraflarca kabulü, bu yolda resmî bir belgenin Birleşmiş Milletler Eğitim; Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürüne tevdii suretiyle yapılır.

7. İşbu Sözleşmeye ve Tatbik Tüzüğüne ait tadillerin yürürlüğe girmesinden sonra, işbu Sözleşme ve Tatbik Tüzüğünün yalnız bu suretle tadile uğrayan metni tasdike veya katılmayâ açık bulunacaktır.

Madde – 40

Tescil

Birleşmiş Millettler şart’ının 102 nci maddesi gereğince işbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı Genel Müdürünün müracaatı üzerine Birleşmiş Milletler Sekreterliğince tescil olunacaktır.

İşbu Sözleşme aşağıda imzaları bulunan yetkililer tarafından imzalanmıştır.

La Haye’de 14 Mayıs 1954 tarihinde bir tek nüsha halinde hazırlanmış olup işbu nüsha Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı arşivlerinde muhafaza edilecek ve aslına uygun musaddak örnekleri 30 ve 32 nci maddelerde gösterilen bütün devletlerle Birleşmiş Milletler Teşkilâtına tevdi olunacaktır.

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol

0

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol(Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the sale of children) , 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine Ek olarak Genel Kurulun 25 Mayıs 2000 tarihli ve 54/263 sayılı Kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açılmıştır. Sözleşme 18 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Sözleşmeyi 08 Haziran 2000 tarihinde imzalamış ve 9 Mayıs 2002 tarihinde onaylamıştır. 4755 Sayılı Onay Kanunu 14 Mayıs 2002 gün ve 24755 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Sözleşme Türkiye açısından 19 Eylül 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, çocukların satışını, çocuk fuhşunu ve çocuk pornografisini kesin olarak yasaklamaktadır. Bir çocuğun herhangi bir kişi veya kişi grubu tarafından ücret veya başka bir karşılık için başka birine devredildiği herhangi eylemler ile bir çocuğun ücret veya başka bir şekilde cinsel faaliyetlerde kullanılması her şekilde yasaktır. Sözleşme, genel olarak çocuk tanımını 18 yaşın altındaki herhangi bir insan olarak tanımlamaktadır.

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol

İşbu Protokol’e Taraf olan Devletler,

Taraf Devletlerin, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin amaçlarını daha fazla ölçüde gerçekleştirmek ve Sözleşme hükümlerinin, özellikle 11, 21, 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddelerinin daha iyi uygulanmasını sağlayabilmek amacıyla, çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisinden çocukların korunmasını sağlamak için almaları gereken önlemleri artırmalarının uygun olacağını düşünerek;

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin, çocukları ekonomik istismardan ve çocuk açısından tehlike arz edebilecek veya çocuğun eğitimini aksatabilecek veya çocuk sağlığına veya fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ya da sosyal gelişimine zarar verebilecek herhangi bir işte çalışmaktan korunma hakkını tanıdığını da göz önünde bulundurarak,

Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisi amacıyla yapılan ve kayda değer ölçüde giderek artan uluslararası çocuk ticaretinden ciddi biçimde endişe duyarak,

Çocuk satışını, çocuk fuhşunu ve çocuk pornografisini doğrudan teşvik etmesi nedeniyle özellikle çocukların kırılgan durumda olduğu yaygın ve süregiden seks turizminden derin endişe duyarak,

Kız çocukları dâhil olmak üzere, özellikle kırılgan birtakım grupların cinsel istismara maruz kalma hususunda daha büyük bir risk altında olduklarını ve kız çocuklarının cinsel açıdan istismar edilenler arasında orantısız ölçüde yer aldıklarını kabul ederek,

Çocuk pornografisinin internette ve diğer gelişen teknolojiler üzerinde artan erişilebilirliğinden endişe duyarak ve internet üzerinde Çocuk Pornografisiyle Mücadele Uluslararası Konferansını (Viyana, 1999)
ve özellikle de, bu konferansın çocuk pornografisinin üretiminin, dağıtımının, ihracatının, naklinin, ithalatının, kasıtlı zilyetliğinin ve reklamının tüm dünyada suç olarak kabul edilmesi için çağrıda bulunan sonuç kararını anımsayarak ve hükümetler ile internet endüstrisi arasında daha yakın işbirliği ve ortaklığın önemini vurgulayarak,

Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisinin ortadan kaldırılmasının, az gelişmişlik, yoksulluk, ekonomik eşitsizlikler, adil olmayan sosyo-ekonomik yapı, gereği gibi işlemeyen aile yapısı, eğitim eksikliği, kır-kent arası göç, cinsiyet ayrımcılığı, yetişkinlerin sorumsuz cinsel davranışları, zararlı geleneksel uygulamalar, silahlı çatışmalar ve çocuk ticareti dâhil, bu durumu ağırlaştıran etkenleri ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsemekle mümkün olacağına inanarak,

Çocuk satışına, çocuk fuhşuna ve çocuk pornografisine olan tüketici talebini azaltmak amacıyla kamuoyundaki bilinci artırmak için çaba göstermek gerektiğine ve tüm taraflar arasındaki küresel ortaklığın güçlendirilmesinin ve ulusal düzeyde hukukun uygulanmasının geliştirilmesinin de önemine inanarak,

Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinmede İşbirliği Hakkında Lahey Sözleşmesi, Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine ilişkin Lahey Sözleşmesi, Çocukların Korunması için Tedbirler ve Ebeveyn Sorumluluğu ile ilgili İşbirliği, Tanıma, Tenfiz, Uygulanabilir Kanun ve Mahkeme Yetkisine ilişkin Lahey Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütünün 182 sayılı En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Acil Eylem Sözleşmesi gibi çocukların korunmasına ilişkin uluslararası yasal düzenlemelerin hükümlerini kaydederek,

Çocuk haklarının sağlanması ve korunmasına yönelik geniş çaplı bağlılığı ortaya koyan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye gösterilen güçlü destekten cesaret alarak,

Çocukların Satışını, Çocuk Fuhşuna ve Çocuk Pornografisini Önlemek için Eylem Programının hükümlerinin ve Çocukların Ticari Amaçlı Cinsel İstismarına Karşı 1996 Stockholm Kongresi Bildirisi ve Eylem Gündeminin ve ilgili uluslararası organların bu konulardaki diğer karar ve tavsiyelerinin uygulanmasının önemini kabul ederek,

Çocuğun korunması ve uyumlu gelişimi için her halkın geleneklerinin ve kültürel değerlerinin önemini gerektiği gibi dikkate alarak,

Aşağıdaki maddeler üzerinde anlaşma sağlamışlardır:

MADDE 1

Taraf Devletler çocuk satışını, çocuk fahişeliğini ve çocuk pornografisini bu Protokol uyarınca yasaklayacaklardır.

MADDE 2

İşbu Protokol’ün amacı bakımından:

(a) Çocuk satışı, herhangi bir şahıs veya bir grup şahıs tarafından, ücret ya da başka herhangi bir şey karşılığında bir çocuğun başka birine devredildiği herhangi bir fiil veya işlem anlamına gelmektedir.

(b) Çocuk fahişeliği, bir çocuğun ücret veya başka herhangi bir şey karşılığında cinsel faaliyetlerde kullanılması demektir.

(c) Çocuk pornografisi, çocuğun gerçekte veya taklit suretiyle bariz cinsel faaliyetlerde bulunur şekilde herhangi bir yolla teşhir edilmesi veya çocuğun cinsel uzuvlarının, ağırlıklı olarak cinsel amaç güden bir şekilde gösterilmesi anlamına gelir.

MADDE 3
  1. Her Taraf Devlet asgari olarak aşağıdaki fiil ve faaliyetlerin ülke içinde veya ülke dışında veya ferdi veya örgütlü bir biçimde işlenmiş olup olmamalarına bakılmaksızın, kendi suç veya ceza yasalarının tam anlamıyla kapsamı içine girdiğini garanti edecektir.

(a) 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk satışı çerçevesinde:

(i) Hangi yolla olursa olsun, çocuğun,

  1. Cinsel istismarı,
  2. Organlarının kâr sağlama amacıyla nakli,
  3. Zorla çalıştırılması amaçlarıyla teklifi, teslimi ya da kabulü;

(ii) Evlat edinme konusunda yürürlükteki uluslararası yasal düzenlemeler ihlal edilmek suretiyle bir çocuğun evlat edinilmesi için uygunsuz bir şekilde rıza istihsal edilmesini teminen aracılık yapılması,

(b) Çocuğun, 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk fahişeliği amacıyla teklifi, elde edilmesi, tedariki veya temini;

(c) 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk pornografisinin, yukarıda belirtilen amaçlar için üretimi, dağıtımı, yayılması, ithali, ihracı, sunumu, satışı veya zilyetliği;

  1. Taraf Devletlerin ulusal mevzuatına bağlı kalmak kaydıyla, yukarıdaki hükümler, bu fiillerden herhangi birine teşebbüs halinde ve bu fiillerden herhangi birine suç ortaklığı veya katılım olduğunda da uygulanacaktır.
  2. Her Taraf Devlet bu fiilleri, vahametini dikkate alan uygun cezalarla cezalandırılabilir suçlar haline getirecektir.
  3. Ulusal mevzuata bağlı kalmak kaydıyla, her Taraf Devlet, uygun olduğu hallerde, tüzel kişilerin bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin yükümlülüklerini tesis etmek için önlemler alacaktır. Taraf Devletin yasal ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla, tüzel kişilerin sorumluluğu cezaî, hukukî veya idarî olabilir.
  4. Taraf Devletler evlat edinmeye müdahil olan tüm şahısların yürürlükteki uluslararası yasal düzenlemelere uygun bir biçimde hareket etmesini sağlamak için uygun olan her türlü yasal ve idarî önlemi alacaklardır.
MADDE 4
  1. Her Taraf Devlet, suçun kendi topraklarında veya kendi kayıtlarında yer alan bir gemide veya bir uçakta işlenmesi halinde, 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında atıfta bulunulan suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır.
  2. Her Taraf Devlet 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında atıfta bulunulan suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için aşağıdaki durumlarda gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır:

(a) Suç isnat edilen kişi o devletin uyruğu ise veya o devletin topraklarında ikamet ediyorsa;

(b) Mağdur o devletin uyruğu ise;

3.Her Taraf Devlet, suç isnat edilen şahsın kendi topraklarında bulunması halinde ve suçun kendi uyruğu olan biri tarafından işlenmiş olmasına dayanarak anılan şahsı başka bir Taraf Devlete iade etmiyorsa, yukarıda belirtilen suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için de gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır.

  1. Bu Protokol, iç hukuk uyarınca uygulanan herhangi bir cezaî yargılama yetkisini ortadan kaldırmaz.
MADDE 5
  1. 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen suçların Taraf Devletler arasında herhangi bir suçluların iadesi sözleşmesine iadeyi gerektiren suçlar olarak dahil edilecekleri kabul edilecektir; ve bu suçlar Taraf Devletler arasında sonradan akdedilen her iade andlaşmasına da, bu andlaşmalarda öngörülen koşullarla uyum içinde, iade gerektiren suçlar olarak dahil edileceklerdir.
  2. Eğer, suçluların iadesini bir sözleşmenin mevcudiyeti koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet aralarında iade sözleşmesi bulunmayan başka bir Taraf Devletten iade talebi alırsa, bu Protokolü, bu tür suçlarda suçluların iadesine ilişkin bir yasal zemin olarak değerlendirebilir. İade, talepte bulunulan Devlet hukukunun öngördüğü koşullara tabidir.
  3. İadeyi bir andlaşmanın mevcudiyeti koşuluna dayandırmayan Taraf Devletler bu tür suçları, iadenin talepte bulunulan ülkenin hukukunun öngördüğü koşullara tabi olması kaydıyla, kendi aralarında iade gerektiren suçlar olarak tanıyacaklardır.
  4. Bu tür suçlar, Taraf Devletler arasında suçluların iadesi amacıyla yalnızca suçun meydana geldiği yerde işlenmiş gibi değil, aynı zamanda 4 üncü madde uyarınca kendi yargılama hakkını tesis eden Devletlerin topraklarında işlenmiş gibi muamele görecektir.
  5. Eğer 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında tanımlanan bir suça ilişkin bir iade talebinde bulunulursa ve eğer talepte bulunulan Taraf Devlet iadeyi suçlunun uyruğu temelinde gerçekleştirmez veya gerçekleştirmeyecek ise, iade talebinde bulunan Taraf Devlet dava açılması amacıyla durumun kendi yetkili makamlarına intikali için uygun önlemleri alacaktır.
MADDE 6
  1. Taraf Devletler 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında ileri sürülen suçlara yönelik soruşturma veya ceza veya suçluları iade davaları bağlamında ellerinde bulunan duruşmalar için gerekli delillerin temin edilmesinde yardım dahil, birbirlerine en büyük ölçüde yardımı yapacaklardır.
  2. Taraf Devletler işbu maddenin 1 inci fıkrası çerçevesindeki yükümlülüklerini karşılıklı yasal yardıma ilişkin olarak aralarında varolan herhangi bir andlaşma veya diğer düzenlemelerle uyum içinde yerine getireceklerdir. Taraf Devletler bu tür bir andlaşma ya da düzenlemenin yokluğu halinde birbirlerine yardımlarını kendi iç hukukları çerçevesinde üstleneceklerdir.
MADDE 7

Taraf Devletler kendi ulusal hukuklarının hükümlerine tabi olmak kaydıyla,

(a) Aşağıdaki unsurların zapt ve müsadere edilmesini sağlamak için uygun olan önlemleri alacaklardır:

(i) İşbu Protokol’de belirtilen suçları işlemek veya bu suçların işlenmesini kolaylaştırmak için kullanılan malzeme, mal ve diğer araç gibi her türlü eşyalar;

(ii) Bu tür suçlardan elde edilen kazanç;

(b) (a) bendinde belirtilen mallara ve kazanca yönelik başka bir Taraf Devletten gelen zapt ve müsadere taleplerini yerine getireceklerdir.

(c) Bu suçları işlemek için kullanılan bina ve müştemilat dahil alanın, geçici veya kesin surette kapatılmasını amaçlayan önlemler alacaklardır.

MADDE 8
  1. Taraf Devletler çocuk mağdurların haklarını ve çıkarlarını işbu Protokol ile yasaklanmış olan uygulamalardan korumak için uygun önlemleri ceza adaleti sürecinin her aşamasında ve özellikle de,

(a) Çocuk mağdurların duyarlılıklarını kabul ederek ve onların tanık sıfatıyla özel ihtiyaçları da dahil olmak üzere özel ihtiyaçlarını karşılayacak usülleri uyarlayarak;

(b) Çocuk mağdurları sahip oldukları hakları, adalet sürecindeki rolleri, duruşmaların kapsamı, zamanlaması, gelişimi ve davalarının vaziyeti konusunda bilgilendirerek;

(c) Çocuk mağdurların görüşlerinin, ihtiyaçlarının ve endişelerinin şahsi çıkarlarının etkilendiği duruşmalarda dile getirilmesine ve gözönünde bulundurulmasına ulusal hukukun usul kurallarıyla tutarlı bir biçimde müsaade edilerek;

(d) Yasal sürecin tümü boyunca çocuk mağdurlara uygun destek hizmetlerini sağlayarak;

(e) Çocuk mağdurların mahremiyetini ve kimliklerini uygun şekilde koruyarak ve kimliklerinin tespit edilmesine yol açabilecek bilgilerin uygunsuz bir biçimde yayılmasını önlemek için ulusal yasalara uygun önlemleri alarak;

(f) Çocuk mağdurların ve onların yanısıra ailelerinin ve lehine tanıklık edenlerin korkutma ve misillemelere karşı güvenliklerini gereken durumlarda sağlayarak;

(g) Davaların düzenlenmesinde, mahkeme kararlarının icra ve infazında veya çocuk mağdurlara tazminat öngören emirlerin veya kararnamelerin icrasında gereksiz ertelemelerden kaçınarak,

benimseyeceklerdir.

  1. Taraf Devletler, mağdurun gerçek yaşına ilişkin belirsizliğin, mağdurun yaşını tespit etmeye yönelik soruşturma dahil, cezai soruşturmanın başlamasına engel teşkil etmeyeceğini garanti edeceklerdir.
  2. Taraf Devletler, işbu Protokolde tanımlanan suçların mağduru çocuklara yönelik ceza adaleti sistemi muamelelerinde, çocuğun en yüksek çıkarlarının öncelikli olarak gözetilmesini garanti edeceklerdir.
  3. Taraf Devletler, işbu Protokol tarafından yasaklanan suçların çocuk kurbanları ile çalışan kişilerin, özellikle hukukî ve psikolojik olmak üzere, uygun eğitime tâbi tutulmalarını sağlayabilmek için önlemler alacaklardır.
  4. Taraf Devletler gerekli durumlarda bu tür suçların çocuk mağdurlarının önlenmesine ve/veya korunmasına ve rehabilitasyonuna müdahil olmuş kişilerin ve/veya örgütlerin güvenliğini ve bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla önlemler alacaklardır.
  5. Bu maddede yer alan hiçbir hüküm sanığın adil ve tarafsız bir duruşma hakkına halel getirmeyecek ve bu hakla çelişir biçimde yorumlanmayacaktır.
MADDE 9
  1. Taraf Devletler işbu Protokolde belirtilen suçları önlemek için gerekli kanunları, idarî önlemleri, sosyal politikaları ve programları kabul edecek veya güçlendirecek, uygulayacak ve yayacaklardır. Bu fiillere karşı özellikle duyarlı olan çocukların korunmasına özel dikkat gösterilecektir.
  2. Taraf Devletler önleyici tedbirler ve bu Protokolde belirtilen suçların zarar verici etkileri hakkında tüm uygun araçlarla edinilecek bilgi, eğitim ve öğretim yoluyla çocuklar dahil kamuoyunun, büyük ölçüde bilincini artıracaklardır. Taraf Devletler bu maddedeki yükümlülüklerini yerine getirirken toplumun ve özellikle de çocukların ve çocuk mağdurların, bu türden bilgilendirme ve eğitim ve öğretim programlarına, uluslararası düzey de dahil olmak üzere, katılımını teşvik edeceklerdir.
  3. Taraf Devletler bu tür suçların mağdurlarına sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları ve fiziksel ve psikolojik yönden tamamen iyileşmeleri dahil olmak üzere uygun olan tüm yardımları temin etmek amacıyla mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır.
  4. Taraf Devletler işbu Protokol’de tanımlanan suçların tüm çocuk mağdurlarına yasal sorumlulardan zararlarının tazmin edilmesine ilişkin kanunî yollardan ayrım gözetilmeksizin yararlanmalarını sağlayacaklardır.
  5. Taraf Devletler bu Protokol’de tanımlanan suçların reklamında kullanılan malzemelerin üretiminin ve yayılmasının etkin şekilde yasaklanması için uygun önlemleri alacaklardır.
MADDE 10
  1. Taraf Devletler çocuk satışı, çocuk fahişeliği, çocuk pornografisi ve çocuk seks turizmini içeren faaliyetlerden sorumlu olanların önlenmesine, meydana çıkarılmasına, soruşturma, kovuşturma ve cezalandırılmasına yönelik uluslararası işbirliğini çok taraflı, bölgesel ve iki taraflı düzenlemelerle güçlendirmek için gerekli olan bütün adımları atacaklardır. Taraf Devletler kendi makamları, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ve uluslararası örgütler arasındaki uluslararası işbirliği ve eşgüdümü de geliştireceklerdir.
  2. Taraf Devletler çocuk mağdurlara fiziksel ve psikolojik yönden iyileşmeleri, sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları ve vatanlarına geri dönmeleri konusunda yardımcı olabilmek için uluslararası işbirliğini geliştireceklerdir.
  3. Taraf Devletler çocukların, satış, fahişelik, pornografik uygulamaları ve çocuk seks turizmine karşı zaafiyetini artıran yoksulluk, az gelişmişlik gibi temel nedenleri ele almak amacıyla uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesini teşvik edeceklerdir.
  4. Taraf Devletler, yapabildikleri takdirde, mevcut çok taraflı, bölgesel ve ikili veya diğer programlar yoluyla malî, teknik veya diğer yardımları sağlayacaklardır.
MADDE 11

Bu Protokol’deki hiçbir hüküm çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha fazla imkân sağlayan ve

(a) Taraf Devletin hukuku veya

(b) Taraf Devlet açısından yürürlükte olan uluslararası hukuk,

kapsamında yer alabilecek herhangi bir hükmü etkilemeyecektir.

MADDE 12
  1. Her Taraf Devlet, Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıl içinde, Protokol’ün hükümlerinin uygulanması için almış olduğu önlemlere ilişkin kapsamlı bilgi içeren bir raporu Çocuk Hakları Komitesine sunacaktır.
  2. Kapsamlı raporun verilmesinden sonra, her Taraf Devlet Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu rapora Sözleşmenin 44 üncü maddesi uyarınca bu Protokol’ün uygulanmasına ilişkin her türlü ilave bilgiyi ekleyecektir. Bunun dışında, Protokol’e Taraf Devletler her beş yılda bir rapor sunacaklardır.
  3. Çocuk Hakları Komitesi Taraf Devletlerden bu Protokol’ün uygulanmasına yönelik ilave bilgi talebinde bulunabilecektir.
MADDE 13
  1. İşbu Protokol Sözleşme’ye taraf olan veya Sözleşme’yi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin imzasına açıktır.
  2. İşbu Protokol Sözleşme’ye taraf olan veya Sözleşme’yi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin onayına tâbidir ve katılıma açıktır. Onay veya katılıma ilişkin belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreter’ince saklanacaktır.
MADDE 14
  1. İşbu Protokol onaylama veya katılıma ilişkin onuncu belgenin Saklayıcıya verilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
  2. İşbu Protokol onu onaylayan veya yürürlüğe girmesinden sonra katılan her Devlet bakımından, o Devlet’in onay veya katılım belgesini Saklayıcıya verdiği tarihten bir ay sonra yürürlüğe girecektir.
MADDE 15
  1. Herhangi bir Taraf Devlet işbu Protokolü Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle, herhangi bir zamanda feshedebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, Sözleşmeye Taraf diğer Devletleri ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletleri bu konuda bilgilendirir. Fesih, bildirimin Genel Sekreterce teslim alınmasından bir yıl sonra yürürlüğe girecektir.
  2. Böyle bir feshin bildirimi fesih yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek herhangi bir suç açısından Taraf Devletin işbu Protokol çerçevesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Aynı şekilde böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce, Komite tarafından görüşülmekte olan herhangi bir hususun ele alınmasına devam edilmesine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.
MADDE 16
  1. Herhangi bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ibraz edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerilerin görüşülmesi ve oylanması amacıyla bir Taraf Devletler Konferansı düzenlenmesini isteyip istemediklerini bildirmeleri talebiyle iletecektir. Böyle bir bildirimi müteakip, dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte birinin Konferans yapılmasını istemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde Konferansı toplayacaktır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik önerisi onay için Genel Kurula sunulacaktır.
  2. İşbu maddenin 1 inci fıkrasına uygun olarak kabul edilen bir değişiklik önerisi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanıp Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğunca kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.
  3. Yürürlüğe giren bir değişiklik önerisi, öneriyi kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise, işbu Protokol’ün hükümleri ve daha önce kabul etmiş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.
MADDE 17
  1. İşbu Protokolün, eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler arşivlerinde saklanacaktır.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Protokolün onaylı örneklerini Sözleşmeye Taraf tüm Devletlere ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan Devletlere iletecektir.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokolün Onaylanması Sırasında Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Yapılan Beyanın Metni

Türkiye Cumhuriyeti işbu İhtiyari Protokol’ün hükümlerini yalnızca tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu Taraf Devletlere karşı uygulayacağını beyan eder.

İklimsel Özel Vasıtalar ve Tıbbi Tedavi Konularında Karşılıklı Yardıma Dair Avrupa Sözleşmesi

0

İklimsel Özel Vasıtalar ve Tıbbi Tedavi Konularında Karşılıklı Yardıma Dair Avrupa Sözleşmesi(European Agreement on Mutual Assistance in the matter of Special Medical Treatments and Climatic Facilities – Özel tıbbi tedavi ve termo – klimatik kaynaklar alanında karşılıklı yardımlaşmaya dair Avrupa Andlaşması) 14 Mayıs 1962 tarihinde Strazburg’da imzalanmıştır.

Özel tıbbi tedavi ve termo – klimatik kaynaklar alanında karşılıklı yardımlaşmaya dair Avrupa Antlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında Kanun, Millet Meclisi Sağlık ve Sosyal Yardım ve Dışişleri Komisyonları ile Cumhuriyet Senatosu Sosyal İşler, Dışişleri ve Turizm ve Tanıtma komisyonları tarafından görüşüldükten sonra 30 Nisan 1964 tarihinde TBMM’de kabul edilerek 11 Mayıs 1964 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

İklimsel Özel Vasıtalar ve Tıbbi Tedavi Konularında Karşılıklı Yardıma Dair Avrupa Sözleşmesi

ÖZEL TIBBİ TEDAVİ VE TERMO – KLİMATİK KAYNAKLAR ALANINDA KARŞILIKLI YARDIMLAŞMAYA DAİR AVRUPA ANDLAŞMASI

Bu Antlaşmayı imza eden Avrupa Konseyi üyesi devletler hükümetleri, Konseyin gayesinin üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğu ve bu gayeye tıbbi konularda karşılıklı yardımlaşma tedbirlerinin kabulü ile de ulaşılabileceğini göz önünde tutarak;

Bir tıbbi yardım sisteminden faydalanmakta oldukları halde uygun tedaviyi ikamet ettikleri memleketlerde bulamıyan kimselere, diğer memleketlerde mevcut özel tedavi ve termo – klimatik kaynaklardan istifadeyi mümkün kılmak arzusu ile;

Böyle bir karşılıklı yardımlaşmanın Avrupa fikrini ve dayanışmasını kuvvetlendireceğini göz önünde bulundurarak;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde — 1.

İşbu Antlaşmanın hükümleri Âkid Taraflardan birinin topraklarında mukim olan ve aşağıda yazılı mecburi veya ihtiyari tıbbi yardım sistemlerinden birinden faydalanabilenler hakkında uygulanır :

a) Kamu memurları veya memur statüsündekiler için özel rejimler ile işverenin temine mecbur olduğu tıbbi yardıma dair rejimler de dâhil olmak üzere, genel veya özel, prim ödemeli veya ödemesiz sosyal emniyet rejimleri, yahut;
b) Sosyal ve tıbbi yardım rejimleri, yahut;
c) Harbden veya harb neticelerinden mağdur olanlara yardım sistemleri.

Madde — 2.

Âkid Taraflardan her biri, durumları 1 nci maddede derpiş edilen her şahsın, bağlı bulunduğu kurumun verdiği belgeye göre, muhtaç olduğu ve ikamet ettiği Âkid Taraf topraklarında sağlanamayacağı anlaşılan tıbbi tedavinin sağlanabilmesi için topraklarında bulunan ve gerekli tedaviyi sağlamak-imkânlarına sahip tıbbi kurum veya termo- klimatik merkezlere kabul edilmesini temine çalışacaktır.

Madde-3

1. Her Âkıd Taraf kendi memleketinde bu Andlaşmanın hükümlerini yerine getirmeye yetkili makam veya makamları tâyin eder.

2. Her yetkili makam, lüzumu halinde, diğer Âkıd Taraflardan bir veya birkaçının yetkili makam veya makamları ile bu Andlaşma hükümlerinin uygulama şeklini tesbit eden idari andlaşmalar yapabilir.

3. Her Âkıd Taraf tâyin ettiği yetkili makam veya makamların isim ve adreslerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir. Genel Sekreter bu bilgiyi Avrupa Konseyinin diğer üyelerine ve bu Andlaşmaya katılan Devletlerin Hükümetlerine tebliğ eder.

Madde — 4

1. Her yetkili makam bu Andlaşmanın hükümlerinin yerine getirilebilmesi için bir veya birkaç teşekkülü diğer Âkıd Taraflar yetkili makamları tarafından tâyin edilen teşekkül veya teşekküller ile irtibat sağlamak üzere görevlendirebilir.

2. Âkıd Taraflardan ikisinin veya daha fazlasının irtibat teşekkülleri, işbu anlaşma hükümlerinin yerine getirilmesinde lüzumlu formalitelerin tamamlanması için tek tip formülerler tesbit etmek üzere işbirliği yapabilir.

3. Her yetkili makam bu maddenin birinci fıkrasına uygun olarak tâyin olunan irtibat teşekkül veya teşekküllerinin isim ve adreslerini diğer Âkıd Taraflar yetkili makamlarına bildirir.

4. Âkıd Taraflardan birinin yetkili makam veya makamları bu maddenin birinci fıkrasında zlkrolunan irtibat teşekkülünü tâyin etmiyecek olursa, bu Andlaşmanın 4 ncü maddesinin 2 nci fıkrasında ve 5 ilâ 7 nci maddeleri hükümlerine göre irtibat teşekküllerine düşen görevleri bu yetkili makam veya makamlar deruhte eder.

Madde — 5

İkinci maddede zikredilen tedavi imkânların dan faydalanmak üzere yapılan müracaatlar, durumları 1 nci maddede derpiş olunan şahısların bağlı bulundukları irtibat teşekkülü tarafından yapılır. Her vaka için işbu makam kontrol ve takdir hakkına sahiptir. Müracaat sahibinin gönderilmesi tedavinin yapılacağı memleketin irtibat teşekkülünün kabulüne bağlıdır; bu irtibat teşekkülü, şahsın bağlı bulunduğu irtibat teşekkülünün isteği üzerine, 6 ncı maddenin 2nci fıkrasının 2nci bendinde zikredilen masrafların tahminî yekûnuna ait lüzumlu bilgiyi verir. Her vaka
irtibat teşekkülleri arasında müştereken tâyin edilecek özel nizamlara bağlanabilir.

Madde — 6

1) 2 nci maddede zikredilen tıbbi tedavilerden doğan bütün masraflarla, seyahat masrafları ve hastanın bağlı olduğu teşekkül tarafından müsaade edilmesi şartıyla veya acil hallerde bu tedavi veya bu tedavi maksadıyla yapılan seyahat sırasında vuku bulan hastalık, kaza veya tıbbi yardım gerektiren her hangi bir hal dolayısiyle ihtiyar olunan masraflar, hastanın bağlı olduğu teşekkül tarafından işbu maddenin aşağıdaki fıkralardan derpiş edilen kaidelere göre ödenir.

2) Kendi nizamları bunu derpiş ettiği ölçüde, seyahat masrafları bu teşekkül tarafından doğrudan doğruya hastaya ödenir. Diğer masraflar ise ilgili irtibat teşekkülleri vasıtasiyle tedaviyi sağlıyan tıbbi müesseselere, fermo” – “klimatik merkezlere Veya müdavi doktorlara veyahut tıbbi bakım dolayısiyle tazminata hak kazanan her hangi diğer müessese veya şahıslara aynen ödenir.

3) Âkıd Taraflardan iki veya daha fazlasının irtibat teşekkülleri, aralarında anlaşarak yakardaki fıkranın 2 nci bendine uygun olarak .ödenmesi icabeden miktarların tâyini için bâzı esaslar tesbit edebilirler. Tedavisi bahis konusu olan şahsın bağlı bulunduğu teşekküle, tedavinin yapıldığı yerde tekabül eden yetkili teşekküle bağlı kimselere tatbik edilenden daha yüksek tarifeler ödenmesi nazarı itibara alınmaz. Mamafih, ilgili irtibat teşekkülleri, bâzı özel haller bunu gerektirdiği takdirde bu prensibe istisnalar derpiş edilmesi hususunda anlaşabilirler.

4) Hastanın bağlı olduğu teşekkül, bu teşekkülce uygulanan millî mevzuat gereğince hastanın ödemesi gereken masraf payını, lüzumu halinde, hastadan alır.

Madde — 7

1 nci maddeye giren bir kimsenin topraklarında mukim olduğu Âkıd Taraf mevzuatına göre
kendisi veya ailesi efradı için hakkı olan yardımlar yapılmaya devam olunur. Kendisinin hak
kazandığı nakdî yardımlar ona irtibat teşekkülleri tarafından müştereken tesbit edilen usullere
uygun olarak ödenebilir.

Madde — 8

Bu Andlaşmanm hükümleri, durumu 1 nci maddeye uygun kimselere daha müsait tedavi imkânları sağlayabilecek olan ve yürürlükte bulunan veya yürürlüğe girecek olan millî mevzuatın,
iki veya çok taraflı andlaşma ve sözleşmelerin, Andlaşma veya Avrupa İktisadi Birliği nizamları hükümlerini haleldar etmez.

Madde —- 9

Âkıd Taraflardan her biri bu Andlaşmamn imzası veya onaylama, tasvip veya katılma belgesinin tevdii sırasında birinci maddede zikrolunan tıbbi yardım sistemlerinden istifade eden kendi
topraklarında mukim şahısları bu Andlaşmamn hükümlerinin dışında tuttuğunu beyan edebilir.

Madde —10

Bu Andlaşma
a) Onaylama veya tasvip ihtirazi kaydı olmadan imza, veya
b) Onaylamanın veya tasvibin takibedeceği onaylama veya tasvip kaydiyle imza edilmek suretiyle …
Bu Andlaşmaya taraf olabilmek üzere Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. Onaylama
ve tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde —11

Bü Andlaşma Konseyin üç üyesinin 10 ncu madde hükümlerine uygun olarak anlaşmayı onaylama veya tasvip kaydı olmadan imzalamalarından veya onayladıkları veya tasvibettikleri tarihten bir ay sonra yürürlüğe girer.

Onaylama veya tasvip kaydı olmadan Andlaşmayı bilâhara imzalıyacak veya onaylıyacak veya tasvibedecek her üye için Andlaşma, imza veya onaylama veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden bir ay sonra yürürlüğe girer.

Madde — 12

işbu Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Konseyine üye olmayan her Devleti Antlaşmaya katılmaya davet edebilir. Katılma, katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii tarihinden bir ay sonra yürürlüğe girer.

Madde —13

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

(a) Bu Antlaşmanın yürürlüğe giriş tarihini, anlaşmayı onaylama veya tasvip kaydı olmadan imzalayan veya onaylayan veya tasvibe den üyelerin isimlerini;
(b) 12 nci madde hükümleri gereğince yapılan her katılma belgesi tevdiini,
(c) 9 ncu madde hükümleri gereğince yapılan her beyanı;
(d) 14 ncü madde hükümleri gereğince alman her tebliği ve bu tebliğin yürürlüğe gireceği tarihi;
Konsey üyelerine ve katılan devletlere bildirir.

Madde —14

Bu Andlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.

Her Âkıd Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bu hususta bir yıl önceden haber vermek suretiyle kendisiyle ilgili olarak Andlaşmanın uygulanmasına son verebilir.

Keyfiyeti tasdiken hükümet tarafından bu hususta tam yetkili kılman aşağıda imzaları bulunman] ar bu Andlaşmayı imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerine konacak olan bu Andlaşma, Fransızca ve İngilizce olarak, her iki
metin aynı derecede muteber olmak üzere tek nüsha halinde Strazburg’da 14 Mayıs 1962 tarihinde tanzim edilmiştir.

Genel Sekreter bu Andlaşmayı imzalıyan veya Andlaşmaya katılan bütün hükümetlere Andlaşmanın aslına uygun onaylanmış örnekler gönderecektir.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af

0

Cumhuriyetin ilanının 50. yılı nedeniyle çıkarılan genel af 15 Mayıs 1974 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af
MADDE 1

7 . 2 . 1974 tarihine kadar işlenmiş suçlardan:

A) Kanunların suçu tespit eden asıl maddesinde, üst sınırı (12) yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile yahut yalnız veya birlikte olarak para cezasıyle cezalandırdığı veya müsadereyi yahut bir meslek veya sanatın yapılmamasını veyahut bu cezalardan birini veya birkaçını gerektiren fiiller hakkında takibat yapılmaz.

B) (12) yıl veya daha az hürriyeti bağlayıcı bir cezaya yahut bu miktarı aşmayan hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile birlikte veya müstakillen hükmedilmiş para cezasına mahkûm olanlar veyahut mahkemelerden başka mercilerce haklarında para cezası tayin edilenler; «9 ncu madde hükmü saklı kalmak şartıyle» fer’i ve mütemmim cezalarıyle ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarım da kapsamak üzere affedilmişlerdir.

C). Müstakillen (12) yıldan fazla hürriyeti bağlayacı bir cezaya veya bununla birlikte para cezasına mahkûm edilenlerin hürriyeti bağlayıcı cezalarının (12) yılı ve para cezalarının tamamı affedilmiştir.

D) Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda yazıh suçlardan dolayı ölüm cezasına mahkûm edilenlerin bu cezaları (30) yıl ağır hapse, müebbet ağır hapse mahkûm edilenlerin cezaları da (24) yıi ağır hapse çevrilmiştir.

E) Yüksek Adalet Divanı tarafından mahkûm edilmiş olanların 78 sayılı, 218 sayılı ve 780 sayılı af kanunları ile; Anayasanın 97 nci maddesi uyarınca cezaları kısmen veya tamamen affedilenlerle; bu afların dışında kalanların aslî ve fer’i cezaları dayandıkları kanun hükümleri ayırdedilmeksizin bütün neticeleriyle birlikte ortadan kaldırılmıştır.

MADDE 2

7 . 2 . 1974 tarihine kadar işlenmiş:

A) Türk Ceza Kanununun 127, 128, 129, 131, 132,133 ncü maddelerinde, 135 nci maddesinin ikinci bendinde, 136, 137, 138, 139 ncu maddelerinde; 146 nci maddesinin üçüncü fıkrasında, 148 nci maddesinde, 149 ncu maddesinin üçüncü fıkrasında; 150, 152, 156, 157, 168, 171, 172 ve 384 ncü maddeleriyle; Askerî Ceza Kanununun 55, 56 ve 59 ncu maddelerinde yazılı suçlardan dolayı 5 yıl veya daha az bir süre ile mahkûm olanların cezaları; fer’i ve mütemmim cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarını da kapsamak üzere affedilmiştir.

Yukarıda yazılı suçlardan dolayı beş yıldan fazla süre ile mahkum edilenlerin hürriyeti bağlayıcı cezaları­nın beş yılı ve para cezalarının tamamı affedilmiştir.

B) Türk Ceza Kanununun 202, 203, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 403 ncü maddeleriyle 404 ncü maddesinin 1 nci bendinde; ve 406, 407, 414/1, 415, 416/2 – 3, 491, 492, 493, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 503 ve 510 ucu maddeleriyle; Askerî Ceza Kanununun 131 ve 132 nci maddelerinde gösterilen suçları işleyenler hakkında; ilgili maddede öngörülen Devlet zararı önceden ödenmek; tazminat hü­kümleri ise saklı kalmak şartiyle bu maddenin (A) bendi hükmü uygulanır.

C) Türk Ceza Kanununun, yukarıdaki (B) bendinde gösterilen maddelerine atıf yapan Askerî Ceza Kanununun 135 ve 152 nci maddelerinde yazıh fililer hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af Kanununun devamını PDF olarak okuyabilirsiniz

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Af Kanunları

0
Eski Sinop Cezaevi

Af Kanunları Listesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihinden itibaren çıkarılan genel ve özel afları kapsamaktadır. Genel Af yasaları, genellikle geçmişe dair siyasi hesapların kapatılması, yeni bir başlangıç yapılması ve toplumsal huzur ve benzeri gerekçelerle ya da darbe sonrası siyasi ve sosyal ortamın konsolide edilmesi amacıyla çıkarılmıştır. Ayrıca, cezaevi hükümlü ve tutuklu mevcudunu azaltmak ve devam eden dava ve soruşturmaları azaltmak ya da bitirmek amacıyla çeşitli iktidarlar tarafından af yasaları çıkarılmıştır. 

Af kanunlarının dışında, birçoğu yasal ve teknik anlamda tanımlanan “af” niteliğinde olmayan ancak af olarak tanımlanan kanunlar da çıkarılmıştır. Çeşitli infaz düzenlemeleri, denetimli serbestlik koşullarının esnetilmesi ve şartlı salıverme düzenlemeleri de kamuoyunda af olarak nitelendirilmiştir. Öğrenci afları, vergi afları, kamuya olan borçların yapılandırılması da af ya da kısmi af olarak nitelenmiştir.

Yürürlüğe giren vergi kanunu değişiklikleri incelediğinde halk dilinde vergi affı diye nitelenen yapılandırma kanunlarının yürürlüğe alındığı görülmektedir. Özellikle son yıllarda, mali alanda birikmiş gecikme faizlerinin silinmesi veya azaltılarak hesaplanması, taksitlendirme seçeneklerinin sunulması gibi kanunlar çıkarılmıştır. Vergi konularında önceki yılların inceleme ve denetim dışında tutulması da gizli af niteliğinde olmuştur.

Öğrenci afları, af kanunları arasında kabul edilmemekle birlikte okullarından atılan öğrencilerin yeniden eğitim hayatına dönebilmelerinin sağlaması, okuldan atılmaları için verilen disiplin cezalarının ortadan kaldırılması da af niteliğindedir.

2022 yılı sonu itibari ile Ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı, izinli olanlar da dâhil olmak üzere 2021 yılının aynı tarihine göre %14,6 artarak 341 bin 294 olmuştur. 

5 Aralık 1921: Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af: Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af, hukuki sonuçlar doğurmasına karşın diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi af mahiyetindedir. 5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır.

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af

19 Aralık 1921: Hıyaneti Vataniye Kanunu kapsamındaki bazı suçlar için öngörülen af

Hıyaneti Vataniye Kanunu Kapsamındaki Bazı Suçlar İçin Çıkarılan Af

Hıyanet-i Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affına Dair Kanun adıyla 19 Aralık 1921 tarihinde çıkarılmıştır.  Hıyaneti Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affı” hakkındaki kanun tasarısı, Meclisin 19 Aralık 1921 tarihli 130. Birleşiminin 1. Oturumunda 162 kişinin katılımı sonucunda yapılan oylamada 106 kabul, 36 ret ve 20 çekimser oyla kabul edilmiştir.  TBMM Hükümeti, devam eden savaşta orduya asker temin etmek amacıyla bu af kasasını çıkarmış, halkın birlik içinde milli mücadeleye destek vermesi amaçlanmıştır.

7 Ocak 1922: Genel Af Kanunu

7 Ocak 1922 Genel Af Kanunu

TBMM tarafından çıkarılan genel af yasası 7 Ocak 1922 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Toplam dört maddeden oluşan yasa ile özellikle dava dosyaları Yunan işgal bölgelerinde kalan ve cezalarının üçte ikisini tamamlayan mahkumların kalan cezaları affedildi, İşgale uğrayan bölgelerdeki kişiler hakkında açılan davalar ise ertelenmiştir.  Irz düşmanları af kapsamı dışında tutulmuştur.

150’likler ve 3527 Sayılı Af Kanunu-Son Posta Gazetesi

24 Nisan 1922 – Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri kızı Temya hakkındaki hükmün ref’ine dair Kanun

Meni Müskirat Kanunu’na muhalefetten ötürü mahkum olan Dimitri Kızı Temya bu kanun ile affedilmiştir. Yapılan oylama sonucunda, tek maddelik kanun “ref” terimiyle kabul edilmiştir:

Madde 1- Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri Kızı Temya’nın Men’i Müskirat Kanununa tevfikan 750 lira cezayi nakdî ahzı ile mücazatına ve itadan imtinaı halinde yüz mah müddetle hapsine dair Arapsun Sulh Ceza Mahkemesinden verilen hüküm salâhiyettar bir mahkemeden sâdır olmamış olmasına ve esasen mabilhilmahkûmiyeti olan fiil kanunen cürüm teşkil etmemesine binaen mezbure Temya hakkındaki hüküm ref’ edilmiştir.”

31 Mart 1923: Esirlerin affı. (Lozan Antlaşması gereğince askeri ve sivil esirlere ilişkin af)

Asker ve Sivil Mahkumların Affı, 31 Mart 1923 tarihinde, Lozan Antlaşması gereğince ilan edilmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk af kanunlarından olan “Mahkum Askeri ve Sivil Üsera Hakkında Aff-ı Umumi İlanına Dair Kanun” ile Lozan Barış Antlaşması gereğince esirlerin karşılıklı olarak mübadele edilebilmesi amaçlanmıştır. Kanun, genel af mahiyetinde olup, 318 kanun numarasını taşımaktadır ve çıkarıldığı 31 Mart 1923 tarihli zabıt ceridesinde yayınlanmıştır.

Asker ve Sivil Mahkumların Affı-1923

26 Aralık 1923: Genel af

Cumhuriyetin kuruluşundan kısa süre sonra 26 Aralık 1923 tarihinde ikinci genel af yasası çıkarıldı. Söz konusu düzenlemeyle 29 Ekim 1923 tarihine kadar işlenmiş suçlara verilen cezaların yarısı affa tabi tutuldu. Yasayla af kapsamına gireceklerin üç ay içinde teslim olmaları koşulu getirildi.

20 Mart 1924: Genel affa ek kanun.

16 Nisan 1924: Türkiye’den ayrılan topraklarda yaşayanlar için genel af.

9 Nisan 1924 İçki Affı

Birinci meclis döneminde 28 şubat 1337 tarihinde çıkarılan Meni Müskirat Kanunu (Sarhoşluk veren şeylerin önlenmesi) 9 Nisan 1924’te kaldırılmış cezalar affedilmiştir. İçki yasağı kaldırılana kadar tahminen yirmi sekiz kişi Meclis tarafından affedilmiştir

23 Mayıs 1929: Kabahatlerin affı.

10 Haziran 1929: Suııdülmevlevi Efendinin Mahkûm Olduğu Cezanın Affına Dair Kanun

Suudülmevlevi Efendinin Mahkum Olduğu Cezanın Affına Dair Kanun

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]26 Ekim 1933 Genel Af Kanunu

Genel af Cumhuriyet’in kuruluşunun 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla 26 Ekim 1933 tarihinde yeni bir genel af yasası çıkarıldı. Bu yasayla 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirildi.[/box]

1933 Genel Af Kanunu

8 Ocak 1936: Tunceli affı

14 Ocak 1938: Tunceli affı konusundaki yasanın yenilenmesi

29 Haziran 1938: İstiklal Mahkemelerinde mahkum olanlar hakkında çıkarılan yasası.

İstiklal Mahkemelerinde Mahkum Olanlar Hakkında Genel Af, 3527 Sayılı Kanun ile ve 29.06.1938 tarihinde çıkarılmıştır. Kanun 16 Temmuz 1938 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. İstiklal Mahkemeleri tarafından verilen bazı mahkumiyet kararlarının kaldırılması her ne kadar hukuk tekniği açısından af olmasa da olağanüstü dönem mahkemeleri tarafından verilen cezaları ortadan kaldırması nedeniyle af niteliğinde kabul edilmektedir.

19 Nisan 1940: Depremde yararı görülen mahkumların affı.
26 Aralık 1941: Depremde yararı görülen mahkumların affı.
2 Ağustos 1944: Müttefik devletlerin tebaasında bulunan mahkumların affı.
14 Haziran 1946: Basın affı
14 Temmuz 1950: Kısmi genel af
11 Mart 1954: Orman suçlarının affı

11 Şubat 1957: Ateşli silahlara ilişkin af

Orman Suçlarının Affı, 23 Haziran 1958 tarihinde meclis tarafından kabul edilen “Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun” ile kararlaştırılmıştır. Kanun, 7132 Sayılı kanun olarak meclisten geçmiş, 02 Temmuz 1958 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, orman suçlarına kısmi af getirmiştir. 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesinde kanunun kısmen iptali için dava açılmış, dava reddedilmiştir.

Orman Suçlarının Affı -1958

28 Haziran 1960: 27 Mayısçıların affı

28 Haziran 1960: Ruhsatsız silah taşıyanlara ilişkin af

10 Eylül 1960: Milli korunma suçları affı

Milli Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun, 79 kanun numarası ile 10 Eylül 1960 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun ile, 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu kapsamındaki suçlara ilişkin olarak haklarında soruşturma ve dava bulunanlar ve mahkum olanların suçları ve cezaları affedilmiş, cezalara bağlı neticeler de de ortadan kaldırılmıştır. Millî Korunma Kanununun 64 üncü maddesinde belirtilen görevliler hakkındaki cezalar aftan istisna tutulmuş, Türk Ceza Kanunu ve ilgili kanunlarda öngörülen suç ve ceza hükümlerine göre dava, soruşturma ve infazlar devam etmiştir.

Milli Korunma Suçlarının Affı

26 Ekim 1960: Genel af

1960 Genel Af Kanunu

1960 Genel Af Kanunu ile, 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulmasından sonra, 26 Ekim 1960 tarihinde çıkarılmıştır. 1960 Genel Af Kanunu Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı aflardandır. 26 Ekim 1933 yılında Cezaları 5 yılı geçmeyen bütün mahkumların affedilmelerinden sonra; 1960 affına kadar yaklaşık 30 yıl genel af gündeme gelmemiştir.

1966 Af Kanunu Cumhuriyet Manşet

27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulmasından sonra, 26 Ekim 1960 tarihinde genel af yasası çıkarıldı. Yasayla kusurdan doğan suçlarla üst sınırı 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezalar hakkında takibat yapılmaması hükmü getirildi. Bu af yasasında; devlet aleyhine, ırza yönelik ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi bazı suçlara verilen cezalar af kapsamı dışında bırakıldı.

18 Kasım 1960: Genel affa ek kanun

960 Genel Af Kanunu,26 Ekim 1960 tarihinde TBMM’de kabul edilerek resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlanan Genel Af Kanununa 18 Kasım 1960 tarihinde, Ek Kanun çıkarılmış, “113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun” ile genel affın kapsamı genişletilmiş, bazı hükümler değiştirilmiş, bazı hükümler ise kaldırılmıştır. 15.000 civarındaki tutuklu ve hükümlünün tahliye hazırlıklarına başlanmış, Kanun, 22 Kasım 1960 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile, cezalardan indirilen miktarın beş seneden aşağı olamayacağı ve müebbet ağır hapis cezalarının ise 24 sene ağır hapis cezasına çevrileceği hüküm altına alınmış; suç konusu fiillerden hazinenin uğramış olduğu zararların tazmininin talep edilmeyeceği hususu da  af kapsamına alınmıştır. Tutuklu ve hükümlülerin salıverilme işlemlerinin kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün içerisinde tamamlanması öngörülmüştür.

https://hukukansiklopedisi.com/1960-genel-af-kanununa-ek-kanun-genel-af/

1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun – Genel Af

10 Mayıs 1962: 22-23 Şubatçıların affı

Birinci darbe girişiminden sonra affedilen Albay Talat Aydemir

16 Ekim 1962: DP’lilerin affı
23 Şubat 1963: Genel af
18 Temmuz 1963: Milli korunma affı
8 Nisan 1965: DP’lilerin affına ilişkin kanuna ek

3 Ağustos 1966: Genel af

1966 Genel Af Kanunu

1966 Genel affı ile, istisnaları hariç olmak üzere beş yıldan az olan hürriyeti bağlayıcı cezalar ve para cezaları ortadan kalkmıştır.

1966 yılında yapılan genel af ilanı, diğer af kanunlarından farklı olarak yasalaşma sürecinde toplumun tüm kesimleri tarafından yoğun olarak tartışılması yönüyle kendini özgü bir yasalaşma süreci yaşamıştır.

780 Sayılı Af Kanunu ile genel af çıkarılmıştır. 1966 Genel Affından önce 7 Temmuz 1966 günü Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Anayasa’nın 97’nci maddesine dayanarak  Celal Bayar’ı affetmiştir. Af Kanunu tasarısının kapsamını yetersiz bulan Ankara Cezaevinde bulunaan 1000 civarındaki tutuklu ve hükümlü isyan etmiş, isyanda 3 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmıştır. İstanbul Üsküdar Toptaşı Cezaevinde 260 tutuklu veya hükümlü af kanunu öncesinde açlık grevi yapmıştır. Kanun tasarısının tartışılması sırasında siyasi suçlar ve fikir suçlarının af kapsamına alınması istenmiş ancak Meclis’ten çıkan Af Kanunu’nda 141. ve 142. madde suçluları af kapsamı dışında bırakılmış, vergi ve döviz kaçakçılığı suçları af kapsamına alınmıştır. Kanun, 9 Ağustos 1966 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

19 Temmuz 1967: Genel af kanununa ek
26 Aralık 1967: 20-21 Mayısçıların affı
15 Mayıs 1969: Kısmi genel af.

Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu

İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu

7 Haziran 1973 : İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu

7 Mart 1973’te TBMM’de, 30 Mayıs 1973 tarihinde Senato’da kabul edilmiş, 7 Haziran 1973’te Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu

26 Haziran 1973: Orman suçlarının affı.


15 Mayıs 1974

Cumhuriyetin ilanının 50. yılı nedeniyle çıkarılan genel af 15 Mayıs 1974 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af

24 Şubat 1976: Şoför affı.
2 Ağustos 1977: Haşhaş ekicilerinin affı.
26 Ocak 1978: 1974’te çıkarılan genel af kanununa bir bent eklenmesine dair kanun.
25 Eylül 1980: Ateşli silahlar konusundaki af kanunu.
25 Aralık 1985: memurların disiplin cezalarının affı.
25 Mart 1988: Ceza indirimi öngören kanun.
18 Haziran 1992: Memurların disiplin suçlarının affı.
12 Nisan 1991: Terörle Mücadele Kanunu’nun geçici 4. maddesi uyarınca öngörülen şartla salıverme.

Terörle Mücadele Kanunu

6 Mayıs 1993: Öğrenci affı.
1 Haziran 1994: Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun kapsamındaki suçların affı.
7 Haziran 1995: Öğrenci affı.
28 Ağustos 1999: Basın yoluyla işlenen bazı suçların ertelenmesine dair kanun.
28 Ağustos 1999: Öğrenci affı
28 Ağustos 1999: Cezaların infazı hakkındaki kanuna bir geçici madde eklenmesine dair kanun

22 Aralık 2000: 4616 Sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası

23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN DOLAYI ŞARTLA SALIVERİLMEYE, DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİNE DAİR KANUN

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası

Ölüm orucu eylemlerini sona erdirmek için başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonundan sonra 22 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı ‘Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası’ çıkarılmıştır. Bu yasa temel olarak cezaevlerinde yer kalmaması nedeniyle çıkarılmıştır ancak 70 bin kişilik kapasitesi dolan cezaevlerinin nüfusu 40 bine kadar düşmüştür.
Daha sonra 3 yıl içinde mahkum sayısı artarak yeniden 64 bine çıkmıştır.  4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsamaktadır. Yasa çıktıktan sonra ilk planda cezaevlerindeki 23 bini aşkın tutuklu ve hükümlü aftan yararlanarak tahliye olmuştur.
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarıyla yasanın kapsamı genişlemiş, tahliye olanların sayısı 45 bini aşmıştır. Affın kapsamı 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsadığından yargılaması uzun süren ve davası daha sonra açılan davalarda affın etkisi halen sürmektedir.

Hatice Mahiru Akdağ

0
Hatice Mahiru Akdağ

Hukukçu ve voleybolcu Hatice Mahiru Akdağ dünyaya geldi. (14 Mayıs 1936, İstanbul; 23 Eylül 2020) Erenköy Kız Lisesi ve Ankara Kız Lisesi’nde okudu. 1962 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Voleybola 1951 yılında başladı ve okuduğu okulların değişmez oyuncusu oldu. 1956-1962 yıllarında yeni Fenerbahçe kadın voleybol takımının formasını giydi. 6 kez Türkiye şampiyonluğu yaşadı ve dönemin en başarılı voleybolcularından biri olarak kabul edildi. Avukatlık yaptı ve bir süre politika ile uğraştı. 2006 yılında avukatlık mesleğini bırakarak emekli oldu. 23 Eylül 2020 tarihinde yaşamını yitirdi. Yeniköy Mezarlığına defnedildi.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi

0

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazlarından yabancı gemilerin geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenlemektedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936 tarihinde; Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan arasında, İsviçre kantonu olan Vaud’nun, Vevey bölgesindeki Montreux’da imzalanmıştır.

Montreux Boğazlar Sözleşmesinin Kabulüne İlişkin Gazete Haberi

Montrö Boğazlar Sözleşmesi; Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının her iki kıyısı ile Marmara Denizi’ndeki adaların askerden arındırılarak bu bölgeler askeri bir tatbikat veya askeri çalışmalara kapatan ve bu bölgelere yapılacak herhangi bir saldırı halinde Milletler Cemiyeti’ni yetkili kılan 1923 tarihli Lozan Antlaşmasıyla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmek üzere imzalanmıştır.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi
BOĞAZLAR REJİMİNE İLİŞKİN OLARAK, MONTREUX’DE 20 TEMMUZ 1936 DA İMZALANAN SÖZLEŞME

MAJESTE BULGARLAR KRALI, FRANSA CUMHURIYETI BASKANI, MAJESTE BÜYÜK BRITANYA, IRLANDA VE DENIZLER ÖTESI BRITANYA ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU, MAJESTE ELENLER KRALI, MAJESTE JAPONYA IMPARATORU, MAJESTE ROMANYA KRALI, TÜRKIYE CUMHURIYETI BASKANI, SOVYET SOSYALIST CUMHURIYETLERI BİRLİĞİ MERKEZI YÜRÜTME KOMITESI VE MAJESTE YUGOSLAVYA KRALI;

“Boğazlar” genel deyimiyle belirtilen Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’ndan geçişi ve gemilerin-gidiş gelişini (ulaşımı), Lozan’da, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan Barış Antlaşması’nın 23. maddesiyle saptanmış ilkeyi(1), Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’de, kıyıdaş Devletlerin güvenliği çerçevesinde koruyacak biçimde, düzenlemek isteğiyle duygulu olarak;

İşbu Sözleşmeyi, 24 Temmuz 1923 de Lozan’da imzalanmış olan Sözleşmenin(2) yerine koymağı kararlaştırmışlar ve Tamyetkili Temsilcilerini aşağıda belirtildiği üzere atamışlardır:

MAJESTE BULGARLAR KRALI:

Doktor Nicolas P.NICOLAEV, Tamyetkili Ortaelçi, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı Genel Sekreteri;

B.Pierre NEICOV, Tamyetkili Ortaelçi, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı Siyasal İşler Müdürü.

FRANSA CUMHURİYETİ BASKANI:

B.PAUL-BONCOUR, Senatör, Milletler Cemiyeti’nde Fransa’nın Sürekli Temsilcisi, eski Başbakan, eski Dışişleri Bakanı, Légion d’honneur nişanının Chevalier rütbesi, Savaş Haçı nişanı;

B.HENRI PONSOT, Fransa Cumhuriyeti’nin Ankara’da Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçisi, Légion d’honneur nişanının Grand Officier rütbesi.

MAJESTE BÜYÜK-BRİTANYA, İRLANDA VE DENİZLER ÖTESİ BRİTANYA ÜLKELERİ KRALI, HİNDİSTAN İMPARATORU:
BÜYÜK BRİTANYA, KUZEY İRLANDA VE BRİTANYA İMPARATORLUĞUNUN BİREYSEL OLARAK MİLLETLER CEMİYETİ’NE ÜYE OLMAYAN BÜTÜN PARÇALARI İÇİN:

Çok Sayın Lord STANLEY, P.C., M.C., M.P., Amirallik Dairesinde Parlamento Üyesi Müsteşar;

AVUSTRALYA COMMONWEALTHI’I İÇİN:

Çok Sayin Stanley Melbroune BRUCE, C.H., M.C., Avustralya Commenwealth’inin Londra’da Yüksek Komiseri.

MAJESTE ELENLER KRALI:

B.Nicolas POLITIS, Yunanistan’ın Paris’de Olağanüstü Temsilcisi ve Tamyetkili Ortaelçisi, eski Dışişleri Bakanı;

B.Raoul BIBICA-ROSETTI, Yunanistan’ın Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi.

MAJESTE JAPONYA İMPARATORU:

B.Naotake SATO, Judammi, Doğan-Güney nişanının Büyük-Kordan rütbesi, Paris’de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Büyükelçi;

B.Massa-aki HOTTA, Jushii, Doğan-Güney nişanının İkinci Sınıf rütbesi, Bern’de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi.

MAJESTE ROMANYA KRALI:

B.Nicolas TITULESCO, Dışişleri Bakanı;

B.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi, Tuna ve Avrupa Uluslararası Komisyonlarında Romanya Temsilcisi;

B.Vespasien PELLA, La Haye’de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi,

TÜRKİYE CUMHURİYETİ Başkanı:

Dr.Tevfik Rüştü ARAS, Dışişleri Bakanı, İzmir Milletvekili;

B.Suad DAVAZ, Türkiye Cumhuriyeti’nin Paris’de Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçisi;

B.Numan MENEMENCIOGLU, Türkiye Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri;

B.Asim GÜNDÜZ, Korgeneral, Genelkurmay İkinci Başkanı;

B.Necmeddin SADAK, Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi, Sivas Milletvekili, Dışişleri Komisyonu Raportörü.

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ MERKEZİ YÜRÜTME KOMİTESİ:

B.Maxime LITVINOFF, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Merkezi Yürütme Komitesi Üyesi, Dışişleri Halk Komiseri.

MAJESTE YUGOSLAVYA KRALI:

B.Ivan SOUBBOTITCH, Yugoslavya’nın Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi.

BU TEMSİLCİLER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, aşağıdaki hükümetler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1

Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar’da denizden geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesini kabul ederler ve doğrularlar.

Bu özgürlüğün kullanılışı bundan böyle işbu Sözleşme hükümleriyle düzenlenmiştir.

KESİM I.
TİCARET GEMİLERİ
MADDE 2

Barış zamanında, ticaret gemileri, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, aşağıdaki 3. madde hükümleri saklı kalmak üzere, hiçbir işlem (formalite) olmaksızın, Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler, Boğazlar’ın bir limanına uğramaksızın transit geçerlerken, Türk makamlarınca, alınması işbu Sözleşmesinin I sayılı Ek’inde öngörülen vergilerden ve harçlardan başka, bu gemilerden hiçbir vergi ya da harç alınmayacaktır.

Bu vergilerin ya da harçların alınmasını kolaylaştırmak üzere, Boğazlar’dan geçecek ticaret gemileri, 3. maddede belirtilen istasyonun görevlilerine adlarını, uyrukluklarını, tonajlarını, gidecekleri yer ve nereden geldiklerini bildireceklerdir.

Kılavuzluk ve yemekçilik (römorkörçülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

MADDE 3

Ege Denizi’nde ya da Karadeniz’den Boğazlar’a giren her gemi, uluslararası sağlık kuralları çerçevesinde Türk yasalarıyla konulmuş olan sağlık denetimi için, Boğazlar’ın girişine yakın bir sağlık istasyonunda duracaktır. Bu denetim, bir temiz sağlık belgesi (patentesi) ya da işbu maddenin 2. fıkrasındaki hükümlerin kapsamına girmediklerini doğrulayan bir sağlık bildirisi gösteren gemiler için, gündüz ve gece, olabilen en büyük hızla yapılacak ve bu gemiler Boğazlar’dan geçişleri sırasında başka hiçbir duruş zorunda bırakılmayacaklardır.

İçinde veba, kolera, sarı humma, lekeli humma (typhus exanthématique) ya da çiçek hastalığı olayları bulunan ya da yedi günden az bir süre önce bu hastalıklar bulunmuş olan gemilerle, bulaşık bir limandan beş kez yirmi-dört saatten az bir süreden beri ayrılmış olan gemiler, Türk makamlarının gösterebilecekleri sağlık koruma görevlilerini gemiye almak üzere, sağlık istasyonunda duracaklardır. Bu yüzden, hiçbir vergi ya da harç alınmayacaktır; sağlık koruma görevlileri Boğazlar’ın çıkışında bir sağlık istasyonunda gemiden indirileceklerdir.

MADDE 4

Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, ticaret gemileri, bayrak ve yük ne olursa olsun, 2. ve 3. maddelerde öngörülen koşullar içinde Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

MADDE 5

Savaş zamanında, Türkiye savaşansa, Türkiye ile Savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla, Boğazlar’da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Bu gemiler Boğazlar’a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır.

MADDE 6

Türkiye’nin kendisini pek yakın bir Savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayması durumunda, 2. madde hükümlerinin uygulanması yine de sürdürülecektir; ancak, gemilerin Boğazlar’a gündüz girmeleri ve geçişin, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir.

Kılavuzluk, bir durumda, zorunlu kılınabilecek, ancak ücrete bağlı olmayacaktır.

MADDE 7

“Ticaret gemileri” terimi, işbu Sözleşmenin II. Kesiminin kapsamına girmeyen bütün gemilere uygulanır.

KESİM II.
SAVAŞ GEMİLERİ
MADDE 8

İşbu Sözleşme bakımından, Savaş gemilerine ve bu gemilerin nitelikleriyle tonajlarının hesabi için uygulanacak tanımlama, işbu Sözleşmenin II sayılı Ek’inde yer alan tanımlamadır.

MADDE 9

Deniz kuvvetlerinin, sıvı olsun ya da olmasın, yakıt taşımak için özellikle yapılmış olan yardımcı gemileri, 13. maddede belirtilen ön-bildirim koşuluna bağlı tutulmayacaklar ve, Boğazlar’ı tek başlarına geçmek koşuluyla, 14. ve 18. maddeler gereğince tanımlama sınırlamaya bağlı tonajlar hesabına katılmayacaklardır. Bununla birlikte, bu gemilerin, öteki geçiş koşulları bakımından, Savaş gemileriyle bir tutulmaları süregidecektir.

Bir önceki fıkrada belirtilen yardımcı gemiler, öngörülen kural dışılıktan, ancak silahları: yüzer hedeflere karşı en çok 105 milimetre çapında iki toptan, hava hedeflerine karşı en çok 75 milimetre çapında iki silahtan çok değilse yararlanabileceklerdir.

MADDE 10

Barış zamanında, hafif su üstü gemileri, küçük Savaş gemileri ve yardımcı gemiler, ister Karadeniz’e kıyıdaş olan ister olmayan Devletlere bağlı bulunsunlar, bayrakları ne olursa olsun, Boğazlar’a gündüz ve aşağıdaki 13. ve sonraki maddelerde öngörülen koşullar içinde girerlerse, hiçbir vergi ya da harç ödemeksizin, Boğazlar’dan geçiş özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen sınıflara giren gemiler dışında kalan Savaş gemilerinin ancak 11. ve 12. maddelerde öngörülen özel koşullar içinde geçiş hakları olacaktır.

MADDE 11

Karadeniz’e kıyıdaş Devletler, 14. maddenin 1. fıkrasında öngörülen tonajdan yüksek bir tonajda bulunan hattıharp gemilerinin (1) Boğazlar’dan geçirebilirler; şu koşulla ki, bu gemiler Boğazlar’ı ancak tek başlarına ve en çok iki torpido (2) eşliğinde geçerler.

MADDE 12

Karadeniz’e kıyıdaş Devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye’ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlar’dan geçirme hakkına sahip olacaklardır.

Sözü edilen Devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye’ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de Boğazlar’dan geçebileceklerdir.

Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar’dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir.

MADDE 13

Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön-bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır; ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu sürenin on beş güne çıkartılması istenmeğe değer sayılmaktadır. Bu ön-bildirimde gemilerin gidecekleri yer, adi, tipi, sayısı ile gidiş için ve, gerekirse, dönüş için geçiş tarihleri belirtilecektir. Her tarih değişikliğinin üç günlük bir ön-bildirim konusu olması gerekecektir.

Gidiş için geçişte Boğazlar’a girişin, ilk ön-bildirimde belirtilen tarihten başlayarak beş günlük bir süre içinde yapılması gerekecektir. Bu sürenin bitiminden sonra, ilk ön bildirim için olan ayni koşullar içinde yeni bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir.

Geçiş sırasında, deniz kuvvetinin komutanı, durmak zorunda olmaksızın, Çanakkale Boğazı’nın ve Karadeniz Boğazı’nın girişindeki bir işaret istasyonuna, komutası altında bulunan kuvvetin tam kurulusunu bildirecektir.

MADDE 14

İşbu Sözleşme’nin 11. maddesinde ve III sayılı Ek’inde öngörülen koşullar dışında,

Boğazlar’da transit geçişti bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek (tavan) toplam tonajı 15.000 tonu asmayacaktır.

Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi içermeyeceklerdir.

Karadeniz’e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlerin, 17. madde hükümleri uyarınca Boğazlar’daki bir limanı ziyaret eden gemileri bu tonaja katılmayacaktır.

Geçiş sırasında bir avaryaya uğramış olan Savaş gemileri de bu tonaja katılmayacaktır; bu gemiler, onarım sırasında, Türkiye’ce yayımlanan özel güvenlik hükümlerine bağlı tutulacaklardır.

MADDE 15

Boğazlar’da transit olarak bulunan Savaş gemileri taşımakta olabilecekleri uçakları (1); hiçbir durumda, kullanamayacaklardır.

MADDE 16

Boğazlar’da transit olarak bulunan Savaş gemileri, avarya (2) ya da geminin teknik yönetimine bağlı olmayan bir aksaklık (3) durumları dışında, geçişleri için gerekli süreden daha uzun süre Boğazlar’dan kalamayacaklardır.

MADDE 17

Yukarıdaki maddelerin hükümleri, herhangi bir tonajda ya da kuruluşta olan bir deniz kuvvetinin, Türk Hükümetinin çağrısı üzerine, Boğazlar’daki bir limana sinirli bir süre için bir nezaket ziyaretinde bulunmasına hiçbir biçimde engel olmayacaktır. Bu kuvvet, 10., 14. ve 18. maddeler hükümleri uyarınca, Boğazlar’dan transit olarak geçmek için istenilen koşullar içinde bulunmuyorsa, Boğazlar’dan, giriş için izlediği yoldan ayrılacaktır.

MADDE 18

Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri toplam tonaj aşağıdaki gibi sınırlandırılmıştır.

a) Aşağıda b) paragrafında öngörülen durum dışında, sözü geçen Devletlerin toplam tonajı 30.000 tonu aşmayacaktır;

b) Herhangi bir anda, Karadeniz’in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı işbu Sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton asarsa, a) paragrafında belirtilmiş olan 30.000 tonluk toplam tonaj ayni ölçüde ve en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırılacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, işbu Sözleşmenin IV sayılı Ek’i uyarınca, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz’deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükümeti de, bu bilgiyi, öteki Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

c) Karadeniz’e kıyıdaş olmayan Devletlerden herhangi birinin bu denizde bulundurabileceği tonaj, yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonajın üçte ikisiyle sınırlandırılmış olacaktır.

d) Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşmaması gerekecek olan bu kuvvetler, işbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen ön-bildirime gerek duyulmaksızın, aşağıdaki koşullar içinde Türk Hükümetinden alacakları izin üzerine, Karadeniz’e girebileceklerdir: Yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonaj dolmamışsa ve gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj aşılmayacaksa, Türk Hükümeti, kendisine yapılmış olan istemi aldıktan sonra en kısa süre içinde bu izni verecektir; sözü geçen toplam tonaj daha önce kullanılmış bulunuyorsa ya da gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj aşılacaksa, Türk Hükümeti, bu izin isteminden, Karadeniz kıyıdaşı Devletleri hemen haberli kılacak ve bu Devletler, haberli kılındıklarından yirmi-dört saat sonra bir karşı görüş öne sürmezlerse, ilgili Devletlere istemlerine ilişkin olarak verdiği kararı en geç kırk-sekiz saat içinde bildirecektir.

[Karadeniz’e] kıyıdaş olmayan Devletler deniz kuvvetlerinin, Karadeniz’e bundan sonraki her girişi ancak yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen kullanılabilir toplam tonajın sınırları içinde yapılacaktır.

2.Karadeniz’de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin Savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.

MADDE 19

Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, Savaş gemileri 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen koşullarla ayni koşullar içinde, Boğazlar’da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Bununla birlikte, savaşan herhangi bir Devletin Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi yasak olacaktır; su kadar ki, işbu Sözleşmenin 25. maddesinin uygulama alanına giren durumlarla, saldırıya uğramış bir Devlete, Milletler Cemiyeti Misakı çerçevesi içinde yapılmış, bu Misak’in 18. maddesi hükümleri uyarınca kütüğe yazılmış (tescil edilmiş) ve yayımlanmış, Türkiye’yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince tanımlama yapılan yardım durumları bunun dışında kalmaktadır.

Yukarıdaki fıkrada öngörülen kuraldışı durumlarda, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen kısıtlamalar uygulanamayacaktır.

Yukarıdaki 2. fıkrada konulmuş geçiş yasağına karşın, Karadeniz’e kıyıdaş olan ya da olmayan Savaş Devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan Savaş gemileri, bu limanlara dönebilirler.

Savaşan Devletlerin Savaş gemilerinin Boğazlar’da herhangi bir el koymaya (1) girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakki (2) uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır.

MADDE 20

Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerin hükümleri uygulanamayacaktır; Savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.

MADDE 21

Türkiye kendisini pek yakın bir Savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayarsa, Türkiye’nin, işbu Sözleşmenin 20. maddesi hükümlerini uygulamağa hakki olacaktır.

Yukarıdaki fıkranın Türkiye’ye tanıdığı yetkinin Türkiye’ce kullanılmasından önce Boğazlar’dan geçmiş olan, böylece bağlama limanlarından ayrılmış bulunan Savaş gemileri, bu limanlara dönebileceklerdir. Bununla birlikte, su da kararlaştırılmıştır ki, Türkiye, davranışıyla işbu maddenin uygulanmasına yol açmış olabilecek Devletin gemilerini bu haktan yararlandırmayabilecektir.

Türk Hükümeti, yukarıdaki birinci fıkranın kendisine verdiği yetkiyi kullanırsa, Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine bu konuyla ilgili bir bildiri gönderecektir.

Milletler Cemiyeti Konseyi, üçte iki çoğunlukla, Türkiye’nin böylece almış olduğu önlemlerin hâkli olmadığına karar verirse, ve işbu Sözleşmenin imzacıları Bağıtlı Yüksek Tarafların çoğunluğu da ayni görüşte olursa, Türk Hükümeti, söz konusu önlemlerle, işbu Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca alinmiş olabilecek önlemleri kaldırmayı yükümlenir.

MADDE 22

İçinde veba, kolera, sari humma, lekeli humma (typhus exanthématique) ya da çiçek hastalığı olayları bulunan, ya da yedi günden az bir süre önce bu hastalıklar bulunmuş olan Savaş gemileriyle, bulaşık bir limandan beş kez yirmi dört saatten az bir süreden beri ayrılmış olan Savaş gemileri, Boğazlar’ı karantina altında geçecekler ve Boğazlar’ın bulaştırılmasına hiçbir olanak bırakmamak için gerekli korunma önlemlerini gemideki araçlarla uygulamak zorunda olacaklardır.

KESIM III. UÇAKLAR

MADDE 23.

Sivil Uçakların Akdeniz ile Karadeniz arasında geçişini sağlamak amacıyla, Türk Hükümeti, Boğazlar’ın yasak bölgeleri dışında, bu geçişe ayrılmış hava yollarını gösterecektir; sivil uçaklar, Türk Hükümetine, ara sıra (tarifesiz) yapılan uçuşlar için üç gün öncesinden bir ön-bildirim ile, düzenli (tarifeli) servis uçuşları için geçiş tarihlerini belirten genel bir ön-bildirimde bulunarak, bu yolları kullanabileceklerdir.

Öte yandan, Boğazlar’ın yeniden askerleştirilmiş olmasına bakılmaksızın, Türk Hükümeti, yine de Türkiye’de yürürlükte olan hava ulaşımı yönetim kuralları uyarınca, Avrupa ile Asya arasında Türk ülkesi üzerinden uçmalarına izin verilmiş olan sivil uçaklara, tam bir güvenlik içinde geçmeleri için gerekli kolaylıkları sağlayacaktır. Bir uçuş izninin verilmiş olduğu durumlarda, Boğazlar bölgesinde izlenecek yol belirli dönemlerde gösterilecektir.

KESİM IV.
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 24

Boğazlar rejimine ilişkin 24 Temmuz 1923 tarihli Sözleşme tanımlama gereğince kurulmuş olan Uluslararası Komisyonun yetkileri Türk Hükümetine aktarılmıştır.

Türk Hükümeti, 11., 12., 14. ve 18. maddelerin uygulanmasına ilişkin istatistikleri toplamağı ve gerekli bilgileri vermeği yükümlenir.

Türk Hükümeti, işbu Sözleşmenin, Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır.

Türk Hükümeti, yabancı bir deniz kuvvetinin yakında Boğazlar’dan geçeceği kendisine bildirilir bildirilmez, bu kuvvetin kurulusunu, tonajını, Boğazlar’a giriş için öngörülen tarihi ve, gerekirse, olası dönüş tarihini, Bağıtlı Yüksek Tarafların Ankara’daki temsilcilerine bildirecektir.

Türk Hükümeti, Boğazlar’da yabancı Savaş gemilerinin gidiş-gelişini gösteren, ayrıca ticarete ve işbu Sözleşme’de öngörülen deniz ve hava ulaşımına yararlı bütün bilgileri kapsayan yıllık bir raporu Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine ve Bağıtlı Yüksek Taraflara sunacaktır.

MADDE 25

İşbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Türkiye için ya da Milletler Cemiyeti’ne üye herhangi bir başka Bağıtlı Yüksek Taraf için, Milletler Cemiyeti Misakından doğan haklara ve yükümlülüklere halel vermemektedir.

KESİM V.
SON HÜKÜMLER
MADDE 26

İşbu Sözleşme olabilen en kısa süre içinde onaylanacaktır.

Onama belgeleri, Paris’te Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin arşivlerine konulacaktır.

Japon Hükümeti, onamanın yapılmış olduğu, Paris’deki diplomatik temsilcisi aracılığıyla, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirmekle yetinebilecek ve, bu durumda, onama belgesini olabilen en kısa süre içinde gönderecektir.

Türkiye’nin onama belgesini de içermek üzere, altı onama belgesi sunulur sunulmaz, bir sunuş tutanağı (procès-verbal de dépot) düzenlenecektir. Bundan önceki fıkrada öngörülen bildiri, bu bakımdan, onama belgesi sunusu ile eşdeğerde olacaktır.

İşbu Sözleşme, bu tutmak tarihinden başlayarak yürürlüğe girecektir.

Fransız Hükümeti, bundan önceki fıkrada öngörülen tutanakla, sonradan sunulacak onama belgelerinin sunuş tutanaklarının doğruluğu onaylanmış birer örneğini bütün Bağıtlı Yüksek Taraflara verecektir.

MADDE 27

İşbu Sözleşme, yürürlüğe girişinden başlayarak, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşmasını imzalamış her Devletin katılmasına açık olacaktır.

Her katılma, diplomasi yoluyla Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, onun araciligiyla da, bütün Bagitli Yüksek Taraflara bildirilecektir.

Katılma, Fransız Hükümetine yapılan bildiri tarihinden başlayarak geçerli olacaktır.

MADDE 28

İşbu Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, yirmi yıl olacaktır.

Bununla birlikte, işbu Sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır.

Sözü edilen yirmi yıllık sürenin bitiminden iki yıl önce, hiçbir Bağıtlı Yüksek Taraf, Fransız Hükümetine Sözleşmeyi sona erdirme ön-bildirimi vermemişse, işbu Sözleşme, bir sona erdirme ön-bildirimin gönderilmesinden başlayarak, iki yil geçinceye kadar yürürlükte kalacaktır. Bu ön-bildirim, Fransız Hükümetince, Bağıtlı Yüksek Taraflara iletilecektir.

İşbu Sözleşme, işbu madde hükümlerine uygun olarak sona erdirilmiş olursa, Bağıtlı Yüksek Taraflar, yeni bir Sözleşmenin hükümlerini saptamak üzere kendilerini bir konferansta temsil ettirmeği kabul etmektedirler.

MADDE 29

İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona ermesinde, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir.

Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinci yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için, bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Bağıtlı Yüksek Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Bağıtlı Yüksek Tarafça desteklenmesi gerekir.

Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona ermesinden üç ay önce, Bagitli Yüksek Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri, önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır.

Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varmak olanağı bulunamazsa, Bağıtlı Yüksek Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansta kendilerini temsil ettireceklerdir.

Bu konferans, ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin değişiklik durumları bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Bağıtlı Yüksek Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır.

Bu çoğunluk, Türkiye’yi de içine alarak Karadeniz kıyıdaşı Bağıtlı Yüksek Tarafların dörtte üçüncü kapsamak üzere hesaplanacaktır.

BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, aşağıda adları yazılı Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

MONTREUX’de, yirmi Temmuz bin dokuz yüz otuz altı tarihinde on bir nüsha olarak düzenlenmiştir; bu nüshalardan, Temsilcilerce mühürlenmiş olan birincisi, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti arşivlerine konulacak, öteki nüshalar da imzaca Devletlere teslim olunacaktır.

N.P.NICOLAEV
Pierre NEICOV
J.PAUL-BONCOUR
H.PONSOT
STANLEY
S.M.BRUCE
N.POLITIS
Raoul BIBICA-ROSETTI

Aşağıda imzaları bulunan Japonya Temsilcileri, işbu Sözleşme hükümlerinin, Milletler Cemiyeti üyesi olmayan bir Devlet sıfatıyla, Japonya’nın durumunu, gerek Milletler Cemiyeti Misakına göre, gerek bu Misak çerçevesi içinde yapılmış karşılıklı yardım antlaşmalarına göre, hiçbir biçimde değiştirmediğini ve Japonya’nın özellikle 19. ve 25. maddeler hükümleri içinde bu Misak ve bu antlaşmalar konusunda tam bir değerlendirme özgürlüğünü elinde tuttuğunu, Hükümetleri adına bildirirler.

N.SATO
Massa-aki HOTTA
N.TITULESCO
Cons.CONTZESCO
V.V.PELLA
Dr.R.ARAS
Suad DAVAZ
N.MENEMENCIOGLU
Asim GÜNDÜZ
N.SADAK
Maxime LITVINOFF
Dr.I.V.SOUBBOTITCH
EK I
  1. İşbu Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca alınabilecek olan vergiler ve harçlar aşağıdaki çizelgede gösterilenler olacaktır. Türk Hükümetinin bu vergilerde ve harçlarda kabul edebileceği indirimler, bayrak ayirimi gözetilmeksizin uygulanacaktır.

Kütüğe yazılı darasız tonajın

Yapılan hizmetin niteliği (jauge nette, net register tonnage) her bir tonu üzerinden alınacak vergi ya da harçlar tutarı

Altın-Frank(1)

a) Sağlık denetimi …………… 0.075

b) Fenerler, ışıklı şamandıralar ve geçit şamandıraları, ya da başka şamandıralar:

800 tona kadar ………………. 0.42

800 tonun üstünde …………. 0.21

c) Kurtarma hizmeti: Kurtarma sandallarını, palamar taşıyan füze istasyonlarını, sis düdüklerini, radyofarları ve b) paragrafına girmeyen ışıklı şamandıralarla, ayni türden başka döşemeleri (tesisleri) kapsamak üzere … 0.10

  1. İşbu Ek’in, 1. paragrafına ekli çizelgede belirtilen vergiler ve harçlar, Boğazlar’dan bir gidiş-dönüş geçişine uygulanacaktır (başka bir deyimle, Ege Denizi’nden Karadeniz’e bir geçiş ve Ege Denizi’ne doğru dönüş yolculuğu ya da Karadeniz’den Ege Denizi’ne Boğazlar’dan bir geçiş, bunun ardından da Karadeniz’e dönüş); bununla birlikte, bir ticaret gemisi, gidiş yolculuğu için Boğazlar’a girdiği tarihten başlayarak altı aydan çok bir süre sonra, duruma göre, Ege Denizi’ne ya da Karadeniz’e dönmek üzere Boğazlar’dan yeniden geçerse, bu gemi, bayrak ayırımı yapılmaksızın, bu vergileri ve harçları ikinci kez ödemekle yükümlü tutulabilecektir.
  2. Bir ticaret gemisi, gidiş geçişinde, dönmeyeceğini bildirirse, işbu Ek’in birinci paragrafının b) ve c) fıkralarında öngörülen vergiler ve harçlar bakımından yalnız tarifenin yarısını ödemesi gerekecektir.
  3. İşbu Ek’in birinci paragrafına ekli çizelgede tanımlanan ve söz konusu hizmetlerin gerektirdiği giderlerin karşılanmasına ve yedek akçe ya da aşırı olmayan bir döner sermaye fonu elde etmek için gerekli miktardan yüksek olmayacak olan vergiler ve harçlar, ancak işbu Sözleşmenin 29. maddesi hükümleri uygulanarak arttırılabilecek ya da tamamlanabilecektir. Bunlar altın-Frank ya da ödeme tarihindeki kambiyo değerine göre Türk parası olarak ödenecektir.
  4. Ticaret gemileri, Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) gibi isteğe bağlı hizmetler karşılığı vergileri ve harçları, böyle bir hizmet, söz konusu geminin acentesinin ya da kaptanının istemesi üzerine, Türk makamlarınca gereği gibi yerine getirilmişse, ödemek zorunda tutulabileceklerdir. Türk Hükümeti, istege bağlı bu hizmetler için alınacak vergilerin ve harçların tarifesini vakit vakit yayınlayacaktır.
  5. Bu tarifeler, söz konusu hizmetler 5. maddenin uygulanmasıyla zorunlu kılındığı durumlarda arttırılmayacaktır.
EK II 
A.STANDARD SUTAŞIRIMI (MAIMAHREC)
  1. Bir su üstü gemisinin standart sutaşırımı [maimahreci], bütün gemi adamlarıyla, makineleri ve kazanlarıyla, denize açılmağa hazır olan ve -makinelerinin ve kazanlarının beslenmesine özgü yakıtla yedek yakıt dışında- bütün silahlarını ve her türlü cephanesini, döşemelerini [tesisatını], donatımını, gemi adamlarının kumanyasını, tatlı suyunu, çeşitli yiyeceklerini ve Savaş sırasında taşıyacağı her çeşit araç ve gereçlerini ve yedek parçalarını bulunduran, yapımı tamamlanmış bir geminin sutasırımıdır.
  2. Bir denizaltının standart sutasırımı, bütün gemi adamlarıyla, yürütücü makineleriyle, denize açılmağa hazır olan ve -yakıtı, yağlama yağı, tatli suyu ve her çeşit balast suyu dışında- bütün silahlarını, her türlü cephanesini, döşemelerini [tesisatını], donatımını, gemi adamlarının kumanyasını ve Savaş sırasında taşıyacağı çeşitli araç ve gereçleri ve her çeşit yedek parçalarını taşıyan (dalma sarnıçlarının suyu dışında) yapımı tamamlanmış geminin su üstündeki sutaşırımıdır.
  3. “Ton” (tonne) sözcüğü, “metrik ton” (tonnes metriques) teriminde kullanılışı dışında, 1.016 kilogramlık (2.240 litrelik) bir ton anlamına gelmektedir.
B.SINIFLAR
  1. Hattıharp gemileri(3), aşağıdaki iki alt-sınıftan birine giren su üstü Savaş gemileridir:

a) Uçak-gemileri, yardımcı gemiler ya da b) alt-sınıfına giren hattıharp gemileri dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 10.000 tonun (10.160 metrik tonun) üstünde olan ya da 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan, su üstü gemileri;

b) Uçak-gemileri dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 8.000 tonun (8.128 metrik tonun) üstünde olmayan ve 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan su üstü Savaş gemileri.

  1. Uçak-gemileri(1), sutaşırımı [maimahreci] ne olursa olsun, başlıca uçak taşımak ve bu uçakları denizde harekete getirmek için yapılmış ya da buna göre düzenlenmiş su üstü Savaş gemileridir. Bir Savaş gemisi başlıca uçak taşımak ve bunları denizde harekete getirmek için yapılmamışsa ya da buna göre düzenlenmemişse, bu gemiye bir inme ya da havalanma güvertesinin konulması, bu geminin, uçak-gemisi sınıfına sokulması sonucunu vermez.
Uçak-gemileri sınıfı iki alt-sınıfa ayrılır; şöylece:

a) Uçakların havalanabilecekleri ya da konabilecekleri bir güverte ile donatılmış olan gemiler;

b) Yukarıda a)paragrafında tanımlanan bir güverteyle donatılmamış olan gemiler.

  1. Hafif su üstü gemileri(2), uçak-gemileri, küçük Savaş gemileri ya da yardımcı gemiler dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 10.000 tonu (10.160 metrik tonu) geçmemek üzere 100 tonun (102 metrik tonun) üstünde olan ve 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı top taşımayan su üstü Savaş gemileridir.
Hafif su üstü Savaş gemileri üç alt-sınıfa ayrılır; şöylece:

a) 155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan gemiler;

b) 155 milimetre (6.1 pus) çapında büyük çaplı top taşımayan ve standart sutaşırımı [maimahreci] 3.000 tonun (3.048 metrik tonun) üstünde olan gemiler;

c) 155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı top taşımayan ve standart sutaşırımı [maimahreci] 3.000 tonun (3.048 metrik tonun) üstünde olmayan gemiler.

  1. Denizaltılar (3), denizin yüzeyi altında gidip-gelmek üzere yapılmış bütün gemilerdir.
  2. Küçük Savaş gemileri (4), yardımcı gemiler dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 2.000 tonu (2.023 metrik tonu) geçmemek üzere, 100 tondan (102 metrik tondan) büyük olan, ancak aşağıdaki niteliklerden hiçbirini kendilerinde bulundurmayan su üstü Savaş gemilerdir:

a) 155 milimetre (6.1 pus) çapında büyük çaplı bir topla donatılmış olmak;

b) Torpil atmak için yapılmış ya da donatılmış bulunmak;

c) 20 milden çok hız sağlamak üzere yapılmış olmak;

  1. Yardımcı gemiler(1), askeri donanmaya bağlı olup, standart sutaşırımı [maimahreci] 100 tondan (102 metrik tondan) büyük olan, olağanlıkla donanma hizmetinden ya da asker taşıma ya da savaşan gemilerin kullanıldıkları hizmetten başka herhangi bir hizmette kullanılan, savaşan gemi olmak üzere yapılmamış olan ve aşağıdaki niteliklerden hiçbirini kendinde bulundurmayan su üstü gemileridir;

a) 155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı bir topla donatılmış olmak;

b) 76 milimetreden (3 pustan) büyük çapta sekiz toptan çok topla donatılmış olmak;

c) Torpil atmak üzere yapılmış ya da donatılmış olmak;

d) Zırhlı kaplamalarla korunmak üzere yapılmış olmak;

e) 28 mili asan bir hiza erişmek üzere yapılmış olmak;

f) Uçakları denizde harekete geçirmek üzere özellikle yapılmış ya da düzenlenmiş olmak;

g) Uçak fırlatmak için, ikiden çok araçla donatılmış bulunmak.

C. YAŞINI DOLDURMUŞ GEMİLER

Aşağıdaki sınıflara ve alt-sınıflara giren gemiler, yapımlarından başlayarak, aşağıda sayıları gösterilen yıllar geçince, “yaşını doldurmuş”(2) sayılacaklardır:

a) Bir hattıharp gemisi için ………. 26 yıl;

b) Bir uçak gemisi için…………….. 20 yıl;

c) a ve b alt sınıflarından bir hafif su üstü gemisi için:

(i)1 Ocak 1920 den önce kızağa konulmuşsa 16 yıl

(ii)31 Aralık 1919 dan sonra kızağa konulmuşsa………………………………… 20 yıl

d) c alt-sınıfından bir hafif su üstü gemisi için ……………………………… 16 yıl

e)Bir denizaltı için …………………. 13 yıl

EK III

Japon donanmasının aşağıda belirtilen, yaşını doldurmuş üç okul gemisinden ikisinin Boğazlar’daki limanları birlikte ziyaretine izin verilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu iki geminin toplam tonajı, bu durumda, 15.000 tona eşdeğerde sayılacaktır.

Asama 20-X-1896 18-III-1899 9.240 IVx200mm

XIIx150mm

Yakumo 1-XI-1898 20-VI-1900 9.010 IVx200mm

XIIx150mm

Iwate 11-X-1898 18-III-1901 9.180 IVx200mm

XIVx150mm.

EK IV
  1. İşbu Sözleşmenin 18. maddesine öngörülen, Karadeniz kıyıdaşı Devletlere bağlı donanmaların toplam tonajı hesabına katılacak gemilerin sınıfları ve alt sınıfları şunlardır:

Hattıharp gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Uçak-gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Hafif su üstü gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Alt-sınıf c);

Denizaltılar:

İşbu Sözleşmenin II sayılı Eki’ndeki tanımlamalara göre.

Tonaj toplamının hesaplanmasında göz önünde tutulması gereken sutaşırımı [maimahreç], III sayılı Ek’de tanımlanan standart sutaşırımıdır. Sözü edilen Ek’te tanımlanmış oldukları biçimde, ancak “yaşını doldurmuş” olmayan gemiler göz önünde tutulacaktır.

  1. 18. maddenin b) fıkrasında öngörülen bildirinin ayrıca işbu Ek’in birinci paragrafında belirtilen sınıflarla alt-sınıflardaki gemilerin tonaj toplamını kapsaması gerekir.

PROTOKOL

Bugünkü tarihli Sözleşmeyi imza ettikleri sırada, asağıda imzaları bulunan Tam yetkili Temsilciler, her biri kendi hükümetlerini bağlamak üzere, aşağıdaki hükümleri kabul ettiklerini bildirirler:

  1. Türkiye, işbu Sözleşmenin Başlangıç (Préambule) kesiminde tanımlandığı biçimde Boğazlar bölgesini hemen yeniden askerileştirebilecektir.
  2. Türk Hükümeti, 15 Ağustos 1936 tarihinden başlayarak işbu Sözleşmede belirlenen rejimi geçici olarak uygulayacaktır.
  3. İşbu Protokol bugünkü tarihten başlayarak geçerli olacaktır.

MONTREUX’de, yirmi Temmuz bin dokuz yüz otuz altı tarihinde düzenlenmiştir.

N.B.NICOLAEV
Pierre NEICOV
J.PAUL-BONCOUR
H.PONSOT
STANLEY
S.M.BRUCE
N.POLITIS
Raoul BIBICA-ROSETTI
N.SATO (ad referendum)
Massa-aki HOTTA (ad referendum)
N.TITULESCO
Cons.CONTZESCO
V.V.PELLA
Dr.R.ARAS
Suad DAVAZ
N.MENEMENCIOGLU
Asim GÜNDÜZ
N.SADAK
Maxime LITVINOFF

Montreux Boğazlar Sözleşmesinin Kabulüne Dair Kanun

Dr.I.V.SOUBBOTITCH
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Henri La Fontaine

0
Henri La Fontaine

Belçikalı hukuk adamı Henri La Fontaine 22 Nisan 1854te Brüksel’de dünyaya geldi. Université Libre de Bruxelles‘de hukuk eğitimi aldı. 1877’de baroya kabul edildi. Uluslararası hukuk üzerine yoğunlaştı ve bu alanda uluslararası bir otorite olarak ün kazandı.

1890’da kız kardeşi ile birlikte Belçika Kadın Hakları Birliği’ni kurdu. 1893’te Brüksel Özgür Üniversitesi’nde uluslararası hukuk profesörü oldu ve iki yıl sonra Sosyalist Parti üyesi olarak Belçika Senatosu’na seçildi.

1882’de kurulan Uluslararası Barış Bürosu’nun Büro’nun 1899 ve 1907 Lahey Barış Konferanslarını gerçekleştirme çabalarında etkili oldu. 1907’den 1943’teki ölümüne kadar Büro’nun başkanlığını yaptı 1919’dan 1932’ye kadar Senato başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

Dünya okulu ve üniversitesi ile bir dünya parlamentosu gibi örgütler kurulmasını önerdi. Uluslararası konularda dünyanın her yanından belgeler toplayan bir enstitü kurdu.  Amacı insanlık için “entelektüel bir parlamento” yaratmaktı.

1913 yılında, barışın uluslararası örgütlenmesine katkılarından Nobel Barış Ödülüne layık görüldü ve ödülü kazanan alan ilk sosyalist oldu. Barış Ödülü’ne layık görüldüğünde Avrupa’daki barış hareketinin etkili lideriydi.

1919’da Paris Barış Konferansına, 1920’de Milletler Cemiyeti toplantısına Belçika delegesi olarak katıldı. Bu dönemlerde dünya barışı için yoğun çaba gösterdi. Enternasyonalizmin güçlü bir savunucusuydu. Henri La Fontaine bir mason olarak  Brüksel’deki Les Amis Philanthropes locasının bir üyesiydi.

14 Mayıs 1943’te Brüksel’de yaşamını yitirdi. Çok sayıda hukuk kitabının yazarıdır.

Altılı Masa Anayasa Taslağı

0

Altılı Masa Anayasa Taslağı; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi, DEVA Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi tarafından ortaklaşa hazırlanarak kamuoyuna duyurulan kapsamlı bir anayasa değişikliği önerisidir. Metin, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde, “Altılı Masa Hazır, İşte Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in Anayasası” ve “Şimdi Demokrasi Zamanı” sloganlarıyla ilan edilmiştir.

Altılı masa liderleri, 28 Şubat 2022’de, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe dair ortak bir mutabakat metni imzalamış, mutabakat metni esas alınarak hazırlanan detaylı Anayasa Değişikliği Önerisi kamuoyuna 28 Kasım 2022’de duyurulmuştur. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş için gereken anayasa değişikliklerini içeren metin, 84 maddede değişiklik ve 9 ana başlık içermektedir ve 151 sayfalık bir anayasa değişikliği önerisi kitapçığı olarak yayımlanmıştır.

Taslağın temel amacı, Türkiye’yi “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçirmek için gereken hukuki altyapıyı oluşturmaktır. Ancak 2023 seçimlerinin ardından, Altılı Masa bileşenleri bu metni genel siyasi gündemlerinde büyük ölçüde geri plana itmiş ya da hiç gündeme getirmemişlerdir.

 

altılı masa

Altılı Masa Anayasa Taslağı GENEL GEREKÇESİ

Bu anayasa değişikliğinin amacı, Türkiye’de yönetimde keyfiliğe yol açan, anayasal hak ve hürriyetleri güvencesiz bırakan, hukuk devleti mekanizmalarının tamamını aşındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini yürürlükten kaldırmak ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi sağlamaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yürütme gücünün tamamını Cumhurbaşkanına sunmak yanında yasama organını zayıflatmış; yargının kontrolünü Cumhurbaşkanına sunmuştur. Böylece devletin birbirinden ayrı olması ve birbirini denetlemesi gereken üç temel fonksiyonunu tek bir kişinin iradesine bağlı hale getiren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hukuk devletinin aşınmasına, anayasal hak ve hürriyetlerin tamamının güvencesiz kalmasına yol açmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlükten kaldırılarak Kanun-i Esasi’nin kabulünden bu yana benimsenen ve yerleşen parlamenter geleneğe uygun olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçilmesi bu sisteminin siyasi ve sosyal hayatımızda açtığı hasarları aşma yolunda önemli bir adımdır. Ancak kurulacak yeni sistemin parlamentarizmin herhangi bir modeli olmadığını, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem olduğunu özellikle vurgulamak gerekir.

Önerimiz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin etkisiz kıldığı yasama organının yetkilerini iade ederek bu organı, Milli Mücadele yıllarından itibaren devlet ve toplum hayatımızda sahip olduğu güce ve itibara kavuşturmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla önerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği kanunlar üzerinde Cumhurbaşkanına tanınan veto yetkisini sona erdirecektir. Böylece Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları, evvelce olduğu gibi bir defaya mahsus olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade edecektir. Meclis iade edilen kanunu, dilerse basit çoğunlukla aynen kabul edebilecektir. Öte yandan önerimiz, yasama organına meclis soruşturması ve gensoru gibi hükümeti denetim yetkilerini tanımakta; parlamentonun hükümeti denetim vasıtaları arasında yer alan sözlü soru yetkisi yeniden düzenlenmektedir.

Gensoru mekanizmasını hükümet istikrarını korumak amacıyla yapıcı güvensizlik oyuyla birleştirmektedir. Böylece hükümeti gensoru yoluyla düşürmekte birleşen parlamento çoğunluğu, yeni hükümetin kurulmasını sağlamadıkça görevdeki hükümetin hukukî varlığını sona erdiremeyecektir. Diğer taraftan, Başbakan ve bakanlar gibi hükümet aktörlerinin görevleriyle ilgili suçlarından dolayı hesap verir kılınmalarını sağlayan meclis soruşturması, uygulanabilir, etkili bir mekanizmaya dönüştürülecektir. Bütün bunlara ek olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elinden alınmış olan bütçeyi kabul yetkisi, bu yetkinin asıl sahibi olan Meclise iade edilecektir. Böylece hükümetlerin hazırladıkları bütçe kanun teklifleri Meclis tarafından kabul edilmedikçe yürürlüğe giremeyecektir. Öte yandan hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Kanunu etkili bir denetim aracı haline getirilecektir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle yaratılan tek başlı yürütme modeline son verilerek yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşması sağlanacaktır. Devletin başı sıfatıyla temsili görev ve yetkilere sahip Cumhurbaşkanının; tek başına yapabileceği işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasına tâbi kılınacaktır.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığına seçilen kişinin bir partiye mensup olması halinde göreve başlamadan önce partisiyle ilişiğinin kesilmesi sağlanacaktır. Böylece Cumhurbaşkanının tarafsızlığı garanti edilecektir.

Yürütme alanındaki asıl yetkiler, parlamentarizmin doğasına uygun olarak Bakanlar Kuruluna ait olacaktır. Bakanlar Kurulu, izlediği politikalardan dolayı parlamentoya karşı kolektif olarak sorumlu kılınabilecektir. Ayrıca her bakan, emri altındaki işlerden dolayı bireysel olarak da parlamentoya karşı sorumlu kılınabilecektir.

Hükümet politikaları, kolektif bir organ olan Bakanlar Kurulunda müzakere, diyalog ve uzlaşmayla belirlenecek; böylece bu politikaların akılcı ve bilimsel temellere dayanması sağlanacaktır. Bu, yürütme organının kişiselleşmesini, keyfileşmesini, akıldışı politikalara yönelerek toplumu krizlere sürüklemesini önleyecek önemli bir faktör olacaktır.

Önerimiz, sadece bir hükümet sistemi değişikliğinden ibaret değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında bağımsızlığını kaybederek hukukun üstünlüğünün güvencesi olmaktan uzaklaşan yargı organı, gerçek bir hukuk devletinin gerektirdiği bağımsızlığına kavuşturulacaktır. Böylece yargı organı, Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün teminatı haline gelerek vatandaşların anayasal hürriyetlerinin garantisi olma işlevini yerine getirebilecektir. Bu sayede vatandaşlar, geleceğe güvenle bakabilecekleri huzurlu bir ortama kavuşacaklardır.

Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarıyla yargı kuruluşlarının kurumsal bağımsızlıklarını garanti eden yenilikler getirilmektedir. Yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarının güvencesi olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu, iki ayrı organ olarak düzenlenmiştir. Böylece hâkimlerin özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Hâkimler Kurulu’na, savcıların özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Savcılar Kurulu’na tanınmıştır. Her iki organın da üye kompozisyonları ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, bu organların özerkliğini garanti edecek şekilde düzenlenmiştir. Öte yandan bu iki organın da demokratik meşruiyet esasına dayanması sağlanmıştır. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanmıştır. Bu yenilik, hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkının ve bu hakkın bir parçası olan silahların eşitliği ilkesinin garanti edilmesini sağlayacaktır. Bu çerçevede Türkiye Barolar Birliği’nin özerk bir kuruluş olması da sağlanarak savunma makamı güçlendirilmiş; avukatlık mesleğine sahip olması gereken itibar kazandırılmıştır.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün garantisi olan Anayasa Mahkemesi’nin üye kompozisyonu, üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, çalışma usulleri, sahip olduğu yetkiler yeniden düzenlenmiş; böylece Yüksek Mahkemenin kararlarının etkinliği güçlendirilmiştir. Bu maksatla Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, ağır iş yükü de dikkate alınarak arttırılmış; halen iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışan Mahkemenin dört daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünü garanti etmek amacıyla hiçbir yasama tasarrufuna yargı bağışıklığı tanınmamıştır. Böylece organik ve fonksiyonel bakımdan yasama işlemi niteliğindeki tüm işlemlerin, Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi öngörülmüştür. Bireysel başvuruların alanı, sosyal hakları da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Bireysel başvuruların temelindeki hak ihlâllerinin, Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tâbi bir normun hukuka aykırılığından kaynaklanması halinde Yüksek Mahkeme’ye bu normu denetleme yetkisi de tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin halen mevcut olan yetkilerine ek olarak Yüksek Mahkeme’ye yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirlerinin alanına müdahale eden işlemleri nedeniyle yapılacak başvuruları da inceleme ve karara bağlama yetkisi tanınmıştır.

Yüksek Seçim Kurulu, yerine getirdiği işleve uygun olarak Anayasamızın yüksek mahkemeleri düzenleyen bölümüne aktarılmış; iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür. Böylece dairelerin alacağı kararlar, itiraz denetimine tâbi kılınmıştır. Daha da önemlisi, Yüksek Seçim Kurulu’nun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ilişkin verdiği kararların, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvurulara konu olması sağlanmıştır. Böylece seçim sürecinin hukuka uygunluğu teşvik edilmiştir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş önerisi, aynı zamanda, anayasal hakların alanını genişleten, bunların güvencelerini güçlendiren yenilikleri de içermektedir. Bu çerçevede, Anayasamızın 12. maddesinin başlığı “İnsan onuru, temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü” şeklinde değiştirilmiş, maddenin ilk fıkrasına insan onurunun dokunulmaz olduğu ve Anayasa düzeninin temelini oluşturduğu hükmü eklenmiştir. Böylece Anayasamızın insan
onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanmıştır. Öte yandan, 13. maddeye “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet
lehine yapılır.” hükmü eklenerek anayasa düzenine hürriyetçi bir felsefenin hâkim olması amaçlanmıştır. Benzer şekilde, demokratik bir anayasa düzeninin olmazsa olmazı olan ifade hürriyetiyle bu hürriyetten doğan basın hürriyeti gibi hürriyetler daha güçlü güvencelere kavuşturulmuştur.

Aynı çerçevede siyasi partilerin ifade ve örgütlenme hürriyetleri, daha güçlü garantilere kavuşturularak siyasi partilerin keyfî gerekçelerle kapatılmalarını önleyecek etkili hükümler getirilmiştir. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve Venedik Komisyonu raporları gibi Avrupa Konseyi standartları ışığında, çoğulcu demokrasinin güvencesini oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmiştir.

Anayasal hürriyetleri daha güvenceli hale getiren yeniliklerin tamamında Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerekleri dikkate alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmaların kanunların üzerinde olduğunu kabul eden 2004 Anayasa değişikliğini yaptırıma bağlayan ve güçlendiren yenilikler önerilmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, kanunların Anayasaya uygunluk denetiminde başvurulacak ölçü normlara dâhil edilmiştir.

Önerimiz, seçimleri takiben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Anayasa Değişikliği Teklifine dönüştüğü ve kabul edilerek yürürlüğe girdiği takdirde Türkiye, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçerek Anayasamızın 2. maddesinde hükme bağlandığı gibi insan haklarına saygılı, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti olabilecektir

Anayasa değişikliği önerisinin ana başlıkları şu şekilde özetlenmiştir: 

Kuvvetler ayrılığı tesis edilecek

Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisi 84 maddeden oluşuyor. Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargının ise bağımsız ve tarafsız olması hedefleniyor. Uzlaşılan metinde “Güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz” ifadelerine yer veriliyor.

Altılı masanın anayasa değişikliği paketinden öne çıkanlar şöyle:

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak

Cumhurbaşkanı 7 yıllığına halk tarafından seçilecek ve seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona erecek. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenemeyecek. Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet edecek. Cumhurbaşkanının kanunlar üzerindeki zorlaştırıcı veto etkisi sona erdirilip geri gönderme hakkı veriliyor

Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılacak

Altılı masanın teklifi, Anayasayı temel hakları “ödev” olarak vurgulayan ve hürriyetleri ödev kavramıyla sınırlayan anlayıştan arındırıyor. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılıyor. Anayasadan otoriter anlayışın izleri siliniyor. Anayasada “temel hak ve ödevler” yerine “temel hak ve hürriyetler” düzenleniyor.

“İnsan onuru” Anayasanın temel esası olacak

Anayasanın temel hakları düzenleyen ilk maddesine “İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir” ifadesi ekleniyor. Bu vurguyla beraber Anayasanın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanıyor. Devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu vurgulanıyor.

Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılacak

Anayasa’nın 13. maddesine “Hürriyet esas sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır” hükmü ekleniyor. Böylece temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düşüncesinden temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü dönemine geçiliyor.

Eleştiri hürriyeti güvence altına alınacak

Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti tek bir maddede düzenleniyor. Anayasanın 25. maddesinde yapılacak değişiklikle eleştiri hürriyeti güvence altına alınıyor. Keyfi sınırlamaların önüne geçiliyor.

Hayvan hakları ilk kez Anayasaya girecek

Anayasanın 56. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasada sağlık hakkı ve çevre hakkı yeniden düzenlenirken hayvan hakları ilk kez anayasal güvenceye kavuşturuluyor.

Parti kapatma zorlaştırılacak

Siyasi parti kapatma davalarının açılması zorlaştırılıyor. Şiddete başvurma ya da şiddeti teşvik hariç olmak üzere parti kapatma davalarının açılabilmesi için ihtar şartı getiriliyor. Kapatma davasının açılabilmesi, TBMM’nin üçte ikisinin oyuyla alınacak izne bağlanıyor. Milletvekillerinin meclis kürsüsünde kullandığı ifadelerin parti kapatma davalarında delil olamayacağı düzenleniyor. Bu davalardan çıkabilecek yaptırımlara idari para cezası ekleniyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması zorlaştırılacak

Milletvekillerinin sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde dokunulmazlıktan faydalanamayacağı düzenleniyor. Anayasanın 83. maddesinde Anayasanın 14. maddesine yapılan atıf metinden çıkarılıyor. Dokunulmazlığın kaldırılması için üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alınacağı hükmü getiriliyor. Milletvekili düşme kararında bireysel başvuru yoluna gidilmiş ise Anayasa Mahkemesinin kararının bekleneceği düzenleniyor.

Kadına şiddetten suçlu bulunanlar milletvekili olamayacak

Affa uğramış olsalar bile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kadına yönelik kasten yaralama ve edimi ifasını fesat karıştırma suçlarından hüküm giymiş olanların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı hükmü getiriliyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun alanı genişletilecek

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15’ten 22’ye çıkarılıyor. Üyelerden 20’sinin TBMM, 2’sinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Mahkemenin bölüm sayısı 2’den 4’e yükseltiliyor. Anayasada veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hakların ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılıyor.

Uluslararası anlaşmalardan çekilme kararı açıkça TBMM’nin uygun bulmasına bağlanacak

Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmadan çekilme için TBMM’nin uygun bulması şartı Anayasada açıkça düzenleniyor.

Herkes Meclis Araştırma Komisyonu’nun davetine uyacak

Meclisin denetim yetkisi güçlendiriliyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçları artırıp etkili kılınıyor. Muhalefete bir yasama yılında en az yirmi gün gündemi belirleyerek genel görüşme açma hakkı tanınıyor. Herkesin Meclis Araştırma Komisyonunun davetine uymak zorunda olduğu düzenleniyor.

Milletin meclisi, bütçe yetkisine kavuşacak

Bütçe yetkisi Meclise iade ediliyor. Hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Anayasada ayrı bir maddede düzenleniyor. Değişikliğe göre, Kesinhesap Komisyonu kuruluyor ve başkanının ana muhalefet partisinin milletvekili olması şartı getiriliyor.

Yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülemeyecek

Hükümet, başbakan ve bakanlar hakkında gensoru verme yetkisi tesis ediliyor. Bu yenilikle, Bakanlar Kurulu aleyhine verilen güvensizlik önergelerine yeni Başbakanın isminin eklenmesi zorunlu kılınıyor. Böylece meclis, istikrarın gereği olarak ancak yeni hükümeti kurmakta birleşebilirse mevcut hükümeti düşürebilecek.

HSK kapatılacak

Hakimler ve Savcılar Kurulu kapatılarak Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu kuruluyor. Yargı bağımsızlığının sağlanması için Adalet Bakanı ve yardımcısının Hakimler Kurulu üyesi olmasına son veriliyor.

OHAL KHK’larına son verilecek

OHAL KHK’ları kaldırılıyor. Olağanüstü Hallere ilişkin tedbirlerin Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenleneceği ve Olağanüstü Hal Kanunu ile bu kanundan kaynaklı idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağı düzenleniyor.

Savunma ve iddia makamı eşitlenecek

Hakim ve savcılara coğrafi teminat getiriliyor. Savunmanın bağımsızlığı vurgulanıyor. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanıyor. Her ilde bir baro olacağı açıkça Anayasada düzenleniyor.

Sayıştay ve YSK yüksek mahkeme olacak

Sayıştay yüksek mahkeme statüsüne kavuşturuluyor. Kurumun denetim yetkisinin kapsamı genişletiliyor. Yüksek Seçim Kurulu Anayasada yargı bölümünde bir yüksek mahkeme olarak düzenleniyor, kurulun niteliği açıklığa kavuşturuluyor. Yüksek Seçim Kurulunun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ilişkin kararları Anayasa Mahkemesinin denetimine açılıyor.

RTÜK üyeleri gazeteci ve akademisyenlerden oluşacak

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun üye yapısında çoğulculuk sağlanıyor. RTÜK üyeleri, basın mensupları ile iletişim ve hukuk fakültesi öğretim üyeleri arasından seçiliyor. Üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nitelikli çoğunluğu aranıyor. Kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık esaslarına bağlı olarak çalışacağı vurgulanıyor.

Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasına Danıştay karar verecek

İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanlarını ve meclis üyelerini görevden uzaklaştırma yetkisi kaldırılıyor. Onun yerine Danıştay kararı şartı getiriliyor. Görevden uzaklaştırmanın en fazla altı ay sürebileceği düzenleniyor.

YÖK kaldırılacak

Yükseköğretim Kurulu kaldırılıyor. Üniversitelerin akademik, idari ve mali özerklikleri ihlal edilmemek kaydıyla planlama ve koordinasyon kurulu olacak Yükseköğretim Üst Kurulu düzenleniyor.

Türkiye’nin Hukuk ve İnsan Hakları Kronolojisi / 1400–2026

0
Türkiye'nin Hukuk ve İnsan Hakları Kronolojisi - 1400–2026

Türkiye’nin hukuk ve insan hakları tarihini, 1402 Fetret Devri’nden 2026 yüksek yargı krizlerine kadar uzanan 130 maddelik zaman tüneliyle kronolojik olarak derleyen yapay zeka çalışması.

Editörün Notu: Türkiye’nin hukuk ve insan hakları serüveni, Osmanlı İmparatorluğu’nun erken dönemlerinden günümüzün yüksek yargı krizlerine kadar uzanan fırtınalı bir geçmişe sahiptir. Bu kapsamlı kronoloji; anayasal dönüşümlerden siyasi yargılamalara, faili meçhul cinayetlerden insan hakları ihlallerine kadar Türkiye’nin adalet hafızasını şekillendiren 130 kritik dönüm noktasını bir araya getiriyor. 1402 yılı Fetret Devri’nden 2026’nın güncel hukuk tartışmalarına kadar uzanan bu rehber, hukukçular, tarihçiler ve hak savunucuları için dijital bir arşiv niteliğindedir. Yapay Zeka tarafından hazırlanan bu zaman tüneli, Türkiye’nin hukuk devleti olma mücadelesinin kronolojisini oluşturuyor.  

1. Osmanlı – Erken Dönem (1400–1800)

  1. 1402 – Fetret Devri: Taht kavgaları sırasında merkezi otoritenin çökmesiyle toplu infazlar ve yargısız güç kullanımı yaşandı.
  2. 1446 – Buçuktepe Vakası: Yeniçerilerin ilk büyük isyanı, askeri baskıyla iktidar değişimi ve cezalandırma pratiğini başlattı.
  3. 1477–1481 – Fatih Dönemi Müsadere Uygulamaları: Devletin, kişilerin mülkiyetine el koyma yetkisinin merkezi otoriteyi pekiştirmek için sistematik kullanımıdır.
  4. 1511 – Şahkulu İsyanı: Anadolu’daki büyük toplumsal ayaklanmanın devlet tarafından ağır askeri ve hukuki yaptırımlarla bastırılmasıdır.
  5. 1517 – Hilafet’in Osmanlı’ya Geçmesi: Siyasi ve dini otoritenin tek elde toplanmasıyla hukuki meşruiyetin dini temellere oturmasıdır.
  6. 1555 – Amasya Antlaşması: Osmanlı ve Safeviler arasında imzalanan, uluslararası hukukta sınır ve egemenlik tanımının erken örneğidir.
  7. 1566 – Kanuni Dönemi Kanunnameler: Şer’i hukuk ile örfi hukukun sentezlendiği, ceza ve toprak düzeninin kodifiye edildiği zirve dönemidir.
  8. 1571 – İnebahtı Yenilgisi: Büyük deniz yenilgisi sonrası savaş hukuku, esir muamelesi ve ganimet hakları tartışmaya açılmıştır.
  9. 1590–1610 – Celali İsyanları: Anadolu’da asayişin çökmesiyle on binlerce kişinin ölümü ve olağanüstü örfi tedbirlerin uygulanmasıdır.
  10. 1622 – II. Osman’ın Öldürülmesi: Bir padişahın askeri darbe ve kitle şiddetiyle katledilmesi, hukuk düzeninde derin bir kırılma yaratmıştır.
  11. 1656 – Çınar Vakası: Devlet adamlarının isyancılar tarafından ağaçlara asılarak infaz edildiği kitlesel bir şiddet olayıdır.
  12. 1703 – Edirne Vakası: Yeniçeri ve ulema ittifakıyla padişahın tahttan indirilmesi ve bürokratik tasfiyelerin yaşanmasıdır.
  13. 1730 – Patrona Halil İsyanı: Lale Devri’ni kanlı bir şekilde bitiren halk ayaklanması ve sonrasındaki toplu cezalandırmalardır.
  14. 1774 – Küçük Kaynarca Antlaşması: Azınlık haklarının uluslararası antlaşmalarla yabancı devlet himayesine girmesinin ilk adımıdır.
  15. 1789–1807 – Nizam-ı Cedid Dönemi: Batılı anlamda modern askeri ve idari hukuk reformlarının ilk sistemli denemesidir.
  16. 1807 – Kabakçı Mustafa İsyanı: Reform karşıtı güçlerin darbe yaparak anayasal nitelikteki yenilikleri durdurmasıdır.
  17. 1808 – Sened-i İttifak: Padişahın yetkilerinin yerel güçlerle paylaşıldığı, Türk hukuk tarihinin ilk sözleşmesel belgesidir.

2. Tanzimat – II. Meşrutiyet (1800–1908)

18. 1826 – Vaka-i Hayriye: Yeniçeri Ocağı’nın kanlı bir şekilde kaldırılmasıyla modern askeri hukuk düzenine geçiş sağlanmıştır.
19. 1839 – Tanzimat Fermanı: Can, mal ve ırz güvenliğinin devlet güvencesine alındığı ilk kapsamlı insan hakları beyannamesidir.
20. 1856 – Islahat Fermanı: Müslüman olmayan tebaaya tam eşitlik ve din özgürlüğü tanıyan hukuki düzenlemedir.
21. 1858 – Arazi Kanunnamesi: Toprak mülkiyetini modern esaslara göre düzenleyen ve mülkiyet hakkını netleştiren temel yasadır.
22. 1868 – Şuray-ı Devlet’in Kuruluşu: Modern idari yargının temeli atılarak devlet işlemlerinin denetlenmesi amaçlanmıştır.
23. 1876 – Kanun-i Esasi: Osmanlı’nın ve Türk tarihinin ilk anayasası ile meşruti monarşi düzenine geçilmiştir.
24. 1877–1878 – Meclis’in Kapatılması: II. Abdülhamit’in anayasayı askıya alarak 30 yıl sürecek mutlakiyet dönemini başlatmasıdır.
25. 1894–1896 – Ermeni Olayları: Doğu Anadolu’da yaşanan kitlesel şiddet olayları ve dönemin yargı sistemindeki cezasızlık sorunudur.
26. 1903–1907 – İttihat ve Terakki’nin Yükselişi: Gizli örgütlenme ve siyasi suikastların hukuk dışı bir mücadele yöntemi olarak yerleşmesidir.

3. II. Meşrutiyet – Cumhuriyet Kuruluşu (1908–1923)

27. 1908 – II. Meşrutiyet’in İlanı: Anayasanın yeniden yürürlüğe girmesiyle parlamenter sistem ve temel özgürlükler dönemi başlamıştır.
28. 1909 – 31 Mart Vakası: Meşrutiyet karşıtı isyanın askeri müdahaleyle bastırılması ve sonrasındaki toplu idam yargılamalarıdır.
29. 1909 – Adana Olayları: Bölgedeki etnik çatışmalar sonrası kurulan askeri mahkemelerin adalet ve cezasızlık sınavıdır.
30. 1913 – Bab-ı Âli Baskını: Hükümetin silahlı darbeyle ele geçirilmesiyle tek parti otoriterleşmesinin önü açılmıştır.
31. 1915 – Tehcir ve Kitlesel Kayıplar: Ermeni nüfusun zorunlu göçü sırasında yaşanan büyük insani dram ve sonrasındaki hukuki tartışmalardır.
32. 1919 – Amasya Süreci: Ulusal egemenliğe dayalı yeni bir siyasal ve hukuki meşruiyetin inşası için atılan ilk adımdır.
33. 1920 – TBMM’nin Açılması: Egemenliğin saraydan halk temsilcilerine geçtiği yeni bir hukuk düzeninin kurulmasıdır.
34. 1920–1927 – İstiklal Mahkemeleri: Savaş ve devrim koşullarında hızlı karar veren, adil yargılanma standartları tartışmalı olağanüstü mahkemelerdir.
35. 1921 – Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: Milli Mücadele döneminin kısa ve öz, halk egemenliğini esas alan ilk anayasasıdır.
36. 1923 – Lozan Antlaşması: Yeni devletin uluslararası hukukta tanınması ve azınlık haklarının uluslararası güvenceye bağlanmasıdır.

4. Erken Cumhuriyet Dönemi (1923–1950)

37. 1924 – 1924 Anayasası: Cumhuriyet’in laik ve üniter yapısını kuran, güçler birliğini esas alan temel yasadır.
38. 1925 – Şeyh Said İsyanı: Dini ve etnik temelli ayaklanmanın İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla sert biçimde cezalandırılmasıdır.
39. 1925 – Takrir-i Sükûn Kanunu: Hükümete olağanüstü yetkiler vererek muhalefeti ve basını susturan baskı yasasıdır.
40. 1930 – Menemen Olayı: Cumhuriyet karşıtı şiddet eylemi sonrası kurulan askeri mahkemede verilen toplu idam kararlarıdır.
41. 1934 – Trakya Olayları: Yahudi vatandaşlara yönelik yağma ve şiddet olayları karşısında yargının yetersiz kalmasıdır.
42. 1937 – Laikliğin Anayasa’ya Girmesi: Devletin din karşısındaki tarafsızlığının ve hukuk birliğinin anayasal güvenceye alınmasıdır.
43. 1937–1938 – Dersim Olayları: Bölgedeki aşiret yapısına yönelik askeri operasyonlar ve sonrasındaki kitlesel sürgün ve ölümlerdir.
44. 1938 – Nazım Hikmet Donanma Davası: Ünlü şairin siyasi görüşleri nedeniyle askeri mahkemede ağır hapis cezasına çarptırılmasıdır.
45. 1942 – Varlık Vergisi: Gayrimüslimlerin mülkiyet haklarını ihlal eden ve eşitlik ilkesine aykırı olan ayrımcı vergi uygulamasıdır.
46. 1945 – Tan Gazetesi Baskını: Muhalif basına yönelik organize kitle şiddeti ve ifade özgürlüğünün ağır ihlalidir.
47. 1946 – Çok Partili Döneme Geçiş: Tek parti rejiminden demokratik yarışa geçişin hukuki ve siyasi başlangıcıdır.

5. Çok Partili Dönem – Darbeler – Şiddet (1950–1980)

48. 1950 – DP’nin İktidara Gelişi: Türkiye’de iktidarın ilk kez sandık yoluyla ve barışçıl bir şekilde el değiştirmesidir.
49. 1955 – 6–7 Eylül Pogromu: Azınlıkların mülkiyet ve yaşam haklarına yönelik organize saldırılar ve yargıdaki cezasızlık sürecidir.
50. 1959 – 49’lar Davası: Kürt aydınlarına yönelik etnik kimlik temelli ilk büyük toplu tutuklama ve yargılama sürecidir.
51. 1960 – 27 Mayıs Darbesi: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koyarak anayasal düzeni askıya aldığı ilk darbedir.
52. 1960–1961 – Yassıada Yargılamaları: Devrik hükümet üyelerinin olağanüstü mahkemede yargılanarak idam edilmesiyle sonuçlanan süreçtir.
53. 1961 – 1961 Anayasası: Temel hakları genişleten, Anayasa Mahkemesi’ni kuran ve kuvvetler ayrılığını güçlendiren özgürlükçü yasadır.
54. 1962–1963 – Talat Aydemir Girişimleri: Ordu içindeki bir grubun başarısız darbe teşebbüsleri ve sonrasındaki idam yargılamalarıdır.
55. 1968 – Üniversite Olayları: Gençlik hareketlerinin yükselişiyle birlikte toplanma özgürlüğü ve polis şiddeti tartışmalarının başlamasıdır.
56. 1969 – Kanlı Pazar: Sağ ve sol gruplar arasındaki çatışmada devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu yaşanan ölümlerdir.
57. 1970 – 15–16 Haziran Olayları: İşçi sınıfının sendikal haklar için yaptığı büyük direniş ve sonrasındaki sıkıyönetim yargılamalarıdır.
58. 1971 – 12 Mart Muhtırası: Ordunun müdahalesiyle temel hakların kısıtlandığı ve yoğun gözaltıların yaşandığı ara rejim dönemidir.
59. 1972 – Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının İdamı: Siyasi faaliyetleri nedeniyle üç gencin idam edilmesi, adil yargılanma tartışmalarının simgesi olmuştur.
60. 1977 – 1 Mayıs Taksim Katliamı: İşçi bayramında açılan ateş sonucu 34 kişinin ölmesi ve faillerin hiçbir zaman bulunamamasıdır.
61. 1978 – Maraş Katliamı: Alevi vatandaşlara yönelik kitlesel saldırılar ve yargı sürecindeki derin cezasızlık sorunudur.
62. 1978 – Bahçelievler Katliamı: Yedi TİP’li gencin siyasi görüşleri nedeniyle öldürülmesi, sağ-sol şiddetinin en ağır örneklerindendir.
63. 1979 – Abdi İpekçi Suikastı: Saygın bir gazetecinin öldürülmesiyle basın özgürlüğüne ve demokrasiye vurulan ağır darbedir.
64. 1980 – Çorum Olayları: Mezhep temelli toplumsal şiddetin tırmanması sonucu onlarca sivilin hayatını kaybetmesidir.
65. 1980 – 12 Eylül Darbesi: Demokrasinin tamamen askıya alındığı, işkence ve hak ihlallerinin sistematikleştiği en ağır askeri müdahaledir.

6. 12 Eylül Sonrası – Derin Devlet – Faili Meçhul (1980–2000)

66. 1981–1985 – MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası: 12 Eylül sonrası sağ görüşlü grupların toplu yargılandığı geniş kapsamlı dava sürecidir.
67. 1982 – 1982 Anayasası: Askeri vesayeti pekiştiren, yürütmeyi güçlendirip temel hakları kısıtlayan mevcut anayasadır.
68. 1984 – Aydınlar Dilekçesi: Demokrasi talebiyle imza toplayan aydınların yargılanması, ifade özgürlüğü mücadelesinin dönüm noktasıdır.
69. 1990 – Muammer Aksoy Suikastı: Laik hukuk savunucusu bir hukukçunun öldürülmesiyle başlayan aydın cinayetleri zinciridir.
70. 1990 – Çetin Emeç Suikastı: Basın dünyasının önemli bir isminin susturulmasıyla ifade özgürlüğüne yönelik ağır saldırıdır.
71. 1990 – Turan Dursun Suikastı: Düşünceleri nedeniyle bir yazarın katledilmesi, inanç ve ifade özgürlüğü ihlalidir.
72. 1990 – Bahriye Üçok Suikastı: Akademisyen ve siyasetçinin bombalı saldırıyla öldürülmesi, faili meçhul cinayetler döneminin parçasıdır.
73. 1992 – Musa Anter Cinayeti: Kürt yazarın sokak ortasında öldürülmesi, devlet içindeki karanlık yapıların sorgulandığı bir davadır.
74. 1993 – Uğur Mumcu Cinayeti: Araştırmacı gazeteciliğin sembol isminin öldürülmesi, derin devlet tartışmalarını zirveye taşımıştır.
75. 1993 – Sivas Madımak Katliamı: 33 aydının yakılarak öldürülmesi ve yargı sürecindeki zamanaşımı kararlarıyla hafızalara kazınan trajedidir.
76. 1993 – Başbağlar Katliamı: Sivas’ın misillemesi olarak sivillerin katledilmesi, şiddet sarmalının hukuku devre dışı bırakmasıdır.
77. 1994 – DEP / Leyla Zana Davası: Kürt milletvekillerinin Meclis’ten yaka paça götürülerek tutuklanması, siyasi temsil hakkı ihlalidir.
78. 1995 – Gazi Olayları: Mahalle baskınları ve polis müdahalesi sonucu yaşanan ölümler, toplumsal barışın yara aldığı bir süreçtir.
79. 1995 – Manisa Gençleri Davası: Gözaltındaki gençlere işkence yapıldığının yargı kararıyla tescillendiği emsal bir insan hakları davasıdır.
80. 1995 – Cumartesi Anneleri’nin Başlangıcı: Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan ailelerin, dünyanın en uzun süreli sivil itaatsizlik eylemidir.
81. 1996 – Metin Göktepe Dosyası: Bir gazetecinin gözaltında polis şiddetiyle öldürülmesi ve sorumluların cezalandırılması için verilen hukuk mücadelesidir.
82. 1996 – Susurluk Kazası: Devlet, siyaset ve mafya ilişkilerinin bir kaza sonucu ifşa olmasıyla hukuk devletinin sorgulanmasıdır.
83. 1997 – 28 Şubat Süreci: MGK kararlarıyla hükümetin istifaya zorlandığı, inanç özgürlüğü ve eğitim hakkı tartışmalarının yaşandığı dönemdir.
84. 1998 – Refah Partisi’nin Kapatılması: İktidar partisinin laiklik karşıtı eylemler odağı olduğu gerekçesiyle kapatılmasıdır.
85. 1999 – Öcalan’ın Yakalanması ve İmralı Davası: PKK liderinin yargılanma süreci ve Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasına giden hukuki yoldur.

7. 2000’ler – Kumpaslar – Hak Odaklı Davalar (2000–2010)

86. 2000 – Hayata Dönüş Operasyonu: Cezaevlerindeki açlık grevlerine yönelik kanlı müdahale ve yaşam hakkı ihlali tartışmalarıdır.
87. 2001 – Fazilet Partisi’nin Kapatılması: Odak olma gerekçesiyle bir siyasi partinin daha kapatılması, örgütlenme özgürlüğü tartışmasıdır.
88. 2003 – HADEP’in Kapatılması: Kürt siyasi hareketinin partisinin kapatılmasıyla siyasi temsil hakkının engellenmesidir.
89. 2005 – Orhan Pamuk Davası: Yazara yönelik “Türklüğü aşağılama” davası, TCK 301. maddenin ifade özgürlüğü önündeki engelini göstermiştir.
90. 2006 – Danıştay Saldırı: Yüksek yargı üyelerine yönelik silahlı saldırı, yargı bağımsızlığına ve laikliğe yönelik ağır bir tehdittir.
91. 2006 – Rahip Santoro Cinayeti: Din görevlisinin öldürülmesi, inanç özgürlüğü ve nefret suçları tartışmasını başlatmıştır.
92. 2007 – Hrant Dink Cinayeti: Ermeni gazetecinin öldürülmesi, devletin koruma yükümlülüğü ve cezasızlık üzerine en derin davadır.
93. 2007 – Zirve Yayınevi Cinayetleri: Hristiyan vatandaşların vahşice öldürülmesi, inanç özgürlüğü ve örgütlü nefretin sonucudur.
94. 2007 – 27 Nisan e-Muhtırası: Ordunun siyasete internet üzerinden müdahale girişimi ve sivil iradenin buna karşı duruşudur.
95. 2008 – Ergenekon Davası: Darbe teşebbüsü iddiasıyla başlayan ancak usul hataları ve kumpas iddialarıyla tartışılan devasa yargılamadır.
96. 2008 – AK Parti Kapatma Davası: İktidar partisinin kapatılmaktan bir oy farkla kurtulduğu, siyasi kriz yaratan anayasal süreçtir.
97. 2009 – KCK Davaları: Kürt siyasetçilere yönelik toplu tutuklamalar ve uzun tutukluluk süreleriyle eleştirilen yargılamalardır.
98. 2010 – Balyoz Davası: Askeri darbe planı iddiasıyla açılan, sahte delil tartışmalarıyla sonuçlanan ve sonradan beraatle biten davadır.
99. 2010 – Mavi Marmara Olayı: Gazze’ye yardım götüren gemiye İsrail müdahalesi sonucu yaşanan ölümlerin uluslararası hukuk boyutudur.

8. Yakın Dönem (2010–2026)

100. 2011 – Roboski/Uludere: Sınırda 34 sivilin hava harekatıyla öldürülmesi ve yargı sürecindeki takipsizlik kararıdır.
101. 2011 – OdaTV Davaları: Gazetecilerin dijital delillerle tutuklanması, basın özgürlüğü ve kumpas iddialarının odağıdır.
102. 2011 – Fenerbahçe Şike Davası: Futbolda şike iddiasıyla başlayan ancak yargıdaki yapılanmaların tasfiyesiyle sonuçlanan süreçtir.
103. 2012 – 12 Eylül Davası: Darbeci generallerin yıllar sonra yargılanması, sembolik bir hesaplaşma girişimidir.
104. 2013 – Gezi Parkı Olayları ve Davası: Büyük toplumsal protestolar ve sonrasında açılan davalarla toplanma özgürlüğünün sınanmasıdır.
105. 2013 – Ali İsmail Korkmaz Davası: Protestolar sırasında dövülerek öldürülen gencin davası, polis şiddeti ve adalet arayışıdır.
106. 2013 – Ethem Sarısülük Davası: Polis kurşunuyla ölen göstericinin davası, orantısız güç kullanımı ve cezasızlık tartışmasıdır.
107. 2014 – Soma Maden Faciası: 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan facia, iş sağlığı ve güvenliği hukukunun en büyük sınavıdır.
108. 2014 – Ermenek Maden Faciası: İhmaller sonucu yaşanan maden kazası ve kurumsal sorumluluk tartışmalarıdır.
109. 2014 – MİT TIR’ları Davası: Devlet sırrı ve casusluk iddialarıyla gazetecilerin yargılandığı, basın özgürlüğü krizidir.
110. 2015 – Suruç Katliamı: Genç aktivistlere yönelik IŞİD saldırısı ve güvenlik ihmali iddialarının hukuki sürecidir.
111. 2015 – Ankara Gar Katliamı: Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısı ve kamu görevlilerinin sorumluluğu tartışmasıdır.
112. 2015 – Tahir Elçi Cinayeti: Barış elçisi bir hukukçunun çatışma ortasında öldürülmesi ve uzayan faili meçhul davasıdır.
113. 2016 – Barış Akademisyenleri: Bildiri imzalayan akademisyenlerin ihraç ve yargılanma süreci, akademik özgürlük ihlalidir.
114. 2016 – 15 Temmuz Darbe Girişimi: Anayasal düzeni yıkma girişimi ve sonrasında başlayan devasa yargılama süreçleridir.
115. 2016 – OHAL–KHK Süreçleri: Olağanüstü hal kararnameleriyle yapılan kitlesel ihraçlar ve savunma hakkı tartışmalarıdır.
116. 2017 – Başkanlık Sistemi Referandumu: Hükümet sisteminin değişmesiyle kuvvetler ayrılığının yeniden yapılandırıldığı anayasal dönümdür.
117. 2017 – Osman Kavala’nın Tutuklanması: Sivil toplum temsilcisinin uzun tutukluluğu ve AİHM kararlarının uygulanmaması krizidir.
118. 2018 – Çorlu Tren Faciası: İhmaller sonucu yaşanan kazada adalet arayan ailelerin hukuk mücadelesidir.
119. 2019 – Wikipedia Yasağının Kalkması: AYM’nin erişim engelini hak ihlali saymasıyla internet özgürlüğü adına kazanılan zaferdir.
120. 2019 – İmamoğlu ‘Ahmak’ Davası: Seçilmiş bir belediye başkanına yönelik siyasi yasak talepli hakaret davasıdır.
121. 2020 – Aladağ Yurt Yangını Davası: Çocukların ihmal sonucu ölümüyle ilgili verilen kararların kamu vicdanındaki yeridir.
122. 2021 – Boğaziçi Protestoları Davaları: Kayyum rektör protestoları sonrası öğrencilere açılan davalar ve akademik özerklik tartışmasıdır.
123. 2021 – HDP Kapatma Davası: Meclis’teki üçüncü büyük partinin kapatılması talebiyle açılan güncel anayasal davadır.
124. 2022 – Canan Kaftancıoğlu Kararı: Siyasi tweetler nedeniyle verilen hapis cezası ve siyasi yasak kararının hukukiliği tartışmasıdır.
125. 2022 – Sinan Ateş Cinayeti: Başkentte işlenen siyasi cinayetin arkasındaki örgütlü yapı ve yargıdaki ilerleyişidir.
126. 2023 – Can Atalay – AYM–Yargıtay Krizi: Milletvekili seçilen tutuklunun tahliyesi konusunda iki yüksek mahkeme arasındaki yetki çatışmasıdır.
127. 2023 – 6 Şubat Depremi Davaları: On binlerce ölüm sonrası müteahhitler ve kamu görevlilerine yönelik açılan devasa sorumluluk davalarıdır.
128. 2024 – Kobani Davası Kararları: 2014 olayları nedeniyle siyasetçilere verilen ağır hapis cezalarının hukuki ve siyasi sonuçlarıdır.
129. 2024 – Sosyal Medya Erişim Engelleri: Platformlara yönelik kapatma kararlarının haber alma ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkisidir.
130. 2025–2026 – Yüksek Yargı Yetki Çatışması: AYM kararlarının uygulanmaması sorununun hukuk devleti ilkesi üzerindeki kalıcı etkileri tartışılmaktadır.

İsrail Bağımsızlık Bildirgesi

0

İsrail Bağımsızlık Bildirgesi, 14 Mayıs 1948 tarihinde açıklanmıştır. İngiliz Mandasının sonlandığı günde, yeni bağımsız İsrail devleti resmi olarak ilan edilmiştir. Bildirgeyi hukukçu David Ben-Gurion okumuş ve yeni ülkenin ilk başbakanı olmuştur.

İsrail Bağımsızlık Bildirgesi

İsrail Devleti’nin Kuruluşu Bildirgesi Eretz-İsrail Yahudi halkının doğum yeridir. Burada ruhani, dini ve siyasi kimlikleri biçimlenmişti. Burada ilk kez devlet olmaklıklarını aldılar, ulusal ve evrensel öneme sahip kültürel değerler yarattılar ve dünyaya ölümsüz Kitapların Kitabını kazandırdılar. Zorla topraklarından sürgüne yollandıktan sonra, insanlar bununla dağılımları süresince inançlarını korudular ve buraya geri dönüşleri için ve burada siyasi özgürlüklerini tekrar kurmak için hiçbir zaman dua ve umut etmeyi bırakmadılar. Bu tarihi ve geleneksel bağlılıkla harekete geçen Yahudiler antik anavatanlarında tekrar hayatlarını kurmak için her yeni nesilde mücadele ettiler. Geçtiğimiz on yıllarda yığınlar halinde geldiler. Öncüler, Ma’apilim ve savunucular, çölleri verimleştirdiler, İbranice dilini canlandırdılar, köyler ve kasabalar kurdular, ve kendi ekonomisini ve kültürünü kontrol eden, barışı seven; ancak kendini savunmayı bilen, ilerlemenin nimetlerini tüm ülke halkına getiren ve bağımsız bir milliyete doğru ilerleyen bir başarılı bir topluluk oluşturdular.

5657 yılında (1897), Yahudi devletinin ruhani lideri çağrısında, Theodor Herzl, ilk Siyonist Kongresi toplandı ve Yahudi halkının kendi ülkelerinde ulusal yeniden doğuş hakkını ilan etti. Bu hak 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklerasyonunda tanındı ve Milletler Cemiyeti’nin, belirgin şekilde, Yahudi halkı ve Eretz-İsrail arasındaki tarihi bağlantıya ve Yahudi halkının kendi milli evini tekrar inşa etme hakkına uluslararası tasdik veren Mandasında tekrar doğrulandı.

Yahudi halkının yakın zamanlarda yaşadığı facialar ve Avrupa’daki milyonlarca Yahudi’nin katliamı, evsizlik meselesini çözmenin aciliyetini gösteren başka açık bir kanıttı; bu Eretz-İsrail’de anavatanın kapılarını her bir Yahudi’ye açacak ve Yahudi halkına milletlerarası nezaketi üyesinin saygınlık statüsünü verecek Yahudi devletini tekrar kurarak gerçekleşecektir.

Zorluklardan, kısıtlamalardan ve tehlikelerden yılmayan Avrupa’daki Nazilerin Yahudi Soykırımı’ndan kurtulanlar ve ayrıca dünyanın diğer yerlerinden gelen Yahudiler Eretz-İsrail’e göç etmeye devam ettiler ve kendi ulusal anavatanlarında saygınlık, özgürlük ve dürüst çalışma hayatı haklarını aramayı asla bırakmadılar.

İkinci Dünya Savaşı’nda, bu ülkenin Yahudi nüfusu özgürlük ve barış seven ülkelerin Nazi güçlerinin kötülüklerine karşı mücadelesine tam katkıda bulundular, ve askerlerinin kanıyla ve savaş çabasıyla Birleşmiş Milletleri kuran kişiler arasında tanınma hakkını kazandılar.

29 Kasım 1947’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Eretz-İsrail’de bir Yahudi devletinin kurulması çağrısında bulunan bir çözüm sundu; Genel Kurul, Eretz-İsrail sakinlerinin bu çözümün uygulanması için kendilerine düşenlerle ilgili gerekli adımları atmalarını istiyordu. Birleşmiş Milletlerin bu Yahudi halkının kendi ülkelerini kurma hakkını tanıması değiştirilemez. Bu hak Yahudi halkının, tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, kendi bağımsız ülkelerinde kendi kaderlerinin efendileri olmalarıyla ilgili doğal hakkıdır.

Buna uygun olarak bizler, Bireylerin Konseyi üyeleri, Eretz-İsrail’in Yahudi topluluğunun ve Siyonist hareketinin temsilcileri, burada Erezt-İsrail üzerindeki İngiliz Mandasının sonlandığı bugünde, kendi doğal ve tarihi hakkımızın vasıtasıyla ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çözümünün gücüne dayanarak, bu vesileyle İsrail Devleti olarak bilinecek Eretz-İsrail’de bir Yahudi devletinin kurulmasını beyan ediyoruz. Mandanın sonlandığı andan itibaren, bu akşam, Sebt günü arifesi, 6 Iyar 5708 (15 Mayıs 1948) seçili Kurucu Meclis tarafından en geç 1 Ekim 1948’e kadar kabul edilecek anayasaya uygun olarak devletin seçilmiş, düzenli otoritelerinin kurulmasına kadar, “İsrail” olarak adlandırılacak Yahudi Devleti’nde Bireyler Konseyi geçici Devlet Konseyi olarak hareket edecek ve yürütme organı, Bireylerin Yönetimi, devletin Geçici Hükümeti olacaktır.

İsrail Devleti, Yahudi göçüne ve sürgündekilerin toplanmasına açık olacaktır; ülkenin kalkınmasını tüm bireylerinin yararına olacak şekilde teşvik edecektir; İsrail’in Peygamberlerinin öngördüğü gibi özgürlüğe, adalete ve barışa dayanacaktır; din, ırk ve cinsiyet ayrımı olmadan tüm vatandaşlarının sosyal ve siyasi haklarında eşitliği garanti edecektir; din, vicdan, dil, eğitim ve kültür özgürlüğü sağlayacaktır; tüm dinlerin Kutsal Yerlerini koruyacaktır; ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ilkelerine bağlı olacaktır.

İsrail Devleti, 29 Kasım 1947 Genel Kurul çözümünün uygulanması için Birleşmiş Milletlerin tüm örgütleriyle ve üyeleriyle işbirliği yapmaya hazırdır ve Eretz-İsrail’in tümünde ekonomik birliği kurmak için gerekli adımları atacaktır.

Birleşmiş Milletlere ülkesini kurmakta ve İsrail Devleti’nin milletlerarası nezakete kabul edilmesini sağlamakta Yahudi halkına yardımcı olması çağrısında bulunuyoruz. Aylardır bize yönelik yapılan saldırılar esnasında İsrail Devleti’nin Arap sakinlerine barışı koruma ve tam ve eşit vatandaşlık ve tüm bölgesel ve kalıcı kurumlarında gereken temsil temelinde ülkenin inşa edilmesine katılmaları çağrısında bulunuyoruz.

Tüm komşu ülkelerimize ve vatandaşlarına barış ve iyi komşuculuk teklifiyle elimizi uzatıyoruz ve kendi ülkelerine yerleşmiş bağımsız Yahudi halkıyla işbirliği ve ortak yardım bağları oluşturma çağrında bulunuyoruz.

İsrail Devleti, Orta Doğu’nun tamamının kalkınması için üzerine düşeni gerçekleştirmeye hazırdır. Diasporadaki Yahudi halkına, Eretz-İsrail’deki Yahudilere göç ve inşa etme görevlerinde yardım etmeleri ve çok eski bir hayali gerçekleştirmede İsrail’in kurtarılmasında karşılaşılacak zorluklarda destek çıkmaları çağrısında bulunuyoruz. Tanrı’ya güvenerek, anavatan toprağında, Tel Aviv şehrinde, bu Sebt Günü arefesinde, 5 Iyar 5708 (14 Mayıs 1948) tarihinde Devlet Geçici Konseyi’nin bu oturumunda bu beyannameye imzalarımızı atıyoruz.

Geçici İsrail Hükümeti

Resmi Gazete : 1 Numara; Tel Aviv, 5 Iyar 5708, 14.5.1948 Sayfa 1
David Ben-Gurion
Daniel Auster Mordekhai Bentov Yitzchak Ben Zvi Eliyahu Berligne Fritz Bernstein Haham Kurt Altın Meir Grabovsky Yitzchak Gruenbaum Dr. Abraham Granovsky Eliyahu Dobkin Meir Wilner-Kovner Zerach Wahrhaftig Herzuria Vardi Rachel Cohen Haham Kalman Kahana Saadia Kobashi Haham Yitzirchak Meir Levin Levin Meirchak Meir Nachum Nir Zvi Segal Rabbi Yehuda Leib Hacohen Balıkçı David Zvi Pinkas Aharon Zisling Moshe Kolodny Eliezer Kaplan Abraham Katznelson Felix Rosenblueth David Remez Berl Repetur Mordekhai Shattner Ben Zion Sternberg Bekhor Shitreet Moshe Shapira Moshe Shertok

Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler Hakkında R(81) 7 Sayılı Tavsiye Kararı

0
İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Tavsiye Kararı

Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler Hakkında R(81) 7 Sayılı Tavsiye Kararı; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 14 Mayıs 1981 tarihli 68. toplantısında kabul edilmiş ve konsey üyesi ülkelere dönük olarak ilan edilmiştir. 

Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler Hakkında R(81) 7 Sayılı Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi,

Avrupa  İnsan  Hakları  Sözleşmesi  6.  maddesi  ile  güvence  altına  alınan  adalete başvuru ve adil yargılama hakkının demokratik toplumun temel bir niteliği olduğunu göz önüne alarak;

Yargılama  usulünün  ekseriya  girift,  zaman  alıcı  ve  pahalı  olması  karşısında bireylerin,  özellikle  de  ekonomik  veya  sosyal  bakımdan  zayıf  durumda  olanların,  üye ülkelerde haklarını kullanırken karşılaştıkları güçlükleri göz önüne alarak;

Bakanlar   Komitesinin   (78)   8   sayılı   Karar’da   yer   alan   etkili   adli   yardım   ve danışmanlığın  bu  engellerin  kaldırılmasına  büyük  ölçüde  yardımcı  olabileceğini  akılda tutarak;

Fertlerin  adalete  başvurusunu  kolaylaştırmak  doğrultusunda  uygun  olan  tüm davalarda usulün basitleştirilmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmasının yerindeliği yanında adaletin tecellisini sağlamanın gereğini de göz önüne alarak;

Adalete başvuruyu kolaylaştırma düşüncesiyle, usul belgelerinin basitleştirilmesinin yerindeliğini göz önüne alarak,

Üye ülke hükümetlerini bu Tavsiye Kararı ekinde yer alan ilkelerin ileri düzeyde uygulanması için; duruma göre, gerekli gördükleri tüm tedbirleri almaları veya pekiştirmelerini tavsiye eder;

Üye ülke hükümetlerini, bu Tavsiye Kararı’nın takibi amacıyla; üye ülke hükümetlerine iletilmesi düşüncesiyle, alınan veya öngörülen tedbirlerle ilgili olarak her beş yılda bir Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bilgi vermeye davet eder.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

R (81) 7 sayılı Tavsiye Kararı Eki
İlkeler

Fertlerin  haklarını  mahkemelerde  ileri  sürebilmeleri  için  mevcut  vasıtalar  hakkında halkın bilgilendirilmesi ile medeni, ticari, idari, sosyal veya mali işlerdeki adli yargılamanın basit, hızlı ve ucuz hale getirilmesi için üye devletler gerekli bütün tedbirleri almalıdır. Bu amaçla, üye devletler özellikle aşağıda yer alan ilkelerdeki hususlara özenle eğilmelidir.

A-Halkın Bilgilendirilmesi

1-Mahkemelerin yeri  ve  yetki  alanları  ile  yargılamanın  başlatılması  ve  savunmanın yapılması hakkında halkın bilgilendirilmesi için uygun tedbirler alınmalıdır.

2-Aşağıdaki hususlar hakkında mahkeme veya yetkili organ veya kuruluştan genel bilgi almak mümkün olmalıdır:

  • İşin esası hakkında hukuki tavsiye taşımamak kaydı ile usul gerekleri;
  • Mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvuru süresi, usul hükümleri ve bu amaçla gerekli olan belgeler;
  • Kararın infazı yolları ve mümkünse masraf miktarı.
B- Basitleştirme

3-Uygun olduğu hallerde, yargılama öncesinde veya sırasında tarafların uzlaştırılması ve ihtilafların dostane bir biçimde çözümlenmesini kolaylaştırıcı veya teşvik edici tedbirler alınmalıdır.

4-Hiçbir davacı,  avukat  yardımından  yoksun  bırakılmamalıdır.  Bir  tarafın  belli  bir davada  birden  fazla  avukatın  hizmetine  ihtiyacı  olmadığı  hallerde  buna  zorlanmasından kaçınılmalıdır. İşin niteliği göz önüne alınarak, adalete başvuruyu kolaylaştırmak amacıyla; şahsın  davasını  mahkemede  bizzat  takip  etmesi  şayanı  kabul  olduğunda,  bir  avukat tarafından temsil edilmek zorunlu olmamalıdır.

5-Devletler bütün usul belgelerinin basitleştirilmesi, yargıda kullanılan dilin halkça ve her adli kararın da taraflarca anlaşılır olmasını sağlayan tedbirleri almalıdır.

6-Taraflardan birisi  yargılamayı  takip  edebilecek  yeterli  dil  bilgisinden  yoksun olduğunda, devletler tercüman meselesine özel ihtimam göstermeli ve ekonomik yönden zayıf olanların mahkemeye başvuru veya mahkeme edilme dilini konuşma veya anlama konusundaki eksikliği nedeniyle yargılamada mahrumiyete uğraması önlenmelidir.

7-Mahkemece re’sen veya tarafların talebi üzerine aynı dava için seçilen bilirkişilerin mümkün olduğunca sayı bakımından sınırlı tutulması için tedbirler alınmalıdır.

C-Hızlandırma

8- Hukuki meselelerin belirlenmesinde geçen sürenin asgariye indirilmesi için bütün tedbirler   alınmalıdır.   Bu   amaçla   eski   usullerden   hiçbir   yararı   kalmayanların kaldırılması, mahkemelerin yeterli personele kavuşturulması ve etkili şekilde çalışması ile mahkemenin en erken bir aşamada işe el koyması sağlanmalıdır.

9-İhtilafsız veya  ispatlanmış  iddialara  ilişkin  nihai  kararların  gereksiz  formalite, duruşmaya  katılım  veya  masraf  olmaksızın  hızla  alınması  için  gerekli  düzenleme yapılmalıdır.

10-Temyiz yoluna başvuru hakkının gereksiz yere veya yargılama sürecini uzatmak

amacıyla  kullanılmasını  önlemek  için  temyiz  edilebilecek  kararların  geçici  olarak  infazı imkanına ve infaz edilinceye kadar tahakkuk ettirilecek faiz oranına özellikle eğilmek gerekir.

D-Mahkeme Masrafı

11-Yargılamanın başlatılması  şartı  olarak  işin  mahiyeti  icabı  makul  sayılamayacak derece bir harç devlet adına istenilmemelidir.

12-Mahkeme harçları, adaletin  tecellisini açıkça  engellediğinde  mümkünse  azaltılmalı veya kaldırılmalıdır. Mahkeme harç sistemi, basitleştirilmek üzere gözden geçirilmelidir.

13-Adalete başvuru  bakımından  bir  engel  olduğu  ölçüde  avukat  ve  bilirkişi  ücretleri meselesine de özellikle eğilmek gerekir. Bu ücret miktarlarının şu veya bu şekilde kontrolü de sağlanmalıdır.

14-Özel durumlar  hariç  olmak  üzere,  davayı  kazanan  taraf  kural  olarak  yargılama

sırasında  yaptığı  makul  masrafları,  avukatlık  ücreti  de  dahil  kaybeden  taraftan  tahsil edebilmelidir.

E-Özel Usuller

15-Cüzi miktardaki para veya para değerindeki nizada; dava konusu miktara nispetsiz bir harç yatırmaksızın mahkemede yargılanmayı sağlayan bir usul vazedilmelidir. Bu amaçla, basit formlar, gereksiz duruşmalardan kaçınmak ve temyiz hakkının sınırlandırılması söz konusu edilebilmelidir.

16-Aile hukukuna  ilişkin  usuller  basit,  hızlı,  ucuz  ve  niza  konusu  hususların  kişisel tabiatına saygı duyan bir şekilde olmalıdır. Bu hususlar için, mümkün olduğunca özel işlem öngörülmelidir.

13 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
13 Mayıs - Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün

13 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün

1277

Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya şehrini Karamanoğulları topraklarına kattıktan sonra Türkçeyi resmî dil ilan etti.

1869

Şair ve milletvekili Mehmet Emin Yurdakul doğdu. (Ölümü: 14 Ocak 1944) Mekteb-i Mülkiye’nin İdadi bölümünden ayrıldı, devlet memurluğuna başladı. 1899’da kaydolduğu İstanbul Hukuk Mektebi’ne bir süre devam etti, öğrenimini ABD’de sürdürmek için bu okuldan ayrıldı; ancak bu isteğini gerçekleştiremedi ve devlet memurluğuna döndü. Türk Millî Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer aldı. Ulusçu, halkçı görüşleri savunan şiirler yazdı. Türk Şairi, Millî Şair olarak anıldı.

1880

Hukukçu, diplomat, Milletvekili ve Millet Partisi Genel Başkanı Mehmed Enis Akaygen 13 Mayıs 1880’de Filibe’de dünyaya geldi.

1899

Portekizli devlet adamı Sebastião José de Carvalho e Melo dünyaya geldi. (13 Mayıs 1699, Lizbon — 15 Mayıs 1782, Pombal) akademik çalışmalarına devam etti, hukuk ve tarih okudu ve 1734’te kraliyet tarih topluluğuna kabul edildi. 1738’de Büyük Britanya’ya Portekiz büyükelçisi olarak atandı ve ilk üst düzey kamusal görevini burada yaptı. 1740’ta Kraliyet Cemiyeti’ne seçildi. 1745’te Avusturya’da Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1750 – 1777 yılları arasında kraliyet hükümetlerinde bugünkü bakanlık ve başbakanlık makamlarına denk gelen görevlerde bulundu. Portekiz ekonomisinde köklü yenilikler yaptı ve ülke çapında gelişme sağladı.

1888

Brezilya’da kölelik kesin olarak kaldırıldı. Yasanın çıkmasında; kölelik karşıtı eylemlerin yanı sıra, köle sahibi olmanın, yeni gelen Avrupalı göçmenleri çalıştırmaktan daha masraflı olmasının da etkisi vardı.

1919

Fransız hukukçu, siyasetçi ve direnişçi Pierre Sudreau doğdu. (Ölümü: 22 Ocak 2012) Hür Siyasal Bilgiler Okulu’nda hukuk ve edebiyat eğitimini tamamladı. 1945’te İçişleri Bakanlığı’nda görevler aldı. 1947 yılında Ulusal Polis Müdürlüğü Genel İşler ve İdare Müdürü oldu. 1949’da ise İçişleri Bakanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğü görevine atandı. 1951-1955 yılları arasında Loir-et-Cher valisi oldu ve 32 yaşında en genç Fransız vali unvanını aldı. 1955’te Paris Bölgesi Şehircilik ve Yapı Komiseri olarak atandı ve 1958 yılına dek bu görevde kaldı. Charles de Gaulle’ün son başbakanlığı döneminde Yapı Bakanı oldu. 1959’da Charles de Gaulle’ün cumhurbaşkanı olması ardından Başbakan Michel Debré‘nin hükümetinde de yer aldı. 1. Georges Pompidou Hükümeti‘nde Milli Eğitim Bakanı olarak görev aldı.

1920

9-13 Mayıs 1920 tarihinde Büyük Edirne Kongresi yapıldı.

1921

İstanbul’daki İtilaf Devletleri yüksek komiserleri (Pell, Rumbold, Garroni) boğazları “tarafsız bölge” ilan etti.

1926

TBMM’de “Sıtma Mücadelesi Kanunu” kabul edildi.

1929

TBMM’de “Ticaret Kanunu” kabul edildi.

1929

Alman Hukukundan esinlenilerek hazırlanan Deniz Ticareti Kanunu 13 Mayıs 1929 tarihinde kabul edildi.

1930

Norveç tarihindeki en önemli şahsiyetlerden biri olan, bilim insanı ve diplomat, 1922 yılı Nobel Barış Ödülü sahibi Fridtjof Nansen yaşamını yitirdi. (10 Ekim 1861 – 13 Mayıs 1930) Milletler Cemiyeti’ndeki çalışmaları ile öne çıkmıştır. 13 Mayıs 1930 tarihinde, evinde bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. td>

1945

Kara Panter Partisi aktivisti ve hukuk profesörü Kathleen Neal Cleaver doğdu. Oberlin College’da ve daha sonra Barnard College’da eğitim gördü. Marksist-Leninist Kara Panter Partisi üyeliği yaptı ve Parti’nin karar alma birimindeki ilk kadın üye oldu. Parti sözcülüğünü ve basın sekreterliğini yürüttü. 2003 yapımı Tupac: Resurrection adlı filmde ve 2011 yapımı The Black Power Mixtape adlı belgeselde rol aldı. Günümüzde Yale Üniversitesi‘nde öğretim üyeliği yapmaktadır.

1949

Zincirli Hürriyet Gazetesi sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Aybar ile –2 Nisan 1948’de öldürüldüğü anlaşılan- Sabahattin Ali hakkında, ”Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetine yayın yoluyla hakaret”ten yapılan soruşturmada Aybar için tutuklama kararı çıkarıldı.

1949

Yazar Rıfat Ilgaz, Cumhurbaşkanı’na hakaretten üç yıl, Mısır Kralı ve İran Şahı’na hakaretten yedi ay, Aziz Nesin de Mısır Kralı ve İran Şahı’na yayın yoluyla hakaretten yedi ay hapis cezası aldı.

1950

Ereğli Kömür İşletmeleri’nde Türkiye’nin ilk siyasal grevi yapıldı.

1952

Türkiye ile Hindistan Dostluk Antlaşması, 14 Aralık 1951 tarihinde Hindistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında Ankara’da imzalandı. 5 Mayıs 1952 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi, Bakanlar Kurulu tarafından 8 Mayıs 1952’de onaylandı ve Türkiye ile Hindistan Dostluk Antlaşmasının onanmasına dair Kanun 13 Mayıs 1952 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1958

Velcro, marka olarak tescillendi.

1965

Batı Almanya, İsrail’i tanıdı. Karar nedeniyle dokuz Arap ülkesi, Batı Almanya ile ilişkisini kesti.

1966

“Türkiye’yi kurtaracak tek yol sosyalizmdir” başlıklı yazısında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla Şadi Alkılıç 45 yıl önce bugün 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1965

1402 Sayılı Tarihli Sıkıyönetim Kanunu kabul edildi.

1977

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, 1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı’na ilişkin Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edildi, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarih ve 2076 (LXII) sayılı kararlarla benimsendi.

1981

İskenderun’da 9 Haziran 1980’de sağ görüşlü Sulhi Adsoy’u öldüren sol görüşlü militan Ali Aktaş (Ağtaş), ölüm cezasına çarptırıldı. Ölüm cezası Askerî Yargıtay 5. Dairesi tarafından 28 Nisan 1982’de onandı.

1981

Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Sekreteri şair Ataol Behramoğlu, ilk basımı 1976’da yapılan “Ne Yağmur.. Ne Şiirler..” adlı şiir kitabında TCK’nın 159. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Sıkıyönetim Adli Müşavirliği’nce gözaltına alındı ve kitap toplatıldı.

1981

Abdi İpekçi’nin ölümünden dolayı yargılanırken askeri cezaevinden kaçırılan ülkücü Mehmet Ali Ağca, Vatikan/ San Pietro Meydanı’nda Papa II.Jean Paul’u tabancayla yaraladıktan sonra yakalandı, olayda 2 turist de yaralandı.

1982

Prof. Dr. Tayfun Akgüner, 13 Mayıs 1982’de yardımcı doçent unvanını aldı.

1987

Tek tip öğrenci derneğini protesto yürüyüşünden yargılanan 63 öğrenciden tutuklu olan 31’inden 7’si tahliye edildi. Tutuklu öğrenciler duruşmaya “sevk zinciri” ile -birbirlerine ikişerli zincirlerle bağlı olarak- getirildi, gazetecilerin fotoğraf çekmesi engellendi.

1988

Aralarında Abdullah Öcalan’ın da bulunduğu 94 kişiye askerlik yapmak üzere 3 ay içinde yurda dönme çağrısı yapıldı. Çağrıya uymayanların vatandaşlıktan çıkarılacağı ilan edildi.

1994

Eski İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel, klor yolsuzluğu davasında 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1996

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in, dolandırıcılıktan yargılanan Selçuk Parsadan’a örtülü ödenekten 5,5 milyar lira verdiği iddia edildi.

1997

İçişleri Bakanlığı, 1993’te öldürülen Uğur Mumcu’nun ailesine, 9,5 milyar liralık maddi tazminat ödedi.

1998

Memur Sendikaları Yasa Tasarısı’nı protesto eden memurlar hakkında, adli tarihin en geniş kapsamlı soruşturması açıldı.

2000

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Federasyonu’nu oluşturan 89 bölge üzerindeki merkezi otoriteyi arttıran bir kararname çıkarttı.

2002

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin onaylanmasına ilişkin 13 Mayıs 2002 tarihli ve 2002/4171 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve resmi Türkçe çeviri, 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.

2005

ABD’nin New England eyaletinde, 45 yıldır ilk kez idam gerçekleşti. Sekiz kadına tecavüz edip öldürmek suçundan hüküm giyen Michael Ross, zehirli iğneyle idam edildi.

2005

Özbekistan Andican’da İslamcılıkla suçlanan 23 işadamına verilen ağır cezalar isyan başlattı. Muhalifler cezaevini bastı, işadamları dahil 4 bin kişi kaçma girişiminde bulundu. Akşam saatlerinde isyan bastırıldı.

2009

Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda imzalanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne paralel Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Kyoto Protokolü, 5 Şubat 2009 tarihli ve 5836 sayılı Kanunla onaylandı. 7 Mayıs 2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 13 Mayıs 2009 tarih ve 27227 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı.

2011

  • Yazdıkları “Ergenekon’da Kim Kimdir-Kırk Katır Kırk Satır” kitabından dolayı bir Ergenekon Davası tutuklusunun “gizliliği ihlal ettiler” yönündeki şikayetiyle yargılanan, aynı zamanda Oda TV davasında 67 gündür tutuklu Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu beraat etti.
  • İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü(ECBA) Bildirgesi Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’na gönderildi.
  • Çin Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyet Hükümeti arasında “Suçluların iadesi ve cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma anlaşması” imzalandı. Antlaşma, Uygur Türklerinin haklarını savunan çevrelerde tepki ile karşılandı.
   
2017 Fransız hukukçu ve politikacı Bernard Bosson yaşamını yitirdi. (Doğumu: İş hukuku ve kamu hukuku alanında yüksek öğrenim gördü. 1972’den itibaren avukat olarak çalıştı. 1983’te Annecy belediye başkanı oldu. 2. Jacques Chirac Hükümeti’nde önce yerel yönetimlerden sorumlu ardından da Avrupa işlerinden sorumlu bakan olarak görev aldı, Édouard Balladur Hükümeti’nde ise ulaştırma bakanlığı görevini üstlendi.

2018

Filipinli avukat ve siyasetçi Edgardo Javier Angara yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Eylül 1934) Filipinler Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1964 yılında Michigan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden LL.M. derecesini kazandı. 1971 Anayasa Konvansiyonu’nun bir delegesi oldu. ACCRA Hukuk Bürosunu kurdu ve ülkenin en tanınmış ve prestijli hukuk firması haline geldi.1975’ten 1976’ya kadar Filipin Barosu’nun ve 1979’dan 1981’e kadar Filipinler Entegre Barosu’nun başkanlığını yaptı. 1981’den 1987’ye kadar Angara Filipinler Üniversitesi’nin başkanı olarak görev yaptı. 1992’ye kadar senatör olarak görev yaptı. 1993’ten 1995’e kadar Senato Başkanlığı yaptı. 1999’dan 2001’e kadar Tarım Bakanı olarak görev yaptı. 2001’den 2013’e kadar tekrar Senato’da görev yaptı.

2019

Amerikalı insan hakları aktivisti, yazar ve siyasetçi Unita Zelma Blackwell yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Mart 1933 )

2020

İtalyan hukukçu ve siyasetçi Gaetano Gorgoni yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ağustos 1933) Bari Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1960’dan 1985’e kadar il meclis üyeliği yaptı. Kültür, Kültürel Miras, Avcılık, Balıkçılık ve Turizm meclis üyesi olarak görev yaptı. 1963’ten itibaren Vernole, Lizzanello ve Cavallino’da, ardından 1985’ten 1992’ye kadar Lecce’de belediye meclisi üyesi oldu. 1983’te milletvekili seçildi ve bayındırlık müsteşarlığı görevine getirildi. 1992’den 2006’ya kadar Cavallino belediye başkanı ve 2011’den 2016’ya kadar belediye başkan yardımcı olarak çalıştı.

2025

Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, üye devletlerin imzasına açıldı.

2026

  • Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün yargılandığı “Casusluk” davasında tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.
  • Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) ilişkin yargılandığı davada hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 5 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan ve firari olarak aranan komedyen Atalay Demirci, İstanbul’da yakalanarak cezaevine gönderildi.
  • Bolu Belediyesi’ne yönelik “irtikap” soruşturması kapsamında aralarında Belediye Başkanu Tanju Özcan’ın da bulunduğu 7’si tutuklu 19 kişi hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede Tanju Özcan’ın toplam 90 yıl 3 aydan 263 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
  • 11 ay 9 gün önce tutuklanan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe ve 8 kişi hakkında düzenlenen iddianame İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bahçetepe’nin rüşvet alma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve haksız mal edinme suçlamalarından cezalandırılması talep edildi.

  • ABD’de bir temyiz mahkemesi, eşini ve çocuğunu öldürme suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırılan avukat Alex Murdaugh‘un cezasını bozdu ve tekrar yargılanmasına hükmetti. 54 yaşındaki Murdaugh, cinayetleri milyonlarca dolarlık yolsuzluklarını gizlemek için işlemekle suçlanıyordu.

Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

0
Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Yönelik Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Council of Europe Convention for the Protection of the Profession of Lawyer) 11-12 Mart 2025 tarihinde düzenlenen 1522. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında kabul edilmiştir. Sözleşme, avukatlık mesleğini kurumsal mekanizmalarla korumayı amaçlayan ilk uluslararası belgedir.

Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi(CDCJ)‘nin çalışmaları ile hazırlanan Sözleşme, avukatların bağımsızlığını, güvenliğini ve mesleki faaliyetlerini tehdit eden durumlara karşı uluslararası düzeyde yasal koruma sağlamayı amaçlamaktadır. Avukatlık mesleğini korumaya yönelik uluslararası sözleşme metni Türkiye Barolar Birliği Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Merkezi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin 24 Ocak 2018 Tarihinde 2121 (2018) Numaralı Tavsiye Kararı kabul edilmiştir. Bu tavsiye kararında, R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararında yer verilen standartlara dayanılması önerilmiştir. Önceki yıllarda düzenlenen standartları esas alan Sözleşme, 13 Mayıs 2025 tarihinde Lüksemburg’da gerçekleşecek Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda imzaya açılacaktır. Sözleşmeye göre, adalet sistemlerine olan kamu güveni avukatların oynadığı role bağlıdır.

Yürürlüğe girebilmesi için en az altısının Avrupa Konseyi üyesi olması kaydıyla sekiz ülkenin onaylaması gereken Sözleşme tüm dünya ülkelerinin imzasına açık olacaktır. Türkiye Barolar Birliği, Türkiye’yi ve tüm Avrupa Konseyi üye ülkelerini,sözleşmeyi imzalamaya ve onaylamaya davet etmiştir. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanlığına, TBMM’ye, Adalet Bakanlığına, Dışişleri Bakanlığına vCumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kuruluna başvurular yapılmıştır.

Sözleşmenin Amacı ve Uygulanma Biçimi 

Sözleşme’nin amacı, avukatlık mesleğinin ve bu mesleği bağımsız olarak, ayrımcılığa, uygunsuz engelleme ve müdahaleye yahut saldırı, tehdit, taciz veya gözdağına maruz kalmadan icra etme hakkının korunmasını güçlendirmektir. Hukukun üstünlüğünü sağlama ve herkes için adalete erişim hakkını güvence altına alma konusunda hayati bir rol üstlenen avukatların mesleklerini bağımsız ve özgürce icra etmelerini güvence altına almak zorunlu görülmektedir. Baroların bağımsız ve özerk kurumlar olarak faaliyet göstermesi ile avukatların adil ve bağımsız yargılanma hakları sözleşmenin temel esaslarındandır. 

Sözleşme hükümlerinin taraflarca etkili bir şekilde uygulanmasını temin etmek amacıyla özel bir mekanizma ve denetim organı oluşturulacak, düzenli raporlar yayımlanacaktır. Sözleşmeye uyum, bir uzman grubu ve tarafların katılımı ile kurulacak komite tarafından izlenecektir. 

 

Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Giriş

Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve bu Sözleşme’nin diğer imzacıları,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha fazla birlik sağlamak olduğunu göz önünde bulundurarak;

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi (ETS No. 5, 1950) ve Protokolleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadını hatırlatarak;

Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahına ilişkin Sekizinci Birleşmiş Milletler Kongresi (Havana, Küba, 27 Ağustos-7 Eylül 1990) tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne ilişkin Temel İlkeler’i dikkate alarak;

Bakanlar Komitesinin avukatlık mesleğini icra etme özgürlüğüne ilişkin üye devletlere yönelik Rec(2000)21 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 16 Temmuz 2020 tarihinde kabul edilen yargı organlarının, üyelerinin ve uzmanlarının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile avukatların bağımsızlığına ilişkin 44/9 sayılı Kararı dikkate alarak;

Avukatların ve meslek kuruluşlarının hukukun üstünlüğünün desteklenmesi, adalete erişimin güvence altına alınması ve insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasında oynadıkları temel rolün altını çizerek;
Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle giderek daha fazla saldırı, tehdit, taciz ve gözdağına maruz kalmalarının yanı sıra meşru mesleki faaliyetlerini yerine getirirken uygunsuz engelleme veya müdahaleye maruz kalmalarını ciddi bir endişeyle kaydederek;

Bu tür saldırı, tehdit, taciz, gözdağı ve uygunsuz engelleme veya müdahaleleri kınayarak;

Avukatlık mesleğinin Avrupa Konseyi üyesi Devletlerde ve bu Sözleşme’yi imzalayan diğer Devletlerde mesleki olarak farklı şekillerde örgütlenebileceğini göz önünde bulundurarak;

Avukatlık mesleğini icra etme özgürlüğünü sağlamak için uluslararası hukuki çerçeveyi güçlendiren ihtiyacını göz önünde bulundurarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Bölüm I – Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Madde 1 – Sözleşme’nin Amacı

1. Bu Sözleşme’nin amacı, avukatlık mesleğinin ve bu mesleği bağımsız olarak, ayrımcılığa, uygunsuz engelleme ve müdahaleye yahut saldırı, tehdit, taciz veya gözdağına maruz kalmadan icra etme hakkının korunmasını güçlendirmektir.

2. Bu Sözleşme, hükümlerinin Taraflarca etkili bir şekilde uygulanmasını temin etmek amacıyla özel bir mekanizma oluşturur.

Madde 2 – Kapsam

1. Bu Sözleşme, avukatların ve meslek kuruluşlarının mesleki faaliyetlerini kapsar.

2. Bu Sözleşme’nin 5 ilâ 9’uncu maddelerinde yer alan hükümler, kendi özel durumlarıyla ilgili olduğu ölçüde, Taraf’taki unvanları uyarınca hukuki danışmanlık, yardım veya temsil sağlayan;

a. Bu Sözleşme’nin 20’nci maddesinin birinci paragrafı uyarınca diğer bir Tarafça yapılan bir beyanın kapsamında yer alan, veya
b. Belirtilen faaliyetleri, söz konusu Taraf’ın kanunları, Avrupa Birliği hukuku veya uluslararası anlaşmalar uyarınca yapan avukatlara uygulanır.

3. Bu Sözleşme’nin 6’ncı (avukatların mesleki hakları), 7’nci (ifade özgürlüğü) maddeleri ile 9’uncu (koruyucu tedbirler) maddesinin dördüncü paragrafında yer alan hükümler aşağıdaki kişilere de uygulanır:

a. Bu Sözleşme’nin 5’inci ve 8’inci maddelerine aykırı olarak, avukatlık unvanı veya ruhsatı reddedilen ya da iptal edilen veya askıya alınan kişiler;
b. İlgili işlerde danışmanlık yapmaları veya rol almaları durumunda, uluslararası bir mahkeme veya yargı mercii yahut uluslararası bir örgüt tarafından kurulmuş bir organ tarafından, bunların nezdindeki davalarda rol almaya yetkili kılınan kişiler.

4. Bu Sözleşme’nin 6’ncı maddesinin üçüncü paragrafının b ve c bentleri ile 9’uncu maddesinin dördüncü paragrafında yer alan hükümler, avukatların mesleki faaliyetlerinin yerine getirilmesine doğrudan katkıda bulundukları ölçüde, avukatlar tarafından kendilerine yardımcı olmak üzere istihdam edilen veya görevlendirilen kişilere de uygulanır.

5. Bu Sözleşme’nin 9’uncu maddesinin dördüncü paragrafında yer alan hükümler, meslek kuruluşlarının mesleki faaliyetlerinin kendileri tarafından yürütülmesi söz konusu olduğu ölçüde, bu kuruluşlara yardımcı olmak üzere istihdam edilen veya görevlendirilen kişilere de uygulanır.

Madde 3 – Tanımlar

Bu Sözleşme’nin amaçları doğrultusunda:

a. “Avukat”, ulusal hukuka göre avukatlık mesleğini icra etmeye ehil ve yetkili olan herhangi bir gerçek kişi anlamına gelir;
b. “Müvekkil”, bir avukat tarafından danışan verilen, yardım veya temsil edilen herhangi bir gerçek veya tüzel kişi anlamına gelir;
c. “Müvekkil adayı”, doğrudan veya dolaylı olarak, ilgili avukattan danışan veya yardım almak yahut avukat tarafından temsil edilmek isteyen herhangi bir gerçek veya tüzel kişi anlamına gelir;
d. “Meslek kuruluşu”, avukatların bir kısmının ya da tamamının doğrudan veya dolaylı olarak üye veya kayıtlı olduğu ve ulusal hukuk uyarınca mesleği teşkilatlandırmak veya düzenlemek üzere bazı sorumlulukları olan temsili kuruluş anlamına gelir;
e. “Avukatların mesleki faaliyetleri”, hem yerleşik oldukları Taraflarda hem de uluslararası bir mahkemenin veya yargı merciinin yahut uluslararası bir örgüt tarafından kurulan bir organın yargılamaları ve çalışmalarıyla bağlantılı olanlar da dahil olmak üzere, bir müvekkil veya müvekkil adayı için, ulusal, yabancı veya uluslararası hukukun yorumlanası veya uygulanmasıyla bağlantılı olarak tavsiye, yardım ya da temsilin hazırlanması ya da sunulmasına yönelik her türlü eylem anlamına gelir;
f. “Meslek kuruluşlarının mesleki faaliyetleri” bu Sözleşme’nin 4’üncü maddesinin ikinci paragrafı kapsamına giren her türlü faaliyet anlamına gelir;
g. “Kamu makamları” aşağıdaki anlamlara gelir:

i. ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde hükümet ve idare;
ii. ulusal hukuka göre idari işlevleri yerine getirdikleri ölçüde yasama organları ve yargı makamları;
iii. idari yetki kullandıkları ölçüde gerçek veya tüzel kişiler;

h. “Kanunla öngörülmüş” ve “demokratik bir toplumda gerekli” ifadeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yorumlandığı şekliyle İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme anlamında anlaşılır.

Bölüm II – Maddi hükümler
Madde 4 – Meslek Kuruluşları

1. Taraflar, ulusal düzeydeki hukuki ve düzenleyici çerçevenin meslek kuruluşlarının bağımsız ve kendi kendini yöneten kuruluşlar olduğunu güvence altına almasını temin eder. Meslek kuruluşlarının yürütme organlarının seçimleri, yürürlükteki kurallara uygun olarak ve dış müdahale olmaksızın gerçekleştirilir.

2. Taraflar, meslek kuruluşlarının aşağıdakileri yapabilmesini temin eder:

a. Avukatların ve mesleğin çıkarlarını teşvik ve temsil etmek;
b. Avukatların bağımsızlığını ve toplumsal rollerini geliştirmek ve savunmak;
c. Bu Sözleşme’ye uygun olarak mesleki davranış standartlarını hazırlamak ve bunlara uyulmasını sağlamak;
d. Mesleğe erişimi ve avukatların sürekli eğitim ve öğretimini desteklemek;
e. Avukatların rolünün geliştirilmesi ve korunması da dahil olmak üzere, hukuki meselelerde ve hukuk uygulamasında avukatlarla, diğer meslek kuruluşlarıyla ve uluslararası, hükümetler arası veya hükümet dışı kuruluşlarla iş birliği yapmak; ve
f. Avukatların refahını güçlendirmek ve gerektiğinde onlara ve ailelerine yardımda bulunmak.

3. Taraflar, avukatların mesleki faaliyetlerini ve mesleğin düzenlenmesini doğrudan etkileyen mevzuatta, usuli veya idari kurallardaki her türlü değişiklikle ilgili hükümet teklifleri hakkında meslek kuruluşlarına zamanında ve etkili bir şekilde danışılmasını temin eder.

4. Taraflar, bir meslek kuruluşuna üye olma zorunluluğunun, avukatların mesleki çıkarlarını ve faaliyetlerini geliştirmek için başka birlikler kurnalarına ve bu birliklerde yer almalarına engel olmamasını temin eder.

Madde 5 – Mesleği İcra Ehliyeti

1. Taraflar, avukatlık mesleğine kabulün, ehliyetin sürekliliğinin ve yeniden kabulün kanunla öngörülmesini ve:

a. Adil şekilde uygulanan objektif, uygun ve şeffaf kriterlere dayanmasını; ve
b. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı tarafından yasaklanan herhangi bir temelde ayrımcılığa tabi tutulmamasını temin eder.

2. Taraflar, avukatlık mesleğine kabul, ehliyetin sürekliliği ve mesleğe yeniden kabul ile ilgili kararların bir meslek kuruluşu veya başka bir bağımsız organ tarafından alınmasını ve bu kararlara karşı kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme veya yargı mercii önünde itiraz edilebilmesini temin eder.

Madde 6 – Avukatların Mesleki Hakları

1. Taraflar, avukatların aşağıdakileri yapabiliyor olmalarını temin eder:

a. İnsan hakları ve temel özgürlüklerin savunulması amacı da dahil olmak üzere hukuki tavsiye, yardım ve temsil sunmak ve sağlamak;
b. Herhangi bir gerçek veya tüzel kişiyi müvekkilleri olarak kabul veya reddetmek ve avukat-müvekkil ilişkisini sona erdirmek;
c. Özgürlüklerinden mahrum bırakılmış olsalar dahi, müvekkillerine ve müvekkil adaylarına hızlı ve etkili bir şekilde erişebilmek;
d. Müvekkillerine tavsiyede bulunmaya, yardımcı olmaya veya onları temsil etmeye yetkili kişiler olarak kabul edilmek;
e. Müvekkillerine vekalet ederken yetkili kamu makamlarının, mahkemelerin ve yargı mercilerinin elinde veya kontrolünde bulunan ilgili materyallere gereksiz gecikme ve kısıtlamalar olmaksızın etkili bir şekilde erişebilmek;
f. Huzuruna çıkmaya yetkili oldukları bir mahkeme, yargı mercii veya benzeri bir organa etkili bir şekilde erişebilmek ve bunlarla iletişim kurabilmek;
g. Somut bir davada karar vermek üzere görev yapan hâkin, savcı veya organ üyesinin reddi ve yargılananın yürütülmesine ilişkin olanlar da dahil olmak üzere, müvekkilleri adına başvuru yapabilmek veya dilekçe sunabilmek;
h. Müvekkillerine vekalet ettikleri tüm yargılamalara etkin bir şekilde katılmak;

i. Hizmetleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmek.

2. Taraflar, avukatların müvekkilleri adına tüm işlemlerin yürütülmesi sırasında iyi niyetle ve özenle yaptıkları sözlü ve yazılı beyanlardan dolayı hukuki veya cezai sorumluluğa maruz bırakılmamalarını temin eder.

3. Taraflar, avukatlar için şunları temin eder:

a. Müvekkilleriyle veya müvekkil adaylarıyla yüz yüze görüşürken baş başa kalarak hukuki tavsiyelerde bulunabilmek,
b. Müvekkilleri veya müvekkil adaylarıyla her ne şekilde ve her ne yolla olursa olsun mahremiyet içinde iletişim kurabilmek,
c. Müvekkillerinden veya müvekkil adaylarından doğrudan veya dolaylı olarak aldıkları herhangi bir bilgi veya materyali, onlarla yaptıkları görüşmeleri ve bu görüşmelerle veya onlar adına hukuki işlemlerin yürütülmesiyle bağlantılı olarak hazırlanan herhangi bir materyali açıklamak, teslim etmek ya da bunlarla ilgili kanıt sunak zorunda kalmamak.

4. Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü paragraflarında belirtilen hakların kullanılmasına, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda gerekli olanlar dışında hiçbir kısıtlama getirilmez.

Bu tür kısıtlamalar, hukuki tavsiye, yardım ve temsil herkes için ulaşılabilir olmasını sağlamaya yönelik gereklilikleri içerebilir, ancak bunlarla sınırlı değildir.

5. Taraflar, avukatların müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilmeleri nedeniyle olumsuz sonuçlara maruz kalmamalarını temin eder. Bu madde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ve iç hukuk tarafından korunan ifade özgürlüğüne halel gelmeksizin uygulanır.

Madde 7 – İfade Özgürlüğü

1. Taraflar, avukatların müvekkillerinin davalarıyla ilgili konularda kamuoyunu bilgilendirme hakkını, yalnızca kanunla öngörülen ve mesleki sorumluluklardan, adaletin işleyişinin gereklerinden ve özel hayata saygıdan kaynaklanan ve demokratik bir toplumda gerekli olan kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla temin eder.

2. Taraflar, bireysel veya kolektif olarak avukatların ve meslek kuruluşlarının hukukun üstünlüğünü ve buna bağlılığı teşvik etme; yürürlükte bulunan veya teklif edilen düzenlemeleri ve yargı kararlarının esası, yorumlanması ve uygulanması ile adaletin idaresi ve adalete erişimin, insan haklarının geliştirilmesi ve korunması hakkındaki kamusal tartışmalara katılma; ve bu konularla ilgili reform önerilerinde bulunma haklarını temin eder.

Madde 8 – Disiplin

1. Taraflar, avukatlara disiplin cezası verilmesine ilişkin sebeplerin, yalnızca kanunla öngörülen ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de yer alan hak ve özgürlüklerle tutarlı olan mesleki davranış standartlarına dayanmasını temin eder.

2. Taraflar, avukatlar aleyhindeki disiplin kovuşturmalarının,

a. Şu makamlardan birinin önüne getirilmesini;

i. bir meslek kuruluşu tarafından kurulan bağımsız ve tarafsız bir disiplin komitesi,
ii. bağımsız ve tarafsız bir makam veya
iii. kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme veya yargı mercii;

b. Hızlı bir şekilde işleme konulmasını;
c. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 6’ncı maddesi uyarınca adil yargılanma gerekliliklerine uygun olarak ve kendi seçtikleri bir avukat tarafından tavsiye ya da yardım alma veya temsil edilme hakkına sahip olarak sürdürülmesini;
d. Kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme veya yargı mercii önünde itiraza tâbi olmasını temin eder.

3. Taraflar, avukatlara uygulanan disiplin yaptırımlarının kanunilik, ayrımcılık yapmama ve orantılılık ilkelerine uygun olmasını temin eder. Mesleği icra hakkına ilişkin herhangi bir yasak, yalnızca mesleki standartların en ciddi ihlalleri için uygulanmalıdır.

Madde 9 – Koruyucu Tedbirler

1. Taraflar, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda suçun önlenmesi, soruşturulması veya kovuşturulması yahut başkalarının haklarının korunması için gerekli olan kısıtlamalara tabi olmak kaydıyla, avukatların;

a. Özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları durumunda kendi seçtikleri bir avukata erişebilmelerini,
b. Meslek kuruluşlarının bir temsilcisini, özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları, bunun yasal dayanağı ve tutuldukları yer hakkında gereksiz gecikme olmaksızın bilgilendirebilmelerini;
c. Aşağıdaki durumlarda bağımsız bir avukatın veya meslek kuruluşu temsilcinin hazır bulunmasını:

i. hukuki, cezai veya idari bir soruşturma veya sürecin parçası olarak kendilerinin veya mesleki faaliyetleri için kullandıkları herhangi bir bina, araç veya cihazın aranması; veya
ii.mesleki faaliyetleri için kullandıkları belgelere, diğer verilere ve her türlü ekipmana el konulması veya kopyalanması;

belge veya verilerin arama veya el koyma işlemini gerçekleştirenler tarafından incelenmeyeceği durumlar hariç olmak üzere;

d. Özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarında ve aramalara veya belgelere el konulmasına veya kopyalanmasına tâbi tutulmadan önce bu paragrafın a, b ve c bentlerindeki hakları konusunda bilgilendirilmelerini temin eder.

2. Taraflar, mesleğin gözetim ve denetimi uyarınca incelemeler veya diğer tedbirler uygulanırken uygun güvencelerin varlığını ve bunlara uyulmasını temin eder.

3. Taraflar, meslek kuruluşlarının, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda suçun önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması veya başkalarının haklarının korunması için gerekli olan kısıtlamalara tâbi olarak, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, bu Sözleşme’de belirtilen hakları koruyabilmelerini temin eder:

a. İlgili avukatların talep etmesi halinde, temsilcileri aracılığıyla, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin avukatlarına fiilen erişebilmek,
b. Kolluk kuvvetlerinin haberdar olduğu, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle saldırıya uğradığını veya öldürüldüğünü düşünmek için gerekçelerin bulunduğu ve bu olayların başka bir şekilde kamuoyuna duyurulmadığı ve avukatların kendilerini bilgilendirecek durumda olmadıkları durumlarda, bu durumlar hakkında gereksiz gecikme olmaksızın bilgilendirilmek,
c. Mesleki faaliyetleri nedeniyle olduğunu düşünmek için gerekçelerin bulunduğu durumlarda, avukatlara karşı açılan davalarda duruşmalara katılma imkanına sahip olmak.

4. Taraflar,

a. Avukatların ve meslek kuruluşlarının mesleki faaliyetlerini yürütebilmelerini ve bu Sözleşme’nin 7’nci maddesi kapsamındaki haklarını aşağıdaki durumların hedef olmaksızın kullanabilmelerini temin eder:

i. her türlü fiziksel saldırı, tehdit, taciz veya gözdağı; veya
ii. herhangi bir uygunsuz engelleme veya müdahale.

b. Bu paragrafın a bendinde belirtilen davranışlarda bulunmaktan kaçınır; ve
c. Bu fıkranın a bendinde belirtilen davranışların suç teşkil edebileceğini düşünmek için bir gerekçe varsa, bu davranışların ortaya çıkmasıyla ilgili etkili bir soruşturma yürütür.

5. Taraflar, meslek kuruluşlarının bağımsızlığını ve kendi kendini yönetme niteliğini zayıflatacak herhangi bir tedbir almaktan veya herhangi bir uygulamayı desteklemekten kaçınır.

Bölüm III – İzleme Mekanizması
Madde 10 – Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Uzmanlar Grubu

1. Tarafların bu Sözleşme’yi tatbiki Avukatlık Mesleğinin Korunması Uzmanlar Grubu (bundan böyle GRAVO – Group of Experts on the Protection of the Profession of Lawyer – olarak anılacaktır) tarafından izlenir.

2. GRAVO en az sekiz ve en fazla on iki üyeden oluşur. Üyeleri, bu Sözleşme’nin 11’inci maddesi ile kurulan Taraflar Komitesi tarafından, Taraflarca kendi yurttaşları arasından gösterilen adaylar esas alınarak dört yıllık bir görev süresi için, bir kez yenilenebilecek şekilde seçilir.

3. Sekiz üyenin ilk seçimi bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takip eden bir yıl içinde yapılır.

İlave dört üyenin seçini, Sözleşme’nin yirmi beşinci Taraf tarafından onaylanmasını veya katılımını takiben yapılır.

4. GRAVO üyelerinin seçimi aşağıdaki ilkelere dayanır:

a. Üyeler, yüksek ahlaki karaktere sahip ve bu Sözleşme kapsamındaki alanlarda mesleki deneyim sahibi kişiler arasından şeffaf bir usule göre seçilir;
b. GRAVO’nun herhangi iki üyesi aynı Devletin vatandaşı olamaz;
c. Üyeler farklı hukuk sistemlerini temsil eder;
d. GRAVO’nun oluşumunda cinsiyet ve coğrafi denge sağlanır;
e. Üyeler bireysel sıfatlarıyla görev yaparlar; görevlerini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız davranmaya ve görevlerini etkin bir şekilde yerine getirmeye hazır bulunurlar.

5. GRAVO üyelerinin seçim usulü, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Taraflara danışıldıktan ve oybirliğiyle rızaları alındıktan sonra, bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takip eden altı aylık bir süre içinde belirlenir.

6. GRAVO kendi usul kurallarını kabul eder.

7. GRAVO üyeleri ve bu Sözleşme’nin 12’nci maddesinde belirtilen ülke ziyaretlerini gerçekleştiren heyetlerin diğer üyeleri, bu Sözleşme’nin ekinde belirtilen ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

Madde 11 – Taraflar Komitesi

1. Taraflar Komitesi bu Sözleşme’nin Taraflarının temsilcilerinden oluşur ve Taraflar Komitesinin oluşumunda cinsiyet dengesi sağlanmaya çalışılır.

2. Taraflar Komitesi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplanır. İlk toplantısı bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içinde yapılır. Daha sonra Tarafların üçte birinin, Taraflar Komitesi Başkanı’nın veya Genel Sekreterin talebi üzerine toplanır.

3. Taraflar Komitesi kendi usul kurallarını kabul eder.

Madde 12 – Usul

1. Değerlendirme usulleri turlara ayrılır. Tarafların uygulamalarının değerlendirilmesi usulüne temel teşkil edebilecek anketler gibi bu usulün yürütülebileceği kapsamı ve uygun araçları GRAVO tanımlar.

2. GRAVO, ilgili Taraf’tan Sözleşme’nin uygulanmasına ilişkin bilgi alır. Ayrıca, hükümet dışı kuruluş ve sivil toplumdan, meslek kuruluşlarından ve insan haklarının korunmasına yönelik ulusal kurumlardan da Sözleşme’nin uygulanmasına ilişkin bilgi alabilir. GRAVO ayrıca, bu Sözleşme’nin kapsamına giren alanlarda, diğer Avrupa Konseyi belgeleri ve organlarının yanı sıra diğer bölgesel ve uluslararası örgütlerden elde edilen bilgileri de dikkate alır.

3. GRAVO, ulusal makamlarla iş birliği içinde ve gerektiğinde bağımsız ulusal uzmanların yardımıyla, elde edilen bilgilerin yetersiz olması ve güvenilir bilgi elde etmenin başka uygun yollarının bulunmaması halinde veya bu Sözleşme’nin 13’üncü maddesinin ikinci paragrafında öngörülen durumlarda ülke ziyaretleri düzenleyebilir. Ziyaretler ikincil niteliktedir ve GRAVO’nun bilginin yetersiz olduğuna karar verdiği alanlarla ve bu Sözleşme’nin 13’üncü maddesinin ikinci paragrafında belirtilen durumlarla sınırlıdır.

4. Ziyaretler GRAVO heyeti tarafından gerçekleştirilir. Ziyaretler sırasında heyete belirli alanlardaki uzmanlar yardımcı olabilir. Ziyaretler sırasında heyet:

i. İlgili iç hukuk alanında seyahat özgürlüğünden yararlanmalıdır;
ii. Devlet yetkilileriyle temas kurabilmelidir;
iii. Görüşmek istediği kişilerle özel olarak görüşmeleri engellenmemelidir;
iv. Ülke ziyareti ile ilgili materyallere erişime sahip olmalıdır.

5. GRAVO, değerlendirmenin dayandığı hükümlerin uygulanmasına ilişkin analizinin yanı sıra ilgili Taraf’ın tespit edilen sorunları nasıl ele alabileceğine ilişkin öneri ve tekliflerini içeren bir taslak rapor hazırlar. Taslak rapor, değerlendirmeye tâbi tutulan Taraf’a görüşlerini bildirmesi için iletilir. GRAVO, nihai raporu kabul ederken bu yorumları dikkate alır.

6. GRAVO, alınan tüm bilgilere ve ilgili Taraf’ın yorumlarına dayanarak, Taraf’ın bu Sözleşme hükümlerini uygulamak için aldığı tedbirlere ilişkin raporunu ve sonuçlarını kabul eder. Bu rapor ve sonuçlar ilgili Taraf’a ve Taraflar Komitesine gönderilir. GRAVO’nun raporu ve vardığı sonuçlar, ilgili Taraf’ın yorumlarıyla birlikte, kabul edildikten sonra kamuoyuna açıklanır.

7. Taraflar Komitesi, bu maddendin 1 ilâ 6’ncı paragraflarındaki usule halel gelmeksizin, GRAVO’nun rapor ve sonuçlarına dayanarak, ilgili Taraf’a yönelik aşağıdaki nitelikteki tavsiyeleri kabul edebilir:

a. Gerekli olması durumunda bunların uygulanmasına ilişkin bir tarih belirlemek suretiyle, GRAVO’nun sonuçlarının uygulanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin olanlar ve
b. Bu Sözleşme’nin düzgün bir şekilde uygulanması için Taraf ile iş birliğini teşvik etmeyi amaçlayanlar.

Madde 13 – Acil Durum Usulü

1. GRAVO, Sözleşme’nin ciddi ihlallerini önlemek veya bunların boyutunu veya sayısını önlemek yahut sınırlandırmak için sorunların acil müdahaleyi gerektirdiğini gösteren güvenilir bilgiler alırsa, ilgili Taraf’tan, bu tür ihlalleri önlemek için alınan tedbirlere ilişkin özel bir raporun ivedilikle sunulmasını talep edebilir.

2. İlgili Tarafça sunulan bilgiler ve mevcut diğer güvenilir bilgiler dikkate alınarak, GRAVO bir veya birden fazla üyesini bir inceleme yapmak ve bulguları GRAVO’ya ivedilikle rapor etmek üzere görevlendirebilir. Gerektiğinde ve ilgili Taraf’ın rızasıyla, bu inceleme Taraf’ın topraklarına yapılacak bir ziyareti de içerebilir.

3. GRAVO, bu maddenin ikinci paragrafında belirtilen incelemenin bulgularını inceledikten sonra, bu bulguları ilgili Taraf’a ve uygun olduğu durumlarda Taraflar Komitesine, Bakanlar Komitesine ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisine, yorun ve tavsiyeleriyle birlikte iletir. GRAVO’nun raporu ve sonuçları, ilgili Taraf’ın yorumlarıyla birlikte, kabul edildikten sonra kamuoyuna açıklanır.

Madde 14 – Mütalaalar

GRAVO, uygun olduğu durumlarda, bu Sözleşme’nin uygulanmasına ilişkin mütalaaları kabul edebilir.

Madde 15 – Diğer Organlarla İlişki

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ve Parlamenterler Meclisi, bu Sözleşme’nin uygulanması hakkında
düzenli olarak bilgilendirilir.

Bölüm IV – Diğer Uluslararası Belgelerle İlişki
Madde 16 – Diğer Uluslararası Belgelerle İlişki

1. Bu Sözleşme, Tarafların taraf oldukları veya olacakları, bu Sözleşme kapsamında düzenlenen konulara ilişkin hükümler içeren ve avukatların mesleklerini serbestçe icra etme hakkına daha geniş bir koruna sağlayan diğer uluslararası belgelerden kaynaklanan hak ve yükümlülükleri etkilemez.

2. Bu Sözleşme’nin Tarafları, Sözleşme’de düzenlenen konulara ilişkin hükümleri tamamlamak, güçlendirmek veya içerdikleri ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla birbirleriyle ikili veya çok taraflı anlaşmalar yapabilir.

Bölüm V – Nihai hükümler
Madde 17 – İmza ve Yürürlük

1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üye devletleri, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan Devletler ve Avrupa Birliğinin imzasına açıktır.

2. Bu Sözleşme, onaylama, kabul veya uygun bulmaya tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilir.

3. Bu Sözleşme, en az altısı Avrupa Konseyi üye Devletleri olmak üzere, sekiz imzacının önceki paragrafta belirtilen hükümler uyarınca Sözleşme ile bağlı olma iradelerini bildirdikleri tarihten sonraki üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

 4. Sözleşme ile bağlı olma iradesini daha sonra bildiren herhangi bir imzacı bakımından bu Sözleşme, onay, kabul veya uygun bulma belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 18 – Sözleşmeye Katılım

1. Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinin ardından, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Sözleşme’ye Tarafların görüşünü ve oybirliği ile onaylarını aldıktan sonra, Sözleşme’nin hazırlanmasında yer almamış herhangi bir Avrupa Konseyi üyesi olmayan Devleti, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20.d maddesinde öngörüldüğü üzere çoğunluk kararı ve Bakanlar Komitesi’ne üye olma yetkisine sahip Taraf Devletlerin temsilcilerinin oybirliği ile bu Sözleşme’ye katılmaya davet edebilir.

2. Katılım aşamasındaki herhangi bir Devlet bakımından, Sözleşme, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesinden sonra üç aylık sürenin sona erdiği ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Avrupa Konseyi üyesi olmayan Taraflar, GRAVO ve Taraflar Komitesinin faaliyetlerine, Bakanlar Komitesi tarafından belirlenen usullere göre katkıda bulunur.

Madde 19 – Bölgesel Uygulama

1. Herhangi bir Devlet veya Avrupa Birliği, imza sırasında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesini tevdi ederken, bu Sözleşme’nin uygulanacağı bölge ya da bölgeleri belirtebilir.

2. Taraflardan herhangi biri, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben bir beyan yoluyla, bu Sözleşme’nin uygulanmasını kendi sorumluluğunda olan ya da adına taahhütlerde bulunma yetkisine sahip olduğu başka bir bölgeye genişletebilir. Bu tür bir bölge bakımından, Sözleşme, Genel Sekreter’in bu beyanı aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Önceki iki paragraf kapsamında yapılan herhangi bir beyan, belirtilen herhangi bir bölge bakımından, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapılan bir bildirimle geri çekilebilir. Bu geri çekme, Genel Sekreter’in bu bildirimi aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 20 – Beyanlar

1. Bu Sözleşme’nin her bir Taraf Devleti, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben bir beyan yoluyla, 3’üncü maddenin a bendinin amaçları doğrultusunda bu Sözleşme’nin kapsamına giren mesleki unvanları bildirir. Bu beyan daha sonra aynı şekilde değiştirilebilir. Bu beyan ve ilgili değişiklikler, Sözleşme’nin amacını ve sağladığı korumayı zayıflatamaz.

2. Bu Sözleşme’nin her bir Taraf Devleti, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben bir beyan yoluyla, “kamu makamları” tanımına aşağıdaki organlardan bir veya daha fazlasının dahil olduğunu beyan edebilir:

i. Diğer faaliyetleri açısından yasama organları;
ii. Diğer faaliyetleri açısından yargı makamları;
iii. Ulusal hukuka göre kamu işlevlerini yerine getiren ya da kamu fonlarıyla faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişiler.

Bu beyan daha sonra aynı şekilde değiştirilebilir.

Madde 21 – Çekinceler

1. Herhangi bir Devlet veya Avrupa Birliği, imza sırasında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben bir beyan yoluyla, bu Sözleşme’de yer alan Madde 2 paragraf 3’ün b bendi bakımından 6’ncı Maddede belirtilen hükümleri uygulamama veya yalnızca özel durum ve koşullarda uygulama hakkını saklı tuttuğunu beyan edebilir.

Sözleşmenin hükümleri ile ilgili herhangi diğer bir çekince koyulamaz.

2. Taraflardan herhangi biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı bir beyanla çekincesini tamamen veya kısmen geri çekebilir. Bu beyan, Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren geçerli olur.

Madde 22 – Sözleşme’de Değişiklik

1. Taraflardan biri tarafından Sözleşme’ye ilişkin sunulan herhangi bir değişiklik önerisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne iletilir ve Genel Sekreter tarafından Avrupa Konseyi üye Devletlerine, hazırlanmasına katılan üye olmayan Devletlere, her bir imzacı Devlete, Taraf Devlete, Avrupa Birliğine ve 18’inci maddenin birinci paragrafı uyarınca Sözleşme’ye katılmaya davet edilen herhangi bir Devlet’e iletilir.

2. Taraflardan biri tarafından teklif edilen herhangi bir değişiklik Taraflar Komitesine iletilir; Taraflar Komitesi ise teklif edilen değişikliğe ilişkin görüşünü Bakanlar Komitesi’ne sunar.

3. Bakanlar Komitesi, önerilen değişikliği ve Taraflar Komitesi’nin görüşünü değerlendirir ve üye olmayan Taraf Devletler ile istişareden sonra bu değişikliği kabul edebilir.

4. Bakanlar Komitesi tarafından bu maddenin üçüncü paragrafı uyarınca kabul edilen herhangi bir değişikliğin metni, kabul edilmek üzere Taraf Devletlere iletilir.

5. Bu maddenin üçüncü paragrafı uyarınca kabul edilen herhangi bir değişiklik, Tarafların tamamının ilgili değişikliği kabul ettiklerini Genel Sekreter’e bildirdikleri tarihten sonraki bir aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 23 – Sözleşmeden Çekilme

1. Taraflardan herhangi biri, herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirimde bulunarak bu Sözleşme’den çekilebilir.

2. Çekilme, Genel Sekreter’in bildirimi aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 24 – Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri; Avrupa Konseyi üye Devletlerine, hazırlanmasına katılan üye olmayan Devletlere, her bir imzacı Devlet’e, Taraf Devlet’e, Avrupa Birliği’ne ve 18’inci madde uyarınca bu Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her Devlete aşağıdaki hususları bildirir:

a. Herhangi bir imza;
b. Herhangi bir onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdii;
c. Bu Sözleşme’nin 17 ve 18’inci maddeler uyarınca yürürlüğe giriş tarihi;
d. 22’nci maddeye uygun olarak kabul edilen herhangi bir değişiklik ve bu değişikliğin yürürlüğe giriş tarihi;
e. 20’nci maddeye uygun olarak yapılan herhangi bir beyan;
f. 21’inci maddeye uygun olarak yapılan herhangi bir çekilme veya çekince,
g. 23’üncü madde hükümleri uyarınca yapılan sözleşmeden çekilme;
h. Bu Sözleşme’ye İlişkin herhangi diğer bir eylem, bildirim veya iletişim.

Ek – Ayrıcalık ve Dokunulmazlıklar (Madde 10)

1. Bu ek, bu Sözleşme’nin 10’uncu maddesinde bahsedilen GRAVO üyeleri ile ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyelerine uygulanır. Bu ekin amaçları doğrultusunda, “ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri” ifadesi, bu Sözleşme’nin 12’nci maddesinin üçüncü ve dördüncü paragraflarında belirtilen bağımsız ulusal uzmanlar ve bilirkişiler, Avrupa Konseyi personeli ve GRAVO’ya ülke ziyaretlerinde eşlik eden Avrupa Konseyi tarafından görevlendirilmiş tercümanları kapsar.

2. GRAVO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri, ülke ziyaretlerinin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, takip işlemleri ve bu görevlerle bağlantılı seyahatler sırasında aşağıdaki ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır:

a. Kişisel tutuklama veya gözaltı ve kişisel bagajlarına el konulmasına karşı dokunulmazlık, ayrıca resmî görevleri kapsamında söyledikleri sözler, yazdıkları metinler ve gerçekleştirdikleri tüm eylemlerle ilgili her türlü hukuki sürece karşı dokunulmazlık;
b. İkamet ettikleri ülkeden çıkış ve dönüşlerinde ve görevlerini ifa ettikleri ülkeye giriş ve çıkışlarında seyahat özgürlüklerine ilişkin her türlü kısıtlamadan muafiyet ve görevlerinin ifası sırasında ziyaret ettikleri ya da geçiş yaptıkları ülkelerde yabancı kayıt prosedürlerinden muafiyet.

3. Görevlerini yerine getirmek amacıyla seyahat eden GRAVO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri, gümrük ve döviz kontrolü konularında, geçici resmî görevle bulunan yabancı hükümet temsilcilerine tanınan imkanlardan yararlanır.

4. GRAVO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri tarafından taşınan, bu Sözleşme’nin uygulanmasının değerlendirilmesine ilişkin belgeler dokunulmazdır. GRAVO’nun resmî yazışmalarına ya da GRAVO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyelerinin resmî iletişimlerine hiçbir kısıtlama veya sansür uygulanmaz.

5. GRAVO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyelerine, görevlerini yerine getirirken tan bir ifade özgürlüğü ve tan bağımsızlık sağlanması iççin, görevlerini yerine getirirken söyledikleri sözler, yazdıkları metinler ve gerçekleştirdikleri tün eylemlerle ilgili hukuki süreç dokunulmazlıkları, bu kişiler artık bu görevlerde bulunmasalar bile devam eder.

6. Bu ekin birinci paragrafında belirtilen kişilere tanınan ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar, bu kişilerin kişisel çıkarları için değil, GRAVO’nun bağımsız görevlerini yerine getirmesi amacıyla sağlanmıştır. Bu ekin birinci paragrafında belirtilen kişilerin dokunulmazlıklarının feragati, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından, Genel Sekreterin bu dokunulmazlıkların adaletin işleyişine engel olacağına ve GRAVO’nun çıkarlarına halel getirmeksizin kaldırılabileceğine kanaat getirdiği durumlarda yapılır.

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi

0
Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA) tarafından İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında 27 Nisan 2013 tarihinde ilan edilmiştir.

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA)

Avrupa Ceza Barosu’nun (ECBA), ceza soruşturması altındaki kişilerin, şüphelilerin, sanıkların ve hüküm giymiş kişilerin temel haklarını savunmak üzere kurulan bağımsız savunma avukatları grubudur. ECBA, tüm Avrupa Konseyi üyesi devletlerden katılımcı bir model ile kurulmuş organizasyondur. Avrupa’da ceza hukuku ve adalet konularında önde gelen bir lobidir. Hak savunucusu avukatlar arasında mesleki gelişim ve dayanışma en önemli ilkelerden biridir.

Baro Yönetim Kuruluna açılan dava ile ilgili olarak yayınlanan bildiri, İstanbul Barosu’na desteği açıklamaktadır.

ECBA Bahar Konferansı, 26-27 Nisan 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşmiş; 17 Mayıs 2013’te yapılan duruşmaya gözlemciler gönderilmiş,  dönemin İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile de görüşen ECBA Başkanı Prof. Dr. Holger Matt İstanbul Barosu’na tam desteklerini açıklamıştır.

AVUKATLARIN MESLEKİ GÖREVLERİNİ İCRA EDERKEN KORUNMASINA İLİŞKİN AVRUPA SAVUNMA AVUKATLARI ÖRGÜTÜ BİLDİRGESİ

1. Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Yönetmeliği’nin 3. Maddesi uyarınca, “ECBA, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde ve dünya halkları için hukukun üstünlüğü ilkesi gereği adaleti ve insan haklarını temin etmek ile yükümlüdür.”

2.Birleşmiş Milletler Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler İlke 16  uyarınca,  “Hükümetler avukatların a) hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmelerini; b) yurt içinde ve yurt dışında serbestçe seyahat etmelerini ve müvekkilleriyle görüşebilmelerini; ve c) kabul görmüş mesleki ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka tür yaptırımla sıkıntı çekmemelerini veya tehditle karşılaşmamalarını sağlar.

3. Temel Prensipler İlke 18 uyarınca, “Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemezler.”

Bildirinin yayınlandığı dönemde ECBA Başkanı olan Avukat Prof. Dr. Holger Matt

4. Temel Prensipler İlke 20 uyarınca, “Avukatlar, bir mahkeme, yargı yeri veya hukuki ya da idari bir makam önünde mesleki nedenlerle bulundukları sırada veya konuyla ilgili yazılı veya sözlü taleplerinde yaptıkları beyanlardan ötürü hukuki ve cezai muafiyetten yararlanır.”

5. Temel Prensipler İlke 17 uyarınca, “Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle güvenlikleri tehdit edildiği takdirde, yetkili makamlar tarafından gerekli bir biçimde korunurlar.”

6.Temel Prensipler’in yerleşmiş olan 10. Maddesi uyarınca, “avukatların meslek örgütleri, mesleki standartları ve mesleki ahlak kurallarını savunma, üyelerini zulüm, uygunsuz sınırlamalar ve ihlaller karşısında koruma ve ihtiyaç olduğunda gerekli hukuki hizmetleri sağlama, adalet ve kamu yararı için hükümet ve diğer kurumlar ile işbirliği içinde olma hususlarında önemli rol oynarlar.”

7.Temel Prensipler yerleşmiş olan 10. Maddesi ayrıca” hükümetlerin, ulusal mevzuatları ve uygulamaları çerçevesinde bu prensiplere riayet etmeleri ve bunları dikkate almaları gerektiğini, bu ilkelerin avukatların ve hakim, savcı, yürütme ve yasama üyeleri gibi diğer kişiler ile genel olarak kamunun dikkatine sunulması gerekliliğini” düzenler.

8.Siyasal demokrasi ve hukukun üstünlüğünün ayrılmaz bir parçası olan Temel Prensipler, genel anlamda Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (ECHR) ve özellikle de işbu Sözleşme’nin 4. Bölümü’nün ve 6. Maddesi’nin güvencesi altındadır.

9.    Türkiye Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’ne taraftır.

Diğer yandan,

10.Birleşmiş Milletler (BM) Yargıçlar ve Avukatların Bağımsızlığı Özel Raportörü Gabriela Knaul’un Türkiye ziyareti sonrasında hazırladığı raporun 65. Maddesi’nde “terör suçlarından yargılanan kişileri savunan avukatların terör ile ilgili suç isnatları ile gözaltına alındığı, tutuklandığı ve yargılandığı davaların sayısındaki artışın özellikle ilgi çekici olduğu, avukatların müvekkillerinin gerçekleştirdiği iddia olunan suç faaliyetleri ile bağlantılı oldukları iddiası veyahut bu faaliyetlere destek sağladıkları gerekçesi ile avukatlar hakkında açılan ve maalesef Türkiye’de sayıca artmakta olan soruşturmalar istisna olmaktan öteye geçtiği” belirtilmiştir.

11.Özel Raportörün ifadeleri, Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Örgütü, Uluslararası Demokrat Avukatlar Örgütü, Avrupa Barolar Konseyi (CCBE), Uluslararası Barolar Birliği, Alman Federal Barosu ve İstanbul Barosu’nun, her biri, terör eylemlerini gerçekleştirmek ile suçlanan kişileri savunan ve müvekkilleri adil yargılama hakkından mahrum bırakılan Türkiye’deki avukatların, toplu bir biçimde gözaltına alınmalarını ve tutuklamaları detaylandıran güvenilir beyanları ile de desteklenmektedir.

12.Türkiye’de avukatlık mesleğini düzenleyen kanunun 76. Maddesi uyarınca, Türkiye’deki baroların görevi hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve aynı kanunun 95. Maddesi uyarınca baro yönetim kurulunun görevi, mesleğe yönelik hak ihlallerine karşı mesleği korumaktır. Madde 97’ye göre, baro başkanının görevi, meslek onurunu ve bağımsızlığı ile ilgili konularda hukukun üstünlüğünü ve meslek kurallarını savunmaktır.

13.İstanbul Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Balyoz davasında müdafiiler, sanıkları savunma görevlerinin mahkeme tarafından engellenmesi nedeni ile duruşmalara katılmayı reddetmişlerdir. Ardından İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri resmi yollarla sözlü ve yazılı bir biçimde, yukarıda bahsi geçen kanunun 76, 95 ve 97. Maddeleri uyarınca, mahkemeden, yargılamanın hukuka ve adil yargılama prensiplerine uygun yapılmasını talep etmişlerdir.

14.Bu müdahale sonucunda, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında Ceza Kanunu 277. Madde uyarınca yargılama görevini yapanı etkilemeye teşebbüs suç isnadı ile dava açılmıştır.

15.Avukatlık mesleğini düzenleyen kanuna uygun davranan İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Ceza Kanunu’nun 277. Maddesi’nde belirtilen bağlamda hukuka aykırı davranmış olamazlar.

16.ECBA İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında açılan ve 17 Mayıs 2013 tarihinde başlayacak olan dava ile ilgili derin endişe duymaktadır.

17.ECBA, bu endişenin ifadesi olarak, hukukun üstünlüğü ve Temel Prensipler bağlamında, İstanbul’daki kamu davasına Avrupalı bir gözlemci olarak katılacaktır.

Bu nedenle, ECBA, Türkiye’ye acil bir biçimde ve saygı çerçevesinde,

i)             Kendi yargı sahasında görülmekte olan, terörle mücadele kanunu kapsamında görülmekte olan davalarda da dahil tüm davalarda BM Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler’e uygun davranması,

ii)           BM Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipleri ihlal eder biçimde tutuklanan tüm avukatları serbest bırakmaya ve bu avukatların mesleki faaliyetlerini sürdürmeye geri dönmesine izin vermeye,

iii)          Devlet karşıtı faaliyetler ile suçlanan kişilerin müdafiililiğini yapan avukatlar da dahil tüm avukatların kişisel ve mesleki güvenliğini temin etmesi,

iv)          BM Avukatın Rolüne Dair Temel Prensipler ve avukatlık mesleğini düzenleyen kanunun 76, 95 ve 97. Maddeleri gereği iyi niyet çerçevesinde, üyelerini zulüm, uygunsuz sınırlamalar ve hak ihlalleri karşısında korumaya çalışan avukatların temsilcileri veya örgütleri hakkında açılan davadan feragat etmesi yönünde çağrıda bulunma kararı almıştır.

Bu bildirge, 13 Mayıs 2013 tarihinde Londra’da kabul edilmiş ve Avrupa Savunma Avukatları Örgütü’nün kayıtlarına geçmiştir. Bildirge, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’na 13 Mayıs 2013 tarihinde gönderilmiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

0

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Sözleşmeyi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamış, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin onaylanmasına ilişkin 13 Mayıs 2002 tarihli ve 2002/4171 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve resmi Türkçe çeviri, 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşmenin onay belgeleri 16 Eylül 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş; sözleşme Türkiye’de 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye sözleşmeye çekince koyarak, sözleşmenin yorum veya uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkların Uluslararası Adalet Divanı’nda çözümlenmesini kabul etmemiştir. Ayrıca, sözleşme hükümlerinin sadece Türkiye ile diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını bildirmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme – 21 Aralık 1965

 Bu Sözleşmeye Taraf Devletler; Birleşmiş Milletler Antlaşmasının, tüm insanların niteliğindeki onur ve eşitlik ilkelerine dayalı olduğunu, tüm üye Devletlerin Birleşmiş Milletlerin amaçlarından biri olan ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı yapılmaksızın herkes için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel saygı görerek gözetilmesini geliştirmeyi ve özendirmeyi gerçekleştirmek üzere örgütle işbirliği içinde topluca ve ayrı ayrı eylemde bulunma yükümlülüğü üstlendiklerini gözönüne alarak,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin, tüm insanların özgür ve onur ve haklar bakımından eşit doğduğunu ve herkesin başta ırk, renk ve ulusal köken olmak üzere herhangi bir ayrım yapılmaksızın bu Bildirgede öne sürülen tüm hak ve özgürlüklere yetkili olduğunu ilan etmiş bulunduğunu göz önünde bulundurarak,

Tüm insanların yasa önünde eşit olduğunu ve herhangi bir ayrımcılığa ve ayrım kışkırtıcılığına karşı yasalarca eşit olarak korunma hakkı bulunduğunu gözönüne alarak,

Birleşmiş Milletlerin, ne türden ve nerede olursa olsun, sömürgecilik ve bununla ilgili tüm ayrımcılık uygulamalarını kınadığını ve 14 Aralık 1960 tarihli Sömürge Ülkelere Bağımsızlık Tanıma Bildirgesinin bu uygulamalara ivedi ve koşulsuz bir son vermenin gereğini yineleyip açıkça ilan ettiğini gözönünde bulundurarak,

20 kasım 1963 tarihli Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesinin tüm dünyada her biçim ve görünüşüyle ırk ayrımcılığının ivedi kaldırılmasını ve insan kişiliğinin onurunu tanıyıp ona saygı gösterilmesini sağlama gereğini açıkça vurguladığını gözönüne alarak,

Irk ayrımlarına dayalı üstünlük öğretilerinin bilimsel bakımdan yanlış, ahlakça kınanması gereken, toplumsal bakımdan haksız ve tehlikeli olduğuna ve herhangi bir kuram ve uygulamada ırk ayrımcılığını haklı gösterecek hiçbir dayanak bulunmadığına inanarak,

İnsanlar arasında ırk, renk ve etnik köken gerekçeleriyle ayrım gözetmenin Uluslararasında dostça ve barışçı ilişkiler kurmaya engel olduğunu ve halklar arasında barış ve güvenliği ve bir ve aynı Devlette yanyana yaşayan kişilerin uyumunu bozacak bir nitelik taşıdığını yeniden belirterek,

Irk engellerinin insan toplumu ideallerine ters düştüğüne inanmış olarak,

Dünyanın kimi bölgelerinde hala göze çarpan ırk ayrımcılığı uygulamalarıyla kurumlaşmış ırk ayrımcılığı (apartheid), ayırıcılık ve ayrımcılık gibi ırk üstünlüğü ve düşmanlığına dayalı hükümet politikalarından kaygı duyarak,

Her biçim ve görünüşüyle ırk ayrımcılığının hızla kaldırılması için tüm gerekli önlemleri benimsemeye ve ırklar arasında anlayışı geliştirmek ve her türlü ırk ayırıcılık ve ırk ayrımcılığından arınmış bir Uluslararası topluluk kurmak için ırkçı öğreti ve uygulamaları önlemeye ve bunlarla savaşmaya kararlı olarak,

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1958’de kabul edilmiş olan Çalışma ve Meslek Ayrımcılığına İlişkin sözleşmeyi ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün 1960’da kabul ettiği Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşmeyi anımsayarak,

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesinde yeralan ilkelere işlerlik kazandırmaya ve bu amaçla uygulama önlemlerinin ivedi benimsenmesini sağlamaya istekli olarak; aşağıdaki hükümlerde anlaşmıştır:

BÖLÜM I
Madde 1
  1.  Bu Sözleşmede “ırk ayrımcılığı” deyimi, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel alanda ya da toplum yaşamının başka bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temeli üzerinde tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanmayı önlemek ya da zedelemek amaç ya da sonucuyla ırk, renk, soy ya da ulusal ya da etnik kökene dayalı herhangi bir ayrım, dışlama, kısıtlama ya da üstün tutma bulunma anlamına gelir.
  2.  Bu Sözleşme, Taraf bir Devletçe, uyruğu olanlarla olmayanlar arasında gözetilen ayrımlar, dışlamalar, sınırlamalar ya da üstün tutmalara uygulanmaz.
  3.  Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Taraf Devletlerin belli bir uyrukluğa karşı ayrım gözetmemek koşuluyla, uyrukluk, yurttaşlık ya da uyrukluğa alma konularında hükümler koymasına engel olması biçiminde yorumlanamaz.
  4.  İnsan hakları ve temel özgürlüklerden eşit yararlanabilmeleri için gerekli korunmaya gereksinme gösteren belli ırk grubu ya da etnik grup ya da bireylerin sadece yeterli gelişmesini sağlamak amacıyla alınabilecek özel önlemler, sonuç olarak ayrı ırk grupları için ayrı hakların tanınmasına yol açmaması ve amaçları gerçekleştikten sonra sürdürülmemesi koşuluyla ırk ayrımcılığı sayılmaz.
Madde 2
  1.  Taraf Devletler, ırk ayrımcılığını kınayarak tüm uygun yöntemlerle ve gecikmeksizin her biçimiyle ırk ayrımcılığını ortadan kaldırma ve tüm ırklar arasında anlayış gelişme yolunda bir politika izlemeyi üstlenir. Bu amaçla:
  2.  Taraf her Devlet, kişilere, kişi gruplarına karşı ırk ayrımcılığı eylem ve uygulamasına girişmemeyi ve ulusal ya da yerel tüm resmi makamların ve kamu kurumlarının bu yükümlülüğe uygun davranmasını sağlamayı üstlenir.
  3.  Taraf her Devlet, kişiler ya da örgütlerce ırk ayrımı yapılmasını arka çıkma, koruma ya da desteklemekten kaçınmayı yükümlenir.
  4.  Taraf her Devlet, hükümet politikasıyla ulusal ve yerel politikalarını gözden geçirmek ve nerede ırk ayrımcılığı yaratan ya da bunu sürdüren yasa ya da düzenlemeler varsa bunları değiştirmek, kaldırmak ya da hükümsüz kılmak üzere etkin önlemler alır.
  5.  Taraf her Devlet, tüm uygun yollarla, koşullar gerektiriyorsa yasa yoluyla kişiler, gruplar ya da örgütlerce ırk ayrımcılığı yapılmasını yasaklar ve sona erdirir.
  6.  Taraf her Devlet, gereğinde, bütünleştirici ve çok ırklı örgütlenme ve hareketleri ve ırklar arasındaki engelleri kaldırmak üzere benzeri girişimleri özendirir ve ırk ayırımına dayalı bölünmeyi güçlendirme eğilimindeki her girişimi caydırır.
  7.  Taraf Devletler, koşullar haklı gösterdiğinde, insan hakları ve temel özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanabilmelerini güvenceye almak amacıyla belli ırk gruplarının ya da gruplarının üyesi olan bireylerin yeterince gelişmesi ve korunmasını sağlamak üzere toplumsal, ekonomik, kültürel ve başka alanlarda özel ve somut önlemler alır. Bu önlemler, hiçbir durumda, alınma amaçları gerçekleştikten sonra ayrı ırk grupları için hak eşitsizliği ya da değişik hakların tanınması sonucu doğuramaz.
Madde 3

Taraf Devletler, ırk ayrıcılığını ve ırk ayrımcılığını kınayarak yargı yetkileri içinde bulunan ülkelerde bu nitelikteki tüm uygulamaları yasaklar ve kökten yok eder.

Madde 4

Taraf Devletler, belli bir ırkın ya da belli bir renk ya da etnik kökenden kişiler grubunun üstünlüğü düşünceleri ya da kuramları üzerine dayalı olan ya da herhangi bir biçimde ırk düşmanlığı ve ayrımcılığını haklı göstermeye ya da geliştirmeye kalkışan tüm propaganda ve tüm örgütlenmeleri kınar ve böyle bir ayrımcılığa yönelik tüm kışkırtma ya da eylemeleri yok etmek için ivedi ve olumlu önlemler almayı ve bu amaçla, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan ülkeler ve bu Sözleşmenin 5. maddesinde açıkça öne sürülmüş olan haklara gereken saygıyı göstererek, başka önlemlerin yanısıra:

  1.  Irk ayırımına dayalı üstünlük ya da düşmanlık temeline dayalı düşüncelerin yayılmasını, ırk ayrımcılığı kışkırtıcılığını ve herhangi bir ırkı ya da başka bir renk ya da etnik kökenden kişiler grubuna karşı şiddet eylemi ya da bu gibi eylem kışkırtıcılığına ve ırkçı etkinliklere para yardımı yanında herhangi bir yardım sağlamayı, yasalara göre cezayı gerektiren bir suç saydığını ilan eder;
  2.  Irk ayrımcılığını geliştiren ya da kışkırtan örgütleri ve örgütlü ya da başka propaganda etkinliklerini yasa dışı ilan ederek yasaklar ve bu örgütlere ve etkinliklere katılmayı yasaya göre cezalandıracak bir suç sayar;
  3.  Ulusal ya da yerel resmi makamların ya da kamu kuruluşlarının, ırk ayrımcılığını özendirmesine ya da kışkırtmasına izin vermez.
Madde 5

Bu Sözleşmenin 2. maddesinde konmuş olan temel yükümlülükler uyarınca Taraf Devletler, ırk ayrımcılığını her biçimiyle yasaklamayı ve kaldırmayı ve ırk, renk ya da ulusal ya da etnik köken ayrımı yapmaksızın, herkes için yasa önünde eşitlik sağlamayı ve öncelikle aşağıdaki hakları güvence altına almayı yükümlenir:

a- Mahkemeler ve tüm öteki adli organlar önünde eşit davranılma hakkı;

b- Kişi güvenliği hakkıyla ister resmi görevliler, ister bir birey, grup ya da kurumca işlensin şiddet eylemine ya da bedence zarara karşı Devletçe korunma hakkı;

c- Siyasal haklar, özellikle genel ve eşit oy temeli üzerinde seçimlere katılma, seçme ve seçilme hakkı ve her düzeydeki kamu yönetiminde ve Hükümette görev alma ve eşit koşullarda kamu hizmetine girme hakkı;

d- Öteki kişisel haklar, özellikle:

i. Bir Devletin sınırları içinde yer değiştirme ve oturma hakkı,

ii. Kendi ülkesi dahil bir ülkeden ayrılma ve ülkesine geri dönme hakkı,

iii Vatandaşlık hakkı,

iv. Evlenme ve seçme hakkı,

v. Tek başına ya da başkalarıyla birlikte mülk edinme hakkı,

vi. Miras hakkı,

vii.  Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü,

viii.   Görüş ve görüşünü açıklama özgürlüğü,

ix. Barışçı toplanma ve dernek kurma hakkı,

e-Ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar, özellikle;

i.Çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli ücret hakkı,

ii. Sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı,

iii. Konut edinme hakkı,

iv. Halk sağlığı, tıbbi bakım, toplumsal güvenlik ve toplumsal hizmet hakkı,

v. Eğitim görme ve yetişme hakkı,

vi. Kültürel etkinliklere eşit katılma hakkı,

f.    Ulaşım araçları, otel, lokanta, kahve, tiyatro ve park gibi kamunun kullanımına açık herhangi bir hizmet yerinden eşit yararlanma hakkı.

Madde 6

Taraf Devletler, yargı yetkileri içindeki herkese, bu Sözleşmeye aykırı olarak insan haklarını ve temel özgürlükleri çiğneyen herhangi bir ırk ayrımcılığı eylemine karşı, yetkili ulusal mahkemeleri ve öteki Devlet kuruluşları eliyle etkin korunma ve yargı yolu sağladığı gibi, bu mahkemelerden böyle bir ayrımcılık sonucu olarak uğradığı zararın adilce ve yeterince giderilmesini isteme hakkı sağlar.

Madde 7

Taraf Devletler, ırk ayrımcılığına yol açan önyargılarla savaşmak ve uluslar ve ırk ya da etnik gruplar arasında hoşgörü ve dostluğu geliştirmek, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Antlaşması, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesinin amaç ve ilkelerini yaymak üzere özellikle öğretim, eğitim, kültür ve bildirişim alanlarında ivedi ve etkin önlemler benimsemeyi yükümlenir.

BÖLÜM II
Madde 8
  1.  Taraf Devletlerce kendi uyrukları arasından seçilen, ahlak nitelikleri yüksek ve yansızlığıyla tanınmış olan onsekiz uzmandan oluşmuş (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) bir Irk Ayrımcılığını Kaldırma Komitesi kurulur. Kendi adlarına hizmet verecek olan bu uzmanların seçiminde, eşit bir coğrafi dağılımın sağlanması ve çeşitli uygarlık biçimleriyle ana hukuk sistemlerinin temsil edilebilmesi öngörülür.
  2.  Komite üyeleri, Taraf Devletlerce gösterilen adaylar listesinden gizli oyla seçilir. Taraf her Devlet, kendi vatandaşları arasından bir aday gösterebilir.
  3.  İlk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten altı ay sonra yapılır. Her seçim tarihinden en az üç ay önce, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Taraf Devletlere iki ay içinde adaylarını sunmaları çağrısında bulunan bir yazı gönderir. Genel Sekreter, bu yolla gösterilmiş tüm adayların, onları aday gösteren Taraf Devletleri de belirterek alfabetik bir listesini hazırlar ve bunu Taraf Devletlere sunar.
  4.  Komite üyelerinin seçimi Genel Sekreterin çağrısıyla Taraf Devletlerin Birleşmiş Milletler Merkezindeki toplantısında yapılır. Taraf Devletlerden üçte ikisinin yeter çoğunluğu oluşturduğu bu toplantıda, en çok oyu alan ve hazır bulunan ve oy veren temsilcilerin oylarının salt çoğunluğunu sağlayan adaylar, Komiteye seçilmiş olur.
  5.  a. Komite üyeleri, dört yıllık bir süre için seçilir. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilmiş olan, üyelerden dokuzunun süresi iki yılın bitiminde sona erer. İlk seçimden hemen sonra bu dokuz üye, Komite Başkanı tarafından ad çekmeyle belirlenir.
  6.  Boşalan bir üyeliği doldurmak için, uzmanı Komite üyesi olarak görev yapamayan Taraf Devlet, Komitenin onayına bağlı olmak üzere kendi vatandaşları arasından bir başka uzman atar.
  7.  Komite üyeleri görevlerini yerine getirirken giderlerinden Taraf Devletler sorumludur.
Madde 9
  1.  Taraf Devletler, benimsemiş oldukları ve bu Sözleşmenin hükümlerine işlerlik kazandıran yasal, yargısal, yönetsel ve öteki önlemler konusunda, Komite tarafından incelenmek üzere;
  2.  İlgili Devlet için Sözleşmenin yürürlüğe girişinden sonraki bir yıl içinde, ve
  3.  Bundan sonra her iki yılda bir ve Komite istediğinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bir rapor sunmayı üstlenir. Komite, Taraf Devletlerden başka bilgileri de isteyebilir.
  4.  Komite, her yıl Genel Sekreter aracılığıyla etkinlikleri konusunda Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna rapor sunar ve Taraf Devletlerden alınan rapor ve bilgilerin incelenmesine dayalı önerilerde ve genel tavsiyelerde bulunabilir. Bu öneriler ve tavsiyeler, Taraf Devletlerin –varsa- görüşleriyle birlikte Genel Kurula bir rapor olarak sunulur.
Madde 10
  1.  Komite, kendi çalışma kurallarını belirler.
  2.  Komite, görevlilerini iki yıllık bir süre için seçer.
  3.  Komitenin sekreterlik hizmetleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından sağlanır.
  4.  Komite toplantıları normal olarak Birleşmiş Milletler Merkezinde yapılır.
Madde 11
  1.  Bir Taraf Devlet, bir başka Taraf Devletin bu Sözleşmesinin hükümlerine işlerlik kazandırmadığını görürse, konuyu komitenin dikkatine sunabilir. Bunun üzerine Komite, bu duyuruyu ilgili Taraf Devlete iletir. Duyuruyu alan Devlet, üç ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- başvurduğu yargı yolunu belirten yazılı bir açıklama ya da bildirimde bulunur.
  2.  Konu, ilgili görüşmelerle ya da taraflara açık başka bir yöntemle ilk duyurunun alıcı Devlet tarafından alınmasından sonraki altı ay içinde ilgili Taraf Devletlerin her ikisinin de yeterli bulacağı bir sonuca bağlanamazsa Devletlerden herbiri; Komiteye ve öteki Devletlere bildirimde bulunarak konuyu yeniden Komiteye götürebilir.
  3.  Komite, bu maddenin 2. fıkrası uyarınca kendisine iletilen bir konuyu, Uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilkelerine göre tüm iç yargı yollarının elden geldiğince kullanıldığı kanısına vardıktan sonra ele alır. Yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği durumlarda bu bir kural değildir.
  4.  Komite, kendisine iletilen bir konuda, başka ilgili bilgileri sağlamak amacıyla ilgili Taraf Devletlere çağrıda bulunabilir.
  5.  Bu maddeye göre ortaya çıkan herhangi bir konu Komite tarafından incelenirken, ilgili Taraf Devletler; konunun incelenmesi sırasında, oy hakkı olmaksızın komitenin çalışmalarına katılmak üzere bir temsilci göndermeye yetkilidir.
Madde 12
  1.  a. Komite gerekli gördüğü tüm bilgileri sağlayıp derledikten sonra, salt bu amaçla; Komite üyesi olabileceği gibi, Komite dışından da seçilebilecek beş kişilik (bundan böyle Komisyon olarak anılacak olan) bir Uzlaştırma Komisyonu oluşturur. Komite üyeleri anlaşmazlığa taraf olanların görüş birliğiyle kurulur ve bu Sözleşmeye saygı temeli üzerinde konunun dostça bir çözüme bağlanması amacıyla ilgili Devletlere arabuluculuk yapar.
  2. Antlaşmazlığa Taraf Devletler, üç ay içinde Komisyon üyelerinin tümü ya da bir bölümü üzerinde uzlaşmaya varamazlarsa; anlaşmazlığa taraf Devletlerin üzerinde uzlaşamadığı Komisyon üyeleri yerine, Komite tarafından ve kendi içinden gizli oyla ve üçte iki çoğunlukla üye seçilir.
  3.  Komisyon üyeleri, kendi adlarına görev yapar. Anlaşmazlığa taraf Devletlerin ya da bu Sözleşmeye Taraf olmayan bir Devletin vatandaşı olamazlar.
  4.  Komisyon kendi Başkanını seçer ve kendi çalışma kurallarını belirler.
  5.  Komisyonun toplantıları olağan olarak Birleşmiş Milletler Merkezinde ya da kendisince belirlenecek başka uygun bir yerde yapılır.
  6.  Bu Sözleşmenin 10. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sağlanan Sekreterlik hizmeti; Taraf Devletler arasındaki bir anlaşmazlık sonucu Komisyon kurulduğunda bu Komisyona da sunulur.
  7.  Anlaşmazlığa taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince yapılacak tahminlere göre komisyon üyelerinin tüm giderlerini eşit olarak paylaşır.
  8.  Genel Sekreter, bu maddenin 6. fıkrası uyarınca anlaşmazlığa taraf Devletlerce ödenmesinden önce, gerektiğinde, Komisyon üyelerinin giderlerini karşılamaya yetkilidir.
  9.  Komite tarafından sağlanan ve derlenen bilgiler, Komisyona sunulur ve Komisyon ilgili Devletlerden konuyla ilgili başka bilgileri vermelerini de isteyebilir.
Madde 13
  1.  Komisyon konuyu enine boyuna inceledikten sonra, taraflar arasındaki soruna ilişkin tüm olaylara dayalı bulgulara yer veren ve anlaşmazlığın dostça çözümü için uygun bulabileceği tavsiyeleri içeren bir rapor hazırlayarak Komite Başkanına sunar.
  2.  Komite Başkanı, Komisyon raporunu anlaşmazlığa taraf Devletlerin herbirine duyurur. Bu Devletler, üç ay içinde, Komisyon raporunun içerdiği tavsiyeleri kabul edip etmediklerini Komite Başkanına bildirirler.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen süreden sonra, Komite Başkanı, Komisyon raporunu ve ilgili Taraf Devletlerin bildirimlerini bu Sözleşmeye Taraf öteki Devletlere duyurur.
Madde 14
  1.  Bir Taraf Devlet, herhangi bir alanda Komitenin, kendi yargı yetkisi içindeki bireylerden ya da birey gruplarından bu Sözleşmede tanınan haklarından herhangi birinin bu Taraf Devletçe çiğnendiğini ileri süren duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Komite, böyle bir bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devlete ilişkin herhangi bir duyuruyu kabul etmez.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrasında öngörülen bir bildirimde bulunmuş olan bir Taraf Devlet, yargı yetkisi içinde bu Sözleşmede öne sürülen haklarından herhangi birinin çiğnendiğini ileri süren ve öteki yerel yargı yollarının tümünü kullanmış olan bireylerden ya da birey gruplarından dilekçeler almaya  ve incelemeye yetkili olmak üzere kendi ulusal hukuk düzeni içinde bir organ kurabilir ya da gösterebilir.
  3.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca yapılan bildirimle bu maddenin 2. fıkrası uyarınca kurulan ya da gösterilen organın adı, ilgili Taraf Devletçe Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter, bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Yapılan bir bildirim Genel Sekretere bildirilerek herhangi bir anda geri alınabilir, ancak bildirimin geri alınması, Komitenin ele aldığı duyuruların incelenmesini önlemez.
  4.  Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca kurulmuş ya da gösterilmiş organ tarafından bir dilekçeler kütüğü tutulur. Bu kütüğün onaylı örnekleri, içeriği gizli kalmak üzere, her yıl uygun yollardan Genel Sekretere gönderilir.
  5.  Bu maddenin 2. Fıkrası uyarınca kurulmuş ya da gösterilmiş organdan sonuç alamaması durumunda, dilekçe sahibinin konuyu altı ay içinde Komiteye duyurma hakkı vardır.
  6.  a. Komite,  kendisine verilen herhangi bir duyuruyu, gizli olarak, bu Sözleşmenin herhangi bir hükmünü çiğnediği ileri sürülen Taraf Devletin dikkatine sunar; ancak ilgili bireylerin ya da birey gruplarının kimlikleri kendi açık olurları alınmaksızın açıklanamaz. Komite, imzasız duyuruları kabul etmez.
  7. Duyuruyu alan Devlet, üç ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- uyguladığı yargı yolunu belirten yazılı açıklamalar ya da bildirimlerde bulunur.
  8.  a. Komite, ilgili Taraf Devlet ve dilekçe sahibinin sağladığı tüm bilgilerin ışığında duyuruları inceler. Komite, dilekçe sahibinin tüm iç yargı yollarının tümünü kullanmış olduğu kanısına varmadıkça herhangi bir duyuruyu incelemez. Bununla birlikte, yargı yollarına başvurmanın akılcı olmayan bir ölçüde geciktirildiği durumlarda bu bir kural değildir.
  9. Komite, -varsa- önerilerini ve tavsiyelerini ilgili taraf Devlete ve dilekçe sahibine bildirir.
  10.  Komite yıllık raporunda, bu duyuruların bir özetiyle uygun gördüğünde; ilgili Taraf Devletlerin yaptığı açıklama ve bildirimlerle kendi öneri ve tavsiyelerinin bir özetine de yer verir.
  11.  Komite, ancak bu Sözleşmeye Taraf en az on devletin bu maddenin 1. fıkrası uyarınca yapacağı bildirimlerle kendini bağlı sayması üzerine, bu maddede öngörülen görevleri yerine getirmeye yetkilidir.
Madde 15

1. 14 Aralık 1960 tarihli Genel Kurul Kararının içerdiği Sömürge ülkelere ve Halklarına Bağımsızlık Tanıma Bildirgesinin amaçları gerçekleşene kadar, bu Sözleşmenin hükümleri; başka Uluslararası belgeler ya da Birleşmiş Milletler ya da uzmanlık kuruluşları tarafından bu halklara tanınmış olan dilekçe hakkını hiçbir biçimde sınırlamaz.

2.     a.Bu Sözleşmenin 8. maddesinin 1. fıkrasına göre kurulmuş olan Komite, bu Sözleşmenin ilke ve amaçlarıyla doğrudan ilgili konuları ele alan Birleşmiş Milletler organlarından, Vesayet Altında Bulunan ve Kendini Yönetmeyen ülkelerin ya da 1514 (XV) sayılı Genel Kurul Kararının uygulandığı tüm öteki ülkelerin haklarından alınan ve bu Sözleşmenin kapsamına girdiği gibi bu organlar önünde bulunan konulara ilişkin dilekçeleri incelemeleri sırasında dilekçe örnekleri alır ve bu organlara bu dilekçeler üzerindeki görüş ve tavsiyelerini bildirir.

        b.Komite, Birleşmiş Milletlerin yetkili organlarından, bu fıkranın (a) bendinde sözü geçen ülkelerdeki yönetici otoriteler    tarafından uygulanan ve bu Sözleşmenin ilke ve amaçlarıyla doğrudan ilgili olan yasama, yargı ve yönetim önlemleriyle öteki önlemlere ilişkin raporların örneklerini alır ve bu organlara görüş bildirerek tavsiyelerde bulunur.

3. Komite, Genel Kurula sunduğu raporunda Birleşmiş milletler organlarından aldığı dilekçe ve raporların bir özetiyle bu dilekçe ve raporlara ilişkin kendi görüş ve tavsiyelerine de yer verir.

4. Komite, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinden bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgili olan ve bu maddenin 2. fıkrasının (a) bendinde sözü geçen ülkelere ilişkin olarak elinde bulunan her türlü bilgiyi ister.

Madde 16

Bu Sözleşmenin, anlaşmazlık ve şikayetlerin sonuca bağlanmasına ilişkin hükümleri, Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşlarının kuruluş belgelerinde ya da onlarca kabul edilmiş sözleşmelerde öngörülen ve ayrımcılık konusundaki anlaşmazlık ve şikayetleri çözüme bağlamayı amaçlayan öteki işlemleri zedelemeden uygulanır ve Taraf Devletleri, bir anlaşmazlığı çözmek üzere aralarında yürürlükte olan genel ya da özel Uluslararası sözleşmeler uyarınca başka işlemlere başvurmaktan alıkoymaz.

BÖLÜM III
Madde 17
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin ya da uzmanlık kuruluşlarının üyesi herhangi bir Devletin, Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne Taraf herhangi bir Devletin ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca bu Sözleşmeye taraf olmaya çağrılmış olan herhangi bir başka Devletin imzasına açıktır.
  2.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir.
Madde 18
  1.  Bu Sözleşme, 17. maddesinin 1. fıkrasında anılan herhangi bir Devletin katılmasına açıktır.
  2.  Katılma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bir katılma belgesinin verilmesiyle olur.
Madde 19
  1.  Bu Sözleşme, yirmiyedinci onay belgesi ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine veriliş tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girer.
  2.  Yirmiyedinci onay belgesi ya da katılma belgesinin verilişinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayan ya da ona katılan her Devlet için bu Sözleşme; kendi onay belgesi ya da katılma belgesini verdiği tarihten sonraki otuzuncu gün yürürlük kazanır.
Madde 20
  1.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, onay ya da katılma sırasında Devletler tarafından konulan çekinceleri alır ve bu Sözleşmeye Taraf olan ya da olabilecek tüm Devletlere iletir. Bu çekinceye karşı çıkan herhangi bir Devlet, sözügeçen duyuru tarihinden başlayarak doksan günlük bir süre içinde, Genel Sekretere bunu kabul etmediğini bildirir.
  2.  Bu Sözleşmenin içerik ve amacıyla bağdaşmaz bir çekince konulamaz. Bu Sözleşmeye kurulan organlardan herhangi birinin işlemesini engelleme sonucu doğacak bir çekinceye izin verilemez. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin en az üçte ikisinin karşı çıktığı bir çekince, Sözleşmeyle bağdaşmaz ve engelleyici sayılır.
  3.  Bu çekinceler, bu amaçla Genel Sekretere yapılacak bir bildirimle herhangi bir tarihte geri alınabilir. Bu bildirimler alındığı tarihte hüküm kazanır.
Madde 21

Taraf bir Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı bir bildirimde bulunarak bu Sözleşmeyi yürürlükten kaldırabilir. Sözleşmenin yürürlükten kaldırılması, bu bildirimin Genel Sekreterce alınış tarihinden bir yıl sonra hüküm kazanır.

Madde 22

İki ya da daha çok Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ve uygulanması bakımından doğan ve görüşmelerle ya da bu Sözleşmede açıkça öngörülmüş işlemlerle çözüme bağlanamayan herhangi bir anlaşmazlık, taraflar bir başka çözüm yolunda uzlaşamazlarsa;, bu anlaşmazlığın taraflarından herhangi birinin isteği üzerine, karar için Uluslararası Adalet Divanına sunulur.

Madde 23
  1.  Herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle herhangi bir anda bu Sözleşmenin değiştirilmesini isteyebilir.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu istek konusunda –varsa- yapılacak işlemler kararlaştırılır.
Madde 24

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin 17. maddesinin 1. fıkrasında değinilen tüm Devletlere;

  1.  17 ve 18. maddelere göre olan imza, onay ve katılmaları;
  2.  19. madde uyarınca bu sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini;
  3.  14, 20 ve 23. maddelere göre alınan duyuru ve bildirimleri, ve
  4.  21. maddeye göre yapılan bozma bildirimlerini bildirir.
Madde 25

Çince, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı ölçüde özgün olan bu Sözleşme Birleşmiş Milletler arşivine konur.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin onaylı birer örneğini; bu Sözleşmenin 17. maddesinin 1. fıkrasında adı geçen gruplara giren tüm Devletlere gönderir.

Tayfun AKGÜNER

1
Tayfun Akgüner

Prof. Dr. Tayfun Akgüner, 15 Ekim 1945’te İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitiren Akgüner, 23 Şubat 1973 ile 1 Temmuz 1975 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalışmış, 31 Ekim 1975’e kadar askerliğini yapmış, 31 Kasım 1975’te aynı bölümde tekrar asistan olarak çalışmaya devam etmştir. 13 Mayıs 1982’de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 6 Ekim 1982 ile 7 Haziran 1984 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yardımcı doçentlik yapmış, 7 Haziran 1984’te aynı bölümde doçent unvanını almıştır. Tayfun Akgüner, 15 Eylül 1988’de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda profesör olmuştur.

Akgüner, 17 Ağustos 1992 tarihine kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yapmış, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 16 Temmuz 1993 tarihine kadar çalışmış, üniversitede rektör yardımcılığı  yapmıştır.

İÜHF İdare Hukuku ve İlimleri Merkezi Müdürlüğü ve Hukuk Fakültesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü yapmıştır.

Akgüner, 16 Temmuz 1993 ile 9 Eylül 1996 tarihleri arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulunuştur.

Prof. Dr. Tayfun AKGÜNER, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nin kurucu dekanlığını yapmış, fakülteyi eğitime başlatmış, fakültenin dekanlığını 1999 yılından 2004 yılına kadar sürdürmüş, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuş, Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulu üyeliği ve Türkiye Adalet Akademisi Hakemler Kurulu üyeliği yürütmüştür. 

Akgüner, Lefke Avrupa Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Dersleri vermiş, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevini yürütmüş, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır.

Prof. Akgüner 4 yıl Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliği ve 11 yıl süreyle de Üniversitelerarası Kurul Üyeliği yapmıştır. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyesi ve Türk İtalyan Dostluk Derneği üyesi olan Akgüner’in ulusal ve uluslar arası ödülleri bulunmakta olup kamu hukuku alanında yayınlanmış çok sayıda kitap, makale, konferans, tebliğ ve çevirisi bulunmaktadır.

3. BİN YILA BAKIŞ 26.04.2008 CEM TV/ PROF. DR. TAYFUN AKGÜNER

Kore’nin Geleneksel Hukuku ve Batının Modern Hukukları

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar

0

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, 1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı’na ilişkin Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarih ve 2076 (LXII) sayılı kararlarla benimsenmiştir.

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar tutuklu ve hükümlülerin tamamına uygulanmak üzere 94 maddeden oluşmaktadır.

Mahpusların Islahı İçin Asgari Standartlar

1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş, ve Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarihli ve 663 C (XXIV) sayılı ile 13 Mayıs 1977 tarihli ve 2076 (LXII) sayılı Kararlarıyla onaylanmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İLK TESPİTLER

1. Aşağıdaki kurallar, cezaevi sistemi için ayrıntılı bir model tanımlama niyeti taşımamaktadır. Bu kurallar sadece, çağdaş düşüncenin genel kabullerine ve günümüze en uygun düşen sistemlerin temel unsurlarına dayanarak, mahpusların ıslahında ve cezaevlerinin idaresinde genellikle kabul görmüş, geçerli prensipleri ve uygulamaları göstermektedir.

2. Yeryüzündeki hukuki, sosyal, ekonomik ve coğrafi şartların büyük değişiklik gösterdiği göz önünde tutulduğunda, bu kuralların tamamının her yerde ve her zaman uygulanma imkanı bulunmadığı açıktır. Ancak, Birleşmiş Milletler tarafından gerekli oldukları kabul edilen asgari şartları bir bütün olarak ifade ettiği düşünülen bu kurallar, uygulama sürecinde ortaya çıkan pratik güçlükleri yenmek için sürekli bir çabanın harekete geçirilmesine yardım ederler.

3. Bu kurallar öte yandan, fikirlerin sürekli geliştiği bir alanı düzenlemektedir. Bu kurallar, prensiplerle uyum içinde bulunan tecrübeleri ve uygulamaları kaldırmak istememekte, bu kuralların metninden bir bütün olarak çıkan amaçları daha ileriye götürmek istemektedir. Hapishane merkez yönetimlerini bu kuralların ruhuna uygun davranmak kaydıyla kuralların metninden ayrılabilirler.

4. (1) Birinci Bölüm, kurumların genel idaresini düzenlemektedir; bu bölüm, hukuki ve cezai bir nedenle, tutuklu veya mahkum olan, ve bir yargıcın karar verdiği “güvenlik tedbirlerine” veya iyileştirici tedbirlere tabi tutulan her kategorideki mahpuslara uygulanır.

(2) İkinci Bölüm, her bir kısımda ele alınan özel kategorilere uygulanabilir nitelikteki kuralları içermektedir. Bununla beraber, hükümlülere uygulanabilen A kısmındaki kurallar, B, C ve D kısımlarını düzenleyen kurallara aykırı olmamak ve bu kısımlardaki mahpusların yararına olmak koşuluyla, bu kısımlardaki mahpuslara da uygulanır.

5. (1) Bu kurallar, Borstal kurumları veya ıslah edici okullar gibi gençler için ayrılmış kurumların idaresini düzenlemeyi istememektedir. Ancak genel olarak Birinci Bölüm, bu kurumlara da aynı ölçüde uygulanır.

(2) Genç mahpuslar kategorisi, en azından, küçükler için mahkemelerin yargı yetkisine tabi olan bütün gençleri kapsar. Bu gençler, kural olarak hapis cezasına mahkum edilmezler.

BÖLÜM I : GENEL UYGULAMA KURALLARI
Temel Prensipler

6. (1) Aşağıdaki kurallar taraf gözetmeden uygulanır. Kuralların uygulanmasında ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi sebeplerle ayrımcılık yapılamaz.

(2) Öte yandan, mahpusların mensubu oldukları dinsel inançlara ve ahlaki ilkelere saygı gösterilmesi zorunludur.

Kayıt

7. (1) Kişilerin hapsedildikleri her yerde, gelen her mahpusun girişinin yazıldığı sayfaları numaralı bir kayıt defteri bulunur. Bu deftere şunlar yazılır:

a) Gelen kişinin kimliği ile ilgili bilgiler,

b) Kişi hakkındaki kararın sebepleri ve bu kararı veren makam;

c) Kuruma girişin yapıldığı ve salıverileceği gün ve saat.

(2) Hakkında geçerli bir karar bulunmayan ve hakkındaki karar önceden kayda geçmeyen bir kimse, her hangi bir kuruma alınmaz.

Kategorilere ayırma

8. Cinsiyetleri, yaşları, ceza sicilleri, tutulmalarının hukuki nedenleri ve kendilerine uygulanacak rejimin gerekleri dikkate alınarak farklı kategorilere ayrılan mahpuslar, ayrı kurumlarda veya bu kurumların ayrı bölümlerinde tutulurlar. Buna nedenle,

a) Erkekler ve kadınlar mümkün olduğu kadar ayrı kurumlarda tutulurlar; hem erkekleri hem de kadınları barındıran kurumlarda kadınlara tamamıyla ayrı yerler tahsis edilir;

b) Tutuklu mahpuslar, hükümlü mahpuslardan ayrı mekanlarda tutulurlar;

c) Borç yüzünden veya diğer bir hukuki sebeple hapsedilenler ile cezai bir fiil nedeni ile hapsedilenler ayrı yerlerde tutulurlar;

d) Genç mahpuslar yetişkin mahpuslardan ayrı yerde tutulurlar.

Kalacak Yer

9. (1) Mahpusların uyuyacakları yerler, tek kişilik küçük bir yer veya oda ise, her mahpus gece tek başına bu odada kalır. Geçici kalabalık gibi özel nedenlerle hapishane merkez idaresinin bu kurala istisna getirmesi gerektiğinde bile, iki mahpusun küçük bir yerde veya odada bir arada tutulması uygun değildir.

(2) Koğuş sisteminin uygulandığı yerlerde, aynı koğuşa bu şartlar altında birbirleri ile uyuşabilecek kişiler dikkatle seçilerek yerleştirilir. Kurumun özelliği dikkate alınarak, düzenli biçimde gece denetimleri yapılır.

10. Mahpuslara kalmaları için ayrılan bütün yerlerde, ve özellikle uyumak için kaldıkları yerlerde, iklim şartlarına ve ayrıca metreküpteki hava miktarına, asgari metrekare alana, ışıklandırmaya, ısıtmaya ve havalandırmaya gerekli özen gösterilerek, sağlık için gerekli bütün gerekler karşılanır.

11. Mahpusların yaşamaları ve çalışmaları istenen yerlerde,

a) Pencereler, mahpusun gün ışığında okuyabilmesine veya çalışabilmesine imkan verecek yeterli büyüklükte, ve havalandırma tertibatı yapılmış olsa da, temiz havanın girebileceği bir biçimde yapılmış olur.

b) Mahpusun okuma veya çalışması için, görme yeteneğine zarar vermeyecek ölçüde yeterli aydınlatma sağlanır.

12. Her mahpusun doğal ihtiyaçlarını karşılayabileceği ölçüde yeterli sıhhi tesis bulunur ve bu tesisler temiz ve bakımlı tutulur.

13. Her mahpusun yararlanabileceği yeterli banyo ve duş tesisi bulunur. Mahpusların iklim şartlarına uygun bir ısıda, mevsimlere ve coğrafi bölgeye göre genel hijyenik koşullar için gerekli aralıklarda, ılık bir iklim varsa haftada en az bir kez banyo veya duş almalarına imkan verilir.

14. Kurumun mahpuslar tarafından düzenli olarak kullanılan yerleri, her zaman titizlikle temiz olarak tutulur ve temizliği korunur.

Kişisel temizlik

15. Mahpusların kendilerini temiz tutmaları istenir ve bu amaçla kendilerine sağlıkları ve temizlikleri için gerekli su ve tuvalet malzemesi sağlanır.

16. Mahpusların özsaygılarına uygun bir dış görünümü sürdürebilmeleri amacıyla, saç ve sakalların uygun şekilde bakımı için gerekli araçlar sağlanır, ve erkeklerin düzenli olarak tıraş olmalarına imkan verilir.

Giysi ve yatak

17. (1) Şahsi elbisesini giymesine izin verilmeyen her mahpusa, iklim şartlarına uygun ve kendisinin sağlığını koruyacak türden giysiler verilir. Mahpuslara hiç bir biçimde onur kırıcı veya aşağılayıcı giysi giydirilmez.

(2) Bütün giysiler temiz olur ve giysiler uygun şartlarda tutulur. İç çamaşırlar hijyenik şartların gerektirdiği sıklıkta değiştirilir ve yıkanır.

(3) Bir mahpusun kurumun dışına çıkmasına izin verildiği istisnai hallerde, mahpusun kendi giysilerini veya mahpus olduğunu fark ettirmeyecek giysiler giymesine izin verilir.

18. Mahpusların kurum içinde kendi giysilerini giymelerine izin verilmesi halinde, kuruma girişleri sırasında temiz ve kullanıma uygun olmasını sağlamak için gerekli düzenlemeler yapılır.

19. Her mahpusa, yerel ve ulusal standartlara uygun olan ve verildiği anda temiz bulunan, iyi korunan ve temizliğin sağlanmasına yetecek sıklıkta değiştirilen tek kişilik ve yeterli büyüklükte bir yatak sağlanır.

Yiyecek

20. (1) Kurum idaresi tarafından her mahpusa sağlık ve kuvvet için yeterli ölçüde besin değerine sahip olan, iyi hazırlanan ve uygun saatlerde servisi yapılan yemek verilir.

(2) Her mahpusun ihtiyacı olduğu her an içebileceği içme suyu bulundurulur.

Beden eğitimi ve Spor

21. (1) Dışarıda çalıştırılmayan her mahpusun, hava koşulları müsaade ettiği zaman günde en az bir saat açık havada uygun bir biçimde beden eğitimi yapmasına imkan verilir.

(2) Genç mahpuslara ve fizik durumu itibariyle uygun olan diğer mahpuslara, egzersiz süreleri içinde fiziksel eğitim ile eğlenmeleri için eğitim verilir. Bunun için kendilerine yer, tesis ve araç sağlanır.

Sağlık hizmetleri

22. (1) Her kurumda, psikiyatriden de anlayan en az bir nitelikli sağlık görevlisi hizmet verir. Kurumdaki sağlık hizmetleri, toplumun veya ulusun genel sağlık yönetimiyle yakın ilişki içinde düzenlenir. Kurumdaki sağlık hizmetleri, psikiyatrik vakalarda teşhisi ve gerektiğinde ruh sağlığındaki normal dışı olan halleri tedavi etmeye imkan verecek şekilde düzenlenir.

(2) Durumu özel bir tedaviyi gerektiren mahpuslar, uzman kurumlara veya sivil hastanelere sevk edilirler. Hastane hizmetlerinin kurum içinde verilmesi halinde, bu kurumların araçları, donanımları ve ilaç stoklarının hasta mahpusların tıbbi bakım ve tedavilerini karşılayabilecek uygunlukta olur ve buralarda bu işe uygun eğitim görmüş görevliler bulunur.

(3) Her mahpusa, nitelikli bir dişçinin hizmetinden yararlanma imkanı verilir.

23. (1) Kadın mahpusların tutulduğu kurumlarda doğum öncesi ve doğum sonrası her türlü bakım ve tedavi için özel bir yer bulunur. İmkan bulunan yerlerde, çocukların kurum dışında bir hastanede doğmaları için gerekli düzenlemeler yapılır. Bir bebek hapishanede doğmuş ise, hapishanede doğduğu doğum belgesine işlenmez.

(2) Bebeklerin anneleri ile birlikte kalmalarına izin verilen kurumlarda, bebeklerin annelerinin bakımı altında olmadığı zamanlarda bırakılabilecekleri ve nitelikli kişiler tarafından hizmet verilen bir kreş sağlanır.

24. Sağlık görevlisi, mahpusların özellikle fiziksel ve ruhsal hastalıklarını teşhis etmek ve gerekli bütün önlemleri almak, bulaşıcı hastalık taşıdığından kuşkulandığı mahpusu diğerlerinden ayırmak, rehabilitasyonu önleyebilecek fiziksel ve ruhsal kusurları not etmek ve her birinin fiziksel çalışma kapasitesini tespit etmek amacıyla, her mahpusun kuruma girişinden sonra en kısa sürede ve daha sonra gerektiği her zaman mahpusu görür ve muayene eder.

25. (1) Sağlık görevlisi, mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bakımını yapar ve bütün hasta mahpusları, hastalıktan şikayet edenleri ve sağlığı bakımından özel olarak dikkat çekenleri her gün görür.

(2) Sağlık görevlisi, bir mahpusun fiziksel veya ruhsal sağlığının bozulmuş olmasını ve mahpusun sağlığının mahpusluğun devamı veya mahpusluk şartlarından biri nedeniyle kötü biçimde etkilenmiş olmasını kurum yöneticisine bildirir.

26. (1) Sağlık görevlisi, aşağıdaki konularda düzenli olarak denetim yapar ve yöneticiye tavsiyelerde bulunur:

a) Yiyeceklerin kalitesi, niceliği, hazırlanması ve servisi;

b) Kurumun ve mahpusların hijyenik şartları ve temizliği;

c) Kurumun temizliği ısınması, aydınlatılması ve havalandırılması;

d) Mahpusların giysilerinin ve yatacak yerlerinin uygunluğu ve temizliği;

e) Beden eğitimi ve spor faaliyetlerinden sorumlu bir teknik personelin bulunmaması halinde, beden eğitimi ve sporla ilgili kurallara uyulması.

(2) Kurum yöneticisi, sağlık görevlisinin 25 (2) ve 26. Kurallara göre sunduğu raporları ve tavsiyeleri dikkate alır; yapılan tavsiyelere yöneticinin de katılması halinde, bu tavsiyeleri uygulamak için acil tedbirler alınır; eğer alınacak tedbirler yöneticinin yetkisine girmiyorsa veya yönetici yapılan bu tavsiyelere katılmıyorsa, hemen kendi raporunu ve sağlık görevlisinin yaptığı tavsiyeyi daha yüksek makamlara sunar.

Disiplin ve Cezalandırma

27. Disiplin ve düzen, sebatla sürdürülür; ancak hapishane güvenliği ve topluluk yaşamının huzuru için gerekli olandan daha fazla kısıtlama yapılamaz.

28. (1) Hiç bir mahpus, disiplin gerekçesiyle kurum hizmetlerinde çalıştırılamaz.

(2) Ancak bu kural, uygulanacak rejimin amacı bakımından mahpuslardan oluşturulan gruplara, denetim altında belirli sosyal, eğitimsel ve sportif faaliyetler ve işlerin yaptırıldığı öz yönetime dayanan sistemlerin gereği gibi yürütülmesini engellemez.

29. Aşağıdaki konular ancak yasayla veya yetkili idari makamların yaptığı düzenlemelerle tespit edilir:

a) Disiplin suçu oluşturan eylemler;

b) Uygulanabilecek cezaların türleri ve süreleri;

c) Bu tür cezaları vermeye yetkili makam.

30. (1) Hiç bir mahpus yasada veya tüzükte öngörülmeyen bir ceza ile cezalandırılamaz; bir mahpusa aynı suçtan ötürü iki kez ceza verilemez.

(2) Bir mahpus, hakkında isnat edilen suç ile ilgili olarak bilgilendirilmedikçe ve kendisine savunma imkanı tanınmadıkça cezalandırılamaz. Yetkili makam, olay hakkında tam bir inceleme yapar.

(3) Gerekli ve mümkün olduğu zaman, mahpusun savunmasını çevirmen aracılığıyla yapmasına izin verilir.

31. Disiplin suçları bakımından bedensel ceza, karanlık bir hücreye konulma ve her türlü zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı ceza verilmesi tamamıyla yasaktır.

32. (1) Sağlık görevlisi mahpusu muayene etmeden ve kendisine dar bir yere kapatma veya yiyecek azaltma cezalarının uygulanabileceği konusunda yazılı bir izin vermeden, böyle bir ceza uygulanamaz.

(2) Mahpusun fiziksel veya ruhsal sağlığına zarar verebilecek başka bir ceza için de aynı kural uygulanır. Hiç bir durumda, 31. Kuraldaki prensibe aykırı olan veya bu kuraldan uzaklaşan bir ceza verilemez.

(3) Sağlık görevlisi bu tür cezayı çekmekte olan mahpusları her gün ziyaret eder; sağlık görevlisi, mahpusun fiziksel ve ruhsal sağlığı bakımından bu cezanın sona erdirilmesini veya değiştirilmesini gerekli görmesi halinde, durumu kurum yöneticisine tavsiye eder.

Kısıtlama Araçları

33. Kelepçe, zincir, demir ve dar gömlek gibi kısıtlama araçları, bir cezalandırma vasıtası olarak hiç bir zaman kullanılamaz. Ayrıca zincir ve demir kısıtlamak için kullanılamaz. Aşağıdaki haller dışında, diğer kısıtlama araçları da kullanılamaz:

a) Mahpusun yargısal veya idari bir makam önüne getirildiği zaman çıkarılması koşuluyla, nakil sırasında kaçmasına karşı bir önlem olarak kullanılması;

b) Sağlık görevlisinin talimatıyla sağlık sebepleriyle;

c) Kullanılan diğer yöntemlerin başarısız kalması halinde, bir mahpusun kendisini veya başkasını yaralamasını veya bir mala zarar vermesini önlemek amacıyla, kurum müdürünün talimatıyla; bu durumda kurum müdürü en az bir kez sağlık görevlisine danışır ve yüksek idari makamlara durumu bildirir.

34. Kısıtlama araçlarının kullanılma tarzı ve yöntemi hakkında hapishane merkezi idaresi karar verir. Bu tür araçlar, kesinlikle gerekli olduğundan daha uzun bir süre kullanılamaz.

Mahpusların Bilgilenmeleri ve Şikayetleri

35. (1) Girişi yapılan her mahpusa, kendisinin bulunduğu kategorideki mahpuslara uygulanan rejimi düzenleyen kurallar, kurumun disiplin şartları, bilgi edinmek ve şikayette bulunmak için izleyeceği usuller ile hak ve yükümlülüklerini anlaması ve kurumun yaşamına uyum sağlaması için gerekli diğer bütün konularda yazılı olarak bilgi verilir.

(2) Okur-yazar olmayan mahpuslara yukarıdaki bilgiler sözlü olarak anlatılır.

36. (1) Her mahpusa haftanın bir günü, kurumun müdürüne veya müdürü temsil etmeye yetkili bir görevliye taleplerini ve şikayetlerini bildirme imkanı tanınır.

(2) Talepleri ve şikayetleri kurumu teftiş eden müfettişe bildirmek mümkündür. Mahpuslara, müfettişle veya teftiş yapan her hangi bir görevli ile kurum müdürü veya kurum mensubu bir görevlinin hazır bulunmadığı bir ortamda konuşma imkanı tanınır.

(3) Bütün mahpusların, talep ve şikayetlerinin içeriği sansüre tabi tutulmadan gerekli şekliyle hapishane merkez idaresine, yargısal makamlara ve yetkili kılınmış diğer makamlara bu talep ve şikayetlerini bildirmelerine izin verilir.

(4) Açıkça manasız veya temelsiz olmayan bütün talep ve şikayetler hemen ele alınır ve gereksiz biçimde geciktirilmeden yanıtlanır.

Dış Dünya ile İrtibat Kurma

37. Gerekli gözetim altında mahpusların düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşmelerine ve ziyaret edilmelerine imkan verilerek onlarla iletişim kurmalarına izin verilir.

38. (1) Yabancı ülke vatandaşı olan mahpusların vatandaşı oldukları ülkenin diplomatik ve konsolosluk temsilcileriyle makul imkanlarla iletişim kurmalarına izin verilir.

(2) Hapsedildikleri ülkede, vatandaşı oldukları Devletin diplomatik veya konsolosluk temsilcisi bulunmayan mahpuslar, mülteciler veya vatansız kimseler, kendilerinin menfaatlerinden sorumlu olan Devletlerin diplomatik temsilcileriyle veya bu durumdaki kimseleri korumakla görevli ulusal veya uluslararası makamlarla aynı imkanlarla iletişim kurmalarına izin verilir.

39. Mahpusların gazete, dergi veya kurumların özel yayınlarını okumaları, radyo dinlemeleri, konferansları veya kurum idaresinin çıkardığı veya denetlediği benzeri araçları izlemeleri sağlanarak, önemli haberler hakkında düzenli olarak bilgi sahibi olmaları sağlanır.

Kitaplık

40. Her kurumda, her kategoriden mahpusların kullanabileceği, kendilerini geliştirici ve eğitici yeterli sayıda kitabın bulunduğu bir kitaplık bulunur. Bu kitaplıktan tam olarak yararlanmaları için mahpuslar teşvik edilir.

Din

41. (1) Kurumda aynı dine mensup önemli sayıda mahpusun bulunması halinde bir din görevlisi atanır veya seçimi onaylanır. Mahpusların sayısının gerektirmesi ve şartların imkan vermesi halinde, din görevlisinin tam gün çalışması sağlanır.

(2) Birinci fıkraya göre atanan veya onaylanan din görevlisinin düzenli hizmetleri yerine getirmesine ve uygun zamanlarda kendi dinindeki mahpuslarla baş başa görüşmesine izin verilir.

(3) Bir mahpusun din görevlisi ile görüşme talebi reddedilmez. Öte yandan bir mahpusun din görevlisinin kendisini ziyaret etme talebine karşı çıkması halinde, kendisinin bu tutumuna tam olarak saygı gösterilir.

42. Şartlar elverdiği ölçüde her mahpusun kurumda verilen din hizmetlerine katılması ve mensubu bulunduğu mezhebin gerekleri ve ibadeti ile ilgili dinsel kitapları bulundurması sağlanarak, dinsel ihtiyaçlarını karşılamasına izin verilir.

Mahpusların Eşyalarının Saklanması

43. (1) Mahpuslara ait olan her türlü para, değerli eşya, giysi ve kurumun tüzüğüne göre kendisinde bulunmasına izin verilmeyen diğer şeyler, mahpusun kuruma girişi ile birlikte güvenliğe alınır. Bu eşyaların envanteri mahpus tarafından imzalanır. Bunların güvenli şartlarda saklanması için gerekli tedbirler alınır.

(2) Mahpusun parasını harcamasına veya eşyasını kurum dışına göndermesine izin verilmesi veya hijyenik nedenlerle giysilerinin imha edilmesi halleri dışında, sahip olduğu bütün eşyaları ve parası, tahliyesi sırasından kendisine geri verilir. Mahpus, kendisine eşyalarının ve parasının geri verildiğini gösteren bir belge imzalar.

(3) Mahpusa verilmesi için gönderilen para ve diğer eşyalar hakkında da aynı işlem yapılır.

(4) Bir mahpusun bir ilacı beraberinde getirmesi halinde, sağlık görevlisi bunların nasıl kullanılacağına karar verir.

Ölüm, hastalık, nakil ve diğerlerinin bildirilmesi

44. (1) Mahpusun ölmesi veya ağır hastalanması veya ciddi biçimde yaralanması, veya ruhsal hastalıklarının tedavisi için başka bir kuruma gönderilmesi halinde, eğer mahpus evli ise eşine veya en yakın akrabasına ve her halükarda, mahpus tarafından daha önce adı verilen kişiye kurum müdürü tarafından haber verilir.

(2) Mahpus, yakın akrabalarının ölümü veya ağır hastalığından haberdar edilir. Yakın akrabasının ölümcül hasta olması durumunda, şartların elvermesi halinde mahpusun bu yakınını tek başına veya kendisine refakat eden biriyle ziyaret etmesine izin verilir.

(3) Her mahpus hapsedildiğini veya başka bir kuruma nakledildiğini hemen ailesine bildirme hakkına sahiptir.

Mahsupların nakli

45. (1) Mahpusların kurumdan götürülmesi veya kuruma getirilmesi sırasında, mümkün olduğu kadar halkın kendilerini görmesinden sakınılır; mahpusların bir saldırıya, merak uyandırmaya ve her hangi bir biçimde ifşa edilmeye karşı korunmaları için gerekli tedbirler alınır.

(2) Mahpusların yeterli hava ve ışıklandırması olmayan bir araçla veya kendilerini fiziksel sıkıntı içinde bırakacak her hangi bir tarzda nakledilmeleri yasaklanır.

(3) Mahpusların nakil masrafları idare tarafından karşılanır ve mahpusların hepsi eşit şartlarda nakledilir.

Kurum personeli

46. (1) Hapishane idaresi her derecedeki personeli dürüstlük, insancıllık, mesleki ehliyet ve kurumun yönetimi için gerekli olan çalışmaya şahsen uygunluk gibi kıstasları uygulayarak dikkatlice seçer.

(2) Hapishane idaresi, hem personelin hem de halkın gözünde bu işin büyük öneme sahip sosyal bir hizmet olduğu şeklinde bir kanaati sürekli olarak ayakta tutmaya ve bunu devam ettirmeye çalışır ve halkın bu yönde bilgilendirilmesi amacıyla her türlü uygun araç kullanılır.

(3) Yukarıda belirtilen amaçların yerine getirilmesini sağlamak için, kurum personeli tam gün çalışma esasına göre hapishane görevlileri olarak atanırlar; iyi halleri, meslekte etkinlikleri ve fiziksel kapasitelerine göre memurluk statüleri devam eder. Personel maaşı cazip ve erkekleri ve kadınları geçindirmeye yetecek kadar olur; işten elden edilen gelir ve çalışma şartları, işin niteliğine göre yüksek düzeyde olur.

47. (1) Kurum personeli, yeterli eğitimi almış ve bilgiye sahip kişilerden seçilir.

(2) Göreve başlamadan önce kurum personeline genel ve özel görevleri hakkında eğitim verilir. Personelin teorik ve pratik sınavlardan geçmesi aranır.

(3) Kurum personeli göreve başladıktan sonra ve mesleki kariyerleri boyunca, uygun aralıklarla düzenlenen meslek içi kurslara katılarak, bilgilerini artırır ve mesleki ehliyetlerini yükseltirler.

48. Bütün kurum personeli her zaman mahpuslara örnek olacak tarzda ve saygınlıklarına yaraşır biçimde davranırlar ve görevlerini yerine getirir.

49. (1) Kurumda mümkün olduğu kadar yeterli sayıda psikiyatr, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, öğretmen, meslek eğitimcisi bulundurulur.

(2) Sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler ve meslek eğitmenleri daimi statüde çalışırlar; ayrıca yarım gün çalışanlara veya gönüllü çalışanlara da kurumda çalışma imkanı verilir.

50. (1) Kurum müdürü, kurumu idare görevi için şahsiyet, idarecilik, eğitim ve tecrübe bakımından yeterli niteliklere sahip bulunur.

(2) Kurum müdürü zamanının tamamını resmi görevine hasreder. Kurum müdürü yarım gün çalışma esasına göre atanamaz.

(3) Kurum müdürü kurum binasında veya kurumun hemen yakınında bir yerde kalır.

(4) Kurum müdürü iki veya daha fazla kuruma bakmakla görevlendirilmesi halinde, her kurumu sık aralıklarla ziyaret eder. Bu kurumlardan her birinde kurumdan sorumlu bir görevli bulunur.

51. (1) Kurum müdürü, müdür yardımcısı ve diğer kurum personelinin çoğu, kurumdaki mahpusların çoğunluğunun konuştuğu dili konuşur, veya mahpusların büyük çoğunluğunun konuştuğu dili anlar.

(2) Gerektiği her zaman bir çevirmenin yardımından yararlanılır.

52. (1) Bir veya daha fazla sağlık görevlisinin tam gün hizmet vermesini gerektirecek kadar büyük olan kurumlarda, sağlık görevlilerinden en az biri kurum binasında veya hemen kurumun yakınında bir yerde kalır.

(2) Diğer kurumlardaki sağlık görevlileri kurumu her gün ziyaret eder ve acil durumlarda hemen müdahale edebilecek kadar yakında otururlar.

53. (1) Hem erkeklerin hem de kadınların bulunduğu kurumlarda kadınlara ayrılan yerler, kadın görevlilerin sorumluluğu altındadır; kurumun bu kısmının anahtarları kadın görevlilerin elinde bulunur.

(2) Bir kadın görevli refakat etmedikçe hiç bir erkek görevli kurumun kadınlara ayrılan bölümüne giremez.

(3) Kadın mahpuslar sadece kadın görevliler tarafından dinlenebilir ve izlenebilir. Ancak bu kural, erkek görevlilerin ve özellikle doktorların ve öğretmenlerin, kurumda veya kurumun kadınlara ayrılmış olan bölümünde mesleki görevlerini yerine getirmelerini engel olmaz.

54. (1) Kurum görevlileri mahpuslarla ilişkileri sırasında meşru müdafaa, kaçma teşebbüsü, yasaya veya hukuki düzenlemelere dayanan bir emre aktif veya pasif direnme halleri dışında zor kullanamazlar. Zora başvuran görevliler kesinlikle gerekli olandan daha fazla zor kullanamazlar; zor kullanmaları halinde olayı derhal kurum yöneticisine bildirirler.

(2) Saldırgan mahpusları tutabilmeleri için hapishane görevlilerine özel olarak fiziksel eğitim verilir.

(3) Mahpuslarla doğrudan irtibat halinde çalışan görevliler, özel durumlar dışında, silah taşıyamazlar. Ayrıca, silah kullanma konusunda kendilerine eğitim verilmemiş olan görevlilere hiç bir koşulda silah verilmez.

Teftiş

55. Cezaevleri ve bu kurumdaki hizmetler, yetkili bir makam tarafından atanmış vasıflı ve deneyimli müfettişler tarafından düzenli olarak denetlenir. Müfettişlerin görevi, cezaevinin gayelerinin ve ıslah edici işlevlerinin yerine getirmesini göz önünde tutarak, özellikle bu kurumların yürürlükte bulunan yasalara ve hukuki düzenlemelere göre idare edilmesini sağlamaktır.

BÖLÜM II : ÖZEL KATEGORİLERE UYGULANACAK KURALLAR
A. HÜKÜMLÜLER
Yönlendirici prensipler

56. Bundan sonraki yönlendirici prensipler, bu metnin Birinci maddesindeki İlk Tespitlere uygun olarak, ceza kurumlarının yönetim esasını ve gerçekleştirmeyi amaçladıkları hedefleri göstermek amacıyla tasarlanmıştır.

57. Hapis cezası veya failin dış dünyadan mahrum kalması sonucunu doğuran diğer tedbirler, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakarak, kendi iradesi ile hareket etme hakkını elinden alan sıkıntı verici bir durumdur.

Bu nedenle cezaevi sistemi, geçici olarak haklı görülebilecek ayırmalar veya disiplinin sağlanması dışında, durumun doğasında var olan sıkıntıyı ağırlaştıramaz.

58. Bir hapis cezasının veya özgürlükten yoksun bırakan benzer bir tedbirin amacı ve meşruiyeti toplumu suça karşı korumaktır. Bu amaç ancak, hapislik döneminin mümkün olduğu kadar, suçluya toplum içine geri döndüğü zaman hukuk içinde kalma ve kendi kendini idare edebilme isteğini ve yeteneğini kazandırmak için kullanılmış olması halinde gerçekleşebilir.

59. Bu amacı gerçekleştirmek için, kurum uygun ve kullanılabilir olan her türlü sonuç verici, eğitsel, ahlaki, ruhsal ve diğer güçler ile yardım araçlarını kullanır; kurum bütün bunları mahpusların bireysel olarak ıslah edilme ihtiyaçlarına göre uygulamaya çalışır.

60. (1) Kurumun uyguladığı rejim, mahpusların sorumluluğunu azaltmadan veya insan onuruna gösterilen saygıyı düşürmeden, hapishane yaşamı ile özgür yaşam arasındaki farkı asgariye indirmeye çalışır.

(2) Cezanın tamamlanmasından önce, mahpusun toplum içindeki yaşama tedrici bir dönüş yapması için gerekli tedbirler alınması arzu edilir. Duruma göre aynı kurum içinde veya uygun başka bir kurumda tahliye öncesi bir rejimin uygulanması suretiyle, polise bırakılmayan ve fakat etkili bir sosyal yardım kurumu ile ilişki halinde bir tür izlemenin yapıldığı isnatlı tahliye yoluyla, bu amacın gerçekleşmesi sağlanabilir.

61. Mahpusların uygulanan ıslah rejimi, kendilerini toplumdan dışlamaya değil ve fakat toplumun bir parçası olmaya devam etmelerini sağlamaya çalışır. Bu nedenle, mahpusların topluma kazandırılma amacında kurum görevlilerine yardım etmeleri mümkün olduğu takdirde, toplumsal kuruluşlar da göreve çağrılır. Mahpusun ailesiyle mümkün olan her türlü ilişkisini sağlamak ve geliştirmekle yükümlü olan kurumun sosyal hizmet uzmanları ile ciddi toplumsal kuruluşlar arasında ilişkiler kurulur. Yasaya ve hapis cezasına uygun düştüğü ölçüde, mahpusların kişisel menfaatleri, sosyal güvenlik hakları ve diğer toplumsal menfaatleriyle ilgili haklarını korumak için tedbirler alınır.

62. Kurumdaki sağlık hizmetleri, mahpusun rehabilitasyonunu engelleyen her hangi bir fiziksel veya ruhsal hastalığı veya problemi teşhis ve tedavi etmeye çalışır. Bu amaç için her türlü sıhhi, tıbbi ve psikiyatrik hizmet sağlanır

63. (1) Bu prensiplerin gerçekleştirilmesi, uygulanacak olan rejimin ferdileştirilmesini, ve bu amaçla mahpusların esnek bir sınıflandırma sistemine tabi tutulmasını gerektirir; bu nedenle her grup, kendilerine uygun muamele gösterebilecek olan kurumlara dağıtılır.

(2) Bu kurumlarda her grup için aynı derecede güvenlik tedbiri bulunması gerekmez. Farklı grupların ihtiyaçlarına göre farklı derecelerde güvenlik tedbiri alınması uygun olur. Kaçmaya karşı hiç bir fiziksel engel getirmeyen ve fakat burada bulunanların öz disiplini esasına dayanan açık kurumlar, dikkatle seçilmiş mahpusların rehabilitasyonu için en uygun şartları sağlar.

(3) Kapalı kurumlardaki mahpusların kendilerine uygulanan rejimin ferdileştirilmesini önlemeyecek sayıda olmaları uygun olur. Bazı ülkelerde bu tür kurumlardaki mahpus sayısının beş yüzü aşmamasına gerektiği kabul edilmiştir. Açık kurumlarda bu sayı mümkün olduğu kadar daha az olmalıdır.

(4) Öte yandan, gerekli imkanların sağlanamayacağı kadar küçük kurumların bulunması uygun değildir.

64. Mahpusun tahliye edilmesiyle birlikte toplumun görevi sona ermez. Tahliye edilmiş mahpusların kendisine ve kendisine sağlanan toplumsal rehabilitasyona gelebilecek zararları azaltmaya yönelik, etkili bir bakım hizmeti veren resmi veya özel kuruluşlar bulunur.

Uygulanan rejim

65. Hapis cezasına veya benzeri bir tedbire mahkum olan mahpusların ıslahının amacı, ceza süresinin izin verdiği ölçüde bu kimselerde hukuka saygı ve kendilerine yeterli hale gelme isteğinin oluşmasını ve bunları yapmak için uygun duruma gelmelerini sağlamaktır. Islah rejimi, mahpusların öz saygılarını ve sorumluluk duygularını geliştirecek şekilde uygulanır.

66. (1) Bu amacı gerçekleştirmek için, her mahpusun toplumsal geçmişini ve suç sicilini, fiziksel ve ruhsal kapasitesini ve kabiliyetini, şahsi tabiatını, hapis cezasının süresini ve tahliye edildikten sonrası için beklentilerini dikkate alarak, mahpusun bireysel ihtiyaçlarına uygun biçimde, mahpusun bulunduğu ülkede mümkün olduğu takdirde dinsel tedbirler de dahil, eğitimsel, meslek rehberliği ve öğretimi, grup çalışması, iş danışmanlığı, fiziksel gelişme ve morali güçlendirme gibi her türlü uygun vasıta kullanılır.

(2) Mahpusun cezaevine girişinden sonra cezaevi müdürüne, belirli bir uzunlukta ceza almış her mahpus için yukarıdaki fıkrada belirtilen konularda tam bir rapor verilir. Bu tür bir rapor her zaman, mümkün olduğu taktirde psikiyatri alanında tecrübesi olan bir sağlık görevlisinin mahpusun fiziksel ve ruhsal durumu hakkında vereceği bir raporu da içerir.

(3) Raporlar ve konuyla ilgili belgeler şahsi dosyaya konur. Bu dosya günü gününe tutulur; dosyalar ihtiyaç meydana geldiğinde, görevli personel tarafından her an bakılabilecek bir şekilde düzenlenir.

Sınıflandırma ve ferdileştirme

67. Sınıflandırmanın amacı şunlardır:

a) Cezai sicilleri ve kötü karakterleri nedeniyle, başkalarını kötü yönde etkileme ihtimali bulunan mahpusları diğer mahpuslardan ayırmak;

b) Mahpusların sosyal rehabilitasyonu bakımından kendilerine uygulanacak rejimi kolaylaştırmak amacıyla onları sınıflara ayırmak.

68. Farklı sınıflardaki mahpuslara uygulanacak rejim için, mümkün olduğu kadar ayrı kurumlar veya aynı kurumun farklı bölümleri kullanılır.

69. Belirli bir süre cezası bulunan bir mahpusun kuruma girişinin yapılmasından sonra mümkün olan en kısa sürede ve kişiliği hakkında inceleme yapıldıktan sonra, bireysel ihtiyaçları, kapasitesi ve temayülleri doğrultusunda, bu mahpus için bir ıslah programı hazırlanır.

Ayrıcalıklar

70. Mahpusları iyi davranmaya teşvik etmek, sorumluluk duygularını geliştirmek ve kendilerine uygulanan rejimle işbirliği yapmalarını ve bundan yararlanmalarını sağlamak için, her kurumda farklı sınıflardaki mahpuslara uygun bir ayrıcalıklar sistemi ile farklı rejim metotları oluşturulur.

Çalışma

71. (1) Mahpusların çalışması, cefa verici bir tarzda olamaz.

(2) Hapis cezası alan bütün mahpuslardan, sağlık görevlisi tarafından belirlenmiş fiziksel ve ruhsal şartlarına uygun bir işte çalışmaları istenir.

(3) Normal bir çalışma gününde mahpusların aktif olarak çalışmaları için, kendilerine yararlı nitelikte bir iş yaptırılır.

(4) Yaptırılan iş, mümkün olduğu kadar, mahpuslara tahliye edildikten sonra geçimini sağlama yeteneği kazandırır veya bunu artırır.

(5) Mahpusların ve özellikle genç mahpusların kazanç sağlamaları için yararlı olabilecekleri alanlarda kendilerine mesleki eğitim verilir.

(6) Seçilebilecek uygun meslekler arasından ve kurum idaresinin ve kurum disiplin şartlarına uygun olarak, mahpuslara yapmak istedikleri işi seçme imkanı verilir.

72. (1) Mahpusların normal mesleki yaşam şartlarına hazırlanmalarını sağlamak için, kurum içindeki çalışma düzeni ve yöntemi, mümkün olduğu kadar kurum dışındaki çalışma şartlarına benzetilir.

(2) Ancak mahpusların elde ettikleri kazançlar ve kendilerine verilen  mesleki eğitim, kurum içinde belirli bir sektörden mali kazanç sağlama amacına yöneltilemez.

73. (1) Sanayi veya tarım kuruluşunun doğrudan idare tarafından işletilmesi ve özel işletmeciler tarafından işletilmemesi tercih edilir.

(2) Mahpusların idare tarafından işletilmeyen bir işletmede çalıştırılmaları halinde, mahpuslar her zaman kurum personelini gözetimi altında bulunurlar. Eğer mahpuslar, hükumetin başka bir kuruluşu için çalıştırılmıyorlarsa, bu tip bir iş normal olarak verilen ücret, mahpusların ürettikleri dikkate alınarak, mahpusları çalıştıran tarafından tam olarak idareye ödenir.

74. (1) Mahpus olmayan işçilerin güvenliğini ve sağlığını korumak için alınan önlemler, aynı oranda bu kurumlarda da alınır.

(2) Mahpusların iş kazası ve meslek hastalıklarından ötürü, mahpus olmayan işçiler için kanunun öngördüğü tazminattan daha az olmayacak oranda bir tazminat alabilmeleri için düzenleme yapılır.

75. (1) Mahpusların günlük ve haftalık çalışma saatleri, mahpus olmayan işçiler için uygulanan yerel kurallar veya gelenekler dikkate alınarak, yasayla veya idari düzenlemelerle belirlenir.

(2) Çalışma süresi, dinlenmek için haftanın bir günü ve mahpusların ıslah ve rehabilitasyonun gereği olarak eğitim ve diğer faaliyetler için yeterli zaman ayrılacak biçimde düzenlenir.

76. (1) Mahpusların çalışmalarına karşılık eşit ücret alabilecekleri bir sistem kurulur.

(2) Kurulan sisteme göre, mahpusların kazançlarından en azından bir kısmını izin verilen maddeleri kullanmak üzere alabilmeleri için harcamalarına ve bir kısmını da ailelerine göndermelerine izin verilir.

(3) Bu sistemde aynı zamanda, mahpusların kazandıklarının bir kısmı, salıverildiklerinde kendilerine geri ödenmek üzere, idare tarafından bir fonda biriktirilir.

Eğitim ve eğlence

77. (1) Bütün mahpuslara kendilerine yarar sağlayacak öğretim ile, dinsel eğitimin verilmesi mümkün olan ülkelerde dinsel eğitim de verilir. Okur-yazar olmayan mahpuslar ile genç mahpusların eğitimi zorunludur ve idare tarafından bu kişilerin eğitimine özel bir dikkat gösterilir.

(2) Mahpusların eğitimi, salıverildikleri zaman güçlükle karşılaşmadan eğitimlerini sürdürebilmeleri için, mümkün olduğu takdirde, ülkenin eğitim sistemi ile bütünleştirilir.

78. Mahpusların ruhsal ve fiziksel sağlıkları için her kurumda eğlendirici ve kültürel faaliyetler düzenlenir.

Sosyal ilişkiler ve mahpusluk sonrası izleme

79. Mahpusun ve ailesinin yararına olduğu ölçüde, mahpus ile ailesi arasındaki ilişkinin sürdürülmesine ve geliştirilmesine özel bir önem verilir.

80. Mahpusun cezasını çekmeye başlamasından itibaren, tahliye edildikten sonra geleceğini düşünmesi sağlanır ve mahpusun sosyal rehabilitasyonu ile ailesinin menfaatleri için hizmet verebilecek kurum dışındaki kuruluşlar ve kişilerle ilişki kurması için teşvik edilir ve kendisine yardım edilir.

81. (1) Tahliye edilen mahpusların toplumla bütünleşmelerine yardımcı olan resmi veya gayri resmi kurum ve kuruluşlar, tahliye edilen mahpusların, mümkün olduğu kadar ve gerekli olduğu ölçüde, gerekli belgeleri ve kimlik bilgileri edinmelerini, kalabilecekleri uygun bir yere ve gidebilecekleri bir işe sahip olmalarını, iklim ve mevsim şartlarına uygun ve yeterli bir biçimde giyinebilmelerini, hedeflerine ulaşmaları için yeterli imkanlara sahip olmalarını ve tahliye edildikten hemen sonra kendi yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlar.

(2) Bu tür kuruluşların yetkili temsilcilerine kuruma girme ve mahpuslarla görüşme imkanı verilir ve mahpusun cezasının başlangıcından itibaren, mahpusun geleceği hakkında kendileriyle görüşme yapılır

(3) Bu tür kuruluşların gösterdikleri çabalardan en yüksek verimin alınması için, bu kuruluşların faaliyetlerinin merkezileştirilmesi veya koordine edilmesi daha uygun olur.

B. AKIL VE RUH HASTASI OLAN MAHPUSLAR

82. (1) Akıl hastası olduğu tespit edilen kişiler cezaevlerinde tutulamazlar, ve bu kişilerin mümkün olan en kısa süre içinde akıl hastanelerine sevk edilmeleri için gerekli düzenlemeler yapılır.

(2) Diğer ruhsal hastalıklardan veya anormalliklerden şikayetçi olan mahpuslar, uzman tıbbi kurumlarda gözlem altına alınır ve tedavileri yapılır.

(3) Bu tür bir mahpus hapishanede kaldığı sürece, bir sağlık görevlisinin özel olarak gözetimi altında tutulur.

(4) Cezaevlerinin sağlık ve psikiyatri servisleri, bu tür bir tedaviye ihtiyaç duyan diğer mahpusların psikiyatrik tedavilerini de sağlar.

83. Tahliyeden sonra psikiyatrik tedavinin sürdürülmesinin gerekli olması halinde buna devam edilmesi ve sosyal psikiyatrik bakımın sağlanması için ilgili kuruluşlarla birlikte gerekli tedbirler alınır.

C. GÖZALTINDA VEYA TUTUKLU BULUNAN MAHPUSLAR

84. (1) Gözaltına alınan veya haklarında bir suç isnadı olduğu için polis nezaretinde veya tutukevinde (hapishanede) tutulan ve fakat henüz yargılanmamış ve hüküm giymemiş olan kişiler, bundan sonra bu kurullarda “tutuklu” olarak geçecektir.

(2) Hükümlü olmayan mahpusların masum oldukları varsayılır ve kendilerine buna göre muamele yapılır.

(3) Kişi özgürlüğünün korunması için getirilen veya tutuklu bulunanlar bakımından uyulması gereken usulleri belirten kurallar saklı kalmak kaydıyla, bu mahpuslar, aşağıda sadece temel unsurları gösterilen kurullarda tanımlanan özel bir rejimden yararlandırılır.

85. (1) Tutuklu olan mahpuslar, hükümlü mahpuslardan başka bir yerde tutulurlar.

(2) Genç tutuklular, yetişkinlerden ayrı bir yerde ve kural olarak ayrı bir kurumda tutulurlar.

86. Tutuklular, iklim şartları bakımından değişik yerel adetler saklı kalmak kaydıyla, geceleri ayrı odalarda tek başlarına kalırlar.

87. Tutuklular istedikleri takdirde, kurumun düzenine uygun düşecek sınırlar içinde, bedelini kendilerinin ödemeleri koşuluyla yiyeceklerini kurum vasıtasıyla veya aileleri veya arkadaşları aracılığıyla dışarıdan temin edebilirler. Aksi takdirde, kurum idaresi tutukluların yiyeceklerini sağlar.

88. (1) Tutukluların kendi giyeceklerini temiz ve uygun olmaları şartıyla giymelerine izin verilir.

(2) Bir tutuklunun mahpus elbisesi giymesi halinde, kendisine hükümlülerin elbisesinden farklı bir elbise verilir.

89. Tutuklulara her zaman çalışma imkanı sağlanır, ancak çalışmaları şart koşulmaz. Tutuklu çalışırsa, bunun için kendisine ödeme yapılır.

90. Adalet dağıtımının yararına ve kurumun güvenliğine ve düzenine uygun olmak koşuluyla, bedelini kendisinin veya üçüncü bir kişinin ödemesi halinde, tutukluların kitap, gazete, yazılı materyaller ve diğer meşguliyet araçları temin etmesine izin verilir.

91. Tutukluların, yaptıkları başvurunun makul olması ve giderlerini kendileri karşılamaları halinde, kendi doktorları ve diş hekimleri tarafından ziyaret ve tedavi edilmesine izin verilir.

92. Tutukluların ailelerini, tutulmaları konusunda hemen haberdar edebilmelerine izin verilir, tutukluların aileleri ve arkadaşlarıyla irtibat kurabilmeleri ve adalet dağıtımının yararı ve kurumun güvenliği ve düzeni için gerekli kısıtlama ve denetime tabi olarak, aileleri ve arkadaşları tarafından ziyaret edilebilmeleri için kendilerine her türlü makul kolaylık gösterilir.

93. Tutukluların savunmalarını hazırlayabilmeleri için ücretsiz adli yardım almak üzere başvurmalarına, ve savunmaları konusunda görüşmek üzere avukatı tarafından ziyaret edilmelerine ve hazırladıkları gizli talimatları avukatlarına verebilmelerine imkan tanınır. Bu amaçlar için, tutuklunun istemesi halinde kendisine yazılı materyaller sağlanır.

Mahpuslar ile avukatları arasındaki görüşmeler gözle izlenebilir, ancak polisin veya kurum personeli onları dinleyemez.

D. HUKUKİ SEPEPLERLE MAHPUS OLANLAR

94. Kanunun borç nedeniyle hapis cezası öngördüğü, veya bir cezai olmayan başka bir muhakeme sonunda mahkemenin hapis cezasına hükmedebildiği ülkelerde, bu suretle hapsolunan kişiler, hapisliğin güvenliğini ve düzeni sağlamak için gerekli olandan daha fazla ve daha ağır sınırlamalara tabi tutulamaz. Ancak, kendilerinden çalışmaları istenebilmesi dışında, onlara yapılacak muamele, tutuklu mahpuslardan daha hafif olmayabilir.

E. İSNATSIZ GÖZALTINA ALINAN VEYA TUTULANLAR

95. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin dokuzuncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Birinci Bölümde ve İkinci Bölümün C kısmında sağlanan koruma, haklarında bir suç isnadı olmaksızın gözaltına alınmış veya tutulmuş kişilere de aynı şekilde sağlanır. İkinci Bölümün A kısmının ilgili hükümleri, uygulanmaları halinde nezarette tutulan bu özel kategorideki kişilerin yararına olması ve suçtan başka nedenlerle mahkum edilmiş kişilerin yeniden eğitimine ve rehabilitasyonuna aykırı olmaması halinde bunlara da uygulanır.