Türkiye İleri Ülkü Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen 24 haziran 1971 tarihli kararı ile kapatılmıştır. Partinin kapatılmasına, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin yaptığı yazılı ihtara rağmen kanunî süresi içinde tüzüğünü değiştirmemesi ve Anayasanın 57. maddesi gerekçe gösterilmiştir.
Esas Sayısı : 1971/2 (Parti kapatılması) Karar Sayısı : 1971/2
Karar Günü : 24/6/1971
Davayı açan : Cumhuriyet Başsavcılığı
Davanın konusu: Türkiye İleri Ülkü Partisinin tüzüğünde, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun dördüncü kısmında yer alan maddeler dışındaki buyurucu hükümlere aykırı görülen yönlerin giderilmesi için 648 sayılı Yasanın 113. maddesi “uyarınca Anayasa Mahkemesince yapılan ihtara rağmen kanunla belirtilen altı ay süre, fazlasiyle geçtiği halde söz konusu aykırılıkların giderilmemiş bulunması nedeniyle aynı yasanın 108. ve 113. maddeleri gereğince partinin kapatılmasına karar verilmesi istenilmiştir.
I- Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi :
Cumhuriyet Başsavcılığının 22/3/1971 gününde 573 sayı ile Anayasa Mahkemesi kaydına geçen 19/3/1971 günlü, 1969/26 – 1971/2 sayılı iddianamesi şöyledir :
Anayasa Mahkemesi Yüksek Başkanlığına
Davacı : Kamu Hakları Davalı : Türkiye İleri Ülkü Partisi
Davanın konusu : 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesine aykırılık nedeni ile partinin kapatılması.
Olay : İçişleri Bakanlığına verilen 6 Mayıs 1969 günlü dilekçe ve ekleri ile merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulduğu öğrenilen Türkiye İleri Ülkü Partisi’nin tüzüğünde görülen eksiklik ve 648 sayılı Siyasî
Partiler Kanununa aykırı hükümlerin tamamlanması ve düzeltilmesi için 113 üncü maddesi hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan ihtara rağmen aykırılığın giderilmediği görülmüştür.
Yapılan inceleme : Türkiye İleri Ülkü Partisi’nin 6 Mayıs 1969 günü İçişleri Bakanlığına verdiği kuruluş bildirisi ile merkezi İstanbul, Mecidiyeköy, Gülbağ Caddesi, Kuşçular Sokağı, Güneş Apt. 6/3 adresinde faaliyete geçtiği bildirilmesi üzerine tüzük ve program celbolunarak incelenmiştir.
Parti tüzüğünün 17 nci maddesinin kanunun 15/2, tüzüğün 27/b maddesinin kanunun 11., tüzüğün 38/c maddesinin kanunun 11., tüzüğün 57 nci maddesinin kanunun 54 üncü maddelerine aykırı bulunduğu görülerek bu aykırılığın giderilmesi için sözü edilen partiye ihtarda bulunulması konusunda Yüksek Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesinin 18/6/1970 gün ve 590 sayılı yazılarında partiye ihtarda bulunulduğu belirtilmiştir.
Gene Anayasa Mahkemesinin 17/3/1971 gün ve 375 sayılı yazılarına göre bu ihtarın Türkiye İleri Ülkü Partisine P.T.T. idaresince 7201 sayılı Kanunun 21 inci maddesi hükmü uyarınca 23/6/1970 gününde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu arada parti ilk adresinden sonra iki defa adres değiştirmiştir.
Delillerin tartışılması : Siyasi Partiler Kanununun 113 üncü maddesinin ilk fıkrası bir siyasî partinin bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümlerine aykırılık halinde olması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazıyla başvurulacağı, Anayasa Mahkemesinin aykırılığın giderilmesini siyasî partiye ihtar edeceği, tebliğ tarihinden itibaren altı aylık süre içinde aykırılık giderilmezse C. Başsavcılığının re’sen dava açması üzerine Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin kapatılmasına karar verileceği hükümlerini kapsamaktadır.
Siyasî Partiler Kanununun 15, 11 ve 54 üncü maddelerine aykırı görülen tüzüğün 17, 38 ve 57 nci maddelerinin düzeltilmesi ve aykırılığın giderilmesinin ihtarı için başvurulan Anayasa Mahkemesinin ihtarına rağmen bu aykırılık giderilmemiştir.
Parti Genel Merkezi adresini 21/9/1970 günü değiştirmiş olmasına göre 23/6/1970 günü yapılan tebligatın geçerli olması tabiidir.
Tebligatın yapıldığı 23/6/1970 gününden bu yana kanunla muayyen 6 aylık süre fazlası ile geçmiş bulunmaktadır.
Netice ve talep : Türkiye İleri Ülkü Partisinin, tüzüğünde Siyasî Partiler Kanununun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümlere aykırı görülen hususların giderilmesi için yapılan ihtara rağmen tebliğ tarihinden itibaren geçen 6 aydan fazla bir süre içinde söz konusu aykırılıkları gidermediği dosya içindeki delillerle sabit olduğundan, Siyasî Partiler Kanununun 108 ve 113 üncü maddeleri hükümleri gereğince kapatılmasına karar verilmesi arz ve iddia olunur. 19/3/1971)
II – Olay :
1 — Merkezi İstanbul’da olmak üzere 6/5/1969 günlü bildirimle Türkiye İleri Ülkü Partisinin kurulduğu İçişleri Bakanlığının 22/5/1971 günlü, Emniyet Genel Müdürlüğü 79542 sayılı yazısiyle bildirilmiştir.
2 — Cumhuriyet Başsavcılığı, S. P. 1969/26 sayılı ve 7/10/1969 ve 18/11/1969 günlü yazılariyle:
a) Parti tüzüğünün 27. maddesinin b bendindeki «Merkez İdare Kurulunun on üyeden oluşacağı» hükmünün 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 11. maddesindeki (Merkez karar organının üye sayısı 15 ten az olamaz.) hükmüne aykırı bulunduğunu;
b) Tüzüğün 38. maddesinin c bendindeki (Anlaşmazlığın incelenmesine ve karara bağlanmasına dair hususlar tüzük hükümleri gözönünde tutularak Yüksek Haysiyet Divanınca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.) hükmünün 648 sayılı Yasanın 11. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve parti yönetmeliklerinin merkez karar organınca düzenlenmesine ilişkin olan hükme aykırı düştüğünü;
c) 648 sayılı Kanunun 15. maddesinin 2 sayılı bendinin ikinci fıkrasında il yönetim kurulunun merkez yönetim organınca nasıl işten elçektirileceğinin ve geçici yönetim kurulunun nasıl kurulacağının parti tüzüğünde gösterileceğine işaret edildikten sonra (işten elçektirme kararının il yönetim kuruluna bildirilmesinden başlayarak kırkbeş gün içinde il kongresi toplanarak yeni daimî il yönetim kurulunu seçer) denilmesine karşılık tüzüğün 17. maddesinde bu konu düzenlenmediği gibi kademe kongresini toplantıya çağırmak için kırkbeş gün yerine üç aylık bir süre kabul edilerek yasa ile çelişkiye düşüldüğünü;
ç) Tüzüğün 517. maddesindeki (Yalnız seçimlerde veya herkesin gözü önünde açıkça ve yayın yolu ile işlenen suçların cezalan savunma alınmadan verilir.) hükmünün 648 sayılı Yasanın 54. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve (Disiplin organlarına sevkedilen parti üyelerinin yazılı veya sözlü olarak savunma haklarını nasıl kullanacaklarının ve savunmalarını hazırlamak için yeter sürenin nasıl tanınacağının parti tüzüğü ile düzenleneceği) ne ilişkin bulunan hükümle bağdaşamayacağını, ileri sürerek 648 sayılı Kanunun 113. maddesi uyarınca Türkiye ileri Ülkü Partisine gerekli ihtarın yapılmasını Anayasa Mahkemesinden istemiştir.
3 — Anayasa Mahkemesi, Lûtfi ömerbaş, Salim Başol, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Ih3an Ecemiş, Ahmet Akar Ziya Önel, Mustafa Karaoğlu ve Muhittin Gürün’ün katılmalariyle 9/6/1970 gününde yaptığı toplantıda:
a) Türkiye ileri Ülkü Partisi tüzüğünün Cumhuriyet Başsavcılığınca 648 sayılı Yasaya aykırılığı bildirilen hükümlerinden :
aa) 27. maddede öngörülen merkez idare kurulu, tüzüğün 22. ve 23. maddelerinde yer alan parti meclisinin niteliğine göre, merkez karar organı sayılamıyacağından 27. maddede 648 sayılı Yasaya aykırı bir yön bulunmadığına;
bb) 648 sayılı Yasanın 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre parti işlerini düzenleyen yönetmeliklerin partinin merkez karar organınca yapılması gerektiğinden yüksek haysiyet divanına kendi alanında yönetmelik yapma yetkisini veren 38. maddenin 648 sayılı Yasaya aykırı olduğuna;
cc) ti ve ilçe yönetim kurullarının nasıl seçileceği konusunun tüzükle düzenlenmesi gerekirken yönetmeliğe bırakılmasına, yeni yönetim kurullarım seçmek üzere toplantıya çağırılacak kongreler için üç ay süre tanınmasına ilişkin olan ve tüzüğün 17. maddesinde yer alan hükümlerin 648 sayılı Yasanın 15. ve 16. maddelerine aykırı olduğuna;
çç) 58. maddedeki kimi eylemlerden dolayı savunma alınmadan ceza verilebileceğine ilişkin hükmün 648 sayılı Yasanın 54. maddesine aykırı olduğuna,
Oybirliğiyle;
b) Cumhuriyet Başsavcısının yazılı başvurması üzerine yapılan inceleme sonunda Türkiye ileri Ülkü Partisi tüzüğünün, yukarıda açıklandığı üzere, 648 sayılı Yasaya aykırı görülen 17., 38. ve 58. maddelerindeki aykırılığın giderilmesinin, bu yasanın 113. maddesi uyarınca siyasî partiye ihtar edilmesine oybirliğiyle;
c) Türkiye ileri Ülkü Partisi tüzüğünün, raporda belirtilen 20. ve 36. maddeleri üzerinde 648 sayılı Yasaya aykırılık yönünden gereğini saptamak ve 113. maddeye göre yetkisini kullanmak olanağı kendisine sağlanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına Lûtfi ömerbaş, Salim Başol, Feyzullah Uslu ve Fazıl Uluocak’m bildirmeğe yer olmadığı ve Celâlettin kuralmen, Mustafa Karaoğlu ve Muhittin Gürün’ün (Parti tüzüğünün tamamının inceleme sonucu ile birlikte raporda yazıl) iki maddenin de savcılığa bildirilmesi) gerektiği yolundaki karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile,
Karar vermiştir.
4 — 9/6/1970 günlü ihtar kararı Parti Genel Başkanlığına gönderilmiş ve P.T.T. idaresinin şerhine göre «23/6/1970 gününde adreste muhataba rastlanmadığı ve tebliğe ehil kimse de bulunmadığı» nedeniyle 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21. maddesi uyarınca tebliğ edilmiştir.
Bu arada partinin ilk adresinden sonra iki kez adres değiştirdiği öğrenilmiştir.
5 — Cumhuriyet Başsavcılığı 22/3/1971 gününde Türkiye ileri Ülkü Partisinin kapatılması istemiyle dava açmıştır.
III — DAVANIN GEÇİRDİĞİ EVRELER:
1 — Anayasa Mahkemesi Başkanı 29/4/1971 günü saat 10.00 da duruşma yapılmak üzere 24/3/1971 günlü tensip tutanağını düzenletmiştir.
2 — Duruşma davetiyesi siyasî partinin Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığı ile öğrenilebilen son adresine çıkarılmışsa da tebligatın «partinin daimî ilgilisine adreste rastlanamadığı gibi tebliğe ehil ve caiz kimsesi de bulunmadığından, 2/4/1971 gününde Kemankeş Mahallesi muhtarına verilmek ve kapıya ihbarname yapıştırılmak suretiyle yapıldığı» tebliğ tutanağından anlaşılmıştır.
3 — 29/4/1971 günlü duruşmaya adının Hasan Turan olduğunu ve partinin Genel Başkanı bulunduğunu söyleyen bir kimse gelmiş; kendisine 14/7/1970 gününde İstanbul Cumhuriyet Savcılığında «Ben eskiden genel başkandım. 1970 yılının Nisan ayında istifa ettim. Şimdi partinin genel başkanı yoktur.» yollu konuştuğu hatırlatılmış; buna karşılık sonradan tekrar genel başkan seçildiğini söylemiş; seçim tutanağını ve karar defterini ibraz edememiş; seçim kararının onanmış bir örneğini dosyaya konulmak üzere sonra göndermeyi kabul eylemiştir.
Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai /Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Zıya Önel, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katıldıkları bu duruşmada:
1971/1 esas sayılı siyasî parti kapatılması davasının 28/4/1971 günlü duruşmasında 44 sayılı Kanunun 32. ve 648 sayılı Kanunun 108. maddelerinde yer alan ve siyasî partilerin kapatılması davalarının duruşmalı olarak görülmesine ilişkin bulunan hükümlerin Anayasa’ya aykırı görüldüğü yolunda verilen karar üzerine bekletici sorun olarak el konulan ve Anayasa Mahkemesinin 1971/27 sayısını alan işin esasının incelenmesine 28/4/1971 gününde karar verilmiş ve bu konunun çözülmesinin eldeki Türkiye ileri Ülkü Partisinin kapatılmasına ilişkin davayı da etkileyeceği açık bulunmuş olduğundan 1971/27 esas sayılı işin sonucu beklenmek üzere işbu davanın geri bırakılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.
4 — 1971/27 esas sayılı iş 6/5/1971 gününde sonuçlanmış ve Anayasa Mahkemesi 44 sayılı Kanunun 32. ve 648 sayılı Kanunun 108. maddelerinde yer alan ve siyasî partilerin kapatılması davalarının duruşmalı olarak görüşülmesine ilişkin bulunan hükümlerin Anayasa’nın 148. maddesinin son fıkrasına aykırı olduğuna ve iptaline ve iptal kararına göre artık uygulanamıyacak duruma gelen 44 sayılı Kanunun 32. maddesinin ikinci fıkrasındaki «Davalara Cumhuriyet Savcısının huzuru ile bakılacağı» na ilişkin hükmün de aynı Kanunun 28. maddesinin son fıkrası uyarınca iptaline 1971/50 sayı ile karar vermiştir.
5 — 18/5/1971 gününde Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’dan kurulu olarak toplanan
Anayasa Mahkemesi :
a) Yukarıda U.I/4 sayılı bölümde açıklanan iptal kararını gözönünde bulundurarak bundan böyle işin dosya üzerinde incelenmesine oybirliğiyle ;
b) Savunmasını bildirmek ve savunmayı imzalayacak kimsenin partiyi temsil yetkisini belirleyen seçim tutanağının noterce onanlı örneği savunmaya eklenmek üzere parti genel başkanlığına tebligat yapılmasına ve bu iş için onbeş gün kesin süre verilmesine Avni Givda, Sait Koçak, Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve Lûtfi ömerbaş’ın işin niteliğine göre savunma alınmasının gerekli olmadığı yolundaki karşı oylariyle ve oyçokluğu ile;
Karar vermiştir.
6 — Kararın tebliği üzerine Türkiye Heri Ülkü Partisi Genel Başkanı Hasan Turan imzalı ve 9/6/1971 günlü yazılı savunma ve Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan 1971/2 esas sayılı davada Türkiye İleri
Ülkü Partisinin yazılı savunmasında ve temsilinde Genel Başkan Hasan Turan’ın yetkili kılındığına ilişkin parti karar defterinin 4 sayılı ve 1/6/1971 günlü kararının Beyoğlu Beşinci Noterliğinde çıkartılan örneği gönderilmiş; ancak Hasan Turan’ın temsil yetkisini belirleyen seçim tutanağı örneği yollanmamıştır.
Yazılı savunma ve ilişiği 11/6/1971 de Anayasa Mahkemesi kaydına geçmiştir.
Yazılı savunmada, parti yürütme organlarındaki istifalar dolayısiyle aksamalar olduğu ve yazışmaların vaktinde yapılamadığı, partinin kanunlara bağlı, Atatürk ilkelerini benimsemiş, aşırı akımlara kapılmamış kişilerce kurulduğu ilen sürülmekte ve ufak kusurlar yüzünden kapatılmaması istenmektedir
Dosya içindeki bütün kâğıtlar, Anayasa’nın ve 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasi Partiler Kanununun konuya ilişkin hükümleri, bunlarla ilgili gerekçeler ve Yasama (Meclisleri görüşme tutanakları ve davayı ilgilendirebilecek öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
648 sayılı Kanunun 113. maddesine göre; bir siyasî partinin, siyasî partilerle ilgili kanunların, bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler dışında kalan emredici hükümlerine aykırılık halinde olması nedeniyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse, bu aykırılığın giderilmesini ilgili siyasî partiye ihtar eder. Bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararının yazılı olarak ilgili siyasi partinin genel başkanlığına bildirilmesinden başlıyarak altı ay içinde bu aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığının re’sen dava açması üzerine, Anayasa Mahkemesince, bu siyasî partinin kapatılmasına karar verilir.
648 sayılı Kanunun ikinci kısmının üçüncü bölümünde yer alan 11.maddenin, parti işlerini düzenleyen yönetmeliklerin merkez karar organınca yapılmasına ilişkin ikinci fıkrası; aynı kısmın Dördüncü Bölümünde yer alan 15. ve 16. maddelerin 2 sayılı bentlerinin ikinci fıkralarındaki «il ve ilçe yönetim kurullarına ne gibi hallerde ve nasıl işten elçektirileceğinin ve geçici yönetim kurullarının nasıl kurulacağının parti tüzüğünde gösterileceğine ve işten elçektirme kararının yönetim kuruluna bildirilmesinden başlıyarak kırkbeş gün içinde kongrenin toplanacağına ve yeni daimi yönetim kurulunun seçileceğine» ilişkin hükümleri; aynı kısmın Sekizinci Bölümünde yer alan 54. maddenin «disiplin organlarına sevkedilen parti üyelerinin yazılı veya sözlü olarak savunma haklarını nasıl kullanacaklarının ve savunmalarını hazırlamak için yeter sürenin nasıl tanınacağının parti tüzüğü ile düzenlenmesine» ilişkin ikinci fıkrası 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun Dördüncü Kısmındaki maddeler dışında kalan buyurucu hükümlerindendir.
Türkiye İleri Ülkü Partisi;
a) Tüzüğünün 17. maddesinde, tüzükte yer alması gerekli kimi konuları düzenlemeyerek ve kurulların işten elçektirilmesinden sonra kademe kongresinin toplanması için Yasa ile. konulan kırkbeş günlük süreyi üç aya çıkartarak 648 sayılı Kanunun 15. ve 16. maddelerinin 2 sayılı bentlerinin ikinci fıkralarındaki;
b) Tüzüğün 38. maddesinde «haysiyet divanının yetkileri, partililerin divana ne suretle ve hangi koşullar altında başvlirabilecekleri, inceleme, savunma ve bildirimlerin ve anlaşmazlığın karara bağlanmasının
ne yolda yapılacağı» konusunun düzenlenmesini Yüksek Haysiyet Divanınca yapılacak yönetmeliğe bırakarak 648 sayılı Yasanın 11. maddesinin ikinci fıkrasındaki;
c) Tüzüğün 58. maddesindeki (Tüzüğün bir nüshasında bu madde 57. madde ile yer değiştirmiştir.) «seçimlerde veya herkesin gözü önünde açıkça veya yayın yolu ile işlenen suçların cezalarının savunma alınmadan verilmesi» ilkesini benimseyerek 648 sayılı Yasanın 54. maddesinin ikinci fıkrasındaki, Buyurucu hükümlere aykırı düşmüştür.
Cumhuriyet Başsavcılığının 7/10/1969 ve 18/11/1969 günlü yazıları üzerine Anayasa Mahkemesi, parti tüzüğünün 17., 38. ve 58. maddelerindeki aykırılıkların giderilmesinin, 648 sayılı Yasanın 113. maddesi uyarınca siyasî partiye ihtar edilmesine 9/6/1970 gününde karar vermiş; ihtar kararı yazılı olarak 23/6/1970 gününde 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş ve aradan altı aydan çok bir zaman geçtiği halde aykırılık giderilmediği için Cumhuriyet Başsavcılığınca partinin kapatılması istemiyle dava açılmıştır.
Türkiye İleri Ülkü Partisi, hukukî değer taşıyan herhangi bir savunmada bulunmamış ve 648 sayılı Yasanın 113. maddesinde yazılı koşullar da gerçekleşmiş olduğundan adı geçen siyasî partinin bu maddenin son fıkrası uyarınca kapatılmasına karar verilmesi gerekir.
V — SONUÇ :
Türkiye İleri Ülkü Partisi 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin yaptığı yazılı ihtara rağmen kanunî süresi içinde tüzüğünün 17., 38. ve 57. maddelerindeki aykırılıkları gidermediği için Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen dava açılmış ve 113. maddede öngörülen kapatma durumu gerçekleşmiş olduğundan bu siyasî partinin 648 sayılı Kanunun 113. maddesinin son fıkrası uyarınca kapatılmasına ve aynı Kanunun 115. maddesi gerekleri yerine getirilmek üzere kapatma kararının Başbakanlığa,
İçişleri ve Maliye Bakanlıklarına ve Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğine 24/6/1971 gününde oybirliğiyle ve Anayasa’nın 57. maddesinin son fıkrası gereğince karar verildi.
Fransız siyasetçi Jean-Pierre Raffarin, dünyaya geldi. Paris II-Assas Üniversitesi’nde Hukuk öğrenimini tamamlamıştır. Raffarin ayrıca ESSEC Business School mezunudur. 1976-1981 yılları arasında Devlet Sekreteri Lionel Stoléru’nün teknik danışmanlığını yapmıştır. 1979-1988 yılları arasında Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde öğretim üyesi olmuştur. UDF‘in 1993-1995 yıllarında Genel Sekreter yardımcılığı ve sözcülüğü görevini yürütmüş, 1995-1996 yıllarında da genel sekreterlik görevinde bulunmuştur. 1989-1995 yılları arasında Avrupa Parlamentosu milletvekili olmuş, Ayrıca 1995-1997 yıllarında Küçük ve Orta Boy İşletmeler ve Ticaret Bakanlığı yapmıştır. İlk kez 1995 yılında senatör seçilmiş ve uzun yıllar bu görevi sürdürmüştür. 1995 yılında Fransız Demokrasisi için Halk Partisi’ni (PPDF) kuranlar arasında yer almıştır. 2002 yılında UMP‘nin kurucularından olmuştur. 6 Mayıs 2002 – 31 Mayıs 2005 arasında Fransa Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yapmış ve Avrupa Anayasası referandumunda “hayır” oyu çıkmasının ardından görevinden istifa yoluyla ayrılmıştır. 2008 ve 2014 yıllarında Senato Başkanlığı için aday adayı olmuş ancak UMP grubundaki önseçimleri kaybetmiştir. 2011’de Cezayir ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için yetkilendirilmiştir. Ayrıca Mart 2011’den Eylül 2014 senato seçimlerine dek Senato Başkanvekili olarak görev yapmıştır. Ekim 2014 itibarıyla Senato Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanlığını yürütmüştür. Légion d’honneur, Quebec Ulusal Nişanı (Kanada), Romanya Yıldızı Nişanı, Dostluk Nişanı(Çin) ve Grand Cross of National Merit nişanlarının sahibidir.
Engelli Kişilerin Haklarına dair Bildiri (eski çeviriBirleşmiş Milletler Sakat Kişilerin Hakları Beyannamesi), Genel Kurulun 9 Aralık 1975’deki toplantısında ‘3447 Sayılı kararı kabul edilmiştir.
Bildiri’de, Engelli kişilerin topluma üretken bireyler olarak katılmaları gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, devletlerin ve toplumların engellilere karşı yükümlülükleri hatırlatılmıştır.
Genel Kurulun 9 Aralık 1975 tarihli ve 3447 (XXX) sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.
BAŞLANGIÇ
Genel Kurul,
Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletler Şart’ına göre, daha yüksek bir yaşam standardı, tam istihdam ve ekonomik ve toplumsal kalkınma ve gelişme şartları sağlamak için Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile işbirliği içinde birlikte veya tek başlarına faaliyette bulunma taahhüdünde bulunduklarını akılda tutarak,
Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilen insan haklarına ve temel özgürlüklere ve barış, insanlık onuru ve insanın değeri ile sosyal adalet prensiplerine olan inancını yeniden teyit ederek,
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin, İnsan Haklarına dair Uluslararası Sözleşmeleri’nin, Çocuk Haklarına dair Bildiri’nin ve Zihinsel Geriliği bulunan Kişilerin Haklarına dair Bildiri’nin prensipleri ile birlikte, Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı’nın, Dünya Sağlık Teşkilatı’nın, Birleşmiş Milletler Çocuk Vakfı’nın ve ilgili diğer örgütlerin kurucu belgelerinde, sözleşmelerinde, tavsiye kararlarında ve diğer kararlarında toplumsal gelişme için daha önce getirdikleri standartları hatırlayarak,
Sosyal Kalkınma ve Gelişmeye dair Bildiri’nin, fiziksel ve zihinsel bakımından dezavantajlı durumda bulunan kimselerin haklarının korunması ve iyiliklerinin ve rehabilitasyonlarının güvence altına alınması gereğini ilan ettiğini vurgulayarak,
Fiziksel ve zihinsel engelliliğe karşı korunma ve engelli kişilerin hemen her faaliyet alanında yeteneklerini geliştirme ve normal yaşamla mümkün olduğu kadar bütünleşmelerini sağlama gereğini akılda tutarak,
Gelişmelerinin ilk aşamalarında olan bazı ülkelerin, bu hedef için sadece sınırlı bir çaba gösterebileceklerinin farkında olarak,
Bu Engelli Kişilerin Haklarına dair Bildiri’yi ilan eder ve aşağıdaki hakların korunması için ortak bir temel ve çerçeve olarak kullanılmasını sağlamak üzere ulusal ve uluslararası alanda faaliyette bulunmaya çağırır:
“Engelli kişi” terimi, fiziksel veya zihinsel yeteneklerinde doğuştan veya sonradan meydana gelen yoksunlukların sonucu olarak, kısmen veya tamamen, kendi başına normal bireysel ve/veya sosyal yaşam yaşayamayan kişileri ifade eder.
Engelli kişiler bu Bildiri’de belirtilen bütün haklara sahiptir. Bu haklar, her ne olursa olsun hiç bir istisnaya ve ayrıma veya ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya sosyal köken, sağlık durumu, doğum veya engelli kişinin kendisi veya ailesi ile ilgili her hangi bir durum nedeniyle hiç bir ayrımcılığa tabi tutulmaksızın, bütün engelli kişilere tanınır.
Engelli kişiler, doğuştan sahip oldukları insanlık onurlarına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Engellerinin veya özürlerinin sebebi, niteliği ve ağırlığı ne olursa olsun bütün engelli kişiler, aynı yaştaki vatandaşlar ile aynı temel haklara sahiptir; bu hakların başında ve hepsinden önce, mümkün olduğu kadar normal ve tam bir insan gibi nezih bir hayat yaşama hakkı gelir.
Engelli kişiler diğer insanlarla aynı kişisel ve siyasal haklara sahiptir; Zihinsel Geriliği bulunan Kişilerin Haklarına dair Bildiri’nin yedinci maddesi, zihinsel engelli kişilerin haklarının kısıtlanması ve kaldırılması ihtimalinde de uygulanır.
Engelli kişiler, mümkün olduğu kadar kendilerini yeter hale getirecek tedbirlerin alınmasını isteme hakkına sahiptir.
Engelli kişiler protez ve ortopedik araçlar da dahil, kabiliyetlerini ve maharetlerini en üst düzeye çıkaracak ve kendilerinin toplumla bütünleşme ve kaynaşma sürecini hızlandıracak olan tıbbi ve sosyal rehabilitasyon, eğitim, mesleki öğrenim ve rehabilitasyon, yardım, danışmalık, barınma hizmetleri ile diğer hizmetler gibi tıbbi, psikolojik ve işlevsellik muamelesi görme hakkına sahiptir.
Engelli kişiler, ekonomik ve sosyal güvenlik ile yaşamalarını nezih bir düzeyde sürdürme hakkına sahiptir. Engelli kişiler, kabiliyetleri ölçüsünde çalışma veya yararlı, üretici ve kazanç sağlayıcı bir meslek icra etme ve sendikalara katılma hakkına sahiptir.
Engelli kişiler ekonomik ve sosyal planlamanın her aşamasında özel ihtiyaçlarının dikkate alınmasını isteme hakkına sahiptir.
Engelli kişiler kendi aileleri veya bakıcı aileler ile birlikte yaşamak ve her türlü sosyal, yaratıcı veya eğlendirici faaliyetlere katılmak hakkına sahiptir. Hiç bir engelli kişi, içinde bulunduğu durumun veya şahsi durumundaki gelişmesinin gerektirdiği muameleler dışında, ikameti ile ilgili olarak farklı bir muameleye tabi tutulamaz. Engelli bir kişinin özel bir kurumda kalması kaçınılmaz ise, buradaki yaşama şartları ve çevresi, kendisinin yaşındaki normal bir kişinin yaşama şartlarına mümkün olduğu kadar yakın olur.
Engelli kişiler bütün istismarlara, ayrımcı, kötüye kullanıcı veya aşağılayıcı nitelikteki bütün düzenlemelere ve muamelelere karşı korunur.
Engelli kişilerin şahsiyetlerinin ve mallarının korunması için nitelikli hukuki yardıma duydukları ihtiyaç kaçınılmaz ise, kendilerine bu tür bir hukuki yardım verilir. Engelli kişiler hakkında bir dava açılmış olması halinde uygulanacak olan usul, kendilerinin fiziksel ve zihinsel şartlarını tam olarak dikkate alır.
Engelli kişilerin haklarını ilgilendiren bütün konularda, engelli kişilerin örgütleri ile yararlı olacak biçimde istişare edilir.
Engelli kişiler, onların aileleri ve yaşadıkları çevre, bu Bildiri’de yer alan haklardan her türlü uygun vasıta ile bilgilendirilir.
Birleşmiş Milletler Sakat Kişilerin Hakları Beyannamesi (ESKİ ÇEVİRİ )
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu
Üye ülkelerin vaatlerine uyarak, Birleşmiş Milletler Beyannamesi hükümleri altında gerekli işbirliği tedbirlerini almak için ve sakat kişilerin hayat standartlarını yükseltmek amacıyla;
İnsan hak ve özgürlüklerinde, Evrensel Beyanname ilan edilen barış esasları çerçevesinde kişinin insan haysiyetine ve sosyal adalete inancını tekrar ederek;
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, İnsan Hakları Uluslar arası Antlaşmasında, Çocuk Hakları Beyannamesinde, Akıl Hakları bildirisinde olduğu gibi Uluslar arası Çalışma Teşkilatı (ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO), Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO),Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) ve diğer organizasyonların yönetmeliklerinde, tavsiye ve tekliflerinde belirtilen prensipleri hatırlayarak;
Keza Ekonomik ve Sosyal Konseyin 6 Mayıs 1975’deki Sakatlığın önlenmesi ve Sakatların Rehabilitasyonu ile ilgili kararını hatırlayarak;
Sosyal Kalkınma ve Gelişme Beyannamesinde belirtilen, fiziksel ve zihinsel bozuklukları olan kişilerin bakım ve rehabilitasyonunu güvence altına alan ve hakların korunması lüzum belirtilen hususlara önemle işaret ederek;
Fiziksel ve zihinsel sakatlıkların önlenmesi, sakat kişilerin çeşitli faaliyet alanlarındaki yeteneklerini geliştirmelerine yardım edilmesi ve normal hayattaki beraberliklerinin geliştirilmesi gereğini daima hatırda tutarak;
Ve belirli ülkelerin kalkınma çabaları içinde bu konuda çok sınırlı çalışmalarla katkıda bulunabileceklerini bilerek;
Sakat kişilerin hakları beyannamesini ilan etmekte ve aşağıda belirtilen bu hakların korunması için hem ulusal hem de uluslar arası tedbirlerin alınmasını istemektedir.
1- “Sakat Kişi” normal bir ferdin, kişisel veya sosyal yaşayışında kendi kendine yapması gereken işleri bedensel veya zihinsel kabiliyetlerinde, kalıtımsal veya sonradan meydana gelen herhangi bir noksanlık sonucu yapamayan kişidir.
2- Sakat kişiler bu beyannamede belirtilen haklardan tam olarak yararlanacaklardır. Bu haklar, sakat kişinin veya ailesinin sahip olduğu ırk, renk, cinsiyet, lisan, din, siyasal ve diğer fikirler, milliyet veya sosyal orijin, servet ve doğum gibi konularda hiçbir ayrıcalık gözetilmeden dünyadaki bütün sakat kişilere tanınmıştır.
3- Sakat kişinin insan haysiyetine saygı gösterilmesi onun en doğal hakkıdır. Sakat kişilerin,sakatlık veya noksanlıklarının sebebi ne olursa olsun sahip oldukları düzgün yaşama şartlarına mümkün olduğu kadar normal ölçüde ve çok sahip olmak haklarıdır.
4- Sakat kişiler de, diğer insanların sahip oldukları medeni ve siyasi haklara sahiptirler. Akıl Hastalarının Hakları Beyannamesinin 7. maddesinde bu hakların sınırlandırılması ya da kaldırılması ile ilgili hükümler belirtilmiştir.
5- Sakat kişilerin mümkün olduğu kadar kendilerine güvenmelerini sağlayacak tedbirler alınmalıdır.
6- Sakat kişiler tıbbi, psikolojik ve fonksiyonel tedavi haklarına sahiptirler. Protez ve ortopedik uygulamalar, tıbbi ve sosyal rehabilitasyon çalışmaları, eğitim, mesleki eğitim, staj ve rehabilitasyon, yardım, istişare, plasman hizmetleri, sakat kişinin kabiliyet ve maharetlerini en yüksek düzeye çıkaracak ve onların sosyal beraberliğini hızlandıracak diğer bütün faaliyetler bu maddenin kapsamına girmektedir.
7- Sakat kişiler ekonomik ve sosyal güvenlik, düzgün hayat standardı haklarına sahiptirler.
8- Sakat kişilerin özel ihtiyaçları, ekonomik ve sosyal planlamanın her safhasında nazarı dikkate alınmalıdır.
9- Sakat kişiler aileleriyle veya yakınlarıyla birlikte yaşama ve her türlü sosyal, yaratıcı ve eğlendirici faaliyete katılma haklarına sahiptirler. Hiçbir sakat kişi ikamet ettiği çevre nedeniyle, durumu veya gelişmesi için gerekli isteklerinde ayrıcalığa tabi tutulamaz.
Eğer bir sakatın muhakkak özel bir müessesede veya çevrede kalması gerekiyorsa o zaman bu çevrenin, kendi normal yaşıtlarının kaldığı ve yaşadığı çevreye mümkün olduğu kadar yakın olması gereklidir.
10- Sakat kişiler her türlü istismara, ayrılma, kötüye kullanılabilir ve haysiyet kırıcı yasa ve muamelelere karşı korunmalıdır.
11- Sakat kişiler, şahıslarının ve mallarının korunması elzem olduğu hallerde, yeterli yasal yardımı sağlamaya muktedir olabilmelidirler. Eğer adli durum kendi gelişirse o zaman bu kişinin beden veya zeka durumu tümüyle dikkate alınmalıdır.
12- Sakat kişiler, haklarıyla ilgili her hususta kendilerine ait kuruluşlarla her zaman istişarede bulunabilmelidirler.
13- Bu beyannamede yazılı olan haklar, mümkün olan her türlü uygun vasıtayla sakat kişilere ve ailelerine tam olarak duyurulmalıdır.
Muhittin Özdemir, 20 Nisan 1975’te Tokat’ın Niksar ilçesinde doğdu. Baba adı Eyyup, anne adı Fetiye’dir.
İlkokulu Musapınarı Köyü İlkokulu’nda okudu. Devlet Parasız yatılı sınavlarını kazanarak ortaokul ve lise eğitimini Tokat İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1997 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.
2007 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans derecesi elde etti.
Ankara Barosunda avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını aldı.
1998 yılında ilk kez ÖSYM tarafından düzenlenen hâkimlik sınavını kazanarak Ankara Adliyesinde hâkim adayı olarak hakimlik kariyerine başladı. Sırasıyla,19 Mayıs, Yeşilhisar, Konya-Ereğli ve Gaziantep adliyelerinde çeşitli mahkemelerde hâkimlik görevini yürüttü.
2013 yılında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tetkik hâkimi olarak atandı.
10 Temmuz 2013 tarihinde Adalet Bakanlığı İç Denetim Birimi Başkanlığınca hazırlanan; “Ceza Adalet Sisteminde Mağdur Hakları” konulu raporun ardından mağdur hakları alanında sorunların giderilmesine yönelik öneri ve organizasyon raporu hazırlamakla görevlendirildi. Hazırlanan rapor sonrasında 18 Kasım 2013 tarihinde Bakan Olur’u ile “Mağdur Hakları Daire Başkanlığı” kuruldu.
26 Kasım 2013 tarihinde Mağdur Hakları Dairesi Başkanlığı görevine atandı. Kurucu başkan olarak; mağdur hakları alanında birçok panel, sempozyum ve çalıştay düzenlenmesine, raporlar hazırlanmasına ve mevzuat hazırlıklarına öncülük etti. Yurt çapında birçok seminer ve konferansta konuşmacı olarak yer aldı.
03 Mart 2019 tarihinde Hâkim Savcı Eğitim Merkezine müdür olarak atandı.
34 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye Adalet Akademisi’nin yeniden kurulması üzerine 6 Mayıs 2019 tarihinde Adalet Akademisi Başkanı olarak görevlendirilmesini müteakip 24 Ekim 2019 tarihli 2019/367 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Adalet Akademisi Başkanı olarak atandı.
Üç yıllık görev süresinin sonunda; 03.12.2022 tarihli resmi gazetede yayımlanan 2022/626 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yeniden Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığına atandı.
Adalet Akademisi Başkanlığı sırasında kurum ile üniversiteler arasındaki işbirliğini geliştirdi, birçok üniversite ile protokol imzaladı. Görev süresi boyunca Akademi’nin geçmişten beri yayınladığı dergi ve diğer yayınları geleneğe uygun biçimde devam ettirdi.
15 Ocak 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararıyla Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığına getirilen Bekir Altun‘a görevini devretti.
Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Gözden Geçirilmiş)’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında 4434 sayılı Kanun 05.08.1999 tarihinde çıkarılmıştır.
Hattuşa Antik Kenti
Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi
İşbu sözleşmeyi (Gözden Geçirilmiş) imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler ile Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletler,
Avrupa Konseyi’nin amacının, özellikle ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve geliştirmek üzere, üyeleri arasında daha yakın bir işbirliği gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak;
19 Aralık 1954’te Paris’te imzalanan Avrupa Kültür Sözleşmesi ve özellikle bunun 1 inci ve 5 inci maddelerini,
3 Ekim 1985’te Granada’da imzalanan Avrupa Mimarî Mirasının Korunmasına ilişkin Sözleşmeyi,
23 Haziran 1985’te Delfi’de imzalanan, Kültürel Varlıklara yönelik suçlara ilişkin Avrupa Sözleşmesini,
Parlamenterler Meclisi’nin Arkeoloji ile ilgili özellikle 848 (1978), 921 (1981) ve 1072 (1988) sayılı Tavsiye Kararlarını;
Kırsal ve kentsel yapılanma faaliyetleri çerçevesinde, arkeolojik mirasın korunması ve değerlendirilmesi ile ilgili R(89)5 sayılı Tavsiye Kararını gözönünde bulundurarak;
Arkeolojik mirasın uygarlıkların geçmişinin tanınması için temel bir öge olduğunu hatırlatarak,
Eski tarihin tanıdığı Avrupa arkeolojik mirasının, büyük yapılanma çalışmalarındaki artıştan olduğu kadar doğal tehlikelerden, yasadışı veya bilimsel nitelikten yoksun kazılardan yahut halkın yeterli bilgilendirilmemesinden dolayı ciddî bir şekilde tahrip tehdidi altında olduğunu kabul ederek,
Halen mevcut olmayan zorunlu idarî ve bilimsel denetim usullerinin ihdası ve arkeolojik mirası koruma endişesinin kentsel ve kırsal yapılanmalar ile kültürel kalkınma politikalarıyla bütünleşmesi gereğini teyid ederek,
Arkeolojik mirası koruma sorumluluğunun yalnızca doğrudan ilgili devlete ait olmadığının, bozulma tehlikesinin azaltılması ve uzman ve deneyim değişimi suretiyle korumanın gerçekleştirilmesi bakımından sorumluluğun Avrupa ülkelerinin tümüne ait bulunduğunun altını çizerek;
Avrupa ülkelerinde yapılanma politikalarındaki gelişmeyi takiben, 6 Mayıs 1969’da Londra’da imzalanan Arkeolojik Mirasın Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesinde yer alan ilkelerin tamamlanması gereğini müşahade ederek,
Zeugma Kazıları
Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır :
ARKEOLOJİK MİRASIN TANIMI
Madde 1 :
1. İşbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) amacı, Avrupa’nın ortak anı kaynağı olduğu kadar, bilimsel ve tarihî araştırma gereci olarak da arkeolojik mirası korumaktır.
2. Bu amaçla : i) Korunması ve incelenmesinin, insanlığın ve doğal çevre ile ilişkilerinin tarihindeki gelişimin saptanmasının sağlayacağı;
ii) Başlıca bilgi edinme yollarının kazı ve keşiflerden olduğu kadar insanlığı ve çevresini ilgilendiren diğer araştırma yöntemlerinden oluştuğu;
iii) Tarafların yetkisi altındaki her çeşit mekânda bulunan, tüm kalıntılar, varlıklar ve insanlığın geçmiş varlığının diğer izleri arkeolojik mirasın ögeleri kabul edilirler.
3. Yapılar, inşaatlar, mimarî eser grupları, açılmış sit alanları, taşınır varlıklar, diğer tür anıtlar ve bunların çevresi, ister toprakta ister su altında bulunsunlar, arkeolojik mirasa dahildirler.
Nemrut Dağı
MİRASIN KİMLİĞİNİN SAPTANMASI VE KORUMA ÖNLEMLERİ
Madde 2 :
Taraflardan her biri, kendine özgü usullere göre, arkeolojik mirasın korunması için aşağıdaki hususları öngören bir yasal rejimi uygulamaya koymayı taahhüt eder:
i)Arkeolojik mirasının bir envanterinin yapılması ve anıtların veya korunan bölgelerin sınıflandırılması,
ii) Maddî izlerin gelecek kuşaklar tarafından incelenmek üzere korunması için, toprak üstünde ya da su altında görünür bir kalıntı olmasa bile, arkeolojik rezerv alanları oluşturulması,
iii) Arkeolojik miras niteliğindeki eserleri tesadüfen bulan kimsenin bunları yetkili makamlara bildirme ve incelemeye amade tutma zorunluluğu.
Madde 3 :
Arkeolojik mirası korumak amacıyla ve arkeolojik araştırma faaliyetlerini bilimsel güvence altına almak üzere taraflardan her biri aşağıdaki hususları yerine getirmeyi taahhüt eder :
i)Arkeolojik kazı vesair faaliyetlerle ilgili izin ve denetim usullerini, aşağıdaki amaçları gerçekleştirecek şekilde, uygulamaya koymak :
a) Arkeolojik miras ögelerinin yasadışı çıkartılması ve yer değiştirmesini önlemek;
b) Arkeolojik kazı ve aramaların bilimsel şekilde ve şu koşullara bağlı olarak yapılmasını sağlamak:
— Tahrip edici olmayan araştırma yöntemlerinin olduğunca sık kullanılması;
— Arkeolojik miras ögelerinin korunması, saklanması ve sınıflandırılması için uygun önlemler alınmadan bunların kazı yerinden çıkartılmaması, kazı sırasında ve sonrasında korumasız bırakılmaması;
ii) Kazıların ve tahribata neden olabilecek tekniklerin yalnızca nitelikli ve bu amaçla yetiştirilmiş kişiler tarafından yürütülmesine dikkat etmek;
iii) Arkeolojik arama amaçlı metal dedektörlerin ve diğer arama gereçlerinin kullanımını, devletin iç mevzuatında öngörülen hallerde, bilimsel nitelikli ön izne tabi tutmak.
Forum Romanum
Madde 4 :
Taraflardan her biri, duruma göre aşağıdaki hususları da öngörecek biçimde, arkeolojik mirasın fizikî koruma önlemlerini yürürlüğe koymayı taahhüt eder :
1. Arkeolojik rezerv bölgeleri teşkiline ayrılmış alanların kamu makamlarınca iktisabı veya diğer uygun yollarla korunması;
2. Arkeolojik mirasın tercihan bulunduğu yerde korunması ve bakımı;
3. Bulunduğu yerden kaldırılmış arkeolojik buluntular için uygun depolar yapılması.
Madde 5: Taraflardan her biri aşağıdaki hususları sağlamayı taahhüt ederler :
1. Arkeologların :
i) Arkeolojik değeri olan sitlerin korunması, saklanması ve değerlendirilmesi için dengeli stratejiler saptamaya yönelik planlama politikalarına ve
ii) Yapılanma programlarının çeşitli uygulama safhalarına katılmalarını sağlamak suretiyle, arkeolojinin ve yapılanmanın ihtiyaçlarını bağdaştırmaya ve belirlemeye çalışmak;
2. Arkeologlar, şehirciler ve inşaatçılar arasında sistemli bir danışma mekanizması oluşturmak suretiyle :
i) Arkeolojik mirası tahrip etmesi muhtemel olan yapılanma planlarının değiştirilmesini;
ii) Sitin bilimsel incelemesinin yapılabilmesi ve sonuçların yayınlanabilmesi için yeterli zamanın ve olanakların verilmesini sağlamak;
3. Çevreye etki üzerindeki incelemelerin ve bunlardan kaynaklanan kararların, arkeolojik sitler ve çevrelerini gözönünde bulundurmasına dikkat etmek;
4. Yapılanma çalışmaları vesilesiyle bulunan arkeolojik miras ögelerinin, mümkün olan hallerde, yerinde korunması için önlem almak;
5. Arkeolojik sitlerin halka açılmasının, özellikle çok sayıda ziyaretçi girişi için yapılacak yapılanma çalışmalarının, bu sitlerin ve çevrelerinin arkeolojik ve bilimsel niteliğine zarar vermemesini sağlamak.
Halime Hatun Kümbeti
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMA VE KORUMANIN FİNANSMANI
Madde 6 :
Taraflardan her biri :
1. Arkeolojik araştırmaya, sorumlulukları ölçüsünde ulusal, bölgesel veya yerel kamu makamlarının malî desteğini öngörmeyi;
2. Koruyucu arkeoloji için gerekli maddî donanımı arttırmayı ve bu amaçla,
i) Büyük çaplı kamu veya özel bayındırlık çalışmalarında, bu çalışmalara bağlı olarak ortaya çıkacak arkeolojik her çeşit faaliyetin maliyetinin tamamının uygun kamu ve özel sektör fonlarından karşılanmasını sağlayacak önlemler almayı;
ii) Bu çalışmaların bütçesinde, çevre ve yapılanma endişelerinin zorunlu kıldığı etki incelemelerinde olduğu gibi, arkeolojik ön inceleme ve aramaların, bilimsel sentez belgelerinin ve bulguların duyuru ve yayınlarının da yeralmasını sağlamayı taahhüt eder.
BİLİMSEL BİLGİNİN TOPLANMASI VE YAYIMI
Madde 7 :
Arkeolojik bulguların incelenmesini ve yayımını kolaylaştırmak için Taraflardan her biri:
1. Yetkisi altındaki alanlarda arkeolojik sitlerin anketlerini, envanterlerini ve haritalarını yapmayı veya güncelleştirmeyi,
2. Arkeolojik faaliyetler sonrasında, uzmanların ayrıntılı incelemelerinin ilanından önce, yayınlanabilir bir sentez belgesi hazırlanabilmesi için tüm pratik önlemleri almayı taahhüt eder.
Madde 8 :
Taraflardan her biri :
1. Arkeolojik miras ögelerinin ulusal veya uluslararası planda bilimsel amaçlı değişimini kolaylaştırmayı, ancak değişimin bunların kültürel ve bilimsel değerlerine hiç bir şekilde zarar vermemesi için gerekli önlemleri almayı;
2. Arkeolojik araştırma ve devam eden kazılarla ilgili bilgi değişimini teşvik etmeyi ve uluslararası araştırma programları düzenlenmesine katkıda bulunmayı taahhüt eder.
1. Geçmişin ve arkeolojik mirası tehdit eden tehlikelerin tanınması için bu mirasın değeri konusunda kamuoyu vicdanının uyandırılması ve geliştirilmesi amacıyla eğitici çalışmalar yapmayı,
2. Arkeolojik mirasının önemli ögelerinin ve özellikle sitlerin halka açılmasını sağlamayı, seçilmiş arkeolojik varlıkların sergilenmesini teşvik etmeyi taahhüt eder.
Madde 10:
Taraflardan her biri aşağıdaki hususları yerine getirmeyi taahhüt eder :
1. Tespit edilen yasadışı kazılar hakkında yetkili kamu makamları ile bilimsel kuruluşlar arasında bilgi değişimini düzenlemek;
2. Yasadışı kazılardan kaynaklandığından veya yasal kazılardan çalındığından şüphe edilen her türlü eseri ve bunlara ilişkin bütün ayrıntıları, işbu Sözleşmeye (gözden geçirilmiş) taraf köken ülkesinin yetkili makamlarına bildirmek;
3. Alış politikası devlet denetimine tabi müzeler ve diğer benzeri kuruluşların denetimsiz buluntulardan, yasadışı kazılardan geldiğinden veya resmî kazılardan çalındığından şüphe duyulan arkeolojik miras ögelerini satın almamalarını teminen gerekli önlemleri almak;
4. Alış politikası devlet denetimine tabi olmayan, Taraf ülkelerin müze ve benzeri kuruluşları için :
i) İşbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) metnini onlara ulaştırmak,
ii) Yukarıda 3. paragrafta kayıtlı ilkelere sözkonusu müze ve kuruluşlarca uyulmasını sağlamak üzere çaba sarfetmek.
5. Denetimsiz buluntulardan, yasadışı kazılardan kaynaklanan yahut resmî kazılardan çalınan arkeolojik miras ögelerinin dolaşımını eğitim, bilgilendirme, uyarma ve işbirliği suretiyle mümkün olduğunca sınırlandırmak.
Madde 11:
İşbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) hiç bir hükmü, arkeolojik miras ögelerinin yasadışı dolaşımına veya yasal sahibine iadesine ilişkin taraflar arasında mevcut olan veya mevcut olabilecek ikili veya çok taraflı anlaşmalara halel getirmez.
KARŞILIKLI TEKNİK VE BİLİMSEL YARDIMLAŞMA
Madde 12 :
Taraflar :
1. Arkeolojik miras ile ilgili konularda deneyim ve uzman değişimi suretiyle karşılıklı teknik ve bilimsel yardımlaşmada bulunmayı,
2. İlgili ulusal mevzuatları ya da taraf oldukları uluslararası anlaşmalar çerçevesinde sürekli eğitim alanı da dahil olmak üzere, arkeolojik mirasın korunması konusunda uzman değişimini kolaylaştırmayı taahhüt ederler.
SÖZLEŞMENİN (GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ) UYGULAMASININ DENETİMİ
Madde 13 :
Avrupa Konseyi tüzüğünün 17 nci maddesi gereğince; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulan bir Uzmanlar Komitesi işbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) uygulamasını ve özellikle aşağıdaki hususları izlemekle görevlendirilmiştir :
1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine devrevi olarak, Sözleşmeye (gözden geçirilmiş) Taraf ülkelerdeki arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin politikaları ve Sözleşme ilkelerinin uygulama durumu hakkında bir rapor sunulması;
2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesini, çok taraflı faaliyet alanı ve Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) gözden geçirilmesi ya da değiştirilmesi ile Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) hedefleri hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi, dahil, Sözleşme (gözden geçirilmiş) hükümlerinin uygulanmasına ilişkin her türlü önlemin önerilmesi;
3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerin Sözleşmeye (gözden geçirilmiş) taraf olmaya daveti için tavsiyede bulunması.
SON HÜKÜMLER
Madde 14 :
1. İşbu Sözleşme (gözden geçirilmiş) Avrupa Konseyi üyesi devletlerin ve Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletlerin imzasına açılmıştır.
Sözleşme onay, kabul ya da tasvibe sunulacaktır.Onay, kabul ya da tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi edilecektir.
2. 6 Mayıs 1969’da Londra’da imzalanan Arkeolojik Mirası Koruma Avrupa Sözleşmesine taraf bir devlet, anılan Sözleşmenin feshini önceden ihbar etmemiş ise ya da feshini eş zamanda ihbar etmezse onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi edemez.
3. İşbu Sözleşme (gözden geçirilmiş), en az üçü Avrupa Konseyi olmak üzere dört devletin, önceki paragraflardaki hükümlere uygun olarak, Sözleşmeye taraf olma arzularını bildirdikleri tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
4. Önceki iki paragrafın uygulanması sonucu 6 Mayıs 1969 tarihli Sözleşmenin feshi işbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) yürürlüğe girişi ile aynı anda gerçekleşmez ise, işbu Sözleşmeyi imzalayan herhangi bir Devlet, onay, kabul ya da tasvip belgesini tevdi sırasında işbu Sözleşme (gözden geçirilmiş) yürürlüğe girinceye kadar, 6 Mayıs 1969 tarihli Sözleşmeyi uygulamaya devam edeceğini açıklayabilir.
5. İşbu Sözleşme (gözden geçirilmiş), imzalayan ancak Sözleşmeye Taraf olma arzusunu sonradan bildirecek olan devletlerin her biri bakımından, onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 15:
1. İşbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi tüzüğünün 20. (d) maddesinde öngörülen çoğunlukla ve Komitede bulunma hakkına sahip taraf devletlerin temsilcilerinin oybirliği ile Konseye üye olmayan diğer herhangi bir devleti ve Avrupa Ekonomik Topluluğunu işbu Sözleşmeye (gözden geçirilmiş) katılmaya davet edebilecektir.
2. Katılma halinde, katılan devlet ya da Avrupa Ekonomik Topluluğu için işbu Sözleşme katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdiinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
Hitit Medeniyetine Ait Eserler
Madde 16 :
1. Her devlet, imza ya da onay, kabul, tasvip veya kabul edilme belgesinin tevdii sırasında işbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) uygulanacağı toprağı ya da toprakları belirleyebilir.
2. Her devlet, sonradan herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirimle, işbu Sözleşmenin uygulanmasını bildirimde belirtilen herhangi başka bir toprak parçasına teşmil edebilir. Bu yeni toprak parçası bakımından Sözleşme, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasından altı ay sonra yürürlüğe girer.
3. Önceki iki paragraf uyarınca yapılan her bildirim, bu bildirimde anılan toprak parçası bakımından, Genel Sekretere muhatap bir nota ile geri çekilebilecektir. Geri çekme, Genel Sekreterin notayı almasından altı ay sonra geçerlilik kazanacaktır.
Madde 17 :
1. Taraflardan her biri, Genel Sekretere nota tevdii suretiyle işbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) feshini her an ihbar edebilir.
2. Fesih ihbarı, Genel Sekreter tarafından notanın alınış tarihinden altı ay sonra geçerlilik kazanacaktır.
Madde 18 :
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi devletlere, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletlere, işbu Sözleşmeye (gözden geçirilmiş) katılan ya da katılmaya davet edilen her devlete ve Avrupa Ekonomik Topluluğuna :
a) Her imzayı,
b) Her onay, kabul, tasvip veya katılma belgesi tevdiini,
c) 14, 15 ve 16 ncı maddeleri uyarınca işbu Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) yürürlüğe giriş tarihlerini,
d) İşbu Sözleşme (gözden geçirilmiş) ile ilgili her türlü girişim, tebligat ve bildirimi,
bildirecektir.
Yukarıdaki hususları tasdiken, aşağıda imzası bulunan ve bu amaçla yetkili kılınanlar işbu sözleşmeyi (gözden geçirilmiş) imzalamışlardır.
İşbu Sözleşme İngilizce ve Fransızca dillerinde, her iki metin de eşit olarak geçerli olacak şekilde, Avrupa Konseyi arşivlerinde muhafaza edilmek üzere, tek kopya halinde 16 Ocak 1992 tarihinde Valetta’da yapılmıştır.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Sözleşmenin onaylı bir kopyasını Avrupa Konseyine üye bütün devletlere, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet olunan üye olmayan devletlere veya Avrupa Ekonomik Topluluğuna iletecektir.
Venezuelalı avukat, politikacı, ve diplomat Pedro Gual Escandón (Pedro José Ramón Gual Escandón) 17 Ocak 1783’te Caracas’ta dünyaya geldi. (Ölümü: 6 Mayıs 1862 — Ölüm yeri: Guayaquil, Ekvador) Venezuela Caracas Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Bir süre avukatlık yaptı. Bağımsızlık ve özgürlük hareketine katıldı. 1811’de Caracas Yasama Meclisi’ne vekil seçildi ve Caracas vatandaşlarına dönük manifestoya imza attı. 1815’te Cartagena eyaleti valiliği görevini üstlendi. Venezuela’nın bağımsız bir devlet olacağı 1830 yılına kadar Büyük Kolombiya’nın dış politikasının oluşturulmasına katkı sağladı. 1821’de Simon Bolivar liderliğindeki hükümette Maliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’na getirildi. Dışişleri bakanlığında etkin bir rol üstlendi.1828 yılında Kolombiya ile Peru arasındaki savaşı sona erdiren Barış Antlaşması’nın müzakerecileri ve imzacılarından biriydi. Amerika’da ülkesini temsil eden ilk diplomat oldu. 1847’nin sonunda tüm siyasi faaliyetlerden uzak durmak üzere hareket etse de Venezuela geçici Hükümetinin başkanlığını yürütmeye mecbur kaldı 15–18 Mart 1858; 2 Ağustos–29 Eylül 1859 ve 20 Mayıs–29 Ağustos 1861 tarihlerinde geçici başkanlık görevleri üstlendi. 33. dereceden bir masondu; Karakas, New York ve Bogota’daki localarda çalıştı. 1858 Anayasası’nın hazırlanmasında önemli rol oynadı.1861’de José Antonio Páez’in yaptığı askerî darbe sonucu görevden uzaklaştırıldığı için, devrik geçici devlet başkanı olarak darbeci yönetim tarafından siyasi nedenlerle tutuklandı. Ölümünden kısa bir süre önce İngiltere tarafından Kolombiya’nın bağımsızlığının tanınmasıyla sonuçlanan müzakerelere aktif olarak katıldı. Panama’a ve daha sonra Ekvator’a gitti. Guayaquil’de, 6 Mayıs 1862’de, yaşamını yitirdi.
Kanunun adındaki “hıfzıssıhha” kavramı, sağlıklı yaşamak için gereken tüm önlemler bütününü ifade etmektedir. Arapça kökenli olan “hıfz” kelimesi muhafaza etmek, korumak anlamına gelmekte, sıhha ise sağlık sözcüğü le eş anlam ifade etmektedir. Kanun ile sağlık hizmetlerinin tamamı devlet tarafından sahiplenilmiştir.
Umumi Hıfzıssıhha Kanununun Önemi
Umumi Hıfzıssıhha Kanununun düzenlendiği dönemin toplumsal koşulları çok ağırdır. Kanun, halkın ekonomik açıdan ve sağlık koşulları bakımından kötü bir dönemde yaşadığı vetirede çıkarılmıştır. Savaş koşulları devam ederken bir yandan da trahom, sıtma, verem gibi hastalıklarla mücadele edilmiş; savaş sonrası dönemde halk sağlığının korunabilmesi için tüm detayları ile düşünülmüş bir kanun tasarlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı içerisinde yürürlükten kaldırılmayarak uygulanagelen en eski kanunlardandır.
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, halk sağlığı ile ilgili tüm konuları bir araya getiren genel bir kanundur. İşçileri, kadınları, çocukları ve tüm halkı korucuyu tedbirleri öngören kanun daha sonra genel sağlık, gıda güvenliği, işçi sağlığı, hayvan sağlığı, bitki ve orman alanlarının korunması gibi bir çok kanuna temel teşkil etmiş, otuzun üzerinde kanunu etkilemiştir.
“Memleketimizde sıhhat işlerinin şekli kanunî altına ahhrriası vu bu işlerin tasnif ile her zümrenin gerek Devletin siyasî bünyesine derece-i nisbeti, gerekse umumî sıhhat ile olan alâkasının şiddetine’ nazaran ayrı ayrı hükümlere raptı zaruret kesbeylemistir. Filhakika ceza kanununun umumî ve mahdut hükümleri ve imparatorluk devrine ait ve eski zamanlar şeraitine göre tanzim edilmiş elde mevcut bir kaç nizamname bu işlerin tedviri esnasında hali hazırda tesadüf edilen bir çok müşküllerin hallinde sakit kalmaktadır. Bilhassa içtimaî şartların sıhhî cihetlerine ait meselelerde bir kelime ile içtimai hıfzıssıhha işlerinde ihtiyaca medar müdevven elde hiçbir şey bulunmamaktadır. Halbuki bu işlerin idari hükümlerle hal ve tedviri kanuni müeyyedesi bulunmaması sebebiyle ancak noksan semereler iktitafından kısmen de neticesiz yarım tedbirler mahiyetinden ileri gidemeyerek beyhude mesai sarfından ibaret kalmaktadır……”
UMUMİ HIFZISSIHHA KANUNU
Kanun Numarası : 1593 Kabul Tarihi : 24/4/1930 Yayımlandığı R.Gazete : 6/5/1930 Sayı : 1489 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 11 Sayfa : 143
Bu Kanun ile ilgili tüzük için, “Tüzükler Külliyatı” nın kanunlara göre düzenlenen nümerik fihristine bakınız.
BİRİNCİ BAP Sıhhi teşkilat BİRİNCİ FASIL Devlet hidematı sıhhiyesi ve sıhhi Merciler
Madde 1
Memleketin sıhhi şartlarını ıslah ve milletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerle mücadele etmek ve müstakbel neslin sıhatli olarak yetişmesini temin ve halkı tıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir.
Madde 2
Umumi sıhhat ve içtimai muavenet hizmetlerine ait Devlet vazaifi Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tarafından ifa ve hususi idarelerle belediyelere ve sair mahalli idarelere bırakılan hizmetlerin sureti icrası murakabe olunur. Milli Müdafaa teşkilatına ait sıhhi işler müstesna olmak üzere bütün sıhhat ve içtimai muavenet işlerinin mercii ve murakıbı bu Vekalettir.
Madde 3
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti bütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudan doğruya ifa eder:
1 – Doğumu (……)(3) teshil ve çocuk ölümünü tenkis edecek tedbirler.
2 – Validelerin doğumdan evvel ve doğumdan sonra sıhhatlerinin vikayesi.
3 – Memlekete sari ve salgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 – Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çok miktarda vefatı intaç ettiği görülen sair muzır amillerle mücadele.
5 – Tababet ve şubeleri sanatlarının icrasına nezaret.
6 – (…) (1) ilaçları ve bütün zehirli müessir ve uyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariç olmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe (Bu bentdeki “aşılar” kelimesi 16/4/1934 tarih ve 2410 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle “aşıları murakabe” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. Bu aradaki “Gıdalar ile” ibaresi, 24/6/1995 tarihli ve 560 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, bu değişiklik 27/5/2004 tarihli ve 5179 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle aynen kabul edilerek Kanunlaşmıştır.)
7 – Çocukluk ve gençlik hıfzıssıhhasına ait işlerle çocuk sıhhat ve bünye sinin muhafaza ve tekamülüne ait tesisatın murakabesi.
8 – Mektep hıfzıssıhhası.
9 – Mesai ve san’at hıfzıssıhhası işleri.
10 – Maden suları ile sair havassı şifaiyesi olan sulara nezaret.
11 – Hıfzıssıhha müesseseleri ve bakteriyoloji laboratuvarları ve alelümum hayati muayene ve tahlillere mahsus müesseseler küşat ve idaresi.
12 – Mesleki tedrisat müesseseleri küşat ve idare veya mümasili müessesatı murakabe ve bunlara müsaade itası.
13 – Mecnunlarla sair ruhi hastalıklara mahsus tedavihaneler veya malül veya herhangi bir noksanii hilkate malik olanları kabul edecek yurt veya müesseseler tesis ve idare.
14 – Muhacrin sıhhat işleri.
15 – Hapisanelerin ahvali sıhhiyesine nezaret.
16 – Tıbbi istatistiklerin tanzimi.
17 – Sıhhi neşriyat ve propagandalar.
18 – Vesaiti münakale umuru sıhhiyesinin nezaret
Madde 4
Doğrudan doğruya şehir ve kasabalar, köyler hıfzıssıhhasına veya tıbbi ve içtimai muavenete mütaallik işlerin ifası belediyelere ve idarei hususiyelere ve sair mahalli idarelere tevdi edilir.
Vekalet indelicap bu idarelere rehber olmak üzere bazı mahallerde nümune tesisatı vücude getirir.
İKİNCİ FASIL Sıhhat ve İçtimai Muavenet teşkilatı
Madde 5
Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekaleti 3 üncü maddede zikredilen hizmetleri ifa için hususi teşkilat kanununa tevfikan teşkil edilmiş fenni ve idari şubelerden mürekkeptir. Kanunu mahsusuna tevfikan mülhak bütçe ile idare olunan Hudutlar ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü, Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine merbut olarak ifayı vazife eyler.
Madde 6
Her vilayette Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine merbut olmak üzere bir Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürü bulunur. Sıhhat müdürleri bulundukları vilayetlerde Vekaletin en büyük memuru olmakla beraber valilerin sıhhi müşaviridirler. Valiler mevcut sıhhi mevzuata tevfikan sıhhiye müdürlerini istihdam ederler ve sıhhi hususlarda onların rey ve mütalealarını alırlar. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “kanun, nizam ve talimatlara” ibaresi “mevzuata” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 7
Sıhhat ve İçtimai Muavenet müdürleri bulundukları vilayetin sıhhi umur ve muamelelerinden vali ile beraber mesul olup bütün sıhhi mevzuat ve emirlerin iyi tatbikına nezaretle mükelleftir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “kanun, nizam, talimat” ibaresi “mevzuat” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 8
Her kazada ve icabı takdirinde nahiye merkezlerinde bir veya mütaaddit Hükümet tabipleri istihdam olunur. Hükümet tabipleri doğrudan doğruya vilayet sıhhiye müdürünün emri altında olup memur oldukları mahallerin sıhhi umur ve muamelelerinden mesuldür ve kaymakamın sıhhi hususatta sıhhi müşaviridir. Hükümet tabiplerinin maiyyetlerinde sıhhi işlerde kendilerine muavenette bulunmak üzere küçük sıhhat memurları istihdam edilir.
Madde 9
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti üçüncü ve dördüncü maddelerde zikredilen vazifeleri ifa ve müesseseleri idare etmek üzere tabipler, baytarlar, eczacılar, sair sıhhi ve idari memurlar tayin ve istihdam eder.
ÜÇÜNCÜ FASIL Yüksek Sıhhat Şürası
Madde 10 ilâ 15 – (Mülga: 11/10/2011-KHK-663/58 md.)
Madde 16
Yüksek Sıhhat Şürası azasına her devrei içtimaiyeye mahsus olmak üzere her sene bütçesinde miktarı muharrer bir hakkı huzur verilir. Ankara haricinden gelenlere harcırahları ve vekaletçe tayin olunacak yevmiyeleri ita olunur. Madde 17 – (Mülga: 11/10/2011-KHK-663/58 md.)
DÖRDÜNCÜ FASIL Vilayet Hususi İdareleri ve Belediyeler
Madde 18
Vilayet hususi idareleri bütçelerinde hususi kanuna tevfikan tefrik ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin tensibi ile sarfolunan sıhhi ve içtimai işlere mahsus tahsisat, vilayet merkezinde veya tensip olunacak sair mahallerde açılacak hastaneler ve dispanserlerle seyyar etıbba teşkilatına ve seyyar etüv tedarikine ve tephirat ve tathirat istasyonları tesisine ve verem ve frengi ve çocuk vefiyatı mücadelesine muhtas hıfzıssıhhai içtimaiye dispanserlerine ve sıtma ve frengi ilacı tedarikine ve Sıtma Kanununda tasrih edilen ahvalde sıtma membalarının izalesine sarfolunur.
Madde 19
Vilayetler hususi idarelerine ait sıhhi teşkilat ve tesisat mahalli Sıhhat ve İçtimai Muavenet müdürlerinin murakabesi altında bulunup bunlara ait muamelat mevzuata tevfikan sıhhat müdürleri tarafından ifa olunur. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “kanun ve nizamnamelerine” ibaresi “mevzuata” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 20
Belediyelerin umumi hıfzıssıhha ve içtimai muavenete taallük eden mesailden ifasile mükellef oldukları vazifelere aşağıda zikredilmiştir.
1 – İçilecek ve kullanılacak evsafı fenniyeyi haiz su celbi.
2 – Lağım ve mecralar tesisatı.
3 – Mezbaha inşaatı.
4 – Mezarlıklar tesisatı ve mevta defni ve nakli işleri.
5 – Her nevi muzahrafatın teb’it ve imhası.
6 – Meskenlerin sıhhi ahvaline nezaret.
7 – Sıcak ve soğuk hamamlar tesisi.
8 – (Mülga: 24/6/1995-KHK-560/21 md.; Aynen kabul: 27/5/2004-5179/37 md.)
9 – Umumi mahallerde halkın sıhhatine zarar veren amilleri izale.
10 – Sari hastalıklarla mücadale işlerine muavenet.
11 – Hususi eczane bulunmayan yerlerde eczane küşadı.
12 – İlk tıbbi imdat ve muavenet teşkilatı.
13 – Hastane, dispanser, süt çocuğu, muayene ve tedavi evi, aceze ve ihtiyar yurtları ve doğum evi tesis ve idaresi.
14 – Meccani doğum yardımı için ebe istihdamı.
Madde 21
Vilayet hususi idareleriyle belediyelerin 18 ve 20 inci maddelerde gösterilen hizmetlerini ifa için kanunu mahsuslarına tevfikan Vekaletçe tayin olunan etıbba ve sair memurin istihdam olunur.
Madde 22
Belediyeler ve vilayetler hususi idarelerince sıhhi ve içtimai hizmetlerden hangilerinin ifası mecburi ve hangilerinin ihtiyari olduğu hususi kanunlarına tevfikan tayin ve bu hizmetlerde istihdam edilecek tabip ve memurların kadroları İcra Vekilleri Heyetince musaddak bir talimatname ile tesbit olunur. Hükümet tabipleri olmayan yerlerde belediye tabipleri nizamnamesine tevfikan Hükümet tabiplerinin ifasiyle muvazzaf oldukları vazifelerle mükelleftirler.
BEŞİNCİ FASIL Vilayetler ve kazalar umumi hıfzıssıhha meclisleri
Madde 23
Her vilayet merkezinde bir umumi hıfzıssıhha meclisi toplanır. Bu meclis mahalli sıhhat ve içtimai muavenet müdürü, nafıa mühendisi, maarif, baytar müdürü, mevcutsa sahil sıhhiye merkezi tabibi, bir hükümet ve belediye tabibi ve hastane baştabibi ile garnizon ve kıt’a bulunan yerlerde en büyük askeri tabip ve serbest sanat icra eden bir tabip ve bir eczacıdan ve belediye reisinden mürekkeptir. Meclis valinin veya valiye bilvekale sıhhiye müdürünün riyaseti altında içtima eder. Valinin tensip edeceği bir zat kitabet vazifesini ifa ve zabıtları tanzim eder.
Madde 24
Kazalarda bu meclisler kaymakamın riyaseti altında Hükümet tabibi, mevcut ise bir Hükümet baytarı ve askeri tabip, belediye tabibi ve serbest icrayi san’at eden ve kaymakam tarafından intihap edilen bir tabip ve serbest eczacı ile belediye reisinden terekküp eder.
Madde 25
Umumi hıfzıssıhha meclisleri müntehap azası her üç senede bir değişir. Eski azanın yeniden intihabı caizdir. Her defa tebeddülünde kaymakamlar tarafından vilayetlere, valilerce de Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine bildirilir.
Madde 26
Umumi hıfzıssıhha meclisleri alelade ayda bir kere içtima ederler. Ahvali fevkalâdede veya bir sari ve salgın hastalık zuhurunda valinin daveti veya Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin talebi üzerine daha sık toplanırlar.
Madde 27
Umumi hıfzıssıhha meclisleri mahallin sıhhi ahvalini daima nazarı dikkat önünde bulundurarak şehir ve kasaba ve köyler sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirleri alırlar. Sari ve salgın hastalıklar hakkında istihbaratı tanzim, sari ve içtimai hastalıklardan korunmak çareleri ve sıhhi hayatın faideleri hakkında halkı tenvir ve bir sari hastalık zuhurunda hastalığın izalesi için alınan tedbirlerin ifasına muavenet eylerler.
Madde 28
Umumi hıfzıssıhha meclislerinin mukarreratından mahalli vazifeler ve salahiyetler arasında bulunan işler vali veya kaymakam tarafından icra olunur ve istizana muhtaç olanlar kaymakamlıkça vilayetten ve vilayetçe Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinden sorulur.
İKİNCİ BAP Sari ve salgın hastalıklarla mücadele BİRİNCİ FASIL Hudutlar ve sahiller sıhhi müdafaası
Madde 29
Beşinci maddede zikredilen Hudutlar ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü beynelmilel seyrüsefer ve ticaret sebepleriyle intikal eden beşeri ve salgın hastalıklara karşı milli hudutlar ve sahilleri müdafaa vazifesiyle mükelleftir.
Madde 30
Hudutlar ve Sahiller Umum Müdürlüğü mer’i olan beynelmilel mukaveleler ve Devletçe mevzu mevzuat ile Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tarafından bu mukaveleler ve mevzuatın layıkı ile tatbikını temin için verilen emirler dairesinde vazifeyi ifa eyler. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “kanunlar, nizamlar ve talimatlar” ibaresi “mevzuat” ve “, kanunlar, nizamlar ve talimatların” ibaresi “ve mevzuatın” şeklinde değiştirilmiştir)
Madde 31 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Bir Türk limanından diğer bir Türk limanına veya ecnebi limanlarından bir Türk limanına gelen her gemi hareket ettiği limandan bir sıhhat patentası almakla mükelleftir.
Madde 32 – (Mülga: 15/6/1942 – 4255/2 md.) Madde 33 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.
Türk gemilerinin patentaları üzerinde konsolosluk vizesinin bulunmasını mecburi kılan memleketlere mensup gemilerin Türk limanlarına ihtilât etmek üzere geldikleri ve hareket limanlarında Türk konsolosu mevcut bulunduğu takdirde bunların patentaları üzerinde konsolos vizesi bulunması mecburidir.
Madde 34 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Patentayı hamil olmaksızın boğazlara gelen transit gemilerin gösterecekleri sıhhi beyanname veyahut uğradıkları ecnebi limanlarından aldıkları gümrük veya liman permilerinde o limanın sıhhi durumu hakkında salahiyet sahibi makamlar tarafından verilmiş sıhhi meşruhat patenta yerine kaim olur.
Madde 35 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
33 üncü maddede zikredilen vizelere mukabil mahsus kanun mucibince alınacak resimler konsolosluklar tarafından ve konsolos bulunmıyan limanlardan vizesiz olarak gelen gemilerden de muvasalat limanlarında mahalli hükümet memurları tarafından tahsil olunur.
Madde 36
Sıhhat patentaları üzerinde yapılan her türlü tahrifler veya salahiyettar makamatça tasdik edilmemiş tashihler patentayı hükümden düşürür. Bir geminin hareketinden evvel 48 saat zarfında verilmiş patentalar muteber olup daha evvel verilenlerin hükmü yoktur.
Madde 37
Bir geminin hareket limanında kolera, veba, sarıhümma, lekelihümma ve çiçek vakaları ve yahut Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin ve ilân edilecek sair tehlikeli bir maraz salgını mevcut olmadığı halde verilmiş olan patentalar temiz addolunur. Bu hastalıklardan hariçten geldiği tebeyyün eden münferit vakaların zuhuru patentaların temiz addedilmesine mani olmazsa da bu vakalar patentalarda işaret edilmiş olmalıdır.
Madde 38 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
37 nci maddede zikredilen hastalıklardan hariçten gelmiş olmadığı tahakkuk eden kolera, veba ve sarı humma vakalariyle çiçek ve lekeli humma salgınlarının zuhurunu bildiren patentalar ile mebdeinde temiz olduğu halde Türkiye limanlarından birine gelinceye kadar seyahat müddeti esnasında geminin sıhhi durumunda vukua gelen değişiklik dolayısiyle evsafı değişen patentalar bulaşık addolunur.
Madde 39 – Hiç bir patentayı hamil olmıyarak Türkiye limanlarına gelen gemiler bulaşık patenta ile gelmiş gemiler gibi muameleye tabi olurlar.
Madde 40 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Ecnebi limanlarından gelen tekmil gemiler ilk vasıl oldukları Türk limanında ve munhasıran Türk limanları arasında muntazam sefer yapan milli yolcu gemileri ise ilk hareket ettikleri ve vardıkları son Türk limanlarında sıhhi muameleye (Sıhhi istintak, pratika, patenta veya vize almak) tabi olup aynı seferde uğrayacakları diğer Türk limanlarında içlerinde bulaşık hastalıklardan musap veya ölü bulunmamak şartiyle tekrar sıhhi muameleye (Pratika ve vize) tabi tutulmadan serbestçe yolcularını çıkarır ve hareket ederler; şu kadar ki,vapurun sıhhi durumunu tevsik için gemi tabibi veya sıhhat memuru numunesine uygun bir bülteni doldurarak limanda sahil sıhhiye idaresine göndermekle mükelleftir.
Muntazam seferler yapan vapurlar haricinde kalan diğer büyük ve küçük bütün gemiler sahil sıhhiye teşkilatı bulunan her Türk limanında sıhhi muameleye tabi olup sahil sıhhiye teşkilatı bulunmıyan limanlarda yalnız hareketlerinde vize almakla mükellef tutulur. Ancak Türk veya ecnebi limanlarından gerek Akdeniz veya Karadeniz boğazlarına vasıl olan tekmil gemiler, transit olarak geçseler dahi, ol bapta mevzu hükümler dairesinde Boğazlarda sıhhi muameleye tabi olurlar.
Madde 41 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Ecnebi limanlardan ilk Türk limanına vasıl olan gemilerle Boğazlarda sıhhi muameleye tabi tutulan gemiler muvasalatları akabinde ve talimatnamelerle tayin olunan saatlerde Hudut ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü tabip veya memurları tarafından ziyaret ve patentaları ile sıhhi vaziyetleri tetkik olunur. Bu memurlar tarafından serbest pratika verilmedikçe gemilere başkalarının girmesi ve gemilerden 47 nci madde mezkür talimatname hükümleri haricinde kimsenin çıkması memnudur.
Buharlı veya motörlü alelumum şilepler, Boğazlar hariç olmak üzere uğradıkları bütün Türk limanlarında ve diğer yelkenli motörlü veya kürekli bilümum deniz nakil vasıtaları ise hem Boğazlarda ve hem uğradıkları tekmil Türk limanlarında sıhhi muamelelerini karada sahil sıhhiye dairesinde veya bu vazifeyi gören makama müracaatla yaptırırlar.
Madde 42 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Kaza, fırtına veya ahvali fevkalade sebebiyle bir limana ilticaya mecbur olan gemiler dahi patentalarını veyahut 35 inci maddede yazılı vesikaları mevcut olduğu takdirde göstermeğe ve o limandan hareketlerinde vize almağa mecburdurlar. Bu gemiler sahil sıhhat memurlarının murakabesi altında limanda kalıp ihtiyaçlarını da temin edebilirler.
Madde 43 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Türk limanlarına gelen ecnebi harb gemileriyle ecnebi donanmalarına mensup muavin sefineler ve hükümdarları, Devlet Reislerini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ziyarete gelen zatları hamil hususi yatlar ve gemiler patenta ibrazına mecbur değildirler. Kara ile ihtilat etmek ve serbest paratika almak istedikleri takdirde behemehal sıhhi muameleye ve icabında sıhhi tedbirlere tabi tutulurlar.
Madde 44 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Türk harb sefineleri ve ticaret ile münasebeti olmayıp Hükümete ait bulunan sair gemiler munhasıran hizmetlerine ait işler için Türk limanları arasında seyrüsefer ettikleri ve hiçbir bulaşık limana uğramadıkları ve yolcu, asker ve sair eşhas nakleylemedikleri takdirde Türk limanlarına girip çıktıkları zamanlar sıhhi muameleye tabi değildirler. Fakat gemi içinde sari hastalık zuhur ettiği takdirde bu gemilerin kaptanları muvasalat limanlarındaki hudut ve sahiller sıhhat memurlarına haber vermeğe mecburdurlar. Bu takdirde tıbbi muayene yapılmadan ve serbest pratika verilmeden kara ile ihtilat edemezler. 37 nci maddede zikredilen hastalıklarla bulaşık limanlardan gelen bu nevi gemiler sair ticaret sefineleri hakkındaki hükme tabidirler.
Madde 45 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Türk limanlarından birinde sari hastalık zuhur ederse Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin emriyle bu limandan hareket eden tekmil gemiler, mütaakiben uğrıyacakları Türk limanlarında ihtilattan evvel sıhhi muayeneye tabi tutulurlar.
Madde 46 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
43 ve 44 üncü maddelerde zikredilen gemilerle ve küçük mesafelere gidip hiçbir yere uğramıyarak avdet eden tenezzüh, balıkçı ve süngerci ve tahlisiye gemileri müstesna olmak üzere Türkiye limanlarından ihtilât ederek çıkan her Türk ve ecnebi gemisi bir sıhhat patentasını hamil olur.
Madde 47
Limanlarda gemilerin muvasalat ve hareketlerinde icrası icap eden sıhhi muamele, patentaların şekli, vasıf ve sureti itası, yolcu, mürettebatın ve eşyanın tathiri, bulaşık patentalı gemilere tatbikı icap eden sıhhi tedbirler, muhtelif hastalıklara ait vakalarda yapılacak muamele ve limanlarla hudutlarda müesses tahaffuzanelerin idare sureti ve yirmi dokuzuncu maddede zikredilen sıhhi müdafaaya mütaallik sair bütün muameleler mevcut mukavele ve kanunlara nazaran Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince neşredilecek talimatnamelerle tayin olunur.
Madde 48
Türkiye konsolosları bulundukları mahalde zuhur eden ve 37 nci maddede zikredilen hastalık vakalarını ve bunlar hakkında ittihaz edilen tedbirleri Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine muntazaman bildirirler. Yalnız bunlardan kolera, veba ve sarıhümmadan her vakanın telgrafla ihbarı lazım gelip diğer hastalıklar ancak salgın şekli aldıkları takdirde mektup ile haber verilir.
Madde 49
Türkiye limanlarına sari ve salgın hastalıkların duhulüne mani olmak için aşağıda zikredilen tedbirler ittihaz edilir:
1 – Gemilerin tıbbi muayenesi.
2 – Bulaşık olduğundan şüphe edilen yolcuların nezaret altında bulundurulması veya tecridi.
3 – Hastaların tahaffuzane veya sari hastalıklar hastanelerinde şifa buluncıya kadar tedavi ve etrafı için tehlikeleri zail oluncıya kadar tecridi.
4 – Gemilerin ve sıhhat memurlarının görecekleri lüzum üzerine tathiri kabil olan ticaret eşyasiyle zati eşyanın ve gemi eşyasının fenni tathiri.
5 – Hastalık amilini nakle vasıta olan haşeratın ve hayvanların itlafı.
6 – Yolcu ve mürettebata aşı veya serum tatbiki.
Bu tedbirlerin tatbikı için lazım gelen zaman zarfında gemilerin limanlarda tevkifine hudutlar ve sahiller sıhhat memurları salahiyettardırlar.
Madde 50
Sari ve salgın hastalıkların nakline vasıta olup fenni tathiri mümkün veya faydalı olmıyan her nevi eşyanın gemilerden tahliye edilmesine veya kara veya deniz tarikiyle memlekete ithaline mümaneata Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır. Vekalet bu hususta müstaceliyetine binaen karar ittihaz ederek gümrüklere ve postaya tebligat icra ettikten sonra keyfiyeti Cumhurbaşkanının tasvibine arzeder. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “icra Vekilleri Heyetinin” ibaresi “Cumhurbaşkanının” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 51
Türkiye ve ecnebi limanlarından bulaşık veya şüpheli olanlar Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince ilan olunur. Bu takdirde bu limanlar müvaredatı, gemilerin patentaları bulaşık olmasa dahi 49 uncu maddede zikredilen tedbirlerden birine tabi olur. Alınan tedbirler Hariciye Vekaletince alakadar devletlere mer’i mukaveleler dairesinde tebliğ olunur.
Madde 52 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Bütün Türkiye limanlarında sıhhi muamele ifası Hudut ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü memurlarına aittir. Bunların bulunmadığı mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin göstereceği lüzum üzerine, Hükümet veya belediye tabipleri, liman reisleri veyahut nahiye müdürleri ile gümrük memurları mevzuat hükümleri dairesinde sıhhi müdafaaya terettüp eden vazifeleri ifa ederler. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “kanun ve nizam ve talimatnameler” ibaresi “mevzuat” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 53
Hudutlar ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü hizmetlerine ait olan resimler ve tathir, tephir, tahaffuzhane masrafları ve kanuna muhalif hareket eden gemi kaptanlarından alınması icap eden para cezası mahsus kanuna tevfikan tahsil olunur.
Madde 54
Komşu memleketlerden birinde 37 nci maddede zikredilen hastalıklar zuhur ettiği takdirde kara hudutlarında Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince vürut edecek yolcularla zati ve ticari eşya hakkında aşağıdaki tedbirler alınır:
1 – Tren, araba veya herhangi bir suretle karadan veyahut nehir yolu ile gelen yolcuların hudutlara dahil oldukları mahalde veya hududa civar münasip bir yerde tıbbi muayeneleri.
2 – Aşı veya serum tatbikı.
3 – Zati veya ticari eşyadan tathir ve tephiri mümkün ve faydalı görülenlerin tathiri.
4 – Yolcuların tıbbi nezaret altına alınması veya şüpheli şahısların tecridi.
5 – Hastaların tecrit ve tedavisi.
Madde 55
Komşu memleketlerdeki salgın hastalıkların memleket için tehlikeyi mucip bir şekilde devam eyleyerek adi tedbirler ile bu tehlikenin izalesine imkan görülmediği zamanlarda hudutların hastalık bulunan memlekete mücavir kısmı Cumhurbaşkanı karariyle muvakkaten seddolunarak her türlü münakaleler tatil olunabilir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “İcra Vekilleri Heyeti” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 56
37 nci maddede zikredilen hastalıklardan birinin hüküm sürdüğü memleketlerden hava nakil vasıtalariyle vürut eden yolcu ve eşyalar hakkında 54 üncü maddede yazılan tedbirler Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin münasip göreceği hallerde hudutlarda veya bu vasıtaların karaya indikleri mahallerde tatbik olunur.
İKİNCİ FASIL
Memleket dahilinde sari ve salgın hastalıklarla mücadele
Madde 57
Kolera, veba (Bübon veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi – paratifoit humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı, çiçek, difteri (Kuşpalazı) – bütün tevkiatı dahi sari beyin humması (İltihabı sahayai dimağii şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa humması (Hummai nifası) ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak’ayı haber vermeğe mecburdurlar.
Kudurmuş veya
kuduz şüpheli bir hayvan tarafından ısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da mecburidir.
Madde 58
İcrayı sanat eder her tabip 57 nci maddede zikredilen vakaları kati veya muhtemel teşhis vaz’ını mütaakıp ilk 24 saat zarfında sıhhiye dairesine, hükümet veya belediye tabibi bulunmadığı takdirde polis veya jandarma karakoluna hastanın isim ve adresiyle beraber tahriren veya şifahen haber verir. Polis ve jandarma daireleri ittila hasıl eyledikleri bu vakaları hiç vakit kaybetmeden alakadar makamlara bildireceklerdir.
Madde 59
Sari hastalıkların haber verilmesini kolaylaştırmak üzere Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince hazırlanıp arzu eden tabiplere tevzi edilecek ihbarnameler postalarca meccanen naklolunur. (18/5/1935 tarih ve 2721 Sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle “posta muafiyeti” kaldırılmış, bilahare 2721 sayılı Kanun da 2/3/1950 tarih ve 5584 sayılı Kanunun 68 inci maddesiyle yürürlükden kaldırılmıştır.)
Madde 60
57 nci maddede yazılan hastalıklara uğrayan birisinin ikametgahı değiştiğini, hastalığı haber vermekle mükellef olanlar öğrendikleri takdirde bu nakli ihbara mecburdurlar.
Madde 61
Hastane baştabipleri, mektep, fabrika, imalathane, hayır müesseseleri, ticarethane ve mağaza, otel, pansiyon, han, hamam, hapisane sahip veya müstecirleri ve müdürleri, apartman kapıcıları bulundukları mahallede, köy ihtiyar heyetleri köylerinde zuhur eden ve eczacılar, diş tabipleri ve ebeler, hasta bakıcıları, ölü tabutlıyan ve yıkayanlar sanatlarını icra sebebiyle muttali oldukları 57 nci maddede zikredilen vakaları derakap alakadar makamlara tebliğ ve ihbara mecburdurlar.
Madde 62
Deniz veya nehirlerde seyrüsefer eden her nevi sefinelerde 57 nci maddedeki vakalardan biri zuhur ettiği takdirde geminin kaptan ve reisi ilk limanda vakayı hükümete haber vermeğe mecburdur.
Madde 63 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Limanlarda gemilere sıhhat patentası vermekle mükellef sahil sıhhat memurları veya teşkilat bulunmıyan mahallerde sahil sıhhiye işlerine bakmakla mükellef memurlar 57 nci maddede yazılı hastalıklardan ancak kolera, vebaya ait hakiki vakaları ve çiçek ve lekelihumma salgın halinde ise zuhur eden vakaları limanlardan hareket edecek bilumum gemilerin sıhhat patentalarına işaret ederler. 57 nci maddede yazılı sair hastalıkların ancak salgın halini aldıkları zamanlarda ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinden verilecek emir üzerine tahakkuk eden vaka adetleri hakkında da patentalara şerh verilir.
Madde 64 – 57 nci maddede zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır.
Madde 65
Sari bir hastalık zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği veya sari ve salgın bir hastalıktan vefat vuku bulduğu veyahut vefatın sari ve salgın bir hastalık tesiri ile husule geldiğinden şüphe edildiği ihbar olunur olunmaz hükümet tabipleri veya bulunmadığı mahallerde belediye tabipleri mahallinde lazım gelen tetkikatı icra ve hastalığın muhakkak olup olmadığını ve zuhuru sebeplerini tahkik ile mafevke işar eyler. Sari hastalıklar tetkikatı yapan tabiplere bütün Devlet kuvvetleri müzaherete mecburdurlar.
Madde 66
65 inci maddede zikredilen tahkikat, sari ve istilai bir maraz zuhuru ihbar olunmadığı ve fakat Hükümetçe sari bir hastalık vukuundan şüphelenildiği takdirde dahi yapılabilir. Bu surette sari hastalık tetkikatı yapan sıhhat memurları lüzum gördükleri mahallerde hastaları veya maraz amillerini ve sebeplerini taharriye salahiyettardırlar.
Madde 67
57 nci maddede zikrolunan sari ve salgın hastalıklar vakaları hakkında tetkikat yapan tabip bu tetkikatı kolaylaştırmak üzere hastanın yanına girmeğe ve hastayı ve icabına göre evin sair sakinlerini muayeneye ve hastalığın sureti zuhur ve seyrine dair izahat ve malumat talebine salahiyettardır. Bu hususta mümaneatı görülenler bu kanunda zikredilen ahkamı mahsusa mucibince cezalandırılır.
Madde 68
Tabip bulunmıyan mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin emri ile sari ve salgın hastalıklar hakkında tetkikat yapmağa, bu husus için yetiştirilmiş küçük sıhhat memurları mezundurlar.
Madde 69
Sari ve salgın bir hastalığın vukuu tahakkuk eylediği takdirde sıhhat memurları derakap lazım gelen tedbirlerin ittihazına ve bütün idari makamlar bu tedbirlerin tatbik ve icrası hususunda muavenete mecburdurlar.(1)
Madde 70
Sari ve salgın bir hastalıktan vefat eylediği zan ve şüphe edilen eşhas üzerinde, alakadar tabip tarafından lüzum gösterildiği takdirde, fethimeyit icra olunabilir.
Madde 71
Sari ve salgın bir hastalığın hüküferma olduğu veya tehdit eylediği mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince bütün cenazelerin defninden evvel bir tabip tarafından muayenesi mecburiyeti ilan edilebilir.
Madde 72
57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
1 – Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin fennen icap eden müddet zarfında ve sıhhat memurlarınca hanelerinde veya sıhhi ve fenni şartları haiz mahallerde tecrit ve müşahede altına vaz’ı.
2 – Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
3 – Eşhas, eşya, elbise, çamaşır ve binaların ve fennen intana maruz olduğu tebeyyün eden sair bilcümle mevaddın fenni tathiri.
4 – Hastalık neşreden haşarat ve hayvanatın itlafı.
5 – Memleket dahilinde seyahat eden eşhasın icap eden mahallerde muayenesi ve eşyalarının tathiri.
6 – Hastalığın sirayet ve intişarına sebebiyet veren gıda maddelerinin sarf ve istihlakinin men’i.
7 – Dahilinde sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur eden umumi mahallerin tehlike zail oluncaya kadar set ve tahliyesi.
Madde 73
Kolera ve veba ve ruam musaplarından gayrı hastaların evlerinde tecrit edilmelerine müsaade olunur. Yalnız alakadar sıhhi memurlar tarafından bu tecridin müessir olmasını temin edecek şartların mevcudiyeti kabul edilmiş olmalıdır. Bu takdirde hastaların evlerine bir alameti mahsusa vazedilerek hariçle olan ihtilat menedilir. Kolera, veba, ruam musaplariyle bulunduğu mahallerde tecridi mümkün ve kafi görülmiyen sair hastalık musapları ve kolera ve vebayı neşir ve sirayet ettirmeleri muhtemel olanlar icap ederse cebri tecride tabi olurlar. Cebri tecrit, hastaların veya bu maddede zikredilen şüphelilerin Hükümetçe tayin edilecek mahallerde, her türlü ihtilattan memnu olarak ve zabıta murakabesi altında bulundurulmalarıdır.
Madde 74
Hastaların tecrit ve tedavisine mahsus vasıf ve şartları haiz hususi yerleri olmayan mektep, fabrika ve imalathanelerle mütaaddit kimselerin bir arada bulunduğu umumi her nevi müessese ve mebanide sari hastalıklara musap kimselerin alıkonulması memnudur.
Madde 75
Kuduz olan veya kudurmuş olduğundan şüphe edilen hayvanlar tarafından ısırılmış olanların vakit kaybetmeden en yakın kuduz tedavi müessesesine izam olunmaları mecburidir. Bunlardan fakir olanların yol masrafları belediye veya köy sandıklarınca ve bu sandıklar veremedikleri takdirde idarei hususiyelerce tediye olunur ve bunlar Devlete ait umumi nakil vasıtalarından meccanen istifade ederler.
Madde 76
Etrafında bulunanlara sari ve salgın hastalıklardan birini nakle vasıta olduğu muhakkak olan kimseler muvakkaten ve bu zail oluncaya kadar meslek san’atlarının icrasından hıfzıssıhha meclisleri karariyle menolunur.
Madde 77
Sari ve salgın hastalıklardan birinin hüküm sürdüğü veya tehdit ettiği mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin tasvibiyle bütün umumi mahallerde vuku bulacak içtimalar tahdit veya menolunabilir. Bundan başka hastalarla hastalığı şüpheli olanların ve hastalığın sirayet ve neşrine vasıta olabilecek eşyanın fenni tathiratile mahzur ve mazarratı izale edilmeksizin nakillerine ve bütün kara ve deniz ve hava nakil vasıtalarının fenni tathir ve tephire tabi tutulmadan seyrüseferlerine mümaneat edilir.
Madde 78
Hususi kanuna tevfikan açılmış olan şahıslara ait laboratuvarlarda ve Sıhhat Vekaletince tayin edilecek müessesatı resmiyenin gayrisinde kolera, veba ve ruam mikropları kültürlerinin bulunması memnudur. Diğer sari hastalıklar mikroplarının iyi muhafazasından ve bir mahalden diğerine naklinde yapılacak takayyüdattan laboratuvar sahipleri mesuldür.
Madde 79
Su ile sirayet ettiği fennen muhakkak olan hastalıklardan birinin salgın halinde hüküm sürdüğü mahallerde veya bu mevkilerin etraf ve civarında bulunan umumi banyolar ve kuyular, aptesaneler ve şehir ve kasaba veya köylere gelen suların ve çamaşır yıkamağa mahsus umumi mahallerin ve dere, nehir gibi cari sularla göl sularından şüpheli olanlarının istimali memnudur.
Madde 80
Askeri kuvvetler arasında veya askeri müesseselerde 57 nci maddede mezkür sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur ettiği takdirde bu kanunda zikredilen tedabirin ifasına hususi teşkilatı sıhhiyeleri mecburdur. Bu hallerde Milli Müdafaa Vekaleti vukuatın zuhur ve seyrinden Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletini daimi surette malumattar edecek ve halkı sirayetten korumak için müştereken ittihaz ve kabul edilecek tedbirleri tatbik eyleyecektir. Sıhhat Vekaletince halk arasında görülen sari hastalıklar vakalarından Milli Müdafaa Vekaleti vaktinde haberdar edilir.
Madde 81
Sari ve salgın hastalıklar amilleriyle bulaştığı muhakkak veya şüpheli olupta tathiri ve tephiri masarifi kıymetinden ziyadeye baliğ olacağı anlaşılan veya tephir ve tathiri mümkün görülmeyen eşya ve mevaddı saire imha olunur. Tathir ve tephir masarifi kıymetinden ziyadeye baliğ olacağı anlaşılan eşyanın sahibi tarafından arzu edildiği takdirde tathir masarifi kendisi tarafından deruhte edilerek tathiri icra edilir. İmha edilen mevat ve eşya Hükümetçe her kimin elinden alınmış ise belediye ve köy ihtiyar heyetlerince tayin edilecek bedeli o şahsa tazmin olunur.
Madde 82
Sari ve salgın hastalıklardan birinden vefat edip hususi tedabire tabi olarak defni iktiza eden cenazeler alakadar memurların nezareti altında tabutlanıp defnolunurlar.
Madde 83
Cebri tecride tabi olarak müessesatta veya evlerinde tecrit edilen kimselerle 76 ncı maddede zikredilen şahıslardan muhtaç olanlarının kendileri ve ailelerinin iaşeleri masarifi Hükümetçe tesviye edilir.
Madde 84
Sari hastalıkların zuhur ve intişarına mani olmak üzere münasip fasılalarla umumi mebaninin, nakil vasıtalarının, otel, han ve her nevi temaşa yerleri ve saire gibi içtima yerlerinin veya lüzum görülecek sair müessesatın neşir ve ilan edilecek şartlar dahilinde tathir ve tephirine ve hastalık nakleden haşerat ve hayvanatı itlaf etmeğe Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti mezundur.
Madde 85
Müstamel elbise ev eşyası ve sairenin fennen tathir edilmeden satılması memnudur.
Madde 86
İçinde sari ve salgın hastalıklardan biri çıkan binalarla bitişik binalar sahipleri hastalığın izalesine hadim ve yayılmasına mani olmak üzere sıhhiye memurlarının gösterecekleri sıhhi mahzurları ıslaha mecburdurlar. Sahipleri yapmazsa Hükümet veya belediyelerce yapılıp, masarifi, maliye memurlarınca Tahsili Emval Kanununa tevfikan tahsil olunur.
Madde 87
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilen hastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafı haşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabi binalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve ne suretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir yönetmelik neşrolunur. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “nizamname” ibaresi “yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 88
Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısı ile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının, icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan yönetmelikte zikredilir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “nizamnamede” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 89
Türkiye hudutları dahilinde doğan her çocuk doğumu takip eden ilk dört ay zarfında aşılanır. Çocuğun peder ve validesi aşı mecburiyetinin ifa edilmesinden aynı suretle mesuldürler. Ebeveyni olmayan çocuklar veya ebeveyni nezdinde bulunmayan çocuklar için çocuğu bakmak üzere kabul eden şahıslar veya müesseseler müdürleri mesuldürler.
Madde 90
Otuz yaşına kadar olan her şahıs çiçek aşısını beş senede bir tekrar ettirmeğe mecburdur. Çiçek salgını vukuunda sıhhat memurları tarafından lüzum görülecek bütün eşhasa çiçek aşısı tatbikı mecburidir.
Madde 91
Çiçek aşısı Hükümetçe hazırlanır ve meccanen tevzi ve tatbik olunur.
Madde 92
Askeri makamlar, askeri hizmetlerini ifa esnasında ve kanunen muayyen olan müddetlerde askerlerin çiçek aşılarını muntazaman ifaya mecburdurlar.
Madde 93
Ticari ve sınai bütün müesseseler sahipleri müstahdemlerini kendi vesaitiyle kanunun gösterdiği müddetlerde çiçek aşısı ile aşılamağa mecburdurlar.
Madde 94
Kanuni mühlet zarfında mükerreren aşılandığını vesikalarla ispat edemiyenlerin Devlet, belediye hizmetlerinde veya hususi ve umumi ticaret ve sanayi müesseselerinde, büyük çiftliklerde istihdamı veya mekteplere kabulü memnudur.
Madde 95
Sari hastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzar edilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin olunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeri serum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine ve murakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayin olunur.
Madde 96
Kuduz aşısı ihzar ve tatbikı için iktiza eden müesseseler Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince veya onun müsaade ve murakabesi altında resmi teşkilatı tarafından açılır ve aşı meccanen tatbik olunur.
ÜÇÜNCÜ FASIL Sıtma ile mücadele
Madde 97
Sıtmalı olduğu Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince neşir ve ilan edilecek mahallerde sıtmanın her türlü şekillerinin 58, 59, 60, 61 inci maddelerde musarrah olduğu veçhile ihbarı mecburidir.
Madde 98
Sıtma mücadelesi, hususi kanununa ve talimatnamelerine tevfikan icra olunur. Askeri makamlar Sıhhat Vekaletince kabul edilen esaslar dahilinde askeri kıtaat ve teşkilatta sıtma mücadelesi yaparlar ve yapılan tedbirleri sıtma mücadele reislerine veya sıhhat müdürlüklerine bildirirler.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Trahom ile mücadele
Madde 99
Ahalisinin büyük bir kısmının trahom hastalığına müptela olduğu tahakkuk eden mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tarafından mücadele heyetleri teşkil edilir ve iktiza eden müesseseler açılır. Buralarda hastalığın tedavisi için hastalar üzerinde yapılacak bütün tedbirler ve ameliyeler meccanen icra olunur.
Madde 100
Trahomlu olduğu Vekaletçe neşrü ilan edilecek mahallerde trahom hastalığının ve ihtilatlarının 58, 59, 60, 61 inci maddelerde tasrih edildiği üzere ihbarı mecburidir.
Madde 101
Trahom mücadele mıntıkalarında teşkil edilecek heyetler bütün ahaliyi muayene ve tescile ve trahoma müptela olduğu anlaşılan hastaları tedavi maksadı ile müesseselere celbe ve iktiza eden tedaviyi tatbika salahiyettardır.
Madde 102
Gerek trahom mücadele mıntakalarında ve gerekse memleketin sair aksamında trahomun sari devresine musap olan hastaların bu devre devam ettiği müddetçe mektep, fabrika, imalathane veya sair resmi, hususi müessesata devamları menolunur. Trahom mücadele mıntakalarındaki çocukların tedrisatı için Sıhhat ve Maarif Vekaletlerince müştereken hususi tedbirler ittihaz olunur.
Askeri makamlar Sıhhat Vekaletince kabul edilen esaslar dahilinde askeri kıtaat ve teşkilatta trahom mücadelesi yaparlar ve yapılan tedbirleri mahallerindeki sıhhat memurlarına bildirirler.
BEŞİNCİ FASIL Zührevi hastalıklarla mücadele
Madde 103
Vücudun hangi kısmında ve ne şekilde tezahür ederse etsin frengi, belsoğukluğu ve yumuşak şankr müptela her şahıs kendisini Türkiye’de sanat icrasına mezun bir tabibe tedavi ettirmeğe mecburdur. Çocukları tedavi ettirmek mecburiyeti ana ve babalarına veya bu çocuklara bakan ve himaye eden kimselerle müesseselere racidir.
Madde 104
Sanatını icra eden her tabip her ay nihayetinde protokol defterlerindeki kayıtlara nazaran o ay zarfında kendilerine müracaat eden frengili hastaların ismini, yaşını ve hastalığının devrini, evvelce bir tabip tarafından tedavi edilip edilmediğini Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine bildirmek üzere bulunduğu mıntıkanın Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürlüğüne yazı ile bildirir. Mahrem olarak alınacak bu ihbaratı ifşa eden memurlar hakkında Devletin mahrem kayıtlarını ifşa ve vazifei memuriyetini suiistimal etmenin istilzam ettiği mücazat tayin olunur.
Madde 105
Frengi ve belsoğukluğu ve yumuşak şankr müptelaları bütün resmi sıhhat müesseselerinde veya Hükümet ve belediye tabipleri tarafından parasız tedavi edilir.
Madde 106
Zührevi hastalıklardan biriyle musap olduğundan şüphe ve bu hastalıkları etrafına neşrü tamim ettiğinden endişe edilen kimseleri muayeneye sevk ve sıhhi hallerine dair birer rapor talep etmeğe alakadar Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürleri ve Hükümet tabipleri mezundurlar. Bu gibi şahıslar arzu ettikleri takdirde kendilerini hususi bir tabibe muayene ettirerek ondan alacakları raporu ibraz edebilirler. Bu hususta imzasız ve adressiz ihbarat mesmu olamaz.
Madde 107
Zührevi bir hastalığa müptela olduğu tahakkuk ederek hastalığı etrafına neşir ve sirayet ettirdiğinden şüphe edilen kimseler cebren tedaviye sevk olunabileceği gibi hastalığın sirayetine mani olmak üzere bir hastanede tecrit ve tedavi altına alınabilir. Bu hususta kuvvei cebriye istimali dahi caizdir.
Madde 108
Zührevi hastalıklardan birine musap hastalardan biri tedaviyi ikmal etmeden ortadan kaybolduğu takdirde tedavi eden tabibi,mıntıkası Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürlüğüne yazı ile malümat vermeğe mecburdur. Sıhhat müdürleri tedaviden ayrılan bu hastanın diğer bir tabip tarafından veya herhangi resmi müessesede tedavi edilip edilmediğini icap ederse bizzat hastanın kendisinden izahat alarak tahkika ve tedavi edilmediği tahakkuk edenleri 107 nci madde mucibince tedaviye sevke mezundur.
Madde 109
Her tabip tedavi altında bulunan zührevi hastalıklar musaplarının ellerine bu hastalığın tehlikesini ve sirayet yollarını bildirecek, nümunesi Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tesbit edilmiş bir (Vesayayi sıhhiye varakası) vermeğe mecburdur. Hasta çocuk olduğu takdirde bu izahat ve vesaya varakası hastanın ana ve babasına ve olmazsa sair yakınına verilir.
Madde 110 – (Değişik: 23/1/2008-5728/47 md.)
Zührevi hastalıklardan birine düçar olduğunu bildiği veya görünüşe nazaran veyahut tedavisi altında bulunduğu tabiplerinin izahatıyla bu hastalıklardan birine müptela olduğunu bilmesi lazım geldiği halde hastalığı bir diğerine sirayet ettirenler hakkında bu Kanunda mezkur mücazat tatbik olunur. Frengili bir çocuğun frengiye musap olduğunu bildiği halde salim bir süt anneye emzirtmek memnudur.
Madde 111
Ahalisinden bir kısmının frengiye musap olduğu anlaşılan veya şüphe edilen mıntakalarda Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tarafından mücadele heyetleri teşkil ve lazım gelen müesseseler açılır.
Madde 112
Frengi mücadele heyetleri,mıntakaları dahilinde bütün ahaliyi muayene ve tescile ve frengiye müptela olduğu anlaşılan hastaları tedavi maksadıyle müesseselere celp ve iktiza eden müdavatı tatbika salahiyettardırlar.
Askeri kıtalarda teşkilatta zührevi hastalıklarla mücadele askeri makamlarca temin olunur. Sirayet devresinde zührevi hastalıklar musapları fenni usulle tedavi edilmedikçe terhis edilmez.Askerlik esnasında frengili olduğu tesbit edilenlerin künye defterleri, gördükleri tedavi tarzı hakkındaki malumat ile beraber Müdafaai Milliye Vekaletince Sıhhat Vekaletine gönderilir.
ALTINCI FASIL Veremle mücadele
Madde 113
Akciğer ve hançere vereminin her sari şeklinde musap olanlarla veremin herhangi seriri şekline musap olarak vefat edenlerin isim ve adresleriyle ihbarı mecburidir.Musaplar sekiz gün ve vefatlar yirmi dört saat zarfında hastalığı veya ölümü teşhis ve tesbit eden her tabip tarafından en yakın sıhhiye dairesine şifahen veya tahriren ihbar edilir.
Madde 114
Veremli hastanın ikametgah değiştirmesi halinde nakilden haberdar olan tabip derakap keyfiyeti ve nakledilecek mahalli evvelce hastayı haber verdiği sıhhiye dairesine ihbara mecburdur.
Madde 115
Hastanelerde,doğum evlerinde,hapisanelerde,sair resmi veya hususi müesesatı sıhhiye ve hayriyedeki bütün veremli hastalarla buralarda vukua gelen verem vefiyatı yirmi dört saat zarfında o müessesenin müdürü tarafından ihbar edilir.
Askeri kıtaat ve teşkilatta tedavi edilen veya vefat eden veremliler buralardaki askeri tabipler tarafından ve mensup oldukları kumandanlıklar vasitasiyle alakadar sıhhat makamlarına ihbar olunur.
Madde 116
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince küşat edilen verem dispanserlerinin mevcut olduğu mahallerde verem musaplarının doğrudan doğruya dispanser tababetine ihbar edilmesi vekaletçe neşrü ilan edilir.
Madde 117
Resmi bakteroyoloji laboratuvarları veremlilere ait olup tabipler tarafından gönderilen maddeleri meccanen muayene ve neticesini gönderen tabiplere iş’ar ederler.
Madde 118
Hükümet veya belediye tabiplerinin veya tabibi müdavilerinin talebi üzerine veremlilerin ikametgahları ve eşyaları meccanen tathir ve tephir olunur.
Madde 119
Sari şekilde verem hastalığına musap olduğu tebeyyün eden ve etrafında bulunan kimseleri intana duçar edeceğinden şüphe olunan hastaları hastane veya sair bir müessesede tecrit veya tedaviye veya meslek ve sanatları dolayısiyle küçük çocukları verem intanına duçar edecekleri tahakkuk edenleri meslek ve sanatlarını icradan men’e Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır.
Veremle mücadele cemiyetlerine ait müesseselerle bu cemiyetler tarafından tatbik edilen mücadele tedbirleri Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekale tinin murakabesine tabidir.
YEDİNCİ FASIL
Geçen fasıllar arasında müşterek hükümler
Madde 122
Evlenecek erkek ve kadınlar evlenmeden evvel tıbbi muayeneye tabidir. Bu muayenenin sureti icrası ve teferrüatı hakkında Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik neşrolunur. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince bir nizamname” ibaresi “Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 123
Frengi, belsoğukluğu ve yumuşak şankr ve cüzzama ve bir marazı akliye müptela olanların evlenmesi memnudur. Bu hastalıklar usulü dairesinde tedavi edilip sirayet tehlikesi geçtiğine veya şifa bulduğuna dair tabip raporu ibraz olunmadıkça musapların nikahları aktolunmaz.
Madde 124
İlerlemiş sari vereme musap olanların nikahı altı ay tehir olunur. Bu müddet zarfında salah eseri görülmezse bu müddet altı ay daha temdit edilir. Bu müddet hitamında alakadar tabipler her iki tarafa bu hastalığın tehlikesini ve evlenmenin mazarratını bildirmeğe mecburdur.
Madde 125
Süt annelik yapacak kadınlar zührevi hastalıklarla sari vereme ve cüzzama musap olmadıklarını müspit tabip raporları alırlar. Raporlar her altı ayda bir tecdit olunur. Bu raporu olmayan kadınların süt annelik etmesi ve rapor talep etmeden herhangi bir kadının süt anneliğe kabul edilmesi memnudur. Resmi tabipler süt annelik edecek kadınları meccanen muayene ve raporlarını ita ederler.
Madde 126
(Değişik:11/10/2011-KHK-663/58 md.)
Gıda üretim ve satış yerleri ve toplu tüketim yerleri ile insan bedenine temasın söz konusu olduğu temizlik hizmetlerine yönelik sanatların ifa edildiği iş yeri sahipleri ve bu iş yerlerinin işletenleri, çalışanlarına, hijyen konusunda bu iş yerlerindeki meslek ve faaliyetin gerektirdiği eğitimi vermeye veya çalışanların bu eğitimi almalarını sağlamaya, belirtilen eğitimleri almış kişileri çalıştırmaya, çalışan kişiler ise bu eğitimleri almaya mecburdurlar. Bizzat çalışmaları durumunda, iş yeri sahipleri ve işletenleri de bu fıkra kapsamındadır.
Bulaşıcı bir hastalığı olduğu belgelenenler ile iş yerinin faaliyet ve hizmetlerinden doğrudan yararlananları rahatsız edecek nitelikte ve görünür şekilde açık yara veya cilt hastalığı bulunanlar, bizzat çalışan iş yeri sahipleri ve işletenleri de dâhil olmak üzere, alınacak bir raporla hastalıklarının iyileştiği belgeleninceye kadar, birinci fıkrada belirtilen iş yerlerinde çalışamaz ve çalıştırılamazlar. Çalışanlar, hastalıkları konusunda işverene bilgi vermekle yükümlüdür.
Madde 127 (Değişik:11/10/2011-KHK-663/58 md.)
126 ncı maddede belirtilen iş yerlerindeki hijyen eğitimine yönelik hususlara, bu iş yerlerinde çalışmaya engel bulaşıcı hastalıkların ve cilt hastalıklarının neler olduğuna, iyileşme hâlinin belirlenmesine, hangi meslek ve sanat erbabının 126 ncı madde kapsamında olduğuna ilişkin usûl ve esaslar, Sağlık, İçişleri, Çevre ve Şehircilik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.(29/11/2018 tarihli ve 7153 sayılı Kanunun 28 nci maddesiyle bu fıkraya “İçişleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Çevre ve Şehircilik” ibaresi eklenmiştir.)
126 ncı maddede belirtilen iş yerlerinde bulaşıcı bir hastalık veya bir salgın hastalık çıkması durumunda, bu hastalıkla alakalı gerekli incelemeler, analiz masrafları iş yeri sahipleri ve işletenlerince karşılanmak üzere ilgili kurumlar tarafından yapılır.
126 ncı maddede belirtilen iş yerlerinde bulaşıcı bir hastalık veya bir salgın hastalık çıkması hâlinde doğacak hukukî sorumluluklar ile bu durumdan zarar gören kişi veya kurumların hukukî yol vasıtasıyla talep edebilecekleri tazminat ödemeleri veya olabilecek diğer ödemeler iş yeri sahiplerine ve işletenlerine aittir.
ÜÇÜNCÜ BAP Umumi kadınlar hakkında ahkam Madde 128
Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve Dahiliye Vekaletleri müştereken bir yönetmelik neşrederek umumi kadınlar ve evlerin tabi olacakları hükümler ve bu fuhuş yüzünden intişar eden hastalıkların ve bilhassa zührevi hastalıkların sirayetine mani olacak tedbirleri tesbit ve yine müştereken tatbik ederler.Umumi kadınlarla umumi evler ve bunlara benzer mahaller bu yönetmelikte tarif ve tahdit olunacaktır. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “nizamname” ibaresi “yönetmelik” ve “nizamnamede” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 129
Fuhşu, sanat ve maişet vasıtası ittihaz eden kadınlardan zührevi hastalıkların her türlü eşkaline, cüzzam, cerp, empetigo, entertrigo, müterakki verem veya Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin fennen lüzum göreceği sair hastalıklara musap olanların sanatlarının icrasına icap ederse kuvvei cebriye istimali ile mümanaat olunur. Bunlar lüzum görülürse bir müessesede tecrit ve tedavi edilir.
Madde 130
Umumi evlerde her nevi ispirtolu içkilerin istihlaki memnudur.
Madde 131
Fuhuş sebebiyle intişar eden hastalıklara karşı tedbir ittihazı masarifi belediyelere aittir. Bu husus için umumi evler sahiplerinden 128 inci maddede zikredilen yönetmelikte gösterilecek bir ücret alınabilirse de umumi kadınlardan şahsan her nevi resim veya ücret cibayeti usulü mülgadır. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “nizamnamede” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 132
Umumi kadınlara mütaallik gerek ahlaki ve gerek intizamı umuminoktai nazarından yapılacak takibat ve sagirlerin fuhuş telkinatından vikayesimahsus kanunlarına tevfikan ait olduğu daireler tarafından icra olunur.
DÖRDÜNCÜ BAP Muhacerete ait sıhhi işler
Madde 133
Türkiye’de tavattun etmek üzere topluca ve kafile halinde gelen ecnebi tabiiyetindeki şahıslar veya tabiiyetini terkederek Türkiye tabiiyetine dahil olmak isteyen muhacirler Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve Dahiliye Vekaletlerince müştereken tayin edilecek hudut kapılarından veya limanlarından memlekete dahil olurlar. Türkiye’de azami üç ay kalmak veya tavattun etmek isteyen ecnebilerle tabiiyetini terkederek Türk tabiiyetini kabul etmek isteyen şahıslar münferiden veya bir aile halinde geldikleri takdirde her taraftan memlekete dahil olabilirler.
Madde 134
57 nci maddede zikredilen sari ve salgın hastalıklardan veya zührevi hastalıklardan birine musap olanlar, cüzzam, trahom ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin olunacak hastalıklardan birine duçar olanların ve mecnunların ve fuhuşla melüf kadınların 133 üncü maddede mezkür kimseler meyanında memlekete girmesi memnudur.
Madde 135
134 üncü maddedeki memnuiyite ait istisnalar ve bütün muhacirlere veya tavattun etmek üzere gelen ecnebilere tatbik edilecek sıhhi tedbirler ve bunların iskan edilecekleri mahallere kadar sevk ve murakabeleri tarzları Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve Dahiliye Vekaletlerince müştereken tesbit olunur.
Madde 136
134 üncü maddede zikredilen hastalıklardan birine musap olan şahısları getiren gemiler ve şimendifer idareleri bunları tekrar getirdikleri yerlere iadeye veya sıhhat memurları tarafından müşahede, tecrit ve tedavi altına alınmak üzere bu memurlar tarafından gösterilecek mahalle kadar sevke mecburdurlar. Bu husustaki masarif bu nakil vasıtaları idarelerine aittir.
Madde 137
Ecnebi memleketlerden gelen her vapur kaptanı sıhhi muamele esnasında hudutlar ve sahiller sıhhat memurlarına limına çıkacak yolcuların ve kara ile ihtilat edecek taifenin ve topluca ve kafile halinde Türkiye’ye gelmek üzere bulunan eşhasın isimlerini bildiren bir liste verecek ve bunların içinde hasta mevcut olduğu takdirde gemi tabibinin tasdikiyle musap olduğu veya musabiyetinden şüphe edildiği hastalık bildirilecektir.
Madde 138
Topluca ve kafile halinde muhacir nakleden Türk ve ecnebi gemilerin hükümetlerince musaddak bir tabibi ve hastalık ve müstacel ahvalde kullanmağa mahsus ecza ve tıbbi levazımı olmalıdır. Vapurların her tarafı ve bilhassa muhacirlerin bulunduğu mahaller gayet temiz ve sıhhi şeraiti haiz olacak ve muhacirler hava şedaidinden mahfuz olarak nakledilecektir.
BEŞİNCİ BAP Gemiler, demiryolları ve sair nakliyat vasıtaları sıhhi işleri
Madde 139
Yolcu taşıyan Türk gemilerinde hususi kanunda gösterilen şartlar dahilinde istihdam edilecek tabiplerin Türkiye’de sanat icrasına mezun ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tasdik edilmiş olması lazımdır.Bu tabipler gemi tabipliğine tayin olunmak için bu bapta neşredilecek talimatnameye tevfikan Vekaletçe bir imtihana tabi tutulurlar ve imtihanda muvaffak olanlara gemi tabipliği vazifesini ifa edebileceklerini mübeyyin bir vesika verilir.
Madde 140
139 uncu maddede zikredilen vesikayı hamil olmayan tabiplerin gemi tabipliklerinde istihdamı memnudur.
Madde 141
Yolcu gemilerinde bulunması lazım gelen ilaç ve tıbbi levazım ile hasta tedavisi için tefrik edilen mahaller ve bu gemilerin şerait ve yolcu mahallerinin sıhhi vasıfları ve izdihama mani olacak ve yolcuların selamet ve emniyetini temin eyleyecek tedbirler Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve İktisat Vekaletlerince müştereken bir yönetmelik ile tesbit olunur. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “nizamname” ibaresi “yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 142
Gemi tabipleri, gemi dahilindeki mürettebat ile üçüncü sınıf yolcuları ve deniz tutması, kaza veya sari hastalık vukuunda diğer sınıf yolcuları meccanen tedaviye mecburdur.
Madde 143
Gemi tabipleri musaddak bir defter tutarak her seferdeki sıhhi vakaları hastalananların esami ve hastalıklarını ve yapılan tedaviyi umumiyetle geminin sıhhi hallerini kayıt ve imza ve kaptana tasdik ettirir. Bu defter seferden mebde limanına avdette orada sahiller sıhhi işlerine nezaretle mükellef memurlara ibraz olunur.
Madde 144
Gemi tabibi memleketi sari ve salgın hastalıklardan korunmağa matuf tedbirleri teshil ve bu hususta ait olduğu makamlarca verilecek emirler ve talimatın icrası ile mükelleftir.
Madde 145
Gerek uzun sefer yapan ve gerekse limanlar dahilinde veya kısa mesafeler içinde veya nehirlerde işleyen her nevi merakıp, sahiller sıhhi işlerine nezaretle mükellef memurlar tarafından murakabeye tabidir. Gemilerin kaptanları veya reisleri sari ve salgın hastalıkların zuhuruna mani olmak üzere gerek gemilerde ve gerekse mürettebata tatbikına bu makamlarca lüzum gösterilecek tedbirlere riayetle mükelleftir.
Madde 146
Demiryolu, tramvay, otobüs ve omnibüs gibi umumi nakil vasıtaları vagon ve arabalarında sari va salgın hastalıkların intikal ve sirayetine mani olmak üzere tatbikına sıhhi memurlarca lüzum gösterilecek tedbirlerin ifasına, bu nakil vasıtaları idareleri mecburdurlar. Şahıslara ait ve fakat umumi nakil işlerinde kullanılan vasıtalar sahipleri dahi aynı mecburiyete tabidirler.
Madde 147
Sari ve salgın hastalıklara müptela şahıslar ancak sıhhat memurlarının müsaadesi ile ve bu husustaki kaidelere riayet etmek şartı ile umumi nakil vasıtaları ile naklolunabilir. Müsaadesiz umumi nakil vasıtaları ile sari hastalık musaplarının nakli memnudur.
Madde 148
Sıhhat ve İçtimai Muavanet Vekaletince görülecek lüzum üzerine sari ve salgın hastalıkların zuhur ettiği mahallerden gelen yolcu ve eşyanın muayenesi için şimendifer istasyonlarında muayene mevkileri tesis olunur.
Madde 149
Şimendifer idarelerince büyük demiryolu istasyonlarında ve yolcu katarlarında kaza ve müstacel hastalık vakalarında istimal edilecek levazım ve mevaddı tıbbiyenin hazır bulundurulması mecburidir.
Madde 150
Gemi süvarileri ve çarkçı ve dümencileri, demiryolu makinistleri, otomobil ve otobüs şoförleri veya lüzum görülecek sair vesaiti nakliye müstahdeminin hizmete duhulden evvel bedeni, akli, ruhi ve basari, üzni muayenelerinin icrasına mütaallik olmak üzere hususi hükümler vazedilecek ve bu muayenelere tabi olmadan hiç bir şahıs bu gibi hizmetlere kabul edilmeyecektir. Bu muayeneler resmi sıhhat müesseseleri tarafından meccanen yapılır.
ALTINCI BAP Çocuk hıfzıssıhhası BİRİNCİ FASIL Çocukluk ve gençlik koruması
Madde 151
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti küçük çocuk hıfzıssıhhası ve bunlarda görülen vefiyatın azaltılması için lazım gelen müesseseler açarak idare eder ve çocuk hıfzıssıhhası faydalarının halk arasında intişar ve tatbikını teshil edecek tedbirleri ittihaz eyler.
Madde 152
(….) (1) çocuk düşürmeğe vasıta olup Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin olunacak alat ve levazımın ithal ve satışı memnudur. Bunların tababette müstamel envaı Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin tayin edeceği şartlar dairesinde ithal edilir ve eczanelerde reçete ile satılır. (Bu maddenin başındaki “ilkaha mani veya”ibaresi 1/4/1965 tarih ve 557 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle kaldırılmış olduğundan metinden çıkarılmıştır.)
Madde 153
Devletin resmi müesseselerinde doğum yardımı meccanidir. (Mülga cümle:4/7/2012- 6354/1 md.) (…)
(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/1 md.) Gebe veya rahmindeki bebek için tıbbi zorunluluk bulunması hâlinde doğum, sezaryen ameliyatı ile yaptırılabilir.
(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/1 md.) Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen, doğumu takiben anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamaz.
Madde 154
Hükümet ve belediye tabipleri ve ebeleri fakir kadınların doğurmasından meccanen yardıma mecburdurlar.
Madde 155
Kendisi ve çocuğunun sıhhati için bir zarar husule getirmeyeceği bir tabip tarafından tahriren tasdik edilmedikçe kadınların doğumlarından mukaddem üç hafta ve doğurmasını mütaakip yine üç hafta zarfında fabrika, imalathane ve umumi ve hususi müesseselerde çalışması ve çalıştırılması memnudur.
Madde 156 – (Mülga: 1/4/1965 – 557/8 md.)
Madde 157
Sütninelik edecek kadınlar kendi çocuklarının yedi aylıktan fazla olduğuna dair resmi vesikalar ibraz etmedikleri ve kafi emzirme kabiliyeti mevcut olmadığı takdirde sütninelik etmelerine müsaade edilmez. Süt annenin çocuğu yedi aylıktan küçük olduğu halde bunun başka kadın tarafından emzirildiği ispat olunmak lazımdır. Bu vesikalar süt annelerin 125 inci maddede gösterilen muayenesi esnasında talep edilir.
Madde 158
Yedi yaşından aşağı olan metrük, öksüz veya babası ve anası hayatta çocukları gerek para ile ve gerek parasız kabul ederek bakan resmi ve hususi bütün müesseseler Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin murakabe ve teftişine bağlıdır. Bu tarzdaki müesseselerin küşadı, sahipleri tarafından Vekalete ihbar olunur.
Madde 159
Nezdine yedi yaşından aşağı çocukları para mukabilinde bakmak üzere alan eşhasın evvela mahalli belediyesinden müsaadei mahsusa alması mecburidir. Belediye heyeti sıhhiyesince bu gibi eşhasın ikametgahı ve sair şartları muvafık görüldüğü tasdik edilmeden bu müsaade ita edilmez. Bu gibi eşhasın ikametgahları da 158 inci maddede bahsedilen teftişe tabidir.
Madde 160
Kabul ettikleri çocukların sıhhat ve hayatlarını muhafaza için lazım gelen vasıtalar noksan olur veya çocukların sıhhat ve hayatını duçarı tehlike eden mahzurlar mevcut bulunursa 158 ve 159 uncu maddelerde zikredilen müesseseler ve şahıslar, sıhhat memurlarının tahriri ihtarlariyle bu noksanlar ve mahzurları izaleye mecburdurlar. Bu ihtarları on beş gün zarfında icra ettirmeyenlerin çocukları nezdlerinde bulundurmalarına müsaade edilmez ve müesseseleri kapatılır.
Madde 161
Metrük çocukları altı yaşını ikmal edinceye kadar mahalli belediyeleri, belediye olmayan yerlerde köy heyeti ihtiyariyeleri himayeye mecburdurlar. Hususi müesseseleri olmayan yerlerde belediyeler bu çocukları icap ederse bir ücret mukabilinde bakılmak ve büyütülmek üzere aileler nezdine verirler. Altı yaşından sonra bu çocukların himayesi ve tahsil ettirilmesi Maarif Vekaletince deruhde olunur.
Madde 162
Nüfusu on binden fazla olan mahallerde belediyeler bir “Süt çocuğu muayene ve müşavere evi” tesis ederler. Bu müesseselerin vasıf ve şartları ve vazifeleri Sıhhat Vekaletince tayin olunur. Nüfusu kırk binden fazla olan mahallerde bunlara merbut olmak üzere bir “Süt damlası”tesis edilir. Nüfusu yüz binden fazla olan mahallerde bu müesseseler ihtiyaca göre tezyit olunur.
Madde 163
Bilümum mekteplerin bina ve sıhhi şartları ve sari salgın hastalıklardan vikayeleri hususları Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekaletinin murakabesi altındadır. Yalnız talebenin şahıslarına ait sıhhi murakabe bu mekteplerin tabi oldukları makamlar, cemiyetler veya şahıslar tarafından ifa edilir.
Madde 164
Alelümum mekteplerde muayyen fasılalarla talebenin beden, ruh ve göz ve kulaklarına ait muayeneler mekteplerin hususi tabipleri tarafından icra ve her talebeye mahsus ayrı kayıt varakalarına tesbit olunur.
Madde 165
On yaşından aşağı çocuğun babası, anası veya öksüz olanlarda sair hısımları tarafından hayat ve sıhhatı ve ahlakını tehlikeye maruz bırakacak fena muameleye, teşviklere veya cebre duçar olduğu takdirde bunların belediye veya Devlet müesseselerine kabul edilmek üzere nezdinde bulunduğu kimselerden ayrılması caizdir.
Madde 166
On iki yaşından aşağı çocukların yanlarında ebeveyni veya velileri olduğu halde dahi meyhanelere girmesi ve on sekiz yaşından aşağı gençlere her nevi ispirtolu içki verilmesi veya satılması memnudur.
Madde 167
On iki yaşından aşağı çocukların, sinema ve tiyatro ve dans salonu ve bar gibi mahallere getirilmesi ve kabul edilmesi memnudur. Altı yaşından yukarı olanların gündüzün terbiyevi veya hususi mahiyette olan sinema veya tiyatrolara getirilmesine müsaade olunabilir.
Madde 168
Her şehir ve kasaba belediyeleri o şehir ve kasabanın vüs’at ve nüfusunun adedine göre icap eden büyüklükte küçük çocukların temiz hava almasına mahsus bir veya mütaaddit bahçeler ve spor meydanları vücude getirmeğe mecburdurlar.
Madde 169
Kız liselerinde ve orta tahsilli kız mekteplerinde mektep idarelerince münasip görülecek sınıflarda talebeye fenni çocuk bakımı usulleri nazari ve ameli surette öğretilmek üzere haftada laakal bir saatlik mahsus bir ders küşat olunur.
İKİNCİ FASIL Süt hakkında
Madde 170 ila 172 – (Mülga: 24/6/1995 – KHK – 560/21 md.; Aynen kabul : 27/5/2004-5179/37 md.)
YEDİNCİ BAP
İşçiler hıfzıssıhhası
Madde 173
On iki yaşından aşağı bütün çocukların fabrika ve imalathane gibi her türlü sanat müesseseleriyle maden işlerinde amele ve çırak olarak istihdamı memnudur. On iki yaş ile on altı arasında bulunan kız ve erkek çocuklar günde azami sekiz saatten fazla çalıştırılamaz.
Madde 174
On iki yaş ile on altı yaş arasında bulunan çocukların saat yirmiden sonra gece çalışmaları memnudur.
Madde 175
Bütün amele için gece hizmetleriyle yer altında icrazı lazımgelen işler 24 saatte sekiz saatten fazla devam edemez.
Madde 176
Mahalli belediyelerince bar, kabare, dans salonları, kahve, gazino ve hamamlarda on sekiz yaşından aşağı çocukların istihdamı menolunur.
Madde 177
Gebe kadınlar doğumlarından evvel üç ay zarfında çocuğunun ve kendisinin sihhatine zarar veren ağır hizmetlerde kullanılamaz. Doğurduktan sonra 155 inci maddede tayin edilen muayyen müddet istirahatını mütaakıp işe başlıyan emzikli kadınlara ilk altı ay zarfında çocuğunu emzirmek üzere mesai zamanlarında yarımşar saatlik iki fasıla verilir.
Madde 178
Her nevi sanat müesseseleri ve maden ocakları ve inşaat yerleri dahilinde veya yakınında ispirtolu meşrubat satışı veya umumi evler açılması memnudur.
Madde 179
Aşağıdaki mevaddı ihtiva eylemek üzere işçilerin sıhhatini korumak için İktisat ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletleri tarafından müşteken bir nizamname yapılır.
1 – İş mahallerinin ve bunlara ait ikametgah ve saire gibi müştemilatın haiz olması lazım gelen sıhhi vasıf ve şartlar.
2 – İş mahallerinde kullanılan alat ve edevat, makineler ve iptidai maddeler yüzünden zuhuru melhuz kaza, sari veya mesleki hastalıkların zuhuruna mani tedabir ve vesait. Kadınlarla 12 den 16 yaşına kadar çocukların istihdamı memnu olan sıhhate mugayir ve muhataralı işlerin neden ibaret olduğu iş kanununda tasrih edilecektir.
Madde 180 – (Mülga: 11/10/2011-KHK-663/58 md.)
SEKİZİNCİ BAP (Bu Bap’ın 24/6/1995 tarihli ve 560 sayılı KHK’ye aykırı hükümleri, söz konusu KHK’nin 21 inci maddesi
ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu KHK 27/5/2004 tarihli ve 5179 sayılı Kanun ile değiştirilerek kabul edilmiş, ancak gerek Meclis Tutanaklarında gerekse Kanun metninde bu hüküm yer almamıştır.)
Yenilecek ve içilecek şeyler ile kullanılacak bazı maddeler
Madde 181
(…)(Bu maddenin; birinci fıkrasında yer alan, “Bütün gıda maddeleriyle” ibaresi ile ikinci fıkrasında yer alan “gıda maddeleri ile“ ibaresi, 27/5/2004 tarihli ve 5179 sayılı Kanunun 37 inci maddesiyle madde metninden çıkartılmıştır.) umumi sıhhate taalük edip (183) ncü maddede envaı zikredilen eşya ve levazım, Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin teftiş ve murakabesine tabidir. Belediye teşekkül etmiş olan mahallerde bu murakabe vekaletin bu kanun dairesinde ıstar edeceği nizamnamelerle talimatlara tevfikan belediye tarafından ve belediyelerin bulunmadığı yerlerde vekalet sıhhi teşkilatına mensup memurlar tarafından icra edilir. (Bu fıkrada geçen (182) rakamı 26/3/1941 tarih ve 3987 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle (183) olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)
(Ek fıkra: 22/9/1983 – 2890/1 md.) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı belediyelerin bu teftiş ve murakabe hizmetlerini sürekli kontrol edebileceği gibi, lüzum gördüğü yerlerde veya lüzum görülen işlerde doğrudan doğruya teftiş ve murakabe etmek üzere memur görevlendirir. Gerektiğinde (…) (2)183 üncü maddede sayılan eşya ve levazımın bakanlıkça tespit edilecek laboratuvarlarda tetkikini sağlar.
Madde 183 – (Mülga: 28/3/2013-6455/89 md.) Madde 184 – (Mülga : 27/5/2004-5179/37 md.)
Madde 185
183 üncü maddede zikredilen eşya ve levazımı bunların gerek evsaf ve terkibi ve gerekse nezafetsizliği dolayısiyle kullananların sıhhatini az veya çok ihlal edecek surette muhafaza veya sevketmek veya bu nevi eşya ve levazımı satmak üzere nezdinde bulundurmak, satılığa çıkarmak veya satmak ve yahut gıda maddelerine ait olduğu herkesçe malüm ve üzerinde buna dair alamet mevcut bulunan kaplar derununa muzır ve zehirli maddeler koyarak satılığa çıkarmak memnudur. (Bu hükmün uygulanmasında ek 3 üncü maddeye bakınız.)
Madde 186
Halkı aldatmak üzere gıda maddelerini ve 183 üncü maddenin ikinci fıkrasında mezkür eşyayı taklit veya tağşiş etmek veya mahlütluğunu ve bunun nisbetini bildirmeyerek taklit veyahut mağşuş gıda maddelerini satmak üzere nezdinde bulundurmak, satılığa çıkarmak ve satmak memnudur.(Bu hükmün uygulanmasında ek 3 üncü maddeye bakınız.)
Madde 187
Gıda maddelerini yanlış unvan ve vasıflarla veya halkın aldan masını mucip olabilecek alametlerle ticarete çıkarmak, satmak üzere nezdinde bulundurmak ve satmak memnudur. (Bu hükmün uygulanmasında ek 3 üncü maddeye bakınız.)
Madde 188-193– (Mülga: 27/5/2004-5179/37 md.)
Madde 194
Sokaklarda, pazar yerlerinde seyyar olarak gıda maddeleri ve 183 üncü maddede zikredilen eşya ve levazımı satanların sattıkları eşya dahi teftişe tabi olup bunlardan lüzumuna göre nümune alınabilir.
Madde 195 – (Değişik: 27/5/2004-5179/32 md.)
Seyyar esnaf, alakadar memurların teftişlerini ve numune almalarını kolaylaştırmaya ve kendilerine istedikleri izahatı vermeye mecburdurlar.
Madde 196
Teftiş yapan memurların vakı teftişlerine ait olmak üzere merbut oldukları makamlara tevdi eyliyecekleri raporlarla kanuna muhalif hallerin ihbarı müstesna olmak üzere teftişleri esnasında muttali oldukları malümatı ve bazı gıda maddelerinin ihzar tarzlarına dair sanat esrarını ifşa eylemeleri memnudur.
Madde 197
Bu kanunun mer’iyeti tarihinden itibaren beş sene zarfında her mahallin belediyesi o yerin ihtiyacına muvafık vüs’atte Dahiliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletlerince evsaf ve şeraiti ile beraber yapılacak bir nizamnamenin göstereceği tiplerden birisini kabul ederek bir mezbaha inşa ettirecek veya mevcut olanı bu esasa göre ıslah eyleyecektir.
Madde 198 – (Mülga: 27/5/2004-5179/37 md.)
Madde 199
(…)(1) bu kanunda zikredilen kullanılacak eşya ve levazımın ayrı ayrı hususi vasıflarını ve bunların ne gibi ahvalde bozulmuş, taklit veya tağşiş edilmiş addedilebileceğini ve tahlil için alınacak nümune miktarını gösterir bir nizamname Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tanzim olunacaktır. (Bu arada yer alan, “Her gıda maddesi ile” ibaresi, 27/5/2004 tarihli ve 5179 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır.)
DOKUZUNCU BAP
Maden suları ve kaplıcalar
Madde 200
Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilinde bulunan her nevi maden suları ile kaplıcaları işletmek için hususi hükümlerine tevfikan alınması lazımgelen müsaade ile beraber bu suların şifalı hassalarının Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tarafından tasdik edilmiş olması lazımdır. Bu vekaletçe şifalı hassaları veya tesisatının fenne muvafık olduğu tasdik edilmeyen maden suları bu nam ve unvan ile ticarete çıkarılamayacağı gibi kaplıcalara da tedavi maksadiyle eşhas kabul edilemez.
Madde 201
İçmeğe mahsus maden suları ile yıkanmağa mahsus her nevi sıcak, soğuk kaplıcaların işletilmesinden evvel sahipleri veyahut bir şirket namına ise o şirketin idare meclisi reisi tarafından bir istida ile Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine müracaat edilir.
Bu istidaya suyun işletilmesi için vekaleti aidesinden istihsal edilmiş olan ruhsatname sureti ve mütehassıs bir mühendis tarafından yapılan menbaın nısıf kutru asgari beş yüz metrelik bir daire dahilindeki etraf ve civarının 1/200 mikyasında bir haritasiyle beraber suyun hikemi vasıflarını ve miktarını ve ne suretle bendedildiğini, mevcut veya mutasavver tesisatın şekil ve vasıflarını gösterir bir beyanname ve bir de tahlil raporu leffolunur. Vekaletçe lüzum görüldüğü takdirde mahsus memurlar vasıtasiyle sudan nümune alınıp Devletmüessesatında suyun tahlili tekrar icra ettirilir.
Bu husustaki masarif istida sahibine aittir. Hali hazırda mevcut ve işletilmekte olan maden suları ve kaplıcalar da bu mecburiyete tabidirler. Bunların sahip veya müstecirlere kanunun mer’iyeti tarihinden itibaren bir sene zarfında bu maddede zikredilen vesikaları Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine tevdi ederler.
Madde 202
Maden suları ve kaplıcalar sıhhi noktai nazardan Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin murakabesi altında olup bunlar her zaman teftişe tabidirler. Bu sanayi sahip veya müstecirleri bu hususta her türlü kolaylığı göstermeğe mecburdurlar.
Madde 203
İçilmeğe mahsus olarak hususi kablar derununda ticarete çıkarılan maden suları derununa her nevi kimyevi maddeler veya suyun terkibine yabancı gazlar ilavesi memnudur. Maden suları derununda mevcut bazı gazların çoğaltılması için aynı cinsten sun’i gaz ilave etmek caiz isede bunun evvelce Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine ihbar edilmesi ve suyu havi kablar üzerine sun’i gaz ilave edildiğinin aşikar surette yazılması lazımdır.
Madde 204
Şifalı hassaları kabul edilmiş olan maden suları ve kaplıcaların etrafında bir himaye mıntakası tesisini sahip veya müstecirleri talep edebilirler. Bunun için bir istida ve esbabı mucibe ve laakal üç senedenberi tedavi maksadiyle gelen kimselerin adedini bildiren bir beyanname ile Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine müracaat olunur. İstida üzerine Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve İktisat Vekaletleri müştereken talebi tetkik ettikten başka mahallinde tefahhus ettirerek suyun umumun menfaatına yarayıp yaramadığını tesbit ve himaye mıntakasının hududu tayin olunur. Bu himaye mıntakası dahilinde her nevi yer altı toprak ameliyatı ve sondaj icrası memnudur.
Madde 205
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tesisatın vüs’atine ve müracaat eden hastaların miktarına göre havassı şifaiyeyi haiz içme ve kaplıca mahallerinde fenni hususattan da mes’ul olmak üzere Vekaletçe ihtısası tasdikli bir tabibin istihdamını sahip veya müstecir veyahut heyeti idaresinden talep edebilir. Bu takdirde görülecek lüzum üzerine daimi veya tedavi mevsimine munhasır olmak üzere ihtiyaca göre bir veya bir kaç tabip tayini mecburidir.
Madde 206
Ecnebi memleketlerinden gelecek maden suları için evvelemirde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinden memlekete ithal için müsaade alınır. Vekaletçe ithaline müsaade edilmeyen maden sularının gümrüklerce geçirilmesine müsaade edilmez.
Madde 207
Gerek dahilde imal ve gerekse hariçten ithal olunan bütün suni maden suları ile gazlı sular üzerinde, suni olduğuna dair alıcının görebileceği tarzda yazılmış bir etiketin bulunması mecburidir. Bu nevi suni maden sularına malik olmadıkları şifalı hassalar atıf ve isnat edilmek suretiyle her çeşit reklam icrası memnudur.
Madde 208
Hududu dahilinde veya yakınında havassı şifaiyesi ve umumun istifadesine yaradığı ait olduğu dairelerce kabul ve tasdik edilen bir veya mütaaddit madeni menbalar veya kaplıcalar bulunan şehir ve kasabalar belediyelerinin talebi üzerine Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve Dahiliye ve İktisat Vekaletlerince yapılacak tetkikat neticesinde o şehir ve kasaba içme veya kaplıca mahalli olarak ilan olunur.
Madde 209
(Mülga: 1/7/1948 – 5237/51 md. Bkz: TBMM. nin 4/5/1956 tarih ve 1964 sayılı Tefsir Kararı.)
Madde 210
209 uncu maddedeki resim, içme veya kaplıca mahalli olarak ilan edilen şehir ve kasabada mütemekkin olmayıp mevsiminde buralarda gelenlerden cibayet edilir. Harb malülleri ve mecruhları ve hükümetçe meccanen tedavisine lüzum görülen hastalar ve fakirliği musaddak olanlar bu resimden muaftırlar.
ONUNCU BAP
Mezarlıklar, ölülerin defni, mezardan çıkarılması ve nakli
BİRİNCİ FASIL Mezarlıklar ve ölülerin defni
Madde 211
Mezarlık ittihaz olunan yerlerden başka yerlere ölü defni memnudur. Fevkalade hallerde ve sıhhi mahzur mevcut olmadığı takdirde Cumhurbaşkanı karariyle muayyen ve malüm mezarlıklar haricinde ölü defnine müsaade edilir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu maddede yer alan “İcra Vekilleri Heyeti” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 212
Her şehir ve kasaba belediyesi şehir ve kasabanın haricinde ve meskenlerden kafi miktar uzakta olmak üzere şehir ve kasabanın nüfusuna ve senelik vefiyatı umumiyesine nisbetle lazım gelen bir veya müteaddit mezarlık mahalli tesisine mecburdur.
Mezarlık olmak üzere intihap edilecek mahallerin toprağı, vasıfları ve civarındaki meskenler veya su menbaları için sıhhi bir mahzur bulunup bulunmadığı ve mesahai sathiyesinin kifayeti sıhhiye memurlarınca tayin olunur. Bu mezarlıkların tanzim ve iyi bir halde muhafazası mahalli belediyelerine aittir. Mezarlıkların etrafı behemehal duvarlarla tahdit edilir.
Madde 213
Köyler için tesis edilecek mezarlık mahalleri bu köylerin merbut olduğu kaza kaymakamlarınca Hükümet tabiplerinin mutalaası alınarak tayin olunur. Mütaaddit ve yekdiğerine mücavir köyler için bir mezarlık mahalli tesis olunabilir. Köy mezarlıklarının iyi halde muhafazaları ihtiyar heyetlerine aittir.
Madde 214
Fenni şartları ve vasıfları haiz olmayan ve sıhhi mahzurları görülen mevcut mezarlıklar hali üzerine terk olunarak yeni mezarlıklar ihdas ve tesis edilir.
Madde 215
Bu kanunun tarifi dahilinde defin ruhsatiyesi alınmadıkça ve ibraz olunmadıkça hiç bir cenazenin defni caiz değildir. Ruhsatnameler mevtanın hüviyetini, adresini, bilindiği halde vefatın sebebini muhtevi olacak ve defnine ruhsat verildiği sarahatla kaydedilecektir.
Madde 216
(Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/1 md.) Defin ruhsatiyeleri belediye tabipleri, toplum sağlığı merkezi tabipleri ile aile hekimleri tarafından mevtanın muayenesinden sonra verilir ve bu ruhsatiyelerin yerleşim yeri bazında hangi tabipler tarafından verileceği Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından belirlenir. Ölümüne sebep olan hastalık esnasında tedavi eden tabibin verdiği ruhsatname resmi tabipler tarafından tasdik edilmek şartiyle muteberdir.
Madde 217
Hükümet veya belediye tabipleri icabı halinde esbabı vefatı tayine medar olmak üzere tabibi müdavinin raporunu talep edebilirler. Tabibi müdaviler talep vukuunda bu raporu vermeğe mecburdurlar.
Madde 218
Bütün hastane ve sair sıhhi müesseselerde ölenlere ait defin ruhsatiyeleri o müessesenin müdür ve baştabibi tarafından verilir ve usulü dairesinde resmi tabipler tarafından tasdik edilir. Kendine ait hususi mezarlığı olan müesseselerdeki ölülerin ismi ve hüviyeti sebebi vefatiyle birlikte yirmidört saat zarfında belediye dairesine bildirilir.
Madde 219
Tabip bulunmayan yerlerde ölülerin muayeneleri küçük sıhhat memurları veya bu iş için yetiştirilmiş veya tavzif edilmiş memurin tarafından icra ve ruhsatnameleri verilir. Bunların bulunmadığı yerlerde defin ruhsatiyesi ya jandarma karakol kumandanları veya köy muhtarları tarafından ita olunur. Her şehir, kasaba veya köyde ölü muayenesi yapacak ve defin ruhsatını verecek olanlar en büyük mülkiye memuru tarafından tayin ve ilan olunur.
Madde 220
Her belediye ve belediye olmayan yerlerde defin ruhsatiyesi verenler nezdinde vefiyatın kayıt ve zaptına mahsus bir defter bulundurulacak ve bu deftere meyitin ismi, adresi, tarihi vefatı, malüm ise mevti intaç eden hastalık ve defin ruhsatiyesi verenin ismi kaydedilecektir. Bu malümat her ay nihayetinde toplanarak öbür ayın on beşine kadar en yakın Hükümet tabibi ve sıhhiye müdiriyetine bildirilir ve sıhhat daireleri tarafından da mahalli nüfus idarelerine ihbar olunur.
Madde 221
Ölü muayene edenler veya defin ruhsatnamesi verenler vefat sebebinin kazaen veya bir sari hastalık neticesi olduğuna dair şüphe veya kanaat hasıl ettikleri takdirde ait olduğu makamı haberdar etmeden defin ruhsatiyesi veremezler. Tabip olmayan yerlerde sari hastalık şüphesiyle vefat edenler içindefin ruhsatiyesi verilip hadiseden akabinde makamı aidesine malümat verilir.
Madde 222
Her şehir ve kasabada cenazelerin bulunduğu mahalden mezarlığa kadar ne suretle nakledilecekleri hakkında mahalli sıhhiye memurlarının mutalaası alınmak şartiyle belediyelerce bir talimatname çıkarılır. Cenazelerin kolayca ve usulü dairesinde nakline nezaret ve bu bapta lazım gelen vasıtaların ihzarına belediyeler mecburdurlar. Umumi nakil vesaitinin cenaze nakline veya cenaze nakline mahsus vasıtaların sair hususlara tahsisi memnudur.
Madde 223
Mezarlıklarda her mezara bir ölü defnolunur ve mezarlıkların mebni olduğu arazinin tabiatına nazaran tayin olunacak zaman mürur etmeden aynı mahalde ikinci bir ölünün defnine ruhsat verilmez. Bu müddet beş seneden aşağı olmaz. Mezarlıkların vüs’ati müsait olan mahallerde münasip bir mahal ayrılarak isteyenlere aile mezarlığı olarak satılması caizdir.
Madde 224
Ölülerin yakılması için fenni usulü dairesinde fırınlar yaptırmak istiyen belediyeler evvel emirde bu hususta Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine müracaat ederek hazırlattıkları projeleri tasdik ettirip müsaade aldıktan sonra tesisata başlıyabilirler.
Madde 225
Bir cesedi ihrak fırınlarında yaktırmak için aşağıda yazılı vesikaların vücudu lazımdır:
1 – Ölünün hastalığı esnasında tedavisiyle meşgul olmadığı malüm ve sabit olan resmi bir tabip tarafından verilmiş olup vefatın her hangi gayritabii bir sebepten mütevellit olmadığını bildiren bir rapor ve defin ruhsatiyesi.
2 – Cesedinin yakılmasını arzu ettiğini mübeyyin olup mevtanın hayatta ikenyazdığı vesika veya bu hususta şifahen arzu izhar ettiğini işitenlerden laakal üç zatın tahriri şehadet ve tasdikleri.
3 – Müteveffanın ölümünü mucip olan sebebin herhangi cinai bir fiilden münbais olduğuna dair hiç bir şüphe mevcut olmadığını bildiren ve mahalli polis idaresi tarafından verilen vesika.
İşbu vesikalar ihraktan laakal yirmi dört saat evvel mahalli belediyesine ibraz olunarak alelüsul vefat defteri mahsusuna işaret edildikten sonra ihrak müsaadesi verilir. Defnedilen ölülerin defninden sonra ihrak için kabirden çıkarılmalarına müsaade edilmez.
Madde 226
İhrak neticesi cesetten hasıl olan bakaya hususi kablar derununda mezarlık dahilinde bir dairei mahsusada hıfzedilir.
İKİNCİ FASIL Ölülerin çıkarılması ve nakli
Madde 227
Cesetlerin tamamiyle tahallül ve tefessühünden evvel mezarlar açılarak ölülerin çıkarılması için behemehal mahalli belediyesinin müsaadesi alınmak lazımdır. Bu hususta sıhhat memurlarının mutalaası alınmalıdır. Adli otopsiler bu hükümden müstesnadır. Yalnız mahalli belediyesine keyfiyet bildirilir.
Madde 228
Bir ölünün gerek defninden evvel ve gerek defninden sonra bir kasabadan diğerine nakli için vefat veya defin mahalli olan şehir veya kasaba belediyesinin vesikası istihsal olunur. Bu vesikanın alınması için ölü henüz defnedilmemiş ise defnine ruhsat verildiğini mübeyyin vesikanın ibrazı lazım gelir. Defnedilmiş ölüler için evvelce vefiyat hakkındaki defteri mahsusuna işaret edilmiş olan kayıtların bir sureti çıkarılır ve bundan başka da her iki halde vefatın sebebi nakli halinde sıhhi bir mahzur tevellüt etmiyeceğine dair tabibin tasdiki iktıza eder.
Madde 229 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Kolera, veba, çiçek, şarbon, cüzam ve ruam hastalıklarından vefat edenlerin nakli memnu olduğu gibi kolera, veba, çiçek veya lekeli humma hastalıklarından vefat etmiş olanların bir sene geçmedikçe mezardan çıkarılarak başka bir mahalle nakilleri de memnudur.
Madde 230
Bir şehir ve kasabadan diğerine nakledilecek ölülerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tertip edilerek belediyelere tebliğ olunacak talimatnamede mündemiç fenni usuller dahilinde tabutlanması lazımdır. Bu tarzda tabutlanmayan ölülerin nakline mümanaat edilir.
Madde 231
Şimendiferlerle nakledilecek ölüler 228 inci maddede gösterildiği surette müsaade alındıktan ve ölünün tabutlanmasının usulü fenniyesi veçhile yapıldığı tevsik olunduktan sonra şimendifer idaresine teslim ve ancak seyri seri ile naklolunur. Hava tarikiyle sevkedilecek ölüler için aynı surette muamele olunur.
Madde 232
Uzun müddet devam edecek nakiller için veya sıcak mevsimlerde, sıhhat memurlar tarafından talep edildiği takdirde, ölülerin tahnit edilmesi mecburidir.
Madde 233
Deniz tarikiyle yapılacak ölü nakliyatı için evvelce ait olduğu makamdan istihsal edilen vesikalar ölünün gemiye tahmilinden evvel bulunduğu limandaki Hudutlar ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğünün memuruna veyahut hudutlar ve sahiller sıhhat işlerine nezaret edenlere tasdik ettirilmelidir. Başka suretle ölülerin gemilere yükletilmesi memnudur.
Madde 234 – (Değişik: 15/6/1942 – 4255/1 md.)
Ecnebi memleketlerden getirilen ölülerin nakline müsaade edildiğini ve naklinde sıhhi mahzur bulunmadığını tevsik için mahalli idareden verilmiş ölü nakil vesikası ibraz edilmesi mecburidir.
ON BİRİNCİ BAP
Şehir ve kasabalar hıfzıssıhhası BİRİNCİ FASIL İçilecek ve kullanılacak sular
Madde 235
Hususi kanuna tevfikan belediyelerce idare edilen sularla işletilmesi şirketlere bırakılan suların sıhhi hususları Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin murakabesine tabidir.
Madde 236
İçilmek ve kullanılmak için getirilecek suların fennen içilmesine müsaada edilecek evsafta olması şarttır. Olmadığı takdirde bunların fennen icap ettiği surette temizlenmesine ve evsafının ıslahına belediyeler mecburdurlar.
Madde 237
Şehir ve kasabalarda tevzi edilmek üzere celbedilen su menbalarının etrafında behemehal bir himaye mıntakası tesis edilmelidir. Bu mıntakaların hudutları sıhhat memurları huzuriyle ihtisas erbabı tarafından menbaın gıda havzası üzerinde tayin edilir.
Madde 238
Himaye mıntakası olmak üzere menbalar etrafında tayin ve tahdit edilen arazi belediye mıntakası haricinde de olsa belediye tarafından Belediye İstimlak Kanununa tevfikan istimlaki mecburi olup bu arazinin mesken yapılmak, ekilmek ve sair her hangi hususlar için istimali memnudur.
Madde 239
Suları içilmeğe ve ev işlerinde kullanılmağa mahsus hususi ve umumi kuyuların ve sarnıçların televvüs eyledikleri veya televvüse maruz bulundukları takdirde bunların ıslahını takibe belediyeler mecburdurlar. Sahipleri tarafından ıslah ve televvüs tehlikesi bertaraf edilmiyen kuyular masarifi sahibinden Devlet emvali gibi tahsil edilmek üzere belediye tarafından ıslah edilir.
Madde 240
Umuma satılan menba suları mahalli belediyesinin sıhhi murakebesi altında bulunur. Bunlara ve bütün içme suları nakliyatına ait kapların vasıfları ve bu kablara doldurma ve sevkleri tarzı belediyelerce tayin olunur. Menbaların sahipleri veya müstecirleri menbaların ve su nakledenler suların televvüsten vikayesi için gösterilecek tedbirleri tatbika mecburdur.
Madde 241
Sularının içilmesi fennen ve sıhhat için tehlikeli olan menba, kuyu, çeşme ve saire gibi mahallere belediyece o suyun mazarratlı olduğunu gösteren ve harici tesirler ile yazıları bozulmayan levhalar asılır.
Madde 242
Dere, nehir ve çayların ve çeşmelerin televvüsünü mucip tesisat yapılmasına veya eşhas tarafından bu tarzda telvisat ikaına mümanaat olunur. Fabrika sularının fenni mahzurları tahakkuk eden yerlerde mazarratı izale edilmeden nehir ve derelere dökülmesi memnudur.
Madde 243
Buz fabrikaları ve imalathaneleri sıhhi murakabe altında bulunur. Buz imal edilecek sular behemehal 236 ncı maddede zikredilen içme suları evsafını haiz olmalıdır.
İKİNCİ FASIL Mecralar ve müzahrefat imhası Madde 244
Mahsus kanununa tevfikan belediyelerce inşa ettirilmiş ve ettirilecek lağım ve çirkef mecralarının fenni mahzuru olmadığı kabul ve tasdik edilmedikçe dere, çay, nehirlere akıtılması memnudur. Fenni usul dairesinde mecralar muhteviyatının imhası için kullanılacak sahaların meskenlerden uzak olması ve bunların istimlak edilerek başka suretle istimal edilmemesi lazımdır.
Madde 245
Mecra inşası mümkün olmayan yerlerde yapılacak çukurların fenni vasıf ve şartları Sıhhat ve İçtimai Muavenet vekaletince tayin olunur. Bu çukurların muayyen fasılalarla temizlenmesi için belediyelerce münasip ve sıhhi mahzurlardan salim tahliye ve nakil vasıtaları tedarik olunup ücret mukabilinde halka tahsis edilir. Çukurlar muhteviyatının dökülmesi için madde 244 de yazılı olduğu tarzda bir saha tahsis edilmelidir. Beşeri mevaddı gaitanın her nevi sebze ve saire zeriyatında gübre olarak istimali memnudur.
Madde 246
Yirmi binden fazla nüfusu olan şehirlerde umumi caddelerde veya belediyelerce tayin edilecek mıntakalar içinde hayvan ahırı bulundurulması memnudur.
Madde 247
Şehirler ve kasabalar belediye hudutları dahilinde görülen hayvan leşlerinin ortadan kaldırılması ve mazarratlarının izalesi belediyeye aittir. Köyler ve köyler civarındakiler köy ihtiyar heyetlerince gömülürler.
Madde 248
Belediyesi olan her şehir ve kasabada sokakların yıkanmak ve süpürülmek suretiyle temiz tutulması mecburidir. Toplanan süprüntüler bunların etrafa yayılmasına ve dökülmesine mani olacak vasıtalarla nakledilerek şehir ve kasabanın vaziyetine göre en münasip olarak kabul edilen şekilde imha veya ihrak edilir. Nüfusu elli binden fazla olan şehirlerde bu süprüntüden istifade edilmek üzere lazımgelen tesisat yapılır. Sokaklarda veya evler içinde süprüntü birikip kalmaması için belediyelerce tedabir ittihaz olunur.
Madde 249
Belediyelerce şehir ve kasaba dahilinde telvisata meydan vermemek üzere münasip mahallerde fenne muvafık şekilde aptes yerleri tesis ve mevcutları ıslah olunur. Belediye teşkilatı olmayan yerlerde bu mecburiyet köy ihtiyar heyetlerine aittir. Cadde ve sokaklarda ve meskenler kurbünde ve belediyelerce tayin edilecek hudutlar dahilinde açıktan defihacet etmek kati surette menedilir
ÜÇÜNCÜ FASIL
Meskenler Madde 250
Mahalli belediyelerin ruhsatı olmaksızın her nevi mesken ve umuma mahsus binalar inşası memnudur. Müsaadenin istihsali için binanın projesi belediyeye tevdi edilir.
Bunlardan umuma mahsus binalara ait bulunanlar hakkında sıhhiye heyetinin mutalaası alındıktan ve meskenlere ait olanların Sıhhat Vekaleti tarafından tesbit edilecek, sıhhi şartlara muvafık bulunduğu ve her nevi binanınki mevzu nizamlara da uygun olduğu anlaşıldıktan sonra proje sahibine iade ve inşaata müsaade olunur. Bina sahipleri projelerin tevdiinden itibaren nihayet yirmi gün zarfında bir cevap almadıkları takdirde inşaata başlamakta muhtardırlar.
Madde 251
Müsaade talep edilmeden veya teklif olunan sıhhi şartlar nazarı dikkate alınmadan inşaat yapıldığı takdirde bu inşaatın itmamına ve itmam edilmiş ise sıhhi şartları veya müsaade muamelesini ikmal etmedikçe iskanına ve istimaline mümanaat olunur.
Madde 252
Yeni inşa edilerek sahibi oturacak veya kiraya verilecek binaların ilk defa iskanından evvel içinde oturacaklar için sıhhi ve fenni mahzurları olmadığı belediyelerce tasdik edilmeden iskan ve icari memnudur. Bu tasdik için binanın, aralarında bir sıhhat memuru da bulunduğu bir heyet tarafından tetkiki ve rapor verilmesi lazımdır.
Madde 253
Nüfusu elli binden fazla olan şehirlerde belediyeler ikametgahların sıhhi şartlarını daima nazarı teftişte bulundurmak üzere bir meskenler idaresi tesisine mecburdurlar. Bu idareler azami iki odayı havi evlerle daha büyük olmakla beraber kiraya verilen evleri, bekar ikametgahlarını ve pansiyonları ve ameleye tahsis edilen veya odaları, bodrum ve tavan aralarında bulunan ve icara verilen ikametgahları teftiş ve murakabe ederler.
Madde 254
İnşaatı itmam edilmiş olsun veya olmasın içinde oturanların veya komşularının sıhhatine veya hayatına ehemmiyetli zarar vereceği anlaşılan meskenlerin ıslahına sahipleri mecburdurlar. Bunun için meskenler idaresi olan yerlerde bu idarelerin mevcut bulunmayan mahallerde belediyenin sıhhat ve fen memurlarının verecekleri esbabı mucibeli raporlar belediye reislerince vilayetlerde valiye ve kazalarda kaymakamlara tevdi edilir. Vali ve kaymakamlar esbabı mucibeli raporları mahalli hıfzıssıhha meclislerine tevdi ile karar talep eyler.
Madde 255
Hıfzıssıhha meclislerince verilen karar belediyelerce zikredilen esbabı mucibeyi kabul ve tasvip eder veya ret eyler mahiyette olsa da her iki halde bu kararlar Vilayet İdare Heyetlerinin temyizen tasdikiyle muteber olur.
Madde 256
Sıhhi mahzurları görülen binaların sahipleri belediyelerin esbabı mucibeli raporlarını görmeğe salahiyettar oldukları gibi hıfzıssıhha meclisleri huzurunda beyanı mutalaa etmeğe veya vekilleri vasıtasiyle fikirlerini söyletmeğe mezundurlar. Bu husustaki müzakerattan, laakal 15 gün evvel binaların sahipleri keyfiyetten tahriren haberdar edilmelidir.
Madde 257
Mahzurları görülen binaların hıfzıssıhha meclisleri kararı ve Vilayet İdare Heyetlerinin tasvibiyle takarrür eden tadilat, ıslahat veya tamirat icra edilmeden tamamen veya kısmen mesken olarak istimali memnudur. Etrafında bulunanların hayat ve sıhhati için tehlike iras eden binalar hakkında da aynı suretle muamele icra edilir ve bu tehlikenin vukuu yakın olduğu takdirde belediyelerce tehlikenin süratle izalesi temin ve masarifi Devlet emvali gibi sahibinden tahsil olunur.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Hanlar, oteller ve umumi mahaller
Madde 258
Bütün oteller, hanlar ve misafirhanelerin sıhhi şartları mecburi ve asgari olarak ihtiva etmeleri lazım gelen müştemilatı belediyelerce, belediye hudutları haricindeki yerlerde vilayet veya kaza sıhhat memurlarınca tayin ve murakabe edilir.
Madde 259
Sıhhi şartları haiz olmayan ve hastalıkların intikaline vasıta olduğu görülen, otel, han ve sair misafirhaneler her türlü mahzurdan salim bir surette ıslahı sabit oluncaya kadar kapatılır.
Madde 260
Otelcilik, hancılık edecek veya her hangi suretle olursa olsun ücretle misafir kabul edecek olanlar hususi müsaadeyi haiz olmalıdır. Bu müsaadeler belediye hudutları dahilinde belediyelerce, bu hudutlar haricinde valiler veya kaymakamlarca ita edilir. Müsaade verilmeden evvel bu mahallerin sıhhi mahzurlardan ari ve lazım gelen şartları haiz olduğu sıhhat memurlarınca da tesbit olunur.
Madde 261
Bütün eğlence mahalleri, tiyatro, sinema, bar ve gazino ve kahve ve emsali yerler ve halkın bir arada toplanmasına mahsus sair umumi mahaller ve hamamlarda halkın sıhhatini vikaye ve selametini temin için riayeti lazım gelen tedbirler mahalli belediyelerce neşrü ilan olunur. Bu tedbirlere kısmen veya tamamen riayet edilmiyen mahallerde her türlü içtimalar menedilir.
BEŞİNCİ FASIL
Yeni tesis olunacak veya tevsi edilecek şehir ve kasabalar
Madde 262
Nüfusu yirmi bin veya daha ziyade olan şehir ve kasabalar belediyeleri bu kanunun mer’iyeti tarihindan itibaren üç sene zarfında şehir veya kasabanın tevsi ve ıslahı için bir müstakbel şekil projesi tanzim etmeğe mecburdur.
Bu proje yeniden yapılacak veya ıslah edilecek sokakların istikamet ve genişliğini, meydanların, umumi mahallerin, bahçelerin ve abidelerin yerlerini ve vaziyetlerini gösteren bir haritayı ve yapılacak tesisatın senelere taksim edilmiş olmak üzere belediye meclisinde tasdik edilmiş bir programı ihtiva etmelidir.
Madde 263
Nüfusu yirmi binden az ve beş binden fazla olan şehir ve kasabalar belediyeleri de nüfusları her iki nüfus tahriri devresi arasında % 15 miktarında bir çoğalma gösterdikleri takdirde bu tarzda bir proje ihzarına mecbur oldukları gibi nüfusu her neye baliğ olursa olsun 228 inci maddede yazılı olduğu veçhile içme veya kaplıca mahalli olarak kabul edilen şehir ve kasabalarda bu projeyi tanzim ettirirler.
Madde 264 – (Mülga: 15/5/1959 – 7269/51 md.)
Madde 265
Belediyelerce tanzim ettirilecek olan bu plan ve projeler icabında tetkik edilmek üzere Dahiliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletlerince talep edilebilir. Bu takdirde bu vekaletlerce teklif edilecek tadilatın kabulü mecburidir.
Madde 266
Her şehir ve kasaba belediyesi bu kanunun mer’iyeti tarihinden itibaren bir sene zarfında o şehir veya kasabanın ihtiyaçlarına göre bu kanunun gösterdiği sıhhi hususlara ait bir zabıta talimatnamesi tertip eder. Bu nizamname, meskenlerin ihtiva etmeleri lazım gelen asgari müştemilatı, umumi ve müşterek ikametgahlardaki ikamet şeraitini, gıda maddeleri satılan veya sair temizliğe mütaallik işlerle iştigal edilen mahallerin, han, otel, misafirhane, eğlence mahalleriyle bütün umumi yerlerin sıhhi şartlarını ve umumiyetle şehrin sıhhat ve temizliğine taallük eden hususlara ait riayetleri lazımgelen kaideleri ihtiva eder.
Madde 267
Belediyelerin mensup oldukları vilayetler vasıtasiyle gönderecekleri sıhhi zabıta talimatnameleri Dahiliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tetkik ve tasvip edilmeden mer’iyete konulamaz.
Bu talimatnamede yapılacak esasa mütaallik tadiller aynı şartlara tabidir.
ON İKİNCİ BAP
Gayrisıhhi müesseseler
Madde 268
Civarında ikamet eden halkın sıhhat ve istirahatini ihlal eden müesseseler ve atelyeler bu kanunun neşrinden itibaren, resmi müsaade istihsal edilmeksizin açılamaz.
Madde 269 – 268 inci maddede zikredilen müesseseler ve atelyeler üç sınıfa tefrik olunur:
Birinci sınıf – Hususi meskenlerden behemehal uzak bulundurulmaları icap edenler.
İkinci sınıf – Hususi meskenlerden behemehal uzaklaştırılması icap etmemekle beraber müsaade verilmezden evvel civarında ikamet edenlerin sıhhat ve istirahatleri üzerine gerek tesisatları ve gerekse vaziyetleri itibariyle bir mazarrat yapmayacağına kanaat husulü için tetkikat yapılması iktiza eden müesseseler.
Üçüncü sınıf – Meskenlerin yanında kalabilmekle beraber yalnız sıhhi nezarete tabi tutulması icap eden müesseselerdir.
Madde 270
Bu kanuna müteferri olmak üzere bu üç sınıf müessese ve atelyelerin bir listesi Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince İktisat Vekaletinin de mutalaası alınmak şartiyle tanzim olunur. Bu listede münderiç olmayan müessese ve atelyelerin hangi sınıftan addedileceği badehu yine aynı suretle tayin edilir.
Madde 271
Birinci sınıf müesseselerin tesisi için ancak Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince müsaade olunur ve İktisat Vekaletine malümat verilir. Bu hususta müsaade almak üzere müessesenin bulunduğu mahalde en büyük mülkiye memuruna bir istida ile müracaat edilir.
Bu istida müessesenin nevi ne ile iştigal edeceği ve sair tafsilat kaydedilmelidir. Bu müracaat evrakı mahalli sıhhatmemurlarının raporiyle Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine gönderilir. Vekaletçe icabında yaptırılacak tetkikat ve tahkikattan sonra resmi müsaade verilir.
Madde 272
İkinci ve üçüncü sınıf müesseselerin tesisi için mahalli sıhhat memurlarının muvafık raporları üzerine mahalli en büyük mülkiye memurunca resmi müsaade verilir ve Sıhhat ve İktisat Vekaletlerine bildirilir.
Madde 273
Birinci sınıf müesseseler ve atelyeler civarında ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tasdik edilecek mesafe dahilinde meskenler veya insanların ikametine mahsus sair mahallerin bulunması memnudur.
Madde 274
Bu kanunun neşri tarihinde mevcut olup civarında mukim halkın sıhhat ve istirahatlerini ihlal eylediği mahalli sıhhat memurlarının raporu ve Vilayet İdare Heyetine tasvibi ile tebeyyün eden birinci sınıfa dahil müesseselerin İktisat ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletleri karariyle nakli ve sahibinin mümanaatı halinde seddi caizdir.
Madde 275
Birinci sınıfa dahil bulunan müessese ve atelyelerden işbu kanundan evvel tesis edilmiş olanlar başka bir mahalle naklettikleri veya faaliyetlerini altı ay müddetle tatil eyledikleri takdirde yeniden tesis edilecek müessese mahiyetinde telakki edilerek müsaade istihsali lazım gelir.
ON ÜÇÜNCÜ BAP
Sıhhi istatistik ve coğrafya ve propaganda
Madde 276
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine ait istatistik hizmetleri aşağıda gösterilmiştir:
1 – Doğum, evlenme, ölüm ve ölüm sebepleri.
2 – Kara, deniz, hava tarikleri üzerinde yapılan sıhhi tedbirler.
3 – Hastane, dispanser, sanatoryumlardaki ve sair tedavi müesseselerindeki hastalar ve zaifler halinekahette bulunanlar.
4 – Sari ve istilai hastalıklar.
5 – Meslek hastaları.
6 – Memleketin sıhhi coğrafyasına ait malümat.
7 – Sıhhi ve içtimai hizmetlere taallük edip Yüksek Sıhhat Şürası tarafından tayin edilecek sair mesail.
Madde 277
Devlete ait hava rasat müesseseleri Sıhhat Vekaletinin tıbbi ve sıhhi istatistik ve coğrafya tanzimi için icap eden her nevi malümatı itaya mecburdurlar.
Madde 278
Devlet umumi istatistik dairesi her ay nihayetinde 276 ncı maddede zikredilen hususlara mütaallik olup ittıla hasıl eylediği ihsai malümatı Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine verir.
Madde 279
Bilümum hususi hastaneler, sanatoryumlar, dispanserler müdürleri Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince talep edilecek istatistikleri muayyen mühletler dahilinde vermeğe mecburdurlar.
Madde 280
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme ve sıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir için kitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatı yapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimleri gösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir.İcabı takdirinde lazım gelen vasıtaları haiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkil olunur.
(Ek: 22/9/1983 – 2890/2 md.) Ana sütü ile beslenmenin önem ve üstünlüğünün öğretilmesi, yaygınlaştırılması,süt çocukları ve küçük çocukları besleme yönteminin öğretilmesi konularındaki eğitim ve öğretim; halk eğitimi ve beslenme konularında uygulamalı eğitim yapan gerçek ve tüzelkişilerle birlikte, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından sağlanır. Bu eğitim, ana sütü ile beslenmenin yaygınlaştırılmasını önleyici veya çocuk besinlerini reklam edici nitelikte olamaz.
Madde 281
Bütün mekteplerde en son ilmi müktesebata tevfikan hıfzıssıhha dersi tedrisatı mecburidir. Bu dersler mütehassıs zat tarafından tedris ve programları Maarif Vekaletiyle Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti tarafından müştereken tesbit olunur.
ON DÖRDÜNCÜ BAP Ceza hükümleri Madde 282 – (Değişik: 23/1/2008-5728/48 md.)
Bu Kanunda yazılı olan yasaklara aykırı hareket edenler veya zorunluluklara uymayanlara, fiilleri ayrıca suç oluşturmadığı takdirde, ikiyüzelli Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
Madde 283
(Değişik: 23/1/2008-5728/49 md.) Bu Kanunda yazılı belediye vazifelerine taallûk edip 266 ncı maddede gösterilen sıhhi zabıta nizamnamesinde mezkur memnuiyetlere muhalif hareket edenlerle mecburiyetlere riayet etmeyenler, 15/5/1930 tarihli ve 1608 sayılı Kanunla değişik 16/4/1924 tarihli ve 486 sayılı Kanun mucibince cezalandırılır.
Madde 284
66 ve 67 inci maddelerde zikredildiği üzere sari hastalıklar hakkında tetkikatta bulunmağa salahiyettar memurlara muhalefet eden kimseler; Türk Ceza Kanununun 195 inci maddesi mucibince cezalandırılır. (23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 50 nci maddesiyle; bu maddede yer alan “Ceza Kanununun 263 üncü” ibaresi “Türk Ceza Kanununun 195 inci” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)
Madde 285 – (Değişik: 23/1/2008-5728/51 md.)
78 inci maddede yazılı memnuiyete rağmen laboratuvarlarında kolera ve veba ve ruam kültürleri bulunduranlar elli günden az olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır.
Madde 286
Tathir ve tephir edilmeden satılığa çıkarılan 85 inci maddede yazılı eşyaya vaziyed ve tathiratı icra ve bu hizmetten mütevellit bütün masarif sahibinden tahsil olunduktan sonra iade olunur.
Madde 287 – (Değişik: 23/1/2008-5728/52 md.)
101 inci maddede zikredilen tedbirlere muhalefet edenler veya tedaviye icabet etmeyenler, Kabahatler Kanununun 32 nci maddesine göre cezalandırılır.
Madde 288 – (Değişik: 23/1/2008-5728/53 md.)
103 üncü maddedeki mecburiyete riayet etmeyenlere, yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Madde 289 – (Değişik: 23/1/2008-5728/54 md.)
109 uncu maddedeki mecburiyete riayet etmeyen tabiplere yüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Madde 290 – (Değişik: 23/1/2008-5728/55 md.)
110 uncu maddede yazılı yasaklara aykırı hareket edenler, Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır.
Madde 291 – (Değişik: 23/1/2008-5728/56 md.)
112 nci maddede gösterilen tedbirlere riayet etmeyen ve tedaviye icabet eylemeyenler, Kabahatler Kanununun 32 nci maddesine göre cezalandırılır.
Madde 292 – (Değişik: 23/1/2008-5728/57 md.)
137 nci maddede gösterilen mecburiyete riayet etmeyen gemi süvarilerine ikiyüzelli Türk Lirası idarî
para cezası verilir.
Madde 293
138 inci maddedeki şeraite muvafık olmayan gemilerin kaptanları , Gemi Sağlık Resmi Kanununda yer alan para cezalarının on katı idarî para cezasıyla cezalandırılır. (24/4/2003 tarihli ve 4854 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, 293 üncü maddede yer alan “500 numaralı Rüsumu Sıhhiye Kanununda mündemiç cezayı nakdilerin on misli alınmak suretiyle” ibaresi, “Gemi Sağlık Resmi Kanununda yer alan para cezalarının on katı idarî para cezasıyla olarak 6/5/2003 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)
Madde 294 – (Değişik: 23/1/2008-5728/58 md.)
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletiyle İktisat Vekaleti tarafından 141 inci maddede gösterildiği veçhile müştereken tespit edilen yönetmelikte mündemiç levazım ve saireyi bulundurmayan ve yolcuların selamet ve emniyetini temin eyleyecek tedbirlere riayet etmeyen gemi sahip veya süvarilerine dörtyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir ve bu levazım ikmal edilinceye kadar gemilerin seyrüseferlerine mümanaat olunur. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan yer alan “nizamnamede” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.)
Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir.
Madde 295 – (Değişik: 23/1/2008-5728/59 md.)
179 uncu maddede zikredilen nizamname ile Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve İktisat Vekaletlerince müştereken tespit edilen tedbirlere riayet etmeyen iş sahiplerine beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Bu yüzden şahsî veya umumi zarar hasıl olduğu takdirde ahkamı umumiye mucibince takibatı kanuniye ifa edilir.
Madde 296 – (Değişik: 23/1/2008-5728/60 md.)
185 inci maddedeki memnuiyet hilafına hareket edenler altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 297 – (Değişik: 23/1/2008-5728/61 md.)
186 ve 187 nci maddelerdeki fiilleri işleyenler, üç aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 298 – (Değişik: 23/1/2008-5728/62 md.)
205 inci maddedeki mecburiyete riayet edilmeyen mahaller, gerekli yükümlülükler yerine getirilinceye kadar mahallî mülkî amir tarafından faaliyetten men edilir.
Madde 299 – (Değişik: 23/1/2008-5728/63 md.)
215 inci maddede zikredilen defin ruhsatiyesi olmadan cenaze defneden mezar bekçileri veya ölü sahipleri Kabahatler Kanununun 32 nci maddesine göre cezalandırılır.
Madde 300
227 inci maddede zikredilen istisna haricinde lazım gelen müsaadeyi almadan herhangi suretle olursa olsun mezarları açanlar; altı aydan bir seneye kadar hapsedilir.
Madde 301 – (Değişik: 23/1/2008-5728/64 md.)
Müsaadesiz olarak bir şehir ve kasabadan diğerine ölü nakledenler Kabahatler Kanununun 32 nci maddesine göre cezalandırılır.
Madde 302 – (Değişik: 23/1/2008-5728/65 md.)
Belediyelerce 252 nci maddeye tevfikan sıhhi mahzuru olmadığı tasdik edilmeden sahip oldukları binaları iskan ettirenler veya icara verenlere yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
ON BEŞİNCİ BAP Umumi hükümler
Madde 303
Bu kanunda zikredilen sıhhat memurları; Devlet, belediye ve idarei hususiye işlerinde kullanılan tabipler ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin lüzum göreceği ve mezuniyet vereceği hususlarda tabiplerin maiyetinde bulunan küçük sıhhat memurlarıdır.(Bu hükmün uygulanmasında ek 1 inci maddeye bakınız.)
Madde 304
Bu kanunda zikredilen nizamname, talimatname ve saire kanunun mer’iyeti tarihinden itibaren bir sene zarfında tertip ve ikmal olunur. Elyevm mevcut ve aynı işlere müteallik nizamname ve talimatnamenin hükümleri bu kanun hükümlerine tearuz etmedikçe yenileri neşredilinceye kadar muteberdir.
Madde 305
İşbu kanunda yazılı resmi vazifeleri ve muameleleri yapacak olan Hükümet ve belediye hekimleri ile küçük sıhhiye memurları veya bunların makamına kaim olacak sair memurlar bu muamelelerden dolayı hiç bir sebep ile alakadarlardan ücret alamazlar.
Madde 306
Bu kanunun mer’iyeti tarihinden itibaren 28 Haziran 1300 tarihli ceraimi sıhhiye kanunu ve 1316 tarihli mamulatı dahiliyeden olan sade yağlarının muhafazai safiyetine dair nizamname ve 1323 tarihli aşı nizamnamesi ve 31 Mart 1336 tarihli emrazı sariye ve istilaiye nizamnamesi ve 25 Ağustos 1330 tarihli tifo aşısının lüzum görülecek mahallerde tatbikının mecburi olduğuna dair kararname ve 1 Haziran 1331 tarihli Kastamonu vilayeti ve Bolu sancağı frengi mücadele teşkilatı sıhhiyesi hakkındaki nizamname ve 30 Eylül 1331 tarihli kolera aşısının lüzum görülecek mahallerde tatbikı mecburi olduğuna dair olan irade ve 4 Nisan 1333 tarihli sakarinin gümrüklerden imrarı hakkındaki kanun ve 5 Şubat 1337 tarihli ve 90 numaralı frenginin men ve tahdidi sirayeti hakkındaki kanun ve 26 Şubat 1927 tarihli emrazı sariye ve istilaiye nizamnamesine ilave edilen ahkam hakkındaki kanun hükümleri mülgadır.
Madde 307
Şubat 1331 tarihli Sıhhiye Nezareti teşkilatına ait kanunla teşkil edilmiş olan Meclisi Alii Sıhhi mülgadır. Muhtelif kanunlarla bu meclise verilmiş olan vazifeler Yüksek Sıhhat Şürası tarafından ifa kılınır.
Ek Madde 1
(Ek: 14/11/1972 – 1627/2 md.) Bu kanunda yazılı suçları işleyenler hakkında 303 üncü maddede yazılı kimseler tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar muteberdir.
Ek Madde 2 – (Ek: 14/11/1972 – 1627/2 md.)
Bu Kanunun 69 uncu maddesi gereğince alınmış olan tedbirlerden çevre sağlığı ile ilgili olanlara uyulmaması halinde; 303 üncü maddede yazılı yetkililerce 10 liradan 30 liraya kadar para cezası alınır.
Bu cezaya tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde o yer sulh ceza hakimliğine itirazda bulunulabilir. Süresinde itiraz olunmaz veya itiraz reddedilirse bu para cezaları yetkili memurlarca derhal tahsil olunur.
Bu tahsilat Muhasebei Umumiye Kanunu hükümlerine göre sağlık ocakları veya Hükümet tabipliklerinde görevlendirilecek muhasip mutemetleri vasıtasiyle ve mutemet makbuzları karşılığında yapılır.
Tahsilat derhal yapılmadığı takdirde tebliğ tarihinden itibaren üç gün içinde ilgili yerlere ödeyenler hakkında ayrıca takibat yapılmaz. Bu süre içinde ödenmeyen cezalar iki kat olarak 15 gün içerisinde tahsil olunur.
Bu süre içinde de ödenmeyen cezalar üç kat olarak Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkındaki 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre sağlık ocakları veya Hükümet tabipliklerince tahsil olunur.
Ek Madde 3 – (Ek: 22/9/1983 – 2890/4 md.)
Bu Kanunun 185, 186, 187 (…) (1) inci maddelerinde sayılan yasaklara aykırı fiilleri sebebiyle mahküm edilenler hakkında da Türk Ceza Kanununun 402 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.
Bu Kanun kapsamına giren ve umumun sıhhatine (…)(1)ilişkin davalara, mahkemelerce, 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 1 inci maddesindeki yer ve 4 üncü maddesindeki zaman kaydına bakılmaksızın suçüstü hükümlerine göre bakılır ve hükümler kesinleştikten sonra bunların birer sureti Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına gönderilir. (Bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “ve 188” ibaresi ile son fıkrada yer alan “,yenecek ve içilecek şeylere “ ibaresi, 27/5/2004 tarihli ve 5179 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır.)
Geçici Madde 1- (Ek:11/10/2011-KHK-663/58 md.)
127 nci maddede belirtilen yönetmelik, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde yürürlüğe konulur ve anılan yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.
Madde 308
Bu kanun neşri tarihinden itibaren altı ay sonra mer’idir.
Madde 309
Bu kanun hükümlerinin icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
Arkeolojik Mirasın Korunmasına Yönelik Avrupa Konseyi Sözleşmesi
Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi Üye Ülkeleri,
Avrupa Konseyinin amacının, kendi ortak miraslarını oluşturan idealleri ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek amacıyla Üyeleri arasında daha fazla birliktelik oluşmasını sağlamak olduğunu göz önünde tutarak,
19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te imzalanan Avrupa Kültür Sözleşmesini ve buna ek olarak Sözleşmenin 5.maddesini göz önünde tutarak,
Arkeolojik mirasın medeniyetlerin tarihlerinin bilinmesi için gerekli olduğunu doğrulayarak,
Ciddi bir şekilde harap edilme tehdidi altında olan Avrupa tarihinin en eski kaynağı Avrupa arkeolojik mirasının korunmasına yönelik ahlaki sorumluluk öncelikle söz konusu devlete ait olsa da bu sorumluluğun aynı zamanda Avrupa ülkelerinin de ortak kaygısı olduğunun bilincinde olarak;
Kültürel mirası korunmaya yönelik atılacak ilk adımın; bu mirasın tüm tarihi önemini korumak ve izinsiz kazılar sonucunda doğacak onarılması olanaksız kaybı imkansız kılmak amacıyla arkeolojik araştırmalarda ya da keşiflerde en bağlayıcı bilimsel yöntemlerin kullanılması olduğunu göz önünde tutarak;
Arkeolojik nesneleri güvence altına alan bilimsel korumayı göz önünde tutulduğunda bu durum,
a. özellikle kamu koleksiyonlarının yararına olacak,
b. arkeolojik bulgular piyasasında çok büyük bir gereklilik olan reforma katkıda bulunacaktır. Gizli kapaklı yapılan kazıları yasaklamanın, arkeolojik bulguların bilimsel bir kontrolünü sağlamanın ve arkeolojik kazılara gösterilmesi gereken bilimsel önemin verilmesini sağlayacak eğitim arayışında olmanın gerekliliğini göz önünde tutarak;
Aşağıdaki hususlar konusunda görüş birliğine varmıştır:
1. Madde
Bu Sözleşmenin amacını gerçekleştirmek amacıyla bilimsel verinin temel kaynağı ya da temel kaynaklarından biri olan bir dönem ya da medeniyet için kanıt teşkil edebilecek bütün kalıntılar ve nesneler veya insanoğlunun varlığına dair her türlü izler arkeolojik bulgular olarak değerlendirilecektir.
2. Madde
Arkeolojik objelerin saklı kaldığı kalıntıların ya da alanların korunması amacıyla Akit Tarafların her biri
aşağıda belirtilen sırayla gerçekleştirilebilecek önlemleri almayı taahhüt eder.
a. Arkeolojik açıdan ilgi uyandıran alanları sınırlandırmak ve korumak;
b. İleriki kulaklardaki kuşaklardaki arkeologlar tarafından araştırılmak üzere maddesel bulguların korunması için yedek koruma alanlarının yaratılması.
3.Madde
Bu Sözleşmenin 2. maddesine göre belirlenen alan, bölge ve sahalardaki arkeolojik kazılara gerekli bilimsel önemi tam anlamıyla vermek için Akit Tarafların her biri aşağıdaki hususları mümkün olduğunca yerine getirmeyi taahhüt eder:
a. Gizli saklı yapılan kazıları yasaklamak ve engellemek,
b. Kazıların özel bir izinle yalnızca yetkili kişiler tarafından yapılmasını sağlamak için gerekli önlemleri
almak,
c. Elde edilen sonuçların kontrolünü ve korunmasını sağlamak,
4.Madde
1.Çalışmanın amacı ve arkeolojik bulgulara dair elde edilen bilginin yayılması için Akit Tarafların her biri
kazılar ve bulgular üzerine çıkarılan bilimsel yayınlarda bilginin en hızlı ve eksiksiz bir şekilde yayılması için gerekli bütün önlemleri alacağını taahhüt eder.
2. Bununla birlikte; Akit Tarafların her biri aşağıda belirtilen hususları gerçekleştirmenin yollarını arayacaktır.
a. Kamuya ait hatta mümkün olduğu takdirde özel mülkiyete ait tüm arkeolojik objelerin ulusal bir envanterinin oluşturulması
b. Kamuya ait hatta mümkün olduğu takdirde özel mülkiyete ait arkeolojik bulguların bilimsel bir kataloğunun hazırlanması.
5. Madde
Sözleşmenin bilimsel, kültürel ve eğitici amaçları dikkate alındığında, Akit Tarafların her biri aşağıdaki
hususları yerine getirmeyi taahhüt eder.
a. Bilimsel, kültürel ve eğitici hedefleri gerçekleştirmek için arkeolojik bulguların dolaşımını kolaylaştırmak.
b.
i) Arkeolojik objeler,
ii)İzinli ve izinsiz kazılar gibi konularda bilimsel kuruluşlar, müzeler ve yetkili ulusal merkezler arasındaki bilgi alışverişini teşvik etmek.
c. İzinsiz kazılardan ya da resmi kazılardan izinsiz bir şekilde geldiğinden şüphe edilen her türlü tekliften söz konusu ülkenin yetkili mercileri ile bu Sözleşmeye Akit Tarafların gerekli detaylarla birlikte haberdar edilmesini sağlamak için yetkisi dahilinde elinden geleni yapmak.
d. Uygarlık tarihine dair bilgilerin oluşmasında arkeolojik bulguların öneminin ve kontrolsüz kazıların bu miras için oluşturduğu tehdidin farkına varılması için kamuoyu oluşturulması için eğitici yolara başvurmak.
6.Madde
1.Her bir Akit Taraf arkeolojik objelerin uluslararası dolaşımının bu objelere ilişkin kültürel ve bilimsel
ilginin korunmasını hiçbir şekilde zarar uğratmayacağını temin etmek için en uygun şekilde işbirliği
yapmayı taahhüt eder.
2.Her bir Akit Taraf aşağıdaki hususları yerine getirmeyi açık bir şekilde taahhüt eder.
a. Devralma politikaları Devlet kontrolünde olan müze ve buna benzer kurumlar belirli bir nedenle şüphe uyandıran, gizli saklı yapılan bir kazıdan gelen veya resmi bir kazından izinsiz bir şekilde gelen arkeolojik bir objeyi devralmamak için gerekli önlemleri alacaktır.
b. Akit Taraflardan birinin sınırları dahilinde bulunan ancak devralma politikalarında Devlet kontrolünde olmayan müzeler ve buna benzer diğer kurumların izleyecekleri devralma politikası için;
i. Bu Sözleşme metni iletilecek,
ii. Bir önceki paragrafta belirtilen ilkeler konusunda söz konusu müze ve kurumların desteğini almak için bir çaba sarf edilmeyecektir.
c. Belirli bir nedenle izinsiz kazılardan ya da resmi kazılardan izinsiz olarak elde edilmiş olduğundan şüphe edilen arkeolojik objelerin yer değiştirmeleri eğitimle, bilgilendirmeyle, dikkatle ve işbirliğiyle mümkün olduğunca sınırlandırmak.
7. Madde
Sözleşmenin temelini oluşturan arkeolojik mirasın korunması için işbirliği sağlamak amacıyla, her bir Akit Taraf; bu Sözleşmenin şartları çerçevesinde kabul edilen yükümlülükler bağlamında bir diğer Akit Tarafın ortaya atacağı kimlik saptama ve doğruluğunu ispat etme sorularını dikkate alacağını ve ulusal yasaların el verdiği ölçüde aktif iş birliği içinde olacağını taahhüt eder.
8.Madde
Bu Sözleşmede öngörülen önlemler ülke içindeki yasal ticareti ve arkeolojik obje mülkiyetini sınırlandıramaz ve bu tür objelerin yer değiştirmesine ilişkin yasal kuralları etkileyemez.
9. Madde
Her bir Akit Taraf bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin alabileceği önlemleri vakti gelince Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirecektir.
10. Madde
1. Bu Sözleşme, Konsey’e Üye Ülkeler tarafından imzaya açılacak; tasdik ve onaylamaya tabi tutulacaktır.
Tasdik ve onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne teslim edilecektir.
2. Sözleşme, üçüncü tasdik ve onaylama belgelerinin teslim edildiği günden itibaren üç ay içersinde yürürlüğe girecektir.
3. İmza sahibi Ülkenin tasdik ve onayıyla ilgili olarak Sözleşme tasdik ve onay belgelerinin teslim tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
11. Madde
1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takiben,
a. 18 Aralık 1954 tarihinde Avrupa Kültürel Sözleşmesine Akit Taraf olan ancak Avrupa Konseyi üyesi olmayan her devlet bu Sözleşmeye katılabilir.
b. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üye olmayan herhangi bir ülkeyi bu Sözleşmeye a katılmaya çağırabilir.
2. Bu tür bir katılım Avrupa Konseyi’nin teslim edildiği tarihten itibaren üç ay sonra yürürlüğe girecek olan katılım belgesini Genel Sekreterliğe teslim etmesiyle gerçekleşecektir.
12. Madde
1. İmza sahibi her bir Ülke imza sırasında ya da tasdik veya onay belgesini sakladığı sırada ya da Sözleşmeye katılan her bir Ülke katılım belgesini teslime ederken bu Sözleşmenin uygulanacağı sınırı ya da sınırları belirleyebilir.
2. İmza sahibi her bir Üye Ülke, bu Sözleşmeyi ; tasdik ve onay belgelerini teslim ederken ya da daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne hitaben gönderilen bir bildiri ile bildiride belirtilen başka sınır ya da sınırlara, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ya da adına taahhüde bulunmaya yetkili olduğu tarafları kapsayacak şekilde genişletebilir.
3. Bir önceki paragrafa uygun olarak sunulan herhangi bir bildiri Bildiride belirtilen sınırlar konusuyla ilgili olarak bu Sözleşmenin 13. maddesinde ifade edilen usule uygun olarak geri çekilebilir.
13. Madde
1. Bu Sözleşme süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
2. Herhangi bir Akit Taraf Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne bir bildirim ile anlaşmanın kaldırılacağını duyurabilir.
3. Anlaşmanın bu şekilde kaldırılması bu bildirimin Genel Sekreterin eline geçmesinden itibaren altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
14. Madde
Avrupa Konseyi’nin Genel Sekreterliği Konsey’in Üye Ülkelerine ve bu Sözleşmeyi kabul etmiş herhangi bir Ülkeye aşağıda belirtilen hususları bildirecektir.
a. Her hangi bir imza, bir tasdik, onay ya da katılım belgesinin herhangi bir şekilde saklanması,
b. 10. maddeye uygun olarak bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesine ilişkin her hangi bir tarih,
c. 12. maddenin 2 ve 3. paragraflarındaki hükümler neticesinde alınan herhangi bir bildiri.
d. 13. maddenin hükümleri ve Anlaşmanın kaldırılmasının gerçekleştiği tarih neticesinde alınan herhangi bir bildiri.
Yukarıdaki hususlar neticesinde usulen yetki sahibi olarak aşağıda imzası bulunanlar bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Avrupa Konseyi’nin arşivlerinde saklanmak kaydıyla tek bir kopya halinde, her iki metinde aynı derecede geçerli olmak şartıyla Đngilizce ve Fransızca dillerinde 6 Mayıs 1969’da Londra’da imzalanmıştır.
Dünya Mantık Günü(World Logic Day), Rio de Janeiro Üniversitesi öğretim üyesi Jean-Yves Béziau’nun önerisi ve girişimi ile 32 ülkenin katılımı sonucunda 14 Ocak 2019 tarihinden itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Mantık Gününün belirlenmesinde, Alfred Tarski’nin doğum günü ve Kurt Gödel’in ölüm günü olması etkili olmuştur. Etkinlik UNESCO himayesindedir. 2020 Dünya Mantık Günü, 35 ülkede yaklaşık altmış etkinlikle kutlanmıştır. Dünya Mantık Günü’nün üçüncüsü, Türkiye’de 14 Ocak 2021 tarihinde, 21. yüzyılda mantığın Türkiye’de kurumsallaşmasının öncülerinden biri olan Prof. Dr. Şafak Ural‘ın Dünya Mantık Günü Bildirisi ile kutlanmış, bildiri üzerinden, mantığın günümüz koşullarındaki yeri ve imkânı tartışılmıştır.
Basın Onur Günü, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurma fikrini ilk kez dile getirdiği ve ilk basın toplantısını yaptığı güne ithafen 16 Ocak 1986’dan itibaren kutlanmakta olan, hukuk ve demokrasi günlerindendir. Batı Anadolu gezisi kapsamında 16 Ocak 1923 Salı günü Arifiye’de bir konuşma yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu konuşmanın artından İzmit’e gelmiş, basın toplantısını İzmit’te yer alan Kasr-ı Hümayun Müzesinde gerçekleştirmiştir. Kocaeli’ye gelerek dönemin önde gelen gazetecileri ile bir araya gelmiş; 6 saat süren bu tarihi basın toplantısında Cumhuriyeti kurma fikrini basın yoluyla ilk kez kamuoyuna aktarmıştır. Cumhuriyet ile ilgili temel düşüncelerin paylaşıldığı ve kadınlara seçme seçilme haklarının verilmesinin gerektiğinin konuşulduğu bu toplantıdan 9 ay sonra Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiştir.
Tehlikedeki Avukatlar Günü, 24 ocak 1977 tarihinde İspanya’da katledilen avukatlar anısına her yıl düzenlenmektedir. Diktatör Franco yanlısı silahlı faşist teröristlerden oluşan bir grup İspanya’nın başkenti Madrid’de bir hukuk bürosunu basarak dördü avukat beş kişiyi sadece mesleklerini ifa ettikleri için katlettikleri olayın anmasını yapmak üzere her yıl düzenlenen anma ve duyarlılık günüdür.
Ramsar Sözleşmesinin önemini hatırlamak üzere 1997 yılından itibaren her yıl 2 Şubat tarihinde kutlanmaktadır. Dünya sulak alanlarının yaklaşık %90’ının 1700’lerden beri bozulduğu, 1970’ten bu yana dünyadaki sulak alanların %35’inin kaybolma tehlikesi altında olduğu raporlanmaktadır.
Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü, BM’nin kadın sünnetini ortadan kaldırma çabalarının bir parçası olarak 6 Şubat’ta düzenlenen, Birleşmiş Milletler sponsorluğundaki yıllık farkındalık günüdür.
Dünya Sosyal Adalet Günü (World Day of Social Justice), 20 Şubat 2007 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilmiştir. Sosyal Adalet Günü’nün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Kalkınma ve sosyal adalet, uluslar içinde ve uluslar arasında barış ve güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi için vazgeçilmezdir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, barış ve güvenliğin olmadığı durumlarda sağlanamayacaktır.
Uluslararası Anadili Günü (International Mother Language Day), 2000 yılından beri her yıl 21 Şubat gününde ve tüm dünyada kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 17 Kasım 1999’da 2000’de 21 Şubat tarihini Dünya Anadili Günü ilan etmiştir. UNESCO himayesindeki Anadili Günü dünyada kültürel çeşitliliği desteklemek, dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için düzenlenen hukuk ve demokrasi günlerindendir. Anadilde eğitimin temel bir hak olduğu tüm modern dünya tarafından kabul edilmektedir.
Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, 5 Mart 1868’de Danıştay ve Yargıtay’ın temelini oluşturan iki kuruma ayrıldı. ( Şura-yı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye) Bu tarih 1993 yılından itibaren Hukuk Devleti Günü olarak kutlanmaktadır.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü (8 Mart Dünya Kadınlar Günü), kadınların sosyal, siyasal, ekonomik olarak gelişimi alanında farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında belirlenmiş olan, Hukuk ve Demokrasi günleri arasında en önemli günlerdendir. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün hikayesi, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çıkan trajik yangına dayanmaktadır.
15 Mart gününün içinde bulunduğu hafta her yıl, Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır. ABD Başkanı John Kennedy tarafından ilk olarak kullanılan tüketiciyi koruma kavramı, Amerika’dan tüm dünyaya yayılmıştır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etmiştir.
1992 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında önerilen Dünya Su Günü; dünya ülkelerinin dikkatlerini, büyüyen “temiz su” sorununa dikkat çekmek ve içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını sağlamak amacıyla özel gün tayin edilmiştir.
25 Mart
Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü, 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlanmıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir.
tüm dünyada 4 Nisan tarihinde kutlanmaktadır. Dünya Sahipsiz Hayvanlar Günü (World Stray Animal Day) olarak da bilinmektedir. Sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 2003 yılından itibaren düzenlenmektedir.
Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir.
Nisan – İkinci Salı
Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü (International Be Kind to Lawyers Day), avukatların toplumdaki vazgeçilmez rollerini takdir etmek amacıyla her yıl Nisan ayının ikinci Salı günü kutlanmaktadır.
22 Nisan Dünya Günü(Earth Day), iklim değişikliği ve çevre kirliliğine dikkat çekmek amacıyla 1970 yılından beri çeşitli etkinliklerin düzenlendiği küresel bir gündür.. Dünya Günü fikri, John McConnell tarafından San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında önerilmiştir. 200’e yakın ülkedeki kutlamaları Washington merkezli Earth Day Network organize etmektedir.
23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
26 Nisan
Dünya Fikri Mülkiyet Günü
Fikri mülkiyet haklarına olan ilgi ve farkındalığı artırmak üzere Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından 26 Nisan günü, 2000 yılında, “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak ilan edildi ve bu kapsamda, her yıl üye ülkeler tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı. Dünya Fikri Mülkiyet Günü, patent, telif hakkı, ticari marka ve tasarımların günlük yaşama etkilerini vurgulamak amacıyla her yıl 26 Nisan‘da kutlanmaktadır. WIPO tarafından başlatılan bu kutlama günü, yaratıcılığın ve yenilikçiliğin ekonomiye katkısını vurgulamaktadır.
Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1993 tarihinde alınan bir karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren kutlanmaktadır. 3 Mayıs günü, Özgür Basın Günü, Dünya Basın Günü ya da Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak bilinmektedir.
Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek, onları topluma kazandırmak, hayat standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla, Birleşmiş Milletlere üye ülkeler ile birlikte 10-16 Mayıs tarihleri Engelliler Haftası olarak kutlanmaktadır. BM Genel Kurulu, 3 Aralık 1981 tarihinde aldığı kararla 1982 yılından itibaren 10-16 Mayıs tarihlerini resmi olarak “Engelliler Haftası” olarak kabul etmiştir.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 5176 sayılı Kanun ile 25 Mayıs 2004’te kabul edilmiştir. Kurul, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanılmasını kararlaştırmıştır. (Dünya Etik Günü için Ekim ayına bakınız)
Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü, uluslararası hukuk kurum ve kuruluşları tarafından ilk kez 2021 yılında ilan edilmiştir. 14 Haziran, Birleşmiş Milletlerin ilan ettiği özel günler, avukatlarla ilgili diğer özel günler ve dünya ülkelerindeki adli yılların açılış tarihleri gözetilerek seçilmiştir.
Uluslar Arası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü
26 Haziran
İşkence Görenlerle Dayanışma Günü
Birleşmiş Milletler (BM) “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM 1997 yılında bu günü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.
10 Temmuz
Dünya Hukuk Günü
10 Temmuz 1967 günü Cenevre’de ‘Hukuk Yoluyla Dünya Barışı’ konulu konferansta alınan kararla, 10 Temmuz tarihinin, Dünya Hukuk Günü olarak ilan edilesine karar verilmiştir. Türkiye’de dünya ile birlikte hukuk gününün kutlanması “Dışişleri Bakanlığının 23/6/1967 tarih ve 751.231- EMKY/2-307 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunca 5/7/1967 tarihinde kararlaştırılmıştır.”
24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte sansürün kaldırılmasına ithafen kutlanmaktadır. II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte sansür de kaldırılmıştır. 24 Temmuz 1950 tarihinde ise Gazeteciler Cemiyeti 24 Temmuz’u Basın Bayramı ilan etmiştir.
Dünya Yerli Halklar Günü, 1982 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Çalışma Grubu tarafından ilan edilmiştir. Yerel toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak amacını taşıyan çalışma, 9 Ağustos gününü ‘Uluslararası Dünya Yerli Halklar Günü’ ilan etmiştir. Uluslararası toplumda yerli halkların haklarını korumak için özel önlemler alınması yönünde adımlar atılmakta ve Birleşmiş Milletler bu çabaları desteklemektedir. 9 Ağustos, her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır. Yerel diller en önemli temalardandır.
Dünya İnsani Yardım Günü(World Humanitarian Day), insani yardım faaliyetlerinde görev yapanları ve bu görevler sırasında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun İsveç’in öncülüğünde kabul ettiği A/63/L.49 sayılı karar ile 19 Ağustos olarak ilan edilmiştir. Karar, karar, BM’nin insani yardım mekanizmalarının güçlendirilmesine ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunmuş ve 19 Ağustos’un Dünya İnsani Yardım Günü olarak ilan edilmesini sağlamıştır. karar, 1991 tarihli 46/182 sayılı BM kararını ve insani yardım ilkeleri olan insaniyet, ayrım gözetmeme, tarafsızlık ve bağımsızlığı teyit etmiştir.
2011 yılından bu yana 30 Ağustos tarihini, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı amacıyla Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü olarak anmaya başlamıştır.
Uluslararası Şiddetsizlik Günü, BM Genel Kurulu tarafından 5 Haziran 2007 tarihinde alınan kararla ilan edilmiştir. Karar, “şiddetsizlik” ilkesinin evrensel olarak hayata geçmesini hedeflemektedir. Barış, hoşgörü, anlayış ve şiddetsizlik kültürünün güvence altına alınması temel amaçtır. Uluslararası Şiddetsizlik Günü, şiddetin her türlüsüne karşı barışçıl ve şiddetsiz direnişi öne çıkarmaktadır. Şiddetsizlik küresel barış ve güvenlik için temel bir ilkedir. Tüm dünyada barışın sağlanmasına dikkat çekmek için belirlenmiş özel bir gündür.
Dünya Hayvanları Koruma Günü, hayvan haklarının gündeme taşındığı ve her yıl 4 Ekim’de kutlanan bir farkındalık günüdür. Bu günün amacı, dünya çapında çeşitli hayvan türlerinin karşılaştığı tehditlere dikkat çekmek ve toplumları daha duyarlı olmaya teşvik etmektir. Hayvanların yaşam ve sağlık haklarının devletler ve toplumlar tarafından garanti altına alınması, bu haklara herkesin saygı göstermesi hedeflenmektedir.
11 Ekim
Uluslararası Kız Çocukları Günü (Dünya Kız Çocukları Günü)
“Dünya Kız Çocukları Günü-Uluslararası Kız Çocukları Günü” 2012 yılında kutlanmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısında, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yararını önemle vurgulayarak” 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermiştir. 2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim gibi haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.
Dünya Etik Günü (Global Ethics Day), her kim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.
Dünya barışını, güvenliği ve uluslararası hukuku korumak üzere .Birleşmiş Milletler (BM) (United Nations), teşkilatı 24 Ekim 1945‘te kuruldu. 24 Eylül, kuruluş gününe atfen Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır.
Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. International Day to End Impunity for Crimes Against Journalists, tüm dünya için bir dayanışma günüdür.
Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü(World Day for the Prevention of Child Abuse), her yıl 19 Kasım tarihinde bir farkındalık günü olarak düzenlemektedir. Çocuklara yönelik istismarı önleme kültürü oluşturmayı hedeflemektedir. Bir sivil toplum kuruluşu olan Kadınlar Dünya Zirvesi Vakfı (WWSF-Women’s World Summit Foundation) 2000 yılında, 19 Kasım gününü ‘Dünya Çocuk İstismarı Önleme Günü’ olarak ilan etmiştir.
Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembe günü kutlanması ilan edilen uluslararası bir gündür. UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür.
Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü, her yılın 25 Kasım tarihi olarak belirlenmiştir. Dünya genelinde, kadına yönelik şiddeti durdurmak ve duyarlılık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir Bugün aslında insanlık ayıbının ve utancının günüdür. 25 Kasım; 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trijillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel Kardeşler‘in tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür.
Türkiye’de Noterler Günü, her yıl 5 Mayıs tarihinde kutlanmaktadır. 5 Mayıs 1972 tarihinde 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve Türkiye Noterler Birliği‘nin kurulması nedeniyle bu tarih, noterlik mesleğinin ve hukuki güvenliğin önemini vurgulamak amacıyla düzenlenmektedir. Adalet Bakanlığı ve Türkiye Noterler Birliği noterlik kamu hizmetinin önemi vurgulamak amacıyla her yıl çeşitli etkinlikler yapmaktadır. Mesleki bir gün olan Noterler Günü resmi tatil değildir.
Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtado de Mendoza (José Cristóbal Hurtado de Mendoza y Montilla) 23 Haziran 1772’de, Trujillo’da, 23 Haziran 1772 tarihinde Luis Bernardo Hurtado de Mendoza y Valera ve Gertrudis Eulalia Montilla y Briceño’nun çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasıyla birlikte Fransiscan Manastırında okudu. 16 yaşındayken Caracas’a gitti ve 16 yaşında, 1791 yılına kadar Sanat (Felsefe) alanında lisans eğitimi aldığı üniversitede okumak için Karakas’a gitti ve 1793’te lisans ve yüksek lisans derecesini kazandı.
Santo Domingo adasına gitti ve 1794’te Medeni Hukuk ve Kanun Hukuku alanında doktora yaprak avukat oldu.
Mendoza, Venezuela’ya döndükten sonra Avukat Antonio Nicolás Briceño’nun hukuk bürosunda çalışmaya başladı.
Venezuela’ya geri döndüğünde 20’li yaşlarının sonlarındaydı. Santo Domingo’ya giderek sivil haklar alanında eğitim vermeye başladı.
Siyasi Yaşamı ve Faaliyetleri
Cabildo de Barinas Belediye Başkanı seçildi.
Felsefe profesörü olarak üniversitelerde ders verdi.
1810’da bağımsızlık hareketine katıldı ve Simon Bolivar’ın danışmanı ve müttefiki oldu.
Mart 1811’de İspanyol-Amerikan bağımsızlık savaşı devam ederken kurulan ulusal kongre tarafından Başbakan olarak seçildi.
Simon Bolivar ile birlikte, İspanyol İmparatorluğu’na karşı bağımsızlık hareketi başlattı ve Venezuela’nın ilk başkanı oldu. 39 yaşındayken 5 Mart 1811’de Birinci Venezuela Cumhuriyeti’ni kurdu ve başbakan olarak seçilerek devleti yönetmeye başladı. Mendoza, Venezuela’nın bağımsızlık savaşında İspanyol monarşisini destekledi. 5 Temmuz 1811’de Venezuela Bağımsızlık Deklarasyonunu yazdı.
Aralık 1811’de ilk konvansiyonunu oluşturdu ve Venezuela’nın ilk anayasasını yürürlüğe koydu.
1811 Kongresi tarafından kurulan üçlü yönetimde Venezüella’nın ilk özgür ve bağımsız başkanı oldu. 5 Mart 1811’den 21 Mart 1812’ye kadar Venezuela devlet başkanlığı yaptı.
Tarihler 1812 yılını gösterdiğinde Kolombiya’ya sığınmak zorunda kaldı.
1813’te eyalet valisi oldu.
1821 ve 1825 yılları arasında Venezuela Yüksek Adalet Divanı başkanı olarak görev yaptı.
1826’da Bolivar dönemine ilişkin 22 ciltten oluşan inceleme kitabını hazırlayarak, “Kolombiya ve Peru’nun Kurtuluşu, Simón Bolívar’ın kamusal yaşamıyla ilgili belgeler koleksiyonu”nu yayınladı.
1828’de kamusal faaliyetleri sona erdi ve 8 Şubat 1829’da Karakas’ta yaşamını yitirdi.
Doğum tarihi olan 23 Haziran, Venezuela Avukatlar Günü olarak belirlenmiştir. Venezuela Barolar Birliğinin kararı ve önerisi ile 1972 yılından itibaren Avukatlar günü olarak kutlanmaktadır.
Ülkesi, 1845’te Simon Bolivar’ın kurduğu Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nden bağımsızlığını kazandı.
Türkiye Noterler Birliği Etik Kuralları, Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulunun 03.06.2008 günlü ve 80 sayılı kararı ile kabulüne ve onay için Kongreye sunulmasına karar verilen “Noterlik Mesleğinde Uyulması Zorunlu Etik Kurallar”, Hukuk Komisyonu’nun sunduğu 20 karar sayılı ve 13 numaralı önerge üzerine 37. Olağan Kongrede görüşülerek oybirliği ile kabul edilmiştir. 17-19.12.2008 günlü Yönetim Kurulu toplantılarında tekrar görüşülen “Noterlik Mesleğinde Uyulması Zorunlu Etik Kurallar”; 79 ve 119 sayılı kararlar uyarınca 17 Aralık 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmuştur.
Türkiye Noterler Birliği Etik Kuralları
Genel Hükümler
Amaç
Madde 1 – Bu düzenlemenin amacı, noterlik görevinin yasalara, tüzüklere, yönetmeliklere ve Türkiye Noterler Birliği genelgeleri ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun, tarafsız, güven verici ve saygın olarak yapılması için; noterlik dairesi ile iş koşullarında ve işlem sırasında, öncesinde veya sonrasında noter, noterlik personeli, işlem ilgilileri, noterlik kurum ve kuruluşları ile meslektaşlar arasında uyulacak kuralları belirlemektir.
Kapsam
Madde 2 – Bu kurallar, noterlik dairesi içinde ve dışında noterlik kurumuna olan güveni sağlamak amacıyla noterleri ve noter çalışanlarını kapsar.
Dayanak
Madde 3 – Bu kurallar, Noterlik Kanunu 166/5 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4 – Bu düzenlemede geçmekte olan:
Noter deyimi; noterler ile geçici yetkili noter yardımcılarını kapsar.
Noter çalışanı deyimi; noterlik dairelerinde çalışan tüm personeli,
Birlik deyimi; Türkiye Noterler Birliğini,
Oda deyimi; Türkiye’deki noter odalarını,
Başkan deyimi; Türkiye Noterler Birliği Başkanı’nı,
Etik kurallar deyimi; yasa ve yönetmelik ve bu tebliğde yazılı bulunan noterlik mesleğinin gelenek ve görenekleri ile uyulması zorunlu meslek kurallarını,
ifade etmektedir.
Noterlik Mesleğinin Özellikleri ve Kuralları
Madde 5 – Noterler için belirlenmiş bulunan etik kurallar, uyulması gereken prensiplerdir.
Madde 6 – Noterlik Mesleğinin Uyulması Zorunlu Olan Etik Kuralları:
Noterler;
6- 1- Noterlik hizmetinin görülmesinde sürekli gelişimi, katılımcılığı, saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği, hizmette yerindeliği esas alırlar.
6- 2- Noterlik işlemlerinin, ihtiyaca uygun, etkin, hızlı ve verimli biçimde yapılmasını; işlem kalitesinin ve hukuki güvenliğin artırılmasını; işlemden yararlananların ihtiyacına uygun, hukukun gelişmesinde etkin sonuçlar alınmasını hedeflerler.
6- 3- Notere ve noterliklere güveni sağlayacak şekilde davranırlar ve görevlerinin gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını tüm yaşantılarında davranışlarıyla gösterirler.
6- 4- Toplumun ve devletin değerlerine karşı saygı gösterirler.
6- 5- Çalışan personelinin verimli çalışmasını sağlayarak hizmet kalitesini artırır, personelin usulsüzlük yapmasını önlemek için gerekli tedbirleri alır, iş disiplinini sağlarlar.
6- 6- Etik kültürünün yerleşmesi ve geliştirilmesi konusunda her türlü çalışmayı yaparlar.
6- 7- Birbirlerine karşı iyi ve saygılı davranmalı, birbirlerine bilgi bakımından yardımcı olmalı, tescil ve aracılık hizmetlerinde gereken duyarlılığı göstermelidirler.
6- 8- Kanunen noterlik mesleği ve görevi ile bağdaşmayan hiçbir iş ve işlem yapamazlar.
6- 9- Başkalarına kefil olamazlar.
6- 10- Kendileriyle, personelleri ve kanunda gösterilen yakınlıktaki hısımları ile ilgili iş ve işlemleri yapamazlar.
6- 11- Kanunların emrettiği durumlar dışında yaptıkları işlemler hakkında ilgilisinden başkasına bilgi veremezler. Hiçbir neden ve şekilde açıklamalarda bulunamazlar.
6- 12- Kanunen bulundukları mevkiler ve yüklendikleri görevlerden yararlanarak kendilerine veya yakınlarına çıkar sağlayamazlar.
6- 13- Noter dairelerini, görevlerinin ve hizmetlerinin anlam ve gereğine uygun bir şekilde düzenlemek ve Noterler Birliğince tespit edilen standartlara uygun olarak tefriş etmek zorundadırlar.
6- 14- Türkiye Noterler Birliği kılık kıyafet yönetmeliği hükümlerine uyarak, notere yaraşır biçimde kıyafetlerle dairelerine gelmeye özen göstermelidirler.
6- 15- Dairelerinde çalışanlarla her yıl yasa ve yönetmelikle belirtildiği gibi iş sözleşmesi yapmalı ve bunları bağlı bulunduğu noter odası ile bölge çalışma müdürlüklerine göndermelidirler. Süresi dolan sözleşmelerin yenilenmesinde, ücret artışında veya başka bir noterliğe atama halinde (sözleşme süresi dolmuş ise) yapılacak ücret artışlarında gerekli özeni göstermelidirler.
6- 16- Oda genel kurullarınca tespit edilen resmi çalışma saatleri içinde dairelerini açık bulundurmak zorundadırlar.
6- 17- Yüksek yargı organları, mahkemeler, hakim ve Cumhuriyet savcıları, bakanlıklar, üst düzey yöneticiler, iş sahipleri, bürokratlar, mülki ve yerel yöneticiler ile resmi daireler ve tüm meslektaşlarıyla iletişim ve yazışmalarında notere yakışacak ciddiyet ve nezaket kuralları içinde davranmak zorundadırlar.
6- 18- Türkiye Noterler Birliğine, noter odalarına karşı kanun, yönetmelik, karar ve anlaşmalarla meydana gelen ve genel yazı ile istenilen yükümlülükleri aynen yerine getirmek, istenen bilgi ve belgeleri derhal ve eksiksiz odalara bildirmek veya vermek zorundadırlar.
6- 19- Kanunlara, yönetmeliklere Türkiye Noterler Birliğinin genelgelerine, emir ve genel yazılarına, ahlâk ve adaba uygun olmayan hiçbir iş ve işlem yapamazlar.
6- 20- Meslektaşlarının tutum ve davranışları hakkında kötü söz söyleyemez, dedikodu yapamazlar.
6- 21- Noterlik mesleğini ve meslektaşlarını herhangi bir şekilde küçük düşürecek, aşağılayacak, mesleğin vakar ve meslektaşlarının onurunu rencide edecek tutum ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.
6- 22- Yaptıkları işlemlerde tarafsızlık, eşitlik, bağımsızlık ve objektiflik ilkelerine uymak zorundadırlar.
6- 23- Herhangi bir nedenle, noterlik ücretlerinden ve gelirlerinden kısmen veya tamamen indirim yapamazlar, vazgeçemezler.
6- 24- Fazla gelir sağlayacak, iş adedini arttıracak, rekabete yol açacak hiçbir davranış içine giremezler. Rekabet amacı ile resmi daire yetkilileri, özel ve tüzel kişiler ile ilişkiler kuramaz, anlaşmalar yapamazlar. Noterler kendi aralarında dahi böyle bir ilişki içinde olamazlar.
6- 25- Yasal ve haklı neden olmaksızın dairelerine getirilen işleri yapmaktan çekinemezler, reddedemezler.
6- 26- Basılı kağıtlarında, kartvizitlerinde, daire adres ve yerlerini gösterir levhalarında, telefon rehberinde, herhangi bir nedenle verdikleri ilanlarda rekabete neden olabilecek ibareler kullanmaktan kaçınmalıdırlar.
6- 27- Daha fazla olanak ve koşullar temin ve yüksek ücret vaadi ile diğer bir daireden personel alınması, meslek dayanışmasına, birlik ve beraberlik ruhuna ve noterlik ahlâkına ters düşeceğinden, bu durumdaki personeli ancak noterinden muvafakat alarak çalıştırabilirler. (Son cümle Yönetim Kurulunun 12.03.2014 t. ve 114 s. kararı ile eklendi.) Başka bir noterliğe atanan noter, personelin bir kısmını yeni atandığı noterliğe götürebilmesi için; ayrıldığı noterlikteki mesleki faaliyetin devamı ve ifası bakımından, noterlik iş ve işlemlerine vakıf ve yeter sayıdaki personeli bırakmak zorundadır.
6- 28- Meslektaşlarının birlik ve beraberliklerine, mesleki dayanışma içinde bulunmalarına, birbirlerine duydukları saygı ve sevginin devamına uymayan her türlü davranışlardan uzak kalmaya özen göstermelidirler.
6- 29- Mesleki dayanışmanın gereği olarak birbirlerinin sevinçlerine, kederlerine birer kardeş gibi davranmak, birlikte sevinmek, birlikte üzülmek esasına sadık kalarak ve en sıkı ilişkiler içinde bulunarak yardımlaşmalıdırlar.
6- 30- Noterlik dairelerinin eşya devir ve teslimlerinde; Türkiye Noterler Birliğinin düzenlediği yönetmelik hükümlerine ve esaslarına, bağlı bulundukları noter odalarının her çeşit takdir ve tespitlerine aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar.
6- 31- Dairelerinin devir ve teslim işlemlerinde birbirlerine gerekli saygı ve anlayışı göstermeli, objektif hareket etmeli, emekliye ayrılan noterlerin mevcut halini de düşünerek ihtilaf yaratmamaya özen göstermelidirler.
6- 32- Mesleğin genel yararlarını, kişisel yararların üzerinde tutma yönünde duyarlı davranmalıdırlar.
6- 33- İşleri sebebiyle öğrendikleri, suç oluşturmayan özel ve ticari sırları gizli tutarlar, başkalarına açıklamazlar; ilgililerle saygı hudutları içinde konuşur, gereksiz yakınlıktan kaçınırlar, ilişkilerde iş sahipleri ile uygun mesafede olurlar.
6- 34- Meslektaşlar arası uyuşmazlıklardan dolayı sorunun çözümünün öncelikle mesleki örgüt yapısı içerisinde aranmasını amaçlamalıdırlar.
Çeşitli Hükümler
Etik Kurulu
Madde 7 – Birlik Yönetim Kurulu gerek görmesi halinde Etik Kurulu kurar ve çalışma usul ve esaslarını belirler.
Madde 8 – Noterlik mesleğinin uyulması zorunlu etik kurallarına uyulmaması halinde disiplin cezası uygulanır.
Yürürlük
Madde 9 – İşbu kurallar Birlik Yönetim Kurulunca kabul edilerek Türkiye Noterler Birliği Kongresince onaylanması tarihinden itibaren önceki kuralların yerine geçmek üzere yürürlüğe girer.
Etik Kurulu
Madde 10 – Bu kuralları Birlik Yönetim Kurulu yürütür.
Noterlik tarihi, yazının bulunmasından sonraki döneme kadar dayanmaktadır. Eski çağlarda okuma yazma bilmeyen kişiler arasında yapılan sözleşmelerin, devletin yetki verdiği noterler tarafından onaylanması ve bir kopyasının da saklanması geleneği noterliğin başlangıcını oluşturmuştur. Aynı kural günümüzde de devam etmekte, noterlerin düzenlemiş olduğu tüm evrakların bir sureti noter tarafından saklanmaktadır.
Noter kavramının notarius’tan geldiği kabul edilmektedir. Noterlerin tarihteki rolü bugünkü görevleri ile paraleldir. Amaç evrak suretini onaylatan kişileri kanunlar karşısında korumak ve haklarını yazılı olarak kayıt altına almaktır.
Noterlerin yapmış oldukları işlemler hukuki ve şekli olarak en güçlü delil niteliğindedir. Noterler, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirmekte ve kanunlarla verilen başkaca görevleri yapmaktadır.
Sümerlerde Noterlik
Noterlik kurumunun ilk örneklerine “Burgul” adı altında, Sümer medeniyetinde rastlanmıştır. Sümerli yargıçların ve Sümer Hukukunun ünü gözetildiğinde noterliğe ilk olarak Sümerlerde rastlanmış olması şaşırtıcı değildir. İnsanlık tarihindeki ilk yazı örneklerine de M.Ö. 3300 yıllarında Sümerlerde rastlanmaktadır. Bu yazılar, ucu sivri materyallerle yazılmış olduğundan çivi yazısı olarak isimlendirilmiştir. Daha sonraki uygarlıklar çivi yazısını geliştirmişler, Akadlar, Elamlar, Hititler, Urartular ve Fenikeler de çivi yazısını kullanmışlardır.
İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan ve Sümer, Akad, Hitit dillerinde yazılmış 74.000 çivi yazılı belge üzerinde 33 yıl çalışan ve araştırmalarını sürdüren Muazzez İlmiye Çığ’ın “Sümerli Ludingirra” kitabındaki “Ludingirra’nın Yaşam Öyküsü-Tablet 5″ kısmında Burgul şu şekilde tanımlanmaktadır:
“… bizim kanun ve geleneklerimize göre her sözleşme belirli kurallar içinde yazılmalıdır. Yazılı olmayan sözleşmeler için hiçbir hak ileri sürülemez ve mahkemeye başvurulamaz. Bu yüzden ev, bahçe, tarla, köle, hayvan satmak, kiralamak, borç alıp vermek, mirasını ölmeden bölüştürmek, çocuğunu evlatlıktan çıkarmak veya evlatlık almak isteyenler, yanlarında tanıkları, boyunlarında mühürleri ile babama gelirlerdi. Evlenecekler de tanıklar önünde, evlenme koşullarını, boşanma olduğu zaman kimin ne alabileceğini belirleyen bir sözleşme zorundalar. Eğer yazılı bir sözleşme yoksa evli sayılmaz evlenenler. Kurallarımız kesindir. Kentimizde yalnız sözleşmeleri yapan kurumsal bir kuruluş olarak Burgul var.”
“… sözleşmelere önce konusu, sıra ile koşulları, tanıkların adları, yemini, günü, ayı, yılı yazılıp iki tarafın mühürleri basılır. En önemlisi de sözleşme yazıldıktan sonra yazıların üzerine yeniden yumuşak kil kaplanması ve üzerine içindekilerin tekrar yazılmasıdır. Böylece sözleşmenin üstü kırılırsa, içi sağlam kalır, hem yazılanlar değiştirilemez…”
Roma’da Noterlik
Roma Hukuku, derinliği ve büyük bir coğrafyaya hükmetmesi nedeniyle dünya hukuk kültürüne büyük etkide bulunmuştur. Özel şahıslar arasında hukuk işlemlerine resmiyet kazandırılmasına Roma hukukunda ve bölge olarak da Kuzey İtaya’da rastlanmaktadır. Modern anlamda noterlik kurumu bir çok hukuk kurumu gibi ilk olarak Roma hukukunda ortaya çıkmıştır.
Justinian döneminde “tabellion”ların (noterlerin) görev ve organizasyon olarak hukuki bir düzenlemeye kavuşmasından sonra 11. Yüzyıl sonlarında ilk noter okulları kurulmuştur. Bologna Üniversitesinde noterlik dersleri verilmesinden sonra bu alan, farklı üniversitelerde de bilim dalı olarak kabul edilmiştir.
Osmanlı’da Noterlik
Türk hukukunda da noter ve noterlik müessesi bulunmaktadır. Tanzimat Fermanından önce Osmanlı Devleti’nde İslam Hukukunun etkisi görülmektedir ve katibiadiller noterlik hizmetini yapmışlardır. Daha sonra noterlik görevi kadı ve naipler tarafından yerine getirilmiştir. Resmiyet kazandırılmak veya belgelendirilmek istenen işlemleri kadılar veya kadıların görevlendirdikleri naip denilen kişiler yapmışlardır. Bu işlemlerde İslam Hukuku uygulanmıştır. Batılılaşma hareketlerinden sonra, 1893 Gülhane Hattı Hümayunu’nun okunması ve Fransız Ticaret kanununun iktisabı suretiyle 1849 yılında Kara Ticaret Kanunu, 1863 tarihinde ise Deniz Ticaret Kanunu yürürlüğe girmiş, 1860 tarihinde ise Ticaret mahkemeleri kurulmuştur. Bu tarihten sonra 1868 yılında yürürlüğe giren Ticaret ve Deavi Kalemi Nizamnamesi ile ticari işlemlerin belgelendirilmesi işlemlerininde, ticari sözleşme, kefaletname, vekaletname, protesto ve benzeri evrakın düzenlenmesinde Deavi Kalemi görevlendirilmiştir. Bu yenilik Noterlik kurumunun modern anlamdaki başlangıcı sayılmaktadır. Mecellenin yürürlüğe girmesi ile Mukavelat Muharrirleri Nizamnamesi ve sonrasında Katibiadil Kanunu Muvakkati 1913 yılında kabul edilmiştir. Böylece ilk defa noterlik kamu hizmeti olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Noterlik
Cumhuriyet döneminde, Katibiadil Kanunu Muvakkati kaldırılarak 1926 yılında Noterlik Kanunu çıkarılmış, çağdaş hukuk sistemi ile uyumlu şekilde İsviçre’nin Lozan ve Neuchatel Kantonları ile Avusturya Noterlik Kanunları göz önünde tutularak 3456 sayılı Noterlik Kanunu 01.09.1938 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun 1942, 1945, 1948, 1952 ve 1959’da değişikliklere uğramıştır. Kanun son olarak 1512 Sayılı Noterlik Kanunu olarak 05.05.1972 tarihinde yürürlüğe girmiş, Noterlik Kanunu Yönetmeliği çıkarılmıştır. Kanuna göre Noterlik mesleği kamu hizmetidir.
Asliye ve Sulh Hukuk Mahkemesinin bulunduğu yerde, o mahkemenin yargı çevresindeki noterlik işlerini görmeye yetkili olmak üzere noterlik kurulmaktadır. Bir ilin belediye sınırları içinde birden fazla noterlik bulunduğu takdirde, her noterlik, bağlı olduğu asliye mahkemesinin yargı çevresi ile sınırlı olmaksızın, il belediyesi sınırları içindeki bütün noterlik işlerini görmeye yetkilidir. Noterlik personeli, noterin emri altında çalışmaktadır ve katip ve hizmetlilerden oluşmaktadır. En az iki katip bulunan noterliklerde, bunlardan biri başkatiplik görevini yapmaktadır. Başkatip noterlik dairesi personelinin şefidir. Noterlik dairesinde bulunan evrak, defter ve demirbaş eşyadan noterle birlikte başkatip sorumludur.
Noterlerin Görevleri ile genel ve özel olarak yapacakları işlemler Noterlik Kanunu Yönetmeliğinin yedinci maddesinde düzenlenmiştir.
Noterlik Kanunu Yönetmeliği
Madde 7 – Noterler ilgililerin istekleri üzerine hukuki işlemleri kanunlar ve yönetmeliklerde gösterilen şekil ve surette yapmak zorundadırlar.
Noterlerin görevlerine giren işler mahiyetleri itibariyle genel ve özel işler olarak iki gruba ayrılır.
a) Genel olarak yapılacak işler:
Evlenme sözleşmesi,
Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi,
Zilyetlik devri sözleşmesi,
Miras taksimi,
Gayrimenkul hibe vaadi sözleşmesi,
Şirket sözleşmesi,
İrtifak hakkı vaadi ve ortak mülkün idaresi sözleşmesi,
Medeni Kanunun 748. maddesine müstenit sükna hakkı sözleşmesi,
Kaydı hayat ile irat bağlanması sözleşmesi (Borçlar Kanunu 507),
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, (Borçlar Kanunu 511),
Madde 1– Bu yönetmelik, 1512 sayılı Noterlik Kanununun düzenlenmesini Yönetmeliğe bıraktığı hususlar ile kanunun uygulanabilmesi için gerekli olan diğer konuları kapsar. (N.K. Md. 198)
Madde 2 – Her asliye ve münferit sulh mahkemesinin bulunduğu yerde kurulan noterlik dairesinin yeri, o noterliğin bağlı bulunduğu noter odası ile mahalli Cumhuriyet Savcılığının düşüncesi alındıktan sonra Adalet Bakanlığınca tespit edilir.
İlgili oda Bakanlığa görüşünü bildirmeden evvel, açılacak noterliğin yerinin tesbiti için bir üyesini görevlendirebilir. Bu üye incelemesini bir rapor ile odaya bildirir. Oda saptayacağı görüşünü, varsa belgeleri ile birlikte noterliğin bulunduğun yer Cumhuriyet Savcılığına gönderir. Cumhuriyet Savcılığı da gerekli gördüğü araştırma ve incelemeleri yaptıktan sonra kendi görüşü ile birlikte evrakı Adalet Bakanlığına yollar.
Noterlik dairesinin iş merkezlerinde mümkün olduğu oranda mahkemelere ve bankalara yakın yerlerde açılması hususu göz önünde tutulur.
Noterlik dairesinin yerinin değiştirilmesi:
Madde 3 –Bir noterliğin yerinin değiştirilmesinde de 2. madde hükümleri uygulanır.
Dairesinin yerini değiştirmek isteyen noter, gerekçe göstermek suretiyle Adalet Bakanlığına başvurur.
Bir noterlik dairesinin yerinin değiştirilmesi, noterin muvafakati ve ilgili odanın görüşü alınmak suretiyle Türkiye Noterler Birliğince de istenebilir.
Yangın, su baskını vesair tabii afetler nedeniyle yer değiştirmek ve iş yerini tahliye etmek mecburiyetinde kalan noter, tayini sırasında belirlenen bölge içerisinde kalmak şartıyla Adalet Bakanlığına, Odaya ve Cumhuriyet Savcılığına haber vermek suretiyle çalışma yerini değiştirebilir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Noterlik Dairesinin İç Düzeni
Noterlik dairesine tabela ve bayrak asılması:
Madde 4 – Her noterlik dairesinin bulunduğu binanın dış kısmında ve herkesin kolaylıkla görebileceği biçimde bir yere, resmi dairelerin tabelaları niteliğinde ve noterliğin unvanını taşıyan bir tabelanın asılması zorunludur.
Umumi iş hanlarının bir bölümünde bulunan noterlik dairelerinin tabelaları hem binanın dışına ve hem de bina içinde dairenin bulunduğu bölüm kapısına asılır.
Reklam niteliğinde olmamak şartıyla ve iş sahiplerinin noterlik dairesini kolayca bulmalarını sağlamak amacı ile büyük iş hanlarının dış kısmına dışardan görülecek şekilde veya binanın etrafını çevreleyen yaya kaldırımlarım taşmamak kaydıyle giriş kapıları önüne tabela asmak noterlik unvanını ve noterin ad ve soyadını yazmak veya yazılı levha asmak mümkündür. Bu tabela ve levhalara noterlikte kullanılan evraka ve kartvizite doktor ünvanından başka hususların yazılması reklam sayılır.
Noterlik daireleri, bulundukları binalara tatil günlerinde Türk Bayrağı Kanununun 3. ve Türk Bayrağı Tüzüğünün 9. maddeleri uyarınca Bayrak çekmek zorundadırlar.
Noterlik dairesinin kiralanması, döşenmesi ve giderleri:
Madde 5 – Noterlik dairesinin bulunduğu bina veya binaların kira sözleşmeleri, daire adına noter tarafından yapılır.
Noterlik daireleri, noterliğin sınıfı, iş yoğunluğu ve geliri gözönünde tutularak döşenir.
Döşeme Deyimi: Noterlik dairesinde bulunan ve mesleki faaliyetin ifası için, gerekli, noterin şahsına ait eşya ile noter tarafından daire hizmetine tahsis edilmiş taşınır ve sabit eşya ve malzemenin tamamını kapsar. Bunların hepsi notere aittir.
Kanunda ve yönetmelikte yazılı defter, evrak belge ve emanetler yukarıdaki fıkra kapsamı dışındadır.
Noterlik dairesinin kirası, aydınlatma, ısıtma, kırtasiye, personel ücretleri, sigorta primleri, iş yeri ile ilgili vergi, resim ve harçlar, görevin yapıla bilmesi için başkalarına gördürülen iş karşılığı ödenen ücretler, döşeme ve demirbaş amortismanları, görevle ilgili PTT ücretleri ve vergi mevzuatına göre gider kaydı mümkün olan sair harcamalar noterlik giderleridir.
Noterlik dairesinin bölümleri:
Madde 6 – Noterlik dairesi, noterliğin sürekli faaliyet gösterdiği yer olup noter çalışma, servisler, bekleme ve arşiv bölümlerinden oluşur.
Her daire, o yerdeki noterlik işlerinin yoğunluğu gözönünde tutularak, işlerin rahat görülmesini sağlayacak ve iş sahiplerinin kolaylıkla işlerini gördürebilecekleri nitelikte olmalıdır.
Noterlik dairesi bağımsız bir bina olabileceği gibi bir binanın bir dairesi veya bir dairenin münasip bir bölümü de olabilir.
a) Noter çalışma bölümü:
Noterlik dairesinde noterin oturduğu yerdir. Daire içinde ayrı bir oda olabileceği gibi aynı mahalde icabı hale göre ve noterlerin tensip edeceği şekilde diğer mahallerden ayrılmış bir bölümde olabilir.
Şu kadarki; noter odası imkan nispetinde diğer bölümlerle irtibatlı ve bölümleri daimi surette gözetim altında bulundurulabilecek durumda olur.
b) Servisler Bölümü:
Noterlik işlemlerinin görüldüğü ve personelin çalıştığı yerdir. Başkatiplik, hesap işleri, vezne, yazı işleri ve tebligat işleri servislerinden oluşur.
Servislerle bekleme bölümlerinin birbirine karışmamasına dikkat olunur.
İş yoğunluğu ve noterliğin sınıfı gözönünde tutularak servisleri azaltma veya çoğaltma noterin taktir ve yetkisi içindedir.
c) Bekleme Bölümü:
İş sahiplerinin işlerini gördürürken bekleyecekleri yerdir.
İş Kanununa göre, iş yerinde asgari ücreti, çalışma saatlerini belirten bir levha ile çalışanları ve sıfatlarını bildiren levha asılır.
d) Arşiv Bölümü:
Noterlik evrak ve defterlerinden kanun ve tüzüklerin tespit ettiği süreler sonuna kadar saklanması öngörülen bilcümle kağıt, defter vs. nin saklandığı yere arşiv bölümü denir.
Bu bölüm noterlik dairesinin içinde olabileceği gibi daire dışında bir yerde de olabilir.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Noterlik Dairesinin Çalışma Şekli
Noterlerin genel ve özel olarak yapacakları işlemler:
Madde 7 – Noterler ilgililerin istekleri üzerine hukuki işlemleri kanunlar ve yönetmeliklerde gösterilen şekil ve surette yapmak zorundadırlar.
Noterlerin görevlerine giren işler mahiyetleri itibariyle genel ve özel işler olarak iki gruba ayrılır.
a) Genel olarak yapılacak işler:
Evlenme sözleşmesi,
Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi,
Zilyetlik devri sözleşmesi,
Miras taksimi G. menkul, hibe vaadi sözleşmesi,
Şirket sözleşmesi,
İrtifak hakkı vaadi ve ortak mülkün idaresi sözleşmesi,
Medeni Kanunun 748. maddesine müstenit sükna hakkı sözleşmesi,
Kaydı hayat ile irat bağlanması sözleşmesi (Borçlar Kanunu 507),
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, (Borçlar Kanunu 511),
Mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış sözleşmesi,
Kira sözleşmesi,
Menkul mallarda hibe sözleşmesi,
Taksim ve ifraz sözleşmesi,
Evlat edinme sözleşmesi,
Temlik,
Taahhütname,
Kefaletname,
Vasiyetname,
Vakıf senedi,
Aile vakfı senedi,
Tanıma senedi,
Muvafakatname,
Sulhname,
Yeddiemin senedi,
Rehin senedi,
Borç senedi,
Fesihname,
İbraname,
Beyanname,
Şahadetname,
Piyango – Kur’a ve toplantı tutanağı,
Emanetleri saklama tutanağı,
İfade tutanağı,
Tespit tutanağı,
Vekaletname,
Defter onaylanması,
Çevirme,
Örnek çıkartma,
İmza sirküleri,
Protesto işleri,
İhbar – ihtarname işleri ve tebliği,
Tescil,
Kanunlarında noterler tarafından düzenlenmesi veya onaylanması öngörülen diğer işler.
b) Özel olarak yapılacak işler:
Tespit işleri,
Emanet işleri, (emanet kabul ve saklama)
Vasiyetname ve ölüme bağlı tasarruflarla ilgili işler,
Tebligat işleridir.
Noterlik personeli ve servisleri:
Madde 8 – Her noterlik dairesi işlerin yoğunluğuna göre yeteri kadar personel ve gereği kadar servisler halinde çalışır.
Noterlik personeli, noterin emri altında çalışan katip ve hizmetlilerdir. Başkatipler ve katipler noterliğin her işinde ve muamelatında fiilen çalışmak zorundadırlar.
Odacı, temizleyici ve bekçilik gibi işlerde çalışan «hizmetli» dir. Bunlar dışındaki hangi serviste çalışırsa çalışsın tüm personel «noter katibi»dir.
Noter, iş yoğunluğuna göre katip ve hizmetli adedi ile servis durumunu tayin eder. Ancak sınıfı ne olursa olsun en az iki katip bulunan noterliklerde katiplerden birisi «başkatip»lik görevi yapar.
Noterkatibiolabilme şartları:
Madde 9 – Noter katibi olabilmek için:
A – Devlet Memurları Kanununun 48. maddesine göre;
1 – Genel Şartlar
a) Türk vatandaşı olmak,
b) Devlet Memurları Kanununun 40. maddesindeki yaş hadlerinde bulunmak,
c) Devlet Memurları Kanununun 40. maddesine göre ortaokulu bitirmiş olmak,
d) Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
e) Ağır hapis veya 6 aydan fazla veyahut affa uğramış olsalar bile, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmak, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı bir fiilden dolayı hapis cezasından hükümlü bulunmamak,
f) Askerlik durumu itibariyle;
– Askerlikle ilgisi bulunmamak,
– Askerlik hizmetini yapmış veya ertelenmiş veya yedek subay sınıfına geçirilmiş olmak,
g) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek bir sakatlığı olmamak,
2 – Özel Şartlar
a) Hizmet göreceği sınıf için Devlet Memurları Kanununun 36. ve 41. maddelerinde belirtilen öğretim ve eğitim kurumlarından birinden diploma almış olmak,
b) Görev ve çalışma yönetmeliklerinde belirtilen diğer şartları haiz bulunmak,
B – (Değişik:RG-26/6/2011-27976)Noterliğe atanacak kâtibin ceza ve disiplin kararı ile meslekten çıkarılmamış olması gereklidir.
Bu hususlarda adayın yazılı beyanı esas alınır ve söz konusu beyanın doğruluğu daha sonra noter tarafından yetkili mercilerden teyit edilir.
C – Yukarıdaki A ve B fıkralarındaki şartları noter katipliğine uygun olanlar ilgili noter yanında altı ay süreli aday olarak çalıştırılır. Türkiye No terler Birliğinin açtığı kursları bitirenler adaylığa öncelikle alınırlar. (Noterlik Kanunu M. 44 son)
Altı ay sonunda noter tarafından aday hakkında bir rapor düzenlenir. Bu raporda adayın yeterliği onaylanmışsa aday «Noter Katibi» olur. Durum siciline işlenmek üzere rapor ile birlikte Odaya bildirilir.
Yeterliği onaylanmayan aday 6 ay daha çalıştırılabilir. Yine başarı göstermezse o noterlikte çalışıtırılmaz. Bu takdirde noter adayın çalıştığı servisler ve süresini ve adayın yeterliliğinin neden onaylanmadığını gerekçeli olarak açıklayacağı bir raporu odaya gönderir.
Özel durumdakatipatama usulü:
Madde 10 – Noterlik dairesinde çalıştırılmak üzere Yönetmeliğin 9. maddesinin A fıkrasına göre en az ortaokul mezunu bir aday bulamayan noter, durumu bağlı bulunduğu odaya yazılı olarak bildirir ve masrafı kendisine ait olmak kaydıyla odaca ilan yapılmasını ister.
Noter odasının en geç 10 gün içinde odanın ve noterin bulunduğu mahal de en az bir gazete ile gazete yoksa mahalli usullere göre üç gün süreli yapacağı ilanlar üzerine, ilanda belirtilecek süre içinde başvuranlar arasından en az ortaokul mezunu olanların adlarını oda başkanlığı ilgili notere bildirir. Noter, bunların arasından seçim yapmakta serbesttir
Odaya başvuranlar arasında en az ortaokul mezunu istekli olmadığı takdirde bu husus odaca tanzim olunacak bir zabıtla tesbit ve ilgili notere tebliğ olunur. Bu takdirde ilgili noter başvuran ilkokul mezunlarından birisini de alabilir. Vasıfsız da olsa ortaokul mezunu talip varken ilkokul mezunu katip alınamaz.
1512 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin son fıkrası hükmü saklıdır.
Katiplerinnoterlik değiştirmeleri halinde uygulanacakusûl:
Madde 11 – (Mülga: RG-07/04/2012-28257) (Danıştay, 8. Dairesinin 8.6.1978 tarihli ve 976/4749 esas, 978/5214 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
Sözleşme ve sicil tutma zorunluluğu:
Madde 12 – Noter katibi veya adayı ile yapılacak sözleşme dört nüsha olarak düzenlenir ve onbeş gün içinde noter odası ile bölge çalışma müdürlüğüne birer nüshası gönderilir. Diğer nüshalardan birisi noterde diğeri katip veya adayda kalır. Bu sözleşmelerin notere onaylattırılması zorunludur.
Noter odasına gönderilen sözleşmeye 9. maddeye göre aranan bilgilerin noter tarafından özel olarak onaylanmış birer örneği de eklenir. Katip adayının yeterliliğini bildiren rapor ile birlikte yeniden katip sözleşmesi yapılmışsa bir örneği gönderilir, yapılmamışsa, aday sözleşmesinin katiplik sözleşmesi halinde devam ettiği de odaya bildirilir.
Keza, aday veya katip sözleşmesi herhangi bir sebeple ortadan kalkarsa durumun yine odaya bildirilmesi şarttır.
Noter odası, bu değişiklikleri odada tutulan özel dosyalarda saklamak zorundadır.
(Mülga beşinci fıkra: RG-07/04/2012-28257)
(Mülga altıncı fıkra: RG-07/04/2012-28257)
Hizmetliler:
Madde 13 – Noterlik dairesinde «hizmetli» olarak çalışan kimselerde 9. maddede yazılı şartlar aranmaz. Noter, gördüreceği işe göre yetenekli gördüğü kimseyi serbestçe tayin eder. Katipler için verilen raporlar ile tutulan dosya ve siciller bunlar için de aynı şekilde tutulur.
Personel ücretleri:
Madde 14 – Noterler, yanlarında çalıştırdıkları katip ve hizmetlilere, noterlik işlerinde çalışmaları karşılığı olarak aylık ücret öderler. Bu ücretler İş Kanununun 30. maddesi hükmü gereğince düzenlenecek ücret hesabını gösterir imzalı veya noterliğin unvanını taşıyan bir pusula ile (tediye ücret hesap pusulası) (Örnek 3) ödenir. Ayrıca bordro yapılır.
Katip ve hizmetlilere verilecek ücretlerde aşağıdaki esaslar uygulanır:
A – İlk işe başlamada asgari ücretten az ücret verilemez.
B – (Mülga: RG-07/04/2012-28257)(Danıştay, 8. Dairesinin 8.6.1978 tarihli ve 976/4749 esas, 978/5214 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
C – Noterin ayrılması veya ölümü halinde, yeni atanacak noterle katip ve hizmetliler arasında yeniden bir ücret sözleşmesi yapılacağından, bunların geçmiş terfi süreleri bu sözleşmelerde nazara alınır.
Personelin terfii ve buna bağlı işlemleri:
Madde 15 –(Mülga: RG-07/04/2012-28257)(Danıştay, 8. Dairesinin 8.6.1978 tarihli ve 976/4749 esas, 978/5214 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
Personel yaş tahdidi:
Madde 16 – Katip ve hizmetliler 65 yaşını tamamladıklarında, yaş tahdidine tabi tutulurlar. Yaşın hesabında Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun hükümleri kıyasen uygulanır.
Sigorta ettirme yükümlülüğü ve ikramiye:
Madde 17 – Noterler yanında çalıştırdıkları katip ve hizmetlileri
a) T.C. Emekli Sandığından emeklilik veya malullük aylığı almakta olanlar dışında yanında çalışanları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine göre sigorta ettirmekle yükümlüdürler.
b) T.C. Emekli Sandığından emeklilik ve malullük aylığı almakta olup, yaşı 65’i geçmeyen katip ve 55’i geçmeyen hizmetlilerin de (hastalık) ve (analık) sigortasına girmelerini sağlarlar.
c) (Mülga: RG-07/04/2012-28257)(Danıştay, 8. Dairesinin 8.6.1978 tarihli ve 976/4749 esas, 978/5214 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
Verilecek ikramiyenin zamanını noter tayin eder.
Personelin izninde uygulanacak kurallar:
Madde 18 – Yıllık izinler, noterlik dairesini işlerini aksatmayacak şekilde başkatip tarafından her yılın Ocak ayında düzenlenecek ve noter tarafından onaylanacak bir çizelgeye göre kullandırılır.
İzin talepleri, yazılı olarak başkatibe verilir. İzin için müracaat etmeyen katipler ve hizmetliler noter tarafından tayin edilecek günde iznini kullanmak zorundadır.
Taleplerin aynı zamana rastlaması halinde veya iş durumuna göre noterin yapacağı tertibe, ilgili katip ve hizmetli uymak zorundadır. Noter katiplerinin yıllık izinleri İş Kanunu ve bu yönetmelik gereğince tutulacak deftere kaydolunur. Ayrıca her katibin ve hizmetlinin izne başlama ve bitirme tarihleri özel dosyasına konulmak üzere noter odasına bildirilir.
Kıdem tazminatı:
Madde 19 – Katip ve hizmetlilere kanunlar ve Türkiye Noterler Birliği organlarının tesbit edeceği usuller dairesinde kıdem tazminatı verilir.
Servisler:
Madde 20 – Kanunda ve Yönetmelikte yer alan işlemler noterlik personeli tarafından ilgili servislerdeki çalışma ile görülür.
Servisler;
A) Başkatiplik servisi,
B) İşlemler (muamelat) servisi,
C) Hesap işleri servisi ve vezne,
D) Tebligat servisinden oluşur.
Başkatiplikservisi:
Madde 21 – Bu servis,
a) Haberleşme ve yazışma işlerini yürütmek,
b) Kanun ve yönetmeliklerle tanzimi diğer servislere verilmemiş liste, beyanname ve bildiriler düzenlemek ve ilgili mercilere zamanın da göndermek,
c) Noterlikte tutulması gerekli defterleri usulüne uygun tutmak, (başkatip, noterin yazılı onayı olmak suretiyle defterlerden bazılarını ilgili servislere de tutturabilir.)
d) Emanetlerin teslim ve muhafazası için gerekli işlemleri yapmak,
e ) Her türlü karton ve dosyaları usulüne uygun olarak tutmak ve günlük işlem kağıtlarının ciltbentlere yerleştirilmesini temin etmek,
f) Arşiv bölümünü tanzim ve çalışma tarzını tayin, tesbit, yürütme ve denetlemek,
g) Noterlik dairesinin iç hizmetleri, temizlik ve koruma tedbirlerini yerine getirmek,
h) Aylık ve yıllık iş cetvelleri, beyannameler ve her türlü cetvelleri düzenlemek ve bunları ilgili yerlere göndermek ve gecikmeye meydan bırakmadan gerekli ödemelerin zamanında yapılmasını sağlamak,
İşlerini yapmakla görevlidir. Bu işler başkatiplik servisi tarafından yapılacağı gibi başkatibin teklifi, noterin onayı ile diğer servislere de yaptırılabilir.
İşlemler (muamelat) servisi:
Madde 22 – Kanunlarda genel ve özel olarak noterliklerde yapılması öngörülen tüm noterlik işlemlerini kanun ve yönetmelikte gösterilen şekil ve suretle hazırlamak, bu işlemlerin harç, vergi ve sair ücretlerinin tahakkukunu yapmak ve iş kağıtlarını vezneye gidebilecek şekilde hazırlamak ve işi biten kağıdı vezneye sevk etmekle görevli servistir.
İş yoğunluğuna göre noter servislerde yeteri kadar personel çalıştırır. Ancak, birden çok katibin çalıştığı serviste noter gerekli görürse bunlardan birisine «servis şefliği» görevini verir.
Şef, servisinin en yakın amiri olup, servisinin işlerini düzenli bir şekilde ve zamanında yapılmasından sorumludur.
Hesap işleri servisi ve vezne:
Madde 23 – Noterlik dairesinin gelir, gider, vergi ve sigorta gibi tüm hesap işleri ile vezne ve kasa işlerini ve noterin vereceği diğer işleri yürüten servis hesap işleri servisidir
Bu servis doğrudan doğruya notere bağlı olup vezne, kasa ve muhasebe bölümleri halinde çalışır. Vezne işlerini yürüten kişiye «veznedar» denir.
Servisler tam olan noterliklerde yevmiye defteri, muvazene defteri, harç, damga vergisi beyannameleri, bodrolar, vergi ve sigorta bildirimleri bu servis tarafından tanzim edilir.
Çalışma tarzı; işlemler servisinden çıkan her işlemin tahakkukunun doğru olup olmadığı başkatip tarafından kontrol edilerek paraf edildikten sonra vezneye gelir. Vergi, harç, resim değerli kağıdın ve diğer ücretlerin noksansız ve doğru tahakkuk ettiğine kanaat getiren veznedar evvela bu işlemin makbuzunu keser, bedelini tahsil eder. İşlemin sağ üst köşesine yevmiye numarası kor ve kağıdın sağ alt tarafındaki noterlik tasdik mahallini noterlik mühürü ile mühürler. İşin niteliğine göre evrakın üst orta kısmına örnek, tercüme ve sair şerhleri ihtiva eden kaşeyi basar. Yazı ile yazılması gerekli şerhlerin noksanlığı halinde tamamlanmak üzere servisine iade eder. İşleme değerlendirme pulu yapıştırılıyorsa bu pullara tarih damgası basılır. Bundan sonra altı notere, noter yokluğunda imzaya yetkili vekile imzalattırılır. Noterlikte kalacak nüsha alıkonularak diğeri ilgiliye verilir.
(Değişik beşincifıkra:RG-20/12/1995-22499)İşlem kâğıdının noterlikte kalan nüshası yevmiye defterine işlendikten sonra ait olduğu gruba ait cilt veya ciltbentte saklanır. Cilt veya ciltbentlere sığmayacak büyüklükte ya da kalınlıkta olan veya emniyet nedeniyle noter tarafından gerekli görülen işlemler ayrı yerde saklanır. Ancak, işlemin yevmiye numarası, niteliği, ilgilileri ve evrakın nerede saklandığı ayrı bir kâğıda yazılarak, o evraka ait cilt veya ciltbentteki yerine konur. İşlem tescile tabi ise bu arada bu da ikmal edilir ve evrakın üzerine tescil edildiği işareti konulur. Cilt veya ciltbente yerleştirilen evrakın her işi bitmiş olmalıdır.
(Değişik altıncıfıkra:RG-20/12/1995-22499)Defter onaylamalarında onaylanan defterler için, onaylama şerhinde bulunan bilgileri kapsayan bir kâğıt, cilt veya ciltbentteki yerine tek tek veya toplu halde sıra takip etmek üzere konulur.
Tebligat servisi:
Madde 24 – Tebliği istenen kağıt noterlik dairesi aracılığı ile kanun ve nizamlara uyarak muhatabına ulaştırılması veya muhatabın ıttılaına en emin şekilde arz edilmesi ile görevlidir.
Tebligatın gerektirdiği bütün masraflar peşin veya avans olarak tahsil olunur. Tebliği isteyen tarafından bu suretle gerekli masrafın tamamı ödenmeyen tebligattan sarfınazar olunmuş sayılır.
(Mülga üçüncü fıkra: RG-20/12/1995-22499)
(Mülga dördüncü fıkra: RG-20/12/1995-22499)
Tebliği istenen kağıtların her nüshasına veznece yapılması gerekli işlemleri yapılır ve her nüshaya hangi yolla tebliği talep olunmuş ve noterlikçe uygun görülmüş ise bu hususu belirtir şerh konulur.
BEŞİNCİ KISIM
Tutulması Zorunlu Olan Defterler
Adalet Bakanlığında tutulacak defterler:
Madde 25 –Adalet Bakanlığında aşağıda gösterilen defterlerin tutulması zorunludur.
1 – Noterlik belgesine sahip olanlar defteri,
2 – Noterlikler defteri,
3 – Noterler sicil defteri ve sicil cüzdanı,
Noterlik belgesine sahip olanlar defteri:
Madde 26 – 1512 sayılı Kanunun 6. maddesindeki niteliklere sahip olanlar ile aynı Kanunun 17. maddesi gereğince noterlik stajını bitirmek suretiyle noterlik belgesi almaya hak kazananların kaydolduğu defterdir.
Bundan başka, 1512 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce noterlik veya noter yardımcılığı ehliyetnamesi aldığı halde tayini yapılmamış olanlar da bu deftere kaydolunur.
Bu defterde, sıra numarası, fotoğraf yeri, belge sahibinin adı soyadı, işi, belge tarihi, adres sütunları ile belgenin Kanunun hangi maddesine göre verildiği, teklif edilen noterlik, teklifin yapıldığı tarih, teklifin reddedildiği ya da reddedilmiş sayıldığı tarih, kaydının silindiği tarihlerin yazılmasına mahsus düşünceler sütunu bulunur.
Noterlik belgesine sahip olanlar defterinden kaydın silinmesi:
Madde 27 – Noterlik belgesine sahip olanların
1 – Atandığı noterlikte göreve başlaması,
2 – Noterliğe atanma koşullarını daimi olarak kaybetmesi,
3 – Adalet Bakanlığınca yapılan tekliflerin ikisini reddetmesi veya reddetmiş sayılması,
4 – Başvurması üzerine atandığı noterlik görevine başlamıyarak iki defa istifa etmesi veya istifa etmiş sayılması,
5 – Ölmesi,
Hallerinde defterdeki kaydı silinir.
Bu suretle defterdeki kaydı silinmiş olanların başvurmaları üzerine önceden almış oldukları belgeler iptal edilir ve bu husus defterin düşünceler sütununda gösterilir.
Yeniden başvuran, noterliğe atanma şartlarını yitirmediğini belgelendirmesi halinde noterlik belgesine sahip olanlar defterine, ilk defa başvuranlar için uygulanan usul gereğince yeniden kaydedilir ve yeni sıra numarasına göre belge verilir.
Noterlikler defteri:
Madde 28 – Noterlikler defteri, her noterliğin ayrı bir sayfaya kaydedildiği bir defterdir. Bu defterde noterliğin adı, dosya numarası, noterin adı, soyadı, göreve başlama tarihi, ayrılma tarihi, noterliğin sınıfı, iş yeri adresi ve düşünceler sütunları bulunur.
Noterin değişmesi halinde yeni notere ait gerekli bilgiler aynı sayfadaki özel yerlerine işlenir.
Noterler sicil defteri:
Madde 29 – Noterler sicil defterinde her noter ayrı bir sayfaya kaydedilir. Bu defter sıra numarası, sicil numarası, noterin adı ve soyadı, doğum yeri, doğum tarihi, noterliğe başladığı tarih, bulunduğu noterliklerin adları, göreve başlama ve ayrılma tarihleri, ne suretle atandığı, ayrıldığı ve düşünceler sütunlarını kapsar.
Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte noter olanlara Adalet Bakanlığınca kıdemlerine göre sicil numarası verilir. Daha sonra noterliğe atananlara da işe başlama tarihlerine göre sicil numarası verilir.
Sicil numarası bulunan bir kimse noterlikten ayrılıp, tekrar noterlik görevine atanması halinde eski sicil numarasını alır. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce meslekten ayrılmış olup ta, yeniden noterliğe atananlar yeni sicil numarası alırlar.
Noterler sicil cüzdanı:
Madde 30 – Noterler sicil cüzdanı her noter için ayrı bir defter halinde tutulur. Bu defterde noterin fotoğraf yeri ile sicil numarası, kimliği, öğrenim ve askerlik durumu, eserleri, bildiği yabancı diller, ne suretle noterliğe atandığı, bulunduğu noterlikler ve bu noterliklere başlama ayrılma tarihleri, noterliğe atanmasından önce bulunduğu görevler, aldığı madalya ve ödüller, sağlık durumu, Adalet Müfettişliğince yapılan teftiş sonuçları, fahri olarak yaptığı görevler ve düşünceler sayfa ve sütunları bulunur.
Bakanlıkça tutulacak dosya ve kartonlar:
Madde 31 – Adalet Bakanlığında ayrıca atama, teminat, izin, teftiş, şikayet ve gerekli görülen sair konular için dosyalar tanzim edilebilir.
Türkiye Noterler Birliğinde tutulacak defterler:
Madde 32 – Türkiye Noterler Birliğinde aşağıda gösterilen defterlerin tutulması zorunludur.
1 – Karar defterleri,
2 – Sicil defterleri,
3 – Vasiyetnamelerin tesciline dair uluslararası sözleşmelere göre tutulacak defterler,
4 – Muhasebe defterleri,
5 – Diğer defterler,
6 – Disiplin Kurulu defterleri,
Türkiye Noterliği Birliğinde ve organlarında tutulacak defterler, düzenlenecek ayrı bir iç yönetmelikle ihtiyaca göre artırılabilir. Defterlerin nitelikleri ve nicelikleri ile muhasebe çalışmaları da bu yönetmelikle belirlenir.
Karar defterleri:
Madde 33 – A) Yönetim Kurulu ve Başkanlık Divanı Karar Defteri:
Yönetim Kurulu ile divan müzakere sonuçlarının yazıldığı defterlerdir. Kullanmaya başlamadan evvel notere onaylattırılır. Aynı defter birden fazla yıl için kullanılırsa, ilk yılın kararlarının bittiği sayfanın altına veya onu takip eden ilk sayfaya o yıla ait kullanmanın hangi sayfada bittiği yazılarak kapanır ve altı mühürlenip başkanlıkça imzalanır.
Kararın başlangıç sayfasında aşağıdaki kayıtlar bulunur.
a – Hangi kurula ait olduğu,
b – Tutanak numarası,
c – Tutanak tarihi,
d – Karar numarası,
e – Karar tarihi,
f – Kurulu teşkil eden üyelerin unvanları, ad, soyad ve asıl görevi,
g – Toplantıda bulunanların adı, soyadı ve kuruldaki görevleri,
h – Toplantıda bulunamayanların adı, soyadı ve kuruldaki görevleri,
i – Gündem maddeleri,
j – Karar fıkraları yazılır.
B) Birlik ve Odalar Memur ve Hizmetlileri Disiplin Mercii Karar Defterleri:
Bu defter el yazısı ile tutulur, tasdiki diğer karar defterleri gibi olur.
Yönetim Kurulu ve Divanca verilen kararların sadece karar fıkrası tarih ve numara sıra altında yazılır ve aslına uygunluğu Başkanlıkça mühür ve imza ile onaylanır.
Kişiler tarafından verilen disiplin cezaları deftere geçirilerek cezayı veren tarafından imzalanır.
Sicil defterleri:
Madde 34 –Sicil defterleri,
1 – Noterler sicil defteri,
2 – Türkiye Noterler Birliğinde çalışan memur ve hizmetliler sicil defteridir.
Bu defterler föy, kalamoza ve karton şekillerinde tutulabilir, yukarıdaki maddede açıklandığı şekilde onaylanır.
Vasiyetnamelerin tescili sözleşmesine göre tutulacak defterler:
Madde 35 – Vasiyetnamelerin tescil konusunda bir usul kurulmasına dair Avrupa Sözleşmesi uyarınca tescil gereken vasiyetnamelere iliş kin bilgiler sözleşmede yazılı olduğu şekilde bu defterlere işlenir. Bu defter de 33 üncü maddedeki usule göre onaylanır.
Muhasebe defterleri:
Madde 36 – Mevcut muhasebe usullerinden bir veya birkaçına göre aşağıdaki defterler tutulur
a – Yevmiye defteri,
bu ikisi birlikte de ‘tutulabilir’
b – Defteri kebir,
c – Kasa defteri,
d – Demirbaş eşya defteri,
e – Diğer yardımcı defterler,
f – Dahili muhabere defteri,
g – Dahili zimmet defteri,
Muhasebe defterleri, özel kanunlardaki usule göre tasdik ettirilir.
Diğer defterler:
Madde 37 –Diğer defterler
a – Muhabere defteri,
b- Zimmet defteri,
c- İç yönetmelikte belirtilecek defterler ile gerekli sair yardımcı defterlerdir.
Bu defterlerde 33 üncü maddedeki usule göre onaylattırılır.
Disiplin kurulu defterleri:
Madde 38 – Türkiye Noterler Birliği Disiplin Kurulunda, aşağıdaki defterler tutulur.
a – Esas defteri,
b – Talik defteri,
c – Muhabere defteri,
d – Karar defteri,
e – Zimmet defteri,
f- Karar kartonu,
g – Diğer yardımcı defter ve kartonlardan ibarettir.
Bu defterler 33 üncü madde uyarınca onaylanır.
Noter odalarında tutulacak defterler:
Madde 39 – Noter Odalarında aşağıda gösterilen defterlerin tutulması zorunludur.
1 – Noter odası üye kayıt defteri,
2 – Noter odası karar defteri,
3 – Stajiyer defteri,
4 – Noter katipleri sicil defteri,
5 – Noterlikler ortak cari hesap defteri,
6 – Diğer defterler.
Noter Odası üye kayıt defteri:
Madde 40 – Noter odasına bağlı noterliklerde görev yapan noterlerin üye olarak kaydedildiği defterdir. Bu defterde her notere bir sayfa ayrılır. Sayfanın sağ başına fotoğraf, altına noterin adı, soyadı, odaya kayıt numarası, noterliğin adı, noterin doğum tarihi, doğum yeri, noterliğe ilk tayin edildiği tarih ile nakli varsa geldiği veya gittiği noterlik, giriş aidatına ait makbuzun tarih ve numarası ve düşünceler sütunu ile noterin, her türlü tatbike medar olacak imzası ve mühürünü ihtiva etmesi gerekir.
Noter Odası karar defteri:
Madde 41 – Noter Odası karar defteri bu yönetmeliğin 33 üncü maddesinde yer alan karar defterleri gibi aynı şekilde ve usuller dairesinde tutulur.
Stajiyerdefteri:
Madde 42 – Noter odaları, bölgelerindeki stajyerlerin durumunu gösteren bir defter tutarlar. Bu deftere stajyerin adı, soyadı, doğum tarihi ve yeri, adresi, bitirdiği okul, staj için müracaat ettiği tarih, kabul tarihi, staj yaptığı noterlik ve aldığı ücret ile stajın sonucu ve stajyer hakkında tanzim edilen rapor özetleri, imza yetkisi verilmişse tarihi ve vekalet ettiği noterlik adı ve süresi kaydolunur.
Noterkatiplerisicil defteri:
Madde 43 – Her noter odası kendi bölgesindeki noterliklerde çalışan katipler için sicil defteri tutmakla zorunludur. Bu defter, birlik memur ve hizmetlileri için tutulacak defterler gibi tutulur. (Örnek 4)
Her oda, işbu yönetmelik yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde bölgesindeki katiplere bir sicil numarası vermek suretiyle bu deftere kaydetmek zorundadır. Sicil numarası verirken katiplerin noterliklerden hizmet süreleri esas alınır.
Bu deftere katibin sicil numarası, adı, soyadı, doğum tarihi ve yeri, çalıştığı noterlik, tahsil durumu, imza yetkisi varsa yetkinin verildiği veya alındığı tarih, aldığı cezaları, naklen geldiği veya gittiği noterlik adı ve ünvanındaki değişiklikler kaydolunur.
Noter Odasında tutulan bu defter kayıtları gizli olup ancak oda bunu, istendiğinde Bakanlık yetkilileri, Türkiye Noterler Birliği, Disiplin Kurulu gibi merciler ile o katibi çalıştıran veya çalıştırmak isteyen notere gizli olarak bildirir.
Noter katipliğine veya adaylığına yeni atananlar, tayin tarihini takip eden 15 gün içinde bu deftere kaydedilir. Her noter aldığı katip veya adayı bu süre içinde odaya bildirmekle yükümlüdür.
Bu defterden başka odalarda her noter katibi için yönetmeliğin 9 uncu maddesinde aranan belgeleri ve imza yetkisi verildikçe yemin zaptı suretlerini ve ceza verilmişse ilam ve kararları ihtiva eden bir dosya tutulur.
Noterlikler ortak cari hesap defteri:
Madde 44 – Noterlikler ortak cari hesap defteri, 1512 sayılı Kanunun 109 uncu ve 166/2. maddeleri uyarınca tutulacak defterlerdir.
A – 1512 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine göre her bankada açılacak hesap için tutulacak Banka Cari Hesap Defteri,
B – 1512 sayılı Kanunun 166/12. maddesine göre kambiyo senetleri ortak hesabı için yine her bankada açılacak hesaba ait olmak üzere, tutulacak Kambiyo Senetleri Banka Cari Hesap Defteri (Örnek 5)
Bu defterler Yönetmeliğin 12 inci kısmındaki esaslar gözönünde bulundurularak tutulur.
Diğer defterler:
Madde 45 – Noter Odalarınca, ayrıca, görevli noterlikler defterleri, oda memurları sicil defteri, muhabere defteri, zimmet defteri, demirbaş eşya defteri, muhasebe yevmiye defteri, sigorta dosyası, gelen giden yazışmalar için kartonlar, her noter için ayrı ayrı yazışma dosyaları usullerine göre tutulur.
Odalarca tutulacak defterler, 33 üncü madde gereğince onaylanır.
Noterliklerde tutulacak defterler:
Madde 46 – Noterliklerde aşağıdaki defterlerin tutulması zorunludur.
1 – Yevmiye defteri,
2 – Emanet defteri,
3 – Tescil defteri,
4 – Muvazene defteri,
5 – (Mülga: RG-20/12/1995-22499)
6 – Teftiş defteri,
7 – Muhabere defteri,
8 – Zimmet defteri,
9 – Personel sicil defteri,
10 – İzin defteri,
11 – Demirbaş eşya defteri,
Noterliklerde tutulacak defterler kullanılmadan önce bağlı bulundukları hakimliğe tasdik ettirilir.
Yevmiye defteri:
Madde 47 –(1) – (Değişik ilkfıkra : 15.11.1987)Yevmiye defteri iki sayfalı bir defterdir. Defterin sol tarafında, yevmiye sıra numarası, işin niteliği, ilgililer, harç, damga vergisi, katma değer vergisi ve değerli kağıtlar, sağ sayfada diğer gelirler adı altında, noter ücreti, (Kanunlarında, harç, vergi ve resimden bağışık olduğu yazılı işlemler dahil) düzenleme ücreti, yazı (bildirim yazı ücreti dahil), çevirme, karşılaştırma tescil, emanetlerin saklanması, defter onaylama, yol ödeneği, aracılık ücreti, memur vasıtası ile tebliğ vesair ücretleri ile ücretler yekünu ve genel yekünsütunları kapsar.
Yevmiye defterine, gelen iş kağıtları geliş sırasına göre numara alır ve deftere işlenir. Her iş günü bitiminde günlük işlerin kalem kalem yekünları alınır.
Bir günkü yekunun altına varsa bir evvelki gün veya günler yekünu yazılır. 15 gün toplamı birinci dönem yekünu olmuş olur. Maliyeye verilen beyanname yekünu bu miktarı ihtiva eder.
Ayın 16 ncı günü, ikinci dönemin birinci günü olduğu için yekünu alındıktan sonra evvelki günler yekünu eklenmez. 17 nci (İkinci dönemin ikinci günü) günün toplamı altına 16 ncı günün toplamı eklenir, bu suretle ayın son günü ikinci dönemin toplamı bulunmuş olurki, ikinci dönem beyannameye bu miktarlar işlenir.
İkinci dönem toplamının altına, birinci dönemin toplamı eklenerek birinci ayın yekünu elde edilmiş olur. Bu yekûnda aylık cetvelin ve aylık gelirin işlendiği muvazene defterinin esasını teşkil eder. Aylık gelirler bu toplamın rakamlarına göre tespit edilir.
Türkiye Noterler Birliğine, Noterlik Kanununun 71. maddesine göre verilecek cetveller bu toplama göre hazırlanır.
Müteakip aylarda yukarıdaki usulle toplama işlemleri yapılır, bir ay evvelki genel yekün aylık son yeküna eklenerek sene tamamlanır. Bu suretle yıl sonu hesaplan da bu yeküna göre yapılmış olur.
Görevli noterliklerde ortak cari hesaba ait işlemler yevmiye defteri sıra numarasına göre yevmiye kırmızı boyalı bir kalemle işlenir. Bu mümkün olmazsa bu sıra numarasının düşünceler hanesine noterlikler ortak cari hesabına ait olduğu işaret veya mühür basılarak belirtilir.
Yevmiye defteri yılın başında bir numaradan başlayarak sene sonuna kadar, yapılan işlem kadar numara alır. 15 günlük yekünlara göre numara yenilenmez, numara birbirini izler.
Noterlik Kanununun 52. maddesine göre tatilde yapılan işler tatili izleyen ilk iş gününün ilk yevmiye numarasına kayıt günü tarihi ile yazılır. Ondan sonra günlük işlere devam olunur.
(Değişik 11ncifıkra – 15.11.1987) Aynı biçimde işlenmesi ve aynı bilgileri taşıması şartıyla bu defter, bilgisayar aracılığı ile de tutulabilir. Bu takdirde, bilgisayarda işlem görmeye elverişli ve her birisi üzerlerine mühür basılmak, ilk ve sonuncu sayfaları imzalanmak suretiyle yetkili Asliye Hukuk hâkimine onaylatılmış ve teselsül eden sıra ve onay numaraları yazılı olan müstakil kağıt yapraklar kullanılır. Bu yapraklar özel dosyada muhafaza edilir. Bir seri yaprağın işlenmesi bitince ciltlenerek, cilt kapağına kaç sayfadan ibaret olduğu yazılıp onaylandıktan sonra dairede saklanır.
(Ek fıkra -15.11.1987) Aynı ilgiliye ait, aynı nitelikteki birden fazla işler, numaraları tek tek belirtilmek suretiyle deftere tek kalem halinde işlenebilir.
—————————————————————————————————————-
(1)Maddede iki kez değişiklik yapılmıştır.
Önce 2 Ekim 1984 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik değişikliği sırasında 11’inci fıkra eklenmiştir.
15 Kasım 1987 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik değişikliği sırasında 1’inci ve 11’inci fıkralar değiştirilmiş ve 12’nci fıkra eklenmiştir. (Adalet BakanlığıHİGM.nün3/11/1987 tarihli ve 35709 sayılı onay yazısı. Bakınız:1987/74 sayılı genelge)
Emanet defteri:
Madde 48 – Noterliklere verilen her türlü emanetlerin kayıt defteridir. Defter karşılıklı iki sayfalı olarak kullanılır.
Sol tarafa, emanet tutanağının tarih ve numarası ile emaneti verenin adı, soyadı, baba adı, doğum tarihi, adresi ve adına yatırılanın adı, soyadı (biliniyorsa) baba adı, doğum tarihi, adresi açık olarak yazılır. Bu sayfaya lehine emanet yatırılan kimseye tutanağın bir örneğinin tebliğ edildiği tarih ve emanetin miktar ve cinsi, varsa özel vasıfları yazılır
Sağ tarafa, emanetin ilgiliye verilmesi işlemi yazılır. Emanetin verildiğini gösteren tutanağın tarih ve numarası, para ise çekin tarih ve numarası yazılır ve imzası alınır.
Tescil defterleri:
Madde 49 – Kanunlara göre tescilleri gereken işlemlerin yazıldığı defterlerdir.
Tescil defterine, tescili gerekli işlemler sıra numarası, işlemin tarih ve numarası, ilgililerin adı soyadı, işlemin niteliği yazılmak suretiyle tescil edilir. Tescilde işlem aynen yazılabileceği gibi özet halinde de yazılabilir. Kanunlarında gösterilen sair şekiller saklıdır.
1 – Mülkiyeti muhafaza kaydıyle yapılan satışların tesciline ait defter,
2 – Kanunların tescilini emrettiği akit ve işlemlerin kaydına mahsus tescil defteri.
Ayrıca, noterler dairelerinde yapılan vasiyetname vesair ölüme bağlı tasarruf işlemlerini, vasiyette veya tasarrufta bulunan ilgilinin soyadına göre tutulacak bir fihrist defterine işlem tarih ve numarasını da belirtmek suretiyle kaydederler.
Muvazene defteri:
Madde 50 – Noterliklerin aylık gelir ve giderlerinin kaydedildiği defterdir. Karşılıklı iki sayfa olarak kullanılır. Sol sayfasına yevmiye defterinde gösterilen kaynaklarına göre aylık gelirler, sağ sayfasına da aylık giderler yazılır.
Değerlikağıtdefteri:
Madde 51 –(Mülga:RG-20/12/1995-22499)
Teftiş defteri:
Madde 52 – Adalet Müfettişlerinin teftişleri sonunda yapacakları tenkit ve tavsiyelerin işlenmesine mahsus defterdir.
Muhabere ve zimmet defterleri:
Madde 53 – Muhabere defteri, noterlik dairesine gelen ve noterlik ten gönderilen yazıların kaydedildiği defterdir. Bir yaprağına gelen, diğer yaprağına giden yazılar kaydedilir. Gelen ve giden yazılar için ayrı ayrı iki defter de tutulabilir. (Örnek 6)
Zimmet defteri, noterlik dairesinden gönderilen evrakın personel aracılığı ile diğer tarafa verilmesi halini tesbit eden defterdir. Bu defter bir tane olabileceği gibi, kambiyo senetleri protesto evrakının teslimi ve sair yazışmalar için ayrı olmak üzere birden fazla da olabilir. (Örnek 7)
Personel sicil ve izin defteri:
Madde 54 –Noterlik dairesinde çalışan personele ait bilgilerin kaydedildiği defterdir. Bu defterde her katip ile aday ve hizmetli için karşılıklı iki sayfa ayrılır. Sayfanın sol baş tarafına ilgilinin fotoğrafı yapıştırılır. Defterde adı soyadı, doğum tarihi ve yeri, baba ve anasının adı, öğrenim durumu, sicil numarası, iş yeri numarası, sigorta sicil numarası, işe giriş tarihi, ücreti, ücretindeki değişiklikler işten ayrılma nedeni ve tarihi, geldiği iş yeri ve görevler, bu noterlikte aldığı disiplin cezaları, daha önce aldığı disiplin cezaları sütunları bulunur. (Örnek 4)
İş Kanununa göre ayrıca ücretli izin defteri tutulur.
Demirbaş eşya defteri:
Madde 55 – Özel kanuna göre tutulur. Mesleki faaliyetin ifası için noterin zati eşyası ile noter tarafından daire hizmetine tahsis edilmiş taşınır ve sabit eşya ve malzemenin tümü bu deftere yazılır. Bu eşyalardan amortismana tabi olanlar ayrı bir bölüme, amortismana tabi olmayanlar ise ayrı bir bölüme kaydedilir.
Bu defterin ayrı bir bölümüne noterlikte kullanılan mühür, başlık, kaşe gibi malzemelerin kaydedilmesi zorunludur. Bunların iptali halinde yenileri kaydolunur. İptal olunanların karşısına iptal edildiği yazılar ve iptal olunanlar imha edilmek üzere noter odasına gönderilir.
Noterlikte tutulacak dosya ve kartonlar:
Madde 56 – Noterliklerde gelen giden yazıları saklamak için aşağıda gösterilen dosya ve kartonların da tutulması zorunludur.
1 – Adalet Bakanlığı ve C. Savcılığından gelen yazılar kartonu,
2 -Türkiye Noterler Birliği ile noter odasından gelen yazılar kartonu,
3 – Değişik işlere ait gelen yazılar kartonu,
4 – Adalet Bakanlığı ve C. Savcılığına giden yazılar kartonu,
5 – Türkiye Noterler Birliği ile noter odasına giden yazılar kartonu,
6 – Değişik işlere ait giden yazılar kartonu,
7 – Genelgeler kartonu,
8 – Adalet Bakanlığı ve Türkiye Noterler Birliğine gönderilen cetveller kartonu,
9 – Teminat paraları makbuz kartonu,
10 – Noter katiplerine ait sözleşmeler dosyası,
11 – Noter personeli siciline ilişkin belgeler dosyası,
12 – Maliyeye yatırılan paralara ait makbuzlar kartonu,
13 – Müşterek hesaplara ait makbuz ve yazılar kartonu,
14 – Tavsiyeler dosyası,
15 – Tercümanlara ait yemin tutanakları kartonu,
16 – Noter ve imzaya yetkili katiplere ait yemin tutanakları kartonu,
(Değişik son fıkra:RG-20/12/1995-22499)Kanunen noterlikte kalacak işlemlerin nüsha ve örnekleri yevmiye sıra numarasına göre kendi gruplarına ait cilt veya ciltbentlerde saklanır. Her ciltbentte en çok ikiyüzelli dil bulunur. Ciltbentte kaç dilin olduğu kullanılmadan önce noter tarafından ciltbentin sonuna yazılarak onaylanır. İşlem kağıdı ile dilin yapıştırıldığı kısımlar noter mührü ile mühürlenir. Yine her cildin kaç sayfadan oluştuğu, noter tarafından cildin sonuna yazılıp onaylanır.
ALTINCI KISIM
Evrak, Defter ve Sair Büro Malzemelerinin Temini ile Evrak ve
Belgelerin Korunması ve İmhası
Evrak, defter ve sair büro malzemelerinin temini:
Madde 57 – Türkiye Noterler Birliği, organlarında ve noterliklerde kullanılan evrak, defter vesair büro malzemelerinin temini Türkiye Noterler Birliği ile organlarına ve noterlere aittir.
Bu ihtiyaçlar piyasadan veya Devlet Malzeme Ofisinden temin edilebilir.
İhtiyaçların Devlet Malzeme Ofisinden temini istendiğinde ofisin mübayaa şartlarına uygun talepte bulunulması zorunludur.
İhtiyaçlar noterin bağlı bulunduğu ofis ünitesinden karşılanır.
Noterlerde kullanılacak evrak ve defterlerde beraberlik sağlamak gerekli görüldüğü taktirde Türkiye Noterler Birliği aracılığı ile temin edilecek evrak ve defterlerin kullanılması zorunludur.
Sabit eşya ve demirbaşların kullanılması:
Madde 58 – Sabit eşya ve demirbaşlar, demirbaş defterine kaydedilerek numaralanır. Noterler ofisten sağlanan yazı ve hesap makinası ile sair büro malzemelerini bir liste halinde bağlı bulunduğu odaya derhal bildirmek zorundadır. Bunlar devlet dairelerindeki esaslara göre miadı dolmadıkça elden çıkarılamazlar. Bunun aksine hareket eden disiplin cezası ile cezalandırılır.
Evrak, belge ve defterlerin saklanması ve korunması:
Madde 59 – Noterliğe ait evrak, belge ve defterler noterlik arşivinde saklanır. Ancak vasiyetname ve emanet gibi özel surette muhafazası gereken belgelerin demir kasa veya çelik dolaplarda saklanması zorunludur.
Noterlik daire ve arşivlerinin yangın, su baskını, çalınma, sabotaj ve sair tehlikelere karşı korunması zorunludur.
Daire ve arşivin korunmasından noter ve başkatiple birlikte sorumludurlar.
Evrak ve belgelerin imhası:
Madde 60 –(Değişik:RG-20/12/1995-22499)
Noterlikte kullanılan evrak ve belgelerin imhası, Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında 3473 sayılı Kanunun 6 ve Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesine dayanılarak hazırlanan Noterlik Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılır.
YEDİNCİ KISIM
Noterliklerde Kullanılacak Mühürler
Mühür kullanma zorunluluğu ve temini:
MADDE 61 – (Başlığı ile birlikte değişik: RG 12.6.2012 – 28321) Noterler, 8/8/1984 tarihli ve 84/8422 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Resmi Mühür Yönetmeliği hükümlerine göre temin edecekleri, noterliğin ismini taşıyan bir mühür kullanırlar.
Mühürlerin temin ve tedariki notere aittir. Mühürler, noterlik dairesinin demirbaşı olup, demirbaş eşya defterinde ilgili bölüme kayıt olunur.
İşin icabı ve zaruretine göre noterler birden fazla mühür kullanabilirler. Bu takdirde, ihtiyacı belirleyen Adalet Bakanlığının onayı ile 1 numaradan başlamak üzere ve sıra takip eden numaralı birden fazla mühür yaptırılır.
Noterlik mührünün saklanması, devri, iadesi, yenilenmesi ve kaybı:
MADDE 62 – (Başlığı ile birlikte değişik: RG 12.6.2012 – 28321)Noterlik mührünün saklanması, devri, iadesi, yenilenmesi ve kaybı hallerinde Resmi Mühür Yönetmeliğinde yer alan hükümlere göre işlem yapılır.
Noterlik mührünün herhangi bir sebeple kaybolması halinde durum derhal odaya da bildirilir.
Noterlik mührünün kullanılma usulü:
Madde 63 – Mühür, noterlikte yapılan her türlü işlemlerin en sonuna ve sağ alt köşeye ve noterliğin unvanı altına yazılan noterin veya imzaya yetkili memurun isim ve soyadının altına okunaklı şekilde basılır ve bunun üzeri noter veya imzaya yetkili memur tarafından imzalanır.
Ancak Kanunun 191. maddesine göre yabancı memleketlerde, konsolosluklar tarafından yapılan noterlik görevinin ifası sırasında işlemin altına ilgili konsolosluğun mühürü basılır.
Mühür ve imza örneklerinin gönderilmesi zorunluluğu:
Madde 64 –Noterler göreve başladıkları tarihten itibaren 15 gün içinde noterlik mührü ve imzalarının üçer örneğini bulundukları yer Valiliğine, Adalet Bakanlığı, Türkiye Noterler Birliğine ve Noter Odasına gönderirler.
İmza yetkisi verilen stajyer ve kâtipler ve diğer vekiller hakkında da aynı hüküm uygulanır.
(Ek son fıkra: RG 12.6.2012 – 28321)Noterlikte kullanılmak üzere yeni bir mühür temin edildiği takdirde, kullanılmasına başlanması üzerine birinci fıkra hükmüne göre işlem yapılır.
Yapıldıkları ülke dışında kullanılacak noterlik işlemlerinde mühür ve imza onayı:
Madde 65 –Türkiye’de yapılıp yabancı memleketlere gönderilecek noterlik işlemlerinin altındaki mühür ve imza o noterliğin bulunduğu yer Valiliğince onanır. Ancak, onama sadece imza ve mühüre ait olup işlemin münderecatına şamil değildir. İşlem ile, dışarıda iş görülecek ise, işin görüleceği dış memleketin Türkiye’deki temsilciliğince yapılması gerekli muamelenin işin ilgilisince yaptırılması iş sahibine noterlikçe duyurulur.
(Değişik: RG 12.6.2012 – 28321)Yabancı memleketlerde usulü uyarınca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleketin yetkili merciinin imza ve mühürü konsolos tarafından onanır. Özel kanun hükümleri saklıdır.
SEKİZİNCİ KISIM
Noterlik Stajı veStajiyerinGörevleri
Noterlik stajının şekli:
Madde 66 – Noter olabilmek için, Noterlik Kanunu’nun 6 ncı maddesindeki hükümler saklı kalmak kaydiyle anılan Kanun ve bu Yönetmelik hükümleri uyarınca staj yapılarak noterlik belgesi alınması şarttır.
Stajda ücret:
Madde 67 – Türkiye Noterler Birliğince tespit olunarak, Birlik bütçesinden stajiyerlere ödenecek ücret, hâkim adaylarına yapılan aylık ödemeden fazla olamaz.
Stajiyer hastalığını, yanında staj gördüğü noterin yazısı ve Cumhuriyet Savcılığının havalesi üzerine, hükümet tabiplerinden veya Devlet Hastanesi doktorlarından alacağı raporla belgelendirmek zorundadır. İzin süresi ile iki ayı geçmeyen hastalık hallerinde ücret kesilmez. Bir yıllık staj devresinde iki aydan fazla rapor alanlara, iki ayı geçen hastalık devresi için ücret ödenmez.
Stajın, Noterlik Kanununun 17 nci maddesine göre uzatılması halinde uzatılan süre için de stajyere ücret ödenmez.
Stajın ne suretle yapılacağı:
Madde 68 – Stajyer çalıştığı noterlikte, noterlik dairesinin mevcut servislerinde, noterin gerekli göreceği sıraya göre ve tensip edeceği sürelerde çalışmak zorundadır.
Noterlik stajı, işlemin neve’ine göre harç, damga vergisi vesair ücretlerin hesaplanması, yevmiye defteri tutulması vezne, hesap işleri ve işlemler servisinde çalışılması ile noterlik dairesinin genel gözetimi hususlarını kapsar.
Noterlik stajı bir yıldır. Ancak, stajyer ilk altı ayda, staj yaptığı noterliğin bütün servislerinde stajı tamamlıyacaktır. İkinci altı aylık devrede, Noterlik Kanununun 33 üncü ve müteakip maddeleri ile kendisine verilen görevleri yapmak zorunda olduğundan bütün servislerin çalışması hakkında genel bilgileri kazanmış olması gerekir. Noter, stajyerin yetişmesi için lüzumlu göreceği tedbirleri alır.
Staja alt rapor:
Madde 69 – Noterlik Kanununun 16 ncı maddesine göre stajiyer için her üç ayda bir (Örnek: 9) daki şekle uygun olarak rapor düzenlenir.
Bu raporlardan altıncı ay sonunda verilecek raporda, stajyerin bir notere vekalet edebilecek niteliği kazanıp kazanmadığı hakkındaki noterin görüşü de yer alır. Noterlik Kanununun 33, 34 ve 35 inci maddelerinin uygulanması sırasında bu rapordaki noter görüşünün gözönünde tutulması gerekir.
Stajiyerleringörev ve sorumlulukları:
Madde 70 – Noterlik Kanununa göre kendisine imza yetkisi veya vekalet görevi verilen stajyerler, bu Kanunun sekizinci kısmında yer alan işlerin hepsini yapmakla görevlidirler.
Stajyerler yaptıkları işlerden dolayı o işin asıl görevlisi gibi sorumludurlar. Ayrıca, mesleğin vekar ve onuruna aykırı eylem ve hareketlerde bulunanlarla, görevini yapmayan veya kusurlu olarak yapan yahutta görevinin gerektirdiği güveni sarsıcı hareketlerde bulunan stajyerler hakkında, noterlik hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi ve stajdan beklenen maksadın hasıl olması amacı ile durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Noterlik Kanununun 146 ncı maddesinde yazılı disiplin cezaları verilir.
Stajyerin defterden kaydının silinmesi:
Madde 71 – Aşağıdaki yazılı hallerde stajyerin defterden kaydı silinir.
A – İlgilinin noterliğe atanması,
B – Stajyerin kendi isteği ile stajdan ayrılması,
C – Stajyerin ölmesi,
D – Noterliğe atanma şartlarını kaybetmesi,
E – Noterlik belgesi almak suretiyle noterlik belgesine sahip olanlar defterine kayıt edilmesi,
F – Kayıt silinmesini gerektiren bir disiplin cezası almış olması,
Noterlik belgesi alamadan staj defterinden kaydı silinen bir stajyer, müddeti ne olursa olsun, sahip olduğu bütün hakları kaybeder.
Her ne sebeple olursa olsun defterden kaydı silinen stajyer yeniden staj yapmak isterse, staja yeni başlayanlar hakkındaki hükümler uygulanır.
DOKUZUNCU KISIM
NotereVekaletve İmza Yetkisi
Noterevekalet:
Madde 72 – Hangi hallerde, ne suretle ve kimlerin notere vekalet edeceği Noterlik Kanununun 33 34 ve 35 inci maddelerinde gösterilmiş bulunmaktadır.
Bir noterliğin boşalması veya noterin geçici bir süre işten hallerinde, noter odasınca görevlendirilecek bir stajyer yoksa, Cumhuriyet Savcısının Kanundaki sırayı gözetmek suretiyle ve ayrılması mahalli gerekli gördüğü taktirde noter odasının görüşünü de alarak görevlendirileceği vekil noterliği yönetir.
Geçici yetkili noter yardımcılarına vekalet, notere engel halinde vekalet ile boşalma veya geçici bir süre işten ayrılmalarda bir adalet memurunun görevlendirilmesi gereken hallere ilişkin Kanun hükümleri saklıdır.
Geçici Yetkili Noter Yardımcılarının hastalık ve izin gibi haklı engelleri nedeniyle usulünce vekalet görevi verilmiş adalet memurları, noter görevlilerinin daha sonra ortaya çıkacak engelleri halinde, vekil olabilme niteliğini kaybetmemiş olmaları ve mahalli Cumhuriyet Savcısının uygun görmesi kaydıyla yeni bir karara ve izne gerek olmaksızın noterliği vekaleten yönetirler. Ancak her defasında Adalet Bakanlığına bilgi verilmesi zorunludur.
İmza yetkisi:
Madde 73 –(Değişik:RG-30/4/1980-16975)
Noter;
a – Üç ayını tamamlamış stajyerine,
b – Süre aramaksızın dairesinde çalışan başkatibine,
c – Üç ayını tamamlamış katiplerinden bir veya bir kaçına imza yetkisi verebilir.
Tek katiple çalışan noterliklerde (c) bendindeki şart aranmaz.
Katip adaylarına imza yetkisi verilemez.
Noterliğin boşalması halinde ayrılan Noter tarafından verilmiş imza yetkileri kendiliğinden kalkar. Boşalan Noterliğe vekâlet eden Noter vekilinin yukarıdaki şartları taşıyanlardan, istediğine yeniden imza yetkisi vermesi gerekir.
Yemin şekli ve yetki belgesi:
Madde 74 – Noter; stajyer, başkatip veya katiplerden birisine imza yetkisi verirse, Cumhuriyet Savcılığına yazı yazarak bunlara yemin ettirilmesini ister. Cumhuriyet Savcılığı noterin bağlı bulunduğu asliye veya münferit sulh hukuk mahkemesinden yemin ettirilmesini talep eder. Yemin, (bana verilen bu yetkiyi, kanun ve nizamlara uygun olarak tam bir tarafsızlık içinde, mesleğin onur ve haysiyetini korumak suretiyle yapacağıma vicdan ve namusum üzerine and içerim) şeklinde yaptırılır.
Yemini yaptıran mahkeme, en az üç nüsha zabıt tanzim eder. Zaptın birisi noterlikte saklanır, diğeri yetki verilen stajyer veya katibin dosyasına konulmak üzere noter odasına gönderilir.
İmza yetkisi verilen, kimseye, noter tarafından düzenlenen bir belge verilir. Bu belgede ilgilinin adı, soyadı, sıfatı, yetkinin verildiği tarih, yemini yaptıran mahkemenin adı, yetki sınırları, yetkinin kullanılacağı zaman ve yer belirtilir. Ayrıca yetkinin öncelik sırası yazılır ve fotoğraf yapıştırılarak, belge noterce onanır. (Örnek: 10)
Yetki dereceleri ve İmza yetkisinin geri alınması:
Madde 75 – Noter, stajyerine, başkatip ve katiplerine imza yetkisi verdiği takdirde, bu yetkilerin öncelik sırasını yetki belgelerinde gösterir, İmza yetkisi birinci, ikinci ve üçüncü derecede olabilir. Bir önceki derecede imzaya yetkili kişi daha sonraki derecedekilerin önünde gelir.
Noterin herhangi bir sebeble görevi başında bulunmadığı sırada evrak, öncelikle imzaya yetkili kimse tarafından noter adına imzalanır. Bu takdirde imza yerine yetkili şahsın ismi ve sıfatı yazılır.
Noter gerekli gördüğü takdirde imza yetkisini her zaman geri alabilir ve keyfiyeti ilgiliye yazılı olarak tebliğ eder. Ayrıca noter yetkinin geri alındığını Cumhuriyet Savcılığı aracılığı ile Adalet Bakanlığına, Valiliğe, Türkiye Noterler Birliği ve Noter Odasına bildirmek zorundadır. Noter gerekli görürse İmza yetkisinin geri alındığını ve tarihini, giderleri kendisine ait olmak üzere bir gazete ile ilanını noter odasından isteyebilir.
ONUNCU KISIM
Teminat
Teminat parasının yatırılacağı bankalar:
Madde 76 – Noterlik mesleğine girenler ile noter vekilleri ve geçici yetkili noter yardımcılarının göreve başladıktan sonra, Noterlik Kanununun 38. maddesi hükmü uyarınca vermeleri zorunlu bulunan teminat paralarının yatırılacağı bankalar aşağıda gösterilmiştir.
1- T.C. Ziraat Bankası,
2- T. Emlak Kredi Bankası,
3- Sümerbank,
4- Etibank,
5- T. Halk Bankası,
6- Devlet Yatırım Bankası
7- T.C. Turizm Bankası,
8- T Vakıflar Bankası
9- T.C. Merkez Bankası
Bir noterliğin teminat parası, o noterliğin bulunduğu yerde mevcut, yukarıda gösterilen banka şubelerinden herhangi birinde ( … noterliği teminat hesabı) adı ile açtırılacak hesaba yatırılır. Her yıl yatırılması öngörülen teminat tutarları da aynı hesaba ilave olunur.
Bu hesap noter tarafından açılır ve (Adalet Bakanlığı veya Cumhuriyet Savcılığından talimat verilmedikçe bu hesaptan para çekilemez) şerhinin konulması da noterce bankaya bildirilir.
İlgili noter, teminat hesabını açtırdığı bankanın adını ve hesap numarasını, hesabın açıldığı tarihten itibaren en geç on gün içinde C. Savcılığı aracılığı ile Adalet Bakanlığına ve Türkiye Noterler Birliğine bildirmekle yükümlüdür
ONBİRİNCİ KISIM
Noterlik Görevinin Yürütülmesi
Görev bölümü:
Madde 77 –Noter, noterlik dairesi servislerinde çalışan personel arasında, iş durumuna göre gerekli görev bölümünü yaparak dairenin düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlüdür.
Noterlik görevinin yürütülmesinden noterle birlikte başkatip de sorumlu olup, başkatip dairedeki bütün servislerin bu servislerde çalışan personelin amirdir.
ONİKİNCİ KISIM
(Değişik kısımbaşlığı:RG-20/12/1995-22499)
Noterlik Aidatı ve Noterlikler Ortak Cari
Hesabı ile Bunlara İlişkin İşlemler
Noterlik Aidatının Gönderilme Zamanı ve Şekli:
Madde 78 –(Başlığı ile birlikte değişik: RG-20/12/1995-22499)
Noterlik aidatının yasal süresi içinde Türkiye Noterler Birliğine gönderilmesi zorunludur.
Ödeme, Birlik tarafından gösterilen banka hesaplarına veya aynı bankaların şubelerine yatırılmak suretiyle yapılır.
Çek veya başka suretlerle gönderilmesinden dolayı paranın Birlik hesaplarına anılan süreden geç intikal etmesi halinde aidat zamanında yatırılmamış sayılır ve bu nedenle doğacak faiz ve masraflarla diğer sorumluluklar notere ait olur.
Noterlikler Ortak Cari Hesabı:
Madde 79 –(Başlığı ile birlikte değişik: RG-20/12/1995-22499)
Her noter odası, kendi bölgesinde birden çok noter olan yerlerde, noterlikler tarafından Noterlik Kanununun 109 uncu maddesi kapsamında yapılacak işlerden alınacak gelirlerin yatırılması için milli bankalardan birisinde (Noterlikler Ortak Cari Hesabı) açtırır ve bunu bölgesindeki noterliklere duyurur. Durum ayrıca Türkiye Noterler Birliğine de bildirilir.
Ortak Cari Hesaba Giren İşlemlerde Örnek Verme: (Değişik madde başlığı: RG-20/12/1995-22499)
Madde 80 – Noterlik Kanununun 109 uncu maddesi kapsamına giren işlerden işlemin yapıldığı sırada fazla örnek istenmesi halinde bu örnekler aynı gün ve yevmiye numarası altında verilir. Ancak başka bir gün örnek istenirse esas işlemden ayrı tarih ve yevmiye alacağı cihetle işlem yalnız örnek işlemi olarak kabul edilir, hasıl olan noterlik geliri işlemi yapan notere ait olur.
Uyulması Gereken Kurallar:
Madde 81 –(Başlığıyla birlikte değişik: RG-20/12/1995-22499)
Noterlikler, Noterlik Kanununun 109 uncu maddesi kapsamında yaptıkları işleri, yevmiye defterine yevmiye sıra numarasına göre işlerler ve bu Yönetmeliğin 47/8 inci maddesindeki şekilde işlem yaparlar.
Noterin bu kapsamdaki iş için iş sahibinden tahsil edeceği kesin giderden Devlete ait harç, damga vergisi, değerli kâğıt bedeli ayrıldıktan sonra geriye kalan her çeşit ücret (Noter ücreti, yazı, karşılaştırma, düzenleme ücreti, yol ödeneği gibi) ile harç ve damga vergisinden ve değerli kâğıttan dolayı noter hissesi tutarının tamamının (Noterlikler Ortak Cari Hesabı)’na işlemi takip eden beş iş günü içinde yatırılması zorunludur.
Ortak Cari Hesaba giren işlemi yapan noterler, aldıkları her türlü ücreti (Noterlikler Ortak Cari Hesabı)’na yatırdıktan sonra alacağı iki nüsha makbuzun birisini en kısa zamanda hesabına işlenmek üzere bağlı bulunduğu odaya gönderir, diğer nüshasını kendi dosyasında saklar.
Ortak cari hesaba giren işlemi yapan noterlerce, o ay içinde noterlikler ortak cari hesabına yatırılan miktarlar muvazene defterine gider olarak kaydedilir.
Noterlikler ortak cari hesabından üç ayda bir yapılan dağıtımdan noterlik hissesine düşen miktar, dağıtımın yapıldığı ay itibariyle muvazene defterine gelir kaydolunur.
Noter Odasınca Yapılacak İşler ve Gelirin Dağıtımı:
Madde 82 –(Değişik: RG-20/12/1995-22499)
Ortak cari hesaba giren işlemlerle ilgili olarak yatırılan miktarlara ait makbuzlar noterlerden odaya geldikçe, her ayrı yer için ayrı olarak tutulan defterde, o noterin hesabına işlenir. Bankadan gelen dekontlar bu kayıtlarla karşılaştırılarak mutabakat sağlanır.
Ortak cari hesaba dahil işlemleri yapan noterler, odaların bu konudaki denetleme görevlerini yapabilmeleri için, her işleme ait Ortak Cari Hesaba Ait Bildirim Cetveli düzenlemek ve beş iş günü içinde banka dekontu ile birlikte Noter Odasına göndermek, ayrıca her ayın sonunda bir önceki ay için yaptıkları bu tür işlemlerin tarih, yevmiye numarası, değeri, makbuz tarihi ve yatırılan miktarı gösteren İşlem Cetvelini düzenlemek ve ay sonunu izleyen beş iş günü içinde Noter Odasına göndermek, her iki cetvelin birer örneğini de dairede saklamakla yükümlüdürler.
Her üç ay sonunda ortak hesapta toplanan paralar o yerdeki ilgili noterlere ve Noterlik Kanununa göre görevlendirilmiş noter vekili varsa vekile noter geliri olarak ve muvazene defterine kaydedilmek üzere, eşit miktarda ödenir. Ödemenin ne şekilde yapılacağı, çek veya nakit yapılması, gerektiğinde üç ay dolmadan avans ödenmesi konularında oda genel kurulları yıllık olağan toplantılarında, oda yönetim kurullarını yetkili kılabilir.
Üç aylık süre dolmadan evvel herhangi bir sebeple noterlik mesleğinden ayrılan veya başka bir oda bölgesindeki noterliğe atanan noterin, o güne kadar birikmiş olan meblağdan hissesi, süre sonu beklenilmeksizin derhal ödenir, noterin ölümü halinde ödeme kanuni mirasçılarına yapılır.
ONÜÇÜNCÜ KISIM
Gözetim ve Denetim
Denetim Yetkisi ve Zamanı:
Madde 83 – (Değişik birinci fıkra – 2.10. 1984) Noterlikler, Türkiye Noterler Birliği ve Birliğin mahalli organları olan Noter Odalarının her türlü faaliyetleri ile hesap ve işlemleri Adalet Müfettişleri ve Cumhuriyet Savcılarınca denetlenir. Türkiye Noterler Birliği ve Odaların Cumhuriyet Savcılarınca denetimi, Adalet Bakanlığı tarafından gerekli görüldüğünde verilecek talimata göre yapılır. Ayrıca, Noterlikler ile Noter Odaları, Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu ile görevlendireceği bölgesel organları tarafından da denetlenir.
Adalet Müfettişleri ve Türkiye Noterler Birliği tarafından yapılacak teftişlerin zamanı gereğine göre ilgili mercilerce tayin ve tespit olunur. Noterliklerin, Cumhuriyet Savcılarınca yılda en az bir defa yapılması öngörülen teftişlerin her yıl Mayıs ayı içinde yerine getirilmesi zorunludur.
Denetime Başlama:
Madde 84 –(Değişik birinci fıkra:RG-20/12/1995-22499)Denetimin ilgili dairenin çalışma saati içinde ve mesai saatlerine riayet olunarak yapılmasına gayret edilir. Denetimi yapacak kimse, denetlenen dairenin yetkilisine, kimlik kartı veya yetki belgesini gerektiğinde veya istendiğinde gösterir.
(Değişik ikinci fıkra: RG-20/12/1995-22499)Hizmetin gereği gibi yürütülebilmesi için denetimi yapan kimsenin sıfatına yakışır uygun bir yer sağlanır. Göreve başlandığında başlama tutanağı düzenlenir ve altı, denetimi yapan kimse ile dairenin yetkilisi tarafından imzalanır. İki nüsha düzenlenen bu tutanağın bir nüshası dosyasına konmak üzere daire yetkilisine verilir.
(Değişik 3. fıkra 2.10.1984)Denetlenen dairenin yetkilisi, denetimden beklenen sonucun elde edilmesi için gerekli kolaylıkları göstermek suretiyle deneticiye yardımcı olur. Özellikle istek halinde hizmeti aksatmamak şartı ile eleman ile gerekli araç ve gereç sağlanır.
Denetim Usulü:
Madde 85 – (Değişik 1. fıkra – 2.10.1984) Adalet Müfettişleri tarafından yapılacak denetim, Teftiş Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinde gösterilen; Türkiye Noterler Birliği tarafından yapılacak denetim ise, Birliğin saptayacağı usul ve şekilde yürütülür. Cumhuriyet Savcıları tarafından noterliklerin denetiminde izlenilecek usul, Adalet Bakanlığınca saptanır ve denetim sırasında düzenlenecek rapor örneği bir genelge ile gönderilir. Cumhuriyet Savcılarınca üç nüsha olarak düzenlenecek denetim raporunun bir nüshası notere verilir, bir nüshası Savcılıkta saklanır ve diğer nüshası da denetimi izleyen bir hafta içinde Adalet Bakanlığına gönderilir.
Noter odalarının, Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulunca yaptırılacak teftişlerinde;
a – Kanun ve yönetmelikte yer alan defterlerin usulüne uygun olarak tutulup tutulmadığı,
b – Harcamaların ve bütçe uygulamalarının usulüne uygun olup olmadığı,
c – Kanuni görevleri ile Birlikçe verilmiş diğer görevlerin yerine getirilip getirilmediği,
d – Kanun, yönetmelik, genelge, emir ve talimatlara uyulup uyulmadığı,
e – Teftiş yapan tarafından gerekli görülecek sair hususlara bakılır.
ONDÖRDUNCÜ KISIM
Noter veKatiplerineBorç Para Verilmesi
Verilecek borcun saptanması:
Madde 86 –(Değişik: RG-20/12/1995-22499)
Türkiye Noterler Birliği, noter ve noterlik personeline aşağıdaki şartlar dairesinde borç para verir.
Her yıl bütçesinin (noter ve noterlik personeline verilecek borç) faslına konulacak ödenek, bu kredinin karşılığını teşkil eder.
Yeniden kurulan ve boşalan noterliklere atananlara, noterliklerin sınıfı ve atamanın şekli dikkate alınarak verilebilecek borç para miktarları konulan bu ödeneğe göre, her yıl Yönetim Kurulu tarafından tespit olunur.
Atama dışındaki sebeplerle borç isteyen noterlere kredi verilip verilmemesi, verilecek ise miktarın belirlenmesi noterin gösterdiği nedenlere göre ve ödenek durumu dikkate alınarak Yönetim Kurulunca saptanır.
Noterlik personeline verilecek borç miktarı, almakta oldukları aylık brüt ücretin iki katını geçemez.
Vade ve usul:
Madde 87 –(Değişik: RG-20/12/1995-22499)
Borç para bir yıl için verilir. Ancak bu süre Birlik Yönetim Kurulu kararıyla kısaltılabileceği gibi iki yıla kadar da uzatılabilir.
Borç para karşılığında faiz alınmaz. Ancak, bu işlemlerle ilgili giderler borç isteyenden ayrıca tahsil edilir.
Teminat ve kefalet:
Madde 88 –(Değişik: RG-20/12/1995-22499)
Borç isteyen noter veya noterlik personelinin, Türkiye Noterler Birliği tarafından verilen borç miktarını ödemeyi taahhüt eden, örnekleri Birlik tarafından kendilerine gönderilecek taahhütnameyi imzalayarak göndermeleri yeterlidir.
Ancak, Birlik Yönetim Kurulu gerekli gördüğü takdirde başka teminat isteyebilir.
İstemin kabulü ve tahsil usulü:
Madde 89 –(Değişik: RG-20/12/1995-22499)
Türkiye Noterler Birliğine gönderilen borç isteme kâğıdı Yönetim Kurulu tarafından incelenerek istemin kabulü halinde, kendisine borç para verilmesine karar verilen noter veya noterlik personelinden, yukarıdaki maddede anılan taahhütnamenin imzalanarak gönderilmesi istenir.
Ödeme, taahhütnamenin Türkiye Noterler Birliğine gelişindeki kayıt sırasına göre yapılır.
Borç para alan noter veya noterlik personeli, Birlikçe kendisine ödeme yapıldığı ayı takip eden ay sonunda ilk taksidini ve müteakip ay sonlarında da diğer taksitlerini öder.
Taksitlerden üst üste ikisinin veya üç ay içinde iki taksitin zamanında ödenmemesi halinde borcun tamamı muacceliyet kesbeder ve kanuni takibata geçilir.
ONBEŞİNCİ KISIM
Noterlik İşlemlerinde Uyulması Gerekli Hususlar
Kimliktesbitindeizlenecek yol:
Madde 90 –Noter, belgelendirme isteminde bulunan ilgili ile işleme katılan kimselerin kimliğini tesbit edebilmek için nüfus hüviyet cüzdanı, buna dayalı olarak resmi mercilerden verilmiş pasaport, ehliyet, fotoğrafı kimlik kartı vesair kimlik belirten belgeleri aramak zorundadır.
Bu belgelerin gösterilmemesi veya noterin gerekli görmesi halinde tanık dinlemek yoluyla da kimlik tespit olunabilir.
Yeteneğintesbiti:
Madde 91 – Noterin ilgilinin yeteneği hakkında bir kanı sahibi olması gereklidir. Temyiz kudretine sahip bulunan ve işlemin niteliğine göre gerekli yaşa girdiği anlaşılan herkes hukuki işlemleri yapmaya ehil olup, bu yaş resmi belge ile saptanır. Tanık veya kanı ile yaş tespit edilemez.
İlgilinin yaşlılık, hastalık veya dış görünüşü itibariyle yeteneğinden şüphe edilmesi veya bu konuda ihbar ve şikâyet bulunması hallerinde temyiz kudretinin varlığı doktor raporu ile saptanır. Bu takdirde metnin içinde tarih ve numarası ile rapordan bahsedilir, raporun aslı işlemin noterde kalan nüshasına eklenir.
Hukuki işlerin belgelendirilmesi anında ilgili iradesini serbestçe ve kendi isteğine uygun olarak beyan etmelidir. Beyanın tam ve eksiksiz olarak yazılması gereklidir. Yapılan işlemin niteliğine göre gerekli soruların sorularak işlemin sonucu hakkında ilgiliye açıklama yapılması gereklidir.
Başkaları adına işlem yaptıracaklardan aranacak belgeler:
Madde 92 – Başkaları adına işlem yaptıracaklardan Noterlik Kanununun 79 uncu maddesinde yazılan belgelerin aranması işlemle ilgili kısımlarının örneklerinin işlem kağıdına eklenmesi zorunludur. Vekil ve mümessilin temsil ettikleri kişiler birden çok iseler, temsil ettikleri bütün kişilerin ad ve soyadlarının işleme teker teker yazılması ve ibraz olunan belge veya belgelerin bu kişileri tamamen kapsaması şarttır.
Yetki izni gösteren belgeler:
a – Vekil için, vekaletname düzenlemeye yetkili makam veya noterlerce onanmış vekâletname,
b – Veli için, kendisi veya velayeti altında bulunan küçüğün nüfus hüviyet cüzdanları,
c – Vasi ve kayyım için, mahkeme kararı ve nüfus cüzdanları,
d – Mirasçı için veraset belgesi ve nüfus hüviyet cüzdanları,
e – Mümessiller için, temsil veya izin kağıdı,
f – Köy hükmi şahsiyetini temsil yetkisine haiz muhtarlar için yetkili idare makamların usulüne göre verecekleri yetki belgeleridir.
İşlemlere fotoğraf yapıştırılması:
Madde 93 –Aşağıdaki noterlik işlemlerinde ilgilinin fotoğrafının yapıştırılması zorunludur.
a – Niteliği bakımından tapuda işlem yaptırılmasını gerektiren sözleşmelere,
b – Niteliği bakımından tapuda işlem yaptırılmasını gerektiren vekaletnamelere,
c – Vasiyetname,
d – Mülkiyeti muhafaza kaydıyla satış,
e – Gayrimenkul satış vaadi,
f – Vakıf senedi,
g – Evlenme mukavelesi,
h – Evlat edinme,
ı – Tanıma,
j – Mirasın taksimi sözleşmesi,
k – Boşanma davaları için düzenlenecek vekaletnameler,
Yukarıda sayılan işlemler dışında kalmakla beraber, diğer kanunların öngördüğü, noterin işlemin ve ilgilinin durumuna göre gerekli bulduğu veya bizzat ilgilinin istemde bulunduğu işlem kağıtlarına da fotoğraf yapıştırılabilir.
Asıllarına fotoğraf yapıştırılması zorunlu noterlik işlemlerinin, çıkartılacak örneklerine de fotoğraf yapıştırılması zorunludur.
Örnek ve kimlere verilebileceği:
Madde 94 –Örnek, noterlikte yapılmış bir işlemin veya ilgilisince ibraz olunan bir belgenin tamamının veya istenilen kısmının istenildiği kadar, yazı, fotokopi veya benzeri usullerle çıkartılarak aslının aynı olduğuna dair bir şerhi kapsayan ve noterliği mührünü ve görevlinin imzasını taşıyan belgedir.
İlgili tarafından ibraz edilip, örneğin çıkartılması ve onaylanması istenilen bir belgenin usulünce örneğinin çıkartılarak verilmesine ibrazdan örnek çıkarma denir.
İbrazdan örneklerin altına (ibraz edilenin aynıdır) ibaresini kapsayan bir şerh konulur.
İbrazdan örnek vermede, örneklerden bir nüshası dairede saklanır. Bu nüshaya ilgilinin imzası (ibraz ettiğim aslına uygundur) şerhinin altına alınır. İbraz edilen aslına örneğin tarih ve yevmiye numarası yazılıp, noter mühürü ile mühürlenir.
Aslında bir bozukluk olan belgelerin, örneklerinde bu bozukluğun açıklanması şarttır.
İbraz olunan belgenin örneği ilgili tarafından dışarda da çıkartılıp, onama için noterliğe ibraz olunabilir.
Bu takdirde örnek ile asıl belge noterlikçe karşılaştırılır. Asıl ve örneğin yekdiğerine uygunluğu şerhte belirtilir.
Her ne suretle olursa olsun çıkartılan örneklerde belgenin belirli bir kısmının örneği de ilgilinin isteği üzerine çıkartılabilir. Bu takdirde bu husus açıkça yazılır.
b – Daireden örnek:
O noterlikte yapılmış bir işlemin ilgilisinin isteği üzerine yeteri kadar örneği çıkartılıp aslına uygunluğu onaylandıktan sonra ilgiliye verilmesine, daireden örnek verme denir
Ciltbentde saklı işlemin örneği istenilenden bir fazla çıkarılır, bunların altına (işbu örnek dairede saklı …….tarih ve …..yevmiye nolu aslının veya nüshasının aynıdır) şerhi konur. Bu şerhin altına noterlik mühürü basılarak, yetkili tarafından imza edilir. Örneğin birinci sayfasınınbaştarafına (örnektir) damgası basılır veya yazı ile (örnektir) ibaresi yazılır ve örneğe o günkü tarih ile yeni yevmiye numarası konur. Fazla çıkarılan nüsha dairede saklanır.
Şerhlerde kaç örnek verildiği herhalde belirtilir ve dairede kalan nüshaya ilgilinin imzası alınır
c – Yabancı dilde yazılı kağıttan örnek
Örneği istenen kağıt yabancı dilde yazılmış ise, evvela bu kağıt usulünce tercüme olunur. Sonra, yabancı dildeki kağıdın örneği çıkartılıp gerekli şerh verilmek suretiyle onaylanır. Ayrıca, gerek ilgilisine verilen, gerekse dairede saklanan nüshalara tercüme edilmiş nüshaların birer adedi de eklenir.
d – Yazıdan başka usullerle örnek çıkarma
İlgili ister veya noter gerekli görürse fotokopi, teksir makinası, fotoğraf veya benzeri usullerle de örnek çıkartılabilir
Bu takdirde, tarifede gösterilen ücretler alınır ve diğer hususlarda yazılı örnek verilmiş gibi hareket olunur.
e – Başka bir noterlikten örnek getirtme (Aracılık)
Giderleri başvurulan notere verilmek sureti ile ve bu noterlik aracılığı diğer bir yerdeki noterlikten de bir işlemin örneği getirtilebilir.
Bu gibi hallerde, başvurulan noter, diğer yerdeki notere ilgilinin isteğini yazı ile bildirmekle beraber, acele hallerde -telgraf, teleks veya telefonla durumu haber verir ve yazının gönderildiğini de açıklar.
Örnek çıkarma ve onaylama giderlerinin tümü ile birlikte gerekli haberleşme masraflarını da ilgiliden tahsil eder. İşlemin gerektirdiği harç, vergi ve noterlik giderlerini, örneği çıkaran notere gönderir. Kendisi ücret tarifesi ile saptanan aracılık ücretini alır.
Çevirme işlemleri:
Madde 96 –Belgelerin bir dilden diğer dile veya bir yazıdan başka bir yazıya çevrilmesine ve noterlikçe onaylanmasına çevirme işlemi denir.
Noterin, çevirmeyi yapanın o dili veya yazıyı doğru olarak bildiğine, diplomasını veya diğer belgelerini görerek veya diğer yollarla ve hiçbir tereddüde yer kalmayacak şekilde kanaat getirmesi gerekir.
Noterlik Kanununun 75. maddesinin son fıkrası gereğince noter tercümana Hukuk Yargılama Usulü Kanununa göre and içirir. Bunun bir tutanakla belgelendirilmesi zorunludur. Bu tutanakta tercümanın adı, soyadı, doğum tarihi, iş adresi, ev adresi, tahsil derecesi, hangi dil veya dilleri, hangi yazıyı bildiği, noterin çevirenin bu dil ve dilleri veya yazıyı bildiğine ne suretle kanı sahibi olduğu, yemin biçimi ve tutanağın tarihini gösterir. Tutanağın altı noter ve tercüman tarafından imzalanır.
Kendisine çevirme yaptırılan kimselerin yemin tutanakları noterlik dairesinde özel bir kartonda saklanır. Noter, kartonunda yemin tutanağı bulunmayan bir kimseye çevirme yaptıramaz.
Noter tarafından ilgilisinden alınan çevirme ücretleri noterlik dairesinin gelirlerinden olup, yevmiye defterine gelir olarak kaydedilir. Noterin çevirene ödediği parada dairenin giderlerindendir.
Çevirme ücreti hesaplanırken, çevrilmesi istenilen yazının sayfaları değil, çevirme yapıldıktan sonra noter tarafından yazdırılan değerli kağıdın sayfa sayısı esas tutulacaktır.
Çevirme işleminin, ilgilinin bulunduğu yer noterliğinde yaptırılması mümkün bulunmayan hallerde, o noterlik aracılığı ile başka bir yer noterliğinde çevirme yaptırılabilir. Bu takdirde, ilgiliden ayrıca, aracılık ücreti de tahsil olunur.
Protesto işlemleri:
Madde 97 – Keşidecinin veya hamilinin istemi üzerine Türk Ticaret Kanununun 625. maddesinde yazılı, vadesi hulul etmiş bir poliçenin, (kambiyo senedi, çek, emre muharrer senet) «kabul edilmeme» veya «ödeme» halle rinde, kabul etmeme veya ödememe durumunun noterlik tarafından belgelendirilmesine protesto işlemi denir.
Noterler protesto işlemlerini Türk Ticaret Kanununda yazılı şekil ve şartlara göre yaparlar.
İhtarname ve ihbarname işlemleri:
Madde 98 – Her türlü hukuki işlemlerde muhatabına kanun, sözleşme, örf ve adetten doğan hak ve isteklerin yazılı şekilde bildirilmesi veya haber verilmesi için yapılan işlemlere ihtarname veya ihbarname denir.
İhtarname veya ihbarname işlemleri Noterlik Kanununda öngörülen şekil ve şartlara göre yapılır.
Defter onaylama işlemleri:
Madde 99 – Defter onaylaması, kanunlarca noterlikte onaylanmaları öngörülen defterlerin kanun ve yönetmelikte gösterilen şekil ve şartlara göre onaylanmaları işlemidir.
Onaylama usulü:
Madde 100 – Ciltli olarak noterliğe getirilen defterlerin her sayfası birden başlamak ve teselsül etmek suretiyle numaralanır.
Tek sayfa olarak tutulan defterler tek numara ile çift sayfa olarak tutulan defterler iki sayfaya da aynı numara verilmek suretiyle numaralanır. Numaralama noterlikçe yapılabileceği gibi önceden de yapılmış olabilir. Bu takdirde noterlik teselsülü kontrol eder. Her sayfa ayrıca noterlik mührü ile mühürlenir.
Defterler müteharrik yapraklı ise her yaprak ciltli defterler gibi muamele görür. Onaylanmış yapraklar bittiği takdirde, yeniden getirilen yapraklar evvelce onaylanan yaprakların en son numarasından itibaren teselsül ettirilir. Ayrıca ilave olunan yapraklar onaylama şerhinde noterlikçe belirtilir.
Onaylama şerhinde bulunacak hususlar:
Madde 101 –Defterlerin ilk ve son sayfasına noterlikçe aşağıdaki bilgileri kapsayan birer şerh konulur.
İlk sayfaya konacak onaylama şerhinde
a) Defter sahibinin gerçek kişilerde evvela soyadı, adı ve müessesenin ilgilice bildirilen unvanı. İlgili tüzel kişi ise unvanı.
b) İş adresi, iş ve mesleğin nevi,
c) Defterin nevi,
d) Defterin kaç sayfadan ibaret olduğu,
e) Defterin kullanılacağı dönemi
f) Defter sahibinin bağlı bulunduğu vergi dairesi,
g) Onaylama tarihi,
h) Yevmiye numarası bulunur.
Noterliğin mührü ile noterin veya görevlinin imzasını da taşıyacak bu şerh defterin ilk sayfasına el ile yazılabileceği gibi ayrı bir kağıda makine ile yazılıp ilk sayfaya yapıştırılabilir. Bu takdirde kağıdın dört köşesine noter mührü basılır.
Defterin son sayfasına ise, defterin kaç sayfadan ibaret olduğu yazılarak altı noterlik mührü ile mühürlenip noter tarafından imza olunur. Bu şerhe onaylama tarihi ile yevmiye numarası da konur.
Görülme kaydı ile onaylama:
Madde 102 – Yevmiye, envanter ve bilanço defterlerinin son kaydının altına noterlikçe görülmüştür şerhinin konulması suretiyle yapılan onaylama işlemidir. Şerh son kaydın altına yazılır.
Görülme şekli ile yapılan onaylamalarda, defterin son kaydının bulunduğu sayfasında yer yoksa ondan sonra gelen sayfaya (görülmüştür) kaydı taşıyan şerh verilir. Yevmiye numarası ve tarihi yazılmak suretiyle şerhin altı noterlik mührü ile mühürlenip imzalanır.
Görülme şekliyle yapılan onaylamaların noterlikçe herhangi bir makama bildirilmesi zorunluğu yoktur.
Ara (yenileme) onaylaması:
Madde 103 – Eskiden beri işe devam etmekte olup da aynı defteri ertesi yılda kullanmak isteyenlerin kanuni süre içinde açılış onaylamasındaki şart ve şekiller dairesinde defterlerinin yeniden onaylanmasına ara veya yenileme onaylaması denir.
Ara (yenileme) onaylamalarında defterin kullanılmış kısmından sonra arta kalan sayfaların hangi sıra numarasında başlayıp hangi sıra numarasında bittiği şerhde belirtilir. Bu sayfalar mühürlü ise, ara onaylamasını yapan noter başka bir noter olsa bile sayfaların yeniden mühürlenmesi gerekmez.
Kapanış onaylaması:
Madde 104 – Görülme kaydı ile onaylamadaki usul ve şekilde yapılan ve (işbu defter ………ncı sayfada kapatılmıştır.) şerhini kapsayan bir defter onaylama işlemidir.
Özel kanunlara göre tutulan defterlerin onaylanması:
Madde 105 –Türk Ticaret Kanunu ile Vergi Usul Kanunu dışındaki kanunlarla tutulması öngörülen defterlerin onaylanması, bu kanunlarla özel bir şekil getirilmemiş olması şartı ile, yukarıdaki hükümlere göre yapılır.
Emanet işleri:
Madde 106 – Saklanmak, ileride tevdi edene veya üçüncü bir kişiye verilmek üzere noterliğe tevdi edilen emanet, para veya paradan gayri her türlü taşınır mal, hisse senedi, tahvil, kıymetli evrak, ziynet eşyası olabileceği gibi kapalı vasiyetname veya kanunlarında noterliklerce saklanması öngörülen evrak, defter ve beyanname gibi şeyler de olabilir.
Bulundurulması ve taşınması kanunla yasak edilmiş şeylerle, zamanla bozulması muhtemel maddeler emanet olarak kabul edilemez.
Emanet, noter veya noterlikçe hiçbir suretle kullanılamayacağı gibi hasar ve kaybından noter sorumludur.
Emanetlerin kabul, saklanma ve iadesi:
Madde 107 –Her türlü emanet, Noterlik Kanununun 101 inci maddesine göre düzenlenecek bir tutanak ile kabul edilir. Bu tutanakta ayrıca, emanetin nitelikleri, biliniyorsa gerçek değeri, değeri tam olarak bilinmiyorsa tahmini değeri, ne süre saklanacağı, kime ve ne zaman iade olunacağı ve iade şartları da gösterilir.
Emanetlerin saklanması, süre sonunda hak sahibine iadesi, giderlerin ödenmemesi veya emanetin geri alınmaması halleriyle hazineye devri konusunda Noterlik Kanununun emanetlere ilişkin 62 ve müteakip maddeleri uyarınca işlem yapılır.
Emanet paranın noterliğe tevdi olunduğunun en geç ertesi iş günü, bu yönetmelikte teminat paralanın yatırılması belirtilen milli bankalardan birinde açtırılacak noterlik emanet cari hesabına yatırılması zorunludur. Bir noterliğe ait emanet paraların tek bir hesapta toplanması gerekir.
Noterliğin tevdi mahalli olarak tayini:
Madde 108 – Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin söz konusu olduğu hallerde, noterliğin emanet parayı kabul edebilmesi için mahkemece tevdi mahalli olarak tayin edilmesi şarttır. Bu taktirde mahkeme kararının istenmesi, emanet tutanağı ve emanet defterine, kararı veren mahkemenin adı ile kararın tarih ve sayısının da yazılması zorunludur. Ancak Türk Ticaret Kanununun 624 – 690. maddelerine göre kambiyo senetleri bedellerinin notere tevdii halinde hakim kararı aranmaz.
Ölüme bağlı tasarruflarla ilgili işler:
Madde 109 – Noterler ilgilinin istemi üzerine ölüme bağlı tasarrufları da belgelendirirler. Bunlardan başka açık veya kapalı olarak kendilerine tevdi edilen vasiyetnameleri de saklamak zorundadırlar.
Noter ölüme bağlı tasarrufları belgelendirirken Medeni Kanundaki şekil şartlarına uymakla mükelleftir.
Ölüme bağlı tasarrufların vasiyetname şeklinde noter tarafından belgelendirilmesi isteniyorsa, ilgilinin takririnin iki tanık huzurunda alınması gerekir.
Vasiyette bulunan, vasiyetinden her zaman için rücu edebilir. Rücu halin de vasiyetnamenin Noterlikçe tanzim veya açık veya kapalı olarak tevdi edildiği zaman tatbik edilen usul ve şartlar aynen uygulanmak sureti ile düzenlenecek bir tutanak tanzim edilir. Bu işlemin aslı ciltbendinebir sureti vasiyetnameye eklenir.
Madde 110 – Noterlik Kanununun 76 ncı maddesine göre noterin işlemi yapamaması ve o yerde işlemi yapacak başka bir noterin de bulunmaması halinde, işlem o yerdeki asliye hukuk hakimi, asliye hukuk hakimliği yoksa sulh hukuk hakimi tarafından ve aşağıda gösterilen esaslara göre yapılır.
Noter işlemi yapamaması nedenini bir tezkere ile hakimliğe bildirir. Hakim, evvela mahkemenin değişik işler defterinden bir numara vermek suretiyle işleme girişir. İşlemin gerektirdiği harç, damga vergisi ve varsa kontrato resmi maliye ve belediye veznelerine makbuz karşılığı yatırılır. Daha sonra Noterlik Kanunu ve ilgili sair kanunlarla bu yönetmelik esaslarına göre işlem tamamlanır. İşlemin altı işleme katılanlarla birlikte hakim tarafından imzalanıp onaylandıktan sonra mahkeme mührü ile mühürlenir. İşlerin ne sebeple hakim tarafından yapıldığı da işlem kağıdında açıklanır. İşlemin noterlikte kalması gereken nüsha veya örneği mahkemece saklanır. İşlem sona erdiğinde, hakim, işlemin yapıldığı, tarih ve sayısını notere bildirir.
Noterlik işlemini yapan hakim, Noterlik Ücret Tarifesinde yer alan ücretlerden hiç birisini ve bu işlemler dolayısıyla tahsil edilen harç, vergi ve resim karşılığı olan noter hisselerini alamaz. Ancak, işlemin daire dışında yapılması halinde, Harçlar Kanununun 34 üncü maddesinde gösterilen yol tazminatının ilgili tarafından ödenmesi zorunludur.
ONALTINCI KISIM
Türkiye Noterler Birliği ve Çalışma Şekli
Türkiye Noterler Birliği ve organları:
Madde 111 –Türkiye Noterler Birliği noterlik mesleğinin amaçlarına uygun bir şekilde görülmesi, mesleğin gelişmesini ve meslekdaşlar arasında birlik ve yardımlaşmayı sağlamak üzere kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliğe sahip ve merkezi Ankara’da olan bir kuruluştur.
Noterler, Birliğin tabii üyesidirler.
Türkiye Noterler Birliği Noterlik Kanununun 166. maddesi ve diğer hükümler ile kendisine verilen görevleri organları olan,
a – Türkiye Noterler Birliği Başkanı,
b – Türkiye Noterler Birliği Başkanlık Divanı,
c – Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu,
d – Türkiye Noterler Birliği Disiplin Kurulu,
e – Türkiye Noterler Birliği Kongresi,
f – Noter Odaları,
vasıtasıyla yapar.
Birlik Kongresi:
Madde 112 – Türkiye Noterler Birliğinin en yüksek organı olan Birlik Kongresi noter odaları Genel Kurulunca kanun hükümleri uyarınca seçilecek noterler ile noter odaları başkanlarından kurulur. Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu Başkan ve Üyeleri de Kongrenin tabii üyeleridir.
Türkiye Noterler Birliği Kongresine delege seçilebilmek için;
a – Noterliğe engel bir suçtan dolayı hakkında son soruşturma açılmasına karar verilmiş bulunmamak,
b – Beş yıl içinde noterlik mesleğinde geçici olarak işten çıkarma cezası almış olmamak, gereklidir.
Delege seçildikten sonra (a) ve (b) bentlerindeki engelleri ortaya çıkan noterin delegelik sıfatı kendiliğinden sona erer. Bunun yeri en çok oy almış yedek üye ile doldurulur.
Kongre toplantısı ve çalışma şekli:
Madde 113 –Toplantı günü delegelerin isimlerini kapsayan iki liste delegeler tarafından imzalanmak üzere toplantının yapılacağı yerin uygun bir bölümüne konulur. Bu liste toplantı salonunda bulunan delegelerle karşılaştırılır.
Türkiye Noterler Birliği Başkanı tarafından yaptırılacak yoklama sonun da Noterlik Kanununun 177 nci maddesindeki çoğunluğun hazır olduğu anlaşılırsa toplantı açılır ve Birlik Kongresi Başkanlık Divanı seçimleri yapılır. Başkanlık divanı göreve başladıktan sonra gündeme geçilir.
Gündemde görüşülecek maddelerin konusuna göre divanın gerekli göreceği alt komisyonlar seçilerek teşekkül eder. Alt komisyonlar üyeleri arasında bir başkan ile yeteri kadar raportör seçilir. Seçimlerde oy sayısının çoğunluğu yeterlidir.
Kongre tutanakları ve karar yeter sayısı:
Madde 114 – Birlik Kongresinin başlangıcından sonuna kadar yapılan işlemlerin ve görüşmelerin bir tutanakla belgelendirilmesi gereklidir
Bu tutanak;
a – Kongre tarihini,
b – Kongrenin yapıldığı yeri,
e – Kongrenin olağan veya olağanüstü olduğunu,
d – Kongre başkan, başkan yardımcısı ve katiplerin isimlerini,
e – Birlik Başkanı tarafından yaptırılacak yoklama sonucu ile çoğunluğun bulunduğu hususlarını, kapsar.
Daha sonra gündeme göre yapılacak görüşmeler ve alınacak kararlar Kongre Divanınca uygun bulunacak şekillerde tutanağa geçirilir.
Kongrede yapılan konuşmaların saptanması için ayrıca ve yeteri kadar teyp de kullanılabilir.
Tutanaklar arasındaki noksanlık veya değişikliklerde teyp bandındaki kayıtlar esas alınır.
Kongre sonunda bandlarla tesbit edilen konuşmalar kongre başkanlık divanı tarafından bizzat daktiloda yazdırılabilir. Buna imkan görülmediği takdirde Başkanlık Divanı veya Birlik Yönetim Kurulunun görevlendireceği kimseler tarafından bu işlemin yapılmasını karar altına alırlar
Kongre başkanı, disiplini bozanlara birincisinde ve ikincisinde ihtar, üçüncü defasında ise belirli bir süre oturumdan çıkarma cezası verebilir.
Birlik Kongresi, toplantıya katılanlar sayısının salt çoğunluğu (yarısından bir fazla) ile karar verir.
Birliğin taşınır ve taşınmaz malları ile paralarını Birlik amaçlarına uygun şekilde yönetmek ve işletmek konularındaki kararlar ancak Birlik Kongresi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınabilir. Oylarda eşitlik halinde Birlik Kongresinin Başkanının bulunduğu taraf çoğunlukta sayılır.
Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu:
Madde 115 –Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu yedi üyeden kurulurve dört yıllık bir süre için Türkiye Noterler Birliği Kongresi tarafından seçilir. Kurulundörtte yedek üyesi bulunur. Şu kadarki asıl ve yedek üyelerin yarısı iki yıldabir ve dört yıl için yenilenir.
Noterlik Kanununun 170 inci maddesi hükmüne göre kongrece seçilen YönetimKurulu, seçimi izleyen ilk toplantısında aralarında gizli oyla Başkan, BaşkanYardımcısı, Genel Sekreter ve Sayman üyeyi seçerler. Yönetim Kurulu bu toplantısındagenel sekreter veya saymanın veya her ikisinin de dışardan alınmasına kararverebilir.
Başkanlık Divanı Üyelerinden birinin veya birkaçının süresinin bitmesi sebebiyleboşalan divan üyeliğine Yönetim Kurulunun yeni seçimleri takip eden ilk oturumundagizli oyla seçim yapılır. Seçim dönemi sona ermeden Yönetim Kurulu Başkanve üyelerinden birinin ayrılması halinde, göreve çağrılan yedek üyenin görevi, ayrılanasil üyenin seçim dönemi sonuna kadar devam eder.
Genel Sekreter veya sayman veya her ikisinin de dışardan alınmasına kararverilmişse bunların dışındaki başkanlık divanı üyeleri ve başkan seçimi yapılır. Dışardanatanacak genel sekreter veya saymanın göreve başlamasına kadar YönetimKurulu bu görevlerin geçici olarak üyelerince görülmesine karar verir.
Yönetim Kurulu dışarıdan alınacak genel sekreter veya saymanın nitelikleri,çalışma süresi ve ücretlerini tespit ve atamalarını yapar.
(Değişik: RG-30/4/1980-16975)Dışardan atanan Genel Sekreter ve dışardan atanan sayman Yönetim Kurulu toplantılarına katılırlar. Ancak, oya iştirak edemezler.
Birlik Yönetim Kurulu toplantı usulü ve karar sayısı:
Madde 116 – Birlik Yönetim Kurulu ayda bir defa olağan toplantı yapmak zorundadır. Başkan veya Yönetim Kurulu üyelerinden birinin isteği ile kurul, acele hallerde her zaman olağanüstü toplantıya çağrılabilir.
Başkan veya yardımcısının bulunmadığı hallerde toplantıya noterlikte en kıdemli üye başkanlık eder. Toplantı açıldığında ilk defa evvelki oturum tutanağı okunarak işe başlanır, her toplantı sonunda gelecek toplantının günü kararlaştırılır.
Toplantı günü, üyelere çağrı mektubuyla bildirilir. Engeli olanlar, bunu en az yedi gün önce ve yazı ile başkanlık divanına bildirirler.
Belgeye bağlanmış haklı bir engele dayanmaksızın üst üste üç toplantıya gelmeyen üye istifa etmiş sayılır. Üçüncü toplantıdan sonra durum ilgili üyeye bildirilir. Aynı zamanda ilk yedek üye de bir sonraki toplantıya asil üye olarak çağrılır.
Başkanlık divanı üyelerinden herhangi birisinin yerinin boşalması halin de, boşalan üye Yönetim Kurulu üyelerinden ise Yönetim Kurulunca yeniden seçim yapılır. Şu kadarki boşalan yer Saymanlık veya Genel Sekreterlik ise Yönetim Kurulu seçim veya dışardan atama yapılacağına karar verir ve karar gereği yerine getirilir.
Birlik Yönetim Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır Toplantıda yeter sayıda üyenin bulunması halinde başkan oturumu açar.
Yönetim Kurulunda toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verilir. Şu kadarki, en az dört üyenin bir oyda birleşmesi şarttır. Oylarda eşitlik halinde, Başkanın bulunduğu taraf üstün sayılır.
Birlik Yönetim Kurulu toplantılarının tutanaklatesbiti:
Madde 117 – Yönetim Kurulu toplantılarında görüşmeler bir tutanakla tesbit olunur. Tutanaklar Stenografi, stenedaktilo, teyp ve benzeri vasıtalardan biri veya bir kaçı ile tutulur. Gerektiğinde el yazısı ile de tutulabilir. El yazısından başka bir usulle tutulduğu takdirde karar fıkraları ayrıca el ile veya daktilo ile karar defterine yazılır. Deftere yazılan kararlar altı aynı gün ve toplantı yerinde katılanlar tarafından imzalanır.
Başka usulle tutulan tutanaklar yönetim kurulunun müteakip toplantısına kadar ilgililerce deşifre olunarak daktilo edilir.
Bu tutanakların altı da katılanlarca imza edilir.
Teyp bandı yapılacak ilk kongreden sonra yönetim kurulunun kararı ile silinir. Bunun dışındaki usullerle tutulan tutanaklar saklanır.
Deşifre edilen tutanağa itirazı bulunan üyenin itirazı imzası altında kendi el yazısı ile tutanağa geçirilir. Bu teyp bandı müteakip kongre toplantısına kadar saklanır.
Yönetim Kurulunca imzası tamamlanan tutanaklar özel dosyalar içerisin de saklanır.
Yönetim Kurulu toplantılarında düzenlenecek tutanakta oturum numarası, oturum yeri, oturum gün ve saati, tutanak numarası oturuma katılanlar ve katılmayanlar, katılmayanların engelleri olup olmadığı hususları gösterilir, engeli için belge gönderenler hakkında bir karar verilir. Engel belgesi göndermeyenlerin durumu ertesi oturumda incelenir.
Birlik Yönetim Kurulu gündeminintesbitive görüşülme usulü:
Madde 118 –Toplantı gündemi başkanlıkça tesbit edilir ve başkanın imzasını taşır.
Servisler tarafından gündeme alınması istenilen herhangi bir konu o servisin bağlı olduğu Başkanlık Divanı üyelerine intikal ettirilir. Divan üyesi gerekli görürse bu konular Başkanın, yokluğunda Başkan Yardımcısının, Sayman veya Genel Sekreterin imzasını taşıyan bir yazı ile Yönetim Kurulunun gündemine alınır. Kurul lüzum görürse servis yetkililerinden açıklama isteyebilir.
Üyeler de herhangi bir konunun gündeme alınmasını teklif edebilirler. Başkanlıkça yapılacak onaylama sonunda kabul edildiği takdirde teklif gündeme ilave olunur.
Yönetim Kurulu gündemdeki maddelerin yerlerini, görüşme sırasını değiştirmeye yetkilidir. Şu kadarki, gündemde yapılacak bu değişikliklerin o maddenin görüşülmesine geçilmeden yapılması şarttır. Herhangi bir maddenin gerekirse ertelenmesi mümkündür.
Gündemin görüşülmesine geçilince görüşülen her madde hakkında ilgiliden açıklayıcı bilgi alınabilir. Madde ile ilgili bu açıklamalardan sonra söz isteyen üyelere sırası ilen en az bir defa söz verilir. Görüşmeler yeterli bulunduğunda oylamaya geçilir. Oylama işarı oyla yapılır. (Kanunun 170/son maddesi mahfuzdur.) Oylama sonuçları zapta geçirilir ve karar sayısı belirtilir. Muhalif üyenin muhalefeti tutanakta belirtilir ve muhalif üye gerekli görürse aynı gün karar altına muhalefet şerhini yazar veya yazılı olarak verebilir. Muhalefetin yazılı olarak bildirilmesi halinde evrak kayıt defterine kaydedilerek tarih ve numara alması zorunludur. Kurulun toplantıyı başka bir güne ertelemesi halinde tayin edeceği gün için hazırlanacak gündemin başına o gün bitirilemeyen gündem maddeleri alınır. Yeni konulan maddeler bundan sonraki sıraya girer.
Tutanağın birer örneği gelecek oturuma kadar üyelere verilir.
Başkanlık Divanı ve görev bölümü:
Madde 119 –Başkanlık Divanı, Başkan, Başkan Yardımcısı ve Genel Sekreter ile Saymandan teşekkül eder.
Başkan: Divan toplantılarında divana başkanlık eder ve kararlarını yürütür. Kanunla verilmiş diğer yetkileri kullanır ve görevleri yapar.
Başkan yardımcısı : Başkanın bulunmadığı zamanlarda veya başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde başkana ait yetkileri kullanır ve görevleri yerine getirir.
Başkan yardımcısının da yokluğunda bu görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak Yönetim Kurulunun meslekte en kıdemli üyesine aittir.
Sayman: Birlik mallarını ilgili kurulların vereceği kararlar gereğince yönetir. Para alıp verme, bütçe uygulaması ve bunlara dair her türlü saymanlık işlerini yürütür ve gözetir. Sayman aynı zamanda para alıp vermede ve para ile ilgili işlemlerde düzenlenen kağıtları Birlik Başkanı ile birlikte imza eder.
Yetkili kurullarca başka servis ve merci görevlendirilmedikçe Birliğe ait her türlü mal ve işletmelerin yönetilmesi işlerini kurul kararları ve özel yönetmelikler gereğince yürütür ve gözetir.
Özel yönetmeliğe göre muhasebe servisinin personelini tezkiye ve murakabe eder.
Genel sekreter: Birlik Yönetim Kurulu Toplantılarına ait tutanakların düzenlenmesi, Birlik iç çalışmalarının ve yazı işlerinin yönetilmesi Birlik Merkez teşkilatına gerekli direktiflerin verilmesi ve düzenli çalışmasını sağlamak işleri ile kanun ve bu yönetmelikle başka merci, makam ve şahsa verilmemiş Birliğin her türlü sevk ve idaresi ve Personel Özlük işlerinin kurullar kararları ve özel yönetmeliğe göre Genel sekretere aittir.
Başkanlık Divanının çalışma şekli:
Madde 120 – Başkanlık Divanı Yönetim Kurulu toplantı halinde olmadığı zamanlarda bu kurulun vereceği yetki dairesinde çalışır. Genel Sekreter ve Sayman dışardan atandıkları takdirde divan toplantılarına asli üye olarak katılırlar ve oy kullanırlar. Başkanlık Divanı üyelerinden birisi süresi dolmadan önce ayrılırsa geriye kalan görev süresi için bir ay içinde yenisi seçilir. Dışardan atananlar için süre sözleşme ile tespit olunur. Bunlardan birisinin herhangi bir sebeple ayrılması halinde yerine atanacakla yeni sözleşme yapılır.
Genel Sekreter, görevlerinden bir kısmını veya tamamının görülmesi için gerektiğinde yardımcısını veya bir görevliyi yetkilendirebilir.
Sayman makbul engeli haline münhasır olmak şartıyle saymanlık yetki ve görevlerini yapmak ve yerine başkanla birlikte imza kullanmak üzere Yönetim Kurulu kendi üyelerinden birini vekil tayin eder.
Başkanlık Divanı toplantılarında gündem, tutanak ve karar yeter sayısı:
Madde 121 – Başkanlık divanı Başkanın davetiyle toplanır. Toplantı gün ve saatlerini başkan tespit ve üyelere tebliğ eder. Tebligatın yazılı olması gerekmez. Toplantıda gündemi başkan tespit ve toplantıya arz eder, toplantı esnasında divan üyelerinin gündeme alınmasını öngören tekliflerini Başkan oya sunar kabul edilen teklifler gündeme ilave olunur.
Divan kararları çoğunlukla alınır. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf üstün sayılır. Kararlar bir tutanakla tespit olunur. Bu tutanaklar özel dosyalarda saklanır. Bilahare karar fıkraları karar defterine yazılarak altı oturumda bulunmuş başkan ve üyelere imza ettirilir ve aslından gereği kadar örnek çıkartılarak ilgili servislere dağıtılmak üzere genel sekreterliğe verilir. Bu örneklerin aslına uygunluğu Başkanlıkça onaylanır.
Karar tutanakların başına kararın tarihi, sayısı, katılanların ad ve soyadları ile görevleri yazılır.
Tutanakların tutulması, kararların yazılması ve bu hususa ait diğer işler özel yönetmelikte belirtilen şekilde görevlendirilecek raportör ve katipler tarafından yapılır. Bu fıkra yönetim kurulu toplantılarında da uygulanır.
Noter odalarının kuruluşu ve odaya kayıt olma zorunluluğu:
Madde 122 – Üç veya daha fazla Noterlik bulunan her belediye hududu içinde bir Noter Odası kurulur.
Adalet Bakanlığı Noter Odası kurulamıyan Noterliklerin hangi odaya bağlanacağını tayin eder ve ondan az noter bulunan yerlerdeki noterleri zorunlu gördüğü hallerde başka bir odaya bağlayabilir.
Noter Odaları Türkiye Noterler Birliğinin bölgesel organlarıdır. Her noter, bölgesi içinde bulunduğu noter odasına kayıt olmak zorunluğundadır.
Noter Odası Genel Kurulu:
Madde 123 –Noter odaları Genel Kurulları, Noterlik Kanununun 186 ve 187 nci maddelerine göre toplanırlar.
Oda Genel Kurullarının kanuna ve usulüne uygun toplanıp toplanmadığını Birlik Yönetim Kurulu denetler. Bunun için genel kurul tutanaklarının tümü toplantının bitimini izleyen en geç 15 gün içinde Türkiye Noterler Birliğine gönderilir. Birlik Yönetim Kurulu dosya üzerinde yapacağı inceleme sonucunu Oda Başkanlığına bildirir.
Türkiye Noterler Birliği dilerse Oda Genel Kurul toplantılarında gözlemci de bulundurabilir.
Noter Odası Yönetim Kurulu:
Madde 124 – Noter Odası Yönetim Kurulu Noter Odası Başkanı ile iki üyeden kurulur. Başkan ve üyeler Genel Kurul tarafından verilen oyların çoğunluğu ile ve iki yıl için seçilir. 3 den fazla noter bulunan odalardan 1, ondan fazla noter bulunan odalarda da 2 yedek üye seçilir.
Başkanlığa ve yönetim kurulu asil ve yedek üyeliğine seçilebilmek için noterliğe engel bir suçtan dolayı hakkında son soruşturma açılmasına karar verilmiş bulunmamak veya 5 yıl içinde noterlik mesleğinde işten çıkarma cezası almamış olmak gerekir. Ancak, noter odası başkan veya üyesi seçilebilmek için 5 yıllık hizmet görmüş olmak şart değildir.
Başkan ve üyelerden birinin seçim devresi içinde kesinleşmiş geçici olarak işten çıkarma cezası ile tecziyesi halinde bu görevi kendiliğinden sona erer.
Başkanın bulunmadığı zamanlarda veya Başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde, Başkana ait yetkilerin kullanılması ve görevlerin yerine getirilmesi Oda Yönetim Kurulunun meslekte en kıdemli üyesine aittir.
Seçim dönemi bitmeden önce ayrılan Yönetim Kurulu üyesinin yeri en çok oy almış yedek üye ile doldurulur. Bundan sonra yapılacak ilk kongrede bir yedek üye seçilir.
Bu şekilde kurulun teşekkülünden sonra Başkanın bulunmaması veya Başkanlığın herhangi bir şekilde boşalması halinde diğer üyenin yedekten geldiği söz konusu olmaksızın iki üye arasından en kıdemlisi başkana ait yetkileri kullanır ve görevleri yerine getirir
Yönetim Kurulu Üyelerinden biri hakkında seçilmeye engel bir suçtan dolayı kamu davası açılmış ise dava sonuna kadar bu üye yönetim kurulu çalışmalarına katılamaz, yeri en çok oy alan yedek üye ile doldurulur.
Yönetim Kurulunun yapacağı ilk toplantıda üyelerden biri odanın hesap işlerini diğeri ise yazı işlerini yürütmekle görevlendirilir.
Noter Odası Genel Kurulu ve olağanüstü toplantıya çağırılması:
Madde 125 –Görevini yapmayan ve Birlik Yönetim Kurulu kararlarına uymayan oda başkan veya yönetim kurulu üyeleri hakkında aşağıdaki şekil de işlem yapılır.
Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu görevlendireceği bir veya bir kaç denetici aracılığı ile o odaya ait evrak ve sair işlemlere el koyar ve oda yönetim kurulu başkan veya üyeleri hakkında soruşturmaya girişir. Gerekirse ilgilileri her zaman işten geçici olarak yasaklıyabilir.
Gerekli görüldüğünde, Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu Noterlik Kanununun 186 ncı maddesinin son fıkrası delaletiyle 176 ncı maddesinin son fıkrası gereğince oda genel kurulunu, 188 nci maddenin birinci fıkrasında yazılı konuyu ihtiva eden gündemi görüşmek üzere olağanüstü toplantıya çağırır.
Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu yetkili temsilcisi olağanüstü oda genel kuruluna gündem hakkında gerekçeli izahat verir. Oda Yönetim Kurulu çalışma raporunu genel kurula sunar ve gerekli açıklamada bulunur.
Noter odalarına uygulanacak yönetmeliğin diğer hükümleri:
Madde 126 – Noter odaları hakkında konulan hükümler dışında, Türkiye Noterler Birliği Kongresi ve Yönetim Kuruluna ilişkin bu yönetmelik hükümlerinden, Kanuna aykırı olmayanlar, noter odaları genel kurul ve yönetim kurulları için de uygulanır. Ancak, oda yönetim kurulunun toplantı, görüşme ve tutanak usulü Türkiye Noterler Birliği Başkanlık Divanında uygulanan esaslara göre yapılır.
Türkiye Noterler Birliği Disiplin Kurulu:
Madde 127 –Disiplin Kurulu, Türkiye Noterler Birliğinin bir organı olup Birlik Kongresi tarafından üyeler arasında 4 yıl süre için gizli oyla seçilen 5 asıl, 3 yedek üyeden kurulur. Kurul, seçimden sonraki ilk toplantısında kendi üyeleri arasından bir başkan seçer.
Disiplin Kurulu Kanun ve Yönetmelikte kendisine bırakılmış işlerle noterler hakkında disiplin kovuşturmalarını yapar.
Disiplin Kurulunun toplanma usulü:
Madde 128 –Kurul ayda bir ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır. Birlik Başkanının veya Disiplin Kurulu Başkan yahut üyelerinden birinin isteği ile kurul acele hallerde her zaman olağanüstü toplantıya çağrılabilir.
Her olağan toplantı sonunda, gelecek toplantının günü kararlaştırılır. Ayrıca, toplantı günü, üyelere çağın mektubuyla bildirilir. Engeli sebebiyle toplantıya katılamıyacak üye veya Başkan en az 7 gün önce engelini Başkanlığa bildirir.
Olağanüstü toplantı yapılmasını gerektiren hallerde, Başkan üyeleri en seri vasıta ile toplantıya çağırır. Ancak telefonla çağırı halinde bunun derhal yazı ile teyidi şarttır. Keza, olağanüstü toplantılarda engel bulunan üyenin bunu telefonla bildirmesi halinde aynı gün yazı ile de bildirmesi gerekir.
Haklı engeli belgelendirmeden üst üste üç toplantıya gelmeyen üye istifa etmiş sayılır. Engelin haklı olup olmadığına; müteakip toplantıda; kurul karar verir. Kurul gerekli görürse ilgili üyeden bilgi alır.
Kurul Başkan ve üyelerinden biri hakkında yapılmış olan şikayetler üzerine ilgili, kurulun bu kovuşturma ile alakalı çalışmalara katılamaz. Bu yüzden açılacak üyelikler yedekleri tarafından, onlarında engeli olmaları halinde Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulunda görevli, engeli olmayan en kıdemli Noter tarafından doldurulur.
Başkanın bulunmadığı hallerde kurula, noterlikte en kıdemli üye Başkanlık eder.
Şikayetve ihbar üzerine yapılacak işler:
Madde 129 – Herhangi bir şikayet veya ihbar Disiplin Kuruluna Bakanlıktan veya Türkiye Noterler Birliği tarafından intikal ettirilir.
Adalet Bakanlığı veya Türkiye Noterler Birliğinden intikal eden şikayet üzerine Disiplin Kurulu evvela şikayet veya ihbar konusunun kovuşturmaya değer olup olmadığı hakkında bir karar verir.
Şikayet veya ihbar konusunun kovuşturmaya değer olmadığına ilişkin Disiplin Kurulu kararı, şikayetçiye ve şikayet olunan noterin çalıştığı yerdeki Cumhuriyet savcısına tebliğ olunur.
Cumhuriyet Savcısı veya şikayetçi tebliğden itibaren 15 gün içinde doğrudan doğruya veya Türkiye Noterler Birliği aracılığı ile Adalet Bakanlığına verecekleri bir dilekçe ile bu karara itiraz edebilirler.
Türkiye Noterler Birliği, kendisine verilen itiraz dilekçelerini derhal Adalet Bakanlığına intikal ettirir. İtiraz üzerine Bakanlık disiplin dosyasını getirterek inceler ve bir karar verir. Bakanlığın bu kararı kesindir.
İtiraz üzerine bu karar Adalet Bakanlığınca bozulmuş ise, şikayet olunan noter hakkında kovuşturmaya geçilir.
Kovuşturma açılmasına yer olmadığına dair verilen kararların kesinleşmesi halinde, aynı konuda yeniden inceleme yapılabilmesi, yeni delillerin bulunmasına ve kesinleşme tarihinden itibaren 3 yıl geçmemiş olmasına bağlıdır.
Kovuşturma açılması ve yürütülmesi:
Madde 130 –Kurul şikayet veya ihbar konusunda kovuşturma açılmasına karar vermiş veya kovuşturma açılmasına yer olmadığına dair verilen karar, itiraz üzerine, Adalet Bakanlığınca bozulmuş ise şikayet olunan noter hakkında kovuşturmaya geçilir.
Ancak aynı konudan dolayı ceza davası açılmış ise kesin hükme kadar disiplin kovuşturması bekletilir.
Birinci fıkradaki hallerde Türkiye Noterler Birliği Disiplin Kurulu bu işi incelemek üzere bir üyesini görevlendirir.
Bu üye delilleri toplar, gerekenlerin ifadelerini yeminli olarak alır ve şikayet olunanın savunmasını da aldıktan sonra dosyayı bir raporla kurula sunar. Raporun en geç 3 ay içerisinde verilmesi şarttır. Gerekli hallerde Kurul bu süreyi 2 ay daha uzatabilir.
Kurulca raporun tevdiinden itibaren en geç iki ay içinde işin sonuçlandırılması zorunludur.
Duruşma yapılması ve usulü:
Madde 131 – Noter istemişse kurul incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar verir. Duruşma gizli olup, davetiyeye rağmen gelmeyenlerin gıyabında yapılır. Ancak, gelinmemesi halinde duruşmanın gıyapta yapılacağının davetiyeye yazılmış olması şarttır.
Duruşma tutanağı Başkanın görevlendireceği bir üye tarafından yazılabileceği gibi, onun gözetimi altında bir katibe de yazdırtılabilir.
Duruşmaya raporun okunması ile başlanması zorunludur. Tanık ve bilirkişilerin duruşmaya çağrılmasına veya üyelerden biri tarafından dinlenilmesine yahut yazılı ifadenin okunmasına disiplin kurulunca karar verilir.
Delil bir tanıktan ibaret ise bu tanık muhakkak dinlenir.
Duruşmadan önce veya duruşma dışında dinlenilen kimselere ait tutanakların duruşmada okunması zorunludur.
Tanık ve bilirkişilerin dinlenmesi veya bu konulara dair talimatın yerine getirilmesi hususlarında Noterlik Kanununun 137 ve 138 inci maddelerine göre işlem yapılır.
ONYEDİNCİ KISIM
Değişik Hükümler
İşlemkağıtlarınınher sayfasının imzalanması:
Madde 132 –Düzenlenme veya onaylama şeklinde yapılan noterlik işlemlerinin birden fazla sayfayı kapsaması halinde, kanunen ilgili tarafından imzalanması zorunlu asıl veya örneklerin her sayfasının ilgili ve noter tarafından imzalanması gereklidir. Ciltli, kitap halinde ve sayfa numaraları teselsül eden basılı işlem kağıtları bu kaydın dışında tutulabilir.
Noter vekillerinin denetimi, ücretleri, görev ve yetkileri:
Madde 133 –(Değişik madde – 2.10.1984)(1)
Noterin izin ve hastalık hallerinde bu noterliğe vekâlet edecek kimse, esas noterin denetim ve gözetimine tabidir. Bu sırada noterliğin zarar etmesi halinde zarar, mazeretli noterin kendisine aittir. İşten el çektirildiği veya tutuklu bulunduğu dönemdeki zarardan da aynı şekilde noter kendisi sorumludur.
Boşalan noterliklerle noteri geçici olarak işten çıkarılan noterliklerin ve bu noterlikleri tedvir eden vekillerinin hesaplarının denetim ve gözetimi Türkiye Noterler Birliğinin yetkili kılacağı görevliler tarafından yapılır.
Noterlik Kanunu’nun 33, 34 ve 35 inci maddeleri gereğince, boşalan veya noteri işten ayrılan noterlikleri ücret karşılığı yönetmek üzere, dairede çalışan personelden birinin ya da dairede yetenekli eleman bulunmaması nedeniyle bir adalet memurunun vekil olarak görevlendirilmesi halinde vekile, noterliğin bağlı bulunduğu noter odası tarafından; iş yoğunluğu ve yüklenilecek sorumluluk gözetilerek bir ücret takdir ve tespit edilir. Bu ücret vekilin asıl görevinden aldığı aylık veya ücretinden az, noterliğin safi gelirinin yansından fazla olamaz. Vekil, adalet memuru ise almakta olduğu maaşı, noterlik personeli ise, noterle yaptığı sözleşmedeki (yan ödemeler hariç) ücreti, asıl görevinden aldığı aylık ve ücret sayılır.
Noterliğin aylık safi geliri, noter odalarında vekile takdir olunan ücretten çok olduğu aylarda takdir olunan ücret, az olduğu aylarda ise safi gelirin yarısı ücret olarak ödenir. Bu durumdaki vekilin vekâlet dönemindeki safi gelir tutarının yarısı, o döneme ilişkin takdir edilen ücret tutarından çok olduğu takdirde noksan olarak ödenen miktar safi gelirin yarısını aşmamak üzere tamamlanır. Ancak, engelli notere vekâlet eden adalet memurunun ücretinin tamamı, noterlik zarar etse dahi asıl noter tarafından ödenir.
Noter vekilleri, yasalar, yönetmelikler ve genelgeler ile noterlere verilmiş görevleri yapmak, aylık iş cetvelleri ile aidatları yasal süreler içinde Noterler Birliğine ve sair ilgili mercilere göndermek zorundadırlar. Boş ve noteri geçici olarak işten çıkarılmış olan noterlikleri yöneten noter vekilleri ayrıca, her ayın gelir ve giderlerini gösteren bir cetvel ile gidere ilişkin belge örneklerini ve cetvelde gösterilen safi geliri, o ayı izleyen en geç 15 gün içinde Birliğe göndermeye mecburdur.
Boşalan ve noteri geçici olarak işten çıkarılan noterliklerde noter vekilleri, görevin derhal, zamanında ve noksansız görülebilmesi için zorunlu olan personel ücretleri, daire kirası, Birlik Yönetim Kurulunca her yıl belirlenecek miktarı aşmayan kırtasiye, posta, basılı kağıt ve sair konulardaki harcamaları yapmaya yetkilidirler. Vekiller yeni personel, daktilo, hesap makinesi, mefruşat, demirbaş gibi eşyaları almaya, kira sözleşmesini yenilemeye, kirayı artırmaya yetkili değildirler. Ancak, Türkiye Noterler Birliğinden izin alma koşulu ile ayrılan personelin yerine, Birlikçe belirlenecek ücretle yeni personel alabilirler ve diğer harcamalarda bulunabilirler.
Vekaleten yönetilen boş noterliklerde çalışan personele, ayrılan noterle yaptıkları sözleşmede yazılı ücret ve sair yan ödemeleri aynen ödenir. Ancak, sözleşme süresi sona eren personelin ücret ve yan ödemelerinde artırma yapmaya, Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu yetkilidir.
Vekaleten yönetilen noterliklerde çalışanlara ödenen ücretlerden gerekli vergilerin kesilerek süresinde ilgili daireye yatırılması, Bölge Çalışma ve Sosyal Sigortalar Kurumu Müdürlüklerine verilecek bildirgelerin düzenlenmesi, süresi içinde ilgili mercilere verilmesi, sigorta primlerinin kesilip yatırılması ve benzeri işlerden noter vekilleri sorumludur.
Vekaleten yönetilen boş noterliğin gayrisafi gelirinin daire kirasını, personel giderlerini (vekil ücreti hariç) kırtasiye gibi normal giderleri karşılamaması suretiyle zarar etmesi halinde, Birlik Yönetim Kurulunun muvafakati ile vekil, derhal zararı önleyici tedbirleri almaya ve uygulamaya mecburdur. Zarar eden böyle bir noterlikteki personelin işine iş mevzuatı hükümlerine göre son verilmesi gerektiğinde veya kendiliğinden ayrılmak istemeleri halinde bunların ihbar önelleri, ihbar ve kıdem tazminatları Birlikçe ödenir. Ayrıca, noterliğin zararı da, Birlik tarafından karşılanır. Zarar eden noterlik üçüncü sınıf ise dördüncü sınıfa indirilmesi için Bakanlığa Birlikçe teklif yapılır.
—————————————————————————————————————-
(1)Bu madde iki defa değişikliğe uğramıştır. Daha önce 30 Nisan 1980 gün 16975 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan metinle değiştirilmiştir.
Vasiyetnamelerin uluslararası tescil usulü:
Madde 134 – Vasiyetnamelerin Tescili Konusunda Bir Usul Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü maddesinde öngörülen “Milli tescil merkezi” olarak sözleşme hükümleri uyarınca, bu işleri yapmakla görevli bulunan Türkiye Noterler Birliği, aşağıda yazılı olduğu şekilde bu görevi yürütür:
1 – Milli Tescil Merkezi olarak Türkiye Noterler Birliğinin görevleri:
a) Vasiyette bulunanın istemi üzerine, Türkiye’de Noterlerce düzenlenen veya saklanmak üzere açık veya kapalı olarak teslim edilen vasiyetnamelerin diğer akit devletlerin Milli Mercilerinde tescilini istemek.
b) Diğer akit devletlerin milli mercileri aracılığı ile gelecek istemler üzerine vasiyetnamelerin tescil edilmelerini sağlamak.
c) Akit Devletlerin millî mercileri aracılığı ile gelecek bilgi istemlerini karşılamak,
d) Ülkemizdeki kişilerin bilgi istemlerini; diğer akit devletlerin milli mercilerine intikal ettirmektir.
2 – Birlikçe tescil edilecek vasiyetnameler:
a) Türkiye’de düzenlenen veya saklanmak üzere noterliklere teslim edilen vasiyetnamelerden, vasiyette bulunan tarafından diğer bir akit devlette tescili istenen vasiyetnameler;
b) Yabancı uyruklu olanların Türkiye’de düzenlettikleri veya saklanmak üzere el yazısı ile noterliklere teslim ettikleri vasiyetnameler;
c) Yabancı uyruklulara ait olup, ilgili Devletin mevzuatı izin verdiği takdirde tesellüm belgesi tanzim edilmeksizin notere tevdi edilen el yazılı vasiyetnameler;
d) Tescil edilmiş bulunan vasiyetnamelerin iptalini, geri alınmalarını veya tadil edilmelerini öngören vasiyetnameler (tescili zorunlu bir şekilde düzenledikleri taktirde);
c) Akit devletlerden herhangi birisinin milli merci aracılığı ile Türkiye’de tescili istenen vasiyetnamelerdir.
3 – Tescil talebi:
a) Vasiyette bulunan veya belge sahibinin soyadı ve adı (varsa kızlık soyadı),
b) Doğum tarihi ve yeri (bilinmiyorsa doğduğu memleket)
c) Adresi veya beyan ettiği ikametgahı,
d) Tescili istenen belgenin niteliği ve tarihi,
e) Belgeyi teslim eden ya da belgenin tevdi olunduğu noter, kamu mercii veya kişinin adı ve adresini kapsar.
4 – Tescil şu suretle yapılır:
Türkiye Noterler Birliğinde; birisi yabancı memlekette düzenlenip o memleketin milli tescil merkezi aracılığı ile Türkiye’de tescil istenen vasiyetnamelere ait sicil defteri; diğeri Türkiye’de düzenlenen vasiyetnamelerle saklanmak üzere notere teslim edilen veya tevdi edilen yabancılara ait vasiyetnamelere ait sicil defteri olmak üzere 2 defter tutulur. Bu defterler, yukarıda gösterilen tescil talepnamesinde bulunan hususlardan başka sıra numarası ve genişçe düşünceler sütununu kapsar.
Yabancı memlekette düzenlenip o memleketin milli tescil merkezi aracılığı ile gönderilen tescil talepnamesine göre geliş tarihi itibariyle bu işe ait deftere kayıt yapılır ve yapılan işlem düşünceler hanesine el yazısı ile yazılır.
Tescil talepnamesi, Türk uyruklu birisine ait ise ayrıca vasiyetçinin kayıtlı bulunduğu nüfus dairesinde talepnamede yazılı hususların nüfus siciline ve ismi hizasına kaydedilmesi ve kaydedildiğinin bildirilmesi hususu yazılır. Gelen cevabın tarih ve numarası düşünceler hanesine yazılır.
Türkiye’de düzenlenen veya noterliklere teslim edilen bir vasiyetnamenin diğer bir akit devlette tescili istendiğinde, tescil talepnamesinin o devletin diline veya uluslararası geçerliği olan bir dile çevirme ve yazışma giderleri talep edenden alınır. Türkiye Noterler Birliği aracılığı ile diğer bir akit devletten bilgi istemlerine ilişkin taleplere ait giderler de ilgilisinden alınır.
5 – Tescile ilişkin genel hükümler
a) Vasiyetçi hayatta olduğu sürece, sicil kaydı gizli tutulur.
b) Vasiyetçinin ölümünden sonra, ölüm belgesi, ya da ölümü kanıtlıyan diğer herhangi bir belge ibraz eden herkes tescil talepnamesinde yazılı hususlarda bilgi alabilirler.
c) Vasiyetname 2 ya da daha fazla kişi tarafından müştereken düzenlenmiş olduğu takdirde vasiyette bulunanlardan herhangi birinin ölümü halinde, gizlilik hükmü nazara alınmaksızın (b) bendi hükmü uygulanır.
Vasiyetnamelerin nüfus dairelerine bildirilme usulü:
Madde 135 –Noterlik Kanununun 69 uncu maddesi hükmü uyarınca düzenlenen veya saklanmak üzere noterliklere teslim olunan vasiyetnameler hakkında vasiyette bulunanın ölümü halinde bilgi verilmesi için kayıtlı oldukları nüfus dairelerine yapılacak yazılı bildirimlerde, yukarı ki maddede sözü edilen tescil talepnamesindeki bütün bilgilerin bulunması zorunludur. Nüfus memurları, Türkiye Noterler Birliği tarafından gönderilecek tescil talep bilgilerle noterler tarafından bildirilecek hususları ilgilinin nüfus kaydına aynen yazmakla yükümlüdürler.
Türkiye Noterler Birliği teşkilatı ve iç yönetmelik:
Madde 136 –Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulunun onayı ile Birlik bünyesinde kanun ve yönetmelikle verilmiş görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli teşki1at kurulur.
Teşkilatın kuruluşu ve çalışma şekli, görev ve yetkileri, kadroları ücretli memur ve hizmetlilerin ücret vesair hakları ile atanma ve yükselme sistemleri düzenlenerek, Yönetim Kurulunca kabul edilecek bir iç yönetmelikte gösterilir.
Odalar teşkilatı dahi bu iç yönetmeliğe tabidir.
Yönetmeliğin dördüncü sınıf noterliklere uygulanması:
Madde 137 – İşin niteliğine, noter görevlisinin sıfatına ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyle, dördüncü sınıf noterliklerle, üçüncü sınıfa geçirildiği halde atama yapılamayıp Bakanlıkça geçici yetki ile tedvirine devam olunması uygun görülen noterlikler hakkında da bu yönetmelik hükümleri uygulanır.
Geçici Madde –Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesini izleyen 1 ay için de, bütün noterler kullandıkları mühür örnekleri ile kaç adet mühür kullandıklarını, bağlı bulundukları noter odalarına bildirmekle yükümlüdürler.
Noter odaları da, örneklerin gelişini izleyen bir ay içinde, yönetmeliğe uygun bulunmayan mühürlerin yerine derhal yenilerinin temini ile eskilerinin imhasını sağlayan tedbirleri alır ve uygularlar.
Dördüncü sınıf noterliklerde, idari yönden bulundukları vilayet noterliğinin kayıtlı olduğu noter odalarına mühür örneklerini gönderirler.
Yürürlük:
Madde 138 – Noterlik Kanununun geçici 6. ve 198. maddelerine dayanılarak Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulu tarafından hazırlanıp Adalet Bakanlığınca onaylanan bu Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandıktan bir ay sonra yürürlüğe girer.
Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke Kararı (20 Guiding Principles for the Fight against Corruption), Avrupa Konseyi tarafından 6 kasım 1997 tarihinde kabul edilmiştir.
Avrupa Konseyi, yolsuzluğun önlenmesi için etkili tedbirler almayı ve kamuoyunun dikkatini yolsuzluk konusuna çekmeyi amaçlayarak ahlaki davranışları teşvik etmek amacıyla bildiriyi yayınlamıştır. Nihai amaç, ulusal ve uluslararası yolsuzlukların ortaya çıkarılarak bu eylemlerin cezalandırılmasını sağlamak ve insanlık onuruna yaraşır bir yapı oluşturmaktır.
Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke
Bakanlar Komitesi,
10 ve 11 Ekim 1997 tarihinde Strasbourg’da yapılan Hükümet ve Devlet Başkanları ikinci toplantısında benimsenen deklarasyon ve Eylem Planı doğrultusunda, özellikle “yolsuzluğa ve organize suçlara karşı mücadele” konusundaki III. Bölüm 2. paragrafı göz önüne alarak;
Yolsuzluğun Avrupa Konseyi’nin temel ilkelerine ve değerlerine bir tehdit oluşturduğunun, vatandaşların demokrasiye olan inançlarını zayıflattığının, hukuk devleti ilkesini zedelediğinin, insan haklarına karşı bir reddiye meydana getirdiğinin ve ekonomik ve sosyal gelişmeyi engellediğinin farkında olarak; yolsuzlukla mücadelenin çok disiplinli olması gerektiğini ve bu çerçevede sırayla Valetta ve Prag’da yapılan Avrupa Adalet Bakanlarının 19. ve 21. konferansları tarafından kabul edilen kararların yanı sıra Yolsuzluğa Karşı Eylem Programı’nın da dikkate alınması gerektiğine kani olarak; yolsuzluk üzerine çok disiplinli Grup tarafından hazırlanan yolsuzluğa karşı mücadelede yirmi temel ilke taslağını ele alarak, ülkelerimizin bu konudaki çabalarına katılmak suretiyle yolsuzlukla mücadeleyi azimle sürdürmeye kararlı olarak, aşağıda yer alan Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke Kararı’nın
kabul edilmesi konusunda mutabık kalır.
1. Yolsuzluğun önlenmesinde etkili tedbirler almak ve bu çerçevede kamuoyunun dikkatini konuya çekmek ve ahlaki davranışları teşvik etmek;
2. Ulusal ve uluslararası yolsuzlukların işbirliği içinde cezalandırılmasını sağlamak;
3. Yolsuzluk suçlarının önlenmesi, soruşturulması, kovuşturulması ve bu konuda hüküm verilmesi ile sorumlu olanların görev ve fonksiyonları ile örtüşen bir bağımsızlık ve özerklikten yararlanmalarını, kanun dışı etkilerden masun olmalarını, delillere ulaşmak için etkin araçlara sahip olmalarını ve yolsuzlukla mücadelede yetkililere yardım eden kişilerin korunmasını ve soruşturmaların gizliliğinin muhafazasını sağlamak;
4. Yolsuzluk suçları sonucu elde edilen kazanca el konulması ve suçluların bu kazançtan mahrum bırakılması için uygun tedbirleri almak;
5. Adli görevlilerin yolsuzluk suçlarında kalkan olarak kullanılmalarını engellemek amacıyla uygun tedbirleri almak;
6. Demokratik bir toplumun gerektirdiği ölçüde yolsuzluk suçlarının soruşturulması, kovuşturulması ya da hüküm verilmesinde dokunulmazlığı sınırlandırmak;
7. Yolsuzlukla mücadeleden sorumlu olan kişi ve kurumların uzmanlığını artırmak ve bunlara görevlerini ifa etmeleri için gerekli olan eğitim ve uygun araçlar olanağını sağlamak;
8. Mali mevzuatın ve bu mevzuatı uygulamakla görevli olan yetkililerin, özellikle yolsuzluk suçları ile bağlantılı olan diğer giderlerin mevcut kanunlarla veya uygulamada vergiden indirilmesini engelleyerek, etkin ve koordineli bir yapıda yolsuzlukla mücadele etmeye katkıda bulunmalarını sağlamak;
9. Kamu yönetiminin örgütlenmesi, işlemesi ve karar alma sürecinin, özellikle etkinliği artırma gereksinimi ile uyumlu bir şekilde mümkün olduğu kadar şeffaflığı artırarak, yolsuzluk ile mücadele etme ihtiyacını dikkate almasını sağlamak;
10. Kamu görevlilerinin hakları ve görevleri ile alakalı kuralların yolsuzlukla mücadelenin gereklerini almasını ve yeterli ve etkili disiplin tedbirlerinin yürürlüğe konulmasını ve davranış kuralları gibi uygun araçlar vasıtasıyla kamu görevlilerinden beklenen davranışların daha ileri düzeyde ayrıntılarıyla tanımlanmasının teşvik edilmesini sağlamak;
11. Kamu yönetiminin ve kamu kesiminin faaliyetlerine uygun denetim prosedürlerinin uygulanmasını sağlamak;
12. Denetim prosedürlerinin kamu yönetiminin dışındaki yolsuzlukların tespiti ve önlenmesinde rol oynamasını kabul etmek;
13. Kamusal sorumluluk ve hesap verme sorumluluğu sisteminin kamu görevlilerinin yolsuzlukla ilgili davranışlarının sonuçlarını dikkate almasını sağlamak;
14. Adil rekabeti teşvik eden ve yolsuzluk yapanlar üzerinde caydırıcı olan uygun ve saydam kamu alımları prosedürlerini benimsemek;
15. Parlamenterlerin davranış kurallarını benimsemelerini ve yolsuzluğa caydırıcı nitelikte olan siyasal partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanı ile ilgili kuralların oluşturulmasını teşvik etmek;
16. Medyanın, ancak demokratik bir toplumda gerek duyulan sınırlama ve kısıtlamalara tabi olarak, yolsuzluk ile ilgili konularda bilgi edinme ve paylaşma özgürlüğüne sahip olmasını sağlamak;
17. Özellikle hakları ve çıkarları yolsuzluk nedeniyle etkilenen kişiler için etkili çözümler oluşturma konusunda olmak üzere, medeni hukukun yolsuzluk ile mücadele etmede söz konusu olan gereksinimleri dikkate almasını sağlamak;
18. Yolsuzluk ile ilgili araştırmaları teşvik etmek;
19. Yolsuzlukla mücadelenin tüm safhalarında, muhtemel organize suç ve kara para aklama bağlantısının göz önünde bulundurulmasını sağlamak;
20. Yolsuzlukla mücadelenin tüm aşamalarında en geniş biçimde bir uluslararası işbirliği geliştirmek.
Ve, Yolsuzlukla Etkili Bir Şekilde Mücadele Etmek Ve Yolsuzluğu Önlemek İle İlgili Olarak Dinamik Bir Sürecin Geliştirilmesine Yardımcı Olmak İçin
Bakanlar Komitesi,
1. Ulusal otoriteleri bu ilkeleri kendi ulusal mevzuat ve uygulamalarında uygulamaya koymaya davet eder;
2. Yolsuzluk İle İlgili Çok-Disiplinli Grup (Multidisciplinary Group on Corruption-GMC)’a hızlı bir şekilde, yolsuzluğa karşı Eylem Programı ile uyumlu uluslararası hukuki enstrümanların özenle hazırlaması talimatını verir;
3. Yolsuzluk İle İlgili Çok-Disiplinli Grup’a (GMC), Avrupa Konseyi’nin nezaretinde, bu ilkelerin ve kabul edilen uluslararası hukuki enstrümanların uygulanmasının izlenmesi için uygun ve etkili bir mekanizmanın oluşturulmasını öneren bir taslak metni geciktirmeden sunması talimatını verir.
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun 5651 kanun numarası ile 04.05.2007 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Sonraki yıllarda kanun metninde önemli değişiklikler yapılmıştır.
İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLEN-MESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCA-DELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN
Kanun Numarası : 5651
Kabul Tarihi : 4/5/2007
Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 23/5/2007 Sayı : 26530
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 46
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amaç ve kapsamı; içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.
c)(Değişik: 15/8/2016-KHK-671/20 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6757/17 md.)Başkan: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanını,
ç) Bilgi: Verilerin anlam kazanmış biçimini,
d) Erişim: Bir internet ortamına bağlanarak kullanım olanağı kazanılmasını,
e) Erişim sağlayıcı: Kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan her türlü ger-çek veya tüzel kişileri,
f) İçerik sağlayıcı: İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri,
g) İnternet ortamı: Haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortamı,
ğ) İnternet ortamında yapılan yayın: İnternet ortamında yer alan ve içeriğine belirsiz sayıda kişilerin ulaşabileceği verileri,
h) İzleme: İnternet ortamındaki verilere etki etmeksizin bilgi ve verilerin takip edilmesini,
ı) (Değişik: 15/8/2016-KHK-671/20 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6757/17 md.) Kurum: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunu,
i) Toplu kullanım sağlayıcı: Kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayanı,
j)(Değişik: 26/2/2014-6527/15 md.)Trafik bilgisi: Taraflara ilişkin IP adresi, port bilgisi, verilen hizmetin başlama ve bitiş zamanı, yararlanılan hizmetin türü, aktarılan veri miktarı ve varsa abone kimlik bilgilerini,(1)
k) Veri: Bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değeri,
______________
(1) 29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu bende “IP adresi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “port bilgisi,” ibaresi eklenmiştir.
10104
l) Yayın: İnternet ortamında yapılan yayını,
m) Yer sağlayıcı: Hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek ve-ya tüzel kişileri,
o)(Ek: 6/2/2014-6518/85 md.)Erişimin engellenmesi: Alan adından erişimin engellenmesi, IP adresinden erişimin engellenmesi, içeriğe (URL) erişimin engellenmesi ve benzeri yöntemler kullanılarak erişimin engellenmesini,
ö) (Ek: 6/2/2014-6518/85 md.) İçeriğin yayından çıkarılması: İçerik veya yer sağlayıcılar tarafından içeriğin sunuculardan veya barındırılan içerikten çıkarılmasını,
p)(Ek: 6/2/2014-6518/85 md.)URL adresi: İlgili içeriğin internette bulunduğu tam internet adresini,
r)(Ek: 6/2/2014-6518/85 md.)Uyarı yöntemi: İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişiler tarafından içeriğin yayından çıkarılması amacıyla öncelikle içerik sağlayıcısına, makul sürede sonuç alınamaması hâlinde yer sağlayıcısına iletişim adresleri üzerinden gerçekleştirilecek bildirim yöntemini,
s)(Ek:29/7/2020-7253/1 md.)Sosyal ağ sağlayıcı: Sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses, konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri,
ifade eder.
Bilgilendirme yükümlülüğü
MADDE 3- (1) İçerik, yer ve erişim sağlayıcıları, yönetmelikle belirlenen esas ve usûller çerçevesinde tanıtıcı bilgilerini kendilerine ait internet ortamında kullanıcıların ulaşabileceği şekilde ve güncel olarak bulundurmakla yükümlüdür.
(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen yükümlülüğü yerine getirmeyen içerik, yer veya erişim sağlayıcısına Başkan tarafından iki bin Türk lirasından elli bin Türk lirasına kadar idarî para cezası verilir.(1)(2)
(3) (Ek: 6/2/2014-6518/86 md.) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri yurt içinden ya da yurt dışından yürütenlere, internet sayfalarındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler üzerinden elektronik posta veya diğer iletişim araçları ile bildirim yapılabilir.
(4) (Ek: 26/2/2014-6527/16 md.; Değişik: 10/9/2014-6552/126 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 2/10/2014 tarihli ve E.: 2014/149, K.: 2014/151 sayılı Kararı ile.)(3)
(5) (Ek:29/7/2020-7253/2 md.) Bu Kanun kapsamında verilen idari para cezaları, muhatabın yurt dışında bulunması hâlinde Kurum tarafından doğrudan muhataba üçüncü fıkradaki usulle de bildirilebilir. Bu bildirim 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre yapılan tebligat hükmündedir. Bu bildirimin yapıldığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebligat yapılmış sayılır.
İçerik sağlayıcının sorumluluğu
MADDE 4- (1) İçerik sağlayıcı, internet ortamında kullanıma sunduğu her türlü içerikten sorumludur.
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(2) 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 126 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ikibin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına” ibaresi “iki bin Türk lirasından elli bin Türk lirasına” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) Bu İptal Kararı 1/1/2015 tarihli ve 29223 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
10104-1
(2) İçerik sağlayıcı, bağlantı sağladığı başkasına ait içerikten sorumlu değildir. Ancak, sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise genel hükümlere göre sorumludur.
(3) (Ek: 6/2/2014-6518/87 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 8/12/2015 tarihli ve E.: 2014/87, K.: 2015/112 sayılı Kararı ile.)(1)
Yer sağlayıcının yükümlülükleri (2)
MADDE 5- (1) Yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir.
(2) (Değişik: 6/2/2014-6518/88 md.) Yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içeriği bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi hâlinde yayından çıkarmakla yükümlüdür.
(3) (Ek: 6/2/2014-6518/88 md.) Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini bir yıldan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlüdür.
(4) (Ek: 6/2/2014-6518/88 md.) Yer sağlayıcılar, yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yaptıkları işin niteliğine göre sınıflandırılabilir ve hak ve yükümlülükleri itibarıyla farklılaştırılabilirler.
(5) (Ek: 6/2/2014-6518/88 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 8/12/2015 tarihli ve E.: 2014/87, K.: 2015/112 sayılı Kararı ile.)(1)
(6) (Ek: 6/2/2014-6518/88 md.) Yer sağlayıcılık bildiriminde bulunmayan veya bu Kanundaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen yer sağlayıcı hakkında Başkan tarafından yüz bin Türk lirasından bir milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilir.(2)(4)
Erişim sağlayıcının yükümlülükleri
MADDE 6- (1) Erişim sağlayıcı;
a) Herhangi bir kullanıcısının yayınladığı hukuka aykırı içerikten, bu Kanun hükümlerine uygun olarak haberdar edilmesi halinde (…)(3)erişimi engellemekle,(3)
––––––––––––––––––––––
(1) Bu Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 28/1/2016 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.
(2) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Başkanlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde, “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, “Başkanlıkça” ibaresi “Kurum tarafından” şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(3) 6518 sayılı Kanunun 89 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “ve teknik olarak engelleme imkânı bulunduğu ölçüde” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(4) 29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına” ibaresi “yüz bin Türk lirasından bir milyon Türk lirasına” şeklinde değiştirilmiştir.
10104-2
b) Sağladığı hizmetlere ilişkin, yönetmelikte belirtilen trafik bilgilerini altı aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğru-luğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla,
c) Faaliyetine son vereceği tarihten en az üç ay önce durumu Kuruma, içerik sağlayıcılarına ve müşterilerine bildirmek ve trafik bilgilerine ilişkin kayıtları yönetmelikte belirtilen esas ve usûllere uygun olarak Kuruma teslim etmekle,
ç) (Ek: 6/2/2014-6518/89 md.) Erişimi engelleme kararı verilen yayınlarla ilgili olarak alternatif erişim yollarını engelleyici tedbirleri almakla,
d)(Ek: 6/2/2014-6518/89 md.)(İptal: Anayasa Mahkemesinin 8/12/2015 tarihli ve E.: 2014/87, K.: 2015/112 sayılı Kararı ile.)(1)
yükümlüdür.
(2) Erişim sağlayıcı, kendisi aracılığıyla erişilen bilgilerin içeriklerinin hukuka aykırı olup olmadıklarını ve sorumluluğu gerektirip gerektirmediğini kontrol etmekle yükümlü değildir.
(3) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) (…)(3) bentlerinde yer alan yükümlülüklerden birini yerine getirmeyen erişim sağlayıcısına Başkan tarafından onbin Yeni Türk Lirasından ellibin Yeni Türk Li-rasına kadar idarî para cezası verilir.(2)(3)(4)
Erişim Sağlayıcıları Birliği
MADDE 6/A- (Ek: 6/2/2014-6518/90 md.)
(1) Bu Kanunun 8 inci maddesi kapsamı dışındaki erişimin engellenmesi kararlarının uygulanmasını sağlamak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulmuştur.
(2) Birlik özel hukuk tüzel kişiliğini haizdir. Birliğin merkezi Ankara’dır.
(3) Birliğin çalışma usul ve esasları Kurum tarafından onaylanacak Tüzükle belirlenir. Tüzük değişiklikleri de Kurumun onayına tabidir.
(4) Birlik, Tüzüğünün Kurum tarafından incelenerek uygun bulunmasını müteakip faaliyete başlar.
(5) Birlik, 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu kapsamında yetkilendirilen tüm internet servis sağlayıcıları ile internet erişim hizmeti veren diğer işletmecilerin katılmasıyla oluşan ve koordinasyonu sağlayan bir kuruluştur.
––––––––––––––––––––––
(1) Bu Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 28/1/2016 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.
(2) 6518 sayılı Kanunun 89 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “(b) ve (c)” ibaresi “(b), (c), (ç) ve (d)” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) Anayasa Mahkemesinin 8/12/2015 tarihli ve E:2014/87, K:2015/112 sayılı Kararı ile, bu fıkrada yer alan “..ve (d)…” ibaresi iptal edilmiş olup,Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 28/1/2016 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.
(4) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
10104-3
(6) Bu Kanunun 8 inci maddesi kapsamı dışındaki erişimin engellenmesi kararları erişim sağlayıcılar tarafından yerine getirilir. Kararların uygulanması amacıyla gerekli her türlü donanım ve yazılım erişim sağlayıcıların kendileri tarafından sağlanır.
(7) Bu Kanunun 8 inci maddesi kapsamı dışındaki erişimin engellenmesi kararları gereği için Birliğe gönderilir. Bu kapsamda Birliğe yapılan tebligat erişim sağlayıcılara yapılmış sayılır.
(8) Birlik, kendisine gönderilen mevzuata uygun olmadığını düşündüğü kararlara itiraz edebilir.
(9) Birliğin gelirleri, üyeleri tarafından ödenecek ücretlerden oluşur. Alınacak ücretler, Birliğin giderlerini karşılayacak miktarda belirlenir. Bir üyenin ödeyeceği ücret, üyelerin tamamının net satış tutarı toplamı içindeki o üyenin net satışı oranında belirlenir. Üyelerin ödeme dönemleri, yeni katılan üyelerin ne zamandan itibaren ödemeye başlayacağı ve ödemelere ilişkin diğer hususlar Birlik Tüzüğünde belirlenir. Süresinde ödenmeyen ücretler Birlikçe kanuni faizi ile birlikte tahsil edilir.
(10) Birliğe üye olmayan internet servis sağlayıcıları faaliyette bulunamaz.
Toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülükleri
MADDE 7- (1) Ticarî amaçla toplu kullanım sağlayıcılar, mahallî mülkî amirden izin belge-si almakla yükümlüdür. İzne ilişkin bilgiler otuz gün içinde mahallî mülkî amir tarafından Kuruma bildirilir. Bunların denetimi mahallî mülkî amirler tarafından yapılır. İzin belgesinin verilmesine ve denetime ilişkin esas ve usûller, yönetmelikle düzenlenir.
(2) (Değişik: 6/2/2014-6518/91 md.) Ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün internet toplu kullanım sağlayıcılar, konusu suç oluşturan içeriklere erişimin engellenmesi ve kullanıma ilişkin erişim kayıtlarının tutulması hususlarında yönetmelikle belirlenen tedbirleri almakla yükümlüdür.
(3) (Değişik: 6/2/2014-6518/91 md.) Ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılar, ailenin ve çocukların korunması, suçun önlenmesi ve suçluların tespiti kapsamında usul ve esasları yönetmelikte belirlenen tedbirleri almakla yükümlüdür.
(4) (Ek: 6/2/2014-6518/91 md.) Bu maddede belirtilen yükümlülükleri ihlal eden ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılarına, ihlalin ağırlığına göre yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde uyarma, bin Türk Lirasından on beş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verme veya üç güne kadar ticari faaliyetlerini durdurma müeyyidelerinden birine karar vermeye mahalli mülki amir yetkilidir.
İçeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararları ile yerine getirilmesi(1)
MADDE 8- (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu husu-sunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilir:(1)
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
1) İntihara yönlendirme (madde 84),
2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),
3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),
4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),
5) Müstehcenlik (madde 226),
6) Fuhuş (madde 227),
7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),
suçları.
____________
(1) 29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, bu madde başlığı “Erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiş ve birinci fıkrada yer alan “erişimin engellenmesine” ibaresi “içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine” şeklinde değiştirilmiştir.
10104-4
b) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar.
c)(Ek:25/3/2020-7226/32 md.)29/4/1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanunda yer alan suçlar.
(2) İçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilir. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı kararını yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Bu süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır. (Ek cümle: 6/2/2014-6518/92 md.) Erişimin engellenmesi kararı, amacı gerçekleştirecek nitelikte görülürse belirli bir süreyle sınırlı olarak da verilebilir. Koruma tedbiri olarak verilen içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine ilişkin karara 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hü-kümlerine göre itiraz edilebilir.(5)
(3) Hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının birer örneği, gereği yapılmak üzere Kuruma gönderilir.(1)(5)
(4) İçeriği birinci fıkrada belirtilen suçları oluşturan yayınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde veya içerik veya yer sağlayıcısı yurt içinde bulunsa bile, içeriği birinci fıkranın (a) bendinin (2) ve (5) ve (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde ve (c) bendinde yazılı suçları oluşturan yayınlara ilişkin olarak içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı re’sen Başkan tarafından verilir. (Değişik cümle:29/7/2020-7253/4 md.) Bu karar, ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcısına bildirilerek gereğinin yerine getirilmesi istenir. (1)(2)(3)(4)(5)
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, 8 inci maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, dördüncü fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(2) 6518 sayılı Kanunun 92 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “(2) ve (5)” ibaresi “(2), (5) ve (6)” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) 7/2/2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 15/11/2017 tarihli ve E.: 2015/76, K.: 2017/153 sayılı Kararı ile;
a) Bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “İçeriği birinci fıkrada belirtilen suçları oluşturan ya-yınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde…” ibaresi, bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendi yönünden;
b) Bu fıkranın birinci cümlesinde, 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle değiştirilmesinden önce yer alan “…yayınlara ilişkin olarak erişimin engellenmesi kararı re’sen Başkanlık tarafından verilir.” ibaresi, “İçeriği birinci fıkrada belirtilen suçları oluşturan yayın-ların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde…” ibaresi ve bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendi yönünden;iptal edilmiş olup, söz konusu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
(4) 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle bu bentte yer alan “(6) numaralı alt bentlerinde” ibaresi “(6) ve (7) numaralı alt bentlerinde ve (c) bendinde” şeklinde değiştirilmiştir.
(5) 29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, ikinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan “Erişimin engellenmesi” ibaresi “İçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, ikinci ve altıncı cümlelerde yer alan “erişimin engellenmesine” ibareleri “içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine” şeklinde, üçüncü fıkrada yer alan “erişimin engellenmesi” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, dördüncü fıkranın birinci cümlesinde yer alan “erişimin engellenmesi” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
10105
(5) İçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren dört saat içinde yerine getirilir.(1)(5)
(6) Başkan tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının konusunu oluşturan yayını ya-panların kimliklerinin belirlenmesi halinde, Başkan tarafından, Cumhuriyet başsavcılığına suç duyu-rusunda bulunulur.(2)(5)
(7) Soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde, içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, hükümsüz kalan içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle, kovuşturmaya yer olmadığı kararının bir örneğini Kuruma gönderir.(2)(4)(5)
(8) Kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi halinde, içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda mahkemece hükümsüz kalan içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle, beraat kararının bir örneği Kuruma gönderilir.(2)(4)(5)
(9) Konusu birinci fıkrada sayılan suçları oluşturan içeriğin yayından çıkarılması halinde; erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mah-keme tarafından kaldırılır.
(10) Koruma tedbiri olarak verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen içerik, yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.(3)(5)
(11) İdarî tedbir olarak verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının yerine getirilmemesi halinde, Başkan tarafından ilgili içerik, yer ve erişim sağlayıcısına, onbin Yeni Türk Lirasından yüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezasının verildiği andan itibaren yirmidört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından kararın yerine getirilmemesi halinde (…)(2) Kurum tarafından yetkilendirmenin iptaline karar verilebilir.(2)(5)
(12) Bu Kanunda tanımlanan kabahatler dolayısıyla (…)(2) Kurum tarafından verilen idarî para cezalarına ilişkin kararlara karşı, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir.(2)
(13) (Ek: 5/11/2008-5809/67 md.) İşlemlerin yürütülmesi için Kuruma gönderilen hakim ve mahkeme kararlarına 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre Kurum tarafından itiraz edilebilir.(2)
––––––––––––––––––––––
(1) 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 127 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “yirmi dört saat” ibaresi “dört saat” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, 8 inci maddenin altıncı ve onbirinci fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Başkan” şeklinde; yedinci ve sekizinci fıkralarında yer alan “Başkanlığa” ibareleri “Kuruma” şeklinde; onüçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma”, “Başkanlıkça” ibaresi “Kurum tarafından” şeklinde değiştirilmiş; onbirinci fıkrasında yer alan “ise Başkanlığın talebi üzerine” ibaresi ile onikinci fıkrasında yer alan “Başkanlık veya” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(3) 6518 sayılı Kanunun 92 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası” ibaresi “beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası” şeklinde değiştirilmiştir.
(4) 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle yedinci fıkraya “Cumhuriyet savcısı,”, sekizinci fıkraya “mahkemece” ibarelerinden sonra gelmek üzere “hükümsüz kalan erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle,” ibaresi eklenmiştir.
(5) 29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, beşinci fıkrada yer alan “Erişimin engellenmesi” ibaresi “İçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, altıncı fıkrada yer alan “erişimin engellenmesi” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, yedinci fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde yer alan “erişimin engellenmesi” ibareleri “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, sekizinci fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde yer alan “erişimin engellenmesi” ibareleri “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, onuncu fıkrada yer alan “erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen içerik,” şeklinde, onbirinci fıkrada yer alan “erişimin engellenmesi” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde, “erişim sağlayıcısına” ibaresi “ilgili içerik, yer ve erişim sağlayıcısına” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “yirmidört saat içinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “erişim sağlayıcı tarafından” ibaresi eklenmiştir.
10106
(14) (Ek: 12/7/2013-6495/47 md.) 14/3/2007 tarihli ve 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde tanımlanan kurum ve kuruluşlar, kendi görev alanına giren suçların internet ortamında işlendiğini tespit etmeleri hâlinde, bu yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesi kararı alabilirler. Erişimin engellenmesi kararları uygulanmak üzere Kuruma gönderilir.(1)
(15) (Ek: 26/2/2014-6527/17 md.) Bu maddeye göre soruşturma aşamasında verilen hâkim kararı ile 9 uncu ve 9/A maddesine göre verilen hâkim kararı birden fazla sulh ceza mahkemesi bulunan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenen sulh ceza mahkemeleri tarafından verilir.
(16) (Ek: 10/9/2014-6552/127 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 2/10/2014 tarihli ve E.: 2014/149, K.: 2014/151 sayılı Kararı ile.)(2)
(17) (Ek:17/10/2019-7188/36 md.) Bu maddenin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir.
Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi(3)(4)
MADDE 8/A- (Ek: 27/3/2015-6639/29 md.)
(1) Yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması sebeplerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, Cumhurbaşkanlığı veya millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması ile ilgili bakanlıkların talebi üzerine Başkan tarafından internet ortamında yer alan yayınla ilgili olarak içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı verilebilir. Karar, Başkan tarafından derhâl erişim sağlayıcılara ve ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirilir. İçerik çıkartılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereği, derhâl ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren dört saat içinde yerine getirilir.(3)(4)
(2) Cumhurbaşkanlığı veya ilgili Bakanlıkların talebi üzerine Başkan tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı, Başkan tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde, karar kendiliğinden kalkar.(3)(4)
(3) Bu madde kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir.
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle,bu fıkrada yer alan “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(2) Bu İptal Kararı 1/1/2015 tarihli ve 29223 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
(3) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Başkan” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(4) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 181 inci maddesiyle bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “Başbakanlık” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı”şeklinde değiştirilmiştir.
10106-1
(4) Bu madde kapsamındaki suça konu internet içeriklerini oluşturan ve yayanlar hakkında Başkan tarafından, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur. Bu suçların faillerine ulaşmak için gerekli olan bilgiler içerik, yer ve erişim sağlayıcılar tarafından hâkim kararı üzerine adli mercilere verilir. Bu bilgileri vermeyen içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, üç bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.(1)
(5) Bu madde uyarınca verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen erişim sağlayıcılar ile ilgili içerik ve yer sağlayıcılara Başkan tarafından elli bin Türk lirasından beş yüz bin Türk lirasına kadar idari para cezası verilir.(15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, 8/A maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiş; beşinci fıkrasına “yer sağlayıcılara” ibaresinden sonra gelmek üzere “Başkan tarafından” ibaresi eklenmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.)
İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi(Bu maddenin başlığı “İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı” iken 6518 sayılı Kanunun 93 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
MADDE 9-(Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.)
(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini de isteyebilir.(3)
(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır.
(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verebilir.(29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, birinci fıkrada yer alan “içeriğe erişimin engellenmesini” ibaresi “içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini” şeklinde, üçüncü fıkrada yer alan “erişimin engellenmesine” ibaresi “içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine” şeklinde, beşinci fıkrada yer alan “erişimin engellenmesi” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
(4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.
(5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.(3)
(6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.
(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.
(8) (Değişik:29/7/2020-7253/5 md.) Birlik tarafından ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.
(9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının (…)(1) başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.(1)(3)
(10) (Ek:29/7/2020-7253/5 md.) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talep etmesi durumunda hâkim tarafından, başvuranın adının bu madde kapsamındaki karara konu internet adresleri ile ilişkilendirilmemesine karar verilebilir. Kararda, Birlik tarafından hangi arama motorlarına bildirim yapılacağı gösterilir.(3)
(11) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.(3)
Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi(2)
MADDE 9/A-(Ek: 6/2/2014-6518/94 md.)
(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, Kuruma doğrudan başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilir.(2)
(2) Yapılan bu istekte; hakkın ihlaline neden olan yayının tam adresi (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilere yer verilir. Bu bilgilerde eksiklik olması hâlinde talep işleme konulmaz.
(3) Başkan, kendisine gelen bu talebi uygulanmak üzere derhâl Birliğe bildirir, erişim sağlayıcılar bu tedbir talebini derhâl, en geç dört saat içinde yerine getirir.(2)
(4) Erişimin engellenmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim, video ile ilgili olarak (URL şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla uygulanır.
(5) Erişimin engellenmesini talep eden kişiler, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden bahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunar. Hâkim, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek vereceği kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar ve doğrudan Kuruma gönderir; aksi hâlde, erişimin engellenmesi tedbiri kendiliğinden kalkar.(2)
––––––––––––––––––––––
(1) 28/1/2016 tarihli ve 29607 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 8/12/2015 tarihli ve E.: 2014/87, K.: 2015/112 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “…veya aynı mahiyetteki yayınların…” ibaresi iptal edilmiştir.
(2) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu maddenin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan “Başkanlığa” ibareleri “Kuruma” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(3) 29/7/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, dokuzuncu fıkrada yer alan “erişimin engellenmesi” ibaresi “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” şeklinde değiştirilmiş, maddeye dokuzuncu fıkradan sonra gelmek üzere onuncu fıkra eklenmiş, mevcut onuncu fıkra buna göre teselsül ettirilmiş ve aynı fıkrada yer alan “sorumlu kişi” ibaresi “içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları” şeklinde değiştirilmiştir.
10107
(6) Hâkim tarafından verilen bu karara karşı Başkan tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.(1)
(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.
(8) Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde doğrudan Başkanın emri üzerine erişimin engellenmesi Kurum tarafından yapılır. (Mülga cümle: 26/2/2014-6527/18 md.)(1)
(9) (Ek: 26/2/2014-6527/18 md.) Bu maddenin sekizinci fıkrası kapsamında Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, (…)(1) yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.(1)
İdarî yapı ve görevler(2)
MADDE 10- (1) Kanunla verilen görevler, Kurum tarafından yerine getirilir.(2)
(2) Bu Kanunla ekli listedeki kadrolar ihdas edilerek Kurumun hizmetlerinde kullanılmak üzere 5/4/1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa ekli (II) sayılı listeye eklenmiştir. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 15/8/2016-KHK-671/21 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6757/18 md.)(2)
(3) Kuruma Kanunla verilen görevlere ilişkin olarak yapılacak her türlü mal veya hizmet alımları, ceza ve ihalelerden yasaklama işleri hariç, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümlerine tâbi olmaksızın Kurum bütçesinden karşılanır.(2)
(4) Kanunlarla verilen diğer yetki ve görevleri saklı kalmak kaydıyla, Kurumun bu Kanun kapsamındaki görev ve yetkileri şunlardır:(2)
a) Bakanlık, kolluk kuvvetleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile içerik, yer ve erişim sağlayıcılar ve ilgili sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyon oluşturarak internet ortamında yapılan ve bu Kanun kapsamına giren suçları oluşturan içeriğe sahip faaliyet ve yayınları önlemeye, internetin güvenli kullanımını sağlamaya, bilişim şuurunu geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmak, bu amaçla, gerektiğinde, her türlü giderleri yönetmelikle belirlenecek esas ve usûller dahilinde Kurumca karşılanacak çalışma kurulları oluşturmak.(3)
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, 9/A maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde, sekizinci fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Kurum” şeklinde değiştirilmiş ve dokuzuncu fıkrasında yer alan “Başkanlık tarafından,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(2) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “bünyesinde bulunan Başkanlıkça” ibaresi “tarafından” şeklinde, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “Başkanlığın” ibareleri “Kurumun” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(3) 6518 sayılı Kanunun 95 inci maddesiyle bu bentte yer alan “yayınları önlemeye” ibaresinden sonra “, internetin güvenli kullanımını sağlamaya, bilişim şuurunu geliştirmeye” ibaresi eklenmiştir.
10108
b) İnternet ortamında yapılan yayınların içeriklerini izleyerek, bu Kanun kapsamına giren suçların işlendiğinin tespiti halinde, bu yayınlara erişimin engellenmesine yönelik olarak bu Kanunda öngörülen gerekli tedbirleri almak.
c) İnternet ortamında yapılan yayınların içeriklerinin izlenmesinin hangi seviye, zaman ve şekilde yapılacağını belirlemek.
ç) Kurum tarafından işletmecilerin yetkilendirilmeleri ile mülkî idare amirlerince ticarî amaçlı toplu kullanım sağlayıcılara verilecek izin belgelerinde filtreleme ve bloke etmede kullanılacak sistemlere ve yapılacak düzenlemelere yönelik esas ve usûlleri belirlemek.
d) İnternet ortamındaki yayınların izlenmesi suretiyle bu Kanunun 8 inci maddesi ile 8/A maddesinde sayılan suçların işlenmesini önlemek için izleme ve bilgi ihbar merkezi dahil, gerekli her türlü teknik altyapıyı kurmak veya kurdurmak, bu altyapıyı işletmek veya işletilmesini sağlamak.(1)
e) İnternet ortamında herkese açık çeşitli servislerde yapılacak filtreleme, perdeleme ve izleme esaslarına göre donanım üretilmesi veya yazılım yapılmasına ilişkin asgari kriterleri belirlemek.
f) Bilişim ve internet alanındaki uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamak.
g) Bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan suçların, internet ortamında işlenmesini konu alan her türlü temsili görüntü, yazı veya sesleri içeren ürünlerin tanıtımı, ülkeye sokulması, bulundurulması, kiraya verilmesi veya satışının önlenmesini teminen yetkili ve görevli kolluk kuvvetleri ile soruşturma mercilerine, teknik imkânları dahilinde gereken her türlü yardımda bulunmak ve koordinasyonu sağlamak.
(5) (Değişik: 6/2/2014-6518/95 md.) Kurum; Bakanlık bünyesinde 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca oluşturulan İnternet Geliştirme Kurulunca internetin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi, yaygın ve güvenli kullanılması gibi konularda yapılacak öneriler ile ilgili gerekli her türlü tedbir veya kararları alır.(1)
(6) (Ek: 6/2/2014-6518/95 md.) Kurum, ulusal siber güvenlik faaliyetleri kapsamında, siber saldırıların tespiti ve önlenmesi konusunda, içerik, yer, erişim sağlayıcılar ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla koordinasyon sağlar, gerekli tedbirlerin aldırılması konusunda faaliyet yürütür ve ihtiyaç duyulan çalışmaları yapar.(1)
(7) (Ek: 6/2/2014-6518/95 md.) Kurum kanunlarla kendisine verilen görevlerin ifası amacıyla araştırma ve geliştirme merkezleri kurabilir.(1)
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendinde yer alan “bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında” ibaresi “bu Kanunun 8 inci maddesi ile 8/A maddesinde” şeklinde; beşinci, altıncı ve yedinci fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Kurum” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
10109
Yönetmelikler
MADDE 11- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin esas ve usûller, Cumhurbaşkanı tara-fından çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir. Bu yönetmelikler, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde çıkarılır.(1)
(2) Yer veya erişim sağlayıcı olarak faaliyet icra etmek isteyen kişilere, telekomünikasyon yoluyla iletişim konusunda yetkilendirme belgesi olup olmadığına bakılmaksızın, yer, erişim ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülüklerine ilişkin esas ve usûller, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş ay içinde çıkarılır.(2)
İlgili kanunlarda yapılan değişiklikler
MADDE 12- (1) (4/2/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(2) (4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(3) (5/4/1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(4) (1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(5) (Ek: 6/2/2014-6518/97 md.) 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar kurumlarının, hâkim ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurum emrinde görevlendirilebilir. Bu kapsamda görevlendirilen personel sayısı Kurumun kadro sayısının yüzde yirmisini geçemez. Bu personel kurumlarından izinli sayılır. İzinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgili özlük hakları devam eder ve bu süreler terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır. Terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın süresinde yapılır.(3)(4)
(7) Bu Kanunla ekli (V) sayılı cetveldeki kadrolar ihdas edilerek Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı hizmetlerinde kullanılmak üzere 5651 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı listeye eklenmiştir.(5)
––––––––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 181 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıklarının görüşleri alınarak Başbakanlık” ibaresi “Cumhurbaşkanı”şeklinde değiştirilmiştir.
(2) 6/2/2014 tarihli ve 6815 sayılı Kanunun 96 ncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “yer veya erişim sağlayıcı olarak faaliyet icra etmesi amacıyla yetkilendirme belgesi verilmesine” ibaresi “yer, erişim ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülüklerine” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) 6518 sayılı Kanunun 97 nci maddesiyle bu maddeye dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere beşinci ve altıncı fıkralar eklenmiş ve mevcut beşinci fıkra yedinci fıkra olarak teselsül ettirilmiştir.
(4) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı” ibaresi “Kurum” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(5) 6518 sayılı Kanunun 97 nci maddesiyle Ek Madde 1’e dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere beşinci ve altıncı fıkralar eklenmiş ve mevcut beşinci fıkra yedinci fıkra olarak teselsül ettirilmiştir.
10110
EK MADDE 2-(Ek: 6/2/2014-6518/99 md.)(1)
Kuruma verilen görevlerin yürütülmesi için, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine bağlı kalınmaksızın özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda Kurumda sözleşmeli personel çalıştırılabilir. Bu suretle çalıştırılacakların unvanı, sayısı, süresi, ücretleri ve diğer hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak hizmet sözleşmesi esaslarına göre tespit edilir. Bunlara ödenecek ücret, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre çalıştırılanlar için uygulanmakta olan sözleşme ücreti tavanının beş katını, çalıştırılabilecek toplam sözleşmeli personel sayısı ise ikiyüzelliyi geçemez ve bu fıkrada belirtilen ücret dışında herhangi bir ödeme yapılamaz.(2)
EK MADDE 3- (Ek: 15/8/2016-KHK-671/22 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6757/19 md.)
(1) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kapatılmıştır.
(2) Diğer mevzuatta Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yapılan atıflar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna, Telekomünikasyon İletişim Başkanına yapılan atıflar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına yapılmış sayılır.
EK MADDE 4 –(Ek:29/7/2020-7253/6 md.)
(1) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı; Kurum, Birlik, adli veya idari makamlarca gönderilecek tebligat, bildirim veya taleplerin gereğinin yerine getirilmesi ve kişiler tarafından bu Kanun kapsamında yapılacak başvuruların cevaplandırılması ve bu Kanun kapsamındaki diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesini temin için yetkili en az bir kişiyi Türkiye’de temsilci olarak belirler ve bu kişinin iletişim bilgilerine kolayca görülebilecek ve doğrudan erişilebilecek şekilde internet sitesinde yer verir. Sosyal ağ sağlayıcı bu kişinin kimlik ve iletişim bilgilerini Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Temsilcinin gerçek kişi olması hâlinde Türk vatandaşı olması zorunludur.
(2) Birinci fıkrada düzenlenen temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya, Kurum tarafından bildirimde bulunulur. Bildirimden itibaren otuz gün içinde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde sosyal ağ sağlayıcıya Başkan tarafından on milyon Türk lirası idari para cezası verilir. Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren otuz gün içinde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde otuz milyon Türk lirası daha idari para cezası verilir. İkinci kez verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren otuz gün içinde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan tarafından Türkiye’de mukim vergi mükellefi olan gerçek ve tüzel kişilerin ilgili sosyal ağ sağlayıcısına yeni reklam vermesi yasaklanır, bu kapsamda yeni sözleşme kurulamaz ve buna ilişkin para transferi yapılamaz. Reklam yasağı kararının verildiği tarihten itibaren üç ay içinde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde elli oranında daraltılması için sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Başvurunun kabulüne ilişkin hâkim kararının uygulanmasından itibaren otuz gün içinde söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde doksan oranına kadar daraltılması için sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Hâkim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde elliden düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilir. Bu kararlara karşı Başkan tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Hâkim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere Kuruma gönderilir. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhâl ve en geç dört saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilir. Temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmesi hâlinde; verilen idari para cezalarının dörtte biri tahsil edilir, reklam yasağı kaldırılır ve hâkim kararları kendiliğinden hükümsüz kalır. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara Kurum tarafından bildirim yapılır.
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı KHK’nin 21 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, “Başkanlıkta” ibaresi “Kurumda” şeklinde ve “yetmiş beşi” ibaresi “ ikiyüzelliyi ” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 9/11/2016 tarihli ve 6757 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(2) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 181 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca”şeklinde değiştirilmiştir.
10110-1
(3) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, 9 uncu ve 9/A maddeleri kapsamındaki içeriklere yönelik olarak kişiler tarafından yapılacak başvurulara, başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde olumlu ya da olumsuz cevap vermekle yükümlüdür. Olumsuz cevaplar gerekçeli olarak verilir.
(4) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, kendisine bildirilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararlarının uygulanmasına ve üçüncü fıkra kapsamındaki başvurulara ilişkin istatistiksel ve kategorik bilgileri içeren Türkçe hazırlanmış raporları altı aylık dönemlerle Kuruma bildirir. Üçüncü fıkra kapsamındaki başvurulara ilişkin rapor, kişisel verilerden arındırılmak suretiyle sosyal ağ sağlayıcının kendi internet sitesinde de yayınlanır.
(5) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcı, Türkiye’deki kullanıcıların verilerini Türkiye’de barındırma yönünde gerekli tedbirleri alır.
(6) Üçüncü fıkradaki yükümlülüğü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya beş milyon Türk lirası, dördüncü fıkradaki yükümlülüğü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya ise on milyon Türk lirası idari para cezası Başkan tarafından verilir.
(7) Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılar hakkında 8 inci ve 8/A maddeleri kapsamında verilecek olan idari para cezaları bir milyon Türk lirası olarak, 8 inci ve 9 uncu maddeleri kapsamında verilecek olan adli para cezaları ise elli bin gün olarak verilir. Söz konusu idari para cezasını gerektiren ihlallerin bir yıl içinde her bir tekrarında cezalar bir kat artırılarak uygulanır.
(8) Hukuka aykırılığı hâkim veya mahkeme kararı ile tespit edilen içeriğin sosyal ağ sağlayıcıya bildirilmesi durumunda, bildirime rağmen yirmi dört saat içinde içeriği çıkarmayan veya erişimi engellemeyen sosyal ağ sağlayıcı, doğan zararların tazmin edilmesinden sorumludur. Bu hukuki sorumluluğun işletilmesi için içerik sağlayıcının sorumluluğuna gidilmesi veya içerik sağlayıcıya dava açılması şartı aranmaz.
(9) Bu maddenin uygulanmasında sosyal ağ sağlayıcının yükümlülükleri, içerik veya yer sağlayıcısı olmasından doğan sorumluluk ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
(10) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Başkanlığın kuruluştaki hizmet binasının yapımı, ceza ve ihale-lerden yasaklama işleri hariç, Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümlerine tâbi olmaksızın Kurum bütçesinden karşılanır.
(2) Halen faaliyet icra eden ticarî amaçla toplu kullanım sağlayıcılar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde 7 nci maddeye göre alınması gereken izin belgesini temin etmekle yükümlüdürler.
(3) Halen yer veya erişim sağlayıcı olarak faaliyet icra eden kişilere, Kurum tarafından, telekomünikasyon yoluyla iletişim konusunda yetkilendirme belgesi olup olmadığına bakılmaksızın, yer veya erişim sağlayıcı olarak faaliyet icra etmesi amacıyla bir yetkilendirme belgesi düzenlenir.
GEÇİCİ MADDE 2-(Ek: 5/11/2008-5809/67 md.)
(1) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kadrolarında bulunan personelden ek 1 inci maddede belirtilen öğrenim şartlarını haiz olanlar; kamuda üç yıllık hizmet süresini tamamlamaları, KPDS’den en az 60 veya uluslararası geçerliliği olan sınavlardan muadili puan almaları ve hazırlayacakları tezin kabul edilmesi halinde bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren beş yıl içerisinde iletişim uzmanı kadrosuna atanabilirler. Bu personelden; diğer kamu kurum ve kuruluşlarında özel mevzuatları uyarınca yarışma sınavına tabi tutularak mesleğe alınan ve yeterlik sınavını vererek veya tezi başarılı bulunarak kariyer meslek kadrolarına atanmış olanlar yabancı dil şartını karşıladıklarında; yüksek lisans veya doktora öğrenimini tamamlamış olanlardan, hazırladıkları yüksek lisans veya doktora tezlerinin konularının Kurumun veya Başkanlığın görev alanı ile ilgili olduğunun yapılacak inceleme sonucu belirlenenlerden doktora öğrenimini tamamlamış olanlar doğrudan, yüksek lisans öğrenimini tamamlamış olanlar yabancı dil şartını karşıladıklarında, iletişim uzmanı olarak atanabilirler.
10110-2
(2) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı personelinden dört yıllık fakülte mezunu olanlar, kamuda üç yıllık hizmet süresini tamamlamaları, çıkarılacak yönetmelikte öngörülen şartları taşımaları ve buna ilave olarak hazırlayacakları tezin kabul edilmesi veya tezli yüksek lisans veya doktora yapmaları halinde, bu Kanunun yayımı tarihinden beş yıl içinde öğrenim alanına göre teknik uzman veya idarî uzman kadrosuna atanabilirler.
GEÇİCİ MADDE 3-(Ek: 6/2/2014-6518/100 md.)
(1) Birliğin kuruluşu bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde tamamlanır.
(2) Birlik, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla abonesi bulunan mevcut internet servis sağlayıcıları ile erişim hizmeti veren işletmecilerin en az dörtte birinin katılımıyla imzalanan Birlik Tüzüğünün Kurum tarafından incelenerek uygun bulunmasını müteakip faaliyete başlar. Birliğin kurulmasını müteakip en geç bir ay içinde hâlen üye olmayan internet servis sağlayıcıları ve erişim hizmeti veren işletmeciler üyeliklerini tamamlamak zorundadır.(1)
(3) Belirtilen sürede Birliğin kuruluşunu tamamlayamaması hâlinde, Kurum tarafından internet servis sağlayıcılarına ve internet erişim hizmeti veren diğer işletmecilere bir önceki takvim yılındaki net satışlarının yüzde biri oranında idari para cezası uygulanır.
(4) Birliğin kurulmasını müteakip bir ay içinde üye olmayan internet servis sağlayıcılarına veya internet erişim hizmeti veren diğer işletmecilere, Kurum tarafından bir önceki takvim yılındaki net satışlarının yüzde biri oranında idari para cezası uygulanır.
GEÇİCİ MADDE 4-(Ek: 15/8/2016-KHK-671/23 md.; Aynen kabul: 9/11/2016-6757/20 md.)
(1) Telekomünikasyon İletişim Başkanının görevi bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer ve hakkında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 18 inci maddesi hükümleri uygulanır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görevli daire başkanlarının görevleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Bunlardan daha önce İletişim Uzmanı unvanını ihraz etmiş olanlar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda Bilişim Uzmanı kadrolarına atanmış sayılırlar.
(2) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görevli olup terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olmadığı değerlendirilen personelden İletişim Uzmanı ve İletişim Uzman Yardımcıları, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda bulunan Bilişim Uzmanı ve Bilişim Uzman Yardımcısı kadrolarına, diğer personel ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda bulunan aynı unvanlı kadrolara başka bir işleme gerek kalmaksızın halen bulundukları kadro derecesiyle atanmış sayılırlar. Bunların atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın kadroları ihdas edilmiş ve ilgili mevzuatı uyarınca Kurum kadro cetvellerine eklenmiş sayılır. Bu şekilde atananların Uzman ve Uzman Yardımcılığında geçirdiği süreler atanmış sayıldıkları Kurum kadrolarında geçmiş sayılır.
GEÇİCİ MADDE 5 –(Ek:29/7/2020-7253/7 md.)
(1) Sosyal ağ sağlayıcılar, ek 4 üncü maddenin;
a) Üçüncü fıkrası kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek üzere bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde gerekli çalışmaları tamamlar.
b) Dördüncü fıkrası kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca hazırlayacakları ilk raporlarını, 2021 yılı Haziran ayında Kuruma bildirir ve internet sitesinde yayınlar.
Yürürlük
MADDE 13- (1) Bu Kanunun;
a) 3 üncü ve 8 inci maddeleri, yayımı tarihinden altı ay sonra,
b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 14- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
––––––––––––––––––––––
(1) 27/3/2015 tarihli ve 6639 sayılı Kanunun 30 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “mevcut internet servis sağlayıcıları” ibaresi “bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla abonesi bulunan mevcut internet servis sağlayıcıları” şeklinde değiştirilmiştir.
Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün İngilizce tam adı “Regulation (EU) 2016/679 of the European Parliament and of the Council of 27 April 2016 on the protection of natural persons with regard to the processing of personal data and on the free movement of such data, and repealing Directive 95/46/EC (General Data Protection Regulation)” dır. Kısaca General Data Protection Regulation şeklinde ifade edilmektedir.
Genel Veri Koruma Yönetmeliği-GDPR
Bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve Avrupa Birliği üyesi devletlerde doğrudan uygulanması şart olan Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü, 27 Nisan 2016 tarihinde Brüksel’de kabul edilmiştir. Tüzüğün, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandığı 4 Mayıs 2018’i takip eden yirminci gün yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren uygulanması öngörülmüştür.
Türkiye’nin Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nü Kabulü
Metnin Türkçe çevirisi Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından yapılarak yayınlanmış, Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı tüzüğe uygun hale getirilmiştir.
Bu Tüzük’te gerçek kişilerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak korunmasına ilişkin kurallar ve kişisel verilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallar belirtilir.
Bu Tüzük’te gerçek kişilerin temel hakları ve özgürlükleri ve özellikle, kişisel verilerin korunması hakkı korunur.
Kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımı, gerçek kişilerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak korunması ile bağlantılı sebeplerle ne kısıtlanır ne de yasaklanır.
Madde 2
Maddi kapsam
Bu Tüzük, kişisel verilerin tamamen ya da kısmen otomatik araçlarla işlenmesine ve kişisel verilerin otomatik araçlar haricinde bir dosyalama sisteminin parçasını oluşturan veya bir dosyalama sisteminin parçasını oluşturması amaçlanan araçlarla işlenmesine uygulanır.
Bu Tüzük:
(a) Birlik hukuku kapsamına girmeyen bir faaliyet esnasında;
(b) üye devletler tarafından Avrupa Birliği Antlaşması’nın V. Başlığının 2. Bölümü kapsamına giren faaliyetler gerçekleştirilirken;
(c) tamamen kişisel veya ev faaliyeti esnasında bir gerçek kişi tarafından;
(d) kamu güvenliğine yönelik tehditlere karşı güvence sağlanması ve bu tehditlerin önlenmesi de dâhil olmak üzere suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ya da cezaların infaz edilmesiyle ilgili olarak yetkin makamlar tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanmaz.
irlik kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından kişisel verilerin işlenmesine yönelik olarak, (AT) 45/2001 sayılı Tüzük uygulanır. (AT) 45/2001 sayılı Tüzük ve kişisel verilerin bu şekilde işlenmesine uygulanan Birliğin diğer yasal belgeleri 98. madde uyarınca bu Tüzük’ün ilkeleri ve kurallarına uyarlanır.
Bu Tüzük ile 2000/31/AT sayılı Direktif’in uygulanmasına ve özellikle de aynı Direktif’in ara hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerine ilişkin 12 ila 15. maddelerinde yer alan kurallara halel gelmez.
Madde 3
Bölgesel kapsam
Bu Tüzük, işleme faaliyeti Birlik içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, Birlik içerisindeki bir kontrolör veya işleyicinin işletmesinin faaliyetleri bağlamında kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.
Bu Tüzük, işleme faaliyetlerinin aşağıdaki hususlarla alakalı olması durumunda, Birlik içerisinde bulunan veri sahiplerinin kişisel verilerinin Birlik içerisinde kurulu olmayan bir kontrolör veya işleyici tarafından işlenmesine uygulanır:
(a) Veri sahibine bir ödeme yapılmasına gerek olup olmadığına bakılmaksızın, Birlik içerisindeki söz konusu veri sahiplerine mal ya da hizmetlerin sunulması veya
(b) Davranışları birlik içerisinde gerçekleştiği ölçüde, davranışlarının izlenmesi.
Bu Tüzük, Birlik içerisinde değil, ancak bir üye devletin hukukunun uluslararası kamu hukuku vasıtasıyla uygulandığı bir yerde kurulu bulunan bir kontrolör tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.
Madde 4
Tanımlar
Bu Tüzük’ün amaçları doğrultusunda, aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
(1) ‘kişisel veri’ tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir (‘veri sahibi’); tanımlanmış bir gerçek kişi özellikle bir isim, kimlik numarası, konum verileri, çevrim içi tanımlayıcı ya da söz konusu gerçek kişinin fiziksel, fizyolojik, genetik, ruhsal, ekonomik, kültürel veya toplumsal kimliğine özgü bir ya da daha fazla sayıda faktöre atıfta bulunularak doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanabilen bir kişidir;
(2) ‘işleme faaliyeti’, otomatik yöntemlerle olsun veya olmasın, kişisel veri veya kişisel veri setleri üzerinde gerçekleştirilen toplama, kaydetme, düzenleme, yapılandırma, saklama, uyarlama veya değiştirme, elde etme, danışma, kullanma, iletim yoluyla açıklama, yayma veya kullanıma sunma, uyumlaştırma ya da birleştirme, kısıtlama, silme veya imha gibi herhangi bir işlem veya işlem dizisidir;
(3) ‘işleme kısıtlaması’ saklanan kişisel verilerin gelecekte işlenmelerinin sınırlanması amacı ile işaretlenmesidir;
(4) ‘profil çıkarma’ bir gerçek kişinin işteki performansı, ekonomik durumu, sağlığı, kişisel tercihleri, ilgi alanları, güvenilirliği, davranışları, konumu veya hareketlerine ilişkin hususların analiz edilmesi veya tahmin edilmesi başta olmak üzere söz konusu gerçek kişiye ilişkin belirli kişisel özelliklerin değerlendirilmesi için kişisel verilerin kullanımını ihtiva eden her türlü otomatik kişisel veri işleme biçimidir;
(5) ‘takma ad kullanımı’ kişisel verilerin tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmemesinin sağlanması amacı ile ek bilgilerin ayrı tutulması ve teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlere tabi tutulması koşuluyla, kişisel verilerin söz konusu ek bilgiler kullanılmaksızın spesifik bir veri sahibiyle artık ilişkilendirilemeyecek şekilde işlenmesidir;
(6) ‘dosyalama sistemi’ işlevsel veya coğrafi bir temelde merkezi, ademi-merkezi veya dağınık olarak spesifik kriterlere göre erişilebilen yapılandırılmış herhangi bir kişisel veri dizisidir;
(7) ‘kontrolör’ yalnız başına veya başkalarıyla birlikte kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemleri belirleyen gerçek veya tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır; söz konusu işleme amaçları ve yöntemlerinin Birlik ya da üye devlet hukukuna göre belirlenmesi durumunda, kontrolör veya kontrolörün belirlenmesine özgü kriterler Birlik ya da üye devlet hukukuna göre belirlenebilir;
(8) ‘işleyici’ kontrolör adına kişisel verileri işleyen bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır;
(9) ‘alıcı’, üçüncü bir kişi olsun veya olmasın, kişisel verilerin açıklandığı bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır. Ancak, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca belirli bir sorgulama çerçevesinde kişisel verileri alabilen kamu kuruluşları alıcı olarak nitelendirilmez; bu verilerin söz konusu kamu kuruluşları tarafından işlenmesi işleme amaçlarına göre geçerli veri koruma kurallarına uygun olarak yapılır;
(10) ‘üçüncü kişi’ veri sahibi, kontrolör, işleyici ve, kontrolör ya da işleyicinin doğrudan yetkisi altında, kişisel verileri işleme yetkisi bulunan kişiler haricindeki bir gerçek veya tüzel kişi, kamu kurumu, kuruluşu veya organıdır;
(11) veri sahibinin ‘rızası’ veri sahibinin bir beyan yoluyla ya da açık bir onay eylemiyle kendisine ait kişisel verilerin işlenmesine onay verdiğini gösteren özgür bir şekilde verilmiş spesifik, bilinçli ve açık göstergedir;
(12) ‘kişisel veri ihlali’ iletilen, saklanan veya işlenen kişisel verilerin kazara veya yasa dışı yollarla imha edilmesi, kaybı, değiştirilmesi, yetkisiz şekilde açıklanması veya bunlara erişime yol açan bir güvenlik ihlalidir;
(13) ‘genetik veri’ bir gerçek kişinin fizyoloji veya sağlığı ile ilgili eşsiz bilgiler sağlayan ve özellikle söz konusu gerçek kişiden alınan bir biyolojik numunenin analizinden kaynaklanan ve söz konusu kişinin kalıtım yoluyla alınan veya kazanılan özelliklerine ilişkin kişisel verilerdir;
(14) ‘biyometrik veri’ yüz görüntüleri veya daktiloskopik veriler gibi bir gerçek kişinin özgün bir şekilde teşhis edilmesini sağlayan veya teyit eden fiziksel, fizyolojik veya davranışsal özelliklerine ilişkin olarak spesifik teknik işlemeden kaynaklanan kişisel verilerdir;
(15) ‘sağlıkla ilgili veri’ sağlık hizmetlerinin sağlanması da dahil olmak üzere bir gerçek kişinin sağlık durumuyla ilgili bilgilerin açıklandığı, söz konusu gerçek kişinin fiziksel veya ruhsal sağlığına ilişkin kişisel verilerdir;
(16) ‘asıl kuruluş’:
(a) birden fazla üye devlette işletmesi bulunan bir kontrolör ile ilgili olarak, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemlere yönelik kararların kontrolörün Birlik içerisindeki başka bir işletmesinde alınmaması ve bu işletmenin söz konusu kararları uygulatma yetkisinin bulunmaması durumunda (ki bunların gerçekleşmesi halinde, söz konusu kararları alan işletme asıl kuruluş olarak kabul edilir), Birlik içerisindeki merkezi idare yeridir;
(b) birden fazla üye devlette işletmesi bulunan bir işleyici ile ilgili olarak, Birlik içerisindeki merkezi idare yeri veya, işleyicinin Birlik içerisinde merkezi bir işletmesinin bulunmaması halinde, işleyicinin bir işletmesinin faaliyetleri bağlamındaki temel işleme faaliyetlerinin işleyicinin bu Tüzük kapsamındaki spesifik yükümlülüklere tabi olduğu ölçüde gerçekleştiği Birlik içerisindeki işletmesidir;
(17) ‘temsilci’ Birlik içerisinde kurulu bulunan, 27. madde uyarınca kontrolör veya işleyici tarafından yazılı olarak belirlenen, bu Tüzük kapsamındaki yükümlülükleri ile ilgili olarak kontrolör veya işleyiciyi temsil eden bir gerçek veya tüzel kişidir;
(18) ‘işletme’ düzenli olarak bir ekonomik faaliyetle iştigal eden ortaklıklar veya birlikler de dahil olmak üzere hukuki biçimine bakılmaksızın bir ekonomik faaliyetle iştigal eden bir gerçek veya tüzel kişidir;
(19) ‘teşebbüsler grubu’ bir denetleyici teşebbüs ve denetlenmiş teşebbüslerdir;
(20) ‘bağlayıcı kurumsal kurallar’ ortak bir ekonomik faaliyetle iştigal eden bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bir veya daha fazla sayıda üçüncü ülkedeki bir kontrolör veya işleyiciye kişisel veri aktarımları veya aktarım dizisiyle ilgili olarak Birliğin üye devletlerinden birinin topraklarında kurulmuş olan bir kontrolör veya işleyici tarafından uyulan kişisel veri koruma politikalarıdır;
(21) ‘denetim makamı’ 51. madde uyarınca bir üye devlet tarafından kurulan bağımsız bir kamu kuruluşudur;
(22) ‘ilgili denetim makamı’ aşağıdaki sebeplerden dolayı kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olan bir denetim makamıdır:
(a) kontrolör veya işleyicinin söz konusu denetim makamının üye devletinin topraklarında kurulu bulunması;
(b) söz konusu denetim makamının üye devletinde ikamet eden veri sahiplerinin işleme faaliyetinden kayda değer biçimde etkilenmesi veya kayda değer biçimde etkilenme ihtimalinin bulunması veya
(c) söz konusu denetim makamına bir şikayetin iletilmesi;
(23) ‘sınır ötesi işleme’:
(a) kontrolör veya işleyicinin birden fazla üye devlette kurulu olması halinde, söz konusu kontrolör veya işleyicinin birden fazla üye devletteki işletmelerinin faaliyetleri bağlamında gerçekleşen kişisel veri işleme faaliyetidir veya
(b) bir kontrolör veya işleyicinin Birlik içerisindeki tek bir işletmesinin faaliyetleri bağlamında gerçekleşen, ancak birden fazla üye devletteki veri sahiplerini kayda değer ölçüde etkileyen veya kayda değer ölçüde etkileme ihtimali bulunan kişisel veri işleme faaliyetidir.
(24) ‘yerinde ve gerekçeli itiraz’ bir taslak karar açısından bu Tüzükle ilgili bir ihlal olup olmadığı veya kontrolör veya işleyici ile ilgili olarak öngörülen eylemin bu Tüzüğe uygun olup olmadığına yönelik olarak yapılan ve taslak kararın veri sahiplerinin temel hakları ve özgürlükleri ve, uygun olduğu hallerde, kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımı açısından teşkil ettiği risklerin önemini açık bir şekilde gösteren bir itirazdır;
(25) ‘bilgi toplumu hizmeti’ (AB) 2015/1535 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin 1(1) maddesinin (b) bendinde tanımlanan bir hizmettir1;
(26) ‘uluslararası kuruluş’ uluslararası kamu hukuku ile düzenlenen bir kuruluş ve söz konusu kuruluşa bağlı organlar veya iki ya da daha fazla sayıda ülke arasındaki bir anlaşma ile veya bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan diğer her türlü organdır.
BÖLÜM II
İlkeler
Madde 5
Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler
Kişisel veriler:
(a) veri sahibi ile ilgili olarak hukuka uygun, adil ve şeffaf bir biçimde işlenir (’hukuka uygunluk, adalet ve şeffaflık’);
(b) belirtilen, açık ve meşru amaçlara yönelik olarak toplanır ve bu amaçlara uygun olmayan bir şekilde işlenmez; kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçlarıyla veya istatistiki amaçlarla işleme faaliyeti, 89(1) maddesi uyarınca, baştaki amaçlara aykırı şekilde değerlendirilmez (‘amacın sınırlandırılması’);
(c) işlendikleri amaçlarla ilgili olarak yeterli, yerinde ve gerekli olanla sınırlıdır (‘verilerin en az seviyeye indirilmesi’);
(d) doğrudur ve, gereken şekilde, güncel tutulur; işlendikleri amaçlar göz önünde tutularak, doğru olmayan kişisel verilerin gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesi veya düzeltilmesinin sağlanmasıyla ilgili makul tüm adımlar atılmalıdır (‘doğruluk’);
(e) veri sahiplerinin yalnızca kişisel verilerin işlenme amaçlarının gerektirdiği sürece teşhis edilmesini sağlayan bir şekilde tutulur; 89(1) maddesi uyarınca yalnızca kamu yararına arşivleme amaçlarıyla, bilimsel veya tarihi araştırma amaçlarıyla ya da istatistiki amaçlarla işlendikleri sürece ve veri sahibinin hakları ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasına için bu Tüzük uyarınca gereken uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulanmasına tabi olarak, kişisel veriler daha uzun süreler boyunca saklanabilir (’saklama süresinin sınırlandırılması’);
(f) yetkisiz veya yasa dışı işlemeye karşı ve kazara kayba, imhaya veya tahribe karşı koruma da dahil olmak üzere teknik veya düzenlemeye ilişkin uygun tedbirlerin kullanılması suretiyle kişisel verilerin güvenliğini sağlayan bir şekilde işlenir (‘bütünlük ve gizlilik’).
Kontrolör 1. paragrafa uygun davranmaktan sorumludur ve buna uygun davrandığını gösterebilmelidir (’hesap verebilirlik’).
Madde 6
İşleme faaliyetinin hukuka uygunluğu
İşleme faaliyeti, ancak aşağıdaki hususlardan en az biri geçerli olduğunda ve olduğu ölçüde, hukuka uygundur:
(a) veri sahibinin bir ya da daha fazla sayıda spesifik amaca yönelik olarak kişisel verilerinin işlenmesine onay vermesi;
(b) veri sahibinin taraf olduğu bir sözleşmenin uygulanması veya bir sözleşme yapılmadan önce veri sahibinin talebiyle adımlar atılması için, işleme faaliyetinin gerekli olması;
(c) kontrolörün tabi olduğu bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile işleme faaliyetinin gerekli olması;
(d) veri sahibinin veya başka bir gerçek kişinin hayati menfaatlerinin korunması amacı ile işleme faaliyetinin gerekli olması;
(e) kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması hususunda işleme faaliyetinin gerekli olması;
f) özellikle veri sahibinin çocuk olması halinde veri sahibinin kişisel verilerin korunmasını gerektiren menfaatleri veya temel hakları ve özgürlüklerinin bir kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatlere ağır basması haricinde, söz konusu menfaatler doğrultusunda işleme faaliyetinin gerekli olması.
İlk alt paragrafın (f) bendi kamu kuruluşları tarafından görevlerinin yerine getirilmesi hususunda gerçekleştirilen işleme faaliyetine uygulanmaz.
Üye devletler, Bölüm IX’te belirtilen diğer spesifik işleme durumları da dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin daha kati gereklilikler ve hukuka uygun ve adil işlemenin sağlanmasına yönelik diğer tedbirler belirlenmesi suretiyle, bu Tüzük’ün işleme faaliyetine ilişkin kurallarının uygulamasını 1. paragrafın (c) ve (e) bentlerine uygun olacak şekilde uyarlamak üzere daha spesifik hükümler uygulamaya devam edebilir veya uygulamaya koyabilir.
1. paragrafın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen işleme dayanağı
(a) Birlik hukuku veya
(b) kontrolörün tabi olduğu üye devlet hukuku ile ortaya konur.
İşleme amacı söz konusu yasal dayanakta belirlenir veya, 1. paragrafın (e) bendinde atıfta bulunulan işleme faaliyeti ile ilgili olarak, kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması hususunda gereklidir. Söz konusu yasal dayanak bu Tüzük kurallarının uygulamasının uyarlanmasına yönelik spesifik hükümler ihtiva edebilir: bunun yanı sıra, kontrolör tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu düzenleyen genel koşullar; işleme faaliyetine tabi veri türleri; ilgili veri sahipleri; kişisel verilerin açıklanabileceği kuruluşlar ve açıklanma amaçları; amacın sınırlandırılması; saklama süreleri ve Bölüm IX’te belirtilen diğer spesifik işleme durumlarına yönelik tedbirler gibi hukuka uygun ve adil işlemenin sağlanmasına yönelik tedbirler de dahil olmak üzere işleme faaliyetleri ve işleme usulleri. Birlik veya üye devlet hukuku kamu yararı hedefini karşılar ve gözetilen meşru amaçla orantılıdır.
Kişisel verilerin toplanma amacı dışında bir amaca yönelik olarak yapılan işleme faaliyetinin veri sahibinin rızasına veya 23(1) maddesinde atıfta bulunulan hedeflerin güvence altına alınmasına yönelik olarak demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir tedbir teşkil eden bir Birlik veya üye devlet kanununa dayanmaması durumunda, kontrolör, başka bir amaca yönelik işleme faaliyetinin kişisel verilerin asıl toplanma amacına uygun olup olmadığını değerlendirmek üzere, bunun yanı sıra aşağıdaki hususları dikkate alır:
(a) kişisel verilerin toplanma amaçları ile planlanan diğer işleme amaçları arasındaki herhangi bir bağlantı;
(b) veri sahipleri ve kontrolör arasındaki ilişki başta olmak üzere kişisel verilerin toplandığı bağlam;
(c) 9. madde uyarınca özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenip işlenmediği veya 10. madde uyarınca mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenip işlenmediği başta olmak üzere kişisel verilerin mahiyeti;
(d) planlanan diğer işleme faaliyetlerinin veri sahiplerine olası yansımaları;
(e) şifreleme veya takma ad kullanımı da dahil olmak üzere uygun güvencelerin bulunması.
Madde 7
Rıza koşulları
İşleme faaliyetinin rızaya dayandığı hallerde, kontrolör veri sahibinin kişisel verilerinin işlenmesine rıza göstermiş olduğunu gösterebilir.
Veri sahibinin rızasının diğer hususlarla da ilgili olan yazılı bir beyan bağlamında verilmesi durumunda, rıza talebi diğer hususlardan açık bir şekilde ayırt edilebilecek bir şekilde, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanılarak sunulur. Söz konusu beyanın bu Tüzük açısından ihlal teşkil eden hiçbir kısmı bağlayıcı değildir.
Veri sahibinin istediği zaman rızasını geri çekme hakkı vardır. Rızanın geri çekilmesi, geri çekim işleminden önce rızaya dayalı olarak yapılan işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu etkilemez. Veri sahibi, rıza vermeden önce, bu hususta bilgilendirilir. Rızanın geri çekilmesi rıza vermek kadar kolaydır.
Rızanın özgür bir şekilde verilip verilmediği değerlendirilirken, her şeyden önce, bir hizmetin sağlanması da dahil olmak üzere bir sözleşmenin ifasının söz konusu sözleşmenin ifası için gerekmeyen kişisel verilerin işlenmesine yönelik bir rızaya bağlı olup olmadığına azami özen gösterilir.
Madde 8
Çocuğun bilgi toplumu hizmetlerine ilişkin rızası açısından geçerli koşullar
6(1) maddesinin (a) bendinin uygulandığı hallerde, doğrudan bir çocuğa bilgi toplumu hizmetleri sağlanması ile ilgili olarak, çocuğun en az 16 yaşında olması halinde, ilgili çocuğun kişisel verilerin işlenmesi hukuka uygundur. Çocuğun 16 yaşından küçük olması halinde, söz konusu işleme faaliyeti, ancak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verilmesi veya onaylanması halinde ve verildiği veya onaylandığı ölçüde hukuka uygundur.
Üye devletler, 13 yaştan küçük olmamak kaydıyla, bu amaçlara yönelik olarak kanunla daha küçük bir yaş belirleyebilir.
Bu durumlarda, kontrolör mevcut teknolojiyi dikkate alarak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verildiğini veya onaylandığını doğrulamak adına makul çaba sarf eder.
1. paragraf bir çocuğa ilişkin bir sözleşmenin geçerliliği, oluşturulması veya etkisi ilgili kurallar gibi üye devletlerin genel sözleşme hukukunu etkilemez.
Madde 9
Özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenmesi
Irk veya etnik köken, siyasi görüşler, dini veya felsefi inançlar ya da sendika üyeliğinin ifşa edildiği kişisel verilerin işlenmesi ve bir gerçek kişinin kimlik teşhisinin yapılması amacıyla genetik veriler ile biyometrik verilerin, sağlık ile ilgili verilerin veya bir gerçek kişinin cinsel yaşamı veya cinsel eğilimine ilişkin verilerin işlenmesi yasaktır.
1. paragraf aşağıdakilerden birinin geçerli olması halinde uygulanmaz:
(a) Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde 1. paragrafta belirtilen yasağın veri sahibi tarafından kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm sağlanması haricinde, veri sahibinin belirtilen bir veya daha fazla sayıda amaca yönelik olarak söz konusu kişisel verilerin işlenmesine açık bir şekilde rıza göstermesi;
(b) Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde ya da üye devlet hukuku uyarınca yapılan ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerine yönelik uygun güvencelerin sağlandığı bir toplu sözleşme çerçevesinde izin verildiği sürece, kontrolörün veya veri sahibinin istihdam ve sosyal güvenlik ve sosyal hukuku koruma alanındaki yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesi ve spesifik haklarının kullanılması amacıyla işleme faaliyetinin gerekmesi;
(c) veri sahibinin fiziksel veya hukuki olarak rıza veremeyecek durumda olması halinde, veri sahibi veya başka bir gerçek kişinin hayati menfaatlerinin korunması açısından işleme faaliyetinin gerekli olması;
(d) işleme faaliyetinin bir vakıf, birlik veya kar amacı gütmeyen başka bir organ tarafından siyasi, felsefi, dini veya sendika amacıyla uygun güvencelerle birlikte yürütülen meşru faaliyetleri esnasında işlemenin ve yalnızca organın üyeleri veya eski üyeleri ya da amaçlarıyla bağlantılı olarak kendisi ile düzenli olarak temas halinde bulunan kişilerle ilgili olması ve kişisel verilerin veri sahiplerinin rızası olmaksızın söz konusu organ dışında açıklanmaması koşuluyla gerçekleştirilmesi;
(e) işleme faaliyetinin veri sahibi tarafından açık bir biçimde kamuya açıklanan kişisel verilerle ilgili olması;
(f) yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından veya mahkemeler kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket ettiğinde, işleme faaliyetinin gerekmesi;
(g) gözetilen amaçla orantılı olan, veri koruma hakkının özüne saygı gösteren ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerinin güvence altına alınması adına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak kayda değer ölçüde kamu yararı adına nedenlerden ötürü işleme faaliyetinin gerekmesi;3e
(h) koruyucu hekimlik veya meslek hekimliği amaçları doğrultusunda, Birlik ya da üye devlet hukukuna dayalı olarak veya bir sağlık profesyoneli ile yapılan sözleşme uyarınca ve 3. paragrafta atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak çalışanın çalışma kapasitesinin değerlendirilmesi, tıbbi tanı, sağlık veya sosyal bakım hizmetlerinin veya tedavinin sağlanması ya da sağlık veya sosyal bakım sistemleri ve hizmetlerinin yönetilmesi açısından işleme faaliyetinin gerekli olması;
(i) özellikle mesleki gizlilik olmak üzere veri sahibinin hakları ve özgürlüklerine ilişkin güvence sağlanmasına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak, sağlığa yönelik ciddi sınır ötesi tehditlere karşı koruma sağlanması veya sağlık hizmetleri ve tıbbi ürünler ya da tıbbi cihazlara ilişkin yüksek kalite ve emniyet standartları sağlanması gibi halk sağlığı alanında kamu yararına yönelik olarak işleme faaliyetinin gerekmesi;
(j) gözetilen amaçla orantılı olan, veri koruma hakkının özüne saygı gösteren ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerinin güvence altına alınmasına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına yönelik arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyetinin gerekmesi.
1. paragrafta atıfta bulunulan kişisel veriler Birlik ya da üye devlet hukuku kapsamındaki mesleki gizlilik yükümlülüğü veya ulusal yetkin organlar tarafından konan kurallara tabi olarak bir profesyonel tarafından veya söz konusu profesyonelin sorumluluğu altında ya da Birlik ya da üye devlet hukuku kapsamındaki mesleki gizlilik yükümlülüğü veya ulusal yetkin organlar tarafından konan kurallara tabi olarak başka bir kişi tarafından işlendiğinde, söz konusu veriler 2. paragrafın (h) bendinde atıfta bulunulan amaçlara yönelik olarak işlenebilir.
Üye Devletler genetik veriler, biyometrik veriler veya sağlık ile ilgili veriler ile alakalı olarak sınırlamalar da dahil olmak üzere ek koşullar uygulamaya devam edebilir ya da ek koşullar getirebilir.
Madde 10
Mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenmesi
Mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin ya da ilgili güvenlik tedbirlerine ilişkin kişisel verilerin 6(1) maddesine dayalı olarak işlenmesi, ancak resmi mercinin denetimi altında veya veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine uygun güvenceler sağlayan Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyetine onay verildiğinde gerçekleştirilir. Mahkumiyet kararlarına ilişkin kapsamlı herhangi bir sicil yalnızca resmi mercinin denetimi altında tutulur.
Madde 11
Teşhis gerektirmeyen işleme faaliyeti
Bir kontrolörün kişisel veri işleme amaçlarının kontrolör tarafından bir veri sahibinin teşhis edilmesini gerektirmemesi veya artık buna gerek kalmaması halinde, kontrolör yalnızca bu Tüzük’e uygunluk sağlamak amacıyla veri sahibini teşhis etmek üzere ek bilgi tutmak, elde etmek veya işlemek zorunda değildir.
Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan hallerde, kontrolörün veri sahibini teşhis edecek bir konumda bulunmadığını gösterebilmesi durumunda, kontrolör, mümkün olması halinde, veri sahibini bu durumdan haberdar eder. Bu durumlarda, 15 ila 20. maddeler, veri sahibinin bu maddeler kapsamındaki haklarını kullanmak amacıyla teşhis edilmesine olanak tanıyan ek bilgiler sağlaması haricinde, uygulanmaz.
BÖLÜM III
Veri sahibinin hakları
Kesim 1
Şeffaflık ve yöntemler
Madde 12
Veri sahibinin haklarının kullanımına ilişkin şeffaf bilgilendirme, bildirim ve yöntemler
Kontrolör spesifik olarak bir çocuğa yönelik her türlü bilgi başta olmak üzere işleme faaliyeti ile alakalı olarak 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan her türlü bilgi ile 15 ila 22. ve 34. maddeler kapsamındaki her türlü bildirimi öz, şeffaf, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanarak veri sahibine sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Bilgileri yazılı olarak veya, uygun olduğu hallerde, elektronik yollar da dahil olmak üzere diğer yollarla sağlar. Veri sahibi tarafından talep edilmesi durumunda, veri sahibinin kimliğinin diğer yollarla doğrulanması koşuluyla, bilgiler sözlü olarak sağlanabilir.
Kontrolör veri sahibinin 15 ila 22. maddeler kapsamındaki haklarının kullanılmasına kolaylık sağlar.
11(2) maddesinde atıfta bulunulan hallerde, kontrolörün veri sahibini teşhis edemeyecek bir konumda bulunduğunu göstermemesi halinde, kontrolör veri sahibinin 15 ila 22. maddeler kapsamındaki haklarının kullanılması yönündeki talebini işleme koymayı reddedemez.
Kontrolör 15 ila 22. maddeler kapsamındaki bir taleple ilgili olarak gerçekleştirilen işleme ilişkin bilgileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin ve her halükarda talebin alınmasından itibaren bir ay içerisinde veri sahibine sağlar. Bu süre, gerekmesi halinde, taleplerin karmaşıklığı ve sayısı dikkate alınarak iki ay daha uzatılabilir. Kontrolör talebin alınmasından itibaren bir ay içerisinde söz konusu süre uzatımıyla birlikte gecikme sebeplerini veri sahibine bildirir. Veri sahibinin talebi elektronik yollarla yapması halinde, veri sahibi tarafından aksi talep edilmedikçe, bilgiler, mümkün olması halinde, elektronik yollarla sağlanır.
Kontrolörün veri sahibinin talebi ile ilgili işlem yapmaması durumunda, kontrolör işlem yapmama sebepleri ve bir denetim makamına şikayette bulunma ve kanun yoluna başvurma olanağı ile ilgili olarak herhangi bir gecikmeye mahal vermeden ve talebin alınmasından itibaren en geç bir ay içerisinde veri sahibine bilgi verir.
13 ve 14. maddelerde sağlanan bilgiler ve 15 ila 22. ve 34. maddeler çerçevesinde yapılan her türlü bildirim ve gerçekleştirilen her türlü işlem ücretsiz olarak sağlanır. Bir veri sahibinin taleplerinin asılsız veya ölçüsüz olduğunun, özellikle taleplerin tekrarlanması nedeniyle, açıkça anlaşıldığı hallerde, kontrolör aşağıdakilerden birini gerçekleştirebilir:
(a) bilgiler veya bildirimin sağlanması veya talep edilen işlemin gerçekleştirilmesine ilişkin idari masrafları dikkate alarak makul bir ücret talep edebilir veya
(b) taleple ilgili işlem yapmayı reddedebilir.
Kontrolör talebin açık bir şekilde asılsız veya ölçüsüz olduğunu gösterme yükümlülüğünü taşır.
11. maddeye halel gelmeksizin, kontrolörün 15 ila 21. maddelerde atıfta bulunulan talepte bulunan gerçek kişinin kimliği ile ilgili makul şüphelerinin bulunduğu hallerde, kontrolör veri sahibinin kimliğinin teyit edilmesi için gereken ek bilgilerin sağlanmasını talep edebilir.
13 ve 14. maddeler uyarınca veri sahiplerine sağlanacak bilgiler, planlanan işleme faaliyetine yönelik anlamlı bir genel bakışın kolayca görülebilir, anlaşılabilir ve okunaklı bir biçimde sağlanması amacı ile standart simgelerle ile bir arada sağlanabilir. Simgelerin elektronik olarak sunulduğu hallerde, simgeler makine tarafından okunabilecek şekilde sağlanır.
Komisyon simgeler ile sunulacak bilgilerin ve standart simgeler sağlanmasına yönelik usullerin belirlenmesi amacıyla 92. madde uyarınca yetki devrine dayanan tasarruflar kabul etmeye yetkindir.
Kesim 2
Bilgiler ve kişisel verilere erişim
Madde 13
Veri sahibinden kişisel verilerin toplandığı hallerde sağlanacak bilgiler
Bir veri sahibine ilişkin kişisel verilerin veri sahibinden toplanması durumunda, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda aşağıdaki bilgilerin tamamını veri sahibine sağlar:
(a) kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri;
(b) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
(c) kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı;
(d) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (f) bendine dayanması durumunda, kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;
(e) varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;
(f) uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği ya da, 46 veya 47. maddelerde veya 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.
1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda adil ve şeffaf bir işleme sağlanması için gereken aşağıdaki ek bilgileri veri sahibine sağlar:
(a) kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
(b) kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ya da işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;
(c) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;
(d) bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
(e) kişisel verilerin sağlanmasının yasal ya da sözleşmeye bağlı bir gereklilik mi yoksa bir sözleşme yapılması için gereken bir gereklilik mi olduğu ve ayrıca, veri sahibinin kişisel verileri sağlamak zorunda olup olmadığı ve söz konusu verilerin sağlanmamasının muhtemel sonuçları;
(f) profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin toplanma amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
Veri sahibinin halihazırda bu bilgilere sahip olduğu hallerde ve ölçüde, 1, 2 ve 3. paragraflar uygulanmaz.
Madde 14
Kişisel verilerin veri sahibinden alınmadığı hallerde sağlanacak bilgiler
Kişisel verilerin veri sahibinden alınmaması durumunda, kontrolör veri sahibine aşağıdaki bilgileri sağlar:
(a) kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri; (b) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
(c) kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı; (d) ilgili kişisel veri kategorileri;
(e) varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;
(f) uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği ya da, 46 veya 47. maddelerde veya 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.
1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör veri sahibi açısından adil ve şeffaf bir işleme faaliyetinin sağlanması için gereken aşağıdaki bilgileri veri sahibine sağlar:
(a) kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
(b) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (f) bendine dayanması durumunda, kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;
(c) kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ve işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;
(d) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;
(e) bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
(f) kişisel verilerin hangi kaynaktan alındığı, ve uygun olduğu hallerde, kişisel verilerin kamunun erişebileceği kaynaklardan gelip gelmediği;
(g) profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
Kontrolör 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan bilgileri şu şekilde sağlar:
(a) kişisel verilerin elde edilmesinden itibaren makul bir süre içerisinde, ancak kişisel verilerin işlendiği spesifik koşullar göz önünde tutularak, en geç bir ay içerisinde;
(b) kişisel verilerin veri sahibi ile iletişim açısından kullanılacak olması durumunda, en geç söz konusu veri sahibi ile ilk kez iletişime geçildiği zaman veya
(c) başka bir alıcıya açıklamanın öngörülmesi halinde, en geç kişisel veriler ilk kez açıklandığı zaman.
Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin elde edilme amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
1 ila 4. paragraflar aşağıdaki hallerde ve ölçüde uygulanmaz: (a) veri sahibinin halihazırda bilgisinin olması;
(b) 89(1) maddesinde atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar başta olmak üzere söz konusu bilgilerin sağlanmasının imkansız olması veya ölçüsüz bir çaba gerektirmesi halinde veya bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan yükümlülüğün bu işleme hedeflerinin yakalanmasını imkansız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde. Bu durumlarda, kontrolör bilginin kamuya açıklanması da dahil olmak üzere veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin korunması amacıyla uygun tedbirler alır;
(c) elde etme veya açıklamanın kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin meşru menfaatlerinin korunması amacıyla uygun tedbirler sağlanan Birlik veya üye devlet hukukunda açık bir şekilde ortaya konması veya
(d) kişisel verilerin yasal bir gizlilik yükümlülüğü de dahil olmak üzere Birlik ya da üye devlet hukuku ile düzenlenen bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne tabi olarak gizli kalmasının gerekmesi.
Madde 15
Veri sahibinin erişim hakkı
Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenip işlenmediğini kontrolörden teyit etme ve, işleme faaliyeti olması halinde, kişisel verilere erişim ile aşağıdaki bilgileri talep etme hakkı bulunur:
(a) işleme amaçları;
(b) ilgili kişisel veri kategorileri;
(c) üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlardaki alıcılar başta olmak üzere, kişisel verilerin açıklandığı veya açıklanacağı alıcılar veya alıcı kategorileri;
(d) mümkün olması halinde, kişisel verilerin saklanması açısından öngörülen süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
(e) kontrolörden veri sahibine ilişkin kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesini veya söz konusu verilerin işlenmesinin kısıtlanmasını talep etme veya söz konusu işleme faaliyetine itiraz etme hakkının varlığı;
(f) bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
(g) kişisel verilerin veri sahibinden elde edilmemesi halinde, bu verilerin kaynaklarına ilişkin mevcut bilgiler;
(h) profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
Kişisel verilerin üçüncü bir ülke ya da uluslararası bir kuruluşa aktarılması durumunda, veri sahibinin aktarımla ilgili olarak 46. madde uyarınca uygun güvenceler hususunda bilgilendirilme hakkı bulunur.
Kontrolör işleme faaliyetinden geçen kişisel verilerin bir nüshasını sağlar. Veri sahibi tarafından talep edilen diğer nüshalar açısında, kontrolör idari masraflara dayalı olarak makul bir ücret talep edebilir. Veri sahibinin talebi elektronik yollarla yapması halinde ve veri sahibi tarafından aksi talep edilmedikçe, bilgiler yaygın kullanılan bir elektronik yolla sağlanır.
3. paragrafta atıfta bulunulan bir nüsha elde etme hakkı başkalarının hakları ve özgürlüklerini olumsuz yönde etkilemez.
Kesim 3
Düzeltme ve silme
Madde 16
Düzeltme hakkı
Veri sahibinin kendileri ile ilgili doğru olmayan kişisel verilerin gereksiz gecikmeye mahal verilmeksizin düzeltilmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur. İşleme amaçları dikkate alınarak, veri sahibinin, bir ek beyan yoluyla da dahil olmak üzere, eksik kişisel verileri tamamlatma hakkı bulunur.
Madde 17
Silme hakkı (’unutulma hakkı’)
Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur ve, aşağıdaki hallerden birinin geçerli olması durumunda, kontrolörün kişisel verileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin silme yükümlülüğü bulunur:
(a) kişisel verilerin toplanma veya işlenme amaçlarıyla ilişkili olarak artık gerekli olmaması;
(b) veri sahibinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendine göre işleme faaliyetinin dayandığı izni geri çekmesi ve işleme faaliyetiyle ilgili başka bir yasal gerekçe bulunmaması;
(c) veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması ve işleme faaliyetine yönelik ağır basan meşru bir gerekçe bulunmaması ya da veri sahibinin 21(2) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması;
(d) kişisel verilerin yasa dışı biçimde işlenmiş olması;
(e) kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukukundaki bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile kişisel verilerin silinmesinin zorunlu olması;
(f) kişisel verilerin 8(1) maddesinde atıfta bulunulan bilgi toplumu hizmetlerinin sağlanması ile ilgili toplanmış olması.
Kontrolörün kişisel verileri kamuya açıklamış olduğu ve 1. paragraf uyarınca kişisel verileri silmek zorunda olduğu hallerde, kontrolör, mevcut teknoloji ve uygulama maliyetini göz önünde bulundurarak, veri sahibinin talep etmiş olduğu kişisel verileri işleyen kontrolörleri söz konusu kişisel verilere yönelik her türlü bağlantı veya bu verilerin her türlü nüshası ya da çoğaltmasının söz konusu kontrolörlerce silinmesi hususunda bilgilendirmek üzere teknik tedbirler de dahil olmak üzere makul adımları atar.
1 ve 2. paragraflar işleme faaliyeti aşağıdaki amaçlar doğrultusunda gerekli olduğu ölçüde uygulanmaz:
(a) ifade ve bilgi edinme hakkının kullanılması;
(b) kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyeti gerektiren bir yasal yükümlülüğe uygunluk açısından veya kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması açısından;
(c) 9(2) maddesinin (h) ve (i) bentlerinin yanı sıra 9(3) maddesi uyarınca halk sağlığı alanındaki kamu yararı sebeplerinden dolayı;
(d) 1. paragrafta atıfta bulunulan hakkın ilgili işleme hedeflerinin yakalanmasını imkansız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda veya
(e) yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından.
Madde 18
İşleme faaliyetini kısıtlama hakkı
Aşağıdaki durumlardan birinin geçerli olması halinde, veri sahibinin kontrolörden işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme hakkı bulunur:
(a) kişisel verilerin doğruluğuna veri sahibi tarafından itiraz edilmesi halinde, kontrolörün kişisel verilerin doğruluğunu teyit etmesini sağlayan bir süre boyunca;
(b) işleme faaliyetinin yasa dışı olması ve veri sahibinin kişisel verilerin silinmesine itiraz etmesi ve bunun yerine verilerin kullanımının kısıtlanmasını talep etmesi;
(c) kontrolörün işleme amaçlarına yönelik olarak artık kişisel verilere ihtiyaç duymaması, ancak veri sahibinin yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması amacıyla söz konusu verilere ihtiyaç duyması;
(d) kontrolörün meşru gerekçelerinin veri sahibinin meşru gerekçelerine ağır basıp basmadığı doğrulanana kadar, veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itiraz etmesi.
İşleme faaliyetinin 1. paragraf kapsamında kısıtlanmış olduğu hallerde, söz konusu kişisel veriler, saklama haricinde, yalnızca veri sahibinin rızasıyla veya yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması ya da savunulmasına yönelik olarak ya da başka bir gerçek veya tüzel kişinin haklarının korunmasına yönelik olarak ya da Birlik veya bir üye devletin önemli kamu yararı adına önemli sebeplerinden dolayı işlenir.
1. paragraf uyarınca işleme faaliyetinin kısıtlanmasını sağlayan bir veri sahibi, işleme faaliyetine ilişkin kısıtlama kaldırılmadan önce, kontrolör tarafından bilgilendirilir.
Madde 19
Kişisel verilerin düzeltilmesine ya da silinmesine veya işleme faaliyetinin kısıtlanmasına ilişkin bildirim yükümlülüğü
Kontrolör, imkansız olmaması veya ölçüsüz bir çabayı gerektirmemesi halinde, 16. madde, 17(1) maddesi ve 18. madde uyarınca gerçekleştirilen her türlü kişisel veri düzeltme veya silme işlemi ya da işleme faaliyetini kısıtlama işlemini kişisel verilerin açıklandığı her alıcıya bildirir. Veri sahibinin bu yönde bir talebinin bulunması halinde, kontrolör veri sahibini bu alıcılar hakkında bilgilendirir.
Madde 20
Veri taşınabilirliği hakkı
Aşağıdaki hallerde, veri sahibinin kendisi ile ilgili olarak bir kontrolöre sağlamış olduğu kişisel verileri yapılandırılmış, yaygın olarak kullanılan ve makine tarafından okunabilecek bir formatta alma hakkı bulunur ve kişisel verilerin sağlandığı kontrolörün herhangi bir engellemesi olmaksızın bu verileri başka bir kontrolöre iletme hakkı bulunur:
(a) işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendi uyarınca bir rızaya veya 6(1) maddesinin (b) bendi uyarınca bir sözleşmeye dayanması ve
(b) işleme faaliyetinin otomatik yollarla gerçekleştirilmesi.
1. paragraf uyarınca veri taşınabilirliği hakkını kullanırken, veri sahibinin, teknik açıdan uygulanabilir olması halinde, kişisel verilerin doğrudan bir kontrolörden diğerine ilettirme hakkı bulunur.
Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan hakkın kullanımı ile 17. maddeye halel gelmez. Söz konusu hak kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması için gereken işleme faaliyetlerine uygulanmaz.
1. paragrafta atıfta bulunulan hak başkalarının hakları ve özgürlüklerini olumsuz yönde etkilemez.
Kesim 4
İtiraz hakkı ve otomatik münferit karar verme
Madde 21
İtiraz hakkı
Veri sahibinin, kendi özel durumu ile ilgili gerekçelere dayalı olarak, (6)1 maddesinin (e) veya (f) bentlerindeki hükümlere dayalı olarak profil çıkarma da dahil olmak üzere bu bentlere dayalı olarak kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenmesine herhangi bir zamanda itiraz etme hakkı bulunur. Kontrolör veri sahibinin menfaatleri, hakları ve özgürlüklerinden ağır basan işleme faaliyetlerine yönelik olarak veya yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından zorlayıcı meşru gerekçeler göstermediği sürece, kontrolör artık kişisel verileri işleyemez.
Kişisel verilerin doğrudan pazarlama amaçları doğrultusunda işlenmesi durumunda, veri sahibinin doğrudan pazarlama ile alakalı olduğu ölçüde profil çıkarma da dahil olmak üzere kendisi ile ilgili kişisel verilerin söz konusu doğrudan pazarlama amacı ile işlenmesine herhangi bir zamanda itiraz etme hakkı bulunur.
Veri sahibinin doğrudan pazarlama amaçlarına yönelik olarak işleme faaliyetine itiraz etmesi halinde, kişisel veriler artık bu amaçlarla işlenemez
En geç veri sahibi ile ilk kez iletişime geçildiği zaman, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan hak açık bir şekilde veri sahibinin dikkatine sunulur ve diğer bilgilerden açık ve ayrı bir şekilde sunulur.
Bilgi toplumu hizmetlerinin kullanımı bağlamında ve 2002/58/AT sayılı Direktif’e bakılmaksızın, veri sahibi teknik açıklamaları kullanmak suretiyle otomatik yollarla itiraz hakkını kullanabilir.
Kişisel verilerin 89(1) maddesi uyarınca bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işlenmesi durumunda, işleme faaliyeti kamu yararı sebeplerinden dolayı gerçekleştirilen bir görevin yürütülmesi için gerekli olmadığı sürece, veri sahibinin, kendi özel durumu ile ilgili gerekçelere dayalı olarak, kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenmesine itiraz hakkı bulunur.
Madde 22
Profil çıkarma da dahil olmak üzere otomatik münferit karar verme
Veri sahibinin kendisi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya benzer biçimde kendisini kayda değer şekilde etkileyen profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı bir karara tabi olmama hakkı bulunur.
Kararın aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, 1. paragraf uygulanmaz:
(a) veri sahibi ve bir veri kontrolörü arasında bir sözleşme yapılması veya uygulanması için gerekli olması;
(b) kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence
altına alınması amacıyla uygun tedbirlerin de belirtildiği Birlik veya üye devlet hukukun çerçevesinde izin verilmesi veya
(c) veri sahibinin açık rızasına dayanması.
2. paragrafın (a) ve (c) bentlerinde atıfta bulunulan hallerde, veri kontrolörü en azından kontrolör açısından insan müdahalesinin sağlanması hakkı başta olmak üzere veri sahibinin kendi görüşünü ifade etme ve karara karşı çıkma yönündeki hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacı ile uygun tedbirler uygular.
9(2) maddesinin (a) veya (g) bendinin geçerli olmaması ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacı ile uygun tedbirlerin alınmamış olması durumunda,
paragrafta atıfta bulunulan kararlar 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki kişisel verilere dayanamaz.
Kesim 5
Kısıtlamalar
Madde 23
Kısıtlamalar
Veri kontrolörü veya işleyicisinin tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku bir yasama tedbiri vasıtasıyla; temel haklar ve özgürlüklerin özüne saygı gösterdiğinde ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların güvence altına alınması açısından gerekli ve orantılı bir tedbir teşkil ettiğinde 12 ila
maddeler ve 34. maddede öngörülen haklar ve yükümlülüklerin kapsamını, ayrıca 5. madde hükümleri 12 ila 22. maddelerde hükme bağlanan haklar ve yükümlülüklere uygun olduğu sürece 5. maddenin kapsamını, kısıtlayabilir:
(a) milli güvenlik;
(b) savunma;
(c) kamu güvenliği;
(d) kamu güvenliğine yönelik tehditlere karşı güvence sağlanması ve bu tehditlerin önlenmesi de dâhil olmak üzere suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ya da cezaların infaz edilmesi;
(e) başta Birliğin veya bir üye devletin önemli bir ekonomik veya mali çıkarına olmak üzere parasal hususlar ile bütçe ve vergilendirmeye ilişkin hususlar, halk sağlığı ve sosyal güvenlik de dahil, Birlik ya da bir üye devletin genel kamu yararına yönelik diğer önemli hedefler;
(f) yargı bağımsızlığının ve adli süreçlerin korunması;
(g) düzenlenmiş mesleklere ilişkin etik kurallarının ihlalinin önlenmesi, soruşturulması, tespiti ve kovuşturulması;
(h) nadiren olsa dahi, (a) ila (e) ve (g) bentlerinde belirtilen durumlarda resmi yetkinin kullanımı ile bağlantılı bir izleme, denetleme veya düzenleme işlevi;
(i) veri sahibinin veya başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması. (j) medeni hukuktan kaynaklanan taleplere ilişkin kararların icrası.
Özellikle, 1. paragrafta belirtilen herhangi bir yasama tedbiri, ilgili olduğunda, aşağıdaki hususlara ilişkin hükümler içerir:
(a) işlemenin veya işleme kategorilerinin amaçları; (b) kişisel veri kategorileri;
(c) getirilen kısıtlamaların kapsamı;
(d) kötüye kullanım veya yasa dışı yollarla erişim veya aktarımın engellenmesine yönelik güvenceler; (e) kontrolör veya kontrolör kategorilerinin belirlenmesi;
(f) işleme veya işleme kategorilerinin mahiyeti, kapsamı ve amaçları dikkate alınarak saklama süreleri ve uygulanabilir güvenceler;
(g) veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine yönelik riskler ve
(h) kısıtlama amacına halel getirmemesi durumunda, veri sahiplerinin kısıtlamayla ilgili bilgi sahibi olma hakkı.
BÖLÜM IV
Kontrolör ve işleyici
Kesim 1
Genel yükümlülükler
Madde 24
Kontrolörün sorumluluğu
Kontrolör, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, işleme faaliyetinin bu Tüzük uyarınca gerçekleştirilmesini sağlamak ve bu şekilde gerçekleştirildiğini gösterebilmek için uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Bu tedbirler gözden geçirilir ve, gerektiğinde, güncellenir.
İşleme faaliyetleri ile ilgili olarak ölçülü olması halinde, 1. paragrafta atıfta bulunulan tedbirler kontrolör tarafından uygun veri koruma politikalarının uygulanmasını kapsar.
40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket edilmesi kontrolörün yükümlülüklerine uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Madde 25
Özel ve olağan veri koruması
Kontrolör, son teknoloji, uygulama maliyeti ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından teşkil ettiği çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, hem işleme yönteminin belirlenmesi esnasında hem de işleme faaliyeti esnasında, verilerin en alt düzeye indirilmesi gibi veri koruma ilkelerinin etkili bir şekilde uygulanması ve bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak gerekli güvencelerin entegre edilmesi amacı ile tasarlanan takma ad kullanımı gibi uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular ve veri sahiplerinin haklarını korur.
Kontrolör, olağan durumda, yalnızca her spesifik işleme amacı için gereken kişisel verilerin işlenmesini sağlamaya yönelik uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Söz konusu yükümlülük toplanan kişisel veri miktarı, bunların işlenme derecesi, saklama süresi ve bunlara erişilebilirliğe uygulanır. Özellikle, söz konusu tedbirler, olağan durumda, bireyin müdahalesi olmaksızın kişisel verilerin belirsiz sayıda gerçek kişinin erişimine açılmamasını sağlar.
42. madde uyarınca onaylı bir belgelendirme mekanizması bu maddenin 1 ve 2. paragraflarında ortaya konan gerekliliklere uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Madde 26
Ortak kontrolörler
İki ya da daha fazla sayıda kontrolörün işleme amaçları ve yöntemlerini ortak bir şekilde belirlediği hallerde, bu kontrolörler ortak kontrolörlerdir. Ortak kontrolörler, kontrolörlerin ilgili sorumlulukları
kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde belirlenmedikçe ve belirlendiği sürece, özellikle veri sahibinin haklarının kullanımı ve 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan bilgi sağlama görevleri ile ilgili olarak bu Tüzük kapsamındaki yükümlülüklere uygunluğa ilişkin sorumluluklarını aralarındaki bir düzenleme vasıtasıyla şeffaf bir şekilde belirler. Düzenleme çerçevesinde veri sahiplerine yönelik bir temas noktası belirlenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan düzenleme ortak kontrolörlerin veri sahipleriyle karşılıklı rolleri ve ilişkilerini uygun şekilde yansıtır. Düzenlemenin mahiyeti veri sahibine sağlanır.
1. paragrafta atıfta bulunulan düzenlemenin koşullarına bakılmaksızın, veri sahibi bu Tüzük kapsamındaki haklarını her kontrolör açısından ve her kontrolöre karşı kullanabilir.
Madde 27
Birlik içerisinde kurulu olmayan kontrolörler veya işleyicilerin temsilcileri
3(2) maddesinin uygulandığı hallerde, kontrolör veya işleyici yazılı olarak Birlik içerisinde bir temsilci belirtir.
Bu maddenin 1. paragrafında belirtilen yükümlülük aşağıdaki durumlara uygulanmaz:
(a) nadiren gerçekleşen, 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel veri kategorilerinin işlenmesini büyük çaplı olarak içeren işleme faaliyeti veya 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlar ile ilgili olan ve, işleme faaliyetinin mahiyeti, bağlamı, kapsamı ve amaçları dikkate alındığında, gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebep olması muhtemel olmayan bir işleme faaliyeti veya
(b) bir kamu kuruluşu veya organı.
Temsilcilik kişisel verileri kendilerine mal veya hizmetlerin sağlanması ile ilgili olarak işlenen veya davranışı izlenen veri sahiplerinin bulunduğu üye devletlerin birinde kurulur.
Temsilci, işleme faaliyeti ile ilgili tüm hususlarda, bu Tüzük’e uygunluk sağlanması amacıyla, özellikle denetim makamları ve veri sahipleri tarafından kontrolör veya işleyiciye ek olarak veya bunlar yerine muhatap kabul edilmek üzere kontrolör veya işleyici tarafından yetkilendirilir.
Kontrolör veya işleyici tarafından bir temsilci belirlenmesiyle kontrolör veya işleyiciye karşı açılabilecek davalara halel gelmez.
Madde 28
İşleyici
Bir kontrolör adına bir işleme faaliyetinin gerçekleştirilmesinin gerektiği hallerde, kontrolör ancak işleme faaliyetinin bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesini ve veri sahibinin haklarının korunmasını sağlayacak biçimde uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygulama hususunda yeterli güvenceler sağlayan işleyiciler kullanır.
İşleyici kontrolörün önceden verdiği spesifik veya genel yazılı onay olmaksızın başka bir işleyiciyle
çalışamaz. Genel yazılı onay halinde, işleyici diğer işleyicilerin eklenmesi veya değiştirilmesi ile ilgili planlanan değişiklikler hususunda kontrolörü bilgilendirerek kontrolöre söz konusu değişikliklere itiraz etme olanağı tanır.
Bir işleyici tarafından işleme faaliyeti gerçekleştirilmesi Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde düzenlenen, kontrolör ile ilgili olarak işleyici açısından bağlayıcı olan ve işleme faaliyetinin konusu ve süresi, işleme faaliyetinin mahiyeti ve amacı, kişisel verilerin türü ve veri sahiplerinin kategorileri ile kontrolörün yükümlülükleri ve haklarının ortaya konduğu bir sözleşme veya diğer hukuki tasarruflar ile düzenlenir. Söz konusu sözleşme veya diğer hukuki tasarruflarda özellikle işleyicinin şunları yapacağı belirtilir:
(a) işleyicinin tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde bir gereklilik bulunmaması halinde, üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa kişisel veri aktarımları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere yalnızca kontrolörün verdiği belgelendirilmiş talimatlar doğrultusunda kişisel verilerin işlenmesi; bu durumda, kanunlar çerçevesinde söz konusu bilgilendirmenin önemli kamu yararı gerekçeleriyle yasaklanmaması halinde, işleyici kontrolörü işleme faaliyetinden önce bu yasal gereksinimden haberdar eder;
(b) kişisel verileri işleme yetkisi bulunan kişilerin gizlilik taahhüdünde bulunmasının veya uygun bir yasal gizlilik yükümlülüğü altında bulunmasının sağlanması;
(c) 32. madde uyarınca gerekli tüm tedbirlerin alınması;
(d) başka bir işleyiciyle çalışılması amacıyla 2 ve 4. paragraflarda atıfta bulunulan koşullara riayet edilmesi;
(e) işleme faaliyetinin mahiyetinin dikkate alınması suretiyle, kontrolörün veri sahibinin Bölüm III’te belirtilen haklarının kullanımına ilişkin taleplere yanıt verme yükümlülüğünün yerine getirilmesine yönelik olarak, uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler vasıtasıyla, kontrolöre mümkün olduğunca yardımcı olunması;
(f) işleme faaliyetinin mahiyeti ve işleyiciye sağlanan bilgilerin dikkate alınması suretiyle, 32 ila 36. maddeler uyarınca yükümlülüklere uygun hareket edilmesinin sağlanmasında kontrolöre yardımcı olunması;
(g) kontrolörün tercihi üzerine, işleme faaliyeti ile ilgili hizmetlerin sağlanmasından sonra tüm kişisel verilerin silinmesi veya kontrolöre iade edilmesi ve, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde kişisel verilerin saklanmasının gerekli olmaması durumunda, mevcut nüshaların silinmesi;
(h) bu maddede ortaya konan yükümlülüklere uygunluğun gösterilmesi için gereken tüm bilgilerin kontrolöre sağlanması ve teftişler de dahil olmak üzere kontrolör tarafından ya da kontrolörce yetkilendirilen başka bir denetçi tarafından gerçekleştirilen denetimlere izin verilmesi ve katkıda bulunulması.
İlk alt paragrafın (h) bendi ile ilgili olarak, kendi görüşüne göre bir talimatın bu Tüzük veya Birlik ya da üye devletin diğer veri koruma hükümlerini ihlal etmesi durumunda, kontrolörü ivedilikle bilgilendirir.
Bir işleyicinin kontrolör adına spesifik işleme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine yönelik olarak başka bir işleyici ile çalıştığı durumlarda, 3. paragrafta atıfta bulunulduğu üzere kontrolör ve işleyici arasındaki sözleşme veya başka bir hukuki tasarrufta ortaya konan veri koruma yükümlülükleri özellikle işleme faaliyetinin bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulanması amacı ile yeterli teminatlar sağlayan bir sözleşme ya da Birlik veya üye devlet hukuku kapsamındaki başka bir hukuki tasarruf yoluyla diğer işleyici açısından da uygulanır. Diğer işleyicinin veri koruma yükümlülüklerini yerine getiremediği hallerde, ilk işleyici diğer işleyicinin yükümlülüklerinin ifası konusunda kontrolöre karşı tam yükümlülük sahibi olmaya devam eder.
Bir işleyicinin 40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket etmesi bu maddenin 1 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan yeterli teminatların gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Kontrolör ve işleyici arasındaki bireysel bir sözleşmeye halel gelmeksizin, bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan sözleşme ya da başka bir hukuki tasarruf, 42 ve 43. maddeler uyarınca kontrolör veya işleyiciye sağlanan bir belgelendirmenin parçası olmaları durumu da dahil olmak üzere, tamamen veya kısmen, bu maddenin 7 ve 8. paragraflarında atıfta bulunulan standart sözleşme maddelerine dayanabilir.
Komisyon bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan hususlara yönelik olarak ve 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca standart sözleşme maddeleri oluşturabilir.
Bir denetim makamı bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan hususlara yönelik olarak ve
maddede atıfta bulunulan tutarlık mekanizması uyarınca standart sözleşme maddeleri kabul edebilir.
3 ve 4. paragraflarda atıfta bulunulan sözleşme veya diğer hukuki tasarruflar elektronik format da dahil olmak üzere yazılı olarak hazırlanır.
82, 83 ve 84. maddelere halel gelmeksizin, bir işleyicinin işleme amaçları ve yöntemlerini belirleyerek bu Tüzük’ü ihlal etmesi durumunda, işleyici bu işleme faaliyeti açısından bir kontrolör olarak değerlendirilir.
Madde 29
Kontrolör veya işleyicinin yetkisi kapsamındaki işleme faaliyeti
İşleyici ve kontrolör ya da işleyicinin yetkisi ile hareket eden ve kişisel verilere erişimi bulunan herhangi bir kişi, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde hareket etmesinin gerekmemesi durumunda, kontrolörden aldığı talimatlar haricinde bu verileri işleyemez.
Madde 30
İşleme faaliyetlerinin kayıtları
Her kontrolör ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisi kendi sorumluluğu altındaki işleme faaliyetlerine ilişkin bir kayıt tutar. Bu kayıt aşağıdaki bilgilerin tamamını ihtiva eder:
(a) kontrolör ve, uygun olduğu hallerde, ortak kontrolör, kontrolörün temsilcisi ve veri koruma görevlisinin isim ve irtibat bilgileri;
(b) işleme amaçları;
(c) veri sahibi kategorileri ve kişisel veri kategorileriyle ilgili bir açıklama;
(d) üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlardaki alıcılar da dahil olmak üzere, kişisel verilerin açıklandığı veya açıklanacağı alıcı kategorileri;
(e) uygun olduğu hallerde, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşun tanımlanması ve, 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun güvencelere ilişkin belgelendirme de dahil olmak üzere, söz konusu üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;
(f) mümkün olması halinde, farklı kategorilerdeki verilerin silinmesiyle ilgili öngörülen süre sınırları;
(g) mümkün olması halinde, 32(1) maddesinde atıfta bulunulan teknik ve düzenlemeye ilişkin güvenlik tedbirlerine yönelik genel bir açıklama.
Her işleyici ve, uygun olduğu hallerde, işleyicinin temsilcisi bir kontrolör adına gerçekleştirilen tüm kategorilerdeki işleme faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdakileri ihtiva eden bir kayıt tutar:
(a) işleyici veya işleyiciler ile işleyicinin adına hareket ettiği her kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolör ya da işleyicinin temsilcisi ve veri koruma görevlisinin isim ve irtibat bilgileri;
(b) her işleyici adına gerçekleştirilen işleme kategorileri;
(c) uygun olduğu hallerde, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşun tanımlanması ve, 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun güvencelere ilişkin belgelendirme de dahil olmak üzere, söz konusu üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;
(d) mümkün olması halinde, 32(1) maddesinde atıfta bulunulan teknik ve düzenlemeye ilişkin güvenlik tedbirlerine yönelik genel bir açıklama.
1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan kayıtlar elektronik format da dahil olmak üzere yazılı olarak tutulur.
Kontrolör ve işleyici ile, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin temsilcisi, talep üzerine, kayıtları denetim makamına sağlar.
Gerçekleştirdiği işleme faaliyetinin veri sahiplerinin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olmaması, işleme faaliyetinin nadiren gerçekleştirilmemesi veya işleme faaliyetinin 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki verileri yad a 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verileri kapsamaması durumunda, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan yükümlülükler 250’den az kişi istihdam eden bir işletme veya kuruluşa uygulanmaz.
Madde 31
Denetim makamıyla işbirliği
Kontrolör ve işleyici ile, uygun olduğu hallerde, bunların temsilcileri, talep üzerine, görevlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak denetim makamı ile işbirliği yapar.
Kesim 2
Kişisel verilerin güvenliği
Madde 32
İşleme güvenliği
Kontrolör ve işleyici, son teknoloji, uygulama maliyetleri ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, risk açısından uygun bir güvenlik seviyesi sağlamak üzere, uygun olduğu hallerde, aşağıdakiler de dahil olmak üzere uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular:
(a) kişisel verilerde takma ad kullanımı ve şifreleme;
(b) işleme sistemleri ve hizmetlerinin gizliliği, bütünlüğü, elverişliliği ve esnekliğinin sürekli olarak sağlanabilmesi;
(c) fiziksel veya teknik bir olay halinde, kişisel verilerin elverişliliği ve kişisel verilere erişimin vakitlice eski haline getirilebilmesi;
(d) işleme faaliyetinin güvenliliğinin sağlanmasına yönelik olarak teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin etkililiğinin düzenli olarak sınanması, ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin süreç.
Uygun güvenlik seviyesi değerlendirilirken, iletilen, saklanan veya işlenen kişisel verilerin kazara veya yasa dışı olarak imha edilmesi, kaybı, değiştirilmesi, yetkisiz şekilde açıklanması veya bunlara erişim başta olmak üzere özellikle işleme faaliyetinin yol açtığı riskler göz önünde bulundurulur.
40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmasına uygun hareket edilmesi bu maddenin 1. paragrafında ortaya konan gerekliliklere uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Kontrolör ve işleyici kontrolör ya da işleyicinin yetkisi ile hareket eden ve kişisel verilere erişimi bulunan herhangi bir gerçek kişinin, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde hareket etmesinin gerekmemesi durumunda, kontrolörden aldığı talimatlar haricinde bu verileri işlememesini sağlamak üzere adımlar atar.
Madde 33
Bir kişisel veri ihlalinin denetim makamına bildirilmesi
Bir kişisel veri ihlali olması durumunda, kişisel veri ihlalinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olmaması haricinde, kontrolör, gereksiz gecikmeye mahal vermeden ve, uygun olması halinde, ihlalden haberdar olduktan itibaren en geç 72 saat içerisinde, kişisel veri ihlalini 55. madde uyarınca yetkin denetim makamına bildirir.
Denetim makamına yönelik bildirimin 72 saat içerisinde yapılmadığı hallerde, bu bildirimle birlikte gecikme sebeplerine de yer verilir.
İşleyici, bir kişisel veri ihlalinden haberdar olduktan sonra, herhangi bir gecikmeye mahal vermeden, kontrolöre bildirimde bulunur.
1. paragrafta atıfta bulunulan bildirimde en azından:
(a) uygun olduğu hallerde, ilgili veri sahibi kategorileri ve yaklaşık sayısı ile ilgili kişisel veri kaydı kategorileri ve yaklaşık sayısı da dahil olmak üzere kişisel veri ihlalinin mahiyeti açıklanır;
(b) veri koruma görevlisi veya daha fazla bilginin elde edilebileceği başka bir temas noktasının isim ve irtibat bilgileri iletilir;
(c) kişisel veri ihlalinin olası sonuçları açıklanır;
(d) uygun olduğu hallerde, kişisel veri ihlalinin olası olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik tedbirler de dahil olmak üzere kişisel veri ihlalinin ele alınması için kontrolör tarafından alınan veya alınması önerilen tedbirler açıklanır.
Bilgilerin aynı zamanda sağlanmasının mümkün olmadığı hallerde ve ölçüde, bilgiler gereksiz herhangi bir ek gecikmeye mahal verilmeksizin aşamalı olarak sağlanabilir.
Kontrolör kişisel veri ihlallerini kişisel veri ihlaline ilişkin bilgiler, etkileri ve gerçekleştirilen düzeltici işlemi de kapsayacak şekilde belgelendirir. Bu belgelendirme denetim makamının bu maddeye uyumluluğu doğrulamasını sağlar.
Madde 34
Bir kişisel veri ihlalinin veri sahibine iletilmesi
Kişisel veri ihlalinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör kişisel veri ihlalini gereksiz bir gecikmeye mahal vermeden veri sahibine iletir.
Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan veri sahibine ilişkin bildirimde kişisel veri ihlalinin mahiyeti açık ve sade bir dille açıklanır ve en azından 33(3) maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinde atıfta bulunulan bilgiler ve tedbirlere yer verilir.
Aşağıdaki koşulların herhangi birinin yerine getirilmesi durumunda, 1. paragrafta atıfta bulunulan veri sahibine ilişkin bildirim gerekmez:
(a) kontrolörün uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin koruma tedbirleri uygulaması ve kişisel verileri bu verilere erişim yetkisi bulunmayan herkese okunamaz hale getiren şifreleme gibi tedbirler başta olmak üzere bu tedbirlerin kişisel veri ihlalinden etkilenen kişisel verilere uygulanmış olması;
(b) kontrolörün 1. paragrafta atıfta bulunulan veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine ilişkin yüksek riskin ortaya çıkmasının artık mümkün olmamasını sağlayan ek tedbirler alması;
(c) bildirimin ölçüsüz bir çaba gerektirecek olması. Bu durumda, bunun yerine, veri sahiplerinin aynı etkililikle bilgilendirildiği kamuya yönelik bir bildirim veya benzeri bir tedbir uygulanır.
Kontrolörün halihazırda kişisel veri ihlalini veri sahibine iletmemiş olması durumunda, denetim
makamı, kişisel veri ihlalinin yüksek bir riske sebebiyet verme olasılığını değerlendirdikten sonra, kontrolörün bu bildirimi yapmasını şart koşabilir veya 3. paragrafta atıfta bulunulan koşullardan herhangi birinin yerine getirilmesine karar verebilir.
Kesim 3
Veri koruma etki değerlendirmesi ve ön istişare
Madde 35
Veri koruma etki değerlendirmesi
Özellikle yeni teknolojiler kullanıldığında ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçları dikkate alındığında bir işleme türünün gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör, işleme faaliyetinden önce, öngörülen işleme faaliyetlerinin kişisel verilerin korunmasına olan etkisine ilişkin bir değerlendirme yapar. Tek bir değerlendirmede benzeri yüksek riskler taşıyan bir dizi benzer işleme faaliyeti ele alınabilir.
Kontrolör, bir veri koruma etki değerlendirmesi gerçekleştirirken, belirlenmiş olması halinde, veri koruma görevlisinin tavsiyesine başvurur.
1. paragrafta atıfta bulunulan bir veri koruma etki değerlendirmesine aşağıdaki durumlarda özellikle ihtiyaç duyulur:
(a) gerçek kişilerle ilgili kişisel özellikler hususunda profil çıkarma da dahil olmak üzere otomatik işlemeye dayalı olan ve gerçek kişi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya gerçek kişiyi kayda değer şekilde etkileyen kararların dayandığı sistematik ve kapsamlı bir değerlendirme;
(b) 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki verilerin veya 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesi veya
(c) kamunun erişebileceği bir alanın büyük çaplı olarak sistematik bir şekilde izlenmesi.
Denetim makamı 1. paragraf uyarınca bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi olan işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklar. Denetim makamı bu listeleri
maddede atıfta bulunulan Kurula iletir.
Denetim makamı herhangi bir veri koruma etki değerlendirmesinin gerekli olmadığı işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklar. Denetim makamı bu listeleri Kurula iletir.
4 ve 5. paragraflarda atıfta bulunulan listelerin kabulünden önce, söz konusu listelerin veri sahiplerine mallar veya hizmetlerin sağlanması ya da onların çeşitli üye devletlerdeki davranışlarının izlenmesi ile ilgili olan veya kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımını kayda değer ölçüde etkileyebilecek işleme faaliyetlerine yer verildiği hallerde, yetkin denetim makamı 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasını uygular.
Değerlendirme en azından şunları içerir:
(a) uygun olduğu hallerde, kontrolör tarafından gözetilen meşru menfaat de dahil olmak üzere öngörülen
işleme faaliyetleri ve işleme amaçlarına ilişkin sistematik bir açıklama;
(b) işleme faaliyetlerinin amaçlarla ilişkili olarak gerekliliği ve orantılılığına yönelik bir değerlendirme;
(c) 1. paragrafta atıfta bulunulduğu üzere veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine yönelik risklere ilişkin bir değerlendirme ve
(d) veri sahipleri ve ilgili diğer kişilerin hakları ve meşru menfaatleri dikkate alınarak, kişisel verilerin korunmasının sağlanması ve bu Tüzük’e uygun hareket edildiğinin gösterilmesiyle ilgili güvenceler, güvenlik tedbirleri ve mekanizmalar da dahil olmak üzere risklerin ele alınması hususunda öngörülen tedbirler.
40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kurallarına ilgili kontrolörler veya işleyiciler tarafından uyum, söz konusu kontrolörler veya işleyiciler tarafından özellikle bir veri koruma etki değerlendirmesi amaçlarına yönelik olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetlerinin etkisinin değerlendirilmesi hususunda dikkate alınır.
Uygun olduğu hallerde, kontrolör, ticari menfaatler veya kamu menfaatlerinin korunmasına ya da işleme faaliyetlerinin güvenliğine halel gelmeksizin, veri sahipleri veya temsilcilerinin amaçlanan işleme faaliyetine ilişkin görüşlerini alır.
6(1) maddesinin (c) veya (e) bendi uyarınca gerçekleştirilen bir işleme faaliyetinin Birlik hukukunda veya kontrolörün tabi olduğu üye devletin kanununda bir yasal dayanağının bulunduğu, söz konusu kanunun spesifik bir işleme faaliyeti veya bir dizi faaliyeti düzenlediği ve bir veri koruma etki değerlendirmesinin söz konusu yasal dayanağın kabulü bağlamında genel bir etki değerlendirmesinin parçası olarak halihazırda gerçekleştirilmiş olduğu hallerde, üye devletlerin işleme faaliyetlerinden önce böylesi bir değerlendirme yapılmasını gerekli görmemesi durumunda, 1 ila 7. paragraflar uygulanmaz.
Gerekmesi halinde, en azından işleme faaliyetlerinin teşkil ettiği risk açısından bir değişiklik meydana geldiğinde, kontrolör işleme faaliyetinin veri koruma etki değerlendirmesi uyarınca gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini değerlendirmek üzere bir gözden geçirme gerçekleştirir.
Madde 36
Ön istişare
35. madde kapsamındaki bir veri koruma etki değerlendirmesi sonucunda kontrolör tarafından riskin azaltılması hususunda alınan tedbirlerin olmaması durumunda işleme faaliyetinin yüksek bir riske sebebiyet vereceğinin görüldüğü hallerde, kontrolör işleme faaliyetinden önce denetim makamına danışır.
Kontrolörün riski yeterli şekilde tanımlamadığı veya azaltmadığı haller başta olmak üzere denetim makamının 1. paragrafta atıfta bulunulan amaçlanan işleme faaliyetinin bu Tüzük’ü ihlal edeceğini düşündüğü hallerde, denetim makamı, istişare talebinin alınmasından itibaren sekiz haftalık bir süre içerisinde, kontrolöre ve uygun olduğu hallerde işleyiciye, yazılı tavsiyede bulunur ve, 58. maddede atıfta bulunulan yetkilerinden herhangi birini kullanabilir. Bu süre, amaçlanan işleme faaliyetinin karmaşıklığı dikkate alınarak, altı hafta daha uzatılabilir. Denetim makamı, gecikme sebepleri ile birlikte istişare talebinin alınmasından itibaren bir ay içerisinde herhangi bir süre uzatımı ile ilgili olarak kontrolörü ve, uygun olduğu hallerde, işleyiciyi bilgilendirir. Bu süreler, denetim makamı istişare amacıyla talep etmiş olduğu bilgileri elde edene kadar askıya alınabilir.
(a) uygun olduğu hallerde, kontrolör, ortak kontrolörler ve işleme faaliyetine müdahil işleyicilerin özellikle bir teşebbüsler grubu dahilindeki işleme faaliyetine yönelik sorumlulukları;
(b) planlanan işleme amaçları ve yöntemleri;
(c) veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerinin korunması amacı ile bu Tüzük uyarınca sağlanan tedbirler ve güvenceler;
(d) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
(e) 35. maddede belirtilen veri koruma etki değerlendirmesi ve
(f) denetim makamının talep ettiği diğer bilgiler.
Üye devletler bir ulusal parlamento tarafından kabul edilecek bir yasama tedbiri teklifinin veya böylesi bir yasama tedbirine yönelik olarak işleme faaliyetine ilişkin bir düzenleme tedbirinin hazırlanması esnasında denetim makamına danışır.
1. paragrafa bakılmaksızın, üye devlet hukuku çerçevesinde sosyal koruma ve halk sağlığına ilişkin bir işleme faaliyeti de dahil olmak üzere kontrolör tarafından kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yürütülmesine yönelik olarak bir kontrol tarafından gerçekleştirilecek işleme faaliyeti ile alakalı olarak kontrolörlerin denetim makamına danışması ve ön onay alması gerekebilir.
Kesim 4
Veri koruma görevlisi
Madde 37
Veri koruma görevlisinin belirlenmesi
Kontrolör ve işleyici aşağıdaki durumlarda her halükarda bir veri koruma görevlisi belirler:
(a) işleme faaliyetinin kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket eden mahkemeler haricindeki bir kamu kuruluşu veya organı tarafından gerçekleştirilmesi;
(b) kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin yapıları, kapsamları ve/veya amaçları gereği veri sahiplerinin düzenli ve sistematik bir şekilde büyük çaplı olarak izlenmesini gerektiren işleme faaliyetlerinden meydana gelmesi veya
(c) kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin 9 maddesi uyarınca özel kategorilerdeki verilerin ve 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesinden meydana gelmesi.
Bir veri koruma görevlisine her işletmeden kolay bir şekilde erişilebilmesi koşuluyla, bir teşebbüsler grubu tek bir veri koruma görevlisi belirleyebilir.
Kontrolör veya işleyicinin bir kamu kuruluşu ya da organı olduğu hallerde, çeşitli kamu kuruluşları veya organların teşkilat yapısı dikkate alınarak, bunlara yönelik olarak tek bir veri koruma görevlisi belirlenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulanlar haricindeki durumlarda, kontrolör veya işleyici ya da birlikler ve kontrolör ya da işleyici kategorilerini temsil eden diğer organlar bir veri koruma görevlisi belirleyebilir veya, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde gerektiği hallerde, bir veri koruma görevlisi belirler. Veri koruma görevlisi söz konusu birlikler ve kontrolörler ya da işleyicileri temsil eden diğer organlar adına hareket edebilir.
Veri koruma görevlisi mesleki nitelikler ve, özellikle, veri koruma hukuku ve uygulamalarına ilişkin uzmanlık bilgisi ve 39. maddede atıfta bulunulan görevleri yerine getirme kabiliyetine dayalı olarak belirlenir.
Veri koruma görevlisi kontrolör veya işleyicinin bir çalışanı olabilir veya görevlerini bir hizmet sözleşmesine dayalı olarak yerine getirebilir.
Kontrolör veya işleyici veri koruma görevlisinin irtibat bilgilerini yayımlar ve denetim makamına iletir.
Madde 38
Veri koruma görevlisinin konumu
Kontrolör ve işleyici veri koruma görevlisinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin tüm konulara uygun bir şekilde ve zamanında müdahil olmasını sağlar.
Kontrolör ve işleyici 39. maddede atıfta bulunulan görevlerin gerçekleştirilmesi, kişisel veriler ile işleme faaliyetlerine erişilmesi ve uzmanlık bilgisinin aynı seviyede tutulması için gereken kaynakları sağlayarak bu görevlerin yerine getirilmesi hususunda veri koruma görevlisine destek verir.
Kontrolör ve işleyici veri koruma görevlisinin bu görevlerin yerine getirilmesi ile ilgili olarak hiçbir talimat almamasını sağlar. Veri koruma görevlisi görevlerinin yerine getirilmesi nedeniyle kontrolör ya da işleyici tarafından işten çıkarılamaz veya cezalandırılamaz. Veri koruma görevlisi doğrudan kontrolör veya işleyicinin en üst yönetimine rapor verir.
Veri sahipleri kişisel verilerinin işlenmesi ve bu Tüzük kapsamındaki haklarının kullanımı ile ilgili tüm hususlarla alakalı olarak veri koruma görevlisiyle irtibata geçebilir.
Veri koruma görevlisi, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca, görevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili olarak sır saklama veya gizlilik ilkelerine bağlıdır.
Veri koruma görevlisi başka görevleri ve vazifeleri de yerine getirebilir. Kontrolör veya işleyici söz konusu görev ve vazifelerin bir çıkar çatışmasına neden olmamasını sağlar.
Madde 39
Veri koruma görevlisinin görevleri
Veri koruma görevlisinin en azından aşağıdaki görevleri bulunur:
(a) kontrolör veya işleyici ile işleme faaliyetleri gerçekleştiren çalışanların bu Tüzük ile Birlik veya üye devletlerin diğer veri koruma hükümleri uyarınca yükümlülükleri hususunda bilgilendirilmesi ve onlara tavsiyede bulunulması;
(b) bu Tüzük’e, Birlik veya üye devletlerin diğer veri koruma hükümlerine uyumluluğu ve sorumlulukların verilmesi, işleme faaliyetlerine müdahil personelin bilinçlendirilmesi ve eğitimi ve ilgili denetimler de dahil olmak üzere kontrolör veya işleyicinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikalarına uyumluluğun izlenmesi;
(c) talep üzerine veri koruma etki değerlendirmesine ilişkin tavsiyede bulunulması ve 35. madde uyarınca bu değerlendirmenin performansının izlenmesi;
(d) denetim makamıyla işbirliği yapılması;
(e) 36. maddede atıfta bulunulan ön istişare de dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin konularda denetim makamına yönelik bir temas noktası olarak hareket edilmesi ve, uygun olduğu hallerde, diğer her türlü konu ile ilgili olarak danışılması.
Veri koruma görevlisi, görevlerini yerine getirirken, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarını dikkate alarak, işleme faaliyetleri ile ilişkili riski göz önünde bulundurur.
Kesim 5
Davranış kuralları ve belgelendirme
Madde 40
Davranış kuralları
Üye devletler, denetim makamları, Kurul ve Komisyon, çeşitli işleme sektörlerinin spesifik özellikleri ve mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin spesifik ihtiyaçlarını dikkate alarak, bu Tüzük’ün düzgün bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunması amaçlanan davranış kurallarının hazırlanmasını teşvik eder.
Birlikler ve kontrolör veya işleyici kategorilerini temsil eden diğer organlar bu Tüzük’ün aşağıdaki hususlarla alakalı olarak uygulanmasını belirlemek amacıyla davranış kuralları hazırlayabilir veya bu kuralları değiştirebilir ya da bunların kapsamını genişletebilir:
(a) adil ve şeffaf veri işleme;
(b) kontrolörler tarafından spesifik bağlamlarda gözetilen meşru menfaatler;
(c) kişisel verilerin toplanması;
(d) kişisel verilerde takma ad kullanımı;
(e) kamuoyuna ve veri sahiplerine sağlanan bilgiler; (f) veri sahiplerinin haklarının kullanımı;
(g) çocuklara sağlanan bilgiler ve çocukların korunması ve çocuklar üzerinde velayet hakkına sahip olanların rızasının alınma şekli;
(h) 24 ve 25. maddelerde atıfta bulunulan tedbirler ve usuller ile 32. maddede atıfta bulunulduğu üzere işleme faaliyetinin güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbirler.
(i) kişisel veri ihlallerinin denetim makamlarına bildirimi ve söz konusu kişisel veri ihlallerinin veri sahiplerine iletilmesi;
(j) üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarılması veya
(k) veri sahiplerinin 77. ve 79. maddeler uyarınca haklarına halel gelmeksizin, kontrolörler ve veri sahipleri arasında ihtilafların çözümüyle ilgili mahkeme dışı işlemler ve diğer ihtilaf çözüm usulleri.
Bu Tüzük’e tabi kontrolörler veya işleyicilerin uygun hareket etmesine ek olarak, bu maddenin 5. paragrafı uyarınca onaylanan davranış kuralları ve bu maddenin 9. paragrafı uyarınca genel geçerliliğe sahip olunması hususuna 3. madde uyarınca bu Tüzük’e tabi olmayan kontroller veya işleyiciler tarafından da 46(2) maddesinin (e) bendinde atıfta bulunulan koşullar uyarınca üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarımları çerçevesinde uygun güvenceler sağlanması amacı ile uyulabilir. Söz konusu kontrolörler veya işleyiciler, veri sahiplerinin hakları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere uygun güvenceleri uygulamak üzere sözleşmeye bağlı veya diğer bağlayıcı belgeler vasıtasıyla bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütlerde bulunur.
Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan davranış kurallarında 41(1) maddesinde atıfta bulunulan organın, 55 veya 56. madde uyarınca yetkin denetim makamlarının görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, davranış kurallarını uygulamayı taahhüt eden kontrolörler veya işleyicilerin söz konusu hükümlere uyumluluğunu zorunlu olarak izlemesini sağlayan mekanizmalara yer verilir.
Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan ve davranış kuralları hazırlamayı veya mevcut kuralları değiştirmeyi veya mevcut kuralların kapsamını genişletmeyi amaçlayan birlikler ve diğer organlar kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağı 55. madde uyarınca yetkin denetim makamına ibraz eder. Denetim makamı kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığı konusunda bir görüş sunar ve, yeteri kadar uygun güvenceleri sağladığını tespit etmesi durumunda, kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin söz konusu taslağı onaylar.
Kurallar veya değişiklik ya da kapsam genişletmeye ilişkin taslağın 5. paragraf uyarınca onaylandığı hallerde ve ilgili davranış kurallarının çeşitli üye devletlerdeki işleme faaliyetleri ile ilgili olmadığı hallerde, denetim makamı kuralları tescil eder ve yayımlar.
Davranış kurallarına ilişkin bir taslağın çeşitli üye devletlerdeki işleme faaliyetleri ile ilgili olduğu hallerde, 55. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı, kurallar, değişiklik ya da kapsam genişletmeye ilişkin taslağı onaylamadan önce, kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığına veya, bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan durumda, uygun güvenceler sağlayıp sağlamadığına ilişkin bir görüş bildirecek söz konusu taslağı Kurul’a 63. maddede atıfta bulunulan usul çerçevesinde ibraz eder.
7. paragrafta atıfta bulunulan görüşün değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olduğu veya, 3. paragrafta atıfta bulunulan durumda, uygun güvenceler sağladığını teyit ettiği hallerde, Kurul görüşünü Komisyon’a sunar.
Komisyon, uygulama tasarrufları vasıtasıyla, bu maddenin 8. paragrafı uyarınca kendisine ibraz edilen onaylı davranış kuralları, değişiklik veya kapsam genişletmenin Birlik içerisinde genel geçerliliğe sahip olduğuna karar verebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde belirtilen inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Komisyon 9. paragraf uyarınca genel geçerliliğe sahip olduğuna karar verilen onaylı kuralların uygun şekilde ilan edilmesini sağlar.
Kurul onaylı tüm davranış kuralları, değişiklikler ve kapsam genişletmelerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Madde 41
Onaylı davranış kurallarının izlenmesi
Yetkin denetim makamının 57 ve 58. maddeler kapsamındaki görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, 40. madde uyarınca davranış kurallarına uyumluluk kuralların konusu ile ilgili uygun bir uzmanlık seviyesine sahip olan ve bu amaca yönelik olarak yetkin denetim makamı tarafından akredite edilen bir organ tarafından izlenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan bir organ, aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, davranış kurallarına uyumluluğun izlenmesi amacı ile akredite edilebilir:
(a) kuralların konusuna ilişkin bağımsızlığı ve uzmanlığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olması;
(b) ilgili kontrolörler ve işleyicilerin kuralları uygulamaya, bunların kuralların hükümlerine uyumluluğunu izlemeye ve uygulamasını düzenli olarak gözden geçirmeye uygunluğunu değerlendirmesini sağlayan usuller oluşturmuş olması;
(c) kurallara veya kuralların bir kontrolör ya da işleyici tarafından uygulanmış olma veya uygulanma şekline ilişkin ihlallere yönelik şikayetlerin ele alınması hususunda usuller ve yapıları oluşturmuş olması ve bu usuller ile yapıları veri sahipleri ile kamuoyuna şeffaf hale getirmiş olması ve
(d) görev ve vazifelerinin bir çıkar çatışmasına neden olmadığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olması.
Yetkin denetim makamı bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan bir organın akreditasyonuna ilişkin taslak kriterleri 63. maddede atıfta bulunulan tutarlık mekanizması uyarınca Kurul’a ibraz eder.
Yetkin denetim makamının görevleri ve yetkilerine ve Bölüm VIII’in hükümlerine halel gelmeksizin, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan bir organ, kuralların bir kontrolör veya işleyici tarafından ihlali halinde, uygun güvencelere tabi olarak, ilgili kontrolör veya işleyicinin kurallardan askıya alınması veya çıkarılması da dahil olmak üzere uygun işlemleri gerçekleştirir. Söz konusu organ böylesi işlemler ve bu işlemlerin gerçekleştirilme sebepleri hususunda yetkin denetim makamını bilgilendirir.
Akreditasyon koşullarının yerine getirilmemesi veya artık yerine getirilmemesi halinde veya organ tarafından gerçekleştirilen eylemlerin bu Tüzük’ü ihlal ettiği hallerde, yetkin denetim makamı 1. paragrafta atıfta bulunulan bir organın akreditasyonunu kaldırır.
Bu madde kamu kuruluşları ve organları tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetlerine uygulanmaz.
Madde 42
Belgelendirme
Üye devletler, denetim makamları, Kurul ve Komisyon, kontrolörler ve işleyiciler tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’le uyumluluğunun gösterilmesi amacıyla, özellikle Birlik düzeyinde, veri koruma belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ve işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder. Mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin spesifik ihtiyaçları dikkate alınır.
Bu Tüzük’e tabi kontrolörler veya işleyicilerin uygun hareket etmesine ek olarak, bu maddenin 5. paragrafı uyarınca onaylanan veri koruma belgelendirme mekanizmaları, mühürler ya da işaretler 46(2)
maddesinin (f) bendinde atıfta bulunulan koşullar uyarınca üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarımları çerçevesinde 3. madde uyarınca bu Tüzük’e tabi olmayan kontroller veya işleyiciler tarafından sağlanan uygun güvencelerin var olduğunun gösterilmesi amacıyla oluşturulabilir. Söz konusu kontrolörler veya işleyiciler, veri sahiplerinin hakları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere uygun güvenceleri uygulamak üzere sözleşmeye bağlı veya diğer bağlayıcı belgeler vasıtasıyla bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütlerde bulunur.
Belgelendirme gönüllülük esasına dayanır ve şeffaf bir süreç vasıtasıyla sağlanır.
Bu madde uyarınca sağlanan bir belgelendirme kontrolör ya da işleyicinin bu Tüzük’e uyma sorumluluğunu azaltmaz ve bu belgelendirme ile 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamlarının görevleri ve yetkilerine halel gelmez.
Bu madde uyarınca sağlanan bir belgelendirme 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organları veya yetkin denetim makamı tarafından 58(3) madde uyarınca söz konusu yetkin denetim makamı veya
madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere dayalı olarak sağlanır. Kriterlerin Kurul tarafından onaylandığı hallerde, ortak bir belgelendirme olan Avrupa Veri Koruma Mührü verilebilir.
İşleme faaliyetlerini belgelendirme mekanizmasına sunan kontrolör veya işleyici belgelendirme usulünün gerçekleştirilmesi için gereken tüm bilgiler ve işleme faaliyetlerine erişimi 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organına veya, uygun olduğu hallerde, yetkin denetim makamına sağlar.
Belgelendirme bir kontrolör veya işleyiciye azami üç yıllık bir süre için sağlanır ve, ilgili gerekliliklerin yerine getirilmesine devam edilmesi koşuluyla, aynı koşullar altında, yenilenebilir. Belgelendirme gerekliliklerinin yerine getirilmediği veya artık yerine getirilmediği hallerde, belgelendirme, uygun olduğu hallerde, 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organları veya yetkin denetim makamı tarafından geri çekilebilir.
Kurul tüm belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretlerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Madde 43
Belgelendirme organları
Yetkin denetim makamının 57 ve 58. maddeler kapsamındaki görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, veri koruma ile ilgili uygun bir uzmanlık seviyesine sahip olan belgelendirme organları, gerekmesi halinde 58(2) maddesinin (h) bendi uyarınca yetkilerinin kullanılmasını sağlamak üzere denetim makamını bilgilendirdikten sonra, belgelendirme sağlar ve belgelendirmeyi yeniler. Üye devletler bu belgelendirme organlarının aşağıdakilerin biri veya her ikisi tarafından akredite edilmesini sağlar:
(a) 55 veya 56. maddeler uyarınca yetkin olan denetim makamı;
(b) EN-ISO/IEC 17065/2012’ye uygun olarak (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü2 uyarınca ve 55 ya da 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından belirlenen ek gereklilikler uyarınca tayin edilen ulusal akreditasyon organı.
1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları, ancak aşağıdaki özellikleri taşımaları
2 Ürünlerin pazarlanması ile ilgili akreditasyon ve pazar gözetimi gerekliliklerini belirleyen ve (AET) 339/93 sayılı Tüzük’ü yürürlükten kaldıran 9 Temmuz 2008 tarihli ve (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (ABRG L 218, 13.8.2008, s. 30).
halinde, bu paragraf uyarınca akredite edilir:
(a) belgelendirme konusuna ilişkin bağımsızlıkları ve uzmanlıklarını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olmaları;
(b) 42(5) maddesinde atıfta bulunulan ve 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından veya 63. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere riayet etmeyi taahhüt etmiş olmaları;
(c) veri koruma belgelendirmesi, mühürleri ve işaretlerinin verilmesi, düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi ve geri çekilmesine ilişkin usuller oluşturmuş olmaları;
(d) belgelendirme veya belgelendirmenin bir kontrolör ya da işleyici tarafından uygulanmış olma veya uygulanma şekline ilişkin ihlallere yönelik şikayetlerin ele alınması hususunda usuller ve yapıları oluşturmuş olmaları ve bu usuller ile yapıları veri sahipleri ile kamuoyuna şeffaf hale getirmiş olmaları ve
(e) görev ve vazifelerinin bir çıkar çatışmasına neden olmadığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olmaları.
Belgelendirme organlarının bu maddenin 1 ve 2. bentlerinde atıfta bulunulan şekilde akreditasyonu 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından veya 63. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere dayalı olarak gerçekleşir. Bu maddenin 1. paragrafının (b) bendi uyarınca akreditasyon yapılması halinde, bu gereklilikler (AT) 765/2008 sayılı Tüzük’te öngörülen gereklilikleri ve belgelendirme organlarının yöntemleri ve usullerinin açıklandığı teknik kuralları tamamlar.
1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları, kontrolör veya işleyicinin bu Tüzük’e uyum sorumluluğuna halel gelmeksizin, belgelendirmeyle sonuçlanan uygun bir değerlendirmeden veya söz konusu belgelendirmenin geri çekilmesinden sorumludur. Akreditasyon azami beş yıllık bir süre için verilir ve, belgelendirme organının bu maddede ortaya konan gereklilikleri yerine getirmesi koşuluyla, aynı koşullar altında, yenilenebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları talep edilen belgelendirmenin verilmesi veya geri çekilmesine ilişkin sebepleri yetkin denetim makamına sağlar.
Bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan gereklilikler ve 42(5) maddesinde atıfta bulunulan kriterler denetim makamı tarafından kolayca erişilebilecek bir formatta kamuya açıklanır. Denetim makamları da bu gereklilikleri ve kriterleri Kurula iletir. Kurul tüm belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürlerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Bölüm VIII’e halel gelmeksizin, akreditasyon koşullarının yerine getirilmemesi veya artık yerine getirilmemesi halinde veya bir belgelendirme organı tarafından gerçekleştirilen eylemlerin bu Tüzük’ü ihlal ettiği hallerde, yetkin denetim makamı veya ulusal akreditasyon organı bu maddenin 1. paragrafı uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonunu kaldırır.
Komisyon 42(1) maddesinde atıfta bulunulan veri koruma belgelendirme mekanizmalarına yönelik olarak gerekliliklerin belirtilmesi amacıyla 92. madde uyarınca yetki devrine dayanan tasarrufları kabul etmeye yetkindir.
Komisyon belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretleri ve belgelendirme mekanizmaları, mühürleri ve işaretlerinin tanıtılması ve tanınmasıyla ilgili mekanizmalara ilişkin teknik standartların belirlendiği uygulama tasarrufları kabul edebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
BÖLÜM V
Üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlara veri aktarımları
Madde 44
Genel aktarım ilkesi
Üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılmasının ardından işlenen veya işlenmesi amaçlanan kişisel verilerin aktarılması, üçüncü ülkeden veya uluslararası bir kuruluştan başka bir üçüncü ülke veya başka bir uluslararası kuruluşa yönelik transit aktarımlar da dahil olmak üzere, ancak, bu Tüzük’ün diğer hükümlerine tabi olarak, bu Bölüm’de belirtilen koşullara kontrolör ve işleyici tarafından uyulması halinde gerçekleşir. Bu Tüzük ile temin edilen gerçek kişilere yönelik koruma düzeyine zarar verilmemesinin sağlanması amacı ile bu bölümdeki tüm hükümler uygulanır.
Madde 45
Bir yeterlilik kararına dayalı olarak yapılan aktarımlar
Komisyonun bir üçüncü ülke veya söz konusu üçüncü ülke dahilindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün ya da uluslararası bir kuruluşun yeterli düzeyde bir koruma sağladığına karar verdiği hallerde, bu ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik bir kişisel veri aktarımı gerçekleşebilir. Böylesi bir aktarım için spesifik bir onay gerekmez.
Komisyon, koruma düzeyinin yeterliliğini değerlendirirken, özellikle aşağıdaki hususları dikkate alır:
(a) hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı, kamu güvenliği, savunma, milli güvenlik ve ceza hukuku ile kamu kuruluşlarının kişisel verilere erişimi de dahil olmak üzere hem genel hem de sektörel mevzuatın yanı sıra söz konusu mevzuatın uygulanması, bir ülke veya uluslararası kuruluşta toplanan kişisel verilerin başka bir üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa transit aktarımına yönelik kurallar da dahil olmak üzere veri koruma kuralları, mesleki kurallar ve güvenlik tedbirleri, içtihadın yanı sıra etkili ve uygulanabilir veri sahibi hakları ile kişisel verileri aktarılmakta olan veri sahiplerine yönelik etkili idari ve adli tazmin;
(b) üçüncü ülkede bulunan veya bir uluslararası kuruluşun tabi olduğu ve yeterli uygulatma yetkileri dahil olmak üzere veri koruma kurallarına uyumluluk sağlanması ve sağlatılması, haklarının kullanımı hususunda veri sahiplerine destek olunması ve tavsiyede bulunulması ve üye devletlerin denetim makamları ile işbirliği yapılmasından sorumlu olan bir veya daha fazla sayıda bağımsız denetim makamının varlığı ve etkili bir şekilde işlev göstermesi ve
(c) ilgili üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşun altına girdiği uluslararası taahhütler veya yasal bağlayıcılığı olan sözleşmeler veya belgelerin yanı sıra kişisel verilerin korunması ile ilgili olanlar başta olmak üzere çok taraflı veya bölgesel sistemlere katılımından kaynaklanan diğer yükümlülükler.
Komisyon, koruma düzeyinin yeterliliğini değerlendirdikten sonra, uygulama tasarrufu vasıtasıyla, bir üçüncü ülke, söz konusu ülke içerisindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün veya uluslararası bir kuruluşun bu maddenin 2. paragrafı bağlamında yeterli bir koruma düzeyi sağladığına
karar verebilir. Uygulama tasarrufunda en az dört yılda bir gerçekleştirilen ve üçüncü ülke veya uluslararası kuruluştaki ilgili tüm gelişmelerin dikkate alındığı düzenli bir gözden geçirme mekanizması sağlanır. Uygulama tasarrufunda bu mekanizmanın bölgesel ve sektörel uygulaması belirtilir ve, uygun olduğu hallerde, bu maddenin 2. paragrafının (b) bendinde atıfta bulunulan denetim makamı veya makamları tanımlanır. Bu uygulama tasarrufu 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Komisyon, üçüncü ülkeler ve uluslararası kuruluşlarda meydana gelen ve bu maddenin 3. fıkrası uyarınca kabul edilen kararların ve 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak kabul edilen kararların işleyişini etkileyebilecek olan gelişmeleri sürekli olarak izler.
Özellikle bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan gözden geçirmenin ardından, mevcut bilgilerin üçüncü bir ülke, bu ülke içerisindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün veya bir uluslararası kuruluşun bu maddenin 2. paragrafı bağlamında artık yeterli bir koruma düzeyi sağlamadığını göstermesi durumunda, Komisyon geriye dönük etkisi olmayan uygulama tasarrufları vasıtasıyla bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan kararı gereken ölçüde yürürlükten kaldırır, değiştirir veya askıya alır. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Usulüne uygun şekilde gerekçelendirilmiş zorunlu acil nedenlerle, Komisyon 93(3) maddesinde atıfta bulunulan usul uyarınca uygulanabilir uygulama tasarruflarını gecikmeksizin kabul eder.
Komisyon, 5. paragraf uyarınca verilen karara sebebiyet veren durumun düzeltilmesi amacı ile üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşla istişarelere başlar.
Bu maddenin 5. paragrafı uyarınca verilen bir karar ile üçüncü ülke veya söz konusu üçüncü ülke dahilindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektör ya da söz konusu uluslararası kuruluşa ilişkin kişisel verilerin 46 ila 49. maddeler uyarınca aktarılmasına halel gelmez.
Komisyon yeterli düzeyde bir korumanın sağlandığı veya artık sağlanmadığına karar verdiği üçüncü ülkeler, bir üçüncü ülke içerisindeki bölgeler ve sektörler ile uluslararası kuruluşları Avrupa Birliği Resmi Gazetesi ve web sitesinde yayımlar.
95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak Komisyon tarafından kabul edilen kararlar, bu maddenin 3 veya 5. paragrafı uyarınca kabul edilen bir Komisyon Kararı ile değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 46
Uygun güvencelere tabi olarak yapılan aktarımlar
45(3) maddesi uyarınca alınan bir karar olmaması halinde, ancak bir kontrolör veya işleyicinin uygun güvenceler sağlamış olması halinde ve uygulanabilir veri sahibi hakları ve veri sahiplerine yönelik etkili kanun yollarının mevcut olması koşuluyla, söz konusu kontrolör veya işleyici bir üçüncü ülke veya uluslararası bir kuruluşa kişisel veri aktarabilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan uygun güvenceler, bir denetim makamından spesifik bir onay alınmasına gerek olmaksızın, aşağıdakilerle sağlanabilir:
(a) kamu kuruluşları veya organları arasında yasal bağlayıcılığı bulunan ve uygulanabilir bir belge;
(b) 47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kurallar;
(c) 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca Komisyon tarafından kabul edilen standart veri koruma şartları;
(d) 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca bir denetim makamı tarafından kabul edilen ve Komisyon tarafından onaylanan standart veri koruma şartları;
(e) 40. madde uyarınca onaylı davranış kuralları ile birlikte üçüncü ülkedeki kontrolör veya işleyicinin veri sahibinin hakları ile ilgili de olmak üzere uygun güvenceler uygulamaya ilişkin bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütleri veya
(f) 42. madde uyarınca onaylı bir belgelendirme mekanizması ile birlikte üçüncü ülkedeki kontrolör veya işleyicinin veri sahibinin hakları ile ilgili de olmak üzere uygun güvenceler uygulamaya ilişkin bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütleri.
yetkin denetim makamından alınan yetkiye tabi olarak, 1. paragrafta atıfta bulunulan uygun güvenceler, öncelikle, aşağıdakilerle de sağlanabilir:
(a) kontrolör veya işleyici ile üçüncü ülke ya da uluslararası kuruluştaki kişisel veri kontrolörü, işleyicisi ya da alıcısı arasındaki sözleşme maddeleri veya
(b) kamu kuruluşları ya da organları arasındaki idari düzenlemelere eklenecek olan uygulanabilir ve etkili veri sahibi haklarını kapsayan hükümler.
95/46/AT sayılı Direktif’in 26(2) maddesine dayalı olarak bir üye devlet veya denetim makamı tarafından verilen yetkiler, gerektiğinde söz konusu denetim makamı tarafından değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar geçerliliğini korur. 95/46/AT sayılı Direktif’in 26(4) maddesine dayalı olarak Komisyon tarafından kabul edilen kararlar, gerektiğinde bu maddenin 2. paragrafı uyarınca kabul edilen bir Komisyon Kararı ile değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 47
Bağlayıcı kurumsal kurallar
yetkin denetim makamı, aşağıdaki koşulları sağlamaları durumunda, bağlayıcı kurumsal kuralları 63. maddede ortaya konan tutarlılık mekanizması uyarınca onaylar:
(a) çalışanları da dahil olmak üzere ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun ilgili her üyesi açısından yasal bağlayıcılığının olması, bu üyelere uygulanması ve bu üyeler tarafından yürütülmesi;
(b) veri sahiplerine kişisel verilerinin işlenmesi ile ilgili olarak uygulanabilir hakları açık bir şekilde vermesi ve
(c) 2. paragrafta belirtilen gereklilikleri yerine getirmesi.
(a) ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun ve her
üyesinin yapısı ve irtibat bilgileri;
(b) kişisel veri kategorileri, işleme türü ve amaçları, etkilenen veri sahiplerinin türü ve söz konusu üçüncü ülke veya ülkelere ilişkin açıklama da dahil olmak üzere veri aktarımları veya aktarım dizisi;
(c) bunların hem içsel hem de dışsal olarak hukuki bağlayıcılık yapısı;
(d) amaç sınırlaması, verilerin en alt düzeye indirilmesi, sınırlı saklama süreleri, veri kalitesi, özel ve olağan veri koruması, işleme faaliyetine yönelik yasal dayanak, özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenmesi başta olmak üzere genel veri koruma ilkeleri, veri güvenliğinin sağlanmasına ilişkin tedbirler ve bağlayıcı kurumsal kurallara bağlı bulunmayan organlara transit aktarımlara ilişkin gerekliliklerin uygulanması;
(e) 22. madde uyarınca profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı kararlara tabi olmama hakkı, 79. madde uyarınca üye devletlerin yetkin denetim makamına ve yetkin mahkemelerine şikayette bulunma ve tazminat alma hakkı ve, uygun olduğu hallerde, bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin bir ihlalde dolayı tazminat hakkı da dahil olmak üzere veri sahiplerinin işleme faaliyetine ilişkin hakları ve bu hakları kullanma yöntemleri;
(f) bir üye devletin topraklarında kurulu kontrolör veya işleyicinin Birlik içerisinde kurulu olmayan herhangi bir üye tarafından bağlayıcı kurumsal kuralların ihlal edilmesi hususunda yükümlülüğü üstüne alması; kontrolör veya işleyici, ancak üyenin zarara neden olan olaydan sorumlu
olmadığını kanıtlaması durumunda, bu yükümlülükten tamamen veya kısmen muaf tutulur;
(g) bu paragrafın (d), (e) ve (f) bentlerinde atıfta bulunulan hükümler başta olmak üzere bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin bilgilerin 13 ve 14. maddelere ek olarak veri sahiplerine nasıl sağlandığı;
(h) 37. madde uyarınca belirlenen herhangi bir veri koruma görevlisinin ya da ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bağlayıcı kurumsal kurallara uyumluluğun izlenmesinin yanı sıra eğitimin izlenmesi ve şikayetlerin ele alınmasından sorumlu olan diğer kişiler veya kuruluşların görevleri;
(i) şikayet usulleri;
(j) ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bağlayıcı kurumsal kurallara uyumluluğun doğrulanmasının sağlanmasına yönelik mekanizmalar. Söz konusu mekanizmalar veri sahibinin haklarının korunmasına yönelik düzeltici eylemlerin sağlanmasına ilişkin veri koruma denetimleri ve yöntemlerini kapsar. Söz konusu doğrulamanın sonuçları (h) bendinde atıfta bulunulan kişi veya kuruluşa ve ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun ya da bir işletmeler grubunun denetleyici teşebbüsünün yönetim kuruluna iletilir ve talep üzerine yetkin denetim makamına sağlanmalıdır;
(k) kurallara ilişkin değişikliklerin raporlanması ve kaydedilmesi ile bu değişikliklerin denetim makamına raporlanmasına ilişkin mekanizmalar;
(l) özellikle (j) bendinde atıfta bulunulan tedbirlere ilişkin doğrulamaların sonuçlarının denetim makamına sağlanması suretiyle, ortak bir faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun herhangi bir üyesinin uyumluluğunu sağlamak üzere denetim makamı ile kurulan işbirliği mekanizması;
(m) ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun bir üyesinin üçüncü bir ülkede tabi olduğu ve bağlayıcı kurumsal kuralların sağladığı teminatlar açısından kayda değer bir olumsuz etkisinin bulunmasının muhtemel olduğu yasal gerekliliklerin yetkin denetim makamına raporlanmasına ilişkin mekanizmalar ve
(n) kişisel verilere daimi veya geçici olarak erişimi bulunan personele uygun veri koruma eğitimi.
Komisyon kontrolörler, işleyiciler ve denetim makamları arasında bu madde kapsamındaki bağlayıcı kurumsal kurallara yönelik bilgi alışverişine ilişkin format ve usulleri belirtebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Madde 48
Birlik hukuku çerçevesinde yetkilendirilmeyen aktarımlar veya açıklamalar
Bir kontrolör veya işleyicinin kişisel verileri aktarmasının veya açıklamasının istendiği herhangi bir mahkeme veya kurul kararı ve üçüncü bir ülkenin idari bir makamının herhangi bir kararı, bu Bölüm uyarınca diğer aktarım gerekçelerine halel gelmeksizin, ancak talepte bulunan üçüncü ülke ve Birlik ya da bir üye devlet arasında yürürlükte bulunan bir karşılıklı hukuki yardım antlaşması gibi bir uluslararası anlaşmaya dayanması halinde, herhangi bir şekilde tanınabilir veya uygulanabilir.
Madde 49
Spesifik durumlara yönelik derogasyonlar
45(3) maddesi uyarınca bir yeterlilik kararı veya bağlayıcı kurumsal kurallar da dahil olmak üzere 46. madde uyarınca uygun güvenceler olmaması durumunda, kişisel verilerin veya bir kişisel veri dizisinin üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılması ancak aşağıdaki durumların birinde gerçekleşir:
(a) veri sahibinin, bir yeterlilik kararı ve uygun güvencelerin bulunmaması nedeniyle söz konusu aktarımların kendisine yönelik risklerin haberdar edilmesinin ardından, önerilen aktarıma açık bir şekilde rıza göstermesi;
(b) aktarımın veri sahibi ile kontrolör arasındaki bir sözleşmenin yürütülmesi veya veri sahibinin talebiyle alınan sözleşme öncesi tedbirlerin uygulanması açısından gerekli olması;
(c) aktarımın kontrolör ile başka bir gerçek veya tüzel kişi arasında veri sahibi yararına yapılan bir sözleşmenin imzalanması veya yürütülmesi açısından gerekli olması;
(d) aktarımın kamu yararına ilişkin önemli sebeplerden dolayı gerekli olması;
(e) aktarımın yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından gerekli olması;
(f) veri sahibinin fiziksel veya hukuki olarak rıza veremeyecek durumda olması halinde, aktarımın veri sahibi veya diğer kişilerin hayati menfaatlerinin korunması açısından gerekli olması;
(g) aktarımın Birlik veya üye devlet hukukuna göre kamuoyuna bilgi sağlanmasının amaçlandığı ve genel olarak kamuoyu veya meşru bir menfaati gösterebilen herhangi bir kişi tarafından, ancak Birlik veya
üye devlet hukuku çerçevesinde istişareye yönelik olarak ortaya konan koşullar ilgili durumda yerine getirildiği ölçüde, istişareye açık olan bir sicilden yapılması.
Bir aktarımın bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin hükümler de dahil olmak üzere 45 veya 46. maddedeki bir hükme dayanmadığı ve bu paragrafın ilk alt paragrafında atıfta bulunulan spesifik bir duruma ilişkin derogasyonların herhangi birine uygulanabilir olmadığı hallerde, ancak aktarımın yinelemeli olmaması, yalnızca sınırlı sayıda veri sahibini ilgilendirmesi, kontrolör tarafından gözetilen ve veri sahibinin menfaatleri veya hakları ile özgürlüklerinin ağır basmadığı zorlayıcı meşru menfaatler doğrultusunda gerekli olması ve kontrolörün veri aktarımı ile ilgili tüm durumları değerlendirmiş olması ve bu değerlendirmeye dayalı olarak kişisel verilerin korunması ile ilgili uygun güvenceler sağlamış olması durumunda, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşa yönelik bir aktarım gerçekleşebilir. Kontrolör denetim makamını aktarım hususunda bilgilendirir. Kontrolör, 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan bilgilerin sağlanmasına ek olarak, veri sahibini aktarım ve gözetilen zorlayıcı meşru menfaatler hususunda bilgilendirir.
1. paragrafın ilk alt paragrafının (g) bendi uyarınca yapılacak bir aktarımda sicilde bulunan tüm kişisel verilere veya tüm kişisel veri kategorilerine yer verilmez. Sicilin meşru bir menfaati bulunan kişilerin istişaresine yönelik hallerde, yalnızca bu kişilerin talebi üzerine veya bu kişilerin alıcı olması halinde, aktarım yapılır.
1. paragrafın ilk alt paragrafının (a), (b) ve (c) bentleri ve ikinci alt paragrafı kamu yetkilerinin kullanımı hususunda kamu kuruluşları tarafından gerçekleştirilen faaliyetlere uygulanmaz.
1. paragrafın ilk alt paragrafının (d) bendinde atıfta bulunulan kamu yararı Birlik hukukunda veya kontrolörün tabi olduğu üye devlet hukukunda tanınır.
Bir yeterlilik kararı olmaması durumunda, Birlik veya üye devlet hukukunda, önemli kamu yararı sebeplerinden dolayı, spesifik kategorilerdeki kişisel verilerin üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılmasına ilişkin sınırlar açık bir şekilde konabilir. Üye devletler söz konusu hükümleri Komisyon’a bildirir.
Kontrolör veya işleyici değerlendirmenin yanı sıra bu maddenin 1. paragrafının ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan uygun güvenceleri 30. maddede atıfta bulunulan kayıtlarda belgelendirir.
Madde 50
Kişisel verilerin korunmasına yönelik uluslararası işbirliği
Üçüncü ülkeler ve uluslararası kuruluşlar ile ilgili olarak, Komisyon ve denetim makamları şunlara yönelik uygun adımları atar:
(a) kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın etkili bir şekilde uygulanmasının kolaylaştırılması için uluslararası işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi;
(b) kişisel veriler ve diğer temel haklar ile özgürlüklerin korunmasına yönelik uygun güvencelere tabi olarak, bildirim, şikayet yönlendirme, soruşturma desteği ve bilgi alışverişi de dahil olmak üzere kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın uygulanması hususunda karşılıklı uluslararası yardım sağlanması;
(b) ilgili paydaşların kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın uygulanmasına ilişkin uluslararası
işbirliğinin ilerletilmesiyle ilgili görüşmeler ve faaliyetlere dahil edilmesi;
(d) üçüncü ülkelerle yargı yetkisine ilişkin olarak yaşanan anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere kişisel veri koruma mevzuatı ve uygulamasının paylaşımı ve belgelendirmesinin teşvik edilmesi.
BÖLÜM VI
Bağımsız denetim makamları
Kesim 1
Bağımsız statü
Madde 51
Denetim makamı
Her üye devlet, gerçek kişilerin işleme faaliyeti ile ilgili temel hakları ve özgürlüklerini korumak ve Birlik içerisinde kişisel verilerin serbest akışını kolaylaştırmak üzere, bir ya da daha fazla sayıda bağımsız kamu kuruluşunun bu Tüzük’ün uygulamasının izlenmesinden sorumlu olmasını sağlar (’denetim makamı’).
Her denetim makamı bu Tüzük’ün Birlik içerisinde tutarlı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunur. Bu amaç doğrultusunda, denetim makamları Bölüm VII uyarınca birbirleriyle ve Komisyon ile işbirliği yapar.
Bir üye devlette birden fazla denetim makamının kurulduğu hallerde, söz konusu üye devlet bu makamları Kurul’da temsil edecek denetim makamını tayin eder ve diğer makamların 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasına ilişkin kurallara uyumluluğunu sağlayacak mekanizmayı ortaya koyar.
Her üye devlet bu Bölüm uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 52
Bağımsızlık
Her denetim makamı bu Tüzük uyarınca görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken tamamen bağımsız olarak hareket eder.
Her denetim makamının üyesi veya üyeleri, bu Tüzük uyarınca görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken, doğrudan veya dolaylı dış etkilerden bağımsız hareket eder ve hiç kimseden talimat talebinde bulunmaz veya talimat almaz.
Her denetim makamının üyesi veya üyeleri görevlerine uygun olmayan eylemlerden kaçınır ve, görev
süreleri boyunca, maddi getirisi olsun ya da olmasın, bu göreve uygun olmayan hiçbir işle iştigal etmez.
Her üye devlet karşılıklı yardım, işbirliği ve Kurul’a katılım bağlamında gerçekleştirilecek olanlar da dahil olmak üzere görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri ve yetkilerini etkili bir şekilde kullanabilmeleri için gereken insan kaynağı, teknik ve mali kaynaklar, binalar ve altyapının her denetim makamına sağlanmasını temin eder.
Her üye devlet her denetim makamının üyesi veya üyelerinin münhasır yönlendirmesine tabi olacak personelini ilgili denetim makamının kendi seçmesini ve bu makamın kendi personelinin olmasını sağlar.
Her üye devlet her denetim makamının bağımsızlığını etkilemeyen bir mali kontrole tabi olmasını ve genel devlet bütçesi veya ulusal bütçenin parçası olabilecek ayrı yıllık kamu bütçelerinin bulunmasını sağlar.
Madde 53
Denetim makamının üyeleriyle ilgili genel koşullar
Üye devletler denetim makamlarının her üyesinin aşağıdaki taraflarca şeffaf bir usul vasıtasıyla tayin edilmesini sağlar:
— parlamentoları;
— hükümetleri;
— Devlet başkanları veya
— üye devlet hukuku çerçevesinde atama yetkisi verilen bağımsız bir organ.
Her üye, özellikle kişisel verilerin korunması alanında, görevlerinin yerine getirilmesi ve yetkilerinin kullanılması için gereken nitelikler, deneyim ve becerilere sahiptir.
Bir üyenin görevleri, ilgili üye devlet hukuku uyarınca görev süresinin sona ermesi, istifa etmesi veya emekli edilmesi halinde sona erer.
Bir üye ancak ağır suiistimal hallerinde veya görevlerinin yerine getirilmesi için gereken koşulları artık yerine getirmemesi durumunda görevden alınır.
Madde 54
Denetim makamının kurulmasına ilişkin kurallar
Her üye devlet, aşağıdakilerin tamamını kanunla sağlar:
(a) her denetim makamının kurulması;
(b) her denetim makamının üyesi olarak tayin edilmek için gereken nitelikler ve uygunluk koşulları;
(c) her denetim makamının üyesi veya üyelerinin tayin edilmesine ilişkin kurallar ve usuller;
(c) aşamalı bir atama usulü vasıtasıyla denetim makamının bağımsızlığının korunması için gerekmesi durumunda, 24 Mayıs 2016 tarihinden sonra yapılacak ve bir kısmı daha kısa bir süre boyunca
geçerli olabilecek ilk atama haricinde, her denetim makamının üyesi veya üyeleriyle ilgili olarak en az dört yıl olacak görev süresi;
(e) her denetim makamının üyesi veya üyelerinin yeniden tayin edilip edilemeyeceğı ve, tayin edilmeleri halinde, kaç dönem tayin edilebileceği;
(f) her denetim makamının üyesi veya üyeleri ile personelinin yükümlülükleri, görev süresi esnasında ve sonrasında üyelikle bağdaşmayan eylemler, meslekler ve menfaatlere ilişkin yasakları düzenleyen koşullar ve göreve son verilmesini düzenleyen kurallar.
Her denetim makamının üyesi veya üyeleri ile personeli, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca, hem görev süreleri esnasında hem de sonrasında, görevlerinin yerine getirilmesi veya yetkilerinin kullanımı esnasında öğrendikleri gizli bilgiler ile ilgili olarak bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne tabidir. Görev süreleri boyunca, söz konusu mesleki gizlilik yükümlülüğü özellikle gerçek kişilerin bu Tüzük’e ilişkin ihlaller ile ilgili bildirimlerine uygulanır.
Kesim 2
Yetkinlik, görevler ve yetkiler
Madde 55
Yetkinlik
Her denetim makamı, bu Tüzük uyarınca kendisine verilen görevlerin yerine getirilmesi ve yetkilerin kullanımı hususunda kendi üye devletinin topraklarında yetkindir.
İşleme faaliyetinin kamu kuruluşları veya 6(1) maddesinin (c) veya (e) bendine dayalı olarak hareket eden özel organlar tarafından gerçekleştirildiği hallerde, ilgili üye devletin denetim makamı yetkindir. Bu hallerde, 56. madde uygulanmaz.
Denetim makamları kendi yargı yetkileri çerçevesinde hareket eden mahkemelerin işleme faaliyetlerini denetlemeye yetkin değildir.
Madde 56
Baş denetim makamının yetkinliği
55. maddeye halel gelmeksizin, kontrolör veya işleyicinin ana işletmesinin veya tek işletmesinin denetim makamı söz konusu kontrolör veya işleyici tarafından 60. maddede sağlanan usul uyarınca gerçekleştirilen sınır ötesi işleme faaliyetlerine yönelik olarak baş denetim makamı şeklinde hareket etmeye yetkindir.
1. paragrafa istisna olarak, her denetim makamı, konunun yalnızca kendi üye devletindeki bir işletmeyle ilgili olması veya yalnızca kendi üye devletindeki veri sahiplerini kayda değer ölçüde etkilemesi halinde, kendisine yapılan bir şikayetin veya bu Tüzük’e ilişkin olası bir ihlalin ele alınması hususunda yetkindir.
Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan hallerde, denetim makamı baş denetim makamını bu konuyla ilgili olarak herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin bilgilendirir. Baş denetim makamı, bilgilendirildikten itibaren üç haftalık bir süre içerisinde, üye devlette denetim makamının kendisi hakkında bilgilendirdiği bir kontrolör veya işleyici işletmesi bulunup bulunmadığını dikkate alarak, 60. maddede sağlanan usul uyarınca hususu ele alıp almayacağına karar verir.
Baş denetim makamının hususu ele almaya karar verdiği hallerde, 60. maddede sağlanan usul uygulanır. Baş denetim makamını bilgilendiren denetim makamı bir karar taslağını baş denetim makamına sunabilir. Baş denetim makamı, 60(3) maddesinde atıfta bulunulan karar taslağını hazırlarken, bu taslağı önemle göz önünde bulundur.
Baş denetim makamının hususu ele almamaya karar verdiği hallerde, baş denetim makamını bilgilendiren denetim makamı bu hususu 61 ve 62. maddelere göre ele alır.
Baş denetim makamı kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen sınır ötesi işleme faaliyetlerine yönelik olarak söz konusu kontrolör veya işleyicinin tek muhatabıdır.
Madde 57
Görevler
Bu Tüzük çerçevesinde ortaya konan diğer görevlere halel gelmeksizin, her denetim makamı kendi topraklarında:
(a) bu Tüzük’ün uygulanmasını izler ve yürütür;
(b) halkın işleme faaliyeti ile ilgili riskler, kurallar, güvenceler ve haklara yönelik bilinci ve anlayışını geliştirir.
Özellikle çocuklara yönelik faaliyetlere özel alaka gösterilir;
(c) üye devlet hukuku uyarınca, işleme faaliyeti ile ilgili olarak gerçek kişilerin hakları ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin yasal ve idari tedbirler hususunda ulusal parlamento, hükümet ve diğer kuruluşlar ile organlara tavsiyede bulunur;
(d) bu Tüzük kapsamındaki yükümlülükleri hususunda kontrolörler ve işleyicileri bilinçlendirir;
(e) talep üzerine, herhangi bir veri sahibine bu Tüzük kapsamındaki haklarının kullanımı hususunda bilgi sağlar ve, uygun olduğu hallerde, bu amaçla diğer üye devletlerdeki denetim makamları ile işbirliği yapar.
(f) 80. madde uyarınca bir veri sahibi veya bir organ, kuruluş ya da bir birlik tarafından yapılan şikayetleri ele alır ve şikayetin konusunu, uygun olduğu ölçüde, soruşturur ve özellikle daha ayrıntılı soruşturma ya da başka bir denetim makamı ile koordinasyonun gerekmesi durumunda, şikayet sahibini soruşturmanın ilerlemesi ve sonucu konusunda makul bir süre içerisinde bilgilendirir;
(g) bu Tüzük’ün uygulanması ve yürütülmesine ilişkin tutarlılık sağlanması amacıyla, diğer denetim makamlarıyla bilgi paylaşımı da dahil olmak üzere işbirliği yapar ve diğer denetim makamlarına karşılıklı destek sağlar;
(h) başka bir denetim makamı veya başka bir kamu kuruluşundan alınan bilgilere dayalı da olmak üzere, bu Tüzük’ün uygulanmasına ilişkin soruşturmalar yürütür;
(i) kişisel verilerin korunmasına bir etkileri bulunduğu sürece, bilgi ve iletişim teknolojileri ve ticari uygulamaların gelişimi başta olmak üzere ilgili gelişmeleri izler;
(j) 28(8) maddesinde ve 46(2) maddesinin (d) bendinde atıfta bulunulan standart sözleşmeye bağlı maddeleri kabul eder;
(k) 35(4) maddesi uyarınca veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliği ile ilgili olarak bir liste oluşturur ve bu listeyi devam ettirir;
(l) 36(2) maddesinde atıfta bulunulan işleme faaliyetlerine ilişkin tavsiyede bulunur;
(m) 40(1) maddesi uyarınca davranış kurallarının hazırlanmasını teşvik eder ve 40(5) maddesi uyarınca bir görüş sağlar ve yeterli güvencelerin sağlandığı davranış kurallarını onaylar;
(n) 42(1) maddesi uyarınca veri koruma belgelendirme mekanizmalarının ve veri koruma mühürleri ile işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder ve 42(5) maddesi uyarınca belgelendirme kriterlerini onaylar;
(o) uygun olan hallerde, 42(7) maddesi uyarınca sağlanan belgelendirmeleri düzenli aralıklarla gözden geçirir;
(p) 41. madde uyarınca davranış kurallarının izlenmesine yönelik bir organın ve 43. madde uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonuna yönelik kriterleri taslak olarak hazırlar ve yayımlar;
(q) 41. madde uyarınca davranış kurallarının izlenmesine yönelik bir organın ve 43. madde uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonunu gerçekleştirir;
(r) 46(3) maddesinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı maddeler ve hükümleri onaylar;
(s) 47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kuralları onaylar;
(t) Kurul’un faaliyetlerine katkıda bulunur;
(u) bu Tüzük’e ilişkin ihlallerin ve 58(2) maddesi uyarınca alınan tedbirlerin iç kayıtlarını tutar; ve
(v) Kişisel verilerin korunmasıyla ilgili diğer görevleri yerine getirir.
Her denetim makamı, diğer iletişim araçları hariç tutulmaksızın elektronik olarak da doldurulabilecek bir şikayet sunum formu gibi tedbirlerle 1. paragrafın (f) bendinde atıfta bulunulan şikayetlerin sunulmasını kolaylaştırır.
Her denetim makamının görevlerinin yerine getirilmesi veri sahibi ve, uygun olan hallerde , veri koruma görevlisi için ücretsizdir.
Taleplerin özellikle tekrar eden niteliği nedeniyle asılsız veya ölçüsüz olduğunun açıkça görüldüğü hallerde, denetim makamı idari masraflara dayalı olarak makul bir ücret talep edebilir veya taleple ilgili işlem yapmayı reddedebilir. Denetim makamı talebin açık bir şekilde asılsız veya ölçüsüz olduğunu gösterme yükümlülüğünü taşır.
Madde 58
Yetkiler
Her denetim makamı aşağıdaki tüm soruşturma yetkilerine sahiptir:
(a) görevlerinin yerine getirilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgilerin sağlanması hususunda kontrolör ve işleyici ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin temsilcisine talimat verilmesi;
(b) veri koruma denetimleri biçiminde soruşturmalar yürütülmesi;
(c) 42(7) maddesi uyarınca sağlanan belgelendirmelere ilişkin bir gözden geçirme yapılması;
(d) bu Tüzük’le ilgili bir ihlal iddiasının kontrolör veya işleyiciye bildirilmesi;
(e) görevlerinin yerine getirilmesi için gereken tüm kişisel veriler ve tüm bilgilere erişimin kontrolörden ve işleyiciden sağlanması;
(f) Birlik veya üye devlet usul hukuku uyarınca her türlü veri işleme ekipmanı ve aracı da dahil olmak üzere kontrolör ve işleyicinin her türlü tesisine erişim sağlanması.
Her denetim makamı aşağıdaki tüm düzeltme yetkilerine sahiptir:
(a) bir kontrolör veya işleyiciye amaçlanan işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’ün hükümlerini ihlal etmesinin muhtemel olduğu hususunda ihtarlarda bulunulması;
(b) işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’ün hükümlerini ihlal etmiş olduğu hallerde, bir kontrolör veya işleyiciye kınama cezaları verilmesi;
(c) veri sahibinin bu Tüzük uyarınca sahip olduğu haklarının kullanımına ilişkin taleplerine uyulması hususunda kontrolör veya işleyiciye talimat verilmesi;
(d) işleme faaliyetlerinin, uygun olduğu hallerde, belirtilen bir şekilde ve belirtilen bir süre içerisinde bu Tüzük’ün hükümlerine uyumlu hale getirilmesi hususunda kontrolör veya işleyiciye talimat verilmesi;
(e) bir kişisel veri ihlalinin veri sahibine iletilmesi hususunda kontrolöre talimat verilmesi; (f) bir işleme yasağı da dahil olmak üzere geçici veya kati bir sınırlama getirilmesi;
(g) 16, 17 ve 18. maddeler uyarınca kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesi veya işleme faaliyetinin kısıtlanması ve 17(2) maddesi ile 19. madde uyarınca söz konusu işlemlerin kişisel verilerin açıklandığı alıcılara bildirilmesi yönünde talimat verilmesi;
(h) 42 ve 43. maddeler uyarınca sağlanan bir belgelendirmenin geri çekilmesi veya belgelendirme organına söz konusu belgelendirmenin geri çekilmesi yönünde talimat verilmesi, veya belgelendirme gerekliliklerinin yerine getirilmediği veya artık yerine getirilmediği hallerde, belgelendirme organına belgelendirme sağlamaması yönünde talimat verilmesi;
(i) her münferit durumun koşullarına dayalı olarak, bu paragrafta atıfta bulunulan tedbirlere ek olarak veya bu tedbirler yerine 83. madde uyarınca bir idari para cezası kesilmesi;
(j) üçüncü bir ülkedeki bir alıcıya veya uluslararası bir kuruluşa yönelik veri akışlarının askıya alınması yönünde talimat verilmesi.
Her denetim makamı aşağıdaki tüm yetkilendirme ve danışma yetkilerine sahiptir:
(b) kendi inisiyatifiyle veya talep üzerine, ulusal parlamento, üye devlet hükümeti veya, üye devlet hukuku uyarınca, diğer kuruluşlar ve organların yanı sıra kamuoyuna kişisel verilerin korunmasıyla ilgili herhangi bir konuda görüş bildirilmesi;
(c) üye devlet hukukunun bir ön onay gerektirmesi halinde, 36(5) maddesinde atıfta bulunulan işleme faaliyetinin onaylanması; (d) 40(5) maddesi uyarınca davranış kuralları taslağına ilişkin bir görüş bildirilmesi ve taslağın onaylanması;
(e) 43. madde uyarınca belgelendirme organlarının akredite edilmesi;
(f) 42(5) maddesi uyarınca belgelendirme sağlanması ve belgelendirme kriterlerinin onaylanması;
(g) 28(8) maddesinde ve 46(2) maddesinin (d) bendinde atıfta bulunulan standart veri koruma şartlarının kabul edilmesi; (h) 46(3) maddesinin (a) bendinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı maddelerin onaylanması;
(i) 46(3) maddesinin (b) bendinde atıfta bulunulan idari düzenlemelerin onaylanması;
(j) 47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kuralların onaylanması.
Bu madde uyarınca denetim makamına verilen yetkilerin kullanımı etkili kanun yolu ve yargı süreci de dahil olmak üzere Bildirge uyarınca Birlik ve üye devlet hukukunda ortaya konan uygun güvencelere tabidir.
Her üye devlet, denetim makamının bu Tüzük’e ilişkin ihlalleri adli makamların dikkatine sunmasını ve, uygun olduğu hallerde, bu Tüzük’ün hükümlerinin uygulanması için yasal muameleler başlatmasını veya bu muamelelere başka bir şekilde müdahil olmasını kanunla sağlar.
Her üye devlet, denetim makamının 1, 2 ve 3. paragraflarda atıfta bulunulanlara ek yetkilere sahip olmasını kanunla sağlayabilir. Bu yetkilerin kullanımı Bölüm VII’nin etkili şekilde uygulanmasına zarar vermez.
Madde 59
Faaliyet raporları
Her denetim makamı faaliyetleriyle ilgili olarak 58(2) maddesi uyarınca bildirilen ihlal türleri ve alınan tedbir türlerine yönelik bir listeye yer verilebilecek bir yıllık rapor hazırlar. Bu raporlar ulusal parlamentoya, hükümete ve üye devlet hukuku çerçevesinde belirlenen diğer kuruluşlara iletilir. Raporlar kamuoyuna, Komisyon’a ve Kurul’a sağlanır.
BÖLÜM VII
İşbirliği ve tutarlılık
Kesim 1
İşbirliği
Madde 60
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamları arasında işbirliği
Baş denetim makamı uzlaşıya varmak adına bu madde uyarınca diğer ilgili denetim makamları ile işbirliği yapar. Baş denetim makamı ve ilgili denetim makamları ilgili tüm bilgileri birbirleriyle paylaşır.
Baş denetim makamı, özellikle soruşturmaların yürütülmesi açısından veya başka bir üye devlette kurulu bulunan bir kontrolör veya işleyiciye ilişkin bir tedbirin uygulanmasının izlenmesi açısından ilgili diğer denetim makamlarının 61. madde uyarınca karşılıklı yardım sağlamasını herhangi bir zamanda talep edebilir ve 62. madde uyarınca ortak çalışmalar gerçekleştirebilir.
Baş denetim makamı konuyla ilgili bilgileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarına iletir. Baş denetim makamı bir taslak kararı herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarının görüşüne sunar ve onların görüşlerini dikkate alır.
İlgili denetim makamlarından herhangi birinin bu maddenin 3. paragrafı uyarınca danışıldıktan sonra dört haftalık bir süre içerisinde taslak karara yönelik yerinde ve gerekçeli bir itirazda bulunduğu hallerde, baş denetim makamı, yerinde ve gerekçeli itiraza uygun hareket etmemesi veya itirazın yerinde veya gerekçeli olmadığını düşünmesi durumunda, konuyu 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasına tabi tutar.
Baş denetim makamının yapılan yerinde ve gerekçeli itiraza uygun hareket etmeyi amaçladığı hallerde, baş denetim makamı revize edilmiş bir taslak kararı diğer ilgili denetim makamlarının görüşüne sunar. Revize edilmiş bu taslak karar iki haftalık bir süre içerisinde 4. paragrafta atıfta bulunulan usule tabi olur.
Diğer ilgili denetim makamlarının hiçbirinin baş denetim makamı tarafından sunulan taslak kararın 4 ve 5. paragraflarda atıfta bulunulan süre içerisinde itiraz etmediği hallerde, baş denetim makamı ve ilgili denetim makamlarının bu taslak karar ile ilgili mutabakata vardığı değerlendirilir ve bu makamlar söz konusu karara riayet eder.
Baş denetim makamı kararı kabul eder ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin ana işletmesine veya tek işletmesine bildirir ve diğer ilgili denetim makamları ve Kurul’u ilgili olgular ile gerekçelere yönelik bir özet de dahil olmak üzere söz konusu karar konusunda bilgilendirir. Bir şikayetin yapıldığı denetim makamı şikayet sahibini karardan haberdar eder.
7. paragraftan istisna edilerek, bir şikayetin geri çevrildiği veya reddedildiği hallerde, şikayetin yapıldığı denetim makamı kararı kabul edip şikayet sahibine bildirir ve kontrolörü karar konusunda bilgilendirir.
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamlarının bir şikayetin belirli kısımlarını kısmen geri çevirme veya reddetme ve söz konusu şikayetin diğer kısımları ile ilgili işlem yapma konusunda mutabık kaldığı hallerde, konunun bu bölümlerinin her birine yönelik ayrı bir karar kabul edilir. Baş denetim makamı kontrolör ile ilgili eylemlere yönelik kısma ilişkin kararı kabul eder, kontrolör veya işleyicinin üye devletinin topraklarındaki ana işletmesi veya tek işletmesine bildirir ve şikayet sahibini bu karardan haberdar ederken, şikayet sahibinin denetim makamı bu şikayetin geri çevrilmesi veya reddedilmesine ilişkin kısma yönelik kararı kabul eder ve kararı söz konusu şikayet sahibine bildirir ve kontrolör veya işleyiciyi bu karardan haberdar eder.
Kontrolör veya işleyici, 7 ve 9. paragraflar uyarınca baş denetim makamının kararı hususunda bildirim yapılmasının ardından, Birlik içerisindeki tüm işletmeleri bağlamındaki işleme faaliyetleri ile ilgili olarak karara uyumluluk sağlanması için gereken tedbirleri alır. Kontrolör veya işleyici karara uyumluluk sağlanması amacıyla alınan tedbirleri, diğer ilgili denetim makamlarını bilgilendirecek baş denetim makamına bildirir.
İstisnai durumlarda ilgili bir denetim makamının veri sahiplerinin menfaatlerinin korunması amacı ile acil bir şekilde harekete geçilmesi yönünde bir ihtiyacın bulunduğunu düşünmeye sevk edecek sebeplerinin bulunduğu hallerde, 66. maddede atıfta bulunulan aciliyet usulü uygulanır.
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamları bu madde kapsamında gereken bilgileri standart bir format kullanarak elektronik yollarla birbirlerine sağlar.
Madde 61
Karşılıklı yardım
Denetim makamları bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde yürütülmesi ve uygulanması amacıyla birbirlerine ilgili bilgileri ve karşılıklı desteği sağlar ve birbirleriyle etkili işbirliğine yönelik tedbirleri uygulamaya koyar. Karşılıklı yardım, özellikle, ön onaylar ve istişarelerin, denetimlerin ve soruşturmaların yürütülmesine ilişkin talepler gibi bilgi talepleri ve denetim tedbirlerini kapsar.
Her denetim makamı başka bir denetim makamının talebine herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin ve talebi aldıktan sonra en geç bir ay içerisinde yanıt verilmesi için gereken tüm uygun tedbirleri alır. Böylesi tedbirler arasında, özellikle, bir soruşturmanın yürütülmesi ile ilgili bilgilerin iletilmesi bulunabilir.
Yardım taleplerinde talebin amacı ve sebepleri de dahil olmak üzere gerekli tüm bilgilere yer verilir. Paylaşılan bilgiler yalnızca talep edilen amaç doğrultusunda kullanılır.
Talebin iletildiği denetim makamı, aşağıdaki haller dışında, talebi yerine getirmeyi reddedemez:
(a) talebin konusu açısından veya uygulamasının talep edildiği tedbirler açısından yetkin olmaması veya
(b) talebe uygun hareket etmenin bu Tüzük’ü veya talebi alan denetim makamının tabi olduğu Birlik ya da üye devlet hukukunu ihlal edecek olması.
Talebin iletildiği denetim makamı talepte bulunan denetim makamını talebe yanıt verilmesi amacı ile alınan tedbirlerin sonuçları veya, uygun olduğu hallerde, seyri konusunda bilgilendirir. Talebin iletildiği denetim makamı, 4. paragraf uyarınca bir talebi yerine getirmeyi reddetmesine ilişkin sebepleri sağlar.
Talebin iletildiği denetim makamları, kural olarak, diğer denetim makamları tarafından talep edilen bilgileri standart bir format kullanarak elektronik yollarla sağlar.
Talebin iletildiği denetim makamları bir karşılıklı yardım talebi uyarınca kendileri tarafından gerçekleştirilen herhangi bir işleme yönelik olarak hiçbir ücret talep edemez. Denetim makamları, istisnai durumlarda karşılıklı yardım sağlanmasından kaynaklanan spesifik harcamalar ile ilgili olarak birbirlerinin tazmin edilmesine ilişkin kurallar üzerinde mutabakata varabilir.
Bir denetim makamının bu maddenin 5. paragrafında atıfta bulunulan bilgileri başka bir denetim makamının talebini aldıktan itibaren bir ay içerisinde sağlamadığı hallerde, talepte bulunan denetim makamı 55(1) maddesi uyarınca üye devletinin topraklarında geçici bir tedbir kabul edebilir. Bu durumda, 66(1) maddesi kapsamındaki acil bir şekilde harekete geçme ihtiyacının yerine getirildiği varsayılır ve 66(2) maddesi uyarınca Kurul’dan acil bir bağlayıcı kararın çıkarılması gerekir.
Komisyon, 6. paragrafta atıfta bulunulan standart format başta olmak üzere, bu maddede atıfta bulunulan karşılıklı yardıma ilişkin format ile usulleri ve denetim makamları arasında ve denetim makamları ile Kurul arasında elektronik yollarla bilgi alışverişine ilişkin düzenlemeleri, uygulama tasarrufları vasıtasıyla, belirtebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Madde 62
Denetim makamlarının ortak işlemleri
Denetim makamları, uygun olduğu hallerde, ortak soruşturmalar ve ortak yaptırım tedbirleri de dahil olmak üzere diğer üye devletlerin denetim makamlarının üyeleri veya personelinin müdahil olduğu ortak çalışmalar gerçekleştirir.
Kontrolör veya işleyicinin çeşitli üye devletlerde işletmelerinin bulunduğu veya birden fazla üye devlette önemli sayıda veri sahibinin işleme faaliyetlerinden kayda değer ölçüde etkilenmesinin muhtemel olduğu hallerde, her üye devletin bir denetim makamının ortak çalışmalara katılma hakkı bulunur. 56(1) veya (4) maddesi uyarınca yetkin olan denetim makamı her üye devletin denetim makamını ortak çalışmalara katılmaya davet eder ve bir denetim makamının katılma talebini herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin yanıtlar.
Bir denetim makamı, üye devlet hukuku ve destekleyen denetim makamının onayı uyarınca, soruşturma yetkileri de dahil olmak üzere yetkileri, destekleyen denetim makamının ortak çalışmalara müdahil üyeleri ya da personeline devredebilir veya ev sahibi denetim makamının hukuku olanak tanıdığı ölçüde, destekleyen denetim makamının üyeleri veya personelinin soruşturma yetkilerini destekleyen denetim makamının üye devletinin hukuku uyarınca kullanmasına izin verebilir. Söz konusu soruşturma yetkileri yalnızca ev sahibi denetim makamının üyeleri veya personelinin kılavuzluğu altında ve bu üyeler veya personelin huzurunda kullanılabilir. Destekleyen denetim makamının üyeleri ya da personeli ev sahibi denetim makamının üye devletinin hukukuna tabidir.
1. paragraf uyarınca destekleyen bir denetim makamının personelinin başka bir üye devlette faaliyet gösterdiği hallerde, ev sahibi denetim makamının üye devleti, söz konusu personelin faaliyet gösterdiği üye devletin hukuku uyarınca mali sorumluluk da dahil olmak üzere onların eylemlerine ve faaliyetleri esnasında sebep olduklara her türlü zarara ilişkin sorumluluğu üstlenir.
Topraklarında zarara sebep olunan üye devlet söz konusu zararı kendi personelinin sebep olduğu zarar açısından geçerli koşullar altında telafi eder. Personeli başka bir üye devletin topraklarındaki herhangi bir kişiye zarar veren destekleyen denetim makamının üye devleti söz konusu personel adına ilgili kişilere yaptığı ödemeler ile ilgili olarak diğer üye devleti eksiksiz olarak tazmin eder.
Haklarının üçüncü taraflarla karşılıklı olarak kullanımına halel gelmeksizin ve 5. paragraf haricinde, her üye devlet, 1. paragrafta sağlanan durumda, 4. paragrafta atıfta bulunulan zararla ilgili olarak başka bir üye devletten tazminat talep etmekten kaçınır.
Bir ortak çalışmanın amaçlandığı ve bir denetim makamının bu maddenin 2. paragrafının ikinci cümlesinde ortaya konan yükümlülüğü bir ay içerisinde yerine getirmediği hallerde, diğer denetim makamları 55. madde uyarınca üye devletinin topraklarında geçici bir tedbir kabul edebilir. Bu durumda, 66(1) maddesi kapsamındaki acil bir şekilde harekete geçme ihtiyacının yerine getirildiği varsayılır ve 66(2) maddesi uyarınca Kurul’dan bir görüş alınması veya acil bir bağlayıcı karar çıkarılması gerekir.
Kesim 2
Tutarlılık
Madde 63
Tutarlılık mekanizması
Bu Tüzük’ün Birlik içerisinde tutarlı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunulması amacıyla, denetim makamları, bu kesimde belirtilen tutarlılık mekanizması vasıtasıyla, birbirleriyle ve, uygun olduğu hallerde, Komisyon ile işbirliği yapar.
Madde 64
Kurulun görüşü
Kurul, yetkin bir denetim makamının aşağıdaki tedbirlerden herhangi birini kabul etmeyi amaçlaması halinde, bir görüş bildirir. Bu amaçla, yetkin denetim makamı, karar taslağı şu özellikleri taşıdığında, taslak kararı Kurul’a iletir:
(a) karar ile 35(4) maddesi uyarınca bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi işleme faaliyetlerine ilişkin bir listenin kabul edilmesi amaçlandığında;
(b) 40(7) maddesi uyarınca bir davranış kuralları önerisi veya bir davranış kuralları değişikliği veya kapsam genişletme taslağının bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığının ilişkin bir husus ile alakalı olması;
(c) karar ile 41(3) maddesi uyarınca bir organın veya 43(3) maddesi uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonuna yönelik kriterlerin onaylanmasının amaçlanması;
(d) karar ile 46(2) maddesinin (d) bendinde ve 28(8) maddesinde atıfta bulunulan standart veri koruma şartlarının belirlenmesinin amaçlanması; (e) karar ile 46(3) maddesinin (a) bendinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı şartların onaylanmasının amaçlanması veya
(f) karar ile 47. madde kapsamındaki bağlayıcı kurumsal kuralların onaylanmasının amaçlanması.
Özellikle yetkin bir denetim makamının 61. madde uyarınca karşılıklı yardım yükümlülüklerine veya
madde uyarınca ortak çalışmalara ilişkin yükümlülüklerine uymadığı hallerde, herhangi bir denetim makamı, Kurul Başkanı veya Komisyon genel uygulamaya ilişkin herhangi bir hususun veya birden fazla üye devlette etkilere neden olan herhangi bir hususun bir görüş alınması amacı ile Kurul tarafından incelenmesini talep edebilir.
1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan hallerde, Kurul, aynı husus ile ilgili halihazırda bir görüş bildirmemiş olması koşuluyla, kendisine sunulan hususla ilgili bir görüş bildirir. Bu görüş Kurul üyelerinin salt çoğunluğuyla sekiz hafta içerisinde kabul edilir. Bu süre, konunun karmaşıklığı dikkate alınarak, altı hafta daha uzatılabilir. 1. paragrafta atıfta bulunulan ve 5. paragraf uyarınca Kurul üyelerine dağıtılan taslak karar ile ilgili olarak, Başkan tarafından belirtilen makul bir süre içerisinde itiraz etmeyen bir üyenin taslak karara mutabık kaldığı değerlendirilir.
Denetim makamları ve Komisyon, durumuna göre, olgulara ilişkin bir özet, taslak karar, söz konusu tedbirin alınmasını gerekli kılan gerekçeler ve diğer ilgili denetim makamlarının görüşleri de dahil olmak üzere ilgili bilgileri gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin, standart bir format kullanarak ve elektronik yollarla Kurul’a iletir.
Kurul Başkanı aşağıdaki tarafları, gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin, elektronik yollarla aşağıdaki hususlarda bilgilendirir:
(a) Kurul üyeleri ve Komisyon’u kendisine iletilen ilgili bilgiler hususunda standart bir format kullanarak
bilgilendirir. Kurul sekretaryası, gerekmesi halinde, ilgili bilgilerin tercümelerini sağlar ve
(b) durumuna göre, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan denetim makamı ve Komisyon’u görüş hususunda bilgilendirir ve görüşü kamuya açıklar.
Yetkin denetim makamı, 1. paragrafta atıfta bulunulan taslak kararını 3. paragrafta atıfta bulunulan süre içerisinde kabul eder.
1. paragrafta atıfta bulunulan denetim makamı Kurul’un görüşünü göz önünde bulundurur ve karar taslağını aynı şekilde tutacağını veya değiştireceğini ve, varsa, değiştirilmiş taslak kararını, görüşün alınmasından itibaren iki hafta içerisinde, standart bir format kullanarak ve elektronik yollarla Kurul Başkanı’na iletir.
İlgili denetim makamının yerinde gerekçeler sağlamak suretiyle Kurul’un görüşüne tam olarak veya kısmen uygun hareket etmeye niyeti olmadığını bu maddenin 7. paragrafında atıfta bulunulan süre içerisinde Kurul Başkanı’na bildirmediği hallerde, 65(1) maddesi uygulanır.
Madde 65
İhtilafların Kurul tarafından çözülmesi
Bu Tüzük’ün münferit durumlarda doğru ve tutarlı bir şekilde uygulanmasının sağlanması amacıyla, Kurul aşağıdaki hallerde bağlayıcı bir karar alır:
(a) 60(4) maddesinde atıfta bulunulan bir durumda, ilgili bir denetim makamının baş makamın bir taslak kararına yerinde ve gerekçeli bir itirazda bulunduğu veya baş makamın böylesi bir itirazı yerinde veya gerekçeli görmeyerek reddettiği hallerde. Bağlayıcı karar, yerinde ve gerekçeli bir itiraza konu olan tüm hususlar ile özellikle bu Tüzük’e ilişkin bir ihlal olup olmadığıyla ilgilidir;
(b) ilgili denetim makamlarından hangisinin ana işletme açısından yetkin olduğuna ilişkin çelişkili görüşler bulunduğu hallerde;
(c) yetkin bir denetim makamının 64(1) maddesinde atıfta bulunulan durumlarda Kurul’un görüşünü talep etmediği veya 64. madde çerçevesinde sunulan Kurul görüşüne uygun hareket etmediği hallerde. Bu durumda, ilgili herhangi bir denetim makamı veya Komisyon bu hususu Kurul’a iletebilir.
1. paragrafta atıfta bulunulan karar konunun sevkinden itibaren bir ay içerisinde Kurul üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile alınır. Bu süre, konunun karmaşıklığı dikkate alınarak, bir ay daha uzatılabilir. 1. paragrafta atıfta bulunulan karar gerekçeli olur ve baş denetim makamı ilgili tüm denetim makamlarına iletilir ve onlar açısından bağlayıcıdır.
Kurul’un 2. paragrafta atıfta bulunulan süreler içerisinde bir karar alamadığı hallerde, Kurul 2. paragrafta atıfta bulunulan ikinci ayın dolmasının ardından iki hafta içerisinde kararını Kurul üyelerinin salt çoğunluğu ile alır. Kurul üyelerinin oylarının eşit olması halinde, karar Kurul Başkanının oyu ile alınır.
İlgili denetim makamları, 2 ve 3. paragraflarda atıfta bulunulan süreler esnasında, 1. paragraf kapsamında Kurul’a sunulan konu ile ilgili bir karar alamaz.
Kurul Başkanı, 1. paragrafta atıfta bulunulan kararı gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin ilgili denetim makamlarına bildirir. Başkan karar hususunda Komisyon’u da bilgilendirir. Denetim makamının
paragrafta atıfta bulunulan nihai kararı bildirmesinin ardından, karar gecikmeye mahal verilmeksizin Kurul’un web sitesinde yayımlanır.
Baş denetim makamı veya, duruma göre, şikayetin yapıldığı denetim makamı, gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin ve en geç Kurul’un kararını bildirmesinden sonra bir ay içerisinde, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karara dayalı olarak nihai kararını verir. Baş denetim makamı veya, duruma göre, şikayetin yapıldığı denetim makamı, nihai kararının sırasıyla kontrolör veya işleyiciye ve veri sahibine bildirildiği tarih hususunda Kurul’u bilgilendirir. İlgili denetim makamlarının nihai kararı 60(7), (8) ve (9) maddelerinin koşulları çerçevesinde alınır. Nihai karar ile bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karar kastedilir ve bu kararda söz konusu paragrafta atıfta bulunulan kararın bu maddenin 5. paragrafı uyarınca Kurul’un web sitesinde yayımlanacağı belirtilir. Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karar nihai karara eklenir.
Madde 66
Aciliyet usulü
İstisnai durumlarda, ilgili bir denetim makamının veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik olarak acil bir şekilde harekete geçilmesine ihtiyaç olduğunu değerlendirdiği hallerde, söz konusu denetim makamı, 63, 64 ve 65. maddelerde atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasından veya 60. maddede atıfta bulunulan usulden istisnaya gidilerek, kendi topraklarında üç ayı geçemeyecek belirli bir geçerlilik süresi boyunca hukuki sonuçlar doğurması amaçlanan geçici tedbirleri ivedilikle alabilir. Denetim makamı, bu tedbirleri ve tedbirlerin alınma sebeplerini, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarına, Kurul’a ve Komisyon’a iletir.
Bir denetim makamının 1. paragraf uyarınca bir tedbir aldığı ve nihai tedbirlerin ivedilikle alınmasının gerektiğini değerlendirdiği hallerde, söz konusu denetim makamı, acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı kararın talep edilmesine ilişkin sebepleri sunarak, Kurul’dan söz konusu görüşü veya kararı talep edebilir.
Yetkin bir denetim makamının veri sahiplerinin hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik acil bir şekilde harekete geçilmesinin gerektiği bir durumda uygun bir tedbir almadığı hallerde, herhangi bir denetim makamı, acil harekete geçme ihtiyacı da dahil olmak üzere, duruma göre, acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı kararın talep edilmesine ilişkin sebepleri sunarak, söz konusu görüşü veya kararı Kurul’dan talep edebilir.
64(3) ve 65(2) maddesinden istisna edilerek, bu maddenin 2 ve 3. paragraflarında atıfta bulunulan acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı karar Kurul üyelerinin salt çoğunluğuyla iki hafta içerisinde alınır.
Madde 67
Bilgi alışverişi
Komisyon, 64. maddede atıfta bulunulan standart format başta olmak üzere, denetim makamları arasında ve denetim makamları ile Kurul arasında elektronik yollarla bilgi alışverişine ilişkin
düzenlemeleri belirtmek üzere genel kapsamlı uygulama tasarrufları kabul edebilir.
Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Kesim 3
Avrupa veri koruma kurulu
Madde 68
Avrupa Veri Koruma Kurulu
Avrupa Veri Koruma Kurulu (’Kurul’) bu Tüzük’le bir Birlik organı olarak kurulur ve tüzel kişiliğe sahiptir.
Kurul, Başkanı tarafından temsil edilir.
Kurul her üye devletin bir denetim makamı başkanı ile Avrupa Veri Koruma Denetmeni veya bunların ilgili temsilcilerinden meydana gelir.
Bir üye devlette birden fazla denetim makamının bu Tüzük uyarınca hükümlerin uygulanmasının izlenmesinden sorumlu olduğu hallerde, söz konusu üye devletin hukuku uyarınca bir ortak temsilci tayin edilir.
Komisyonun Kurul’un faaliyetleri ve toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılma hakkı bulunur. Komisyon bir temsilci tayin eder. Kurul Başkanı Kurul’un faaliyetlerini Komisyon’a iletir.
65. maddede atıfta bulunulan hallerde, Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin yalnızca Birlik kurumları, organları, ofisleri ve ajanslarına uygulanan ilkeler ve kurallar ile ilgili olan ve esasen bu Tüzük’ün ilkeleri ve kurallarına tekabül eden kararlarda oy hakkı bulunur.
Madde 69
Bağımsızlık
Kurul, 70. ve 71. maddeler uyarınca görevlerini yerine getirirken veya yetkilerini kullanırken bağımsız bir şekilde hareket eder.
Komisyon tarafından yapılan ve 70(1) maddesinin (b) bendinde ve 70(2) maddesinde atıfta bulunulan taleplere halel gelmeksizin, Kurul, görevlerini yerine getirirken veya yetkilerini kullanırken, hiç kimseden talimat talebinde bulunmaz ve talimat almaz.
Madde 70
Kurul’un görevleri
Kurul bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağlar. Bu amaçla, Kurul, kendi inisiyatifiyle veya, yerinde olduğu hallerde, Komisyon’un talebi üzerine, özellikle:
(a) ulusal denetim makamlarının görevlerine halel gelmeksizin, 64 ve 65. maddelerde öngörülen hallerde bu Tüzük’ün doğru bir şekilde uygulanmasını izler ve sağlar;
(b) bu Tüzük’te değişiklik yapılmasına ilişkin herhangi bir öneri de dahil olmak üzere Birlik içerisinde kişisel verilerin korunmasıyla ilgili her türlü hususta Komisyona tavsiyede bulunur;
(c) kontrolörler, işleyiciler ve denetim makamları arasında bağlayıcı kurumsal kurallara yönelik bilgi alışverişine ilişkin format ve usuller hususunda Komisyon’a tavsiyede bulunur;
(d) kişisel verilerin linkleri, nüshaları veya kopyalarının 17(2) maddesinde atıfta bulunulan halka açık iletişim hizmetlerinden silinmesiyle ilgili usullere yönelik kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(e) kendi inisiyatifiyle veya üyelerinden birinin talebi üzerine ya da Komisyonun talebi üzerine, bu Tüzük’ün uygulanmasına ilişkin her türlü konuyu inceler ve bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde uygulanmasını teşvik etmek üzere kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(f) 22(2) madde uyarınca profil çıkarmaya dayalı kararlara yönelik kriterler ve koşulların daha ayrıntılı olarak belirtilmesi için bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(g) kişisel veri ihlallerinin tespit edilmesi ve 33(1) ve (2) maddelerinde atıfta bulunulan gereksiz gecikmenin belirlenmesine yönelik olarak ve bir kontrolör ve bir işleyicinin kişisel veri ihlali hususunda bildirimde bulunmasının gerekli olduğu özel durumlar açısından, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(h) bir kişisel veri ihlalinin 34(1) maddesinde atıfta bulunulan gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir risk teşkil etmesinin muhtemel olduğu haller ile ilgili olarak, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(i) kontrolörler tarafından uyulan bağlayıcı kurumsal kurallar ve işleyiciler tarafından uyulan bağlayıcı kurumsal kurallara ve 47. maddede atıfta bulunulan ilgili veri sahiplerinin kişisel verilerinin korunmasının sağlanmasına ilişkin ek gerekliliklere dayalı olarak gerçekleştirilen kişisel veri aktarımlarına yönelik kriterler ve gereksinimlerin daha ayrıntılı olarak belirtilmesi amacıyla, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(j) 49(1) maddesine dayalı olarak gerçekleştirilen kişisel veri aktarımlarına yönelik kriterler ve gerekliliklerin daha ayrıntılı olarak belirtilmesi amacıyla, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(k) 58(1), (2) ve (3) maddelerinde atıfta bulunulan tedbirlerin uygulanması ve 83. madde uyarınca idari para cezalarının belirlenmesi ile ilgili olarak denetim makamlarına yönelik kılavuzlar hazırlar;
(l) (e) ve (f) bentlerinde atıfta bulunulan kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaların pratikte uygulanmasını gözden geçirir;
(m) 54(2) madde uyarınca bu Tüzük’e ilişkin ihlallerin gerçek kişiler tarafından bildirilmesine yönelik ortak usullerin oluşturulması hususunda, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;
(n) 40 ve 42. maddeler uyarınca davranış kurallarının hazırlanmasını ve veri koruma belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder;
(o) 43. madde uyarınca belgelendirme organlarının akreditasyonunu ve düzenli aralıklarla gözden geçirilmesini gerçekleştirir ve 43(6) maddesi uyarınca akredite organların ve 42(7) maddesi uyarınca üçüncü ülkelerde kurulu bulunan akredite kontrolörler veya işleyicilerin halka açık bir sicilini tutar;
(p) 42. madde kapsamında belgelendirme organlarının akreditasyonuna yönelik olarak 43(3) maddesinde atıfta bulunulan gereklilikleri belirtir.
(q) 43(8) maddesinde atıfta bulunulan belgelendirme gerekliliklerine ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar;
(r) 12(7) maddesinde atıfta bulunulan simgelere ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar;
(s) bir üçüncü ülke, söz konusu üçüncü ülke içerisindeki bir bölge ya da belirtilen bir veya daha fazla sayıda sektörün veya uluslararası bir kuruluşun artık yeterli bir koruma düzeyi sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirme de dahil olmak üzere bir üçüncü ülke veya uluslararası kuruluştaki koruma düzeyinin yeterliliğinin değerlendirilmesine ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar. Bu amaçla, Komisyon üçüncü ülkenin hükümeti ile yapılan yazışmalar da dahil olmak üzere söz konusu üçüncü ülke, bölge veya sektör ya da uluslararası kuruluşla ilgili gerekli tüm belgeleri Kurul’a sağlar.
(t) denetim makamlarının 64(1) maddesinde atıfta bulunulan tutarlılık mekanizması uyarınca 64(2) maddesi uyarınca sunulan konulara ilişkin olarak çıkardığı taslak kararlara ilişkin görüşler bildirir ve
maddede atıfta bulunulan haller de dahil olmak üzere 65. madde uyarınca bağlayıcı kararlar alır;
(u) denetim makamları arasında işbirliğini ve etkili iki taraflı ve çok taraflı bilgi ve en iyi uygulamaların paylaşımını teşvik eder;
(v) denetim makamları arasında ve, uygun olduğu hallerde, üçüncü ülkelerin denetim makamları veya uluslararası kuruluşlarla birlikte ortak eğitim programlarını teşvik eder ve personel değişimlerini kolaylaştırır;
(w) dünyadaki veri koruma denetim makamlarıyla veri koruma mevzuatı ve uygulamalarına ilişkin bilgi ve belge paylaşımını teşvik eder.
(x) 40(9) maddesi uyarınca Birlik düzeyinde hazırlanan davranış kurallarına ilişkin görüşler bildirir ve
(y) tutarlılık mekanizmasında ele alınan konular ile ilgili olarak denetim makamları ve mahkemeler tarafından alınan kararlara ilişkin halkın erişebileceği bir elektronik sicil tutar.
Komisyon’un Kurul’dan tavsiye talebinde bulunduğu hallerde, Komisyon konunun aciliyetini dikkate alarak bir süre sınırı belirtebilir.
Kurul görüşlerini, kılavuzlarını, tavsiyelerini ve en iyi uygulamalarını Komisyon’a ve 93. maddede atıfta bulunulan komiteye iletir ve bunları kamuoyuna açıklar.
Kurul, uygun olduğu hallerde, ilgili taraflara danışır ve onlara makul bir süre içerisinde görüşlerini bildirme olanağı tanır. Kurul, 76. maddeye halel gelmeksizin, istişare usulünün sonuçlarını kamuoyuna açıklar.
Madde 71
Raporlar
Kurul Birlik içerisinde ve, yerinde olduğu hallerde, üçüncü ülkelerde ve uluslararası kuruluşlarda işleme faaliyetine ilişkin olarak gerçek kişilerin korunması ile ilgili bir yıllık rapor hazırlar. Rapor kamuoyuna açıklanır ve Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve Komisyon’a iletilir.
Yıllık raporda 70(1) maddesinin (l) bendinde atıfta bulunulan kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaların ve 65. maddede atıfta bulunulan bağlayıcı kararların pratikte uygulamasına ilişkin bir gözden geçirmeye yer verilir.
Madde 72
Usul
Bu Tüzük’te aksi belirtilmedikçe, Kurul kararlarını üyelerinin salt çoğunluğu ile alır.
Kurul kendi usul kurallarını üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla kabul eder ve kendi işlemsel düzenlemelerini yapar.
Madde 73
Başkan
Kurul kendi üyeleri arasından bir başkan ve iki başkan yardımcısını salt çoğunluk ile seçer.
Başkan ve başkan yardımcılarının görev süresi beş yıldır ve bir kez yenilenebilir.
Madde 74
Başkanın görevleri
Başkanın aşağıdaki görevleri bulunur:
(a) Kurul’un toplantılarının düzenlenmesi ve toplantı gündeminin hazırlanması;
(b) Kurul tarafından 65. madde uyarınca alınan kararların baş denetim makamına ve ilgili denetim makamlarına bildirilmesi;
(c) 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizması başta olmak üzere Kurul’un görevlerinin zamanında yerine getirilmesinin sağlanması.
Kurul, Başkan ile başkan yardımcıları arasındaki görev dağılımını usul kurallarında ortaya koyar.
Madde 75
Sekretarya
Kurul’un Avrupa Veri Koruma Denetmeni tarafından sağlanan bir sekretaryası bulunur.
Sekretarya görevlerini tamamen Kurul Başkanı’nın talimatları üzerine gerçekleştirir.
Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin bu Tüzük’le Kurul’a verilen görevlerin yerine getirilmesine müdahil olan personeli, Avrupa Veri Koruma Denetmeni’ne verilen görevlerin yerine getirilmesine müdahil olan personelden ayrı raporlama hatlarına tabidir.
Uygun olduğu hallerde, Kurul ve Avrupa Veri Koruma Denetmeni bu maddenin uygulanması ve aralarındaki işbirliği koşullarının belirlenmesine yönelik olarak hazırlanan ve Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin bu Tüzük’le Kurul’a verilen görevlerinin yerine getirilmesine müdahil olan personeline uygulanan bir Mutabakat Zaptı hazırlar ve yayımlar.
Sekretarya, Kurul’a analitik, idari ve lojistik destek sağlar.
Sekretarya özellikle aşağıdaki hususlardan sorumludur. (a)Kurul’un günlük çalışmaları;
(b) Kurul’un üyeleri, Başkanı ve Komisyon arasındaki iletişim;
(c) diğer kuruluşlar ve kamuoyu ile iletişim;
(d) iç ve dış iletişim için elektronik yöntemlerin kullanımı;
(e) ilgili bilgilerin çevirisi;
(f) Kurul’un toplantılarının hazırlanması ve takip edilmesi;
(g) denetim makamları arasındaki ihtilafların çözümüne ilişkin görüşler ve kararların ve Kurul tarafından kabul edilen diğer metinlerin hazırlanması, taslak haline getirilmesi ve yayımlanması.
Madde 76
Gizlilik
Usul kurallarında belirtildiği üzere, Kurul’un gerekli gördüğü hallerde, Kurul görüşmeleri gizlidir.
Kurul üyelerine, üçüncü kişilerin uzmanlarına ve temsilcilerine sunulan belgelere erişim (AT) 1049/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü ile düzenlenir3.
BÖLÜM VIII
Çözüm yolları, sorumluluk ve yaptırımlar
Madde 77
Bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı
3 Halkın Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon belgelerine erişimi hakkında 30 Mayıs 2001 tarihli ve (AT) 1049/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü (ATRG L 145, 31.5.2001, s. 43).
Her veri sahibi, kendisi ile alakalı kişisel verilerin işlenmesinin bu Tüzük’ü ihlal ettiğini değerlendirmesi durumunda, başka bir idari veya adli çözüm yoluna halel gelmeksizin, mutat meskeninin, iş yerinin veya iddia edilen ihlalin olduğu yerdeki üye devletteki başta olmak üzere bir denetim makamına şikayette bulunma hakkına sahiptir.
Şikayetin yapıldığı denetim makamı 78. madde uyarınca bir adli çözüm yolu olanağı da dahil olmak üzere şikayetin seyri ve sonucu ile ilgili olarak şikayet sahibini bilgilendirir.
Madde 78
Bir denetim makamına karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı
Başka bir idari veya adli olmayan çözüm yoluna halel gelmeksizin, her gerçek veya tüzel kişinin bir denetim makamının kendileriyle ilgili yasal bağlayıcılığı olan bir kararına karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı vardır.
55 ve 56. maddeler uyarınca yetkin olan denetim makamının üç ay içerisinde bir şikayeti ele almadığı veya 77. madde uyarınca yapılan şikayetin seyri veya sonucu hakkında veri sahibini bilgilendirmediği hallerde, her veri sahibinin, başka bir idari veya adli olmayan çözüm yoluna halel gelmeksizin, etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı bulunur.
Bir denetim makamına karşı açılacak davalar denetim makamının kurulu bulunduğu üye devlet mahkemelerinde açılır.
Kurul’un tutarlılık mekanizmasındaki bir görüşü veya kararından sonra bir denetim makamının bir kararına karşı davaların açıldığı hallerde, denetim makamı söz konusu görüş veya kararı mahkemeye sevk eder.
Madde 79
Bir kontrolör veya işleyiciye karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı
Kişisel verilerinin bu Tüzük’e aykırı bir şekilde işlenmesi sonucu bu Tüzük kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini değerlendirdiği hallerde, 77. madde uyarınca bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı da dahil olmak üzere mevcut idari veya adli olmayan çözüm yollarına halel gelmeksizin, her veri sahibi etkili bir kanun yoluna başvurma hakkına sahiptir.
Bir kontrolör veya bir işleyiciye karşı açılacak davalar kontrolör veya işleyicinin bir işletmesinin bulunduğu üye devletin mahkemelerinde açılır. Alternatif olarak, kontrolörün veya işleyicinin bir üye devletin kamu yetkilerinin kullanımı ile ilgili olarak hareket eden bir kamu kuruluşu olması haricinde,
böylesi davalar veri sahibinin mutat meskeninin bulunduğu üye devletin mahkemelerinde açılabilir.
Madde 80
Veri sahibinin temsili
Veri sahibinin bir üye devlet hukuku uyarınca düzgün şekilde kurulmuş bulunan, kamu yararına yasal hedefleri bulunan ve veri sahiplerinin kişisel verilerinin korunmasına ilişkin hakları ve özgürlüklerinin korunması alanında aktif olan kar amacı gütmeyen bir organ, kuruluş veya birliğe şikayeti kendi adına yapma, 77, 78 ve 79. maddelerde atıfta bulunulan hakları kendi adına kullanma ve, üye devlet hukukunda sağlanması koşuluyla, 82. maddede atıfta bulunulan tazminat alma hakkını kullanma yetkisi verme hakkı bulunur.
Üye devletler bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan herhangi bir organ, kuruluş veya birliğin, bir veri sahibinin verdiği yetkiden bağımsız olarak, söz konusu üye devlette, 77. madde uyarınca yetkin olan denetim makamına şikayette bulunma ve, bir veri sahibinin bu Tüzük kapsamındaki haklarının işleme faaliyeti sonucu ihlal edilmiş olduğunu değerlendirmesi halinde, 78 ve 79. maddelerde atıfta bulunulan hakları kullanma hakkının bulunmasını sağlayabilir.
Madde 81
Davanın ertelenmesi
Bir üye devletin yetkin mahkemelerinden birinin aynı kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen bir işleme faaliyeti ile ilgili olarak aynı konu hakkında başka bir üye devletteki bir mahkemede devam eden bir davanın bulunduğu yönünde bilgisinin olduğu hallerde, söz konusu yetkin mahkeme böylesi bir davanın varlığını teyit etmek üzere diğer üye devletteki mahkemeyle irtibat kurar.
Aynı kontrolör veya işleyicinin bir işleme faaliyeti ile ilgili olarak aynı konu hakkındaki bir davanın başka bir üye devletteki bir mahkemede devam ettiği hallerde, davayı ilk ele alan mahkeme haricindeki yetkin bir mahkeme davasını erteleyebilir.
Bu davanın ilk derece mahkemesinde devam ettiği hallerde, davayı ilk ele alan mahkemenin söz konusu davalara ilişkin yargı yetkisinin bulunması ve hukukunun davaların birleştirilmesine olanak tanıması halinde, davayı ilk ele alan mahkeme haricindeki herhangi bir mahkeme, taraflardan birinin başvurusu üzerine, yetkisizlik kararı verebilir.
Madde 82
Tazminat hakkı ve sorumluluk
Bu Tüzük’e ilişkin bir ihlal sonucu maddi veya manevi zarar gören herhangi bir kişi, yaşanan zarara ilişkin olarak kontrolör veya işleyiciden tazminat alma hakkına sahiptir.
İşleme faaliyetine müdahil herhangi bir kontrolör bu Tüzük’ü ihlal eden işleme faaliyetinin sebep olduğu zarardan sorumludur. Bir işleyici, ancak bu Tüzük’ün özellikle işleyicilere yönelik yükümlülüklerine uyum göstermediği veya kontrolörün hukuka uygun talimatları dışında veya bu talimatlara aykırı hareket ettiği hallerde, işleme faaliyetinin sebep olduğu zarardan sorumludur.
Zarara sebep olan olaydan hiçbir şekilde sorumlu olmadığını kanıtlaması halinde, bir kontrolör veya işleyici bu sorumluluktan muaftır.
Birden fazla kontrolör veya işleyicinin ya da hem bir kontrol hem de bir işleyicinin aynı işleme faaliyetinde bulunduğu ve, 2 ve 3. paragraflar çerçevesinde, işleme faaliyetinin sebep olduğu herhangi bir zarardan sorumlu olduğu hallerde, veri sahibinin etkili bir şekilde tazminin sağlanması amacıyla, her kontrolör veya işleyici tüm zarardan sorumlu tutulur.
Bir kontrolör veya işleyicinin, 4. paragraf uyarınca, yaşanan zararı eksiksiz bir şekilde tazmin ettiği hallerde, söz konusu kontrolör veya işleyicinin aynı işleme faaliyetine müdahil diğer kontrolörler veya işleyicilerden zarardan sorumlu oldukları kısma tekabül eden tazminat kısmını, 2. paragrafta ortaya konan koşullar uyarınca, isteme hakkı bulunur.
Tazminat alma hakkının kullanımına ilişkin davalar 79(2) maddesinde atıfta bulunulan üye devletin hukuku çerçevesinde yetkin olan mahkemelerde açılır.
Madde 83
İdari para cezaları kesilmesine ilişkin genel koşullar
Her denetim makamı bu Tüzük’e ilişkin olarak 4, 5 ve 6. paragraflarda atıfta bulunulan ihlaller ile ilgili olarak bu madde uyarınca idari para cezaları kesilmesinin her münferit durumda etkili, ölçülü ve caydırıcı olmasını sağlar.
İdari para cezaları, her münferit durumun özelliklerine dayalı olarak, 58(2) maddesinin (a) ila (h) ve (j) bentlerinde atıfta bulunulan tedbirlere ek olarak veya bu tedbirler yerine kesilir. Her münferit durumda bir idari para cezası kesilip kesilmeyeceğine karar verilirken ve idari para cezası meblağına karar verilirken, aşağıdaki hususlar dikkate alınır:
(a) ilgili işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı veya amacı dikkate alındığında ihlalin mahiyeti, ciddiyeti ve süresinin yanı sıra etkilenen veri sahibi sayısı ve veri sahiplerinin yaşadığı zarar düzeyi;
(b) ihlalin kasıtlı olması veya ihmalkarlıktan kaynaklanması;
(c) veri sahiplerinin yaşadığı zararın azaltılması için kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen herhangi bir işlem;
(d) 25 ve 32. maddeler uyarınca kendileri tarafından uygulanan teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler dikkate alındığında, kontrolörün veya işleyicinin sorumluluk derecesi;
(e) kontrolör veya işleyicinin geçmişte konuyla ilgili ihlalleri;
(f) ihlalin düzeltilmesi ve ihlalin olası olumsuz etkilerinin azaltılması amacı ile denetim makamı ile gerçekleştirilen işbirliği derecesi;
(g) ihlalden etkilenen kişisel veri kategorileri;
(h) kontrolör veya işleyicinin ihlali bildirip bildirmediği ve bildirdiyse ne ölçüde bildirdiği başta olmak üzere, denetim makamının ihlalden haberdar edilme şekli;
(i) 58(2) maddesinde atıfta bulunulan tedbirlerin ilgili kontrolör veya işleyiciye karşı aynı konu ile ilgili olarak daha önceden alınmış olduğu hallerde, bu tedbirlere uyum;
(j) 40. madde uyarınca onaylı davranış kurallarına veya 42. madde uyarınca onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket edilmesi;
(k) ihlal nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen maddi menfaatler veya kaçınılan zararlar gibi durumun özellikleri açısından geçerli diğer ağırlaştırıcı veya hafifletici faktörler.
Bir kontrolör veya işleyicinin aynı veya bağlantılı işleme faaliyetlerine yönelik olarak bu Tüzük’ün çeşitli hükümlerini kasıtlı olarak veya ihmalkarlıktan dolayı ihlal etmesi durumunda, toplam idari para cezası meblağı en ağır ihlal için belirtilen meblağı aşamaz.
Aşağıdaki hükümlere ilişkin ihlaller, 2. paragraf uyarınca, 10.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %2’sine kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir:
(a) kontrolör veya işleyicinin 8, 11, 25 ila 39 ile 42 ve 43. maddeler uyarınca yükümlülükleri;
(b) belgelendirme organının 42 ve 43. maddeler uyarınca yükümlülükleri;
Aşağıdaki hükümlere ilişkin ihlaller, 2. paragraf uyarınca, 20.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir:
(a) 5, 6, 7 ve 9. maddeler uyarınca rıza koşulları da dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin temel ilkeler;
(b) veri sahiplerinin 12 ila 22. maddeler uyarınca hakları;
(c) 44 ila 49. maddeler uyarınca bir üçüncü ülkedeki bir alıcıya veya bir uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;
(d) üye devlet hukuku uyarınca Bölüm IX çerçevesinde kabul edilen her türlü yükümlülük;
(e) 58(2) maddesi uyarınca denetim makamının bir emri veya geçici ya da kesin işleme sınırlaması veya veri akışlarını askıya almasına uyumlu hareket edilmemesi veya 58(1) maddesinin ihlal edilmesi suretiyle erişim sağlanmaması.
58(2) maddesinde atıfta bulunulduğu üzere bir emirle uyumlu hareket edilmemesi, 2. paragraf uyarınca, 20.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir.
Denetleme makamlarının 58(2) maddesi uyarınca düzeltme yetkilerine halel gelmeksizin, her üye devlet söz konusu üye devlette kurulu bulunan kamu kuruluşları ve organlara idari para cezalarının
kesilip kesilemeyeceğine ve ne ölçüde kesileceğine ilişkin kurallar belirleyebilir.
Denetim makamının bu madde kapsamındaki yetkilerini kullanımı etkili kanun yolu ve yargı süreci de dahil olmak üzere Birlik ve üye devlet hukuku uyarınca uygun usuli güvencelere tabidir.
Üye devletin hukuk sisteminde idari para cezalarının hükme bağlanmadığı hallerde, bu madde para cezasının yetkin denetim makamı tarafından uygulamaya konacak ve yetkin ulusal mahkemeler tarafından kesilecek şekilde uygulanabilirken, bu kanun yollarının etkili olması ve denetim makamları tarafından kesilen idari para cezaları ile eşdeğer bir etkiye sahip olması sağlanabilir. Her halükarda, kesilen para cezaları etkili, orantılı ve caydırıcı olur. Bu üye devletler bu paragraf uyarınca kabul ettikleri kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklik kanunu veya değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 84
Cezalar
Üye devletler 83. madde uyarınca idari para cezalarına tabi olmayan ihlaller başta olmak üzere bu Tüzük’e ilişkin ihlaller açısından geçerli olan diğer cezalara ilişkin kuralları belirler ve bunların uygulanmasının sağlanması amacı ile gereken tüm tedbirleri alır. Böylesi cezalar etkili, orantılı ve caydırıcı olur.
Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
BÖLÜM IX
Özel işleme durumlarına ilişkin hükümler
Madde 85
İşleme ve ifade ve bilgi edinme özgürlüğü
Gazetecilik amaçları ve akademik, sanatsal veya edebi anlatım amaçları doğrultusunda işleme de dahil olmak üzere, üye devletler bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkını kanunla bağdaştırır.
Gazetecilik amaçları veya akademik, sanatsal veya edebi anlatım amacıyla gerçekleştirilen işleme faaliyeti açısından, üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğünü bağdaştırma amacıyla gerekli olmaları durumunda, Bölüm II (ilkeler), Bölüm III (veri sahibinin hakları), Bölüm IV (kontrolör ve işleyici), Bölüm V (kişisel verilerin üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlara aktarılması), Bölüm VI (bağımsız denetim makamları), Bölüm VII (işbirliği ve tutarlılık) ve Bölüm IX (spesifik veri işleme durumları) ile ilgili olarak muafiyetler veya derogasyonlar sağlar.
Her üye devlet 2. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini ve bunları etkileyen sonraki değişiklik kanunu veya değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 86
İşleme ve halkın resmi belgelere erişimi
Bir kamu kuruluşu veya bir kamu organı ya da bir özel organ tarafından kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi amacı ile tutulan resmi belgelerdeki kişisel veriler, halkın resmi belgelere erişiminin bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkıyla bağdaştırılması amacıyla, kamu kuruluşu ya da organının tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca kuruluş veya organ tarafından açıklanabilir.
Madde 87
Ulusal kimlik numarasının işlenmesi
Üye devletler bir ulusal kimlik numarası veya genel uygulamaya ilişkin başka bir tanımlayıcının işlenmesine özgü koşulları da belirleyebilir. Bu durumda, ulusal kimlik numarası veya genel uygulamaya ilişkin başka bir tanımlayıcı ancak veri sahibinin bu Tüzük uyarınca hakları ve özgürlüklerine ilişkin uygun güvenceler çerçevesinde kullanılır.
Madde 88
İş bağlamındaki işleme
Üye devletler özellikle işe alım, kanunla ya da toplu sözleşmeler yoluyla belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere iş sözleşmesinin yürütülmesi, çalışma, iş yerinde eşitlik ve çeşitlilik, iş sağlığı ve güvenliğinin yönetimi, planlanması ve düzenlenmesi, işverenin
veya müşterinin mallarının korunması ile ilgili amaçlar ve istihdam ile ilgili haklar ve menfaatlerin münferit ya da toplu olarak kullanımı ve bunlardan yararlanılmasına ilişkin amaçlar ve iş ilişkisinin sona erdirilmesine ilişkin amaçlar doğrultusunda çalışanların kişisel verilerinin iş bağlamında işlenmesine yönelik hakların ve özgürlüklerin korunmasının sağlanması amacıyla kanun veya toplu sözleşmeler çerçevesinde daha spesifik kurallar belirleyebilir.
Bu kurallar özellikle işleme faaliyetinin şeffaflığı, ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde kişisel verilerin aktarılması ve iş yerindeki sistemlerin izlenmesi ile ilgili olarak veri sahibinin insanlık onuru, meşru menfaatleri ve temel haklarının güvence altına alınmasına ilişkin uygun ve spesifik tedbirleri içerir.
Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 89
Kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyetine ilişkin güvenceler ve derogasyonlar
Kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyeti bu Tüzük uyarınca veri sahibinin hakları ve özgürlükleri açısından uygun güvencelere tabidir. Bu güvenceler ile özellikle verilerin en alt düzeye indirilmesi ilkesine uygun hareket edilmesinin sağlanması amacı ile teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulamaya konması sağlanır. Bu amaçların bu şekilde yerine getirilebilmesi koşuluyla, bu tedbirler takma ad kullanımını içerebilir. Bu amaçların veri sahiplerinin teşhis edilmesine olanak tanımayan veya artık olanak tanımayan ek işleme faaliyetleri ile yakalandığı hallerde, söz konusu amaçlar bu şekilde yakalanır.
Kişisel verilerin bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işlendiği hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde, 15, 16, 18 ve 21. maddelerde atıfta bulunulan hakların spesifik amaçlara ulaşılmasını imkansız hale getirmesinin veya ulaşılmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ve derogasyonların bu amaçlara ulaşılması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak böylesi haklardan derogasyonlar sağlanabilir.
Kişisel verilerin kamu yararına arşivleme amaçları doğrultusunda işlendiği hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde, 15, 16, 18, 19, 20 ve 21. maddelerde atıfta bulunulan hakların spesifik amaçların yakalanmasını imkansız hale getirmesinin veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ve derogasyonların bu amaçların yakalanması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddenin
paragrafında atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak böylesi haklardan derogasyonlar sağlanabilir.
2 ve 3. paragrafta atıfta bulunulan işleme faaliyetinin aynı zamanda başka bir amaca hizmet ettiği hallerde, derogasyonlar yalnızca bu paragraflarda atıfta bulunulan amaçlara yönelik işleme faaliyetine uygulanır.
Madde 90
Gizlilik yükümlülükleri
Üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile gizlilik yükümlülüğünün bağdaştırılması amacı ile gerekli ve orantılı olduğu hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku ya da ulusal yetkin makamlar tarafından koyulan kurallar çerçevesinde bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne ya da diğer eşdeğer gizlilik yükümlülüklerine tabi kontrolörler veya işleyiciler ile ilgili olarak denetim makamlarının 58(1) maddesinin
(e) ve (f) bentlerinde belirtilen yetkilerini ortaya koymak üzere spesifik kurallar kabul edebilir. Bu kurallar yalnızca kontrolör veya işleyicinin bu gizlilik yükümlülüğü kapsamına giren bir faaliyet sonucu aldığı veya bu faaliyet esnasında elde ettiği kişisel veriler açısından uygulanır.
Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul edilen kuralları 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 91
Kiliseler ve dini cemiyetlerin mevcut veri koruma kuralları
Bir üye devlet içerisinde kiliseler ve dini cemiyetler ya da toplulukların, bu Tüzük’ün yürürlüğe giriş
tarihinde, gerçek kişilerin işleme faaliyeti ile ilgili olarak korunmasına ilişkin kapsamlı kurallar uyguladığı hallerde, söz konusu kuralların bu Tüzük’e uygun hale getirilmesi koşuluyla, ilgili kurallar uygulanmaya devam edebilir.
Bu maddenin 1. paragrafı uyarınca kapsamlı kurallar uygulayan kiliseler ve dini cemiyetler, bu Tüzük’ün Bölüm VI’sında ortaya konan şartları yerine getirmesi koşuluyla, spesifik olabilecek bağımsız bir denetim makamının denetimine tabidir.
BÖLÜM X
Yetki devrine dayanan tasarruflar ve uygulama tasarrufları
Madde 92
Yetki devrinin uygulaması
Yetki devrine dayanan tasarrufları kabul etme yetkisi bu maddede belirtilen koşullara tabi olarak Komisyon’a verilir.
12(8) maddesi ve 43(8) maddesinde atıfta bulunulan yetki devri 24 Mayıs 2016 tarihinden itibaren belirsiz bir süre boyunca Komisyon’a verilir.
12(8) maddesi ve 43(8) maddesinde atıfta bulunulan yetki devri Avrupa Parlamentosu veya Konsey tarafından herhangi bir zamanda kaldırılabilir. Bir kaldırma kararı söz konusu kararda belirtilen yetki devrini sona erdirir. Bu karar Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından sonraki gün veya kararda belirtilen sonraki bir tarihte yürürlüğe girer. Karar halihazırda yürürlükte bulunan yetki devrine dayanan tasarrufların geçerliliğini etkilemez.
Komisyon, yetki devrine dayanan bir tasarrufu kabul eder etmez, bunu eş zamanlı olarak Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e iletir.
12(8) maddesi ve 43(8) maddesi uyarınca kabul edilen yetki devrine dayanan bir tasarruf, ancak söz konusu tasarrufun Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e iletilmesinden itibaren üç aylık bir süre içerisinde Avrupa Parlamentosu ya da Konsey tarafından herhangi bir itirazda bulunulmaması durumunda ya da, söz konusu sürenin dolmasından önce, hem Avrupa Parlamentosu hem de Konsey’in itirazda bulunmayacağını Komisyon’a bildirmesi halinde, yürürlüğe girer. Bu süre Avrupa Parlamentosu veya Konsey’in inisiyatifiyle üç ay uzatılır.
Madde 93
Komite usulü
Komisyona bir komite tarafından destek olunur. Söz konusu komite, AB 182/2011 sayılı Tüzük
L kapsamındaEbNir komitedir.
Avrupa Birliği Resmi Gazetesi 4.5.201
Bu paragrafa atıfta bulunulan hallerde, AB 182/2011 sayılı Tüzük’ün 5. maddesi uygulanır.
Bu paragrafa atıfta bulunulan hallerde, AB 182/2011 sayılı Tüzük’ün 8. maddesi, ilgili Tüzük’ün 5. maddesi ile bağlantılı olarak, uygulanır.
BÖLÜM XI
Nihai hükümler
Madde 94
95/46/AT sayılı Direktif’in yürürlükten kaldırılması
95/46/AT sayılı Direktif 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlükten kaldırılan Direktif’e yapılan atıflar bu Tüzük’e yapılmış sayılır. 95/46/AT sayılı Direktif’in 29. maddesi ile kurulan Kişisel Verilerin İşlenmesiyle ilgili olarak Bireylerin Korunması hakkında Çalışma Grubuna yapılan atıflar bu Tüzük’le kurulan Avrupa Veri Koruma Kurulu’na yapılmış sayılır.
Madde 95
2002/58/AT sayılı Direktif’le ilişki
Bu Tüzük, Birlik içerisinde kamu iletişim ağlarında halka açık elektronik iletişim hizmetlerinin sağlanması ile bağlantılı işleme faaliyeti hususunda, gerçek veya tüzel kişilere, 2002/58/AT sayılı Direktif’te belirtilen aynı hedefe özgü yükümlülüklere tabi bulundukları konular ile ilgili olarak, ek yükümlülükler getiremez.
Madde 96
Önceden imzalanan anlaşmalarla ilişki
Kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarılması hususunda üye devletler tarafından 24 Mayıs 2016 tarihinden önce imzalanan ve bu tarihten önce geçerli Birlik hukukuna uyumlu olan uluslararası anlaşmalar değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 97
Komisyon raporları
Komisyon bu Tüzük’ün değerlendirilmesi ve gözden geçirilmesine ilişkin bir raporu, 25 Mayıs 2020 tarihine kadar ve bu tarihten sonra dört yılda bir, Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e sunar. Raporlar kamuoyuna açıklanır.
1. paragrafta atıfta bulunulan değerlendirmeler ve gözden geçirmeler bağlamında, Komisyon özellikle aşağıdaki hususların uygulanması ve işleyişini inceler:
(a) bu Tüzük’ün 45(3) maddesi uyarınca alınan kararlar ve 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak alınan kararlar başta olmak üzere, kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarılmasına ilişkin Bölüm V;
(b) işbirliği ve tutarlılığa ilişkin Bölüm VII.
1. paragraftaki amaç doğrultusunda, Komisyon üye devletlerden ve denetim makamlarından bilgi talep edebilir.
Komisyon, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan değerlendirmeler ve gözden geçirmeleri gerçekleştirirken, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve diğer ilgili organlar veya kaynakların görüşleri ve bulgularını dikkate alır.
Komisyon, gerekmesi halinde, özellikle bilgi teknolojisindeki gelişmeleri dikkate alarak ve bilgi toplumundaki ilerleme durumu ışığında, bu Tüzük’te değişiklik yapılmasına ilişkin uygun önerilerde bulunur.
Madde 98
Birliğin veri korumaya ilişkin diğer hukuki tasarruflarının gözden geçirilmesi
Komisyon, uygun olduğu hallerde, gerçek kişilerin işleme faaliyetleri ile alakalı olarak standart ve tutarlı bir şekilde korunmasının sağlanması amacıyla, Birliğin kişisel verilerin korunmasına ilişkin diğer hukuki tasarruflarında değişiklik yapılmasına yönelik yasal önerilerde bulunur. Bu husus, özellikle gerçek kişilerin Birlik kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetleri ile alakalı olarak korunması ve söz konusu verilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallarla ilgilidir.
Madde 99
Yürürlük ve uygulama
Bu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandığı günden sonraki yirminci gün yürürlüğe girer.
Bu Tüzük 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren uygulanır.
Bu Tüzük bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanır.
Lajos Kossuth, 19 Eylül 1802 tarihinde Monok, Macaristan’da dünyaya geldi. (Doğumu: 19 Eylül 1802, Monok, Macaristan – Öümü:20 Mart 1894 Torino, İtalya)
Kossuth’un babası Slovak, annesi ise Alman kökenliydi.
On dokuz yaşında avukatlığa başladı. 1824 ve 1832 yılları arasında avukatlık yaptı.
1828 ulusal nüfus sayımında çalıştı. 1831’deki büyük kolera salgını sırasında dikkate değer çalışmalar yürüttü.
1832’de Pozsony’deki ulusal meclise girdikten sonra, Lajos Kossuth, 1830’ların ortalarında hatiplik yeteneği sayesinde Macaristan Parlamentosu’nun yükselen yıldızı olarak ortaya çıktı
Siyasi mücadelesi nedeniyle 4 Mayıs 1837’de tutuklandı. 18 ay gözaltında tutulduktan sonra yıkıcılık suçundan üç yıl hapse mahkûm edildi. 1840’ta af kapsamında serbest bırakıldı.
Hapishaneden çıktıktan sonra Kossuth, kendisini popüler bir kahraman olarak buldu.
İki haftada bir çıkan Pesti Hirlap adlı dergiye editör oldu, ancak 1844’te yayıncısı onu işten çıkardı ve kendi dergisini çıkarma izni verilmedi.
Kossuth, 1841 yılında Terézia Meszlényi ile evlendi; eşi 1863 yılında hayatını kaybetti Oğulları Ferenc Kossuth, bir süre Macar Bağımsızlık Partisi’nin başkanlığını yaptı.
7 Nisan 1848 – 12 Eylül 1848 tarihlerinde Maliye Bakanı oldu.
1847’de Macaristan’ın Pest kontluğu, Mecliste temsil için tam yetki verdi.
Macar Devrimi sırasında, 2 Ekim 1848-1 Mayıs 1849 tarihlerinde başbakanlık ve 14 Nisan 1849 – 11 Ağustos 1849 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı görevi yaptı. Macaristan’ın Avusturya’dan bağımsızlık mücadelesine ilham veren ve liderlik eden bir siyasi reformcuydu. Ancak, 1848 ve 1849’daki devrimci yıllardaki kısa iktidar dönemi Rus ordularının gelişi ile sona erdi.
Kossuth, Macaristan genel valisi olarak seçildi. Ancak Rus ordularının gelmesinden sonra bu görevi bırakmak zorunda kalarak Türkiye’ye sığındı. 22 Ağustos’ta beraberinde 5 bin mülteciyle Vidin’e ulaştı. Avusturya ve Rusya, mültecilerin teslimini talep etti; ancak Osmanlı yönetimi bu talebi reddetti. Kossuth ve maiyetindekiler, 12 Nisan 1850’de Kütahya’ya ulaştı
Macaristan’ın özerklik temelindeki yeni anayasa taslağını Kütahya’da misafir edildiği bu evde hazırladı. Özgürlük savaşının önderi olarak mültecilik yıllarında çok sayıda mektup yazdı. Osmanlı Devleti’nin önde gelenlerine, İstanbul’da görev yapan İngiliz elçisine ve başka devletlerin diplomatik temsilcilerine siyasi içerikli mektuplar gönderdi.
Kütahya’da bulunduğu yıllarda Türkçe öğrendi ve İngilizcesini geliştirdi.
Yaşadığı ev, doğum yıldönümünde, 19 Eylül 1982 tarihinde Macar Evi adıyla müzeye çevrildi.
Sonraki yıllarda Torino’da yaşayan Kossuth, Ferenc Deák’ın rehberliğinde Macaristan’ın Avusturya monarşisiyle uzlaşmaya doğru ilerlemesini izlemek zorunda kaldı. Bu husustaki protestolarını yayınladı ancak gidişata engel olamadı.
Kossuth, 1880’de İngilizce olarak yayınlanan bir ciltlik otobiyografi yazdı. Sürgünümden Anılar isimli eser, 1859-61 yıllarındaki faaliyetleriyle ilgilidir. Napolyon III ile yaptığı görüşmeler, İtalyan devlet adamı Cavour ile olan ilişkileri ve Tuna federasyonu planlarıyla bağlantılı olarak yaptığı yazışmalar hakkında detaylı bilgiler vermektedir.
20 Mart 1894 tarihine, İtalya’nın Torino kentinde yaşamını yitirdi. Macarca, Almanca ve Slovakça biliyordu. Macar Demokrasisinin Babası, Macar Devlet Adamı, Özgürlük Savaşçısı, avukat, gazeteci ve politikacı olarak tarihte iz bıraktı. Ölümünden sonra Kossuth, Macaristan’da popüler bir idol olarak kaldı, adı bağımsızlık idealinin simgesi oldu, Efsanesi yıllar geçtikçe büyüdü.
1848 Macar Devrimi’nde Sembol İsim : Lajos Kossuth
Macar Devrimi, Macaristan’da 1848-1849 yıllarındaki bağımsızlık mücadelesine verilen isimdir. 1848’deki birçok Avrupa Devriminden etkilenmiştir ve Habsburg bölgelerindeki diğer devrimler ile yakından bağlantılıdır.
Macaristan’daki reform yanlıları, Viyana merkezli mutlakiyetçi ve gerici sisteme karşı bir isyan başlatmışlar, bu isyandaki ilerici radikalizmin politik ve felsefi altyapısını da Kossuth oluşturmuştur. Kossuth bu dönemde, mektuplar yayınlamış, siyasi broşürler bastırmış, raporlar yayınlamış ve Macaristan’ın her yerine dağıtmıştır.
Devrim başarısız olmuştur. Buna rağmen modern Macar ulusal kimliğinin temelini oluşturmaktadır. Devrimin başlangıç tarihi olan 15 Mart günü, Macaristan’ın üç ulusal bayramından biridir. Lajos Kossuth, Macar Devrimi’nde simgesel bir önem taşımaktadır.
Kütahya’nın tarihi miraslarından olan Kossuth Müzesi’ne adını veren Macar Milli Kahramanı Lajos Kossuth, Türkiye ile Macaristan arasında özel dostluk bağı oluşturmuştur. Macar İhtilali ve Özgürlük Savaşı’nın yıl dönümü her yıl Kossuth Müzesi bahçesinde kutlanmaktadır. Yerli ve yabancı çok sayıda turistin ziyaret ettiği Kossuth Müzesi, pazartesi günleri hariç her gün 08.00-12.00/13.00-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.
Kossuth Müzesi, bahçe içinde yer alan iki katlı ve 7 odası olan bir ahşap evdir. Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek Lajos Kossuth anısına müze olarak 19 Eylül 1982 tarihinde ziyarete açılmıştır. Müzede Lajos Kossuth’a ait eşyalar ve etnografik eserler sergilenmektedir. Kossuth’a ait müzik aletleri, tütün kıyacağı, tabaka gibi eserlerin yanı sıra yazmış olduğu gramer kitabının fotokopileri, Kossuth’a ait XVIII. yüzyıldan kalma bir piyano, Macar porselen yemek takımları ve Budapeşte’nin eski fotoğrafları sergilenmektedir. Dönemin kıyafetleri ve diğer eşyaları da müzede bulunmaktadır. 1848-1849 Özgürlük Savaşı’na dair gelişmeler, XIX. yüzyıl ortalarının Macar toplumunun hayatı müzede anlatılmaktadır. Kütahya mimarisinin örneklerinden olan evde Macaristan ile ilgili eşyalar da bulunmaktadır.
Lozan Barış Antlaşması (Traile de Paix-Lozan), 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmıştır.
Antlaşma metni Türkiye Cumhuriyeti adına, Dışişleri Bakanı ve Edirne Milletvekili İsmet İnönü, Sağlık ve Sosyal Yardım İşleri Bakanı ve Sinop Milletvekili Doktor Rıza Nur Bey ile Eski Bakan ve Trabzon Milletvekili Hasan Bey tarafından imza edilmiştir.
2 Kasım 1922 tarihinde TBMM’de düzenlenen gizli oturumda Lozan Konferansı’na katılacak heyetin Hükümetçe belirlenmesi kararı alınmış, görüşmeler öncesine yoğun ön hazırlıklar yapılmıştır.
İnönü, heyetten bazıları ile
Lozan Barış Antlaşması yapılıncaya dek, Berlin’deki Büyükelçilikte bırakılan Numan Tahir Bey (Seymen), İsviçre Büyükelçiliğine bağlı olarak, siyasal olmayan işleri yürütmüştür.
Lozan Antlaşmasından sonra, Almanya, Rudolf Nadolny’yi, 1924 yılı haziran ayında Elçi sıfatıyla Türkiye’ye göndermiştir. İstanbul’da göreve başlayan Alman Elçisi 30 Mart 1925 günü Büyükelçi unvanı ile Ankara’da güven mektubunu sunmuştur. Buna karşılık, Türkiye Hükümetinin, Lozan Anrlaşması yürürlüğe girer girmez, Berlin’e Büyükelçi olarak yolladığı Kemalettin Sami Paşa, 21 Haziran 1925 günü güven mektubunu sunarak görevine başlamıştır.
Avusturya ile : Mondros Silah Bırakışılmadan sonra Osmanlı Devleti, Avusturya ile de ilişkilerini kesmek zorunda kalmıştı. Bu arada Avusturya, Macaristan’dan ayrılıp bir Cumhuriyet olmuştu. Osmanlı Devletinin Viyana’daki son Büyükelçisi Hüseyin Hilmi Paşa ile Avusturya – Macaristan’ın İstanbul’daki Büyükelçisi John Von Pallavicini yurtlarına dönmüştü. Lozan Andlaşmasından sonra, Ankara’da ilk Avusturya Elçisi Auguste Kral 25 Kasım 1924 günü ve Türkiye’nin ilk Viyana Elçisi Hamdi Bey (Arpağ) 1925 yılı Haziranında güven mektuplarını sunmuşlardır.
Macaristan ile : I. Dünya Savaşından sonra Avusturya’dan ayrılarak yeni bir Cumhuriyet olan Macaristan’ın Türkiye’ye yolladığı ilk Elçi Dr. Tahy de Tavar 11 Mayıs 1924 günü ve Türkiye’nin ilk Budapeşte Elçisi Hüsrev Bey (Gerede) ise 9 Mayıs 1924 günü güven mektuplarını sunmuşlardır.
Bulgaristan ile : I. Dünya Savaşı sonunda Sofya’daki Osmanlı Elçisi Safa Bey ile İstanbul’daki Bulgar Elçisi Nedelko Koloucheff ülkelerine dönmüşlerdi. Türkiye 1923 Şubatından başlayarak Sofya’da ve Bulgaristan 1924 yılından başlayarak İstanbul’da yarı resmi temsilciler bulundurduktan sonra, ilk Türk Elçisi Servet Cemal Bey (Balısoy) 1924 Ağustosunda Sofya’da ve ilk Bulgar Elçisi Todor Pavlov 5 Mayıs 1927 günü Ankara’da güven mektuplarını sunmuşlardır.
Polanya ile : 1. Dünya Savaşından sonra kurulan Polonya Cumhuriyetinin Ankara’ya yolladığı ilk Elçi Romanı Knoll 25 Haziran 1924 günü ve ilk Türk Elçisi İbrahim Tali Bey de, bir kaç gün sonra Varşova’da güven mektuplarını vermişlerdir.
Çek – Slovak Devleti : I. Dünya Savaşından sonra kurulan bu Cumhuriyetin ilk Ankara Elçisi Dr. Rud Svetlik 18 Ekim 1925 günü ve Türkiye’nin ilk Prag Elçisi Vasıf Bey (Çınar) da 22 Ağustos 1925 günü güven mektuplarını sunmuşlardır.
Japonya Yüce İmparatoru :
Soley Levan nişanının birinci rütbesine sahip Roma olağanüstü ve yetkili Büyükelçisi Mösyö Kentaro Otchiai Jusammi;
Yunanlılar Yüce Kralı :
Eski Bakanlar Kurulu Başkanı Sovör nişanının Gran Kruva rütbesine sahip Mösyö Eleftherios K. Vénizelos,
Londra olağanüstü Temsilcisi ve Ortaelçisi Sovör nişanının Komandör rütbesine sahip Mösyö Démètre Caclamanos;
Lozan Barış Antlaşması ve Ekleri ile Birlikte Orijinal Metni
Bern olağanüstü Temsilcisi ve Ortaelçisi Mösyö Doktor Vliloutine Yovanovitch;
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti :
Dışişleri Bakanı, Edirne Milletvekili İsmet Paşa, Sağlık ve Sosyal Yardım İşleri Bakanı, Sinop Milletvekili, Doktor Rıza Nur Bey,
Eski Bakan, Trabzon Milletvekili Hasan Bey;
Lozan Barış Antlaşması’ndan Kareler
Sayın kişilerini atamışlardır. Adları anılan bu kişiler, yöntemine uygun ve geçerli görülen, yetki belgelerini sunduktan sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır :
İşbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak, bir yandan Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp -Hırvat – Sloven Devletleri ve öte yandan Türkiye ve onların uyrukları arasında barış durumu kesinlikle yeniden kurulmuş olacaktır.
Taraflar arasında resmi ilişkiler kurulacak ve onların toprakları üzerinde diplomasi ve konsolosluk memurları, yapılacak özel anlaşmalar bozulmaksızın, devletler hukukunun genel ilkeleriyle belirlenmiş haklara sahip olacaklardır.
KESİM : I
1. TOPRAKLARA İLİŞKİN HÜKÜMLER :
Madde 2
Karadeniz’den Akdeniz’e dek Türkiye’nin sınırı aşağıdaki biçimde saptanmıştır. (Ekli bir numaralı haritaya bakılması) :
Birincisi – Bulgaristan ile :
Rezvaya ağzından Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarının Meriç üzerinde kesiştiği noktaya dek;
Bulgaristan’ın bugün çizilmiş olduğu biçimde güney sınırı;
İkincisi – Yunanistan ile :
Oradan Arda ve Meriç ırmaklarının birleştiği noktaya dek;
Meriç yatağı;
Oradan Arda kaynağına doğru bu ırmak üzerinde ve Çörek -Koyun hemen çevresinde olmak üzere, toprak üzerinde belirlenecek bir noktaya dek;
Arda yatağı :
Oradan güney – doğu doğrultusunda Bosna Köyün bir kilometre yukarısında Meriç üzerindeki bir noktaya dek;
Bosna Köyünü Türkiye’de bırakan belirgin ölçüde düz bir çizgi. Çörek köyü, beşinci Maddede anılan Komisyonca halkın çoğunluğunun Türk ya da Rum olarak belirlenmesine göre, Türkiye’ye, ya da Yunanistan’a verilecektir. 11 Ekim 1922 gününden sonra bu Köye göç etmiş olan halk bu konuda hesaba katılmayacaktır.
Oradan Adalar Denizine dek;
İmza Merasimi
Meriç yatağı :
Madde 3
Karadeniz’den Iran sınırına dek Türkiye’nin sınırı aşağıdaki biçimde saptanmıştır.
Birincisi – Suriye ile;
20 Ekim 1921 günü yapılan Fransa – Türkiye Andlaşmasının 8. Maddesinde tanımlanmış sınır.
İkincisi – Irak ile :
Türkiye ile Irak arasındaki sınır dokuz ay içinde Türkiye ile Büyük Britanya arasında dostça belirlenecektir.
Sınır çizgisi konusunda alınacak karara değin, Türkiye ve Britanya Hükümetleri kesin geleceği bu karara bağlı toprakların bugünkü durumunda herhangi bir değişiklik ortaya koyacak nitelikte askersel ya da başka türlü hiç bir eylemde bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.
Madde 4
İşbu Andlaşmada anılan sınırlar, bu Andlaşmaya bağlı 1/1000.000 ölçeğindeki haritalar üzerinde çizilmiştir. Andlaşma metni ile haritalar arasında aykırılık ortaya çıkarsa Andlaşma metni geçerli olacaktır.
Madde 5
İkinci Maddenin ikinci fıkrasında yazılı sınırı topraklar üzerinde çizmekle bir Sınır Çizim Komisyonu görevlendirilecektir. Bu Komisyon, her Devlet için birer yetkili temsilci olmak üzere, Yunanistan ve Türkiye yetkili temsilcileri ile, bu hükümetlerce bir üçüncü Devletin uyrukları içinden, seçilecek bir Başkandan oluşacaktır.
Söz konusu Komisyon yönetimsel sınırları ve yerel ekonomik çıkarları, olanak bulunduğu ölçüde, gözönünde tutarak, işbu Andlaşmadaki tanımları en, yakından izlemeğe her durumda çaba gösterecektir.
Komisyonun kararları oy çoğunluğu ile alınacak ve bu kararlar ilgili taraflar için uyulması zorunlu olacaktır.
Komisyonun harcamaları ilgili Taraflarca eşit biçimde karşılanacaktır.
Madde 6
Bir ırmak ya da akarsuyun, kıyılarıyla değil de, yatağı ile belirlenen sınıra gelince, işbu Andlaşmanın tanımlarında kullanılan (Cours) yatak veya (Chenal) kanal terimleri, bir yandan, ulaşıma uygun, olmayan ırmaklarda su yatağının ya da başlıca kolunun, öte yandan gidiş gelişe uygun, olan ırmaklarda başlıca ulaşım kanalının orta çizgisi anlamına
gelir.
Bununla birlikte, yatak ya da kanalın olası değişmelerinde, sınır çizgisinin, yukarıda belirtilen biçimdeki çizgiyi mi izleyeceğine, yoksa anılan, yatak ya da kanalın işbu Andlaşmanın, yürürlüğe konulduğu andaki durumuna göre kesinlikle mi belirleneceğine karar vermeğe Sınır Çizim Komisyonu yetkili olacaktır.
Türk Heyeti
İşbu Andlaşmada tersine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden aşağı uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsar.
Madde 7
İlgili Devletler Sınır Çizim Komisyonuna görevi için gerekli her türlü belgeleri, özellikle bugünkü ve eski sınırın çizilmesine ilişkin tutanakların onaylı örneklerini, eldeki büyük ölçekli tüm haritaları, uzaklıklara ilişkin bilgileri, düzenlenip yayınlanmamış uzaklık haritalarını ve sınır boyundaki ırmakların yatak değiştirmesi konusundaki bilgileri vermeyi yükümlenirler. Türk makamlarının elinde bulunan haritalar, uzaklığa ilişkin bilgiler ve hatta yayınlanmamış haritalar, işbu Andlaşma yürürlüğe konulur konulmaz, en kısa süre içinde Komisyon Başkanına İstanbul’da verilecektir.
Bundan başka, ilgili Devletler Komisyona tüm belgelerin, özellikle plânlar ve kadastroların, tapu defterlerinin verilmesi ve anılan Komisyonun, isteği üzerine, mal ve topraklara ve ekonomik durumlara ilişkin tüm bilgilerin ve yararlı başkaca bilgilerin sunulması için, yerel makamlara yönerge vermeği yükümlenirler.
Madde 8
İlgili Devletler Sınır Çizim Komisyonuna, görevlerinin yerine getirilmesi için gerekli ulaştırma, ev, iş kolu ve gereçlere (direkler, sınır işaretleri) ilişkin yardımı gerek doğrudan doğruya, gerek yerel makamlar aracılığı ile yapmayı yükümlenirler.
Özellikle Türkiye Hükümeti, gerektiğinde, görevini yapabilmesi için Sınır Çizim Komisyonuna yardım etmeği, yetenekli teknik personeli vermeyi yükümlenir.
Madde 9
İlgili Devletler Komisyonca konulmuş olan nirengi noktalarını, işaretlerini, direk ya da sınır işaretlerini korumağı yükümlenirler.
Madde 10
Sınır işaretleri birbirinden gözle görülebilecek uzaklıklara yerleştirilecektir. Bunlara numara kon,ulacak, bulundukları yerler ve numaraları bir harita üzerinde
belirtilecektir.
Madde 11
Sınırlamaya ilişkin kesin tutanaklar ve ek haritaları ile belgelerin asılları üç örnek olarak düzenlenecektir. Bunlardan ikisi ortak sınıra sahip devletler hükümetlerine verilecek ve .üçüncü örneği ise, işbu Aııdlaşmayı imza eden devletlere onaylanmış birer örneğini sunacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine gönderilecektir.
Atatürk ve İnönü
Madde 12
İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semendirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914
günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan
Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.
Madde 13
Barışın korunmasını sağlamak amacı ile, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adalarında aşağıdaki önlemlere saygı göstermeği yükümlenirler :
Birincisi : Bu Adalarda hiçbir deniz üssü ve hiçbir istihkâm kurulmayacaktır.
İkincisi : Yunan, savaş uçakları ve öteki hava araçlarının Anadolu kıyısındaki topraklar üzerinde uçması yasaklanacaktır.
Buna karşılık, Türkiye Hükümeti de savaş uçaklarının ve öteki hava araçlarının sözü geçen Adalar üzerinde uçmasını yasaklayacaktır.
Üçüncüsü : Söz konusu Adalarda Yunan, Silâhlı Kuvvetleri, silâh altına alınıp yerinde eğitilebilecek olan normal askersel birlikle ve, tüm Yunanistan topraklarındaki jandarma ve polis sayısı ile orantılı olacak, bir jandarma ve polis örgütü ile sınırlı kalacaktır.
Madde 14
Türkiye egemenliği altında kalan İmroz ve Bozca Adaları, yerel yönetim ve kişi ve malların korunması konusunda, yerli elemanlardan oluşan ve müslüman olmayan yerli halka her bakımdan güven verici özel bir yerel yönetimden yararlanacaktır. Bu Adalarda güvenlik ve düzen, yukarıda sözügeçen yerel yönetim eliyle yerli halk arasından toplanan ve yerel yönetimin emrinde bulunan bir polis tarafından sağlanacaktır.
Rum ve Türk nüfus mübadelesine ilişkin olarak Yunanistan ile Türkiye arasında yapılmış ya da yapılacak bağıtlar İmroz ve Bozca Adaları halkına uygulanmayacaktır.
Madde 15
Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçer : Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Koş) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası (2 numaralı haritaya bakılması).
Madde 16
Türkiye işbu Andlaşmada belirlenen sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu Andlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki Adalarda —ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır- her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar.
İşbu Maddenin hükümleri komşuluk nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz.
Madde 17
Türkiye’nin Mısır ve Sudan üzerindeki tüm hukuk ve senetlerinden vazgeçmesine ilişkin hüküm 5 Kasım 1914 gününden başlayarak geçerlidir.
Madde 18
Mısır’dan alınan vergi karşılık gösterilerek sağlanan Osmanlı istikrazlarına, yani 1855, 1891, 1894 istikrazlarına ilişkin tüm bağlantı ve yükümlerden Türkiye aklanmıştır.
İşbu üç istikraz taksitleri için. Mısır’ın yaptığı yıllık ödemeler bugün Mısır Borçları taksitlerinin bir parçasını oluşturduğundan, Mısır Osmanlı Genel Borçlarına ilişkin öteki tüm yükümlerden aklanmıştır.
Madde 19
Mısır Devletinin tanınmasından doğan sorunlar, ilgili devletler arasında sap!anacak koşullara göre sonradan kararlaştırılacak hükümlerle çözümlenecek ve Türkiye’den ayrılan topraklara ilişkin, olan Andlaşma hükümleri Mısır Devletine uygulanmayacaktır.
Madde 20
Türkiye, Britanya Hükümetince Kıbrıs’ın 5 Kasım I914’te açıklanan ilhakını tanıdığını bildirir.
Toplantılardan bir kare
Madde 21
5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs Adasında yerleşmiş olan Türk uyrukları, yerel yasanın belirlediği koşullara göre, İngiltere uyrukluğuna geçecek ve böylece Türk uyrukluğunu yitireceklerdir. Bununla birlikte, bu Türkler, isterlerse, bu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından bağlayarak iki yıllık bir süre içinde, Türk uyrukluğunu seçebileceklerdir. Bu durumda, seçme haklarını kullandıkları günü izleyen on iki ay içinde Kıbrıs Adasından ayrılmak zorunda kalacaklardır.
İşbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması günü Kıbrıs Adasında yerleşmiş bulunup da, yerel yasanın belirlediği koşullara uyularak yapılan işlem üzerine, o gün İngiltere uyruklusunu edinmiş ya da edinmek üzere bulunmuş olan Türk uyrukları da bu nedenle Türk uyrukluğunu yitireceklerdir.
Şurası da kararlaştırılmıştır ki, Kıbrıs Hükümeti, Türkiye Hükümetinin izni olmaksızın Türk uyrukluğundan başka bir uyrukluğu edinmiş olan kimselere İngiltere uyrukluğu tanımayı reddetmek yetkisine sahip olacaktır.
Madde 22
Türkiye, 27. Maddenin genel bükümlerini bozmamak koşulu ile, 18 Ekim 1912 günlü Lozan Andlaşması ve ona ilişkin Bağıtlar gereğince, her ne nitelikte olursa olsun, Trablusgarp (Libya) üzerinde sahip olmuş bulunduğu tüm hak ve ayrıcalıkların kesinlikle kaldırılmış olmasını tanıdığını açıklar.
2. ÖZEL HÜKÜMLER
Madde 23
Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar Rejimine ilişkin bugün yapılmış Sözleşmede açıklandığı üzere, Çanakkale Boğazında, Marmara Denizinde ve Karadeniz Boğazında denizden ve havadan, gerek barış, gerek savaş zamanlarında özgürce geçiş ve gidiş – geliş ilkesini kabul ve açıklama konusunda anlaşmışlardır. Bu Sözleşme, buradaki Yüksek Bağıtlı Taraflar için, işbu Andlaşmada yazılmış olsa idi onun sahip olacağı güç ve değerin tıpkısına sahip olacaktır.
Madde 24
İşbu Andlaşmanın 2. Maddesinde belirtilen sınırın rejimine ilişkin olarak bugün yapılan özel Sözleşme, onun Bağıtlı Yüksek Tarafları için, bu Andlaşmadaki güç ve değerin tıpkısına sahip olacaktır.
Madde 25
Türkiye kendisi ile yanyana savaşmış Devletler ile öteki bağıtlı Devletler arasında yapılan Barış Andlaşmaları ve ona ek Sözleşmelerin geçerliğini tanımağı ve eski Almanya İmparatorluğu, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan toprakları ile ilgili olarak alınmış ya da alınacak kararları kabul etmeği ve böylece belirlenecek sınırları içindeki yeni Devletleri tanımağı yükümlenir.
Madde 26
Türkiye şimdiden Almanya’nın, Avusturya’nın, Bulgaristan’ın, Yunanistan’ın, Macaristan’ın, Polonya’nın, Romanya’nın, Sırp – Hırvat – Sloven Devleti ve Çek – Slovakya Devletinin sınırlarını, işbu sınırların 25. Maddede anılan Andlaşmalar ya da ek tüm Sözleşmelerle saptanmış ya da saptanacağı biçimde tanıdığını ve kabul ettiğini açıklar.
Madde 27
Türkiye Hükümeti ya da Türkiye makamlarınca, Türkiye toprakları dışındaa, işbu Andlaşmayı imzalayan öteki Devletlerin egemenliği altında ya da koruyuculuğunda bulunan toprakların yurttaşları ile Türkiye’den ayrılan toprakların yurttaşları üzerinde siyasal, yasama ya da yönetimsel konularda, her ne nedenle olursa olsun, hiçbir yetki ya da yargı hakkı kullanılmayacaktır.
Şurası da kararlaştırılmıştır ki, İslam dini makamlarının dinsel yetkilerine bir zarar gelmemektedir.
Madde 28
Bağıtlı Yüksek Taraflar Türkiye’de Kapitülasyonların tümü ile kaldırılmasını, her biri kendisi ile ilgili olarak, kabul ettiklerini açıklarlar.
Madde 29
Fransız uyruklu Faslılar ve Tunuslular Türkiye’de öteki Fransız uyruklarına uygulanan rejimin, her bakımdan tıpkısına bağlı olacaklardır.
Trablusgarp ve Bingazi halkı Türkiye’de öteki İtalyan, uyruklarına uygulanan rejimin her bakımdan tıpkısına bağlı olacaktır.
Bu Madde, kökeni Tunuslu, Trablusgarpb ve Faslı olupta Türkiye’de yerleşmiş bulunanların uyrukluğu konusunda bir hüküm ortaya koymaz
Karşılık olarak, Türk uyrukları da, 1. ve 2. Fıkra hükümlerinden yararlanan halkın yaşadığı ülkelerde, Fransa ve Italya’daki rejimlerin, tıpkısından yararlanacaklardır.
Birinci Fıkradaki hükümlerden halkı yararlanan ülkelerden gelen ya da bu ülkelere yollanan inalların Türkiye’de bağlı olacağı rejim ile buna karşılık Türkiye’den gelen ya da Türkiye’ye yollanan malların söz konusu ülkelerde bağlı olacağı rejim Fransa Hükümeti ile Türkiye Hükümeti arasında bir anlaşma ile belirlenecektir.
KESİM : II UYRUKLUK
Madde 30
İşbu Andlaşma hükümleri uyarınca Türkiye’den ayrılan topraklarda yerleşmiş Türk uyrukları kendiliğinden ve yerel yasaların koşulları içinde bu toprakların geçtiği Devletin uyruğu olacaklardır,
Madde 31
18 yaşını geçmiş olup da 30. Madde hükümleri uyarınca Türk uyrukluğunu yitiren ve kendiliğinden yeni bir uyrukluk kazanan kişiler, işbu Andlaşma yürürlüğe konulduğu günden başlayarak, iki yıllık süre içinde Türk uyrukluğunu seçmek hakkına sahip olacakdır.
Madde 32
İşbu Andlaşma gereğince Türkiye’den ayrılan topraklarda yerleşmiş ve bu topraklardaki halkın çoğunluğundan soy bakımdan ayrı olan 18 yaşını geçmiş kişiler, bu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak iki yıllık süre içinde, halkının çoğunlu-kendi soyundan olan Devletlerden birinin uyrukluğunu, o Devletin izni koşulu ile, seçebileceklerdir.
Madde 33
31 ve 32. Maddeler hükümleri gereğince seçme haklarını kullanan kişiler bunu izleyen 12 ay içinde konutlarını seçme hakları lehine kullandıkları devlet topraklarına geçirmek zorundadırlar.
Bu kişiler, seçme haklarını kullanmadan öııce oturdukları öteki eviçtin, topraklarında sahip bulundukları taşınmaz malları elde tutakta serbest olacaklardır.
Bu kişiler her tür taşınır mallarını birlikte götürebileceklerdir, undan dolayı kendilerine ne çıkarma, ne sokma için hiç bir harç ya da resim yüklenmeyecektir.
Madde 34
İşbu Andlaşma hükümleri gereğince Türkiye’den ayrılan bir yerin yerli halkından 18 yaşını geçmiş olan ve işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulduğu sırada yabancı ülkelerde yerleşmiş bulunan Türk uyrukları, Türkiye’den ayrılan ülkeleri yöneten hükümetler ile Yahudilerinin yerleşmiş bulundukları ülkelerin hükümetler arasında yapılmasına gerek görülebilecek anlaşmalar saklı tutulmak üzere, soyları bakımından bu topraklar halkının çoğunluğuna ilintili olmaları ve o toprakları yöneten hükümet de buna izin vermesi koşulu ile, asıl halkından bulundukları topraklarda yürürlükte olan uyrukluğu edinmekte seçme hakkına sahiptirler. Bu seçme hakkı, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak, iki yıllık süre içinde kullanılır.
Madde 35
Bağıtlı Devletler işbu Andlaşmada, ya da Almanya, Avusturya, Bulgaristan ya da Macaristan ile yapılan Barış Andlaşmalarında ya da Türkiye dışındaki Bağıtlı Devletler ile ya da onlardan biri ile Rusya arasında ya da kendi aralarında yapılmış bir Andlaşmada açıklanan ve ilgililere kendileri için edinilmesi olanağı bulunan her hangi bir başka uyrukluğu edinme izni veren seçme hakkının kullanılmasına hiçbir biçimde karşı gelmemeği yükümlenirler.
Madde 36
İşbu Kesim hükümlerinin uygulanmasına ilişkin ulun tüm konularda evli kadınlar kocalarının ve 18 yaşından aşağı olan çocuklar da ana babalarının bağlı oldukları
koşullara uyacaklardır.
Görüşmeler Katılan Heyet Temsilcileri
KESİM :III AZINLIKLARIN KORUNMASI
Madde 37
Türkiye, 38.den 48.e dek Maddelerde belirtilen hükümlerin temel yasalar [Les Lois fondamentales] olarak tanınmasını ve hiç bir yasa, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlerle çelişkili ya da onlara aykırı olmamasını ve biç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlere üstün sayılmamasını yükümlenir.
Madde 38
Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırtetmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerimi, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir. :
Türkiye’nin tüm halkı, kamu düzeni ve genel ahlak ile bağdaşmazlık göstermeyen her din, mezhep ya da inanışın gerek genel, gerçjc ö/el biçimde özgürce kullanılması hakkına sahip
olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, Türkiye Hükümetince ulusal savunma ya ila kamu düzeninin, korunması için ülkenin her yerinde ya da bir bölümünde alınan ve tüm Türk
yurttaşlarına uygulanan önlemler saklı kalmak koşulu ile, dolaşım ve göç özgürlüğünden bütünü ile yararlanacaklardır.
Madde 39
Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurtdaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır.
Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır.
Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk Yurtdaşının medeni ve siyasal haklardan yararlanmasına ve özellikle genel hizmetlere kabulüne, memurluğa ve yukarı derecelere ulaşmasına, ya da çeşitli meslekleri ve sanatları yapmasına bir engel sayılmayacaktır.
Herhangi bir Türk yurtdaşının gerek özel ya da ticaret ilişkilerinde, gerek din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir sınır konulmayacaktır.
Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte, Türkçeden başka dil ile konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için gerekli kolaylıklar gösterilecektir.
Madde 40
Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin
tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları
kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.
Madde 41
Genel öğretim konusunda Türk Hükümeti, Müslüman olmayan yurttaşların önemli bir oranda yerleşmiş oldukları kentler ve kasabalarda, bu Türk yurttaşlarının çocuklarının ilk okullarda kendi dilleriyle öğretim görmelerini sağlamak üzere, gerekli kolaylığı gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin öğretilmesini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.
Müslüman olmayan azınlıklara ilintili Türk yurtdaşlarının önemli oranda bulundukları kentlerde ya da kasabalarda, bu azınlıklar Devlet bütçesi Belediye ya da benzeri bütçelerde
eğitim, din, ya da yardım amacıyla genel gelirlerden verilecek paralardan yararlanma ve ödenek ayrılması konusunda hakça bir pay alacaklardır. Söz konusu paralar ilgili kurumların, yetkili temsilcilerine ödenecektir.
Madde 42
Türkiye Hükümeti Müslüman olmayan azınlıkların aile ya da kişi statüleri konusunda, bu sorunların sözügeçeıı azınlıkların törelerine göre çözümlenmesine uygun her türlü hükümleri koymayı kabul eder
İşbu hükümler Türkiye Hükümeti ile ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden oluşan özel Komisyonlarda düzenlenecektir. Anlaşmazlık olursa, Türkiye Hükümeti ile Milletler Cemiyeti Meclisi, birlikte, Avrupalı hukukçular arasından bir üst hakem atayacaktır.
Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıkların Kiliseleri, Havraları, mezarlıkları ve öteki dinsel kurumlarına her türlü koruyuculuğu göstermeyi yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiye’de bulunan Vakıflarına ve dinsel ve yardım kurumlarına her türlü kolaylığı gösterecek ve izinleri verecek ve yeni dinsel ve yardım kurumları kurulması için, benzeri öteki özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.
Madde 43
Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşları, inançlarına aykırı ya da dinsel ayinlerini bozucu herhangi bir işlem yapmaya zorlanamayacakları gibi, hafta tatilleri gününde Mahkemelerde hazır bulunmaktan ya da herhangi bir yasal işlemin yapılmasından kaçınmaları nedeniyle, onların hiç bir hakkı ortadan kalkmayacaktır. Bununla birlikte, bu hüküm söz konusu Türk yurttaşlarının, kamu düzeninin korunması bakımından, öteki tüm Türk yurttaşlarının bağlı olduğu yükümlerden bağışık kılmayacaktır.
Madde 44
Türkiye, işbu Kesimin yukarıdaki Maddelerinin, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına ilişkin bulunduğu ölçüde, uluslararası toplumu ilgilendirici nitelikte yükümler getirdiğini ve onların Milletler Cemiyetinin güvencesi altına konulmasını kabul eder. İşbu hükümler Milletler Cemiyeti Meclisindejçoğunhıjkta ahsan, bir karar olmaksızın değiştirilemeyecektir. Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japonya Milletler Cemiyeti Meclisinde işbu Maddeler konusunda, yöntemine uygun biçimde, çoğunlukla kabul edilecek olan her hangi bir değişikliği reddetmemeyi bu Andlaşma ile yükümlenirler.
Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin bu yükümlülüklerden her hangi birine aykırılık olması ya da olma tehlikesi üzerine, buna Meclisin dikkatini çekmeğe yetkili olacağını ve Meclisin, duruma göre, uygun ve etkin sayılacak bir davranışta bulunabileceğini ve yönerge verebileceğini kabul eder.
Bundan başka, Türkiye, işbu Maddelere ilişkin hukuksal ya da edimsel sorunlarda, Türkiye Hükümeti ile bağıtlı öteki devletlerden her hangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her hangi bir devlet arasında görüş ayrılığı ortaya çıkınca bu anlaşmazlığın, Milletler Cemiyeti Andlaşmasının 14. Maddesi uyarınca, uluslararası nitelikte bir anlaşmazlık gibi sayılmasını kabul eder.
Türkiye Hükümeti bu türden olan her hangi bir anlaşmazlığın, öteki Taraf istemde bulunursa, uluslararası Daimi Adalet Divanına götürülmesini kabul eder. Daimi Divan kararı istinaf edilemeyip Milletler Cemiyeti Andlaşmasının 13. Maddesi uyarınca verilmiş bir kararın güç ve hükmünün tıpkısına sahip olacaktır.
Madde 45
İşbu Kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları için tanınan haklar, Yunanistan tarafından da, kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.
BÖLÜM : II PARASAL HÜKÜMLER KESİM : I OSMANLI DEVLET BORÇLARI [Düyunu Umumiyei Osmaniye]
Madde 46
İşbu Kesime ekli çizelgede gösterilen Osmanlı Devlet Borçları, gene bu Kesimde belirtilen koşullar içinde, Türkiye ile 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında yararlarına Osmanlı İmparatorluğu’ndan toprak ayrılmış olan devletler ve işbu Andlaşmanın 12 ve 15. Maddelerinde sözkoııusu olan Adaların ve işbu Maddenin son Fıkrasında belirlenen toprakların kendilerine bırakıldığı devletler ve, son olarak, bu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak Asya toprakları üzerinde yeni kurulan devletler arasında bölüşülecektir. Bundan başka, yukarıda anılan devletlerin tümü, 53. Maddede gösterilen günlerden başlayarak, işbu Kesimde belirtilen koşullar içinde, Osmanlı Borçlarının faizli tutarına ilişkin yıllık yüklemlere de katılacaklardır. Türkiye, 53. Maddedede gösterilen günlerden başlayarak, öteki devletlere yükletilmiş katılma paylarından artık hiç bir biçimde sorumlu tutulmayacaktır.
1 Ağustos 1914 günü Osmanlı egemenliği altında olup Türkiye’nin işbu Andlaşmanın 2. Maddesinde belirlenen sınırları dışında bulunan Trakya arazisi Osmanlı Devlet Borçlarının bölüşülmesi konusunda bu Andlaşma uyarınca, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmış gibi sayılacaktır.
Madde 47
Osmanlı Devlet Borçları İdare Kurulu [Meclisi], işbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde gösterilen istikrazlara ilişkin olup ilgili devletlerden her birine düşen yıllık taksitlerin tutarını, bu Andlaşmanın yürürlüğe konulduğu günden başlayarak, 3 ay içinde 50. ve 51. Maddelerde konulan ilkelere göre saptayacak ve bu tutarı sözü geçen devletlere bildirecektir.
Bu devletler Osmanlı Devlet Borçlan İdare Kurulunun bu komi”daki çalışmalarını izlemek üzere İstanbul’a yetkili temsilciler gönderebileceklerdir.
İşbu Maddede yazılı ilkelerin uygulanmalına ilişkin olurak ilgili Taraflar arasında çıkabilecek tüm anlaşmazlıklar 1. Fıkrada; belirtilen bildirimin yapılmasından sonra en çok bir ay içinde Milletler Cemiyeti Meclisinin göstereceği bir Hakeme götürülecek ve bu Hakem en çok üç ay içinde kararını verecektir. Hakeme ödenecek ücret Milletler Cemiyeti Meclisince saptanacak ve öteki Hakemlik harcamalar ile birlikte, ilgili Taraflara yüklenecektir. Hakemin kararları kesin olacaktır. Hakeme başvurma yıllık taksitlerin ödenmelerini geciktirmeyecektir.
Madde 48
İşbu Kesime ekli çizelgenin (A.) Bölümünde gösterilen Osmanlı Devlet Borçlarının aralarında bölüşüleceği devletlerden, Türkiye’den başkaları, 47. Maddede söz konusu olan yıllık taksitlerden kendilerine düşen paylar için, anılan Madde gereğince, onlara yapılacak bildirim gününden başlayarak üç ay içinde, Osmanlı Devlet Borçları idare Kurumuna kendi paylarının ödenmesinin güvencesi olarak, yeterli miktarda sağlanca (rehin) göstereceklerdir. Yukarıda yazılı süre içinde anılan sağlancalar gösterilmez, ya da gösterilen sağlancaların uygun olup olmadığı konusunda anlaşmazlık çıkarsa, işbu andlaşmayı imzalayan her hangi bir Devletçe, Milletler Cemiyeti Meclisine başvurulabilecektir.
Milletler Cemiyeti Meclisi, karşılık olarak gösterilen gelirlerin toplanması işini, Türkiye’nin dışında, aralarında devlet borçlarının bölüşüleceği devletlerde mevcut bulunan uluslararası finans örgütlerine bırakılabilecektir. Milletler Cemiyeti Meclisinin kararları kesin olacaktır.
Madde 49
İlgili devletlerden her birine düşen yıllık taksit tutarının 47. Madde hükümlerine göre kesinlikle saptanmasına gırişildiği günden başlayarak bir aylık süre içinde, işbu Kesime bağlı çizelgenin (A) Bölümünde gösterilen Osmanlı Devlet Borçlarının nominal anaparasının bölüştürülmesi biçimini saptamak üzere Paris’te bir Komisyon toplanacaktır. Bu bölüşme, taksitlerin dağılımı için kabul edilmiş olan oranlara göre ve istikraz sözleşmeleri ile işbu Kesimin hükümleri gözönünde tutularak yapılacaktır.
Birinci Fıkrada anılan Komisyon Türkiye Hükümetinin temsilcisi ile Osmanlı Devlet Borçları Yönetim Kurulunun bir temsilcisinden ve Birleştirilmiş Borçlar ile Rumeli Demiryolu Senetleri [Lots Turcs] dışındaki, borçlarla ilgili olanların bir temsilcisinden ve ilgili devletlerden her birinin atayacağı temsilcilerden oluşacaktır. Komisyonda anlaşmaya varılamayan tüm işler 47. Maddenin 4. Fıkrasında yazılı Hakeme götürülecektir.
Türkiye kendi payı için yeni borç senetleri çıkarmağa karar verirse, Türkiye Hükümeti temsilcisi ile Osmanlı Devlet Borçları İdare Kurulu temsilcisinden ve Birleştirilmiş Borçlar ile Rumeli Demiryolu tahvilleri dışındaki borçlar temsilcilerinden oluşan bir Komite aracılığı ile, her şeyden önce Türkiye’ye ilişkin olmak üzere, Borçların anaparasının bölüşümü yapılacaktır. Yeniden çıkarılacak borç senetleri Komisyona verilecek ve Komisyon, Türkiye’nin aklanmasını ve Osmanlı Devlet Borçlarından kendilerine birer pay yüklenen öteki devletlere karşı senet sahiplerinin haklarını gösteren koşullar içinde, söz konusu senetlerin sahiplerine verilmesini sağlayacaktır. Osmanlı Devlet Borçlarından her devletin payını temsil etmek üzere çıkarılacak senetler, Bağıtlı Taraflar ülkelerinde her türlü damga resminden ya da söz konusu senetlerin çıkarılmasından doğacak başkaca vergilerden bağışık tutulacaktır.
İlgili devletlerden her birine düşen yıllık taksitlerin ödenmesi, nominal anaparanın bölüşülmesine ilişkin bu Maddede yazılı bulunan hükümler nedeniyle, ertelenmeyecektir.
Madde 50
47 nci Maddede yazılı yıllık taksitlerin ve 49. Maddede söz konusu olan Osmanlı Devlet Borçları nominal anaparasının bölüşülmesi aşağıdaki biçimde yapılacaktır :
Birincisi : 17 Ekim 1912 gününden önceki istikrazlar ile onlara ilişkin yüklemler, 1912-1913 Balkan Savaşları sonucunda bulunduğu durumda, Osmanlı İmparatorluğu ile savaş sonunda Osmanlı Devletinden kendilerine toprak ayrılan Balkan Hükümetleri ve işbu Andlaşmanın 12. ve 15. Maddelerinde söz konusu Adaların kendilerine verildiği devletler arasında bölüşülecek ve bu savaşlara son, veren Andlaşmaların ya da daha sonra yapılmış Andlaşmaların, yürürlüğe konulmasından sonra ortaya çıkan toprak değişiklikleri gözönünde tutulacaktır.
İkincisi : Bu ilk bölüşmeden sonra, Osmanlı Devletinin üzerinde kalan istikrazların borç artığı ile onlara ilişkin yıllık taksitler artığına, Osmanlı Devletince 17 Ekim 1912 günü ile 1 Kasım 1914 günü arasında yapılan istikrazlar ve bunlara ilişkin yıllık taksitler eklenince çıkacak toplam Türkiye ve Asya’da yeni kurulmuş olup işbu Andlaşma uyarınca Osmanlı devletinden, kendilerine toprak ayrılan devletler ve sözü geçen Andlaşmanın 46. Maddesinin son -Fıkrasında belirtilen toprak kendisine bağlanan Devlet arasında bölüşülecektir.
Anaparanın bölüşülmesi, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününde her istikrazın anaparasının tutarı üzerinden yapılacaktır.
Madde 51
50. nci Maddede açıklanan bölüşüm sonucu olarak Osmanlı Devlet; Borçlarının yıllık taksitlerinden ilgili devlete düşen pay aşağıdaki gibi saptanacaktır.
Birincisi : 50 nci Maddenin 1. Fıkrasında açıklanan bölüşüm için, önce 12. ve 15. Maddelerde sözü geçen Adalar ile Balkan savaşları sonucunda Osmanlı Devletinden ayrılan toprakların topuna düşecek pay tutarının saptanmasına girişilecektir.
İşbu payın 50. Maddenin birinci fıkrası hükümleri gereğince bölüşülecek yıllık taksitler toplamına göre tutarı, şözkonusu Adalar ve ayrılan ülkelerin, birlikte olarak, genel gelirleri toplamı ortalamasının, 1907 yılında konulan ek gümrük vergisi gelirleri ile birlikte, 1910-1911 ve 1911-1912 bütçe yılları sırasında Osmanlı Devletinin genci gelirler toplamı ortalamasıyla eş oranda olacaktır.
Böylece saplanacak tutar, kendilerine yukarıdaki fıkrada sözü-geçen toprakların verildiği devletler arasında daha sonra bölüşülecek ve, bunun sonucu olarak, söz konusu devletlerden her birine düşecek payın, aralarında bölüşülecek genel toplama oranla tutarı bu devletlerden her birine bağlanan toprakların gelirleri ortalamasının Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı Devletinden ayrılan toprakların ve 12. 15. Maddelerde sözü geçen Adaların toplamının 1910-1911 ve 1911-1912 bütçe yılları içindeki genel gelirleri ortalamasıyla eş oranda olacaktır. İşbu Fıkrada söz konusu gelirlerin hesaplanmasında gümrük gelirleri sayılmayacaktır,
İkincisi : 46. Maddenin son fıkrasında sözügeçen topraklarla birlikte, işbu Andlaşma uyarınca Osmanlı Devletinden ayrılan topraklara gelince, ilgili her Devlete düşen payın, 50. Maddenin 2. fıkrası hükümlerine göre bölüşülecek yıllık taksitlerinin genel toplamına oranı, ayrılan ülkenin ortalama gelirinin, 1910-1911 ve 1911-1912 bütçe yıllarında (1907 yılında konulan ek gümrük vergileri gelirleri ile birlikte) topraklar ve Adalar payı çıkarıldıktan sonra bulunacak tutarın oranıyla eş olacaktır.
Madde 52
İşbu Kesime bağlı çizelgenin, (B) Bölümünde yazılı avanslar Türkiye ile 46. Maddede anılan öteki devletler arasında aşağıdaki koşullara göre bölünecektir :
Birincisi : Çizelgede belirli olup 17 Ekim 1912 de mevcut bulunan avanslar konusunda işbu andlaşmanın yürürlüğe konulması gününde ödenmemiş anapara var ise, bu anapara ve 53. Maddenin 1. fıkrasında yazılı günlerden beri toplanmış faizler ile söz konusu günlerden beri yapılan ödemeler, 50. Maddenin 1. ve 51. Maddenin gene 1.fıkrasında belirtilmiş hükümlere göre bölüşülecektir.
İkincisi : İşbu ilk bölüşme sonucunda Osmanlı Devletine düşen paralar ve çizelgede belirtilmiş olup devletin, 17 Ekim 1912 günü ile l Kasım 1914 günü arasında anlaşmaya bağladığı avanslar ve işbu Andlaşmanm yürürlüğe konulması gününde eğer var ise, ödenmemiş olan anapara, ile l Mart 1920 gününe dek toplanmış faizler ve o günden beri yapılan ödemeler 50. Maddenin 2. ve 51. Maddenin 2. fıkralarında belirtilen, hükümlere göre bölüşülecektir.
Osmanlı Devlet Borçları Yönetim Kurulu söz konusu avanslardan ilgili devletlerin her birine düşen pay tutarını, işbu Andlaşmanın, yürürlüğe konulmasından başlayarak, 3 aylık, süre içinde saptayacak ve bu tutarı söz konusu devletlere bildirecektir.
Türkiye dışındaki devletlere yüklenen paralar, söz konusu devletlerce Devlet Borçları Yönetim Kuruluna ödenecek ve bu Kurulca da, ya alacaklılara ya da Türkiye’nin anılan devletler hesabına gerek faiz, gerek anapara akçesi olarak ödemiş bulunduğu paralar tutarını karşılayıncaya dek, Türkiye Hükümeti hesabına gelir yazılacaktır.
Yukarıdaki fıkrada öngörülen, ödemeler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak, eşit 5 yıllık taksit ile yapılacaktır. Bu ödemelerin Osmanlı Devleti alacaklılarına yapılacak bölümü, avans sözleşmesinde yazılı yıllık faizleri içerecek ve Türkiye Hükümetine düşen, bölümü ise faizsiz ödenecektir.
Madde 53
Balkan Savaşları sonunda kendilerine Osmanlı Devletinden toprak ayrılmış olan devletlerin borçlu olup işbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde yazılı Osmanlı Devlet Borçları istikrazlarının yıllık taksitleri, söz konusu toprakların anılan devletlere geçmelerini açıklayan Andlaşmaların yürürlüğe konulması gününden başlayarak ödenmesi gerekecektir. 12. Maddede belirtilen Adalara gelince, bunların yıllık taksitinin 1/14 Kasım 1913 gününden başlayarak ve 15. Maddede söz konusu olan Adaların yıllık taksitin ise 17 Ekim 1912 gününden başlayarak ödenmesi gerekecektir.
İşbu Andlaşma gereğince Osmanlı Devletinden ayrılan Asya’daki topraklar üzerinde yeni kurulmuş devletlerin ve 46. Maddenin son Fıkrasında yazılı topraklar kendisine bağlanan devletin borçlu oldukları yıllık taksitlerin l Mart 1920 gününden başlayarak ödenmesi gerekecektir.
Madde 54
İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde sayılan 1911, 1912 ve 1913 Hazine Tahvilleri, Sözleşmelerde saptanan ödeme gününden başlayarak, 10 yıllık bir süre içinde kararlaştırılmış faizleri ile birlikte ödenecektir.
Madde 55
Türkiye; ile birlikte, 46. Maddede anılan, devletler, işbu Kesime bağlı çizelgenin (A) Bölümünde belirtildiği üzere, Osmanlı Devlet Borçlarından kendilerine düşen ve 53. Maddede belirtilen günlerden başlayarak, ödenmesi gerektiği halde ödenmemiş bulunun yıllık taksitler tutarını Osmanlı Devlet Borçları Yönetim Kuruluna ödeyeceklerdir. Bu ödeme işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak, 20 yılda eşit taksitler ile ve faizsiz olarak yapılacaktır.
Türkiye’den başka devletlerce Devlet; Borçları İdare Kuruluna ödenen yıllık taksitler bu Kurulca, söz konusu devletler hesabına Türkiye tarafından ödenmiş olan paraların tutarını karşılayınca dek, Türkiye’nin henüz borçlu bulunduğu toplanmış taksitlerden çıkarılacaktır.
Madde 56
Bundan böyle, Osmanlı Devlet Borçları Yönetim Kurulunda Alman, Avusturyalı ve Macar senet sahiplerinin, temsilcileri bulunmayacaktır.
Madde 57
Osmanlı Devlet Borçları istikraz ve avanslarına ve karşılığı Mısır vergisi ile sağlanmış olan, 1855, 1891 ve 1894 Osmanlı istikrazlarına ilişkin faiz kuponlarının sunulması süreleri ile söz konusu istikrazlardan kurası çıkmış olan senetlerin ödenmesi için sünme süreleri, Bağıtlı Yüksek Tarafların topraklarında 29 Ekim 1914 gününden başlayarak, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra 3 ayın bitimine dek ertelenmiş sayılacaktır.
BİRİNCİ KESİME BAĞLI EK: I l Kasım 1914 gününden önceki Osmanlı Genel Borçları Çizelgesi
KESİM : II ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
Madde 58
Bir yandan Türkiye, öte yandan (Yunanistan dışında) öteki Bağıtlı Devletler, gerek Türkiye ile bu Devletlerin, gerek (tüzel kişiler de kapsamı içine girmek üzere) onların uyruklarının 1 Ağustos 1914 günü ile bugünkü Andlaşmanın yürürlüğe konulması günü arasında geçen süre içinde, gerek savaş eylemleri, gerek istiraval, el koyma, kullanım ya da zoralım önlemleri yüzünden doğan, kayıp, zarar ve ziyanlar nedeniyle her türlü para istemlerinden, karşılıklı olarak vazgeçerler.
Bununla birlikte, yukarıdaki hüküm işbu Andlaşmanın III. Bölümünde yazılı hükümleri (Ekonomik hükümler) zedelemeyecektir.
Almanya ile yapılan, 28 Haziran 1919 günkü Barış Andlaşmasının 259. Maddesinin. (1) Fıkrası ve Avusturya ile yapılan 10 Eylül 1919 günlü Barış Andlaşmasının 210. Maddesinin (1). Fıkrası gereğince, Almanya ve Avusturya tarafından devredilmiş olan altın para üzerindeki her türlü haklarından, Türkiye (Yunanistan dışarıda kalmak üzere) öteki Bağıtlı Devletler yararına vazgeçer.
Birinci Tertip Türk Tahvilleri konusunda, gerek 20 Haziran 1331 (3 Temmuz 1915) günkü Sözleşme ile, gerek bu Tahvillerin, arkasında yazılı metne göre, Osmanlı Devlet Borçları Yönetim Kuruluna yüklenmiş olan tüm ödeme yükümleri ortadan kaldırılmıştır.
Bunun gibi Türkiye, Osmanlı Hükümetince İngiltere’ye ısmarlanmış olup Britanya Hükümetince 1914 yılında müsadere edilmiş savaş gemileri için ödenmiş bulunan paraların geri verilmesini, ne Britanya Hükümetinden, ne de onun uyruklarından istememeği kabul ve bu konuda her türlü istemlerinden vazgeçer.
Madde 59
Yunanistan, savaş yasalarına aykırı olarak Anadolu’da Yunan Ordusunun ya da yönetiminin eylemlerinden doğan zararların onarımı yükümünü tanır.
Öte yandan, Türkiye, Yunanistan’ın savaşın uzamasından ve onun sonuçlarından doğan parasal durumunu gözönünde tutarak onarım konusunda Yunan Hükümetine karşı her türlü istemlerinden kesinlikle vazgeçer.
Madde 60
Gerek Balkan Savaşları sonucunda, gerek işbu Andlaşma ile Osmanlı İmparatorluğundan kendilerine toprak verilmiş ya da verilmekte olan Devletler, Osmanlı İmparatorluğunun işbu topraklar üzerindeki tüm taşınır ve taşınmaz mallarına, karşılık ödemeden, sahip olacaklardır.
Şurası kararlaştırılmıştır ki, 26 Ağustos 1324 (8 Eylül 1908) ve 20 Nisan 1325 (2 Mayıs 1909) günlü iradelerin [Padişah’ın Kararları] Hazine-i Hassa’dan [Saray’ın mal ve mülkü] Devlete geçirilmesini emrettiği taşınır ve taşınmaz mallar ile 30 Ekim 1918 de Hazine-i Hassa’ca kamu hizmetleri için yönetilmekte bulunmuş olan taşınır ve taşınmaz mallar, söz konusu Devletlerin, bu mallara ilişkin, konularda Osmanlı İmparatorluğu yerine geçmeleri gerekeceğinden, bu mallar üzerinde kurulmuş olan Vakıflar geçerli sayılmak üzere, yukarıdaki fıkrada anılan taşınır ve taşınmaz malların kapsamı içine girecektir.
Gerek Balkan Savaşları sonucunda, gerek daha sonra Yunanistan’a geçmiş olan eski Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde bulunup Hazine-i Hassa’dan Devlete geçen taşınır ve taşınmaz mallar konusunda Türkiye Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında çıkan anlaşmazlık, yapılacak bir Hakem anlaşmasıyla ve 1-14 Kasım 1913 günlü Atina Andlaşmasına ekli 2 sayılı Özel Protokol gereğince, La Haye’de bir Hakem Mahkemesine sunulacaktır.
Bu Maddenin hükümleri Hazine-i Hassa adına tescilli ya da onun yönettiği, işbu Maddenin 2. ve 3. Fıkralarında öngörülmeyen, taşınır ve taşınmaz malların hukuksal niteliğini değiştirmiyecektir.
Madde 61
İşbu Andlaşma gereğince Türkiye’den başka bir Devletin uyruğuna geçmiş olup sivil ve askersel emeklilik ve açıkta tutulma, yetim ve dul maaşlarından [Pension] yararlananlar, maaşları nedeniyle Türkiye Hükümetine karşı hiç bir istemde bulunamayacaklardır.
Madde 62
Almanya ile 28 Haziran 1919’da yapılan Versailles Barış Andlaşmasının 261. Maddesi ve 10 Eylül 1919’da Avusturya ile, 27 Kasım 1919’da Bulgaristan ile ve 4 Haziran 1920’de Macaristan ile yapılan Barış Andlaşmalarının koşut Maddeleri uyarınca, Türkiye’den alacaklı bulundukları tüm alacakların öteki Bağıtlı Devletlere geçirilmesini [transfert| Türkiye kabul eder.
Öteki Bağıtlı Devletler, bu konuda Türkiye’ye düşen borçlardan onu aklar.
Türkiye’nin Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan’dan alacakları da sözü geçen Bağıtlı Devletlere geçirilmiştir.
Madde 63
Türkiye Hükümeti, öteki Bağıtlı Devletlerle anlaşmış olarak, Savaştan sonra Türkiye’ye satılacak malların semenleri için Alman Hükümetinin Türkiye Hükümetince çıkarılan kağıt paraları belirli bir kambiyo fiyatı ile kabul edeceği konusunda Savaş sırasında üstlendiği yüklemlerden Alman Hükümetini akladığını açıklar.
BÖLÜM : III EKONOMİK HÜKÜMLER
Madde 64
Bu Bölümde “Müttefik Devletler” teriminden anlaşılan Türkiye’nin dışındaki Bağıtlı Devletlerdir. “Müttefikler uyrukları” terimi, Türkiye’nin dışındaki, Bağıtlı Devletler uyruklarından olanların ya da bu Devletlerden birinin koruyuculuğu altındaki bir Devlet ya da ülke uyruklarından olan gerçek kişiler, ortaklıklar, dernekler [associations] ve kuruluşları [etablissements] kapsamaktadır.
Bu bölümün “Müttefikler uyruklarına” ilişkin hükümlerinden, Müttefik Devletler uyruğuna sahip olmamakla”‘ birlikte, gerçekte bu Devletlerce korunmakta bulunmaları nedeniyle, Osmanlı makamlarınca Müttefik uyruğu gibi işleme bağlı tutulmuş ve bu yüzden zarar görmüş olan kişiler de yararlanacaktır.
KESİM : I MALLAR, HAKLAR VE ÇIKARLAR
Madde 65
29 Ekim 1914 günü Müttefik Devletler uyruğu bulunan kişilerin olup işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulduğu gün Türk kalacak topraklar üzerinde kimliği belirlenecek mallar, haklar ve çıkarlar, bulundukları durumda, hak sahiplerine hemen geri verilecektir.
Buna karşılık, Türk uyruklarının olup 29 Ekim 1914 günü Müttefik Devletlerin egemenliği ya da koruyuculuğu altında bulunan, ya da Balkan Savaşları sonunda Osmanlı İmparatorluğundan ayrılarak bugün söz konusu Devletlerin egemenliği altında tutulan topraklar üzerinde kimliği belirlenebilecek mallar, haklar ve çıkarlar da, bulundukları durumda, hak sahiplerine hemen geri verilecektir.
Bundan başka, bu Andlaşma ile Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmış topraklar üzerinde bulunup Türk uyruklarının olan ve Müttefik Devletler makamlarınca arıtımlara ya da başkaca
olağanüstü önlemlere konu olmuş bulunan mallar, haklar ve çıkarlar konusunda da özdeş işlem uygulanacaktır.
İşbu Andlaşma ile Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bir ülkede bulunup Osmanlı Hükümetince olağanüstü savaş önlemlerine konu olduktan sonra, o ülkede egemenliğini sürdüren Bağıtlı Devletin bugün elinde bulunan kimliği belirlenebilecek mallar, haklar ve çıkarlar meşru hak sahiplerine, bulundukları durumda, geri verilecektir. Sözkoııusu ülke üzerinde egemenliğini sürdüren Bağıtlı Devletçe arıtılmış olan taşınmaz mallara da özdeş işlem uygulanacaktır. Kişiler arasında bunların dışındaki tüm hak istemleri, yetkili yerel mahkemeler önünde ileri sürülecektir.
Üzerinde hak ileri sürülen malların kimliğine ya da geri verilmesine ilişkin tüm anlaşmazlıklar bu Bölümün V. Kesiminde yazılı Karma Hakem Mahkemesine sunulacaktır.
Madde 66
65. Maddenin birinci ve ikinci Fıkraları hükümlerinin yerine getirilmesi için, Bağıtlı Yüksek Taraflar, hak sahiplerini, en ivedi bir yöntem ile, kendilerinin rızası olmaksızın yüklenmiş olabilecek her türlü yüklem ya da yararlanma haklarından [charges ou servitudes] arınmış olarak malları, hakları ve çıkarlarına tasarruf edecek duruma koyacaklardır. Söz konusu mallar, haklar ve çıkarları, geri verme işlemini yapacak olan Hükümetten daha önce doğrudan doğruya ya da dolayısıyla elde etmiş olup da, geri verme yüzünden zarar görmüş bulunacak üçüncü kişilerin zarar- giderimi de o Hükümete düşecektir. İşbu zarar – giderim konusunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümlenmesi genel mahkemelerin [Tribunaux de droit commun] yetkisi içine girecektir.
Öteki tüm durumlarda, zarar – giderim için ilgili kişilere karşı dava açmak zarar gören üçüncü kişilere düşecektir.
Bu amaçla, düşman malları, hakları ve çıkarları üzerinde Bağıtlı Yüksek Taraflarca girişilen tüm tasarruf işlemleri ve başkaca olağanüstü savaş önlemleri, arıtma işlemi henüz sona ermemiş ise, hemen kaldırılacak ve durdurulacaktır. Sahiplerinin istemleri, söz konusu mallar, haklar ve çıkarlar, kimliği belirlenir belirlenmez, geri verilmek üzere yerine getirilecektir.
65. Madde ile geri verilmesi öngörülen mallar, haklar ve çıkarlar, işbu Andlaşmanın imzası günü Yüksek Tarafların Hükümetlerinden birinin makamlarınca arıtılmış bulunuyorsa, bu Hükümet, arıtma semenini sahiplerine ödeyerek, söz konusu mallar, haklar ve çıkarları olduğu gibi geri vermek zorunluğundan kurtulacaktır. Eğer sahibinin isteği üzerine, V. Kesimde öngörülen Karma Hakem Mahkemesi, arıtmanın, değer fiatı sağlayacak koşullar içinde yapılmamış olduğuna karar verirse, bu Mahkeme taraflar arasında bir anlaşmaya varılmadığı durumda, haklı göreceği ölçüde arıtma semenini artırabilecektir. Mal sahibi ile, varılacak anlaşma ya da sözü geçen Karma Hakem Mahkemesi kararı gününden başlayarak iki aylık süre içinde ödeme yapılmamış ise, söz konusu mallar ve çıkarlar geri verilecektir.
Madde 67
Bir yandan Yunanistan, Romanya, Sırp – Hırvat-Sloven Devleti, öte yandan Türkiye, kendi Orduları ve yönetim makamlarınca Türkiye topraklarında ya da Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat – Sloven Devleti topraklarında bulunan her türlü taşınmaz malların ülkelerinde aranması ve geri verilmesi konusunda hem gerekli yönetimsel önlemler alınması, hem de ilgili tüm belgelerin teslimi yolu ile kolaylık gösterilmesini, karşılıklı olarak, yükümlenirler.
Bu araştırma ve geri verme Alman, Avusturya, Macar ve Bulgar Orduları ve Yönetim makamlarınca Yunan, Romanya ya da Sırp-Hırvat-Sloven Devleti toprakları üzerinde (saisis on séquestrés) olup ta Türkiye’ye ya da onun uyruklarına geçirilmiş bulunan yukarıda söz konusu eşya ile Yunan, Romanya ya da Sırp-Hırvat-Sloven Devleti Ordularınca Türk topraklarından alınarak ya da haczedilerek Yunanistan’a, Romanya’ya ya da Sırp – Hırvat – Sloven Devletine ya da onların uyruklarına geçirilmiş olan eşya için de yerine getirilecektir.
Bu araştırma ve geri vermeğe ilişkin dilekçeler, Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak, altı ay içinde sunulacaktır.
Madde 68
Türkiye’nin Yunan Ordusunca işgal edilmiş bulunan bölgelerimle Yunan makamları ya da yönetimi ile Türk uyrukları arasında yapılmış sözleşmelerden doğan borçlar, işbu sözleşmelerde yazılı koşullar içinde, Yunan Hükümetince ödenecektir.
Madde 69
1 Ağustos 1914’de yararlandıkları rejim gereğince, Müttefik Devletler uyruklarının ve mallarının bağlı olmadığı hiç bir vergi, resim ya da ek resim, 1922-23 Bütçe yılından önceki Bütçe yılları için, söz konusu uyruklardan ya da onların malları üzerinden alınmayacaktır.
1922-23 Bütçe yılından önceki yıllar için 15 Mayıs 1923 gününden sonra vergi alınmış bulunuyor ise, işbu Andlaşma yürürlüğe konulur konulmaz, bu paralar hak sahiplerine geri verilecektir.
15 Mayıs 1923 gününden önce alınan paralar konusunda hiç bir istemde bulunulamayacaktır.
Madde 70
65, 66, 68 ve 69. Maddelere dayanan istemler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak, 6 aylık süre içinde yetkili makamlar önünde ve bu yoldan anlaşmaya varılamazsa, gene bu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak 12 aylık bir süre içinde Karma Hakem Mahkemesi önünde ileri sürülecektir.
Madde 71
Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Romanya ve Sırp – Hırvat – Sloven Devleti ya da onların uyrukları, kendi mal, hak ve çıkarları konusunda 29 Ekim 1914 gününden önce Osmanlı Hükümeti önünde istem ileri sürmüş ya da dava açmış bulunuyorsa, işbu Bölümün hükümleri, söz konusu istemler ya da davaları hiçbir biçimde zedelemeyecektir. Britanya, Fransa, İtalya, Romanya ve Sırp – Hırvat – Sloven Hükümetleri önünde Osmanlı Hükümeti ya da uyruklarınca ileri sürülen istemler ya da açılan davalar konusunda da özdeş işlem yapılacaktır. Bu istemler ya da davalar Türkiye Hükümeti ve bu Maddede adları geçen öteki Hükümetler önünde, Kapitülasyonların kaldırılmış olması da gözönünde tutularak, özdeş koşullar içinde izlenecektir.
Madde 72
Bugünkü Andlaşma ile Türk kalan topraklar üzerinde Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’ın ya da onların uyruklarının olup da işbu Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından önce Müttefik Hükümetlerce alınmış ya da işgal edilmiş bulunan mallar,haklar ve çıkarlar, söz konusu Hükümetler ile Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan Hükümetleri ya da onların ilgili uyrukları arasında gerekli anlaşmaların [arrangcments] yapılmasına dek, Müttefik Hükümetlerin ellerinde kalacaktır. Eğer bu mallar, haklar ve çıkarlar arıtılmış ise, bu arıtma işlemi doğrulanmaktadır.
İşbu Andlaşma ile Türkiye’den ayrılmış olan ülkeleri yöneten [exerçant l’autorité] Hükümetler bu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak bir yıl içinde, o ülkelerde bulunan Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ya da onların uyruklarının malları, hakları ve çıkarlarını arıtabileceklerdir.
Şimdiye dek yapılmış olsun, ya da olmasın, arıtmaların semeni, eğer bu mallar Alman, Avusturya, Macar ve Bulgar Devletlerinin ise, ilgili Devlet ile yapılmış olan Barış Andlaşması uyarınca kurulmuş Onarım Komisyonuna (Commisison de Réparations) ödenecektir. Eğer arıtılan mallar özel kişilerin ise, semenleri doğrudan doğruya sahiplerine verilecektir.
Bu maddenin hükümleri Osmanlı Anonim Ortaklıklarına uygulanamaz.
İşbu maddede öngörülen önlemler nedeniyle Türkiye Hükümeti hiç bir biçimde sorumlu olmayacaktır.
KESİM : II SÖZLEŞMELER VE SÜRE AŞIMLARI
Madde 73
82. Maddede tanımlandığı üzere, sonradan düşman durumuna gelmiş olan Taraflar arasında o Maddede yazılı günden önce yapılmış olup aşağıda gösterilen türlerdeki sözleşmeler, içerdikleri hükümlere ve işbu Andlaşmanın hükümlerine bağlı bulunmak koşulu ile yürürlükte kalırlar.
a) Taşınmaz malların satışına ilişkin sözleşmeler (satış işlemi yöntemine uygun biçimde henüz gerçekleştirilmiş olmasa bile 82. Madde uyarınca Tarafların düşman durumuna geldiği günden önce teslim işlemi fiilen yapılmış ise);
b) Özel kişiler arasında yapılmış kira, kira bedeli ve kira vaadi sözleşmeleri [baux, contrats de location et promesses de location];
c) Özel kişiler arasında yapılan maden, orman ya da tarım topraklarının işletilmesine ilişkin sözleşmeler;
d) İpotek, sağlanca [gagc] ve inanca [nantissement] Sözleşmeleri;
e) Bağlı oldukları yasaya göre ortaklarının kendilerinden başka bir kişiliği bulunmayan kollektif ortaklıklarına (partnerships) uygulanmamak üzere, ortaklık kurucu sözleşmeleri;
f) Konusu ne olursa olsun, gerçek kişiler ya da Ortaklıklar ile Devlet, iller, Belediye ve benzeri öteki yönetimsel tüzel kişiler arasında yapılan sözleşmeler;
g) Aile hukukuna ilişkin sözleşmeler;
h) Bağışlara ya da, ne nitelikte olursa olsun, kazandırmalara [teberru, libéralités] ilişkin sözleşmeler.
İşbu Madde, sözleşmelere, yapıldıkları sırada kendiliklerinden taşıdıkları değerden başka bir değer verilmesi için ileri sürülemez, işbu Madde ayrıcalık sözleşmelerine uygulanmayacaktır.
Madde 74
Sigorta Sözleşmeleri için işbu Kesimin Ekinde yazılı hükümler uygulanır.
Madde 75
73. ve 74. Maddelerde sayılan Sözleşmeler ve ayrıcalık sözleşmeleri dışarıda tutulmak üzere, sonradan birbiriyle düşman durumuna gelen kişiler arasında yapılmış sözleşmeler, tarafların düşman oldukları günden başlayarak kaldırılmış sayılacaktır.
Bununla birlikle, sözleşmenin bağıtlılarından her biri, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak üç ay içinde, gerekiyorsa, öteki tarafa sözleşmenin yapıldığı günkü koşullar ile, onun yürürlükle bırakılması istenildiği günkü koşullar arasındaki farkı karşılayacak bir zarar – giderim ödemek üzere, sözleşmenin uygulanması isteminde bulunabilecektir. Bu zarar – giderim, taraflar arasında bir anlaşmaya yarılamazsa, Karma Hakem Mahkemesince saptanacaktır.
Madde 76
İşbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından önce 73, 74 ve 75. Maddelerde yazılı sözleşmelerin Bağıtlı Devletler uyruklarından olan tarafları arasında ve özellikle bu sözleşmelerin sona erdirilmesi, sürdürülmesi, uygulama biçimi ya da onlarda değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak ve ödenecek paranın türüne ya da kambiyo değerine ilişkin anlatmalar da bunun kapsamı, içine girmek üzere tüm işlemlerin [transaction] geçerliliği doğrulanmıştır.
Madde 77
30 Ekim 1918’den sonra Müttefikler uyrukları ile Türk uyrukları arasında yapılmış sözleşmeler geçerli sayılıp genel hukuk hükümlerine bağlı olacaktır. 30 Ekim 1918 gününden sonra, 16 Mart 1930 gününe dek, İstanbul Hükümeti ile, yöntemine uygun biçimde yapılmış sözleşmeler de geçerli sayılıp genel hukuk hükümlerine bağlı olacaktır.
16 Mart 1920’dan sonra İstanbul Hükümeti ile, yöntemine uygun biçimde ve bu hükümetin edimsel yönetimi altındaki ülkelerle ilgili olarak yapılmış tüm sözleşmeler ile anlaşmalar, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak üç aylık bir süre içinde, ilgililerin istemleri üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulacaktır. Bu sözleşmeler gereğince yapılmış olan ödemeler ödemeyi yapmış olan tarafın kredisine, yöntemine uygun biçimde geçirilecektir.
Onaylanmazsa, ilgili tarafın, eğer gerekiyorsa, doğrudun doğruya ve gerçekten gördüğü zararı karşılayacak ölçüde bir zarar- giderim hakkı olacak ve bu zarar – giderim, anlaşma yolu ile bir çözüm bulunamazsa, Karma Hakem Mahkemesince saptanacaktır,
Bu Maddenin hükümleri ne ayrıcalık sözleşmelerine, ne de ayrıcalığın geçirimine uygulanamaz.
Madde 78
Sonradan düşman durumuna gelmiş taraflar arasında, ayrıcalık sözleşmeleriyle ilgili olarak ortaya çıkan, ya da yukarıda anılan 6 aylık sürenin sona ermesinden önce ortaya çıkabilecek olan tüm anlaşmazlıklar, Karma Hakem Mahkemesince çözümlenecektir. Ancak, tarafsız devletlerin yasalarının uygulanması nedeniyle bu devletlerin ulusal Mahkemelerinin yetkisi içine giren, anlaşmazlıklar bu hükmün dışında kalacaktır.
Bu son durumda, söz konusu anlaşmazlıklar, Karma Hakem Mahkemesince değil, bu ulusal mahkemelerce çözümlenecektir.
Bu madde uyarınca Karma Hakem Mahkemesinin yetkisi içine giren anlaşmazlıklara ilişkin şikayetler, bu Mahkemelerin kuruluşu gününden başlayarak 6 aylık bir süre içinde, yapılmış olmalıdır. Bu süre sona erince, Karma Hakem Mahkemesine sunulmamış olan anlaşmazlıklar, genel hukuk hükümlerine göre yetkili mahkemelerce çözümlenecektir.
Bu Maddede hükümleri, ne savaş sırasında aynı ülkede oturmuş ve kişileri ile mallarına özgürce tasarruf etmiş olan tüm taraflar arasında yapılmış sözleşmelere, ne de Tarafların düşman duruma girdikleri günden önce yetkili bir Mahkemece hükme bağlanmış anlaşmazlıklara uygulanamaz.
Madde 79
Bağıtlı Yüksek Taraflar ülkeleri üzerinde düşmanlar arasındaki ilişkilerde süre aşımına, hakkın yitirilmesi ya da yasal sürenin geçişi nedeniyle davaya bakılması konularında, her türlü süreler, ister savaşın başlamasından önce, ister ondan sonra işlemeğe başlamış olsun, 29 Ekim 1914’den bugünkü Andlaşmanın yürürlüğe konulmasını izleyen üç aylık bir surenin sona ermesine dek durdurulmuş sayılacaktır.
İşbu hüküm, özellikle faiz ve hisse senedi geliri kuponlarının sunulması sürelerine ve kura çıkıp ödenmesi gereken senetlerin ya da ödenecek başkaca herhangi bir senedin sunulma sürelerine uygulanır.
Romanya’ya ilişkin konularda, yukarıda yazılı süreler 27 Ağustos 1916 gününden başlayarak durdurulmuş sayılacaktır.
Madde 80
Düşmanlar arasındaki ilişkilerde, savaştan önce düzenlenmiş olan hiç bir ticaret senedi, yalnızca kabul ya da ödeme için gerekli süre içinde sunulmaması, ya da Savaş sırasında çekicilere ve cirantalara kabul edilmemek ya da ödenmemek nedeniyle bildirim yapılmaması, ya da protesto ve her hangi bir işlemin eksik bulunması nedeniyle geçersiz sayılmayacaktır.
Eğer bir ticaret senedinin kabul ya da ödenmesi için sunulması zorunluğu ya da kabul edilmemesi ya da ödenmemesinin çekici ya da cirantalara bildirimi zorunluğu ya da o senedin protesto edilmesi zorunluğu için gerekli süre, Savaş sırasında sona ermiş ve senedi sunma ya da protesto etme ya da kabul etmeme ya da ödenmemesini bildirmek durumunda olan taraf bunu Savaş sırasında yapmamış ise, senedi sunmak, kabul etmemek ya da ödenmemesini bildirmek ya da protesto da bulunmak için kendisine işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak üç aylık, süre tanınacaktır.
Madde 81
Ödenmesi zamanı gelmiş borçlara karşılık olarak Savaştan önce yapılmış sağlanca ya da ipotekleri paraya çevirmek için Savaş sırasında yapılmış olan satışlar, borçluya haber vermek üzere gerekli işlemler tümüyle yerine getirilmiş olmasa bile, borçlunun her türlü zarar ve ziyanlar konusunda hesapların sonuçlandırılması için alacaklıyı Karma Hakem Mahkemesine çağırabilmesi kesin hakkı saklı kalmak üzere geçerli sayılacaktır.
Mahkeme, taraflar arasındaki hesapları arıtmak,: sağlanca ya da ipotek olarak verilen malın verilme koşullarını incelemek ve eğer alacaklı kötü niyetle davranmış ya da malın satışından kaçınmak için ya da bu satışın hakça bir fiyat ile yapılmasını sağlamak için elinde bulunan her olanağa başvurmamış ise, borçlunun satış nedeniyle uğradığı zararı gidermek gereğini alacaklıya yüklemek ye ikisine sahip bulunacaktır.
Bu hüküm ancak düşmanlar arasında uygulanacak ve yukarıda yazılı işlemlerden 1 Mayıs 1923 gününden sonra yapılmış olanları kapsamayacaktır.
Madde 82
Bu Kesimin anlamına göre, bir sözleşmenin taraflarını oluşturan kişiler, aralarında ticaretin fiilen olanaksız, bulunduğu ya da bu kişilerden birinin bağlı olduğu, yasalar, Hükümet kararları ya da yönetmelikler ile ticaret yasaklandığı ya da yasalara aykırı bir nitelik aldığı günden başlayarak düşman sayılacaktır.
Sözleşme yapanlardan biri, Savaş sırasında, onun için düşman olan bir ülkede oturarak kişi ve mallan ürerinde özgürce tasarrufta bulunabilmiş olduğu bir durumda, Bağıtlı Yüksek Taraftarlardan birinin ülkesi üzerinde, (Ortaklıklar da kapsamı içine girmek üzere) düşman kişiler ve onların temsilcileri [Agents] arasında yapılmış sözleşmeler 73, 74, 75, 79 ve 80. maddeler hükümlerinin, dışında kalarak genel bükümlere bağlı tutulacaktır.
Madde 83
İşbu Kesimin hükümleri Japonya ile Türkiye arasında uygulanmayacak ve bu hükümlere konu olan sorunlar adı geçen, iki ülkenin her birinde yerel yasalar uyarınca çözümlenecektir.
EK I. YAŞAM SİGORTALARI
(1) Bir sigortacı ile sonradan düşman olmuş bir kişi arasında yaşam sigorta sözleşmeleri, savaş durumunun başlaması ya da o kişinin düşman olması nedeniyle, ortadan kalkmış sayılmayacaktır.
Yukarıdaki Fıkraya göre ortadan kalkmış sayılmayan bir sözleşme hükümleri uyarınca savaş sırasında ödenmesi gerekmiş olan her sigorta edilmiş paranın savaştan sonra ödenmesi gerekecektir, işbu paraya, ödenmesi gerekli olduğu zamandan ödendiği güne dek, yıllık yüzde beş faiz eklenecektir.
Savaş sırasında sigorta primlerinin ödenmemesinden ya da sözleşme hükümlerinin uygulanmamasından dolayı eğer bir sözleşme hükümsüz ya da etkisiz, kalmış ise, sigortalı kişi ya da vekilleri ya da hak sahipleri, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak oniki ay içinde her zaman poliçenin hükümsüz kaldığı ya da ortadan kalkmış sayıldığı günkü değerini sigortacıdan yıllık yüzde beş faiziyle birlikte isteyebilecektir.
Yaşam sigorta sözleşmeleri, 29 Ekim 1914 gününden önce imza edilip sözleşmelerin hükümlerine göre primlerin ödenmemesinden dolayı, işbu Andlaşmadan önce kaldırılmış ya da miktarı azaltılmış olan Türk uyrukları, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak üç ay içinde ve eğer o sırada yapıyorlarsa, sigorta edilen sermayenin bütünü için poliçelerini yeniden düzenlemeğe yetkili olacaklar ve bu amaçla, sigorta kumpanyası doktorunun yapacağı ve kumpanyanın uygun göreceği bir sağlık muayenesinden, geçtikten
sonra toplanmış primleri, yüzde beş toplanmış faizi ile birlikte, ödemek zorunda kalacaklardır.
(2) Bugün bir Müttefik devlet uyruğu olan Ortaklıklar ile Türkiye uyrukları arasında 1914 yılı 29 Ekim’inden önce yapılmış olup Türk Lirasından başka bir para ile ödenmesi öngörülmüş ve primleri 18 Kasım 1915 gününden önce ve sonra ya da yalnızca o günden önce ödenen yaşam sigortası sözleşmeleri aşağıdaki biçimde sonuçlandırılacaktır.:
Birincisi
18 Kasım 1915 gününden önceki zamanlar için sözleşmede yazılı türde para ile ve bu tür parayı çıkaran ülkenin kuruna göre sigorta edilen kişinin hakları poliçenin genci koşullarına uygun olarak saptanacaktır. Örneğin altın Frank, ya da kâğıt para Frank olarak belirlenen her para Fransız Frankı ile ödenecektir.
İkincisi
18 Kasım 1915 gününden sonraki süre için Türk Lirasının değeri Savaştan önceki değerine eşit sayıldığından Türk kâğıt parasıyla ödenecektir.
Sözleşmeleri Türk parasından başka bir para ile yapılmış olan Türkiye uyrukları, 18 Kasım 1915’den beri primlerini sözleşmelerde yazılı para ile ödediklerini kanıtlarlarsa, söz konusu sözleşmeler 18 Kasım 1915’den sonraki zamanlar için bile işbu parayı çıkarmış olan, ülkenin kuruna göre ödeyecektir.
Bugün Müttefik bir devletin uyrukluğunu taşıyan Ortaklıklarla 29 Ekim 1914 tarihinden önce Türk parasından başka bir para ile yapılmış ve primlerinin ödenmesi dolayısıyla, şimdiye dek yürürlükte kalmış olan sözleşmelerin sahibi Türkiye uyrukları, işbu Andlaşmaıım yürürlüğe konulması gününden başlayarak üç ay içinde, bu söyleşmelerde yazılı para ile ve o parayı çıkaran ülkenin kuruna göre, sermayelerini bütünlemesi için poliçelerini yeniden düzenlemek hakkına sahip olacaklardır. Bunun için, 18 Kasım 1915’den beri süreleri dolmuş olan primleri o para ile ödeyeceklerdir. Buna karşılık, sözügeçen kişilerin o günden sonra Türk parası ile ödedikleri primler kendilerine gene o para ile geri verilecektir.
(3) Türk Lirası olarak yapılmış olan sigorta sözleşmelerinde iso, ödeme Türk parasıyla olacaktır.
(4) Sigorta Ortaklığı ile bir özel sözleşme yaparak poliçelerinin değerini ve primlerinin ödeme biçimini önceden düzenlemiş ohın, sigortalı kişilere ve işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması günündü poliçeleri kesinlikle ödenmiş olan kişilere 2. ve 3, Fıkraların hükümleri uygulanmayacaktır.
(5) Yukarıdaki Fıkraların uygulanmasında, tarafların karşılıklı yükümlerini hesaplarken, kişi ömrü tahminleri ile faiz tutarının karışımına dayanan sigorta sözleşmeleri, yaşam üzerine yapılmış sigorta sözleşmesi hükmünde sayılacaktır.
II. DENİZ SİGORTALARI
(6) Tarafların düşman durumuna gelmelerinden önce risk başlamış olması ve sigortacının bağlı olduğu Devlet ya da o Devletin Müttefiklerince girişilmiş savaş eylemleri sonucundaki zararları gidermeye ilişkin bulunmaması koşulu ile, deniz sigorta sözleşmeleri, içerdikleri hükümler geçerli ise, ortadan kaldırılmış sayılmayacaktır.
III. YANGIN SİGORTALARI VE ÖTEKİ SİGORTALAR
(7) Yukarıdaki Fıkrada yazılı koşullarla, yangın ya da öteki tüm sigorta sözleşmeleri ortadan kaldırılmış sayılmayacaktır.
KESİM : III BORÇLAR
Madde 84 — Bağıtlı Yüksek Taraflar, Savaştan önce yapılmış sözleşmeler gereğince, savaştan önce ya da savaş sırasında ödenmesi zamanı gelmiş olup Savaş nedeniyle ödenmemiş bulunan borçların, sözleşmelerde yazılı koşullar içinde ve üzerinde anlaşılan para ile, o paranın çıkarıldığı ülkedeki kuru üzerinden ödeneceğini kabul ederler.
İşbu Bölümün II nci Kesimi Ekinin hükümlerini bozmamak koşulu ile, şurası kararlaştırılmıştır ki, Savaştan önceki bir sözleşme uyarınca yapılması gereken ödemeler, Savaş sırasında söz konusu sözleşmede gösterilen paradan başka bir para ile, bir parçası ya da bütünüyle alınmış bulunan paraların karşılığı ise, bu ödemeler gerçekte alınmış olan paraları, alındığı para ile ödeyerek yapılabilecektir. Bu hüküm, işbu Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından önce, ilgililer arasında uzlaşma yolu ile belirlenmiş olan ona aykırı hükümleri bozmayacaktır.
Madde 85
Osmanlı Devlet Borçlarının işbu Kesimin ve işbu Bölümün (Ekonomik Hükümler) öteki Kesimlerinin dışında bırakılmasında anlaşmaya varılmıştır.
KESİM : IV SINAÎ, EDEBÎ VE GÜZEL SANATLAR MÜLKİYETİ
Madde 86
İşbu Andlaşma hükümleri nakli tutulmak koşulu ilef sınaî, edebî ya da güzel sanatlar mülkiyet hakları, Bağıtlı Devletlerden her birinin yasaları uygulanarak, 1 Ağustos 1914’te sahip oldukları duruma göre, Bağıtlı Yüksek Taraflar topraklarında, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak, bu haklardan savaş durumunun başladığı sırada yararlanmış olan kişilerin ya da onların hak sahiplerinin yararına yeniden tanınacak ya da geri verilecektir. Bunun gibi, eğer Savaş ortaya çıkmasaydı, bir sınaî mülkiyetin, bir edebî ya da güzel sanat yapıtının korunması için yasaya uygun biçimde yapılmış bir istem üzerine, Savaş süresince elde edilebilecek haklar da, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak, söz konusu haklara sahip bulunan kişiler yararına olarak tanınacak ve geri verilecektir.
Yukarıda yazılı hükümler gereğince, geri verilecek hakları zedelemeksizin Savaş sırasında Müttefik Devletlerden birinin yasama, yürütme ya da yönetim makamınca alınmış olabilecek önlemlere dayanarak, Osmanlı uyruklarına ilişkin sınaî, edebî ya da güzel sanatlar mülkiyeti konusunda yapılan tüm işlemler (lisans yerilmesi de dahil olarak) yürürlükte kalacak ve hükümleri bütünüyle geçerli olacaktır. Bu hüküm, her hangi bir Müttefik Devlet uyruklarının hakları konusunda Türk Makamlarınca alınmış önlemler için de tıpkısıyla geçerlidir.
Madde 87
1 Ağustos 1914 gününden önce edinilmiş olan, ya da eğer Savaş çıkmasaydı, Savaştan önce ya da Savaş süresince yapılmış bir istem ile o günden beri edinilmesi olanakh bulunan şunaî mülkiyet haklarını elde etme ya da koruma, ya da bu konuda itiraz ileri sürebilmeleri için, öteki her bir Bağıtlı Devlet ülkesinde Türk uyruklarına ve Türkiye’de söz konusu Devletlerin uyruklarına, ek resim ve hiç bir tür ceza olmaksızın, her işlemi ve formaliteyi yapmak, her türlü resimleri ödeme ve, genel olarak, her devletin yasalarının gerektirdiği tüm yükümlülükleri yerine getirmek üzere, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak, en az bir yıl süre tanınacaktır.
Kimi işlemlerin yapılmaması ve kimi formalitelerin bütünlenmemesi ya da bir resimin ödenmemesi nedeniyle düşük sayılmış olan sınaî mülkiye hakları – buluş belgeleri ile çizilmiş planlara ilişkin konularda bunların geçersiz görüldüğü süre içinde, onları işleten ya da kullanan üçüncü kişilerin haklarını korumak için9 her Devletin hak gözetirce zorunlu sayacağı önlemleri alabilmesi koşulu ile — yeniden geçerli duruma getirilecektir.
Bir buluş belgesinin yürürlüğe konulması, ya da fabrika ya da bir ticaret markasının, ya da bir çizilmiş planının kullanılması için verilen sürede, l Ağustos 1914 ile işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması günü arasındaki zaman hesaba katılmayacak ve ayrıca, 1 Ağustos 1914 gününde geçerli olan hiç bir buluş belgesinin ve fabrika ya da ticaret markasının ya da çizilmiş planın, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak, iki yıl geçmedikçe, yalnızca yürürlüğe konulmaması ya da kullanılmaması nedeniyle, düşük ya da iptal edilmiş sayılmaması kararlaştırılmıştır.
Madde 88
Bir yandan Türkiye uyrukları ile Türkiye’de yerleşmiş olan ya da Türkiye’de sanatlarını yapmakta bulunan kişiler, öte yandan Müttefik Devletlerin uyrukları ile Müttefiklerin ülkelerinde yerleşmiş ya da sanatlarını yapan kişiler ve bu kişilerin Savaş sırasında kimi haklarını devretmiş olduğu üçüncü, kişiler taraflarından, Savaşın başlaması ile işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması günü arasında geçen süre içinde, öteki Tarafın ülkesinde ortaya çıkmış olup Savaş sırasında her hangi bir zamanda mevcut bulunmuş olan ya da 86 ncı Maddeye dayanarak yeniden, tanınması gereken sınaî, edebî ya da güzel sanatlar mülkiyet haklarını çiğnemiş gibi sayılabilen eylemeler nedeniyle bir dava açılamayacak ve hiç bir istemde bulunulamayacaktır.
Yukarıda söz konusu eylemler içine, Bağıtlı Yüksek Taraflar Hükümetleri ya da onlar hesabına ya da onların izni ile öteki kişilerce sınaî, edebî, ya da güzel sanatlar mülkiyet haklarının kullanılması ve bu haklara ilişkin ürünler, araçlar, gereçler ya da her türlü eşyanın satışı, satışa çıkarılması ya da kullanılması eylemleri de girmektedir.
Madde 89
Sınaî mülkiyet haklarından yararlanma, ya da edebiyat ya da güzel sanatlar alanlarındaki yapıtları çoğaltma konusunda, bir yandan Müttefik Devletler uyrukları ya da
onların ülkelerinde oturan ya da orada sanatlarını sürdürmekte olan kişiler ile, öte yandan Osmanlı uyrukları arasında savaş durumundan önce yapılmış olan Lisans Sözleşmeleri,
Türkiye ile Müttefik Devletler arasında başlayan savaş durumu gününden sonra ortadan kaldırılmış sayılacaklardır.
Bununla birlikte, her durumda, bu tür bir sözleşmeden yararlanmış olan kimse, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulduğu günden başlamak üzere altı ay içinde, hak sahibinden yeni
bir lisans isteyebilecek ve bunun koşulları, Taraflar arasında anlaşma yolu ile kararlaştırılmazsa, işbu Bölümün beşinci Kesiminde yazılı Karma Hakem Mahkemesince saptanacaktır. O zaman, Mahkeme, gerekiyorsa, Savaş sırasında haklarının kullanılması nedeniyle, haklı göreceği ödenmesi gereken parayı saptayabilecektir.
Madde 90
İşbu Andlaşma uyarınca Türkiye’den ayrılan ülkeler halkı, gerek bu ayrılışa, gerek onun sonucu olarak doğacak uyrukluk değişikliğine karşın, Osmanlı yasalarına göre, bu değişiklik sırasında sahip oldukları sınaî, edebî ve güzel sanatlar mülkiyet haklarından Türkiye’de bütünüyle yararlanmayı sürdüreceklerdir.
Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’den ayrılan ülkelerde, bu ayrılış sırasında yürürlükte olan ya da 86 ncı Madde gereğince yeniden yerine getirilecek ya da geri verilecek olan sınaî, edebî ve güzel sanatlar mülkiyet hakları, söz konusu toprakların geçeceği Devletçe tutanacak ve Osmanlı yasalarının tanıdığı süre boyunca bu ülkeler üzerinde yürürlükte kalacaktır.
Madde 91
Osmanlı İmparatorluğu Hükümetinin İstanbul’da ya da başka yerlerde 30 Ekim 1918 gününden beri, yöntemine uygun biçimde, vermiş olduğu buluş belgeleri ya da fabrika markaları koiaısunda yapılan tescil işlemleri ve bunun gibi, işbu buluş belgeleri ile fabrika markalarının, devir ve teslimine ilişkin her türlü kayıt ya da tescil işlemleri, ilgililerin işbu Andlaşmanın yürürlüğe sokulması gününden başlayarak üç ay içinde, verecekleri dilekçeler üzerine, Türkiye Hükümetine bildirilecek ve bu Hükümetçe tescil edilecektir, işbu tescilin hükmü, önceki tescil gününden başlayarak geçerlidir.
BÖLÜM : V KARMA HAKEM MAHKEMESİ
Madde 92
Bir yandan Müttefik Devletlerden her biri, öte yandan Türkiye arasında, bu Andlaşmanın yürürlüğe konulduğu günden başlayarak üç aylık süre içinde, birer Karma Hakem Mahkemesi kurulacaktır.
Bu Mahkemelerden her biri, ikisi ilgili Hükümetlerin her birince atanmak üzere, üç üyeden oluşacaktır. Bu Hükümetler birden fazla kişiyi atamak yetkisine sahip olacaklar ve Mahkemede üye sıfatıyla bulunacak kişiyi, duruma göre, bunlar arasından, seçeceklerdir. Başkan ilgili iki Hükümet arasında anlaşılarak atanacaktır.
Bu Andlaşmanın yürürlüğe konulduğu günden başlayarak iki aylık süre içinde bu anlaşma gerçekleştirilemezse, söz konusu Başkan, ilgili Hükümetlerden birisinin istemi üzerine, Lahey Uluslararası Sürekli Adalet Mahkemesi Başkanınca, Savaş sırasında tarafsız kalmış olan Devletler uyrukluğımdaki kişiler arasından atanacaktır.
Eğer bu iki ay içinde ilgili Hükümetlerden biri kendisini Mahkemede temsil edecek üyeyi seçemeyecek olursa, öteki ilgili Hükümetin istemi üzerine, söz konusu üyenin atanması
Milletler Cemiyeti Meclisince yapılacaktır.
Mahkeme üyelerinden biri ölür ya da çekilirse, ya da görevlerini herhangi bir nedenle, yapamayacak bir durumda bulunursa, atama için saptanmış yönteme göre, yerine ötekinin atanması yoluna gidilecektir. Bu iki aylık süre ölümün, çekilmenin ve görev yapılması olanaksızlığının, yöntemine göre, kanıtlanmış bulunduğu günden başlayacaktır.
Madde 93
Karma Hakem Mahkemelerinin merkezi İstanbul olacaktır. Eğer sorunların nicelik ve niteliği gerekli kılarsa, ilgili Hükümetler her Mahkemede bir ya da birkaç Şube kurmak yetkisine sahip olacaklardır. Bu Şubelerden, her birinin toplanması için duruma göre, her hangi bir yer saptanabilecektir. Şubelerden her biri bir ikinci Başkan ile, 92. Maddenin 2 ilâ 5. Fıkralarında yazılı olduğu üzere atanmış iki üyeden oluşacaktır.
Her Hükümet Mahkeme önünde kendisini temsil etmek için bir ya da bir kaç memur (Ajan) atayacaktır.
Eğer Karma bir Hakem Mahkemesinin ya da Şubelerinden birisinin kuruluşundan başlayarak iki yıl sonra işbu Mahkeme ya da Şube işlerini bütünlememiş olursa ve o Mahkeme ya da Şubenin toplandığı yerin bulunduğu topraklara sahip olan Devlet istemde bulunursa söz konusu Hakem Mahkemesi ya da Şubesi bu toprakların dışına taşınacaktır.
Madde 94
92. ve 93. Maddeler uyarınca kurulan Karma Hakem Mahkemeleri, işbu Andlaşma gereğince kendi yetkilileri içine giren anlaşmazlıklar konusunda hüküm vereceklerdir.
Üyelerinin çoğunluğunun verdiği karar Mahkemenin kararı olacaktır.
Bağıtlı Yüksek Taraflar, Karma Hakem Mahkemelerinin kararlarını kesin saydıklarını ve kendi uyrukları için bunların uyulmasını zorunlu kılacaklarını ve Mahkeme kararları kendilerine bildirilir bildirilmez hiç bir uygulama [tenfiz] kararı alınmasına gerek olmaksızın, bunların tüm toprakları üzerinde yerine getirilmesini sağlamayı kabul etmişlerdir.
Bundan başka, Bağıtlı Yüksek Taraflar özellikle Mahkeme kararlarının iletilmesine ve kanıtların toplanmasına ilişkin konularda kendi Mahkeme ve makamlarının. Karma Hakem Mahkemelerine ellerinden gelen, her türlü yardımı doğrudan doğruya yapmağı üstlenirler.
Madde 95
Karma Hakem Mahkemeleri adalete, hak gözetirliğe ve iyiniyete uygun biçimde çalışacaklardır.
Her Mahkeme, önünde kullanılacak dili saptayacak ve sorunları iyice anlayabilmek üzere, gerekli çevirileri yaptıracak ve izlenecek yargılama yöntem kurallarını ve sürelerini belirleyecektir. Bu kuralların düzenlenmesinde, aşağıdaki ilkelere uyulacaktır.
(1) Yargılama yöntemi, bir tasarı [lâyiha] ve buna bir karşılaşan verilmesini öngörecek, ayrıca bir karşı- tasarının yumlı ile onun da yanıtının verilmesi olanağım içerecektir. Eğer taraflardan biri sözlü düşünceler ileri sürmek ya da sürdürmek isteminde bulunursa, öteki tarafa da, böyle bir durumda, aynı biçimde davranma yetkisi tanınması koşulu ile, buna izin verilecektir.
(2) Mahkeme soruşturma yapılmasını, belgeler sunulmasını, bilirkişiye başvurulmasını emretmek; yerinde keşif [experlise] ye incelemede bulunmak, her türlü bilgiyi islemek, tanıkları dinlemek ve taraflardan ya da temsilcilerinden her türlü sözlü açıklama istemek konularında tüm yetkiye sahip olacaktır.
(3) İşbu Andlaşmada yazılı tersine hükümler dışanla tutulmak üzere, Mahkemenin kuruluşu gününden başlayarak altı aylık sürenin bitiminden sonra, söz konusu Mahkemenin bir kararı ile verilmiş ve uzaklık ya da zorlayıcı nedenlerle, kural – dışı olarak haklı görülmüş bir özel izin bulunamadıkça, hiç bir istem ve sav kabul edilmeyecektir.
(4) Bir yıl içinde, toplamı sekiz haftaya geçmeyecek olan tatil dönemleri dışında, işlerin ivedilikle görülmesini sağlamak üzere, her hafta yeterince toplantı yapmak Mahkemenin görevi olacaktır.
(5) Hükümler, işin Mahkemece görüldüğünü gösteren yargılamanın bitiminden başlayarak en geç iki ay sonra verilmiş olmalıdır.
(6) Konunun gerektirdiği duruşmalar ve her durumda, hükümlerin okunması açık celsede olacaktır.
(7) Her Karma Hakem Mahkemesi, işlerin iyi biçimde yürütülmesine yararlı görürse, çalışma yeri dışında bir ya da bir kaç toplantı yapmak yetkisine sahip olacaktır.
Madde 96
İlgili Hükümetler her bir Mahkeme için, aralarında anlaşarak, bir genel Sekreter atayacak ve her biri ona bir ya da birkaç Sekreter verecektir. Mahkemenin, ilgili Hükümetlerin onayı ile, yardımlarına gerek göreceği kişileri tutabilmesi bakımından, Genel Sekreter ve Sekreterler onun emri altında bulunacaktır.
Her Mahkeme Sekreterliğinin Büroları İstanbul’da olacaktır. Başka herhangi bir yerde yardımcı Büro kurmak ilgili Hükümetlerin işidir.
Her Mahkeme kendisine verilecek olan işlere ilişkin arşivleri, yazı ve belgeleri kendi Sekreterliğinde saklayacak ve görevinin bitiminde bunları toplantı yerinin bulunduğu Hükümetin Arşiv Dairesine verecektir. Bu arşivler ilgili Hükümetlere her zaman açık olacaktır.
Madde 97
Her Hükümet atadığı Karma Hakem Mahkemeleri üyeleri ile atayacağı memur ya da Sekreterlerin ücret ve ödeneklerini ödeyecektir.
Başkan ile Genel Sekreterin ücret ve ödenekleri ilgili Hükümetlerce, aralarında anlaşarak, saptanacak ve bu ücret ve ödenekler ile Mahkemenin ortak harcamaları her iki Hükümetçe yarı yarıya ödenecektir.
Madde 98
İşbu Kesim Japonya ile Türkiye arasında ortaya çıkmış olup; bu Andlaşma uyarınca Karma Hakem Mahkemesinin yetkisi içinde bulunması gereken işlere uygulanmayacaktır; bu işler iki Hükümet arasında anlaşma yolu ile çözümlenecektir.
KESİM : VI ANDLAŞMALAR
Madde 99
İşbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra ve onun içerdiği hükümler bozulmaksızın; aşağıda sayılan ekonomik ya da teknik nitelikteki çok taraflı Andlaşmalar, Sözleşmeler, Anlaşmalar; Türkiye ile öteki Bağıtlı Devletlerden, bunlara taraf olanlar arasında yeniden yürürlüğe gireceklerdir.
(1) Denizaltı kablolarının, korunmasına ilişkin 14 Mart 1884, l Aralık 1886 ve 23 Mart 1887 günlü Sözleşmeler ile 7 Temmuz 1887 günlü bütünleyici [de clôture] Protokol;
(2) Gümrük tarifelerinin yayımlanmasına ve gümrük tariflerinin yayımlanması için uluslararası bir Birlik kurulmasına ilişkin 5 Temmuz 1890 günkü Sözleşme;
(3) Paris’te Uluslararası Sağlık Ofisi kurulmasına ilişkin, 9 Aralık 1907 Anlaşması [Arrangement];
(4) Roma’da uluslararası bir Tarım Enstitüsü kurulmasına ilişkin 7 Haziran 1905 günlü Sözleşme;
(5) Escaut Irmağı üzerinde geçiş resminin satın alınmasına ilişkin 16 Temmuz 1863 günlü Sözleşme;
(6) İşbu Andlaşmanın 19. Maddesindeki özel hükümleri saklı kılmak koşulu altında, Süveyş Kanalının özgürce kullanılmasını güvence altına alacak bir rejim saptanmasına ilişkin 29 Ekim 1888 günlü Sözleşme;
(7) 30 Kasım 1920 günlü Madrit’te imzalanan Sözleşme ve Anlaşmalarla birlikte, Evrensel Posta Birliğine ilişkin Sözleşme ve Anlaşmalar;
(8) 10/12 Temmuz 1875 günü Sen-Petersburg (bugünkü Leningrad) da imzalanan Uluslararası Telgraf Sözleşmeleri ve 11 Haziran 1908 de Libzon’da Uluslararası Telgraf Konferansında kararlaştırılan Tüzükler ve Tarifeler;
Madde 100
Türkiye aşağıda sayılan Sözleşmelere ya da Anlaşmalara katılmağı ve onları onaylamağı yükümlenir.
(1) Otomobillerin uluslararası dolaşımına ilişkin 11 Ekim 1909 günlü Sözleşme;
(2) Gümrük resmine bağlı vagonların kurşunlanarak kapatılmasına ilişkin 15 Mayıs 1886 günlü Anlaşma ve 18 Mayıs 1907 günkü Protokol;
(3) Denizlerde çarpışına, yardım ve kurtarma işlerine ilişkin kimi kuralların birleştirilmesiyle ilgili 23 Eylül 1910 günlü Sözleşme;
(4) Hastahane gemilerinin limanlarda resim ve vergilerden bağışıklığına ilişkin 21 Aralık 1904 günlü Sözleşme;
(5) Kadın ticaretinin yasaklanmasına ilişkin 18 Mayıs 1904, 4 Mayıs 1910 ve 30 Eylül 1921 günlü Sözleşmeler;
(6) Fuhuş ile ilgili yayınların yasaklanmasına ilişkin 4 Mayıs 1910 günlü Sözleşme;
(7) 54, 88 ve 90. Maddelerin saklı kalması koşulu ile9 17 Ocak 1912 günlü Sağlık Sözleşmesi;
(8) Filoksera hastalığına karşı alınacak önlemlere ilişkin 3 Ekim 1881 ve 15 Nisan 1889 günlü Sözleşmeler;
(9) Afyon konusunda 23 Ocak 1912 günü La Hayc’de imzalanan Sözleşme ile 1914 Ek Protokolü;
(10) 5 Temmuz 1912 günlü Uluslararası Telsiz Telgraf Sözleşmesi;
(11) Afrika’da alkollü maddelerin bağlı tutulacağı rejime ilişkin Saint – Germain-en-Laye’de imzalanan 10 Eylül 1919 günlü Sözleşme;
(12) 26 Şubat 1885 günlü Berlin Genel Bağıtı ile 2 Temmuz 1890 günlü Brüksel Demeci ve Genel Senedinin yeniden incelenmesi konusunda Saint – Germain – en – Laye’de imzalanan 10 Eylül 1919 günlü Sözleşme;
(13) Eğer Türkiye 1 Mayıs 1920 günlü Protokol hükümlerinin uygulanmasıyla coğrafya durumunun, gerektirdiği değişikliklere kavuştuğunu görürse. Havayolu ile Gezilerin Düzenlenmesine ilişkin 13 Ekim 1919 günkü Sözleşme;
(14) Kibrit yapımımla beyaz fosfor kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin, 26 Eylül 1906 günü Berne’de imzalanan Sözleşme, Türkiye, bunlardan başka, telli ve telsiz telgraflara ilişkin uluslararası yeni Sözleşmelerin düzenlenmesine katılmağı yükümlenir.
BÖLÜM: IV ULAŞIM YOLLARI VE SAĞLIK İŞLERİ KESİM : I ULAŞIM YOLLARI
Madde 101
Türkiye, transitin serbestliğine ilişkin, Barselona Konferansında 14 Nisan 1921 günü kabul edilmiş olan Sözleşme ile Statüye ve uluslararası nitelikte, gidiş – gelişe elverişli su yollarına uygulanacak rejime ilişkin anılan Konferansça 19 Nisan 1921 günü kabul edilmiş bulunan Sözleşme ve Statü ile Ek Protokole katıldığını açıklar.
Böylece, Türkiye işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlamak üzere, bu Sözleşme, Statü ve Protokoller hükümlerinin yürürlüğe konulmasını yükümlenir.
Madde 102
Türkiye, deniz kıyısı bulunmayan Devletlerin gemi bayrağına sahip olma haklarının tanınmasına ilişkin 20 Nisan 1921 günlü Barselona Deklarasyonuna katıldığını açıklar.
Madde 103
Türkiye, 20 Nisan 1921 günlü Barselona Konferansının uluslararası rejime bağlı limanlara ilişkin öğütleme Kararlarına katıldığını açıklar.
Türkiye bu rejini altına konulacak limanları daha sonra bildirecektir.
Madde 104
Türkiye, 20 Nisan 1921 günlü Barselona Konferansının uluslararası demiryollarına ilişkin öğütleme kararlarına katıldığını açıklar. Bu öğütlemeler işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmadı gününden başlayarak, Türk Hükümetince, karşılıklı olmak koşulu ile uygulanacaktır.
Madde 105
Türkiye, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra, 14 Ekim 1890, 20 Eylül 1893, 16 Temmuz 1895, 16 Haziran 1898 ve 19 Eylül 1906 günlerinde Bern’de imza edilen Demiryolları ile eşya taşınmasına ilişkin Sözleşmelere ve Düzenlemelere [Arrangements] katılmağı yükümlenir.
Madde 106
Yeni sınırların geçeceği yerler nedeniyle, bir ülkenin iki bölümünü birbirine bağlayan bir demiryolu öteki ülkeyi kesiyor ya da bir ülkeden başlayan bir demiryolu kola başka bir ülkede- son buluyorsa, iki ülke arasındaki ulaşıma ilişkin konularda işletme koşulları, özel olarak kararlaştırılan hükümler saklı kalmak üzere, ilgili Demiryolu Yönetimleri arasında yapılacak bir anlaşma ile düzenlenecektir; bu Yönetimler anlaşma koşulları üzerinde uyuşmazlarsa, bunlar hakem yolu ile belirlenecektir.
Türkiye ve onunla sınırı olan Devletler arasındaki sınır üzerinde tüm tren istasyonlarının kurulması ve bu istasyonlar arasındaki demiryolların işletilmesi özdeş koşullar içeren anlaşmalarla düzenlenecektir.
Madde 107
Geldiği ya da gittiği yer Türkiye ya da Yunanistan olup Yunan-Bulgar sınırı ile, Kuleliburgaz yakınına düşen Yunan-Türk sınırı arasındaki Doğu Demiryollarının üç kesiminden transit olarak yararlanan yolcular ve ticaret eşyasından işbu transit nedeniyle hiç bir resim ya da harç alınmayacak ve hiç bir pasaport ya da gümrük kontrolü işlemi yapılmayacaktır.
İşbu Maddenin uygulanması Milletler Cemiyeti Meclisinin seçeceği bir Komiserce sağlanacaktır.
Yunan ve Türk Hükümetleri bu Komiser katında yukaııda sözüedilcn hükümlerin uygulanmasına ilişkin her soruna Komiserin ilgisini çekmekle görevli ve bu görevin yapılması için gerekli tüm kolaylıklardan yararlanacak bir temsilci atamak hakkına sahip olacaklardır. Bu Temsilciler, gereksinim duyacakları alt memurların sayısı ve niteliği konusunda Komiserle anlaşacaklardır,
Söz konusu hükümlerin uygulanmasına ilişkin olup çözümlemeği başaramadığı her sorunu, Milletler Cemiyeti Meclisinin kararına sunmak bu Komiserin yetkisi içinde bulunacaktır. Yunanistan ve Türkiye Hükümetleri, çoğunlukla karar alacak olan işbu Meclislin her kararına uymağı yükümlenirler.
Bu Komiserin maaşı ve yapacağı hizmete ilişkin harcamaları Yunan ve Türk Hükümetlerince eşit biçimde karşılanacaktır.
Türkiye daha sonra Edirne’yi Kuleliburgaz ile İstanbul arasındaki demiryoluna bağlayan bir demiryolu yaparsa, işbu Maddenin, Kuleliburgaz ve Bosnaköy yanındaki Yunanistan – Türkiye sınır noktaları arasında, iki yönlü transite ilişkin hükümleri geçersiz kalacaktır.
İlgili Hükümetlerden her biri, bu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlamak üzere, beş yıllık bir süre sonunda işbu Maddenin 2-5. Fıkralarında öngörülen denetlemeği sürdürmeğe neden olup olmadığı konusunda bir karar vermesi için Milletler Cemiyeti Konseyine başvurmak hakkına sahip olacaklardır. Bununla birlikte, Yunan – Bulgar sınırı ile Bosnaköy arasında bulunan Doğu Demir-yollarının iki kesimi üzerindeki transite ilişkin olan 1. Fıkra hükümlerinin yürürlükte kalması kararlaştırılmıştır.
Madde 108
Gerek Osmanlı Hükümetinin ya da özel Ortaklıkların olup işbu Andlaşma uyarınca Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan topraklarda bulunan limanlar ile demiryollarının geçirimine ilişkin, gerek Bağıtlı Devletler arasında ayırcalık hakkı sahiplerine ve memurlarının emeklilik işlerine ilişkin olarak önceden konulmuş ya da konulacak özel hükümler saklı kalmak üzere, demiryollarının geçirimi aşağıdaki koşullara göre yapılacaktır.
1°. Tüm demiryolları için yapılmış yapıt ve tesisler bütünüyle ve olanaklı olduğu ölçüde iyi durumda bırakılacaktır.
2°. Kendisinin yürüyücü gereçleri (matériel roulant) bulunan bir demiryolu ağının tümü devredilmiş bir toprak üzerinde ise, bu gereçler 30 Ekim 1918 günlü son envantere göre bütünü ile bırakılacaktır.
3°. İşbu Andlaşma gereğince yönetimleri ayrılacak demiryollarının yürüyücü gereçlerinin bölüşülmesi, çeşitli parçaları kendilerine verilen Yönetimler arasında dostça anlaşma yolu ile saptanacaktır. Bu anlaşma, 30 Ekim 1918 günlü son envantere göre, söz konusu demiryolu üzerindeki kayıtlı gereçlerin önemini, servis yolları ile birlikte, demiryollarının uzunluğunu, ulaşımın nitelik ve niceliğini hesaba katacaktır. Anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlıklar hakem yolu ile çözümlenecektir. Hakem kararı, gerekiyorsa, her kesimde bırakılması gereken lokomotifleri, yolcu ve yük vagonlarını gösterecek, bunların devralınması koşullarını belirleyecek ve eldeki atölyelere götürülen gereçlerini kısa bir süre içinde, bakımını sağlamak için zorunlu görülecek düzenlemeleri ortaya koyacaktır.
4°. Ana maddeler, oturma eşyası ve aletler, yürüyen gereçlerin bağlı tutulduğu koşulların tıpkısına bağlı olacaktır,
Madde 109
Tersine hükümler olmadıkça, eğer yeni bir sınırın çizilmesi yüzünden bir Devletin sularının düzeni (kanallar açılması, su baskınları, sulama, drenaj, ya da onların benzeri işler) öteki bir Devletin toprağında yapılacak işlere bağlı bulunduğu, ya da bir Devletin toprakları üzerinde, Savaştan önceki yapılacak işlere öteki bir Devletin topraklarından çıkan sular ya da idrolik enerji kullanılıyorsa, ilgili Devletler arasında, her birinin çıkarlarını ve kazanılmış haklarını koruyacak nitelikte, bir anlaşma yapmaları gerekir.
Anlaşma olmazsa sorun hakem yolu ile çözümlenecektir.
Madde 110
Romanya ve Türkiye, Köstence – İstanbul [telgraf] kablosunun işletme koşullarını hakça saptamak üzere, aralarında anlaşacaklardır. Anlaşma olmazsa, sorun hakem yolu ile çözümlenecektir.
Madde 111
Türkiye, gerek kendi, gerek uyrukları adına, artık kendi topraklarına erişmeyen kabloların tümü ya da parçaları üzerinde, ne nitelikte olursa olsun, tüm hak ya da ayrıcalıklardan vazgeçer.
Eğer yukarıdaki Fıkra gereğince geçirimi yapılmış olan kablolar ya da kabloların bir bölümü özel mülkiyetten ise sahiplerinin zararlarının giderimi, mülkiyetin geçtiği Hükümlerce karşılanacaktır. Zarar giderimin tutarında anlaşma olmazsa, bu tutar hakem yolu ile saptanacaktır.
Madde 112
Türkiye kendi topraklarında en az bir bağlantısı olan kablolar üzerinde daha önce sahip olduğu mülkiyet haklarını koruyacaktır.
Bu kabloların Türk topraklarına giriş haklarının kullanılması ve onların işletilmesi koşulları ilgili Devletlerce, dostça anlaşarak, düzenlenecektir. Anlaşma olmazsa, anlaşmazlık hakem yolu ile çözümlenecektir.
Madde 113
Bağıtlı Yüksek Taraflar, her biri kendisiyle ilgili olarak, Türkiye’de yabancı postahaneleriıı kaldırılmasını kabul ettiklerini açıklarlar.
KESİM : II SAĞLIK İŞLERİ
Madde 114
İstanbul Sağlık İşleri Yüksek Kurulu (Conseil Supérieur de Santé de Constantinople) kaldırılmıştır. Türkiye’nin kıyıları ve sınırlarının sağlık örgütüyle Türk yönetimi görevlidir.
Madde 115
Oranları ve koşulları hakça olacak tek düzen bir sağlık tarifesi, Türk bayrağı ile yabancı bayrakları ayırt etmeksizin, tüm gemilere ve Türkiye uyruklarına uygulanan özdeş koşullarla, yabancı Devlet uyruklarına uygulanacaktır.
Madde 116
Türkiye, açıkta kalmış olan eski sağlık memurlarının, İstanbul Sağlık İşleri Yüksek Kurulunun paralarından ayrılarak verilmek üzere, zarar giderimi haklarına ve işbu Kurulun bugünkü eski memurlarının ve onların yerine geçen hak sahiplerinin, kazanılmış öteki tüm haklarına bütünüyle saygı göstermeği üstlenir. İşbu haklara, eski İstanbul Sağlık İşleri Yüksek Kurulu’nun yedek akçesinin, ayrılması biçimine ve eski Sağlık Yönetiminin kesin arıtımına ilişkin tüm işler ile onlara benzer ya da bağlı olan öteki tüm sorunlar, özel (ad hoc) bir Komisyonca çözümlenecektir. Bu Komisyon, Almanya, Avusturya ve Macaristan dışındaki İstanbul Sağlık İşleri Yüksek Kuruluna katılmış olan devletlerden her birinin bir temsilcisinden oluşacaktır. Gerek yukarıda sözü edilen arıtma, gerek bu arıtımdan sonra kalan paraların tahsis yönüne ilişkin olarak, işbu Komisyonun üyeleri arasında anlaşmazlık çıkarsa, Komisyonda temsil edelin Devletlerden her biri, son kararı alacak olan Milletler Cemiyeti Meclisine başvurma hakkına sahip bulunacaktır.
Madde 117
Türkiye ile Mekke’de Hac ödevinin, Kudüs ziyaretinin ve Hicaz Demiryollarının korunmasında ilgili bulunun Devletler, uluslararası Sağlık Sözleşmelerinin hükümleri uyarınca, özel önlemler alacaklardır. Uygulamada eksiksiz bir tekdüzen sağlamak amacıyla, bu devletler ile Türkiye, Hac ve ziyaretlere ilişkin sağlık Eşgüdüm Komisyonu kuracaklardır. Bu Komisyonla Türkiye Sağlık Daireleri ve Mısır Deniz ve Karantina Sağlık Kurulu temsil edilecektir.
Bu Komisyon, toprakları üzerinde toplanacağı Devletin önceden iznini alacaktır.
Madde 118
Hac ve ziyaretlere ilişkin Sağlık İşleri Etüdüm Komisyonu’nun çalışmaları konusunda, gerek Milletler Cemiyeti Sağlık Komitesine ve Uluslararası Genel Sağlık Ofisine, gerek Hac ve ziyaretle ilgili her ülkenin istemde bulunacak Hükümetine raporlar gönderilecektir. Komisyon, kendisine Milletler Cemiyetince, Uluslararası Genel Sağlık Ofisine ya da ilgili Hükümetlerce yöneltilecek tüm sorular üzerine görüşünü bildirecektir.
KESİM: V ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
1. SAVAŞ TUTSAKLARI
Madde 119
Bağıtlı Yüksek Taraflar, ellerinde kalmış olan savaş tutsakları ile sivil tutukluları hemen ülkelerine geri yollamağı yükümlenirler.
Yunanistan ve Türkiye’nin, her birinin elinde bulunan savaş tutsakları ve sivil tutukluların mübadelesi bu Hükümetler arasında 30 Ocak 1923 günü Lozan’da imza edilmiş olan özel Anlaşmanın konusunu oluşturmaktadır.
Madde 120
Disipline aykırı eylemler nedeniyle cezaya çarptırılması gereken ya da çarptırılmış olan savaş tutsakları ve sivil tutuklular, cezalarının bütünlenmesine ya da onlara ilişkin yasal kavuşturmanın sona ermesine bakılmaksızın, geri yollanacaktır.
Disiplin cürümleri dışındaki eylemeleri nedeniyle cezaya çarptırılması gereken ya da çarptırılmış olanların tutuklulukları sürdürülebilecektir.
Madde 121
Bağıtlı Yüksek Taraflar, kaybolanların aranması ya da geri gönderilmeme isteğinde bulunmuş olan savaş tutsakları ve sivil tutukluların kimliklerinin belirlenmesi için, her biri kendi toprakları üzerinde, her türlü kolaylığı göstermeği yükümlenirler.
Madde 122
Bağıtlı Yüksek Taraflar, işbu Andlaşma yürürlüğe konulur konulmaz; savaş tutsakları ve sivil tutukluların olduğu ya da olmuş bulunduğu halde alıkonulmuş tüm eşya, para, hisse senetleri, tahviller, belgeler ya da her türlü kişisel eşyanın geri verilmesini yükümlenir
Madde 123
Bağıtlı Yüksek Taraflar, kendi Ordularınca ele geçirilmiş olan savaş tutsaklarının geçimleri için harcanan paraların ödenmesinden karşılıklı olarak vazgeçtiklerini açıklarlar.
2. MEZARLIKLAR
Madde 124
Aşağıda 126 Maddenin özel hükümleri zedelenmeksizin, Bağıtlı Yüksek Taraflar, içlerinden her birinin 29 Ekim 1914’ten beri savaş alanında, ya da yaralanma, kaza ya da hastalık sonucunda ölen kara ve deniz askerleri ile o günden beri, tutsaklık sırasında ölmüş savaş tutsakları ve sivil tutukluların, kendi egemenlikleri altında bulunan topraklar üzerindeki mezarlıklarına, mezarlarına, toplu ceset çukurlarına ve adlarına dikilen anıtlara saygı gösterecek ve onların bakımını yapacaklardır.
Bağıtlı Yüksek Taraflar, içlerinden her birinin söz konusu mezarlıkları, mezarları ve toplu ceset çukurlarını belirlemek, kaydını yapmak, yönetmek ve bunların bulundukları yerlerde uygun anıtlar dikmekle görevlendirecekleri Komisyonlara, kendi toprakları üzerinde görevlerini yapmak için, tüm kolaylıkları gösterme konusunda anlaşacaklardır. Bağıtlı Taraflar, yukarıda sözügeçen kara ve deniz askerlerinin kemiklerinin yurtlarına geri gönderilmesi konusundaki istemleri yerine getirebilmek için, ulusal yasalar hükümleri ve genel sağlığın gerekleri saklı kalmak koşulu ile, her türlü kolaylığı, karşılıklı olarak göstermeye söz verirler.
Madde 125
Bağıtlı Yüksek Taraflar,
Birincisi : Tutsak iken ölen savaş tutsakları ve sivil tutukluların, kimliklerinin belirlenmesi için yararlı tüm bilgilerle birlikte eksiksiz bir listesini;
İkincisi : Kimlikleri belirlenmeksizin gömülmüş ölülerin, mezarlarının sayısı ve yerleri konusunda her türlü bilgileri, karşılıklı olarak, birbirlerine vermeği yükümlenirler.
Madde 126
Romanya topraklarında 27 Ağustos 1916’dan beri ölen Türk kara ve deniz askerleri ve savaş tutsaklarının mezarları, toplu ceset çukurları ve adlarına dikilen anıtların bakımı ile sivil tutuklulara ilişkin 124. ve 125. Maddelerden doğan başkaca herhangi bir yükümlülük için Romanya Hükümeti ile Türkiye Hükümeti, arasında özel bir Andlaşma yapılacaktır.
Madde 127
124. ve 125. Maddelerin genel nitelikteki hükümlerini bütünlemek için, bir yandan Britanya İmparatorluğu, Fransa ve İtalya Hükümetleri, öte yandan Türkiye ve Yunanistan Hükümetleri 128.den 136’ya dek olan Maddelerdeki özel hükümleri kararlaştırmışlardır.
Madde 128
Türkiye Hükümeti, Britanya İmparatorluğu, Fransa ve İtalya Hükümetlerine karşı kendi toprakları, üzerinde onlann savaş alanında ya da yaralama, kaza, ya da hastalık sonucu ölmüş olan kara ve deniz askerleri ile tutsak iken ölen savaş tutsakları ve sivil tutukluların mezarları, mezarlıkları, toplu ceset çukurları ve adlarına dikilmiş anıtlarının üzerinde bulunduğu arsaları o devletlere ayrı ayrı ve süresiz olarak bırakmağı yükümlenir.
Bundan başka söz konusu mezarlara, mezarlıklara, toplu ceset çukurlarına ve anıtlara serbestçe girilmesine ver gerekiyorsa, cadde ve yolların yapılmasına izin vermeği yükümlenir. Yunan Hükümeti, kendi topraklarına ilişkin .olarak, özdeş yükümlülükleri üstlenir.
Yukarıdaki hükümler, verilen arsalarda Türk egemenliğini ya da, duruma göre, Yunan egemenliğini zedelemez.
Madde 129
Türkiye Hükümetince verilecek arsalar içinde, özellikle Britanya İmparatorluğu için 3 sayılı haritada gösterilmiş olan Anzak adlı kesim (Arıburnu) de bulunacaktır.
Britanya İmparatorluğunun yukarıda belirtilen arsalardan yararlanması şu koşullar içinde olacaktır :
(1) Bu arsalar, işbu Andlaşma ile belirlenen kullanma amacından başka bir biçimde kullanılmayacak; böylece hiç bir askersel ya da ticarî amaçla ya da verilmesine neden olan yukarıda belirli amaca aykırı, başkaca hiç bir amaçla kullanılmayacaktır.
(2) Türkiye Hükümeti, mezarlıklarla birlikte, söz konusu arsaları her zaman denetlemek hakkına sahip bulunacaktır.
(3) Mezarlıkların korunmasında sivil bekçilerin sayısı, her mezarlık için bir bekçiyi geçmeyecektir. Mezarlıkların dışındaki arsalar için özel bekçiler olmayacaktır.
(4) Söz konusu arsalarda, mezarlıkların gerek içinde, gerek dışında, bekçiler için zorunlu konutlardan başka hiç bir konut yapılmayacaktır.
(5) Söz konusu arsaların deniz kıyısı üzerinde, kişi ve inal indirip bindirmeğe yararlı hiç bir rıhtım, mendirek, ya da iskele yapılmayacaktır.
(6) Gerekli tüm resmî işlemler yalnız Boğazların iç kıyılarında yapılabilecek ve arsalara ancak bu işlemlerin yapılmasından sonra girilebilecektir. Türk Hükümeti, olanaklı bulunduğu ölçüde, kolay olması gereken bu işlemlerin, işbu Maddenin öteki hükümleri zedelenmemek koşulu ile, Türkiye’ye giden başka yabancılar için konulmuş işlemlerden daha zor olmamasını ve her türlü yersiz gecikmeyi önleyici biçimde yapılmasını kabul eder.
(7) Söz konusu yerleri ziyaret etmek isteyen kişiler silâhlı olmayacaklardır. Türk Hükümeti işbu kesin yasaklamanın, uygulanmasını izlemek hakkına sahip bulunacaktır.
(8) 150 kişiden fazla olan her ziyaretçi kafilesinin varışından en az bir hafta önce Türk Hükümetine bilgi verilmesi gerekecektir.
Madde 130
Mezarlara, mezarlıklara ve toplu ceset çukurlarına ve anıtlara ilişkin sorunları yerinde çözümlemekle görevli olarak Büyük Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetlerinden her biri birer Komisyon atayacaktır. Bu Komisyonlarda Türk ve Yunan Hükümetleri de birer temsilci bulunduracaktır.
İşbu Komisyonlar özellikle :
(1) Cesetlerin gömüldüğü ya da gömülmüş olabileceği bölgeleri bulmak ve mezarları, toplu ceset çukurlarını ve anıtları saptamak;
(2) Mezarların, gerekiyorsa, bir arada toplanmadı koşullanın saplamak; Türk topraklarında Türk temsilcisi ve Yunan topraklarında Yunan temsilcisi ile anlaşarak, toplu mezarlıklar ile çukurların ve dikilecek anıtların yerlerini belirlemek; kullanılacak arsa genişliğini, zorunlu en düşük düzeyde tutarak, bu yerlerin sınırlarını belirlemek;
(3) Kendi uyrukları irin yapılmış ya da yapılacak mezarlıkların, çukurların ve anıtların kesin planlarını, bağlı oldukları Hükümetleri adına; Türk ve Yunan Hükümetlerine bildirmekle görevlidirler.
Madde 131
Kendilerine arsa ayrılan Hükümetler, işbu toprakları yukarıda öngörüldüğünden başka biçimde kullanmamağı ve kullanmağa izin vermemeği yükümlenir. Söz konusu arsalar deniz kıyısında bulunuyorsa, kıyı toprakları verildiği Hükümetlerce her hangi bir kara ve deniz gücü için ya da ticaret amacıyla kullanılmayacaktır. Üzerinde mezarlar ve mezarlıklar yapılmasından vazgeçilecek ve anıt dikilmesi için kullanılmayacak topraklar yine Türk ya da, duruma göre Yunan Hükümetine kalacaktır.
Madde 132
128. inciden 130. uncuya kadar olan Maddelerde yazılı arsaların süresiz olarak ve bütünüyle yararlanmaları için Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetlerine bırakılmasına ilişkin yasal ve yönetimsel gerekli önlemler, Türk Hükümeti ve Yunan Hükümetince, 130. Maddenin 3. Fıkrasında öngörülen bildirimi izleyecek olan altı ay içinde alınacaktır.
Eğer kamulaştırmak yoluna, gitmek gerekirse, Türk ve Yunan Hükümetleri bu kamulaştırımları, her biri kendi toprakları, üzerinde, giderlerini kendileri karşılayarak yapacaktır.
Madde 133
Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetleri, uyruklarının mezarlarının, mezarlıklarının, toplu ceset çukurlarının ve anıtlarının yapımı, düzenlenmesi ve bakımı islerini uygun, görecekleri her hangi bir Kuruma bırakmakta özgür olacaklardır. Bu Kurumlar askersel bir nitelikle bulunmayacaktır. Mezarların bir araya getirilmesini, mezarlık ve toplu ceset çukurlarının kurulmasını sağlamak üzere, cesetlerin mezarlardan çıkarılması ve başka bir yere götürülmesi ve kendilerine arsa ayrılan Hükümetlerce yurtlarına geri yollanması kararlaştırılacak cesetlerin mezarlardan çıkarılıp taşınması işlerini yaptırmak hakkına yalnız bu kurumlar sahip olacaktır.
Madde 134
Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetleri Türkiye’de bulunan mezarların, mezarlıkların, toplu ceset çukurlarının ve anıtların korunması işini kendi uyrukları arasından atanmış bekçilerle sağlama hakkına sahip olacaklardır. Türk makamlarınca tanınacak olan bu bekçiler mezarların, mezarlıkların, toplu ceset çukurlarının ve anıtların korunmasını sağlamak üzere, bu makamlardan yardım göreceklerdir. Bekçilerin, hiç bir askersel niteliği olmayacaktır; ancak kendilerini savunmak için bir tabanca ya da otomatik tabanca taşıyabileceklerdir.
Madde 135
128. inciden 131. inceye dek Maddelerde söz konusu arsalar Türkiye ve Türk makamları ve duruma göre, Yunanistan ve Yunan makamlarınca hiç bir kira bedeline, resim ya da vergiye bağlı tutulmayacaktır. Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetleri temsilcileri ile mezarları, mezarlıkları, toplu ceset çukurlarını ve anıtları ziyaret isteğinde bulunan kişiler için oralara girmek her zaman serbest olacaktır. Türk Hükümeti ve Yunan Hükümeti söz konusu arsalara çıkan yolların bakımını süresiz biçimde üstleneceklerdir.
Türk Hükümeti ve Yunan Hükümeti yukarıda sözü edilen mezarların, mezarlıkların, toplu ceset çukurlarının ve anıtların bakımıyla görevli kişilerin gereksinimleri ve toprakların sulanması için yeterince suyu sağlayabilmeleri konusunda Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetinlerine her türlü kolaylığı göstermeği yükümlenirler.
Madde 136
Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetleri, Türkiye’den ayrılan topraklarda bulunanlarla kendi Hükümetlerine bağlı topraklarda gömülü Türk kara ve deniz askerleri için mezarlar, mezarlıklar, toplu ceset çukurları ve anıtlar kurulması için 128. Madde ile 130. uncudan 135. inciye dek olan Maddeler hükümlerinden yararlanmak hakkını Türkiye Hükümetine tanımayı yükümlenirler.
3. GENEL HÜKÜMLER
Madde 137
Bağıtlı Yüksek Taraflar arasında tersine kararlaştırılan hükümler dışında, 20 Ekim 1918 gününden başlayarak işbu And-laşmamu yürürlüğe konulmasına dek İstanbul’u
işgal eden Devletler uyruklarının, yabancıların ya da Türk uyruklarının hakları, malları ve çıkarları ve bunlardan her birinin Türk makamları ile olan ilişkileri konusunda adıgcçen devletler makamlarınca ya da onlarla anlaşarak alınmış kararlar ya da verilen buyruklar geçerli sayılacak ve bunlar nedeniyle adı geçen Devletler ya da onların makamları aleyhine hiç bir istem ileri sürülemeyecektir.
Yukarıda sözü edilen kararlar ya da buyruklar nedeniyle uğranılan bir zarardan, doğan başkaca tüm istemler Karma Hakem Mahkemesine götürülecektir.
Madde 138
Genel affa ilişkin bugünkü Demecin IV. ve VII. paragrafların hükümleri zedelenmemeli koşulu ile, yargısal konularda 30 Ekim 1918 gününden başlayarak işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasına dek, Türkiye’de İstanbul’u işgal eden Devletlerin yargıçları, mahkemeleri ya da makamlarınca ve 8 Aralık 1921 günü kurulan Karma Yargı Komisyonunca Türkiye’de verilen kararlar ve emirler, uygulanmaya ilişkin önlemlerle birlikte, geçerli olacaktır.
Şu da var ki, bir askersel mahkeme ya da bir polis mahkemesince hukuksal konularda verilen ve kendisini yararlandıran bir yargısal karar nedeniyle her hangi bir kişi, karşılaştığı bir zararın giderimi için bir istemde bulunursa, işbu istem Karma Hakem Mahkemesine sunulacak ve bu Mahkeme de, gerekiyorsa, bir zarar giderimi ödenmesine ya da geri verme işlemine karar verebilecektir.
Madde 139
Sivil yönetime, yargısal ya da maliye makamlara ya da Vakıflar Yönetimine ilişkin olup, Türkiye’de bulunmakla birlikte, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bir toprağın Hükümetini özellikle ilgilendiren arşivler, sicil defterleri, planlar, senetler ve öteki belgeler ile, buna karşılık olarak, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bir toprak üzerinde bulunup Türk Hükümetini özellikle ilgilendiren arşivler, planlar, senetler ve öteki belgeler, karşılıklı olarak, birbirlerine geri verilecektir.
Yukarıda sözügeçen arşivler, sicil defterleri, planlar, senetler ve öteki belgeleri elinde bulunduran Hükümet, kendisini de bunlarla ilgili görüyorsa; ilgili öteki Hükümete, istem üzerine, onların fotokopilerini ya da onaylı örneklerini vermek karşılığında, asıllarını alıkoyabilecektir. Gerek Türkiye’den, gerek ayrılan topraklardan alınıp götürülmüş olan arşivler, sicil defterleri, planlar, senetler ve öteki belgeler özellikle alındıkları topraklara ilişkin ise, bunların geri verilecektir. İşbu işlemlerin gerektirdiği harcamalar, istemde bulunan Hükümetçe yapılacaktır. Yukarıdaki hükümler, eski Osmanlı İmparatorluğunun iken 1912 yılından sonra Yunanistan’a geçen yerlede bulunan taşınmaz mallar ya da Vakıflara ilişkin sicil defterlerine de özdeş koşullarla uygulanır.
Madde 140
Türkiye ile öteki Bağıtlı Devletler arasında, Savaş sırasında ve 30 Ekim 1918 gününden önce, her birinin ele geçirdiği deniz ganimetleri, birbirlerine karşı hiçbir işlem ve sav konusu olmayacaktır. İstanbul’u işgal eden Devletlerce anılan günden sonra, Silah Bırakışımının bozulması nedeniyle, elkonulan mallar [saisies] konusunda da bu hüküm geçerli olacaktır.
Şurası kararlaştırılmıştır ki, İstanbul’u işgal eden Devletlerin Hükümetleri ya da Türk Hükümetince, 29 Ekim 1914 gününden 1 Ocak 1925 gününe dek, kendi limanlarında kullanılmış olan her türlü tekneler, küçük tonajlı gemiler, yatlar ve mavunalar konusunda gerek sözü edilen Devletlerin Hükümetleri ve uyruklarınca, gerek Türk Hükümeti ve uyruklarınca hiçbir istem ileri sürülmeyecektir. Bununla birlikte, işbu hüküm, genel affa ilişkin bugünkü Demecin, IV. Paragrafı hükümlerini zedelemediği gibi, 29 Ekim 1914 gününden önceki haklara dayanarak, kişilerce başka kişilere karşı ileri sürülecek istemleri de bozmayacaktır. Yunan kuvvetlerince 30 Ekim 1918 gününden sonra zaptolunan Türk bayraklı gemiler Türkiye’ye geri verilecektir.
Madde 141
İşbu Andlaşmanın 25. Maddesinin ve 28 Haziran 1919 günkü Versay Barış Andlaşmasının 155. 250. ve 440. Maddeleri ile VIII. Bölümünün (Onarım), III. Ekinin uygulanmasıyla ilgili olarak Savaş sırasında Alman Hükümeti ya da uyruklarınca Osmanlı Hükümeti ya da uyruklarına devredilmiş olan tüm Alman gemileri için Alman Hükümetine ya da uyruklarına karşı doğmuş olabilecek her türlü yükümlülüklerden Türkiye Hükümeti ve uyrukları, şimdi o gemileri elinde bulunduran Müttefik Hükümetlerin izni gerekmeksizin, aklanmıştır. Türkiye ile onun yanında savaşmış olan öteki devletlerin ilişkilerinde de, gerekiyorsa bu hüküm geçerlidir.
Madde 142
Yunanistan ile Türkiye arasında Rum ve Türk nüfus mübadelesine ilişkin 30 Ocak 1923 günü yapılan özel Sözleşme; bu iki Bağıtlı Yüksek Taraf arasında, işbu Andlaşmanın bir parçası imiş gibi, onun güç ve değerinde olacaktır.
Madde 143
İşbu Andlaşma, olanaklı olduğunca, kısa bir süre içinde onaylanacaktır. Onay belgeleri Paris’te sunulup saklanacaktır. Japon Hükümeti onayın yapılmış olduğum Paris’teki Siyasal Temsilcisi aracılığı ile Fransız Cumhuriyeti Hükümetine bildirmekle yetinebilecek ve bu durumda, onay belgesini de, olanaklı olduğunca, ivedilikle sunacaktır. İmzacı her bir Devlet, Andlasmayı kendisine imza edilmiş ve Lozan Konferansının Son Senedinde gösterilmiş olan Bağıtlarla birlikte -eğer bunlar da onayı gerektiriyorsa- bir tek belge ile onaylayacaktır. Bir yandan Türkiye, öte yandan Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya ya da onların arasından üçü, onay belgelerini sunar sunmaz, ilk sunuş tutanağı düzenlenecektir.
Bu ilk sunuş tutanağı gününden başlayarak, Andlaşma böylece, onu onaylamış olan, Bağıtlı Yüksek Taraflar arasında yürürlüğe girecektir. Öteki Devletler için, daha sonra onay belgelerinin sunma gününde yürürlüğe girecektir. Bununla birlikte, Yunanistan ve Türkiye ile ilgili olarak, 1. Madde ve 2. Maddenin 2 sayılı Fıkrası ile 5-11. Maddeleri; hükümleri Yunan ve Türk Hükümetleri kendi onay belgelerini sunar sunmaz, yukarıda sözü geçen tutanak daha düzenlenmemiş olsa bile yürürlüğe girecektir. Fransa Hükümeti onay belgelerinin sunuş tutanaklarının, aslına uygun, birer örneğini tüm imzacı Devletlere verecektir. Yukarıdaki hükümlere olan inançla, yetkili Temsilciler işbu Andlaşmayı imza etmişlerdir.
Yirmi dört Temmuz bin dokuz yüz yirmi üç günü, Lozan’da yalnız bir örnek olarak düzenlenmiş olup; bu örnek Fransız Cumhuriyeti Arşivlerinde saklanacak ve bu Hükümet Bağıtlı Devletlerden her birine onun aslına uygun bir örneğini verecektir.
HORALCE RUMBOLD PELLÉ GARRONI C. C. MONTAGNA K. OTCHIAI E. K. VÉNISÉLOS CONSTANTİN DLAMANDY CONSTANTİN CONTZESCO
Avusturyalı hukukçu ve siyasetçi Kurt Schuschnigg, 14 Aralık 1897 tarihinde, İtalya’nın Trentino-Alto Adige/Südtirol bölgesindeki Riva del Garda’da doğdu. (Ölümü: 18 Kasım 1977) General Artur von Schuschnigg’in oğlu idi. Stella Matutina Cizvit Koleji’nde eğitim aldı.
I. Dünya Savaşı sırasında İtalyan Cephesi’nde esir düştü ve Eylül 1919 yılına kadar esir olarak tutuldu.
Savaştan sonra Freiburg Üniversitesi’nde ve Innsbruck Üniversitesi’nde hukuk okudu ve burada Avusturya Katolik Kardeşlik grubuna üye oldu. 1922’de hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra Innsbruck’ta avukat olarak çalışmaya başladı.
Kurt Schuschnigg, Tİme Dergisi kapağında, 21 Mart 1938
Siyasal yaşamında ilk olarak sağcı Hıristiyan Sosyal Partisi’ne katıldı ve 1927’de o zamanın en genç milletvekili olarak parlamentoya seçildi.
1932’de Adalet Bakanı olarak atandı ve 24 Mayıs 1933’ten itibaren de Eğitim Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
Parlamenter sistemin kaldırılmasını ve idam cezasının geri getirilmesini savundu. Sosyalist Şubat Ayaklanmasından sonra birkaç isyancının infazı için baskı yaptı ve “işçi katili” olarak ün kazandı.
1934’te bir suikastta öldürülen Engelbert Dollfuß’un ardından Avusturya şansölyesi oldu ve Avusturya’nın otoriter Federal Devletini kurdu. 36 yaşında şansölye seçilerek bu göreve gelen en genç kişi oldu. Dolfuss gibi Avusturya’yı kararnameler ile yönetti.
Avusturya’nın İşgali ve Esaret Hayatı
Hitler ile ağır bir antlaşma yapmak zorunda kaldı ancak yine de ülkesini işgal edilmekten kurtaramadı. Avusturya’nın işgali sırasında Almanya tarafından tutuklandı ve 12 Mart 1938 günü ev hapsine alındı, 28 Mayıs’a kadar ev hapsinde tutuklu kaldı, gestapo tarafından uykusuz bırakıldı ve SS mensupları tarafından fiziki ve psikolojik işkence yapıldı.. Ailesi ile birlikte esaret hayatını Dachau ve Sachsenhausen Toplama Kampı’nda yaşadı. Dachau kampında iken, 4 Mayıs 1945’te ABD ordusu tarafından kurtarıldı İtalya’daki Capri adasına transfer edildi.
Savaştan sonra ABD’ye iltica etti ve 1948’den 1967’ye kadar Saint Louis Üniversitesi’nde siyaset bilimi dersleri verdi.
1977 yılında, Avusturya’nın Innsbruck kenti yakınlarındaki Mutters kasabasında 79 yaşında iken yaşamını yitirdi.
4 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1406
İtalyan hümanist, edip ve Rönesans Floransa’sının en önemli politik ve kültürel figürlerden Coluccio Salutati (d. 16 Şubat 1331 – ö. 4 Mayıs 1406) yaşamını yitirdi. Bologno’da noterlik yaptı. Floransalı bilginlere gönderdiği Latince mektuplarla Cicero’ya benzetildi. Papa V. Urbanus’un papalık mahkemesinde çalıştı. Maddi gücünün büyük bir kısmını antik eserleri toplamak için harcadı ve önemli keşiflere imza attı. Ayrıca, Aristoteles ve Platon’a ait eserlerin orijinal Antik Yunanca dilinde okumasını sağladı.
1481
Osmanlı Devleti’nin idare sisteminde reformlar yapmaya çalışan Karamanlı Mehmet Paşa (d. Karaman- ö. 4 Mayıs 1481) yeniçeriler tarafından öldürüldü.
1814
1804-1814 arası Fransa imparatoru Napolyon Bonapart’ın (I. Napolyon), Elba Adasının Portoferraio kasabasındaki sürgün hayatı başladı.
1837
Macar Devriminin sembol ismi Lajos Kossuth siyasi mücadelesi nedeniyle 4 Mayıs 1837’de tutuklandı. 18 ay gözaltında tutulduktan sonra yıkıcılık suçundan üç yıl hapse mahkûm edildi. 1840’ta af kapsamında serbest bırakıldı.
1865
Abraham Lincoln, suikast sonucu öldürülmesinden üç hafta sonra, Springfield, Illinois’da toprağa verildi.
1881
Rus hukukçu ve siyasetçi Aleksandr Fyodoroviç Kerenski doğdu. (Ölümü: 11 Haziran 1970) Petersburg Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Avukat olarak çalışırken Sosyalist Devrimci Parti (SR)’ye katıldı. Siyasi suçlardan yargılanan pek çok devrimciyi savundu. 1912’de Volks’tan İşçi Grubu’nun (Trudovikler) SR adayı olarak Duma üyesi (milletvekili) seçildi. Kerenski daha radikal bazı sosyalistlerin tersine, Rusya’nın I. Dünya Savaşı’na girmesini destekledi. Şubat Devrimi üzerine de monarşinin kaldırılmasını savundu. Duma tarafından oluşturulan geçici hükûmette adalet bakanı olarak görev yaptı. 1917’de Geçici Hükûmetin Başbakanı olarak görev yaptı.
Hukukçu ve İzlanda Başbakanı Sigurður Eggerz 21 Temmuz 1914-4 Mayıs 1915 ve 7 Mart 1922-22 Mart 1924 tarihlerinde iki kez başbakanlık görevini üstlendi.
1916
Kentsel incelemeler alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınan Amerikalı-Kanadalı kadın gazeteci, yazar ve aktivist Jane Jacobs (Doğumu: 4 Mayıs 1916) Columbia Üniversitesi Genel Çalışmalar Okulu’nda iki yıl boyunca hukuk, jeoloji, zooloji, siyaset bilimi ve ekonomi dersleri aldı. Var olan mahalleleri gecekondu temizliğinden korumak gibi halka destek olan organizasyonlarıyla ve özellikle Greenwich Village bölgesinin yenilenmesini öneren Robert olan mahalleleri karşı duran fikirleriyle tanındı. OC, OOnt, Vincent Scully Ödülü ve Ulusal Yapı Müzesi Ödüllerine layık görüldü. 25 Nisan 2006’da yaşamını yitirdi.
1919
Çin Cumhuriyeti’nde yabancı malların boykot edilmesini savunan öğrenci ayaklanması yaşandı.
1926
İngiltere Sendikalar Birliği’nin çağrısıyla Britanya tarihinin ilk genel grevi başladı. 30 Nisan’da greve çıkan madencilere destek için 1 milyon 700 bin işçinin katıldığı genel grev 9 gün sürdü.
1928
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Joseph Davies Tydings doğdu. (Ölümü: 8 Ekim 2018) Maryland Üniversitesi‘nden hukuk diplomasını aldı ve avukatlık yapmaya başladı. 1955’ten 1961’e kadar Maryland Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. 1961’de Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı oldu. Maryland Üniversitesi ve Park Koleji’nde yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 8 Ekim 2018’de kansere yenilerek öldü.
Al Capone, vergi kaçırma suçundan Atlanta’da hapse atıldı.
1933
İstanbul eski Milletvekili Süreyya Paşa, “Gece Gelen Telgraf” kitabından dolayı Nazım Hikmet’e dava açtı. Gece Gelen Telgraf yayımlandıktan bir süre sonra iki dava açılmış; birini 5 Mart 1933’te kitabı toplatan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, “halkı rejim aleyhine kışkırtmak”tan, sırasıyla yazar Nazım Hikmet’e, yayımcı Ahmet Halit’e, basımevi sahibi Ali Beye karşı; diğer davayı ise, 9 Mayıs 1933’te, yapıtta yer alan “Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye” adlı yergide “kendisine ve pederine hakaret ettiği” gerekçesiyle Süreyya Paşa, Nazım Hikmet’e karşı açmıştı.
1937
Bakanlar Kurulu tarafından 1937 Yılında Yapılan Tunceli Tenkil Harekatına Dair Kararı alındı. Karar, Dersim Tertelesi’nin zemini oldu.
1943
Başbakanlık; II. Dünya Savaşı sırasında, şeker satışlarını durdurdu. Bir yıl sonra ise İstanbul’da nüfus başına iki kilo un verilmesine karar verildi.
1945
Hukukçu Kurt Schuschnigg, Dachau Toplama kampında iken 4 Mayıs 1945’te ABD ordusu tarafından kurtarıldı.
1946
Amerikalı avukat ve politikacı Richard Louis Brodsky doğdu. (Ölümü:8 Nisan 2020) Brandeis Üniversitesi‘nde Siyaset alanında Lisans derecesi ve Harvard Hukuk Okulu‘nda Hukuk Doktoru derecesi aldı. 1975’te Westchester County Yasama Kurulu’nda görev yaptı. Global Panel Foundation’ın Danışma Kurulu’nda görev yaptı. 2010 yılında New York Üniversitesi’ndeki Robert F. Wagner Kamu Hizmeti Enstitüsü’nde Kıdemli Araştırmacı oldu. 2011’de partizan olmayan kamu politikası organizasyonu Demos’a Kıdemli Üye olarak katıldı. 2009’da imzalanan Kamu Yetkilileri Reform Yasası’na sponsor oldu. New York Eyaletinde çevre koruma ve muhafazaya ayrılmış Çevre Koruma Fonu’nun oluşturulmasından sorumlu mevzuatı yazdı.
1949
Demokrat Parti milletvekillerinin teklifi ile, İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri 4 Mayıs 1949 tarihli ve 5384 sayılı kanunla yürürlükten kaldırıldı, Türk Yargı Sisteminden bu mahkemeler çıkarıldı. İstiklal Mahkemeleri Kanunu, 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edildi İstiklal Mahkemeleri Kanunu, 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edilmiştir. İstiklal Mahkemeleri, ilk olarak 1920 yılında Kurtuluş Savaşı sürecinde ayaklanma çıkaranları, asker kaçaklarını ve casusluk faaliyetlerini engelleyerek milli mücadeleyi durdurmaya dönük eylemleri yargılamak amacıyla kurulmuştur. Kanunun süresi ilk başta iki yıl olarak düzenlenmesine karşın İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929 tarihine kadar hukuki varlığını devam ettirmiştir. İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri ise 4 Mayıs 1949 tarihli ve 5384 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmış, Türk Yargı Sisteminden bu mahkemeler çıkarılmıştır.
1955
Türk Kadınlar Birliği’nin girişimleriyle, her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasına karar verildi. Anneler Günü’ne ilişkin ilk resmi öneri, 1872’de ABD’li Julia Howe’dan gelmişti.
1960
Yeni Sabah gazetesi 10 gün süreyle kapatıldı.
1960
Demokrat İzmir gazetesinden 16 kişi mahkûm oldu.
1960
Avusturyalı hukukçu ve siyasetçi Werner Faymann doğdu. Viyana Üniversitesi’nde hukuk, sanat tarihi ve siyaset bilimi eğitimi gördü. 1981’de Viyana SJ’nin devlet başkanı oldu. 1985’te Viyana Şehir İdaresi ile çok yakından ilişkili bir banka olan Central Savings Bank’a danışman oldu. Faymann, 1985’ten 1994’e kadar Viyana Eyalet Parlamentosu ve Belediye Meclisi üyeliği yaptı. 1988’den 1994’e kadar Viyana Kiracılar Derneği’nin genel müdürü ve eyalet başkanı olarak görev yaptı. 1994 yılında Viyana Arazi Temini ve Kentsel Yenileme Fonu (WBSF) Başkanı ve Viyana Ekonomik Kalkınma Fonu (WWFF) Başkan Yardımcısı oldu. 1994’ten 2007’ye kadar, konut ve kentsel dönüşümden sorumlu belediye meclis üyesi olarak çalıştı. 2007’den itibaren Federal Şansölye Alfred Gusenbauer’in Altyapı Bakanı olarak görev yaptı. Bir süre Avusturya Ulaştırma Bakanı olarak çalıştı. 2016’ya kadar Avusturya Cumhuriyeti Federal Şansölyesi ve SPÖ’nün Federal Parti Başkanı olarak görev yaptı.
1966
Hukuk tarihi alanında çalışan akademisyen ve TV programı yorumcusu Ekrem Buğra Ekinci dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1991 yılında yüksek lisansını tamamladıktan sonra doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde yaparak 1996 yılında Tanzimat Sonrası Osmanlı Hukukunda Kanun Yolları adlı teziyle hukuk doktoru, 1999 yılında da Osmanlı Mahkemeleri çalışmasıyla hukuk tarihi doçenti oldu. 2005 yılında profesörlüğe yükseldi. Ankara Hukuk, Erzincan Hukuk ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültelerinde Türk Hukuk Tarihi ve İslâm Hukuku dersleri verdi. Öğretim üyeliğinin yanı sıra uzun yıllar radyo ve televizyonlarda popüler tarih ve kültür tarihi üzerine programlar yapmaktadır. Türk Hukuk Tarihi, Hukukun Serüveni, Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, İslam Hukuku ve Önceki Şeriatler, Osmanlı Mahkemeleri, İslam Hukukunda Değişmenin Sınırı, İslam Hukuku, İslam Hukuku Tarihi ve Osmanlı Hukuku gibi eserleri bulunmaktadır.
1967
ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 7 Haziran 1961 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edildi, 4 Mayıs 1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28 Ağustos 1968 tarihli sayısı ile yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1969
Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in cenazesindeki olayların, kapatılan Din Görevlileri Federasyonu ve İmam Hatip Okulları Mezunları Cemiyeti’nin tertiplediği iddia edildi.
1972
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerini önlemek isteyen dört kişi Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken’i kaçırmak istedi. Polis müdahale etti. Orgeneral Eken ayağından yaralandı. Eylemcilerden üçü kaçmayı başarırken Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi Niyazi Yıldızhan öldürüldü.
1972
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın serbest bırakılmaları için THY uçağını Sofya’ya kaçıran 4 THKO’lu, Bulgaristan’dan siyasi iltica sözü üzerine Bulgar polisine teslim oldu, kaçırılan uçaktaki yolcular Türkiye’ye getirildi.
1973
Çevre yolu yapımı için Edirnekapı’daki tarihi surların yıkımına başlandı.
1978
Silahlı saldırıda felç olduktan sonra Haydarpaşa Hastanesi’nde tedavi gören hukukçu Server Tanilli uçakla Londra’ya gönderildi.
1979
Hukukçu, Margaret Thatcher İngiltere tarihinin ilk kadın Başbakanı oldu.
1981
DİSK Davası’yla ilgili olarak Ankara’da gözaltına alınan Prof. Sadun Aren ve Doç. Alpaslan Işıklı dahil 28 kişi İstanbul’a götürülerek Metris Kışlası’na konuldu.
1982
Türkiye‘nin Boston’daki fahri konsolosu Orhan Gündüz, Ermeni militanlar tarafından öldürüldü.
1982
Pahalılık ve İşsizlikle Mücadele Derneği (PİM) yönetici ve üyesi 7 kişinin yargılanmasına başlandı. 12 Eylül öncesinde Vatan Partisi paralelinde yasadışı faaliyet ve komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle 1 sanık için idam, 6 sanık için 5-30 yıl arası hapis cezası istendi.
1984
DİSK/Sine-Sen’in Genel Sekreteri Semra Özdamar, Güler Ökten ve Zeki Ökten dahil 6 yönetici hakkında Askeri Mahkeme’de dava açıldı.
1984
DİSK Davası’nda yargılananlardan Prof. Dr. Sadun Aren, Demirhan Tuncay ve Mehmet Mıhlacı tahliye edildi.
1985
Terzi Fikri olarak bilinen, Fatsa eski Belediye Başkanı Fikri Sönmez, Fatsa Devrimci Yol davasından tutuklu olarak bulunduğu Amasya askeri cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.
1988
İstanbul Üniversitesi rektörlük binasını işgal eden öğrenciler DGM’de sorgulandı.
1988
6 yıldır devam eden 723 sanıklı Devrimci Yol Davası’nda Askeri Savcı 74 sanık için ölüm cezası talep etti.
1989
İsveç’te yaşayan ve Stockholm Öyküleri adlı kitabıyla bu yılın Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanan Demir Özlü, 200 bin TL olarak belirlenen armağan tutarını Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Yardımlaşma Derneği’ne (TAYAD) bağışlayacağını açıkladı.
1989
Ateşten Köprü kitabında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla yargılanan yazar Kerim Korcan beraat etti.
1990
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, 3628 Sayılı Kanun numarası ile ve Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu adıyla Resmî Gazetenin 4 Mayıs 1990 tarihli ve 20508 numaralı sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1990
Türkiye Birleşik Komünist Partisi yöneticileri Haydar Kutlu ve Nihat Sargın 900 günlük tutukluluğun ardından tahliye edildi.
1991
Necdet Darıcıoğlu’nun Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevi 4 Mayıs 1991’de sona erdi. 2 Mart 1990’da başkanlığa seçilmişti.
1992
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalandı, anlaşmayı onaylayan kanun TBMM tarafından 2 Aralık 1993 tarihinde kabul edilerek 8 Aralık 1993 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. İşbu Antlaşma Birleşmiş Milletler Yasasının 102 nci maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryasına tescil edilecektir. Ankara’da 4 Mayıs 1992 tarihinde Türkçe ve Ukrayna dillerinde ikişer nüsha halinde ve her iki metin aynı ölçüde geçerli olacak şekilde imzalanmıştır.
1992
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, Türkiye adına Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalandı.
1994
Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilere özerklik verilmesini öngören antlaşmaya imza attı.
1994
Sosyalist İktidar Partisi, Çağlayan’daki 1 Mayıs mitingi sonrası kortejlerine yapılan polis saldırısına ilişkin olarak Vali, Emniyet Müdürü ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusu yaptı.
1994
Belge yayınları sahibi Ayşe Nur Zarakolu hakkında, İsmail Beşikçi’nin bir kitabını yayınladığı için hakkında verilen 5 ay hapis cezasının infazına başlandı. Zarakolu hakkında 30’da fazla dava bulunuyordu.
1998
Yolsuzlukla Mücadelede 20 Temel İlke’yi içeren ve Yolsuzluğa Karşı Eylem Programı’nın icrası için uluslararası hukuki belgelerin hazırlanmasının hızla sonuçlandırılması gerekliliğinin altını çizen (97) 24 sayılı Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı kabul edildi.
2005
Ziya Selçuk’un başkanlığındaki Talim ve Terbiye Kurulu kararıyla, çıraklık ve yaygın eğitim merkezlerinde eğitim gören 185.000 çırağın da 2006’dan itibaren haftada 1 saat “Din Kültürü ve Meslek Ahlakı” dersi almaları kararlaştırıldı; ilgili ders 2000’de kaldırılmıştı.
2005
Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e düzenlenen suikast girişimlerinin planlayıcısı olmakla suçlanan Libyalı El Kaide üyesi Ebu Farrac el Libbi’nin Pakistan’da yakalandı.
2006
Anayasa Mahkemesi, yeni kurulan 15 üniversitenin kurucu rektörlerinin 2 yıl için Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan’ın önereceği 3 isim arasından Cumhurbaşkanı’nca atanmasını öngören yasa hükmünü iptal etti.
Müteahhit Zamanhan Ablak ‘uyuşturucu ticareti’ yapmak suçlaması 4 Mayıs 2011’de tutuklandı. Ablak daha sonra beraat etmiş ve tutuklu kaldığı günler için tazminat davası açmıştır.
2012
Deniz Feneri soruşturmasını yürütürken haklarında soruşturma açılan 3 savcının resmî belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlamasıyla Yargıtay’da yargılanmasına başlandı.
Yüksek Seçim Kurulu, HDP’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “seçim yasaklarını açıkça ihlal ettiği gerekçesiyle uyarılması” istemiyle yaptığı başvuruyu oybirliğiyle reddetti.
2017
12 Eylül askeri darbesine ilişkin olarak, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile emekli Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya hakkındaki dava, sanıkların ölmüş olmaları nedeniyle düşürüldü.
2017
HSYK tarafından “FETÖ” soruşturmaları kapsamında 107 hakim ve savcı meslekten ihraç edildi.
2017
Yunanistan Temyiz Mahkemesi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu ülkeye kaçan askerlerden ikisinin iade edilmesine ilişkin Türkiye’nin talebini reddetti.
Filipinli hukukçu ve siyasetçi Prospero Castillo Nograles yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Ekim 1947) Ateneo de Manila Üniversitesi‘nde eğitim gördü. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans yaptı. Daha sonra Manila Hukuk Okulu‘ndan Hukuk Lisans derecesi aldı. 1989’dan 2010’a kadar Davao Şehri 1. Bölgesi’ni temsilen Filipinler Temsilciler Meclisi’nde beş dönem delege olarak seçildi. 2008-2010 yılları arasında Filipinler Temsilciler Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. Uzun yıllar sonra Filipinler yasama tarihinde Mindanao’dan sonra gelen ilk sözcü oldu.
2025
Sırrı Süreyya Önder için Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen tören çıkışı CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘e saldıran şahsın kimliğine dair İçişleri Bakanlığı açıklama yaptı: “Şahsın; 2004 yılında B.T. ve M.T. isimli çocuklarını öldürdüğü ve iki çocuğunu yaraladığı belirlenmiştir. Hırsızlık ve tehdit suçlarından kaydı vardır. Müebbet hapis cezası alan S.T, 2020 yılında şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştır” İki çocuğunu katleden ve hakkında birçok suç kaydı olan Tengioğlu’nun hapishanede olmaması kamuoyunda büyük tartışmalara neden oldu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hükümlünün eski mevzuata göre tahliye olduğunu açıkladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Özel’e yönelik saldırı hakkında soruşturma başlattı.
Avrupa Hakemleri Danışma Konseyi(CCJE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 2000 yılında kurulmuştur. Bağımsızlığın, tarafsızlığın ve hakimlerin yeterliliğine ilişkin danışma organı olan CCJE, yargı gücünün demokratik bir toplumdaki temel rolünü sağlamak üzere yalnızca yargıçlardan oluşan uluslararası bir organizasyondaki ilk organdır.
Avrupa Konseyi, hakimler ile savcıların statüsüne ve adalet sisteminin kalitesine, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının ve örgütlenme için kilit değerler olan temel özgürlüklerin teşviki ve korunmasına büyük önem vermektedir. Güçlü ve bağımsız bir yargı temel hedeftir. Gerektiğinde üye devletlerden, hakimlerin statüsü ve durumu ile ilgili özel problemleri incelemeleri istenebilir. Avrupa Konseyi, yasama organı, yürütme ve yargı arasında karşılıklı saygıyı sağlamak ve adalet sistemine daha fazla güven vermek amacıyla üye devletlerde yargının güçlendirilmesiyle ilgilenmektedir.
Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE) ise, Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik hazırladığı “ceza adalet sisteminde savcılığın rolü” konulu Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı‘nın uygulanmasına ilişkin hususlar üzerine görüş bildirme görevi ile 2005 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulmuştur. Avrupa Savcıları Danışma Konseyi toplantılarına Türkiye adına HSK(Hakimler Savcılar Kurulu) tarafından katılım sağlanmaktadır. Hükümetlerarası yönlendirme ve geçici komitelerin pilot anketine uygun olarak, CCJE görüşleri, ulusal düzenlemelerin ve mevzuatın hazırlanmasında rehber olmaktadır.
Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi, tüm üye devlet temsilcilerinin katılımı ile oluşmaktadır. Üyeler, hakimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamaktan sorumlu ulusal makamlarla ve yargının yönetiminden sorumlu ulusal kurumlarda görev yapan yargıçlardan seçilmekte, bir çok ülke temsilcisi yüksek yargı organlarından belirlenmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteryası, CCJE’nin faaliyetlerine ye olarak katılmaktadır.
CCJE Gözlemcileri
Avrupa Konseyi ile gözlemci statüsünde olan aşağıdaki Devletler, CCJE’nin faaliyetlerine katılabilmektedir. Gözlemci ülkeler, Kazakistan, ABD, Kanada, Japonya, Meksika’dır.
Ayrıca, Avrupa Hakimler Birliği (AEM), “Magistratlar avrupalılar démocratie et les libertés” (MEDEL), Avrupa İdari Hakimler Derneği, Avrupa Arabuluculuk Hakimleri Birliği (GEMME), Avrupa Adli Eğitim Ağı, Avrupa Adli Konsey Ağları (ENCJ) ve Avrupa Baroları ve Hukuk Dernekleri Konseyi (CCBE) de CCJE toplantılarına katılmak için bir temsilci gönderebilmektedir.
CCJE’nin Görevleri
Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesinde açıkça ortaya kondu. CCJE’nin çalışmaları, demokratik devletlerde hukukun üstünlüğünü güçlendirmek ve insan haklarının etkin bir şekilde korunması amacıyla bu hakkın uygulanması bağlamında düzenlenmiştir.
(i) Sırasıyla 2018 ve 2019 yıllarında Bakanlar Komitesi’nin hakimlerin statüsü ve görevlerinin yerine getirilmesine ilişkin konularda dikkat etmesi için en az iki görüş hazırlamak ve kabul etmek.
(ii) Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından “Demokrasi Devleti, İnsan Hakları ve İçtihatlar Hukuku Kuralı” na ilişkin Raporlar dikkate alındığında, Avrupa Konseyi’nin Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirmeye yönelik Eylem Planı uyarınca, Avrupa ”ve CCPE ve CEPEJ ile doğru koordinasyonu sağlamak, her yıl, özellikle CCJE üyelerinden ve kararlardan özellikle alınan bilgilere dayanarak, Avrupa Konseyi üye devletlerinde adli bağımsızlık ve tarafsızlığa odaklanan bir rapor hazırlar ve yayınlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Venedik Komisyonu’nun görüşleri, İnsan Hakları Komiseri’nin, Parlamenter Asamblesi ve uygun olan yerde GRECO’nun raporları; Bu raporlar, üye devletlerin performans derecelendirmelerini veya sıralamasını içermeyecek ve bir izleme mekanizması teşkil etmeyecektir.
(iii) Devletlerin hakimler konusunda Avrupa Konseyi standartlarına uymalarını sağlamak için üye devletlerin, CCJE üyelerinin, adli organların veya ilgili hakem derneklerinin talebi üzerine hedefli işbirliği sağlamak.
(iv) Bakanlar Komitesinin veya Genel Sekreter veya Parlamento Meclisi gibi Avrupa Konseyi’nin diğer organlarının talebi üzerine hakimlerin özel durumuna ilişkin metinler veya görüşler hazırlamak.
(v) Adli alanda mahkemeleri, hakimleri ve hakimlerin derneklerini içeren ortaklıkları teşvik etmek.
Arnavutluk
Bayan Arjana FULLANI, Adalet, Arnavutluk Yüksek Mahkemesi
Andorra
Mme Canòlic MINGORANCE CAIRAT, istagistrat au Tribunal de Corts (savaş suçu suçu)
Ermenistan
Bay Stepan MIKAYELYAN, Cour civile d’appel de l’Arménie
Avusturya
Bay Gerhard REISSNER, Avusturya Hakimler Birliği Başkan Yardımcısı, Floridsdorf Bölge Mahkemesi Başkanı
Azerbaycan
Sayın Khagani MAMMADOV, Hakim, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi
Belçika
M. Paul MAFFEI, Cassation Mahkemesi Başkanı, Adalet Sarayı
Bosna Hersek
Dr.sci Jasmina Ćosić Dedović, Hakim, Bosna Hersek Mahkemesi
Bulgaristan
Bayan Maiia ROUSSEVA, Yargıtay, Yargıtay
Hırvatistan
Bay Duro SESSA (CCJE Başkanı)
Kıbrıs
Bay Stelios NATHANAEL, Yargıtay Hakimi
Çek Cumhuriyeti
Mgr. Luboš DÖRFL, Usti nad Labem Bölge Mahkemesi Başkanı, Çek Cumhuriyeti
Danimarka
Bayan Lene Pagter KRISTENSEN, Anayasa Mahkemesi Hakimi Seçimi
: Bayan Linda LAURITSEN, Hakim, Roskilde Belediye Mahkemesi
Estonya
Meelis EERIK, Tallinn Bölgesel Hukuk ve Ceza Mahkemesi Başkanı
Finlandiya Bay Kimmo Vanne, Turku Temyiz Mahkemesi Hakimi ve Hakimler Birliği Başkanı
Yerine: Bayan Päivi Hirvelä, Helsinki Yüksek Mahkemesi Hakimi
Fransa
M. Alain LACABARATS, Chambre Président, Cour de Cassation
Georgia
Justice Nino BAKAKURI, Cour Suprême de
Géorgie nino.bakakuri@supremecourt.ge
Almanya
Bayan Anke EILERS, Başkan Yargıç, Temyiz Mahkemesi, Köln
Yunanistan
Bayan Sofia KARYSTINAIOU-MAGOULA, YunanistanYüksek Hukuk ve Ceza Mahkemesi Hakimi (Areios Pagos)
Macaristan
Bay Árpád OROSZ
İzlanda
Bay Helgi I. JONSSON, Yüksek Mahkeme Hakimi
İrlanda
Bay George BIRMINGHAM, Yargıç, Temyiz Mahkemesi
İtalya
M. Raffaele SABATO, Yargıtay Meclisi Üyesi
Letonya
Bayan Aija BRANTA, Hakim, Letonya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi
Lihtenştayn
M. Dietmar BAUR, Juge, Adalet Divanı, Fürstliches Landgericht
Litvanya
Bayan Sigita RUDÉNAITÉ, Litvanya Yüksek Mahkemesi Sivil Bölüm Başkanı
Lüksemburg
Bayan Marianne HARLES, Cour d’appel’deki Premier Conseiller, Justice Supérieure de L-2080, Lüksemburg
Malta
Sayın Adalet Tonio MALLIA
Moldova Cumhuriyeti
Sayın Radu TURCANU, Botania Bölge Mahkemesi Başkan Yardımcısı (Chisinau Belediyesi)
Monako
Bay Jérôme FOUGERAS-LAVERGNOLLE, Premier Juge, Préident du Tribunal Correctionnel de Monaco
Karadağ
Bayan Mirjana POPOVIC, Hakim, Podgorica Yüksek Mahkemesi, Moskovska caddesi no. 169 C4, PODGORICA
Hollanda
Prof. Dr. Marc DE WERD, Hollanda Amsterdam Temyiz Mahkemesi Hakimi
Maastricht Üniversitesi’nde Avrupa Hukuku Profesörü
Kuzey Makedonya
Bay Shpend DEVAJA
Norveç
Sayın Nils A. ENGSTAD, Hakim, Hålogaland Temyiz Mahkemesi
Polonya
Bayan Teresa KURCYUSZ-FURMANIK
Yargıç
Portekiz
Sayın Orlando AFONSO, Cour Suprême’de Yargıç
Romanya
Bayan Rodica Aida POPA, Juge
Rusya Federasyonu
Sayın Viktor MOMOTOV, Yüksek Mahkeme Yargıcı
San Marino
Sırbistan
Bayan Spomenka ZARIC, Yargıtay Yargıcı
Slovakya
Bay František MOZNER, Yüksek Mahkeme Hakimi
Slovenya
Bayan Nina BETETTO, CCJE Başkan Yardımcısı, Yargıtay, Yargıtay Başkan Yardımcısı
İspanya
Bay Rubén Antonio Jiménez FERNANDEZ
Yerine: Bay Manuel FERNANDEZ-LOMANA GARCIA
İsveç
Bayan Helena JÄDERBLOM
İsviçre
Bayan Kathrin KLETT, Juge fédéral, 1 dere Courit Droit Civil
Türkiye Türkiye
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Mehmet YILMAZ, ANKARA
Sayın Emine Burcu SINOPLU, Raportör Hakim, Dışişleri ve Proje Bürosu (Türkiye İçişleri Bakanlığı), Emniyet mahallesi, Mevlana Bulvarı N ° 36 Yenimahalle, 06330 ANKARA
Ukrayna
Sayın Viktor GORODOVENKO, Ukrayna Anayasa Mahkemesi Hakimi, Kiev, 01033
İngiltere
Rab Adalet Kim LEWISON, Kraliyet Adalet Divanı
Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arzeden bina grupları ve alanlarının etkin korunması ile ilgili bölgesel planlama kapsamında alınan İlke Kararları, 3 Mayıs 1968 tarihinde Avrupa Konseyi Bakan Komitesi tarafından kabul edilmiştir. (Lahey Tavsiye Kararı (Tavsiye Kararı D)(68/12) (The Hague Recommendation (Recommendation D) Resolution on the Active Maintenance of Monuments, Groups and Areas of Buildings of Hstorical and Artistic Interest, 3 May 1968)
Büyükada Fayton Meydanı – 1850
Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arzeden bina grupları ve alanlarının etkin korunması ile ilgili bölgesel planlama kapsamında alınan İlke Kararları
Bakanlar Komitesi,
Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanların bölgesel planlama kapsamında etkin korunması üzerine toplanan Kültürel Đşbirliği Konseyi’nde (Bilgi Şöleni D); alınan kararı (No.37) (1968) göz önünde tutarak;
A. 22 – 27 Mayıs 1967 tarihleri arasında Lahey’de düzenlenen Bilgi Şöleni D’de ileri sürülen fikirleri;
B. Genel Raporötler Stad en Landschap Zuid Hollanda Yöneticisi Sayın W.F. Schut ve Enstitü Başlan Vekili Sayın F.R. Kuyken’in sunduğu temel raporu;
C. Bilgi Şöleni’ne:
1. Bu amaçla görevlendirilen öğretim görevlilerince
2. Katılımcı delegelerce verilen bilgileri akılda tutarak;
A. Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının yeri doldurulamaz bir kültürel değer teşkil etmelerinin yanı sıra insanların, korunması büyük önem arz eden yaşam alanlarının, birer parçası olduklarını;
B. Yerleşik çevre ile ilgili sorunların uyum içinde çözümü için en uygun uygulamanın fiziksel planlama olduğunu;
C. Kentsel ve kırsal yaşamda anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının tam bütünleştirilmesinin;
a. en etkili koruma ve onarım yolu olduğunu
b. toplumsal bir sürecin parçalarından biri olduğunu
c. insanların yaşam alanlarını büyük ölçüde zenginleştiren bir kaynak olduğunu
Tüm seviyelerde planlama, bütünleştirmenin gerçekleştirilebilmesinde en etkili araç olduğunu dikkate alarak;
Üye Devletler hükümetlerine,
1. Aşağıdakiler için gerekli mevzuatı sağlamayı ya da değişiklikleri yapmayı;
a. anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının korunması,
b. kent ve taşra planlamasının koordineli olması (Arsa değerlerini etkileyen sorunlar gibi daha geniş kapsamlı sorunlar, her durumda sorumlu ulusal mercilerin inisiyatifine bırakılacaktır);
2. Konsey Üyesi olan tüm ülkelerin, planlama işlemlerinin en başında uzmanların, anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının korunması ve ıslah edilmesini ulusal, bölgesel ya da yerel oluşumlarla birleştirme hususundaki görüşlerini dikkate alan çalışmalar hazırladığına emin olmayı;
3. Bu amaç doğrultusunda ilgili makam ve merciler arasında tüm gelişim aşamalarını kapsayacak şekilde danışmanlık sistemi oluşturmayı;
4. Korunmaya ihtiyaç duyan, görülebilir ya da gizli kalmış tarihi ya da sanatsal önem arz eden bina grupları ya da alanlarını teşhis etmek amacıyla ulusal, bölgesel ya da yerel düzeyde özel planlar hazırlamayı;
5. Anıtlara, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarına, fiziksel planın temelini oluşuran
çeşitli faktörlerin incelenmesindeki kültürel ve sosyal önemlerinden dolayı gerekli alanı sağlamayı;
6. Kamu girişimlerinin ya da özel girişimlerin planlama ve yürütmesi esnasında anıtlara, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarına saygı gösterilmesini sağlamak için gerekli adımları atmayı;
Bu tip anıtların, grupların ve alanların korunmasından sorumlu makamlar arasında bu amaç doğrultusunda, başlangıç ve sonuç aşamalarında işbirliği sağlanmayı;
7. Kamu girişimlerini ya da özel girişimleri anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının geliştirlmesi doğrultusunda teşvik edecek ekonomik ve sosyal koşullara ulaşmayı amaçlamayı;
8. Sorumlu makamların dikkatini işbirliği içine girmenin önemine çekmek için idarecilerin, uzmanların ve teknisyenlerin yetiştirilmesine bir an önce başlamayı;
9. Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının çeşitli yönleri ve bu grup ya da
alanların kentsel ya da kırsal yaşamla bütünleştirilebilmesi için planlama yöntemleri üzerine temel araştırma yapılmasını teşvik etmeyi;
10. Anıtların, tarihi ve sanatsal önem arz eden bina grupları ve alanlarının etkin bir şekilde korunması ve kamu girişimleri ile özel girişimlerin bu politikanın uygulanmasında işbirliği yapması gerekliliğini önemle dikkate almayı;
11. Bu konuların önemini kamuoyuna duyurmak için her yola başvurmayı; önermektedir.
Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme
Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşmenin Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı 3 Mayıs 1972 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 17 Haziran 1972 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Sözleşmenin onaylanması 9 Eylül 1971 tarih ve 1483 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur.
Bakanlar Kurulunun 23/10/1971 tarih ve 7/8303 sayılı Kararıyla onaylanan «Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Mahkeme Dışı Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme»nin 24 Aralık 1971 tarih ve 14052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türkçe metninin yürürlükten kaldırılarak Fransızca metin esas tutulmak suretiyle yeniden hazırlanan ve Adalet Bakanlığınca da uygun mütalaa edilen Türkçe ilişik yeni metnin yürürlüğe konulması; Dışişleri Bakanlığının 18/4/1972 tarih ve 750.004-KOSSB.446 sayılı teklifi üzerine, 31/5/1963 tarih ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 1 inci fıkrasına göre, Bakanlar Kurulunca 3/5/1972 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme 09.09.1981 Tarih 1483 sayılı yasa ile onaylanmıştır.
Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme
İşbu Sözleşmeyi imza eden Devletler,
Yabancı memleketlerde tebliğ edilecek adli ve gayri adli belgelerin muhatabına vaktinde tebliğini sağlayacak uygun vasıtalar ihdas;
Bu maksada hizmet için usulleri basitleştirmek ve süratlendirmek sureti ile karşılıklı adli yardımlaşmayı ıslah etmek üzere,
Bir Sözleşme akdine karar vermişler ve aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
Madde 1
İşbu sözleşme, tebliğ edilmek üzere yabancı memleketlere ticarî veya hukukî, adlî veya gayrî adlî belgeler gönderilmesi söz konusu olan bütün hallerde uygulanır.
Âkit Devletlerden her biri, diğer akit Devletlerden gelecek tebliğ isteklerini kabul etmediği 3 ila 6 no maddeler hükümlerine göre yükümlenecek bir Merkezi Makam tayin eder.
Talep edilen Devlet, bu Merkezi Makamı kendi kanunlarına göre kurar,
Madde 3
Belgelerin çıkış memleketinin kanununa göre yetkili makam veya tebligat yapmaya yetkili kimse, resmi tasdik veya benzeri bir formaliteye lüzum kalmaksızın talep edilen Devletin Merkezî Makamına, işbu sözleşmeye ekli modele uygun şekilde düzenlenmiş bir talepname gönderir.
Tebliğ edilecek belgenin aslı veya sureti talepnameye eklenir. Talepname ile belge, ikişer nüsha olarak gönderilir.
Madde 4
Merkezi Makam talepnameyi işbu Sözleşme hükümlerine uygun bulmadığı takdirde, talepnameye karşı ileri sürdüğü itirazları belirtmek sureti ile, istekte bulunanı keyfiyetten derhal haberdar eder.
Madde 5
Talep edilen Devletin Merkezi Makamı evrakı aşağıdaki usullerden biri ile bizzat veya bir
mutavassıt aracılığı ile tebliğ ettirecektir.
a) Talep edilen memlekette düzenlenmiş olup yine o memlekette oturan kişilere tebliğ edilecek belgeleri, o memleket kanunlarında yer alan usule göre veya,
b) Talep edilen Devletin kanununa aykırı olmamak kaydı ile, istekte bulunan tarafından
belirtilen özel bir usulle.
İşbu maddenin 1 inci fıkrasının (b) bendinde öngörülen hal müstesna, belge her zaman, bunu kabul eden bir muhataba teslim edilmek sureti ile de tebliğ olunabilir.
Belgenin yukarıdaki 1 inci fıkra uyarınca tebliği gerektiğinde, Merkezi Makam belgenin, memleketin resmi dilinde veya dillerinden birinde yazılmış veya bu dile veya dillerden birine çevrilmiş olmasını isteyebilir.
Tebliğ isteğinin işbu Sözleşmeye ekli formüle göre düzenlenen ve tebliğ edilecek belgenin esas unsurlarını ihtiva eden kısım, belge ile birlikte muhataba tebliğ olunur.
Madde 6
Talep edilen Devletin Merkezi Makamı veya bu Makamın tebliğ içi ile görevlendirdiği herhangi bir makam, işbu Sözleşmeye ekli formüllerdeki numunesine uygun bir tebliğ tasdiknamesi düzenler.
Tebliğ tasdiknamesi, belgenin tebliğ edildiğini bildirecek ve tebliğde başvurulan usul ile tebligatın yapıldığı yer ve tarihi gösterilecektir. Belge tebliğ edilmediği takdirde, tebligatın yapılmasına engel olan sebebi de belirtecektir.
Tebliğ isteğinde bulunan, Merkezi Makam veya bir adlî makam tarafından doldurulmamış olan bir tebliğ tasdiknamesinin bu makamlardan biri tarafından tasdikini isteyebilir.
İşbu Sözleşmeye ekli numunelerde basılı olarak yer alan terimler, bütün hallerde Fransızca veya İngilizce olarak yazılmalıdır. Bu terimler, belgenin çıktığı memleketin resmi dilinde veya resmî dillerinden biri ile de yazılabilir.
Bu terimlere tekabül eden boş yerler talep edilen Devletin dili ile veya Fransızca veya İngilizce olarak doldurulmalıdır.
Madde 8
Âkit Devletlerden her biri adlî belgelerin yabancı memleketlerde tebliği işini, zor kullanmaksızın, doğruca kendi diplomatik veya konsolosluk ajanları vasıtası ile yaptırmakta muhtardırlar.
Tebligatın, belgenin çıktığı memleketin uyruklusuna yapılması hali müstesna,
Devletlerden herhangi biri, kendi topraklarında bu şekilde tebligat yapılmasına muhalefet edebilir.
Madde 9
Bundan başka, Âkit Devletlerden her biri, tebligatın diğer bir Âkit Devlet tarafından tayin olunan makamlarca yapılması için, tebliğ edilecek adlî belgelerin bu makamlara tevdii içinde Konsolosluklar aracılığını kullanmakta muhtardır.
Âkit Devletlerden her biri, istisna haller gerektirdiği takdirde, aynı maksatla, diplomatik yolları da kullanabilir,
Madde 10
Talep edilen Devlet itiraz etmedikçe işbu Sözleşme:
a) Adlî belgelerin yabancı memleketlerdeki kişilere doğruca posta vasıtası ile gönderilmesinde;
b) Menşe Devletindeki adalet görevlileri, Devlet memurları veya Devletin diğer yetkili kişilerinin adlî belgelere ilişkin tebligatı doğruca talep edilen Devletteki tebligat yapmağa yetkili kimseler Devlet memurları, veya Devletin yetkili diğer kişileri aracılığı ile yapmakta;
c) Bir dava ile ilgili herhangi bir kimsenin, adlî belgelere ilişkin tebligatı doğruca talep edilen Devletin tebligat yapmağa yetkili kimseleri, devlet memurları veya o Devletin diğer yetkili kişileri vasıtası ile yaptırmakta muhtar olmasına engel teşkil etmez.
Madde 11
İşbu Sözleşme, Âkit devletlerin, adlî belgelerin tebliğinde, yukarıdaki maddelerde öngörülen intikal yollarından başkalarını ve özellikle, her birinin birbirine tekabül eden Makamları arasında doğruca ulaştırılması için aralarında anlaşmalarına engel teşkil etmez.
Madde 12
Âkit Devletlerden birinden gelen adlî belgelerin tebliği, talep edilen Devletçe görülen hizmetler dolayısı ile harç veya masraf ödenmesine veya bunların iadesine yol açamaz.
Tebliğ isteğinde bulunan:
Tebligat yapmağa yetkili bir kimse veya varış yeri Devletinin kânununa göre yetkili bir kimsenin müdahalesi;
Tebligat için özel bir usul kullanılması, hallerinde yapılan masrafları ödemek veya iade etmek zorundadır.
Madde 13
Talep edilen Devlet işbu Sözleşmeye uygun olarak yapılan bir tebliğ isteğinin yerine getirilmesini, ancak egemenlik veya güvenliği zedeleyici bulduğu takdirde reddedebilir. .
Tebliğ isteğinin yerine getirilmesi, sadece talep edilen Devletin söz konusu davada kaza yetkisinin münhasıran, kendi Adalet makamlarına ait olduğu iddiası veya kendi mevzuatının istek konusu için hukuk yolu tanımaması sebebiyle reddolunamaz.
İsteğin reddi halinde, Merkezi Makam, istekte bulunanı keyfiyetten derhal haberdar eder.
Madde 14
Tebliğ edilecek adlî belgelerin intikali dolayısıyla meydana gelebilecek güçlükler, diplomasi yolu ile çözümlenir.
Madde 15
Bir dava dilekçesi veya aynı nitelikte bir belge, işbu Sözleşme hükümleri gereğince, tebliğ edilmek üzere yabancı bir memlekete intikal ettirildiğinde, davalı mahkemeye gelmediği takdirde:
a) Belgenin, talep edilen Devlet topraklarında oturan kimselere tebliğ edilmek üzere hazırlanmış o memleketin tebligatla ilgili mevzuatına uygun bir şekilde tebliğ edilmiş olduğu veya;
b) Belgenin, işbu Sözleşmede öngörülen başka bir usulle davalıya veya ikametgahına tebliğ veya tevdi olunduğu ve bu hallerden her birinde tebliğ veya tevdi keyfiyetinin davalının savunmasını hazırlaması için yeteri kadar vakit bırakacak bir tarihte tebliğ veya tevdi edilmiş bulunduğu tebeyyün etmedikçe hakim kararı ertelemek zorundadır.
Âkit Devletlerden her biri, birinci fıkra hükümlerine rağmen, tebliğ veya teslim keyfiyetini belirten bir tebliğ tasdiknamesi alınmamış olsa bile, aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, hâkimlerin hüküm verebileceğini beyanda muhtardır:
a) Belgenin işbu Sözleşmede öngörülen usullerden bîri ile intikal ettirilmiş olması;
b) Belgenin gönderilme tarihinden itibaren, altı aydan az olmamak üzere, hâkimin her özel duruma göre takdir edeceği bir sürenin geçmiş bulunması;
c) Talep edilen Devletin yetkili makamları nezdinde yapılan bütün teşebbüslere rağmen herhangi bir tebliğ tasdiknamesi elde edilmesinin mümkün olmaması.
İşbu madde hâkimin, acil hallerde geçici veya koruyucu tedbirler almasına engel teşkil etmez.
Madde 16
Bir dava dilekçesi veya aynı nitelikte bir belge, işbu Sözleşme hükümleri gereğince tebliğ edilmek üzere yabancı bir memlekete intikal ettirildiği ve mahkemeye gelmeyen davalı aleyhine karar verildiği takdirde, aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi halinde hâkim, kanun yollarına müracâatını sağlamak üzere, süre aşımının davalı hakkındaki neticelerini kaldırmaya yetkilidir:
a) Davalının kendi kusuru bulunmaksızın savunmasını hazırlamak üzere dilekçeden veya, kanun yollarına müracaat hakkını kullanması için, karardan vaktinde haberdar olmaması;
b) Davalı tarafından ileri sürülen def ilerin dayanaktan yoksun bulunmaması.
Süre aşımının neticelerinin kaldırılması hakkındaki müracaat, davalının karara bilgi edinmesinden başlayacak makul bir süre içinde yapılmadığı takdirde kabul edilmez.
Âkit Devletlerden her biri, kararın verildiği tarihten itibaren bir yıldan az olmamak kaydı ile, bildirisinde belirteceği sürenin geçmesinden sonra yapılacak müracaatların kabul edilmeyeceğini beyanda muhtardır.
İşbu madde, ahvali şahsiye ile ilgili kararlar için uygulanmaz.
BÖLÜM II
GAYRİ ADLİ BELGELER
Madde 17
Âkit Devletlerden birinin makam ve adalet görevlilerinden sadır olan gayrı adli belgeler tebliğ edilmek üzere, işbu Sözleşmede öngörülen usul ve Şartlar uyarınca başka bir Âkit Devlete intikal ettirilebilir.
BÖLÜM III
GENEL HÜKÜMLER
Madde 18
Âkit Devletlerden her biri, Merkezî Makam dıĢında ve buna ilâveten yetkilerinin şümulünü tespit edecekleri başka makamlar da tayin edebilirler.
Ancak, tebliğ isteğinde bulunan, her zaman, doğruca Merkezi Makama başvurabilir.
Federal Devletler, birden fazla Merkezi Makam tayin etmekte muhtardır.
Madde 19
İşbu Sözleşme, Akit Devletlerden her birinin, mevzuatının, kendi topraklarında tebliğ edilmek üzere dış memleketlerden gelen belgelerin intikali için yukarıdaki maddelerde
öngörülmeyen başka şekillere müsaade etmesine engel teşkil eylemez.
Madde 20
İşbu Sözleşme, Âkit Devletlerin:
a) 3 üncü maddenin 2 nci fıkrasının intikal ettirilecek belgelerin iki nüsha olarak düzenlenmesine ait hükümlerine;
b) 5 inci maddenin 3 üncü fıkrasıyla 7 nci maddenin kullanılacak dillere ait hükümlerine;
.c) 5 inci maddenin 4 üncü fıkrası hükümlerine; d) 12 nci maddenin 2 nci fıkrasına istisna teşkil edecek hükümler koymak üzere aralarında anlaşmalarına engel teşkil eylemez.
Madde 21
Âkit Devletlerden her biri, tasdik veya iltihak belgesinin tevdii anından veya daha
sonraki bir tarihte:
a) 2 ve 18 inci maddelerde öngörülen makamların,
b) 6 nci maddede öngörülen ilmühaber düzenlemeğe yetkili makamın;
c) 9 uncu madde uyarınca konsolosluklar vasıtası ile intikal ettirilen belgeleri kabule yetkili makamın, tayinini Hollanda Dışişleri Bakanlığına bildirecektir.
Âkit Devletlerden her biri, gerektiğince;
a) 8 ve 10 uncu maddelerde öngörülen intikal yollarının kullanılmasına karşı plan itirazlarını;
b) 15 inci maddenin 2 nci fıkrası ile 16 nci maddenin 3 üncü fıkrasında öngörülen beyanları
c) Yukarıda sözü edilen tayin, itiraz ve beyanlarda vuku bulacak her türlü değişiklikleri aynı şartlar altında bildirecektir.
Madde 22
İşbu Sözleşme, tasdik eden Devletler arasındaki ilişkilerde, Hukuk Muhakemeleri Usulü ile ilgili olarak Lâ Haye’de sırası ile 17 Temmuz 1905 ve 1 Mart 1954’de imzalanan Sözleşmelerin biri veya diğerinde taraf oldukları nispette bunların 1 ila 7 nci maddelerinin yerine kaim olacaktır.
Madde 23
İşbu Sözleşme, Hukuk Muhakemeleri Usulü ile ilgili olarak La Haye’de 17 Temmuz 1905’te imzalanan Sözleşmenin 23 üncü maddesi ile yine
La Haye’de 1 Mart 1954’te imzalanan Sözleşmenin 24 üncü maddesinin uygulanmasına halel getirmeyecektir.
Ancak, bu maddeler,.yalnız sözü edilen Sözleşmelerde öngörülen intikal usulleri ile aynı nitelikte olan intikal usulleri kullanıldığı takdirde uygulanacaktır.
Madde 24
İlgili Devletlerin başka türlü anlaşmış olmaları hali müstesna, Âkit Devletlerce, sözü edilen 1905 ve 1954 tarihli Sözleşmelere ek olarak akdedilen Sözleşmeler işbu Sözleşme için de uygulanacaktır.
Madde 25
İşbu Sözleşme, 22 ve 24 üncü maddelerin uygulanmasına halel gelmemek kaydı ile işbu Sözleşme ile düzenlenen hususlara ilişkin hükümler ihtiva edip de Âkit Devletlerin taraf oldukları veya olacakları Sözleşmeleri ihlâl etmez.
Madde 26
İşbu Sözleşme, La Haye Devletler Hususi Hukuku Konferansının onuncu oturumuna katılan Devletlerin imzasına açıktır.
İşbu Sözleşme, tasdik ve tasdik belgeleri Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi olunacaktır.
Madde 27
İşbu Sözleşme, 26 net maddenin 2 nci fıkrasında öngörülen üçüncü tasdik belgesinin tevdiinden altmış gün sonra yürürlüğe girecektir.
İşbu sözleşme, imzalayan ve sonradan tasdik eden Devletlerden her biri için, kendi tasdik belgesinin tevdiinden altmış gün sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 28
La Haye Devletler Hususî Hukuku Konferansının onuncu oturumunda temsil edilmeyen her Devlet, 27 nci maddenin 1 nci fıkrası uyarınca yürürlüğe girmesinden sora işbu Sözleşmeye iltihak edebilir. İltihak belgesi, Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi edilecektir.
İşbu Sözleşme, iltihak edecek her Devlet için ancak bu tevdi keyfiyetinden önce tasdik eden bir Devletin, iltihakının Hollanda Dışişleri Bakanlığınca kendisine bildirilmesinden itibaren, altmış gün içinde yapacağı bir itirazı olmadığını bu Bakanlığa bildirildiği takdirde yürürlüğe girecektir.
İtiraz vaki olmadığı takdirde Sözleşme, iltihak eden bir Devlet için, yukarıdaki fıkrada sözü edilen sürelerin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.
Madde 29
Her Devlet, imza, tasdik veya iltihak sırasında, işbu Sözleşmenin Milletlerarası alanda temsil ettiği toprakların tümünü veya bunlardan biri veya bir kaçını kapsayacağını beyan edebilir. Bu beyan, Sözleşmenin sözü edilen Devlet için yürürlüğe girdiği Tarihte hüküm ifade edecektir,
Bundan sonra yapılacak bir nitelikteki her kapsama alma, Hollanda Dışişleri Bakanlığına bildirilecektir.
Sözleşme, kapsama alınan topraklar için, yukarıdaki fıkrada sözü edilen bildirinin yapılmasından altmış gün sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 30
İşbu Sözleşmenin, süresi, sonradan tasdik veya iltihak eden Devletler için dahi, 27 nci maddenin 1nci fıkrası uyarınca yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren beş yıldır.
Sözleşme, fesih ihbarı vaki olmadıkça, her beş yılda bir zımnen yenilenmiş olacaktır.
Fesih ihbarı, beş yıllık sürenin bitiminden en az. altı ay önce Hollanda Dışişleri Bakanlığın yapılacaktır.
Fesih keyfiyeti ancak bunu ihbar eden Devlet hakkında hüküm ifade edecektir. Sözleşme diğer Âkit Devletler için yürürlükte kalacaktır.
Madde 31
Hollanda Dıişleri Bakanlığı, 26 ncı maddede sözü edilen Devletlerle 28 inci madde uyarınca iltihak edecek Devletlere:
a) 26 ncı madde sözü edilen imza ve tasdikleri;
b) İşbu Sözleşmenin, 27 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uyarınca yürürlüğe gireceği tarihleri;
c) 28 inci maddede sözü edilen iltihakları ve bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;
d) 29 uncu maddede sözü edilen kapsama alma keyfiyetleri ile bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;
e) 21 inci maddede sözü edilen tayin, itiraz ve beyanları;
f) 30 uncu maddenin 3 üncü fıkrasında sözü edilen fesih ihbarlarını bildirecektir.
Bunu teyiden, usulüne uygun olarak yetkili kılınan aşağıdaki imza sahipleri İşbu sözleşmeyi imzalamışlardır. .
15 Kasım 1965’te ikisi de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce ve tek nüsha olarak yapılmış olup Hollanda Hükümeti arşivine tevdi edilecek ve tasdikli birer sureti La Haye Devletler Hususî Hukuku Konferansının Onuncu oturumunda temsil edilen Devletlerden her birine diplomatik yoldan intikal ettirilecektir.
SÖZLEŞMENİN EKİ FORMÜL TALEPNAME
Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliği için La Haye’de…………. 1965 tarihinde imzalanan Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme Talepte bulunanın hüviyeti Muhatap Makamın ve adresi adresi
Aşağıda imzası bulunan müracaatçı, aşağıda yazılı belgeleri iki nüsha göndermek ve her bir nüshasının sözleşmenin 5 inci maddesine uygun olarak en kısa zamanda, (Muhatabın kimliği ve adresi)……………………………………………………………………..
a) Sözleşmenin 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının a bendindeki hükme göre(*)
b) Aşağıdaki özel usul ite (5 inci maddenin 1 inci fıkrasının b bendi (*)
c) Kendi arzusu ile kabul ettiği takdirde muhatabına tevdi suretiyle (5 inci maddenin ikinci fıkrasi) (*) tebliğini talep etmekle şeref duyar.
Tebliğ edilen belgeler ile eklerin (*) birer nüshasının arka sayfada belirtildiği şekilde bir tebliğ tasdiknamesi ile birlikte talepte bulunana iadesi veya iadesinin sağlanması bu makamdan rica olunur.
Belgenin listesi
……………………………………….. Düzenlediği yer………………. …„………
……………………………………….. Tarih
……………………,……….:……….. imza ve/veya mühür…………………………..
(*) Lüzumsuz olanları çiziniz. 26
(TALEPNAMENİN ARKA SAYFASI) TEBLİĞ TASDİKNAMESİ
Aşağıda imzası bulunan Makam, Sözleşmenin 6 ncı maddesi uyarınca belgelerin;
1)………………………….. tarihinde……………………………………………………………… ,. …………….. (Yer, cadde (Sokak), numara) de 5 inci madde öngörülen aşağıdaki usullerin biriyle
a) Sözleşmenin 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendinde yazılı şekilde(*)
b) Aşağıdaki özel bir usulle (*) ……………………………………………………………………
c) Kendi rızasıyla kabul eden muhataba tevdi suretiyle tebliğ edildiğini (*)
Talepnamede sözü edilen belgelerin……………………………………………………….; ……………………. ………………………………………………….. (Tebliğ edilenin kimliği ve sıfatı)
muhatapla olan münasebeti (Ailevi, iş dolayısıyle veya başka suretle)…………………. ………………………………………………………..’a tedvi edildiğini,
Birleşik Krallık(İngiltere) 1721 yılında kurulmuştur. Ülkenin ilk devlet başbakanı Robert Walpole olmuştur. Kuruluşundan 2020 yılına kadar 54 başbakan görev yapmış, bu başbakanlardan 16’sı hukuk eğitimi almıştır. Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanlarının birçoğu Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Bazı başkanların hukuk eğitimine başlamalarına rağmen eğitimlerini yarım bırakmışlardır. Dünyadaki tüm ülkelerin bir anayasası olmasına karşın İngiltere’nin yazılı bir anayasası bulunmamaktadır.
Başbakan
Görev Yılları
John Stuart
26 Mayıs 1762-8 Nisan 1763
George Grenville
16 Nisan 1763-10 Temmuz 1765
Henry Addington
17 Mart 1801-10 Mayıs 1804
William Pitt the Younger
10 Mayıs 1804-23 Ocak 1806
Spencer Perceval
4 Ekim 1809 – 11 Mayıs 1812
George Canning
12 Nisan 1827-8 Ağustos 1827
Frederick John Robinson
31 Ağustos 1827 – 21 Ocak 1828
William Lamb
16 Temmuz 1834 – 14 Kasım 1834
18 Nisan 1835-30 Ağustos 1841
Robert Peel
10 Aralık 1834 – 8 Nisan 1835
30 Ağustos 1841-29 Haziran 1846
William Ewart Gladstone
3 Aralık 1868-17 Şubat 1874
23 Nisan 1880-9 Haziran 1885
1 Şubat 1886 – 20 Temmuz 1886
15 Ağustos 1892 – 2 Mart 1894
Robert Gascoyne-Cecil
23 Haziran 1885-28 Ocak 1886
25 Temmuz 1886 – 11 Ağustos 1892
25 Haziran 1895 – 11 Temmuz 1902
Herbert Henry Asquith
8 Nisan 1908-5 Aralık 1916
David Lloyd George
6 Aralık 1916 – 19 Ekim 1922
Clement Attlee
26 Temmuz 1945-26 Ekim 1951
Margaret Thatcher
4 Mayıs 1979-28 Kasım 1990
Tony Blair
2 Mayıs 1997 – 27 Haziran 2007
Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları
Hukukçu Başbakan Tony Blair ve avukat eşi Cherie Blair
Sosyalist Birlik Partisi Kapatma Kararı, 19 Temmuz 1995 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından alınmıştır. Kapatılma gerekçesi, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamak” olarak açıklanmıştır.
Anayasa Mahkemesi kararından kısa bir süre önce parti kendisini feshetmiş, kadrolarının çoğunluğu Birleşik Sosyalist Parti‘ye katılmış ve 1996 yılında kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi‘nin kuruluşunda aktif rol almışlardır.
Sosyalist Birlik Partisi (SBP) 15 Ocak 1991’de TBKP, TSİP ve Sosyalist Parti’den kopan bir grup ve bazı bağımsız sosyalist aydınlar tarafından kurulan siyasi partidir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kapatılan siyasi partiler arasında kısa süre sonra kapatılan partiler arasındadır.
Partinin ilk genel başkanı Sadun Aren’dir. Parti, katıldığı tek seçim olan 1994 yerel seçimlerinde %0,30 oranında oy almıştır.
DAVANIN KONUSU : Sosyalist Birlik Partisi’nin, tüzük ve programının, Birinci Büyük Kongre’de alınan kararın, bu karara dayanak oluşturan Genel Yönetim Kurulu raporu ile Genel Başkan ve Genel Başkan Yardımcısı’nın Parti adına yaptığı açıklamaların; Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 3., 6., 14., 69. maddelerine, Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendine, 80. maddesine ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılığı savıyla, aynı Yasa’nın 101. maddesinin (a) ve (b) bentleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I- DAVA
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatılma istemli kamu davasına ilişkin 28.12.1993 günlü, SP. 43 HZ.l993/57 sayılı iddianamesinde şöyle denilmektedir:
“I- Giriş
Çalışmalarıyla ulusal iradeyi oluşturarak genel ve yerel seçimler yoluyla siyasal iktidara sahip olmayı ve siyasal kararları etkilemeyi hedef alan kuruluşlar olan siyasal partileri, Anayasanın 68. maddesinin ikinci fıkrası hükmü, demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez ögeleri saymak suretiyle demokrasinin belirleyici temel özelliklerinden birisi olarak kabul etmiştir.
Kişilerin genel oy hakkı çerçevesinde tek tek sahip oldukları siyasal tercihleri, programları yönünde toplayıp birleştirerek siyasal iktidara ulaşmayı amaçlayan siyasal partilerin ulusal iradenin oluşmasındaki rol ve görevleriyle olağan derneklerden farklı bir durumda bulunduğunu gözeten Anayasa, bu nedenle onları öncelikle kendi yapısı içinde düzenleme gereğini duymuş ve 68. ve 69. maddelerinde kuruluşları, tüzük ve programlarında ve çalışmalarında uymakla yükümlü oldukları hususları ve kapatılmaları hakkında genel nitelikteki kuralları getirmiştir. Ancak, önceden izin alınmadan kurulabileceği ve onlar olmadan gerçek bir demokratik hayatın var olamayacağı kabul edilen siyasal partilerin, çalışmalarında hiçbir sınırlamaya bağlı olmayacaklarını söylemek olanaksızdır. Çünkü, toplum hayatında çok önemli işlevlere sahip bulunan siyasal partilerin demokratik düzeni ve cumhuriyetin niteliklerini hedef alan bir güç merkezi durumuna gelmesi toplumu tehdit etmeye başlar ve kamu düzeni bozulur. Toplumun hukuksal açıdan örgütlenmiş biçimi olan devletin bizzat kendi varlığına yönelen bu gibi tehlikelere karşı hukuk devleti ilkesi çerçevesi içinde gereken önlemleri alması onun demokratik hukuk devleti olma niteliğinin gereğidir. Anayasa, siyasal partileri demokratik, siyasal hayatın vazgeçilmez ögeleri ve demokrasinin simgesi saymış olmakla birlikte, çalışmalarında sınırsız bir özgürlük tanımamış, onların ülke zararına çalışmaların odağı olabilmesi olasılığını öngörerek bu gibi hallerde kapatılabileceklerini kabul etmiştir. Getirilen yasaklamalara uyulmaması durumunda, Türkiye Cumhuriyetinin kendisiyle özdeşleşmiş olan niteliklerin ve devletin dayanağını oluşturan temel ilke ve esasların sarsılacağı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tehlikeye düşeceğinde hiç kuşku yoktur. Yukarıda belirlenen nitelikler ve işlevlerin sonucu olarak Anayasa 69. maddesiyle, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine uygunluğunun kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetleme ve gerektiğinde kapatma davası açma görevini Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiştir.
Siyasal partilerin kuruluşlarından itibaren çalışmaları, denetimleri konularında olduğu kadar kapatılmalarına ilişkin ilke ve esaslar belli bir düzen içerisinde ayrıntılı olarak Siyasî Partiler Yasası (Daha sonra “SPY” olarak anılacaktır)’nda yer almış, Anayasada belli edilen yasaklara uymadığı Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilen siyasal partiler hakkında Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açılması benimsenmiştir.
Davalı siyasal parti, gerekli bildiri ve belgelerin 15.1.1991 tarihinde İçişleri Bakanlığına verilmesiyle SPY’nın 8. maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığımız da Anayasa ve SPY’nın yüklediği görev uyarınca, diğer partiler gibi, davalı siyasal partinin yurt düzeyindeki çalışmalarını kuruluşundan başlayarak izlemeye başlamış, görevden ötürü (re’sen) yapılan izleme yanında 9.11.1993 gün ve SP.33 Muh.1993/154 sayılı yazımız üzerine davalı siyasi partice 12.10.1993 gün ve 706 sayılı yazı ekinde gönderilen yayınların incelenmesi ve değerlendirilmesinden, davalı siyasî partinin çalışmalarında, kapatmayı gerektiren yasaklamalara aykırı davranışların var olduğu kanısına varılmıştır.
II- Açıklamalar
SPY’nın 78., 80. ve 81. maddelerini de içeren, dördüncü kısmındaki yasaklara aykırılık halinde partinin kapatılmasını düzenleyen 101. maddesinde bir siyasal parti hakkında kapatma kararının şu hallerde verileceği belirlenmiştir: (a) Parti tüzük, program ve diğer mevzuatının yasanın dördüncü kısmında yer alan hükümlere aykırı olması veya (b) Parti büyük kongresinde, merkez karar ve yönetim kurulunca veya bu kurulun iki ayrı kurul olarak oluşturulduğu hallerde ilgili kurulca ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi grup yönetim veya grup genel kurullarınca Yasa’nın dördüncü kısmındaki hükümlere aykırı karar alınması veya genelge ve bildiriler yayınlanması veya karar alınmamış olsa bile bu kurullarca aynı hükümlere aykırı faaliyetlerde bulunulması yahut parti genel başkan veya genel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddeler hükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyanda bulunması veya (c) parti merkez karar ve yönetim kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna partiyi temsilen konuşma yapacağı bildirilmiş olan kimsenin radyo ve televizyonda yaptığı konuşmanın Yasa’nın dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı olması.
Bu dava açısından 101. maddenin (c) bendinin uygulanması söz konusu değildir. Bu nedenle, var olan kanıtların (a) ve (b) bentleri uyarınca değerlendirilmesi gerekmektedir. (a) bendinde tüzük ve programı esas alması yanında (b) bendinde de sözlü ya da yazılı beyanlarıyla partinin kapatılmasına neden olabilecek parti organları arasında büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya bu kurul iki ayrı kuruluş olarak oluşturulmuş ise bunların her biri ile genel başkanı ve genel başkan yardımcısı sayılmıştır.
Davalı siyasî partinin tüzük ve programındaki kapatılma nedeni olabilecek kimi belirsizlikleri; davalı siyasi partinin büyük kongre kararı, genel yönetim kurulu raporları, genel başkan Sadun AREN ve genel başkan yardımcısı Sıtkı COŞKUN’un parti adına açıklamaları ile kapatılmaya ilişkin kanıtlar daha belirgin hale gelmiştir.
Parti Tüzüğünün, partinin amaçlarını belirleyen 2. maddesinde,
“… Parti, ulusal baskı ve şiddetin her türlüsüne karşı mücadele eder. Kürt sorununa barışçı, demokratik ve adil bir çözüm yolunun bulunması, bunun koşullarının yaratılması için çalışır…” denilmekte ve parti programının,
Katılımcı demokrasi başlığı altında,
“Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu çok boyutlu, derin sorunlar ve dünyadaki hızlı, çok yönlü değişiklikler, Türkiye’de köklü bir politik yenilenmeyi, demokratik yeniden yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Toplumsal yaşamın her alanında yıkıcı etkilerde bulunan tıkanıklığı aşmak, toplumsal dinamizmin önünü açmak, ancak baskıcı anlayış ve rejime son vermekle ve köklü bir demokratikleşmeyle mümkün olacaktır.
Buna bir ilk adım olarak Partimiz
……..
Kürtlerin varlığının ve kimliğinin resmen tanınmasını, kendi sözlerini söyleyebilmelerini
…….
zorunlu görmektedir…”
Kürt sorunu başlığı altında,
“Partimiz, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının önemli bir bölümünü Kürtlerin oluşturduğu olgusundan hareketle, “Kürt Halkı’nın varlığı” gerçeğini söylemeyi engelleyen yasaklar zinciri ortadan kaldırılmadıkça, Kürt sorununu tartışma ve çözümler üretme olanağının bulunmadığı görüşündedir.
Partimiz, Kürt sorunu çözülmeden ülkemize demokrasinin gelemeyeceği, demokrasi sorununa çözüm bulunmadan da Kürt sorununun çözülemeyeceği inancındadır. Kürt sorunu, Türkiye’nin, Türklerin ve Kürtlerin, demokrasi ve özgürlükten yana olan herkesin sorunudur. Çünkü bu sorun, baskıcı rejimin hem bir nedeni hem bir sonucudur.
Partimiz, Kürt sorununun, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Helsinki Sonuç Belgesi doğrultusunda Türkiye’nin yeniden yapılanması temelinde barışçı, demokratik yöntemlerle çözülmesinden yanadır.
Partimiz, Kürt sorununa barışçı, demokratik ve adil bir çözüm yolu bulunması, bunun koşullarının yaratılması için ciddi, tutarlı ve inançlı bir uğraş verecektir.
Partimiz, kendini Kürt halkının yerine koymadan, onlar adına çözümler önermeden, Türkler ve Kürtler arasında demokratik bir ortamda oluşacak bir mutabakatla, bu ekonomik, politik, sosyal ve kültürel boyutlu karmaşık sorunun çözüme ulaşması için çalışacaktır.
Partimiz, Kürtlerin kendi kimlikleri ile tartışmalara katılması, sorunun çözümünde taraf olabilmeleri için, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasak ve baskıların kaldırılması için, Kürtçe yazma ve konuşmayı yasaklayan 2932 sayılı Yasa’nın ve benzer yasaların kaldırılması, Ceza Yasası’nda ve Siyasî Partiler Yasası’ndaki ilgili yasaklara son verilmesi için çalışacaktır.
Partimiz, acil olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da savaş hali ve gerekçelerinin ve devlet terörünün son bulması, militarist, şoven, baskıcı resmî anlayışın, Kürtleri bir güvenlik rizikosu kabul eden görüşlerin terkedilmesi, yerlerinden yurtlarından olmalarının önlenmesi, zorunlu göç ve sürgüne, kötü muamelelere hedef olmaktan kurtulmaları için mücadele edecektir.”
Eğitim başlığı altında,
diğer düzenlemeler yanında “… Kürtlerin ana dillerinde eğitim görmeleri imkanı da sağlanmalıdır…”
Kültür başlığı altında,
“… Kürtlerin kendi kültür varlıklarını yaşatmaları ve geliştirmeleri desteklenecektir…”
İbareleri yer almaktadır.
Siyasî Partiler yasasının belirlediği yöntem ve esaslara göre parti mevzuatındaki bu düzenlemelerin anlamının; partinin büyük kongeresi ile ilgili kurullarının aldığı kararlar, yayınladığı genelge ve bildirileri, bir karara dayanmasa bile faaliyetleri, genel başkan, genel başkan yardımcısı ve genel sekreterinin yazılı veya sözlü beyanları ile birlikte değerlendirilmesi zorunlu görülmüştür.
Davalı siyasî partinin Büyük Kongresi 2-3 Mayıs 1992 tarihinde yapılmıştır. Bu kongrede partinin genel yönetim kurulunun çalışma raporu incelenmiş ve göndemindeki konuları görüşerek bazı noktaların bir sonuç bildirgesiyle duyurulması kararlaştırılmıştır. Gerek genel yönetim kurulu çalışma raporu ve gerekse birinci kongre sonuç bildirgesi ve kararları parti yayını olarak yayınlanmıştır.
Birinci kongre genel yönetim kurulu çalışma raporunda;
“… Kürt sorununun bugün geldiği yer Kürt halkının uzun mücadele sürecinin ve birleşik olarak kürt politik örgüt ve hareketlerinin varlığıyla gelinen yerdir. Son 10 yılda Türkiye açısından PKK. öne çıkan kürt örgütü durumundadır.
….
Nevroz olayları ve sonrasındaki şiddet askersel çözüm yanlısı güçler, Hizbullak (h) vb. kontgerilla organizasyonlarını da daha yoğun kullanarak kendi tutumlarını hükümete kabul ettirmişlerdir. Bu durumda Kürt realitesini yok sayan, onların ulusal ve uluslararası yasa ve antlaşmalardan doğan ve her ulusun sahip olduğu kendi geleceğini özgürce belirleyebilmek için vazgeçilmez olan hak ve özgürlüklerini yadsıyan ve bu konulardaki yasal ve barışçı girişimi şiddetle bastıran geleneksel politika en azından bugün tekrar üstünlük kazanmış görünmektedir. Oysa, bu politikanın bizzat kendisinin bölücü niteliği 70 yıllık uygulamasının sonuçlarıyla ortadadır.
…..
SBP GYK’sı şiddete dayalı yöntemlerin ne Kürtlere ne de Türklere hiçbir yararı olmadığı ve terkedilmesi gerektiğinin yaşamsal öneminin altını çiziyor. Bir bütün halinde şiddet Türk ve Kürt nüfusunun gittikçe daha çoğunu sertlik yanlısı güçlere doğru kutuplaştırma ve her iki halkı da birbirine karşı cepheleştirme eğilimi taşıyor.
…..
GYK’mız Kürt sorununun çözümü açısından şu temel noktaların altını çizmektedir.
Kürt sorunu Kürt kimliği ve özgürlüklerini tanımamak ve gereğini yerine getirmemekten kaynaklanmaktadır.
Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta özgür olmalıdırlar. Bu en doğal insan hakkıdır. Bu hak bağımsız yaşamayı da içerir.
Nasıl yaşamak istedikleri konusunda Kürtler özgür olunca, bu sorun çözüm yoluna girebilir.
Kürtler üniter devlet içinde yaşamaktan, bağımsız devlet kurmaya kadar çeşitli alternatif yaşam biçimlerini seçmekte özgür olmalıdırlar.
Bu özgürlük hiçbir tehdit, korku ve müeyyide taşımayan bir özgürlük olmalıdır.
Şiddet eylemleri ve PKK. ile Kürt sorununu özdeş görmemek, karıştırmamak gerekir. Kürt sorunu PKK’dan önce de vardır. PKK. bu işten vazgeçerse de, Kürt sorunu çözülmezse Kürt sorunu gene varolmaya devam edecektir.
Türkiye halkı ve demokrasiden yana olan herkesin ortak çabası ile Kürt sorunu çözülebilir ve çözülmelidir. Bu noktada GYK’mız işçi sınıfının sendikal, politik hak ve özgürlükler mücadelesi ile Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesinin yakın bağına dikkatleri çekiyor.
Kürt sorunu çözülmeden 12 Eylül’den tam çıkış ve demokrasi gelemez. Demokrasi uygulanmadan, Kürt sorunu çözülemez. Yani Türkler ve Kürtler arasında tam hak eşitliği sağlanmadan, sorunun tam bir açıklıkla ve sınırsızca tartışılması için politik ve yasal koşullar sağlanıp, yasaklar kalkmadan hangi çözümün doğru olduğunu sağlıklı bir biçimde tartışmak bile mümkün değildir.
Sorunun çözümünün birinci koşulu; çözüm olarak önerilebilecek bütün görüşlerin açıklanma, savunulma ve alternatif olarak da kendini istediği biçimde ifade etmesi özgürlüğünün kabul edilip, güvence altına alınmasıdır. İkinci koşul, problemin ilgililerinin demokratik ortamda oluşacak tercihlerine karşı kesin bir kabul ve saygı dışında hiçbir yaptırım uygulanmayacağı güvencesinin yasal temelde sağlanmasıdır. Üçüncü koşul; özgür demokratik bir tartışma sonucu oluşan sonuçla birlikte ilerde sorunun şu veya bu evrede gündeme tekrar gelmesi halinde ele alınabilmesi işlevli mekanizmalara sahip olmasıdır.
Önce tüm yasakların, baskı ve eşitsizliklerin kalktığı şiddetin ve silahın terkedildiği tam ve güvenceli demokratik bir ortam. Bu olmadan GYK’mız Kürt sorununu tartışmak ve çözümler üretme olanağının çok sınırlı olduğu görüşündedir.
Kürt sorunu, Kürtlerin özgür iradesini temel alan, Kürtlerin ve Türklerin tam hak eşitliği temelinde ortak çıkarlarını sağlayan demokratik bir mutabakatla, bölge ve dünya barışına hizmet eden, şiddeti bütün biçimleriyle reddeden, barışçı, demokratik ve adil bir çözümle sonuca ulaştırılabilir.
Önceki yıllarda çözümü daha kolay olan Kürt sorunu, gün geçtikçe çözümü zorlaşan bir sorun haline gelmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin geleneksel politikalarıyla, Kürt realitesinin çatıştığı bir konumdan Kürtlerle Türklerin çatıştığı bir konuma doğru yuvarlanma tehlikesi ciddidir. Bu noktada, Türkiye solunun üzerine düşeni yeterince yerine getirdiği söylenemez. Partimiz sorundaki tehlikeli gelişmeye dikkati çekmiş, Genel Başkanımız Sadun AREN bu konuda doğrudan Sayın S.DEMİREL ve E.İNÖNÜ’ye mektupla görüşlerimizi iletmiş, kamuoyuna açıklamalar yapmıştır. İl örgütlerimizin girişimleri olmuştur. Ama en başta Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde parti örgütlerimizi kuramamış oluşumuzdan başlayarak sorunda eksik kaldığımızı da kabul etmeliyiz.
Türkler ve Kürtlerin özgür ve gönüllülükleri temelindeki birliğinden yana olan SBP birinci kongresi vesilesiyle Türkiyenin Türk-Kürt tüm yurttaşlarına, kamu görevi yürüten ya da yurttaş insiyatifi niteliğinde bulunan bütün kurumlarına seslenmekte ve aşağıdaki önerilerin hayata geçirilmesi için zaman yitirilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
Yukarıda ifade edilen noktalardan çıkarak gerçekleştirilmesi gereken değişikliklerin bir bölümü hükümet kararnameleriyle, bir bölümü yasa değişiklikleriyle, bir bölümü ise yeni bir anayasa ile sağlanabilir.
İvedilikle harekete geçilmesi gerektiğinden, anayasa gibi geniş mutabakatlar gerektiren konuların ele alınmasından önce hükümet kararnameleri ve yasa değişiklikleriyle temel adımların atılması gerekmektedir.
Sosyalist Birlik Partisi Türkiye’nin, tüm yurttaşların esenlik içinde yaşadığı bir ülke haline gelebilmesi için ulaşılması gereken hedefleri şöyle tanımlamaktadır :
1) Kürtlerin varlığı yasal temelde tanınmalıdır.
2) Devlet ve hükümet Kürt sorununun çözümünde askersel araç ve çözümleri değil, politik araçlar ve çözümü benimsediğini açıklamalıdır.
3) Olağanüstü hal hemen sona ermeli, koruculuk sistemi kaldırılmalı, özel tim bölgeden çekilmelidir.
4) Anayasa ve siyasî partiler yasası barışçılığı esas alan tüm görüşlerin tam bir özgürlük içinde dile getirilmesini sağlamalıdır. Ayrılıkçı partiler de yasal olabilmelidir. Bu ayrılma durumunun hangi koşulların yerine gelmesiyle gerçekleşebileceğinin anayasada tanımlanmış olmasını gerektirir.
5) Kürt sorununu yasal yollardan dile getirmek ve en uç önerileri bile seslendirebilmek mümkün olmadığı için yasal yolların dışına çıkmış olanlar için bir genel af getirilmelidir.
6) Merkezi devlet örgütlenmesinde ademi merkeziyetçiliği güçlendirecek şekilde bölgesel düzenlemeler yapılmalı, eyalet sistemine geçilmeli, eyalet meclisleri kurulmalı, eyalet il ve ilçe yönetimleri seçimle görev getirilmelidir.
7) Eğitimde yerel yönetimlerin söz sahibi olması sağlanmalı ve yerel yönetimlerin kararlarına bağlı olarak Kürtçe derslerinin konulması mümkün olabilmelidir.
8) Radyo ve televizyonlardan Kürtçe de yayın yapılmalıdır.
9) Devlet katlarında ve Silahlı Kuvvetlerde görevli kürt kökenli yurttaşların kendi ulusal kimliklerini açık ifade edebilmeleri sağlanmalıdır. Devletin yasama, yürütme ve yargı erk organlarının bileşiminin ülke nüfusunun etnik-ulusal bileşimine uygun hale gelmesiyle eşitlik sağlanmağa başlanılmış olabilir. Haklarda ve devletin tüm yapısında farklı kökenlerden tüm yurttaşların tam eşitliği ve devletin milliyetçilikten arındırılması, yani Türk vasfından uzaklaştırılmasıyla, devlet Türklerin, Kürtlerin ve ülkede yaşayan tüm ulus ve etnik kökenden yurttaşların demokratik devleti olma imkanını kazanabilir. Eğer Kürt olduğunu ifade eden bir teğmen general olabiliyorsa, Kürtlerin devletin en yüksek katlarına gelebildiği ancak o zaman söylenebilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bu Cumhuriyette yaşayan tüm yurttaşların esenliği bu değişikliklere ulaşılabilmesine bağlıdır. Geleneksel devlet politikasında ısrar Türkiye’yi içeride kaosa, dışarıda ise bir barbarlar ülkesi konumuna sürükleyecektir…” denilmektedir.
Davalı Partinin büyük kongeresinde alınan karara dayalı partinin görüşleri “1. kongre sonuç bildirgesi ve kongere kararları” ismi ile parti yayını olarak bir kitapcık haline getirilmiştir. Burada “Kürt Sorunu Hakkında Karar Tasarısı” başlığı altında aynen,
“…..
SBP 1. Kongresi, Kürt sorununun çözümü açısından şu temel noktaların altını çizmektedir.
Kürt sorunu, kürt kimliği ve özgürlüklerini tanımamak ve gereğini yerine getirmemekten kaynaklanmaktadır.
Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta özgür olmalıdırlar. Bu en doğal insan hakkıdır. Bu hak bağımsız yaşamayı da içerir.
Nasıl yaşamak istedikleri konusunda kürtler özgür olunca, bu sorun çözüm yoluna girebilir.
Kürtler üniter devlet içinde yaşamaktan, bağımsız devlet kurmaya kadar çeşitli alternatif yaşam biçimlerini seçmekte özgür olmalıdır.
Bu özgürlük hiçbir tehdit, korku ve müeyyide taşımayan bir özgürlük olmalıdır.
Şiddet eylemleri ve PKK ile Kürt sorununu özdeş görmemek, karıştırmamak gerekir. Kürt sorunu PKK’dan önce de vardı. PKK bu işten vazgeçerse de, Kürt sorunu çözülmezse Kürt sorunu gene varolmaya devam edecektir.
Türkiye halkı ve demokrasiden yana olan herkesin ortak çabası ile Kürt sorunu çözülebilir ve çözülmelidir. Bu noktada Kongremiz işçi sınıfının sendikal, politik hak ve özgürlükler mücadelesi ile Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesinin yakın bağına dikkatleri çekiyor.
Kürt sorunu çözülmeden 12 Eylül ‘den tam çıkış ve demokrasi gerçekleşemez. Demokrasi uygulanmadan, Kürt sorunu çözülemez. Yani Türkler ve Kürtler arasında tam hak eşitliği sağlanmadan, sorunun tam bir açıklıkla ve sınırsızca tartışılması için politik ve yasal koşullar sağlanıp, yasaklar kalkmadan hangi çözümün doğru olduğunu, sağlıklı bir biçimde tartışmak bile mümkün değildir.
Sorunun çözümünün birinci koşulu;çözüm olarak önerilebilecek bütün görüşlerin açıklama, savunulma ve alternatif olarak da kendi istediği biçimde ifade etmesi özgürlüğünün kabul edilip, güvence altına alınmasıdır. İkinci koşul; problemin ilgililerin demokratik ortamda oluşacak tercihlerine karşı kesin bir kabul ve saygı dışında, hiçbir yaptırım uygulanmayacağı güvencesinin yasal temelde sağlanmasıdır. Üçüncü koşul; özgür, demokratik bir tartışma sonucu oluşan sonuçla birlikte ilerde sorunun şu veya bu evrede gündeme tekrar gelmesi halinde ele alınabilmesi işlevi mekanizmalara sahip olmasıdır.
Önce tüm yasakların, baskı ve eşitsizliklerin kalktığı şiddet ve silahın terkedildiği tam ve güvenceli demokratik bir ortam bu olmadan kongremiz Kürt sorununu tartışmak ve çözümler üretme olanağının çok sınırlı olduğu görüşündedir.
Kürt sorunu, Kürtlerin özgür iradesini temel alan, Kürtlerin ve Türklerin tam hak eşitliği temelinde ortak çıkarlarını sağlayan demokratik bir mutabakatla, bölge ve dünya barışına hizmet eden, şiddeti bütün biçimleriyle reddeden barışçı, demokratik ve adil bir çözümle sonuca ulaştırılabilir.
Önceki yıllarda çözümü daha kolay olan Kürt sorunu, gün geçtikçe çözümü zorlaşan bir sorun haline gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel politikalarıyla, Kürt realitesinin çatıştığı bir konumdan, Kürtlerle Türklerin çatıştığı bir konuma doğru yuvarlanma tahlikesi ciddidir.
SBP. Kongresi şiddete dayalı yöntemlerin, ne Kürtlere ne de Türklere hiçbir yararı olmadığı ve terkedilmesi gerektiğinin yaşamsal öneminin altını çiziyor. Bir bütün halinde şiddet, Türk ve Kürt nüfusunun gittikçe daha çoğunu sertlik yanlısı güçlere doğru kutuplaştırma ve her iki halkı da birbirine karşı cepheleştirme tehlikesini taşıyor. Son günlerde Batı Anadolu’da tekrar uç verdirilen olaylar vahimdir. Dış Türkler olgusundan da çarpıtılarak yararlanan şoven, pantürkist çevrelerin kışkırtmaya çalıştığı milliyetçi hisleri bu açıdan tehlikeli bir toplumsal psikolojik zemin yaratıyor.
Kongremiz, Kürt sorununun bu ortam içinde ve şiddet makasında, en azından belli bir süre için çözüm olanaklarının daraltılıp ertelendiği bir duruma, kitlenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkatleri çekmektedir. Çünkü Kürtlerin varlıklarını inkar politikasından bile tam anlamıyla vazgeçilmemiştir. Hükümetin kuruluşunu izleyen günlerde Başbakan DEMİREL’in “Kürt realitesini tanıyoruz” sözleri resmî devlet televizyonunda sansür edilebilmiştir. Gene Başbakan’ın 30 Mart 1992’de yabancı basın için İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında sarfettiği “Kürt” sözcüğü yine TRT tarafından yansıtılmamıştır. Kısaca, “devlet içindeki devletin” Kürt sorununu çözümsüzlüğe doğru yuvarlama tehlikesi artmaktadır.
Türklerin ve Kürtlerin özgür ve gönüllülük temelindeki birliğinden yana olan SBP., Birinci Kongresi vesilesiyle, Türklerin Türk-Kürt tüm yurttaşlarına, kamu görevi yürüten ya da yurttaş insiyatifi niteliğinde bulunan tüm kurumlarına seslenmekte ve aşağıdaki önerilerin hayata geçirilmesi için zaman yitirilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
Yukarıda ifade edilen noktalardan çıkarak gerçekleştirilmesi gereken değişikliklerin bir bölümü hükümet kararnameleriyle, bir bölümü yasa değişiklikleriyle, bir bölümü ise yeni bir anayasa ile sağlanabilir.
İvedilikle harekete geçilmesi gerektiğinden, anayasa gibi geniş mutabakatlar gerektiren konuların ele alınmasından önce, hükümet kararnameleri ve yasa değişiklikleriyle temel adımların atılması gerekmektedir.
Sosyalist Birlik Partisi 1.Kongresi Türkiye’nin tüm yurttaşların esenlik içinde yaşadığı bir ülke haline gelebilmesi için, ulaşılması gereken hedefleri şöyle tanımlamaktadir.
1) Kürtlerin varlığı yasal temelde tanınmalıdır.
2) Devlet ve hükümet Kürt sorununun çözümünde askersel araç ve çözümleri değil, politik araç ve çözümleri benimsediğini açıklamalıdır.
3) Olağanüstü hal hemen sona erdirilmeli, koruculuk sistemi kaldırılmalı, özel tim bölgeden çekilmelidir.
4) Anayasa ve siyasî partiler yasası, barışçılığı esas alan tüm görüşlerin tam bir özgürlük içinde dile getirilmesini sağlamalıdır. Ayrılıkçı partiler de yasal olabilmelidir. Bu ayrılma durumunun, hangi koşulların yerine gelmesiyle gerçekleşebileceğinin Anayasada tanımlanmış olmasını gerektirir.
5) Kürt sorununu yasal yollardan dile getirmek ve en uç önerileri bile seslendirebilmek mümkün olmadığı için, yasal yolların dışına çıkmış olanlar için bir genel af getirilmelidir.
6) Merkezi devlet örgütlenmesinden adem-i merkeziyetçiliği güçlendirecek şekilde bölgesel düzenlemeler yapılmalı, eyalet sistemine geçilmeli, il ve ilçe yönetimleri seçimle göreve getirilmelidir.
7) Eğitimde yerel yönetimlerin söz sahibi olması sağlanmalı ve yerel yönetimlerin kararlarına bağlı olarak Kürtçe derslerinin konulması mümkün olabilmelidir.
8) Radyo ve televizyonlardan Kürtçe yayın da yapılmalıdır.
9) Devlet katlarında ve Silahlı Kuvvetlerde görevli Kürt kökenli yurttaşların kendi ulusal kimliklerini açık ifade edebilmeleri sağlanmalıdır. Devletin yasama, yürütme ve yargı erk organlarının bileşiminin ülke nüfusunun etnik ulusal bileşimine uygun hale gelmesiyle eşitlik sağlanmağa başlanılmış olabilir. Haklarda ve devletin tüm yapısında farklı kökenlerden tüm yurttaşların tam eşitliği ve devletin milliyetçilikten arındırılması, yani Türk vasfından uzaklaştırılmasıyla, devlet Türklerin, Kürtlerin ve ülkede yaşayan tüm ulus ve etnik kökenden yurttaşların demokratik devleti haline getirilebilir. Eğer Kürt olduğunu ifade eden bir teğmen general olabiliyorsa, Kürtlerin devletin en yüksek katlarına gelebildiği ancak o zaman söylenebilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bu Cumhuriyette yaşayan tüm yurttaşların esenliği bu değişikliklere ulaşabilmesine bağlıdır. Geleneksel devlet politikasında ısrar Türkiye’yi içerde kaosa, dışarda ise barbarlar ülkesi konumuna sürükleyecektir.”
Denilmekte ve bu kararın 6 karşı oyla çoğunlukla kabul edildiği belirtilmektedir.
Partinin genel yönetim kurulunun çeşitli tarihlerdeki bu açıklamalarının “Bülten” adı ile yayınlanan ve “Sosyalist Birlik Partisi Genel Merkez Haber Bülteni” olduğu belirtilen parti yayınının 4., 7., 8. ve 11. sayılarında yer aldığı ve benzer görüşlere yer verildiği görülmektedir.
Partinin Anayasa değişikliğine ilişkin önerisi Bülten’in 7. sayısında yer almıştır ve burada “Eğitim dili Türkçe olmalı, ancak değişik etnik kökenli yurttaşların yoğun olarak yaşadıkları bölğelerde, halkın yaygın olarak konuştuğu dillerde de eğitim yapılmalıdır. Her dilde özel okul açmak serbest olmalıdır.” ilkesine yer verilmektedir.
Genel Merkez Haber Bülteni’nin Temmuz 1992, Ağustos 1992 ve Eylül 1992 tarihli sayılarında davalı parti genel başkanının çeşitli yayın organı temsilcileri ile yaptığı röportajlardaki beyanları yayınlanmıştır. Genel Başkan Sadun AREN’in konu ile ilgili olarak sorulara partisi adına verdiği yanıtlar aynen şöyledir;
“…..
Vo Realites: Kürt sorunu konusunda ne düşünüyorsunuz’
AREN: Türk hükümeti Kürt kimliğini tanımak istemiyor. Sorunun çözümü Kürt kimliğinin tanınmasından geçiyor.
Vo Realites: Kürt sorunu konusunda, bağımsızlık, özerklik veya federasyon önerileri içinde siz hangisine taraftarsınız’
AREN: Bu konuda kararı Kürtler vermeli. Biz onlara özerklik veya federasyon türü bir öneriyi dayatamayız. Çözüme ulaşabilmek için önce konunun tartışılabileceği bir ortam yaratılmalı.
Vo Realites: 17 Mayıs tarihinde Irak’ta yaşayan Kürtler, arasında seçimler yapıldı. Bunun Türkiye’de yaşayan Kürtler üzerinde bir yansımasının olabileceğini düşünüyormusunuz’
AREN: Düşünmüyorum. Türkiye’de yaşayan Kürtler Irak’takinden çok farklıdırlar; ileri durumdadırlar. Çok uzun süredir birlikte yaşadıkları Türklerle kaynaşmışlardır. Türkiye’nin batısında yaşayan birçok Kürt, yaşadıkları bölgenin halkıyla o kadar bütünleşmişlerdir ki, Kürt kimliklerini ileri sürmemektedirler. Bir örnek verecek olursak, şu andaki Hükümetin Dışişleri Bakanı Kürttür. Arap ülkelerinde ise durum farklıdır. Oradaki Kürtler yerli halkla karışıp bütünleşmemişlerdir.
Vo Realites: Bu nedenle mi, Türkiye’de ne kadar Kürdün yaşadığı hesaplanamıyor’
AREN: Evet, tamamen öyle. Bu rakamın on ile yirmi milyon arası olduğu söylenebilir. Altmışlı yıllardaki nüfus kayıtlarında insanlara “ana diliniz ne'” sorusu soruluyordu. Bu soru Kürt nüfusunun saptanmasına olanak veriyordu. Bugün bu tür soruların sorulmuyor olması, nüfus içindeki Kürt oranının tespitini olanaksız kılıyor.
Vo Realites: PKK’nın “Kürtlerin temsilcisiyim” iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz’
AREN: Bunu söyleyemezler. Silah kullandıkları sürece Kürtler de kendilerinden korkuyor. Zor bir soru.
Vo Realites: Türkiye’nin iç durumunu nasıl yorumluyorsunuz’
AREN: Demokratikleşme yönünde gelişmeler var. Güneydoğudaki silahlı mücadele demokratikleşmenin önünde bir engel oluşturuyor. Eğer eski SSCB sınırları içerisinde bir Türk müdahalesi gerçekleştirilirse, bu durum da olumsuz gelişmelere neden olur.
…….
Vorwarts: Türkiye’de Kürt halkının varlığından bahsetmek yasa önünde suç sayılıyorsa, partinin Kürt konusundaki tavrı nedir’
AREN: Partimiz Kürt sorunu konusunda yaklaşık olarak Kutlu ve Sargın’ın partisinin savunduklarına yakın şeyler söylüyor. Türkiye’de Kürt halkının varlığını, bu halkın Türklerin sahip olduğu haklara sahip olması, gelecekleri hakkında kendilerinin karar vermesi gerektiğini savunuyoruz. Kanunlara karşı geliyor sayılsak bile, bizim konuya bakışımız böyledir. Şu anda hükümet bu konuda kesin bir tavır takınmıyor, var olan kanunu da bize karşı kullanmıyor.
Kürt sorunu şu anda Türkiye’nin önemli sorunu. Güney Doğu’da PKK önderliğinde bir silahlı savaş sürmektedir. Bu durum sorunun barışçı çözümünü engellemektedir. Biz silah kullanılmasına karşıyız.PKK silahlarını bırakmalı, hükümet de PKK’cılara af çıkartmalı. PKK mücadelesini yasal yollardan yürütebilmelidir. Ancak o zaman sorunlar tartışılıp bir çözüm bulunabilir.
Vorwarts: Türkiye’de demokratikleşme süreci o kadar kuvvetli değil. PKK’nın silahlı mücadelesi buna engel olabilirmi’
AREN: Düşünceme göre evet. Fakat şunu da belirtmekte yarar görüyorum ki, şu anda hiç kimse Kürtlerin tam olarak ne istediğini bilmiyor. Türkiye Kürtlerinin durumu, Irak ve İran’dakilerden farklı. Kanunlar önünde Türkler ve Kürtler arasında bir fark yoktur. Kürt halkının yarısı bugün ülkenin batısında yaşamaktadır. Buradaki halkla kaynaşmış, aralarında derin bağlar oluşmuştur. Bir Kürt başbakan veya amiral olabilir. Ama Kürt olarak, Kürt asıllı olarak değil. 15 milyon Kürdün 8 milyonu Türklerle iç içe yaşamaktadır. Bu nedenle Kürtlerin bağımsızlığı veya özerkliği durumunda başka problemler de çıkacağından, çokça Kürt bu çözüm önerilerine taraftar değildir. Bugün ayrılma yönünde mücadele eden Kürtler vardır. Düşünceme göre, serbest bir referandum yapılacak olursa sonuç arzuladıkları gibi olmayacaktır. Öncelikle Kürtlerin varlığı resmî olarak kabul edilmeli, okulda, toplumda, kendi dillerini konuşabilmeli, kültürlerini sürdürebilmelidirler. Konunun açıkça tartışılabileceği bir ortam yaratılmalı, böyle bir ortamda yapılacak bir referandumla gelecekleri konusunda karar verebilmelidirler. Partimiz sorunun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümünden yanadır.
……..”
“…….
L’HUMANİTE: TBKP, gibi yasanın hışmına uğramamak için kongre metinlerinizde Kürt sorununu nasıl ele aldınız’
AREN: Bildiğiniz gibi, eğer yasa çerçevesinde kalmak istenirse, ülkemizde ne bir şey yapılabilir, ne de bir şey söylenebilir. Siyasî Partiler Yasası, partilerin, Türkiye’de etnik ya da dinsel azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek hakkının olmadığını söylüyor. Buna göre, Kürtlerin olduğu bile söylenemez…. Kürt’lerin bütün sorunu bu; olmak mı, olmamak mı, varlık mı, yokluk mu sorunu. Biz, Kürt’lerin hak eşitliğini savunuyor ve onları bir azınlık olarak görmeyi kabul etmiyoruz. Ama bu, sorunu çözmeye yetmez. Gereken şey, Kürt’lerin kendi yazgılarını kendilerinin kararlaştırabilmesidir. Kongrenin başlıca sloganlarından biri de buydu: “Kürtler, istedikleri gibi yaşamakta özgür olmalıdırlar”.
– Gerçekte bu ne anlama geliyor’
– Örgütlenebilmeleri, geleceklerini tartışmak için kendi partilerini kurmaları gerektiği anlamına geliyor. Olası çözümlerden biri, bağımsızlıktır. Bir başkası federasyondur. Bir üçüncüsü, kültürel özerkliktir. Şimdi olduğu gibi, üniter bir Türk devleti içinde yaşamayı da seçebilirler. Ama bunu söylemek onların işi. Şimdilik bunu kendileri de bilmiyorlar. Çünkü bu çözümleri özgürce görüşmek, olası tüm tercihlerin sonuçlarını tartışma olanakları yok.
– Öyleyse siz, Kürt partilerinin kurulmasından yanasınız’
– Kuşkusuz. Demokratik bir ortam yaratmak gerekiyor. Bugün durum nedir’ Hükümet, “Kürdistan”dan söz edilmesini bir suç olarak görüyor ve bunu yapan herkesi mahkemeye veriyor. Ama eğer bir Kürt: “Ben böyle çok iyiyim, bu durumun değişmesini istemiyorum” derse, bu kez de PKK ona saldırıyor. Bu koşullarda görüşüp tartışmak olanaksız. O halde silahların susması, hükümetin bir genel af çıkarması ve PKK’nın yasallaştırılması gerekiyor.
– PKK’nın yasallık kurallarına uymaya karşı olduğunu mu düşünüyorsunuz’
– Bilmiyorum. Ama bir şeyden başlamak gerekiyor. Eğer hükümet ilk adımı atarsa PKK’nın nasıl bir karşılıkta bulunacağı görülecek. Bir şey kesin, bu sorun silahla çözülemez. İki taraf da bunu kabul etmek ve insan öldürmeye son vermek zorunda…. Sorun şu ki, PKK hükümetin tek muhatabı olmak istiyor. Ama biz, halk için de var olan bütün eğilimlerin kendini dile getirebilmeleri için birçok örgüt olması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim önerdiğimiz şema şu: Kürt’lerin özgürce örgütlenmesi, tartışma ve referandum. Sonra, Kürtler eğer bağımsızlığı seçerlerse bunu kabul etmek ve sınırlar sorunu gibi, Türk’lerin ve Kürtlerin malları sorunu gibi, batı bölgelerinde yaşayan Kürtler sorunu gibi teknik sorunları çözmek için görüşme masasına oturmak gerekecek.
– Böyle bir şema şimdilik çok azınlıkta kalmıyor mu’
– Doğru. Bu fikir, Türk toplumu tarafından hoşgörü ile karşılanmıyor. Ama işleri ilerletmek için bu fikri dile getirmek de önemli. Bu bir zihniyet sorunu. Kürt halkının özgür kararını kabul etmek zorunda olduğumuzu kabul ettirmekte başarı sağlamak gerekiyor. Türkiye için temel sorunlardan biridir bu. Eğer bu sorun çözülebilirse, bütün öteki sorunlar da çözülebilir. Demokratlaşmanın temeli bu. Çünkü Kürtler için özgürlük kabul edilebilirse, kadınlar için de özgürlük kabul edilebilir ve bu böylece sürer gider … her şey birbirine bağlı. Bütün tabuları yıkmak gerek”
…..”
“…..
– Sayın AREN, Kürt sorunu konusunda partiniz iyi niyetli yaklaşımlar içinde olsa da bu konuda somut bir pratiğiniz yok. Bunun nedenini açıklarmısınız’
– Öncelikle bizim partimizin görüşünü aktarmak istiyorum, böylece sorunuza da açıklık getirebilirim.
Kürtler bir ulustur. Türklerden farlı bir kimliği olan, kültürü olan bir ulustur. Türkiye’nin aslî unsurudur. Kürtler, azınlık falan sayılmazlar. Eskiden beri Türklerle yan yana yaşamış kaynaşmış bir halktır.
Türk devletinin Kürtler üzerinde uyguladığı yok sayma politikası sorunun bu şekilde gelişmesine neden olmuştur. Belki daha farklı bir gelişme yaşanabilirdi. Biz bu politikayı reddediyoruz. Yani öncelikle Kürtlerin varlığı kabul edilmeli, onlar üzerindeki tüm yasaklamalar ve kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Ondan sonra Kürtler nasıl yaşamak istediklerine kendileri karar vermelidirler. Hangi biçimde olursa olsun, Kürt halkının geleceği Kürtler tarafından belirlenmelidir. Bu nedenle parti olarak çözüm önerileri üretmek ve bunları Kürt halkına dayatmaktan yana değiliz.
Bugüne kadar Kürt halkının kendi özgür idaresiyle karar verme şansı olmadığından doğru zeminde bir gelişme yaşanmamış. Yani Kürtler üniter bir devlet içinde mi, federal bir devlet içinde mi, yoksa tamamıyla ayrılıp bağımsız bir devlet olarak mı yaşamak istiyorlar’ Bunu bilmiyoruz. Karşılıklı iki güç arasında Kürt halkı kendi isteğini dile getirmek fırsatından yoksun kalmıştır. Biz bu nedenlerle sonunu sahiplerine, yani Kürt halkının özgür iradesine bırakılmasından yanayız. Bundan dolayı, nasıl yaşayacakları konusunda herhangi bir önerimiz olamaz. Ancak, Kürt kimliğinin ve kültürünün üzerindeki baskılar mutlaka sona ermelidir. Bu biçimde yaşama ya da ayrı yaşama biçimlerinden hangisi olursa olsun bu mutlaka gereklidir.
Bize düşen görev bu düşüncelerimizi dile getirmektir. Biz de bunu sık sık, gittiğimiz her platformda dile getiriyoruz.”
Gene genel başkan Sadun AREN’in çeşitli sebeplerle parti adına konu ile ilgili yaptığı açıklamalar partinin yayın organı “Bülten”in 4., 10. ve 11. sayılarında yer almıştır. Bu beyanlar,
“…. Kürt sorunu önce özgürce oluşturulacak bir tartışma ortamında tartışılmalıdır. Parti olarak biz “Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta özgür olmalıdırlar” diyoruz. (Bülten Sayı:4)
” …. Bu vesile ile hükümetin Kürt sorununun çözümüne yönelik bazı adımlar atmasının yerinde olacağı inancındayız. Örneğin TV. ve radyoda Kürtçe yayın ve Kürt dilinde eğitim yapılmasını bunlar arasında sayabiliriz.” (Bülten sayı: 10).
” …. Dünyadaki benzer olaylar ve ülkemizde Kürt sorununun izlediği gelişme çizgisi bu sorunun silahlı yollarla değil, fakat ancak siyasal, demokratik ve barışçı yollarla çözülebileceğini en açık biçimde ortaya koymuştur. Bu nedenle herşeyden önce Hükümetin, PKK’nın silahlı eylemleriyle asıl Kürt sorununu birbirinden ayırması gerekmektedir. Bundan sonra yapılacak iş Kürt halkını temsil edebilecek parti ve örgütlerle bir diyaloğ içinde soruna barışçı ve demokratik çözümler aramaktır. Unutmayalım ki daha PKK’nın bile tam olarak ne istediği bilinmemektedir.
Burada Kürtçe eğitim görme olanağı ve Radyo-Tv’de Kürtçe yayın yapılması gereçekleştirilmelidir. Bunlar talep edildiği takdirde de karşılanması gereken en doğal demokratik haklardır.” (Bülten Sayı: 11).
biçimindedir.
Davalı Partinin genel başkan yardımcısı Sıtkı COŞKUN’un 28 Şubat 1993 günü Paris’te yapılan “Türkiye’de siyasi durum ve görevimiz” konulu toplantıda partisi adına yaptığı açıklamalar “Bülten”in 7. sayısında yer almaktadır. Bu beyanın bir bölümü aynen “… Kürt sorunu bugün ülkenin en güncel ve can alıcı sorunudur. Kürt sorunu çözülmeden demokrasi gerçekleşemez. Her Kürt, Türk yurttaşlarla eşit olana kadar, üzerindeki her türlü baskı ve ayrımcılık bitene kadar her bilinçli Türk insanı “ben Kürdüm” diyebilmelidir…” şeklindedir. Sıtkı COŞKUN başka bir beyanında da “… Sosyalist Birlik Partisi bu noktadan hareketle, Türk ve Kürt halklarını Çekiç Güç’e karşı çıkmaya çağırıyor, MGK’nın ve hükümetin Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılması önerisine karşı, milletvekillerinin red oyu vermesini istiyor.” (Bülten Sayı: 10) demektedir.
III- Kapatma Nedenleri ve Değerlendirme:
A) Kapatma Nedenleri
Daha önce de değinildiği gibi, siyasal partilerin amaçları ve kapatılmalarına ilişkin esaslar Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. 68. maddenin dördüncü fıkrası, siyasal partilerin tüzük ve programlarının devletin ülkesi ve ulusuyla bütünlüğüne, insan haklarına, ulus egemenliğine, demokratik ve lâîk Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı; beşinci fıkrası, sınıf ve zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan parti kurulamayacağı kuralını getirmiş, 69. maddenin birinci fıkrası ise, siyasal partilerin tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamayacakları, Anayasanın 14. maddesinde yer alan sınırlamaların dışına çıkamayacakları, çıkanların temelli kapatılacakları, sekizinci fıkrası da, siyasal partilerin yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle ayni ve nakti yardım ve emir alamayacakları ve bunların Türkiye’nın bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamayacakları, bu hükümlere aykırı hareket eden siyasal partinin temelli kapatılacağı kuralını kabul etmiştir.
Çalışmaları ile ulusal iradenin oluşmasını sağlayarak siyasal iktidara sahip olmayı hedefleyen siyasal partilerin toplum düzeni ve demokratik hayatın devamı bakımından taşıdıkları önem onların kuruluş ve faaliyetlerinin izlenmesinin benzeri örgütlerden farklı olmasını zorunlu kılmıştır. Nitekim, genel çizgileri itibariyle olağan derneklere benzese bile, siyasal partilerin uymaları gereken esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının Anayasa ve yasalar hükümlerine uygun olup olmadığının derneklerden farklı olarak özel biçimde izlenip, denetlenmesi, demokratik hayatın vazgeçilmez ögeleri sayılmalarının sonucudur. Ancak, siyasal partilerin yukarıda belirtilen hedefe ulaşmaları için yapacakları çalışmalarda mutlak bir özgürlükten yararlanmaları beklenemez. Demokratik hukuk devleti olmanın gereği olarak, bu özgürlük Anayasa ve yasalarla sınırlandırılmış, siyasal partiler çalışmalarında herhangi birinin çiğnenmesi halinde, Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyetinin özünden ayrılmayacak olan nitelikler ve devletin dayandığı temel ilke ve görüşler hiçe sayılmış olur ve böylece doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti tehlikeye düşer.
Siyasal partilerin kurulmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, kapatılmalarına ilişkin esasları düzenleyen SPY, Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde öngörülen ilke ve esaslara paralel olarak, siyasî partilerle ilgili yasaklar başlıklı dördüncü kısmında partilerin amaç ve faaliyetlerinde uyacakları hususları düzenlemiş, bu ilke ve esaslara uymamanın yaptırımını 101. maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde “partinin kapatılması” olarak belirlemiştir.
Siyasal partiler için öngörülen yasaklamalar, davanın konusunu ilgilendirdiği ölçüde, şu biçimdedir:
SPY.nın 78. maddesinde; “Siyasî partiler:
a) Türkiye Devletinin … Anayasanın başlangıç kısmında ve 2. maddesinde belirtilen esaslarını; anayasanın 3. Maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline … dair hükümlerini …. değiştirmek;
… dil, ırk, …. ayrımı yaratmak amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.
….” hükmü getirilmiştir. Sözkonusu yasaklamaların Cumhuriyetin niteliklerini, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini ve Atatürk milliyetçiliği ilkesini korumaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Madde metninde belirtilen Anayasanın Başlangıç’ında, “… hiçbir düşünce ve mülahazanın … Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının … Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları … karşısında koruma göremiyeceği” ifade edilmiş, Anayasanın 2. maddesinde ise, Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken Başlangıç’a gönderme yapılmak suretiyle “bölünmezlik” ya da bütünlük ilkesinden dolaylı olarak söz edilmiş, 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.” biçimindeki hükümle “bölünmezlik” ilkesi açık olarak konulmuş, 14. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin hiçbirinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak … dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak … amacıyla kullanılamayacağı kabul edilerek temel hak ve özgürlükleri kötüye kullanılmasının önüne geçilmek istenmiştir.
Sözü edilen bölünmezlik ilkesinin siyasal, tarihsel ve hukuksal dayanaklarını Amasya Genelgesi ile başlayıp, Misak-ı Millî (Ahd-ı Millî) bildirgesi ile sonuçlanan belgeler dizisi oluşturur. Gerçekten, 21-22.6.1919 tarihli Amasya Genelgesinin 1. maddesinde, “Vatanın tamamiyeti, milletin istiklali tehlikededir.” tesbiti yapıldıktan sonra, 7.8.1919 tarihli Erzurum Kongresi kararlarında, “Trabzon vilayeti ve Canik sancağiyle Vilayat-ı Şarkiye adını taşıyan, Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Mamuretilaziz, Van, Bitlis vilayeti ve bu saha dahilindeki müstakil livalar, hiçbir sebep ve bahaneyle birbirinden ve Osmanlı topluluğundan ayrılması düşünülemeyen bir bütündür. Buralarda yaşayan müslümanlar birbirlerinin sosyal ve ırki durumlarına saygılı ve öz kardeştirler.”, “Vatanın bütünlüğü, milli istiklalin sağlanması ve Saltanat ve Hilafetin masuniyeti için kuva-yı milliyeyi amil ve irade-i milliyeyi hakim kılmak esastır.”, ve “Mondros mütarekesiyle sınırlarımız içinde kalan ve her bölgesinde olduğu gibi Doğu Anadolu Vilayetlerinde de ezici bir çoğunluğu İslamlar teşkil eden, iktisadi ve kültürel üstünlüğü müslümanlara ait bulunan ve yekdiğerinden gayrıkabil-i infikak öz kardeş olan din ve ırkdaşlarımızla meskun memleketlerimizin bölünmesinden vazgeçilmeli, mevcudiyetimize, hukuk-ı tarihiye, ırkîye ve dîniyemize riayet edilmelidir.” biçimindeki ilkelerle ülke ve ulusun bölünmezliği vurgulanmıştır. 11.9.1919 tarihli Sivas Kongresi kararlarında ise, “Heyet-i Temsiliye, Şarkî Anadolu’nun heyet-i umumiyesini temsil eder.”
ibaresi yerine “Heyet-i Temsiliye vatanın heyet-i umumiyesini temsil eder.” hükmü getirilmiş, “Hükümet-i Osmaniye bir tazyik-i düvelî karşısında buraları (yani Şark vilayetlerini) terk ve ihmal etmek ızdırarında bulunduğu anlaşıldığı takdirde alınacak idarî, siyasî, askerî vaziyetlerin tayin ve tesbiti” yani geçici yönetim oluşturmak meselesini düzenleyen hükümde yer alan “buraları” ibaresi yerine de “mülkümüzün herhangi bir cüzünü terk ve ihmal etmek …” biçiminde kapsamlı ve genel bir kayıt getirilmiştir. İstanbul’da toplanan Meclis-i Meb’usan’ca 28.1.1920 tarihinde kabul edilip Büyük millet Meclisi’nce de benimsenen Misak-ı Millî Bildirgesinin 1. maddesinde, “Devlet-i Osmaniye’nin münhasıran Arap ekseriyetiyle meskun olup 30 Teşrinievvel 1918 tarihli mütarekenin hin-i akdinde muhasım orduların işgali altında kalan aksamın mukadderatı, ahalinin serbestçe beyan edecekleri araya tevfikan tayin edilmek lazım geleceğinden, mezkur hatt-ı mütareke dahilinde dînen, ırkan ve aslen müttehit, yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ve fedakarlık hissiyatıyla meşhun ve hukuk-ı ırkiye ve içtimaiyeleri ile şeriyat-ı muhitalarına tamamiyle riayetkar Osmanlı-İslam ekseriyetiyle meskun bulunan aksamın heyet-i mecmuası hakikaten veya hükmen hiçbir sebeple tefrik kabul etmez bir küldür.” denilerek bölünmezlik ilkesi doğrulanmıştır.
Anayasanın, bir tarihsel olgu ve hukuksal temel niteliğinde olan bölünmezlik ilkesine devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5., temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasıyla ilgili 13., basın özgürlüğünü dezenleyen 28. ve 30., dernek kurma özgürlüğünü düzenleyen 33., gençliğin korunmasından söz eden 58., siyasal partilerin tüzük ve programlarının uyacakları esasları belirten 68., yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130., radyo-televizyon idaresi ve kamuyla ilişkili haber ajanslarını düzenleyen 133., kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddelerinde bu ilkeye yer verdiği 143. maddesiyle bu bütünlük aleyhine işlenen suçlar için özel yargı yerleri olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurduğu, hatta 81. maddesinde milletvekili 103. maddesinde Cumhurbaşkanı yemini metnine dahil ettiği görülmektedir. Bütün bu düzenlemeler, Anayasanın Türkiye Devletinin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ilkesine karşı gösterdiği duyarlık ve titizliğin birer işaretidir. Gerçekten, toplumun hukuksal bağlamda örgütlenmesi demek olan devletin ve dolayısıyla toplumun kendi varlığına yönelebilecek tehditlere karşı korunmasını sağlayan bölünmezlik ilkesi bir yönüyle ülkenin tümlüğünü, diğer yönüyle de ulusu meydana getiren ögelerin bütünlük oluşturmasını ifade eder. Bu ilkenin öylesine bir özelliği vardır ki, bir yönünün herhangi bir biçimde ihlal edilmesi, diğer yönünün de ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Lozan Barış Antlaşması görüşmelerinde Başdelege İsmet Paşa, “Büyük Millet Meclisi Hükümeti; Türk yurdunun birliğine ve bölünmezliğine en büyük önemi vermekte, hakların ve ödevlerin, çıkarların ve yükümlülüklerin yurttaşlarca eşit olarak paylaşılması gerektiğine inanmaktadır.” biçimindeki sözlerle bütünlük ilkesini açıklığa kavuşturmuştur.
maddenin (a) bendi, siyasal partilerin devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü yanında, devlet dilinin Türkçe olduğuna dair kuralı da değiştirme amacını güdemeyeceklerini ve bu yolda faaliyette bulunamayacaklarını belirtmektedir. Anayasanın 3. maddesinin birinci fıkrası, devlet dilinin Türkçe olduğu hükmünü taşımaktadır. Bölünmezlik ilkesinin bir gereği ve sonucu olan bu hüküm, resmî işlemlerin ve yazışmaların Türk dilinde yapılması, resmî belgelerin bu dilde düzenlenmesi, öğretimin ve ulusal kültürün yalnızca Türkçeye dayanması, başka deyişle ülkedeki tek ulusal kültürü Türk kültürünün oluşturması demektir.Türkçe bireyler arasında yalnızca bir resmi dil olma durumunu çoktan aşmış; ayrı etnik kökenlerden gelseler bile, yüzyıllar boyunca karışıp kaynaşmış ve bir ortak kaderi paylaşmış, ortak bir kültüre ulaşmış kitlelerin hem günlük yaşantıda, aile içinde ve işyerinde yaygın biçimde kullandığı ortak bir iletişim aracı olabilmiş, hem de aynı kitlelerin ortak bilim, kültür ve sanat dili olma derecesine ulaşabilmiş ve böylece gerek bireysel, gerekse toplumsal iletişimin sağlanmasında ana araç olmuştur. Türkçenin kazandığı bu yaygınlık ve genellik gözönüne alındığında, etnik grupların sahip oldukları yerel dillerin resmi dil yerine genel iletişim ve eğitim dili olarak kullanılması düşüncesi kabul edilemez. Yerel düzeyde kalmış, gelişememiş diller bireylere manevi varlıklarını geliştirme olanağı sağlayamaz.
Diğer taraftan, hernekadar Anayasanın 26. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz.” hükmü getirilmişse de, günümüzde kullanılması yasaklanmış bir dilin bulunmadığı, her yurttaşın istediği dili özel yaşantısında özgürce kullandığı yaşanan gerçeklerdendir. Anayasanın 42. maddesinin son fıkrasında, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez …” kuralı yer almış, uluslararası sözleşmelerin hükümleri bundan ayrı tutulmuştur. İlköğretimin zorunlu olması, eğitim ve öğretim birliğinin sağlanması gereği olarak böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.
Dil konusunda Anayasada bulunan bir diğer hüküm de 14. maddenin ilk fıkrasındaki, “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek ….. amacıyla kullanılamazlar …” biçimindeki kuraldır. Bu hükümle, Anayasadaki hak ve özgürlüklerin dil ayırımı yaratmak amacıyla kullanılamayacağı kabul edilmiştir.
Davanın konusu bakımından, SPY.nın 78. maddesinin (a) bendinde incelenmesi gereken bir başka husus da “millet (ulus)” ve “milliyetçilik (Atatürk milliyetçiliği” kavramlarıdır. Yüksek Mahkemenizin de, 16.7.1991 gün, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1 sayılı, 10.7.1992 gün, Esas 1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1992/1 sayılı ve en son 14.7.1993 gün, Esas 1992/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar l993/1 sayılı kararlarında belirtildiği gibi; “… “millet” KAVRAMI; insanlığın gelişme süreci sonunda vardığı en ilerlemiş birlikteliği oluşturan toplumsal yapıyı anlatır. “Ulus” ve yerine göre “Halk” sözcükleriyle de anlatılan bu yapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler olgusunu gösterir. “Milliyetçilik” ise, büyük bir toplumsal gerçek ve “millet düşüncesi”nin üzerine kurulu olan çağın en etkin kültür ve politik anlayışıdır. Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Devrimi’nin temel ve önde gelen ilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde “millet” ve “milliyetçilik” kavramları, başta teokrasiden demokrasiye geçişi sağlayan Atatürk olmak üzere Cumhuriyetin kurucularıyla, onların koyduğu temel ilkeler üzerinde Cumhuriyeti yöneten kuşaklarca yorumlanmış ve 1924, 1961, 1982 Anayasalarında yer almıştır. 1982 Anayasasının Başlangıç’ında, ” … Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı …”, 2. maddesinde “… Atatürk milliyetçiliği…”, 42. maddesinde ” … Atatürk ilkeleri …” ve 134. maddesinde “Atatürkçü düşünce …” sözcükleriyle Atatürk milliyetçiliği güçlü biçimde yer almaktadır. Atatürk milliyetçiliği, ayrımcı ve ırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkının, kökeni ne olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur. Ayrımcılığı dışlayıp “ulus” yapısı içinde kaynaşmayı öngören bu kavram; etnik kökenleriyle kimliklerin ayrımcılığa varan resmi bir tanıtım belirtisi olarak söylenmesini engellemektedir…
“Ulus, tarihsel ve sosyolojik yönden belirli aşamaları geçmiş ve belirli nitelikleri kazanmış bir topluluktur. Türk ulusu, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla sınırları çizilmiş “vatan” kavramına dayanır. Ulus; vatan üzerinde yaşayan, geçmişten geleceğe doğru bir zaman akışı içinde, ortak yaşam istek ve amacına bağlanan kültür ve ülkü birliğine dayanır. “Ulus” kavramı dar çerçeveli topluluk ve dinden başka toplumsal bir bağı olmayan ve başka öge aramayan ümmet kavramlarından çok farklıdır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarih bilinci yaratmamış göçebe, yerli dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik bir yapı olan kavim de değildir …”
Anayasanın 2. maddesinin gerekçesinde, “Atatürk milliyetçiliği” olarak ifade edilen milliyetçilik kavramı, bütün bireylerin kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle, ulusal dayanışma ve adalet anlayışı içinde yaşamaları olarak tanımlanmıştır. Başlangıç’ın dokuzuncu paragrafında Türk vatandaşlarını millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğunun belirtilmesi de Atatürk milliyetçiliğinin tanımından başka bir şey değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini oluşturan ve onun ulusal devlet olmasının bir sonucu olan Atatürk milliyetçiliği, çağdaş milliyetçilik anlayışıdır. Yani, hangi kökenden gelirse gelsin, bireyleri bir araya getiren, bir arada yaşatan şey, onlardaki aynı bir ulusa mensup olma duygu ve düşüncesi, bu yolda gösterilen kararlılık ve irade birliğidir. Subjektif nitelikteki bu milliyetçilik düşüncesinde esas olan, kökeni ne olursa olsun, bireyin, kendisi gibi olanlarla birlikte, kaderde, kıvançta ve tasada ortak ve bölünmez bir bütün oluşturdukları duygu, düşünce ve inancıdır. Bu bakımdan, sınırları belli, bölünmez vatan esasını temel alır. Gerçekçi ve çağdaş milliyetçilik anlayışını temsil eder. Irk düşüncesi, kan bağı, diğer biyolojik ölçütler ve soyca başka görünen toplulukların bütünden ayrı sayılmaları düşüncesi bu milliyetçilik anlayışında yer almaz. Kültür milliyetçiliğidir. Bu nedenle, kökenlerine, soylarına, bakılmaksızın, bireyleri ortak bir kültüre mensup oldukları bilinci ve manevi mutabakatı etrafında toplar, onları “tek ulus” yapısı içinde kaynaştırıp, bütünleştirir. Yüksek Mahkemeniz de bir tarihsel olgu olarak bu milliyetçilik anlayışını kararlılık gösteren bir biçimde böyle yorumlamaktadır. Nitekim, 20.7.1971 gün, Esas 1971/3 (Parti Kapatılması), Karar 1971/3 sayılı kararda, “… Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk milliyetçiliği ideolojisi egemendir ve Anayasamız (Başlangıç) kuralları arasında bunu bildirdiği gibi, bütün Anayasa yapısının oturduğu temel dahi budur. Bu, Türk kültürüne dayanan bir milliyetçiliktir ve bunda ırk düşüncesi ve kökence başka görünen toplulukların ayrı tutulması düşüncesi yer almış değildir…”; 8.5.1980 gün, Esas 1979/1 (Parti Kapatılması), Karar 1980/1 sayılı kararda, “… geçmişte “panislamist” ve “panturanist” görüşlerin neden olduğu acı deneyimleri yaşamış olan Türk Ulusunun din, dil, ırk ve mezhep gibi esaslara dayalı ayrılık çabalarına ödün vermeyen, birleştirici ve toplayıcı bir “milliyetçilik” anlayışına Anayasanın Başlangıç hükümleri arasında yer verilmesi, imparatorluktan ulusal devlete dönüşmüş olan bir toplumun bilinçli bir davranışıdır…”; 27.11.1980 gün, Esas 1979/31, Karar 1980/59 sayılı kararda, “… Anayasada, ırkçılık, turancılık ya da din veya mezhep doğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayan inanışları reddeden Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışı benimsenmiştir…”; 18.2.1985 gün, Esas 1984/9, Karar 1985/4 sayılı kararda, “… Atatürk milliyetçiliği, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, dil, ırk, din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayırımı ret eden, birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı temsil eder…” biçimindeki görüşlere yer verilmiştir.
Özellikle son iki yıl içinde benzer davalar dolayısıyle vermiş olduğu kararlarda Yüksek Mahkemenizin, giderek kazandığı öneme paralel olarak sözü edilen ilkenin anlamını daha da artan bir duyarlılıkla yorumlayıp zenginleştirdiği gözlenmektedir. Nitekim, 16.7.1991 gün, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1 sayılı kararında şöyle denilmiştir: “… Bugün, Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan insanların bir kesimi değişik kaynaklardan gelse bile kültürleriyle tek bir yapı oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyetinde dil ve kültürün bugünkü düzeye gelmesinde, ülkenin her karış toprağında, her kökenden ve soydan gelen vatandaşlarımızın payı vardır… ülkenin her yeri her yurttaşındır.
“Kurtuluş Savaşı’ndan önce Anadolu’nun yer yer işgal edildiği, bütün güç ve olanaklarına el konulduğu bilinmektedir. Bu çok kötü koşullar içinde Anadolunun bir kısım topraklarının parçalanması için yoğun çabaların sürdürüldüğü sıralarda, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Atatürk’ün 18.6.1919 günü, 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa’ya çektiği telgrafta; “Bütün Anadolu halkının millî bağımsızlığı kurtarmak için baştan aşağı tek bir vücut gibi birleşmiş” olduğu belirtilmektedir.
“Atalarımız tarihin geçmiş günlerinde olduğu gibi, o karanlık günlerde de bölücü propaganda ve desteklere kapılmadan, kendi özgür istençleriyle ve ortak istekleriyle çağların yarattığı ortak kültürde birleşmeyi ve Türk Ulusu’nu oluşturmayı sağlamıştır. Bu olgu, bugün de ulusça bağlı olduğumuz bir tür ulusal ant ve toplumsal uzlaşmadır. Yasama, yürütme ve yargı organlarıyla yönetim görevlerinde, yerleşimde, çalışma hayatında, temel hak ve özgürlüklerde eşitliği kabul eden bu tarihsel dayanışma, kaynaşma ve oluşum, Kurtuluş Savaşı’nda zafere ulaşmayı, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmayı başarmıştır.
“Türk Devletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasal veya hukuksal ayrılık söz konusu değildir… Türk Milleti içinde yer alan her kökenden vatandaş, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, istek ve başarılarına göre her görev ve işte çalışmış, Türkiye’nin her yerinde, köyünde, şehirinde yaşama, yerleşme, okuma, evlenme, gelişme ve yükselme ile Türk dil ve kültüründen faydalanma ve katkıda bulunma olanağına kavuşmuştur….
“Türkiye’de; Türk Ulusunun dengeli, tutarlı tumumu, hoşgörüsü, insan sevgisi ve değerbilirliği millî bütünlüğü adaletli biçimde sağlamıştır. Millî bütünlüğümüzün temeli, ortak kültüre, lâiklik ilkesi ile akla, mantıklı düşünceye, sağduyuya, adalete dayanan “Atatürk milliyetçiliği”dir.
“Anayasamız, Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, bu çağdaş milliyetçilik anlayışının belirgin niteliklerinden birini oluşturmaktadır.
“Anayasa Mahkemesi’nin yine siyasal partilere ilişkin 20.7.1971 günlü, Esas 1971/3, Karar 1971/3 sayılı kararında bu konuda şöyle denilmiştir :
“1921 Anayasası’ndan 1961 Anayasasına değin sürekli olarak üzerinde durulmuş bir ilke olan (Türk Devleti’nin ulusu ve ülkesi ile bölünmezliği) ilkesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde saptanan biçimi ile Misakı Milli kurallarında dayanağını bulmaktadır. Misakı Milli’nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukuka aykırılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu mütünlük içinde Kürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Antlaşması görüşme ve kararlarında da, Misakı Milli’nin çizdiği sınırlar içinde azınlıklar sayılırken Kürt ayırımına yer verilmemiştir.
“Bu durum yalnızca bir olayın değil, doğrudan doğruya bir gerçeğin de anlatımı olmaktadır. Bu gerçeğin de en aydınlık anlamıyla doğrudan doğruya Atatürk’ün ulus anlayışında bulmaktayız. Atatürk’ün kendi el yazısı ile düzenlediği notlarında: “Bugünkü Türk Milleti, siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, çerkezlik fikri ve hatta lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş yurttaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış göstermeler hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntü ve kınamadan başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk Camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka ve hukuka sahip bulunuyorlar” demiş ve “Ulus”u, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” …” (biçiminde tanımlamış).
“10.7.1992 gün, Esas 1991/2 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1992/1 sayılı kararda “… Uluslar, varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesi tarihe dayanır. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerek Kurtuluş Savaşı’nı yapmış halkın vatanı Türk vatanı, Milleti Türk Milleti, Devleti de Türk Devleti’dir. Dünya çağlar boyu Anadolu için “Türkiye” ve burada yaşayanlar için “Türkler” adını kullanmıştır. Bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik grupları görmeme anlamına gelmez.
“Türk Ulusu’nu oluşturan, binlerce yıl birarada yaşamış, kaynaşmış, ortak kültüre, ahlâka ve dine sahip insanların tarihleri birdir. Vatanı üzeninde yaşamış bütün geçmiş kuşaklar, ülkenin ve ulusun tümlüğünü ve onurunu sürdüreceği kuşkusuz olan, gelecek kuşaklarla birlikte düşünülmelidir. Her ulusun olduğu gibi tarihsel gerçeklere dayanan Türk Ulusu’nun ortak kimliği ve kültürü de savunmasız bırakılamaz. Herşeyden önce Türk Devleti’nin bağımsızlığına, kimliğine ve özbenliğine, ulusal bütünlüğüne düşman olan tüm karşıtlıklarla uğraşmak uluslararası hukuksal belgelerin benimsendiği temel bir görev ve haktır…
“Yüzyıllardan beri süregelen tarihsel ve manevi birliğe ek olarak, bütün yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşın birlikte Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılıp Cumhuriyeti kuran ve böylece kader ve gönül birliğini kanıtlamış bulunan; ülkenin her yöresindeki vatandaşlar arasında ulusal bütünlük perçinlenerek, Türk Ulusu’nun siyasal ve toplumsal birliği kurulmuştur.
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, ortak tarihsel değerlere ve kültüre sahiy, aynı ulusal kimlik taşıyan ve tek vücut olan Türk Ulusu’nun bireyleridir.
“Türkiye Cumhuriyeti, milliyetçiliğe büyük önem vermiş ve bu kuram Anayasalarda temel ilke olarak yer almıştır. Atatürk Milliyetçiliği, ülke ve ulus bütünlüğünü koruyan temel ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliğine içtenlikle bağlıdır. Eşitlikçi ve birleştirici içereğiyle çağdaş anlayışı yansıtan Atatürk Milliyetçiliği toplumsal dayanışmanın güvencesidir. Atatürk Milliyetçiliği, yaşamsal ve bilimsel gerçek olarak benimsenmiştir. Bu tarihsel ilke aynı zamanda ulusal varlığın korunmasına ve yüceltilmesine hizmet edecek yaşam anlayışı ve biçimidir. İnsancıl, uygar ve barışçıdır. Kardeşliği, sevgiyi, dayanışmayı ve çağdaş evrensel değerleri kucaklar …” denilmiş; 14.7.1993 gün, Esas 1992/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1993/1 sayılı son kararda ise önceki iki kararda yer alan esaslar aynen tekrarlanmak suretiyle Anayasamızdaki milliyetçilik anlayışının niteliği bir kez daha vurgulanmıştır.
Bölünmez bütünlük ilkesi ile yakın ilişkisi bulunan egemenliğin, kullanılmasıyla ilgili olarak SPY.nın 80. maddesi siyasî partilerin “Türkiye Cumhuriyetinin dayanağı olan Devletin tekliği ilkesini değiştirmek” amacını güdemeyeceği ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamayacağı yasağını koymuştur.
Türkiye Cumhuriyeti tekil devlet esasına göre kurulan bir devlettir. Bu husus aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin ulusal devlet olmasının da sonucudur. Bu tarihsel gerçekten hareket eden Cumhuriyet anayasaları federatif devlet sistemini kabul etmemiş, devletin tekil yapısını korunması için güçlü ve ödün vermez yaptırımlar öngörmüştür.
Tekil devlet yapısını sağlayan bölünmez bütünlük ilkesidir. Bu ilke, azınlık yaratılmaması, bölgecilik ve ırkçılık yapılmaması ve eşitlik ilkesinin korunması anlamına gelir. Şu halde tekil devlette, birden çok ulusa ve tek olan egemenliği paylaşan federe devletlere yer yoktur. Egemenliğin kullanılmasını ve Anayasanın 6. maddesinde belirtildiği gibi, onun tek sahibi olan ulus yapısını bölen düzenlemeler, bütünlük ve tekil devlet ilkesiyle bağdaşmaz. Siyasal partiler Türkiye’de bu ilke ve esaslar tersine çalışma yapamazlar. Bu husus Yüksek mahkemenizin 10.7.1992 gün ve 2-1 sayılı kararı ile, 4.7.1993 gün ve 1-1 sayılı kararında geniş şekilde açıklanmıştır.
Bölünmezlik ilkesinin bir diğer güvencesini oluşturan SPY.nın 81.maddesinin (a) bendinde, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde ulusal ya da dinsel kültür ya da mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek; (b) bendinde ise Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ve yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmek ve bu yolda faaliyette bulunmak yasaklanmıştır. Maddenin gerekçesine göre, “Ülkemizde Lozan Antlaşmasıyla kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her alanda bütün haklara sahip ve borçlarda eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlatları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir.
“Bir memlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursa olsun, eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerin çabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı, hatta zorunludur. Bu itibarla, resmî dili genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesini sağlamak devletin görevidir.”
Maddenin (a) bendinde siyasal partilere, ulusal ya da dinsel veya … ırk veya dil farklılığına dayan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek yasaklanmıştır. Gerekcede de açıklandığı gibi, Lozan Antlaşmasıyla kabul edilen azınlıklar bu yasağın dışında kalmaktadırlar.
İç hukuk kuralı haline gelmiş olan ve uluslararası hukuk alanında da sonuçlar doğuran Lozan Barış Antlaşmasının Türkiye’deki azınlıklar konusundaki hükümlerine esas teşkil eden hazırlık çalışmalarına Yüksek Mahkemeniz özellikle son bazı kararlarında ayrıntılı olarak yer vermektedir. Bunlara göre, ” … Müslüman topluluklar arasındaki değişik gruplara azınlık statüsü tanınmadığı, kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak bir açıklıkta Lozan Barış Konferansı tutanaklarında bir çok kez vurgulanmıştır.
“Alt komisyon önce, etnik azınlıkların, başka bir deyimle, müslüman olmayan azınlıkların da, örneğin Kürtlerin, Çerkeslerin ve Arapların tasarıdaki koruma tedbirlerinden yararlanmalarında direnmiştir. Türk temsilci heyeti, bu azınlıkların korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve türk yönetimi altında bulunmaktan tamamiyle memnun olduklarını söylemiştir. Alt komisyon bu inandırıcı sözler üzerine koruma tedbirlerini yalnız müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabul etmiştir.
“Barış görüşmelerinde söz alan İsmet İNÖNÜ: “Türkiye’de hiçbir müslüman azınlık yoktur; çünkü, kuramsal yönden olduğu kadar uygulamada da müslüman nüfusun çeşitli unsurları arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir.” demiştir. Aynı konferansın 20 Kasım 1922 günlü oturumunda Rıza Nur Bey tarafından okunan bildiride şu görüşler yer almıştır: “Müttefiklerin tasarısı Müslüman azınlıklardan söz etmektedir; oysa, Türkiye’de bu gibi azınlıklar söz konusu olamaz; çünkü, tarihsel gelenekler, moral düşünceler, görenekler, yapılagelişler, Türkiye’de yaşayan Müslümanlar arasında tam bir birlik yaratmaktadır.”
“Türk Delegasyonunun bu görüşleri Konferansça benimsenmiş ve “Müttefik Temsilci Heyetlerince Sunulan Azınlıkların Korunmasına İlişkin” 15 aralık 1922 günlü tasarının 4., 6., 7. ve 8. maddelerinde geçen “din ya da dil”. “soy, din ya da dil azınlıkları” sözcükleri yerini “gayrımüslim ekalliyetler” sözcüklerine bırakmıştır. Böylece, Türkiye’de değişik bir dil kullanmanın ya da soy unsurunun bir grubun azınlık sayılmasında ölçü olarak kabul edilemiyeceği Lozan Barış Antlaşması’yla kabul edilmiştir. Aynı Konferansta, Kürt azınlığın yaratılması yönünde, özellikle Lord Curzon tarafından gösterilen çabalar, Türk Delegasyonun “Kürtler, kaderlerinin Türklerin kaderleriyle ortak olduğu görüşündedirler; azınlık haklarından yararlanmak istememektedirler.” gerçeğini bildirmeleri karşısında kabul görmemiştir…” (Anayasa Mahkemesinin siyasal parti kapatılmasına ilişkin 16.7.1991, 10.7.1992, 14.7.1993 günlü kararları)
Bu suretle, ülkemizde sadece “Müslüman olmayanlar” azınlık kapsamına dahil edilmişlerdir. Müslüman olmayanlara da Müslümanlara sağlanan medenî veya siyasî haklardan yararlanma olanağı verilerek yasalar önünde din ayırımı yapılmaksızın herkesin eşit olduğunu belirtmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmiş ve örneğin antlaşmanın 38. maddesinin ikinci fıkrasında, “Gayrımüslim ekalliyetlerin bütün Türk tebaasına tatbik edilen … serbesti-i seyrüsefer ve hicretten tamamiyle istifade etmeleri”, 40. maddede, “Gayrımüslim ekalliyetlere mensup Türk tebaasının … masrafları kendilerine ait olmak üzere her türlü müessesatı hayriye, diniye veya içtimaiyeyi, her türlü mektep ve sair müessesatı talim ve terbiyeyi tesis, idare ve murakabe etmek ve buralarda kendi lisanlarını serbestçe istimal ve ayini dinilerini serbestçe icra etmek hususlarında müsavi bir hakka malik bulunacakları” kabul edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin siyasî parti kapatılmasına ilişkin 16.7.1991 günlü kararı)
Bundan ayrı olarak, bir de, 18.10.1925 tarihli Türk Bulgar Dostluk Antlaşmasında, Türkiye’de yaşayan Bulgarların azınlık sayılmaları kabul edilmiş ise de, yeni Türk Devletinin lâik mevzuatı kabul etmesinden sonra bu kimseler azınlık statüsünden kendiliklerinden vazgeçmişlerdir.
Sonuç olarak, Türkiye’deki hukuk düzeninde bu iki antlaşma ile kabul edilenlerin dışında herhangi bir azınlığın bulunduğu söylenemez.
Özellikle, belirli bir büyüklüğe ulaşmış devletlerde ırk, dil, din, mezhep yönünden çeşitli boyutlara varan farklılıklara sahip toplulukların, yani ulus olgusuna oranla ikincil nitelikte kesimlerin bulunması doğal olduğu kadar, gözlenen bir gerçektir de. Yüksek Mahkemenizin 8.5.1980 gün, Esas: 1979/1, (Parti Kapatılması) Karar: 1980/1 sayılı kararında belirtildiği üzere, bu gibi toplulukların dilinin ya da dininin toplumun öteki kesimlerinden ayrı olduğundan nesnel biçimde söz etmek tek başına bir “azınlığın bulunduğunu ileri sürmek” anlamına gelmez. SPY.nın 81. maddesine benzer hükmü içeren eski 648 sayılı Yasanın 89. maddesinin birinci fıkrasını yorumlayan Yüksek Mahkemeniz, aynı kararında, “azınlıklar bulunduğunun ileri sürüldüğünün” kabul edilebilmesi için, “söz konusu topluluğun toplumun öbür kesimlerinden ayrılan varlığını ve niteliklerini koruması ve sürdürmesi için kendisine özel bir hukuksal güvence tanınması gerektiğinin, yani bu kimselerin “azınlık hukuku”ndan yararlanmaya hak kazanmış olduklarının da açık ya da üstü örtülü biçimde ileri sürülmüş olması gerektiğini” belirtmiş bulunmaktadır. Bu gibi toplulukların her birine azınlık hakkı tanınması ülke ve ulus bütünlüğü ilkesine aykırı düşer. Hele böylesi topluluklar ortak geçmişten gelen tarihsel, kültürel ve manevi bütünlük anlayışı içinde kendi kaderlerini o ulusun kaderleriyle özdeşleştirme istek ve iradesini göstermişlerse, böyle bir hakkın tanınmasına gerek kalmaz.
Bizim toplumumuzda da “farklı kesimlerin varlığı” olgusunu görmek mümkündür. Gerçekten, X.Yüzyılda Türklerin Anadolu yarımadasına gelmelerinden sonra, Türkler ve o dönemde anadolu toprağında yaşamakta olan her soydan topluluk birbirini izleyen çeşitli siyasal oluşumlar içinde birlikte yaşamışlar, bu oluşumlar arasından yükselen Osmanlı İmparatorluğunun çatısı altında da bu yaşayış devam etmiş, zaman içinde bu birlikteliğe Kafkasya, Balkan ve Arap Yarımadası ahalisi de dahil olmuştur. Daha sonra, çeşitli tarihsel ve askersel olaylar sonucunda, Osmanlı Devleti sınırlarını Doğu Trakya ve Anadolu’ya kadar küçültmek zorunda kalmış ve tarih sahnesindeki yerini Türkiye Cumhuriyetine terketmiştir. Böylece, bin yıllık bir süreç içerisinde Türkler ve diğer etnik topluluklar aynı siyasal oluşumlar içinde iyi ve kötü günleri birlikte yaşamışlar, acılara birlikte göğüs germişler, sevincli günleri birlikte kutlamışlar, gerek birbirleriyle, gerekse başka topluluklarla, çeşitli tarihsel, siyasal nedenlerle ya da göç hareketleri sonucunda karışıp kaynaşmışlar, aynı toplumsal kaderi paylaşmışlardır. Bu kader birliği, her tür etnik topluluğu aynı toplumsal pota içinde kaynaştırıp, bütünleştirmiştir. Ortak bir geçmişe, tarihe, dine, ahlaka, hukuka, değer yargılarına, başka deyişle aynı bir ortak kültüre sahip insanlar, soyu ne olursa olsun, tek bir ulusa mensup olma bilinç ve istenciyle, bir tür toplumsal ant ve toplumsal uzlaşma sonucu ulusal sınırlar içinde “Türk Ulusu”nu oluşturmuşlar ve ortak kararlılık, istenç ve heyecanla Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bu birliktelik duygu ve düşüncesi o kadar güçlüdür ki örneğin, Kürt kökenliler diğer yurttaşlarla omuz omuza Kurtuluş Savaşına fiilen katılarak can, kan ve gözyaşı pahasına yurdumuzun işgalci düşmanlardan temizlenmesinde ve onu takiben Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında üstün hizmetler görmüşlerdir. Bugün dahi Türk Ulusuyla birlik ve bütünlük içinde olma duygusunun eksilmeden devam ettiği görülmektedir. Nitekim, Doğu ve Güneydoğu Anadoludaki ayrılıkçı, terörden kaçan yurttaşlar, soydaşlarının bulunduğu Irak’a, veya İran’a sığınmamakta, tersine, hepsi de İstanbul, Ankara, İzmir, Adana v.s. gibi şehirlere göç ederek geleceklerini yurdun başka yörelerindeki yurttaşlarla birlikte güvence altına almak istemektedirler. Bu itibarla, Türk Ulusu yanyana yaşamlarını sürdüren çeşitli halklardan değil, kendi özgür iradesiyle, ortak geçmişin yarattığı ortak kültürde geleceği de kapsayacak biçimde birleşmeye, kaynaşıp, bütünleşmeye karar vermiş olan tek halktan, Türk halkından meydana gelmiştir.
Anayasanın 66. maddesinin birinci fıkrasında, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu belirtilerek, Türk Ulusundan sayılmak için kabul edilen tek koşulun “vatandaşlık bağı” olduğu, bunun dışında kalan dil, din, ırk v.s. gibi farklılıkların nazara alınmadığı, Türk Ulusunun, bir hukuksal bağ anlamında vatandaş sayılanların oluşturduğu bütünlüğü ifade ettiği benimsenmiştir. “Türk olmak” Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşı olmak demektir. Bu ulus bütünlüğü içinde, şu ya da bu nedenle, yasanın deyişiyle, ulusal veya dinsel kültür, mezhep yahut ırk ya da dil ayırımına dayanan azınlıklar yoktur. Yüksek Mahkemenizin siyasî parti kapatılmasıyla ilgili 10.7.1992 ve 14.7.1993 günlü kararlarında belirtildiği gibi, “… Türk ulusunu oluşturan etnik gruplar arasında çoğunluk ya da azınlık biçiminde bir ayırıma yer verilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi “Türk” sayan birleştirici ve bütünleştirici milliyetçilik anlayışı kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin, hangi etnik gruptan olursa olsun, “Türk” sayılması, onun etnik kimliğini inkar anlamında değil, dünyaca, devletine “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”, ulusuna “Türk Ulusu” ve vatanına “Türk Vatanı” denen ve toplum yapısında çeşitli etnik gruplar bulunan ülkede bütün vatandaşlar arasında eşitliğin sağlanması ve hepsi çoğunluk içinde bulunan etnik grupların azınlığa düşmesini önleme amacına yöneliktir.
“Diğer kökenli yurttaşlar gibi, Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış; ancak, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülemeyecekleri, devlet bütünlüğü içinde yer alacakları ortaya konulmuştur …”
Bir devletin nüfus ögesini oluşturan bireylerin hepsinin ayrımsız aynı soydan ve dilden olmaları olanaksızdır. Genellikle her ülkenin nüfusu değişik oranlarda da olsa, başka soya ya da soylara mensup toplulukları içerir. Ancak, bu gibi topluluklara soy ve dil farklılığına dayanılarak azınlık hakları tanımak ülke ve ulus bütünlüğü ilkesine uymaz. Türk Ulusunu oluşturan, ulus bütünlüğü içinde yeralan etnik ögeler, Anayasanın 66. maddesinin birinci fıkrasında anlamını bulan ve Türk Devletine sadece vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi Türk sayan milliyet anlayışı karşısında toplumda azınlık ya da çoğunluk oluşturmazlar. Türk ulusunun manevî bütünlüğü içinde karışıp kaynaşmış olan her birey hukuksal ve toplumsal bağlamda mutlak eşit durumdadır. Hiç bir etnik kökenin diğerine üstünlüğü yoktur. Her yurttaş, başka yurttaşlara tanınmış olan her türlü siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, medenî v.s. haklardan sınırsız biçimde yararlanabilmektedoir. Türk Vatandaşlığı kavramı herkesi eşit ve ayrıcalıksız kılmaktadır. “Eşit vatandaş”lık, Fransız Büyük devrimi (1789)’nden bu yana, hepsi çoğunluğu oluşturan her bireyin, soy, dil, din ve mezhep gibi ayırıcı özellikleri dikkate alınmaksızın, en üst düzeyde ve en değerli varlık olarak kabul edilmesi demektir. Herkesin böylesine eşit ve ayrıcalıksız olduğu bir hukuksal statüde azınlıktan ya da çoğunluktan söz etmek olanaksızdır.
maddenin (b) bendinde ise, siyasal partilerin Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmeleri ve bu yolda faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Bu hükümle anlatılan, Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ya da yaymak yoluyla ülkede azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacını siyasal partilerin güdemeyecekleri ve bu yolda faaliyet gösteremeyecekleridir. Burada belirtilmesi gereken, 81. madde ile ulusu oluşturan bireyler arasındaki etnik ayırımların, sahip bulunulan farklı dil ve kültürlerin yasaklanmadığıdır. Ancak yüzyıllardır birlikte hayat sürmüş, ortak bir geçmişe, tarihe, dine, geleneklere ve değer yargılarına sahip bireylerin oluşturduğu ulus bütünlüğü içinde bu ögelerden meydana gelen ortak kültürden ayrı, bireyler arasında bu bakımdan ayrımlaşma nedeni olabilecek yuğunlukta bir kültür farklılığından söz edilemez. Özel yaşantılarında çeşitli etnik kökenlerden gelen yurttaşların kimliklerini belirtmeleri, dillerini konuşmaları, gelenek ve göreneklerini uygulamaları karşısında herhangi bir yasal ya da toplumsal engel yoktur. Yasaklanan, azınlık ve ayrı bir ulus oluşturduklarının ifade edilmesi suretiyle ulus bütünlüğünün bozulması amacını gütmeleridir.
Söz konusu kuralın küçük değişikliklerle benzeri olan eski 648 sayılı SPY.nın 89. maddesinin (b) bendini yorumlayan Yüksek Mahkemeniz 8.5.1980 gün, E.1979/1 (Parti Kapatma), K.1980/1 sayılı kararında şu hükme varmıştır: “… Bu hükümde de ……”azınlıklar yaratma” deyiminin açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, söz konusu deyimin de maddenin tümü içinde değerlendirilmesi ve birinci fıkrasındaki “azınlıklar bulunduğunun ileri sürülmesi” deyimiyle sıkı ilişki gözönünde tutularak, aynı doğrultuda yorumlanması zorunludur. Böyle bir yorumla, varılacak sonuç ise “azınlık yaratma” deyiminin ancak bir “vatandaş topluluğunda azınlık hukukundan yararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratmak” anlamına gelebileceğidir….
“Yukarıda da değinildiği gibi, azınlıklar dil, din ve ırk gibi nitelikleri nedeniyle toplumun çoğunluğundan ayrı varlıkları ve bu varlıklarını sürdürmeye hakları bulunduğu hukukça tanınan vatandaş toplulukları olduklarından, ülkemizde azınlık hukukundan yararlanmaya hak kazanmış gruplar bulunduğunu ileri sürmek, ya da Türk dilinden ve kültüründen gayrı dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla kimi vatandaş gruplarında azınlık hukukundan yararlanmaları gerektiği düşüncesini yaratmaya çalışmak, kuşkusuz, yukarıda açıkça ortaya konulan anayasal durum karşısında Anayasanın Başlangıcı ile 2. ve 3. maddelerinde yeralan “ülke ve ulus bütünlüğü” temel hükmüne ve bu temel hükmü içeren 57/1 maddesine aykırı düşer…”
Yine Yüksek Mahkemenizin 20.7.1971 gün, E. 1970/1 (Parti Kapatılması), K. 1971/1 sayılı kararında belirtildiği gibi, “… bir siyasî partinin Türkiye ülkesi üzerinde Türkçeden başka dil konuşan azınlık bulunduğunu ileri sürerek ve o azınlığı erek edinerek onun için birtakım haklar ve yetkiler tanınmasını istemesi ulusal yapıda gitgide kopmalara, bölünmelere yol açması demektir. Yine Türk yurttaşları arasında Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri koruma çabalarına girişmek Türkiye ülkesi üzerinde ulus bütünlüğünün bozulması sonucunu doğurmağa elverişli bir tutumdur…”
Şu halde, dillerini, kültürlerini ve sanatlarını kullanabilmeleri ve geliştirebilmelerini, ana dillerinde eğitim hakkı sağlanmasını istemek suretiyle bir kısım yurttaşları ırk, dil ve kültür bakımlarından şu veya bu ad altında ulus bütünlüğünden ayrı sayma, onlarda bu bütünlükten ayrı bir azınlık oluşturdukları düşünce ve bilincini yaratma, ulus bütünlüğünün bozulmasıyla sonuçlanabilecek ya da en azından böyle bir tehlikenin belirmesine yol açabilecek olan, Türkiye Cumhuriyet iülkesi üzerinde azınlık yaratma demektir. Siyasal partiler yönünden böyle bir amaç ülke ve ulus bütünlüğü ilkesine terstir. Daha önce de belirtildiği gibi, Türk Ulusu bütünlüğü içinde belirli uluslararası sözleşmelerle azınlık oldukları kabul edilen “Müslüman olmayan” yurttaşlar hariç, herhangi bir azınlıktan söz etmek olanaksızdır. Her Türk yurttaşı hukuk düzeninin sağladığı her türlü hak ve özgürlükten, herhangi bir etnik ayırımcılık söz konusu olmaksızın, sınırsız ve mutlak biçimde yararlanmakta, ulus bütünlüğü içinde bireysel mutluluk ve huzurunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böylesine ayrıcalıksız konumdaki bir kısım yurttaşlar arasında, bir azınlığa mensup olduğu duygu ve düşüncesini yaratmak ve onların sınırlı haklar rejimine tabi kılınmasını, ulusun bizzat kendisi iken azınlık haline gelmesini istemek ulus bütünlüğünü bozmaktan başka biçimde yorumlanamaz.
B) Değerlendirme
Davalı siyasî partinin tüzük ve programı, birinci büyük kongre kararı, bu karara dayanak teşkil eden genel yönetim kurulu raporu, genel yönetim kurulunun bu yöndeki kararları, genel başkan Sadun AREN ve genel başkan yardımcısı Sıtkı COŞKUN’un partisi adına yaptığı açıklamaların içerikleri, açıklanan Anayasa ve SPY. hükümlerinin ışığı altında, taşıdıkları düşünsel bütünlük içinde değerlendirildiğinde, yasaya aykırılık şöylece ortaya çıkmaktadır.
Davalı Sosyalist Birlik Partisi tarafından:
a)- Partimiz Kürt sorunu çözülmeden ülkemize demokrasinin gelemeyeceği, demokrasi sorununa çözüm bulunmadan da Kürt sorununun çözülemeyeceği inancındadır. Bu sorun baskıcı rejimin bir nedeni ve aynı zamanda sonucudur.
– Partimiz, militarist, şoven, baskıcı resmî anlayışın, Kürtleri bir güvenlik rizikosu kabul eden görüşlerin terk edilmesi, yerlerinden yurtlarından olmalarının önlenmesi, zorunlu göç ve sürgüne, kötü muamelelere hedef olmaktan kurtulmaları için mücadele edecektir.
– Kürt realitesini yok sayan, onların ulusal ve uluslararası yasa ve antlaşmalardan doğan ve her ulusun sahip olduğu kendi geleceğini özgürce belirleyebilmek için vazgeçilmez olan hak ve özgürlüklerini yadsıyan ve bu konulardaki yasal ve barışçı girişimi şiddetle bastıran geleneksel politika en azından bugün tekrar üstünlük kazanmamış görünmektedir. Oysa bu politikanın bizzat kendisinin bölücü niteliği 70 yıllık uygulaması sonucuyla ortadadır.
– Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta özgür olmalıdırlar. Bu en doğal insan hakkıdır. Bu hak bağımsız yaşamayı da içerir.
– Nasıl yaşamak istedikleri konusunda kürtler özgür olunca, bu sorun çözüm yoluna girebilir.
– Kürtler üniter devlet içinde yaşamaktan, bağımsız devlet kurmaya kadar çeşitli alternatif yaşam biçimlerini seçmekte özgür olmalıdırlar.
– Bu özgürlük hiçbir tehdit, korku ve müeyyide taşımayan bir özgürlük olmalıdır.
– Sorunun çözümünün birinci koşulu; çözüm olarak önerilebilecek bütün görüşlerin açıklama, savunulma ve alternatif olarak da kendi istediği biçimde ifade etmesi özgürlüğünün kabul edilip, güvence altına alınmasıdır. İkinci koşul: problemin ilgililerin demokratik ortamda oluşacak tercihlerine karşı kesin bir kabul ve saygı dışında hiçbir yaptırım uygulanmayacağı güvencesinin yasal temelde sağlanmasıdır. Üçüncü koşul: özgür demokratik bir tartışma sonucu oluşan sonuçla birlikte ilerde sorunun şu veya bu evrede gündeme tekrar gelmesi halinde ele alınabilmesi işlevli mekanizmalara sahip olmasıdır.
– Olası çözümlerden biri bağımsızlıktır. Bir başkası federasyondur. Bir üçüncüsü kültürel özerkliktir. Şimdi olduğu gibi, üniter bir Türk devleti içinde yaşamayı da seçebilirler. Ama bunu söylemek onların işi.
Denilmek suretiyle SPY.nın 78. maddesinin (a) bendine aykırı olarak nitelikleri Anayasada belirtilen Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve diline dair hükümlerin değişitirilmesi amacı güdülmüştür.
b) Kürt sorununun çözümü önerileri arasında federasyon önerilmesi yanında,
– Merkezi devlet örgütlenmesinden adem-i merkeziyetçiliği güçlendirecek şekilde bölgesel düzenlemeler yapılmalı, eyalet sistemine geçilmeli, il ve ilçe yönetimleri seçimle göreve
geterilmelidir.
– Eğitimde yerel yönetimlerin söz sahibi olması sağlanmalı ve yerel yönetimlerin kararlarına bağlı olarak Kürtçe derslerinin konulması mümkün olabilmelidir.
denilmek suretiyle Anayasanın 6. ve SPY. nın 80. maddesine aykırı olarak Devletin tekliği ilkesini değiştirme amacına yönelik faaliyette bulunulmuştur.
c)- Partimiz Kürtlerin varlığının ve kimliğinin resmen tanınması ve kendi sözlerini söyleyebilmelerini zorunlu görmektedir.
– Kürtlerin varlığının ve kimliğinin resmen tanınması ve kendi sözlerini söylemeleri zorunlu görülmektedir.
– Kürtlerin kendini istediği biçimde ifade etmesi özgürlüğünün kabul edilip güvence altına alınması gerekir.
– Kürt sorunu, Kürt kimliği ve özgürlüklerini tanımamak ve gereğini yerine getirmemekten kaynaklanmaktadır.
– Kürtler Türkler’den farklı kimliği ve kültürü olan ayrı bir ulustur.
denilmek suretiyle SPY.nın 81. maddesinin (a) bendine aykırı biçimde Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde, Türklerden ayrı bir ulusal kimliğe sahip olan ve varlığı ile kimliğinin korunması gereken bir Kürt azınlığının bulunduğu ileri sürülmektedir.
d) – Partimiz Kürtlerin kendi kimlikleri ile tartışmalara katılması, sorunun çözümünde taraf olabilmeleri, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasak ve baskıların kaldırılması için çalışacaktır.
– Kürtlerin ana dillerinde eğitim görmeleri imkanı, sağlanıp, kendi kültür varlıklarını yaşatmaları, geliştirmeleri desteklenecektir.
Şeklinde görüşler ileri sürülüp, olası çözümler arasında Kürtlere kültürel özerklik tanınabileceği belirtilerek Türk dili ve kültüründen başka dili ve kültürü korumak, geliştirmek yoluyla azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacı izlenmiş ve böylece SPY.nın 81. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmış bulunulduğu görülmüştür.
IV- Sonuç ve İstem :
Yukarıda yasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı Sosyalist Birlik Partisi’nin Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 6., 14., 69. maddelerine ve SPY.nın 78. maddesinin (a) bendine, 80. maddesine ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı nitelikte beyan ve açıklamaların mevcut olduğu anlaşıldığından,
Sosyalist Birlik Partisi’nin SPY.nın 101. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim”.
II- DAVALI SİYASî PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
Sosyalist Birlik Partisi’nin 28.2.1994 günlü Ön Savunmasında şöyle denilmektedir:
“1. Üç Yıl Sonra Açılan Dava :
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 28.12.1993 günlü iddianamesi ile Sayın Mahkemenizin huzuruna getirilen bu davada, SBP’nin kapatılması istenmektedir. Başsavcılığın kapatma isteği, Parti’nin bir kısım çalışmalarına olduğu kadar, kuruluş belgelerine de dayanmaktadır. Gerçekten de, iddianamenin daha başında, “deliller” bölümünde, kapatma isteğine “davalı siyasi partinin tüzük ve programı” kanıt gösterildikten başka (sh.2), iddianamenin 4. sayfasında Parti tüzüğünden, 5. ve 6. sayfalarında programdan alıntılar yapılarak tüzük ve program suçlanmakta, iddianamenin sonunda “değerlendirme” başlığı altında (sh.39) “davalı siyasî partinin tüzük ve programı”nın suçlandığı bir kez daha vurgulanmaktadır.
Başsavcılığın bu suçlamasında, daha ilk bakışta hayretle gözlenen bir olgu vardır. Bu da, SBP’nin kuruluş belgelerinin tarihidir. 15 Ocak 1991 olan bu tarih, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde gösterilmemektedir. Diğer suçlamalara dayanak oluşturan Parti çalışmaları hakkında tarih belirtilirken (örneğin sh.6, 1.Kongre tarihi, sh. 14, Prof.Aren’le yapılan röportajların yer aldığı Bültenler; sh. 19, Sıtkı Çoşkun’un katıldığı toplantı tarihi) Parti’nin kuruluş tarihi gösterilmemiştir. Bunun nedeni ise, bu belgelerin, üç yıl sonra bir suçlamaya muhatap edilmeleri olmalıdır.
Oysa Başsavcılığın bazı siyasî partiler için Sayın Mahkemenizde açtığı kapatma davalarının iddianameleri şöyle başlamaktadır:
“Sosyalist Parti, 1 Şubat 1988 tarihinde Siyasî Partiler Kanununda öngörülen bildiri ve belgelerini, İçişleri Bakanlığına vererek kurulmuş, tüzel kişilik kazanmıştır.” (C.Başsavcılığı’nın 15.2.1988 günlü ve SP. 23 Hz. 1988/2 sayılı iddianamesi)
“4 Haziran 1990 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na kuruluş bildiri ve belgelerini vermek suretiyle Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adıyla bir siyasî parti kurularak tüzel kişilik kazanmış…” (C.Başsavcılığının 14.6.1990 günlü ve SP. 30.Hz. 1990/34 sayılı iddianamesi)
“Davalı Parti, 1.2.1988 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na kuruluş bildiri ve belgelerini vermek suretiyle Sosyalist Parti adı altında tüzel kişilik kazanmıştır.” (C.Başsavcılığı’nın 14.11.1991 günlü ve SP. 13. Hz. 1991/94 sayılı iddianamesi)
Kuruluşundan 3 yıl sonra, bir siyasî partinin tüzük ve programı ile suçlanması oldukça ilginçtir. Bu 3 yıl boyunca tüzüğü ve programı nedeniyle herhangi bir soruşturmaya uğramayan SBP’nin şimdi bu belgeler de vesile edilerek kapatılması istenmektedir. Bir siyasî parti için kapatmanın, “idam cezası” olduğu yolunda hukuksal görüşler ileri sürülmüştür. (As.Yarg.Başsavcılığı’nın 30.4.1984 günlü ve 1984/567 sayılı tebliğnamesi) Bu kadar vahim bir nitelik taşıyan tüzük ve program, 3 yıl süreyle soruşturmaya hedef olmamıştır. Bunun ise açık bir anlamı vardır. Bu tüzük ve program toplumsal olduğu kadar hukuksal olarak da meşruiyet kazanmıştır. 3 yıl sonra gelen bu soruşturma, “kapatma” biçiminde yöneldiği sonucun vahim niteliği ile kendisi çelişmektedir.
İddianamenin 3. sayfasında şöyle denilmektedir: “Cumhuriyet Başsavcılığımız Anayasa ve SPY’nın yüklediği görev uyarınca, diğer partiler gibi, davalı siyasal partinin yurt düzeyindeki çalışmalarını kuruluşundan başlayarak izlemeye başlamış, görevden ötürü (re’sen) yapılan izleme yanında 9.11.1993 gün ve SP 33 Muh. 1993/154 sayılı yazımız üzerine davalı siyasi partice 12.10.1993 gün ve 706 sayılı yazı ekinde gönderilen yayınların incelenmesi ve değerlendirilmesinden, davalı siyasî partinin çalışmalarında, kapatmayı gerektiren yasaklamalara aykırı davranışların var olduğu kanısına varılmıştır.”
Bu ifade kendisiyle çelişmektedir. SBP’nin “kuruluşundan başlayarak” yapılan izleme, -ki bu SPY’nın 10. maddesinin açıkça öngürdüğü bir gerekliliktir- “kapatmayı gerektiren yasaklamalara aykırı” görülmüşse bugüne kadar böyle bir dava niçin açılmamıştır.’ Gerçekte yasaklamalara aykırılık yoksa, bugün böyle bir dava açılmasının anlamı nedir’ Sözü edilen, “davalı siyasî partice 12.10.1993 günlü yazı ekinde gönderilen yayınların” ancak şimdilerde, kapatmayı gerektiren bir sorumluluk taşıdığı kanaatini yaratamayacağını ise, aşağıda ele alacağız.
Gene iddianamenin 4. sayfasında şöyle denilmiştir: “Davalı siyasî partinin tüzük ve programındaki kapatılma nedeni olabilecek kimi belirsizlikler; davalı siyasî partinin büyük kongre kararı, Genel Yönetim Kurulu raporları, Genel Başkan Sadun AREN ve Genel Başkan Yardımcısı Sıtkı COŞKUN’un parti adına açıklamaları ile kapatılmaya ilişkin kanıtlar daha belirgin hale gelmiştir.”
“Kapatılma nedeni olabilecek belirsizlikler” ne demektir’ Bir “belirsizlik” nedeni ile mi kapatma istenmektedir’ İddianame bu belirsizliğin ne olduğunu söylemelidir. Bu belirsizlik şimdi nasıl “daha belirgin” hale gelmiştir’ İddianame bunu açıklamalıdır. Gariptir ki, iddianame, “belirsizlik” olarak nitelendirdiği hususun giderilmiş olduğunu söyleyememekte, ancak “daha belirgin hale” geldiğini belirtmektedir. Bu ise, hala belirgin olmayan yanları bulunan, yani kısmen belirgin, kısmen belirgin olmayan demektir. Belirgin olmayana da dayanan bir suçlama, kapatma isteğinde inandırıcı görülebilir mi’
Aslında iddianame, SBP’nin masumiyetini görmektedir. İşte bunun yanı sıra kapatma isteğinin açıklanması sıkıntı yaratmaktadır.
SPY’nın 9. maddesi, yeni kururulan siyasi partilerin tüzük ve programlarının, C.Başsavcılığı’nca, Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunun incelenip denetleneceğini öngörmektedir. Gene aynı madde hükmüne göre bu denetlemede görülecek noksanlıkları gidermeyen, istenecek ek bilgi ve belgeleri göndermeyen siyasî partiler hakkında kapatılmaya dair hükümler uygulanacaktır. Yukarıya alıntıladığımız ifadeden anlaşıldığı üzere, SBP’nin tüzük ve programı hakkında da yapılmış olan, “Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluk” denetiminde olumsuz bir kanaate ulaşılmamıştır. Çünkü Parti tüzük ve programının değiştirilmesi veya düzeltilmesi konusunda Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığı’ndan herhangi bir yazı alınmamıştır. Yukarıda sözü edilen davalarda Sosyalist Parti davasının iddianamesi, partinin kuruluşundan 14 gün sonra TBKP’nin iddianamesi ise 10 gün sonra hazırlanmıştır.
Suçlanan Parti Çalışmalarının Üstünden 1,5 Yıl Geçmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde, SBP, tüzük ve programından başka bir kısım faaliyetler nedeniyle de suçlanmaktadır. Partinin suçlanmasına neden yapılan bu faaliyetler;
a) 1.Kongereye sunulan Genel Yönetim Kurulu Çalışma Raporu ve bu kongrede alınan kararlar ve Kongre Sonuç Bildirgesi ile,
b) Genel Başkan prof. Sadun Aren ile Genel Başkan Yardımcısı Sıtkı Coşkun’un SBP Bülteni’nde yayınlanan bazı röportaj veya toplantılardaki konuşmalarıdır.
Ne var ki, yukarıda partinin kuruluş belgeleri için söylediklerimiz, bunlar için de geçerlidir.
SBP’nin 1. Olağan Kongresi 2-3 Mayıs 1992 tarihlerinde yapılmıştır. bu tarih ile iddianamenin hazırlandığı tarih arasında bir buçuk yıldan fazla bir süre geçmiştir. Üstelik tüzük ve programdan belirsizlikler bulunduğunu ileri süren Başsavcılık, Kongre belgeleri için böyle bir şey söylememekte, aksine bu belirsizliğin örneğin bu belgelerle daha belirgin hale geldiğini ifade etmektedir. Şu halde 1. Kongre’ye sunulan Çalışma Raporu ile Kongre’de alınan kararlar, Parti’nin kapatılmasına neden oluşturacak sarih ögeler taşımasına karşın, böyle bir dava açılmamış, birbuçuk yıl beklenmiştir. Aradan böyle bir süre geçtikten sonra, ancak şimdilerde bu davanın açılmasına acaba neden gerek görülmüştür’
Prof. Aren’in ve S.Coşkun’un demeç ve açıklamaları için de aynı şey sözkonusudur. Prof. Aren’in Vo Realites ve Vorwarts dergileri ile I’Humanite ve Azadi gazetelerinde yayınlanan röportaj ve demeçlerinin hepsi de 1992 yılı ortalarına aittir. Ve iddianame tarihinden bir-birbuçuk yıl daha eskidir.
SBP hakkında kapatma nedeni oluşturduğu iddia edilen bulguların geçmişi üç yıla uzanırken, bu süre zarfında Parti kongresini yapmış, 44 il, 200’ü aşkın ilçe ve 200’ü aşkın beldede örgütlenmiş ve bir yığın siyasal etkinliklerde bulunmuştur. Parti bu faaliyetlerde bulunurken herhangi bir engelleme ile karşılaşmamış, bir uyarıya muhatap olmamıştır. (Karşılaşılan bir yığın idari engeller ise bu anlamda değildir.)
İddianamede, “davalı siyasî partice 12.10.1993 günlü yazı ekinde gönderilen yayınların incelenmesi”nden söz edilmiştir. (sh.3) Buna bakılırsa, C.Başsavcılığı parti yayınlarını zamanında temin edip inceleyemediğini, bunların kendisine geç ulaştığını söylemektedir. Ne var ki, SPY’nın 10. maddesi, “C.Başsavcılığı’nca her siyasî parti için bir sicil dosyası” tutulacağını öngörmekte ve maddenin (c) bendinde, “partinin faaliyetlerini düzenleyen her türlü yönetmelikler ve yayınları”n da bu dosyaya konulmasını emretmektedir. Maddenin 4. fıkrasına göre bu belgelerin, C.Başsavcılığı’na intikal ettirilme süresi onbeş gündür. Bu süreye, siyasî partilerin yayınlarını C.Başsavcılığı’na iletmek için uymak zorunda oldukları kadar, C.Başsavcılığı da, -iddianamesinde belirttiği gibi re’sen yürüttüğü görevinde bu süreye uyacaktır. Görülüyor ki, onbeş günlük süre kısa bir süredir. kanunda 15 gün içinde yapılması öngörülen bir işin; birbuçuk yıl gibi, üç yıl gibi bir süre sonra yapılması, C.Başsavcılığı’na kanunen tanınmış bir hak değildir. Tekrar ifade edelim ki, bu, partinin kabul edilmiş olan toplumsal ve hukuksal meşruiyetine, her nedense şimdilerde uygun görülen bir karşı çıkmadır. Bu davanın SBP’nin seçimlere katılma hakkını elde ettiğinin kamuoyuna açıklanmasının hemen ardından gelmesi oldukça ilginçtir.
SPY Anayasa’ya Aykırıdır.
Yargıtay C.Başsavcılığı SBP’nin kapatılmasını, 2820 sayılı SPY hükümlerine dayanarak istemektedir. İddianamede SBP, SPY’nın 18, 80. 81/a ve 81/b maddelerine aykırılık iddiasıyla suçlanmaktadır. Davada SPY, “uygulanacak kanun” durumundadır. (Anayasa md. 152; 2949 sayılı K. md. 28).
SPY’nın bu hükümleri Anayasaya aykırı hükümlerdir. Anayasa’nın 69. maddesine göre, siyasî partilerin faaliyetleri, Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırların dışına çıkamaz. Anayasa’nın 14. maddesinde sıralanan yasaklamalarla SPY’nın bahsi geçen hükümleri tam bir uyum gösteren hükümler değildir. Bu hükümler Anayasa’yı aşan sınırlamalar getirmekte, siyasî partilere sağlanan Anayasal güvenceyi ortadan kaldırmaktadır. Bu itibarla iddianamenin dayandığı SPY hükümleri, Anayasa’nın 10, 11, 12, 13, 14, 68 ve 69. maddelerine aykırıdır.
Ancak önem taşıyan konu, 2820 sayılı kanunun Anayasa’ya aykırılığının, Anayasa’nın geçici 15. maddesi karşısındaki durumudur. Bu maddenin kapsamı hakkında, son zamanlarda giderek yoğunlaşan görüşler ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de, geçici 15. maddenin, özetle; bir kısım yasama işlemlerini anayasal denetimin dışında tuttuğu, bunun ise Cumhuriyetin hukuk devleti olma niteliğini zedelediği, Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenen hukuk düzeninin dışına çıkılması sonucunu doğurduğu; geçici bir maddenin, Anayasa’nın temel kuralllarını süresiz işlemez hale getirmesinin Anayasal sistemle bağdaşmayacağı, bunun, maddenin geçicilik özelliğine de uygun düşmeyeceği; bu geçici maddenin, sürekli bir kural olarak kabulu durumunda, Anayasa’nın öngördüğü hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü ve anayasal denetimle ilgili temel kuralların, 12.9.1980 – 6.12.1983 tarihleri arasında çıkan yasama metinleri yönünden Anayasa’nın işlerliğini kaybettiği; geçici bir maddenin sürekli bir kural niteliğinde anlaşılması halinde, geçici hükmün, Anayasa’nın kimi temel kurallarının önüne geçmesi sonucunu doğurduğu; Anayasa yapımcısının, geçici 15. madde ile koyduğu yasaklamayı sürekli kılmak isteseydi, geçici maddeler arasına değil, temel maddeler arasına koyması gerekeceği düşünceleri belirmiş ve bu yöndeki düşünceler giderek güç ve yoğunluk kazanmıştır.
Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi Hakkında:
Bunlarla birlikte, SPY’nın tümü itibariyle gördüğü değişiklikler yüzünden orijinal biçim ve bütünlüğünü kaybettiği; kanunun 7 yılda 10 kez değiştirildiği, bu nedenle geçici 15. maddenin koruması altında bulunamayacağı düşünceleri de ciddi boyutlar kazanmıştır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nde çoğunlukla benimsenen görüş şöyledir:
“Geçici maddeler geçerliği, uygulama süreleriyle değil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve anlamları ile değerlendirilir. Geçici maddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını, uygulamanın daha geniş bir zaman dilimine yayılarak yapılmasını sağlarlar. Bu yönden de geçici maddeler ile temel hükümler arasından farklılıklar bulunması doğaldır. Geçici maddelerin taşıdıkları hukuksal değer, diğer maddelerden farklı değildir. Hatta temel düzenlemeden ayrık hükümler getirmesi yönünden uygulama önceliğine ve etkinliğine sahiptirler.” (Anayasa Mahkemesi’nin 16.7.1991 günlü ve 1990/1 (S.P.Kapatma) E. 1991/1, karar sayılı ve 10.7.1992 günlü ve 1991/2 (S.P.Kapatma) E. 1992/1 K. sayılı kararları)
Yüksek Mahkemenin bu görüşünü aşağıda değineceğimiz “ihmal”e ilişkin görüşü ile birlikte ele alacağız. Nitekim Anayasa’ya aykırılık sorununun geçici 15. madde ile tıkandığı görüşünün ağırlık kazandığı hallerde “Anayasa’nın temel ilkelerine ve bu ilkelere egemen olan hukukun ana kurallarına olabildiğince uygun düşecek biçimde yorum” tekniğinin kullanılması (Anayasa Mahkemesi, 28.9.1984, 1984/1 (S.P.Kapatma) E. 1984/1 K.) yoluna gidebileceği gibi; Anayasa’nın temel hükümleri ile çelişen bir yasa hükmünün, Anayasa Mahkemesi’nin deyişiyle bir yana bırakılması, yani ihmali gibi bir çözüm yolu da bulunabileceği düşünceleri ortaya çıkmıştır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi, 16.7.1991 günlü ve 1990/1 E., 1991/1 K. sayılı kapatma davası kararının gerekçesinde; önce gene Anayasa Mahkemesi’nin 28.9.1994 günlü ve 1984/1 E. sayılı Siyasî Parti Kapatma Davası Kararından;
“Geçici 15. maddenin, Anayasa’ya aykırı hükümlerinin sığınabileceği bir yer olarak değil, 12 Eylül Harekatının zedelenmesine imkan verilmemesi için ve tıpkı 1961 Anayasası’nın geçici 4. maddesindeki gibi bir düzenlemeden ibaret olduğu kabul edilmelidir. Bahis konusu geçici maddenin kapsamında olan ve böylece Anayasal koruma altında bulunan yasa hükümlerinin, sırf bu nedenle Anayasa’ya aykırı oldukları ileri sürülemeyeceği gibi, bunların Anayasa Mahkemesi’nce ihmal edilmesinden de sözedilemez. Bu durumdaki hükümlerin ancak, Anayasa’nın temel ilkelerine ve bu ilkelere egemen olan hukukun ana kurallarına olabildiğince uygun düşecek biçimde yorumlanmaları düşünülebilir.” alıntısı aktarıldıktan sonra şöyle devam edilmektedir:
“Bu kararda da açıkça belirtildiği gibi Anayasa’nın geçici 15. maddesi, olağanüstü koşullar altında siyasal bir geçiş döneminde çıkarılan yasaların Anayasa Mahkemesi’nce denetlenmesini ve Anayasaya aykırı olduklarının ileri sürülmesini önleyici, açık bir Anayasa hükmüdür… Anayasa koyucunun belli bir dönemde çıkarılan yasaların Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışında kalması yolunda yaptığı siyasal tercihin ifadesi olan geçici 15. madde, konuyu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi’nin herhangi bir nedenle de olsa bu kuralı yok sayması olanaksızdır.”
Bu karardan bir yıl sonra Anayasa Mahkemesi, aynı konuyu, aynı anlayış ile benimseyerek yinelemişse de, gerekçedeki ifade değiştirilmiştir. nitekim 10.7.1992 günlü ve 1991/2 E., 1992/1 K. sayılı kapatma kararında, aynı görüş bu kez şöyle söylenmiştir:
“Geçici 15. madde, salt Anayasa’ya aykırı hükümlerin sığınabileceği bir yer olmayıp, 1961 Anayasası’nın geçici 4. maddesindeki gibi bir koruma düzenlemesidir.”
Görülüyorki, Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya aykırılık konusunda SPY’nın, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin koruması altında bulunduğunu ve bu kanun hükümlerinin uygulanmasının ihmal edilemeyeceğini kabul ederken, bu görüşünü, bir düzeni oluşturan yasal düzenlemelerin korunması olarak benimsemektedir. Bu düzen ise 12 Eylül harekatının getirdiği düzendir. Geçici 15. madde, 12 Eylül Harekatının zedelenmesine imkan verilmemesi için konulmuştur. O halde Anayasa Mahkemesi’nce de bu kuralın yok sayılması olanaksızıdr.
Anayasa Mahkemesi’nin sonuç itibariyle bir farklılık yaratmamakla birlikte, bir yıl arayla verdiği bu kararlar, ayrıntıda da olsa bir değişikliğe uğramaktan uzak kalamamaktadır. Örneğin 16.7.1991 günlü kararda, “Anayasa’nın geçici 15. maddesinin uygulanmasında anayasa hükümleri arasında da bir çelişme yoktur” denilip, 28.9.1984 tarihli kararda ifade edildiği gibi, bu maddenin “Anayasa’ya aykırı hükümlerin sığınabileceği bir yer olarak” görülmemesi gerektiği söylenmişken, bu kez 10.7.1992 tarihli kararda “Geçici 15. madde, salt Anayasa’ya aykırı hükümlerin sığınabileceği bir yer olmayıp” denilmektedir.
Siyasî Parti Kapatma Sorunu:
Ülkemizde son yıllarda, siyasî parti kapatma davalarının çok sayıda örnekleri görülmüştür. Oysa doğası gereği siyasî partilerin yargı organı tarafından kapatılması az rastlanan bir dava türü olmalıdır. Haklarında kapatma kararı verilen siyasî partilerin büyük çoğunluğunu; sosyalist, marksist programlı partiler oluşturmaktadır. Bu partilerin hepsi de, “Kürt sorunu” ile ilgili nedenlerden dolayı kapatılmışlardır. Hiç kuşkusuz ki, sosyalist, marksist partiler etnik sorunları görmezlikten gelemezler. Ama bu konu, yalnızca sosyalist partilerin sorunu değildir. Ülke yönetimine talip olan ciddi bir siyasî partinin, ister muhalefette, ister iktidarda olsun, ülkenin her bir kesimi ve tüm sorunları ile ciddi bir biçimde ilgilenmesi, onun boşlayamayacağı aslî görevlerinden biridir. Bir siyasî partinin ülke sorunlarına ister muhalefette, isterse iktidarda olsun, çözümler araması, getirmesi veya önermesi, mutlak görevlerinden biridir. Ekonomik programları ne olursa olsun, politik eğilimleri ne olursa olsun, siyasal çözüm bulmakla görevli olan partiler tüm toplum kesimlerine yönelmek zorundadırlar. Örneğin şu görüşler, bugün koalisyon hükümetinin ortağı olan bir siyasî partinin görüşleridir:
“Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde yaşayan yurttaşların ağırlıklı bir bölümü etnik açıdan Kürt kökenlidir… Kürt kimliğini kabul ederek kendine “Kürt kökenliyim” diyen yurttaşlara, bu kişiliklerini hayatın her alanında istedikleri gibi ve özgürce belirtme hakkına sahip olmaları olanağı sağlanacaktır.” (SHP’nin Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri. Ankara, Temmuz 1990, S. 28-43).
Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin yargısı, bütün siyasî partilere uzanabilmekte değildir. Bu, C.Başsavcılığı’nın tekelinde olan bir inisiyatiftir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi’nin gözeteceği eşitlik ve adalet ölçütlerinde, dikkate alınacak önemli hususlar vardır.
Anayasa Mahkemelerinin, genellikle anayasal koruma görevini yerine getirebilmek için, temel kurallara uygun olmasa bile, özgürlüklere aykırı olacağını ve hatta zarar vereceğini bilerek, koruma işlevine haklılık aradıkları, temel hak ve özgürlüklerin çeşitli alanları üzerdinde bu tür yorumlar ve çözümler ürettiklerinin çok sık önrekleri görüldüğü ileri sürülmüştür. (Dominique Rousseau: Anayasa Mahkemelerinin Politikaları, 1992, S.130-131) Bu nedenle Anayasa Mahkemeleri, bir üst düzey mahkemesi (Yüksek Mahkeme) olarak, siyasî mahkemelerdir. Prof. Bahri Savcı, Anayasa Mahkemelerinin, hemen her yerde siyasi mahkemeler olduğunu kaydetmektedir.
Şimdi bizde görülen siyasî parti kapatma tablosunda da, kuşkusuz siyasal tercihlerin etkileri gözlenmektedir. Sosyalist, marksist partilerin Kürt sorununa, etnik konulara yaklaşım ve açılımına Anayasa mahkemesi olanak tanımamaktadır. Bu, Anayasa Mahkemesi’nin Devletin üst düzey politikası ile bütünleşen tutumudur. Bu nedenle marksist programa sahip olmayan bir siyasî parti, örneğin ülke üzerinde ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürse (SPY, md. 81/a) ya da Türk dilinden başka bir dili korumak niyetini açıklasa (SPY, md. 81/b) bu, önemli görülmeyecektir.
Oysa iddianamede zikredilen (bk. sh. 27, 29, 38), Anayasa Mahkemesi’nin 20.7.1971 günlü ve 1971/3 E., 1971/3 K. sayılı kapatma kararından bu yana, özellikle son yıllarda oldukça artan sayıdaki kapatma davalarında, aynı tutum, bir siyasî tercih olarak ortaya çıkmıştır. Şimdi kapatılmış olan bu siyasî partilerin, geçmişte kalan faaliyetlerine bakıldığı zaman, toplumsal dinamiğin bugün çok farklı noktalara ulaşmış olduğunu görürüz.
Ancak her parti kapatma olayında, demokrasi ve özgürlüklerden önemli kayıplar verildiği kuşkusuzdur. Çeşitli görüş ve düşüncelere açık, çok sesli bir demokrasi anlayışı, gelişecek bir ortak bulamamaktadır. Siyasî partiler kapatmanın demokratik rejime bir katkı getirmesi düşünülemez; aksine Anayasa’da “demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları” olduğu belirtilen (md. 68) partilerin kapatılması, demokratik hayatın unsurlarını yok etmek sonucunu doğurur.
Uluslararası Sözleşmeler :
Türkiye son yıllarda, uluslararası hukukla daha geniş bağlantılar kurmuştur. Artık, özellikle Avrupa hukuku, Türkiye’ye daha fazla yansımaktadır. Anayasa’nın 90. maddesinin 5. fıkrasına göre, uluslararası antlaşma hükümleri, yalnızca uluslararası hukuk değil, iç hukuk olmuştur. Bu nedenle uluslararası hukukun, usulüne göre onaylanan sözleşmeler yoluyla iç hukukumuza giren kuralları, yalnızca kanun olarak değil, uygulamaları Anayasa emri olarak (md. 90/5) güçlendirilen normlardır. 1974 tarihinde, Türk Hükümetince imzalanan Helsinki Nihai Senedi ile, ilke olarak; uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümü, düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlükleri de dahil olmak üzere, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı; halkların hak eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı, diğer imzacı ülkelere karşı taahhüt edilerek benimsenen temel haklar oldu.
Helsinki Nihai Senedi’nin ardından Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’na (AGİK) katılan ülkeler AGİK süreci sonunda, ortaklaşa yeni bir ferman oluşturdular: Yeni bir Avrupa için Paris Şartı. Paris Şartı, 1990’ların Avrupasında, temel haklar ve özgürlüklere ilişkin resmî düzeydeki ortak görüşün ifadesidir.
Paris Şartı ile Helsinki ilkeleri pekiştirilmekte ve Avrupa’nın toplumsal, hukuksal, ekonomik, demokratik, kültürel, askerî konsepsiyonunun güvenliği dile getirilmektedir. Bunlar bilinen ilkeler olmakla birlikte, gene de hatırlamakta yarar vardır. Örneğin Şart’ın, “İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü” başlıklı ilk bölümünde şöyle denilmektedir:
“Ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bu kimliklerini ayrıma tabi tutulmaksızın ve kanun önünde tam bir eşitlikle, hür olarak ifade etmeye, korumaya ve geliştirmeye hakları olduğunu teyit ederiz.”
Avrupa’da yeni bir çağa geçildiğinin belirtildiği Şart, “İnsani boyut” başlığı altında, gelecek için rehber niteliğinde gördüğü ilkeleri şöyle ifade etmiştir:
“Ulusal azınlıkların toplumlarımızın hayatına zengin katkılarını artırmak azmi ile, durumlarının daha da iyileştirilmesine çalışacağız. Barış, adalet, istikrar ve demokrasinin yanı sıra halklarımız arasındaki dostane ilişkilerin de ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dili ve dini kimliklerinin korunmasını ve kimliğin kuvvetlendirilmesi için gerekli şartların yaratılmasını gerektirdiğine ilişkin derin inancımızı teyit ederiz. Ulusal azınlıklarla ilgili sorunların ancak demokratik bir siyasî çerçevede tatminkar olarak çözümlenebileceğini beyan ederiz. Ulusal azınlıklara mensup fertlerin haklarına, evrensel insan haklarının bir parçası olarak, bütünüyle saygı gösterilmesi gerektiğini de kabul ediyoruz.” (Basın yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Ankara, Aralık 1990)
Bu taahhüt niteliğindeki beyanların altında, Türkiye’nin o tarihteki Cumhurbaşkanı ve Başbakananı’nın birlikte imzaları bulunmaktadır.
Öte taraftan; Türkiye, 6366 sayılı Kanunla onaylanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasına ilişkin sözleşmenin (AİHS) de imzacılarındandır. Bu sözleşmenin 9. maddesi, düşünce özgürlüğünü, 10. maddesi ise görüşlerini ve anlatım özgürlüğünü güvenceye almaktadır.
Sözleşmenin 14. maddesi ise, “Bu sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğuş veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin sağlanır” demektedir.
İddianamede, bu ilkelerin yer aldığı metinler görmezlikten gelinmiştir.
Bu sözleşmeye ek 1 numaralı protokolün 3. maddesi ise, akit tarafların, yasama organının seçilmesinde halkın düşüncesinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar için de makul aralıklarla gizli oyla seçim yapmayı taahhüt ettiklerini hükme bağlamaktadır. Anayasa’nın 66. maddesi, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk” olduğunu belirtmektedir. Buna göre, devlete vatandışlık bağı ile bağlı olmak, “Türk olmak” anlamındadır. türk olan herkes; Anayasa’da, kanunlarda, uluslararası sözleşmelerde, devletin uygulanmasını yükümlenip taahhüt ettiği her düzeydeki belgede yer alan haklarını kullanabilecektir. Dahası, bu hakların gerçekleştirilmesini isteme hakkına sahip olacaktır.
Yani, bu hükümlere göre, Kürt halkına ilişkin çözüm önerilerinin yer aldığı bir program vatandaşın seçme hakkına ulaştırılamadığı, bunun engellendiği bir durumda (Örneğin bu konuda görüşleri olan bir siyasî partinin kapatılması gibi) sözleşme hükümleri ihlal edilmiş olur. (Ek protokol md. 3) Çünkü “halkın düşüncesinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar” oluşturalamamış, tam tersine ne ölçüde varsa o da yok edilmiştir. Aynı şekilde, Anayasalarda ve Anayasal oluşumu etkileyecek konuma sahip seçme, seçilme haklarını düzenleyen metinler ve bunların başta gelenlerinden olan siyasal partiler yasasında yer alan hakların, yalnızca “Türk” olarak tanımlanan; ama, her kesim ve düzeydeki otoritelerin ifade etmekten kaçınamadığı Kürt realitesini dışlayan en azından görmezlikten gelen düzenlemesi, bu sözleşme hükümleriyle açıkça çelişkilidir.
Türkiye, bireysel başvuru hakkının istemeyerekte olsa -kabul edildiği 28 Ocak 1989 tarihinden bu yana, AİHS’nde yer alan temel hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü olan; Avrupa Konseyi’nin yargı organlarının yargısına tabi bulunmaktadır. Türkiye şu ana kadar, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nca aleyhinde düzenlenmiş raporlarda öngörülen gereklilikleri yerine getirmekten uzak kalamamıştır. T.C. Hükümeti, şimdi yakın bir tarihte (Mart 1994) Avrupa İnsan Hakları Divanı önünde de kendisini savunacaktır. Esasen Türkiye, Divan’ın zorunlu yargı yetkisini tanımazdan önce (1990) Komisyon’un yargı alanında bulunurken; Komisyon, Divan’ın içtihatlarına uyumlu görüşler ürettiği için, -dolaylı bile denilemeyecek kadar- Divan’ın kararlarına (içtihat) riayet etme yükümlülüğünde idi.
AİHS, “Dünya’da barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi her şeyden önce, bir yandan gerçekten demokratik bir siyasal rejimin varlığına, öte yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklaşa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir daha tekrarlayarak… aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır” demektedir.
Yani sözleşme dibacesi, sözleşme hükümlerine riayetin “derin bir inanç”ın ifadesi olduğunu buyurucu ve bağlayıcı olarak belirtmektedir.
Komisyon (ve divan) iç yönetmeliği ise, sözleşme de yer alan temel haklara ilişkin ilkelerin korunması konusunda, derin bir inançla taahhütte bulunan devletlerin, onu gerçekleştirebilmek için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini de ifade etmektedir.
Yineleyelim ki, Anayasa’ya göre, uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. (md. 90/5)
Ancak, kanun hükmünde uygulanmaları Anayasal güvenceye alınan bu metinler başka bir metin karşısında (2820 saylı SPY) görmezlikten gelinebilmektedir.
SBP ve Kürt Sorunu:
İddianamede yer alan suçlamalara göre, SBP’nin kapatılması isteğinin nedenleri;
a) Partinin kuruluş belgeleri,
b) 1. Kongre belgeleri ve
c) Genel Başkan Prof.Sadun Aren ile Genel Başkan Yardımcısı Sıtkı Coşkun’un bazı demeç ve açıklamalarıdır.
İddianame, bunlarla ilgili suçlamalar yaparken tamamiyle soyut iddialar ileri sürmekte; gerçekte bu suçlamalara konu ettiği dökümanları ele almamaktadır. İddia gayet soyuttur. İddia bir parti belgesinin zikrettikten sonra; ardından hiç ilgisiz bir konuya geçmekte, fakat bununla parti belgesi arasında bir bağ, bir ilinti kurmaya gerek görmemektedir. Başsavcılığın başka tür bir suçlama yöntemi kullanması zaten mümkün değildir. Çünkü üç yıl sonra açılan bu dava suçlamada samimi kanıtlara dayanmamaktadır. İddia yukarıda belirtildiği gibi bugüne kadar, kapatılmalarına karar verilen sosyalist Programlı partilerle ilgili genel kavramları ve bunlara dayalı suçlamaları somutlaştıramamaktadır.
İddianameye göre, yalnızca Kürt halkının varlığından söz etmek bile partinin kapatılmasını gerektirir. Asla hukuksal bir biçimde izahı mümkün olmayan, çağ dışı bir düşünceyi kanunlaştıran bu hükmün Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülemeyeceği konusunda, Anayasaya madde konulması sebepsiz değildir. Bu düzenleme kendi mantığı ile tutarlı olabilir; fakat akılcı ve hukuki olma niteliğini kazanamaz.
Azınlıklar bulunduğunu ileri sürülemeyeceği veya azınlıklar yaratılamayacağına ilişkin düzenlemeler (SPY 81/9, 81/6) ancak, ya Kürtlerin olmadığı ya da siyasî partilerin Kürtlerden söz edemeyeceği biçiminde anlaşılabilir. Bunların her ikisinin de demokratik olma niteliği ile bağdaştırılması imkansızdır. Oysa, siyasî partilerin işlevlerinin demokratik olamayan bir ortamda yerine getirmesi mümkün değildir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi şimdiye kadar kapatılmalarına karar verilen sosyalist partilerin hepsinin de kapatılma nedeni aynıdır. Şu halde, Kürt halkının varlığı politik düzeyde dile getirilemez.
Kürt sorunu ülkenin yaşadığı en sıcak olaylardan biridir. Sorunun çözümü için başlıca iki yaklaşım sözkonusu olmaktadır.
a) Askeri çözüm,
b) Barışçı çözüm
Siyasî Partiler bu seçeneklerden hangisini benimsiyorlarsa onu programına alacaktır. Barışçı çözüm bu seçeneklerden biridir. Ancak Kürt halkının varlığından sözetmesi mümkün olmayan bir siyasî partinin soruna çözüm önermesi de mümkün değildir.
Kürt sorununa çözüm aranması yalnızca Kürtleri ilgilendiren bir konu değildir. Konu Türkiye’nin bir sorunudur. Bu nedenle, gündeminde kürt sorunu bulunmayan bir siyasî partinin programı eksiktir.
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü iddiası ise, öteki iddiaları gibi, iddianamede soyut kalmaktadır. İddianamede konuya ilişkin yapılan yorumun SBP’nin program ve faaliyetleri ile somut hiçbir bağlantısı kurulamamaktadır. SBP’nin Kürt sorununa bakışı programında yer almış ve iddianameye de aynen alıntılanmıştır.
Kürt sorununa barışçı bir çözüm bulunmasının demokrasinin de sorunu olduğu ve temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan hükümlerin kaldırılması, kuşkusuz ki, bir siyasî partinin hakkı ve ödevidir. SBP’nin üzerinde, “Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta özgür olmalıdırlar” yazılı olan bir afişi nedeniyle, İzmir DGM’de bakılan bir davada; bunun, “onlara ayrı bir devlet kurmak ve T.C. ülkesini bölme özgürlüğü tanınacağı veya böyle bir özgürlüğün kastedildiği anlamına” gelemiyeceği “Kürtlere ayrı devlet kurma özgürlüğü istendiği gibi anlamı” çıkarılamadığı, “böyle bir maksat güdüldüğünü kabul etmenin tahmini olacağı” gerekçesiyle suç oluşmadığından beraat kararı verilmiştir. (İzmir DGM. 24.12.1992, 1992/105 E., 1992/143 K.)
Genel Başkan Prof. Sadun Aren’in ve Genel Başkan Yardımcısı Sıtkı Coşkun’un görüş ve açıklamaları Devletler Hukuku kuralları ve uluslararası andlaşmalarla uyumludur. Gerek parti olarak SBP, gerekse, partinin yöneticileri, bölünmeyi değil barış içinde bir arada yaşamayı savunmaktadırlar. Partinin hiçbir yöneticisi hakkında -yukarıda sözü edilen İzmir DGM davası dışında- bir soruşturma açılmamıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin iddianame ile birlikte partiye tebliğ edilen 11.1.1994 günlü ara kararında; iddianamenin yazıldığı tarihte partinin Genel Başkanı, Genel Başkan Yardımcısı ve Merkez Karar Yürütme Kurulu üyelerinin isimlerinin bildirilmesi istenmiştir. SPY.nın 95., dahası Anayasa’nın 84. maddesini hatırlatan bu konu üzerinde ileride esas hakkındaki savunmamızda duyuracağız.
Sözlü Açıklama Yapmak İstiyoruz
Nihayet son olarak 2949 sayılı Kanunun 33. maddesi hükmü gereğince tarafımıza sözlü açıklama olanağı tanınmasını diliyoruz. Şimdiye kadar bakılan siyasî parti kapatma davalarında tanınan bu olanağı kullanmak istiyoruz. Bu nedenle gerek parti temsilcisi ve ilgililerinin sözlü açıklama yapmak için çağrılmalarını diliyoruz.
Sonuç
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, SBP’nin kapatılmasına ilişkin isteğinin reddine karar verilmesini dileriz.”
III- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.3.1994 günlü ve SP.43 Hz.1993/57 sayılı esas hakkındaki görüşü şöyledir :
“Sosyalist Birlik Partisi hakkında 28.12.1993 günlü iddianame ile açılan kapatma davası nedeniyle Yüksek Mahkemenizden istenilen esas hakkındaki görüşümüzle birlikte davalı parti savunmanının 28.2.1994 günlü ön savunmasında değinilen konulara verilen yanıtlar aşağıda sunulmuştur.
Anayasa Mahkemesi tarafından bir siyasî partinin kapatılmasına karar verilmesi ile o siyasî partinin hukukî varlığı sona ermektedir. Halbuki Anayasa’ca siyasî partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle siyasî partilerin kapatılması için dava açılması ve kapatılması kararı verilmesi durumunda titizlikle davranılması gerekmektedir. Yüksek Mahkemenizin 8.12.1988 gün ve 2-1 sayılı kararında, dava konusu parti programının bir maddesine değinilerek, partinin henüz faaliyeti görülmeden sırf programındaki bu madde nedeniyle anayasa’ya aykırı düştüğü sonucuna varılamayacağı belirtilmiştir.
Davalı siyasî partinin kapatılma nedeni saydığımız yasaklamalarla ilgili siyasî partiler yasasının 78/a, 80, 81/a ve 81/b maddeleri “amacını güdemezler ve/veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar ve …. bulunduğunu ileri süremezler” şeklinde sona ermektedir.
Bu açıklamalar karşısında davalı siyasî partinin tüzük ve programının faaliyetleriyle birlikte değerlendirilerek neyi amaçladığının ortaya çıkarılması bakımından, partinin tüzük ve programı yanında faaliyetleri de aynı derecede önem kazanmaktadır.
Açıklanan sebeblerle ön savunmada, partinin kuruluşundan üç yıldan fazla zaman geçtikten sonra tüzük ve programının suçlanamayacağı şeklindeki ileri sürülen iddia yerinde değildir.
Ön savunmada ayrıca kapatma nedeni sayılan parti faaliyetlerinin dava tarihinden bir buçuk yıl önceye rastladığı aynı şekilde ileri sürülmektedir. Bu sav da yerinde değildir. Çünkü, davalı siyasî parti, Siyasî Partiler Yasası’nın 10/c maddesinde belirtilen yayınlarını 15 günlük yasal süresi içinde Cumhuriyet Başsavcılığımız Siyasî Partiler Sicil Bürosuna verme zorunluğunu yerine getirmemiştir. aksine, yayınlar aynı yasanın 102. maddesinde yazılı zorlamaya dayalı olarak, 9.11.1993 gün ve SP. 33 Muh. 1993/154 sayılı yazımız üzerine gönderilmiş ve bunlar 28.12.1993 günlü iddianamemizin hemen başında partinin tüzük ve programı yanında delil olarak gösterilmiştir.
Kaldıki, Siyasî Partiler Yasası’nın 101/d maddesi hükmü ayrık olmak üzere, siyasî partiler hakkında kapatılma davası açılması bir süreye tabi değildir.
Ön savunmada, Anayasa ve Siyasî Partiler Yasasında birtakım değişiklikler yapılması nedeniyle orijinal halinden uzaklaşılmış olmakla Siyasî Partiler Yasasının Anayasaya aykırılığının incelenmesi ve anılan Yasanın 78., 80. ve 81. Maddelerinin Anayasanın 10., 12., 13., 14., 68. ve 69. maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu savı ileri sürülmüştür.
Bu savın yanıtlanmasında, konu ile Anayasanın geçici 15. maddesi arasındaki ilişki öncelikle incelenmelidir. Sözü edilen maddeninin son fıkrasında, birinci fıkrada belirtilen 12.9.1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süreye gönderme yapılarak, bu dönem içinde çıkarılan yasaların, yasa hükmünde kararnamelerin ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Yasa uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği belirtilmiş ve böylece yetkili organca kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar Anayasaya uygunluk denetimi yolunda bu hükümlerin tartışılmasının önlenmesi biçiminde bir siyasal tercih ortaya konmuştur.
22.4.1983 tarihinde kabul edilmiş olan Siyasî Partiler Yasası, 12.9.1980 ile 6.11.1983 tarihinde yapılmış olan ilk genel seçimden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının oluşması arasındaki dönemde kabul edilmiş olduğundan, geçici 15. maddenin son fıkrası kapsamında bulunmaktadır. Böyle olunca, Anayasal koruma altına alınmış olan söz konusu yasanın tümünün ya da kimi maddelerinin Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez.
Öte yandan, Siyasî Partiler Yasasının getirdiği yasaklar ve dolayısıyla 78., 80. ve 81. maddelerde öngörülen kısıtlamalar, Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yer alan kapatma nedenlerinin somutlaştırılması, başka deyişle bu kapatma nedenlerinin beliriş, ortaya çıkış biçimleri olarak düşünülmelidir. Bu hükümler “ulusal devlet niteliğinin korunması” ilkesinin siyasal partiler yönünden öngörülmüş yaptırımları demektir. Çünkü, Anayasanın 69. maddesinin son fıkrasında, “siyasal partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.” kuralı getirilmiş, yasakoyucu da Siyasî Partiler Yasasındaki yasaklamaları kabul etmek suretiyle Anayasada öngörülen düzenlemeyi gerçekleştirmiştir. Yüksek Mahkemeniz de birçok kararlarında aynı sonuca varmış bulunmaktadır.
Belirtilen nedenlerle, Siyasî Partiler Yasasının 78., 80. ve 81. maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu savı yerinde değildir.
Ön savunmada ileri sürülen, Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk kuralı haline gelen Helsinki Sonuç belgesi’nin ardından AGİK süreci sonucu Yeni Bir Avrupa İçin Paris Antlaşması (Şartı) hükümleri ve İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme maddelerinin, varlığı ileri sürülen sorunun çözümünde esas alınacağı bu metinlerde yer alan ilkeleri görmezlikten gelinerek düzenlenen iddianamenin dayanaktan yoksun bulunduğu şeklindeki sava gelince;
3.7.1973-1.8.1975 tarihleri arasında toplantılarını sürdürmüş olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) sonucunda kabul edilen Helsinki Sonuç Belgesi’nde yer alan ilkeler: (1) Egemen eşitlik, egemenlik niteliğindeki haklara saygı, (2) Güç tehdidine başvurmaktan ya da güç kullanmaktan kaçınma, (3) Sınırların çiğnenmezliği, (4) Devletlerin toprak bütünlüğü, (5) Anlaşmazlıkların barışçı çözümü, (6) İçişlerine karışmama, (7) düşünce, vicdan ya da inanç özgürlüğü dahil insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı, (8) Halkların hak eşitliği ve kendi yazgılarını belirleme hakkı, (9) Devletler arasında işbirliği, (10) Uluslararası hukuka göre üstlenilen yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesidir.
AGİK’in kendi adıyla anılan süreç içeriğinde, Paris’te yaptığı toplantılar sonucunda 21.11.1990 tarihinde imzalanan “Yeni Bir Avrupa İçin Paris Antlaşması (Şartı)” da, demokrasi ve insan haklarına ağırlık veren ilkeleri arasında, ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin korunması, ulusal azınlığa mensup olanların ayırıma uğramaksızın ya da yasa önünde tam bir eşitlikle kimliklerini özgürce dile getirme, koruma ve geliştirme haklarından söz etmiştir. (Sencer, M., Paris Şartı ve İnsan Hakları, 16.12.1991 günlü Cumhuriyet Gazetesi)
Davalı partinin, Helsinki Sonuç Belgesi’ndeki, halkların kendi kaderini belirleme hakkı ile Paris Şartının azınlık haklarına ilişkin hükümlerine uygun çözümlerin amaçlandığı sonucuna varmak gerekir. Uluslararası bir sözleşme niteliğinde olmayan ve bu nedenle hukuken bağlayıcılığı bulunmayan Helsinki Sonuç Belgesi’nde yer alan, halkların kendi kaderini belirleme hakkından ilk kez 1918 tarihli Wilson ilkeleri arasında söz edilmiş, uluslararası hukukta kabulü de Birleşmiş Milletler Antlaşmasında yer almasıyla gerçekleşmiştir. Bu hakkın anlamı ve kapsamı, özellikle 1960’lı yıllarda başlayan bir süreç içerisinde kabul edilen Birleşmiş Milletler kararlarıyla belirlenmiş bulunmaktadır. Buna göre, kendi kaderini belirleme hakkının iki yönünün olduğu görülmektedir. Birinci yönü, devletlerin iç örgütlenmelerine ilişkin olup, bir halkın dilediği yönetim biçimini, herhangi bir dış baskı olmadan seçme hakkı bulunduğunu, yani devlet ve hükümet biçimlerinin saptanmasında halklara serbestlik tanınmasını ifade etmektedir. İkinci yönü, bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dahil, dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkı olarak anlaşılmaktadır. Ancak, kendi kaderini belirleme hakkının, bu ikinci yönü bakımından kullanılması, yerleşmiş bir uluslararası hukuk ilkesi olan ve Helsinki Sonuç Belgesi’nin de doğruladığı “devletin ülkesinin bütünlüğü’ne saygı gereği olarak bazı sınırlamalara bağlanmıştır. Bu bağlamda, kendi kaderini belirleme hakkı sömürge yönetimi altındaki halklara tanınmakta, bir devletin tam parçasını oluşturan topraklar üzerinde bulunan toplulukların ayrılması yoluyla yeni bir devletin kurulması kabul edilmemektedir. Bu haktan yararlanmak isteyen bir topluluğun sömürge yönetiminde yaşayan bir halk mı, yoksa içinde yaşadığı devletin ülke bütünlüğünü bozacağı gerekçesiyle bu hakkı kendisine tanınmayan bir halk mı olduğu bakımından kabul edilen ölçüte göre, bir devletin ülkesinin tümünde geçerli olan genel statüde bulunup herhangi bir ayırıma bağlı tutulmayan ülke parçalarında yaşayan toplulukların birtakım değişik özelliklere sahip olması, kendini belirleme hakkından yararlanabilecekleri anlamına gelmekte, (Pazarcı, H., Uluslar arası Hukuk dersleri cilt : II, 2. bası, Ankara, 1990, ss.8-12); başka deyişle, eğer devletlerin yönetimleri çeşitli grupları temsil edici bir nitelik taşıyorsa ve gruplara karşı etnik köken, din, dil, renk yahut başka farklılıklarla dayalı bir ayrımcılık güdülmüyorsa, artık kendi kaderini belirleme hakkından söz edilmemektedir. (Sosyal, M., Tutarlılık, 7.4.1992 günlü Hürriyet Gazetesi)
1993 yılının Haziran ayında AGİK süreci içinde kabul edilen Viyana Bildirgesi’nde ise, kendi kaderini belirleme hakkı terörizmden ayrılmış, sömürge halkları için kabul edilen bu hakkın sadece meşru eylemler yoluyla kabul ettirilmesine çalışılması benimsenerek, terör yöntemi sömürge halklarının kendi kaderini belirleme mücadelesinde bile geçerli sayılmıştır.
Bu esaslar açısından bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti’nde kendi kaderlerini belirleme hakkından yararlanması gereken sömürge halkı niteliğinde veya başkaca bir topluluk, grup v.s. yoktur. Türkiye’de tek bir ulus, Türk Ulusu vardır. Kürt kökenli vatandaşlar, diğer etnik kökenli vatandaşlarla “ulus” bütünlüğünü oluşturmuş ve birbiriyle kaynaşarak “Türk Ulusu”nu meydana getirmiştir. Ulusu meydana getiren bireyler arasında, temel hak ve özgürlüklerden yararlanma ve onları kullanma yönünden hukuksal ve pratik olarak hiçbir ayırım yoktur. Ayrıca bir ulus, ayrı bir halk ya da azınlık varmış gibi, üstü kapalı ibarelerle, dolaylı yoldan yapılan çözüm çağrılarının bölünmeyi amaçladığı kuşkusuzdur.
Hukuksal yönden bağlayıcılığı bulunmayan Paris Şartı her ne kadar azınlıklara birtakım haklar tanımışsa da, kimlerin azınlık sayılacağı konusunda bir tanımlama getirmemiştir. Esasen, uluslararası hukukta üzerinde oybirliği sağlanan bir azınlık tanımlaması da bulunmamaktadır. Böyle olunca, azınlık veya Şart’ta geçen ve sınırlandırılmış biçimiyle “ulusal azınlık” teriminin yorumlanması imzacı devletlerin kendi hukuk düzenlerine ve uygulamalarına bağlı kalmaktadır. (Kırca, C., Paris Şartı’na Göre Azınlıklar ve Türkiye, 24.12.1991 tarihli Cumhuriyet Gazetesi) Türkiye devleti’nin kendi azınlık hukukunu hangi biçimde düzenlediğine ve kimleri azınlık saydığına iddianamede ayrıntılarıyla değinilmişti. Bir kez daha ve kısaca belirtmek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti’nde Lozan Barış Antlaşması ve Türkiye ile Bulgaristan Arasındaki Dostluk Antlaşması hükümlerine göre azınlık oldukları kabul edilen Rum, Ermeni, Musevi ve Bulgar’lardan başka azınlık yoktur.
Açıklanan nedenlerle, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğini bozmaya yönelik girişimlere olanak veren hükümler taşımayan Helsinki Sonuç Belgesi ile Yeni Bir Avrupa İçin Paris Antlaşması (Şartı)nın sözde çözüme esas alınması görüşü yerinde değildir.
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye gelince, bu sözleşme genel olarak, İnsan Hakları Evrensel bildirgesindeki kişisel ve siyasal hakları güvence altına almaktadır. Ancak, bu sözleşme ve eki protokollerde azınlıklar ve etnik gruplara ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Sözü edilen her iki uluslararası metinde düzenlenmiş olan hak ve özgürlükler Türkiye Cumhuriyeti anayasasına dahil edilmişlerdir. Kaldıki, bu belgelerdeki hak ve özgürlükler sınırsız da değildir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 29. maddesinde, “Herkes haklarını kullanmak ve hürriyetlerden istifade etmek hususlarında ancak kanun ile sırf başkalarının hak ve hürriyetmlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak maksadıyla ve demokratik bir cemiyette ahlak, nizam ve genel refahın muhik icaplarını karşılamak için tespit edilmiş kayıtlamalara tabidir.” denilmiş, 30. maddesinde de, “İşbu beyannamenin hiçbir hükmü, içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangi bir hak gerektirir mahiyette yorumlanamaz.” hükmü getirilmiştir. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 11. maddesinin ikinci fıkrası da, “Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta zaruri tedbirler mahiyetinde olarak millî güvenliğin, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tabi tutulur.
Bu madde, bu hakların kullanılmasında idare, silahlı kuvvetler veya zabıta mensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir.” şeklindeki hükmü ile sözleşmede yer alan hak ve hürriyetlerin ulusal güvenlik, kamu güvenliği ve düzenin korunması vs. amaçlarıyla sınırlanabileceğini kabul etmiş, 17. maddesinde de, “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde işbu sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yokedilmesini veya mezkur sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tabi tutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya matuf herhangi bir hak sağlandığı şeklinde tefsir edilemez.” kuralını getirmiştir.
Anayasa ve Siyasî Partiler yasasında öngörülen, siyasal partilere ilişkin yasaklamalar, sözleşmede yer alan özgürlükleri kaldırıp azaltma anlamında ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı görülemez. Bunlar, Uluslararası Hukukta var olan egemenliği, ülke ve ulus bütünlüğünü korumaya, ırkçılığa dayalı bölünmeleri önlemeğe yöneliktir.
Davalı parti, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 11. maddesinin ikinci fıkrası ile 17. Maddesinde düzenlenmiş olan kurallarla bağdaşmayacak biçimde faaliyette bulunmuştur.
Yüksek Mahkemeniz de, parti kapatılması ile ilgili 10.7.1992 gün, E. 1992/2, K.1992/l sayılı, 14.7.1993 gün, E.1993/1, K.1993/1 ve en son olarak 23.11.1993 gün, E.1993/1, K.1993/2 sayılı kararlarında davanın konusuyla ilgili olarak sözü edilen uluslararası belgeleri aynı biçimde yorumlamış bulunmaktadır.
Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturmada hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyen, tamamen objektif nitelikteki kanıtların elde edilmesi sonucu, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 163. maddesi anlamında, bunlar yeterli görülerek Yüksek Mahkemenize işbu dava açılmıştır.
Davanın yasal dayanakları, gerekçeleri ve kanıtları iddianamede açıkça ve ayrıntılı biçimde ortaya konmuş, partinin tüzük ve programı yanında parti yetkili kurulların kararları ile parti adına yapılan konuşmalar ile bunların yer aldığı yayınlarının içerikleri çözümlenmiş, Anayasa ve Siyasî Partiler yasasında düzenlenmiş olan davayla ilgili kapatma nedenleri yerleşik nitelik kazanmış içtihat ışığında açıklanmış, yasak kapsamına giren fiil ile irtibatlandırılarak davalı siyasî partinin kapatılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davanın ilerleyişinde, kanıtlarda bir değişiklik olmadığı gibi geçersizliği yönünde bir itiraz da gelmediğinden sonuç bağlamda yeni bir husus bildirilmemiştir.
Sonuç :
28.12.1992 günlü iddianamemizde ve onu tamamlayıcı nitelikte yukarıda yasal dayanakları ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, davalı Sosyalist Birlik Partisi’nin tüzük ve programı ile, partiye ait basılı yayınlarda yer alan, partinin büyük genel kurulu, genel yönetim kurulu, genel başkanı ve genel başkan yardımcısının kararlar, bildirileri, demeç ve açıklamaları Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 6., 69. maddelerine ve Siyasî Partiler yasasının 78/a, 80, 81/a-b maddelerine aykırı nitelikte bulunduğundan,
Sosyalist Birlik Partisi’nin Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim”.
IV- DAVALI SİYASî PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
Sosyalist Birlik Partisi’nin 2.5.1994 günlü esas hakkındaki savunmasında :
“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 Mart 1994 tarihinde davanın esası hakkındaki görüşünü (EHG) bildirmiş, bu görüş aynı tarihte davalı Sosyalist Birlik Partisi’ne tebliğ edilmiştir.
EHG’ün, daha önceki siyasî parti kapatma davalarından farklı bir görünüm taşıdığı ilk bakışta göze çarpmaktadır. EHG, -deyim yerindeyse- davada son bir “değerlendirme” yapmamakta, ön savunmaya cevap vermektedir. Nitekim Sayın başsavcılık EHG’üne, 28.21994 günlü ön savunmada değinilen konulara verilen yanıtlar aşağıda sunulmuştur” diyerek başlamaktadır. (S.2) EHG’ün sonunda, “Davanın ilerleyişinde, kanıtlarda bir değişiklik olmadığı gibi geçersizliği yönünde bir itiraz da gelmediğinden sonuç bağlamda yeni bir husus bildirilmemiştir” denilmektedir. (S. 10) Bu hale göre, EHG yenilik taşıyan bir belge değildir; yeni bir görüş getirmemektedir. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 2949 sayılı Kanun’un 33. maddesi, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun uygulanacağını hükme bağlamaktadır. Bu madde aracılığı ile uygulanması söz konusu olan CMUK’nun 251. maddesi, cevap verme hakkını kural olarak C.Savcısına değil, sanığa tanımaktadır.
Yargıtay C.Başsavcılığı ön savunmayı yanıtlarken, daha önceki siyasî parti kapatma davalarından yalnızca biçim olarak değil, içerik olarak da farklı bir tutum göstermektedir. EHG ile iddianame savunulmakta, ne var ki, iddianameye haklılık kazandırmak noktasında EHG oldukça zorlanmaktadır.
Uluslararası Sözleşmelerin Hukuken Bağlayıcılıklarının
EHG’te bazı saptamalar yapılmakta, daha sonra da bu saptamalardan hareketle bazı sonuçlara varılmaktadır. EHG’te şu saptamalar yapılmıştır:
“Uluslararası bir sözleşme niteliğinde olmayan ve bu nedenle hukuken bağlayıcılığı bulunmayan Helsinki Sonuç Belgesi …” (S. 5)
“Hukuksal yönden bağlayıcılığı bulunmayan Paris Şartı …”
Bu tür deyişler, bu belgelerden duyulan rahatsızlığın ifadesidir. Uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılık niteliği, sözleşmede bu konuda açık bir hükme yer verilmiş olması gibi hususlardan kaynaklanmaz. Uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı devletler hukuku kurallarına göre değerlendirilir. Bu konudaki başlıca kural, ahde vefa (pacta sunt servanda) kuralıdır. Gerçekten de uluslararası ilişkilerde devletlerin biribirlerine karşı yükümlendikleri taahhütler riayet görmelidirler. Aksi takdirde, bu konuda devletlerin biribirlerine karşı imzalayarak yükümlülük altına girmelerinin bir anlamı kalmaz. Aynı şekilde; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir” diyen Anayasa kuralının da (md. 90/5) bir anlamı kalmaz.
Ahde vefa kuralı gereğince, Devletin üstlendiği yükümlülüklere bağlılığı, sadece Devletin dış ilişkilerini ilgilendiren bir husus değil, aynı zamanda iç uygulamalarında da riayet etmesi gereken yükümlülüklerdir. Çünkü, riayet taahhüdü, yalnızca dış ilişkiler için değil,iç uygulamalar için de geçerlidir. Bu nedenle ahde vefa ilkesi, Devletin ülke içindeki uygulamaları açısından da geçerlidir.
Söz konusu olan sözleşmeler açısından Türkiye’nin bu sözleşmelere uyma yükümlülüğünün nasıl garanti edildiğine bir bakalım.
a) Helsinki Sonuç Belgesi:
1 Ağustos 1975 tarihinde imzalanan Helsinki Sonuç Belgesi’nin VIII. bölümünde şu temel görüşler yer almaktadır:
“Katılan Devletler, halkların hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygı gösterirler. Bu durumda Birleşmiş Milletler antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle ve Devletlerin toprak bütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, ilgili uluslararası hukuk kurallarına uygun davranır.
Tüm halkların hak eşitliği ve halkların kendi yazgılarını belirleme haklarından ötürü, her zaman tam bir özgürlük içinde ve dış karışma olmaksızın iç ve dış siyasal statülerini ne zaman ve nasıl isterse belirleme ve siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini diledikleri gibi sürdürme hakları vardır.”
Bu bildirgeyi imzalayan 35 Devlet, yükümlendikleri konuda biribirlerine şu güvenceyi vermektedirler:
“Katılan Devletler, ister uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilke ve kurallarından doğsun, ister taraf oldukları anlaşma ve öteki sözleşmelerden uluslararası hukuka uygun olarak doğan yükümlülükler olsun, uluslararası hukuka göre üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirir.
“Yasalarını ve düzenlemelerini belirleme hakkı dahil, egemenlik haklarını kullanırlarken, uluslararası hukuka göre üstlendikleri yasal yükümlülüklerine uygun davranır ve ayrıca Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Son Belgesinin hükümlerini gereği gibi gözönünde bulundurarak uygular.” (Aynı belge, X Bölüm)
…………
“Yukarıda öne sürülen tüm ilkelerin birincil önemi vardır ve bu nedenle, herbiri, ötekiler gözönüne alınacak biçimde yorumlanarak aynı ölçüde ve kayıt konmaksızın uygulanır.
Katılan Devletler, bu Bildirgede öne sürülmüş olan tüm ilkelere tam anlamıyla saygı göstermeye ve tümü tarafından bu ilkelerin saygı görerek uygulanmasından doğacak yararların herbirine sağlanması için bu ilkeleri karşılıklı ilişki ve işbirliğinde her bakımdan uygulamaya kararlılıklarını dile getirir.” (aynı bölüm)
Şimdi Helsinki Sonuç belgesinin bağlayıcılığı konusu değerlendirilirken bunların hatırlanmasında yarar vardır.
b) Paris Şartı :
Gene EHG’te bir sözleşme niteliğinde olmadığı ifade edilen Paris Şartı’nın “İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü” başlıklı ilk bölümünde şöyle denilmektedir:
“Ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bu kimliklerini ayrıma tabi tutulmaksızın ve kanun önünde tam bir eşitlikle, hür olarak ifade etmeye, korumaya ve geliştirmeye hakları olduğunu teyit ederiz.”
Gene Paris Şartı’nda şu hükümler yer almaktadır:
“Ulusal azınlıkların toplumlarımızın hayatına zengin katkılarını arttırmak azmiyle, durumlarının daha da iyileştirilmesine çalışacağız. Barış, adalet, istikrar ve demokrasinin yanısıra halklarımız arasındaki dostane ilişkilerin de ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunmasını ve bu kimliğin kuvvetlendirilmesi için gerekli şartların yaratılmasını gerektirdiğine ilişkin derin inancımızı teyit ederiz.
Ulusal azınlıklarla ilgili sorunların ancak demokratik bir siyasî çerçevede tatminkar olarak çözümlenebileceğini beyan ederiz. Ulusal azınlıklara mensup fertlerin haklarına, evrensel insan haklarının bir parcası olarak, bütünüyle saygı gösterilmesi gerektiğini de kabul ediyoruz.” (Aynı belge, İnsani Boyut Başlıklı bölüm).
21 Kasım 1990 tarihinde imzalanan Paris Şartı’nda imzası bulunan 34 ülke biribirlerine şu güvenceyi vermişlerdir:
“Nihai Senedin On İlkesi, son onbeş yıldan bu yana daha iyi ilişkiler kurulması için bize nasıl ışık tuttuysa, arzuladığımız bu gelecekte de bize rehber olacaktır. Bütün AGİK yükümlülüklerinin tam olarak uygulanması, ülkelerimizin emellerinin gerçekleştirilmesine imkan sağlayacak girişimler için temel teşkil etmelidir.” (Giriş bölümü).
“Biz, taraf Devletlerin aşağıda belirtilen yüksek temsilcileri, Zirve Toplantısı’nın sonuçlarına verdiğimiz büyük siyasî önemi müdrik olarak ve kabul ettiğimiz kararlar uyarınca hareket etme kararlılığımızı beyan ederek, aşağıya imzalarımızı atıyoruz.” (Sonuç cümlesi).
EHG’te bağlayıcılığı bulunmadığı belirtilen bu uluslar arası metinlerde riayet yükümlülüğü böylece yer almış iken, şimdi bunlara uyulmayacağı belirtilmektedir.
c) İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya dair
Sözleşme:
Sayın Başsavcılık, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme hakkında ise; bu sözleşme ve eki protokollerin azınlıklar ve etnik gruplara ilişkin bir hüküm içermediğini ileri sürmektedir. Buna bakılırsa, davanın konusu gözden kaçırılmaktadır. Bu davanın konusu, bir siyasî partinin kapatılması ile ilgilidir. İktidar olabilmeleri doğal hakları olan siyasal partilerin faaliyetleri, yalnızca azınlık hakları ve etnik grup değerlendirmelerinin ötesinde, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eşitlik, siyasî programlarını gerçekleştirebilme yöntemi olan seçimlere katılma bakımından önem taşır. Bu Sözleşme hükümlerinin bu kapsamda ele alınıp değerlendirilmesi gereklidir.
4 Kasım 1950 tarihinde Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında imzalanan bu Sözleşme ilkelerine bağlılık, Sözleşmenin başlangıcında şöyle ifade edilmiştir:
“Dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi, her şeyden önce, bir yandan gerçekten demokratik bir siyasal rejimin varlığına, öte yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklaşa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir daha tekrarlayarak; …aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.”
Anayasa Mahkemesi, bu Sözleşme hükümlerini “buyurucu ve bağlayıcı” olarak nitelendirmektedir. (Any. Mhk., 29.1.1980, 1979/38 E., 1980/11 K.)
Türkiye bugün her zamankinden daha fazla uluslar arası sözleşmelere riayet yükümlülüğü altındadır. Çünkü, Türkiye, artık imza koyduğu uluslararası sözleşmelerle, uluslararası yargı kuruluşlarının yaptırımlarıyla karşı karşıya gelmek durumundadır.
Davanın gecikerek açılmış olmadığı:
EHG’ün ön savunmayı yanıtladığı konulardan birisi de, davanın üç yıl gibi bir süre geçtikten sonra açılmış olduğuna ilişkin savunmadır. Bu konudaki savunmanın ayrıntıları 28 Şubat 1994 tarihli ön savunmada belirtilmiştir. SBP’nin kurulmasından üç yıl sonra açılan bu davada, Parti’nin Tüzük ve Programı suçlanırken, Sayın Başsavcılık şöyle demektedir :
“… davalı siyasî partinin tüzük ve programının faaliyetleriyle birlikte değerlendirilerek neyi amaçladığının ortaya çıkarılması bakımından, partinin tüzük ve programı yanında faaliyetleri de aynı derecede önem kazanmaktadır.” Şu halde Tüzük ve Program tek başına ele alındıkları zaman bir suç oluşturmamakta, kanuna aykırılık taşımamaktadır. Bunların kanuna aykırılığı Parti faaliyetleri ile birleştiğinde görülmektedir. Oysa, ön savunmada belirtildiği gibi, örneğin Sosyalist Parti (1988) ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi haklarında açılan davalar, henüz bir parti faaliyeti görülmeden, partinin kuruluşundan itibaren 10 – 15 gün sonra açılmış, kapatma nedeni yalnızca tüzük ve programlarına dayandırılmış davalardır.
Bu husus, iddianamede yer alan Parti Tüzük ve Programındaki “kapatılma nedeni olabilecek belirsizliklere” kavramı ile aynı anlamı paylaşmaktadır. Ne var ki, bu belirsizliğin ne olduğu iddianamede açıklanamadığı gibi, şimdi EHG’te de belirtilememektedir.
Öte taraftan, Parti faaliyetlerinin tek başına değil, Tüzük ve Program ile bir arada değerlendirilmesi ile kanuna aykırılığın ortaya çıktığının ileri sürülmesi, Tüzük ve Program için olduğu kadar, söz konusu faaliyetler için de, tek başına bir suçluluk taşımadıklarının ifadesidir. Çünkü, bu faaliyetler, Tüzük ve Programa uygun bir şekilde yapılmıştır. Zaten suçlulukları da bundan kaynaklanmaktadır. Bu tüzük ve program ise, üç yıl süreyle her hangibir kovuşturmaya uğramamıştır. Ön savunmada da ifade edildiği gibi, bu SBP’nin kuruluş belgelerinin toplumsal ve hukuki meşruiyet gördüğünün kabulüdür.
Azınlıklar Konusu:
EHG’te yer verilen konulardan biri de, azınlıklar konusudur. EHG, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 81/a maddesinde yer alan yasaklama ile ilgili değerlendirmesini yaptıktan sonra; “Bir kez daha kısaca belirtmek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti’nde Lozan Barış Antlaşması ve Türkiye ile Bulgaristan arasındaki Dostluk Antlaşması hükümlerine göre azınlık oldukları kabul edilen Rum, Ermeni, Musevi ve Bulgar’lardan başka azınlık yoktur.” denilmektedir. EHG’teki bu deyiş ile 2820 sayılı Kanunun 81/a maddesini uyumlu görmeğe olanak yoktur. Çünkü söz konusu kanun maddesine göre, siyasî partilerin Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî kültür veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmesi mümkün değildir; böyle bir durum Partinin kapatılma nedenidir. Ancak konusu bir siyasî partinin kapatılması olan bir davada, Yargıtay C.Başsavcılığı, Türkiye’de var olan, hem de birden fazla sayıdaki azınlıkları ad vererek belirtmektedir. Şimdi Sayın Başsavcılığın EHG’ünde anılan bu azınlıkların var olduklarını söylemek siyasî partilere yasaktır. 2820 sayılı Kanunun 81/a maddesi bunu açıkça yasaklamaktadır. Ancak bu çok önemli bir çelişkidir. Ülkede azınlıkların bulunduğu bir gerçektir. Bu siyasal belgelerde ifade olmakta, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın EHG’ünde belirtilmektedir. Ne var ki, bu gerçeği dile getirmek siyasî partiler için en büyük yasaklardan biridir. Bu yasağın yaptırımı, Partinin kapatılması; Askeri Yargıtay Başsavcılığı’nın deyişiyle o parti hakkında “idam cezası”dır. (As. Yarg. Başsavcılığı, 30.4.1984 günlü ve 1984/567 sayılı tebliğname). İşte açıklanması olanaksız olan çelişki bu noktadadır. Azınlıklar vardır, fakat azınlıklar sorununu siyasî partiler dile getiremeyeceklerdir. Bu konuda şunlar düşünülebilir:
– Ülkede azınlıklar bulunduğundan siyasî partiler söz edemezler. Ancak resmî Devlet kuruluşları için böyle bir yasaklılık yoktur.
Ne varki, Yargıtay C.Başsavcılığı, bu durumda kendi tutumu ile çelişmektedir. Esasen böyle bir kabul eşitlik ilkesi ile bağdaşmaz.
– Siyasî partilerin ülke üzerinde azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyeceklerine ilişkin yasak, Rum, Ermeni, Musevi ve Bulgar azınlıklarını kapsamaz. Bunların dışında bir azınlık bulunduğunu ileri sürmek yasaktır.
Ancak 2820 sayılı Kanunun 81/a maddesi, böyle bir ayrık kavram çıkarılmasına elverişli değildir. Madde, bütünsel bir düzenleme yapmakta, bir istisnaya yer tanımamaktadır. “Millî kültür veya ırk veya dil farklılığı”; Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından EHG’te sayılan azınlıklar için de geçerlidir.
Özet olarak söylemek gerekirse, azınlıklar konusundaki düzenleme, büyük çelişkiler içindedir. Ne tür yasaklar konulursa konulsun, Devletin çeşitli makam, mevki ve kuruluşları bunun aksine olan gerçeği ifade etmekten geri kalmamaktadırlar.
İddianamenin kürt halkı anlayışı:
Yukarıda değinildiği gibi, iddianame ve EHG, Parti faaliyetlerini, Parti tüzük ve Programı ile birlikte değerlendirdiğini ileri sürerek, bunları birlikte suçlamaktadır. Ne var ki, suçlanan Parti faaliyetleri, kendi sorumluluk çerçevesini aşan bir kapsamda suçlanmaktadır. Parti Genel Başkanı Prof.Sadun AREN ile Genel Başkan yardımcısı Sıtkı COŞKUN’un röportaj ve konuşmaları, kendi anlam ve kapsamlarının dışına çıkılarak yorumlanmakta ve bu konuşmalar taşıdıkları boyutların ötesinde bir sorumluluk alanı içine çekilmektedir.
2949 sayılı Kanun’un 33. maddesi aracılığı ile, davada uygulanmakta olan CMUK hükümleri, cezada kıyasa olanak tanımaz. Bu nedenle, örneğin Lozan Konferansı, Misakı Millî ilkeleri vb. gibi kavramlardan hareket edilerek yapılan konuşmalar ile ilgili sonuçlar çıkarmak ceza hukuku ilkeleri ile çelişir.
Ön savunmada da değinildiği gibi, Anayasa Mahkemesi’nin bugüne kadar bakılan sosyalist program sahibi siyasî partiler hakkında verdiği kapatma kararları, sosyalist siyasî partileri kürt sorunu hakkında bir görüş sahibi olmaktan uzak tutmaktadır. Ancak ülkede var olduğunun isbatlanması gerekmeyecek kadar açık olan bir sorun hakkında, çözüm önerileri bulunan siyasî partilerin görüşlerinin itibar edilip edilmeyecekleri bir yana, daha bunun öncesinde, bu görüşleri tıkama ve bunlara önerilebilme olanağını bile tanımama sonucunu yaratan bu tutum, herşeyden önce demokrasinin önünü tıkamaktadır. Bu nedenle davada uygulanması istenilen, Siyasî Partiler Kanunu’nun 78., 80. ve 81. maddeleri, gerçekte hukuksal bir öze dayanmamaktadır. Kürt sorununun çözümünde SBP’nin görüşlerine yer tanınmaması, Yüksek Mahkemenizin yargı organı olarak askersel çözüm insiyatifine güç kazandırma yaklaşımı sonucunu yaratır. Oysa yargı organı bundan uzak kalmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin sosyalist siyasî partileri kürt sorunu ile ilgili görüş ve öneri sahibi olmaktan uzak kılan bu tutumun değişmesi gerektiği inancındayız.” denilmiş ve Sosyalist Birlik Partisi’nin kapatılması hakkındaki dâvanın reddine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
3.5.1994 günü yapılan sözlü açıklamada, Partiyi temsile yetkili Parti Genel Başkanı Sadun AREN, MYK Üyesi Kenan SOMER ve Partinin Vekili Av. Erşen ŞANSAL dinlenilmiş, ayrıca savunmalarına ilişkin yazılı belgeler ya da diğer kayıtlar varsa bunları da verebilecekleri Genel Başkan’a hatırlatılmıştır.
Sözlü Açıklamada:
Genel Başkan Sadun AREN :
“Şimdi evvela çok kısa olarak, Sayın Heyetinize Partim hakkında özet bilgi vermek istiyorum. Partim, Sosyalist Birlik Partisi, esas itibariyle sosyalist bir partidir. Amacı, sosyalizme getirdiği yeni yorumla bir sosyalist toplum oluşturmaktır. Bu toplum, özgürlükçü, eşitlikçi ve barışçı bir toplumdur ve bu topluma ulaşma aracımız da demokratikleşmedir. Bu sosyalizm konusundaki yeni anlayışımızdır. Böyle olunca, elbetteki her şeyden önce toplumun kendisini böyle bir demokratikleşmeye elverişli bir yapıya kavuşturulması lazım gelir. Bunu önleyici yapılarla mücadele edilmesi, bunların düzeltilmesi lazım gelir. Bu yapılardan birisi, yani demokratikleşmeyi önleyici yapılardan birisi Kürt sorunudur, kadın sorunudur, şeriat sorunudur, çevre sorunudur vesaire. Bunlar, doğrudan doğruya sosyalizmle ilgili olmadıkları halde, yani bir işçi sınıfı meselesinden olmadıkları halde, mutlaka demokratik bir şekilde çözümlenmeleri gerekir. Partimizin özgürlükçü bir dünya anlayışının gereği olarak Kürt sorunuyla uğraşması doğaldır. Kaldı ki, Kürt sorunuyla uğraşmak için sosyalist olmak da gerekmez. Her partinin ülkenin sorunlarına çözümler getirmeye çalışması gerekir. Yani, şunu demek istiyorum: Partimizin Kürt sorunuyla ilgilenmesinin özel bir nedeni yoktur. Parti olmamızdan, özellikle de sosyalist bir parti olmamızdan kaynaklanmaktadır.
Bizim kapatılmamıza neden olarak gösterilen yasa maddeleri esas itibariyle bölücülüğü, bölücülük kastını aramamaktadır. Yasa maddelerinin ihlalini bu kastın bir çeşit karinesi saymaktadır. Oysa bu pek doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü, mesela: Kürt dilinin geliştirilmesinden, Kürt kültürünün geliştirilmesinden bahsetmek, bunların radyoda, televizyonda kullanılmasından bahsetmek esas itibariyle beraber yaşamak öngörülüyorsa, bir anlam taşır, Yoksa ayrılıkçılık esas alınırsa, Kürtlerin bu gibi haklardan yararlanmasını talep etmek geçersiz bir şeydir. Nitekim, ayrılmayı talep eden akımlar, Kürt akımları böyle demokratik özgürlükler filan talep etmiyor. Çünkü, bu hakları talep etmek, beraber yaşamayı isteyenler için söz konusudur. Bu bakımdan Kürtlerin dillerinin, kültürlerinin geliştirilmesini isteyen beyanlarımız bir bölücülük karinesi olarak düşünülemez. Tersine beraber yaşamanın bir karinesi olarak da düşünülebilinir. Tabiî bu hakların böyle Kürtlere bazı haklar tanınması, mesela bizim böyle bir şeyimiz var, Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta özgür olmalıdırlar diyoruz. elbetteki bu ayrılma isteklerini de bir hak olarak tanımak anlamına gelir; fakat bir hakkı tanımak başka şey, onun savunusunu yapmak başka şey, Meşhur bir örnek olduğu için söylemek isterim, mesela: Boşanma hakkını tanımak, insanlar birbirlerinden boşansın demek değildir. Bir adam gelip bir çifte “Sizin boşanma hakkınız vardır” diyebilir; ama, onların boşanmasını istemeyebilir. Tabiî bir de gelir, “Kızım sen bu adamdan boşan” der, o zaman farklı bir durum vardır; fakat bir hakkı sadece istemek, yani “dillerini konuşabilmelidirler, yahut istiyorlarsa ayrılmalıdırlar filan …” demek bunları illa yapın demek değildir. Demek ki, biz böyle bir ayrılıkçılık hiçbir zaman düşünmedik. Zaten böyle bir şey hiçbir yerde böyle bir beyanımız da yoktur. Sadece bu sözlerimiz yorumlanmaktadır.
Bizim görüşümüz, Kürt sorununun tartışılarak çözülmesi biçimindedir. Yani, Kürt sorunu tartışılsın. Kürtler nasıl yaşamak istiyorlar, bağımsız mı yaşamak istiyorlar veya üniter bir devlet içinde mi yaşamak istiyorlar ve bu iki uç arasında bir sürü çözümler var, federasyonlar var, özerklik var, federasyonun da çok çok çeşitleri var. Bunun hangisini istiyorlarsa, bunu kendi aralarında tabiî onlar tartışarak bulmaya çalışmalıdırlar ve o neyse, hangi çözümse, o kabul edilmelidir. Bizim görüşümüz budur. Bunun böyle olduğu iddianamemizde de yazılıdır. L’HUMANİTE Gazetesine vermiş olduğum bir beyanatta, beyanat değil de, bir röpörtajda, röpörtajı yapan bayan soruyor, “Sizin görüşünüz nedir, Kürt sorunu hakkındaki çözümünüz nedir'” diyor, Ben diyorum ki, bizim bir çözümümüz yoktur. Çünkü biz böyle bir şey öneremeyiz. Öyle bir şey değil biz çözümün mekanizmasını önerebiliriz. Demin söylediğim tarzda tartışılır, hangi konuda anlaşırlarsa, o çözüm olur. Biz, bir çözüm düşünüp bunu Kürt halkına dayatmak düşünmeyiz, bunu bir yol olarak görmeyiz; çünkü bu sorunu çözmez. Özgür beraberlik, samimi beraberlik ancak Kürtlerin de istedikleri bir çözümle yapılabilir. Bunlar iddianamenin 18 inci sayfasında, altlara doğru böyle söylenmiştir. Bu konuyla ilgili olarak, yani bir azınlık meselesi üzerinde durmak istiyorum: Çünkü, yasanın bir maddesi Partiler Yasasının sanıyorum 81 inci maddesi, “Azınlık yaratılamaz Türkiye toprakları üzerinde, dinî veya ırkî nedenlere dayanan bir azınlık yaratılamaz” diyor. Ve Sayın Savcı da işte “Türkiye’de yalnız Bulgar; Rum, Ermeni veya Yahudi azınlıkları vardır, başka azınlık yoktur” diyor. Şimdi biz zaten böyle bir azınlıktan filan bahsetmiyoruz. Kürtlerin bir azınlık olduğunu da kabul etmiyoruz. Biz Kürtleri Türkiye’nin aslî bir unsuru sayıyoruz. Ve Kürtlere haklar verilmesini, bir muahadeyle, yani öbür azınlıklar bir muahadeyle verilmiştir. Bir uluslararası anlaşma sonucu verilmiştir. Biz öyle uluslararası bir anlaşma sonunda verilmesin, bizim Büyük Millet Meclisimiz gerekiyorsa bu hakları verir. Yani böyle uluslararası anlamda bir azınlık diye görmüyoruz Kürtleri zaten yani bunu bizim düşündüğümüz Kürt toplumu, Türkiye’deki Kürt toplumu bir azınlık olarak düşünmüyoruz yani bunu, Türkiye’nin bir parçası olarak düşünüyoruz.
Efendim, bizim kapatılmamızla ilgili maddeler, yasa maddelerinin gerekçesinin hakkında bir yorum getirmek istiyorum: Farklı bir yorum getirmek istiyorum. Bana şimdi şöyle bir madde var: “Türkiye toprakları üzerinde işte ırk, din, filan … Dayalı azınlıklar bulunduğu öne sürülemez” diyor madde, Yani maddenin yazılışı şunu ifade ediyor, “yani vardır; ama, öne sürülemez, iddia edilemez demek istiyor; çünkü yoksa zaten iddia edilemez veya iddia edilse bile bilimsel olarak reddedilir. Demek ki var; fakat öne süremezsiniz diyor. “Partiler öne süremez” diyor, Bunun gerekçesi ancak şu olabilir: Azınlıklar, yani Türkiye’de bulunan -şimdi konumuz Kürt olduğu için Kürt diyeceğim- Kürtlerin varlıkları fazla vurgulanırsa, hele partiler tarafından vurgulanırsa, bu insanlar ayrılmayı düşünmeye başlarlar. Onun için biz özellikle partilerin bu farklılıkları, bu uygulamasını yasaklayalım. Yani, yasa böyle bir yasa olması lazım gelir. O takdirde bir anlamı var. Yani, azınlık durumundaki insanlar uyanmasınlar, “Ben demek azınlıkmışım, öyleyse öyle olayım filan …” demesinler diye bir şey konulmuş, Onun için gerçekten bu bilincin henüz gelişmediği bir aşamada geçerli bir madde olabilir. Ve bir tehlikeyi, yani bir azınlık sorununun çıkmasını önleyici olabilir. Bu anlamda bir anlamı vardır; ama, bu sorun, bu azınlık sorunu ortaya çıktıktan sonra, herkes bunu gördükten, öğrendikten sonra, hem yurt içinde, hem yurt dışında ve ülkenin ileri gelen insanları cumhurbaşkanları, başbakanları ve diğer partileri de böyle bir Kürt kimliğinden, varlığından bahseder hale geldikten sonra, artık bu maddelerin geçerliliği kalmamıştır. Çünkü önlemek istenen şey artık ortadadır. Ortaya çıkmıştır. Bir Kürt sorunu vardır. Bunu “yoktur” demenin hiçbir anlamı yoktur. Bundan ötürü, bence bu maddeler kadük olmuştur, bu aşamada, çünkü son 10 yıldır, tabiî bizim partimizin, hele faaliyette bulunduğu son 3 yıldır Kürt sorunu artık dağlarda kan dökülerekte yürütülmektedir. Bu uluslararası düzeyde de söz konusudur. Hala bu şeyden bahsedildi, Kürtlerden bahsedildi, Kürt halkından bahsedildi diye bir parti kapatılırsa olmaz. Bundan sonrası için geçerli olamaz. Bu kadar ayan beyan bir hale geldikten sonra Kürt sorunu. Onun için bu maddenin böyle algılanmasını düşünüyorum, daha doğru olur diye düşünüyorum ve bir Kürt azınlık sorununun ortaya çıkmasının önlenmesi değil, çıkmış olan bu sorunun çözülmesi önemlidir. Bir çözüme kavuşturulması önemlidir. Ve her partinin görevidir bu konuda bir çözüm getirmek; çünkü, bildiğiniz gibi, bu yüzden binlerce insanımız ölmektedir, askerimiz ölmektedir, Kürtler, Türkler ölmektedir, binlerce genç, şu, bu sebeple hapishanelerde yatmaktadır, onlarca aydınımız, yazarımız, bilim adamımız hapislerdedir bölücülük yaptı diye. Bunu ortadan kaldırmak lazımgelir. Bu sorunu örtbas etmek değil, çözmek lazımgelir. Ve her partinin görevidir ve bu anlamda olarak partimizin bir görev yaptığını düşünüyorum. Kapatılmasını gerektirecek bir suç işlediğini değil; fakat, tebrik edilmesi gereken bir görev yaptığını düşünüyorum. Bu sorunun mutlaka demokratik bir biçimde çözülmesi lazım gelir, ama, siz Kürt sorununu -Siz derken tabiî heyetinizi kastetmiyorum- ama, toplumda Kürt sorununun telaffuz edilmesi yasaklanırsa, o zaman bir çözüm tıkanmış olur. Onun önü tıkanmış olur demokratik çözümün önü tıkanmış olur. Ne çözüm kalır, silahlı çözüm kalır. Tabiî bu çözümden yana olan insanları daha güçlendirir. Çünkü, başka bir çare yok.”Kürt bile dedirttirmiyorlar, dilini bile konuşturtturmuyorlar” diyerek, silahlı eyleme insan kazanmak tabiî çok daha kolaydır; ama, elbetteki ülkemizde çok aklı başında veya Türkiye tarihinin bilincinde bir sürü Kürt de vardır, bunlar da demokratik çözümlerden yanadır. Bu insanlar hiçbir şey yapamamaktadır. Ve silâhlı eylemin yolu tamamiyle açılmıştır ve 10 senedir silâhlı eylemin, silâhlı çözümün yani bizi Türkiye’yi ne hale getirdiği, ne duruma getirdiği açıktır, ortadadır. Ekonomimiz de tabiî büyük bir ağırlığı vardır bu silahlı mücadelenin, kötü bir duruma gelmiştir, demokrasimiz kötü bir duruma gelmiştir; çünkü, ayrılıkçılığı bastırayım derken, onları yasaklıyayım derken, başka birçok şeylerde ister istemez yasaklanmaktadır. Yurt dışındaki itibarımıza halel gelmiştir. İnsan hakları ihlâllerinin çok büyük bir kısmı Kürt sorunuyla ilgilidir. Her konuda bir sıkıntı içindeyiz. Bu maddeler, yani Kürt sorunundan bahsedilmesini yasaklayan maddeler, Türkiye’nin demokratik, ekonomik, her konuda, kültürel her konuda gelişmesinin önünde bir barajdır, bir engeldir. Bu engelin mutlaka aşılması lazım gelir. Bu engeli aşmak lazımdır. Ve toplumun artık hakikaten büyük gelişmeler göstermiş olan Türkiye toplumunun, bu önündeki engelleri aşması her konuda önünü açmak gerekir. Bu maddelerde düğümlenmektedir. Türkiye’nin önündeki engeller; çünkü bu maddeler başka şeylere de yansımaktadır. Kadın sorununa da yansımaktadır, şeriat sorununa da yansımaktadır. Siz Kürt sorununu bu kadar baskı altına alırsanız, tabiî şeriatçılar da bilmem ne yapar, başka konularda da öyledir. Hükümet ne yapar, yahut da Parlametoya düşüyor tabiî bu iş esas itibariyle; ama Parlamentonun bugün görüyoruz pek bu işlerle uğraşacak hâli yoktur. Ben Yüksek Heyetinizin bu konuda bir ışık yakabileceğini düşünüyorum. Yani, bu maddeleri uygulanmasını bir tarafa koyabileceğini, uygun bir yorum yaparak, bu maddelerin kadük hale getirmesini bir hukuk devrimi, bir demokrasi devrimi olacağını düşünüyorum. Hakikaten ülkemizin önü açılacaktır ve bu yalnız Kürt sorununda değil, başka birçok sorunda Türkiye’nin önünü açacaktır. Tabiî bu arada partimizde bu kadar emek vererek kurduğumuz, bu güne getirdiğimiz partimiz de kapatılmamış olacaktır. Benim söyleyeceklerim bu kadardır…”
Kenan SOMER :
“Sayın Yargıçlar, 60’lı yıllarda Devlet Planlama teşkilatında çalışan Uzman Yardımcısı rahmetli Ali Özoğuz, Türkiye’nin kalkınacağını, ama mevzuatın izin vermediğini söylüyordu. Bugün demokratikleşme konusunda da benzer bir durumda bulunuyoruz. Demokratikleşeceğiz; ama mevzuat izin vermiyor. Bu gerçeği Anayasa mahkemesi Başkanımız da birkaç kez makamına uygun terimlerle dile getirmişlerdi. Parti kapatma kararı vermekten hoşlanmadıklarını; ama, Anayasa ve yasaları uygulamak zorunda olduklarını söylemişlerdi. Yani, Anayasa ve öteki antidemokratik mevzuat değişmedikçe, bu tatsız durumun böyle süreceğini, kimi durumlarda istemeye istemeye siyasî parti kapatma kararları vermeleri gerektiğini belirtmişlerdi. Kesin çözümün mevzuat değişikliğinde olduğundan kuşku yok; ancak, başka çözümler de vardır. Örneğin: Amerikan anayasası denilen tarihsel metnin, yüksek yargıçların yorumlarıyla geliştirilip, güncelleştirildiği bilinmektedir. Yüksek yargıçların bu yaratıcı, hukuksal etkinlikleri söz konusu anayasa metninin ikide bir tepkisel değişikliklere uğramadan, tarihsel varlık ve saygınlığını sürdürebilmesi olanağını da sağlamıştır. Bu yol, bizim Anayasa Mahkememizin de büsbütün yabancısı olduğu bir yol değildir. Örneğin Yeşiller partisinin kapatılma kararına muhalefet şerhi koyan bir Yüksek Yargıcımız, mevzuatta öngörülmesine karşın, muhasebe yanlışlık ya da eksiklikleri ve başka nedenlerle parti kapatılmasını doğru bulmadığını açıklamıştır. Yasaların değiştirilmesi elbette Yasama Organının işidir. Ancak, hukukun geliştirilmesi ve demokratikleştirilmesi yalnızca yasama etkinliğine indirgenemez. Devletimizi temellendiren hukukun güncelleştirilip, demokratikleştirilmesi konusunda, Anayasa Mahkememize büyük görevler düştüğü açıktır. Özellikle mevzuat mı, demokrasi mi gibi bir seçenekle sık sık karşılaşıldığı ve yasama organının, hukukun demokratikleştirilmesi yönünde beklenen etkinliği gösteremediği bir dönemde, bu yolda en büyük görevin Anayasa mahkemesine düştüğü söylenebilir. Hiç değilse biz böyle düşünüyoruz.”
Dâvalı Vekili Av. Erşen ŞANSAL ise :
“Sayın Başkan, sayın üyeler; dosyaya sunduğumuz yazılı metinleri elinizde bulunan görüşlerimizin kimi yerlerine bu sözlü açıklama sırasında değinmekte yarar görüyoruz. Onun için parça parça olacak bazı konularda arz edeceklerimiz var.
Efendim, Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, esas hakkındaki görüşlerinde uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı konusuna değiniliyor ve örneğin şöyle deniliyor özet olarak: “Helsinki Sözleşmesi bir hukuki bağlayıcılık taşımaz. Paris Şartı uluslararası sözleşme niteliğinde değildir” deniyor ve bu nedenle, Helsinki Sonuç Belgesinde ve Paris Şartında var olan, Hükümetimizin yetkili imzaları ile katılınmış olan, daha sonra Yasama Organınca da katılınmış olan bu belgelerin bir bağlayıcılığı bulunmadığı konusu gündeme getiriliyor.
Efendim, uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı, sözleşme metninde bu konuda açık bir hüküm taşımasını gerektirmez. Devletler Hukuku kurallarına göre yapılacak bir değerlendirmede, ahde vefa kuralının gereği yerine getirilir. Aksi takdirde bu uluslararası sözleşmelere, bir imza konulmuş olmasının hiçbir anlamı kalmaz. Yani, Hükümet tarafından kabul edilmiş, yasama organı tarafından kabul edilmiş olan bir sözleşmenin, eğer uygulanması bir kenara bırakılıyorsa, bu takdirde, konulan imzanın ve o sözleşmeye taraf olmuş olmanın hiçbir anlamı yoktur. Hatta, bu durumda, Anayasanın 90 ıncı maddesi, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş olan sözleşmelerin, uluslararası sözleşmelerin, kanun hükmünde olduğunu belirten Anayasanın 90 ıncı maddesi hükmünün de bir anlamı kalmaz. Bu nedenle, uluslararası sözleşmelerin, ahde vefa kuralı gereğince bağlayıcılığı vardır. Bu bağlayıcılık, yalnızca uluslararası alanda sonuçlar yaratacak bağlayıcılık değil, iç hukukta, iç uygulamalar açısından da yarattığı bağlayıcılık sonucudur.
Esasen, uluslararası sözleşmeler nedeniyle, Türkiye, son zamanlarda, artık, özellikle Avrupa’nın ortak hukukunu yaşamaya daha çok katılmaktadır. Bu anlamda, bu tür bir düşüncenin, esas hakkındaki mütalaada ifade edilen uluslararası sözleşmelerin bağlayıcı olmadığı yolundaki bir görüşün uluslararası alanda savunulması mümkün de olmayacaktır.
Aynı şekilde, bu iki belgeden başka, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, doğrudan doğruya siyasî partilerin, doğrudan doğruya azınlıkların ve etnik grupların bir yapısal özelliğiyle ilgili düzenleme getirmediği, bir hüküm taşımadığı esas hakkındaki mütalaada ifade edilmiştir. Bu nedenle, konunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından da herhangi bir şekilde davanın reddini gerektirecek yönde ele alınmadığı ifade edilmektedir. Oysa, bu dava, bir siyasî partinin kapatılması davasıdır. Siyasî bir parti, şu neden, bu nedenle kapatılabilir; bunlardan birisi, örneğin bir azınlık meselesi olabilir, bir haklar meselesi olabilir, başka bir mesele olabilir, Sayın Aren’in az önce ifade ettikleri gibi. Bu durumda da, siyasî partilerle ilgili temel hükümlerin, güvencelerin ihlal edilmesi söz konusudur. Sayın Başsavcılık, işin bu yanını, herhalde görmezlikten gelmişlerdir.
Efendim, bir diğer konu, Sayın Anayasa mahkemesinin, siyasî parti kapatma davalarında, bugüne kadar, kararlarının seyri meselesidir. Özellikle sosyalist porgram sahibi olan siyasî partiler konusunda, Anasaya Mahkemesi, son yıllarda, artık belli ve yerleşik sayılabilecek bir görüş ifade eden kararlar vermiştir. Bu kararlarda, son zamanlarda, muhalefet görüşleri, ayrık görüşler de yer almaktadır. Ancak, şöylece özetlenebilecek bir görüş bugün Anayasa Mahkemesinde hakimdir: Sosyalist partilerin Kürt meselesi hakkında herhangi bir görüş ve proğram sahibi olmaları, mümkün değildir, yasaklıdır. Yani, kanunun, sosyalist partiler açısından yasaklı bir durumu vardır. Gerçi başka partilerle ilgili bir durum söz konusu olabilir mi; biz bu tarafı üzerinde durmuyoruz, bu konuyla ilgili açılmış davalar olduğu takdirde ne olacaktır, onunla ilgili konular üzerinde durmak istemiyoruz. Ancak, sosyalist partilerin Kürt meselesiyle ilgili herhangi bir görüş ifade edememeleri, bu konudan yasaklı olmaları, demokrasinin önünü tıkamaktadır ve bu konuda, Anayasa Mahkememiz, Sayın Anayasa Mahkememiz, görüşlerinde bir değişiklik yapma durumundadırlar. Görüşümüz böyledir.
Efendim, şimdiye kadar sayın Mahkemeye getirilen siyasî parti kapatma davalarından; yani sosyalist program sahibi siyasî partilerle ilgili kapatma davalarından, bu davada görülen bir farklılık var. Bu nedenle bu davada biz, Anayasa mahkemesinin geçmiş kararları doğrultusunda, ortaya çıkacak olan bir görüşün, değiştirilebilir olduğu konusunu ele almak ve tartışmakta yarar görüyoruz.
Efendim, gerçekten, farklı bir husus olarak, Sayın Başsavcılık, esas hakkındaki görüşlerinde, Türkiye’de saydıkları azınlıklar bulunduğunu ifade ediyorlar. Şimdi, bizim bir siyasî parti olarak, Sayın Başsavcılığın görüşüne katılmamız bile mümkün değildir. Anayasanın 81 inci ve 80 inci maddeleri, 78 ve 81 inci maddeleri karşısında, bizim, Sayın Başsavcılığın görüşlerine katılmamız bile mümkün değildir. Yani Başsavcılığın, azınlıklar, azınlık gruplar vardır biçimindeki görüşünün doğru olduğunu söylememiz bile mümkün değildir; ancak, bu konuyla ilgili farklı şeyler düşünülebilir. Örneğin, azınlıklar bulunduğu konusunu, bir resmî kuruluş ifade edebilir; fakat siyasî parti ifade edemez, dile getiremez biçiminde bir düşünce olabilir bu.
Sayın Başsavcılığın esas hakkındaki görüşünde, ülkede, Bulgar, Rum, Ermeni ve Musevi azınlıkların bulunduğu ifade edilmektedir. Bizim, bir siyasî parti olarak, Sayın Başsavcılığın bu görüşünü doğrular bir tutum içerisinde olmamız bile mümkün değildir. Bu takdirde, gene Siyasî Partiler Kanununun ilgili yasaklayıcı hükümleri dolaylı olarak karşımıza çıkmış olacaktır. Ne var ki, bu durumu, şu düşüncelerle mazur görmek mümkün olabilir:
Örneğin esas hakkındaki mütalaada, sayılan azınlık gruplarının dışında bir azınlık grubu olduğu söylenemez, yahut, bu azınlıkların var olduğu devletin resmî mercileri ve makamları tarafından ifade edilebilecektir, ama, siyasî partiler tarafından ifade edilmesi mümkün değildir biçiminde açıklanabilir. Fakat, bu açıklamalar da yapay olacaktır; çünkü Siyasî Partiler kanunun 80 ve 91 inci maddeleri, bu tür yorumların yapılmasına olanak verecek bir açıklık taşımamaktadır.
Efendim, yazılı olarak sunduğumuz ön savunmamızda ve son savunmamızda ifade ettiğimiz gibi kapatma isteği, Partinin kuruluş belgelerinin yanı sıra, parti yöneticilerinin bazı açıklamaları ve basında yer alan röpörtajlarına dayandırılmaktadır.Bununla ilgili iddianamede alıntılar yapılmış ve ilgili bölümler gösterildikten sonra, ayrıntılı bir yoruma geçilmiştir. Bu yorumda, Türkiye’nin meseleye bakışı konusunda, örneğin Lozan Konferansı ilkeleri, örneğin Misakı Millî ilkeleri ele alınmakta, tartışılmaktadır.
Şimdi, iddianameye de alıntılanan Parti yöneticilerinin görüşleri ve konuşmalarıyla ilgili çok kısa metinler, bu kadar geniş bir boyutta yorumlanmaya elverişli değildir. Yani, siyasî parti, Birleşik Sosyalist Parti yöneticilerinin, bu konuyla ilgili görüşleri, Misakı millî ve Lozan Konferansıyla ilgili görüşleri yoktur o belgelerde ve basına intikal eden konularda. Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı yorumlar, fazla abartılı bulunmaktadır. 2949 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin atıfta bulunduğu Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 251 inci maddesi, dolaylı olarak uygulanacak olan madde, gene aynı şekilde, dolaylı bir ilkeyi söz konusu etmektedir. Cezada, aleyhte yorum yapılabilmesi mümkün değildir, genişletici bir yorum mümkün değildir. Bu nedenle, iddia geniş bir suçlama getirmektedir.
Efendim, ön savunmamızda arz ettiğimiz bir hususu, bu vesileyle burada da Sayın Kurulunuzun bilgelerine sunmakta yarar görüyorum. Sosyalist Birlik Partisi, Kürt Meselesiyle ilgili görüşlerinden dolayı, bir istisna dışında, hiç yargı mercii önüne çıkmamıştır. Bir süre önce yapılan bir afiş nedeniyle, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesine intikal eden bir olayda, şimdi iddianameyle huzurunuza getirilen ve suçlanan bir cümle “Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamalıdırlar, öyle yaşama hakkına sahip olmalıdırlar” biçimindeki bir cümle, bu afişte yer almaktaydı. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu konuyla ilgili 3711 sayılı Kanuna aykırılık nedeniyle açılan davada, bu cümlenin hiçbir suç öğesi içermediğini ve kanuna aykırı olmadığını bu nedenle suçun oluşmadığını ve sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiğini hüküm altına almış ve karar kesinleşmiştir.
Sayın Başkan, sayın üyeler; dosyadaki yazılı savunmalarımızın da dikkate alınmasıyla, açılan kapatma davasının reddine karar verilmesini saygıyla diliyoruz.” demişlerdir.
C- Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin konuya ilişkin sorularıyla Parti yetkililerinin yanıtları, soruna açıklık kazandıran boyutlarıyla tutanaklardadır.
VI- İNCELEME
A- Ön Sorunlar
1- Davanın Siyasî Partiler Yasası’nın 9. Maddesine Aykırı Olarak Açılıp Açılmadığı Sorunu Davalı Parti’nin savunmalarında özetle, davanın Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesine aykırı olarak açıldığı, ayrıca Parti’nin suçlanmasına neden olarak gösterilen genel yönetim kurulu raporu, kongre kararları ve Parti adına yapılan kimi röportaj ve konuşmalarla iddianamenin hazırlanması arasında birbuçuk yıldan fazla zaman geçtiği, halbuki Siyasî Partiler Yasası’nın 10. maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilecek kimi belgeler için partilere onbeş günlük süre tanındığı, Başsavcılığın re’sen yürüttüğü görevlerini de kendisinin de bu süreye uymasının gerektiği ileri sürülmüştür.
Yargıtay Başsavcılığı, dâvalı Parti’nin görüşlerinin yerinde olmadığını bildirmiştir.
Siyasî Partiler Yasası’nın 9. maddesi gereğince, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa’ya ve yasa hükümlerine uygunluğunu, ayrıca, verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarından sonra öncelikle ve ivedilikle incelemek durumundadır. Buna göre Cumhuriyet Başsavcılığı, saptadığı noksanlıkların giderilmesini, gerekli göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini isteyebilecektir. Bu isteğe uyulmamasının yaptırımı da, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasıdır. Böylece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partileri denetleme görevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan maddede, partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ya da bunlarda noksanlıklar saptanması durumları birbirinden ayrılmış ve değişik hukuksal sonuçlara bağlanmıştır. Şöyle ki, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca saptanan noksanlıkların giderilmesi gerekli görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak siyasî partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanmasına, yani yazılı istemin dava açmanın ön koşulu niteliğini almış olmasına karşın, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Anayasa’ya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104. madde dışında böyle bir ön koşula bağlanmamıştır.
Ayrıca SPY’nın 10. maddesinin (b) bendindeki bilgilerle birlikte, (c) bendinde, “Partinin faaliyetlerini düzenleyen her türlü yönetmelikler ve yayınlar”ın ve bu bilgi ve belgeler ile bunlarda ve parti tüzük ve programlarında yapılan değişikliklerin, yayın ve değişiklik tarihinden itibaren onbeş gün içinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderileceği hükme bağlanmıştır. Oysa, 9. Maddede de, partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuksal durumlarının Yasa’ya uygunluğunun Cumhuriyet Başsavcılığı’nca denetlenmesi bir süreye bağlı tutulmamıştır.
Cumhuriyet Başsavcılığı, Sosyalist Birlik Partisi’nin tüzük ve proğramı ile partinin Genel Başkanı ve Yardımcısının beyan ve açıklamalarının, ayrıca Genel Yönetim Kurulu raporu ile kararlarının Siyasî Partiler Yasası’nın Dördüncü Kısmı’nda yer alan 78. maddesinin (a) bendi ile 80. ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılığı nedeniyle kapatılmasını istemektedir. Bu nedenle, 9. maddede Cumhuriyet Başsavcılığı’na noksanlıkların giderilmesi ile ilgili olarak tanınan yetkiyi yasaya aykırılıkları da kapsayacak bir duruma getirmek ve bu hususu bir dava koşulu olarak kabul etmek, siyasî partilerin tüzük, program ve faaliyetlerinin Yasa’nın Dördüncü Kısmındaki “Siyasî Partilerle İlgili Yasaklar”a aykırı durumlarda, bu koşul yerine getirilmeden, doğrudan 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermemek anlamına gelir. Dâva Siyasî Partiler Yasası’nın Dördüncü Kısmı’nda yer alan yasaklara aykırılık nedeniyle açılmış olduğundan, 9. maddeye göre bir uyarı yapılmadan dava açılmasında Yasa’ya aykırılık görülmemiştir.
2- Siyasî Partiler Yasası’nın kimi Maddelerinin Anayasa’ya Aykırılığı Sorunu
Dâvalı siyasî parti savunmalarında özetle :
Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendi ile 80. maddesi ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde siyasî partilerin uyacakları esaslar ve kurallar belirlenmiştir. Kapatma nedenlerinin Anayasa’da gösterilmiş olması; sınırlamanın yasalarla genişletilmesini önlemek ve bir anayasal güvence sağlamak amacına dayanır. Anayasa’da öngörüldüğü gibi siyasî partiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez öğeleridir. Bu nedenle partilerin özgürce kurulmaları ve faaliyette bulunmaları asıldır.
Aykırılığı ileri sürülen kurallar, Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerin gereklerini yerine getirmek amacıyla konulmuştur. Ancak, bunların Anayasa’ya uygunluğunu tartışmak Anayasa’nın geçici 15. maddesinin açıklığı karşısında olanaksızdır. Anayasa’nın geçici 15. maddesinin son fıkrası ile birinci fıkrası arasında, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasa’ya aykırılıkların iddia edilememesi yönünden bir zaman ayrımı yapılmamış, üçüncü fıkrada yer alan “bu dönem” sözcükleri birinci fıkrada açıklanmıştır. Böylece, belirli bir dönemde çıkarılan yasalar için Anayasa’ya aykırılık savında bulunulamayacağı öngörülmüştür. Geçici maddeler uygulama süreleriyle değil, geçici olarak düzenledikleri hukuksal ilişki ve kurumlarla kendisi ve bağlı olduğu temel metinlerin içerikleri ve verdikleri anlam ile değerlendirilmelidir. Geçici maddeler, değişik hukuksal düzenlemeler arasında bağlantı kurar, kazanılmış hakların saklı tutulmasını ve uygulamanın geniş bir zaman dilimine yayılmasını sağlar. Geçici maddelerle temel hükümlerin farkı budur. Hukuksal değer bakımından ise, geçici maddelerle diğerleri arasında bir farklılık bulunmamaktadır. Geçici madde yasama organı tarafından yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulanması zorunlu bir kuraldır. Karar başlığının “geçici madde” olması, uygulamada yeterliği yönünden de bir farklılık gerektirmez. Maddenin içeriği, 12 Eylül Harekatı ve yönetimi süresinde ele almamayı değil, yürürlükte kaldığı sürece 12 Eylül 1980’de 6 Aralık 1983’e kadar yapılan düzenlemelere karşı Anayasa yargısı yolunu kapatmıştır. Tersine görüşler yerinde olsaydı Anayasa’nın 177. maddesinde bu konuda bir açıklık olur ya da Anayasa’ya hiç konulmazdı. Anayasa’da düzenlenen bir konunun Anayasa Mahkemesi’nce, uygulanmaması düşünülemez. Bu nedenle, Anayasa’nın geçici 15. maddesine göre, 12 Eylül 1980’den ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanlık divanı oluşturuluncaya (6 Aralık 1983) kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğinden, bu dönem içinde çıkarılan 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun da Anayasa’ya aykırılığı savında bulunulamaz.
Ayrıca savunmalarda, yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak S.P.Y.’nda birçok değişiklik yapılması nedeniyle, bu Yasa’nın Anayasa’nın geçici 15. maddesi kapsamı içine alınamayacağı ileri sürülmekte ise de, davada uygulanan maddeler, değişikliğe uğrayan maddelerden olmadığı için bu sav üzerinde durulmamıştır.
3- Siyasî Partiler Yasası’nın Kimi Kurallarının “İhmali” Sorunu
Dâvalı siyasî parti, ön savunmasında ve sözlü açıklamasında, Siyasî Partiler Yasası’nın Anayasa ile çelişen kurallarının “İhmal” edilmesini istemiştir.
Bir yasa kuralının ihmali, incelenmekte olan işte uygulanacak kural hakkında iptal davası açılmamış olsa bile o kuralın Anayasa’ya aykırılık nedeniyle iptal edilebilecek nitelikte olması koşuluna bağlıdır. Sözkonusu kuralların, Anayasa’nın geçici 15. maddesi karşısında, Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmasının olanaksızlığı nedeniyle ihmal edilmeleri de sözkonusu olamaz.
Bu nedenlerle, Siyasî Partiler Yasası’nın ilgili kurallarının ihmal edilmesi istemi yerinde görülmemiştir.
Güven DİNÇER bu görüşlere katılmamıştır.
B- Esas Yönünden
1- Genel Açıklama
Anayasa’nın 67. maddesinde öngörülen genel ve eşit oy hakkı çoğulcu, katılımcı kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaş demokrasilerde yurttaşların devlet yönetimine katılmalarının temel koşuludur. Bu nedenle, bireysel iradeleri birleştirip yönlendirerek onlara işlerlik kazandıran özgün kuruluşlara gereksinim duyulmuştur. Bu kuruluşlar, dağınık siyasal tercihleri birleştirip açıklık ve güç sağlayarak devlet hizmetlerini daha yararlı kılmak, hak ve özgürlükleri güvenceye bağlayarak toplumsal barışı güçlendirmek, anayasal ilkeler doğrultusunda kamuoyu oluşturarak toplumsal yaşama daha çok aydınlık getirmek yönünden vazgeçilmez öneme sahip olan siyasal partilerdir.
Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında, “Siyasî partiler demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” ilkesi ne yer verildikten sonra, üçüncü fıkrasında da, “Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler” denilmektedir.
Siyasal partilere ilişkin Anayasa kuralları, Anayasakoyucunun demokrasinin benimsenmesi yönünden bu konuya özel bir önem ve değer vermiş olduğunu göstermektedir.
Siyasal partilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir. Siyasal partiler, belli siyasî düşünceler çerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşumunda önemli etkinliği olan siyasî partiler, yurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımları somutlaştıran hukuksal yapılardır.
Demokrasinin simgesi sayılan siyasî partilerin, devlet yönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeniyle, Anayasakoyucu, onları öteki tüzelkişilerden farklı tutup, kurulmalarından başlayarak çalışmalarında uyacakları ilkeleri; kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemekle kalmamış; Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında, çalışma, denetleme ve kapatılmalarının Anayasa’da belirlenen ilkeler çerçevesinde çıkarılacak bir yasayla düzenlenmesini uygun bulmuştur.
Anayasa uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış; siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilen sistemde, yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca izleneceği ve gerektiğinde kapatılmaları için Anayasa Mahkemesi’nde dava açılacağı öngörülmüştür.
Siyasal partilerin, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onların her istediklerini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmalarını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme, aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da gereğidir.
Varlığı ve etkisi, işlevleriyle ortaya çıkan devlet, belirli topraklar üzerinde yerleşmiş, bağımsız ve egemen aynı üstün güce bağlı örgütlü insanlar topluluğu olarak da tanımlanır. Bu tanıma göre, ülke ve ulus bütünlüğüyle egemenlik, yasalara dayanan bir otoriteye bağlı örgütlenme, bir devlet için vazgeçilmez öğelerdir. Her canlının kendini koruma içgüdüsü bulunduğu gibi, devletin de kendi varlığını koruma hakkı, uluslararası hukuk düzeninde de kabul edilmiştir.
Devletler hukukunda, devletin varlığını güçlendirerek sürdürmek, bağımsızlığına ve yapısına yönelik tehlikelere karşı önlemler alıp uygulamak yetkisi biçiminde tanımlanan kendini koruma hakkı, insan hak ve özgürlüklerinden başlayarak demokratik toplum düzenini bozucu, devletin öğelerini yıkıcı her tür eylemi karşılayacak çabaları kapsar. Devletin temel dayanaklarını, sürekliliğini ve demokrasiyi yokedici sakıncaları gidermek için yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi hukuk devleti için en doğal davranıştır.
2- Değerlendirme
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davalı Parti’nin tüzük ve proğramında yer alan belirlemelerle, Parti’nin Birinci Büyük Kongre Kararı ve bu karara dayanak oluşturan Genel Yönetim Kurulu Raporunu, Genel Başkan ve Genel Başkan Yardımcılarının Parti adına yaptıkları açıklamaları Anayasa Mahkemesi’ne kanıt olarak sunmuş ve bu kanıtların Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendi ile 80. maddesine ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.
Davalı Parti ise bu değerlendirmelerin yerinde olmadığını belirtmiştir.
Öncelikle Sosyalist Birlik Partisi yetkililerinin, Parti adına yaptıkları yazılı ve sözlü açıklamaları ile faaliyetlerinde ileri sürdükleri; Kürtlerin üniter devlet içinde yaşamaktan, bağımsız devlet kurmaya kadar çeşitli alternatif yaşam biçimlerini seçmekte özgür olmaları gerektiği; olası çözümlerden birinin bağımsızlık, bir başkasının federasyon, bir üçüncüsünün kültürel özgürlük olduğu; Kürtlerin nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamakta serbest olmaları gerektiği, kürtlerin istiyorlarsa nazari olarak ayrı bir devlet kurabileceklerinin kabul edilmesi ve buna olanak sağlanması gibi görüşlerin, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”nün bozulması amacını taşıyıp taşımadığının saptanması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bunu pekiştiren ortak dil, kültür, eğitim ve Atatürk Milliyetçiliği kavramları hukuksal, siyasal olduğu kadar, tarihsel ve sosyal gerçeklere dayanmaktadır.
“Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmezliği” ilkesi, Anayasa’nın birçok maddesinde özellikle vurgulanmış, Türk Milleti’nin bağımsızlığı ve bütünlüğüyle, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasında gösterilmiştir (Madde 5). Ülke ve ulus bütünlüğünü korumak için temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceği kabul edilmiş (Madde 13 ve 14); aynı amaçla basın ve dernek kurma özgürlüklerine özel sınırlamalar getirilmiş (Madde 28, 30, 33); gençlerin bu anlayış doğrultusunda yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı önlemler alınması devlete özel görev olarak verilmiş (Madde 58); bilimsel araştırma ve yayında bulunma yetkisinin Devletin varlığı ve bağımsızlığıyla ulusun ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğine karşı kullanılamayacağı belirtilmiş (Madde 130); kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bu nedenle Devletçe denetimi uygun bulunmuş (Madde 135); birlik ve bütünlüğe karşı işlenecek suçlar için özel mahkemelerin kurulması öngörülmüş (Madde 143); aynı konu, TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanı yeminlerinin temel öğelerinden birini oluşturmuş (Madde 81 ve 103) ve siyasî partilerin uyacakları esasların başlıcaları arasında yine “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük” ilkesi yer almıştır (Madde 68 ve 69).
Uluslar, nice olaylar, durumlar ve gelişmeler sonucunda varlıklarını kazanırlar. Ortak kültürün, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesi tarihsel bir gerçektir. Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde birleşip bütünleşerek Kurtuluş Savaşı’nı yapmış olan halkın vatanı, Türk Vatanı; Milleti, Türk Milleti; Devleti de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Dünya, 11. yüzyıldan bu yana, çağlar boyu, Anadolu için “Türkiye” ve burada yaşayanlar için de “Türkler” adını kullanmıştır. Kuşkusuz bu durum, ulus bütünlüğü içinde yeralan farklı etnik grupların bulunmadığı anlamına gelmez.
Anayasa’ya ve Siyasî Partiler Yasası’na göre ülke ve ulus bütünlüğü, devletin bölünmezliğinin temel ögeleridir. Ülke ve ulus bütünlüğünü bozmaya yönelik faaliyetler sonunda, devletin bölünmezliğinin tehlikeye girmesi söz konusudur. Ülke bütünlüğünün hedef alınmasının, ulus bütünlüğünü; ulus bütünlüğünü bozmanın hedef alınmasının, ülke bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur. Anayasa ve yasa, bu değerleri birlikte, ödünsüz ve mutlak olarak korumayı amaçlamıştır. Hiçbir organ bu konuda hoşgörülü davranmak ve ödün vermek yetkisini kendinde göremez.
“Millet” (ulus) kavramı, insanlığın gelişme süreci sonucunda vardığı en ilerlemiş birlikteliği oluşturan, “bir” oluşu somutlaştıran toplumsal yapıyı anlatır. “Millet” sözcüğüyle anlatılan yapı, bir gelişme düzeyini, bilinçli ve kişilikli bireyler topluluğu gerçeğini gösterir. “Milliyetçilik” ise, büyük bir top lumsal olgu ve “millet düşüncesi”nin üzerine kurulu bir anlayıştır. Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Devrimi’nin temel ve önde gelen ilkelerinden biridir. Cumhuriyet döneminde 1924, 1961, 1982 Anayasa’larında “millet” ve “milliyetçilik” kavramlarına yer verilmiştir. 1982 Anayasası’nın Başlangıç’ında “Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı”, 2. maddesinde “Atatürk milliyetçiliği”, 42. maddesinde “Atatürk ilkeleri” ve 134. maddesinde “Atatürkçü düşünce” sözcükleri kullanılarak çağdaş milliyetçilik anlayışı yer almaktadır. Bu anlayış ayrımcı ve ırkçı değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milletini oluşturan bireylerin kökenleri ne olursa olsun, Devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini, başka uluslara karşıtlığı değil, dostluk ilişkilerini, içte ve dışta barışla iyi gelenekleri koruyup güçlendirme çabalarını, herkesi barındıran topraklara birlikte sahip çıkma bilincini içeren çağdaş bir olgudur. Kökeni ne olursa olsun, ulus içinde herkes ayrımsız biçimde yer almakta, ulusun birliği olgusu böylece somutlaşmaktadır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. Ulus, ortak bir tarih bilinci yaratmamış göçebe, yerel dil ve soy gruplarından oluşan sosyolojik bir yapı olan kavim de değildir. “Misak-ı Millî” sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde kurulduğu, Avrupa ve Asya kıtaları arasında köprü durumunda olan, çeşitli göç ve sığınmalara kucak açan vatanda, bin yılı aşan uzun bir tarihsel gelişme sonunda beraberce yaşayan ve Kafkaslara, Balkanlara, Afrika ve Orta Doğu’ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu’ndan arta kalan çeşitli etnik kökenlerden gelen insanlar, ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, değer yargılarına, dine, hukuka ve eşit haklara sahip olarak karşılıklı şekilde birbirlerinin kültürlerini ve eski Anadolu uygarlıklarından kalan değerleri de özümseyerek birlikte ortak kültür ve kimliğe sahip bir vatan ve ulus oluşturmuşlardır. Yapısı bu biçimde olan Türk Ulusu içinde etnik kökene dayalı ayrımcılığı gütmek gerçekle bağdaşmaz.
Bu nedenle Atatürk, yeni Türk devletinin kuruluş günlerinde açıkca “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına, Türk Ulusu denir” demiş ve anayasalarımızda Ulusun birliği ve Ülkenin bütünlüğü esas alınmıştır. Bu anlayıştan uzaklaşıp ulusu etnik kökene dayalı “Türk ve Kürt” biçiminde ayırarak, ırka dayalı savlarla bölücülüğe gitmek olanaksızdır. “Halk ve ulus” sözcükleri hiçbir ayrım yapmadan her yurttaşı kapsar, her ayrılığı dışlar.
Anayasa’nın 66. maddesinde, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilkeyle evrensel bağlamda vatanı ve ulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşlar arasında eşitlik sağlanması, ulusu kuran herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınması önlenmiş, birleştirici ve bütünleştirici bir temel oluşturulmuştur. Maddedeki “Türk” sözcüğü ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır. Bir kimsenin “Ben Türküm” deyişi, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türk Ulusu’nun bir bireyiyim” anlamını taşır. Irka dayalı bir “Türklük” savı ve etnik kökenleri değiştirme ya da kaldırma anlamına gelmez. Vatandaşlık ve ulusal kimliğin getirdiği haklar yanında sorumluluklar da vardır. Bu bağlamda etnik kökenler yurttaşlık niteliğini ve ulusal kimliği zedeleyemeyeceği gibi ayrı ulus olma savlarına, dayanak da yapılamaz.
Türk Milleti içinde yer alan her kökenden vatandaşa, davalı Parti’nin savunmalarında belirtilenlerin aksine, hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm demokratik, siyasal ve temel haklar eşit olarak tanınmıştır. Nitekim, Cumhuriyet dönemi Anayasalarında, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde saptanan biçimi ile Misak-ı Millî’nin gösterdiği sınırlar içinde birbiriyle kaynaşmış olarak yaşayanların gerçekten ve hukukça ayrılık kabul etmez bir bütün oldukları kesinlikle belirlenmiş ve bu bütünlük içinde ayrıcalıklı bir Kürt halkından hiçbir zaman söz edilmemiş olduğu gibi, Lozan Barış Andlaşması görüşme ve kararlarında da, Misak-ı Millî’nin çizdiği sınırlar içindeki azınlıklar sayılırken “Kürt” ayrımına yer verilmemiştir.
Anayasa’daki ulus bütünlüğü ilkesinden uzaklaşarak, Parti’nin tüzük, proğram ve faaliyetlerinde belirtildiği biçimde Türk ve Kürt Ulusları ayrımına gidilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nde, tek bir devlet ve tek bir ulus vardır. Birden çok ulus yoktur. İçinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türk Ulusu bütünlüğü içindedir. Tarihsel bir gerçek olan “Türk Ulusu” olgusu yerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar geçersizdir.
Kimi siyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum ve bahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılan sakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet tekdir, ülke tümdür, ulus birdir. Ulusal birlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin, etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa’da ve yasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılamaz. Herkesin, herzaman karşılaşabileceği ve giderek hukuk devletinde giderilip karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar, insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’dır. Çağımızda da farklı etnik grupların zorunlu hukuksal öğelerinin varlığında, birlikte uluslaşması ve devletleşmesi uluslararası düzeyde gerçekliliğini korumaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti için farklı düşünmenin, haklı bir nedeni yoktur. Vatandaşlık, bölge özelliklerini ve etnik farklılığı aşan, bütünleştirici çağdaş üst bir olgudur. Bu konuda bir kimsenin diğerinden farklı olmasına, din, kültür ve etnik kökene ilişkin ayrıcalıklara yer yoktur. İnsan haklarının sadece bir kişiye, sınıfa ve zümreye değil ayrımsız olarak bütün vatandaşlara eşit olarak uygulanması esastır.
Her devlette farklılık gösteren, tarihsel süreçle ulaşılan, devlet, ülke, ulus kavramlarının yeniden değiştirilip biçimlendirilmesi olanaksızdır. Ulusal ve uluslararası hukuk düzeninde insanlığın mutluluğu için bu temel olguları korumak üzere getirilen düzenlemelere siyasî partilerin uyma zorunluluğu vardır.
Kaldıki, çağımızda tek uluslu diğer demokratik devletler de, ulus bütünlüklerini korumak için yasal tedbirler almıştır. Türkiye’deki ulusal yapılaşmaya nazaran daha yeni olan Amerika’da; Alman, Fransız, İtalyan, İspanyol, slav soyundan ve diğer etnik kökenlerden gelen Amerikan vatandaşlarının ırka dayalı olarak ayrı ayrı uluslaşması ve bunlara ayrı devletler kurma hakkının tanınması olanağı bulunmadığı gibi, aynı biçimde demokratik tek uluslu devletlerde de bu yolun açılması olanağı yoktur. Çünkü, bu devletlerde de Devlet ve ulusun parçalanması demokratik hak olarak görülmemektedir.
a- Siyasî Partiler Yasası Yönünden
Anayasa’nın Başlangıç Kısmı ile 3., 6. ve 14. maddelerindeki kuralları somutlaştıran Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendinde, siyasî partilerin Türk Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ilişkin hükümlerini, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili olganları eliyle kullanabileceği esasını, Türk Milleti’ne ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı hükmünü değiştiremeyecekleri; Türk Devleti’nin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir Devlet düzeni kurmak amacını güdemeyecekleri hükme bağlanmıştır.
Partilerin amacı, Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmak değil, aksine bunu daha da pekiştirmek olmalıdır.
Davalı Parti’nin, tüzük ve programı ile diğer siyasal etkinliklerinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde Türk Ulusu bütünlüğünden ayrı, ırk esasına dayanan bir Kürt Ulusu’nun varlığından ve bu ulusun kendi geleceklerini belirleme hakkından söz edilmektedir.
Oysa, Anayasa ve yasa kuralları karşısında hangi kökenden gelirse gelsin vatandaşları ulus bütünlüğünden ayırmak veya karşılıklı mücadele ortamına çekmek, Kürt kökeninden gelen vatandaşları, Türk Ulusu bütünlüğünden ayırmak olanaksızdır.
Taraf olduğumuz uluslararası andlaşmalar da dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratılmasına ve bu kavram ve bu görüşlere dayanan bir Devlet düzeni kurulmasına olur vermemektedir.
Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi olan siyasal partiler demokrasiye ters düşen, demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiyi güçsüz ve etkisiz düşürecek, toplumsal barışı yıkacak proğram düzenleyemez ve eylemlerde bulunamazlar. Demokrasi, demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanarak yıkılamaz. Hakkı ve özgürlüğü kötüye kullanmaya engel olmak devletin görevidir. Partilerin de yapamayacakları şeyler vardır ve bunların başında devletin varlığıyla ülkenin ve ulusun birliğini bozmak gelir.
Davalı Partinin tüzük, program ve faaliyetlerinde Türk ve Kürt ulusları biçiminde bir ayrımın yapılması, Kürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını özgür iradesiyle kullanmasından başka bir deyişle, Kürt olarak tanımladıkları bir kısım yurttaşların Türkiye Cumhuriyetinden kopmasının amaçlanması, Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendinde söz konusu olan “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” ilkesine açıkça aykırıdır.
Siyasî Partiler Yasası’nın 80. maddesi ile, partilerin ve parti yetkililerinin Türkiye Cumhuriyetinin bölünüp parçalanmasına yol açacak, Devletin tekil yapısını değiştirecek tarzda görüşler ileri sürmesi ve faaliyette bulunması yasaklanmaktadır.
Davalı Parti’nin özellikle, Kürtlerin üniter devlet içinde yaşamaktan bağımsız devlet kurmaya kadar çeşitli alternatif yaşam biçimlerini seçmekte özgür olmalarının gerektiğini belirtmesi ve Kürtlerin istiyorlarsa Türk Devletinden ayrı bir devlet kurabileceklerini savunması böylece devletin tekliği ilkesine aykırı faaliyette bulunması Siyasî Partiler Yasası’nın 80. maddesine açık aykırılık oluşturmaktadır.
Siyasî Partiler Yasası’nın “Azınlık Yaratılmasının Önlenmesi” başlıklı 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde siyasî partilerin Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemeyecekleri ve bu yolda faaliyette bulunamayacakları öngörülmüştür.
Madde gerekçesinde, “Ülkemizde Lozan Andlaşması ile kabul edilen azınlıklar dışında bir azınlık yoktur. Herhangi bir ülkede resmî dilin dışında bazı dillerin bilinmesi veya yer yer konuşulması azınlık yaratmaz. Hele siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olduğu gibi her bir alanda bütün haklara sahip ve borçlarla eşit bir şekilde yükümlü olan tek bir milletin evlâtları arasında azınlıktan söz etmek mümkün değildir…
Bir memlekette resmî dilin her vatandaş tarafından bilinmesi, hangi alanda olursa olsun eşitlik ilkesinin hakkıyla uygulanabilmesi ve adlî ya da idarî işlerin çabukluk ve selametle yürütülmesi bakımından yararlı hatta zorunludur. Bu itibarla resmî dili, genç, ihtiyar, kadın, erkek her vatandaşın bilmesini sağlamak Devletin görevidir” denilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşları arasında etnik köken ya da diğer herhangi bir nedenle düşünsel ya da uygulama bağlamında siyasal ve hukuksal ayrılık söz konusu değildir. Anayasa’ya göre, ulus ve ülke bütünlüğü devletin en temel özelliği ve ilkesidir. Türkiye Cumhuriyeti içinde birden fazla ulus olamaz. Türk ulusu içinde değişik kökenli bireyler olabilir; ancak bunların hepsi her yönden tam bir eşitlikle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır ve ulus kavramı içindedir.
Siyasî partilerin, çalışmalarında, devletin ülkesi ve ulusu ile bölünmezliği temel kuralına uymaları; ülkenin ya da ulusun bütünlüğünü bozarak bir bölümünün ayrılması sonucunu doğurabilecek her türlü eylemden ve propagandadan kaçınmaları, bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimde yürütmeleri gerekir. Bunun sonucu da ülke ve ulus bütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü yazı, söz ve davranışın siyasal partiler için yasak olmasıdır.
Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’na göre, ırk ayrımcılığı bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Devletin bütünlüğünü koruması, en doğal hakkı ve ödevidir.
Dâvalı Parti’nin Tüzük ve Proğramı ile faaliyetleri, farklı uluslar ve azınlıkların varlıklarının kabul edildiğini göstermektedir. Bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunun belirtildiği, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla ülke üzerinde azınlıklar yaratarak ulus bütünlüğünün bozulması amacının güdüldüğü anlaşılmaktadır.
Asırlardır birlikte yaşamış bir topluluğu, ırk temeline dayanan düşüncelerle ayrıma bağlı tutmak ve hepsini kapsayan ortak ulusal kültürü, dili ve kimliği yadsımak Siyasî Partiler Yasası’nın 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılık oluşturur.
b- Uluslararası Andlaşma ve Sözleşmeler Yönünden
Davalı Parti’nin savunmalarında ileri sürdüğü iki hususun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Davalı Parti savunmalarında, uluslararası hukukun, usulüne göre onaylamış sözleşmeler yoluyla iç hukukumuza giren kurallarının, yalnızca yasa değil, uygulanmaları ile, Anayasa emri olarak güçlendirilen normlar olduğunu, Helsinki Senedi, Paris Şartı ve İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin bunlar arasında yer aldığını ve görüşlerini doğrulayan hükümler içerdiğini, ancak, Yasa hükmünde uygulanmaları anayasal güvenceye bağlanan bu metinlerin, başka bir metin karşısında (2820 sayılı SPK.) görmezlikten gelindiğini ileri sürmüş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’nda öngörülen, siyasal partilere ilişkin yasaklamaların, sözleşmelerde yer alan özgürlükleri kaldırıp azaltma anlamında ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı görülemeyeceğini, bunların uluslararası hukukta var olan egemenliği, ülke ve ulus bütünlüğünü korumaya, ırkçılığa dayalı bölünmeleri önlemeye yönelik olduğunu bildirmiştir.
Anayasa Mahkemesi, siyasî parti kapatma davalarında usulüne uygun biçimde yürürlüğe konulmuş andlaşma kurallarını da gözetmektedir. Bu bağlamda kimi kararlarda, İnsan Hakları Evrensel Birdirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası’na yollamada bulunulmuştur. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme kapsamındaki hak ve özgürlükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da güvence altına alınmıştır. Öncelikle hakları kullanmanın, özgürlüklerden yararlanmanın sınırsız olmadığını vurgulayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 29. ve 30. maddeleri, içerik olarak demokratik düzeni yıkıcı söz ve eylemlere karşı sınırlamalar getirilmesinin ve önlemler alınmasının dayanağını oluşturur.
Davalı Parti’nin tüzük ve programının kimi bölümleri, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin örgütlenme hak ve özgürlüğüyle ilgili 11. ve 17. maddeleri ile bağdaşmamaktadır. Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında; “Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplulukta, zarurî tedbirler mahiyetinde olarak millî güvenliğin, amme emniyetinin, nizamı muhafazanın, suçun önlenmesinin, sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için ve ancak kanunla tahdide tâbi tutulur.
Bu madde, bu hakların kullanılmasında idare, silâhlı kuvvetler veya zabıta mensuplarının muhik tahditler koymasına mani değildir” denilmekte; 17. maddesinde de; “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa veya ferde, işbu Sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya mezkûr sözleşmede derpiş edildiğinden daha geniş ölçüde tahditlere tâbi tutulmasını istihdaf eden bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya mâtuf herhangi bir hak sağlandığı şeklinde tefsir olunamaz” hükümlerine yer verilmektedir.
Oysa, dâvalı Parti’nin tüzük ve proğramı ile bunu destekleyen diğer faaliyetlerinde Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan ayrı dili ve kültürü olan bir Kürt Ulusu’nun varlığı ileri sürülmektedir.
Türkiye’de tek bir ulus vardır. Türk ve Kürt kökeninden gelen vatandaşlar, diğer etnik kökenden gelen vatandaşlarla birlikte “Ulus” bütünlüğünü oluşturmaktadır. Ayrı bir ulus, ayrı bir halk ya da bir azınlık varmış gibi bölünmeyi amaçlayan çabalara geçerlik kazandırılamaz. Uluslararası hukuk düzenindeki bu olguyu Türk Ulusu, her tür ayrılığı dışlayıp eşitliği sağlayarak Lozan Barış Andlaşması’yla, gündeminden çıkarmıştır. Ülke ve Ulus bütünlüğünü koruma hakkı, uluslararası hukuk düzeninde de geçerlidir.
Dâvalı Parti, belirtilen belgelerin yanısıra, Helsinki Nihaî Senedi, Paris Şartı ve kimi diğer uluslararası sözleşmelerin de iç hukuk kuralları haline geldiğini ve bunlara uyulmadığını ileri sürmüştür. Helsinki Nihaî Senedi‘nde, Devletlerin egemenlik haklarına saygı, sınırların dokunulmazlığı, devletlerin toprak bütünlüğüne saygı ve İçişlerine karışmama ilkelerine yer verilmiş; Paris Şartı’nda da, “Tüm ilkeler, herbiri diğerleri dikkate alınmak suretiyle yorumlanarak, kayıtsız şartsız ve aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelini oluşturur…. Taraf devletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlâl eden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliği yapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibi yasadışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir” denilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu “Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı” da ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış, ülke bütünlüğünü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğunu uluslararası bir çağrı olarak kabul etmiştir.
Demokrasi, hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı, çoğulcu, katılımcı bir kurallar ve kurumlar düzenidir. Nitekim Birleşmiş Milletler’e üye devletlerin katılmalarıyla 14-25 Haziran 1993 günlerinde, VİYANA’da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları Konferansı sonunda yayımlanan Deklerasyon’da da; kendi geleceğini belirleme hakkının, “Eşit Haklar” ilkesine uygun olarak ırk, din ve renk ayrımı gözetmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükûmete sahip egemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasî birliğini kısmî veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eylemin desteklenmesi ve bu eyleme yetki verilmesi anlamında yorumlanamayacağı değerlendirmesi yer almıştır.
Görüldüğü gibi, bütün bu uluslararası kurallar, devlet, ülke ve ulus bütünlüğünün bozulmasına olanak tanımamaktadır.
Demokrasilerde ırk ayrımcılığı, bir siyasal partinin dayanağı, amacı ve ereği olamaz. Irk ayrımcılığının aracı durumuna düşen partinin varlığını sürdürmesi yasalar karşısında olanaksızdır. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın davalı Parti’nin proğramında kapatma nedeni olarak gördüğü hususlar, Türkiye Cumhuriyeti için yakın ve görülebilir bir tehlike oluşturmaktadır. Böyle bir tehlike içinde bulunan bir devletinde, ülkesi ve ulusuyla bütünlüğünü koruması en doğal hakkıdır.
Belirtilen nedenlerle davalı Parti’nin uluslar arası andlaşma, sözleşme ve belgelere yönelik savları yerinde görülmemiştir.
Haşim KILIÇ, gerekçenin uluslararası sözleşmelere ilişkin bölümüne katılmamıştır.
Sonuç olarak, Sosyalist Birlik Partisi, Tüzük ve Proğramındaki anlatımlarla ve bu anlatımları destekleyen eylem, savunma ve sözlü açıklamalarıyla; Türkiye’de hukuksal ve siyasal yönden ırka dayalı bir Türk Ulusu kavramı ya da etnik kökene göre çoğunluk ve azınlık olmamasına karşın, farklı etnik kökenlerden gelen bütün vatandaşların eşit haklarla yer aldığı Türk Ulusu’nu ırk esasına dayalı olarak “Türk ve Kürt Ulusları” biçiminde ikiye bölmüş, “Kürtler üniter devlet içinde yaşamaktan, bağımsız devlet kurmaya kadar çeşitli alternatif yaşam biçimlerini seçmekte özgür olmalıdırlar” söylemiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşı Kürtlere ayrı bir ulus olarak kendi kaderlerini tayin etme hakkını vermeye Devletin tekliği ilkesine ayrı düşecek tarzda kendi devletlerini kurma hakkını tanımaya yönelik durumuyla Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozucu bir konuma düşülmüştür. Bu bağlamda dil ve kültür konuları da Türk Ulusu’nun ortak kültür ve dilini dışlar nitelikte ayrı ulus ve devlet yaratma yolunda kullanılmıştır. Bunlar yalnızca düşünce değil, yasaklanan sakıncalı eylemleri kışkırtma, katkı ve destek niteliğinde, faaliyetlerdir.
Böylece, Anayasa’nın 2., 3., 6., 14. ve 69. maddelerine ve Siyasî Partiler Yasası’nın 78. maddesinin (a) bendine, 80. maddesine ve 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı davranılmıştır. Bu nedenlerle, Sosyalist Birlik Partisi’nin Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince kapatılması gerekir.
VII- SONUÇ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 28.12.1993 günlü, SP.43.Hz.1993/57 sayılı İddianamesi’nde Sosyalist Birlik Partisi’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesi gereğince kapatılması istenilmekle, gereği görüşülüp düşünüldü :
1- Sosyalist Birlik Partisi’nin Tüzük ve Proğramı ile 1. Büyük Kongre kararının, bu karara dayanak oluşturan Genel Yönetim Kurulu raporuyla bu yöndeki kararlarının, Genel Başkan ile Genel Başkan Yardımcısının Parti adına yaptıkları açıklamaların kimi bölümleri Anayasa’nın 2., 3., 6., 14. ve 69. maddeleriyle, Siyasî Partiler Yasası’nın 78/a, 80., 81/a-b, maddelerine aykırılık oluşturduğundan adı geçen Parti’nin Siyasî Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince KAPATILMASINA,
2- Davalı Parti’nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine,
3- Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştır. Kısa adıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini amaç edinir. AİHS hazırlık aşamasında Avrupa’daki demokratik rejimlerin devam ettirilmesi açısından gerekli olan asgari hak ve özgürlükleri güvenceye alarak işe başlamış, zamanla insan hakları listesini genişletmiştir.
AİHS ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan çok sivil ve politik hakların korunmasına öncelik vermiştir. Bu sözleşmeyi sosyal ve ekonomik hakları içeren ‘Avrupa Sosyal Şartı’ izlemiştir. Türkiye 10 Mart 1954’te sözleşmeyi onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir. AİHS, 45 Avrupa Konseyi üyesi devletin 44’ü tarafından onaylanmıştır.
5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa ülkesinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Avrupa Konseyi, insan hakları ve özgürlüklerinin devletlerce korunmasına ve geliştirilmesine vurgu yaparak insan haklarına saygı yükümlülüğünü üyelik koşulu olarak belirtmiştir. Avrupa Konseyi’nin bu anlamda ilk adımı 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi‘dir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi
Kabul Tarihi: 4 Kasım 1950
Yürürlüğe Giriş Tarihi: 3 Eylül 1953
11. Protokol ile değiştirilen metin
Sözleşme metni, 21 Eylül 1970’te yürürlüğe giren 3 nolu Protokol’ün, 20 Aralık 1971’de yürürlüğe giren 5 nolu Protokol’ün ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe giren 8 nolu Protokol’ün düzenlemelerine uygun olarak değiştirilmiştir. Ayrıca, yürürlüğe girdiği 21 Eylül 1970’ten bu yana 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak Sözleşme’nin bir parçası olan 2 nolu Protokol’ün metnini içermekteydi. Protokollerin getirdiği bütün bu değişikliklerin veya eklemelerin yerini, yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’den itibaren 11 nolu Protokol almaktadır. Bu tarihten itibaren, 1 Ekim 1994’te yürürlüğe giren 9 nolu Protokol yürürlükten kaldırılmıştır.
(Yürürlüğe giriş tarihi: Eylül 2003)
Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni, bu Bildiri’nin, metninde açıklanan hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef aldığını,
Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve insan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu göz önüne alarak,
Dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi, her şeyden önce, bir yandan gerçekten demokratik bir siyasal rejime, diğer yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklaşa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir kez daha tekrarlayarak,
Aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşan Avrupa devletlerinin hükümetleri sıfatıyla, Evrensel Bildiri’de yer alan bazı hakların ortak güvenceye bağlanmasını sağlama yolunda ilk adımları atmayı kararlaştırarak,
aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
İnsan haklarına saygı yükümlülüğü
Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.
BÖLÜM I
HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
Madde 2
Yaşama hakkı
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez. 2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunması için; b) Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için; c) Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması için.
Madde 3
İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
Madde 4
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı
1. Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz. 2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz. 3. Aşağıdaki haller bu maddede sözü geçen “zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma”dan sayılmazlar:
a) Bu Sözleşme’nin 5. maddesinde öngörülen koşullar altında tutuklu bulunan kimseden tutukluluğu veya şartlı salıverilmesi süresince olağan olarak yapılması istenen çalışma; b) Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde, bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet; c) Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet hallerinde istenecek her hizmet; d) Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet.
Madde 5
Özgürlük ve güvenlik hakkı
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine bir kimsenin usulüne uygun olarak hapsedilmesi; b) Bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması; c) Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması; d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere usulüne uygun olarak tutulması; e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması; f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonması veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde, kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.
Madde 6
Adil yargılanma hakkı
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek; e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.
Madde 7
Cezaların yasallığı
1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. 2. Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.
Madde 8
Özel hayatın ve aile hayatının korunması
1. Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.
Madde 9
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.
Madde 10
İfade özgürlüğü
1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.
Madde 11
Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir. 2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.
Madde 12
Evlenme hakkı
Evlenme çağına gelen erkek ve kadın, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalar uyarınca evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir.
Madde 13
Etkili başvuru hakkı
Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.
Madde 14
Ayrımcılık yasağı
Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.
Madde 15
Olağanüstü hallerde askıya alma
1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. 2. Yukarıdaki hüküm, Yüksek Sözleşmeci Taraf’ı, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, 2. madde ile 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ve 7. maddeyi hiçbir suretle ihlale mezun kılmaz. 3. Bu maddeye göre aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.
Madde 16
Yabancıların siyasal etkinliklerinin kısıtlanması
10, 11 ve 14. maddelerin hiçbir hükmü, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın yabancıların siyasal etkinliklerini sınırlamalarına engel sayılmaz.
Madde 17
Hakların kötüye kullanımının yasaklanması
Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.
Madde 18
Hakların kısıtlanmasının sınırları
Bu Sözleşme’nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.
BÖLÜM II
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
Madde 19 Mahkeme’nin kuruluşu
Bu Sözleşme ve protokollerine, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ca kabul edilen yükümlülüklere uyulmasını sağlamak için, aşağıda “Mahkeme” olarak anılacak bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulur. Mahkeme devamlı görev yapar.
Madde 20
Yargıç sayısı
Mahkeme, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın sayısına eşit sayıda yargıçtan oluşur.
Madde 21
Görev için aranan koşullar
1. Yargıçlar üstün ahlaki vasıflara ve yüksek bir hukuki göreve atanmak için gerekli niteliklere sahip veya ehliyetleriyle tanınmış hukukçu olmalıdırlar. 2. Yargıçlar Mahkeme’ye kendi adlarına katılırlar. 3. Yargıçlar görev süreleri içinde bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve daimi görevin gerekleri ile bağdaşmayan herhangi bir görev üstlenemezler; bu fıkranın uygulanmasından doğan sorunlar Mahkeme tarafından karara bağlanır.
Madde 22
Yargıçların seçimi
1. Yargıçlar, her Yüksek Sözleşmeci Taraf için, o Yüksek Sözleşmeci Taraf tarafından gösterilen ve üç aday içeren bir liste üzerinden Parlamenterler Meclisi tarafından oy çokluğu ile seçilirler. 2. Yeni Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın bu Sözleşme’ye katılmaları halinde Mahkeme’yi tamamlamak ve boşalan üyelikleri doldurmak için aynı usul izlenir.
Madde 23
Görev süreleri
1. Yargıçlar altı yıl için seçilirler. Tekrar seçilmeleri mümkündür. Bununla beraber ilk seçilen yargıçlardan yarısının görev süresi üç yılın sonunda sona erecektir. 2. İlk üç yıllık sürenin sonunda görevleri sona erecek olan üyeler, ilk seçimlerin yapılmasından hemen sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından kura çekmek süretiyle saptanır. 3. Yargıçların imkan ölçüsünde yarısının her üç yılda bir yenilenmesini sağlamak için, Parlamenterler Meclisi bir sonraki seçime geçmeden önce seçilecek yargıçlardan bir veya birkaçının görev süresinin veya sürelerinin üç yıldan az veya dokuz yıldan çok olmamak şartı ile, altı yıl dışında bir süre olmasına karar verebilir. 4. Birden fazla üyenin görev süresinin söz konusu olduğu durumlarda ve Parlamenterler Meclisi’nin yukardaki fıkrayı uygulaması halinde, görev sürelerinin üyelere dağılımı, Genel Sekreter’in seçimden hemen sonra yapacağı kura sonucu belirlenir. 5. Görev süresi bitmemiş bir yargıcın yerine seçilen yargıç, selefinin görev süresini tamamlar. 6. Yargıçların görev süreleri 70 yaşında sona erer. 7. Yargıçlar, yerlerine başkası seçilinceye kadar görev yaparlar. Yerlerine başkası seçildikten sonra da kendilerine havale edilmiş olan davalara bakmaya devam ederler.
Madde 24
Görevden alınma
Bir yargıç ancak, diğer yargıçlar tarafından, artık gerekli koşulları taşımadığına ilişkin üçte iki çoğunluk ile alınacak kararla görevden alınabilir.
Madde 25
Yazı İşleri ve hukukçular
Mahkeme’de, görev ve kuruluşu Mahkeme içtüzüğünde belirlenen bir Yazı İşleri Müdürlüğü bulunur. Mahkeme’ye yazı işlerinde görevli hukukçular yardım eder.
Madde 26
Mahkeme’nin Genel Kurul halinde toplanması
Genel Kurul halinde toplanan Mahkeme, a) üç yıllık bir süre için başkanını ve bir veya iki başkan yardımcısını seçer, bu kişilerin tekrar seçilmeleri mümkündür; b) belirli süreler için Daire’ler kurar; c) Mahkeme, Daire başkanlarını seçer, bu kişilerin tekrar seçilmeleri mümkündür; d) Mahkeme içtüzüğünü kabul eder; e) Yazı İşleri Müdürü’nü ve bir veya birden fazla müdür yardımcısını seçer.
Madde 27
Komiteler, Daire’ler ve Büyük Daire
1. Mahkeme, önüne gelen başvuruları incelemek üzere üç yargıçlı komiteler, yedi yargıçlı Daire’ler ve onyedi yargıçlı bir Büyük Daire şeklinde toplanır. Mahkeme’nin Daire’leri belirli bir süre için komiteleri oluşturur. 2. Başvuruya konu olan Taraf Devlet adına seçilmiş yargıç, Daire ve Büyük Daire’de vazifeten yer alır; bu yargıcın yokluğunda veya katılması mümkün olmayan durumlarda, anılan devletin belirleyeceği bir kişi yargıç sıfatıyla Daire ve Büyük Daire’de yer alır. 3. Büyük Daire ayrıca Mahkeme başkanı, başkan yardımcıları, Daire başkanları ve Mahkeme içtüzüğüne göre seçilecek diğer yargıçlardan oluşur. 43. madde uyarınca Büyük Daire’ye sevk edilen başvuruların incelenmesi sırasında, Daire başkanı ve başvuruda konu edilen devletin yargıcı dışında, bu kararı veren Daire yargıçları Büyük Daire’de yer alamazlar.
Madde 28
Komitelerin kabul edilemezlik kararları
Bir Komite, 34. madde uyarınca yapılan kişisel başvurunun daha fazla incelemeyi gerektirmediği hallerde, oybirliği ile kabul edilemezliğine veya kayıttan düşürülmesine karar verebilir. Bu karar kesindir.
Madde 29
Daire’lerin kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararları
1. 28. madde çerçevesinde karar verilmediği takdirde, bir Daire, 34. Madde uyarınca yapılan kişisel başvuruların kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir. 2. Bir Daire, 33. madde uyarınca yapılan devlet başvurularının kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir. 3. Mahkeme, istisnai hallerde aldığı aksine kararlar hariç, kabul edilebilirlik konusundaki kararları ayrı olarak alır.
Madde 30
Yargılamanın Büyük Daire’ye gönderilmesi
Daire önünde görülen dava, işbu Sözleşme’nin ve protokollerinin yorumu konusunda ciddi sorunlar doğuruyorsa ya da sorunun çözümü Mahkeme tarafından önceden verilmiş bir karar ile çelişme ihtimali taşıyorsa, Daire, hüküm vermediği süre içerisinde ve taraflar itiraz etmedikçe, yargı yetkisinden Büyük Daire lehine vazgeçebilir.
Madde 31
Büyük Daire’nin yetkileri
Büyük Daire, 1. Daireler tarafından 30. madde uyarınca kendisine gönderilen veya 43. madde uyarınca önüne gelen ya da 33. veya 34. maddeler uyarınca yapılan başvuruları ve, 2. 47. maddede öngörülen görüş bildirme taleplerini inceler.
Madde 32
Mahkeme’nin yargı yetkisi
1. Mahkeme’nin yargı yetkisi, 33., 34. ve 37. maddeler uyarınca kendisine intikal eden, işbu Sözleşme’nin ve protokollerinin yorumu ve uygulamasına ilişkin tüm konuları kapsar. 2. Mahkeme’nin yargı yetkisinin olup olmadığı hakkında ihtilaf durumunda, karar Mahkeme’ye aittir.
Madde 33
Devlet başvuruları
Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, işbu Sözleşme ve protokolleri hükümlerine vâki ve kendisinin diğer Yüksek Sözleşmeci Taraf’a isnat edilebileceğine kanaat getirdiği herhangi bir ihlalden dolayı Mahkeme’ye başvurabilir.
Madde 34
Kişisel başvurular
İşbu Sözleşme ve protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.
Madde 35
Kabul edilebilirlik koşulları
1. Uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen prensiplerine göre, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin karardan itibaren altı aylık süre içinde Mahkeme’ye başvurulabilir.
2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu aşağıdaki hallerde kabul etmez:
a) Başvuru imzasız ise veya; b) Başvuru Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine sunulmuş başka bir başvurunun konusuyla esas itibariyle aynı ise ve yeni olaylar içermiyorsa.
3. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu işbu Sözleşme ve protokolleri hükümleri dışında kalmış, açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının suistimali mahiyetinde telakki ettiği takdirde, kabul edilemez bulur.
4. Mahkeme işbu maddeye göre kabul edilemez bulduğu her başvuruyu reddeder. Yargılamanın her aşamasında bu karar verilebilir.
Madde 36
Üçüncü tarafın müdahalesi
1. Daire ve Büyük Daire önündeki tüm davalarda, vatandaşlarından birinin başvuran taraf olması halinde, Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yazılı görüş sunma ve duruşmalarda bulunma hakkı vardır. 2. Mahkeme başkanı, adaletin sağlanabilmesi amacıyla, yargılamada taraf olmayan herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ı ya da başvurucu dışında ilgili herhangi bir kişiyi yazılı görüş sunmaya veya duruşmalarda taraf olmaya davet edebilir.
Madde 37
Başvurunun kayıttan düşmesi
1. Yargılamanın herhangi bir aşamasında, Mahkeme, aşağıdaki sonuçlara varılması halinde başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir:
a) Başvuru sahibi başvurusunu takip etme niyetinde değilse veya b) Sorun çözümlenmişse veya c) Başka herhangi bir nedenden ötürü, başvurunun incelenmesine devam edilmesi hususunda artık haklı bir gerekçe görmezse. Ancak işbu Sözleşme ve protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygı esası gerekiyorsa, Mahkeme başvurunun incelemesine devam eder.
2. Mahkeme, koşulların haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun yeniden kayda alınmasını kararlaştırabilir.
Madde 38
Davanın incelenmesi ve dostane çözüm süreci
1. Mahkeme, kendisine gelen başvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,
a) olayları saptamak amacıyla tarafların temsilcileriyle birlikte başvuruyu incelemeye devam eder ve gerekirse, ilgili devletlerin, etkin olarak yürütülmesi için gerekli tüm kolaylıkları sağlayacakları bir soruşturma yapar; b) işbu Sözleşme ve protokollerinde tanımlanan şekliyle insan haklarına saygı esasından hareketle, davanın dostane bir çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili taraflara hizmet sunmaya hazır olacaktır.
2. 1.b hükümlerine göre yürütülen usul gizlidir.
Madde 39
Dostane çözüme varılması
Dostane çözüme varılırsa, Mahkeme olaylarla ve varılan çözümle sınırlı kısa bir açıklamayı içeren bir karar vererek başvuruyu kayıttan düşürür.
Madde 40
Duruşmaların kamuya açık olması ve belgelere ulaşabilme
1. Mahkeme istisnai durumlarda aksini kararlaştırmadıkça, duruşmalar kamuya açıktır. 2. Mahkeme başkanı aksine karar vermedikçe, Yazı İşleri Müdürü’ne emanet edilen belgeler kamuya açıktır.
Madde 41
Hakkaniyete uygun tatmin
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.
1. Bir Daire kararının verildiği tarihten itibaren üç ay içinde ve istisnai durumlarda, dava taraflarından her biri davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini isteyebilir. 2. Büyük Daire bünyesinde beş yargıçtan oluşan bir kurul, dava, Sözleşme ve protokollerinin yorumuna ya da uygulanmasına ilişkin ciddi bir sorun doğuruyorsa ya da genel nitelikli ciddi bir konu teşkil ediyorsa, istemi kabul eder. 3. Kurul istemi kabul ederse, Büyük Daire bir hüküm ile davayı sonuçlandırır.
Madde 44
Kesin hükümler
1. Büyük Daire’nin kararı kesindir.
2. Bir Daire’nin kararı aşağıdaki durumlarda kesinleşir: a) Taraflar davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini istemediklerini beyan ederlerse, veya b) Karardan itibaren üç ay içinde davanın Büyük Daire’ye gönderilmesi istenmezse, veya c) Kurul 43. maddede öngörülen istemi reddederse.
3. Kesin karar yayınlanır.
Madde 45
Hükümlerin ve kararların gerekçeli olması
1. Hükümler ve başvuruların kabul edilebilirliğine veya kabul edilemezliğine ilişkin kararlar gerekçelidir. 2. Hüküm, tamamen veya kısmen yargıçların oybirliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtme hakkına sahiptir.
Madde 46
Kararların bağlayıcılığı ve uygulanması
1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. 2. Mahkeme’nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.
Madde 47
Görüş bildirme
1. Mahkeme, Bakanlar Komitesi’nin istemi üzerine, Sözleşme ve protokollerinin yorumlanması ile ilgili hukuki meseleler üzerinde görüş bildirebilir. 2. Ancak bu görüşler, ne Sözleşme’nin 1. bölümünde ve protokollerinde belirlenen hak ve özgürlüklerin içeriği veya kapsamı ile ilgili sorunlara, ne de Mahkeme veya Bakanlar Komitesi’nin Sözleşme’de öngörülen bir başvuru sonucunda karara bağlamak durumunda kalabileceği diğer sorunlara ilişkin olabilir. 3. Bakanlar Komitesi’nin Mahkeme’den görüş isteme kararı, Komite’ye katılma hakkına sahip temsilcilerin oy çoğunluğuyla alınır.
Madde 48
Mahkeme’nin görüş bildirme yetkisi
Bakanlar Komitesi’nden gelen görüş talebinin, 47. Maddede tanımlandığı biçimiyle Mahkeme’nin yetki alanına girip girmediğini Mahkeme kararlaştırır.
Madde 49
Bildirilen görüşün gerekçeli olması
1. Mahkeme’nin verdiği görüş gerekçelidir. 2. Görüş, tamamen veya kısmen yargıçların oy birliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtme hakkına sahiptir. 3. Mahkeme’nin verdiği görüş Bakanlar Komitesi’ne bildirilir.
Madde 50
Mahkeme’nin masrafları
Mahkeme’nin masrafları, Avrupa Konseyi tarafından karşılanır.
Madde 51
Yargıçların ayrıcalık ve dokunulmazlıkları
Yargıçlar vazifelerinin ifasında Avrupa Konseyi Statüsü’nün 40. maddesinde ve bu madde uyarınca akdedilen anlaşmalarda öngörülen ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.
BÖLÜM III ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
Madde 52
Genel Sekreter tarafından yapılan incelemeler
Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin istemesi üzerine, bu Sözleşme’nin bütün hükümlerinin fiilen uygulanmasının kendi iç hukukunca nasıl sağlandığı konusunda açıklamalarda bulunur.
Madde 53
Tanınan insan haklarının korunması
Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşme’ye göre tanınabilecek insan haklarını ve temel özgürlükleri sınırlayamaz veya onlara aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz.
Madde 54
Bakanlar Komitesi’nin yetkileri
Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, Avrupa Konseyi Statüsü’nün Bakanlar Komitesi’ne tanıdığı yetkileri olumsuz yönde etkilemez.
Madde 55
Diğer çözüm yollarının dışlanması
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Sözleşme’nin yorum veya uygulamasından doğan bir anlaşmazlığı, başvuru yoluyla bu Sözleşme’de öngörülenlerin dışında bir çözüme bağlamak hususunda aralarında mevcut anlaşma, sözleşme veya bildirilerden, özel uzlaşma halleri dışında yararlanmaktan karşılıklı olarak vazgeçmeyi kabul ederler.
Madde 56
Ülkesel uygulama
1.Her devlet, onaylama sırasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir bildirimle bu Sözleşme’nin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu bulunduğu bütün ülkelere veya bunlardan herhangi birine, işbu maddenin 4. fıkrası saklı kalmak kaydıyla, uygulanacağını beyan edebilir. 2. Sözleşme, bildirimde belirtilen ülke veya ülkelerde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin bu bildirimi aldığı tarihten itibaren otuz gün sonra uygulamaya konur. 3. Bu Sözleşme’nin hükümleri sözü geçen ülkelerde yerel şartlar dikkate alınarak uygulanır. 4. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca bildirimde bulunmuş olan her devlet, sonradan herhangi bir zamanda, bildiriminde belirtmiş olduğu ülke veya ülkelerdeki gerçek kişilerin, hükümet dışı kuruluşların veya kişi gruplarının başvuruları konusunda bu Sözleşme’nin 34. Maddesine uygun olarak Mahkeme’nin yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.
Madde 57
Çekinceler
1. Bu Sözleşme’nin imzası ve onaylama belgesinin sunulması sırasında her devlet, Sözleşme’nin belirli bir hükmü hakkında, o sırada kendi ülkesinde yürürlükte olan bir yasa bu hükme uygun olmadığı ölçüde, bir çekince kaydı koyabilir. Bu madde genel nitelikte çekinceler konmasına izin vermez. 2. Bu maddeye uygun olarak konulacak her çekince, sözü edilen yasanın kısa bir açıklamasını içerir.
Madde 58
Feshi ihbar
1. Bir Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşme’yi ancak Sözleşme’ye taraf olduğu tarihten itibaren geçecek beş yıllık bir süre sonunda ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne altı ay önceden haber verilecek bir ihbarla feshedebilir. Genel Sekreter bunu, diğer Yüksek Sözleşmeci Taraflar’a bildirir. 2. Bu fesih işlemi, feshin geçerli sayıldığı tarihten önce işlenmiş ve yükümlülüklerin ihlali niteliğinde sayılabilecek olan bir fiil dolayısıyla, ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerinden kurtulması sonucunu doğurmaz. 3. Aynı şartlarla, Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşme’ye de taraf olmaktan çıkar. 4. Sözleşme, 56. madde gereğince uygulanacağı beyan edilmiş olan ülkelerle ilgili olarak, yukarıdaki fıkraların hükümleri uyarınca feshedilebilir.
Madde 59
İmza ve onay
1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzalarına açıktır. Sözleşme onaylanacaktır. Onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecektir. 2. Bu Sözleşme, on onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir. 3. Sözleşme’yi daha sonra onaylayacak olan imzacılar için Sözleşme, onaylama belgesinin verilmesinden itibaren yürürlüğe girecektir. 4. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Sözleşme’nin yürürlüğe girdiğini, Sözleşme’yi onaylayan Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın adlarını ve daha sonra gelecek olan onaylama belgelerinin verilişini bütün Avrupa Konseyi üyelerine bildirecektir.
Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 4 Kasım 1950’de Roma’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol Paris, 20 Mart 1952
Bu Protokol’ü imzalayan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler, Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imza edilmiş bulunan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) birinci bölümünde belirtilenler dışında bazı hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Mülkiyetin korunması
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
Madde 2
Eğitim hakkı
Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.
Madde 3
Serbest seçim hakkı
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.
Madde 4
Ülkesel uygulama
Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Protokol’ün imzası veya onaylanması sırasında ya da daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ve sözü geçen bildirimde belirttiği ülkelerde bu Protokol hükümlerinin ne ölçüde uygulanacağını taahhüt ettiğini açıklayabilir.
Yukarıdaki fıkra uyarınca bir bildirimde bulunmuş olan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, zaman zaman yapacağı yeni bildirimlerle daha önceki beyanlarının koşullarını değiştirebilir veya bu Protokol hükümlerinin bu tür herhangi bir ülkede uygulanmasına son verildiğini bildirebilir.
Bu madde uyarınca yapılmış olan bir bildirim, Sözleşme’nin 56. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak yapılmış sayılır.
Madde 5
Sözleşme ile bağlantı
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Protokol’ün 1, 2, 3 ve 4. Maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.
Madde 6 İmza ve onay
Bu Protokol, Sözleşme’yi imza eden Avrupa Konseyi Üyeleri’nin imzalarına açıktır. Bu Protokol, Sözleşme ile birlikte veya ondan sonra onaylanacaktır. Protokol on onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir. Daha sonra onaylayan imzacı devletler bakımından Protokol, onaylama belgesinin verildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer.
Onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecek, o da onaylayan devletlerin adlarını bütün üyelerine bildirecektir.
Bu Protokol, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 20 Mart 1952’de Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile bu Sözleşme’ye ek birinci Protokol’de tanınmış bulunan haklardan ve özgürlüklerden başka haklar ve özgürlükler tanıyan Protokol No. 4 Strasburg, 16.IX.1963
Bu Protokol’ü imzalayan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler, Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imza edilmiş bulunan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) birinci bölümünde ve 20 Mart 1952 tarihinde Paris’te imzalanmış olan Sözleşme’ye Ek Birinci Protokol’ün 1, 2 ve 3. maddelerinde tanınmış bulunanlardan başka bazı hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Borçtan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılma yasağı
Hiç kimse, yalnızca akdî ilişkiden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
Madde 2
Serbest dolaşım özgürlüğü
1. Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak bulunan herkes, orada serbetçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına sahiptir.
2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.
3. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.
4. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde, yasayla konmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiği sınırlamalara tabi tutulabilir.
Madde 3
Vatandaşların sınır dışı edilmeleri yasağı
1. Hiç kimse, tek başına ya da toplu olarak, uyruğu bulunduğu devletin ülkesinden sınır dışı edilemez.
2. Hiç kimse, uyruğunda bulunduğu devletin ülkesine girme hakkından yoksun bırakılamaz.
Madde 4
Yabancıların topluca sınır dışı edilmeleri yasağı
Yabancıların toplu olarak sınır dışı edilmesi yasaktır.
Madde 5
Ülkesel uygulama
1. Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Protokol’ün imzalanması veya onaylanması sırasında ya da daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, uluslar arası ilişkilerinden sorumlu olduğu ve sözü geçen bildirimde belirttiği ülkelerde bu Protokol hükümlerinin ne ölçüde uygulanacağını taahhüt ettiğini açıklayabilir.
2. Yukarıdaki fıkra uyarınca bir bildirimde bulunmuş olan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, zaman zaman yapacağı yeni bildirimlerle, daha önceki beyanlarının koşullarını değiştirebilir veya bu Protokol hükümlerinin bu tür herhangi bir ülkede uygulanmasına son verildiğini bildirebilir. 3. Bu madde uyarınca yapılmış olan bir bildirim, Sözleşme’nin 56. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak yapılmış sayılır.
4. Onaylama veya kabul sonucunda bu Protokol’ün uygulandığı herhangi bir devletin ülkesi ve bu madde uyarınca sözü geçen devlet tarafından yapılmış bildirime göre bu Protokol’ün uygulandığı ülkelerin her biri, 2. ve 3. maddelerde sözü edilen devlet ülkesi deyimi bakımından ayrı ayrı ülkeler olarak kabul edilir.
5 . Bu maddenin 1. ve 2. fıkraları uyarınca beyanda bulunan her devlet, sonradan her zaman bu beyanın ilgili olduğu ülke veya ülkeler lehine, Mahkeme’nin, işbu Protokol’ün 1, 2, 3 ve 4. maddelerinden herhangi birine ya da hepsine ilişkin olarak her gerçek kişiden, hükümet dışı her kuruluştan veya her kişi grubundan Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuruları alma yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.
Madde 6
Sözleşme ile bağlantı
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Protokol’ün 1’den 5’e kadar olan maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.
Madde 7
İmza ve onay
1. Bu Protokol, Sözleşme’yi imza eden Avrupa Konseyi üyelerinin imzalarına açıktır. Bu Protokol, Sözleşme ile birlikte veya ondan sonra onaylanacaktır. Protokol beş onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir. Daha sonra onaylayan imzacı devletler bakımından Protokol, onaylama belgesinin verildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer.
2. Onaylama belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecek, o da onaylayan devletlerin adlarını bütün üyelere bildirecektir.
Bu Protokol, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 20 Mart 1952’de Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
Bu Protokol, imza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 16 Eylül 1963’te Strasburg’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek, ölüm cezasının kaldırılmasına dair Protokol No. 6 Strasburg, 28.IV.1983
Roma’da 4 Kasım 1950’de imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin birçoğunda yer alan gelişmelerin ölüm cezasının kaldırılması yolunda genel bir eğilimi ifade ettiğini göz önünde bulundurarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Ölüm cezasının kaldırılması
Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.
Madde 2
Savaş zamanında ölüm cezası
Bir devlet, yasalarında savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasını öngörebilir; bu ceza ancak yasanın belirlediği hallerde ve onun hükümlerine uygun olarak uygulanabilir. İlgili devlet, söz konusu yasanın bu duruma ilişkin hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.
Madde 3
Askıya alma yasağı
Sözleşme’nin 15. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleri ihlal edilemez.
Madde 4
Çekince koyma yasağı
Sözleşme’nin 57. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz.
Madde 5
Ülkesel uygulama
1. Her devlet, imza sırasında veya onaylama, kabul ya da katılma belgesinin verilmesi sırasında, bu Protokol’ün uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirleyebilir.
2. Her devlet, daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle belirteceği başka herhangi bir ülkenin bu Protokol’ün uygulanma kapsamına alınmış olduğunu beyan edebilir. Bu ülke bakımından Protokol, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınışını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılan her bildirim, Genel Sekreter’e gönderilecek bir ihbarla, bildirimde belirtilen ülkeyle ilgili olarak geri alınabilir. Geri alma, Genel Sekreter’in ihbarı alışını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 6
Sözleşme ile bağlantı
Taraf Devletler bu Protokol’ün 1’den 5’e kadar olan maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.
Madde 7
İmza ve onay
Bu Protokol, Sözleşme’yi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalarına açıktır. Protokol, onaylama, kabul veya uygun bulmaya sunulacaktır. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet, aynı zamanda veya daha önceden Sözleşme’yi onaylamadıkça, bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun bulamaz. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilir.
Madde 8
Yürürlüğe giriş
Bu Protokol, beş Avrupa Konseyi üyesi devletin 7. madde hükümleri uyarınca Protokol’le bağlanma hususundaki rızalarını bildirdikleri tarihi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 9
Saklama işlevleri
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,
a) her imzalamayı,
b) her onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin verilişini,
c) 5 ve 8. maddeler uyarınca bu Protokol’ün her yürürlüğe giriş tarihini,
d) bu Protokol’e ilişkin başka her türlü işlem, ihbar veya bildirimi
Konsey üyesi devletlere bildirir.
Bu Protokol, İmza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 28 Nisan 1983’te Strasburg’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek 7 Numaralı Protokol Strasburg, 22.XI.1984
4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme (bundan böyle “Sözleşme” diye anılmıştır) yoluyla belirli hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak için daha ileri adımlar atmayı kararlaştıran ve burada imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi ülkeler,Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Yabancıların sınır dışı edilmelerine ilişkin usuli güvenceler
1. Bir devletin ülkesinde kurallara uygun olarak ikamet eden bir yabancı, yasaya uygun şekilde verilmiş bir kararın uygulanması dışında sınır dışı edilemez ve bu durumda bir kimse,
a) sınır dışı edilmesine karşı gerekçeler öne sürebilme,
b) durumunu yeniden inceletme,
c) yukarıdaki amaçlarla, yetkili bir merci önünde veya bu merci tarafından tayin edilecek biri ya da birileri önünde kendini temsil ettirme hakkını haiz olacaktır.
2. Sınır dışı edilmenin kamu düzeni yararı ya da ulusal güvenlik nedenleri açısından gerektiği hallerde, bir yabancı yukarıdaki 1. maddenin a, b ve c bentlerinde öngörülen haklarını kullanmadan sınır dışı edilebilir.
Madde 2
Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı
1. Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir.
Madde 3
Adli hata halinde tazminat hakkı
Bir kişinin, kesin bir kararla cezai bir suçtan mahkum edilmesi ve sonradan yeni veya yakın zamanda keşfedilmiş bir delilin kesinlikle yanlış bir adalet uygulaması olduğunu göstermesi veya kişinin affedilmesi nedeniyle cezai kararın iptal edilmesi halinde, bilinmeyen delilin açıklanmamış olmasının tamamen veya kısmen o kişiye atfedildiğinin ispatlandığı haller dışında, böyle bir mahkumiyet sonucunda cezaya maruz kalan kişi, ilgili devletin yasası ve uygulamasına göre tazmin edilecektir.
Madde 4 Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı
1. Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez.
2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, yeni veya yakın zamanda ortaya çıkarılan delillerin veya önceki muamelelerde davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı durumunda, ilgili devletin ceza yargılaması usulü ve yasasına uygun olarak davanın yeniden açılmasını engellemez.
3. Sözleşme’nin 15. maddesi çerçevesinde bu madde ile derpiş olunan yükümlülüklere aykırı hiçbir tedbir alınamaz.
Madde 5 Eşler arasında eşitlik
Eşler evlilikte, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda, kendi aralarında ve çocukları ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan eşit şekilde yararlanırlar. Bu madde devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarını engellemez.
Madde 6
Ülkesel uygulama
1. Her devlet imzalama veya onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesi sırasında bu Protokol’ün uygulanacağı toprak ya da toprakları belirtir ve bu toprak veya topraklara uygulayacağı işbu Protokol hükümlerini ne ölçüde yükümlendiğini ifade eder.
2. Her devlet daha sonraki herhangi bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben yapacağı bir beyanla, bu Protokol’ün uygulanmasını, beyanda belirtilen herhangi diğer bir toprağa da genişletebilir. Bu durumdaki bir toprak bakımından, Protokol, Genel Sekreter’in böyle bir beyanı teslim aldığı tarihten itibaren iki aylık bir sürenin bitişini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılan herhangi bir beyan, böyle bir beyanda belirtilen toprak açısından, Genel Sekreter’e hitaben yapılan bir bildirim ile geri alınabilir veya değiştirilebilir. Geri alma veya değiştirme, bildirimin Genel Sekreter’e tesliminden sonraki iki aylık sürenin bitimini izleyen ay başında yürürlüğe girer.
4. Bu madde uyarınca yapılan beyan, Sözleşme’nin 56. maddesinin 1. fıkrası uygun olarak yapılmış sayılır.
5. Onaylama, kabul ya da uygun bulma işlemi sonucu bu Protokol’ün uygulanacağı herhangi bir devlet toprağı ve bu madde uyarınca o devlet tarafından yapılan beyana binaen bu Protokol’ün uygulanacağı topraklardan her biri, 1. maddede atıfta bulunulan anlamıyla bir devletin ülkesinden ayrı topraklar olarak mütalaa edilebilir.
6. Bu maddenin 1. ve 2. fıkraları uyarınca beyanda bulunan her devlet, sonradan her zaman bu beyanın ilgili olduğu ülke veya ülkeler lehine, Mahkeme’nin, işbu Protokol’ün 1’den 5’e kadar olan maddelerinden herhangi birine ya da hepsine ilişkin olarak her gerçek kişiden, hükümet dışı her kuruluştan veya her kişi grubundan Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuruları alma yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.
Madde 7
Sözleşme ile bağlantı
Taraf devletler, bu Protokol’ün 1’den 6’ya kadar olan maddelerini Sözleşme’nin ek maddeleri olarak değerlendireceklerdir ve Sözleşme’nin tüm hükümleri buna göre uygulanacaktır.
Madde 8
İmza ve onay
Bu Protokol, Sözleşme’yi imza eden Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imzasına açıktır. Bu Protokol onaylama, kabul ya da uygun bulma ile yürürlüğe girecektir. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet aynı anda ya da daha önceden Sözleşme’yi onaylamadan bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez ya da uygun bulamaz. Onay, kabul ya da uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
Madde 9
Yürürlüğe giriş
1. Bu Protokol, Avrupa Konseyi üyesi yedi devletin 8. madde hükümlerine uygun bir şekilde bu Protokol’e bağlı kalacaklarını ifade ettikleri tarihten itibaren iki aylık bir sürenin bitişini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
2. Herhangi bir üye devletin sonradan bu Protokol’e katılması durumunda, Protokol, o devlet açısından onaylama, kabul ya da uygun bulma belgesinin tevdi edildiği tarihten itibaren iki aylık bir sürenin bitişini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 10
Saklama işlevleri
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,
a) her imzalamayı,
b) onay, kabul veya uygun bir şekilde bu Protokol’ün yürürlülük kazanacağı her tarihi,
c) 6. ve 9. maddelere uygun bir şekilde bu Protokol’ün yürürlülüğe gireceği her tarihi,
d) bu Protokol ile ilgili her türlü başka işlemi, bildirimi ya da beyanı,
Konsey üyesi devletlere bildirir.
Bu Protokol,
İmza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 22 Kasım 1984’te Strasburg’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek 12 Numaralı Protokol Roma, 4.XI.2000
Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,Tüm insanların hukuk ön& uum ;nde eşit oldukları ve hukuk tarafından eşit derecede korunma hakkına sahip oldukları temel ilkesinden hareketle;
Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanmış olan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (aşağıda “Sözleşme” olarak anılacaktır.) çerçevesinde, ayrımcılığın genel olarak yasaklanmasının topluca uygulanması yoluyla herkesin eşit olduğunun vurgulanması için gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak;
Ayrımcılık yapılmaması ilkesinin, Taraf Devletleri, tam ve etkin bir eşitlik sağlamak amacıyla objektif ve makul gerekçelere dayanan tedbirler almaktan al koymadığını vurgulayarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Ayrımcılığın genel olarak yasaklanması
1. Hukuken temin edilmiş olan tüm haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, ulusal ve sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi bir diğer statü bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.
2. Hiç kimse, 1. paragrafta belirtildiği şekilde hiçbir gerekçeyle, hiçbir kamu makamı tarafından ayrımcılığa maruz bırakılamaz.
Madde 2
Ülkesel uygulama
1. Her Devlet imzalama veya onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesi sırasında bu Protokol’ün uygulanacağı toprak ya da toprakları belirtir.
2. Her Devlet daha sonraki herhangi bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben bulunacağı bir beyanla, bu Protokol’ün uygulanmasını, işbu beyanda belirtilen diğer bir toprağa genişletebilir. Bu durumda, Protokol, Genel Sekreter’in böyle bir beyanı teslim aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü belirtilen toprak bakımından yürürlüğe girer.
3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca bulunulan herhangi bir beyan, böyle bir beyanda belirtilen toprak açısından, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben yapılan bir bildirim ile geri alınabilir veya değiştirilebilir. Geri alma ve değiştirme, Genel Sekreter’in bu bildirimi teslim aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
4. Bu madde uyarınca bulunulan bir beyan, Sözleşme’nin 56. Maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak gerçekleştirilmiş sayılır.
5. Bu Madde’nin 1. veya 2. fıkraları uyarınca beyanda bulunan her Devlet, daha sonraki herhangi bir tarihte, bu beyanda belirtilen ülke veya ülkelerle ilgili olarak, Mahkeme’nin, her gerçek kişiden, sivil toplum kuruluşundan veya her kişi grubundan Sözleşme’nin 34. Maddesine göre ve işbu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başvuruları alma yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.
İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek, ölüm cezasının her durumda kaldırılmasına dair 13 Numaralı Protokol Vilnius, 3.V.2002
Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,
Demokratik bir toplumda herkesin yaşama hakkının temel bir değer olduğu ve ölüm cezasının kaldırılmasının bu hakkın korunmasında ve tüm insanların sahip olduğu onurun tanınmasında büyük önem taşıdığı inancıyla;
Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (aşağıda “Sözleşme” olarak anılacaktır.) teminat altına aldığı yaş ma hakkının korunmasını pekiştirmek dileğiyle;
Strazburg’da 28 Nisan 1983 tarihinde imzalanan Sözleşme’ye Ek, Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair 6 Numaralı Protokol’ün savaş ya da yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için verilen ölüm cezalarını Sözleşme dışı tuttuğunu göz önünde bulundurarak;
Ölüm cezasını her tür durumda kaldırmak için son adımı atmaya karar vererek,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Ölüm cezasının kaldırılması
Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.
Madde 2
Askıya alma yasağı
Sözleşme’nin 15. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleri askıya alınamaz.
Madde 3
Çekince koyma yasağı
Sözleşme’nin 57. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz.
Madde 4
Ülkesel uygulama
1. Her devlet, imza sırasında veya onaylama, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesi sırasında, bu Protokol’ün uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirleyebilir.
2. Her devlet, daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle belirteceği başka herhangi bir ülkenin bu Protokol’ün uygulanma kapsamına alınmış olduğunu beyan edebilir. Bu ülke bakımından Protokol, bildirimin Genel Sekreter tarafından teslim alınışından sonra üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılan her bildirim, Genel Sekreter’e gönderilecek bir ihbarla, bildirimde belirtilen ülkeyle ilgili olarak geri çekilebilir ya da değiştirilebilir. Geri çekme ya da değiştirme, ihbarın Genel Sekreter tarafından teslim alınışından sonra üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 5
Sözleşme ile bağlantı
Taraf Devletler bu Protokol’ün 1’den 4’e kadar olan maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.
Madde 6
İmza ve onay
Bu Protokol, Sözleşme’yi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalarına açıktır. Protokol, onaylama, kabul veya uygun bulmaya sunulacaktır. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet, aynı zamanda veya daha önceden Sözleşme’yi onaylamadıkça, bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun bulamaz. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilir.
Madde 7
Yürürlüğe giriş
1. Bu Protokol, on Avrupa Konseyi üyesi devletin 6. madde hükümleri uyarınca Protokol’ün bağlayıcı olması hususundaki rızalarını bildirdikleri tarihten itibaren üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
2. Bu Protokol’le bağlanma hususundaki rızalarını daha sonra bildiren üye Devletler için Protokol, onay, kabul ya da uygun bulma belgesini teslim ettikleri tarihten itibaren üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 8
Saklama işlevleri
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,
a) her imzalamayı,
b) her onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin verilişini,
c) bu Protokol’ün 4. ve 7. maddeler uyarınca her yürürlüğe giriş tarihini,
d) bu Protokol’e ilişkin başka her türlü işlem, ihbar veya bildirimi
Konsey üyesi devletlere bildirir.
Bu Protokol,
İmza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 3 Mayıs 2002 tarihinde Vilnius’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bu Protokol’ün tasdikli örneklerini imza eden bütün Avrupa Konseyi üyesi Devletlere gönderecektir.
Halil Bey’in Danıştay Başkanlığı(Şuray-ı Devlet) görevi sona erdi. İbrahim Bey Danıştay Başkanlığına getirildi ve 3 Mayıs 1916-22 Ocak 1917 tarihleri arasında görev yaptı.
1916
İrlandalı cumhuriyetçilerin Büyük Britanya yönetimine karşı 24 Nisan 1916 tarihinde Dublin’de başlattığı başarısız Paskalya Ayaklanmasının liderleri; Éamonn Ceannt, Thomas James Clark, James Connolly, Thomas MacDonagh, Patrick Pearse, Joseph Mary Plunkett, Sean MacDiarmada, Roger Kanat, Con Colbert, Edward Daly, Sean Heuston, John MacGelin, Michael Mallin, Michael O’Hanrahan ve William Pearse idam edildi. Ayaklanmada yaklaşık 2.000 kişi ölmüştü.
1919
Amerikalı folk müzik şarkıcısı besteci ve sivil aktivist Peter Seeger doğdu. (Ölümü: 27 Ocak 2014) ABD’de 1950’lerde baş gösteren Cadı Avı döneminde kara listeye alınan isimlerdendi.
1920
Ankara’da ilk Bakanlar Kurulu olan İcra Vekilleri Heyeti kuruldu. İlk toplantı Mustafa Kemal başkanlığında yapıldı.
1920
Celâlettin Arif Bey, Ankara’da ilk Bakanlar Kurulu olan İcra Vekilleri Heyetinde, 3 Mayıs 1920’de, ilk adalet bakanı oldu. Mustafa Kemal’in 110 oyuna karşılık 109 oy alarak TBMM ikinci başkanlığına getirilmişti. Millî Mücadele’ye katıldığı için Dîvân-ı Harb tarafından gıyabında ölüm kararı verildi.
1922
Hukukçu ve Yunanistan eski Başbakanı Dimitrios Gunaris‘in 26 Mart 1921’de başlayan görevi 3 Mayıs 1922 tarihinde sona erdi..Gunaris, 5 Ocak 1867’de dünyaya geldi ve hukuk eğitimi alarak avukatlık yaptı. Politikaya atıldı. Venizelos’un rakibi idi. Halk Partisi’nin lideri olarak 25 Şubat-10 Ağustos 1915 ve 26 Mart 1921-3 Mayıs 1922 arasında Yunanistan Başbakanlığı yaptı. Altılar Davası olarak bilinen ve Askeri Ceza Mahkemesi sıfatı taşıyana mahkemedeki yargılama sonrasında, ‘Küçük Asya Felaketi’nin faili olarak diğerleri ile birlikte idama mahkûm edildi. Duruşmalardan hemen sonra, bir aşağılanma şekli olarak sandalyeye ters oturtulmuş şekilde, 15 Kasım 1992’de, sırtından kurşuna dizilerek infaz edildi.
Dimitrios Gunaris
1935
3 Mayıs 1935 tarihinde Türkiye’nin ilk uçuş okulu olan Türkkuşu kuruldu.
1949
Fransız yargıç Alain Lacabarats dünyaya geldi. 1975 yılında yargı teşkilatına katıldı. İş hukuku uzmanı olarak çalıştı. Yargıtay’da danışman ve Paris Temyiz Mahkemesi’nde daire başkanı olarak görev yaptı. 2004 yılında Yargıtay Danışmanı olarak atanmıştır. Daha sonra Mahkeme’nin Üçüncü Hukuk Dairesi’nin ve ardından Sosyal Daire’nin başkanlığını devraldı. Aynı zamanda Yüksek Yargı Kurulu üyeliğinde bulundu. Yargıtay Dairesi onursal başkanı olarak seçildi. Paris XIII Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verdi. Ocak 2004-Aralık 2005 tarihleri arasında Avrupa Yargıçlar Danışma Kurulu (CCJE) başkanlığı yaptı, Ocak 2007 tarihi itibarıyla CCJE Yönetim Kurulu üyesi oldu. 2015-2019 dönemi için Yüksek Yargı Kurulu üyeliğine seçildi. 2019 yılına dek Avrupa Yargı Kurulları Ağı yönetiminde yer aldı.
Yargıç Alain Lacabarats
1950
Ali Naci Karacan’ın kurduğu, Milliyet gazetesi yayın hayatına başladı.
1954
Hukukçu, Anayasa Mahkemesi Üyesi ve önceki Başkan Vekili Serruh Kaleli doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1996-1998 yıllarında Ankara Barosu Yönetim Kurulu Sayman Üyeliği, 2000-2004 yılları arasında iki dönem Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu ve Sayman Üyeliği, 2001 yılında 4 yıllığına Türkiye Barolar Birliği Denetleme Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. 2004-2005 sezonu Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulu Başkan Vekilliği yaptı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 19 Temmuz 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçildi. 14 Nisan 2011 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi Başkan Vekilliği’ne seçildi ve bu görevi 14 Nisan 2015’e dek sürdürdü. 2019 tarihi itibarıyla Ziraat Bankası yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.
1968
AIESEC genel kurul toplantısında Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’e aleyhte tezahürattan yargılanan, aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu 6 genç 6’şar ay hapis ve 600’er TL para cezasına mahkum oldu.
1968
Paris Sorbonne Üniversitesi‘nde çıkan isyan, 1 aydan fazla sürdü ve Fransa’nın geneline yayıldı. Sonuçta Meclis feshedildi, pek çok sivil ve polis hayatını kaybetti.
Hindistan Cumhurbaşkanı Zakir Hüseyin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Şubat 1897) Ülkesinde bu göreve getirilen ilk Müslüman oldu ve laikliği savunduğu için bazı Müslüman çevreler tarafından ağır şekilde eleştirildi.
1969
1 Mayıs 1969’da yaşamını yitiren Yargıtay Başkanı İmran Öktem için 3 Mayıs 1969 günü Ankara Maltepe Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. Tören, yobazlar tarafından engellenmeye çalışıldı, kalabalık bir grup, cenaze namazının kılınmasını engellemeye çalıştı ve cami görevlileri, görevlerini yerine getirmedi. Olay, tarihin sayfalarına kara bir leke olarak geçti ve ikinci 31 Mart Vakası olarak anıldı.
1969
33 demokratik kitle örgütü Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in koordinatörlüğünde 4-10 Mayıs tarihleri arasında “İşsizlik ve Pahalılığa Karşı Genel Direniş Haftası” düzenledi. Eyleme, İstanbul Barosu önceki başkanlarından Kazım Kolcuoğlu da katılmıştı.
Margaret Thatcher, İngiltere tarihinin ilk kadın Başbakanı olarak göreve geldi. Birleşik Krallık’ta en uzun süre başbakanlık görevi yapan kişi oldu. Aynı zamanda hukukçu idi.
1980
CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, 17 Nisan 1980’de Adana’da uğradığı saldırı sonrası tedavi için götürüldüğü Ankara’daki hastanede hayatını kaybetti.
1980
Feshedilen CHP’nin eski genel başkanı Bülent Ecevit hakkında, Norveç’te yayınlanan bir gazeteye demeç vererek TCK 140.maddeye ve MGK’nin 52 no’lu bildirisine aykırı davrandığı iddiasıyla 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis talebiyle yeni bir dava açıldı.
1990
Turizm merkezlerini planlama yetkisini Anakent Belediyesi’nden alarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na devreden Bakanlar Kurulu Kararı’nın yürütmesinin durdurulmasının ardından Şehir Plancıları Odası da Bakanlar Kurulu’nun düzenleme kararının iptali için Danıştay’da dava açtı.
1991
Rahmi Saltuk ile Ahmed Arif’in Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştireceği şiir-müzik gecesi İstanbul Valiliği’nce yasaklandı.
1992
Sosyalist Birlik Partisi’nin 1. Olağan Kongresi 2-3 Mayıs 1992 tarihlerinde yapıldı. Sosyalist Birlik Partisi Kapatma Kararı, 19 Temmuz 1995 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından alındı.
1994
20 Aralık 1993 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından alınan bir karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren 3 Mayıs gününün “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak kutlanmaya başlanması kararlaştırıldı. Türkiye, 2018 yılı itibariyle 180 ülke içerisinde 157’nci sırada iken 2020 yılı basın özgürlüğü endeksinde ise 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldı. RSF tarafından açıklanan verilere göre 2022 yılında Türkiye, basın özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 149. sırada yer aldı.
RSF Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada
1995
Yargıtay, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yerel mahkemenin verdiği ölüm cezalarına ilişkin hükmü bozdu ancak hapis cezalarını onayladı. Davayı, ANAP’ın çıkardığı İnfaz İndirimi Yasası kapsamına giren hükümler nedeniyle zamanaşımından düşürüldü.
1996
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, 3 Mayıs 1996 tarihinde imzaya açıldı ve 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzaladı.
1997
Çiller ailesi hakkında yolsuzluk iddialarına yer veren Flash TV’nin ekranları, yargı kararı bulunmadan Ulaştırma Bakanlığı’nın sözlü talimatıyla karartıldı.
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edildi ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girdi.
Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi’nin yayınladığı bir rapora göre, 2007 yılında 65 gazeteci öldürüldüğü açıklandı. Raporda, son 15 yılda öldürülen yaklaşık 500 gazetecinin, sadece 75’inin katillerinin bulunduğu ve dünyada gazeteciler için en tehlikeli bölgelerin Irak, Sierra Leone ve Somali olduğu belirtildi.
2011
Özgür Basın Gününde bir araya gelen ve Gazetecilere Özgürlük Kongresi’ne katılan uluslararası basın özgürlüğü örgüt temsilcileri Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
2012
Yabancılara mülk satışına olanak sağlayan ve Tapu Kanunu ve Kadastro Kanunu’nda değişiklik yapan tasarı Meclis’te kabul edilerek yasalaştı.
2013
Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri, baro başkanları ve avukatlar tutuklu avukatların serbest bırakılması için Adalet Bakanlığı’na yürüdü.
2025
TBMM Başkan vekili Sırrı Süreyya Önder tedavi görmekte olduğu hastanede yaşamını yitirdi. Önder, 1978 yılında Adıyaman Lisesinde öğrenci iken Maraş Katliamı’nı protesto ettiği için tutuklanarak ilk kez cezaevine girmişti. 2013 yılında Nevruz kutlamaları sırasında yaptığı konuşma nedeniyle 3 Aralık 2018’de 43 ay hapis cezasına çarptırılmış, 6 Aralık 2018’de Kocaeli’de cezaevine girmiş, Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesi üzerine 4 Ekim 2019’da serbest bırakılmıştı. Kobanê Davası’nda 38 kez ağırlaştırılmış müebbet istemi ile yargılanmış ve 16 Mayıs 2024’te görülen karar duruşmasında hakkında beraat kararı verilmiştir. Önder’in, HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde açılan davada 686 diğer HDP’li ile birlikte 5 yıl siyasetten men edilmesi de isteniyordu
Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1993 tarihinde New York’ta alınan 48/432 sayılı karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren kutlanmaktadır. 3 Mayıs günü, Özgür Basın Günü, Dünya Basın Günü ya da Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak bilinmektedir. Özgür basın, bir milletin vicdanıdır ve iyi yönetim sağlamanın en önemli araçlarındandır. 3 Mayıs, basın özgürlüğünün faydalarını aktarmaya yönelik bir çağrı günüdür.
Uluslararası Özgür Basın Günü’nün Çerçevesi
Basın özgürlüğünün temel ilkelerini hatırlatmak;
Dünya genelinde basın özgürlüğünün durumunu değerlendirmek;
Medyanın bağımsızlığına yönelik saldırılara karşı tedbirler geliştirmek;
Görevi başında iken hayatını kaybeden gazetecileri anmak
Özgür Basının Önemi
Bağımsız, çoğulcu ve rekabetçi basın çağdaş demokrasinin ön koşuludur.
Özgürlük ve Özgür Basın herkesi ilgilendiriyor. Bir toplum içinde yaşayan ve özgür basından yararlanan herkes basının özgürlüğüne ihtiyaç duyar.
Basın özgürlüğünün eksik olmadığı ülkeler sağlam ulus ve iyi bir yönetimi daha kolay yaratır.
Özgür basın yolsuzlukları ifşa eder, insanlara bağımsız ve rekabetçi bir yaşam sağlar.
Özgü basın, hükümetlere zengin bir politika yelpazesi sunar.
Basın özgürlüğü, hür yurttaşların adil bir ülkede yaşamasına hizmet eder.
özgür Basın, kamu otoritelerinin sorumlulukları konusunda duyarlılık yaratır ve toplumsal bilinci yükseltir.
Özgür basın Günü, 3 Mayıs 1991’de, ilan edilen ve özgür basın ilkelerini içeren Windhoek Bildirgesinin yıl dönümüdür. Bildirge, Namibya’nın Windhoek kentinde düzenlenen Bağımsız ve Çoğulcu Bir Afrika Basınını Teşvik Konferansında kabul edilmiştir.
1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘nin 19. Maddesi’nde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterme ve bu hakkı savunma görevlerini hatırlatmaktadır. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü tarafından her yıl Dünya Basın Özgürlüğü endeksi yayınlanmaktadır. RSF’nin, açıkladığı endekse göre Türkiye, 2018 yılı itibariyle 180 ülke içerisinde 157’nci sırada iken 2020 yılı basın özgürlüğü endeksinde ise 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer almıştır. 2025 yılında ise Türkiye, 159. sırada gösterilmiştir.
UNESCO ve Dünya Basın Özgürlüğü Günü
3 Mayıs, basın özgürlüğünün önemine ilişkin farkındalığı artırmak ve hükümetlere Sözleşme’de yer alan ifade özgürlüğü hakkına saygı duyma ve bu hakkı destekleme görevlerini hatırlatma günüdür. UNESCO, her yıl medya mensuplarını, basın örgütlerini ve BM’nin ilgili birimlerini bir araya getirerek basın özgürlüğünün dünya çapındaki durumunu değerlendirmek ve yaşanan zorlukları ele almak için konferanslar düzenlemekte ve Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlamaktadır. Konferanslarda her yıl yeni bir tema belirlenmekte ve bu çerçevede etkinlikler düzenlenmektedir. 2025 yılı küresel anma etkinliklerinin ana teması, “Cesur Yeni Dünyada Habercilik – Yapay Zekanın Basın Özgürlüğü ve Medya Üzerindeki Etkisi” olarak belirlenmiştir.
2025 Yılı Basın Özgürlüğü Endeksine ilişkin harita
Adil bir Küreselleşme için Sosyal Adalet Bildirgesi
97’nci Oturumu münasebetiyle Cenevre’de toplanan Uluslararası Çalışma Konferansı,
Yeni teknolojilerin ve düşünce akımlarının yaygınlaşması, mal ve hizmetlerin değişimi, sermaye ve finans hareketlerindeki artış, işletme ve bunların süreçleri ile diyalogun ululararasılaşması ile birlikte kişilerin, özellikle de çalışan kadın ve erkeklerin dolaşımı ile nitelenen mevcut küreselleşme ortamının iş hayatını etkili biçimde yeniden şekillendirdiğini göz önünde bulundurarak:
bir yandan ekonomik işbirliği ve bütünleşme süreci, yüksek oranlardaki ekonomik büyüme ve istihdam artışından yararlanmada, kırsal kesimdeki birçok yoksul kişinin modern kentsel ekonomiye katılımını kolaylaştırmada, kalkınma hedeflerini ve ürünleri geliştirmede ve yeniliği ve fikirlerin dolaşımını teşvik etmede birtakım ülkelere katkıda bulunmuş;
diğer yandan küresel ekonomik bütünleşme, birçok ülke ve sektörün gelir eşitsizliği, devam eden yüksek işsizlik ve yoksulluk oranları, dış kaynaklı şoklar karşısında ekonomilerin zayıflığı ve korumasızlığı ve istihdam ilişkisi ve bunun sağlayacağı korumalar üzerinde etkisi olan gerek korumasız iş, gerek kayıt dışı ekonominin büyümesi gibi temel sorunlarla karşı karşıya kalmasına neden olmuştur;
Evrensel bir sosyal adalet beklentisinin karşılanması, tam istihdama ulaşılması, açık toplumların ve küresel ekonominin sürdürülebilirliğinin sağlanması, sosyal uyuma erişilmesi, yoksulluk ve artan eşitsizliklerle mücadele edilmesi amacıyla herkes için iyileştirilmiş ve adil bir sonuç elde etmenin mevcut koşullarda her zamankinden çok daha gerekli hale geldiğini kabul ederek;
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sürekli değişen bir ortamda gelişmenin ve sosyal adaletin teşvik edilmesi ve gerçekleştirilmesine yardımcı olmak konusunda kilit rol oynadığına kanaat getirerek:
21’inci yüzyılda geçerliliğini koruyan ve Üyelerinin politikasına ilham vermesi gereken Filadelfiya Bildirgesini de içeren (1944) ILO Anayasasında yer alan yetkiye dayanan ve diğer amaç, hedef ve ilkelerinin arasında:
çalışmanın bir meta olmadığını ve yoksulluğun her yerde refah için bir tehlike oluşturduğunu teyit etmektedir;
ILO’nun dünya ulusları arasında tam istihdamın ve yaşam standartlarının ve asgari yaşam ücretinin yükseltilmesi ve Filadelfiya Bildirgesinde belirtilen diğer hedeflerin arasında ihtiyacı olan herkese temel bir gelir sağlanmasına yönelik sosyal güvenlik önlemlerinin arttırılması hedeflerine ulaşacak programları daha da geliştirmek gibi önemli bir yükümlülüğü olduğunu kabul etmektedir;
Temel sosyal adalet hedefi ışığında ILO’ya bütün uluslararası ekonomik ve mali politikaları inceleme ve değerlendirme sorumluluğu vermektedir; ve
Örgütün yetkisinin yerine getirilmesinde Üyelerin kabul ettikleri, Çalışmaya İlişkin Temel Haklar ve Özgürlükler ILO Bildirgesi ve İzlenmesinden de (1998) yararlanarak, örgütlenme özgürlüğünün ve toplu pazarlık hakkının etkin bir biçimde tanınması, zorla veya zorunlu çalışma biçimlerinin tümünün ve çocuk işçiliğinin etkili biçimde ortadan kaldırılması ve istihdam ve meslekte ayrımcılığın önlenmesi gibi temel hakların özel önemini bir kez daha teyit ederek;
Uluslararası toplumun:
1995 yılında Kopenhag’da gerçekleştirilmiş olan Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi’nden çıkan sonuçları;
ILO tarafından geliştirilen saygın iş kavramına yönelik küresel ve bölgesel düzeylerde tekrar tekrar ifade edilen geniş kapsamlı desteği; ve
2005 BM Dünya Zirvesinde Devlet ve Hükümet Başkanlarının ilgili ulusal ve uluslararası politikaların önde gelen hedefleri olarak herkes için tam ve verimli istihdam ve saygın iş hedeflerine ilişkin yapmış oldukları açıklamalarını göz önünde bulundurarak,
Saygın İş’i küreselleşme sorunlarına etkili bir yanıt olarak kabul etmesinden güç alarak;
Artan karşılıklı bağımlılığın, karmaşanın ve üretimin uluslararasılaştırılmasının hüküm sürdüğü bir dünyada:
özgürlük, insan onuru, sosyal adalet, güvenlik ve ayrımcılığın önlenmesi gibi temel değerlerin sürdürülebilir bir ekonomik, sosyal kalkınma ve verimlilik için esas olduğuna;
yurt içi ve yurt dışındaki sosyal diyalog mekanizması, hükümetler ile işçi ve işveren örgütleri arasındaki üçlü yapı uygulamasının çözüme ulaşmada ve sosyal uyumun ve hukukun egemenliğinin tesisinde şu an için çok daha geçerli olduğuna;
istihdam ilişkisinin öneminin işçilere yasal koruma sağlama vasıtası olarak kabul edilmesi gerektiğine;
güçlü bir sosyal ekonomi ve uygun nitelikler taşıyan canlı bir kamu sektörü ile birlikte üretken, kazançlı ve sürdürülebilir işletmelerin, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve istihdam fırsatları için son derece önemli olduğuna;
ve
ILO’nun hedeflerinin gerçekleştirilmesinde bu tür aktörlerin artan rolüne işaret eden gözden geçirilmiş Çokuluslu İşletmeler ve Sosyal Politikaya ilişkin İlkeler Üçlü Bildirgesi’nin (1977) özel bir anlamı bulunduğuna kanaat getirerek; ve
Mevcut sorunların, ILO’yu anayasal hedeflerini geliştirmek amacıyla çabalarını yoğunlaştırmaya ve bütün faaliyet yöntemlerini harekete geçirmeye çağırdığını ve sözü edilen çabaları etkili hale getirmek ve küreselleşme bağlamında ILO’nun hedeflerine ulaşmasında Üyelerinin çabalarına destek vermek amacıyla ILO’nun kapasitesini güçlendirmeyi kabul ederek Örgüt:
Saygın İş Gündemi ve ILO’nun dört stratejik hedefi doğrultusunda aralarındaki sinerjiden yararlanmak suretiyle küresel ve birleştirilmiş bir yaklaşım oluşturulmasının geliştirilmesi yönünde uyum ve işbirliği sağlamalı;
Mevcut anayasal çerçeveye ve kurallara tümüyle bağlı kalarak etkinliği ve verimliliği geliştirmek amacıyla kendi kurumsal uygulamalarını ve yönetişimin uyumlu hale getirmeli;
ILO’nun anayasal hedefleri çerçevesinde ihtiyaçlarını karşılamada ILO’yu oluşturan unsurlara katkı sağlayacak yüksek kalitede bilgi, tavsiye ve teknik programlar aracılığıyla üçlü tartışmaya dayalı ülke düzeyinde ifade ettikleri ihtiyaçların karşılanmasında ILO bileşenlerini desteklemeli ve
ILO’nun standart belirleme politikasını iş dünyası ile uyumlu hale getirmek suretiyle ILO faaliyetlerini bir köşe taşı olarak teşvik etmeli ve standartların rolünü Örgüt’ün anayasal hedeflerine ulaşmada faydalı bir yol olarak garanti altına almalıdır.
A. Hızlı değişim bağlamında, uluslararası çalışma standartları aracılığıyla ILO’nun anayasal yetkisinin uygulanması, tam ve verimli istihdamın ve saygın işin ekonomik ve sosyal politikaların merkezine yerleştirilmesi amacıyla ILO’nun ve Üyelerinin taahhütleri ve çabaları, Saygın İş Gündeminin ifade edildiği ve aşağıdaki şekilde özetlenebilecek ILO’nun aynı ölçüde önemli dört hedefine dayanması gerektiğini kabul ve beyan eder:
1. (i) -bireylerin kendi kişisel memnuniyetleri ve ortak refahları için verimli bir şekilde meşgul olmalarını sağlayacak ihtiyaç duydukları gerekli kapasite ve becerileri geliştirebilecekleri ve güncelleyebilecekleri;
-büyümenin sağlanması ve herkes için daha fazla istihdam ve gelir fırsatlarının ve beklentilerin oluşturulması amacıyla kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren bütün işletmelerin sürdürülebilir olduğu ve
-toplumların ekonomik kalkınma, iyi yaşam standartları ve sosyal gelişim hedeflerine ulaşabilecekleri sürdürülebilir kurumsal ve ekonomik bir ortam yaratmak suretiyle istihdamın geliştirilmesi;
2. (ii) -sosyal güvenlik korumasına ihtiyaç duyan herkese temel bir gelir sağlanmasına yönelik önlemleri de içeren sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi ve söz konusu kapsamın teknolojik, toplumsal, demografik ve ekonomik değişimlerin hızından kaynaklanan yeni ihtiyaç ve belirsizliklerin giderilmesi amacıyla sosyal güvenliğin herkesi kapsayacak şekilde genişletilmesini;
-sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını ve
-gelişim meyvelerinin herkese ve asgari yaşam ücretinin ve bu tür bir korumaya ihtiyaç duyan çalışan herkese adil biçimde dağıtılmasını sağlamak için tasarlanmış maaşlar ve kazançlar, çalışma saatleri ve diğer çalışma koşulları ile ilgili politikaları içeren sürdürülebilir ve ulusal koşullara uyarlanabilir sosyal koruma-sosyal güvenlik ve çalışma koruması önlemlerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi;
3. (iii) -stratejik hedefleri her ülkenin ihtiyaçlarına ve şartlarına göre uyarlamak;
-ekonomik kalkınmayı sosyal gelişmeye ve sosyal gelişmeyi ekonomik kalkınmaya dönüştürmek;
-istihdam ve saygın iş stratejileri ve programları üzerinde etkili olan uygun ulusal ve uluslararası politikalara dayanan fikir birliğine olanak sağlamak ve
-istihdam ilişkisinin kabul edilmesi, iyi endüstriyel ilişkilerin geliştirilmesi ve etkili iş teftiş sistemlerinin tesis edilmesi bakımından iş hukukunu ve kurumlarını etkili hale getirmek için sosyal diyaloğun ve üçlü yapının en uygun yöntemler olarak geliştirilmesi ve
-Özel öneme sahip temel çalışma hakları ve prensiplerine uyulması, teşvik edilmesi ve hayata geçirilmesi ve bütün stratejik hedeflere tam anlamıyla ulaşılması için gerekli olan elverişli koşulların oluşturulması,
-Dört stratejik hedefe ulaşılmasını sağlaması bakımından örgütlenme hakkının ve toplu pazarlık hakkının etkin bir şekilde tanınmasının özellikle önemli olduğunu ve
-Temel çalışma hakları ve prensiplerinin ihlaline başvurulamayacağını aksi takdirde bunun yasal bir dayanak teşkil edeceğini ve çalışma standartlarının ticareti koruyu amaçlar doğrultusunda istismar edilmemesi gerekliğinin kaydedilmesi
B. Dört stratejik hedef birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili ve karşılıklı olarak birbirini destekleyicidir. Bir hedefi destekleme noktasında yaşanan başarısızlık diğerlerine ulaşmada kaydedilen ilerlemeye zarar verir. Bu hedeflerin etkilerinin istenilen boyutlarda olmasını sağlamak için, bunları desteklemeye yönelik çabaların ILO’nun insan onuruna yakışır istihdam oluşturmaya yönelik entegre ve küresel stratejisinin parçası olması gerekmektedir. Kadın-erkek eşitliği ve ayrımcılık yapılmaması yukarıda bahsi geçen stratejik hedeflerde yer alan meseleler olarak görülmelidir.
C. Bu stratejik hedeflere nasıl ulaşacaklarını mevcut uluslararası yükümlülüklerine ve temel çalışma hakları ve prensiplerine tabi olan her bir üye diğerlerinin yanı sıra aşağıdaki hususları göz önünde bulundurarak kendileri belirler:
II.
(i) İşçileri ve işverenleri temsil eden örgütler tarafından ifade edilen önceliklerin yanı sıra ülke koşulları, şartları ve ihtiyaçlar;
(ii) Küresel ekonomi bağlamında eskisinden daha güçlü bütün ILO Üyeleri arasındaki bağlılık, dayanışma ve işbirliği ve
(iii) Uluslararası çalışma standartları ilkeleri ve hükümleri
UYGULAMA YÖNTEMİ
Konferans neticesinde küreselleşen ekonomiyle ilişkili olarak aşağıdaki hususlar daha ciddi bir şekilde göz önünde bulundurulmaktadır.
A. Bu Bildirgenin 1’inci Bölümünün uygulanması ILO’nun etkin bir biçimde Üyelerinin çabalarına destek vermesini gerektirmektedir. Bundan hareketle, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda ILO beşeri ve mali kaynaklarından en etkili biçimde istifade edebilmek için yönetim ve kapasite oluşturmayı güçlendirmeye yönelik olarak kurumsal uygulamalarını gözden geçirmeli ve uyumlaştırmalıdır.
(i) Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda Üyelerinin ihtiyaçlarının Konferansın tekerrür eden gündem maddesi çerçevesinde karşılanması amacıyla her bir stratejik hedefe ve geçmiş ILO eylemlerine ilişkin olarak daha iyi anlaşılması
-Sahip olduğu tüm eylem araçlarının koordineli olarak kullanımıyla ILO tarafından bu ihtiyaçların nasıl daha etkin bir şekilde karşılanacağının belirlenmesi;
-Bu ihtiyaçları gidermek ve uygun görüldüğü takdirde ek kaynaklar elde etmek için gerekli kaynakların belirlenmesi
-Yönetim Kuruluna ve Büroya sorumluluklarını yerine getirirken rehberlik etmek
(ii) Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda uzman önerilerini ve teknik işbirliğini güçlendirmek ve etkinleştirmek:
-Birleşmiş Milletler sistemi çerçevesinde ve uygun görüldüğü durumlarda kaliteli iş yaratma odaklı ulusal programlar yoluyla bütün stratejik hedeflere ulaşma yönünde üç parçalı bir temelde ilerleme kaydeden Üyelerin çabalarına destek vermek ve katkıda bulunmak
-Uygun olduğu yerlerde üye Devletlerin kurumsal kapasitesinin yanı sıra işçi ve işveren temsil kuruluşlarının anlamlı ve tutarlı sosyal politikanın ve sürdürülebilir kalkınmanın hayata geçmesinin kolaylaşmasına yardımcı olmak
(iv) Küreselleşmenin getirdiği zorluklar ve fırsatlarla ilişkili olarak Üyelerin karar verme işlemlerine dair bilgilendirmede bulunmak amacıyla ve ilgili ülkelerin gönüllü işbirliğiyle gözleme dayalı analiz ve somut deneyimlerin üç taraflı olarak tartışılması yoluyla stratejik hedeflere ulaşma konusunda birliktelik anlayışını ve bilgi paylaşımını teşvik etmek
(iv) ILO yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla tek ve çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde ortaklaşa stratejik hedeflerini karşılama yolunda ilerleme kaydetmek isteyen Üyelere talep üzerine destek sağlamak ve
(v) işlevsel ILO programlarının ve faaliyetlerinin etkinliğini arttırmak, uygun her şekilde desteklerini almak ve bunların haricinde stratejik ILO hedeflerinde aşama kaydetmek amacıyla küresel sektöriyel düzeyde faaliyet gösteren sendikalar ve uluslararası işletmeler gibi özel kuruluşlarla ve ekonomik aktörlerle yeni ortaklıklar geliştirmek. Bu işçi ve işverenleri temsil eden ulusal ve uluslararası kuruluşlarla görüş alışverişi içerisinde bulunma suretiyle yapılacaktır.
B. Aynı zamanda Üyelerin toplumsal ve ekonomik politikaları vasıtasıyla bu Bildirgenin 1’inci Bölümünde özet halinde anlatılan “Kaliteli İstihdam Planı”nı kapsayan stratejik hedeflerin uygulanmasına yönelik küresel ve entegre bir stratejinin hayata geçirilmesine katkıda bulunmak gibi önemli bir sorumluluğu vardır. Kaliteli İstihdam Planının ulusal düzeyde uygulanması ulusal ihtiyaçlara ve önceliklere bağlı olacaktır ve bu sorumluluktan kendilerini nasıl çıkaracaklarına üye devletler işçi ve işverenleri temsil eden kuruluşlara danışmak suretiyle karar verirler. Bu amaçla diğerlerinin yanı sıra aşağıdaki adımları dikkate alabilirler:
(i) stratejik hedeflerin bütünleşik olarak takip edilmesi için bir dizi önceliğin oluşturulmasını hedef alan kaliteli istihdama yönelik ulusal ya da bölgesel ya da hem bölgesel hem ulusal bir stratejinin benimsenmesi
(ii) Kaydedilen ilerlemeyi izlemek ve değerlendirmek için gerekli olduğunda ILO’nun da yardımıyla uygun istatistiklerin ve göstergelerin oluşturulması
(iii) Temel çalışma standartları kapsamında sınıflandırmanın yanı sıra iş denetimini, istihdam politikasını ve üçlü yapıyı kapsayan yönetim açısından en önemli unsurlar olarak görülen araçlara özel olarak vurgu yapılarak, her bir stratejik hedefin ilerleme eğilimi göstermek suretiyle giderek daha fazla karşılanmasını sağlamak amacıyla ILO araçlarının uygulanması ya da onaylanmasına ilişkin olarak durumlarının gözden geçirilmesi
(iv) İlgili uluslararası forumlara katılan üye Devletlerin pozisyonları arasında yeterli ölçüde uyumun sağlanması için ve mevcut Bildirge çerçevesinde atılabilecek her türlü adımın atılması
(v) Sürdürülebilir işletmelerin desteklenmesi
(vi) Kaliteli iş unsuruyla bölgesel ve ulusal girişimlerin başarılı bir şekilde uygulanmasından edinilen bölgesel ve ulusal çaplı başarılı uygulamaların uygun olduğu durumlarda paylaşımı
(vii) Bu Bildirgede bahsedilen ilkeler ve hedeflere geçerlilik kazandırmak adına Üye devletlerin kaynaklarının elverdiği ölçüde tek taraflı, çok taraflı ve bölgesel düzeyde Üyelerin çabalarına yeterli desteğin sağlanması
C. Birbirleriyle yakından ilişkili alanlarda yetkileri bulunan diğer bölgesel ve uluslararası kuruluşlar bu entegre yaklaşımın hayata geçirilmesinde önemli katkılar sağlayabilirler. ILO, her bir kuruluşa kendi yetkilerinin denetimi tamamen sağlayacaklarını dikkate alarak kaliteli istihdam yaratılmasını teşvik etme çağrısında bulunmalıdır. Hem ticaret ve hem de maliye piyasası istihdamı etkilediği için, bu istihdam etkilerini istihdamı ekonomi politikalarının merkezine yerleştirme amacıyla değerlendirmek ILO’nun görevidir.
NİHAİ HÜKÜMLER
1. ILO Çalışma Bürosu Genel Müdürü, İşbu Bildirgeyi tüm üyelere, işçi ve işveren örgütlerine, ilişkili alanlarda uluslararası ve bölgesel düzeyde yetkili uluslararası örgütlere ve Yönetim Kurulunun tanımlayacağı diğer buna benzer kuruluşlara ulaşmasını sağlayacaktır. Hükümetler, işçi ve işveren örgütleri kadar ulusal seviyede katıldıkları ve temsil edildikleri tüm ilgili forumlarda bu Bildirgenin tanıtımını yaparlar.
2. Yönetim Kurulu ve ILO Çalışma Bürosu Genel Müdürü bu Bildirgenin II’nci Bölümünün ivedi bir şekilde uygulanması için uygun yöntemleri oluşturma sorumluluğu taşımaktadırlar.
3. Yönetim Kurulu’nun da uygun gördüğü üzere ve belirlenecek usuller doğrultusunda, mevcut Bildirge ve özellikle de Bildirgenin uygulanmasına yönelik atılacak adımlar ILO tarafından, hangi uygulamanın daha doğru olacağına yönelik bir karar verilmesi amacıyla yapılacak olan değerlendirmenin konusu olacaktır.
EK (Özet)
Ek’in “Genel Amaç ve Kapsam” başlıklı kısmında amacın, Örgüt’ün anayasal yetkisini uygulamaya yönelik dört stratejik hedefin yürütülmesi amacıyla Üyelerinin çabalarını destekleyecek yöntemlere işaret etmek olduğu; “Üyelerini Desteklemek Amacıyla ILO’nun Yürüteceği Faaliyetler” başlıklı kısmında Genel Müdürün işbu Bildirge uyarınca ILO’nun çabalarında Üyelerini destekleme yöntemlerini sağlamak amacıyla Yönetim Kuruluna uygun teklifler götürmek dahil gerekli bütün önlemleri alacağı;
“Üyelerin gerçekliklerini ve ihtiyaçlarını anlamak ve bunlara yanıt vermek” başlıklı kısmında ILO’nun denetim mekanizmasını tekrar etmeden Uluslararası Çalışma Konferansında Yönetim Kurulunca kabul edilmiş yöntemlere dayanan bir yinelenen tartışma taslağı ortaya koyacağı; “Teknik yardım ve danışma hizmetleri” başlıklı kısmında hükümetler ile işçi ve işveren örgütü temsilcilerinin talebi üzerine ILO’nun, bütünleşmiş ve uygun bir ulusal veya bölgesel strateji aracılığıyla stratejik hedeflere doğru ilerlemek amacıyla Üyelerinin çabalarını desteklemek amacıyla yetkisi dahilinde saygın işe yönelik ülke programları çerçevesinde teknik işbirliği faaliyetlerini güçlendirmek, genel uzmanlık ve yardım sağlamak, gelişmeleri etkili biçimde değerlendirmek için uygun araçları geliştirmek, gelişmekte olan ülkelerin ve işçi ve işveren örgütü temsilcilerinin özel ihtiyaçlarını ve kapasitelerini ele almak suretiyle uygun olan desteği sağlayacağı; “Araştırma, bilgi toplama ve paylaşma” başlıklı kısmında araştırma kapasitesini, deneysel bilgisini ve stratejik hedeflerin birbiriyle nasıl etkileşimde bulunduğu ve sosyal gelişmeye, sürdürülebilir işletmelere, kalkınmaya ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına nasıl katkıda bulunduğu anlayışını arttırmak için ILO’nun uygun önlemleri alacağı, söz konusu önlemlerin deneyimlerin ve iyi uygulamaların uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeyde üçlü paylaşımını içerebileceği; “Konferans tarafından Değerlendirme” başlıklı kısmında Büro’nun Bildirgenin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla Konferansa mevcut Bildirge sonucunda gerçekleştirilen faaliyetler ve alınan önlemlere, ILO’nun programlarını ve faaliyetlerini içeren stratejik hedeflerin takibi ile ilgili uygun yönetişim, kapasite ve bilgiye dayalı konularda bir rapor hazırlayacağı, ilgili çok taraflı kuruluşlara tartışmalara katılma fırsatı verileceği, değerlendirmeler ışığında Konferansın bir sonuca varacağı ifade edilmektedir.
2 Mayıs – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1670
İngiltere Kralı II. Charles, Hudson’s Bay Şirketi’ne sözleşme çerçevesinde ayrıcalıklar tanıyarak, Hudson Körfezi’nin içlerine akan tüm akıntı kenarlarındaki Kızılderililer ile ticaret yapmasını kabul etti. Kürkçü Topluluğu bunu, dünyadaki en eski “Müessese” olarak görmektedir.
1772
Alman hukukçu ve filozof Novalis (Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg) (2 Mayıs 1772 – 25 Mart 1801) dünyaya geldi. Egon Friedell tarafından hakkında doktora tezi yazıldı.
1808
Madrid Fransız egemenliğine karşı Dos de Mayo Ayaklanması başladı. Fransız işgaline karşı Madrid’de başlayan ayaklanma kentin ana meydanı Puerta del Sol’da kanlı bir savaşa dönüştü. Yenilen yüzlerce isyancı aynı gece Grandük Joachim Murat komutasındaki birliklerce Prado caddesinde kitleler halinde kurşuna dizildi.
1906
Alman hukukçu ve sosyal siyaset tarihçisi Wolfgang Abendroth, doğdu. (Ölümü:15 Eylül 1985) Frankfurt Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenim gördü. 1928’de Komünist Parti muhalefetine katıldı. Mezun olduktan sonra Hechingen Sulh Mahkemesine yargıç olarak atandı. 1932 yılında Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesinde görev almaya başladı. 1933 yılında Nazi Hükümeti’nin devlet memurluğuna dair çıkardığı yeni yasalar yüzünden görevinden alındı. 1934 yılında İsviçre’ye gitti. 1935’te Bern Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden uluslararası hukuk alanında doktora unvanı kazandı ve 1 sene sonra Almanya’ya geri döndü, 1937 yılında tutuklandı. 4 yıl kadar Luckau Cezaevi’nde kaldı. İkinci dünya savaşı bittikten ve Naziler devlet yönetiminden uzaklaştırıldıktan sonra, 1947 yılında Adalet Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Yüksek Adalet Divanı üyelerinden biri oldu. Halle Üniversitesinde öğretim üyeliği yaptı. 1948 yılında Leipzig Üniversitesi ve Jena Üniversitesinde profesör olarak eğitim verdi. 15 Eylül 1985’te ki ölümüne kadar Marburg Üniversitesi Siyasal Bilimler kürsüsünde çalışmalarına devam etti. Avrupa işçi sınıfı tarihiyle ilgili yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.
1919
Trabzon Metropoliti Hrisantos, Pontusçu talepler çerçevesinde, Bağımsız Pontus Devleti konusundaki muhtırasını Paris Konferansı’na sundu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı tarafından bugün yürütülmekte olan görevler, Büyük Millet Meclisinin açılış tarihi olan 23 Nisan 1920’den Türkiye Büyük Millet Meclisi Dâhili Nizamnamesi’nin kabul edildiği 2 Mayıs 1927 tarihine kadar Meclis-i Mebusan Başkâtipliği tarafından yürütüldü, bu tarihten itibaren ise Birimin adı Kâtib-i Umumi olarak değiştirildi.
1933
Hitler Almanya’sında Naziler tüm muhalefet hareketlerini yasakladı. 2 Mayıs 1933’te sendikaların kontrolünü ele geçirmesinin ardından Fırtına Birlikleri (SA) ve Polis sendika ofislerini bastı, sendika yetkilileri ve eylemciler bastırıldı ve terörist muamelesine tabi tutuldu, varlıklarına el kondu. Bağımsız işçi temsilciliği sona erdi. Naziler Devlet Partisi haline geldi, diğer tüm siyasi partiler yasaklandı, tek parti diktatörlüğü başladı.1 gün önce 1 Mayıs İşçi Bayramı ilan edilmişti.
Avukat ve yargıç Harry Woolf doğdu. University College London‘da (UCL) hukuk eğitimi gördü. 1955’te avukat olarak Oxford çevrelerinde çalışmaya başladı. 1973-1974 yılları arasında Asistan Hukuk Müşaviri oldu ve 1974-79 yılları arasında Birinci Junior Hazine Müşaviri (Common Law) oldu. 1979’da Queen’s Bench Division Yüksek Mahkemesi yargıcı olarak atandı. Temyiz Mahkemesi Yargıcı rütbesine terfi etti ve 1986’da Majestelerinin En Saygıdeğer Danışma Meclisi (PC) üyesi yapıldı. 2000 yılında İngiltere ve Galler Lord Başyargıç oldu. 2003 yılında Hong Kong Nihai Temyiz Mahkemesi’nin Daimi Olmayan Hakimi olarak atandı ve 2012 yılına kadar bu görevde kaldı. 2004’ten beri İsrail Açık Üniversitesi’nin Şansölyesi olarak görev yapmaktadır. İleri Hukuk Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Londra Üniversite Koleji Konseyi Başkanı ve misafir Hukuk Profesörüdür.
1940
Tasvir-i Efkar Gazetesi ikinci kez yayımlanmaya başladı. İlk Tasvir-i Efkâr, 27 Haziran 1862’de Şinasi tarafından İstanbul’da yayımlanmış; birçok kez ad ve yönetim değiştirdikten sonra Takrir-i Sükûn Kanunu’na dayanılarak 6 Mart 1925’te kapatılmıştı.
1942
Filipinler Yüksek Mahkemesi Başyargıcı José Abad Santos yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Şubat 1886) Northwestern Üniversitesi ve George Washington Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1913’ten 1917’ye kadar Adalet Bürosunda Avukat Yardımcısı olarak görev yaptı. 1919’da ülkenin ve Asya’nın ilk özel, mezhebe bağlı olmayan kadın yüksek öğrenim enstitüsü olan Filipin Kadın Üniversitesi’nin tüzüklerinin ve yasal zemininin hazırlamasında etkili oldu. Filipin Ulusal Bankası, Manila Demiryolu Şirketi ve diğer devlet kurumlarının ilk Filipinli şirket avukatı olarak atandı. Adalet Müsteşarı oldu, birkaç kez Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Maliye Bakanı ve Filipinler Silahlı Kuvvetleri Başkomutan Vekili olarak görev yaptı. Kısa bir süre fiili olarak başkanlığı üstlendi. İşgal sırasında işbirliği yapmayı reddettiği için Japon kuvvetleri tarafından kurşuna dizilerek idam edildi. İnfazı sırasında, gözlerinin bağlanmasını kabul etmedi ve kendisine sunulan son sigarayı da reddetti.
1947
1889’dan beri yürürlükte olan Japon Meiji Anayasası yürürlükten kalktı. 3 Mayıs 1947 günü yeni Japon Anayasası kabul edildi.
1948
İnsan Hakları ve Ödevleri Amerikan Bildirisi (American Declaration of the Rights and Duties of Man),Amerikan Devletleri Örgütü (Organization of American States) tarafından düzenlenen Dokuzuncu Amerikan Devletleri Uluslararası Konferansında, Kolombiya’nın Bogota kentinde, 2 Mayıs 1948 tarihinde kabul edildi. Konferansa; Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, ABD, Uruguay, Venezuela ve Meksika katıldı.
1950
Nazım Hikmet “mahkumiyetine ilişkin olumlu bir gelişme olmadığı” gerekçesiyle Paşakapısı Cezaevi’nde tekrar açlık grevine başladı.
1954
Genel seçimler yapıldı. Demokrat Parti 503, Cumhuriyet Halk Partisi 31, Cumhuriyetçi Millet Partisi 5, bağımsızlar 2 milletvekili çıkardı.
Hukukçu ve FBA kurucusu John Edgar Hoover yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Ocak 1895) George Washington Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve 1916 yılında master derecesi kazandı. 1917’de Adalet Bakanlığı’na girdi, iki yıl sonra Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın yardımcılığına getirildi. 1924’te Federal Soruşturma Bürosu’nun(FBI) başkan yardımcılığına atandı, yedi ay sonra başkan oldu ve ölümüne kadar bu görevi yürüttü. Harding yönetimindeki skandallardan dolayı saygınlığı sarsılan kuruluşun personel seçimi ve eğitimi konusunda etkili yöntemler geliştirdi. Dünyanın en büyük parmak izi kataloğunu yarattı. Bilimsel bir suç araştırma laboratuvarı ile FBI Ulusal Akademisi’ni kurdu. ABD’de gangsterlerin dünya çapında ün kazandığı 1930’ların başında, ünlü suçluları izleyip ele geçirerek FBI’ın başarılarını geniş bir biçimde kamuoyuna duyurdu. Yaşamını anlatan biyografi türündeki J. Edgar isimli film, Clint Eastwood yönetmenliğinde ve 2011 yılında vizyona girdi.
1972
TBMM’nin ardından Cumhuriyet Senatosu da, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’a ilişkin idam cezalarının infazını öngören kanunu 34’e karşı 111 oyla tekrar onayladı.
1973
Madanoğlu Davası’nda, katıldığı toplantılara dair hazırladığı raporlarla ilgili olarak MİT ajanı Mahir Kaynak’ın ifadesi alındı.
1975
Aralarında Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin de (TÖB-DER) bulunduğu 28 demokratik kitle örgütü, 1-6 Mayıs tarihleri arasını “Faşizme Karşı Savaş Haftası” ilan etti.
1977
CHP’li İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan hakkında “Belediye araçlarını 1 Mayıs mitinginde kullandırdığı” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.
1978
Uğradığı silahlı saldırı sonucu belden aşağısı felç olup Haydarpaşa Hastanesi’nde tedavi gören Doç. Dr. Server Tanilli’nin tedavisine Londra’da devam edileceği açıklandı.
1984
M.Kemal Kaçaroğlu THKP-C Kurtuluş dava duruşmasında “devletin emniyet ve askeri kuvvetine hakaret etmek”ten 1 yıl 4 ay hapis cezası aldı.
113 sanıklı 15 idam istemli “Dev-Sol 6” davası başladı. Dev-Sol davalarındaki toplam sanık sayısı 1173’e ulaştı.
Arjantin ve Şili, Beagle Kanalı’ndaki Lennox, Picton ve Nueva adalarından kaynaklanan sınır problemini sınır antlaşması imzalayarak çözdü.
1986
6 Ekim 1981’de köyünden gözaltına alınıp 21 Ekim 1981’de cesedi K.Maraş Sıkıyönetim Komutanlığınca köy mezarlığına defnedilen Mehmet Ceren’in babası, Sedat Caner’in “işkenceden öldü” itirafı üzerine savcılığa başvurarak otopsi ve sorumluların cezalandırılmasını istedi.
1989
Başbakan Özal’ın Cumhuriyet’e yönelik “Babıali’nin Pravdası” sözüne karşı, Özal ile bu sözlere yer veren Tercüman gazetesine 1982’de açılan ve 500 bin TL tazminata hükmedilen dava, Özal’ın kararı temyize götürmesi nedeniyle Yargıtay 4.Hukuk Dairesinde görülmeye başlandı.
1990
İstanbul’daki turizm merkezlerinde plan yapma, değiştirme, onama yetkisini SHP’li Sözen’in başkanı olduğu Anakent Belediyesi’nden alarak ANAP iktidarının Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na veren Başbakanlık işleminin uygulanması Danıştay’ca 90 gün süreyle durduruldu.
3.5 ay önce eşi TBKP Genel Sekreteri Nabi Yağcı (Haydar Kutlu) ile Türkiye’ye dönüşünde tutuklanan Ayşe Çiçek Yağcı’nın da aralarında olduğu 10’u tutuklu 60 TBKP yönetici ve üyesinin yargılanmasına Ankara DGM’de başlandı. Tutuklu sanıkların tahliye istemi reddedildi.
1993
DİSK, 12 Eylül sonrası el konulan 1 Mayıs 1976, 1977 Taksim ve 1979 İzmir görüntülerine ait 18 belgesel filminin, Askeri Yargıtay’ın 1988 tarihli “sahibine iade” kararına rağmen 8 Ekim 1990’da Sıkıyönetim Askeri Savcılığınca yakılması hakkında dava açacağını açıkladı.
1995
Milliyetçi Hareket Partisi Davası, 15 yıl geçmesi nedeniyle zamanaşımına uğradı. Kararı Yargıtay onayladı.
43 gündür haber alınamayan Hasan Ocak’ın ailesi görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay ve Terörle Mücadele Tim-3 görevlileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.
1997
Hukukçu Tony Blair 2 Mayıs 1997 – 27 Haziran 2007 tarihleri arasında İngiltere Başbakanı olarak görev yaptı.
1998
Avrupa Konseyi, Brüksel’de kurulacak olan Avrupa Merkez Bankasına üyelik kriterleri bakımından karar aldı.
1999
Fazilet Partisi’nden Merve Kavakçı, Milletvekili yemin törenine türbanla katıldı. Olay, TBMM’de protestolarla karşılandı.
2011
ABD başkanı Barack Obama’nın verdiği operasyon emriyle bir deniz komando birliği Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın kuzeyinde Abbutabat’ta kaldığı evde El Kaide lideri Usame bin Ladin’i öldürüldüğü açıklandı. Ladin’in cenazesinin “denize gömüldüğü” belirtildi.
2013
“Soruların önceden temin edildiği” şüphesiyle ÖSYM tarafından iptal edilen 6 Mayıs 2012’deki Avukatlar İçin Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Sınavı için ÖSYM’nin suç duyurusunda bulunduğu 10 avukat hakkında savcılığın verdiği “takipsizlik” kararına ÖSYM itiraz etmedi.
2017
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan 2017 halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliği ile kurucusu olduğu AKP’ye yeniden üye oldu.1961 Anayasasından beri cumhurbaşkanlarının partileriyle ilişiklerinin kesilmesi hükmü yer alıyordu.
2017
UNESCO Yönetim Kurulu, İsrail’in “işgalci güç” olarak tanımlandığı bir karar tasarısını oylayarak kabul etti.
2017
Emekli Vali Çetin Çelikten Birmek, Tarabya’daki Adalet Sitesi’nde bulunan evinde intihar etti.
2020
Hintli yüksek hakim ve siyasetçi Ajay Kumar Tripathi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Kasım 1957) Delhi Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1981 yılında Patna Yüksek Mahkemesi’nde hizmet davası, Anayasa, Vergi, ÖTV ve ticari davalarda avukatlık yaptı. Hindistan Birliği ve Gelir Vergisi Dairesi Daimi Danışmanı oldu. Bihar Eyaleti için Ek Başsavcı olarak görev yaptı. 2006’da Patna Yüksek Mahkemesi’nin Ek Hakimi oldu. 2018’de Chhattisgarh Yüksek Mahkemesi Baş Yargıcı oldu. 2019’da Lokpal’ın Yargı Üyesi olarak atandı.
2021
Porto Rikolu hukukçu ve siyasetçi Carlos Romero Barceló yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Eylül 1932) 1953’te Yale Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi alanında lisans derecesi aldı. Daha sonra Porto Riko Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. 1967’de Yeni İlerleme Partisi’ni kurdu. ve 1968’de San Juan Belediye Başkanlığı’nı kazandı ve on yıl içinde San Juan halkı tarafından seçilen ilk belediye başkanı oldu 1976’da Porto Riko Valisi seçildi. 1993’te Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde Porto Riko Mukim Komiseri oldu. 2017 yılında Porto Riko için Birleşik Devletler Gölge Senatörü seçildi.
Adalet Bakanlığı, 2 Mayıs 1920 tarihinde kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren, adalet sisteminden ve yargı işlerinden sorumlu olan bakanlıktır.
Bakanlığın Osmanlı Dönemindeki adı Adliye Nezaretidir. II. Mahmut dönemindeki reformların bir parçası olarak adalet işlerini yürütmek üzere 1837 yılında Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye kurulmuştur. Daha sonra, 1867 yılında, bu kurum ikiye ayrılmış, Şura-yı Devlet(Danıştay) ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye adıyla iki ayrı kurum oluşturulmuştur.
Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye, 1878 yılında Adliye Nezâreti adını almıştır. Böylece, Adliye Nazırı, yeni kurulmuş olan Hey’et-i Vükelâ’nın (Vekiller Heyeti/Bakanlar Kurulu) bir üyesi olarak kabineye girmiştir.
Adalet Bakanlığının görev ve yetkileri
Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz kurumları, icra ve iflas daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek,
Bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konularında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna teklifte bulunmak,
Kamu davasının açılması ile ilgili olarak mevzuatla Adalet Bakanı’na verilen yetkinin kullanılması ile ilgili çalışma ve işlemleri yapmak,
Adli sicilin tutulması ile ilgili hizmetleri yürütmek,
Adalet hizmetlerine ilişkin konularda, yabancı ülkelerle ilgili işlemleri yerine getirmek,
Adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve mevzuat hazırlıklarını yapmak ve görüş bildirmek,
İcra ve iflas daireleri vasıtasıyla, icra ve iflas iş ve işlemlerini yürütmek,
Görev alanıyla ilgili olarak uygulamayı takip etmek ve ortaya çıkan sorunların nedenlerini araştırarak çözüm önerileri geliştirmek,
Ulusal veya uluslararası düzeyde bilimsel toplantılar düzenlemek, bu nitelikteki çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek,
Görev alanıyla ilgili kamu ya da özel kurum veya kuruluşlarla iş birliği yapmak,
Avukatlık ve Noterlik Kanunlarının Bakanlığa verdiği görevleri yapmak,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhine açılan davalara (Dış politikayı ilgilendirenler hariç) ilişkin süreçleri yürütmek,
2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca Bakanlığa verilen kanun yararına bozmaya ilişkin işlemleri yürütmek,
Mağdur haklarının korunup geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
Adli konulara ilişkin kanunlarla ilgili inceleme ve araştırma yapmak, önerilerde bulunmak,
Gönderilen kanun tekliflerinin ile mevzuat taslaklarının, Türk hukuk sistemine ve mevzuat tekniğine uygunluğunu incelemek ve bu konularda görüş bildirmek,
Hukuki ve cezai konularda merkezî makam sıfatıyla uluslararası adli yardımlaşma; tebligat, istinabe, suçluların iadesi, hükümlülerin transferi, kovuşturmaların aktarılması işlemlerini yapmak,
Ayrıca, Bakanlık, 23. (Yargı ve Temel Haklar) ve 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) fasıllarla ilgili Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalarını yürütmekle görevlidir.
Teşkilat Yapısı
Adalet Bakanlığı; merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlardan meydana gelmektedir.
Merkez teşkilatı; ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerden oluşmaktadır. Hiyerarşik olarak, Bakanlık Makamı, Bakan Yardımcılıkları, Genel Müdürlükler ve Daire Başkanlıkları şeklinde teşkilatlanmıştır. Öte yandan, Bakanlık taşra teşkilatı kurma yetkisini haizdir. Yine, Bakanlıkça uygun görülen il Cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bilgi işlem müdürlükleri bulunmaktadır.
Bakanlığın yurtdışı teşkilatını ise adalet müşavirlikleri oluşturmaktadır. Söz konusu kadrolara hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından atama yapılmaktadır. Hâlihazırda Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcilikleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, Berlin, Brüksel, Lahey, Londra, Moskova, Paris ve Washington Büyükelçilikleri nezdinde adalet müşavirleri görev yapmaktadırlar.
Bağlı kuruluşlar; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Ceza İnfaz Kurumu ile Tutukevleri İşyurtları Kurumudur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ayşe Sarısu Pehlivan Kararı, Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri iken 21 Ocak 2017 tarihinde Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan bir röportajı nedeniyle, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından başlatılan soruşturma sonucunda Pehlivan hakkında verilen disiplin cezasına ilişkin olarak 6 Haziran 2023 tarihinde açıklanmıştır.
Mahkeme, disiplin cezasına çarptırılan hâkim Ayşe Sarısu Pehlivan’ın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir. Tazminat talebi bulunmaması nedeniyle Türkiye aleyhine tazminata hükmedilmemiştir. AİHM, bir yargıçlar sendikasının genel sekreteri olan Pehlvan’ın sivil toplumda bir aktör olarak rol üstlendiğini, kamuoyunu ilgilendiren konularda açıklama yapma hakkının ifade hürriyetinin bir parçası olduğunu tespit etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ayşe Sarısu Pehlivan Kararı
İKİNCİ KISIM
SARISU PEHLİVAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 63029/19)
KARAR
Madde 10 – İfade özgürlüğü – Yargıçlar ve Savcılar Kurulu tarafından, yargıyı etkileyen anayasa reformlarına ilişkin referandum hakkında ulusal bir gazetede yayınlanan röportajı nedeniyle bir yargıç ve Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri hakkında verilen disiplin cezası – İlgili kişinin bu reformlar hakkındaki görüşlerini ifade etme hakkı ve görevi, Yargı ve adalet sisteminin bağımsızlığı üzerinde etkisi olabilecek – Kamu yararını ilgilendiren ve yüksek düzeyde koruma gerektiren konularla ilgili bir tartışmaya ilişkin ifadeler – İki gün süreyle maaştan kesme cezası nispeten ılımlı, ancak ilgili kişi ve bir bütün olarak yargı üzerinde caydırıcı etki – Yeterli gerekçenin olmaması – Yargı yolunun bulunmaması.
STRASBOURG
6 Haziran 2023
Bu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar altında nihai olacaktır. Bu karar, deformasyona uğramış değişikliklere maruz kalabilir.
Sarısu Pehlivan v. Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), aşağıdaki üyelerden oluşan bir daire halinde toplanmıştır:
Şikayetin Türk hükümetinin dikkatine sunulması kararını göz önünde bulundurarak,
(“Hükümet”),
Davalı Hükümet tarafından iletilen gözlemleri ve başvuran tarafından cevap olarak iletilenleri göz önünde bulundurarak,
Bölüm Başkanı’nın yazılı yargılamaya müdahil olma yetkisi verdiği İfade Özgürlüğü Derneği‘nden gelen yorumları dikkate alarak (Sözleşme’nin 36 § 2 maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44 § 2 maddesi),
Dairelerinde 16 Mayıs 2023 tarihinde müzakere ettikten sonra, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı tebliğ eder:
GİRİŞ BÖLÜMÜ
1.Şikâyet, ulusal düzeyde yayın yapan bir gazetede başvuranla yapılan bir röportajın ardından, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından, bir yargıç ve söz konusu tarihte Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri olan başvurana verilen disiplin cezasına ilişkindir. Başvuru sahibi, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçidir.
OLGULAR
2.Başvuran 1967 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Kendisi avukat M. Meşeli tarafından temsil edilmiştir.
3.Hükümet, temsilcisi Türkiye Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
I. DAVANIN BAĞLAMI
4.Söz konusu tarihte, başvuran, İzmir iline bağlı Karşıyaka’da hâkim olarak görev yapmaktaydı. Kendisi aynı zamanda Yargıçlar Sendikası’nın Genel Sekreteriydi. Tüzüğüne göre, 16 Kasım 2016 tarihinde kurulan bu sendika, hukukun üstünlüğünü, gelişimini ve sürekliliğini teşvik etmeyi ve yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumayı amaç edinmiştir.
5.21 Ocak 2017 tarihinde, Anayasa’da değişiklik yapan 6771 sayılı Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir. Kanun, esas olarak Cumhurbaşkanının yetkilerinin yeniden düzenlenmesi ve genişletilmesi ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi sağlamış ve diğer hususların yanı sıra, askeri mahkemelerin kaldırılmasını ve Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; “HSYK”) menşelerinin ve seçilme usullerinin değiştirilmesini öngörerek yargı teşkilatında önemli değişiklikler yapmıştır. Bu kanun, 16 Nisan 2017 tarihinde ülke genelinde yapılan referandum sonucunda kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir.
II.BAŞVURAN TARAFINDAN YEREL GAZETEYE YAPILAN RÖPORTAJ
6.20 Şubat 2017 tarihinde, ulusal Evrensel gazetesi tarafından davacı ile yapılan bir röportaj gazetenin basılı nüshalarında ve internet sitesinde yayınlanmış ve dağıtılmıştır. Söz konusu basın makalesinin davayla ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“Ülke tarihinin en önemli referandumuna doğru ilerlerken, [önerilen] Anayasa değişikliklerine [yöneltilen] temel eleştirilerden biri, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan kuvvetler ayrılığının [ortadan kaldırılması] ile ilgilidir.
Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri, Karşıyaka hakimi Ayşe Sarısu Pehlivan ile yargı [erkinin] örgütlenmesinin durumu ve anayasa değişiklikleri ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) yapılan değişikliklerin yargı sistemi açısından sonuçları hakkında görüştük.
Anayasa değişiklikleri HSYK’nın yapısını da değiştirmektedir. Ne tür değişikliklerden bahsediyoruz ve bunların yargı sistemi üzerinde ne gibi etkileri olacaktır? Mevcut sistemde HSYK yirmi iki üyeden oluşmaktadır. Cumhurbaşkanı bunlardan dördünü adli ve idari hakimler arasından değil, üniversite hukukçuları ve avukatlar arasından atamaktadır. Üç asil üye Yargıtay, iki üye Danıştay ve bir üye de Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu tarafından seçilmektedir. On asil üye ise adliyelerde kurulan sandık sistemi aracılığıyla hakim ve savcılar tarafından seçilmektedir.
Anayasa değişiklikleri, Yargıtay, Danıştay, Türkiye Adalet Akademisi ve diğer adli ve idari kurumların HSYK’ya “kendi temsilcilerini” seçme hakkını ortadan kaldırmaktadır. (…) Bundan böyle yargının başı olan HSYK’da sadece Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen üyeler yer alacaktır.
Başkanlığın Adalet Bakanı’na [re’sen] verilmesi korunacak ve Adalet Bakanı’nın sekreter yardımcısı “doğal üye” olarak görev yapacaktır. Kurulun diğer on bir üyesi aday gösterme yoluyla atanacaktır. Dört üye Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır. Cumhurbaşkanı üç üyeyi adli yargı hakim ve savcıları arasından, bir üyeyi de idari yargı hakim ve savcıları arasından seçecektir. Yedi üye Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Bu yedi üyenin üçü Yargıtay’dan, biri Danıştay’dan, üçü de üniversite öğretim üyeleri ve avukatlar arasından seçilecektir. Parlamento tarafından seçilecek kişiler, aslında Cumhurbaşkanı tarafından [parlamentoda bulunan] siyasi partisinin üyelerine [gösterilecek] kişiler olacaktır.
YARGI YETKİSİNİN YÜRÜTMEYE DEVREDİLMESİ
Buna ek olarak, HSYK, biri atamalardan ve yargı yetkisinden olmak üzere üç oda aracılığıyla faaliyet göstermektedir. Başka bir deyişle, hangi hakimin hangi şehirde çalışacağını ve kimin hangi davalara bakacağını belirlemektedir. Diğer iki odadan biri hakim ve savcıların soruşturulmasından sorumluyken, diğeri terfilerden sorumludur. Kariyerimize belli bir dereceden başlayarak her iki yılda bir değerlendirmeye tabi tutuluyoruz. Bu süre zarfında karara bağladığımız davalar, müfettiş raporları, bu iki yıl içinde Yargıtay tarafından onaylanan dava sayısı ve not sistemi kaldırılmadan önce aldığımız notlar incelenerek terfimize karar veriliyor. Tüm bu [unsurlar] HSYK tarafından takdir edilmektedir.
Her ne kadar [bazıları] bugün özel yetkili mahkemeler olmadığını söylese de, mevcut haliyle ceza mahkemeleri aslında özel yetkili mahkemelerdir. Buralarda çalışan insanlar çok önemli işlevleri yerine getirmektedir. Bu mahkemeler HSYK tarafından biçimlendirilecektir. Davanın nerede görüleceğini [önceden] bilmiyor olsaydınız, bunun önemli olmadığını söylerdiniz, ancak [şu anda] belirli dava türlerinin belirli mahkemelerde görülmesine ilişkin bir düzenleme mevcuttur. Dolayısıyla, bu mahkemelere [atanan] kişiler, bu kurallar göz önünde bulundurularak, siyasi iktidara karşı gelmeyecek hakimler arasından [seçilecektir].
Değişiklik ayrıca HSYK’nın ismindeki “yüksek” kelimesini de kaldırmaktadır. HSYK’nın adı Hakimler ve Savcılar Kurulu (“HSK”) oluyor. Bu büyük bir değişiklik gibi görünmese de, [meydana gelen] dönüşümü yansıtıyor ve psikolojik bir etkisi söz konusudur. Yargı artık “tepede” değil, yürütmenin altında [yer almaktadır]. Başka bir deyişle, “yürütmenin güdümünde çalışacak bir kurul” konumuna getirilmiştir. Bu da yargı için bağımsızlık anlamına gelmemektedir.
” BİZLERE KÖTÜ BİR MİRAS BIRAKILDI”.
Bu sürecin bu noktaya gelmesinde yargı mensuplarının sorumluluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sorun gerçekten bizde yatıyor. Biz hakimler olarak sağlam bir duruş sergileyebilseydik, eğilip bükülmeseydik bunların hiçbiri olmazdı (…). Bize her zaman ‘batan’ [iktidarın hizmetinde] işlevi yüklendi, bu [rol] bize dayatıldı. En güçlü olanın yanında yer aldık. Kendimizi ortaya [koyamadık]. Bize kötü bir miras bırakıldı. Biz bu mirası reddeden küçük bir grubuz. Nefes almamıza da izin verilmiyor.
Birçok meslektaşımız yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını şu şekilde algılıyor: “Kimse bana şu davada şunu yap ya da şu kararı ver diyemez. Bu yargı bağımsızlığı değildir. [Bağımsızlık sizin atanmanıza, yetkilendirilmenize, maaşınıza, birlikte çalıştığınız personele, bütçenize kimin karar verdiğinden kaynaklanır. [Bizim] bütçemiz yok, her şey [yukarıdan geliyor].
YARGIÇLAR DEVLET MEMURU DEĞİLDİR
Yargıda Birlik Derneği üyeleri şunları söyledi: “Seçimlerde bizimle hareket edin, cemaat’i [Türk makamları tarafından “FETÖ/PDY” (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak tanımlanan bir örgüt olan Gülen kardeşliği için kullanılan terimlerden biri] birlikte yenelim”. Biz beyan ettik: “Ne cemaat ne de cemaatçilik”. Yürütmenin [halkı] nasıl kullandığını, hâkim ve savcıların elinden neleri aldığını da görüyoruz, bu yıllar içinde oldu. Biz ikisinin de tarafını tutmuyoruz.” Cevap verdiler: “[Ne olacak], Adalet Bakanlığı hakim ve savcılara [ofis eşyaları] veriyor”. Bu cümle ile Adalet Bakanlığı ile Yargıda Birlik Derneği’nin birlikte olduğunu ima ettiler.
Devlet bunları yapmakla yükümlüdür, bu şekilde organize edilmiştir. Biz onunla işbirliği yapmak zorunda değiliz, ama o yapıyor.
Bir de meslektaşlarımızın çoğunun kendilerini devlet memuru olarak görmeleri, millet adına karar verdiklerinin farkında bile olmamaları var. Siyasi iktidarlar bunu kendi lehlerine kullandılar. Üç bin sekiz yüz kişi [sadece devlet memuru olarak] görevden alındı ve yerlerine barodan gelenler hakim, savcı vb. niteliklere sahip değildi. [Siyasi iktidar] bunları dikkate almıyor, ‘ben bunları görevden aldım, yerlerine yenilerini getirdim, bu kadar’ diyor.
HUKUK KONUŞANLAR BİRLEŞMELİ
Tüm bunlar toplumu nasıl etkileyecek? Bir ülke adaletsiz yönetilebilir mi?
Anayasa değişiklikleri tek adam rejimi, otoriter bir rejim getiriyor. Bunun mevcut cumhurbaşkanıyla bir ilgisi yok, [kim olursa olsun] bu çok tehlikeli. Ne olacağını tahmin edemezsiniz, çünkü değişiklikler herhangi bir kontrol mekanizması öngörmüyor. Hatta Cumhurbaşkanı’nın bir yasanın nasıl uygulanacağına karar verebileceği söyleniyor. Böyle bir şey mümkün mü? Bir partinin üyesi olan bir Cumhurbaşkanı olacak ve belki de o partiden bir ilçe başkanı bile hakim ve savcılar üzerinde etkili olmaya başlayacak. Şimdiye kadar karşılaşılan sorunlar gelecekte nelerle [karşılaşabileceğimizi] gösteriyor.
ANAYASA TOPLUMSAL MUTABAKAT OLMAKTAN ÇIKTI
Anayasa çerçeveyi çizer, bireylerin inisiyatifine bırakmaz; işlevsel denetim mekanizmaları kurar ve [devlet örgütlenmesini] bu temel üzerine inşa eder. Anayasa toplumsal bir mutabakatın ürünüdür. Anayasa’nın [önerilen değişikliklerle] yeniden düzenlenme biçimi nedeniyle böyle olmaktan çıkacağını görüyoruz. Örneğin, kimin ya da hangi [üniversite] hocasının hazırladığını bilmiyoruz. Tamamen bir siyasi parti ve onu destekleyen başka bir parti tarafından düşünülmüş bir anayasadan bahsediyoruz. Sonra da bunu anayasa olarak tüm ülkede uygulayacağınızı söylüyorsunuz. Halkın iradesini de felç ediyorsunuz. İçeriğinin doğru dürüst anlatılmasını istemiyorsunuz ve “hayır” diyenlerin FETÖ’cü, PKK’lı (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı örgüt) olduğunu iddia ederek insanları sürekli korkutuyorsunuz. İnsanların neye oy verdiklerini bilmeleri ve kendi geleceklerini belirlemeleri en doğal haklarıdır. Şu anda HDP’li (Halkların Demokratik Partisi, Kürt yanlısı sol bir siyasi parti) milletvekilleri [hapiste], gazeteciler [hapiste]. İnsanların yazmasını engelliyorsunuz, konuşmasını engelliyorsunuz, sonra da anayasa değişikliği yaptık diyorsunuz, bu mümkün değil ve bu böyle devam edemez. “Evet” tarafı kazansa bile bu iş yürümez.
Hayır oyu veren toplumun diğer kesimine ne olacak, [onlar] buraya ait olmadıklarını nasıl hissetmeyecekler?
[Bu şekilde devam edemeyiz. Böyle bir toplum, böyle bir ülke ya çökecek ve tarihten silinecek ya da kendini silkeleyip yeniden yükselecek. O yüzden gerçekten hukuka inanan insanların bir araya gelmesi gerekiyor. Yargı içinde böyle insanlar var ama çok dağınık ve sessizler. Önemli olan, aynı şekilde hisseden bu insanları bir araya getirebilecek bir şeye sahip olmak. Biz de bunun için buradayız. Tek bir sesle [konuşalım], mücadele edelim, birbirimizle dayanışma içinde olalım. Çünkü gidecek başka yerimiz yok.
Referandum sürecinde sendika olarak neler yapacaksınız?
Sendika olarak, anayasa değişikliklerinin otoriter bir rejime yol açacağına ve yönetimi tek adama emanet edeceğine inandığımız için referandumda “hayır” oyu kullandık. Bu görüşümüzü elimizden geldiğince her yerde dile getiriyoruz. Arkadaşlarımız bunu TV programlarında ve [yayınladıkları] makalelerde açıklıyorlar. Ses olmaya, konuşmaya, tartışmaya devam edeceğiz. Hukuk, haksızlığa uğrayan herkesin sığınabileceği bir limandır; bu limanı kaybetmemeliyiz, yoksa fırtınalarda boğuluruz. Arkadaşlarımızı örgütlenmeye davet ediyoruz. Örgütlü mücadele her zaman güç verir.
ADALET SİSTEMİNDE ÖRGÜTLENME
Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de yargıç ve savcıların örgütlenmesi 2006 yılında YARSAV (Yargıçlar Birliği) ile başladı. Siz nasıl örgütlendiniz?
YARSAV kurulduğunda ben Ankara Ticaret Mahkemesi’nde çalışıyordum. Ö.F.E.’nin öncülüğünde Yargıtay’daki savcı ve tetkik hâkimi arkadaşlarla başlayan bir süreçti – bütün bu arkadaşlar daha sonra HSYK tarafından [2010’daki oluşumunda] başka yerlere [transfer edildi] – bir kurucular kurulu oluşturuldu, ana sözleşme hazırlandı ve imzaya açıldı. Kendi kendime “yargıda hak [talebi] olacak, mesleğimizin geleceğini biz belirleyeceğiz, siyasi iktidara karşı haklarımızı koruyacağız, en azından ortak bir sesimiz olacak, bunu duyuracağız” diyerek büyük bir heyecanla imzaladım. YARSAV beş yüz bir kurucu üye ile kuruldu. Hemen ardından genel kurul yapıldı ve ben de yönetim organlarına yedek üye olarak katıldım. Neler yapmalıyız, nelere öncelik vermeliyiz, hangi düzenlemelere itiraz etmeliyiz, hâkim ve savcı alım usullerinde düzeltilmesini istediğimiz hataları nasıl ele almalıyız gibi konuları tartıştık ve çok sayıda hukuki girişimde bulunduk.
Hâkim ve savcı alımına ilişkin sözlü sınav kayıt altına alınmamıştı ve büyük ölçüde [kayırmacılığa] yol açıyordu. Bir itiraz durumunda delil olarak kullanılmak üzere sözlü sınavın kayıt altına alınması ve [komisyonda] sadece Adalet Bakanlığı mensuplarının değil, psikolog, sosyolog, iletişim uzmanı gibi deneyimli uzmanların da bulunmasının sağlanması için girişimlerde bulunduk – çünkü bir hakimin kendini ifade edebilmesi, muhatabına ne söylemek istediğini aktarabilmesi, beden dilini okuyabilmesi vb. önemlidir. Kayıt talebimizi “bunu özel hayatın ihlali olarak değerlendiriyoruz” diyerek reddettiler. Elbette bunun konuyla bir ilgisi yoktu. Sadece komisyonun yapısını genişleterek Temyiz Mahkemesi’nden birkaç kişiyi dahil ettiler.
Yurtdışındaki yargı örgütleriyle işbirliği yaparak [yargı organının] dış dünyaya açılmasını sağladık. Kendimize başka ülkelerdeki hakimler hakkında, bizden ne kadar farklı oldukları, çalışma koşulları hakkında hiç soru sormamıştık. Elimizden geldiğince bu hâkim ve savcılarla konuştuk. Ergenekon-Balyoz davaları sırasında İtalya’daki “Temiz Eller” operasyonunu yürüten savcıyı bir panelde konuşması ve deneyimlerini bizimle paylaşması için davet ettik.
Biz bu inisiyatifleri geliştirirken siyasi otoriteler şu açıklamayı yaptılar:
“YARSAV [Yargıçlar ve Savcılar Birliği] YARSAP [Yargıçlar ve Savcılar Partisi] oldu, [öyle ki] bir siyasi parti kurdular”. M.A.Ş. o zaman Adalet Bakanıydı. İnsanlar doğru şeyi söylüyordu ve siyasi otoriteler bundan hoşlanmıyordu. Halkın gözünde [bizi] itibarsızlaştırmak için şöyle açıklamalar yaptılar: “cübbelerini bırakıp siyasete girsinler” gibi açıklamalar yaptılar.
Sendika içindeki] seçimler 2009 yılında gerçekleşti. Kurucu başkan [Ö.F.E.’nin] görevi devralması engellendi. Buna pek çok faktör [katkıda bulundu]. Herkes şaşırdı. Ona şöyle diyor: “birçok cemaat üyesi YARSAV’a katıldığı için [Ö.F.E.’nin] seçilmesi engellendi”. E.Ü.T. [seçimlerin yapıldığı] genel kurulda seçildi. Ardından 2010 referandumu gerçekleşti. Dernek de 2010 yılında, belki de güven tazelemek ve HSYK seçimlerinin başarısızlığını aşmak için olağanüstü genel kurul yaptı.
Kendi kendimize dedik ki, Ö.F.E’nin adaylığının seçimde başarısız olmasını cemaat üyelerinin girmesiyle açıklayan yorumların [esasını] değerlendirelim. “YARSAV hepimizin” hareketini başlattık ama genel kurulda üyeleri ikna edemedik. Bu nedenle liderliği E.Ü.T.’ye devrettik.
Sendikalaşma süreci nasıldı?
Dernek rüştünü ispat ettikten ve büyüdükten sonra yurtdışındaki derneklere üye oldu.
Artık sıra sendikada dedik kendi kendimize. 2011 yılında YARGI-SEN adı altında tüzüğümüzü hazırladık ve Ankara Valiliği’ne bir dosya sunduk. Vali yardımcısı başvuruyu kabul etmekte tereddüt etti ama sonunda kabul edildi.
Çok kısa bir süre sonra Ankara Valiliği “hakim ve savcılar sendika kuramaz” diyerek fesih prosedürünü başlattı. Bize şöyle söylendi: “[büro çalışanlarının] [sendika] şubesinde örgütlenebilirsiniz”. Genel kurul çağrısı yaptık ve [kurul] hâkim ve savcılar olarak örgütlenmemize ve tüzüğün değiştirilmemesine karar verdi. Mahkeme “ihtara uymadınız” diyerek sendikayı feshetti. Dava temyize gitti ve [bu yargı alanında] iki yaklaşım arasında tartışma yaşandı, bunlardan biri [sendikanın] [hiçbir koşulda] kurulamayacağını, diğeri ise kurulabileceğini düşünüyordu, ancak nihayetinde Yargıtay, bazı eksikliklerden bahsettikten sonra fesih kararını onayladı.
Bunun üzerine davayı [Uluslararası Çalışma Örgütü‘ne], ardından da [Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne] götürdük. [Prosedür] orada devam ediyor.
Buna ek olarak, mahkemenin kararında ilk yapının feshini haklı göstermek için öne sürdüğü hususları tüzüğün hazırlanmasında dikkate alarak 2012 yılında Yargıçlar Sendikası’nı kurduk. İkinci sendikamıza karşı yine fesih talebinde bulundular, ancak bu kez mahkeme reddetti ve Yargıtay da [bu kararı] onayladı.
Dört yıldır bir sendikamız var. Ancak YARSAV’ın kurucuları dağıldığı ve YARSAV dağıtıldığı için meslektaşlar katılmaya cesaret edemiyor. Önemli olmadığını düşünüyoruz, biz varız ve üyeliğimiz, örgütümüz gibi, kesinlikle büyümeye devam edecek. Yargı alanındaki sendikaların uluslararası örgütü olan MEDEL’e [Magistrats europeens pour la democratie et les libertes] gözlemci olarak katılmak için başvuruda bulunduk, önümüzdeki Nisan ayında yapılacak toplantıda başvurumuz değerlendirilecek. Yargıçlar birçok ülkede sendikalar, dernekler ve uluslararası bir örgüt (…) ile örgütlüdür.
Bir sendikal örgüt, ücret taleplerini ve sosyal hakları dile getirir ve işverenle pazarlık yapar. Sendikanızı kurarken aklınızda ne vardı?
Biz (…) yasa ve yönetmeliklerin (…) hepimizin günlük hayatını nasıl etkilediğini gözlemliyoruz. En azından siyasi partileri [fikirlerimizle] besleyeceğimize, onlara görüşlerimizi bildireceğimize ve [ortaya çıkan sorulara] karşı tavır alacağımıza [karar verdik]. Bunun dışında, dediğimiz gibi, üyelerimizin özlük hakları, çalışma koşulları ve mesleki gelişimleri üzerinde elbette çalışacağız.
Maaş artışları konusunda Yargıçlar Sendikası kapatılmadan önce bir çalışma yapmış ve bir dilekçe taslağı hazırlamıştı. Sendika adına dava açtık ancak Danıştay, sendikanın belirli kararlarda [üyelerini] temsil edemeyeceğini söyleyerek davayı reddetti.
ÇALIŞMA KOŞULLARIMIZLA ILGILI BIR ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK
YARSAV tarafından yürütülen ve bir yargıcın kaç davaya bakması gerektiği sorusu üzerine çalışma koşullarına ilişkin bir çalışma [da] vardı. Çok iyi bir çalışmaydı. Bunu Tıp Konseyi ile işbirliği içinde yaptık. Dosyalardaki bu sararmış kağıtlar toz ve mikrop taşıyor. Ayrıca tortikolis, kötü oturma pozisyonu, disk hernisi, taşikardi, göz ve cilt rahatsızlıkları gibi meslek hastalıklarımız da var.
Ama siyasi iktidarlar bizi hep bir siyasi kalıba sokmaya çalıştıkları için bu çalışmalar hep geri plana itildi, kimsenin ruhu bile duymadı.
Ancak [üzerinde çalıştığımız] asıl konu elbette hukuktur ve sendikamızı kurmamızın amacı haklarımızı savunmaktır. Günlük hayatımızı etkileyen konularda görüşlerimizi ifade etmemiz [siyasi iktidar içinde bu konular hakkında tartışma yaratılmasına yardımcı oluyor]. İlgili yasama çalışmaları [devam ederken], bir dosya hazırlar ve siyasi partilere gönderirdik, ancak hepsi [bu yaklaşımı] desteklemiyordu, CHP (Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi) destekliyordu ve bizi CHP’nin karşı kanadı olarak adlandırmaya [başladılar]. Ö.F.E.] son yasama çalışmaları sırasında meclis tartışmalarına katılmak isteyince bir MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) milletvekili tarafından dışarı kovuldu. Sizi dinlemiyorlar bile ve sonra sizi başka bir siyasi partiyle ilişkilendirmeye çalışıyorlar.
Biz de başka bir görev üstlendik. Yargıtay kararları UYAP’ta (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) yayınlanmıyordu, çünkü Yargıtay üyeleri bu kararlarla ilgili kitap yazıp para kazanıyorlardı. Biz Yargıtay kararlarının UYAP üzerinden erişilebilir olması gerektiği fikrini savunduk. Çünkü bir yargıcın kendisini ilgilendiren bir konuda bir üst mahkemenin nasıl yaklaştığını, neye önem verdiğini, neyi bozduğunu, neyi onayladığını bilmesi en doğal hakkıdır. Biz bir dava açtık, Yargıtay savunmada gözlemlerde bulundu ya da [belki] bulunmadı, tam hatırlamıyorum, sonra davayı kazanacağımızı anladılar ve UYAP üzerinden [kararlara erişimi] açtılar. Bunu YARSAV’a karşı bir davayı kaybetmemek için yaptılar.”
7.21 Şubat 2017 tarihinde, HSYK Üçüncü Dairesi, yukarıda bahsi geçen mülakatla ilgili olarak alınan bir ihbar mektubunu dikkate alarak, incelenmek üzere bir müfettişe gönderilmesine karar vermiştir.
8.20 Haziran 2017 tarihinde, müfettişin incelemesinin ardından yaptığı öneriye uygun olarak, HSYK Birinci Dairesi (Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinin ardından verilen yeni adıyla), söz konusu olayların soruşturulmasını gerektirdiğini düşünerek başvuran hakkında soruşturma izni vermiştir.
9.28 Mayıs 2018 tarihinde, HSK İkinci Dairesi’nin talebi üzerine, başvuran savunmasını sunmuştur. Bu savunmada, ihtilaflı röportajda yayınlanan açıklamaları Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri sıfatıyla ve herhangi bir önyargı olmaksızın yaptığını ve bu açıklamaların, anayasa değişikliklerine ilişkin tartışmaların arka planında, kamu yararına ulusal hukukun gelişimine yapılan bir katkının parçası olduğunu ileri sürmüştür.
10. HSK İkinci Dairesi, 20 Eylül 2018 tarihinde, başvuranın söz konusu mülakatta yer alan bazı ifadeleri kullanırken hem görevdeyken hem de görev dışında resmi konumunun gerektirdiği itibar ve güven duygusunu zedeleyecek davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 65 § 2 a) maddesi uyarınca önce kınama cezası vermiştir. Ardından, 2802 sayılı Kanun’un 70. maddesini uygulayarak ve başvuranın yaptığı işleri, olumlu sicilini ve terfilerini göz önünde bulundurarak, verilen cezayı hafifletmeye karar vermiş ve başvurana iki günlük maaş kesintisi (yani ilgili tarihte yaklaşık 190 Euro’ya (EUR) karşılık gelen 1.218 Türk Lirası (TRY)) uygulamıştır.
Bu kararın gerekçeleri aşağıdaki gibidir:
“Mevcut davada, davalı [günlük bir gazetede yayınlanan] bir röportajda yargıya ilişkin sorunlar ve anayasa değişikliklerinin yol açabileceği olumsuz [sonuçlar] hakkındaki görüşlerini belirtirken, yargı kurumunun toplum nezdinde sahip olduğu saygınlığı zedeleyecek ve [söz konusu kurumun] mevcut ve geçmiş uygulamalarının [kurumu] bir bütün olarak işlemez ve güvenilmez hale getirdiği fikrini uyandıracak ifadeler kullanmıştır. Söz konusu kurumun] mevcut ve geçmişteki uygulamalarının [kurumu] bir bütün olarak işlemez ve güvenilmez hale getirdiğini; anayasa değişikliklerine ilişkin görüşlerini ifade ederken, söz konusu değişikliklere ilişkin referandum sürecinin yarattığı toplumsal atmosfer [göz önüne alındığında] siyasi olarak tarafgir olduğu izlenimi veren ifadelerde bulunduğunu ve bu haliyle makalenin içeriğinin bir bütün olarak bir yargı mensubunun ifade özgürlüğünü kullanırken göstermesi gereken sağduyu ve ihtiyata uygun olmadığı sonucuna varılması gerektiğini belirtmiştir. “
11.20 Kasım 2018 tarihinde başvuran, özellikle yargı mensuplarının sahip olduğu örgütlenme ve ifade özgürlüğüne dayanarak, 20 Eylül 2018 tarihli kararın gözden geçirilmesi için HSK İkinci Dairesi’ne başvurmuştur.
12.HSK İkinci Dairesi, 3 Ocak 2019 tarihinde, itiraz edilen kararın ilgili olduğuna hükmederek başvuranın talebini reddetmiştir.
13.HSK Genel Kurulu, 2 Mayıs 2019 tarihinde, başvuranın 3 Ocak 2019 tarihli karara yaptığı itirazı reddetmiş ve hem kararın hem de dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir.
KONUYLA İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLARARASI YASAL ÇERÇEVE
1. KONUYLA İLGİLİ YEREL MEVZUAT VE UYGULAMA
14.2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 65. ve 70. maddeleri bu davadaki ilgili bölümlerinde aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:
“Madde 65: Suçun yaptırımı
“Suçlama: Belirli bir davranışın yanlış kabul edildiğine dair yazılı bildirim.
Kınama yaptırımı aşağıdaki hallerde uygulanır:
a) Görev kapsamında olsun veya olmasın, resmi görevin gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunulması,
(…)
Madde 70 – Daha hafif veya daha ağır bir disiplin cezasının uygulanması
(…) Bir kişi ilk kez bir disiplin suçu işlediğinde ve geçmiş hizmeti sırasında olumlu çalışmalar yapmışsa, tercihli veya ayrıcalıklı terfiye layık görülmüşse ve iyi veya çok iyi bir sicili varsa, görevden alınmayı gerektiren durumlar dışında, daha hafif bir yaptırım uygulanabilir.”
15. İlgili ulusal mevzuat ve uygulamaya ilişkin olarak, aşağıdaki Eminağaoğlu/Türkiye (no. 76521/12, §§ 36-43, AİHM 2021) ve Kozan/Türkiye (no. 16695/19, §§ 22-28, AİHM 2022) kararlarına bakınız.
II. VENEDİK KOMİSYONU’NUN 2017 ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞÜ
16.Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (“Venedik Komisyonu”), 10 ve 11 Mart 2017 tarihlerinde düzenlenen 110. Genel Kurul toplantısında, 21 Ocak 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve 16 Nisan 2017 tarihinde ulusal referanduma sunulan Anayasa değişikliklerine ilişkin bir görüş (CDL-AD(2017)005) yayınlamıştır:
” 124. Her devlet kendi siyasi sistemini seçme hakkına sahiptir: Başkanlık, Parlamenter ya da Karma. Ancak bu hak koşulsuz değildir. Kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerine saygı göstermelidir; bu da seçilen sistemin yeterli denge ve denetleme mekanizmalarını içermesi gerektiği anlamına gelir. Dolayısıyla anayasa karmaşık bir denge ve denetleme sistemi oluşturur; diğer ülkelerin anayasalarında zaten mevcut olanlar da dahil olmak üzere tüm hükümleri bu nedenle genel güç dengesine katkıları ışığında değerlendirilmelidir.
125. Türkiye’nin 21 Ocak 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve 16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan Anayasa değişikliğinde yaptığı gibi, bir ülkenin başkanlık sistemini tercih etmesi halinde, başkanlık sistemi doğası gereği otoriter bir sürüklenme riski taşıdığından, azami dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Böyle bir sistemde yürütme ve yasama kendi güçlerini ve meşruiyetlerini belirli aralıklarla yapılan seçimler yoluyla halktan alırlar. Bu iki güç birbirinden kesin olarak ayrı olduğu için aralarında çatışma olması kaçınılmazdır ve yönetim bu durumda hakemlikten ibarettir. Dolayısıyla güçlerin etkin bir şekilde ayrılması, her birinin farklı siyasi yaklaşımlara ve önceliklere açık kapı bırakacak şekilde oluşturulmasını gerektirir.
126.Önerilen değişiklik, Türk yetkililerin “Türk usulü” başkanlık sistemi olarak tanımladıkları, ancak artık Türkiye’nin uzun parlamenter geleneğini hiç yansıtmayan ve ülkenin anayasal tarihinde tam bir kopuşu temsil eden bir sistemi getirmeyi amaçlamaktadır. Demokratik başkanlık rejimlerini karakterize eden kuvvetler ayrılığı mantığını takip etmemektedir. Yürütme ve yasama arasındaki anlaşmazlıkları önlemek için Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimleri sistematik olarak aynı gün yapılacak, bu durumda biçimsel ayrılık uygulamada aldatıcı olabilecek ve yasama organı -ikisinden daha zayıf olanı- marjinalleşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Cumhurbaşkanı sadece beş yılda bir yapılan seçimlerde ulusa karşı sorumlu olacaktır.
127.Önerilen rejimin aşağıdaki özellikleri kuvvetler ayrılığı açısından özellikle endişe verici görünmektedir.
– Yeni Başkan yürütme yetkisini tek başına kullanacak ve herhangi bir denetim olmaksızın, bir meslektaşlar hükümeti oluşturmayacak olan bakanları atayabilecek ve görevden alabilecek, ayrıca Devletin üst düzey temsilcilerini tek başına belirleyeceği kriterlere göre atayabilecek ve görevden alabilecektir.
– Başkanlık makamının boşalması ya da Başkan’ın geçici olarak görevde bulunmaması halinde, herhangi bir demokratik meşruiyet ya da Parlamento onayı olmaksızın, başkanlık görevlerini yerine getirmek üzere bir ya da daha fazla başkan yardımcısı seçebilir.
– Başkan, başkan yardımcıları ve bakanlar ancak çok zayıf bir parlamenter denetim aracı olan gensoru usulü ile sorumlu tutulabiliyordu.
– Başkan, yasama organını etkileyebileceği bir kanal olan siyasi partisinin üyesi, hatta lideri olabilir.
– Başkanlık ve yasama seçimlerinin eşzamanlı olması gerekecektir.
– Başkan herhangi bir nedenle Parlamentoyu feshedebilir ki bu demokratik bir başkanlık sistemiyle temelde bağdaşmaz ve bu otomatik olarak erken başkanlık seçimlerini tetikler – siyasal sorunları çözmenin ilkel bir yoludur.
– Cumhurbaşkanı, ikinci dönemi sırasında Meclis’in erken seçim kararı alması halinde üçüncü dönem seçeneğine sahip olacaktır ki bu da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan iki dönem sınırlamasına ve Avrupa’daki en iyi uygulamalara uygun olmayan bir istisnadır.
– Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin denetleyebileceği bir kanuna ihtiyaç duymaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden geniş ölçüde faydalanabilecektir. Prensipte kanun, cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre öncelikli olacaktır, ancak revizyon uygulamada bu önceliği etkili bir şekilde garanti altına alacak herhangi bir mekanizma öngörmemektedir.
– Cumhurbaşkanı tek başına olağanüstü hal ilan edebilecek ve bu süre zarfında herhangi bir kısıtlama olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkarabilecektir.
128.Başkanlık sisteminde, güçlü ve bağımsız bir yargının yürütme ve yasama arasındaki anlaşmazlıkları çözebilmesi esastır. Ancak, önerilen değişiklik Türk yargısını güçlendirmek yerine zayıflatmaktadır. Mevcut yapısı uluslararası standartların çoğunu karşılayan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda derhal geçerli olmak üzere reform yapılacaktır: on üç üyesinden altısı artık siyasi tarafsızlıkla bağlı olmayacak olan Cumhurbaşkanı tarafından atanacak, yedi üye ise üzerinde Cumhurbaşkanı’nın etkisi olacak ve seçimlerin eşzamanlı olması nedeniyle büyük olasılıkla Cumhurbaşkanı ile aynı siyasi güçleri temsil edecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecektir. Artık Konsey’in hiçbir üyesi kendi meslektaşları tarafından seçilmeyecektir. Kurul’un hakim ve savcıların atanması, terfisi, nakli, disiplin cezaları ve görevden alınmalarına ilişkin önemli işlevleri göz önüne alındığında, Cumhurbaşkanı böylece adaletin işleyişini kontrol edecektir. Hakimler ve Savcılar Kurulu üzerindeki bu kontrol dolaylı olarak Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesini daha iyi kontrol etmesini de sağlayacaktır.
129.Değişiklik, yürütmenin yargı ve savcılar üzerindeki kontrolünü artıracaktır ki bu da yargı bağımsızlığının zaten uzun süredir endişe yarattığı Türkiye’de daha da sorunlu olacaktır. Bu değişiklik, yürütme üzerinde zaten zayıf olan yargı denetimi sistemini daha da zayıflatacaktır.
130.Venedik Komisyonu, Türk Anayasası’nda önerilen değişikliğin, otoriter bir sürüklenmeyi önlemek için gerekli olan denge ve denetleme mekanizmalarından yoksun bir başkanlık rejimi getireceğini belirtmiştir. Askeri mahkemelerin kaldırılması ve TBMM tarafından onaylanmayan kararnamelerin otomatik olarak hükümsüz sayılması iyi bir şeydir, ancak bu sonucu değiştirmek için yeterli değildir.
131.Dahası, revizyonun parlamentoda görüşülmesi ve kabul edilmesi, ikinci büyük muhalefet partisinin bazı milletvekilleri cezaevindeyken gerçekleşmiştir ve oylamanın gizliliğine riayet edilmemesi, reforma verilen desteğin gerçekliği ve milletvekillerinin oylarının kişisel samimiyeti konusunda şüphe uyandırmaktadır. Parlamenter prosedürün, Parlamentoda temsil edilen tüm siyasi güçlere açık gerçek bir tartışmaya yol açmamış olması üzücüdür.
132.Anayasanın revizyonunun Parlamento tarafından kabul edilmesi ve referandum yoluyla halka danışılmasının hazırlanması tamamen olağanüstü hal sırasında gerçekleşirken, ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü önemli ölçüde kısıtlanmıştır. Gazeteciler son derece zor koşullar altında çalışmaktadır ve kamuoyu tartışmaları genel olarak giderek yoksullaşmakta ve partizanlaşmaktadır; bu da özellikle revizyonun uygunluğuna ilişkin gerçekten kapsayıcı ve demokratik bir referandum kampanyası olasılığına şüphe düşürmektedir.
133.Sonuç olarak Venedik Komisyonu, önerilen değişikliklerin içeriğinin Türkiye’nin demokratik anayasal geleneğinde tehlikeli bir geri adım teşkil ettiği kanaatindedir. Önerilen sistemin otoriter ve monokratik bir sürüklenme tehlikesi barındırdığını vurgulamaktadır. Dahası, reformun zamanlaması da yanlış seçilmiş ve endişe vericidir: mevcut olağanüstü hal, anayasa referandumu için gerekli demokratik koşulları karşılamamaktadır.
134.Venedik Komisyonu, her türlü ilave yardım için Türk makamlarının emrindedir.
GÖRÜŞ NO. 25 (2022) NO’LU YARGIÇLARIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AVRUPA YARGIÇLAR İSTİŞARE KONSEYİ KARARI
17. 2 Aralık 2022 tarihinde, Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (CCJE) hâkimlerin ifade özgürlüğüne ilişkin 25 (2022) sayılı Görüşünü kabul etmiştir. Bu görüşün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
” (…)
3. Bir kurum olarak yargıyı ilgilendiren konulara ilişkin açıklamalar
48. Hâkimler, yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı da dâhil olmak üzere, temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, hâkimlerin atanması veya terfisi ve adalet yönetiminin düzgün işleyişi ile ilgili konularda yorum yapma hakkına sahiptir. Eğer konu mahkemelerin işleyişini doğrudan etkiliyorsa, hakimler, yasa teklifleri veya hükümet politikaları da dahil olmak üzere, siyasi açıdan tartışmalı konularda yorum yapmakta serbest olmalıdır. Bu durum, demokratik bir toplumda çok önemli olan bu konular hakkında halkın bilgilendirilmesinde meşru bir menfaati olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Üst düzey görevlerde bulunan yargıçlar veya yargıç derneklerinde ya da adalet konseyinde görev yapanlar, yargı adına konuşmak için iyi bir konuma sahiptirler.
(…)
VI. Yargıçların, yargıç birliklerinin ve yargı konseylerinin yasal ve/veya etik bir görevi olarak yargı bağımsızlığını savunmak
58.no. 3 (2002) ve 18 (2015) sayılı Görüşleri doğrultusunda, AYM her hâkimin yargı bağımsızlığını teşvik etmek ve korumakla yükümlü olduğunu teyit etmektedir; bu bağımsızlık sadece hâkim için anayasal bir güvence olarak işlev görmemekte, aynı zamanda hâkimlere bunu korumak ve bu temel değerler tehdit altında olduğunda hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını savunmak için etik ve/veya yasal bir görev yüklemektedir. Bu görev, iç ve dış bağımsızlık meselelerini de kapsar.
(…)
61. Savunma görevi yargının bağımsızlığından kaynaklandığından, tüm hakimler için geçerlidir. Bir hakim bu tür beyanları sadece kişisel olarak değil, aynı zamanda bir yargı konseyi, bir sulh hakimleri birliği veya yargıyı temsil eden başka bir organ adına yaptığında, hakime sağlanan koruma pekiştirilir. Yukarıda belirtilenler ışığında, konuya ve bağlama bağlı olarak, adalet konseyi, hakim dernekleri, mahkeme başkanları veya diğer bağımsız organlar, örneğin üst düzey anayasal meseleler gibi bu tür konuları ele almak için en iyi konumda olabilirler. Hâkimler görüşlerini uluslararası bir hâkimler birliği çerçevesinde de ifade edebilirler.
18.Başvuran, ulusal bir günlük gazete tarafından yayınlanan bir röportajda yaptığı açıklamalar nedeniyle kendisine verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğü hakkının ihlalini teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu otoritesinin müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat sahibi olma, haber ve fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, Devletlerin yayın, sinema veya televizyon işletmelerini bir dizi izne tabi tutmalarına engel değildir.
2.Görev ve sorumlulukları da beraberinde getiren bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve düzensizliğin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla, kanunla öngörülen bazı formalitelere, şartlara, sınırlamalara veya cezalara tabi tutulabilir.
A.Kabul Edilebilirlik
19.Hükümet, davacıya uygulanan maaş kesintisi yaptırımının bir sonucu olarak davacının önemli bir önyargıya maruz kalmadığını savunarak kabul edilemezlik iddiasında bulunmaktadır. davacının olayların meydana geldiği tarihteki maaşının yaklaşık on ikide birine tekabül eden 1.218 TL tutarındaki söz konusu yaptırımın, davacının durumuyla ilgili olarak sembolik olduğu ve kendisine aşırı bir yük getirmediği değerlendirilmektedir.
20.Davacı bu itiraza ilişkin herhangi bir görüş bildirmemiştir.
21.Mahkeme, mevcut davada davacıya uygulanan ve ilgili tarihte yaklaşık 190 Euro’ya tekabül eden 1.218 TL’lik maaş kesintisinin mali açıdan ihmal edilebilir bir yaptırım olmadığı kanaatindedir ve özellikle böyle bir disiplin cezasının, sicilinde kaldığı sürece davacının kariyerinde ilerlemesini tehlikeye atabileceğini gözlemlemektedir. Ayrıca, ihtilaflı yaptırımın başvuran üzerindeki maddi değil pratik etkileri, mevcut davada önemli bir zararın varlığını değerlendirmek için tek ölçüt olamaz. Gerçekten de, bir ihlalin ciddiyeti, hem başvuranın öznel algısı hem de belirli bir davadaki nesnel riskler dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Eon / Fransa, no. 26118/10, § 34, 14 Mart 2013). Mevcut davada, başvuran, genel sekreteri olduğu sendika adına yaptığı ve kendi görüşüne göre kamu yararını ilgilendiren bir konuyla ilgili olan ve ifade özgürlüğü kapsamına giren yorumlar nedeniyle cezalandırılmıştır. Başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyeti, genel öneme sahip ilkesel sorunları gündeme getirmektedir: meslektaşlarını temsil etme işlevini yerine getiren bir yargıcın, Anayasa’da yapılan ve sadece yargısal değil siyasi sonuçları da olan değişiklikleri kamuoyu önünde eleştirmek için ifade özgürlüğünden yararlanıp yararlanamayacağı sorusu ve böyle bir eylem karşısında uygulanan yaptırımın demokratik bir toplumda hangi koşullar altında gerekli görülebileceği sorusudur. (bkz. mutatis mutandis, Panioglu/Romanya, no. 33794/14, § 75, 8 Aralık 2020, ve Handzhiyski c. Bulgaristan, no. 10783/14, § 36, 6 Nisan 2021 ve orada atıfta bulunulan referanslar).
22.Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada, ihtilaflı cezanın uygulanmasının başvuranın Sözleşme’nin 35 § 3 (b) maddesi anlamında telafisi mümkün olmayan bir zarara uğramasına neden olmadığını kabul edemez. Bu nedenle hükümetin itirazı reddedilmelidir.
23.Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen diğer gerekçelerden dolayı kabul edilemez olmadığını tespit eden Mahkeme, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esaslar
1.Tarafların Argümanları
a) Başvuru sahibi
24. Başvuru sahibi, anayasa değişikliklerine ilişkin görüşlerini ifade ettiği için kendisine verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini düşünmektedir. Başvuran, söz konusu cezaya ilişkin olarak ulusal makamlar tarafından verilen kararları eleştirmekte ve ifadelerinde kullandığı hangi ifadelerin veya cümlelerin yargının saygınlığına zarar verdiğini ve yargıçlık statüsüyle bağdaşmadığını belirtmediklerini ileri sürmektedir.
25. Başvuru sahibi, Mahkeme’nin içtihatlarına atıfta bulunarak, özellikle yargının bağımsızlığı gibi kamu yararını ilgilendiren konularda hâkimlerin ifade özgürlüğünün korunmasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, bir sulh hakimleri sendikasının önde gelen bir üyesi olarak, rejim değişikliği ve sulh hakimlerinin üst organının yapısında köklü değişiklikler öngören anayasa değişikliklerinin oluşturduğu önemli yasal gelişmeler hakkında görüşlerini kamuya açık bir şekilde ifade etme hakkına sahip olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, başta Venedik Komisyonu’nun ilgili görüşü olmak üzere, çeşitli uluslararası kurumlar tarafından yayınlanan ve HSYK’nın yapısını düzenleyen 2017 anayasa değişikliğinin öngördüğü değişikliklerin yargı bağımsızlığını tehlikeye attığının belirtildiği çeşitli uluslararası belgelere atıfta bulunmaktadır.
b) Hükümet
26.Hükümet, statüleri nedeniyle yargı mensuplarının ifade özgürlüklerini kullanırken diğer vatandaşlardan daha fazla kısıtlamaya tabi olduklarını belirtmektedir. Bu bağlamda, ulusal makamların başvuranın 2017 anayasa değişikliği taslağına ilişkin açıklamalarının hâkimlik statüsünün doğasında bulunan bağımsızlık ve tarafsızlığa aykırı olduğu yönündeki tespitlerine atıfta bulunmaktadır. Ayrıca, başvurana verilen iki günlük maaş kesintisi cezasının, dört yıl sonra hizmet sicilinden silinebilecek oldukça hafif bir yaptırım teşkil ettiğini savunmaktadır. Bu nedenle, başvuranın açıklamalarının Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunmadığını ve ifade özgürlüğüne herhangi bir müdahale olmadığını düşünmektedir.
27.Mahkeme’nin bir müdahale olduğunu kabul etmesi durumunda, Hükümet, söz konusu yaptırımın 2802 sayılı Kanun’un 65 § 2 (a) maddesinde öngörüldüğünü ve yargının otoritesini ve tarafsızlığını güvence altına almak gibi meşru bir amaç güttüğünü ileri sürmektedir.
28 Müdahale gerekliliğine ilişkin olarak, başvuranın söz konusu açıklamaları yaptığı bağlamı vurgulamış ve söz konusu dönemde birçok kişinin siyasi tercihlerini belirtmek ve o dönemde yapılacak olan anayasa değişiklikleri referandumu öncesinde vatandaşları yönlendirmek amacıyla açıklamalar yaptığını belirtmiştir. 11, ihtilaflı röportajın siyasi açıdan taraflı olarak algılanma riski taşıdığını ve bu nedenle yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını zedelediğini iddia etmiştir. 11, özellikle başvuranın referandumda nasıl oy kullanacağını açıkça belirtmesinden, meslektaşlarının bazı konuşmacıları ve gazetecileri gözaltına alma kararlarına karşı çıkmasından ve anayasa değişikliklerini eleştiren siyasi yorumlar yapmasından şikayet etmektedir.
29.Hükümet, başvuranın bir politikacınınkine benzeyen ifadelerinin, bir yargıç olarak mesleki sorumlulukları ve yükümlülükleriyle bağdaşmadığını düşünmektedir. 11. Bu bağlamda, referandumda kendisiyle aynı siyasi tercihi yapmamış olan vatandaşların, sorumlu olduğu yasal işlemlerde adil bir karar verebileceğinden şüphe duyabileceklerini savunmuş ve başvuranın yorumlarının medya tarafından geniş bir şekilde yayıldığını ve toplumun büyük bir kesimi tarafından önyargılı olarak algılandığını açıklamıştır.
30.Hükümet, ilk olarak, ulusal makamların disiplin cezasına ilişkin kararlarında, söz konusu menfaatleri ayrıntılı bir şekilde incelediklerini ve bunlar arasında adil bir denge kurduklarını ve ikinci olarak, uygulanan yaptırımın ılımlı olduğunu göz önünde bulundurarak, ihtilaflı tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğunu savunmaktadır.
c) Üçüncü taraf
31.İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), yargıçların ifade özgürlüğünün kullanımı bakımından daha katı bir rejime tabi olmalarına rağmen, kamu yararına ilişkin konuların ve özellikle de yargının bağımsızlığına ilişkin konuların bu ilkenin önemli bir istisnasını oluşturduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda, üçüncü taraf müdahil, başvuranın beyanlarına konu olan 2017 anayasa değişikliklerinin, Venedik Komisyonu’nun reformun bu yönüne ilişkin ciddi endişelerini dile getirmesine rağmen, HSYK’nın yapısında önemli değişiklikler yaptığını savunmaktadır. Ona göre, HSYK’nın yapısının değiştirilmesi, Mahkeme’nin yukarıda bahsi geçen Eminağaoğlu/Türkiye kararında bu konuda dile getirdiği sorunları çözmek yerine daha da kötüleştirmiştir. Bu bağlamda, üçüncü taraf müdahil, HSK’ya yapılan atamaların artık siyasi kontrol altında olduğunu ve bu nedenle söz konusu Kurul’un artık yapısal olarak bağımsız sayılamayacağını savunmaktadır.
32.Üçüncü taraf ayrıca, yargıçların anayasal konulardaki açıklamaları nedeniyle ceza aldıkları durumlarda, üç ana noktanın kesinlikle dikkate alınması gerektiğini düşünmektedir. İlk olarak, ona göre, bir yandan diğer hakimler veya görülmekte olan davalar üzerinde yankı uyandırması muhtemel konuşmalar ile diğer yandan kamu yararını ilgilendiren konulardaki ifadeler arasında bir ayrım yapılmalıdır; kamu yararını ilgilendiren konulardaki bir tartışmanın açıkça bir parçası olan ifadeler yüksek düzeyde korumadan yararlanır. Ardından, diğer meslekler gibi hakimlerin de dernek kurma hakkı olduğundan, bir meslek örgütünü temsil eden hakimlerin yasal gelişmeler hakkında açıklama yapma hakkına sahip olması gerektiğini düşünmektedir. Bir sulh yargıcı disiplin soruşturmasına tabi tutulduğunda, bağımsızlık ve tarafsızlık gerekliliklerini karşılayan bir prosedürden yararlanması gerektiğini savunmaktadır.
2.Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Genel ilkeler
33.Mahkeme, Baka/Macaristan ([GC], no. 20261/12, §§ 162-167, 23 Haziran 2016) ve Eminağaoğlu/Türkiye (no. 76521/12, §§ 120-126, 9 Mart 2021) kararlarında belirtildiği üzere, hâkimlerin ifade özgürlüğüne ilişkin genel ilkelerin mevcut davada da geçerli olduğunu hatırlatır.
34.Özellikle, demokratik bir toplumda, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığının korunması ihtiyacına ilişkin soruların çok önemli genel menfaat meseleleri teşkil ettiği kanaatindedir (Morice/Fransa [BD], no. 29369/10, § 128, AİHM 2015). Genel menfaat konularına ilişkin tartışmalar, genellikle, yetkililer açısından özellikle kısıtlı bir takdir marjı ile el ele giden 10. madde kapsamında yüksek düzeyde bir korumadan faydalanır (Morice, yukarıda, §§ 125 ve 153, July ve SARL Liberation/Fransa, no. 20893/03, § 67, AİHM 2008 (alıntılar)). Yargıyla ilgili tartışmaya yol açan bir sorunun siyasi sonuçları olsa bile, bu tek başına bir yargıcın konuyla ilgili bir açıklama yapmasını engellemek için yeterli değildir (Wille/Lihtenştayn [BD], no. 28396/95, § 67, AİHM 1999-VII).
35.Yargının toplumdaki özel rolünün hâkimlere bir ihtiyat görevi yüklediği doğrudur. Bununla birlikte, bu sonuncusunun özel bir özelliği vardır: hakimin sözü, avukatınkinden farklı olarak, sadece kendini ifade eden kişiyi değil, aynı zamanda onun aracılığıyla tüm Adalet kurumunu bağlayan nesnel bir takdirin ifadesi olarak kabul edilir (Morice, precite, §§ 128 ve 168).
36. Bu nedenle, özellikle gizlilik yükümlülüğünün söz konusu hâkimlerin tepki vermesini engellediği durumlarda, yargıyı ciddi bir dayanaktan yoksun yıkıcı saldırılara karşı korumak gerekebilir (Prager ve Oberschlick/Avusturya, 26 Nisan 1995, § 34, Seri A no. 313, Koudechkina/Rusya, no. 29492/05, § 86, 26 Şubat 2009, ve Di Giovanni/İtalya, no. 51160/06, § 71, 9 Temmuz 2013). Özellikle, yargı görevlilerinin, yargının otoritesinin ve tarafsızlığının sorgulanması muhtemel olduğunda (Wille, yukarıda anılan, § 64) ve ayrıca, diğer görevlilere, özellikle de diğer hâkimlere yönelik eleştirilerini ifade ederken (Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 136) ifade özgürlüklerini ölçülü bir şekilde kullanmaları beklenmelidir.
b) Bu ilkelerin mevcut davada uygulanması
37.Mahkeme, mevcut davada başvuranın ulusal bir günlük gazete tarafından yayınlanan bir röportajda yaptığı açıklamalar nedeniyle disiplin cezasına çarptırıldığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bir röportajda ifade ettiği görüşler nedeniyle başvurana ceza verilmesinin, ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bkz. diğer kararlar arasında, Wille, yukarıda anılan, § 51, Kudeshkina, yukarıda anılan, § 80, Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 127).
38. Söz konusu müdahalenin yasal bir dayanağı olduğu, yani 2802 sayılı Kanun’un 65 § 2 a) maddesi olduğu taraflar arasında tartışmasızdır. Mahkeme, bu hükmün şikâyet edilen müdahale için öngörülebilir bir yasal dayanak oluşturabileceğini varsaymaya hazırdır (Kozan/Türkiye, no. 16695/19,
§ 57, 1 Mart 2022). Ayrıca, müdahalenin yargının otoritesini ve tarafsızlığını güvence altına almak gibi meşru bir amaç güttüğünü de kabul etmeye hazırdır (ibidem, § 58).
39. İhtilaflı tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmek için Mahkeme davayı bir bütün olarak ele almalıdır. Bunu yaparken, bir yandan başvuranın bir yargıç olarak konumuna ve Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri olarak sahip olduğu pozisyona, diğer yandan başvuran tarafından yapılan açıklamaların içeriğine ve bunların yapıldığı koşullara ve ayrıca ihtilaflı tedbire yol açan karar alma sürecine özel önem atfedecektir (bkz. Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 132).
40. Mahkeme her şeyden önce, başvuranın ihtilaflı sözleri sarf ettiği sırada bir yargıç olduğuna dikkat çekmektedir. Bu özel statünün, adaletin düzgün işlemesine ve dolayısıyla halkın adalete olan güvenine yaptığı katkı nedeniyle, kendisine bireysel özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün garantörü olarak bir görev yüklediğine şüphe yoktur (bkz. Kayasu/Türkiye, no. 5 64119/00 ve 76292/01, § 91, 13 Kasım 2008, ve Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 133, ayrıca bkz. 25 (2022) sayılı CCJE görüşünün 58. paragrafı, yukarıda 17. paragraf).
41.Mahkeme daha sonra, başvuranın söz konusu tarihte, hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığını savunmak için faaliyet gösteren bir sendikal örgüt olan Yargıçlar Sendikası’nın genel sekreteri olduğunu (yukarıdaki 4. paragraf) ve kendisiyle bu sıfatla mülakat yapıldığını gözlemlemektedir. Sonuç olarak, bu sivil toplum kuruluşunun üstlenebileceği “sosyal bekçi köpeği” işlevi göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın, faaliyetlerini özgürce yürütmeye devam eden yasal bir sendikanın genel sekreteri olarak, yargının işleyişine ilişkin sorular hakkında görüş bildirmeye sadece hakkı değil, aynı zamanda görevi de vardı (bkz. mutatis mutandis, Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 134 ve Zurek / Polonya, no. 39650/18, § 220, 16 Haziran 2022; ayrıca bkz. görüşün 48 ve 61. paragrafları
CCJE No. 25 (2022), yukarıdaki 17. paragraf).
42. Buna göre, Mahkeme, ilk olarak, başvuranın bir sulh hâkimi olarak konumunun doğasında bulunan ihtiyat ve itidal yükümlülüğü ile bağlı olduğunu ve ikinci olarak, bir sulh hâkimleri sendikasının genel sekreteri olarak sivil toplumda bir aktör olarak rol üstlendiğini kaydeder. Bu nedenle, yargı ve yargı sisteminin bağımsızlığı üzerinde etkisi olabilecek anayasal reformlar hakkında görüş bildirme hakkı ve görevi vardı (Eminağaoğlu, precite, § 135 ve Zurek, precite,§222).
43.Başvuranın yorumlarının içeriğiyle ilgili olarak Mahkeme, bu yorumların anayasa reformunun öngördüğü değişikliklerle ve bunların, özellikle de HSYK’da yapılan değişikliklerin yargı, yargıdaki sendikalaşma süreci ve yargıç sendikaları tarafından yürütülen çalışmalar üzerinde nasıl bir etkiye sahip olabileceğiyle ilgili olduğunu kaydeder. Bu bağlamda, dilekçe sahibi özellikle anayasa reformunun HSYK’nın yapısını yeniden şekillendirerek yargının bağımsızlığını zedeleyeceğini belirtmiştir. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, yargıyı yönetmekle yükümlü olan ve yargıçların atanması ve terfi ettirilmesi gibi önemli yetkilerle donatılan yeni HSYK’da sadece Cumhurbaşkanı ve Meclis tarafından seçilen üyelerin yer alacağını ve yargıçların artık yürütmenin iradesine karşı gelemeyeceğini düşündüğünü açıklamıştır. Yargının örgütlü mücadelesinin önemini vurgulayarak, hakim ve savcıların da yürütmeye bağımlı olmalarından kısmen sorumlu olduklarına işaret etti. Ayrıca sendikasının önümüzdeki anayasa reformu referandumunda hayır oyu kullanma niyetini de açıkladı.
44.Mahkeme, disiplin konularında sahip olduğu yetkiler sayesinde
Yargı mensuplarının nakli, terfisi ve hatta görevden alınması gibi konularda HSK, yargıçların kariyerleri üzerinde çok güçlü bir etkiye sahiptir. HSK’nın Devletin yargı dışı güçlerine karşı bağımsızlığının korunması, Sözleşme anlamında Türkiye’nin demokratik sisteminin temel ilkelerinden biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda başvuran da dâhil olmak üzere tüm hâkimler için mesleki kariyerlerini doğrudan ilgilendiren bir unsur ve dolayısıyla yargısal faaliyetlerini tam bir bağımsızlık ve tarafsızlık içinde sürdürmelerini sağlayacak bir tartışma ve düşünme konusu teşkil etmektedir (Kozan, yukarıda, § 61). Bu bağlamda, başvuranın ifadelerinin, yargı mensuplarının yanı sıra bir bütün olarak toplumu da yakından ilgilendiren bir tartışmanın parçası olduğu tartışmasızdır.
45.Mahkeme’nin görüşüne göre, hedef alınan kişi veya kurumlara yönelik bir eleştiri teşkil etmekten ziyade, tüm yorumlar yargının yürütme karşısındaki bağımsızlığına ilişkin soruları gündeme getirmiş ve bu bağımsızlığın korunmasının önemini vurgulamıştır. Gerçekten de, söz konusu mülakatta, başvuran esasen, ilk olarak, anayasa reformunun gerçekleştiği bağlam ve gerçekleştirilme şekli; ikinci olarak, başkanlık rejimine atfettiği ve kendisine göre bu reformdan kaynaklanan ve otoriter bir rejime yol açma riski taşıyan aşırılıklar; ve son olarak, anayasa değişikliklerinin yargı organlarının örgütlenmesi ve işlevi ve yargının bağımsızlığı üzerindeki etkileri ile ilgili endişelerini ortaya koymuştur. Mahkeme, başvurucunun ayrıca bu hususların Venedik Komisyonu tarafından da söz konusu anayasa değişikliklerine ilişkin görüşünde belirtildiğini ileri sürdüğünü kaydeder (yukarıdaki 16. ve 25. paragraflar).
46.Yargıyla ilgili anayasa değişikliklerini eleştiren bu tür ifadeler, şüphesiz, demokratik bir toplumda serbest tartışmaya açık olması gereken, kamuoyunu yakından ilgilendiren bir konuyla ilgilidir (bkz. Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 140). Mevcut davada, başvuranın söz konusu değişikliklere ilişkin görüşleri, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı gibi yargı sistemine ilişkin konularla ilgili olduğundan, bu durum daha da geçerlidir. Bu nedenle Mahkeme, bu ifadelerin açıkça kamu yararını ilgilendiren konulara ilişkin bir tartışma kapsamına girdiğini ve yüksek düzeyde koruma gerektirdiğini düşünmektedir.
47.Mahkeme, başvuranın beyanlarına konu olan anayasa değişikliklerine ilişkin referandumun aynı zamanda hükümet sistemi ile yürütme ve yargı erklerinin yapısında da değişiklikler öngördüğünü ve dolayısıyla siyasi aygıtın da bu tartışmada dolaylı olarak söz konusu olduğunu gözden kaçırmamaktadır. Bu bağlamda, yargının siyasi iktidardan bağımsızlığı ile ilgili konuların bir şekilde Devletin yapısı ve işleyişi ile ilgili genel politikanın bir parçası olduğuna işaret etmektedir. Yargı mensupları tarafından yapılan siyasi açıklamalara ilişkin çekinceler dile getirilebilse bile, bu davada Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamaların siyasi sonuçları tam olarak açık değildir, Başvuranın yukarıda belirtilen konulardaki ifadelerinin siyasi sonuçları, Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri olarak mesleğinin özünü etkileyen bir konuda ifade özgürlüğünü kısıtlamak için tek başına yeterli olamaz (bkz. yukarıda anılan Baka, § 165, yukarıda anılan Eminağaoğlu, § 134, ve yukarıda anılan Kozan, § 65).
48.Ayrıca, mevcut davada verilen iki günlük maaş kesintisi cezasının nispeten ılımlı olduğu kabul edilse de (karşılaştırma için bkz. yukarıda anılan Eminağaoğlu, § 13, iş yeri değişikliği cezası verilmişti ve yukarıda anılan Kozan, § 15, kınama cezası verilmişti), başvurana bu cezanın verilmesinin doğası gereği, sadece başvuranın kendisi üzerinde değil, aynı zamanda bir bütün olarak yargı üzerinde, özellikle de yargı üzerinde etkisi olabilecek yasal veya anayasal reformlar ya da yargının bağımsızlığına ilişkin daha genel konular hakkında kamuya açık tartışmalara katılmak isteyen hâkimler üzerinde caydırıcı etkisi bulunmaktadır (Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 124, ve Kozan, yukarıda anılan, § 68).
49. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğünü kullanmasına haksız bir müdahale teşkil edebilecek bir tedbirle ilgili olarak sahip olması gereken usuli güvencelere ilişkin olarak, öncelikle, HSK’nın cezayı veren kararında, başvuranın röportajında yargı kurumunun toplum nezdinde sahip olduğu saygınlığı zedeleyecek ve kurumun bir bütün olarak işlemediği ve güvenilmez olduğu fikrini ima edecek ifadeler kullandığını ve ikinci olarak Başvuranın mülakatında yaptığı açıklamaların, yargı kurumunun toplum nezdinde sahip olduğu saygınlığı zedeleyecek ve kurumun bir bütün olarak işlevsiz ve güvenilmez olduğu fikrini ima edecek şekilde yapıldığını ve üçüncü olarak Başvuranın röportajında yaptığı açıklamaların, yargı kurumunun toplum nezdinde sahip olduğu saygınlığı zedeleyecek şekilde yapılmış olması, ikinci olarak, davalı tarafından yapılan açıklamaların, anayasa değişikliklerine ilişkin referandumun yarattığı sosyal atmosfer göz önüne alındığında, siyasi olarak tarafgir olduğunu düşündürmesi (bkz. yukarıdaki 10. paragraf). Mahkeme, bu gerekçe beyanının, yukarıda belirtilen kriterlere uygun olarak, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile bir yargıç olarak kendisine yüklenen ihtiyat ve itidal yükümlülüğü arasında uygun bir denge sağlayacak herhangi bir gelişme içermediğini tespit etmiştir. Bu tür bir dengeleme, başvuran tarafından yapılan itirazlar bağlamında çeşitli HSK organları tarafından daha sonra verilen kararlarda da görülmemektedir. Aslında, HSK’nın kararlarının hiçbirinde, bir yandan başvuranın yargıç statüsü ve Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri olarak konumu, diğer yandan da bu ifadeleri çevreleyen bağlam dikkate alındığında, ihtilaflı mülakatta yargının saygınlığına zarar verdiği ve siyasi olarak önyargılı olduğu düşünülen belirli pasajlar veya ifadeler belirtilmemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, ulusal makamların söz konusu tedbiri haklı çıkarmak için yeterli gerekçe sunmadığı kanaatindedir.
50.Mahkeme ayrıca, başvuranın HSK tarafından kendisine karşı alınan tedbire karşı herhangi bir yargı yoluna sahip olmadığını gözlemlemektedir. HSK, mevcut davada hem ilk derece mahkemesi olan İkinci Daire’de hem de ikinci derece mahkemesi olan Genel Kurul’da karar vermiştir. Başvuran tarafından yapılan açıklamalar, HSK’nın yürütme karşısındaki bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda soru işaretleri doğurduğundan, Mahkeme, HSK’nın mevcut davada hem bir suçlama makamı hem de ilk derece mahkemesinde, kendi yapısı ve işleyişinin söz konusu olduğu bir davada karar veren bir makam olarak hareket ettiğini gözlemlemelidir (bkz. Kozan, yukarıda anılan, § 69). Bir hakim hakkında disiplin soruşturması başlatıldığında, yargının işleyişine yönelik kamu güveninin tehlikede olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, disiplin soruşturmasına konu olan her hâkim keyfiliğe karşı güvencelere sahip olmalıdır. Özellikle, ilgili kişi, söz konusu tedbirin, tedbirin hukuka uygunluğu hakkında karar verebilecek ve yetkinin kötüye kullanılmasını cezalandırabilecek bağımsız ve tarafsız bir organ tarafından incelenmesi imkânına sahip olmalıdır (Eminağaoğlu, yukarıda anılan, § 150). Mahkeme burada durumun böyle olmadığını tespit etmiştir.
51. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Mahkeme, davanın disiplin koşullarının 10 § 2 maddesi anlamında demokratik bir toplumda gerekli bir tedbir olarak görülemeyeceği sonucuna varmıştır.
52. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
53.Sözleşme’nin 41. Maddesi hükümleri uyarınca:
“Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarının ancak eksik bir şekilde telafi edilmesine imkan veriyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.”
54.Başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Sonuç olarak, Mahkeme, kendisine bu konuda herhangi bir meblağ ödenmesi için herhangi bir gerekçe bulunmadığını düşünmektedir.
BU SEBEPLERDEN DOLAYI, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE ;
1.Dilekçenin kabul edilebilir olduğuna karar verir;
2.Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir;
Fransızca olarak hazırlanmış, daha sonra Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 6 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Bern Sözleşmesi (Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi-Convention on the Conservation of European Wildlife and Natural Habitats), Avrupa kıtasının doğal mirasının çoğunu kapsayan ve Afrika’nın bazı Devletlerini de içeren, doğa koruma alanında bağlayıcı bir uluslararası sözleşmedir. Yabani flora ve faunanın korunmasını hedefleyen sözleşme 19 Eylül 1979 tarihinde imzalanmış, 1 Haziran 1982 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sözleşmeyi 2 Mayıs 1984 tarihinde onaylamış, 20 Şubat 1984 tarihinde sözleşmenin Türkçe tercümesini ve eklerini Resmi Gazete’de yayınlamış ve 1 Eylül 1984’te yürürlüğe sokmuştur.
Sözleşme yabani bitki ve hayvan türlerinin ve bunların yaşam alanlarının korunmasını hedeflemektedir. Sözleşmenin eklerinde belirtilen göçmen türler, yabani bitki ve hayvan türlerinin muhafaza edilmesi için uygun tedbirlerin alınmasını tüm taraf devletler taahhüt etmişlerdir. Yabani bitki ve hayvan türlerinin muhafaza edilmesi için imar planı ve inşaat politikalarının koruma tedbirlerine uygun şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Taraflar yabani bitki ve hayvan türlerinin ve bunların yaşam alanlarının muhafaza edilmesi ihtiyacıyla ilgili eğitimi yaygınlaştırmayı ve bu konuda genel bilgiler sağlamayı taahhüt etmektedir. Sözleşmeyle, tarafların kendi delegeleriyle temsil edilecekleri bir daimi komisyonun kurulması kararlaştırılmıştır. Komisyonun temel görevi, bu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasını takip etmek; yabani bitkilerin geliştirilmesi ve ihtiyaçlarının değerlendirilmesi ışığında uygulama pratiğini izlemektir. Daimi komisyon bu amaçla, taraflara tavsiyelerde bulunmak ve korumaya alınmış olan türlerin belirtildiği eklerde değişiklik yapmak üzere yetkilendirilmiştir.
Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi
Avrupa Konseyi‘ne üye Devletler ve bu Sözleşmeyi imzalayan diğer Devletler;
Avrupa Konyesinin, üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek amacını dikkate alarak;
Avrupa Konseyi’nin, doğa koruması alanında diğer Devletlerle işbirliği yapma arzusunu göz önünde tutarak;
Yabani flora ve faunanın, korunması ve gelecek nesillere aktarılması gerekli, estetik, bilimsel, kültürel, rekreasyonel, ekonomik ve özgün değerde doğal bir miras oluşturduğunu takdir ederek;
Biyolojik dengelerin devamlılığında yabani flora ve faunanın oynadığı temel rolü bilerek;
Yabani flora ve faunanın bir çok türlerinin ciddi biçimde tükenmekte olduğu ve bazılarının yok olma tehlikesine maruz olduğunu kaydederek,
Doğal yaşama ortamlarının muhafazasının, yabani flora ve faunanın koruma ve muhafazasında hayati önemi olduğunun bilinciyle;
Yabani flora ve faunanın muhafazasının, hükümetlerin ulusal amaçları ve programlarında dikkate alınması ve özellikle göçmen türlerin korunmasında uluslararası işbirliğinin gerekliliğini takdir ederek,
Hükümetler ve uluslararası kuruluşlardan gelen ortak uygulamalara ilişkin talepleri, özellikle 1972’deki Birleşmiş Milletler Beşeri Çevre Konferansı ve Avrupa Konseyi Danışma Meclisince dile getirilen talepleri hatırda tutarak,
Yaban hayatının muhafazası konusunda, Avrupa İkinci Çevre Bakanlar Konferansı, 2 No.lu Tavsiye Kararlarının, özellikle izlenmesi dileğiyle,
Aşağıdaki hususları kabul etmişlerdir.;
BÖLÜM I
Genel Hükümler
Madde 1
1. Bu Sözleşmenin amacı; yabani flora ve faunayı ve bunların yaşama ortamlarını muhafaza etmek, özellikle birden fazla devletin işbirliğini gerektirenlerin muhafazasını sağlamak ve bu işbirliğini geliştirmektir.
2. Nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlere, özellikle göçmen olanlarına özel önem verilir.
Madde 2
3. Âkit Taraflar, ekonomik ve rekreasyonel gereksinmeleri ve yerel olarak risk altında bulunan alt türler, varyeteler veya formların isteklerini dikkate alırken, yabani flora ve faunanın, özellikle ekolojik, bilimsel ve kültürel gereksinmelerini de karşılayacak düzeyde, popülasyonlarının devamı veya bu düzeye ulaştırılması için gerekli önlemleri alacaktır.
Madde 3
1. Her Âkit Taraf, yabani flora ve fauna ile doğal yaşama ortamlarının, bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir.
2. Her Âkit Taraf, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken ve kirlenme ile mücadele önlemleri alırken, yabani flora ve faunanın muhafazasına özen göstermeyi taahhüt eder.
3. Her Âkit Taraf, yabani flora ve fauna ile bunların yaşama ortamlarının muhafazasının gerektirdiği eğitimi ve genel bilgi yayımını geliştirecektir.
BÖLÜM II
Yaşama Ortamlarının Korunması
Madde 4
1 Her Âkit Taraf, yabani flora ve fauna türlerinin yaşama ortamlarının, özellikle I ve II numaralı ek listelerde belirtilenlerin ve yok olma tehlikesi altında bulunan doğal yaşama ortamlarının muhafazasını güvence altına almak üzere, uygun ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır.
2. Âkit Taraflar, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken, önceki paragraf uyarınca korunan sahaların muhafaza gereksinimlerine, bu gibi yerlerin her türlü tahribattan uzak veya tahribatın mümkün olan en alt düzeyde tutulmasına özen göstereceklerdir.
3. Âkit Taraflar, II ve III nolu ek listelerde belirtilen göçmen türler için önem taşıyan ve kışlama, toplanma, beslenme, üreme veya tüy değiştirme yönünden göç yollarına uygun ilişki konumunda bulunan sahaların korunmasına özel dikkat göstermeyi kabul ederler.
4. Âkit Taraflar, bu maddede değinilen doğal yaşama ortamlarının korunması için bunların sınır bölgelerinde bulunması halinde, çabalarını uyumlu kılmak yönünden eşgüdüm sağlamayı taahhüt ederler.
BÖLÜM III
Türlerin Korunması
Madde 5
Her Âkit Taraf, 1 numaralı ek listede belirtilen yabani flora türlerinin özel olarak korunmasını güvence altına alacak uygun ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır. Bu bitkilerin kasıtlı olarak koparılması, toplanması,kesilmesi veya köklenmesi yasaklanacaktır. Her Âkit Taraf uygun hallerde, bu türlerin elde bulundurulmasını veya alım satımını yasaklayacaktır.
Madde 6
Her Âkit Taraf, II numaralı ek listede belirtilen yabani fauna türlerinin özel olarak korunmasını güvence altına alacak uygun ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır. Bu türler için özellikle aşağıdaki hususlar yasaklanacaktır:
a) Her türlü kasıtlı yakalama ve alıkoyma, kasıtlı öldürme şekilleri;
b) Üreme veya dinlenme yerlerine kasıtlı olarak zarar vermek veya buraları tahrip etmek;
c) Yabani faunayı, bu Sözleşmenin amacına ters düşecek şekilde, özellikle üreme, geliştirme ve kış uykusu dönemlerinde kasıtlı olarak rahatsız etmek;
d) Yabani çevreden yumurta toplamak veya kasten tahrip etmek veya boş dahi olsa bu yumurtaları alıkoymak;
e) Bu madde hükümlerinin etkinliğine katkı sağlayacak hallerde, tahnit edilmiş hayvanlar ve hayvandan elde edilmiş kolayca tanınabilir herhangi bir kısım veya bunun kullanıldığı malzeme dahil, bu hayvanların canlı veya cansız olarak elde bulundurulması ve iç ticareti.
Madde 7
1- Her Âkit Taraf, III numaralı ek listede belirtilen yabani faunanın korunmasını güvence altına alacak uygun ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır.
2- III numaralı ek listede belirtilen yabani faunanın her türlü işletme şekli, 2. maddenin şartları göz önünde tutularak, popülasyonlarının varlığını tehlikeye düşürmeyecek şekilde düzenlenmiş olacaktır.
3- Alınacak önlemler;
a) Kapalı av mevsimlerini ve/veya işletmeyi düzenleyen diğer esasları,
b) Yabani faunayı yeterli popülasyon düzeylerine ulaştırmak amacıyla, uygun durumlarda, işletmenin geçici veya bölgesel olarak yasaklanmasını,
c) Yabani hayvanların canlı ve cansız olarak satışının, satmak amacıyla elde bulundurulmasının ve nakledilmesinin veya satışa çıkarılmasının uygun şekilde düzenlenmesi hususlarını,
Kapsayacaktır.
Madde 8
III numaralı ek listede belirlenen ve II numaralı ek listede belirlenmiş olup, 9uncu madde uyarınca istisnalar uygulanması söz konusu olan yabani fauna türlerinin yakalanması ve öldürülmesi konusunda ise, Âkit Taraflar, bu türlerin popülasyonlarının yerel olarak yok olmasına veya ciddi şekilde tedirgin edilmesine neden olacak her türlü ve özellikle IV numaralı ek listede belirlenen yakalama ve öldürme yollarının ve araçlarının kullanılmasını yasaklayacaklardır.
Madde 9
1- Her Âkit Taraf 4, 5, 6 ve 7nci madde hükümlerine ve 8inci maddede ifade edilen usullerin ve araçların kullanımının yasaklanması hükmüne uygun başka bir çözüm yolu olmadığı ve istisnai uygulamanın, bahis konusu popülasyonun devamlılığına zarar vermeyeceği hallerde;
– Flora ve faunanın korunması için;
– Tarım ürünlerine, hayvancılığa, ormanlara, balıkçılığa, sulara ve diğer arazi kullanım şekillerine yönelebilecek ciddi zararları önlemek için;
– Genel sağlık ve güvenlik, hava güvenliği veya diğer kamu yararı hallerinde;
– Araştırma eğitim amaçlarıyla, kaybolmuş türlerin yeniden getirilmesi, yeniden yerleştirilmesi ve gerekli beslenmenin sağlanması için;
– Belirli yabani hayvan ve bitkilerin az miktarda alımı, saklanması veya diğer akılcı kullanımlarına, çok sıkı gözetim altında, selektif ve sınırlı olmak kaydıyla izin verilmesi yönünden,
İstisnalar getirebilir.
2- Âkit Taraflar, önceki paragrafa uygun olarak uyguladığı istisnalar hakkında Daimi Komiteye her iki yılda bir rapor gönderecektir. Bu raporlarda:
– İstisna kapsamına alınan veya daha önce alınmış olan popülasyonlar ve mümkün olduğu takdirde bunların sayısı,
– Kullanılmasına izin verilen yakalama ve öldürme şekilleri,
– Bu istisnanın uygulanmasına izin verilen hallerde risk olasılığı ve yer ve zaman koşulları,
– Koşulların yerine getirildiğini açıklayabilecek ve kullanılabilecek araçlar, sınırlamalar ve bunları izleyecek elemanlar yönünden karar alabilecek yetkili makam,
– Yapılan kontroller;
Belirtilecektir.
BÖLÜM IV
Göçmen Türlere İlişkin Özel Hükümler
Madde 10
Âkit Taraflar, 4, 6, 7 ve 8inci maddelerde belirtilen önlemlere ek olarak II ve III numaralı ek listelerde belirtilen göçmen türlerden, yayılım alanı kendi topraklarına girenlerin korunması yönündeki çabalarında eşgüdüm sağlamayı taahhüt ederler.
Âkit Taraflar, 7nci maddenin 3 a paragrafı uyarınca tayin edilmiş bulunan ava kapalı sezonlar ve/veya işletmeyi düzenleyecek diğer esasların III numaralı ek listede belirlenen göçmen türlerin gereksinmelerini karşılamak yönünden yeterli ve uygun biçimde düzenlenmesini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alacaklardır.
BÖLÜM V
Tamamlayıcı Hükümler
Madde 11
1- Bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasında Âkit Taraflar;
a) Uygun ve gerekli olduğunda ve özellikle bu Sözleşmenin diğer maddelerine uygun olarak alınmış önlemlerin etkinliğinin arttırılması yönünde işbirliği yapmayı,
b) Bu Sözleşmenin amaçlarına ilişkin konularda araştırma çalışmalarını teşvik etmeyi ve eşgüdümü sağlamayı,
Taahhüt ederler.
2- Her Âkit Taraf;
a) Diğer Âkit Tarafların deneyimlerinin ışığı altında yapılan bir etütle etkin ve kabul edilebilirliği saptanan yeniden yerleştirme çalışmalarının tehlikeye maruz bir türün muhafazasına katkısı olabileceği durumlarda, yabani flora ve fauna yerli türlerinin yeniden yerleştirilmesini teşvik etmeyi,
b) Yerli olmayan türlerin getirilmesinin kesin kontrol altına alınmasını,
Taahhüt eder.
3- Her Âkit Taraf, I ve II numaralı ek listelere dahil edilmemiş bulunan ve fakat kendi ülkelerinde mutlak koruma altına alınan türleri Daimi Komiteye bildirecektir.
Madde 12
Âkit Taraflar, yabani flora ve fauna ile bunların yaşama ortamlarının korunması için bu Sözleşme ile getirilen hükümlerden daha sıkı önlemler alabilirler.
BÖLÜM VI
Daimi Komite
Madde 13
1- Bu sözleşmenin amaçları için bir Daimi Komite oluşturulacaktır.
2- Her Âkit Taraf Daimi Komitede bir veya daha fazla delege ile temsil edilebilir. Her delegasyon bir oy hakkına sahip olacaktır. Avrupa Ekonomik Topluluğu kendi uzmanlık alanı dahilinde, bu Sözleşmeye taraf olan üye ülkelerinin sayısına eşit sayıda oy hakkı kullanacaktır, Avrupa Ekonomik Topluluğu, üye ülkelerinin oy hakkını kendilerinin kullanmaları halinde, o üye ülke adına oy kullanmayacaktır, aynı şekilde Avrupa Ekonomik Topluluğunun, adına oy kullandığı ülke, tekrar oy kullanamayacaktır.
3- Avrupa Konseyinin Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir üye devleti, Komitede bir gözlemci ile temsil edilebilir.
Daimi Komite, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve bu Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir devleti, toplantılarından birinde bir gözlemci tarafından temsil edilmek üzere davet etmeye oybirliği ile karar verebilir.
Yabani fauna ve flora ile bunların yaşama ortamlarının korunması, muhafazası veya yönetiminde teknik yönden uzmanlaşmış olan ve aşağıdaki kategorilerden birine dahil olan;
a) Hükümet içi veya dışı organlardan oluşan uluslararası kurum ve kuruluşlar ile, Hükümete bağlı ulusal kurum ve kuruluşlar,
b) İçinde yer aldığı Devlet tarafından bu yönlü amaçları onaylamış bulunan Hükümet dışı, ulusal kurum ve kuruluşlar,
Komite toplantısında gözlemci olarak temsilci bulundurmak isteklerini en az üç ay öncesinden Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirebilirler. Âkit Tarafların üçte birinin, Genel Sekretere toplantıdan en geç bir ay öncesinde, karşıt görüşlerini bildirmemeleri halinde, bu kurum veya kuruluşlar Komite toplantısına katılabileceklerdir.
4- Daimi Komite, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplantıya çağrılacaktır. Komite, Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini takip eden bir yıl içinde ilk toplantısını yapacaktır. Bundan sonraki toplantılar en azından her iki yılda bir ve bunun dışında Âkit Tarafların çoğunluğunun istemde bulunması halinde yapılacaktır.
5- Daimi Komite, Âkit Tarafların yeter çoğunluğu ile toplanacaktır.
6- Daimi Komite, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak kendi çalışma kurallarını belirleyecektir.
Madde 14.-
1- Daimi Komite bu Sözleşmenin uygulanmasını izlemekle yükümlü olacaktır. Bu yükümlülük özellikle;
– Sözleşme hükümlerini, eklerini ve değişiklik gereklerini kapsayacak şekilde sürekli gözden geçirmek,
– Bu Sözleşmenin amaçları için alınacak önlemlerle ilgili olarak Âkit Taraflara tavsiyelerde bulunmak,
– Bu Sözleşme çerçevesinde yürütülen faaliyetler konusunda kamuoyunu bilgilendirmek yönünden uygun önlemleri önermek,
– Avrupa Konseyine üye olmayan devletlerin bu Sözleşmeye katılmak üzere davet edilmeleri yönünden Bakanlar Komitesine önerilerde bulunmak,
– Türler ve tür gruplarının etkin muhafazasına ulaşmayı sağlamak üzere, Sözleşmeye taraf olmayan Devletlerle anlaşmalar yapmak konusunda öneriler de dahil olmak üzere, Sözleşmenin etkinliği arttıracak her türlü öneride bulunmak,
Hususlarını kapsayabilir.
2- Daimi Komite, fonksiyonlarını yerine getirmek amacıyla kendi inisiyatifi ile Uzmanlar Grubu Toplantıları düzenleyebilir.
Madde 15
Daimi Komite, her toplantısından sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yaptığı çalışmalar ve Sözleşmenin işleyişi hakkında bir rapor sunacaktır.
BÖLÜM VII
Sözleşme Hükümlerinin Değiştirilmesi
Madde 16
1- Bir Âkit Taraf veya Bakanlar Komitesi tarafından bu Sözleşme maddelerine yapılan her değişiklik önerisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletilir ve bu teklif Genel Sekreter tarafından, Daimi Komite toplantısından en geç iki ay önce, Avrupa Konseyine üye Devletlere, her imzacı devlete, her Âkit Tarafa, Sözleşmenin 19uncu maddesi hükümleri uyarınca Sözleşmeyi imzalamaya davet edilen her Devlete ve Sözleşmenin 20inci maddesi hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılmaya davet edilen her Devlete bildirilir.
2- Yukarıdaki paragraf hükümlerine uygun olarak getirilen değişiklik önerileri, Daimi Komite tarafından incelenerek;
a) 1-12inci maddelerle ilgili olan değişiklikler için Komitede dörtte üç oy çokluğu ile benimsenen metin, kabul için Âkit Taraflara sunulacaktır.
b) 13-24ncü maddelerle ilgili olarak 3/4 oy çokluğu ile kabul edilen değişiklik metni Bakanlar Komitesinin tasvibine sunulacaktır. Bu tasvip işleminden sonra söz konusu metin Âkit Tarafların kabulüne sunulacaktır.
3- Her değişiklik, bütün Âkit Tarafların değişiklik metinlerini kabul ettiklerini Genel Sekretere bildirmelerinden sonraki 30uncu günde yürürlüğe girecektir.
4- Bu maddenin 1, 2 a ve 3üncü paragraflarında yer alan hükümler, Sözleşmeye yeni eklerin kabul edilmesine uygulanacaktır.
Madde 17
Bir Âkit Taraf veya Bakanlar Komitesi tarafından bu Sözleşmenin eklerine yapılan her değişiklik önerisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletilir ve bu teklif Genel Sekreter tarafından Daimi Komite toplantısından en geç iki ay önce Avrupa Konseyine üye Devletlere, her imzacı Devlete, her Âkit Tarafa, Sözleşmenin 19uncu maddesi hükümleri uyarınca Sözleşmeyi imzalamaya davet edilen her Devlete ve Sözleşmenin 20nci maddesi hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılmaya davet edilen her Devlete bildirilir.
2- Yukarıdaki paragraf hükümleri uyarınca getirilen değişiklik önerileri Daimi Komite tarafından incelenecektir. Komite Âkit Tarafların 2/3 oy çokluğu ile bu değişiklik önerilerini kabul edebilir. Kabul edilen metin Âkit Taraflara iletilecektir.
3- Âkit Tarafların 1/3’ü karşıt görüş bildirmedikçe, her değişiklik, Daimi Komite tarafından kabulünden 3 ay sonra, karşıt görüş bildirmeyen Âkit Taraflar bakımından yürürlüğe girecektir.
BÖLÜM VIII
Anlaşmazlıkların Çözümü
Madde 18
1- Daimi Komite, bu Sözleşmenin uygulanmasından doğan her türlü sorunun dostane çözümünü kolaylaştırmak için en üst düzeyde çaba sarfedecektir.
2- Bu Sözleşmenin yorumu ve uygulamasında Âkit Taraflar arasında ortaya çıkabilecek ve yukarıdaki paragraf hükümleri içinde veya ilgili Taraflar arasında görüşmelerle esasları belirlenmemiş anlaşmazlıklar için, ilgili Taraflar başkaca bir yöntemi öngörmemişse, bunlardan birinin istemi üzerine, hakemliğe başvurulacaktır. Her Taraf bir hakemi ve bu iki hakem de üçüncü bir hakemi tayin edeceklerdir. Bu maddenin 3üncü paragrafı hükümleri uyarınca, Taraflardan biri, hakemliğe başvurma istemini takip eden üç ay içinde kendi hakemini tayin etmezse, diğer Tarafın istemi üzerine, bu hakem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı tarafından, müteakip üç ay içinde tayin edilecektir. İlk iki hakem üçüncü hakemin seçiminde kendi tayinlerini takip eden üç ay içinde görüş birliğine varamazlarsa, yine aynı yöntem izlenecektir.
3- Biri Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi iki Âkit Taraf arasındaki bir anlaşmazlık durumunda, sadece Sözleşmeye taraf Devlet, hakemliğe başvurma istemini hem üye Devlete hem de Topluluğa iletecek, Üye Devlet ve Topluluk müştereken veya ayrı ayrı anlaşmazlığa taraf olup olmayacaklarını, istem tarihinden itibaren iki ay içinde bildireceklerdir. Belirtilen bu süre içinde böyle bir bildirimin vaki olmaması halinde, üye Devlet ve Topluluk, Hakemlik Mahkemesinin oluşturulması ve işleyişine ilişkin hükümlerin, bu anlaşmazlığın giderilmesine uygulanmasında tek ve aynı taraf olarak mütalaa edileceklerdir. Üye Devlet ve Topluluk, müştereken anlaşmazlığa taraf olduklarını bildiklerinde de aynı işlem uygulanacaktır.
4- Hakemlik Mahkemesi, çalışma kurallarını kendisi belirleyecektir. Kararlar oy çokluğuyla alınacaktır. Bu kararlar kesin ve bağlayıcıdır.
5- Anlaşmazlık halindeki her Âkit Taraf kendi hakeminin masraflarını karşılayacak, üçüncü hakemin ve Hakemlik Mahkemesinin diğer masrafları, her iki tarafça eşit paylar halinde karşılanacaktır.
BÖLÜM IX
Son Hükümler
Madde 19
1- Bu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye Devletler ve Avrupa Konseyi üyesi olmayıp Sözleşmenin hazırlığına katılan Devletler ile, Avrupa Ekonomik Topluluğunun imzasına açılacaktır.
Sözleşme, yürürlüğe gireceği tarihe kadar, Bakanlar Komitesi tarafından davet edilen diğer devletlerin de imzasına açık olacaktır.
Sözleşme, onay, kabul veya tasvibe sunulur. Onay, kabul veya tasvip belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii edilecektir.
2- Sözleşme, en az 4’ü Avrupa Konseyi üyesi olan 5 devletin, yukarıdaki paragraf hükümlerine göre Sözleşme ile bağlı olmayı kabul ettiklerini kesin olarak bildirdikleri tarihi takip eden üç aylık dönemden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3- Sözleşme ile bağlı olmayı kabul ettiklerini sonradan bildiren her devlet veya Avrupa Ekonomik Topluluğu için Sözleşme, onay, kabul veya tasvip olunduğunu belirten belgenin Genel Sekretere ulaştığı tarihi takip eden üç aylık dönemden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 20
1- Bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Âkit Taraflara danışarak, 19uncu madde hükümlerine göre Sözleşmeyi imzalamaya davet edilip de henüz imzalamamış olan veya diğer Konsey üyesi olmayan devletleri Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2- Katılan her devlet için sözleşme, kabul belgelerinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine ulaştığı tarihi takip eden üç aylık dönemden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 21
1- Her devlet, imza anında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerinin tevdii sırasında bu Sözleşmeyi uygulayacağı ülke alanını veya alanlarını belirtebilir.
2- Herhangi bir Âkit Taraf, onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerinin tevdii sırasında veya daha sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bildirim ile Sözleşmenin uygulama alanını, bildirimde belirteceği diğer alanlara ve uluslararası ilişkilerden sorumlu bulunduğu veya adına yetki kullandığı alanlara yaygınlaştırdığını belirtebilir.
3- Yukarıdaki paragrafa göre Sözleşme uygulamasına alınan bazı alanlar Genel Sekretere gönderilecek bir bildirim ile uygulama dışına çıkarılabilir. Bu çıkarma işlemi, Genel Sekreterce bu bildirimin alındığı tarihten sonraki 6 aylık dönemin sona ermesini takip eden ayın ilk gününden itibaren geçerlidir.
Madde 22
1- Her devlet, imza anında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerinin tevdii sırasında I, II, III numaralı ek listelerde belirtilen muayyen türlerle ilgili bir veya daha fazla çekinceler koyabilir ve/veya çekince ya da çekincelerde anılan türler için IV numaralı ek listede yer alan muayyen bazı öldürme, yakalama ve diğer işletme yöntemleri konusunda çekince veya çekinceler koyabilir. Sözleşmeye genel anlamda çekince konamaz.
2- 21nci maddenin 2nci paragrafında öngörülen bildirimle, bu Sözleşmenin uygulamasını yaygınlaştıran Âkit Taraf, bu alanlara ilişkin olarak yukarıdaki paragraf hükümlerine uygun, bir veya daha fazla çekince koyabilir.
3- Belirtilen bu çekincelerden başka bir çekince konulmaz.
4- Bu maddenin 1 ve 2nci paragraflarına göre bir çekince koyan Âkit Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim ile bu çekincesini kısmen veya tamamen geri alabilir. Geri alma işlemi, çekincenin geri alındığına dair duyurunun Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren geçerlidir.
Madde 23
1- Her Âkit Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim ile, bu Sözleşmeden çekildiğini her an bildirebilir.
2- Bu çekilme işlemi, bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi takip eden altı aylık dönemden sonra gelen ayın ilk gününde geçerlilik kazanacaktır.
Madde 24
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye devletlere, Sözleşmeyi imzalayan her devlete, bu Sözleşmeyi imzalamış ise, Avrupa Ekonomik Topluluğuna ve her Âkit Tarafa;
a) Her imza işlemini,
b) Onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerinin tevdi edildiğini,
c) 19 ve 20inci maddeler uyarınca, bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihlerini,
d) 13ncü maddenin 3üncü paragrafı uyarınca gönderilen her türlü bilgileri,
e) 15nci madde hükümleri uyarınca düzenlenecek her türlü raporu,
f) 16ncı ve 17nci maddelere göre kabul edilen her türlü değişiklik veya yeni ekler ile, bu değişiklik veya yeni eklerin yürürlüğe giriş tarihlerini,
g) 21nci maddenin 2 ve 3ncü paragraf hükümleri uyarınca yapılan her türlü bildirimi,
h) 22nci maddenin 1 ve 2nci paragraf hükümleri uyarınca konulan her türlü çekinceyi,
i) 22nci maddenin 4ncü paragrafı uyarınca geri çekilen her türlü çekinceyi,
j) 23ncü madde hükümleri uyarınca yapılan her türlü çekilme bildirimi ve bu bildirime göre çekilmenin geçerlilik tarihini,
Bildirecektir.
Bu Sözleşme, aşağıda imzaları bulunan yetkililerin huzurunda imzalanmıştır.
1979 Eylül’ünün 19uncu günü Bern’de imzalanmış olan bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri, aslına uygun olup, tek kopya halinde Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacaktır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, tasdik edilmiş birer nüshayı Avrupa Konseyine üye her devlete, Sözleşmeyi imzalayan her devlete, eğer imzalamış ise, Avrupa Ekonomik Topluluğuna ve bu Sözleşmeyi imzalamaya veya kabul etmeye davet edilen her devlete yollayacaktır.
Yasaklana Av Metod ve Araçları ile Diğer Yasak İşletme Şekilleri
MEMELİLER
-İlmek kapanlar
-Gözleri körletilmiş ve sakat edilmiş
mühre olarak kullanılan canlı hayvanlar
-Gözleri kör edilmiş veya sakat
edilmiş mühre ve çığırtkan olarak
kullanılan kuşlar
-Teypler -Teypler
-Öldürücü veya uyuşturucu elektrikli
aletler
-Öldürücü veya bayıltıcı elektrikli
aletler
-Yapay ışık kaynakları -Yapay ışık kaynakları
-Aynalar ve göz kamaştırıcı diğer cisimler-Aynalar ve göz kamaştırıcı diğer
cisimler
-Hedef aydınlatıcı aletler -Hedef aydınlatanı aletler
-Gece atışları için kullanılan, hedefi
gösteren veya elektronik olarak hedefi
büyülten nişan alma aletleri (nişan
dürbünleri)
-Gece atışları için kullanılan, hedefi
gösteren veya elektronik olarak
hedefi büyülten nişan alma aletleri
(nişan dürbünleri)
-Patlayıcı maddeler (1) -Patlayıcı maddeler
-Ağlar (2) -Ağlar
-Sandık tuzaklar (2) -Sandık tuzaklar
-Zehirli veya bayıltıcı yemler -Zehirli veya bayıltıcı yemler
-Gazlama veya tütsüleme -Gazlama veya tütsüleme
-Şarjörü ikiden fazla kartuş alabilen yarı
otomatik veya otomatik silahlar
-Şarjörü ikiden fazla kartuş alabilen
yarı otomatik veya otomatik silahlar
-Uçaklar -Uçaklar
-Hareket halindeki motorlu araçlar -Hareket halindeki motorlu araçlar
(1) Balina avı hariç
KUŞLAR
-İlmek tuzaklar (2)
(2) Kitle halinde veya seleksiyon dışı
yakalama ve öldürme için
kullanıldığında
-Ökseler (3) 58o N nin kuzeyindeki Lagopus
hariç
-Oltalar
EK LİSTE II’DE YER ALAN – ANCAK ÜLKEMİZ ŞARTLARINDA KESİN
KORUMA ALTINA ALINAMAYACAK FAUNA TÜRLERİ İLE EK LİSTE IV’DE
YER ALAN AV METOD VE ARAÇLARINA DAİR İHTİRAZİ KAYIT LİSTESİ
Ek Liste II
Kesin Koruma Altına Alınan Fauna Türleri
A- MEMELİLER CHARADRIIFORMES
RODENTIA Seolopacdae
Sciuridae Callinago media
Citellus Citellus (Tarla
Sincabı)
Sultani su çulluğu
CARNIVARA COLUMBIFORMES
Canidae Pteroclididae
Canis Lapus Kurt Ptercles alchata
Ursidae (Aygiller) Kıkırlıkk Pterovles orientalis
Kum bağırtlağı
ARDIDACTYIA C- SÜRÜNGENLER
Bovidae
Capra aegagrus TESTUDINES
Yaban keçisi Testudinidae
Suidae Testudo hermanni
Sus scrıfa meridionalis Hermann Kaplumbağası
Yaban domuzu Testudo geraeca
Yunan kaplumbağası
B- KUŞLAR Testudo marginata
ANSERIFORMES D- KURBAĞALAR
Anatidae
Anser erytropus ANURA
Küçük sakarca Ranidae
Tadorna tadorna Rana arvalis
Suna Magrip kurbağası
Tadrona ferrugianea Angıt Rana dalmatiana
Oxyura leucocephala Çevik su kurbağası
Dikkuyruk Rana latestei
İnsan Hakları ve Ödevleri Amerikan Bildirisi (American Declaration of the Rights and Duties of Man),Amerikan Devletleri Örgütü (Organization of American States) tarafından düzenlenen Dokuzuncu Amerikan Devletleri Uluslararası Konferansında, Kolombiya’nın Bogota kentinde, 2 Mayıs 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Konferansa; Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Amerika Birleşik Devletleri, Uruguay, Venezuela ve Meksika katılmıştır.
10 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu’nun Paris’te yapılan 183. oturumunda kabul edilen 30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘ne öncül olan belgelerdendir.
Bildiri, Türkçe’ye Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz tarafından tercüme kazandırılarak “İnsan Hakları Belgeleri –Bölgesel Sistemler”adlı eserde ilk olarak yayınlanmıştır.
Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi
Giriş
Bütün insanlar, doğalarının onlara bahşettiği akıl ve vicdanla donatılmış olarak, özgür ve onurda ve haklarda eşit şekilde doğarlar; her teki bir diğerine kardeşçe davranır.
Her bir bireyin ödevlerini yerine getirmesi herkesin sahip olduğu hakların ön koşuludur. İnsanın her sosyal ve siyasal faaliyetinde haklar ve ödevler birbiriyle ilişkilidir. Haklar bireysel özgürlüğü yüceltirken, ödevler o özgürlüğün onurunu ifade eder.
Yargısal nitelikteki ödevler, ilke olarak onları destekleyen ve dayanağını oluşturan ahlaki nitelikteki ödevleri öngörür.
Manevi gelişmenin insan varlığının en üstün amacı ve onun en yüksek ifadesi olduğunu göz önünde bulundurarak, bütün gücü ve kaynaklarıyla bu amaca hizmet etmesi insanın ödevidir.
Manevi gelişmenin en yüksek sosyal ve tarihsel ifadesi olduğundan, kudreti ölçüsünde her yolla onu muhafaza etmek, uygulamak ve güçlendirmek insanın ödevidir.
Ve, kültürün kemale ermiş en asil halini ahlaki davranış oluşturduğundan, ona daima yüksek derecede saygı göstermek her insanın ödevidir.
Bölüm I
Haklar
Madde 1 – Yaşam, Özgürlük ve Kişi Güvenliği Hakkı
Her insanın yaşam, özgürlük ve kişi güvenliği hakkı vardır.
Madde 2 – Yasa Önünde Eşitlik Hakkı
Bütün kişiler yasa önünde eşittir ve ırk, cinsiyet, dil, inanç ya da herhangi bir başka etken farklılığı olmaksızın, bu Bildiride düzenlenen hakların ve ödevlerin sahibidir.
Madde 3 – Dinsel Özgürlük ve İbadet Hakkı
Her kişinin dinsel inancını özgürce ifade etme ve aleni ya da özel, dinsel inancı özgür olarak açıkça belirtme ve uygulamasını yapma hakkı vardır.
Madde 4 – Araştırma, Görüş Sahibi Olma, İfade Etme ve Yayma Özgürlüğüne Hak
Her kişinin araştırma yapma, bir görüşe sahip olma ve herhangi bir iletişim aracı ile düşünceleri ifade etme ve yayma özgürlüğüne hakkı vardır.
Madde 5 – Şerefin, Bireysel Şöhretin ve Özel ve Aile Yaşamının Korunması Hakkı
Her kişinin şerefine, şöhretine ve özel ve aile yaşamına yönelen hukuka aykırı saldırılara karşı yasa ile korunma hakkı vardır.
Madde 6 – Aile Kurma ve Ailenin Korunması Hakkı
Her kişinin, toplumun temel öğesi olan, bir aile kurma ve ailenin korunmasını elde etme hakkı vardır.
Madde 7 – Annelerin ve Çocukların Korunmasına Hak
Hamilelik ve loğusalık sırasında bütün kadınların ve bütün çocukların özel olarak korunma, bakım görme ve yardım alma hakkı vardır.
Madde 8 – Yerleşme ve Seyahat Hakkı
Her kişinin, vatandaşı olduğu Devletin ülkesinde yerleşme yerini belirleme, o ülke içinde serbestçe seyahat etme ve kendi istenci ile olması hali hariç o ülkeden ayrılmama hakkı vardır.
Madde 9 – Konut Dokunulmazlığı Hakkı
Her kişi, konutunun dokunulmazlığına hak sahibidir.
Madde 10 – Haberleşmenin Dokunulmazlığı ve Nakledilmesi Hakkı
Her kişi, haberleşmesinin dokunulmazlığına ve nakledilmesine hak sahibidir.
Madde 11 – Sağlığın ve Refahın Korunması Hakkı
Her kişi, kamunun ve toplumun kaynaklarının elverdiği ölçüde, beslenme, giyim, barınma ve tıbbi bakıma ilişkin sağlık ve sosyal alanlardaki önlemler yoluyla, sağlığın korunmasına hak sahibidir.
Madde 12 – Eğitim Hakkı
Her kişi, özgürlük, ahlak ve insan dayanışması ilkelerine dayanan bir eğitim görme hakkına sahiptir. Bunun gibi, her kişi, onurlu bir yaşamı sağlamaya, yaşama standartlarını yükseltmeye ve toplumun yararlı bir üyesi olmasına kendisini hazırlayacak olan bir eğitim görme hakkına sahiptir.
Bir eğitim görme hakkı, devletin ve toplumun temin etmek durumunda bulunduğu kaynaklardan yararlanarak, doğal yetenekler, marifetler ve arzular uyarınca, her vakada fırsat eşitliği hakkını da kapsar. Her kişinin, ücretsiz olarak, en azından ilköğretim görmeye hakkı vardır.
Madde 13 – Kültürden Yararlanma Hakkı
Her kişinin, toplumun kültürel yaşamında yer alma, sanattan yararlanma ve özellikle bilimsel buluşlar olmak üzere, entelektüel ilerlemenin sonuçlarından yararlanma hakkı vardır.
Her kişi, keza, üreticisi bulunduğu edebi, bilimsel yahut sanatsal çalışmalarının ya da buluşlarının doğurduğu maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hak sahibidir.
Madde 14 – Çalışma ve Adil Ücret Hakkı
Her kişi, uygun koşullar altında çalışma ve mevcut istihdam koşullarının izin verdiği ölçüde, mesleki eğitimini serbest olarak yapma hakkına sahiptir.
Çalışan her kişinin, kendisi ve ailesi için uygun yaşama standartlarını temin edecek, yeteneğine ve kapasitesine orantılı olarak, bir ücret alma hakkı vardır.
Madde 15 – Dinlenme Zamanı ve Bundan Yararlanma Hakkı
Her kişi, kendisini tazeleyebilmesi için dinlenme zamanına ve serbest zamanını manevi, kültürel ve fiziksel yararları için kullanma fırsatına hak sahibidir.
Madde 16 – Sosyal Güvenlik Hakkı
Her kişi, işsizlik, yaşlılık halinin ve kendi denetimi dışında açığa çıkıp geçimi için bir kazanç elde etmesini fiziksel ya da zihinsel açıdan olanaksız kılan nedenlerden kaynaklanan herhangi bir malûliyetin sonuçlarına karşı onu koruyacak olan sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Madde 17 – Hukuksal Kişiliğin ve Medeni Hakların Tanınmasına Hak
Her kişinin, her yerde, haklara ve yükümlülüklere sahip bir kişi olarak tanınma ve temel medeni haklardan yararlanma hakkı vardır.
Madde 18 – Adil Yargılanma Hakkı
Her kişi, yasal haklarına saygı gösterilmesini temin etmek üzere mahkemeye başvurabilir. Keza, her kişiye, herhangi bir temel anayasal hakkını ihlal ederek ona zarar veren kamusal makamların tasarruflarına karşı onu koruyacak olan mahkemeler önünde, basit ve kısa usuller sağlanmış olmalıdır.
Madde 19 – Vatandaşlık Hakkı
Her kişi, yasa tarafından yetkili kılındığı bir vatandaşlığı elde etmek ve eğer diliyorsa, ona bunu tanımak isteyen bir başka devletin vatandaşlığını edinmek üzere vatandaşlığını değiştirmek hakkına sahiptir.
Madde 20 – Oy Kullanma ve Yönetime Katılma Hakkı
Yasal yeterliliğe sahip her kişinin, doğrudan ya da temsilcileri aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma ve gizli oy usulü ve dürüst, düzenli aralıklarla ve serbest olarak yapılan seçimlerde yer alma hakkı vardır.
Madde 21 – Toplanma Hakkı
Her kişi, herhangi bir konudaki ortak çıkarlara ilişkin meselelerle bağlantılı olarak, başka insanlarla resmi kamuya açık toplantılar yahut gayri resmi bir araya gelmeler şeklindeki barışçıl nitelikli toplanma hakkına sahiptir.
Madde 22 – Örgütlenme Hakkı
Her kişi, başka insanlarla, siyasal, ekonomik, dinsel, sosyal, kültürel, mesleki, sendikal yahut başka mahiyetteki meşru çıkarları geliştirmek, uygulamak ve korumak üzere örgütlenme hakkına sahiptir.
Madde 23 – Mülkiyet Hakkı
Her kişinin, iyi bir yaşamın zorunlu gereklerini karşılayacak ve kişinin onurunun ve konutunun muhafaza edilmesine yardımcı olacak türdeki özel mülkiyete sahip olma hakkı vardır.
Madde 24 – Dilekçe Hakkı
Her kişi, genel ya da özel çıkarlara ilişkin çıkarları için, herhangi bir yetkili makama saygılı içerikte dilekçe vermek, ve bu dilekçesine ilişkin olarak derhal bir karar elde etmek hakkına sahiptir.
Madde 25 – Keyfi Gözaltına Alınmaya Karşı Korunma
Hiç kimse, daha önce yürürlüğe konmuş yasayla öngörülen hallerde ve usullere uygun olması hali hariç özgürlüğünden yoksun bırakılmaz.
Hiç kimse, yalnızca medeni hukuk/sözleşmesel nitelikle yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden ötürü, özgürlüğünden yoksun bırakılmaz.
Özgürlüğünden yoksun bırakılan her bireyin, bir mahkeme tarafından gecikmeksizin gözaltına alınmasının yasallığını netleştirme ve uygun olmayan bir gecikmeye mahal vardır. Her birey aynı zamanda, gözaltında tutulduğu sürede insanca muamele görmeye de hak sahibidir.
Madde 26 – Usulüne Uygun Yargılanma Hakkı
Kendisine suçlama yöneltilen her kişi, suçu kanıtlanana dek masum sayılır.
Bir suç işlediği isnadı yapılan her kişinin, daha önce yürürlüğe konmuş yasalar uyarınca önceden kurulmuş ve tarafsız ve aleni yargılama yapan mahkemeler tarafından yargılanma ve zalimane, küçültücü ya da mutat olmayan cezaya çarptırılmama hakkı vardır.
Madde 27 – Sığınma Hakkı
Her kişi, olağan suçlardan kaynaklanmayan takibat durumunda, her bir ülkenin yasalarına ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak, bir yabancı ülkeye sığınma ve sığınmacı statüsü elde etme hakkına sahiptir.
Madde 28 – İnsan Haklarının Kapsamı
İnsan hakları, başkalarının hakları, herkesin güvenliği, genel refahın adil gerekleri ve demokrasinin yetkinleştirilmesi ölçüleriyle sınırlandırılmıştır.
Bölüm II
Ödevler
Madde 29 – Topluma Karşı Ödevler
Başkalarıyla olan ilişkisinde kendisine, her bir insanın kişiliğini tam olarak oluşturacağı ve geliştireceği şekilde davranması, bireyin ödevidir.
Madde 30 – Çocuklara ve Ana-Babaya Yönelik Ödevler
Kendi küçük çocuğuna yardımcı olmak, desteklemek, onu eğitmek ve korumak her kişinin ödevidir, ve ana-babasına her zaman saygı göstermek ve gereksinim duydukları zaman onlara yardım etmek, desteklemek ve korumak çocukların ödevidir.
Madde 31 – Öğretim Görme Ödevi
En azından ilköğretimi görme her kişinin ödevidir.
Madde 32 – Oy Verme Ödevi
Yasal olarak yeterli duruma geldiğinde, vatandaşı bulunduğu ilkede yapılan ve herkesin oy kullandığı seçimlerde oy vermek her kişinin ödevidir.
Madde 33 – Yasalara Uymak Görevi
Ülkesinin ve bulunabileceği bir ülkenin yasalarına ve yetkili makamların verdiği diğer meşru emirlere uymak her kişinin ödevidir.
Madde 34 – Topluma ve Ulusa Hizmet Etmek Ödevi
Ülkesinin savunulması ve korunması gerektirdiği her tür sivil ya da askeri hizmeti vermek ve kamusal felaket durumunda kendi yapabilirlik gücü dahilinde olan bu tür hizmetleri yerine getirmek, bunları yapmaya muktedir her kişinin ödevidir.
Keza, vatandaşı bulunduğu devlette genel seçimle seçilmiş bulunduğu herhangi bir kamu görevini ifa etmek de her kişinin ödevidir.
Madde 35 – Sosyal Güvenlik ve Refaha İlişkin Ödevler
Sosyal güvenlik ve refaha ilişkin hususlarda, kendi yeteneklerine ve mevcut koşullara uygun olarak, devlet ve toplumla işbirliği yapmak her kişinin ödevidir.
Madde 36 – Vergi Ödeme Ödevi
Kamusal hizmetleri desteklemek üzere yasanın öngördüğü vergileri ödemek her kişinin ödevidir.
Madde 37 – Çalışma Ödevi
Yaşamını sürdürmek ve topluma yararlı olmak amacıyla, kapasitesinin ve olanaklarının elverdiği ölçüde çalışmak her kişinin ödevidir.
Madde 38 – Yabancı Bir Ülkede Siyasal Faaliyetlerden Kaçınma Ödevi
Bir yabancı olarak bulunduğu ülkede, yasanın münhasıran o devletin vatandaşları için tanıdığı siyasal faaliyetlerde yer almaktan kaçınmak her kişinin ödevidir.
Sandık Çevresinde Düzenin Sağlanması ve Yasaklanan Davranışlar
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında 298 Sayılı Kanun, 26.04.1961 tarihinde kabul edilmiş, 02.05.1961 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İşbu kanun metninde çeşitli tarihlerde yapılan değişiklikler 13.06.2018 tarihi itibari ile, ilgili madde ve fıkraların altlarına dipnot düşmek suretiyle belirtilmiş ve okuyucunun tüm değişiklikleri görmesi kolaylaştırılmıştır.
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında 298 Sayılı Kanun bazı hükümleri, 1961, 1979, 1983, 1986, 1987, 1988, 1995, 1997, 1998, 1999, 2000, 2003, 2005, 2008, 2010, 2012, 2013, 2014, 2017 ve 2018 yıllarında değiştirilmiş, diğer özel kanunlara konulan hükümlerle değişikliğe uğramış yada bazı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. Kanunda geçen “Cumhuriyet Senatosuna dair hükümler” 1982 Anayasasının yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhuriyet Senatosunun da ortadan kaldırılması nedeniyle Anayasaya uygunluk bakımından 10/6/1983 tarih ve 2839 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında 298 Sayılı Kanun
BİRİNCİ BÖLÜM
İlkeler
Kanunun Kapsamı
Madde 1 – (Değişik: 28/3/1986-3270/21 md.)
Özel kanunlarına göre yapılacak Cumhurbaşkanı, milletvekili, il genel meclisi üyeliği, belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği, muhtarlık, ihtiyar meclisi üyeliği, ihtiyar heyeti üyeliği seçimlerinde ve Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halk oyuna sunulmasında bu Kanun hükümleri uygulanır. (19/1/2011 tarihli ve 6271 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “milletvekili” ibaresinden önce gelmek üzere “Cumhurbaşkanı” ibaresi eklenmiştir.)
Seçim Esasları
Madde 2 – Seçimler, serbest, eşit, tek dereceli genel oy esaslarına göre yapılır.
Seçmen oyunu kendisi kullanır.
Oy gizli verilir.
Oyların sayımı, dökümü ve tutanaklara bağlanması açık olarak yapılır.
Seçim Çevresi
Madde 3 – Özel kanunlarındaki çevre ayırmaları saklı kalmak şartiyle, seçimlerde her il bir seçim çevresidir.
Seçim Bölgesi
Madde 4 – Seçimlerde, her muhtarlık, bir seçim bölgesidir.
Sandık Bölgesi
Madde 5 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçimlerde, her seçim bölgesi gerektiği kadar sandık bölgesine ayrılır. (Ek cümle: 13/3/2018-7102/1 md.) Aynı binada oturan seçmenler, hane bütünlüklerinin korunması ve aynı seçim bölgesinde kalmaları şartıyla, farklı sandık bölgelerine kaydedilebilir. (Bu maddede, 28/12/1993 tarihli ve 3959 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin ilk genel yerel seçimlerde uygulanmayacağı aynı Kanunun geçici 2 nci maddesi ile hükme bağlanmıştır.)
(Mülga ikinci fıkra: 13/3/2018-7102/1 md.)
(Mülga son fıkra: 28/12/1993-3959/1 md.)
Seçmen
Madde 6 – (Değişik: 27/10/1995-4125/1 md.)
Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir.
Oy Kullanamayacak Olanlar
Madde 7 – Aşağıda yazılı olanlar oy kullanamazlar:
Silah altında bulunan erler, onbaşılar ve kıta çavuşları (Her ne sebeple olursa olsun, izinli bulunanlar da bu hükme tabidir),
Askeri öğrenciler.
(Ek: 10/6/1983-2839/44 md.; Değişik: 27/10/1995-4125/2 md.) Ceza infaz kurumlarında hükümlü olarak bulunanlar.
Seçmen Olamayanlar
Madde 8 – Aşağıdaki kimseler seçmen olamazlar:
Kısıtlı olanlar,
Kamu hizmetinden yasaklı olanlar.
İKİNCİ BÖLÜM
Seçim Kurulları
Seçim İşlerinin Yürütülmesi
Madde 9 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçim işleri, seçim kurullarınca yürütülür.
Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, muhtarlar ve bütün kamu görevlileri her türlü seçim işleri ve seçmen kütükleri yazımında, seçim kurullarının istediği bilgileri ve belgeleri, gecikmeden, süresinde ve doğru olarak göndermeye mecburdur.
Seçim Kurulları
Madde 10 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Ankara’da bir Yüksek Seçim Kurulu, her seçim çevresinde bir il seçim kurulu, her ilçede bir ilçe seçim kurulu ve seçim bölgelerine konulacak her sandık için bir sandık kurulu bulunur. (Ek cümle: 13/3/2008-5749/1 md.) Yurt dışında bulunan vatandaşların oy kullanmalarıyla ilgili seçim işlerini yönetmek üzere Ankara İl Seçim Kuruluna bağlı Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu oluşturulur. İhtiyaç duyulması halinde birden fazla yurt dışı ilçe seçim kurulu teşkil edilebilir.
İl merkezlerinde, ayrıca bir merkez ilçe seçim kurulu teşkil olunur.
Son nüfus sayımına göre nüfusu 200.000’i aşan ilçelerde, köy ve mahalle sınırları (seçim bölgeleri) esas alınarak ve mümkün olduğu nispette nüfus sayısında eşitlik gözetilerek; birden fazla ilçe seçim kurulu teşkil edilir.
İl belediyeleri ile ilçe belediyeleri dışında; ilçe dahilindeki (merkez ilçe dahil) diğer belediyeler; bölünme yapılmaksızın, mahalleleri ile birlikte bir bütün olarak ilçe seçim kurullarından birine bağlanır.
Yüksek seçim kurulu:
Madde 11 – (Mülga: 30/11/2017-7062/12 md.)
Üye seçimi zamanı:
Madde 12 – (Mülga: 30/11/2017-7062/12 md.)
Karar verme:
Madde 13 – (Mülga: 30/11/2017-7062/12 md.)
Görev ve yetkileri:
Madde 14 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Yüksek Seçim Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:
(Değişik: 31/3/1988-3420/1 md.) Seçimlerde, içine oy pusulası konulacak olan zarfların, icabında her seçim için başka başka renk ve ölçüde olmak ve gerek piyasada, gerek Devlet Malzeme Ofisince imal edilen veya ettirilen veya depolarında bulunan zarfların ren k lerinden ve ölçülerinden farklı ve kağıdında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmak üzere, yeteri kadar özel zarf imal ettirmek ve bu imalatı, kağıt hamurundan başlıyarak zarfın, imaline ve teslim alınmasına kadar olan safhalarını; yapılacak işin hacmi, süresi ve niteliği dikkate alınarak belirleyeceği kendi üye veya üyelerinin veya imal ve teslim yerinde yetki vereceği ilçe seçim kurulu başkanının, il seçim kurulu başkanı ya da üyesi hakim veya hakimlerinin devamlı gözetim ve denetimi altında yaptırmak ve bu zarfları il seçim kurullarına, her ilin ihtiyacına yetecek sayıda, alındı belgeleri karşılığında göndermek,
Özel zarfların imali için gerekli “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigran kalıpları ile zarf ölçü kalıplarını yaptırıp gerekli miktarda kağıt ve zarf imalinden sonra saklamak,
Katlanıp bir kenarı yapıştırıldıktan sonra zarf haline gelebilen “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranını taşıyan birleşik oy pusulalarını, her (400)’ü ve her (400)’lük paketi, aynı numarayı taşımak üzere bastırmak ve her sandık için bir paket, ilçe seçim kurullarına zamanında ulaştırmak,
(Mülga son paragraf: 13/3/2008-5749/15 md.)
Bu Kanunda sözkonusu edilen bütün işlemlerin gerektirdiği form, evrak, liste gibi her türlü basılı kağıdın tasarım ve baskısını yaptırmak, il ve ilçe seçim kurullarına zamanında ve ihtiyacı kadar ulaşımını sağlamak,
(Değişik: 31/3/1988-3420/1 md.) Tüzüklerine göre ilk genel kongresini yapmış olup, illerin en az yarısında ve en az altı ay evvel il ve ilçe teşkilatını kurmuş bulunan siyasi partilerin adlarını, ilçe seçim kurullarının yeniden kurulması için öngörülen ayların ikinci haftasında tespit ve ilan etmek,
İl ve İlçe seçim kurullarının teşekkülünü sağlamak, İl seçim kurullarının teşekkülüne, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılacak itirazları, oy verme gününden önce ve itiraz konusunun gerektirdiği süratle, kesin karara bağlamak,
Adaylığa ait itirazlar hakkında bu Kanun ve özel kanunları gereğince kesin karar vermek,
İl seçim kurullarınca, oy verme günü işlemleri hakkında verilmiş olan kararlara karşı yapılan itirazları derhal inceleyip kesin karara bağlamak,
İl seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklara karşı yapılan itirazları inceleyip kesin karara bağlamak,
Seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette itirazları, altkurullara yapılan itirazların silsilesine ve sürelerine uygunluğunu araştırmaksızın inceleyip kesin karara bağlamak,
İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,
(Değişik: 31/3/1988-3420/1 md.) Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır.
Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek.
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü kuruluş ve işleyişi ve diğer çalışma konuları ile ilgili ilkeleri belirlemek, yönetmelikleri yayınlamak, programlarını yapmak ve denetlemek.
(Ek: 13/3/2008-5749/2 md.) Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun oluşturulmasını ve yurt dışında bulunan vatandaşların oy kullanmalarını sağlamak üzere gerekli düzenlemeleri yapmak.(13/3/2008 tarihli ve 5749 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu fıkraya (12) numaralı bentten sonra gelmek üzere (13) numaralı bent eklenmiş ve mevcut (13) numaralı bendin numarası (14) olarak teselsül ettirilmiştir.)
(Ek: 9/5/2012-6304/1 md.) Yurt dışı seçim iş ve işlemlerinde seçim takvimi süresince Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun verdiği görevleri yapmak üzere, ihtiyaç görülmesi halinde, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak bu Bakanlık mensupları arasından en az daire başkanı seviyesinde görevlendirme yapmak. (9/5/2012 tarihli ve 6305 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkraya (13) numaralı bentten sonra gelmek üzere (14) numaralı bent eklenmiş ve mevcut (14) numaralı bent (15) numaralı bent olarak teselsül ettirilmiştir.)
(Ek: 13/3/2018-7102/2 md.) Seçim türüne göre sandık bölgesi seçmen sayısını belirlemek.
(Ek: 13/3/2018-7102/2 md.) Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda, vali veya il seçim kurulu başkanının oy verme gününden en geç bir ay önce talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, muhtarlık seçimleri hariç olmak üzere seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine ve bu hususların ilanına karar vermek.(13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu fıkraya (14) numaralı bentten sonra gelmek üzere (15), (16), (17) numaralı bentler eklenmiş ve mevcut (15) numaralı bendin numarası (18) olarak teselsül ettirilmiştir.)
(Ek: 13/3/2018-7102/2 md.) Hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin, muhtarlık seçimleri hariç, oy kullanmalarını sağlamak için seyyar sandık kurulu kurulmasına, oy kullanılmasına, sayım ve döküm ile birleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu fıkraya (14) numaralı bentten sonra gelmek üzere (15), (16), (17) numaralı bentler eklenmiş ve mevcut (15) numaralı bendin numarası (18) olarak teselsül ettirilmiştir.)
Kanunla kendisine verilen başkaca görevleri yapmak. (Bu hükmün uygulanmasında ek 1 ve 5 nci maddelere bakınız.)
İl seçim kurulu:
Madde 15 – (Değişik: 22/12/2005-5435/44 md.)
İl seçim kurulu, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan en kıdemli hâkimin başkanlığında merkez ilçe seçim kurulu başkanlarından sonra gelen en kıdemli iki üyeden oluşur. Kurulun, hâkimlerden iki de yedek üyesi vardır. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapar. Hâkimlerin kıdemi, 24.2.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 15 inci maddesine göre belirlenir. Ancak, bu kıdemin belirlenmesinde, kınama veya daha ağır disiplin cezası almış olanlar diğerlerinden kıdemsiz sayılırlar.
İl seçim kurulu başkanlığı ile asıl ve yedek üyeliklerini ve ilçe seçim kurulu başkanlığını yapacak olan hâkimlerden biri, herhangi bir sebeple bu görevi yapamaz ve o yerde bu görevi yapabilecek başka bir hâkim de bulunmazsa, o yerin bağlı olduğu ağır ceza mahkemesinin yargı çevresi içerisinde bulunan ve görevinden ayrılmasında sakınca görülmeyen bir hâkime, merci-ince bu yetki verilir.
Eksiklerin, ağır ceza çevresi içerisindeki hâkimlerden tamamlanmasına imkân bulun-mayan hâllerde, bu ağır ceza merkezine en yakın ağır ceza mahkemelerinin yargı çevresi içeri-sindeki hâkimlerden biri, yukarıdaki usûle göre yetki verilerek gönderilir.
Bu suretle kendisine yetki verilen hâkimin gelip görevine başlamasına kadar seçim kurulu başkanlığını, kurulun kendi arasından gizli oyla seçeceği bir üye yapar.
Görev ve yetkileri:
Madde 16 – İl seçim kurulunun başlıca görev ve yetkileri şunlardır:
İl seçim çevresi içinde seçimin düzenle yürütülmesini sağlamak için gereken bütün tedbirleri almak ve seçim işlerini denetlemek,
İlçe seçim kurullarına oy sandıklarını ve bu kanunda yazılı diğer seçim araç ve gereçlerini göndermek,
İlçe seçim kurullarının teşekkülüne, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılan itirazları inceliyerek derhal karara bağlamak,
İlçe seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak,
Aday beyanname veya listelerini almak ve ilan etmek, bunlar hakkında yapılacak itirazları incelemek ve bu beyanname veya listelerden kanuna göre muteber olmıyanlar hakkında karar vermek, geçici ve kesin aday listelerini yerlerine göndermek ve ilan etmek,
İle bağlı ilçe seçim kurullarından gelen tutanakları birleştirerek il seçim çevresi için bir tutanak düzenlemek,
Kanunla kendisine verilen başkaca görevleri yapmak.
Siyasi parti temsilcileri:
Madde 17 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Son Milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu genel ve ara seçimlerinde kendi listesinden yasama meclislerinden birine seçilmiş en az bir üyeye sahip olan veya 14 üncü maddenin dördüncü bendi gereğince Yüksek Seçim Kurulunca tespit ve ilan edilen siyasi partilerden o il ve ilçede teşkilatı bulunanlar, il ve ilçe seçim kurullarında birer temsilci bulundururlar. (Ek ikinci cümle: 8/4/2010-5980/1 md.) Ayrıca seçime katılan siyasi partilerden, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde en çok oy almış dört siyasi parti ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partiler, o siyasi parti genel başkanları tarafından yazılı olarak yetki verilmiş olması şartıyla Yüksek Seçim Kurulunda da bir asıl bir yedek temsilci bulundurabilir. Bu temsilciler kurulun bütün çalışmalarına ve görüşmelerine katılırlar, oy kullanamazlar. Ancak, Yüksek Seçim Kurulunca 14 üncü maddenin onbirinci bendi gereğince yapılan ilandan seçime katılamayacağı anlaşılan veya o seçim çevresinde seçime katılmayan partilerin bu kurullarda temsilci bulundurma hakları sona erer.
Görüşülen iş hakkında siyasi partiler temsilcileri görüşlerini bildirirlerse, kurul, bunları da dinledikten sonra, kendi arasında işi görüşerek karar verir ve kararı temsilcilere bildirir.
Siyasi parti temsilcilerinin toplantılara katılmamaları, işlerin görüşülmesini durdurmaz.
İlçe seçim kurulu:
Madde 18 – (Değişik: 22/12/2005-5435/45 md.)
İlçe seçim kurulu, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, bir başkan ile altı asıl ve altı yedek üyeden kurulur ve iki yıl süre ile görev yapar. İlçedeki en kıdemli hâkim kurulun başkanıdır. Bu kurul asıl üyeleriyle toplanır. Bir asıl üyenin katılmadığı toplantıya, öncelikle o üyenin yedeği çağırılır.
İl merkezlerinde kurulacak merkez ilçe seçim kurullarına, il seçim kurullarına başkanlık edecek hâkimden sonra gelen en kıdemli hâkim başkanlık eder.
Seçmen sayısı 25 000`i aşan ilçelerde seçim evrakının dağıtım ve toplanması sandık kurul başkanları ve en az bir üyenin eğitimi ile sandık kurullarından sonuçların alınması ve birleştirilerek bağlı olduğu ilçe seçim kuruluna teslim görevini niyabeten yerine getirmek amacıyla geçici ilçe seçim kurulları oluşturulabilir. Bu kurullar bir başkanla altı üyeden oluşur. İl ve ilçe seçim kurullarında görev almış hâkimlerden sonra gelen en kıdemli hâkimler bu kurullara başkanlık eder. Kurulun iki üyesi kurul başkanınca kamu görevlileri arasından belirlenir. Dört üye ise dört yedeği ile birlikte 19 uncu madde esaslarına göre siyasî partilerden alınır. Bu kurulların çalışma usûl ve esasları, kurulacağı ilçeler ile sayısı ve görev süresi Yüksek Seçim Kurulu tarafından kararlaştırılır.
Hâkimlerin kıdemi 2802 sayılı Kanunun 15 inci maddesine göre belirlenir. Ancak, bu kıdemin belirlenmesinde, kınama veya daha ağır disiplin cezası almış olanlar diğerlerinden kıdemsiz sayılırlar.
İlçe seçim kurulu üyelikleri:
Madde 19 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
İlçe seçim kurulunun dört asıl ve dört yedek üyesi siyasi partilerden alınır.
Bu üyeler aşağıda yazılı olduğu gibi belli edilir:
İlçe seçim kurulu başkanı, bu kurulun yeniden kurulması için yukarıdaki maddede öngörülen sürenin başında, ilçede teşkilatı bulunan ve son milletvekili genel seçiminde o ilçede en çok oy almış olan dört siyasi partiye birer asıl ve birer yedek üye adını iki gün içinde bildirmelerini tebliğ eder.
Bu işlemle belirlenen veya süresi içinde ad bildiren siyasi parti sayısı dörtten az olduğu takdirde, eksik kalan üyelikler, aynı şartları taşıyan diğer siyasi partilerden, o ilçede aldıkları oyların büyüklük sırasına göre, aynı usulle tamamlanır.
Oylarda eşitlik halinde ad çekilir.
Yukarıdaki hükümlerin uygulanmasına rağmen dört asıl ve dört yedek üyenin tümü belirlenemediği takdirde, 14 üncü maddenin dördüncü bendi gereğince Yüksek Seçim Kurulunun ilan ettiği siyasi partilerden o ilçede teşkilatı bulunanlar tespit edilerek bunlar arasında ad çekilir. Ad çekmedeki sıraya göre, adı çıkan, eksik üyelik sayısı kadar siyasi partinin, yukarıda yazılan usulle bildireceği kimseler ilçe seçim kurulu üyesi olur.
İlçe seçim kurulunun bu bentte gösterilen üyeliklerinden eksik kalanlar, ikinci bent hükümleri gereğince tamamlanır.
Diğer iki asıl ve yedek üyelikle yukarıdaki bentte yazılan işlemler sonucunda eksik kalan asıl ve yedek üyelikler, ilçe merkezinde görev yapan ve toplam memuriyet süresi on yıldan fazla olan, yasama meclisleri veya yerel idare seçimlerinden birine siyasi parti adayı veya aday adayı olarak katılmamış ve evvelce hiç bir siyasi partiye kaydolmamış Devlet memurlarını gösteren, o ilçedeki görev süreleri esas alınarak düzenlenecek listenin ilk sekiz sırasında yer alanlar arasından ad çekme ile belli edilir. Ad çekme, birinci bent hükümleri gereğince tespit edilen asıl üyeler huzurunda ilçe seçim kurulu başkanı tarafından yapılır. Ad çekme sırasında, adları önce çıkanlar asıl, sonrakiler sıra ile yedek üye olur. Bu yoldan her asıl üyenin yedeği belirlenir. Ancak, aynı bakanlığa mensup memurlardan birden fazla asıl üye olamaz; zorunlu durumlar saklıdır.
İlçe seçim kurulu başkanı, siyasi partiler arasında yapılan ad çekmenin gün ve saatini, ad çekmeye katılan siyasi partilere tebliğ eder.
Görev süresi içinde asıl üyeliklerde vukubulacak boşalmalar, eksilen asıl üyenin yerine kendi yedeği getirilmek suretiyle doldurulur. Yedek üyeliklerdeki eksilmeler, eksilen üyenin niteliğine göre, seçilmesinde uygulanan hükümler gereğince tamamlanır.
14 üncü maddenin onbirinci bendi gereğince yapılan tespit ve ilandan seçime katılamayacağı anlaşılan veya o seçim çevresinde seçime katılmayan partinin ilçe seçim kurulundaki üyelerinin görevi sona erer. Bu yoldan boşalan üyelikler, o seçim çevresinde seçime katılan ve ilçe seçim kurulunda üyesi bulunmayan partiler hakkında birinci bentte yazılan hükümlerin uygulanmasıyla belirlenir.
İlçe seçim kurulunda boşalan göreve getirilen kimse, yerine geldiği üyenin süresini tamamlar.
Görev ve yetkileri:
Madde 20 – İlçe seçim kurullarının, başlıca görev ve yetkileri şunlardır:
İlçe çevresinde seçimin düzenle yürütülmesini sağlamak için gereken bütün tedbirleri almak ve seçim işlerini denetlemek,
Sandık kurullarını kurmak,
İlçedeki sandık kurullarına, oy sandıklarını ve bu kanunda yazılı diğer seçim araç ve gereçlerini göndermek,
Sandık kurullarının teşekküllerine, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılan itirazları inceliyerek karara bağlamak,
Sandık kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak,
İlçe çevresindeki sandık kurullarından gelen tutanakları birleştirerek, ilçe seçim tutanağını düzenlemek ve bu tutanağı seçim işlerine ait diğer evrak ile birlikte il seçim kuruluna derhal teslim etmek,
Kanunla kendisine verilen başkaca görevleri yapmak.
Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun görev ve yetkileri
Madde 20/A – (Ek: 9/5/2012-6304/2 md.)
Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:
Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı vatandaşların oy kullanmalarıyla ilgili seçim iş ve işlemlerinin düzenle yürütülmesini sağlamak ve gereken bütün tedbirleri almak.
Yurt dışı sandık kurullarını kurmak.
Oy pusulaları ile arkası kendi mührüyle mühürlenmiş oy zarflarını ve diğer seçim araç ve gereçlerini oy verme işleminin başlayacağı günden en geç yedi gün önce Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ilgili yurt dışı temsilciliklerinde hazır bulunacak şekilde göndermek veya gerekli görülmesi halinde oy sandığı, oy verme kabinleri gibi araçların mahallinden teminini Dışişleri Bakanlığından istemek.
Yurt dışı sandık kurullarının işlemlerine ve kararlarına karşı yapılan itiraz ve şikayetleri incelemek ve karara bağlamak.
Yurt dışı sandık kurulu başkanlıklarınca seçim iş ve işlemleri hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak.
Yurt dışı seçmen kütüğüne, askı süresinde doğrudan ya da konsolosluklar aracılığıyla yapılacak itirazları sonuçlandırmak, verilecek kararları Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne göndermek ve bu kararlara uygun gerekli kayıt ve düzeltme işlemlerini yaptırmak.
Yerleşim yeri adresi yurt dışında olup da, yurt dışı seçmen kütüğünün askı süresi içinde herhangi bir nedenle yurt içerisinde bulunan seçmenlerin, yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlarının yapılması için doğrudan ya da ilçe seçim kurulları aracılığıyla iletilen adres beyan formlarını onaylayarak Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne göndermek.
Askerlikten terhis olanlardan yurt dışı seçmen kütüğünde kaydı bulunmayanlar ile kısıtlılık hali sona erenlerin, doğrudan ya da ilçe seçim kurulları aracılığıyla iletilen başvurularını kabul etmek ve yurt dışı seçmen kütüğüne kaydını sağlamak.
Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı olmakla beraber, (izinli olsalar bile) silah altında bulunan erler, erbaşlar ve askeri öğrenciler ile kesinleşmiş mahkeme kararı ile kısıtlanan seçmenlerin yurt dışı seçmen kütüğündeki kayıtlarının dondurulmasına karar vermek.
Yurt dışı seçmen kütüğüne yazılması için askı süresi içinde yapılan başvuruların kütüğe kaydedilmesine karar verildiği hâlde, kesinleşen yurt dışı seçmen kütüğünde ismi yer almayan seçmenlerin, yurt dışı seçmen kütüğünün kesinleşmesine bakılmaksızın kütüğe ilave edilmelerine karar vermek ve Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğüne göndermek.
Yurt dışından ağzı mühürlü olarak gelen oy torbalarını genel esaslara uygun bir şekilde yurt içerisinde oy verme süresi bittikten sonra; bir başkan, bir kamu görevlisi üye ve son milletvekili genel seçiminde Türkiye genelinde en çok oy alan üç siyasi partinin bildirdiği bir asil bir yedek üyeden oluşan yeteri kadar sandık kurulu kurmak suretiyle denetimi altında açtırarak sayım ve dökümünü yaptırmak, tutanak tutturmak ve birleştirme işlemlerini yapmak, ayrıca geçici gümrük kapısı seçim kurullarından gelen sonuçları birleştirmek ve Ankara İl Seçim Kuruluna iletmek.
Kanunlarla kendisine verilen başkaca görevleri yapmak.
Sandık kurulu:
Madde 21 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık kurulu bir başkan ile altı asıl ve altı yedek üyeden kurulur. Bu kurul asıl üyeleriyle toplanır.
Sandık kurulu başkanının belirlenmesi
(Bu madde başlığı “Sandık kurulu başkanının seçimi” iken, 13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 22 – (Değişik: 13/3/2018-7102/3 md.)
İlçede görev yapan tüm kamu görevlilerinin listesi, mülki idare amiri tarafından yerleşim yeri adresleri esas alınmak suretiyle ilgili ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilir. İlçe seçim kurulu başkanı, bu kamu görevlileri arasından ihtiyaç duyulan sandık kurulu başkanı sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit eder ve bu kişiler arasından mani hali bulunmayanları sandık kurulu başkanı olarak belirler.
Sandık kurulu başkanının göreve gelmemesi halinde, kamu görevlileri arasından belirlenen üye, bu üyenin de bulunmaması durumunda en yaşlı üye kurula başkanlık eder.
Sandık kurulu üyelikleri:
Madde 23 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık kurulu üyelikleri aşağıdaki şekilde belli edilir:
İlçe seçim kurulu başkanı, o seçim çevresinde seçime katılan ve ilçede teşkilatı bulunan siyasi partilerden, son milletvekili genel seçiminde o ilçede en çok oy almış olan beş partiye, her sandık için birer asıl ve birer yedek üye adını beş gün içinde bildirmelerini tebliğ eder.
Bu yoldan tespit edilen sandık kurulu üye sayısı beşten az olduğu takdirde, eksik kalan üyelikler, aynı şartları taşıyan diğer siyasi partilerden, aldıkları oyların büyüklük sırasına göre, aynı usulle tamamlanır.
Oylarda eşitlik halinde ad çekilir.
Yukarıdaki hükümlerin uygulanmasına rağmen beş asıl ve beş yedek üyenin tümü belirlenemediği takdirde, o ilçede seçime katılan ve teşkilatı bulunan diğer siyasi partiler arasında ad çekilir. Ad çekmedeki sıraya göre, adı çıkan, eksik üyelik sayısı kadar siyasi partinin yukarıda yazılan usulle bildireceği kimseler, sandık kurulu üyesi olur.
(Değişik altıncı fıkra: 13/3/2018-7102/4 md.) İlçe seçim kurulu başkanı, sandık kurulunun kalan bir asıl ve bir yedek üyesini belirlemek için önce, 22 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca bildirilen listeden sandık kurulu başkanı olarak belirlenmeyenler arasından, ihtiyaç duyulan sandık kurulu üye sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit eder ve bu kişilerden mani hali bulunmayanları sandık kurulu asıl ve yedek üyesi olarak belirler.
Yukarıdaki fıkralar gereğince belirlenen sandık kurulu asıl üyelerinden göreve gelmeyenin yerine, öncelikle, gelmeyen üyenin yedeği alınır.
Sandık kurulu başkan ve üyelikleri için ad çekme işlemleri, ilçe seçim kurulu huzurunda, bu kurulun başkanı tarafından yapılır.
Üyeliklerin bu şekilde doldurulması mümkün olmazsa, eksikler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimselerden doldurulur.
Sandık kurullarının kurulması ve görev süresi:
Madde 24 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık kurulları Yüksek Seçim Kurulunca tespit ve ilan edilen tarihte kurulur.
Bu kurulların asıl ve yedek üyeleri, her seçim çevresinin yerel özellikleri gözönüne alınarak Yüksek Seçim Kurulunca tespit edilecek tarihlerde göreve başlarlar ve sayıma ilişkin evrak ve belgeler ilçe seçim kuruluna teslim edilinceye kadar aralıksız çalışmaya devam ederler.
Adaylar ve müşahitleri:
Madde 25 – Sandık başı işlemlerini takibetmek üzere, siyasi partiler ve bağımsız adaylar, birer müşahit gönderebilirler.
Kurullarda görev alamayacak olanlar:
Madde 26 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
İdare amirleri, zabıta amir ve memurları, Askeri Ceza Kanununun 3 üncü maddesinde yazılı askeri şahıslar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve adaylar, bu Kanunda gösterilen kurullara seçilemezler.
648 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre, siyasi partilere üye olamayacak kimseler; bu kurullarda üye, müşahit veya temsilci olarak, siyasi partiler tarafından görevlendirilemezler.
And içme:
Madde 27 – Yüksek Seçim Kurulu, il ve ilçe seçim kurulları başkan, asıl ve yedek üyeleri, görevlerine başlamadan önce, kurul önünde birer birer şöyle and içerler:
(Hiçbir tesir altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirmesi için görevimi kanuna göre, dosdoğru yapacağıma namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.)
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Seçim Öncesi İşleri
BİRİNCİ KESİM
Seçmen Kütükleri
Tanımlar:
(Bu madde başlığı “Kuruluş ve tanımlar:” iken, 30/11/2017 tarihli ve 7062 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 28 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
A-(Mülga: 30/11/2017-7062/12 md.)
B-Tanımlar:
Bu Yasaya göre seçmen olan vatandaşları tek olarak tanımlayan ve seçmenin oturduğu yeri belirleyen bilgileri kapsayan bilgisayar ortamına “Seçmen Kütüğü” denilir.
Seçmen Kütüğü, Yüksek Seçim Kuruluna bağlı olarak kurulan Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü tarafından, bu Yasaya uygun olarak tasarlanacak, planlanacak, Yönetilecek ve yürütülecek çalışmalarla elde edilir.
Bir seçmene ait ve seçmeni tanımlamak için kullanılan; adı, soyadı, doğum yılı ve doğum yeri gibi kayıtların her birine “Veri” denilir.
Bir seçmeni tek olarak tanımlayan verilerin bütününe “Seçmene Ait Bilgi” denilir.
Seçmenin devamlı oturduğu konutun bulunduğu ilçe, muhtarlık, sokak isimleri ile binanın kapı ve varsa daire numarası “Seçmenin Adresi” dir.
Her seçmen; seçmen kütüğü sıra numarası, adı, soyadı, ana ve babasının adı, doğduğu ilçe, doğum yılı ile belirlenir ve tanımlanır.
Seçmen kütüğündeki bilgilerin; bu Kanunda yazıldığı şekilde değiştirilmesi, düzeltilmesi ve tamamlanmasına Seçmen Kütüğünün “Güncelleştirilme” si denilir.
(Ek: 13/3/2008-5749/3 md.) Bu Kanuna göre seçmen olup, yurt dışında bulunan vatandaşların adres kayıt sistemindeki bilgilerine dayalı olarak oluşturulan bilgiler topluluğuna “Yurt Dışı Seçmen Kütüğü” denilir.
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü çalışma amaç ve ilkeleri:
Madde 29 – (Mülga: 30/11/2017-7062/12 md.)
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü ile Seçmen Kütük Bürolarının kuruluşu ve yönetimi:
(Ek fıkra: 31/7/1998-4381/4 md.) Seçim müdürlükleri için öncelikle adliye ve hükümet konaklarında yeterli nitelikte yer ayırmakla Cumhuriyet Başsavcıları ile mülki amirler görevlidir.(30/11/2017 tarihli ve 7062 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “İlçe seçmen kütük büroları ve il seçim kurulları” ibaresi “Seçim müdürlükleri” şeklinde değiştirilmiştir.)
Devamlı veya geçici personel ve görevlendirme yetkisi:
Madde 31 – (Mülga: 30/11/2017-7062/12 md.)
Yüksek seçim kurulunun kararlarının bağlayıcılığı:
Madde 32 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğünün kurulması, güncelleştirilmesi ve bundan elde edilecek liste, çizelge ve diğer malzemenin gerekli yerlere ulaştırılması ve dağıtılması için, Yüksek Seçim Kurulunca alınacak kararlar bütün kamu kuruluşlarını ve görevlilerini bağlar.
Yazım ve denetleme işlerinde görevlendirileceklerin ödev ve yetkileriyle yazım hazırlıkları, yazım ve denetimin yapılış ve yazım ve denetim formlarının şekilleri ve bunların ne gibi bilgileri taşıyacağı, ne suretle doldurulacağı, yazımda, denetlemede ve sürekli ara çalışmalarda ne cins evrak kullanılacağı, evrakın teslimi, yazımın denetlenmesi ilke, yöntem ve kuralları Yüksek Seçim Kurulunca belirtilir.
Seçmen kütüğü düzenlenmesi:
Madde 33 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 13/3/2008-5749/4 md.) Seçmen kütüğü; adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi bilgileri esas alınarak Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslara göre her yıl yeniden düzenlenir, sürekli bilgi toplama ile her seçim döneminde güncelleştirilir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (a) bendiyle, bu fıkrada yer alan “bilgiler” ibaresi “yerleşim yeri adresi bilgileri” şeklinde değiştirilmiştir.)
Düzenleme, sürekli güncelleştirme ve genel denetleme kural, yöntem ve teknikleriyle Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünün bilgi işlem; ilke, kural ve yöntemleri Yüksek Seçim Kurulunca düzenlenecek genelge ile belirlenir.
Yazım ve denetlemede toplanan bilgileri, seçmene ait bilgilerin verilerindeki değişimleri belirleyen ad, soyad, yaş, cinsiyet tashihi, seçme ehliyetini kaybetme, (kısıtlanma, kamu hizmetinden yasaklanma) veya yeniden kazanma gibi yargı kararlarına, vatandaşlıktan ıskat veya yeniden vatandaşlık hakkını kazandığını gösteren bilgiler ile vefat ettiğini tespit eden bilgilere seçim bölgesi içinde ve dışında vukubulan ikametgah değişikliklerine ait verilere, Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği kural ve yönteme uygun olarak toplanacak diğer belgelere dayanılarak, seçmen kütüğü kurulur ve güncelleştirilir.
Seçmen kütüğünde; seçmenin; adı, soyadı, baba adı, ana adı doğum yılı, doğduğu ilçe adı, oturduğu yer adresi bulunması esastır.
(Değişik: 27/10/1995-4125/3 md.) Bu Kanunun uygulanmasında herkes, nüfus kütüğünde yazılı bulunan doğduğu ay ve güne göre işleme tabi tutulur. Ancak, o yıl seçim yapılması durumunda seçmen listeleri hazırlanırken on sekiz yaşın doldurulmuş olmasının hesabında seçim günü ( o gün dahil) esas alınır.
Seçmene ait bilgi eksik ise; bilgi tamamlanıncaya kadar seçmen, sandık seçmen listesine yazılmaz.
Tamamlama kuralları; Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir ve yayınlanır.
Sandık bölgesinde oturan seçmenlere ait bilgileri kapsayan sandık seçmen listeleri seç-men kütüğünden çıkarılır.
Sandık seçmen listesinde yazılı olmayan seçmen oy veremez.
Seçmen kütüğüne seçmen bir kez yazılır ve birden fazla oy kullanamaz.
Yazım, görevlilerin insan oturan yerleri birer birer gezip seçmenleri görmeleri suretiyle yapılır.
Yazım memuru yazım sırasında, yazım yerinde bulunan seçmeni yazar. Seçmenin bildireceği oturduğu yerin adresi yazılır. Seri numaralı yazım formu her seçmene imzalatılır.
Yurt dışı seçmen kütüğü ve seçmen listeleri
(13/3/2008 tarihli ve 5749 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle; bu madde başlığı “Yurt dışında oturan vatandaşların yazımı:” iken “Yurt dışı seçmen kütüğü” şeklinde, daha sonra 9/5/2012 tarihli ve 6304 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 35 – (Değişik: 13/3/2008-5749/5 md.)
Yurt dışı seçmen kütüğü, adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi bilgileri esas alınarak Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde oluşturulur. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (b) bendiyle, bu fıkrada yer alan “bilgiler” ibaresi “yerleşim yeri adresi bilgileri” şeklinde değiştirilmiştir.)
(Ek fıkra: 9/5/2012-6304/3 md.)Yurt dışı seçmen listeleri, (…) yurt dışı seçmen kütüğü esas alınarak Yüksek Seçim Kurulunca oluşturulur ve elektronik ortamda ilan edilir. (25/4/2018 tarihli ve 7140 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan yer alan “yurt dışında sandık kurulmasına karar verilen temsilciliklerin görev çevreleri gözetilerek ve” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)
Genel yazım ve denetleme:
Madde 36 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 13/3/2008-5749/6 md.) Seçmen kütüğü; adres kayıt sisteminde-ki bilgiler esas alınarak her yıl güncelleştirilerek oluşturulur. Gerektiğinde, seçmen kütüğünün dört yılda bir yeniden düzenlenmesi ve iki yılda bir denetlenmesi için gerekli bilgileri toplamak amacıyla, bütün Türkiye’de aynı zamanda Nisan ayının ikinci pazar günü yazım yapılmasına Yüksek Seçim Kurulunca karar verilir.
Yazım günü, saat 05.00’ten itibaren yazımın bittiği alışılmış araçlarla ilan edilinceye kadar görevlilerden başka kimselerin bulundukları yerden ayrılmaları yasaktır.
Ancak yazım ve denetim işleminin her halde aynı gün saat 19.00 a kadar bitirilmiş olması gerekir.
Yüksek Seçim Kurulu, kütüğün düzenlenmesi ve yazım sırasında, bu Kanunda öngörülen gereklere göre genelgelerle belirteceği diğer yöntem, teknik ve kuralları uygular.
Yüksek Seçim Kurulunun bu Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına göre ilan edeceği siyasi parti ilçe başkanları, yazım memurunun yanına bir temsilci verebilirler.
Temsilci isimleri, ilçe seçim kurulunun isteği üzerine bildirilen sürede liste halinde teslim edilir. İsimleri bildirilen siyasi parti temsilcileri ilçe seçim kurulu başkanlığından aldıkları belge ile temsilcilik görevini yaparlar. Bu listedeki isimler ve görev yerleri sonradan değiştirilmez.
(Ek: 30/5/1997-KHK-572/26 md.) Seçmen kütüğü yazımı sırasında, seçmenin oyunu kullanmasını engelleyecek bir engelliliği varsa, forma kaydedilir. (25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “özürlülüğü” ibaresi “engelliliği” şeklinde değiştirilmiştir.)
Yazımda esas bilgi kaynakları:
Madde 37 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğü yazımı sırasında, formlara yazılacak bilginin tespitinde resmi belgeler esas tutulur.
Yazım sırasında 38 inci maddeye göre düzenlenmiş kroki ve cetvelden yararlanılır. Seçmenin devamlı oturduğu adresin tespitinde muhtarlıkların, varsa apartman yöneticilerinin kayıtlarından faydalanılır.
Muhtarlık krokisi ve binalar cetveli:
Madde 38 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Şehir ve kasabalarda, ilçe seçim kurulu başkanının denetlemesi altında belediyeler, her muhtarlık için, iki yılda bir “Muhtarlık Krokisi” düzenlemek zorundadırlar.
A) Krokide:
Muhtarlık sınırları ile, bu sınırlar içindeki sokakların adları ve her sokağın baş ve sonundaki binaların numaraları.
Muhtarlık, sokaklara ayrılmamış dağınık yapılardan ibaret ise, bu dağınık yapılar numaraları ile birlikte, okunaklı şekilde gösterilir.
B) Köylerde ve kroki yapılmasına teknik imkan bulunmayan şehir ve kasabalarda kroki yerini tutmak üzere, her muhtarlık için (Binalar Cetveli) düzenlenir.
(Binalar Cetveli) ilçe seçim kurulu başkanının denetimi altında, şehir ve kasabalarda belediyelerce, köylerde muhtarlıklarca yapılır.
C) Muhtarlıkta, numarası olmayan ve içinde insan oturan yerler bulunduğu takdirde, bu yerler numaralanır.
Yukarıda (B) bendinde yazılı (Binalar Cetveli), (C) bendinde numarasız yerlerin numaralanması işlemi, İstatistik Genel Müdürlüğünün (Numaralama Yönetmeliği) esaslarına göre yapılır.
Muhtarlık krokisi ve binalar cetveli, yıl sonu durumunu gösterecek şekilde düzenlenir. Yukarıdaki madde gereğince, her muhtarlık için düzenlenen kroki veya binalar cetvelinin onaylı birer örneği, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasına göre ilan edilen siyasi partilerin ilçe başkanlıklarına, her iki yılda bir, Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği ayda alındı belgesi karşılığı verilir.
Muhtarlık bölgesi askı listesi:
Madde 39 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğündeki yanlışların düzeltilmesi ve eksiklerin tamamlanması amacıyla;
Seçmen kütüğünde yazılı adreslere göre aynı muhtarlıkta oturan ve seçmen kütüğünde yazılı seçmenlerin; seçmen kütüğü numarası, adı ve soyadı, ana ve baba adı, doğum yılı, doğum yeri, adresi yazılı olduğu ve seçmen soyadı alfabe sırasına göre sıralanmış listeye “Muhtarlık Bölgesi Askı Listesi” denir.
Muhtarlık bölgesi askı listesi her yıl sonundaki kesinleşmiş mevcut bilgilere dayanılarak seçmen kütüğünden elde edilir.
Muhtarlık bölgesi askı listesi; her yıl mart ayında;
1- a) Ait olduğu muhtarlığa iki nüsha,
b-14 üncü maddenin dördüncü fıkrasına göre ilan edilen siyasi partilerin o ilçedeki ilçe başkanlarına bir nüsha,
c-İlçe seçim kurulu işlerinde kullanılmak üzere iki nüsha, ilçe seçim kurulu başkanlıklarına,
İşlemlerde kullanılmak üzere bir nüsha il seçim kurulu başkanlıklarına, Gönderilir.
Askı zamanı ve süresi:
Madde 40 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 13/3/2008-5749/7 md.) Muhtarlık bölgesi askı listesi, seçim dönemlerinde muhtarlıklarda askıya çıkarılır ve iki hafta süreyle askıda kalır.
Muhtarlık bölgesi askı listeleri, ait oldukları mahalle veya köylerde, halkın kolaylıkla görüp okuyabileceği yerlere asılır. Bunların asıldıkları tarih ve yerler, seçim bölgelerinin ayrıldığı sandık bölgelerini gösteren cetvel ile birlikte, mahalli gazetelerle ve ayrıca alışılmış araç ve usullerle ilan edilir.
Listelerin hangi tarihlerde ve nerelere asıldığı, ilanın ne suretle yapıldığı, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından görevlendirilen kimselerce bir tutanakla tespit olunur. Listelerin askıdan indirildiği tarih de ayrı bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanaklar, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından ayrı bir dosyada saklanır.
İlçe seçim kurulu başkanı, askı listelerinin asıldıkları tarih ve yerleri bir yazı ile mahallin mülki amirine derhal bildirir.
Asılı kaldıkları sürece, muhtarlık bölgesi askı listelerinin korunmasından; idare amirleriyle zabıta amir ve memurları sorumludur.
İlçe seçim kurulu başkanı, askı devam ettiği sürece muhtarlık bölgesi seçmen sayısını da gözönünde tutarak seçmenlerin adlarını aramalarını ve incelemelerini kolaylaştırmak üzere gerekli tedbirleri alır. Muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden veya bu iş için görevlendirilmiş kimselerden birinin, müracaatlar için uygun düşen belli saatlerde askı yerinde devamlı olarak hazır bulunmasını sağlar ve durumu askı yerinde ilan eder.
Mükerrer yazım:
Madde 41 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğünde; adı ve soyadı, ana ve baba adı, doğum yeri ve doğduğu yılı belirten verileri aynı olan seçmene ait iki bilgi bir tek seçmeni tanımlar.
Bu takdirde Yüksek Seçim Kurulu Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü, seçmen sıra numarası büyük olan bilgiyi seçmen kütüğünde bırakır, diğerini mükerrer listesine alır.
Mükerrer listesinde bilgi iki yıl saklanır. Askı listesinde; seçmene ait bilgilerde;
a-Adı ve soyadı aynı olup da, baba adı, ana adı, doğum yılı, doğduğu ilçeye ait verilerden biri veya ikisi farklı,
b-Adı ve soyadında bir veya iki harf ve (a) fıkrasında yazılı diğer verilerden biri farklı,
c-Adı, ve soyadı, aynı, diğerinde bir isim fazla, (a)`da yazılı diğer veriler aynı veya biri farklı,
d-Adresi farklı, (a)’da yazılı diğer verilerden biri veya ikisi farklı,
e-Ayrıca Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği,
Durumlar bulunduğunda; itiraz üzerine veya resen; ilçe seçim kurulu başkanı; bilginin tek veya birden fazla seçmeni tanımlamış olup olmadığına karar verir. Karar işlenmek üzere Yüksek Seçim Kurulu Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğüne gönderilir.
Sandık bölgesi askı listesi:
Madde 42 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Bu Kanunun 122 nci maddesine göre seçmen kütüğüne işlenmesi gereken kararların, seçmen kütüğüne işlenmesinden sonra elde edilen kütükten, sandık bölgesi askı listesi çıkarılır.
Sandık bölgesi askı listelerinde, 43 üncü maddede yazılı, sandık seçmen listesindeki bilgiler aynı sıra ile bulunur.
Bu liste il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilir. İlçe seçim kurulu başkanları 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasına göre ilan edilen siyasi partilerin o ilçedeki başkanlarına bu listenin bir suretini teslim eder.
Sandık seçmen listesi:
Madde 43 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğünde yazılı adreslerine göre aynı sandık bölgesinde oturan, seçmen kütüğünde yazılı seçmenleri; seçmen kütüğü numarası, adı, soyadı, ana ve baba adı, doğum yılı, doğum yeri, adresinin yazılı olduğu ve soyadı alfabe sırasına göre sıralanmış listeye “Sandık Seçmen Listesi” denilir. Sandık seçmen listesinin her sayfasında ait olduğu, il, ilçe, muhtarlık isimleri ve sandık numarası ile geçerlik süresi belirtilir. Sandık kuruluna verilecek nüshalarda ayrıca sandık başı işlemleri için gerekli sütunlar bulunur.
Sandık seçmen listeleri; oy verme gününden 120 gün önce seçmen kütüğünde kesinleşmiş mevcut bilgilere dayanılarak çıkarılır.
Sandık seçmen listesi oy verme gününden 30 gün önce,
1. a) Her sandık için iki nüsha sandık kurulu başkanına,
b) Birer nüsha seçime katılan siyasi partilerin ilçe başkanlıklarına, oy verme gününden 20 gün önce,
c) Bir nüsha ilgili muhtarlığa, oy verme gününden 20 gün önce teslim edilmek üzere ilgili seçim kurulu başkanlıklarına,
2. İlçe seçim kurulu işlemlerinde kullanılmak üzere iki nüsha ilgili ilçe seçim kurulu başkanlıklarına,
3. İşlemlerde kullanılmak üzere bir nüsha ilgili il seçim kurulu başkanlıklarına, Gönderilir.
Muhtarlıklardaki sandık seçmen listelerini vatandaşlar her zaman inceleyebilir.
Muhtarlar, oy verme gününden 10 gün önceden oy verme günü saat 17.00’ye kadar; çalışma saatleri içinde seçmenlerin sandık numarası, sandık yeri ve oy verme hakkındaki suallerini cevaplandırmak; seçim kurullarının yayınlarını dağıtmak; seçim kurullarının vatandaşın kolay ve doğru oy vermesi için hazırlayacağı afiş, işaret, levha ve benzerlerini asmak ve dağıtmak, bu işlem için seçim kurulu ayrıca personel görevlendirirse, bu personele yardımcı olmak zorundadırlar.
Seçmen bilgi kağıdı:
Madde 44 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğünde kayıtlı her seçmen için, seçmene hangi seçim bölgesinde, kaç numaralı sandıkta oy vereceğini, seçmen sıra numarası ve diğer bilgileri bildirmek amacıyla bir seçmen bilgi kağıdı hazırlanır ve seçim çevrelerinin özelliklerine göre Yüksek Seçim Kurulunca tespit edilen esaslar dairesinde gönderilir veya dağıtılır.
Seçmen bilgi kağıdı hiçbir surette kimlik belirlemesinde belge olarak kullanılmaz; bu husus kağıdın üzerine yazılır.
Seçmen kütüğü il ve ilçe listesi:
Madde 45 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğünde yazılı seçmenlere ait bilgiler; her yıl seçmenlerin oturdukları il ve ilçeye göre ayrılmış listeler halinde, il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına birer nüsha gönderilir.
Bu listelerin son iki yıllık olanı kurul üyelerinin incelemelerine açık tutulur.
Bu listelerin çıkarılma, gönderilme ve saklanma kural ve yöntemleri Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
Yüksek Seçim Kurulu Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü; ülke, il ve ilçe düzeyinde seçmen soyadı alfabe ve seçmen kütüğü sıra numarasına göre düzenlenmiş listelerin; düzenleme, siyasi partilerin inceleme kural ve sürelerini belirler.
Çalışmaların görüşülmesi:
Madde 46 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünün program, tasarım, alınan sonuçlar, hazırlanan genelgeler ve tüm uygulamalarını tanıtan raporu, 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasına göre ilan edilen siyasi partilerin gönderecekleri birer temsilcinin, Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin, Seçmen Kütüğü Genel Müdürü ve gerekli gördüğü üç personelinin katılacağı ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanı başkanlığında yapılacak toplantıda görüşülür.
Toplantı günü üç ayda bir olmak üzere, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı tarafından saptanır. Toplantı, belirlenen gün ve saatte gelenlerle yetinilerek açılır. Bu toplantılarda, katılanların, çalışmalar hakkında bilgi alması amaçlanır, karar alınmaz.
Toplantı, bu maddede yazılı olanlar dışındakilere kapalıdır. Görüşme özeti Yüksek Seçim Kurulunca katılanlara toplantıdan sonraki bir ay içinde gönderilir.
Toplantının toplanma ve görüşme kuralları, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir ve katılacaklara bildirilir.
Seçmen kütüğünün saklanması ve ilgililere verilmesi
(Bu madde başlığı, “Seçmen kütüğünün saklanması” iken 29/11/2000 tarihli ve 4609 sayılı Kanunla metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 47 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Yüksek Seçim Kurulu Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü; her yıl sonuna göre seçmen kütüğünü ve bu kütükten elde edilmiş listenin bir suretini Yüksek Seçim Kurulu Başkanına teslim eder.
Seçmen kütüğünün suretleri Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünde kalır.
Yüksek Seçim Kurulu Başkanına teslim edilen seçmen kütüğünü saklama ve inceleme kuralları Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir ve yayınlanır.
(Ek : 29/11/2000-4609/1 md.) Seçmen kütükleri; seçimlere katılma yeterliliğini taşıyan siyasi parti merkezlerince yahut yetkilendirilmiş il veya ilçe başkanlarınca, talep edildiğinde; Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen gideri Maliye veznesine yatırılmak ve makbuzu ibraz edilmek kaydı ile, bir seçim döneminde iki defadan fazla olmamak üzere ilçe seçim kurulu başkanınca, bilgisayar ortamında veya liste düzeyinde imza mukabilinde, istek sahibine verilir.
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğündeki bilgilerden, diğer devlet kuruluşlarının yararlanma yöntem ve kuralları, yasa ile düzenlenir.
Seçmen kartlarının dağıtılması:
Madde 48 – (Mülga: 17/5/1979-2234/5 md.)
İKİNCİ KESİM
Seçim Propagandası
Propaganda serbestliği ve süresi:
Madde 49 – (Değişik: 25/8/1961-356/1 md.)
Seçimlerde propaganda, bu kanun hükümleri dairesinde serbesttir.
(Değişik: 10/9/1987-3403/1 md.) Propaganda, oy verme gününden önceki onuncu günün sabahında başlar ve oy verme gününden önceki günün saat 18.00’inde sona erer.
Açık yerlerde propaganda:
Madde 50 – Seçim zamanında, genel yollar üzerinde, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve ilçe seçim kurullarınca gösterileceklerden başka meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılması yasaktır.
İlçe seçim kurulları, gidiş-gelişi bozmıyacak ve pazarların kurulmasına engel olmıyacak surette toplantıların genel olarak yapıldığı ve varsa elektrik tesisatı olan yerleri seçmek suretiyle hangi meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılabileceğini tesbit ederler.
Siyasi partilerin toplu olarak sözlü propaganda yapmak için müracaatları üzerine, toplantı, meydan, gün, sıra ve saatlerini ilçe seçim kurulu ad çekme ile belirtir ve ilgililere tebliğ eder. Bağımsız adaylar için de aynı suretle haftada bir gün ayrılır.
(Değişik son fıkra: 8/4/2010-5980/2 md.) Açık yerlerde, güneşin batmasını müteakip ikinci saatin sonundan güneşin doğmasına kadar toplu olarak sözlü propaganda yapılamaz.
Kapalı yerlerde propaganda:
Madde 51 – Seçimlere katılan siyasi partiler veya bağımsız adaylar adına kapalı yer toplantısı yapılabilir.
Kapalı yer toplantısı yapmak isteyenler, üç kişilik bir heyet kurar ve en yakın zabıta amir veya memuruna haber verirler. Köylerde, muhtara veya vekiline haber vermek kafidir.
Heyetin görevleri, toplantının düzenini sağlamak, kanunlara karşı hareketleri, edep törelerine aykırı veya suç işlemeye kışkırtıcı mahiyet taşıyan söz veya fiilleri, önlemektir.
Heyet, yukarıki fıkraya aykırı bir durum baş gösterdiğinde, bunu önlemeye çalışır, gerekirse zabıtayı çağırır.
Heyet, toplantıda hazır bulunanlardan söz alacak olanları tayin ve tahdit edebilir.
Bu toplantılarda yapılacak konuşmalar, 56 ncı madde hükmü saklı kalmak üzere, hoparlörle yayınlanabilir.
Kapalı yer toplantılarına, toplantıyı idare eden heyetin isteği veya yetkili seçim kurullarının kararı dışında, zabıta amir ve memurları, muhtar veya ihtiyar meclisleri, hiçbir suretle müdahale edemezler.
Mabetlerde, okullarda, kışla, karargah, ordugah gibi askeri bina ve tesislerle askeri mahfillerde ve kamu hizmeti görülen diğer yerlerde, kapalı yer toplantısı yapılamaz.
Seçim büroları
Madde 51/A – (Ek: 8/4/2010-5980/3 md.)
Seçimin başlangıç tarihinden itibaren, seçime katılan siyasi partiler ve bağımsız adaylar, katıldıkları seçim çevrelerinde seçim çalışmalarını yürütmek üzere seçim büroları açabilirler. Ancak Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ve bunlara bağlı kuruluşlara, Devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklara, özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklere ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıflara, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üretici birlikleri, kooperatif birlikleri, bankalar ve sendikalara ait bina ve tesisler bu amaçla kullanılamaz.
Seçim bürosu, siyasi partilerin il veya ilçe başkanlıkları ile bağımsız adayların, bür onun adresini ve en az bir sorumlusunun kimlik ve iletişim bilgilerini içeren bildirimi seçimin başlangıcından yazılı propagandanın başlangıç tarihine kadar mahallin en büyük mülki amirine, propaganda süresinin başlamasından sonra ilçe seçim kuruluna vermeleriyle açılmış sayılır. Bildirim suretiyle açılan seçim bürolarının listesi, mahallin en büyük mülki amiri tarafından ilçe seçim kurullarına gönderilir.
Açılma şartlarını taşımayan seçim bürolarının ilgilisine bu eksikliklerin üç gün içinde tamamlanması için süre verilir. Bu süreye uyulmaması halinde bürolar, şartları tamamlanıncaya kadar mülki amirlerce kapatılır.
Diğer seçim faaliyetleri saklı kalmak üzere seçim bürolarında görüntülü ve sesli propaganda yapılabilir. Ancak, seçim bürolarında yapılacak sesli yayınlar, çevresel gürültü ile ilgili mevzuata uygun olmak zorundadır.
Seçim büroları saat 09.00’dan 23.00’e kadar halka açık faaliyette bulunabilir.
Radyo ve televizyonla propaganda:
Madde 52 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik: 10/6/1983-2839/46 md.) Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, seçime katılan siyasi partiler, oy verme gününden önceki 7 nci günden itibaren oy verme gününden önceki gün saat 18.00’e kadar radyo ve televizyonda propaganda yapabilirler.
(Değişik: 23/5/1987-3377/3 md.) Seçime katılan;
a-Siyasi partilere ilk gün 10, son gün 10 dakikayı geçmemek üzere, programlarını ve yapacakları işleri anlatan iki konuşma,
b-Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin herbirine ilaveten 10’ar dakikalık propaganda,
c-(Değişik: 27/10/1995-4125/4 md.) İktidar partisine veya iktidar partilerinden büyük olanına 20 dakikalık, iktidar partilerinden diğerlerine 15’er dakikalık ilave propaganda.
d) Ana muhalefet partisine ilaveten 10 dakikalık propaganda, hakkı verilir.
Bu propaganda sürelerinin yarısını aşmamak üzere siyasi partiler bu propagandalarını görüntülü olarak da verebilirler. Görüntülü propagandalar TRT dışında hazırlatılır. Görüntülü propagandalarda siyasi partiler yaptıkları ve yapacakları icraatı anlatı rlar. Bu propagandalarda suç teşkil edecek görüntülere yer verilemez. Siyasi partilerin bu propagandaları bir defada iki dakikadan az olamıyacağı gibi bir günde toplam süresi on dakikayı geçemez. Siyasi partiler propaganda haklarını TRT’nin birden fazla kanalına dağıtabilirler. Yüksek Seçim Kurulu, TRT imkanlarına göre bu görüntülerin hangi süre içinde TRT’ye teslim edileceğini ve TRT’deki gösterilme zamanlarını tanzim eder. Bu görüntülerde suç teşkil eden bir husus bulunduğu takdirde Yüksek Seçim Kurulu bunların yayımına izin vermez.
Siyasi partiler radyo ve televizyonla ilk konuşmalarında seçim beyannamelerini izah ederler.
Radyo ve televizyon konuşmaları Türkiye’deki bütün radyo ve televizyon postaları ile aynı zamanda yayınlanır.
Radyo ve televizyonda, yayınlanacak propaganda konuşmalarının her gün hangi saatte, hangi parti adına yapılacağı, Türkiye Radyo ve Televizyonları tarafından haber yayınları sırasında, önceden duyurulur.
(Değişik: 10/6/1983-2839/46 md.) Radyo ve televizyonda yapılacak propaganda yayınlarının, tam bir tarafsızlık ve eşitlik içinde yapılması, Yüksek Seçim Kurulu ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından sağlanır.
(Değişik: 28/3/1986-3270/22 md.) Televizyonda seçime katılan siyasi partiler adına (…) yukarıdaki fıkralar gereğince yayınlanacak propaganda konuşmalarında Türk Bayrağı ile Yüksek Seçim Kurulunun tespit edeceği yere asılacak olan bu kurulun belirlediği büyüklükteki parti bayrağı ve konuşmayı yapan kişi dışında hiçbir görüntüye yer verilmez Konuşmacılar, ceket giyme ve kravat takmak zorundadırlar; bayanlar tayyör giyerler. (Bu fıkradaki “2 nci fıkranın (d) bendi dışında” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 22/5/1987 tarih ve E. 1987/3, K. 1987/13 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
(Mülga fıkra: 10/9/1987-3403/2 md.)
(Ek: 27/10/1995-4125/4 md.) Özel radyo ve televizyonlarda siyasi partilerin propaganda konuşmaları TRT’de uygulanan usul ve esaslara göre yapılır. Bu yayınlar ulusal nitelikte olanlarda Yüksek Seçim Kurulunca, yerel nitelikte olanlarda İl Seçim Kurullarınca tanzim ve denetlenir. Bu hüküm dışında propagandaya ilişkin yayın yapılamaz. Bu hükme aykırı davrananlar hakkında 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 151/2 hükmü uygulanır.
Müracaat:
Madde 53 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçimlere katılan siyasi partilerin genel merkezleri radyo ve televizyonda propaganda yapmak istediklerini oy verme gününden önceki yirmi birinci gün akşamına kadar Yüksek Seçim Kuruluna yazılı olarak bildirirler.
Yayın zamanının tesbiti:
Madde 54 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Yüksek Seçim Kurulu, radyo ve televizyonda yayın için başvuran partiler arasında, bunların birer temsilcisiyle Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu temsilcilerinin önünde ad çekerek yayın zaman ve sıralarını tayin eder. Bu ad çekme, oy verme gününden en az yirmi gün önce yapılır. Radyo ve televizyon yayınlarının başlangıç saati, partilerin sayısı ve en uygun dinleme imkanları gözönüne alınarak Yüksek Seçim Kurulunca kararlaştırılır. Radyo ve televizyon yayınları en geç saat 22.00 ye kadar devam eder.
Radyo ve televizyon konuşmalarının tesbiti:
Madde 55 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Siyasi partiler adına radyo ve televizyon ile yapılacak konuşmalar, Yüksek Seçim Kurulunun görevlendireceği bir kurul üyesi huzurunda adına konuşma yapılacak siyasi partinin isteğine uygun olarak yayından önce veya yayın sırasında ses ve görüntü alma cihazı ile tespit edilir. Konuşmanın hangi parti adına ve kimin tarafından yapıldığına dair görevli kurul üyesiyle radyo ve televizyon idaresinde görevli en az iki kişi tarafından tutanak düzenlenir. Konuşmaları tespit eden bant ve sair tespit araçları Yüksek Seçim Kurulu tarafından saklanır.
Konuşmalar bir dava konusu yapıldığı ve istenildiği takdirde merciine verilir.
Suç teşkil eden konuşmaları yapanlar hakkında kanunen belli olan cezalar bir mislinden iki misline kadar artırılarak hükmolunur.
Özel radyo ve televizyonlarla yayın:
(Bu madde başlığı “Özel Radyo ve Televizyonlarla Yayın:” iken, 15/7/2003 tarihli ve 4928 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
(Bu maddeye, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle ikinci fıkra olarak bir fıkra eklenmiş ve sonraki fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.)
Madde 55/A- (Yeniden düzenleme: 15/7/2003-4928/3 md.)
Seçimlerin başlangıç tarihinden oy verme gününün bitimine kadar özel radyo ve televizyon kuruluşları, yapacakları yayınlarda 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun 5, 20, 22 ve 23 üncü maddeleri ile 31 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine tâbidir.
(Ek ikinci fıkra: 8/4/2010-5980/4 md.) Seçimin başlangıç tarihinden itibaren oy verme gününden önceki yirmi dört saate kadar olan sürede, siyasi partiler veya adaylar radyo ve televizyonlarda birlikte veya ayrı ayrı açık oturum, röportaj, panel gibi programlara katılarak görüşlerini açıklayabilirler. Siyasi partiler veya adayların açık veya kapalı yer toplantıları, radyo ve televizyonlarda canlı olarak yayınlanabilir.
Yukarıdaki fıkra hükümlerine göre özel radyo ve televizyonların yayın ilkelerinin belirlenmesinde, Yüksek Seçim Kurulu görevli ve yetkilidir.
Yapılacak yayınların yukarıdaki esaslara uygunluğunun gözetim, denetim ve değerlendirilmesinde, ülke çapında yayın yapan özel radyo ve televizyonlar için Yüksek Seçim Kurulu; bunun dışında yayın yapan özel radyo ve televizyonlar için yayının yapıldığı yer ilçe seçim kurulları görevli ve yetkilidir.
İlçe seçim kurullarının verdiği kararlara karşı, yirmidört saat içinde il seçim kurullarına itiraz edilebilir. İl seçim kurulu kararları kesindir.
Ülke çapında yayın yapan özel radyo ve televizyonların hangileri olduğunu belirlemeye Yüksek Seçim Kurulu yetkilidir. Yüksek Seçim Kurulunun buna ilişkin kararı Resmî Gazetede yayımlanır.
Basın, iletişim araçları ve internette propaganda
Madde 55/B – (Ek: 8/4/2010-5980/5 md.)
Seçime katılan siyasi partiler ve bağımsız adaylar, seçim propaganda süresinin sona ermesine kadar, yazılı basında ilan ve reklam yoluyla veya internet sitesi açarak sözlü, yazılı veya görüntülü propaganda yapabilirler.
Vatandaşların, elektronik posta adreslerine gönderilecek mesajlarla, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj göndermek suretiyle propaganda yapılamaz. Ancak, siyasi partilerin kendi üyelerine gönderdiği sesli, görüntülü veya yazılı mesajlar her zaman serbesttir.
Oy verme gününden önceki on günlük sürede, yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla bir siyasi partinin veya adayın lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyunu etkileyecek biçimde yayın yapılması ve herhangi bir surette dağıtımı yasaktır. Bu sürenin dışında yapılacak yayınların; tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun olması şarttır. Kamuoyu araştırmaları ve anketlerin yayınlanması sırasında, araştırmanın hangi kuruluş tarafından yapıldığının, denek sayısının, araştırmanın kim tarafından finanse edildiğinin açıklanması zorunludur.
Bu madde hükümlerine göre yapılacak propagandaların ve yayınların ilkeleri Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
Hoparlörle propaganda:
(13/3/2008 tarihli ve 5749 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle; bu maddenin başına “Seçim takviminin başlangıcından itibaren seçim propagandasının sona erdiği ana kadar” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.)
Madde 56 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçim takviminin başlangıcından itibaren seçim propagandasının sona erdiği ana kadar Hoparlörle propaganda, halkın huzur ve rahatını bozmamak ve 50 nci maddenin son fıkrası hükümlerine uymak şartıyla serbesttir. Şu kadar ki, başka bir parti veya bağımsız aday adına açık veya kapalı yer toplantısı yapılan saatlerde, bu toplantıların yapıldığı yer veya binalardan işitilecek ve bu toplantıları rahatsız edecek biçimde hoparlörle propaganda yapılamaz.
İlçe seçim kurulları kendiliğinden veya siyasi partilerin istekleri üzerine mahallin özelliklerini gözönünde tutarak hoparlörle yayının yerini, zamanını, süresini ve diğer şartlarını tespite yetkilidir.
Siyasi partiler isterlerse ilçe seçim kurulunun düzenleyeceği programa göre varsa belediye hoparlörlerinden bedeli karşılığında eşit surette faydalanabilirler.
Propaganda amaçlı yayın ve malzeme dağıtma
(Bu madde başlığı“El ilanları:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 57 – (Değişik: 8/4/2010-5980/6 md.)
Seçime katılan siyasi partiler ve adaylar, seçimin başlangıç tarihinden seçim propaganda süresinin sona ermesine kadar, kendilerini tanıtıcı nitelikte broşür, el ilanları, parti bayrağı, poster, afiş veya ses ve görüntü içeren CD, DVD gibi her türlü yayını dağıtmakta serbesttir. Siyasi partiler ve adayların, bu fıkrada belirtilenler dışında herhangi bir hediye ve eşantiyon dağıtmaları, dağıttırmaları veya bunların üçüncü şahıslar ya da kurum ve kuruluşlar aracılığı ile dağıtılması yasaktır.
Bu maddede belirtilen yayın veya malzemeleri dağıtacak kimselerin on sekiz yaşını doldurmuş olması şarttır.
Propaganda yayınlarına ilişkin yasaklar ve propagandada kullanılacak dil:
(Bu madde başlığı“Propaganda yayınlarına ilişkin yasaklar” iken, 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 58 – (Değişik: 8/4/2010-5980/7 md.)
Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbuat üzerinde Türk Bayrağı ve dini ibareler bulundurulması yasaktır.
(Değişik:2/3/2014-6529/1 md.) Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda, Türkçe’nin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilir.
Muafiyet:
Madde 59 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Propaganda için kullanılan el ilanı mahiyetindeki matbualar, seçimin başlangıcından propaganda süresinin sonuna kadar her türlü harç ve resimlerden muaftır.
İlan ve reklam yerleri
(Bu madde başlığı“Duvar ilanı ve afişle propaganda yapmak yasağı:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 60 – (Değişik: 8/4/2010-5980/8 md.)
Siyasi partiler ve adaylar, seçim bürolarına, seçimin başlangıç tarihinden itibaren, seçim propaganda süresinin sona erdiği tarihe kadar, parti bayrağı, afiş, poster, pankart ve benzeri malzemeleri asabilir veya yapıştırabilirler. Siyasi partiler genel merkez, il, ilçe ve belde binalarına sayılan malzemeleri her zaman asabilir veya yapıştırabilir.
Siyasi partiler ve adaylar seçimin başlangıç tarihinden seçim propaganda süresinin sona ermesine kadar, açık veya kapalı yer toplantıları ile taşıtlarında; parti bayrağı, afiş, poster, pankart ve benzeri ilan ve reklam malzemesi kullanmakta serbesttirler.
Miting günü, miting alanı çevresindeki güzergâhlarda, toplantı bitimine kadar bu malzemelerin kullanılması serbesttir.
Yukarıda sayılan yerler dışında, propaganda ilan ve reklam malzemeleri, ancak, seçim kurullarınca gösterilecek yerlere aşağıdaki fıkralarda belirtilen usul ve esaslara göre asılır ve yapıştırılır.
Seçime katılan siyasi partiler ve bağımsız adaylar, oy verme gününden önceki otuzuncu günden itibaren, kendilerini tanıtıcı poster, parti bayrağı, ilan, pankart veya afiş gibi malzemeleri asmak veya yapıştırmak amacıyla, o seçim çevresi içinde, belediyelerce doğrudan kullanılan ve ilçe seçim kurullarınca belirlenen sabit ilan ve reklam yerlerinden süresi, sayısı ve ücreti eşit olmak şartıyla yararlanabilirler. Şu kadar ki seçim zamanı dışında ücretsiz olarak isteklisine tahsis edilen ilan ve reklam yerleri için ücret talep edilemez. Bu yerler siyasi partiler ve bağımsız adaylar arasında eşit olarak paylaştırılır.
Belediyelerin izni ile özel kişi ve kuruluşlarca kurulan veya belediyelere ait olup da özel kişi ve kuruluşlara kiraya verilen sabit ilan ve reklam yerlerinin, bu kişi ve kuruluşlar tarafından siyasi propaganda amacıyla kullandırılabilmesi için, bu hususta ilçe seçim kurulu başkanlığına yapılacak başvuru üzerine, ilçe seçim kurulunca, söz konusu yerlerin bu madde hükümlerine göre tahsisi gerekir.
İlçe seçim kurulu, o seçim çevresi içindeki ticari amaçlı sabit ilan ve reklam yerlerini oy verme gününden önceki kırkıncı güne kadar belirleyerek, seçime katılan tüm siyasi partilere ve bağımsız adaylara yazılı olarak bildirir. Siyasi partiler ve bağımsız adaylar bu bildiri mden itibaren üç gün içinde yararlanmak istedikleri ilan ve reklam yerlerini ve süresini yazılı olarak ilçe seçim kuruluna bildirirler.
İlçe seçim kurulu, başvuruda bulunan siyasi parti ve bağımsız adaylar arasında bu maddeye göre tahsis yapar.
Aynı ilan ve reklam yerleri için birden fazla siyasi parti ve bağımsız adayın talepte bulunması halinde, ilçe seçim kurulu, ilgilileri aynı anda davet ederek son tercihlerini yazılı olarak bildirmelerini ister. İlgili parti veya bağımsız adaylar arasında anlaşma olmaması durumunda ilan ve reklam yerleri ad çekme işlemi yapılarak eşit süre, sayı ve ücret karşılığında tahsis edilir. Ad çekme işlemi, birden fazla istekte bulunulan her bir ilan ve reklam yeri için, propaganda süresinin tamamı, istekli sayısına bölünmek suretiyle, eşit sürelerle yapılır.
Şehir dışında karayolları kenarında bulunan sabit ilan ve reklam yerlerini de aynı usulle belirlemeye ve tahsis etmeye il seçim kurulu yetkilidir. Ancak il seçim kurulu bu yetkisini, yetkili ilçe seçim kuruluna devredebilir.
Ad çekme işleminden sonra, ilan ve reklam yerinden yararlanmak istemediğini il veya ilçe seçim kuruluna yazılı olarak bildiren siyasi parti veya bağımsız aday için ayrılan yerler, başvuruda bulunan siyasi parti veya bağımsız adaya tahsis edilebilir.
Bu Kanunda yasaklanan yerler dışında, kamuya açık alanlara yerleştirilmiş görüntülü reklam ve ilan yapmaya uygun sabit dijital reklam panoları vasıtasıyla da görüntülü propaganda yapılabilir. Ancak bu araçlarla sesli propaganda yapılamaz. Bu panoların hangi gün ve saatlerde siyasi propagandalar için kullanılacağı seçim kurulları tarafından belirlendikten sonra, bu süre içinde yapılacak propagandaların sıra ve süresi yukarıdaki fıkralarda belirtilen usule göre belirlenerek, siyasi parti veya bağımsız adaylara tahsisi yapılır.
Vatandaşlar, oy verme gününden önceki otuzuncu günden itibaren, propaganda süresinin bitimine kadar konutlarına, işyerlerine veya taşıtlarına, partilere veya adaylara ait bayrak, afiş veya poster gibi tanıtıcı malzemeleri asabilir veya yapıştırabilirler. Bu ilan ve reklamlar her türlü vergi ve harçtan muaftır.
Bu maddede belirtilen ilan ve reklam malzemeleri, birinci fıkrada belirtilen yerler dışında, seçim propaganda süresinin sona erdiği andan itibaren hiçbir suretle asılamaz, yapıştırılamaz ve teşhir edilemez.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
İlan ve reklam yerleri ile ilgili yasaklar
(Bu madde başlığı“Başka yerlere asma, kamuoyu yoklamaları ve hediye dağıtma yasağı” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 61 – (Mülga: 17/5/1979-2234/5 md.; Yeniden düzenleme: 28/12/1993-3959/4
md.; Değişik: 8/4/2010-5980/9 md.)
Seçimin başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar siyasi partiler, bağımsız adaylar, herhangi bir kurum veya kuruluş ya da vatandaşlar tarafından, bu Kanunda belirtilen yerler dışında, siyasi ilan ve reklam içeren afiş, poster, pankart veya parti bayrağı gibi malzemelerin asılması, yapıştırılması veya teşhiri yasaktır. Aksi halde, bu ilan ve reklamlar kaldırılır ve masrafları ilgilisinden tahsil edilir. Bu maddede belirtilen yasaklarla ilgili işlem yapma yetkisi, seçimin başlangıç tarihinden oy verme gününden önceki otuzuncu güne kadar mülki makamlara, son otuz gün içinde ilçe seçim kurullarına aittir. Belediyeler, bu maddede belirtilen yetkili mercilerin talebi üzerine, maddeye aykırı hususları gidermek için gerekli araç, gereç ve personeli sağlamakla yükümlüdür.
Seçimin başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar; şehir içi veya şehir dışında, toplu taşıma amacıyla kamu hizmetlerinde kullanılan hava, kara, deniz ve raylı sistem taşıtlarında yer alan reklam yerleri ve araçlarında siyasi propaganda içeren yayın yapılamaz. Yolcuların inip bindiği kapalı alanlarda da bu hüküm uygulanır. İlçe seçim kurulları, bu fıkradaki yasaklara aykırılıkların önlenmesi için mülki makamlar vasıtasıyla gerekli denetimi yaparlar.
Matbua dağıtımı:
Madde 62 – El ilanı mahiyetindeki matbuaları dağıtacak kimselerin seçme yeterliğini haiz olmaları şarttır.
Devlet, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyelerle bunlara bağlı daire ve müesseseler, İktisadi Devlet teşekkülleri ve bunların kurdukları müesseseler ve ortaklıkları ile diğer kamu tüzel kişiliklerinde memur ve hizmetli olarak çalışanlar, ilan dağıtamazlar.
Seçim süresince yapılamıyacak işler:
Madde 63 – 62 nci maddede sayılanlarla, umumi menfaatlere hadim cemiyetler ve bunlarda görev almış bulunan memur ve hizmetliler seçimlerde de tarafsızlıklarını muhafaza etmek zorundadırlar.
Yukarıda yazılı olanların, 5830 sayılı kanunda yazılı yasak hükümleri saklı kalmak üzere seçim süresince :
a-Siyasi partilere veya adaylara her ne nam ile olursa olsun bağış ve yardımlarda bulunmaları,
b-Memur ve hizmetlileriyle her türlü araç ve gereç ve imkanlarını siyasi bir partinin veya adayın emrinde veya her hangi bir siyasi faaliyette çalıştırmaları, kullanmaları veya kullandırmaları yasaktır.
Birinci fıkrada yazılı olanlarla, Bankalar Kanununa tabi teşekküllerin, siyasi bir partinin lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyuna tesir etmek maksadıyla her türlü yayınlarda bulunmaları yasaktır. (Bu hükmün uygulanmasında ek 6 ncı maddeye bakınız.)
Daha önce basılmış ve yayınlanmış ve yukarıdaki fıkradaki mahiyeti taşıyan her türlü kitap, broşür, afiş ve bunlara benzer yayınlar da aynı hükme tabidir.
Törenlere ait yasaklar:
Madde 64 – (Değişik: 19/2/1987-3330/4 md.)
Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde, 62 nci maddede sayılı bütün daire, teşekkül ve müesseselerle Bankalar Kanununa tabi teşekküllere ait kaynaklardan yapılan iş ve hizmetler dolayısıyla, (açılış ve temel atma dahil) törenler tertiplemek, nutuklar söylemek, demeçler vermek ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunmak yasaktır. (…) (Bu maddedeki “Bu maddedeki yasaklar ara seçimlerde seçim çevresiyle sınırlıdır.” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 22/5/1987 tarihli ve E. 1987/6, K. 1987/14 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
Başbakan ve bakanlara ilişkin yasaklar:
Madde 65 – (Değişik birinci fıkra: 19/2/1987-3330/5 md.)
Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde Başbakan ve bakanlarla, milletvekilleri, yurt içinde yapacakları seçim propagandası ile ilgili gezileri makam otomobilleri ve resmi hizmete tahsis edilen vasıtalarla yapamazlar. Bu maksatla yapacakları gezilerde, protokol icabı olan karşılama ve uğurlamalarla törenler yapılamaz ve resmi ziyafet verilemez.
Yukarıda yazılı süre içinde Başbakan ve Bakanlar seçimle ilgili faaliyetlerinde ve konuşmalarında bu kanun hükümleriyle bağlıdırlar.
Memurların gezilere katılma yasağı:
Madde 66 – (Değişik: 19/2/1987-3330/6 md.)
Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar geçen süre içinde Başbakan, bakanlar, milletvekilleri ve adayların seçim propagandası ile ilgili olarak yapacakları gezilere hiç bir memur katılamaz.
ÜÇÜNCÜ KESİM
Araçlar
Araçların sağlanması:
Madde 67 – Seçim kurulu başkanları, seçim için gerekli bütün araçları ve parayı zamanında ve muntazam bir surette sağlamak ve yerlerine göndermekle yükümlüdürler.
Bu hususlarda kurul başkanlarının emirleri üzerine zabıta amir ve memurları, belediyeler ve muhtarlıklar gerekli yardımlarda bulunması zorundadırlar.
Oy verme araçları ve teslimi:
(8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu maddeye birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralar eklenmiş diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.)
Madde 68 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Ek birinci fıkra: 8/4/2010-5980/10 md.) Oy sandıkları, eni 40, boyu 55, yüksekliği 50 santimetre, şeffaf, ısıya ve kırılmaya dayanıklı sert plastikten mamûl, kapağı iple bağlanıp mühürlenmeye elverişli ve kapağının üzerinde zarfların atılmasına uygun (…) bir açıklık olacak şekilde yaptırılır. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “; boyu 25, eni 1 santimetre ebatlarında” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)
(Ek ikinci fıkra: 8/4/2010-5980/10 md.; Değişik: 13/3/2018-7102/5 md.) Birlikte yapılan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde, oy pusulaları aynı zarfa konulur.
(Ek üçüncü fıkra: 8/4/2010-5980/10 md.; Değişik: 13/3/2018-7102/5 md.) Seçimlerde kullanılacak oy verme kabinleri, oy vermenin gizliliğini sağlayacak şekilde yaptırılır. Kabinlerin ölçü ve standartları Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
(Ek dördüncü fıkra: 8/4/2010-5980/10 md.) Sandıkların ve oy kabinlerinin üzerinde Yüksek Seçim Kurulu ibaresi ve logosu bulunur. Yüksek Seçim Kurulu zorunlu hallerde, bu maddenin amacına uygun biçimde oy sandıklarının standartlarında gerekli değişiklikleri yapabilir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “sandıkları ve kabinlerinin” ibaresi “sandıklarının” şeklinde değiştirilmiştir.)
(Ek beşinci fıkra: 8/4/2010-5980/10 md.) Seçimlerde kullanılacak mühür, mürekkep ve ıstampayı oyların iptaline yol açmayacak şekilde oluşturmaya Yüksek Seçim Kurulu yetkilidir.
Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı; il, ilçe seçim kurulları ile sandık kurulları mühürlerini, (…)(1) ve seçim işleri için mahallerinde sağlanamayan gerekli her çeşit kırtasiye ve gereçleri zamanında il ve ilçe seçim kurulları başkanlıklarına gönderir ve o seçimde hangi malzemenin sandık kurulu başkanlarına teslim edileceğini belirler. (13/3/2008 tarihli ve 5749 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle; bu fıkrada bulunan “seçmen işaret boyası ve ıstampasını” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.)
İl seçim kurulu başkanları, oy verme gününden en az on gün önce ilçe seçim kurulları başkanlıklarına, ilçe seçim kurulu başkanları da oy verme gününden en az kırksekiz saat önce, aşağıda yazılı eşyadan o seçim için gerekli olanlarını sandık kurulları başkanlarına teslimini sağlarlar.
Seçim bölgesinde her sandık için ağzı mühürlü bir kese içine konulmuş numaralı bir mühür (Hangi sandığa, hangi numaralı mühürün verildiği bir tutanağa geçirilir.).
Her seçim bölgesinde bulunacak kapalı oy verme yerleri sayısı toplamına eşit miktarda çevre adaylarının onaylı listesi ile 76 ncı maddede yazılı levha,
İlçe seçim kurulu mühürü ile mühürlenmiş ve oy pusulalarının konulmasına mahsus zarfları havi bir paket,
Oy sandıkları,
Sandık sayısınca ıstampa ve mürekkebi,
Sandık sayısınca örneğine uygun onaylı tutanak defteri,
Örneğine uygun basılı sayım cetvelleri,
Örneğine uygun basılı tutanak kağıtları,
Sandık sayısınca boş torba,
Uygun sayıda kopya kalemi,
Gerektiği takdirde oy verme yeri inşaası için malzeme,
O seçim çevresinde, seçimin özelliğine göre yeteri kadar beyaz boş kağıt ve gerekli başka eşya,
Her yaprağı ilçe seçim kurulu tarafından mühürlü ve sonu onaylı, iki nüsha sandık seçmen listesi,
Siyasi partiler tarafından kapalı oy verme yerlerine konulmak üzere ilçe seçim kurulu başkanına teslim edilmiş bulunan basılı oy pusulaları
Her bağımsız adayın, yalnız kendi ad ve soyadını taşıyan, ilçe seçim kurulu başkanına teslim edilmiş bulunan oy pusulaları,
Üstü ilçe seçim kurulunca mühürlü ve numaralı birleşik oy pusulası paketi,
Her sandık için “Evet” yazılı mühür,
(Mülga: 13/3/2008-5749/15 md.)
Tutanak defteri:
Madde 69 – Her kurulda bir tutanak defteri bulunur. İl seçim kurulları, kendi tutanak defterlerini; ilçe seçim kurulları da kendi kurullarına ve sandık kurullarına ait tutanak defterlerini, sahifelerini numaralamak ve mühürlemek suretiyle onaylarlar.
Kurulların işlem ve kararları bu defterlere yazılır ve başkan ve üyeler tarafından imza olunur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Seçim Günü İşleri
BİRİNCİ KESİM
Sandık Başı İşleri
Andiçme:
Madde 70 – Sandık kurulu başkan ve üyeleri, oy verme günü göreve başlamazdan önce, ilk iş olarak, sandık başında, sandık kurulu ve hazır bulunanlar önünde birer birer şöyle and içerler:
(Hiçbir tesir altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirmesi için, görevimi kanuna göre dosdoğru yapacağıma, namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.)
Görev ve yetkiler
Madde 71 – Sandık kurullarının başlıca görev ve yetkileri şunlardır:
Sandık çevresinde seçimin düzenle geçmesi için gereken tedbirleri almak ve oy verme işlerini yürütmek ve denetlemek,(13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (c) bendiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “alanı içinde” ibaresi “çevresinde”şeklinde; (2) numaralı bendinde yer alan “Sandık alanında,” ibaresi “İlçe seçim kurulunca belirlenen bina, yapı ve benzeri yerlerde,” şeklinde değiştirilmiştir.)
İlçe seçim kurulunca belirlenen bina, yapı ve benzeri yerlerde, sandığın konulacağı yeri tayin etmek ve sokak başlarına bu yeri göze çarpacak surette gösterir işaretleri koymak veya alışılmış araçlar ile duyurmak,
Oy verme işleri hakkında ileri sürülecek itirazları incelemek ve bir karara, bağlamak ve kararlarını tutanak defterine geçirerek altını imzalamak,
Bu kararlardan itiraza uğrayanları derhal ilçe seçim kuruluna göndermek,
Bu kanundaki esaslara göre sandığa atılmış olan oy pusulalarını saymak, dökümlerini ve sonuçlarını tutanağa geçirmek ve bunları seçim işlerine ait diğer evrak ile birlikte, derhal ilçe seçim kuruluna teslim etmek,
Kendisine kanunla verilen başkaca görevleri yapmak.
Müşahitler:
Madde 72 – Siyasi partilerin müşahitleri ile adayları ve bağımsız adaylarla müşahitleri, sandıkbaşı işlemlerini takip etmek üzere hazır bulunabilirler. Bağımsız aday müşahitleri üçten fazla olursa, sandık kurulu başkanı bunlar arasında ad çeker. Adları ilk çıkan üç müşahit, sandık başında bırakılır. Diğerleri, sandık çevresi dışında kalabilirler. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (ç) bendiyle, bu fıkranın son cümlesinde yer alan “alanında” ibaresi “çevresi dışında” şeklinde değiştirilmiştir.)
Kurulda çoğunluğun sağlanması:
Madde 73 – Sandık başında, oy verme başlamazdan önce veya oy verme sırasında, sandık kuruluna dahil siyasi parti üyelerinden biri veya birkaçı görevini yapmazsa, ceza hükümleri saklı kalmak üzere, yerine siyasi parti yedek üyelerinden biri getirilir. Bu dahi mümkün olmaz ve kurul üyeleri üçten aşağı düşerse, bu cihet tutanağa geçirilir ve eksikler, o seçim bölgesinde seçme yeterliğini haiz ve okur-yazar olanlar arasından, başkanın seçeceği kimselerle doldurulur. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (d) bendiyle, bu fıkranın son cümlesinde yer alan “sandık alanında” ibaresi “seçim bölgesinde” şeklinde değiştirilmiştir.)
Sandığın konulacağı yer:
Madde 74 – (Değişik: 31/7/1998-4381/5 md.) Sandıkların konulacağı yerleri ve oy verme işinin vaktinde sona ermesi için gerekli tedbirleri ilçe seçim kurullarının denetiminde sandık kurulu tespit eder. Sandıkların konulacağı yerlerin belirlenmesinde seçmenin oyunu kolaylıkla, serbestçe ve gizli şekilde verebilmesi gözetilir. Engelli seçmenlerin oylarını rahatlıkla kullanabilmeleri için gerekli tedbirler alınır. Sandıklar okul (özel okullar ve özel dersaneler dahil) avlusu ve salonların elverişli kısımları gibi genel yerlere, yetmediği takdirde kiralanacak kahvehane, lokanta gibi yerlere konur. Kışla, karargah, ordugah gibi askeri bina ve tesislerle karakollara ve parti binalarına, muhtarlık odalarına sandık konulamaz. Üçten fazla sandık konulan binalarda bina sorumlularının görev esasları Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.(25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu maddede yer alan “Özürlü” ibaresi “Engelli”, şeklinde değiştirilmiştir.)
Kapalı oy verme yeri:
Madde 75 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık kurulları, oy serbestliğini ve gizliliğini sağlayacak şekilde, yeteri kadar kapalı oy verme yeri hazırlar.
Seçmen, oy pusulasını kapalı oy verme yerinde, kendi eliyle katlayıp, zamklı kenarını yapıştırmak, veya zarf kullanılan seçimlerde zarfa koyup kapatmak zorundadır.
Oy verme yerinin nitelikleri:
Madde 76 – Kapalı oy verme yeri; içerisi dışarıdan gözetlenemeyecek ve oy pusulasını seçmenin inceleyip zarflayabileceği şekil ve nitelikte olur.
Aday listeleri ve bu kanunun oy verme serbestliğine ve gizliliğine dair hükümlerinin levha halinde basılmış metni, kapalı oy verme yerinde asılı durur.
Kapalı oy verme yerinde masa veya benzeri bir şey bulundurulur.
Sandığın, birleşik oy pusulalarının ve zarfların kurulca mühürlenmesi:
Madde 77 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık kurulu başkanı, oy verme işlerine başlamadan önce, sandığın boş olduğunu hazır bulunan sandık kurulu üyeleri ile müşahitler önünde tespit ederek sandığı kapatır, mühür bozulmadan açılamıyacak şekilde sandık mühürü ile mühürler.
Birleşik oy pusulası kullanılan seçimlerde, (Katlanıp zamklı kenarı yapıştırılarak kapatılmak suretiyle zarf haline getirilen birleşik oy pusulaları) bu Kanunda (zarf) deyimi geçen hallerde zarf olarak kabul edilir.
Şu kadar ki, zarflar için öngörülen çift mühür bulunmasına ilişkin hükümler birleşik oy pusulalarına uygulanmaz.
Sandık kurulu, and içme, sandığı yerleştirme, kapalı oy verme yerini düzenleme işlerini bitirdikten sonra, hazır bulunanlar önünde, birleşik oy pusulalarını sayar, her birinin üzerine, sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde sandık kurulunun mühürü bulunan birleşik oy pusulalarının sayısını tesbit eder. Birleşik oy pusulası kullanılmayan seçimlerde, ilçe seçim kurulu başkanından teslim alınan ve ilçe seçim kurulu başkanlığı mühürünü taşıyan özel zarfları sayar, her birinin üzerine sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde biri ilçe seçim kurulunun, diğeri sandık kurulunun mühürleri bulunan çift mühürlü özel zarfların sayısını tespit eder.
Sandık kurulu, bu madde gereğince yaptığı işlemleri tutanak defterine geçirip imzalar.
Birleşik oy pusulası ve zarflar
(Bu madde başlığı “Birleşik oy pusulası:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 78 – (Değişik: 8/4/2010-5980/11 md.)
Cumhurbaşkanı, milletvekili, il genel meclisi üyeliği, belediye meclisi üyeliği ve belediye başkanlığı seçimlerinde, bu Kanun ve özel kanunlarında yer alan hükümlere göre filigranlı kağıttan hazırlanacak birleşik oy pusulaları kullanılır.(13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Milletvekili,” ibaresi “Cumhurbaşkanı, milletvekili,” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “hükümlere göre” ibaresinden sonra gelmek üzere “filigranlı kağıttan” ibaresi eklenmiştir.)
(Değişik: 13/3/2018-7102/6 md.) Oy zarfları, ön yüzünün sol üst köşesinde Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu amblemi yer alacak şekilde Yüksek Seçim Kurulunca filigranlı kağıttan hazırlatılır.
İKİNCİ KESİM
Yasaklar ve Sandık Başı Düzeni
İçki ve silah taşıma yasağı :
Madde 79 – Oy verme günü, her ne suretle olursa olsun, ispirtolu içki satılması, içkili yerlerle umumi mahallerde her çeşit ispirtolu içki satılması, verilmesi, içilmesi yasaktır.
Oy verme günü, bütün umumi eğlence yerleri oy verme süresince kapalı kalır. Eğlence yeri niteliğini haiz lokantalarda yalnız yemek verilir.
Oy verme günü, emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlardan başka hiçbir kimse, köy, kasaba ve şehirlerde silah taşıyamaz.
(Değişik dördüncü fıkra: 23/1/2008-5728/286 md.) Bu Kanunun uygulanmasında silahtan maksat Türk Ceza Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (1), (2), ve (5) numaralı alt bentlerinde gösterilenlerdir.
Yayın yasağı:
Madde 80 – Seçim günü saat 18 e kadar radyolar ve her türlü yayın organları tarafından
seçim ve seçim sonuçları ile ilgili haber, tahmin ve yorum yapılması yasaktır.
Saat 18 ile 21 arasında ancak radyolarda Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçim ile ilgi-li olarak verilecek haber ve tebliğler yayınlanabilir.
Saat 21 den sonra bütün yayınlar serbesttir.
Sandık çevresi
(Bu madde başlığı “Sandık alanı, sandık yeri ve düzenin sağlanması:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle “Sandık alanı ve sandık çevresi” şeklinde; daha sonra 13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 81 – (Değişik: 13/3/2018-7102/7 md.)
Sandık çevresi, oy sandığının konulduğu ve sandık kurulunun görev yaptığı oda, bölüm veya bu amaçla oluşturulan yerdir.
Sandık çevresinde düzenin sağlanması ve yasaklar
Bu madde başlığı “Başkana ait yetkiler :” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle “Sandık çevresinde düzenin sağlanması” şeklinde değiştirilmiş; daha sonra 13/3/2018 tarihli ve ve 7102 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle başlığa “ve yasaklar” ibaresi eklenmiştir.
Madde 82 – (Değişik: 8/4/2010-5980/13 md.)
Sandık çevresinde düzenin sağlanması sandık kurulu başkanına aittir. Sandık çevresinde alınacak tedbirler, o sandık çevresinde bulunma hakkına sahip kimselerin seçim iş ve işlemlerini takip etmelerini engelleyecek mahiyette olamaz.
Sandık çevresinde, sandık kurulu başkan ve üyeleri, adaylar, milletvekilleri, o sandık bölgesinde kayıtlı seçmenler ve o sandıkta görevli müşahitler ile bina sorumluları ve çağrı veya ihbar üzerine gelen görevli kolluk güçlerinden başka kimse bulunamaz. Şu kadar ki, siyasi partilerin seçim kurullarına bildirdikleri itiraza yetkili kişiler ile temsilciler, seçim kurullarınca önceden kendilerine verilen belge ile sandık çevresinde bulunabilirler. Medya mensuplarının sandık çevresinde, sandık başı işlemlerine engel olmamak şartıyla, haber amacıyla görüntü ve bilgi elde etmeleri serbesttir. (13/3/2018 tarihli ve ve 7102 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle bu fıkraya “çağrı” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya ihbar” ibaresi eklenmiştir.)
Sandık çevresinde seçmenin oyunu tam bir serbestlikle ve gizli şekilde kullanmasına veya sandık kurulunun görevini yapmasına engel olmaya kalkışanlar ile oy verme, oyların sayım ve dökümü veya tutanaklara geçirilmesi gibi tüm sandık başı iş ve işlemlerinin düzenini bozmaya kalkışanları, başkan uyarır. Bu uyarının gereğini yerine getirmeyen kimse, kolluk gücü çağrılarak sandık çevresinden uzaklaştırılır.
Sandık kurulu başkanının bu maddede belirtilen görevini yapmaması halinde, sandık kurulu karar alarak ilgili hakkında yukarıda belirtilen yetkiyi kullanır ve durumu derhal ilçe seçim kurulu başkanına bildirir.
(Değişik fıkra: 13/3/2018-7102/8 md.) Sandık çevresinde cebir, şiddet veya tehdit kullanarak sandık başı düzenini bozmaya kalkışanlar, sandık kurulu başkanı veya üyelerinden biri tarafından yapılan çağrı ya da seçmenlerin ihbarı üzerine gelen kolluk güçlerince derhal sandık çevresinden uzaklaştırılır ve gerekli yasal işlem yapılır. Seçmenlerce ihbar, o yer kolluk güçlerine şahsen yapılır.
Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde, yukarıda sayılan tedbirlere uymayanlar, cezaevi idaresinin görüşü alındıktan sonra, güvenliği zayıflatmayacak şekilde uygulama yapılarak, sandık çevresinden dışarı çıkarılır.
(Değişik fıkra: 13/3/2018-7102/8 md.) Bu madde uyarınca çağrılacak kolluk güçleri, başkanın talebine veya kurulun kararına uymak zorundadır. Bu madde uyarınca sandık çevresine gelen kolluk güçleri, başkanın talebine veya kurulun kararına uymak zorunda olup, çağrı veya ihbar sebebi ortadan kalkınca sandık çevresinden ayrılır.
(Ek fıkra : 13/3/2018-7102/8 md.) Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçleri hariç, özel güvenlik görevlileri ve belediye zabıtaları gibi görevliler de dâhil olmak üzere resmî üniforma ve silah taşıyan kişiler, sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatı-na giremezler.
(Ek fıkra: 13/3/2018-7102/8 md.) Sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatında hiç kimse, başkalarının görebileceği şekilde bir siyasi parti veya adaya ait rozet, amblem veya benzeri işaretler ya da propaganda amaçlı yayınlar taşıyamaz; yazılı, sözlü veya görüntülü propaganda yapamaz. Bu fıkra hükümlerine uymayan kişiler kolluk güçleri tarafından uzaklaştırılır.
Sandık kurulunun görev yaptığı yerde cep telefonu ile görüşme yapmak yasaktır. Ancak sandık kurulu başkan ve üyelerinin, görevleri gereği yapacağı görüşmeler bu hükmün dışındadır. Bu hükme aykırı davranan kimseler kurul başkanı tarafından uyarılır. Bu uyarıya rağmen görüşmesini sürdüren kimse, derhal oradan çıkarılır.
Sandık çevresinde bir suç işlenmesi halinde, sandık kurulu, durumu tutanağa geçirir ve ilgili hakkında işlem yapılmak üzere kolluk güçlerini çağırır.
(Değişik fıkra: 13/3/2018-7102/8 md.) İlçe seçim kurulu başkanı, sandık çevresinde, sandık başı iş ve işlemlerinin düzen içinde yürütülmesini ve sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatında güvenliği ve bu Kanunda öngörülen yasaklara uyulmasını sağlayacak tedbirleri alır; seçmenin ve bu yerlerde bulunma hakkına sahip diğer kişilerin buralara serbestçe girmesini engelleyen veya güçleştiren her türlü hareketi önler. Bu kapsamda, ilçe seçim kurulu başkanınca verilen talimatlara sandık kurulları, mülki ve idari makamlar uymak zorundadır.
Sandık alanında alınacak güvenlik önlemleri ve yasaklar
Madde 83 – (Mülga: 13/3/2018-7102/24 md.)
Sandık alanında inzibat tedbirleri
Madde 84 – (Mülga: 8/4/2010-5980/32 md.)
Sandık çevresi dışındaki inzibat tedbirleri:
(13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (e) bendiyle, bu maddenin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “alanı” ibareleri “çevresi”, birinci fıkrasında yer alan “sandık alanına” ibaresi “sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatına” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 85 – Sandık çevresi dışında, zabıtaya emir verme yetkisine sahip makamlarla, zabıta amir ve memurları tarafından alınacak tedbirler, seçmenin sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatına serbestçe girmesini engelleyici veya güçleştirici mahiyette olamaz.
(Mülga ikinci fıkra: 8/4/2010-5980/32 md.)
Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde kurulan sandıklarda uygulanacak esaslar
Madde 85/A – (Ek: 27/10/1995-4125/6 md.)
Ceza infaz kurumlarında ve tutukevlerinde kurulan sandıklarda uygulanacak esaslar bu Kanunun 81, 82, 83, 84 ve 85 inci maddeleri hükümleriyle bağlı kalınmaksızın Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
ÜÇÜNCÜ KESİM
Oy Verme
Oy verme yetkisi
Madde 86 – (Değişik: 8/4/2010-5980/15 md.)
Onaylı sandık seçmen listesinde yazılı her seçmen, oy verme yetkisine sahiptir.
Bu Kanunda sayılan istisnalar dışında, sandık seçmen listesinde kaydı olmayanların oy kullanmalarına izin verilmez. Ancak, kesinleşen muhtarlık bölgesi askı listelerinde adı yazılı olduğu veya bu listelere yazılması için askı süresi içinde başvurduğu ve listeye kaydedilmesine karar verildiği halde, çoğaltılarak sandık kurullarına verilen sandık seçmen listelerinde ismi yer almayan seçmenlerin, muhtarlık bölgesi askı listelerinin kesinleşmesine bakılmaksızın, ilçe seçim kurulundaki liste ile oy verecekleri sandık seçmen listesine ilave edilmelerine, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından karar verilir ve seçmene bu yolda verilecek bir yazı ile sandık kuruluna başvurması ve listeye dâhil edilmek suretiyle seçmenin oy kullanması sağlanır.
Her seçmen, bu Kanunda sayılan istisnalar dışında, hangi sandık seçmen listesinde kayıtlı ise ancak o sandıkta oy kullanabilir.
Bir seçmen aynı seçim türü için birden fazla oy kullanamaz.
Bir seçmen, hangi seçim çevresinin seçmeni ise ancak o seçim çevresinde yapılan seçimler için oy kullanabilir.
Oy verme gününe kadar, haklarında seçme yeterliğini kaybettiğine dair yetkili mercilerden resmî belge gelmiş bulunan seçmenler ile tutuklu sandık seçmen listesine kaydedilmiş olup da tahliye edilen veya taksirli suçlar dışında bir suçtan hüküm giyerek cezası kesinleşenlerin durumlarını gösteren resmî belge gelmiş bulunanlara, seçmen listesinde kayıtlı olsalar bile oy kullandırılmaz ve bu husus sandık kurulunca tutanağa geçirilir.
Kimliğin tespiti:
Madde 87 – (Değişik : 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenin kimliği, nüfus hüviyet cüzdanı veya kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan resmi belgelerle belirlenir. Hangi resmi belgelerin kimlik belirlenmesinde kabul edileceği, Yüksek Seçim Kurulunca seçimlerin başlangıcında tespit ve ilan edilir. Şu kadar ki, belediyeler ile köy ve mahalle muhtarlıklarınca tanzim ve tasdik edilen kimlik belgeleri bu maddenin uygulanmasında geçerli değildir. (13/3/2008 tarihli ve 5749 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.)
(Mülga ikinci fıkra: 13/3/2008-5749/15 md.)
(Ek fıkra: 8/4/2010-5980/16 md.) Üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası olmayan bir kimlik belgesi ibraz eden seçmenin oy kullanabilmesi için, bu belgelerin yanında ayrıca seçmen bilgi kağıdını veya Türkiye Cumhuriyeti kimliğini ispata elverişli Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilan edilen bir belgeyi de ibraz etmesi şarttır.
(Ek fıkra: 8/4/2010-5980/16 md.) Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde tutuklu ya da taksirli suçlardan hükümlü bulunan seçmenlerden yukarıda sayılan kimlik belgeleri bulunmayanlar için, cezaevi idaresince verilmiş belge, kimlik belgesi yerine geçer.
Oy verme düzeni:
Madde 88 – Hiçbir seçmene sandık başında müdahale, telkin veya tavsiyede bulunulamaz ve hiçbir seçmen oyunu kullandıktan sonra sandık başında kalamaz.
Oy verme süresi:
Madde 89 – Oy verme günü, saat sekizden on yediye kadar geçecek zaman, oy verme süresidir. Ancak, saat on yediye geldiği halde, sandık başında oylarını vermek üzere bekliyen seçmenler, başkan tarafından sayıldıktan sonra sıra ile oylarını kullanırlar.
(Ek: 28/12/1993-3959/6 md.) Oy verme süresinin başlayış ve bitiş saatleri, sürenin korunması kaydıyla, mevsim ve bölge özellikleriyle ulaşım durumlarına göre, bütün yurtta veya gerekli görülen seçim çevrelerinde, seçim gününden en az bir hafta önce ilan edilmek koşuluyla, Yüksek Seçim Kurulunca tespit edilebilir.
Oy vermede sıra:
(25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu maddede yer alan “sakatlar” ibaresi “engelliler” şeklinde değiştirilmiştir.)
Madde 90 – Oy verme günü sandık başına gelecek seçmenler, sandık kurulu önüne başkan tarafından sıra ile birer birer alınırlar. Gebeler, hastalar ve engelliler bekletilmezler. Yaşlılar önce alınabilirler.
Oy vermeden önceki işler:
Madde 91 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık kurulu önüne alınan kimse, kimlik belgesini başkana verir ve kimliğini ispat eder.
Başkan, seçmenin adını seçmen listesinde bulur ve masa üzerinde duran birleşik oy pusulasından bir tane vererek, sandık yerinde birden fazla oy verme yeri varsa hangi kapalı oy verme yerine gireceğini söyler ve birleşik oy pusulasını veya seçimin gereğine göre zarfları usulüne göre katlayıp yapıştırdıktan sonra çıkmasını anlatır.
Birleşik oy puslasını veya zarfı alan seçmen doğruca kapalı oy verme yerine gider ve oyunu kullanmadan başka yere gidemez.
Kapalı oy verme yerine girmeyen veya birleşik oy puslasını alıp oy vermeyen seçmenden birleşik oy puslası geri alınır.
Kapalı oy verme yerinde seçmenin uyması gereken kurallar
(Bu madde başlığı “Kapalı oy verme yerinde kalma :” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 92 – (Değişik: 8/4/2010-5980/17 md.)
Seçmen, kapalı oy verme yerinden dışarı çıkmadıkça, hiç kimse oraya giremez. Ancak, oy pusulasını hazırlamak için, kapalı oy verme yerinde, normal süreden fazla kalan seçmenler, kurul başkanı tarafından makul bir süre verilerek uyarılır. Bu uyarıya rağmen kapalı oy verme yerinden çıkmayan seçmen, oradan çıkarılır.
Seçmenin; cep telefonu, fotoğraf veya film makinesi gibi görüntü kaydedici veya haberleşme sağlayıcı cihazlarla kapalı oy verme yerine girmesi yasaktır. Bu tür cihazlar, kapalı oy verme yerine girmeden önce kapatılarak sandık kurulu başkanına teslim edilir ve oy kullanma işlemi bittikten sonra seçmene iade edilir.
Birleşik oy pusulasının atılması ve işaretleme :
Madde 93 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Kapalı oy verme yerinde birleşik oy puslasını katlayıp yapıştırdıktan sonra, seçmen burasını terkeder ve birleşik oy puslasını sandığa bizzat atar.
Körler, felçliler veya bu gibi bedeni engellilikleri açıkça belli olanlar, bu seçim çevresi seçmeni olan akrabalarından birinin, akrabası yoksa diğer herhangi bir seçmenin yardımı ile oylarını kullanabilirler. Bir seçmen birden fazla malule refakat edemez. (25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sakatlıkları” ibaresi “engellilikleri” şeklinde değiştirilmiştir.)
(Değişik üçüncü fıkra: 13/3/2008-5749/9 md.) Kurul başkanı, oyunu kullanan seçme-ne kimlik kartını verirken seçmen listesindeki adı karşısına imzasını attırır. İmza atamayanların sol elinin başparmağının izinin alınmasıyla yetinilir. Bu parmağı olmayan seçmenin hangi parmağını bastığı yazılır.
Sandık seçmen listesinde kayıtlı olmayan seçmenlerin oy kullanması
(Bu madde başlığı “Kurul görevlileri, milletvekilleri ile milletvekili adaylarının oy vermesi: ” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 94 – (Değişik: 8/4/2010-5980/18 md.)
İlçe seçim kurulu başkanı, seçimin yapıldığı çevrede oy verme hakkına sahip olduğu halde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde kayıtlı bulunmayan;
a-Sandık kurulu başkan ve üyeleri ile bina sorumlularının
b-Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçlerinin
c-İlçe seçim kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak için görevlendirilmiş kişilerin, her birine seçmen olduğunu ve hangi seçimde oy kullanabileceğini gösteren ve sandık seçmen listesindeki bilgileri kapsayan bir belge verir. Ayrıca, bu seçmenlerin esas kayıtlı olduğu sandık seçmen listesine meşruhat verilmek üzere kayıtlı bulunduğu sandık kurulu başkanlığına durumu yazı ile bildirir.
Bu madde uyarınca, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından kendilerine oy kullanma hakkı bulunduğuna ilişkin olarak belge verilen görevliler, bu belge ile görevli oldukları sandık bölge-sinde oy verirler.
Milletvekilleri ile milletvekili adayları seçmen bilgi kağıdını göstermek suretiyle kayıtlı oldukları seçim çevresi dışında da oylarını kullanabilirler.
Sandık kurulu, bu madde kapsamında oy kullanan kimselerin ilgili belgelerini, oy verme işleminden önce alır. Bu belgeler, diğer seçim evrakı ile birlikte ilçe seçim kuruluna teslim edilir.
Bu madde uyarınca oy kullanan seçmenlerin ad ve soyadları ile kimlik bilgileri, oy kul-landıkları sandık seçmen listesinin sonuna yazılarak karşısına imzaları alınır.
Yurt dışı seçmenlerin oy verme yöntemleri ve genel ilkeler
Madde 94/A – (Ek: 13/3/2008-5749/10 md.)
(Değişik birinci fıkra: 9/5/2012-6304/5 md.) Yurt dışı seçmenlerin oy kullanmasında; sandık, gümrük kapılarında oy kullanma veya elektronik oylama yöntemlerinin birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasına, seçim türüne ve yabancı ülkenin durumuna göre, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulunca karar verilir. Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenlerin oy kullanmalarına yönelik iş ve işlemlerde, Dışişleri Bakanlığının bilişim altyapısından faydalanılabilir. Dışişleri Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği usul ve esaslar doğrultusunda, kullanılacak olan bilişim altyapısının oluşturulması ve güvenliği için gerekli tedbirleri alır.
Milletvekili genel seçimlerinde, üzerinde Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunan özel imal edilmiş kâğıtlara basılı birleşik oy pusulalarında; sadece seçime katılan siyasi partilerin özel işaretleri, kısaltılmış isimleri ve tam yazı halinde adlarıyla her siyasi parti için ayrılan bölümün altında çapı iki santimetre olan boş bir daire bulunur.
Yurt dışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, Cumhurbaşkanı seçimi ve halkoylamasında oy verebilirler.
Yurt dışı seçmenler sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilirler.
Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.
Yurt dışı seçmenlerin mektupla oy vermesi
(94/B maddesi mektupla oy kullanma yönünden, Anayasa Mahkemesinin 29/5/2008 tarihli, E.: 2008/33, K.: 2008/113 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir.)
Madde 94/B – (Ek: 13/3/2008-5749/10 md.)
Yüksek Seçim Kurulu, özel olarak imal ettirdiği oy pusulası ile özel renkte bastırılmış oy zarflarını, Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna gönderir. Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu, arkası kendi mührüyle mühürlenmiş oy pusulası ile oy zarflarını, seçimlerin yapılacağı günün yetmişbeş gün öncesinden seçmenin yurt dışında kayıtlı olduğu adresine gönderir.
Seçmene oyunu kullanmak üzere gönderilen özel zarflardan, bir köşesi Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun mührünü taşıyan küçük zarfa oy pusulası konur. Bu zarf, üzerinde “Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu Ankara/TÜRKİYE” yazılı orta boy ikinci zarfa konur ve bu ikinci zarf, üzerinde seçmenin yurt dışı adresi yazılı üçüncü büyük zarfa konur.
Mektubu alan seçmen, üzerinde kendi adresi yazılı zarfı açar, mühürlü küçük zarf içerisindeki oy pusulasında tercih ettiği siyasi parti sütunundaki daireyi veya cumhurbaşkanı seçimi ya da halkoylaması için düzenlenen oy pusulasındaki tercih ettiği bölümü (X) işareti ile işaretler, sadece oy pusulasını küçük zarfa koyar ve zarfı kapatır. Bu zarfı, üzerinde alıcısı “Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu Ankara/TÜRKİYE” adresi yazılı ikinci zarfa koyar ve ağzını kapatıp seçim günü saat 17:00’a kadar Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunda bulunacak şekilde posta ile gönderir.
Mektupların gönderilmesi, güvenliği ve kimlik tespitine ilişkin usul ve esaslar, Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Posta giderleri Yüksek Seçim Kurulunca karşılanır.
Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna gelen mektup, seçmenin kimliği tespit edilip seçmen kütüğündeki ismi bulunarak işaretlendikten sonra, sandık kurulunca açılır ve içerisinden çıkan oy pusulasının bulunduğu zarf açılmaksızın sandığa atılır. Oy sandığı her gün saat 17:00’da yetkili sandık kurulunca açılır, zarflar oy veren seçmen sayısı ile karşılaştırılır ve uygunluğu tutanakla saptanır. Oy zarfları açılmaksızın tutanağın bir örneği ile birlikte torbaya konularak ağzı mühürlenir ve sandık kurulunca Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna teslim edilir.
Seçim günü saat 17:00’dan sonra gelen mektuplar tutanakla tespit edildikten sonra yakılarak imha edilir.
Seçimin yapıldığı gün saat 17:00’dan itibaren oy torbaları Yurt Dışı İlçe Seçim Kuru-lunca açılarak sayım, döküm ve birleştirme işlemleri yapılır ve sonuçlar Ankara İl Seçim Kuru-luna iletilir. Bu Kurulca da birleştirme tutanağı düzenlenerek Yüksek Seçim Kuruluna gönderi-lir.
Yurt dışı seçmenler tarafından kullanılan toplam geçerli oy sayısı, Yüksek Seçim Kuru-lunca Türkiye genelinde kullanılan toplam geçerli oy sayısına ilave edilerek yurt düzeyinde genel oy miktarı ve her partinin ülke genelinde aldığı geçerli oy miktarı bulunur.
Bu şekilde, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 33 üncü maddesine esas teşkil eden toplam oylar bulunmuş olur.
Her seçim çevresinde geçerli toplam oy, Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulundan Ankara İl Se-çim Kuruluna gelen toplam oyun diğer seçim kurullarından gelen oylara bölünmesiyle elde edilen oranda artırılır. O seçim çevresinde kullanılan toplam oylarla bu şekilde hesaplanan toplam oy arasındaki fark partilere, Ankara İl Seçim Kurulundan gelen oydaki hisseleri oranın-da taksim edilir ve elde edilen rakamlar o seçim çevresinde aldıkları geçerli oylara ilave edilir. Böylece Milletvekili Seçimi Kanununun 34 üncü maddesinde belirlenen esas seçim çevresinde kullanılan geçerli toplam oy miktarı ve partilerin aldıkları toplam geçerli oy miktarı bulunur.
Yurt dışı seçmenlerin sandıkta oy vermesi
Madde 94/C – (Ek: 13/3/2008-5749/10 md.)
(Değişik birinci fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.) Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı bulunan seçmenler, yurt dışı temsilciliklerimizde ve ihtiyaç duyulması halinde yerel makamların uygun göreceği diğer yerlerde kurulacak seçim sandıklarında seçimin yapılacağı günün kırkbeş gün öncesinden başlamak üzere, Yüksek Seçim Kurulunca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde düzenlenen oy verme gün takvimine göre, seçim gününden önceki üçüncü gün saat 17.00’ye kadar oy kullanabilirler. Ancak, yabancı ülkedeki seçmen sayısı gözetilerek oy kullanma gün süresi, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulunca kısaltılabilir. Oy kullanma saatleri mahalli saat ile 08.00-17.00 arasıdır. Yabancı ülkenin duru-mu gözönünde tutularak seçmenlerin hangi yurt dışı temsilciliğinde ve mahalde tatil günleri dâhil yirmidört saat, hangilerinde daha az süre ile oy kullanabileceğine, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulunca karar verilir ve alınan bu karar elektronik ortamda ilan edilir. (Mülga son cümle: 25/4/2018-7140/1 md.) (…) (25/4/2018 tarihli ve 7140 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “yedinci” ibaresi “üçüncü” şeklinde değiştirilmiştir.)
(Değişik ikinci fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.) Hangi yurt dışı temsilciliğinde ve mahalde sandık kurulacağı, sandık kurulunun hangi görevlilerden oluşturulacağı Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir. Bu belirlemeye göre; sandık kurulu başkan ve üyelerinin seçimi Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunca yapılır. Sandık kurulu bir başkan, bir kamu görevlisi üye ve son milletvekili genel seçiminde Türkiye genelinde en çok oy alan üç siyasi partinin bildirdikleri birer isimden oluşur ve aynı usulle yedek üye seçilir. Siyasi partiler üye bildirmez ise eksiklik kamu görevlileri veya seçmenler arasından seçilecek üye ile doldurulur.
Sandık kurulu başkan ve üye seçimleri, yurt dışında öncelikle sandığın kurulacağı yerde görevli kamu görevlisi ve seçmenler arasından yapılır.
(Ek fıkra: 25/4/2018-7140/1 md.) Siyasi partiler yurt dışında her oy verme günü için ayrı sandık kurulu üyesi bildirebilir.
Sandık kurulu başkan ve üyeleri 70 inci madde hükmüne göre yemin ederek görevlerine başlar.
Sandık kurulları oy verme gizliliğini ve serbestliğini sağlayacak şekilde, yeteri kadar kapalı oy verme yeri hazırlar.
(Değişik beşinci fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.)Yüksek Seçim Kurulu, özel olarak imal ettirdiği oy pusulası ile özel renkte bastırılmış oy zarflarını Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna gönderir. Yurt dışında kullanılacak olan oy sandıkları, oy kullanma kabinleri ve diğer oy kullanma araçlarının ebatları dâhil tüm özellikleri ile bir sandıkta oy kullanacak seçmen sayısı, yabancı ülkenin durumu gözönünde tutularak, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından farklı olarak belirlenebilir.
(Değişik altıncı fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.) Seçmen oy vermek için geldiğinde sandık kurulu başkanı seçmenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan nüfus cüzdanından veya pasaportundan kimliğini tespit eder ve Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sis-temi üzerinden diğer yöntemlerle oy kullanıp kullanmadığını kontrol eder. Oy kullanmadığı anlaşılan seçmen, sandık kurulu mührüyle mühürlenmiş olan oy pusulası ve oy zarfıyla “Evet” veya “Tercih” yazılı mührü alarak oyunu kullanmak üzere kapalı oy verme yerine girer. Oyunu kullanan seçmene çizelgede isminin bulunduğu yer imzalattırılır.
(Değişik yedinci fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.) Sandık kurulları tarafından her gün oy verme süresinin bitim saati olan 17.00’de veya başka bir bitim saati belirlenmişse bu saatte, bu Kanunda belirtilen usullere göre sandık açılır.
Çıkan oy zarfları açılmadan adedi, oy kullanan seçmen miktarı ve bunların birbirine uygunluğu bir tutanakla tespit edilir.
(Değişik sekizinci fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.) Her dış temsilcilikte oyları saklamak ve ağzı mühürlü oy torbalarını Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenecek yöntemlerle Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna ulaştırmakla görevli olmak üzere; o yer misyon şefi veya en kıdemlinin başkanlığında, o temsilcilikte görevli bir kamu görevlisi üye ve son milletvekili genel seçiminde Türkiye genelinde en çok oy alan üç siyasi partinin bildirdikleri isimlerden oluşturulan sandık kurulu, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunca kurulur ve aynı usulle yedek üyeler seçilir. Siyasi partiler üye bildirmez ise eksiklik kamu görevlileri arasından seçilecek üye ile doldurulur.
Kapalı oy zarfları açılmaksızın tutanağın aslı ile birlikte bir torbaya konularak ağzı san-dık kurulu mührüyle mühürlenir ve muhafaza altına alınmak üzere sandık kurulu başkanınca ilgili komisyona teslim edilir. Oy torbaları komisyon tarafından en seri vasıtayla Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna gönderilir. Tutanağın bir sureti ilgili yurt dışı temsilciliğimizde saklanır.
(Değişik onuncu fıkra: 9/5/2012-6304/6 md.) Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunca, yurt içerisinde oy verme süresi bittikten sonra, yurt dışından ağzı mühürlü olarak gelen oy torbaları, genel esaslara uygun bir şekilde, Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun denetimi altında, sandık ku-rullarına açtırılarak sayım ve dökümü yaptırılır ve tutanak altına aldırılır. Bu tutanaklar esas alınarak birleştirme işlemlerine ilişkin tutanak düzenlenir ve sonuçlar Ankara İl Seçim Kuruluna iletilir. Ayrıca geçici gümrük kapısı seçim kurullarından gelen geçici birleştirme tutanağındaki sonuçlar kendi içerisinde birleştirilir ve bu sonuçlar Ankara İl Seçim Kuruluna iletilir. Ankara İl Seçim Kurulunca da yurt dışı sandıklarından gelen sonuçlar ile gümrük kapılarından gelen sonuçlar birleştirilir ve düzenlenen tutanak en seri vasıtayla Yüksek Seçim Kuruluna gönderilir.
Yurt dışı sandıklarda kullanılan oyların değerlendirilmesi 94/B maddesinin ilgili hükümlerine göre yapılır.
Yurt dışı seçmenlerin elektronik ortamda oy vermesi
Madde 94/D – (Ek: 13/3/2008-5749/10 md.)
Yüksek Seçim Kurulu; 35 inci madde çerçevesinde belirlenen yurt dışında bulunan vatandaşların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası aracılığıyla elektronik ortamda oy kullana-bilmeleri amacıyla gerekli teknik alt yapıyı kurmaya; güvenli oy kullanılabilmesi amacıyla seçmenler için şifre veya benzeri güvenlik tedbirleri ile mükerrer oy kullanılmasını engelleyecek önlemleri almaya yetkilidir.
Yurt dışı seçmenler, seçimin yapılacağı tarihin otuz gün öncesinden başlamak üzere be-lirlenen süre içerisinde seçim günü Türkiye saati ile 17:00’a kadar elektronik ortamda oy kulla-nabilirler.
Elektronik ortamda kullanılan oylar, seçimin yapıldığı gün saat 17:00’dan itibaren Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunca tespit edilerek sayım, döküm ve birleştirme işlemleri yapılır ve sonuçlar Ankara İl Seçim Kuruluna iletilir. Bu Kurulca da birleştirme tutanağı düzenlenerek Yüksek Seçim Kuruluna gönderilir.
Elektronik ortamda kullanılan oyların değerlendirilmesi, 94/B maddesinin ilgili hüküm-lerine göre yapılır.
Yurt dışı seçmenlerin gümrük kapılarında oy vermesi
Madde 94/E – (Ek: 13/3/2008-5749/10 md.)
Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı bulunan seçmenler seçimin yapılacağı günün kırkbeş gün öncesinden başlamak üzere seçim günü saat 17:00’a kadar (…)(1) gümrük kapılarında kuru-lacak seçim sandıklarında oy kullanabilirler.
(9/5/2012 tarihli ve 6304 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “yetmişbeş gün” ibaresi “kırkbeş gün”, üçüncü fıkrasında yer alan “yetmişbeşinci gün” ibaresi “kırkbeşinci gün” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkrada yer alan “yurda giriş ve çıkışlarında” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.)
Yüksek Seçim Kurulu, özel olarak imal ettirdiği oy pusulası ile özel renkte bastırılmış oy zarflarını oy verme gününden en geç üç gün önce ilgili ilçe seçim kurullarında bulunacak şekilde gönderir.
Yüksek Seçim Kurulunca tespit edilecek gümrük kapılarında, oy verme gününden önceki kırkbeşinci gün saat 08:00’dan oy verme günü saat 17:00’a kadar oy kullanılabilir. Hangi gümrük kapılarında tatil günleri dâhil 24 saat, hangilerinde daha az süreyle oy kullanılabileceğini tespite Yüksek Seçim Kurulu yetkilidir. (9/5/2012 tarihli ve 6304 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “yetmişbeşinci gün” ibaresi “kırkbeşinci gün” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)
Gümrük kapılarında yapılacak oy verme işleminde görev alacak ilgili geçici gümrük kapısı seçim kurulu ile sandık kurullarının adedi, üyelerinin ve yedeklerinin sayısı ile hangi görevlilerden teşkil edileceği Yüksek Seçim Kurulu tarafından önceden belirlenir. (9/5/2012 tarihli ve 6304 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “görev alacak” ibaresinden sonra gelmek üzere “ilgili geçici gümrük kapısı” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.)
Sandık kurulları, oy serbestliğini ve gizliliğini sağlayacak şekilde, yeteri kadar kapalı oy verme yeri hazırlar. İlgili idari makamlar sandık kurullarına gerekli her türlü kolaylığı gösterir.
Gümrük kapılarında seçim propagandası yapılamaz.
(Değişik yedinci fıkra: 9/5/2012-6304/7 md.) Gümrük kapılarında seçmen oy vermek için geldiğinde sandık kurulu başkanı seçmenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını gösteren nüfus hüviyet cüzdanı veya kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan resmi belgeler veya pasaportundan kimliğini tespit eder ve Bilgi-sayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi üzerinden, diğer yöntemlerle oy kullanıp kullanmadığını kontrol eder. Oy kullanmadığı anlaşılan seçmen, sandık kurulu mührüyle mühürlenmiş olan oy pusulası ve oy zarfı ile “Evet” veya “Tercih” yazılı mührü alarak oyunu kullanmak üzere kapalı oy verme yerine girer ve oy verme işlemini genel esaslara göre tamamlar.
(Mülga birinci cümle: 9/5/2012-6304/7 md.) (…) Oyunu veren seçmene çizelgede is-minin bulunduğu yer imzalatılarak oy verme işlemi tamamlanır.
Oy verme süresince sandık kurullarının değişikliği sırasında Kanunda gösterilen usulde sandık açılır, çıkan oy zarflarının adedi ile oy kullanan seçmen miktarı ve bunların birbirine uygunluğu bir tutanakla tespit edilir.
Oy zarfları ve tutanağın bir sureti bir torbaya konularak ağzı mühürlenir ve muhafaza altına alınmak üzere sandık kurulu başkanınca ilgili geçici gümrük kapısı seçim kuruluna teslim edilir. (9/5/2012 tarihli ve 6304 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ilgili” ibaresinden sonra gelmek üzere “geçici gümrük kapısı” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.)
(Değişik onbirinci fıkra: 9/5/2012-6304/7 md.) Seçimin yapıldığı gün saat 17.00’den itibaren sandık ve torbalar genel esaslara uygun bir şekilde açılarak geçici gümrük kapısı seçim kurullarınca sayımı ve dökümü yapılır. Geçici gümrük kapısı seçim kurulu birleştirme tutanağı düzenlenir ve bu tutanakla birlikte seçim işlerine ait diğer evrak, varsa itiraz dilekçeleriyle birlikte, Yurt Dışı İlçe Seçim Kuruluna en seri vasıtayla gönderilir.
Gümrük kapılarında kullanılan oyların değerlendirilmesi, 94/B maddesinin ilgili hü-kümlerine göre yapılır.
DÖRDÜNCÜ KESİM
Oyların Sayımı ve Dökümü
Sayım tedbirleri:
Madde 95 – Sayım ve döküm açık olarak yapılır. Oy verme yerinde hazır bulunanlar sayım ve dökümü takip ederler.
Kurul, faaliyetinin selamet ve düzeni bakımından, sayım ve döküm masası etrafında boş kalması gereken kısmı, bir karar ile belirtir ve bu kısım etrafında (İp germek gibi) hazır bulunanların bu işlemleri takip etmelerine engel olmayacak tedbirleri alabilir.
Oy verenler sayısının kontrolü:
Madde 96 – (Değişik birinci fıkra: 28/12/1993-3959/7 md.) Sandık,89 uncu maddenin son fıkrası uyarınca Yüksek Seçim Kurulu tarafından başka bir süre konulmamış ise saat 17.00’den önce açılamaz. Oy verme işi bitince kurul başkanı bunu yüksek sesle ilan eder. Masa üzerinde,sandıktan başka ne varsa kaldırılır. Oy vermenin bittiği saat tutanak defterine geçirilir.
Bundan sonra, sandık seçmen listesinde yazılı seçmenlerin toplamı ile adları hizasındaki imza veya parmak izleri sayılarak oy vermiş olanların toplamı tespit edilir ve tutanağa geçirilir. Netice yüksek sesle ilan edilir.
Kullanılmayan birleşik oy pusulaları ve zarflar:
Madde 97 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Oy zarflarından veya birleşik oy pusulalarından kullanılmayanlar sayılır, oylarını veren seçmen sayısına eklenir ve böylece kurula teslim edilen zarf veya birleşik oy pusulaları toplamına uygun olup olmadığı tespit edilir. Kullanılmayan zarflar veya birleşik oy pusulaları bir paket halinde mühürlenir ve üzerine sayısı yazılır.
Bundan sonra, sandıktan çıkacak oy pusulalarının konmasına mahsus torbanın boş olduğu tespit edilir. Bütün bu işlemler tutanağa geçirilir.
Sandığın açılması ve zarfların sayımı:
Madde 98 – (Değişik: 8/4/2010-5980/19 md.)
Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yerinde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı tarafından açılır.
Sandıktan çıkan zarflar, sandık kurulu başkanı tarafından yüksek sesle iki defa sayılır. İki sayım arasında fark olursa, üçüncü sayım yapılarak sonucuna göre işlem yapılır ve o seçimde kullanılan toplam zarf sayısı tespit edilir. Tespit edilen zarf sayısı, o seçim türüne ait özel tutanağın ilgili yerine işlenir.
Bütün zarflar sayıldıktan sonra, geçerli olup olmaması yönünden kontrol edilir.
Sandık kurulunca verilen biçim ve renkte olmayan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan, tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhangi bir işaret bulunan zarflar geçersiz sayılır. (Değişik son cümle: 13/3/2018-7102/9 md.) Ancak, üzerinde sandık kurulu mührü bulunmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı, amblemi ve ilçe seçim kurulu mührü bulunan zarflar ile üzerinde leke veya çizik bulunsa dahi bunun özel işaret koymak amacıyla yapıldığı kesin olarak anlaşılamayan zarflar geçerli sayılır.
İtiraza uğrayan zarflar ile itiraza uğramadan geçersiz sayılan zarflar, başkan tarafından bir kenara ayrılır. Sandık kurulu, bütün zarflar kontrol edildikten sonra, itiraza uğrayan zarfları inceleyerek, geçerli veya geçersiz sayılması yönünde kararını verir. Bundan sonra, o sandıktan çıkan geçerli ve geçersiz oy zarflarının toplam sayısı ayrı ayrı o seçim türüne ait özel tutanağın ilgili yerine işlenir.
Geçersiz zarflar paketlenir ve paketin üzeri mühürlenerek zarf sayısı yazılır. Bu zarflar saklanır ve kesinlikle açılmaz.
Bu işlemler yapıldıktan sonra, o sandıktan çıkan geçerli ve geçersiz zarfların toplam sayısı ile o seçim türü için oy kullanan seçmen sayısı karşılaştırılır.
Zarf sayısı, o seçim türü için oy kullanan seçmen sayısına eşit veya eksik ise başkaca bir işlem yapılmaz.
Zarf sayısı oy kullanan seçmen sayısından fazla ise eşitliği sağlamak için önce geçersiz zarf sayısı düşülür. Geçersiz zarf sayısının düşülmesi halinde de eşitlik sağlanamıyorsa, sandık kurulu başkanı geçerli zarflar arasından, eşitliği sağlayacak sayıda zarfı gelişigüzel çeker ve bu zarflar açılmadan derhal yakılarak imha edilir. İmha edilen zarf sayısı tutanağa yazılır.
Yukarıda belirtilen işlemler bittikten sonra, geçerli oy zarfları sandığın içine tekrar konularak sayıma geçilir.
Bütün bu işlemler ayrıca tutanak defterine geçirilerek, sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır ve mühürlenir.
Sandıklar, bütün seçimlere ait sayım ve döküm işlemleri bitinceye kadar oy verme yerinden çıkarılamaz.
Oyların sayımı ve dökümü:
Madde 99 – (Mülga: 8/4/2010-5980/32 md.)
Zarfların açılması, oyların sayım ve dökümü
(Bu madde başlığı “Zarfların açılması:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 100 – (Değişik: 8/4/2010-5980/20 md.)
Oyların sayım ve dökümüne derhal başlanır, açık ve aralıksız yapılır. Yapılacak şikâyet ve itirazlar, işi durdurmaz.
Sandık kurulu başkanı, sayım ve döküm işine başlamadan önce, sayım ve döküm cetvellerinin boş ve yazısız olduğunu hazır bulunanlara gösterir.
Sandık kurulu başkanı, oy sayım ve dökümünün düzenini sağlamak bakımından;
a-Bir üyeyi sandıktaki zarfları kendisine vermek
b-İki üyeyi okunan oy pusulalarını sayım ve döküm cetvellerine işlemek
c-Bir üyeyi okunan ve dökümü yapılan oy pusulalarını ve açılan zarfları masa üzerine düzenli biçimde yerleştirmek ve korumak, üzere görevlendirir.
Sayım ve döküm cetvellerinde, ilk önce birleşik oy pusulasındaki sıraya göre siyasi partilerin adları soldan sağa doğru sütunların yukarısındaki hanelere yazılır. Daha sonra, varsa her bağımsız adaya bir sütun ayrılarak, bağımsız adayların ad ve soyadları, birleşik oy pusulasındaki sıraya göre sütunların yukarısındaki hanelere yazılır. (Ek cümle: 13/3/2018-7102/10 md.) Bunlardan sonra, ittifak yapan siyasi partilerin bulunması halinde, ittifakların birleşik oy pusulasındaki sıralarına göre ortak oyları için yeteri kadar sütun ayrılır ve bu sütunların üzerine ittifakların unvanları yazılır.
Sandık kurulu başkanı tarafından görevlendirilen üye, oy zarfını sandıktan teker teker alarak başkana verir. Başkan zarfı açarak içinden çıkan oy pusulasının ön yüzünü herkesin görebileceği ve işitebileceği şekilde okur. (Ek cümle: 13/3/2018-7102/10 md.) Ancak aynı zarf içinde birden fazla oy kullanılan seçimlerde, zarfın içinden çıkan oy pusulaları okunmadan önce, seçim türüne göre ters çevrilerek tasnif edilip masanın üzerine konulur ve dokuzuncu fıkra uyarınca işlem yapılır.
Birleşik oy pusulası üzerinde hangi partiye veya bağımsız adaya ait yere “EVET” mührü basılmış ise, o partinin adı veya bağımsız adayın ad ve soyadı okunur. Muhtarlık seçimlerinde ise, zarfın içerisinden çıkan oy pusulaları, hangi muhtar veya üyelere ait ise onların adı ve soyadı okunur.
(Ek fıkra: 13/3/2018-7102/10 md.) Birlikte yapılan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde, önce Cumhurbaşkanı seçimine ait oy pusulalarının sayım ve dökümü yapılır.
(Değişik fıkra: 13/3/2018-7102/10 md.) Mahalli idare organları seçimlerinde;
a-Büyükşehirlerde, sırasıyla büyükşehir belediye başkanlığı, belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği ve muhtarlık
b-Diğer illerde, sırasıyla belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği, il genel meclisi üyeliği ve muhtarlık,
seçimlerine ait oy pusulalarının sayım ve dökümü yapılır.
Aynı zarf içinde birden fazla oy kullanılan seçimlerde, oy zarfı içinden eksik oy pusulası çıkmış ise eksik çıkan oyların hangi seçim türüne ait olduğu ve sayısı ile içinden hiç oy pusulası çıkmayan boş zarf sayısı toplamı, zarfların açılması bittikten sonra tespit edilip sandık sonuç tutanağına işlenir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle; bu fıkrada yer alan “belediye ve muhtarlık seçimlerinde,” ibaresi “seçimlerde,” şeklinde değiştirilmiştir.)
Siyasi partilerin ve bağımsız adayların aldığı ve herhangi bir itiraza uğramadan geçerli sayılan her oy, okunmasını müteakiben, görevli üyeler tarafından, aynı anda sayım ve döküm cetvelinde o siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılmış bulunan sütundaki rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle, ayrı ayrı işaretlenir. Bu işlemin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, sandık kurulu başkanı tarafından sürekli denetlenir.
Okunan geçerli oy pusulaları ve zarfları, görevli üye tarafından, masa üzerinde düzenli biçimde yerleştirilir ve muhafaza edilir.
(Ek fıkra : 13/3/2018-7102/10 md.) İttifak alanı içerisinde, “EVET” mührünün;
a-Bir siyasi partiye ayrılan alana
b-Hem bir siyasi partiye ayrılan alana hem de ittifak unvanı bölümüne
c-İttifak unvanı bölümüne taşacak şekilde, bir siyasi partiye ayrılan alana,
basılması halinde, bu oy pusulaları geçerli kabul edilir ve sayım döküm cetvelinde o siyasi partinin cetveldeki sütununa işaretlenir. Bu haller dışında, yalnız ittifak alanı içerisine “EVET” mührünün basıldığı her durumda, bu oy pusulaları da geçerli kabul edilir ve sayım döküm cetvelinde ittifakın ortak oyları sütununa rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle, ayrı ayrı işaretlenir.
Geçersiz sayılan veya geçerli olmasına rağmen hesaba katılmaması gereken oy pusulaları ile geçerli olup olmadığı veya hesaba katılıp katılmaması yönünden tereddüt edilen veya itiraza uğrayan oy pusulaları, sayım ve döküm cetveline işlenmeksizin ayrılır ve sandık kurulu başkanı tarafından muhafaza altına alınır.
Bütün zarfların açılıp okunması bittikten sonra; itiraz edilmeksizin geçerli sayılan ve her iki sayım ve döküm cetveline işlenen oy sayıları, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak oyları sütununda işaretlenmiş son rakamlar karşılaştırılarak, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak aldığı geçerli oy sayısının iki cetvelde de aynı olup olmadığı, başkan tarafından kontrol edilir.
Oy sayıları aynı ise, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak aldığı geçerli oylar toplanarak, itiraz edilmeksizin geçerli sayılan bu oyların toplam sayısı, o seçim türüne ait sandık kurulunca düzenlenecek özel tutanağa yazı ve rakamla işlenir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle; bu fıkrada yer alan “sayıları, her siyasi parti veya bağımsız adayın” ibaresi “sayıları, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak oyları” şeklinde, “karşılaştırılarak, her siyasi parti veya bağımsız adayın” ibaresi “karşılaştırılarak, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak” şeklinde ve “ise, her siyasi parti veya bağımsız adayın” ibaresi “ise, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak” şeklinde değiştirilmiştir.)
Siyasi partilerin, bağımsız adayların ve ittifakların ortak aldıkları ve kendi hanelerine işlenmiş geçerli oy sayılarını gösterir rakamların her iki sayım ve döküm cetvelinde de aynı olmaması halinde ikinci sayım yapılır.
İkinci sayımda, geçerli tüm oy pusulaları yeniden, tek tek okunarak, boş ve yazısız ayrı iki sayım ve döküm cetveline işlenir. Bu cetvellerdeki oy sayıları aynı ise, her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak aldığı geçerli oylar toplanarak, itiraz edilmeksizin geçerli sayılan bu oyların toplam sayısı, o seçim türüne ait sandık kurulunca düzenlenecek özel tutanağa yazı ve rakamla işlenir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle; bu fıkrada yer alan “Siyasi partilerin ve bağımsız adayların” ibaresi “Siyasi partilerin, bağımsız adayların ve ittifakların ortak” şeklinde ve “her siyasi parti ve bağımsız adayın” ibaresi “her siyasi parti, bağımsız aday ve ittifakın ortak” şe k-linde değiştirilmiştir.)
İkinci sayımda kullanılan sayım ve döküm cetvelinde yer alan oy sayıları da aynı çıkmazsa, yukarıda belirtilen usûle göre üçüncü sayım yapılır ve kurulun varsa siyasi partili olmayan, yoksa başkan tarafından belirlenecek üyesi tarafından tek sayım ve döküm cetveline işlenmek suretiyle, sonucuna göre işlem yapılır. Birden fazla sayım yapılan hallerde, bu sayımlarda kullanılan sayım ve döküm cetvellerinin üzerine, hangi sayıma ait olduğu büyük harflerle yazılır ve tüm cetveller muhafaza edilir.
Açılan sandığa ait son geçerli zarf açılıp içindeki oy pusulası okunduktan sonra, sandık başkanı tarafından o sandığa ait açılmayan geçerli zarf olup olmadığı kontrol edilir ve açılan zarfların sayısı ile sandıktan çıkan ve tutanağa işlenmiş olan geçerli zarf sayısı karşılaştırılır ve sonuç, tutanak defterine işlenir.
Geçerli oyların sayım ve döküm cetvellerine işlenmesinden sonra, hesaba katılıp katılmaması veya geçerli sayılıp sayılmaması yönünden tereddüt edilen veya itiraza uğrayan oy pusulaları, sandık kurulunca ayrı ayrı değerlendirilerek karara bağlanır ve bu karar, tutanak defterine yazıldıktan sonra mühürlenip imzalanır.
Sandık kurulu kararı ile geçerli sayılan veya hesaba katılan oy pusulaları, sayım ve döküm cetvelinde ait olduğu siyasi parti, bağımsız aday veya ittifakın ortak oyu için ayrılmış bulunan sütuna işlenir. Bu şekilde geçerli sayılan veya hesaba katılan oy pusulalarının toplam sayısı, o seçim türüne ait özel tutanakta ilgili yere işlenir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle; bu fıkrada yer alan “siyasi partiye veya bağımsız adaya” ibaresi “siyasi parti, bağımsız aday veya ittifakın ortak oyu için” şeklinde değiştirilmiştir.)
Geçerli sayılmayan veya hesaba katılmayan oy pusulaları, ayrı ayrı paket yapılarak bağlanır ve paketin üzeri mühürlenerek, sayısı yazılır ve saklanır.
Bu oy pusulaları yakılmaz, yırtılmaz ve yok edilemez. Bunların sayısı, o seçim türüne ait özel tutanakta ilgili yere işlenir.
Yukarıda belirtilen işlemler tamamlandıktan sonra, sayım ve döküm cetvelinde siyasi partilerin, bağımsız adayların ve ittifakların ortak aldığı oyların toplam sayısı, kendi sütununun altına rakamla ve yazı ile yazılır.
Sayım ve döküm cetvelinde, siyasi partilerin, bağımsız adayların ve ittifakların ortak aldığı oylar, orada bulunanlara, başkan tarafından yüksek sesle ilan edilir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle; bu fıkralarda yer alan “siyasi partilerin ve bağımsız adayların” ibareleri “siyasi partilerin, bağımsız adayların ve ittifa kların ortak” şeklinde değiştirilmiştir.)
Bu ilandan sonra, sayım ve döküm cetvelindeki sonuçlar, sandık sonuç tutanağına işlenir. Bu bilgilerin doğruluğu, sandık başkanı tarafından sayım ve döküm cetveli sonuçları ile karşılaştırıldıktan sonra, sandık sonuç tutanağı, başkan ve üyeler tarafından imzalanır ve mühürlenir.
Bütün bu işlemler, tutanak defterine geçirilerek, sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır ve mühürlenir.
Parti müşahitleri, sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını görebilirler. Ancak, parti müşahitlerinin sayısı beşten fazla ise, hazır bulunanlar arasından başkan tarafından kurul önünde ad çekme suretiyle, sandık başında kalacak beş parti müşahidi her biri ayrı partiden olmak üzere tespit edilir. Diğer müşahitlerle bağımsız aday müşahitleri için sayım işlemini yakından takip edebilecekleri bir yer ayrılır.
Geçerli olmayan oy pusulaları
(Bu madde başlığı “Oy pusulaları ile açılan zarflar sayısının denetimi:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 101 – (Değişik: 8/4/2010-5980/21 md.)
Aşağıda yazılı;
Sandık kurulunca verilen ve o seçim için düzenlenmiş biçim ve renkte olmayan,
Arkasında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmayan,
Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,
Hiçbir yerine “EVET” mührü basılmamış olan,
Siyasi partilere veya bağımsız adaylara ayrılan alanlardan birden fazlasına “EVET” mührü basılmış olan,
Birden fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış “EVET” mührü bulunan,
Sandığın ait olduğu seçim çevresinden başka bir seçim çevresi için düzenlenmiş olan,
Bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış olan,
Üzerine “EVET” mührü dışında veya “EVET” mührü yerine herhangi bir özel işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi, mühür veya parmak izi basılmış olan,
Üzerinde yer alan siyasi partilere veya bağımsız adaylara ait bölümleri belirgin bir şekilde ve özel olarak karalanmış, çizilmiş veya işaretlenmiş olan,
Üzerinde yer alan matbu yazıların ve şekillerin dışında yazılar veya harfler veya sayılar yazılmış veya şekiller çizilmiş olan,
birleşik oy pusulaları geçerli değildir.
Ancak aşağıdaki haller oy pusulalarını geçersiz kılmaz:
Zarfların açılması veya oyların okunması sırasında yırtılması.
Bütünlüğü bozulmaksızın bir kısmının kazaen yırtılması.
Herhangi bir şekilde lekelenmiş olup da bunun özel olarak işaret koymak amacıyla yapıldığının anlaşılamaması.
Birleşik oy pusulasının katlanarak zarfa konulması sebebiyle “EVET” mührü ile oy pusulasının arkasına basılan sandık kurulu mühür izinin oy pusulasının diğer kısımlarına geçmesi.
Bir siyasi parti veya bağımsız aday alanına basılan “EVET” mührünün sadece iki parti alanını ayıran çift çizgili bölgeye taşmış olması.
Başka bir siyasi partinin veya bağımsız adayın alanına taşmamak kaydıyla, bir siyasi partinin alanına birden çok “EVET” mührü basılması.
(Ek : 13/3/2018-7102/11 md.) Yetkili seçim kurulları tarafından gönderilen ve Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunan oy pusulalarının arkasının sandık kurullarının ihmaliyle mühürlenmemiş olması.
Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarftan çıkan oy pusulalarından bir seçim türüne ait olanının geçersiz olması, diğerlerinin geçersiz sayılmasını gerektirmez.
Muhtarlık seçimlerinde, bu maddede belirtilen geçersizlik sebeplerinin dışında oy
pusulalarının hangi sebeplerle geçersiz sayılacağı Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.
Hesaba katılan ve katılmayan oy pusulaları
(Bu madde başlığı “Oy pusulasına yazılacak isim:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 102 – (Değişik: 8/4/2010-5980/22 md.)
Birleşik oy pusulalarında baskıda silinme veya yanlışlık yapılmış olsa bile, hangi siyasi parti veya bağımsız aday lehine kullanılmış olduğu “EVET” mührünün vurulduğu yerden kesin olarak anlaşılan oy pusulaları hesaba katılır.
Zarfın içinden el ilanı, broşür ya da özel bir işaret, yazı veya şekil taşıyan kağıt veya işaret amacı taşıyan herhangi bir madde çıkmış olması halinde, bu zarftan çıkan oy pusulalarının hiçbiri hesaba katılmaz.
Bir zarfta tek oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarfın içerisinden o seçim türüne ait oy pusulasının dışında, aynı veya başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması halinde, bu zarftan çıkan oy pusulalarının hiçbiri hesaba katılmaz.
Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarfın içerisinden aynı seçim türüne ait birden fazla oy pusulası çıkmış olması halinde, sadece bu seçim türüne ait oy pusulaları hesaba katılmaz, diğerleri hesaba katılır.
Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken oy pusulalarının dışında başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması halinde, bu zarftan çıkan oy pusulalarının hiçbiri hesaba katılmaz.
Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken oy pusulalarından biri veya birkaçı eksik çıksa bile, zarftan çıkan diğer oy pusulaları hesaba katılır.
Muteber olmayan zarf ve birleşik oy pusulaları:
Madde 103 – (Mülga: 8/4/2010-5980/32 md.)
Hesaba katılan ve katılmayan oy pusulaları:
Madde 104 – (Mülga: 8/4/2010-5980/32 md.)
Sandık sonuç tutanağının düzenlenmesi ve ilanı
(Bu madde başlığı “Sayımın ilanı ve sonuçların tutanağa geçirilmesi:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 105 – (Değişik: 8/4/2010-5980/23 md.)
Sandık kurulu, her seçim türü için ayrı hazırlanmış sandık sonuç tutanağını, iki nüsha olarak, sayım ve döküm işlemleri sırasında elde edilen bilgilere ve sayım ve döküm cetveli sonucuna göre düzenler. Bu tutanakların ait olduğu bölümüne, her seçim türüne ilişkin bilgiler eksiksiz olarak işlendikten sonra, başkan ve üyeler tarafından ad ve soyadları yazılarak imzalanır ve sandık kurulu mührü ile mühürlenir.
Yukarıdaki fıkra gereğince işlenmesi gereken bilgiler şunlardır:
Sandığın bulunduğu ilin, ilçenin ve seçim bölgesinin adı ile sandığın numarası.
Oy vermenin yapıldığı tarih ve gün.
Oy sandığının sandık kurulu üyeleri ve seçim yerinde bulunanlar önünde açılış saat ve dakikası ile şayet sandık saat 17.00’den sonra açılmış ise bunun sebebi.
Oy verme saati bitiminde sırada bekleyen ve oy kullandırılan seçmen sayısı.
İlçe seçim kurulundan teslim alınan toplam zarf sayısı ile kullanılmayarak artan zarf sayısı.
İlçe seçim kurulundan teslim alınan toplam oy pusulası sayısı ile kullanılmayarak artan oy pusulası sayısı.
Sandık seçmen listesinde yazılı olan seçmenlerin sayısı.
Sandık seçmen listesinde kayıtlı olmayan ancak bu Kanun gereği o sandıkta oy kullanan seçmen sayısı.
Oy kullanan seçmenlerin toplam sayısı.
Sandıktan çıkan zarf sayısı.
Geçerli zarf sayısı.
Geçersiz zarf sayısı ve geçersizlik sebebi.
Zarf sayısı oy kullanan seçmen sayısından fazla ise, eşitliği sağlamak amacıyla yakılan zarf sayısı.
Belediye seçimlerinde, oy zarfı içinden eksik oy pusulası çıkmış ise eksik çıkan oyların hangi seçim türüne ait olduğu ve sayısı.
İçinden hiç oy pusulası çıkmayan boş zarf sayısı.
İtiraz edilmeksizin geçerli sayılan oy pusulalarının sayısı.
İtiraz üzerine geçerli sayılan veya hesaba katılan oy pusulası toplamı.
Geçerli oy pusulalarının toplamı.
Geçersiz sayılan oy pusulası sayısı ve geçersizlik sebebi.
Hesaba katılmayan oy pusulası sayısı ve hesaba katılmama sebebi.
Geçersiz sayılan veya hesaba katılmayan oy pusulası toplamı.
Siyasi partilerin ve bağımsız adayların aldıkları toplam geçerli oylar ile ittifakların her birinin aldığı toplam geçerli ortak oyların yazı ve rakamla belirtilecek sayısı. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle; bu bentte yer alan “oyların” ibaresi “oylar ile ittifakların her birinin aldığı toplam geçerli ortak oyların” şeklinde değiştirilmiştir.)
Oylama iş ve işlemlerine ve oyların sayım ve dökümüne dair yapılan şikâyetlerle bunlara ait kararların nelerden ibaret bulundukları.
Birden fazla sayım ve döküm yapılmış ise sayısı.
Sayım ve döküm sonucunun başkan tarafından orada hazır bulunanlara ilan edildiği. Sandık sonuç tutanağının onaylı bir sureti, sandık kurulu tarafından sandığın konulduğu bina veya yapıda herkesin görebileceği bir yere asılır. Bu tutanaklar oy verme gününden itibaren bir hafta süreyle asılı kalır. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “sandık çevresi içinde” ibaresi “sandığın konulduğu bina veya yapıda” şeklinde değiştirilmiştir.)
Sandık sonuç tutanağının birer sureti, o seçim çevresinde seçime katılan ve talep eden siyasi parti ve bağımsız adayların müşahitlerine, yeteri kadar hazırlanarak sandık kurulu başkanı ve üyelerince imzalandıktan ve mühürlendikten sonra verilir. Bu tutanaklar, talep halinde öncelikle sandık kurulunun siyasi partili üyelerine imza karşılığı verilir. Ancak bu halde, o partinin müşahidine ayrıca tutanak verilmez. Müşahitlere verilecek sandık sonuç tutanakları, çok yapraklı kopyalı suret biçiminde hazırlanır. Sandık sonuç tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu üyelerinin ad ve soyadları ile temsilcisi oldukları siyasi partinin adı veya bağımsız adayın adı ve soyadı sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra tutanağın teslim alındığına dair imzaları alınır.
Sandık kuruluna, her seçim türü için oy pusulasındaki siyasi parti ve bağımsız aday sayısından beş fazla sayıda sandık sonuç tutanağı verilir. Bu tutanakların düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
Tutanağın asılması:
Madde 106 – (Mülga: 8/4/2010-5980/32 md.)
Sayıma ilişkin evrak ve belgelerin teslimi:
Madde 107 – Hesaba katılan ve muteber sayılan oy pusulaları, sandık kurulunca düzenlenen tutanaklar, sayım ve dökümde kullanılıp alt tarafı, kurulca imza edilen sayım cetvelleri, hesaba katılmayan, muteber sayılmayan veya itiraza uğrayan oy pusulaları ve hesaba katılmıyan zarflar, tutanak defteri, kurulca mühürlü ve imzalı ayrı ayrı paketler halinde kurulun mührü ile mühürlenmiş ve başkan ve üyeler tarafından imzalanmış bir torbaya konularak, kurulun bağlı olduğu ilçe seçim kuruluna sandık kurulu başkanı ve ad çekme ile seçilecek en az iki üye tarafından götürülüp teslim olunur.
Kurulun diğer üyeleri ile, müşahitler de isterlerse ve taşıtta yer varsa veya taşıt kendil eri tarafından sağlanmak suretiyle katılabilirler.
İlçe seçim kurulu, bu torbayı getiren üyeler önünde açarak içindekiler hakkında müfredatlı üç nüshadan ibaret bir tutanak düzenler. Bu tutanağın altı, torbayı teslim edenlerle ilçe seçim kurulu başkanı ve üyelerden biri tarafından imza edilir. Bu tutanağın bir nüshası, il seçim kuruluna gönderilecek evraka bağlanır. Bir nüshası da sandık kurulu başkanına verilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Seçim Sonrası İşleri
BİRİNCİ KESİM
Seçim sonuçlarının ilçe seçim kurullarınca birleştirilmesi ve denetlenmesi
(Bu madde başlığı “Seçim sonuçlarının ilçe seçim kurullarında birleştirilmesi:” iken, 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 108 – (Değişik: 8/4/2010-5980/24 md.)
Sandık kurullarından gelen sonuç tutanaklarının, ilçe seçim kurullarınca birleştirilmesi ve seçim sonuçlarının belirlenmesi işlemleri, açık ve aralıksız olarak yapılır.
İlçe seçim kurulunun yapacağı sayım, döküm ve birleştirme işlemleri sırasında, siyasi partilerin aday ve müşahitleri ve bağımsız adaylar ve müşahitleri ile ilçe seçim kurullarındaki siyasi parti temsilcileri istedikleri takdirde hazır bulunurlar. Hazır bulunan bağımsız aday ve müşahitleri üçten fazla olursa ad çekilerek, adı ilk çıkanlardan üçü bu işlemleri takip etmek üzere kalabilirler. Siyasi parti aday ve müşahitleri için ad çekme yapılmaz. Bu işlemlerde hazır bulunanlara, birleştirme iş ve işlemlerini yakından takip edebilecekleri bir yer ayrılır.
İlçe seçim kurulu, sandık kurullarından gelen sandık sonuç tutanaklarını, geldikçe almakla beraber, aralıksız olarak çalışır ve gelen tutanakları, her seçim türü ve çevresine ait özel tutanaklara sandık geliş sırasına göre işlemek suretiyle birleştirmeye devam eder. En son sandık sonuç tutanağı geldikten sonra, ilçe dâhilindeki bütün sandık sonuç tutanaklarının birleştirilmesi tamamlanarak, bunun sonucu bir tutanakla tespit edilir. Bu işlemler, Kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olmak şartıyla, Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde, bilgisayar ortamında da yapılabilir.
İlçe seçim kurulunun düzenleyeceği birleştirme tutanaklarına;
(13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 13ü ncü maddesiyle; bu fıkraya (14) numaralı bentten sonra gelmek üzere (15) ve (16) numaralı bentler eklenmiş, müteakip bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.)
İl adı,
İlçe seçim kurulu adı ve varsa numarası,
Seçimin türü ve çevresi,
Tutanak sayfa numarası,
Teselsül sırasına göre sandık kurulu numarası,
Sandığın bulunduğu seçim bölgesinin adı,
Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenlerin sayısı,
Oy kullanan seçmenlerin sayısı,
İtiraz edilmeksizin geçerli sayılan oy pusulalarının sayısı,
İtiraz üzerine geçerli sayılan veya hesaba katılan oy pusulalarının sayısı,
Geçerli oy pusulalarının toplamı,
Geçersiz sayılan veya hesaba katılmayan oy pusulalarının toplamı,
Birleşik oy pusulasındaki sıralamaya göre siyasi partilerin adları ile her birinin aldığı oy sayısı,
Bağımsız adayların birleşik oy pusulasındaki sıraya göre ad ve soyadları ile her birinin aldığı oy sayısı,
(Ek: 13/3/2018-7102/13 md.) İttifakların her birinin aldığı ortak oy sayısı,
(Ek: 13/3/2018-7102/13 md.) İttifak içerisindeki her bir siyasi partinin tek başına aldığı oy sayısına, ittifakın ortak oylarından gelen payın ilave edilmesiyle elde edilen oy sayısı
Muhtarlık seçimlerinde kendilerine oy verilen kimselerin alfabetik sırada ad ve soyadları ile her birinin aldığı oy sayısı,
Yüksek Seçim Kurulunca gerekli görülen diğer bilgiler, rakam ve yazı ile yazılır.
Birleştirme işlemi için birden fazla tutanak kullanılmış ise, her tutanağa sıra numarası verilir.
Birleşik oy pusulası kullanılan seçimlerde, ilçe birleştirme tutanağı imzalanmadan önce, birleştirmesi yapılan sandık sonuç tutanaklarındaki bilgilerin tamamını gösterir bir döküm cetveli, ilçe seçim kurulunun siyasi partili üyelerine de birer nüsha çoğaltılarak verildikten sonra, o tutanakta birleştirmesi yapılan sandık sonuç tutanaklarında, siyasi parti ve bağımsız adaylar ile ittifakların ortak aldıkları oy sayıları, ilçe seçim kurulunda, başkanın görevlendireceği memur üyelerden biri tarafından, birleştirme tutanağındaki sıraya göre, yüksek sesle okunmak suretiyle, ilçe birleştirme tutanağına işlenen oy sayılarında yanlışlık olup olmadığı denetlenir. İlçe seçim kurullarında yeterli imkan olması halinde denetim işlemi hazır bulunanların izleyebileceği şekilde görüntülü olarak cihazlarla yayınlanabilir. (13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle; bu fıkrada yer alan “adayların” ibaresi “adaylar ile ittifakların ortak” şeklinde değiştirilmiştir.)
Başkan, denetim sırasında tespit edilen hataları denetim tutanağına geçirmek üzere, kurulun diğer memur üyesini görevlendirir. Denetim tutanağında, ilçe seçim kurulunun adı, denetlenen seçimin türü ve çevresi ile denetim işlemi sırasında hatalı bilgi girişi yapıldığı tespit edilen sandıkların numarasını yazmaya elverişli bir cetvel yer alır. Denetleme sırasında, ilçe birleştirme tutanağına hatalı olarak işlenmiş sandık kurulu sonuç tutanakları bir kenara ayrılır. Denetim işlemi sonucunda, düzenlenen tutanak başkan ve üyelerce imzalanır. Denetim işlemi tamamlandıktan sonra, hata tespit edilmişse, ayrılan sandık sonuç tutanaklarına göre gerekli düzeltmeler yapılarak hazırlanan ilçe birleştirme tutanağı, kurul başkanı ve üyelerince imzalanır ve sonuçlar hazır bulunanlara sözlü olarak ilan edilir.
İlçe birleştirme tutanağındaki bilgilere göre hazırlanacak tutanak özetinin onaylı bir sureti, ilçe seçim kurulunda herkesin inceleyebileceği uygun bir yere, bir hafta süreyle asılmak suretiyle ilan edilir.
İlçe seçim kurulunun düzenleyeceği ilçe birleştirme tutanak özetlerinde;
İl adı,
İlçe seçim kurulu adı ve varsa numarası,
Seçimin türü ve çevresi,
Seçim çevresindeki sandık kurullarının toplam sayısı,
Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenlerin toplam sayısı,
Oy kullanan seçmenlerin toplam sayısı,
İtiraz edilmeksizin geçerli sayılan oy pusulalarının toplam sayısı,
İtiraz üzerine geçerli sayılan veya hesaba katılan oy pusulalarının toplam sayısı ,
Geçerli oy pusulalarının toplam sayısı,
Geçersiz sayılan veya hesaba katılmayan oy pusulalarının toplamı,
Birleşik oy pusulasındaki sıralamaya göre siyasi partilerin adları ile her birinin aldığı toplam oy sayısı,
Bağımsız adayların birleşik oy pusulasındaki sıraya göre ad ve soyadları ile her birinin aldığı toplam oy sayısı,
Yüksek Seçim Kurulunca gerekli görülen diğer bilgiler, rakam ve yazı ile yazılır.
İlçe birleştirme tutanak özeti ile denetim tutanağının imzalı ve mühürlü birer sureti, ilçe seçim kurulu başkanınca, kurulun siyasi partili üyelerine imza karşılığı verilir. Ayrıca, ilan süresi içinde yazılı talepte bulunan ve o seçim çevresinde seçime katılan siyasi parti ilçe başkanlıklarına ve bağımsız adaylara da bir defaya mahsus olmak üzere imza karşılığı verilir.
Birden çok ilçe seçim kurulu bulunan ilçelerde, her ilçe seçim kurulu, kendisine bağlı bulunan sandık kurullarından gelen sandık sonuç tutanaklarını, yukarıda belirtilen usule göre birleştirdikten sonra, düzenleyeceği denetim ve birleştirme tutanak özetinin onaylı birer suretini, bir numaralı ilçe seçim kuruluna teslim eder. Birinci ilçe seçim kurulu, aldığı bu tutanaklardaki sonuçları, kendi düzenlediği özel tutanağa, sütun başlıkları altına toplam sayıları yazmak suretiyle veya ayrı bir tutanak düzenleyerek birleştirme işlemini yapar. Birinci ilçe seçim kurulunun düzenleyeceği ilçe birleştirme tutanak özetinin ilanı ve siyasi parti ve adaylara verilmesi hususunda da yukarıdaki fıkraya göre işlem yapılır.
Milletvekili ve büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde, ilçe birleştirme tutanağının ve özetinin onaylı birer sureti, ilçe seçim kurulu başkanı ile en az iki üye tarafından, en kısa sürede il seçim kuruluna teslim edilir.
Asıl ve geçici ilçe seçim kurulu başkanları, sayım, döküm ve birleştirme iş ve işlemlerinin yapıldığı yerlerde, sandık kurulu başkanlarının, sandık çevresinde sahip oldukları yetkileri kullanabilirler.
Bu maddede belirtilen tutanaklar ile tutanak özetlerinin düzenlenmesi ve seçim sonuçlarının üst seçim kurullarına gönderilmesine dair usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
İKİNCİ KESİM
İl Seçim Kurulunda Birleştirme
İl seçim tutanakları:
Madde 109 – İl seçim kurulları, seçimle ilgili kanunların tutanak düzenlemeyi kendilerine görev olarak verdiği hallerde, ilçe seçim kurullarından gönderilen seçim tutanaklarını birleştirerek il seçim tutanaklarını düzenler.
Birleştirme sonucunu gösteren tutanağın içindekiler hazır bulunanlara ilan edilir, bir sureti il seçim kurulu başkanı tarafından il seçim kurulu kapısına asılır, asılan bu tutanak sureti bir hafta süre ile asılı kalır.
82 nci, 83 üncü ve 84 üncü maddeler gereğince sandık kurulu başkanlarının sandık yerinde haiz oldukları yetkileri, il seçim kurulu başkanları da sayım, döküm ve birleştirme işlerinin yapıldığı yerde, haizdirler.
ALTINCI BÖLÜM
İtirazlar ve Şikayetler
BİRİNCİ KESİM
Genel Hükümler
Kimlerin itiraz edebileceği:
Madde 110 – (Değişik: 24/3/1973-1700/1 md.)
Bu kanunda gösterilen kurulların veya kurul başkanlarının kesin olmayan kararlarına karşı seçme yeterliğine sahip yurttaşlar, siyasi partiler veya bunların tüzüklerine göre kuruluş kademelerinin başkanları veya vekilleri, müşahitler, adaylar ve Cumhuriyet Senatosu üyeleri ile milletvekilleri itiraz edebilirler.
İtiraz mercileri:
Madde 111 – Bu kanunda, kurulların kesin olduğu yazılı bulunmıyan kararlarına karşı, her kurulun bağlı olduğu üst kurul, itiraz merciidir.
Yüksek Seçim Kurulunun re’sen veya itiraz üzerine vereceği kararlar kesindir.
İtirazın şekli:
Madde 112 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
İtiraz yazı ile veya sözle yapılır. Sözle yapılacak itirazlar gerekçesiyle birlikte tutanağa yazılır. İtiraz edenin adı, soyadı, açık adresi yazılarak imza ettirilir. İmza bilmeyenlere parmak bastırılır.
Kimliğini ispat edemeyenlerin, delil ve gerekçe gösteremeyenlerin itirazları incelenmez, bu sebeple incelenmediği tutanağa yazılır.
Yazılı itirazlarda da yukarıdaki şartlar aranır ve deliller itiraz dilekçesine eklenir. Gerekçesi ve delili olmayan yazılı itirazlar da incelenmez. Her iki halde de itirazın alındığı na ve hangi tarihte yapıldığına dair, itiraz yapana alındı belgesi verilir. İtirazlar seçim kurulu başkanına yapılır. Seçim kurulu başkanı bulunamazsa, yazılı itiraz nöbetçi savcıya alındı belgesi ile yapılır. Savcı yapılan itirazın kaydını işleyerek hemen seçim kurulu başkanına gönderir.
Siyasi partiler, seçim başlangıcında partileri adına kimlerin itiraz edebileceklerini mühür ve imzalı bir yazı ile seçim kurullarına bildirirler. İtiraz edebileceklerin imza sirküleri parti başkanınca onaylanarak bildirilir. Parti adına itiraz edeceklerden kimlik aranmaz.
İtirazlarda, delillerin hangi resmi makamlarda bulunduğunun bildirilmesi delil yerine geçer ve bu delili seçim kurulu temin eder.
Yüksek Seçim Kuruluna yapılacak itirazların yazılı olması lazımdır.
İtiraz üzerine verilecek karar:
Madde 113 – Bir kurulun kararını itiraz yolu ile tetkik eden üst kurul, itirazı kabul ettiği takdirde, yapılması gereken işlem hakkında da karar verir.
Kurullar kararlarını salt çoğunlukla verirler. Oyların eşitliği halinde, başkanın katıldığı taraf tercih olunur.
Yüksek Seçim Kurulu, seçimin sonunda verilecek tutanaklara karşı yapılan itirazların incelenmesinde, tam sayısı ile toplanır.
Diğer hususlarda kurulun mürettep adedinin çoğunluğu ile toplanabilir. Her iki halde de salt çoğunlukla karar verir.
Oyların eşitliği halinde Başkanın bulunduğu taraf tercih olunur.
Kararların bildirilmesi ve tebliği:
Madde 114 – İtiraz üzerine kesin olmayarak verilen kararlar, itiraz eden hazır ise sözle bildirilir. Sözle bildirmelerde, kararın bildirildiği gün ve saat tutanağa geçirilerek kendisine de
imza ettirilir. İsterse kararın bir örneği de verilir.
İtiraz eden hazır değilse, seçim kurullarının bulunduğu kasaba veya şehirde, muayyen bir yer gösterilmiş olması halinde, karar, bu yere tebliğ olunur.
Kurulların kesin kararları tebliğ olunmaz. Ancak itiraz eden başvurduğu takdirde kendisine gösterilir ve isterse bir suret de verilir.
Resim ve harç:
Madde 115 – Şikayet ve itiraza ilişkin her türlü evrak, resim ve harcdan muaftır.
İKİNCİ KESİM
Şikayet
Tarifi ve mercii:
Madde 116 – Şikayet, kütüklerin düzenlenmesi ile görevli ilçe seçim kurulu başkanlariyle, kütüklerin düzenlenmesine memur edilen sair kimselerin ve il, ilçe seçim kurullariyle sandık kurullarının veya kurullar başkanlarının bu kanunun verdiği yetkilere dayanarak yaptıkları işlemlere ve aldıkları tedbirlere ve bunlara benzer sair muamelelerine veya herhangi bir kimsenin bu kanunun koyduğu yasak hükümlerine aykırı hareketlerine karşı bu işlemlerin, tedbirlerin sair muamelelerin düzeltilmesi, veyahut kanunun koyduğu yasaklara uymayanların, bu hareketlerinin önlenmesi maksadiyle yapılan müracaatlardır. Şikayet bu kurullara veya başkanlarına veya sair görevlilere sözlü veya yazı ile 110 uncu maddede gösterilenler tarafından yapılır.
Şikayetin incelenmesi:
Madde 117 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Şikayet kabul edildiği takdirde, şikayete konu olan işlem veya tedbirler düzeltilir ve kanuna aykırı hareketler önlenir.
Şikayet kabul edilmediği takdirde, derhal tutanağa geçirilerek karara bağlanır. Bu kararın bir sureti şikayetçiye verilir. Bu kararlara karşı kanunda ayrıca bir müddet tayin edilmemiş ise, kırksekiz saat içinde itiraz olunabilir.
İtiraz ve şikayetin işlemleri durduramaması:
Madde 118 – İşlemlere, tedbirlere ve kararlara karşı yapılan şikayet ve itirazlar, oy vermeye ve her türlü seçim işlerinin devamına engel olmaz.
ÜÇÜNCÜ KESİM
Kurulların Teşekkül ve İşlemlerine Karşı Şikayet ve İtiraz
Sandık kurullarına ait itiraz ve şikayet:
Madde 119 – Sandık kurullarının teşkiline dair, ilçe seçim kurulu veya başkanı tarafından yapılan işlemlerin düzeltilmesi için, bu işlemlerin neticesinden itibaren en geç iki gün içinde şikayet yoliyle düzeltilmesi istenebilir.
Şikayetin reddine dair olan kararlara karşı, bildirilmesinden veya tebliğinden itibaren iki gün içinde il seçim kuruluna itiraz olunur. İl seçim kurulları, iki gün içinde kesin karar verirler.
Bu şikayetin yapılmamış olması sandık kurulunun teşekkülüne karşı itiraza engel değildir.
Ancak, bu itirazın teşekkülünden itibaren iki gün içinde il seçim kuruluna yapılması şarttır.
İl seçim kurulunun vereceği karar kesindir.
İlçe seçim kurullarına ait itiraz ve şikayet:
Madde 120 – İlçe seçim kurulu teşkili işlemlerine karşı, il seçim kurullarına bunların teşekkülünden itibaren en geç iki gün içinde itiraz olunabilir.
İl seçim kurulları, itirazları en geç iki gün içinde, kesin olarak karara bağlar.
İl seçim kurullarına ait itiraz ve şikayet:
Madde 121 – İl seçim kurullarının teşekkülüne karşı kurulun teşkilinden itibaren en geç üç gün içinde, Yüksek Seçim Kuruluna itiraz olunabilir. Yüksek Seçim Kurulu üç gün içinde bir karar verir.
DÖRDÜNCÜ KESİM
Sandık Seçmen Listelerine İtiraz
Muhtarlık bölgesi askı listelerine itiraz:
Madde 122 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Muhtarlık bölgesi askı listelerine, siyasi partilerin 112 nci maddede belirtilen ilçe yetkilileri, o ilçede oturan seçmenlerle ilgili olarak ilçe seçim kurulları başkanlıklarına; genel merkez yetkilileri tüm seçmen kütüğü ile ilgili olarak Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına; seçmen niteliğini haiz vatandaşlar kendileri ile ilgili olarak ilçe seçim kurulu başkanlarına şikayet ve itirazda bulunabilirler.
Muhtarlık bölgesi askı listesine yapılan itirazlar; itirazın yapıldığı kurul başkanınca kesin karara bağlanır.
Karar sureti; Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğüne gönderilir ve kütüğe işlenir.
Sandık bölgesi askı listelerine itiraz:
Madde 123 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Sandık bölgesi askı listesine; 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasına göre ilan edilen siyasi parti il ve ilçe başkanları, ilçe seçim kurulu üyeleri, sandık askı listesindeki bilgilerin askı listesine ve itiraz sonucu verilen kararlara sandık ayırımının yasa ve genelgelere uygun olmadığı yolunda, ilçe seçim kuruluna askı süresince itiraz edebilirler.
Bu itiraz, ilçe seçim kurulu tarafından incelenir ve alınan karar itiraz edene ve il seçim kurulu başkanlığına bildirilir.
Bu karara karşı, il seçim kuruluna muteriz itiraz edebilir.
İl seçim kurulunun kesin kararı, itiraz edilmeyen ilçe seçim kurulu başkanının kararları ile birlikte Yüksek Seçim Kurulu Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğüne gönderilir.
Listelere itirazların yöntemi:
Madde 124 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Siyasi partilerin genel merkez yetkilileri ile Seçmen Kütüğü Genel Müdürü, 122 ve 123 üncü maddelerle bu maddede yazılı şikayet ve itirazlar üzerine verilen kesin kararların bir kez de Yüksek Seçim Kurulunda tetkik edilip karara bağlanmasını isteyebilirler.
122 ve 123 üncü maddelerle bu maddede yazılı şikayet ve itirazların zaman, süre, inceleme ve sonuçlandırılma kuralları Yüksek Seçim Kurulunca, ilk askıdan en az bir ay önce yayınlanır.
İtiraz üzerine verilecek kararların, seçmen kütüğünde değiştirdiği, çıkardığı veya eklediği bilgiler ayrı bir “güncelleştirme kütüğünde” saklanır.
Adaylığa itiraz:
Madde 125 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Özel kanunlarında aykırı bir hüküm bulunmadığı takdirde, adaylıklarını koyanlara özel kanunları gereğince yapılacak ilandan itibaren iki gün içinde 110 uncu maddede gösterilenler tarafından adaylık şart veya vasıflarını haiz olmamaları sebebine dayanılarak itiraz edilebilir.
Şu kadar ki, bir siyasi partinin listesinde yer alan adayların tespiti sırasında o partinin tüzük ve yönetmeliklerinde yazılı hükümlere aykırı davranıldığından bahisle, ilgili siyasi partinin üyesi olmayan kimseler tarafından itiraz edilemez. Bu tür itirazlarda, itiraz edenin aynı siyasi partiye kayıtlı olduğunu kanıtlayan belge eklenmemiş itiraz dilekçeleri işleme konulmaz.
Bu itirazlar, seçimin özelliğine göre kanunen seçimi idare ile görevli seçim kurullarına yapılır ve bu kurulun kararına karşı kesin karar vermek yetkisini haiz üst seçim kuruluna da itiraz olunabilir.
İtirazın yazıyla yapılması ve itiraz dilekçesine itiraza sebep gösterilen belgelerin bağlanması şarttır.
(Ek: 27/10/1995-4125/7 md.; İptal: Ana. Mah.’nin 18/11/1995 tarih ve E.1995/54, K.1995/59 sayılı kararı ile.)
İtirazın incelenmesi süresi:
Madde 126 – Adaylıklar özel kanunlarında gösterilen süre içinde kesinleşir.
Kesin karar vermeye yetkili üst kurullar, adaylıkların kesinleşmesi tarihinden önce itirazları karara bağlarlar.
BEŞİNCİ KESİM
Sandık kurullarının veya başkanlarının şikayet üzerine verecekleri kararlara itiraz:
Madde 127 – Sandık kurullarının veya başkanlarının işlemlerine ve her türlü sandıkbaşı
işlerine 110 uncu maddeye göre yapılacak şikayetlerin reddine dair verilecek kararlara karşı ilgililer, derhal, ilçe seçim kurulu başkanına itiraz edebilirler.
İlçe seçim kurulu başkanı, itirazı derhal tetkik ederek kesin karara bağlar.
Başkanın kararı, durumu tashih veya sandık kurulunun şikayet üzerine verdiği kararı iptal eder mahiyette ise, bu karar derhal sandık kurulu başkanına bildirilir, karara uymak mecburidir.
Şikayet ve itirazlar en geç seçim sonuçlarını tesbit eden tutanağın düzenlenmesine kadar yapılır.
Sandık kurulu kararlarına ve tutanağa itiraz:
Madde 128 – (Değişik: 8/4/2010-5980/25 md.)
Sandık kurullarının kararları, oyların sayım ve dökümü ile tutanakların düzenlenmesine ilişkin iş ve işlemleri aleyhine, ilçe seçim kuruluna itiraz olunabilir.
Bu itirazlar, sandık sonuç tutanağının düzenlenip başkan ve üyeler tarafından imzalanmasına kadar sözle veya yazıyla, sandık kurulları vasıtasıyla yapılabileceği gibi, oy verme gününden sonraki salı günü saat 15.00’e kadar doğrudan ilçe seçim kurullarına yazılı olarak yapılabilir.
Sandık başı iş ve işlemlerine karşı, ilçe seçim kuruluna itiraz edilebilmesi için, önce sandık kuruluna şikâyet veya itirazda bulunulmuş olması şart değildir.
İlçe seçim kurulları, itirazları en geç itirazın yapıldığı tarihten sonraki ikinci gün saat 17.00’ye kadar karara bağlar. İtirazı yapan hazır ise, karar kendisine bildirilir; değilse tebliğ edilir.
İlçe seçim kurulları, yukarıda gösterilen itiraz süresi sona ermeden veya süresinde yapılan itirazları inceleyip bir karara bağlamadan önce, ilçe birleştirme tutanağını düzenleyemez. Bu hükme rağmen, bu tutanağın düzenlenmiş olması, üst seçim kurullarına itiraz için Kanunda öngörülen sürelere başlangıç teşkil etmez.
ALTINCI KESİM
İlçe seçim kurullarının veya başkanlarının şikayet üzerine verecekleri kararlarla sair kararlarına ve ilçe birleştirme tutanaklarına itiraz:
Madde 129 – İlçe seçim kurullarının veya başkanlarının, kendi işlemleri aleyhine vakı şikayet üzerine verdikleri kararlar ile, sair kararları aleyhine, en geç ilçe birleştirme tutanağının düzenlenmesine kadar; ilçe birleştirme tutanağının düzenlenmesi ve buna ait işlerle neticelerine karşı bu tutanağın düzenlenmesini takip eden gün saat on yediye kadar, doğrudan doğruya veya ilçe seçim kurulları eli ile il seçim kurullarına itiraz edilebilir.
İlçe seçim kurullarının veya başkanlarının işlemlerine, tedbirlerine ve sair muamelelerine karşı yapılan şikayetlerin reddine dair verilen kararlara yapılan itirazlar, iki gün içinde kesin karara bağlanır.
İtirazın kabulüne karar verildiği takdirde, bu karar en seri vasıta ile ilçe seçim kurulu başkanına bildirilir.
Sair itirazlar, iki gün içinde karara bağlanır, itiraz eden hazır ise kendisine sözle bildirilir. Hazır değil ise tebliğ olunur.
YEDİNCİ KESİM
İl seçim kurulu ve başkanlarının şikayet üzerine verecekleri kararlarla, sair kararlarına ve tutanaklara itiraz ve olağanüstü itiraz:
Madde 130 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
İl seçim kurullarının kararlarına karşı aşağıdaki şekilde itiraz olunur:
İl seçim kurullarıyla başkanlarının kendi işlemleri aleyhine vaki şikayetlerin reddine dair verdikleri kararlara, tebliğ veya tefhiminden itibaren üç gün,
Bu kurulların teşekkülüne, kurulun teşkilinden itibaren üç gün,
Oy verme günü işlemlerine ait kararlara karşı derhal,
Sair kararlar aleyhine bu kararların öğrenildiği tarihten itibaren üç gün içinde ve en geç il birleştirme tutanağının düzenlenmesini takip eden üçüncü gün saat 17.00 ye,
Oyların dökümüne, sayımına, oyların seçilenlere göre ayrılmasına; il birleştirme tutanağının düzenlenmesinden sonraki üçüncü gün saat 17.00 ye,
Seçilme yeterliğine; veya kendilerine tutanak verilenlerin, seçilmediğine veya seçimin sonucuna tesir edecek olaylara karşı, seçilenlere verilecek tutanağın düzenlenmesinden sonraki üçüncü gün saat 17.00 ye,
Kadar 110 uncu maddede yazılı kimseler tarafından doğrudan doğruya veya il seçim kurulları vasıtasıyla Yüksek Seçim Kuruluna itiraz edilebilir.
Şu kadar ki; siyasi partilerin il başkanlarıyla genel merkezleri veya bağımsız aday tarafından tutanağın düzenlenmesinden sonra (7) gün içinde seçimin neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle yapılan itirazlar, seçimin sonucu hakkında kesin karar vermek yetkisine sahip olan kurullarca, seçimin neticesine müessir görüldüğü takdirde, alt kademelerce verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması veya kurullara derece derece ve müddeti içinde müracaat edilmemiş olması, bu itirazın incelenmesine ve reddine sebep teşkil etmez.
Bu itirazlar yazılı olarak yapılır. İtiraz dilekçesine, itiraz edenin adının, soyadının ve açık adresinin yazılması, ihbar ve iddia olunan vakıaların mahiyetinin ve gerekçesinin beyanının, delillerinin gösterilmesi ve belgelerinin bağlanması, bu belgelerin elde edilmesi mümkün değil ise, sebeplerinin ve nereden ve ne suretle temin olunabileceğinin bildirilmesi lazımdır.
Ancak, adaylığın kesinleşmesinden sonra, adayın Türk olmadığına, yaşının kanunda gösterilenden küçük olduğuna, okur – yazar olmadığı veya seçilme yeterliğini kaybettiren bir mahkümiyeti bulunduğuna ilişkin iddialar dışındaki nedenlerle adaylara itiraz olunamaz. Bu hüküm olağanüstü itirazlar için de geçerlidir.
Bu şartları haiz olmayan dilekçeler reddolunur.
SEKİZİNCİ KESİM
Yüksek Seçim Kurulunun işlem ve tedbirlerine karşı şikayet:
Madde 131 – Her türlü seçimin devamı sırasında, Yüksek Seçim Kurulunun itiraz eylediği veya itiraz yolu ile verdiği kararlar dışında kalan işlemleri, tedbirleri ve sair muameleleriyle, bu kanunda başka bir mercie şikayet veya başvurma yolu gösterilmemiş ve fakat alt kurulların görevleri sınırlarını aşmış olan veya bu mahiyette bulunan, kanuna aykırı hareketlerden dolayı 110 uncu maddede gösterilenler tarafından, yazılı olarak, doğrudan doğruya, Yüksek Seçim Kuruluna şikayet olunabilir.
Yazılı şikayetlerin 112 nci maddedeki şartları ihtiva etmesi lazımdır. Bu şikayetler üzerine, Yüksek Seçim Kurulunca derhal ve kesin olarak karar verilir.
Tetkik ve tahkik usulü:
Madde 132 – Yüksek Seçim Kurulu evrak üzerinde, incelemeler yapar. Ayrıca lüzum gördüğü bilcümle tahkik ve her türlü tetkik işlemlerini de yapar. Gerekli mercilerden her türlü bilgi ve belgeleri ister. Bu mercilerin, en kısa bir zamanda ve en geç yedi gün içinde istenilen bilgi ve belgeyi vermeleri mecburidir.
Kurul başkanı, lüzum ve ihtiyaca göre, bu işlerde çalışmak üzere, Yargıtay ve Danıştay memurlarını da vazifelendirebilir.
İtiraz dilekçesinin bir sureti, tutanağına itiraz edilene tebliğ olunur. Tutanağına itiraz olunan kimse, isterse yazı ile savunabileceği gibi, isteği üzerine, Yüksek Seçim Kurulunun tayin edeceği günde bizzat veya bir vekil marifetiyle kendini kurul huzurunda savunabilir. Kurul, yapılan itiraz ve ihbarları kendisine verildiği tarihten itibaren en geç üç ay içinde bir karara bağlar.
Kurulun kararı kesindir. Aleyhine hiçbir mercie ve kanun yoluna başvurulamaz. Seçimin özelliğine göre seçim sonuçları hakkında kesin karar vermeye yetkili mercie
yapılacak itirazlarda da yukarıki 1 inci ve 3 üncü fıkralar hükümleri uygulanır.
Ancak, bu kurul itirazları onbeş gün içinde kesin karara bağlar.
Yukarıki fıkralarda yazılı kararlar aleyhine hiçbir mercie ve kanun yoluna başvurulamaz.
Tutanakların iptali halinde özel kanunlarındaki hükümler uygulanır.
YEDİNCİ BÖLÜM
Seçim Suçları ve Cezaları
Kurullara karşı suçlar:
Madde 133 – (Değişik: 23/1/2008-5728/287 md.)
Hileli faaliyetlerle veya herhangi bir şekil ve surette cebir veya şiddet kullanarak veya tehdit ederek, bu Kanunda yazılı kurulların toplanmalarına veya görevlerinin ifasına mani olanlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkrada yazılı fiiller, silahla işlenirse, verilecek ceza üç yıldan aşağı ol amaz. Bu fiiller, aralarından biri silahlı en az üç kişi tarafından birlikte işlendiği takdirde, failler hakkında beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Kurulların tedbirlerine riayetsizlik:
Madde 134 – (Değişik: 23/1/2008-5728/288 md.)
Seçim işlerinin cereyanı sırasında, seçimin düzenli yürütülmesini sağlamak maksadı ile, bu Kanunda yazılı kurullar veyahut kurul başkanları tarafından alınan karar ve tedbirlere, ihtara rağmen riayet etmeyen kişilere ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Herhangi bir şekilde alınan karar ve tedbirlerin uygulanmasını zorlaştıran veyahut karar ve tedbirlerin neticesiz kalmasına sebebiyet veren kimseler, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Yukarıda yazılı fiiller, görevli kimseler tarafından işlendiği ve fiilleri daha ağır cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde, birinci veya ikinci fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
3667
Kurul üyelerinin kurul kararlarına riayetsizliği:
Madde 135 – Bu kanunda yazılı kurulların çoğunlukla vermiş oldukları her çeşit kararlara riayet etmiyen kurul üyeleri, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Kurul üyelerinin göreve gelmemesi:
Madde 136 – (Değişik: 23/1/2008-5728/289 md.)
Kurullara seçildiği halde haklı sebep olmaksızın vazifesi başına gelmeyenler elli günden az olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır.
Seçim başladıktan sonra kuruldaki görevlerini haklı bir sebep olmaksızın terk edenler, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Araç ve gereçlerin vaktinde gönderilmemesi:
Madde 137 – (Değişik: 23/1/2008-5728/290 md.)
Seçim kurulları başkan ve üyelerinden herhangi biri veya bu Kanunda yazılı işlerden biriyle görevlendirilen kimseler sandık seçmen listelerini, aday listelerini, seçime ait kağıt ve paketleri ve oy pusulalarını, oy sandıklarını, oy zarflarını veya maddi ve malî vasıtaları ve bilcümle seçim araç ve gereçlerini vaktinde yerlerine göndermezler veya gönderilmesine mani olurlar veya teslim etmezler veya teslim almazlarsa, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Bu fiilleri görevlilerden başkaları yaparsa, cezanın alt sınırı bir yıldır.
Görevi kötüye kullanma: (1)
Madde 138 – (Değişik: 23/1/2008-5728/291 md.)
Bu Kanunun tatbiki ile görevli veya bu Kanuna göre görevlendirilen kimseler görevlerini her hangi bir şekilde kötüye kullandıkları takdirde, fiilleri bu Kanunda ayrı bir suç olarak tanımlanmamış ise, Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine göre verilecek ceza altıda birden üçte bire kadar artırılarak hükmolunur.
Memur olanların cezaları:
Madde 139 – (Mülga: 23/1/2008-5728/578 md.)
Seçmen kütüğü hazırlıklarına ilişkin suçlar:
Madde 140 – (Değişik: 23/1/2008-5728/292 md.)
Seçmen kütüğünün düzenlenmesine esas teşkil edecek olan krokilerle, binalar cetvelini ilçe seçim kurulu başkanınca bildirilen süre içinde düzenleyerek vermeyenler veya kroki ve binalar cetvellerini seçmen kütüğünün düzenlenmesine elverişli bir şekilde yapmayanlar hakkında, Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinde yazılı cezalar altıda birden üçte bire kadar artırılarak hükmolunur.
Sayım ve yazım ve denetim işlemleri sırasında, belli edilen esaslara aykırı harekette bulunanlarla, sorulara cevap vermeyenler veya bilerek gerçeğe aykırı cevap verenler yahut ilk sayım ve yazım gününde, ilan edilecek süreden önce bulundukları yeri terk edenlere, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
——————————
Bu madde başlığı “Görevi savsama ve kötüye kullanma:” iken, 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 291 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
3668
Seçmen kütüğünün düzenlenmesi:
Madde 141 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Bu Kanunla görevlendirilmiş oldukları halde, belli, süre içinde ve şekillerine uygun olarak seçmen kütüğüne müteallik evrak ve vesikaları gereği gibi düzenlemeyen veya muhafaza etmeyenler veya gereken mercie vermeyenler altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Bu fiiller kayıtsızlık veya gereken dikkat ve itinanın gösterilmemesi sonucu husule gelmiş ise üç aydan bir seneye kadar hapis cezası hükmolunur.
Yukarıda yazılı fiil ve hareketler yüzünden herhangi bir bölgede, seçmen kütüğünün veya sandık seçmen listelerinin yazılması veya bu sebeple seçmenlerin oy vermesi imkansız hale gelmiş ise, birinci fıkrada yazılı halde bir seneden iki seneye kadar, ikinci fıkrada yazılı halde de altı aydan iki seneye kadar hapis cezası hükmolunur.
Kütük düzenlemekle görevli olanların suçları:
Madde 142 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Seçmen kütüğüne yazılmak hakkı olmayan bir seçmeni yazan veya yazılmak hakkı olan bir seçmeni yazmayan veya kütüğe yazılmış olup da silinmesi gereken seçmenin adını silmeyen veya silinmemesi gerektiği halde o seçmenin adını silenler bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Eğer bu fiiller kayıtsızlık ve görevde gereken dikkat ve itinanın gösterilmemesinden ileri gelmiş ise üç aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.
Seçme yeterliği bulunmadığı halde kendisini veya bu yeterliği olmayan bir başkasını her ne suretle olursa olsun seçmen kütüğüne kaydettiren veya bu şekilde kaydedilmiş olanları seçmen kütüğünden silinmesine aynı şekilde mani olan veya seçme yeterliği bulunan birinin aynı fiil ve hareketlerle seçmen kütüğünden silinmesine sebep olan altı aydan iki seneye kadar hapis (…)(1) cezası ile cezalandırılır.(1)
Yukarıda yazılı fiiller cebir veya tehdit veya şiddet veya nüfuz veya tesir icrası suretiyle yapıldığı takdirde faile verilecek ceza, bir seneden beş seneye kadar hapistir.
Seçmen kütüğüne birden fazla kayıt:
Madde 144 – (Değişik: 23/1/2008-5728/294 md.)
Seçmen kütüğüne kendisini veya bir başka seçmeni bilerek birden fazla kayıt ettirenler veya bu sonucu veren fiilleri bilerek yapanlar altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkrada yazılı suçlar bu işlerle görevlendirilenler tarafından işlendiği takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
——————————
23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 293 üncü maddesiyle; bu fıkrada yer alan “üç aydan bir seneye” ibaresi “altı aydan iki seneye” şeklinde değiştirilmiş ve “ve ikibinbeşyüz liradan onbin liraya kadar ağır para” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
3669
Seçmen kütüğüne kaydolunmamaya teşvik:
Madde 145 – Seçme yeterliğine sahip olanların seçmen kütüğüne kaydolunmalarını önlemek maksadiyle teşvik ve telkinlerde bulunanlar üç aydan altı aya kadar hapis cezasına mahkum edilirler.
Yukarıda yazılı fiillerden dolayı seçmenler, seçmen kütüğüne kaydolunmadıkları takdirde verilecek hapis cezası altı aydan bir seneye kadardır.
Bu fiil ve hareketler cebir veya tehdit veya şiddet kullanarak vukubulduğu takdirde, yukarıki fıkralara göre verilecek cezalar iki kat olarak hükmedilir.
Bu fiil ve hareketler, memur ve memur hükmünde olanlar tarafından işlenirse, ayrıca 139 uncu madde hükmü de uygulanır.
Seçmen listeleri üzerinde işlenen suçlar:
Madde 146 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
141, 142, 143 ve 144 üncü maddelerde yazılı fiiller seçmen kütüğünün düzenlenmesinden sonra sandık bölgelerine göre düzenlenecek olan sandık seçmen listeleri ile Yüksek Seçim Kurulunca düzenlenmesine karar verilecek diğer listeler üzerinde işlendiği takdirde sözü geçen maddelerde yazılı cezalar verilir.
Seçmen listesine ilişkin suçlar:
Madde 147 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Asılması gereken seçmen listelerini asmayan veya vaktinden evvel indiren veya her ne suretle olursa olsun seçmenlerin tetkikine imkan vermeyen veya bu listelere karşı yapılan itirazları kabul etmiyen veya mercilerine bildirmeyen görevliler hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis (…)(1) cezası verilir.
Bu fiiller kayıtsızlık veya gereken dikkat ve itinanın gösterilmemesi sonucu meydana gelmiş ise, verilecek ceza bir aydan altı aya kadar hapis (…)(1) cezasıdır.(1)
Seçmen kütüğü, seçmen listeleri ve diğer belgeler üzerinde işlenen suçlar:
Madde 148 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 23/1/2008-5728/296 md.) Tamamen veya kısmen sahte seçmen kütüğü veya seçmen listesi tanzim eden veya bozan veya çalan veya yok eden kimse hakkında Türk Ceza Kanununun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Seçmen kütüğü veya seçmen listelerine ait vesikaları çalan veya bozan veya yok eden veya tahrip eden kimseye de aynı ceza verilir.
Oy hakkının kullanılmasına engel olmak maksadıyla seçmenlerin kimliklerini ispata yarayan herhangi bir belge üzerinde yukarıdaki fıkrada yazılı fiilleri işleyenler veya bu belgeleri saklayanlar altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Seçmen, kimliğini ispat ederek oyunu kullandığı takdirde, yukarıdaki fıkrada yazılı ceza yarısına kadar indirilir.
——————————
23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 295 inci maddesiyle; bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “ve bin liradan beşbin liraya kadar ağır para” ve ikinci fıkrasında yer alan “ve beşyüz liradan ikibinbeşyüz liraya kadar ağır para” ibareleri madde metninden çıkartılmıştır.
3670
Propaganda toplantılarına karşı suçlar:
Madde 149 – (Değişik: 23/1/2008-5728/297 md.)
Her kim 51 inci maddede gösterilen heyetin kurulmamış olduğu toplantıda söz alır ve söylerse, üç aydan altı aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Herhangi bir vasıta ile bir seçim propagandası toplantısına engel olan veya devamına imkân vermeyecek hareket ve tertiplerle onu ihlal eden kimse altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu fiiller ikiden fazla kimse tarafından birlikte ve cebir veya şiddet kullanılarak ya da tehdide başvurularak işlenirse, failler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Eğer fiil, aralarından biri silahlı en az üç kişi tarafından birlikte işlenirse, failler hakkında beş yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Özel radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin suçlar(1)
Madde 149/A- (Yeniden düzenleme: 15/7/2003-4928/4 md.; Mülga: 2/1/2017-KHK-
687/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7076/10 md.)
Toplantı heyetlerine karşı suçlar:
Madde 150 – 51 inci maddede yazılı heyeti kurmıyan veya haber vermiyen toplantı tertipçileri ve mezkür maddede yazılı görevleri yapmıyan heyet üyeleri (…)(2) üç aya kadar hapis cezasiyle cezalandırılırlar.(2)
Yasak propaganda:
Madde 151 – (Değişik : 23/1/2008-5728/300 md.)
Oy verme gününden önceki günün saat 18.00’inden sonra ve oy verme gününde umumi veya umuma açık yerlerde seçim propagandası için toplantı veya propaganda yapanlar veya bu maksatla yayınlarda bulunanlar veya ne suretle olursa olsun seçimin düzenini bozabilecek veya oy vermenin tam bir serbestlikle yapılmasına tesir edebilecek mahiyette söz, yazı veya sair suretlerle propaganda yapanlar veya asılsız şayialar çıkaranlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
——————————
Bu madde başlığı “Özel Radyo ve Televizyon Yayınlarına İlişkin Suçlar” iken, 15/7/2003 tarihli ve 4928 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 299 uncu maddesiyle; bu yer alan “on beş günden” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
3670-1
(Değişik ikinci fıkra: 8/4/2010-5980/26 md.) Bu Kanunun 58 inci maddesinin birinci fıkrası ile 60 ve 61 inci maddelerinde yazılı yasaklara aykırı hareket edenler, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Haksız oy temini:
Madde 152 – (Değişik birinci fıkra: 10/6/1983-2839/50 md.) Her kim kendisine veya başkasına oy veya tercih işareti verilmesi veya verilmemesi için bir veya birkaç seçmene menfaat, sair kıymetler teklif ve vadeder veya verir, yahut resmi, umumi vazifeler veya hususi hizmet ve menfaatler vait veya temin ederse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Verilen, vait veya temin edilen menfaatler seçmenin seyahat, yemek, içki ve nakil masrafları veya hizmetlerinin mukabili olarak gösterilse dahi hüküm aynıdır.
Yukarda yazılı para, menfaat, vait veya hizmetleri kabul eden seçmen dahi aynı ceza ile cezalandırılır.
Bu fiilleri, tehdit veya cebir veya şiddet kullanarak işliyenler hakkında ceza, bir misli artırılarak hükmedilir.
Oy kullanmaya engel olmak:(1)
Madde 153 – (Değişik: 10/6/1983-2839/51 md.)
Yukarıdaki maddede yazılı maksatlar için, o maddede yazılı suretlerle seçmenleri toplayanlar ve bir köy veya bir mahalleden veya bir meskün mahalden veya sair yerlerden sandık yerine gelmelerini menedenler hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.
Bu fiiller memuriyet nüfuzunun veya sıfatının veya herhangi bir kimsenin haiz bulunduğu selahiyetin suiistimali suretiyle işlendiği takdirde, verilecek hapis cezası iki yıldan az olamaz.
(Ek fıkra: 8/4/2010-5980/27 md.) Seçim günü, sandık seçmen listesinde kayıtlı olan seçmenin, sandığın konulduğu bina, yapı veya bunların müştemilatına girmesine veya oy kullanmasına, kanuna aykırı biçimde engel olan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(1)
(Ek fıkra: 8/4/2010-5980/27 md.) O seçim çevresinde yapılan seçimlerde, oy kullanma hakkına sahip olan bir seçmenin, oy kullanmaya gitmesine veya sandığın konulduğu bina, yapı veya bunların müştemilatına girmesine veya oy kullanmasına engel olmak amacıyla, tehdit veya cebir veya şiddet kullanan kimse, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiillerin birden fazla seçmene karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.(1)
——————————
13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (f) bendiyle, bu maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “sandık alanına” ibareleri “sandığın konulduğu bina, yapı veya bunla-rın müştemilatına” şeklinde değiştirilmiştir.
3670-2
3671
Adaylık hükümlerine aykırı hareketler ve propaganda yapamayacak olanlar:
Madde 154 – (Değişik : 23/1/2008-5728/301 md.)
Özel kanunların adaylık koyma hususunda kabul ettiği esas ve şekillere uymaksızın adaylıklarını koyan memurlar ve yargıçlarla, adaylığını koymak için ordudan ayrılma isteğinde bulunmuş ve bu istekleri kabul edilmiş olmasına rağmen herhangi bir sebeple görevinden fiilen ayrılmadan veya resmi elbisesiyle propaganda yapan veya bu mahiyette herhangi bir harekette bulunan subaylar, askerî memurlar ve astsubaylar yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır.
Yargıç ve yargıç sınıfından sayılanlarla, askerî şahıslar ve bu Kanunun 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı memur ve hizmetlilerin özel kanunlarına göre ilan olunan seçimin başlangıç tarihinden oy vermenin sona ermesine kadar bir siyasi parti veya bağımsız adayların leh veya aleyhinde propaganda yapmaları veya herhangi bir suretle telkin ve tesirde bulunmaları halinde, fiili daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
63 üncü maddede belirtilen yasaklara uymayanlar altı aydan bir seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Başbakan ve bakanların yasaklara uymamaları:
Madde 155 – (Değişik : 23/1/2008-5728/302 md.)
64, 65 ve 66 ncı maddelerde yazılı yasaklara uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Sair propaganda suçları:
Madde 156 – (Değişik : 23/1/2008-5728/303 md.)
Bu Kanunda ayrıca ceza hükmüne bağlanmayan ve Kanun hükümlerine aykırı olan sair propagandaların failleri hakkında Kabahatler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrası uygulanır.
Matbua ve ilanların tahribi:
Madde 157 – (Değişik: 10/6/1983-2839/52 md.)
Seçim propaganda matbualarının, yayınlanmasına veya ilanına mani olanlar veya bunları tahrip edenler üç aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Sandık düzeni ve oy verme ile ilişkin suçlar:
Madde 158 – (Değişik : 23/1/2008-5728/304 md.)
Sandık başında bu Kanuna göre oy verme yönünden kendisine yükletilmiş olan ödevleri ihtara rağmen yapmayan seçmenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Sandık başında müdahale ve ihtara riayetsizlik:
Madde 159 – (Değişik : 23/1/2008-5728/305 md.)
Oyunu kullandıktan sonra ihtara rağmen sandık başından ayrılmayan veya herhangi bir müdahale telkin veya tavsiyede bulunan veya bunlara teşebbüs eden kimse üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3672
Seçmen olmayanların oy vermesi:
Madde 160 – (Değişik : 23/1/2008-5728/306 md.)
Her kim oy verme sırasında seçme yeterliği olmadığını bildiği halde oy vermeye teşebbüs eder veya verirse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Başkasının adını taşıyarak oy vermeye teşebbüs eden veya veren üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(Değişik üçüncü fıkra: 13/3/2008-5749/12 md.) Mükerrer oy vermeye teşebbüs eden veya veren kimse hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.
Oy sandığı üzerinde suçlar:
Madde 161 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 23/1/2008-5728/307 md.)Usulüne aykırı olarak veya yetkisi olmadığı halde her ne sebep ve maksatla olursa olsun oy sandığının yerini değiştirenler, yerinden kaldıranlar, oy sandığını açan, çalan veya tahrip eden veya içindeki veya içinden çıkan oy zarflarını alan, çalan veya değiştiren kimse üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu fiil ve hareketler, cebir veya şiddet veya hileyle işlendiği takdirde hükmedilecek ceza bir misli artırılarak hükmolunur.
Siyasi partilerle bağımsız adayların oy puslaları üzerinde işlenecek suçlar
Madde 162 – (Değişik: 10/6/1983-2839/56 md.) Siyasi partilerin veya bağımsız adayların oy pusulalarını veya seçime müteallik her türlü evrakı zapt veya imha eden veya bozan veya oy verme yerine götürülmelerine veya dağıtılmalarına mani olanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar.
Bu filler cebir veya şiddet veya tehdit veya hile ile veya içlerinden biri silahlı olan birden fazla kimseler tarafından veyahut meskene veya siyasi parti binalarına her ne suretle olursa olsun girerek işlenirse bu maddede yazılı cezalar bir misli eklenerek hükmolunur.
Bu fiiller resmi sıfatı haiz olanlar tarafından işlendiği takdirde yukarıki fıkrada yazılı ceza verilir.
Kurul başkan ve üyelerinin seçim işlerini bozması:
Madde 163 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 23/1/2008-5728/308 md.)Seçim kurulları başkan ve üyelerinden herhangi biri kanuna aykırı hareketleriyle seçim muamelelerinin yapılmasını ve oy verilmesini kısmen veya tamamen imkânsız kılar yahut seçimlerin butlanına bilerek sebebiyet verirse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bunlar seçim neticelerini ilan etmezler, tutanağı asmazlar veya kanunen vermeye mecbur oldukları tutanak suretlerini vermezlerse aynı ceza ile cezalandırılırlar.
Oy Verme Sonucuna Tesir Edecek Haller:
Madde 164 – (Değişik: 23/1/2008-5728/309 md.)
Her kim, sandık başında seçmenlerin imzalarını koydukları sandık seçmen listesine gelmeyenler adına sahte imza atmak, mühür koymak veya parmak basmak gibi hileli bir hareket ile sandığa oy atar veya attırır ise üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.
Bu fiil sandık başkan ve üyeleri ile resmi memurlar tarafından işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkrada yazılı cezaya yarısı eklenerek hükmolunur.
3673
Her kim, herhangi bir şekilde seçimin neticesini tağyir eder veya ettirir veya seçim tutanaklarını tamamen veya kısmen sahte olarak tanzim veya tahrif eder veya ettirirse, beş yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkrada yazılı fiil ve hareketler, kurul başkan ve üyeleri ve resmi memurlar tarafından işlendiği takdirde haklarında verilecek ceza beş yıldan on yıla kadar hapistir.
(Mülga birinci paragraf: 13/3/2008-5749/15 md.)
Her kim, kurulları, üçüncü fıkrada yazılı fiilleri işlemeye, herhangi bir suretle icbar ederse üçüncü fıkrada yazılı ceza üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur.
Eğer bu fiil kurul mensuplarına herhangi bir suretle menfaat temini veya vaadi suretiyle meydana gelmiş ise, kurul mensuplarıyla menfaat temin veya vadedenler hakkında dördüncü fıkrada yazılı ceza üçte birden yarısına kadar eklenerek hükmolunur.
İtirazları ve şikayetleri kabul etmemek:
Madde 165 – (Değişik: 23/1/2008-5728/310 md.)
Bu Kanunla kendilerine şikâyet ve itiraz yetkisi tanınanların bu yoldaki müracaatlarını tutanağa geçirmeye mecbur oldukları ahvalde tutanağa geçirmeyi reddeden kurul başkan ve üyeleri bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Kötü niyetle itiraz:
Madde 166 – (Değişik: 23/1/2008-5728/311 md.)
Seçim sonunda seçilenlere verilen tutanaklara veya seçilenlerin yeterliğine makbul bir sebep olmaksızın ve kötü niyetle itiraz edenlere, itirazı reddeden merciin ihbarı üzerine bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
Kötü niyetle şikayet:
Madde 167 – Oy vermenin yolunda cereyanını veya seçim kurullarının vazifelerini selametle görmelerini yahut sayım neticelerini geciktirmek gibi kötü niyetle şikayet ve itirazda bulunanlar hakkında yukarıki madde hükmü uygulanır.
Çeşitli hükümler:
Madde 168 – (Değişik: 10/6/1983-2839/58 md.)
Kurullarca düzenlenen ve oy verme ve seçim neticelerini gösteren tutanakların asılı suretlerini yırtan, bozan, kaldıran kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
Resmi makamların bildirilerine karşı işlenen suçlar:
Madde 169 – (Değişik: 10/6/1983-2839/59 md.)
Her kim, seçim muamelelerine ait olmak üzere mercileri tarafından yayınlanan beyanname ve tebliğlerin, ilan ve asılmasına mani olur veya bunları yırtar veya bozar veya kaldırırsa üç aydan altı aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
İçki yasağına aykırı hareketler:
Madde 170 – (Değişik: 10/6/1983-2839/60 md.)
Oy verme günü, oy verme müddetince, umuma açık yerlerde ispirtolu içki verenler, satanlar veya içenler veya herhangi bir suretle açık veya kapalı şişelerde ispirtolu içki satanlar veya alanlar üç aydan altı aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar.
3674
Silah taşıyanlar:
Madde 171 – (Değişik: 23/1/2008-5728/312 md.)
79 uncu maddenin koyduğu silâh taşıma yasağına aykırı hareket edenler hakkında, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezasına hükmolunur. Fiilin diğer kanunlara göre daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturması halinde, bu kanunlara göre verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
Kovuşturma usullerine aykırı hareket
Madde 172 – Kovuşturma ve soruşturma usullerini gösteren maddedeki yasaklara aykırı hareket edenler hakkında altı aydan bir seneye kadar hapis cezası hükmolunur.
SEKİZİNCİ BÖLÜM(1)
Soruşturma ve Kovuşturma Usul ve Şekilleri
Soruşturma ve kovuşturma zamanı(2)
Madde 173 – (Değişik: 23/1/2008-5728/313 md.)
Seçim işleriyle görevlendirilenlerin oy verme günü ile bundan önceki yirmi dört saat içinde işledikleri bu Kanunda yazılı seçim suçlarından ötürü bağlı bulundukları kurullarca düzenlenmesi gereken seçim tutanaklarının tanzim edildiğinin ertesi günü soruşturma başlatılır.
Bu süre içinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla asliye ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hali, infazı gerektiren hükümler ve merciinden verilmiş tutuklama kararı veya yakalama emri dışında başka hiçbir sebepten dolayı bir seçmen hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılamaz ve oy verme günü ile ondan önceki üç gün içerisinde seçmenin hürriyetini ve oy verme imkânını kaldıracak veya tahdid edecek idarî ve malî hiçbir tedbir alınamaz.
Genel hükümlerin uygulanması:
Madde 174 – (Değişik: 23/1/2008-5728/314 md.)
Bu Kanunda yazılı suçlardan birini işleyenler veya bu Kanunun uygulanmasına taalluk edip de genel hükümlere göre cezalandırılmaları gerekenlerin sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun haklarında umumi hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılır.
Valiler hakkındaki soruşturma Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili; kovuşturma ise Yargıtayın ilgili ceza dairesi tarafından umumi hükümlere göre yapılır.
——————————
Bu bölüm başlığı “Kovuşturma Usul ve Şekilleri” iken, 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 313 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Bu madde başlığı “Kovuşturma ve soruşturma zamanı:” iken, 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kan unun 313 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
3675
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı soruşturmayı Yargıtay Cumhuriyet savcılarına da yaptırabilir. Ancak, kamu davasını açmak veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermek yetkisi Cumhuriyet Başsavcısına aittir.
Soruşturma sırasında Başsavcı tarafından istenilen yakalama emri, tutuklama, tahliye, elkoyma ve aramaya Yargıtay ilgili ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı yapılan itirazları ise, numara itibariyle izleyen ceza dairesi inceler. Son numaralı daire başkanının kararı söz konusu ise, itirazları inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesine aittir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı, soruşturma konusu suçun en ağırına bakmakla görevli ceza dairesini numara itibariyle izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Soruşturma konusu suç, son numaralı ceza dairesinin görevine giriyorsa, itirazı inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir.
Kaymakamlar hakkında soruşturma yapmaya ve kamu davası açmaya il Cumhuriyet başsavcısı veya başsavcıvekili ve kovuşturma yapmaya il ağır ceza mahkemesi yetkilidir.
Hâkimler ve Savcılar Kanunu hükümleri mahfuzdur.
İlgili kimseler ve siyasi partiler, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince kamu davasına katılabilirler.
İdarî para cezasına karar verme yetkisi(1)
Madde 175 – (Değişik: 23/1/2008-5728/315 md.)
Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir.
Seçim zamanında cevap hakkı:
Madde 176 – Seçim süresi içinde özel ve tüzel kişilerin haysiyet ve şerefine dokunan veya menfaatini bozan yahut kendileriyle ilgili hakikate aykırı hareketler, düşünceler ve sözler izafesi suretiyle açık veya kapalı şekilde bir mevkutede yapılan yayından dolayı o özel ve tüzel kişiler 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununun 14 üncü maddesine göre cevap vermek veya düzeltme istemek hakkına sahiptirler.(2)
Özel ve tüzel kişiler cevap ve düzeltmeyi bulundukları yerin sulh yargıcına da verebilirler. Ücretini öderlerse metin telgrafla da bildirilir.
Ancak oy verme gününden önceki 7 nci günden sonra sulh yargıcının kararı ile yetinilir.
Yukardaki fıkralara riayet etmiyenler hakkında Basın Kanununun hükümleri uygulanır.
——————————
Bu madde başlığı “Kovuşturma usulü:” iken, 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 315 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 316 ncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “5680 sayılı kanunun 143 sayılı kanunla değiştirilen 19 uncu” ibaresi “9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununun 14 üncü” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
3676
Kurulda görevli yargıcın bakamıyacağı davalar:
Madde 177 – İl ve ilçe seçim kurulu başkan ve üyeliklerini yapan yargıçlar kendi çevreleri içinde vukua gelecek seçim suçlarına mütaallik davalara bakamazlar.
Aynı mahalde bu davaları görecek başka yargıçlar bulunmaması veya mahkemenin teşekkül edememesi halinde mezkür davalara bu mahalle en yakın yargı çevresinde bulunan aynı derecedeki mahkeme veya vazifeli yargıç tarafından bakılır.
Tutanakların delil kıymeti:
Madde 178 – (Mülga: 23/1/2008-5728/578 md.)
Seçim suçu:
Madde 179 – Bu kanuna göre seçim suçundan maksat, seçim işlerinde bu kanun hükümleri uyarınca görevlendirilmiş bulunan kimselerin bu görevleri dolayısiyle işlemiş oldukları fiil ve hareketlerle her kim tarafından işlenirse işlensin bu kanuna aykırı bulunan fiil ve hareketlerdir.
Dava süresi:
Madde 180 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
(Değişik: 10/6/1983-2839/61 md.) Seçim suçlarından doğan kamu davası, seçimin bittiği tarihten itibaren altı ay içinde açılmadığı takdirde kovuşturma yapılamaz.(1)
Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda izin veya kararın alınması için yapılan müracaat tarihi ile izin veya kararın verildiği tarih arasında geçen süre dava süresi hesabına katılmaz. Ancak, bu süre üç ayı geçemez.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Seçim giderleri:(2)
Madde 181 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Yüksek Seçim Kurulu (…)(2) giderleri ile her türlü seçim işleri giderleri genel bütçeden ödenir. Bunun için gerekli ödenek Adalet Bakanlığı Bütçesi içindeki ayrı bir programda gösterilir.(2)
Bu ödeneğin harcanmasında, birinci derecede ita amiri, Yüksek Seçim Kurulu Başkanıdır. Başkan, yetkilerinin bir kısmını devredebilir.(2)
Seçim işleri için mahallerinde yapılması gereken her türlü harcamaların ita amiri il ve ilçe seçim kurulları başkanlarıdır.
——————————
4/7/2012 tarihli ve 6353 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “iki yıl” ibaresi “altı ay” şeklinde değiştirilmiştir.
30/11/2017 tarihli ve 7062 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “ve Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Seçmen Kütüğü Genel Müdürüne devredebilir, Genel Müdürün de diğer görevlilere devretmesine izin verebilir.” ibaresi “devredebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.
3677
Ödenecek ücretler:
Madde 182 – (Değişik: 10/9/1987-3403/3 md.)
(Değişik: 26/8/1999-4448/3 md.) Seçim Kurulu Başkan ve üyeleri ile bu Kanun gereğince görevlendirileceklere ve bu işlerde mesai saatleri içinde ve dışında çalıştırılacak memur ve hizmetlilere,siyasi parti temsilcilerine ve hariçten alınarak çalıştırılacaklara ödenecek gündelikler, gündelik miktarı 600 (altıyüz) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçmemek üzere, Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.(Ekcümle: 13/3/2008-5749/13 md.) Bakanlar Kurulu bu rakamı Yüksek Seçim Kurulunun görüşünü alarak, dört katına kadar artırmaya yetkilidir. Bu ödemeler herhangi bir vergiye tabi tutulmaz. (Ek cümle: 25/4/2018-7140/8 md.) Yüksek Seçim Kurulu, yurt dışında görev yapan-lara dört katına kadar gündelik ödenmesine karar verebilir. (1)
Bulundukları yerin haricinde bir mahalle gönderileceklerin yol masrafları Harcırah Kanunu hükümlerine göre verilir.
Satın alma ve avans:
Madde 183 – (Değişik: 17/5/1979-2234/1 md.)
Bu Kanun gereğince yapılacak işler için lüzumlu satın alma ve kiralama işleri 2490 sayılı Kanuna tabi olmaksızın yapılabilir. İlan zorunlu değildir.
Her çeşit seçim giderleri için il ve ilçe adalet daireleri mutemetlerine il ve ilçe seçim kurulları başkanlarının tasvibi ile ayrıca yüzbin liraya kadar avans verilebilir. Bu had içinde kalmak üzere mahsup edilen miktara kadar yeniden avans verilebilir.
Yüksek Seçim Kurulu, gerekli gördüğü ahvalde avans miktarını artırabilir.
(Ek: 23/5/1987-3377/5 md.) Bu Kanun gereğince yapılacak işler için lüzumlu her türlü satın alma, hizmet, yapım, kiralama ve taşıma işleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa tabi olmaksızın yapılabilir. İlan zorunlu değildir.
Seçim eşyasının muhafazası:
Madde 184 – İl, ilçe ve sandık kurullarına ait mühürler, seçim işlemlerine taallük eden tutanaklar, matbu defterler veya sair evrak il, ilçe adalet daireleri emanet memurluklarında ve oy sandıklariyle kapalı oy verme yerlerinin eşya ve malzemesi köylerde muhtarlıklarca ve kasaba ve şehirlerde belediyelerce muhafaza olunur.
Muaflık:
Madde 185 – Bu kanunun uygulanmasında, yapılacak müracaatlara ait her türlü evrak ve vesikalar ile kurullarca verilecek kararlar resim ve harçtan muaftır.
——————————
23/6/2008 tarihli ve 2008/13851 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile; bu fıkradaki gündelik miktarının hesaplanmasında dikkate alınan 600 (altıyüz) gösterge rakamının Yüksek Seçim Kurulu Başkan ve üyeleri için 2000 (ikibin)’e, diğerleri için 1000 (bin)’e yükseltilmesi hüküm altına alınmıştır.
3678
Siyasi partilerin kağıt ihtiyacı:
Madde 186 – Siyasi partiler oy pusulası ve propaganda işleri için ihtiyaç duydukları kağıdı Devlet fabrikalarından veya Devlet sermayesinin iştiraki olan fabrikalardan temin etmek isterlerse bedeli kendileri tarafından ödenmek şartiyle Yüksek Seçim Kurulu, partilerin bu isteklerini yerine getirir.
Yüksek Seçim Kurulunun bu konuda , resmi makamlar ve fabrikalar nezdinde, yapacağı talepler süratle ve her şeye tercihli olarak yerine getirilir.
Yüksek Seçim Kurulunca Yapılacak İşlemler:
Ek Madde 1 – (Ek: 13/2/1965-533/10 md.; Değişik: 24/3/1973-1700/1 md.)
Yüksek Seçim Kurulu tarafından, Türkiye Radyoları vasıtasiyle, haber yayınları saatinde veya başka uygun saatlerde yayımlanacak bildirilerle; vatandaşın ilgisi uyandırılmak ve kendisine seçmen olmanın görev ve yetkileri hatırlatılmak suretiyle; daimi seçmen kütüklerinin düzenlenmesi, ilk sayım ve yazım işlerinin yapılması, yeniden yapılacak yazım işlemleri, denetlemeler, sandık seçmen listelerinin düzenlenmesi, askıya çıkarılması ve askıdan indirilmesi, itiraz ve ilave kayıt işlemlerinin ne şekilde yapılacağı, seçmen kartlarının dağıtılması ve oy verme konusunda yapılacak işlemler, sair lüzum görülen hususlarla birlikte, süreler de belirtilerek duyurulur.
Ayrıca, il ve ilçe seçim kurulları tarafından alışılmış yayın araçları ile, halkın ilgisini uyandıracak aynı nitelikteki bildirilerle keyfiyet ilan olunur.
Yüksek Seçim Kurulunun ve il seçim kurullarının bu konudaki her türlü bildirilerinden Türkiye Radyolarınca ücret alınmaz.
Her seçmenin, kütüklere ve bunlara uygun olarak sandık seçmen listelerine eksiksiz geçmesi seçmen kartlarının dağıtılmasının tam yapılması, ilkesine uygun olarak, Yüksek Seçim Kurulu, her konuda yapılacak işlemleri, yayımlayacağı genelgelerle gösterir. İl ve ilçe seçim kurulu başkanları da, bu ilke ve Yüksek Seçim Kurulunun genelgeleri doğrultusunda, bölgelerindeki görevlilerin eğitimini ve görevlerini yapmalarını sağlarlar.
Ek Madde 2 – (Ek: 14/7/1965-656/14 md.)
Yüksek Seçim Kurulunca kanun hükmünce radyolarla yayınlanması zorunlu olan veya gerekli görülen her türlü konularda ve il seçim kurulları tarafından kanun hükmünce kendi illeri radyolarında yayınlanması zorunlu olan veya gerekli görülen konularda, yapılacak radyo yayınlarından, Türkiye’de yayın yapan radyolarda ücret alınmaz.
Ek Madde 3 – (Ek: 14/7/1965-656/14 md.)
Yüksek Seçim Kurulunca gerekli gösterilecek ilçe ve seçimlerde, seçimlerin başlangıcından ilçe birleştirme tutanağının düzenlenmesine kadar, ilçe seçim kurulu başkanlarının esas hakimlik görevleri, hakimin tayin edeceği ölçü ve şekilde tamamen veya kısmen, Yüksek Hakimler Kurulunca, yetki verilecek başka hakimlere gördürülür.
3679
Ek Madde 4 – (Ek: 17/5/1979-2234/2 md.)
Yüksek Seçim Kurulu, zorunlu gördüğü takdirde, adaylığa müracaat tarihi, müracaatların incelenmesi, adaylığa karşı itiraz, itirazların karara bağlanması, adayların geçici ve kesin ilanı gibi seçim işlemleri için bu Kanunda veya başka kanunlarda öngörülen tarihleri ve süreleri değiştirebilir. Yüksek Seçim Kurulu bu kararını gerekçesiyle birlikte derhal ilan eder. Şu kadar ki, süre ve tarihlerde değişiklik yapma yetkisi, siyasi partilerce gösterilecek adaylar hakkında kullanılamaz.
Ek Madde 5 – (Ek: 28/3/1986-3270/25 md.)
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halk oyuna sunulmasında kullanılacak olan oy pusulalarının şekli; oy verme, oyların sayım ve dökümü, geçersiz oyların tespiti, sonuçların tutanağa geçirilmesi, ilçe, il ve Yüksek Seçim Kurulunca yapılacak birleştirme işlemleri; halk oyuna sunulan kanunla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluk ve azınlık görüşleri ile Cumhurbaşkanının görüşünün ve halk oyu sonuçlarının Türkiye Radyo ve Televizyonları aracılığı ile seçmenlere açıklanması ilkeleri bu Kanunda yer alan benzer hükümler dikkate alınarak Yüksek Seçim Kurulunca tespit ve ilan edilir.
Ek Madde 6 – (Ek: 19/2/1987-3330/7 md.)
Milli Bayramlar, kurtuluş günleri, Cumhurbaşkanının karşılanması ve uğurlanması ile yabancı Devlet ve Hükümet Başkanlarının ve bakanların resmen ülkemizi ziyaretleri sebebiyle yapılacak karşılama, ağırlama ve uğurlama, adli yıl ile üniversitelerin, uluslararası toplantı ve fuarların açılış törenlerinde ve tabii afet hallerinde bu Kanunda yer alan yasaklar uygulanmaz.
Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde 62 nci maddede sayılan bütün daire, teşekkül ve müesseselerle Bankalar Kanununa tabi teşekküllerin kanun veya bir idari tasarruf gereği yapacakları mutad ticari, iktisadi ve pazarlama faaliyetleri, vatandaşın oyuna tesir etmek maksadına müteveccih olmadıkça, 63 ve 64 üncü maddelerde belirtilen yasak hükümleri uygulanmaz.
Ek Madde 7 – (Ek: 15/3/1990-3617/1 md.)
Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile Subay ve Astsubaylar hariç olmak üzere; milletvekili ve mahalli idareler genel ve ara seçimlerinde aday ve aday adayı olan Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, adaylığı veya seçimi kaybetmeleri halinde, Yüksek Seçim Kurulunca seçim sonuçlarının ilanını takip eden bir ay içinde müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.(1)
——————————
Bu maddede geçen “Subay, Astsubaylar hariç olmak üzere” ibaresi, 22/12/2005 tarihli ve 5435 sayılı Kanunun 47 nci maddesiyle “Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile Subay ve Astsubaylar hariç olmak üzere” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
3680
Ek Madde 8 – (Ek: 13/3/2008-5749/14 md.)
Bu Kanunda ve diğer mevzuatta 298 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin (II) numaralı fıkrasına yapılan atıflar, 94/E maddesine yapılmış sayılır.
Ek Madde 9 – (Ek: 8/4/2010-5980/28 md.)
İlçe seçim kurullarından Yüksek Seçim Kuruluna elektronik ortamda gönderilen sandık ölçekli seçim sonuçlarını, talepleri halinde seçime katılan siyasi parti genel merkezlerinin de eş zamanlı olarak izleyebilmeleri ve aynı formatta bilgisayar ortamında saklayabilmeleri için gerekli her türlü tedbir, Yüksek Seçim Kurulu tarafından alınır. Siyasi parti genel merkezleri bu suretle elde ettikleri seçim sonuçlarını, Yüksek Seçim Kurulunca belirlenen süre bitimine kadar kendi teşkilatlarına veya üçüncü şahıslara gönderemez ve kamuoyuna açıklayamaz.
Yüksek Seçim Kurulu, siyasi parti genel merkezlerinin kullanımına açılacak veri tabanları ile ilgili her türlü güvenlik tedbirlerini de alır.
ONUNCU BÖLÜM
Geçici Hükümler
Geçici Madde 1 – Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren:
Üç gün içinde Yüksek Seçim Kurulu teşekkül eder.
Yedi gün içinde il ve ilçe seçim kurulları teşkil olunur.
Bundan sonra, kütüklere dair hükümler dairesinde işleme devam olunur.
Geçici Madde 2 – İçişleri Bakanlığı bütçesinin 418 inci bölümündeki seçmen kütük ve kartlarının düzenlenme giderleri ödeneği olan 1 500 000 lira, Adalet Bakanlığı bütçesinin 420 nci bölümüne aktarılır ve eklenir.
Geçici Madde 3 – Bu kanunun 19 uncu ve 23 üncü maddelerindeki, siyasi partilerin onbeş il çevresinde il ve ilçe teşkilatı kurmuş olmaları hükmü saklı kalmak şartiyle, bu teşkilatı altı aydan beri kurmuş ve ilk genel kurul toplantısını yapmış bulunmak kayıtları, bu Kanunun yayınlanmasından sonra yapılacak her türlü seçimlerde bir defaya mahsus olmak üzere aranmaz.
Geçici Madde 4 – 157 sayılı kanunun 2 nci ve 18 inci maddelerine göre, Anayasanın halkoyuna sunulmasında, bu kanun hükümleri uygulanır.
Geçici Madde 5 – (Ek: 16/8/1961-347/1 md; Mülga: 27/10/1988-3488/1 md)
Geçici Madde 6 – (Ek: 16/8/1961-347/1 md; Mülga: 27/10/1988-3488/1 md)
Geçici Madde 7 – (Ek: 16/8/1961-347/1 md; Mülga: 27/10/1988-3488/1 md)
Geçici Madde 8 – (Ek: 16/8/1961-347/1 md; Mülga: 27/10/1988-3488/1 md)
Geçici Madde 9 – (Ek: 16/8/1961-347/1 md; Mülga: 27/10/1988-3488/1 md)
Geçici Madde 10 – (Ek: 16/8/1961-347/1 md; Mülga: 27/10/1988-3488/1 md)
3680-1
Geçici Madde 11 – (24/3/1973-1700/2 md. ile gelen numarasız geçici madde hükmü olup 17/5/1979-2234/2 md. ile numarası teselsül ettirilmiştir.)
29 uncu maddede öngörülen, daimi seçmen kütükleri bürolarında görevlendirilecek personel için gerekli kadrolar alınıncaya kadar, bu bürolarca yapılacak hizmetlerde çalıştırılmak üzere, ilçe seçim kurulu başkanları, 33 üncü maddede yazılı yetkiyi kullanabilirler. Bu takdirde, görevlerin nasıl yürütüleceği Yüksek Seçim Kurulu tarafından belli edilir.
Daimi seçmen kütükleri bürolarında görevlendirilecek şef ve memurlarla ilgili atamaların herhangi bir nedenle tamamlanamamış bulunduğu ilçelerde de, yukarıdaki fıkra, hükmü uygulanabilir.
Geçici Madde 12 – (20/2/1979-2181/1 md. ile gelen numarasız geçici madde hükmü olup 17/5/1979-2234/2 md. ile numarası teselsül ettirilmiştir.)
26/4/1961 tarih ve 298 sayılı Kanunun 24/3/1973 tarih ve 1700 sayılı Kanunla değişik; 35 ve müteakip maddelerine göre bütün Türkiye’de 1979 yılının Mart ve Nisan ayları içinde yapılması gereken seçmen kütüklerinin denetimi bir ay ertelenmiştir. Bu denetim işlemi 1979 yılına münhasır olmak üzere sadece Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme seçimlerinin yapılacağı (C) Grubu illeri ile boşalan Cumhuriyet Senatosu üyelikleri ve milletvekillikleri için ara seçimi yapılacak illerde yapılır.
Geçici Madde 13 – (Ek: 17/5/1979-2234/2 md.)
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görev yapmakta olan Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin görevi 1981 yılı Ocak ayına kadar devam eder. 1980 yılının Aralık ayının ilk haftasında Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından ad çekme ile 3’er üye ayrılır. Ad çekme, Yüksek Seçim Kurulu huzurunda, kurul başkanı tarafından yapılır. Başkan ve başkanvekili bu ad çekmeye girmezler.
1981 Ocak ayının ilk haftasında, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarında, ad çekme sonucunda boşalan 3’er üyelik için seçim yapılır.
Geri kalan üyeliklerin seçimi 1983 Ocak ayında yenilenir.
Geçici Madde 14 – (Ek: 17/5/1979-2234/2 md.)
Bu Kanunun yürürlüğe girmesini takip eden bir aylık sürenin son haftasında, 15 inci maddede yazılı usulle il seçim kurulları, 18 ve 19 uncu maddelerde yazılı usulle ilçe seçim kurulları kurulur. Bu kurulların yenilenmesi, bu Kanunun yürürlüğe girmesini takip eden Ocak ayından bir yıl sonraki Ocak ayının son haftasında yapılır.
Geçici Madde 15 – (Ek: 17/5/1979-2234/2 md.)
24/3/1973 tarihli ve 1700 sayılı Kanunla değiştirilen 298 sayılı Kanunun 28 ve müteakip maddelerine göre, kadroları Adalet Bakanlığına bağlı daimi seçmen kütüğü bürolarında çalışan personelden, kadrolarıyla birlikte Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğüne geçmeleri Genel Müdürlükçe uygun görülmeyenler, Adalet Bakanlığınca başka görevlere atanırlar ve kadroları iptal edilir.
3680-2
Geçici Madde 16 – (Ek: 17/5/1979-2234/2 md.)
İlk yazım, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra gelen altmışıncı günü takibeden ilk pazar günü yapılır.
Bu yazımda elde edilen bilgiler, ilgili ilçe seçim kurullarında liste haline getirilerek bu listeler ilçe seçim kurulu başkanlıklarında saklanır; geçici 17 nci maddenin uygulanmasında bu listelerde yazılı bilgiler esas alınır.
Geçici Madde 17 – (Ek: 17/5/1979-2234/2 md.)
Bu Kanun hükümleri gereğince Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenecek seçmen kütüğünün ve bu kütüğe uygun olarak yayınlanacak sandık seçmen listelerinin hazırlanıp yayınlanmasında; 14 Ekim 1979 tarihinde Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme, Cumhuriyet Senatosu üyeliği ile Milletvekili ara seçimleri yapılacak illere ve ilk sandık seçmen listelerinin yayınlanmasına kadar geçecek süre içinde mahalli idareler seçimleri yapılacak seçim çevrelerine öncelik verilir.
İlk yazım ve birinci bentte belirtilen seçimlerin yapılma tarihlerine göre; bu seçimlerin yapılacağı seçim çevrelerine ait kütük ve sandık seçmen listelerinin zaman darlığı sebebiyle Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünce hazırlanıp yayınlanmasına ve yapılacak bu seçimlere yetiştirilmesine imkan olmadığının Yüksek Seçim Kurulunca tespit edilmesi halinde:
14 Ekim 1979 tarihinde yapılacak Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme, Cumhuriyet Senatosu üyeliği ve milletvekili ara seçimlerinde, ilçe seçmen kütüğü bürolarının geçici 16 ncı maddeye göre yapılan ilk yazımla elde edilen bilgilerden çıkardığı listelere göre hazırlanacak sandık seçmen listeleri kullanılır.
Bu şekilde hazırlanan sandık seçmen listeleri, listelerin hazırlanmasından sonra bu illere bağlı bütün seçim çevrelerinde yapılacak mahalli idareler seçimleri içinde geçerlidir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten yukarıda (a) fıkrasında belirtilen şekilde sandık seçmen listelerinin hazırlanmasına kadar geçecek süre içinde, bütün seçim çevrelerinde yapılacak; belediye başkanlığı, belediye ve il genel meclisi üyelikleri, köy ve mahalle muhtarlıkları, ihtiyar heyeti ve meclisi üyelikleri seçimlerinde kullanılacak sandık seçmen listelerinin tanzim esaslarıyla, (a) fıkrasında yer alan ve ilk yazımla elde edilen bilgileri kapsayan listelerin düzenlenmesine, askıya çıkarılmasına ve askıdan indirilmesine, sandık seçmen listelerine ayrılmasına ve kesinleşmesine, itirazların süre ve şekillerine dair esasları Yüksek Seçim Kurulu tespit ve ilan eder.
3681
Geçici Madde 18 – (Ek: 19/2/1987-3330/8 md.)
Bu Kanunun 28 inci maddesinde tanımlanan seçmen kütüğü tam olarak oluşturulup işlerlik kazanıncaya kadar yapılacak seçimlerde ve halk oylamalarında kullanılacak seçmen kütüklerinin düzenlenmesi; kütüğe yazılma, muhtarlık bölgesi askı listelerinin düzenlenmesi, askıya çıkarılması, askı süresi, sandık seçmen listelerinin ayrılması, kesinleşmesi ve kütüğün güncelleştirilmesi esas ve ilkeler ile listelere itiraz yöntemleri ve süreleri, seçimlerin özellikleri gözetilmek suretiyle, Yüksek Seçim Kurulunca tespit ve ilan edilir.
Geçici Madde 19 – (Ek: 19/2/1987-3330/8 md.)
Yüksek Seçim Kuruluna 1985 Ocak ayında seçilenlerin yerine Ocak 1990 tarihinde yenileme seçimi yapılır.
Geçici Madde 20 – (Ek: 5/6/1997-4265/3 md.)
Yüksek Seçim Kuruluna 1993/Ocak ayında seçilenlerin yerine Ocak/2000 tarihinde yenileme seçimi yapılır.
Geçici Madde 21 – (Ek: 26/8/1999-4448/6 md.)
Yüksek Seçim Kuruluna 1993 ve 1996 Ocak ayında Yargıtay ve Danıştay’dan seçilmiş üyeler ile bu üyelerin yerine seçilenler arasından ad çekme ile üçer kişi belirlenir. Başkan ve başkanvekili ad çekmeye girmezler. Belirlenen bu altı üye için 2001 Ocak ayının ikinci yarısında yenileme seçimi yapılır. Diğer beş üye için yenileme seçimleri 2004 Ocak ayında yapılır.
Geçici Madde 22 – (Ek: 11/6/2003-4885/1 md.)
Yüksek Seçim Kurulu; 28 inci maddede tanımlanan bilgisayar ortamında seçmen kütüğü oluşturmanın alt yapısını teşkil eden SEÇSİS Projesi kapsamında, seçmen olan vatandaşları bilgisayar kayıtlarına aktarmasına kadar, 36 ncı maddenin birinci fıkrasında öngörülen genel yazım ve denetleme yapılmaz.
Geçici Madde 23 – (Ek: 9/5/2012-6304/8 md.)
31/12/2016 son tarih olmak üzere milletvekili genel seçimi, cumhurbaşkanlığı seçimi ve halkoylamalarında 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesindeki hükümlerle sınırlı kalınmaksızın Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası esas alınarak veya mevcut bilgilerle Yurt Dışı Seçmen Kütüğü oluşturulabilir.
Ek Geçici Madde 1 – (Ek: 5/4/1983-2812/1 md.)
Anayasaya dayalı olarak hazırlanacak Siyasi Partiler ve Seçim Kanununa göre yapılacak ilk genel seçimlerde; 1/7/1982 tarihli ve 2687 sayılı Kanun gereğince Anayasanın halkoyuna sunulması için hazırlanan seçmen kütükleri, aynı Kanunun ilgili hükümlerine göre güncelleştirilerek kullanılır.
Güncelleştirme işlemi, Anayasa için yapılan halkoylamasına katılmayanların tesbit edilmesinden sonra, kütüklerin muhtarlık bölgesi askı listesi halinde askıya çıkarılması, bu listelerde ismi bulunmayanların ve yanlış yazılanların, başvurmalarına imkan sağlanması, yanlışlıkların düzeltilmesi ve eksiklerin giderilmesi suretiyle yapılır.
3682
Askıya çıkarılma tarihi ve askı süresi ile itirazlar, itiraz belgeleri kütüklerin kesinleşme tarihi, evvelce yazılmamış olanların yeniden ne suretle yazılacağı ve yazılma şartları Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
Kütüklerde ismi bulunmayanlardan, seçmen kütüklerinin kesinleştiği tarihe kadar 21 yaşını bitirmiş olanlar, başvuruları üzerine seçmen kütüklerine kaydedilirler. Nüfus kütüğünde doğduğu ay ve günü belli olmayanlar o yılın son günü doğmuş gibi işleme tabi tutulurlar.
Ek Geçici Madde 2 – (Ek: 5/4/1983-2812/1 md.)
1/7/1982 tarihli ve 2687 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre oy kullanma yeterliğine sahip olup yazım için gelen memurlara kendilerini yazdırmayanlardan, bu Kanun hükümlerine göre kütüklerin askı süresi içinde başvurarak kendilerini kütüğe yazdıranlar hakkında, bu suçtan dolayı takibat yapılmaz, ceza mahkümiyetleri sonuçlarını da kapsamak üzere ortadan kalkar. Ancak tahsil edilmiş para cezaları iade edilmez.
Bu şekilde kütüğe kendilerini yazdıranlar, genel ve ara seçimleri ile mahalli seçimlerde ve halkoylamalarında oy kullanabilirler ve aday olabilirler.
Ek Geçici Madde 3 – (Ek: 5/4/1983-2812/1 md.)
Anayasanın halkoylamasına ilişkin oy verme kütüğünde ve sandık listesinde kaydı ve oy kullanma yeterliği bulunduğu halde hukuki veya fiili herhangi bir mazereti nedeniyle halkoylamasına katılmayan ve süresinde mazeretini ileri sürmeyen veya bu yönde başvuruda bulunduğu halde delil yetersizliği veya süre veya sair sebeplerle başvurusu reddedilenlerden, seçmen kütüklerinin askıdan indirildiği tarihten önce kayıtlı oldukları ilçe seçim kurulu başkanlıklarına başvurarak mazeretlerini tevsik edenler hakkında 24/9/1982 tarihli ve 2707 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yazılı yasaklar uygulanmaz.
Başvuruların incelenmesine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Son Hükümler
Kaldırılan kanunlar:
Madde 187 – 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu ile onu tadil eden 6272, 6428, 7037 ve 7053 sayılı kanunlar yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük:
Madde 188 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütmekle görevli makam:
Madde 189 – Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
3682-1
26/4/1961 TARİHLİ VE 298 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER:
1 – 13/9/1991 tarih ve 455 sayılı KHK’nin Geçici Maddesi:
Geçici Madde – Kadroları ve görev unvanları değişenler veya kaldırılanlar yeni bir kadroya atanıncaya kadar durumlarına uygun işlerde görevlendirilirler ve bu süre içinde eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve diğer haklarını almaya devam ederler.
2 – 8/4/2010 tarihli ve 5980 sayılı Kanunun Geçici Maddesi:
Geçici Madde 1 – Yüksek Seçim Kurulu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk milletvekili genel seçimleri için kullanılacak miktardaki oy verme araç ve gereçlerini bu Kanun hükümlerine göre hazırlatır.
Mevcut oy sandıkları, oy kabinleri veya kullanılamayacak seçim araç ve gereçleri ilgili mevzuat gereğince terkin işlemi yapılarak maliyeye, “Evet” ve “Tercih” mühürleri ise Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğüne devredilir.
Bu Kanun gereğince hazırlanacak oy verme araç ve gereçlerinin alımı veya imali için gerekli ödenek ayrılır.
3682-2
3683-3685
298 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİNİ GÖSTERİR TABLO
Değiştiren
Kanunun/
298 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş
KHK’nin
Tarihi
Numarası
306
—
30/5/1961
347
—
17/8/1961
356
—
29/8/1961
533
—
20/2/1965
656
—
20/7/1965
1700
—
30/3/1973
1783
—
8/7/1973
2181
—
28/2/1979
2234
—
30/5/1979
2812
—
7/4/1983
2839
—
13/6/1983
3270
—
15/4/1986
3330
—
4/3/1987
3377
—
3/6/1987
3403
—
11/9/1987
KHK/290
—
20/10/1987
3420
—
13/4/1988
3488
—
27/10/1988
KHK/455
—
18/9/1991
3959
—
30/12/1993
3969
—
18/2/1994
4125
—
28/10/1995
KHK/572
—
6/6/1997
4265
—
11/6/1997
4381
—
2/8/1998
4448
—
29/8/1999
4609
—
2/12/2000
4885
—
17/6/2003
4928
—
19/7/2003
5435
15, 18, 30, Ek Madde 7
24/12/2005
3686
Değiştiren
Kanunun/
298 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Alman anarşist Louis Lingg, 9 Eylül 1864’te Almanya’nın Mannheim kentinde doğdu. Haymarket Olayı’nda kışkırtıcılık suçlamasıyla yargılandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. İnfazından bir gün önce, 10 Kasım 1887’de hücresinde intihar ederek yaşamına son verdi.
1886’da Chicago’da toplanan Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 8 saatlik iş günü talebiyle 1 Mayıs’ı grev ve eylem günü ilan etti. 1 Mayıs 1886’da yarım milyondan fazla işçi greve katıldı. Grevler sürerken 4 Mayıs 1886’da Chicago’daki Haymarket Meydanı’nda büyük bir gösteri düzenlendi.
Aynı dönemde Kentucky’nin Louisville kentinde 6 binden fazla siyah ve beyaz işçinin birlikte yürüyüş yapması, ırklar arası dayanışmanın önemli bir örneği olarak tarihe geçti.
Haymarket Olayı’nın ardından yüzlerce işçi tutuklandı. Sekiz kişi; Albert R. Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel, Louis Lingg ve Oscar Neebe yargılandı. En gençleri Louis Lingg idi. Oscar Neebe 15 yıl hapse mahkûm edilirken, diğer yedisine idam cezası verildi. Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel idam edildi. Samuel Fielden, Michael Schwab ve Oscar Neebe hapis yattı; 1893’te Illinois Valisi John Peter Altgeld tarafından affedildi.
Lingg, olay sırasında doğrudan bomba atmakla suçlanmadı. Ancak evinde patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler bulunduğu için “kışkırtıcılık” ve “suikasta hazırlık” suçlamaları yöneltildi. Yargılaması ciddi şekilde eleştirildi; delillerin yetersiz olduğu ve kararın tamamen politik amaçlarla verildiği savunuldu. Sanıklar, jüri seçimi dahil, adil yargılanma haklarının ciddi şekilde kısıtlandığı ve yargılamanın siyasi baskılarla şekillendiği yönünde güçlü itirazlar sundu ancak idam kararları engellenemedi.
İdamdan bir gün önce intihar eden Lingg, işçi hareketi içinde direnişin sembolü haline geldi. Onun ve arkadaşlarının mücadelesi, 1 Mayıs’ın tüm dünyada İşçi Bayramı olarak kabul edilmesine doğrudan ilham verdi. 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs günü, tüm dünyada Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olarak ilan edildi.
Acı İntihar
Louis Lingg, dinamit kapsülünü sakladığı sigara büyüklüğünde bir aletle intihar etti. Bu kapsül ağzına konularak ateşlendi; patlama sonucu alt çenesi parçalandı ve yaklaşık 6 saat süren bir acıdan sonra hayatını kaybetti. Hücre duvarına kendi kanıyla “Hoch die Anarchie!” (Yaşasın anarşi!) yazdığı bilinmektedir.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ REKLAM YASAĞI YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Dayanak Amaç
Madde 1 — (Değişik:RG-9/8/2024-32627) Bu Yönetmeliğin amacı; avukatlık mesleğindeki reklam yasağına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 — Bu Yönetmelik; avukatları, avukatlık ortaklıklarını, avukatlık bürolarını, (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) stajyer avukatları ve dava vekillerini kapsar.
Hukuki Dayanak
Madde 3 — Bu Yönetmelik 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 55 inci maddesi gereğince hazırlanmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler Avukatın Mesleki Görüşmeleri, Büroların Yapısı ve Bağımsızlığı
Madde 4 — (Başlığı ile Birlikte Değişik:RG-9/8/2024-32627) 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 51 inci maddesi hükümleri çerçevesinde, müvekkille yapılacak görüşmenin mekân, ortam ve içeriğinin, görüşmenin amacına elverişli, mesleğin saygınlığına yaraşır, reklam yasağını ihlal etmeyecek nitelikte olması gerekir. Görüşmede gizliliğe uyulur.
Bu madde hükümleri müvekkil adaylarıyla yapılacak görüşmelerde de uygulanır.
Avukat büroları; avukatlık hizmetinin bağımsızlığına aykırı olacak şekilde, meslek hizmetleri dışındaki iş ve amaçlara tahsis edilemez.
Bu Yönetmelik kapsamında olanlar, birden fazla büro edinemezler; şube açamazlar. Ülke içinde ve dışında faaliyet yürüten avukatları, avukatlık bürolarını ve avukatlık ortaklıklarını, “irtibat bürosu” veya “çözüm ortakları” gibi kalıcı ve sürekli iş birliği izlenimi yaratacak şekilde adlandıramazlar.
Tabela
Madde 5 — Bu Yönetmelik kapsamında olanlar kullanacakları tabelada; avukatlık (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvanı ile ad ve soyadı, varsa (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) hukuk alanındaki akademik (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvanı, büronun bulunduğu kat ve büro/daire numarası telefon numarası, internet adresi ile e-posta adresi (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) ve kayıtlı e-posta adresi yer alabilir. Tabelada bu Yönetmelikte belirlenenlerin dışında (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvan, deyim, şekil, amblem ile Türkçe dışında yabancı dillerde ifade ve sair şekiller, işaret, resim, fotoğraf ve benzerlerine yer verilemez.
Aynı büroda birlikte çalışma halinde, avukatlardan birinin veya birkaçının adı ve soyadı veya sadece soyadı yanında “avukatlık bürosu” ibaresinin ve avukatlık ortaklığı halinde de; ortaklık sözleşmesinde belirtilen ortaklığın adı ve (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvanı yanında “avukatlık ortaklığı” ibaresinin de yer alması zorunludur.
(Değişik üçüncü fıkra:RG-9/8/2024-32627) Avukatlık bürosunda bir avukat için birden fazla tabela kullanılamaz. Tabela, büronun bulunduğu binanın giriş kapısının yanına, giriş holü veya koridoruna, büro giriş kapılarının yanına asılabilir. Fiziki imkânsızlık hallerinde bina cephesi, büro balkonu veya penceresinden herhangi birine asılabilir.
Bina cephelerine, büro balkonu ve pencerelerine birden fazla tabela asılamaz, benzeri yazılar yazılamaz. Tabela yerine ışıklı pano kullanılamaz, tabela ışık verici donanımla süslenemez.
Tabelada en çok iki renk kullanılabilir.
(Değişik beşinci fıkra:RG-9/8/2024-32627) Avukatlık bürosunda bulunan her bir avukat için bağımsız tabela kullanılması halinde tabela ölçüleri 70 cm x 100 cm boyutunu geçemez. Birden fazla avukata ya da avukatlık ortaklığına ait bürolarda tek tabela kullanılacak ise bu tabelalar ile yüksek katlarda kullanılacak tabelalarda bu ölçü 100 cm x 150 cm boyutunu geçemez.
(Ek fıkra:RG-9/8/2024-32627) Adres değişikliği halinde, önceki adreste bulunan tabela bir haftaiçinde kaldırılır.
Basılı ve Elektronik Belge (Değişik başlık:RG-9/8/2024-32627)
Madde 6 — Başlıklı kağıtlar, (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) her türlü kartvizitler ve diğer (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) basılı ve elektronik belgeler, reklam niteliği taşıyacak aşırılıkta olamaz.
(Değişik ikinci fıkra:RG-9/8/2024-32627) Başlıklı kağıtlarda, her türlü kartvizitler, diğer basılı ve elektronik belgelerde sadece avukatlık ünvanı, varsa hukuk alanındaki akademik ünvan, adı ve soyadı, adres, telefon-faks numaraları, internet ve e-posta adresleri, kayıtlı e-posta adresi ile bağlı bulunulan Baro ve Türkiye Barolar Birliği sicil numaraları, vergi dairesi ile vergi sicil numarası ve kayıtlı bulunduğu baro ile Türkiye Barolar Birliği amblemi yer alabilir.
Birlikte çalışma halinde; “avukatlık bürosu” ibaresi, avukatlık ortaklığı halinde “avukatlık ortaklığı” ibaresi ve ortaklıkta yer alan avukatların ad ve soyadlarının yer alması da zorunludur.
Ortaklığa mensup avukatların, başlıklı kağıtlarında, (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) her türlü kartvizitlerinde ve diğer (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) basılı ve elektronik belgelerinde; büro ya da ortaklığın adı yanında, kendi ad ve soyadlarını da kullanmaları zorunludur.
Başlıklı kağıtlarda, (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) her türlü kartvizitlerde ve diğer (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) basılı ve elektronik belgelerde avukat (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvanı ve (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) hukuk alanındaki akademik (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvan dışında; emekli yargıç, emekli savcı, emekli noter, hukuk uzmanı, marka- patent vekili, sigorta uzmanı, bilirkişi, Bakan, Milletvekili ve benzeri sıfatlar kullanılamayacağı gibi kamu kurum ve kuruluşu ile özel kurum ve kuruluşlardaki, siyasi partilerdeki geçmiş ve mevcut görevler belirtilemez.
Barolar ve Türkiye Barolar Birliği organlarında geçmişte görev alan avukatlar bu (Değişik ibare:RG9/8/2024-32627) ünvanlarını kullanamazlar. Halen görevli olanlar bu (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvanlarını; ancak bu görevin ifasında ve bu görevleri ile sınırlı olmak kaydıyla kullanabilirler.
Başlıklı kağıtlarda, (Ek ibare:RG-9/8/2024-32627) her türlü kartvizitlerde ve diğer (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) basılı ve elektronik belgelerde; avukatın veya avukatlık ortaklığının ad ve (Değişik ibare:RG-9/8/2024-32627) ünvanını belirtme amacını aşan her türlü yazı, deyim, resim, kayıtlı bulunduğu baro veya Türkiye Barolar Birliği amblemi dışında amblem ve şekiller yer alamaz.
(Değişik yedinci fıkra:RG-9/8/2024-32627) Avukatlık hizmetini kapsamına alacak şekilde marka tescil edilemez, bu nitelikte marka başvurusunda bulunulamaz.
(Ek son fıkra:RG-7/9/2010-27695) (Değişik sekizinci fıkra:RG-9/8/2024-32627) Bu Yönetmelik kapsamında olanlar, resmî mühürlerle karıştırılma ihtimali bulunan işaretler kullanamazlar.
Yazılı, İşitsel, Görsel ve Çevrimiçi İletişim Araçlarının Kullanımı
Madde 7- (Başlığı ile Birlikte Değişik:RG-9/8/2024-32627) Bu Yönetmelik kapsamında olanlar;
a) Adres değişikliklerini, büro açılışlarını ve altı ayı aşan ara vermeden sonra yeniden mesleğe dönüşlerini; avukatlık ortaklığına giriş ve çıkışlarını, reklam niteliğini taşımayacak şekilde; yazılı, işitsel, görsel iletişim araçları ile çevrimiçi mecralarda bir kez duyurabilirler. Avukatlık ortaklığının tescil ya da sona ermesi ya da ortaklardan birinin ayrılması ilan yolu ile duyurulabilir.
b) Mesleki kimliğiyle ilişkilendirilecek şekilde yaşamları, kazançları, mesleki faaliyetleri hakkında reklam niteliğinde paylaşımlarda bulunamazlar. Yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarında, avukat ünvanının kullanıldığı durumlarda, özel yaşamlarına ilişkin paylaşımlarında avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyici nitelikte davranışlardan kaçınmak zorundadırlar.
c) Yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarında, geçmişteki veya mevcuttaki davaları veya üzerinde çalıştıkları hukuki işi, reklam olabilecek nitelikte ön plana çıkaramazlar. Tarafların sözcüsü gibi hareket ederek açıklamalarda ve paylaşımlarda bulunamazlar. Zorunlu hallerde, geçmişteki veya mevcuttaki dava dosyalarının hukuki boyutları içinde kalmak kaydıyla, bilgi verebilir; açıklamalarda bulunabilirler. Ancak iş elde etme amacıyla, ulaşılması herkes için mümkün olan genel ve soyut içerikli bilgiler paylaşmak suretiyle yayın yapamazlar, yazılı veya görsel paylaşımda bulunamazlar.
ç) Yazılı, işitsel, görsel iletişim araçları ile çevrimiçi mecralarda, her ne sıfat altında olursa olsun katıldıkları veya bir parçası oldukları yayınlarda, reklam sayılabilecek her türlü davranıştan, avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyici her türlü açıklama ve paylaşımdan kaçınmak zorundadırlar.
d) Salt ün kazanmaya, kendilerini meslektaşlarının önüne geçirmeye, reklam yoluyla iş elde etmeye yönelik içerikte alan adı kullanamazlar. Alan adı, avukatlık mesleğinin saygınlığına aykırı olamaz. İnternet sitesi sahibi ya da sahiplerinin adı ve soyadı varsa hukuk alanındaki akademik ünvanı, fotoğrafı, büroda çalışan diğer avukatların adı ve soyadı varsa hukuk alanındaki akademik ünvanı, avukatlık ortaklığı ise tescilli ünvanı, avukatlık bürosu ise büro ünvanı, Türkiye Barolar Birliği ve baro sicil numaraları, mesleğe başlama tarihleri, mezun oldukları üniversite, bildikleri yabancı dil, mesleki faaliyetin yürütüldüğü büro adresi, telefon ve faks numaraları, e-posta ve kayıtlı e-posta adresi bilgileriyle sınırlı olmak üzere internet sitesi açabilirler. İnternet sitesinde “referanslar” veya bir başka ad altında müvekkillerine veya danışmanlığını yaptıkları kişi ve kurumlara ilişkin bilgi paylaşamazlar. İnternet sitelerinde, uzmanlık anlamına gelmemek üzere büronun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi verebilirler.
e) İş elde etme amacına yönelik ve meslektaşlarıyla rekabete yol açacak şekilde, çevrimiçi mecralarda ve internet sitelerinin tasarımında veya arama motorları tarafından algılanabilen kodlarında, mesleki faaliyetlerini ön plana çıkarmaya ve arama motorlarında üst sıralarda yer almaya yönelik yönlendirici kod, anahtar sözcük, alt alan adı, sayfa adresi kullanamazlar veya benzeri yöntemler uygulayamazlar. Çevrimiçi mecralarda bedel karşılığı ya da bedelsiz olarak bizzat hazırladıkları, hazırlattıkları ya da kendilerine ilişkin hazırlanan içerikleri ön plana çıkaracak iş ve işlemlerde bulunamazlar. İnternet kullanıcılarını kendi sitesine veya kendi sitesinden bir başka siteye yönlendirecek internet kısa yolları kullanamaz, kullanılmasına izin veremez; çevrimiçi mecralardareklam veremez veya alamazlar.
f) İş elde etme amacına yönelik olmamak ve meslektaşlarıyla rekabete yol açmamak kaydıyla, baro veya Türkiye Barolar Birliği organ ve başkanlık seçimleri ile genel veya yerel seçimlerdeki adaylıklarına ilişkin bilgileri seçim tarihinden azami 2 ay önce başlayıp seçimi izleyen 10 gün içinde sona erdirmek kaydı ile yazılı, işitsel, görsel iletişim araçları ile çevrimiçi mecralar yoluyla duyurabilirler. Bu duyurular amaca elverişli ve mesleğin saygınlığına yaraşır nitelikte olur.
Medya İlişkileri
Madde 8 — (Mülga:RG-9/8/2024-32627) Internet Madde 9 — (Mülga:RG-9/8/2024-32627) İşbirliği Madde 10 — (Mülga:RG-9/8/2024-32627)
Yükümlülükler
Madde 11 — Bu Yönetmelik kapsamında olanlar; salt ün kazanmaya (Ek ibare:RG-9/8/2024- 32627) , kendilerini meslektaşlarının önüne geçirmeye, reklam yoluyla iş elde etmeye yönelik her tür girişim ve eylemlerden kaçınmak, iş elde etmek için reklam sayılabilecek herhangi bir girişim ve eylemde bulunmamak, üçüncü kişilerin kendileri için reklam sayılabilecek bu tür eylem ve davranışlarına izin vermemek, engel olmak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Çeşitli ve Son Hükümler Yönetmelik Hükümlerine Aykırılık
MADDE 12 – (Değişik:RG-9/8/2024-32627) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırılığın herhangi bir şekilde tespiti halinde baro tarafından re’sen disiplin soruşturması açılır. Disiplin soruşturması açıldığı, ilgiliye savunma istemini de içeren yazıyla tebliğ edilir.
Tebliğde, soruşturma sonucunda reklâm yasağının ihlal edildiği kanaatine varılması hâlinde, Baro Yönetim Kurulunun kovuşturma açılması kararı verebileceği; kovuşturma sonunda Baro Disiplin Kurulu tarafından reklâm yasağı ihlali nedeniyle yaptırım uygulanabileceği; reklâm yasağına aykırılığın tebliği takiben derhal giderilmesi hâlinde, bunun, kovuşturma sonunda takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebileceği bildirilir. Bu Yönetmelik kapsamında olanlar; haklarında reklam yasağının ihlal edildiğini tespit eden kesinleşmiş Disiplin Kurulu kararının tebliğinden itibaren ihlali derhal sona erdirmekle yükümlüdürler.
İhlalin derhal sona erdirilmemesi hâlinde yeniden soruşturma açılır; tekerrür hükümleri uygulanır.
Bu Yönetmelik kapsamında olan soruşturma ve kovuşturmalar Baro ve Türkiye Barolar Birliği Yönetim ve Disiplin Kurulları tarafından öncelikle karara bağlanır.
Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi
Madde 12/A- Yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında gerçekleştiği iddia olunan reklam yasağı ihlallerini tespit etmek, Türkiye Barolar Birliğine rapor sunmak ve süreci barolar nezdinde takip etmek amacıyla beş kişiden oluşan Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi kurulur.
Merkez üyeleri, avukatlık disiplin hukukundaki yeterlilikleri de göz önüne alınarak Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından en fazla iki yıllığına belirlenir. Merkez üyelerinin disiplin cezası almamış olması koşulu aranır.
Merkez,re’sen veya bildirim üzerine haberdar olduğu reklam yasağı ihlal iddiasını ilgili baroya gönderir. İlgili baro, bildirim sonucunda vereceği kovuşturma açılması veya açılmaması yönündeki kararını diğer ilgililerle birlikte Merkeze de gönderir.
Yürürlükten Kaldırılan Mevzuat
Madde 13 — 14/11/2001 tarihli ve 24583 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
GEÇİCİ MADDE 1 — (Mülga:RG-7/9/2010-27695) Kesinleşmemiş disiplin soruşturmaları GEÇİCİ MADDE 2 – (Ek:RG-7/9/2010-27695) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmemiş disiplin soruşturmaları hakkında da 12 nci madde hükümleri uygulanır.
Geçiş Hükmü
GEÇİCİ MADDE 3- (Ek:RG-9/8/2024-32627) Bu Yönetmelik kapsamında olanlar; bu maddeyi ihdas eden Yönetmelikle 5 inci ve 6 ncı maddeler ile 7 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yapılan düzenlemeler kapsamındaki yükümlülüklerini, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde yerine getirirler.
Yürürlük
Madde 14 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 15 — Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu yürütür.
Bilindiği üzere, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca avukatların özellikle sosyal medyada varlık gösterirken “mesleğin itibarını korumak amacıyla uymaları gereken “mesleki kimliğiyle ilişkilendirilecek şekilde yaşamları, kazançları, mesleki faaliyetleri hakkında reklam niteliğinde paylaşımlarda bulunamama”, “yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarında, avukat ünvanının kullanıldığı durumlarda, özel yaşamlarına ilişkin paylaşımlarında mesleğin itibarını zedeleyici nitelikte davranışlardan kaçınma”, “iş elde etme amacıyla, ulaşılması herkes için mümkün olan genel ve soyut içerikli bilgiler paylaşmak suretiyle yayın yapamama, yazılı veya görsel paylaşımda bulunamama”, “her ne sıfat altında olursa olsun katıldıkları veya bir parçası oldukları yayınlarda, reklam sayılabilecek her türlü davranıştan, avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyici her türlü açıklama ve paylaşımdan kaçınma” gibi yükümlülükleri bulunmaktadır. Avukatlık mesleğinin bugün geldiği aşama ve avukatlık mesleğinin icrası süreçlerinde yaşanan büyük değişimler itibarıyla avukatların yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirmelerinin sağlanmasını teminen gerçekleşen ihlalleri tespit ederek disiplin sürecini başlatma konusunda baroların değerlendirmesine sunmak mesleğin kamu hizmeti niteliğini korumak ve toplum nezdinde itibarını güçlendirmek adına son derece önem arz etmektedir. Değişiklik ile Yönetmeliğin 7. maddesi kapsamında yer alan yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında gerçekleştiği iddia olunan reklam yasağı ihlallerini tespit etmek, Türkiye Barolar Birliğine rapor sunmak ve ihlal iddiası sonrası süreci barolar nezdinde takip etmek amacıyla Türkiye Barolar Birliği nezdinde beş kişiden oluşan Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi kurulması amaçlanmıştır. Yönetmelik değişikliği ile kurulması öngörülen Merkezin üyelerinin niteliği, görev süresi ve merkezin çalışma usul ve esasları düzenlenmektedir. Aynı zamanda “avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını sağlamak,” ve “mesleğe yönelik hak ihlâllerine karşı avukatlık mesleğini savunmak,” görevleri kapsamında mesleğin kamu hizmeti niteliğinin örselenmesini önlemek üzere baroların Merkeze ihlal iddialarına ilişkin yürüttüğü yasal sürece dair bilgi vermesi Yönetmelik değişikliği ile amaçlanmıştır.
Kamu idaresi, öncelikle, haklarımızın korunması ve toplumsal menfaatinin gözetilmesinden sorumludur. Bireyler ve idari makamlar arasındaki ilişkilere dair idare hukukunun esas ve usule ilişkin ilkeleri bu el kitabında belirtilmiş ve açıklanmıştır. Kitabın hazırlanmasında, ilkeler yönüyle; Avrupa Konseyi hukuki metinleri olan sözleşmeler, tavsiye kararları ve yasa tasarıları ile ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarından faydalanılmıştır. Kitap; kamu hizmetlerinden faydalanacak olan bireyler ve bu talepleri işleme koyacak kamu görevlileri, hâkimler, kamu idaresi işlemlerinin incelenmesinde faal olan avukatlar ve kamu denetçileri ile kamu idaresi reformuyla ilgili politika yapıcılar ve kanun koyucular dâhil olmak üzere, kamu idaresinin işleyişinde yer alan herkes için faydalı bir rehberdir.
Kitabın genel amacı, uluslararası yükümlülüklerin, ilkelerin, taahhütlerin ve adil yargılanma standartlarının uygulama alanını genişleterek hukukun üstünlüğünü pekiştirmektir. Kitap ayrıca şu amaçları taşımaktadır:
İdari yargı reformlarını teşvik etmek,
İdari yargı alanındaki adil yargılanmaya ilişkin başlıca standartların bir kısmı hakkında derinlemesine bir anlayış sağlamak,
İdari yargı mevzuatı hazırlanırken ya da bu konuda değişiklik yapılırken politika yapıcılara ve yasa koyuculara rehberlik etmek,
Hakimlere hüküm verirken rehberlik etmek ve böylece ulusal idari usul hukukunun Mahkemenin adil yargılanma standartlarına uygun şekilde geliştirilmesine katkıda bulunmak,
Hukukun üstünlüğü, yargı ve hukuk reformu, iyi yönetim, kamu idaresi ve insan hakları alanlarında çalışan uluslararası ve bölgesel kuruluşlara, uluslararası meslek örgütlerine, ulusal sivil toplum kuruluşlarına kaynak rehber olarak yardımcı olmak,
Hukukçulara yönelik ileri hukuk eğitimine destek olmaktır.
İdare ve Siz: Bireyler ve İdari Makamlar Arasındaki İlişkilerle İlgili İdare Hukuku İlkeleri
Önsöz
Toplumun huzur ve barış içinde yaşayabilmesi, sosyal ve kültürel yönden gelişimini sürdürebilmesi, bireylerin adalete ve kamu hizmeti sağlayan idari kurumlara güven duymaları ve adil bir toplumda yaşadıklarını hissetmeleri ile mümkündür.
Kamu idarelerinden de, hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarına saygılı ve vatandaş odaklı çalışarak, vatandaşlarının haklarını korumaları beklenmektedir.
Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının korunup güçlendirilmesi, adalet hizmetlerinin çağın gereklerine uygun hale getirilmesi, adalete ulaşmayı hedefleyen vatandaşlarımızın hukuki mücadelesinin hızlı bir şekilde hakkaniyetle neticelendirilmesi ile yargıya ve idareye olan güvenin artırılması için gerekli her türlü önlemlerin alınması devletin temel görevleri arasındadır.
Bu anlamda, her zaman en yeni ve en iyiye ulaşmak hedefinde olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, Avrupa Konseyi üyesi oluşu, bu görevlerin yerine getirilmesinde önemli bir destek noktası teşkil etmiştir.
Bu kapsamda, Bakanlığımız Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ve Avrupa Konseyi işbirliği ile yürütülen, Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Konseyi tarafından ortaklaşa finanse edilen “İdari Yargının Etkinliğinin Artırılması ve Danıştay’ın Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi” Yargı Reformu Stratejisi doğrultusunda, idari yargı alanında gerçekleştirilen reform çalışmalarının desteklenmesinde önemli bir katkı sağlamaktadır.
İdari makamların aldığı kararların birçoğu İnsan Hakları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan bireysel hak ve özgürlükler ile ilgilidir. Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan bu kitap, iyi işleyen bir kamu idaresi sisteminin en önemli unsuru olan bireyler ile idari makamlar arasındaki ilişkilerde, kamu idarelerinin uyması gereken idare hukuku ilkelerini belirlemekte ve bu ilkeleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla açıklamaktadır.
Proje çalışmalarını yürüten ve proje kapsamında önemli bir kaynağı Türk İdari Yargı Hukukuna kazandıran Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü proje bürosu çalışanlarına ve Avrupa Konseyi proje ekibi ile kitapta emeği geçen Danıştay Başkanlığı’na teşekkür eder, tüm idari yargı camiasına ve kamu idarelerine yararlı olmasını temenni ederim.
Abdulhamit GÜL
Adalet Bakanı
Önsöz
İdari Yargının Etkinliğinin Artırılması ve Danıştayın Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesinin açılış töreni 30 Nisan 2019 tarihinde Ankara’da Adalet Bakanımız Sayın Abdulhamit Gül’ün katılımlarıyla gerçekleştirilmiş olup, faaliyetler proje fişine bağlı olarak ilerlemektedir.
Bu kapsamda; İdari yargının etkinliğinin artırılması için yaklaşımlar ve politikaların belirlenmesi ve idari yargının kurumsal ve mesleki kapasitesinin güçlendirilerek kamunun idari yargıya olan güveninin artırılması; idari yargı sistemi ve mahkemelerin ağır iş yükünün giderilmesi için tedbirlerin belirlenmesi ve desteklenmesi ve uygun alternatif uyuşmazlık çözüm (AUÇ) mekanizmalarının uygulamaya konması; Bölge İdare Mahkemelerinin (BİM) ve Danıştayın dava yönetiminin daha etkili ve etkin hâle getirilmesi ve sistem ve süreçlerde gerekli değişikliklerin yapılması sonuçlarına ulaşmak amacıyla Projenin başlangıcından itibaren çalışma grubu toplantıları, çalıştaylar ile mahkemeler ve proje paydaşlarının katılımıyla yurt-içi çalışma ziyaretleri gerçekleştirilmiş ve bütün paydaşların görüş ve önerileri alınarak değerlendirme ve ihtiyaç analizleri raporları hazırlanmış ve idari yargı için bir yol haritası ortaya konmuştur. Yine proje kapsamında Ankara, İstanbul, İzmir ve Gaziantep’ten pilot mahkemelerin belirlenerek çalışmalarda yer alması ile Proje büyük ve önemli bir ivme kazanmıştır.
Bu anlamda, projenin önemli çıktılarından olan ve Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve Türkçeye kazandırılan “İdare ve Siz” adlı bu el kitabında, bireyler ve idari makamlar arasındaki ilişkilere dair idare hukukunun esas ve usule ilişkin ilkeleri belirtilmekte ve açıklanmaktadır. Kitap hazırlanırken, Avrupa Konseyi hukuki metinlerinden (sözleşmeler, tavsiye kararları ve yasa tasarıları) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ilgili içtihadından faydalanılmış ve atıfta bulunulmuştur.
Avrupa Konseyi Avrupa Hukuki İş Birliği Komitesinin (CDCJ) uzun yıllar süren çalışmalarının bir sonucu olan “İdare ve Siz” el kitabının Türk karar vericiler, politika yapıcılar, hukukçular ve hukuk akademisyenlerinden oluşan geniş bir kitle için bir rehber belgeler seti olmasını umut ederim.
El kitabının Türkçeye çevrilmiş olması, kamu idaresinin iyileştirilmesi ve değiştirilmesi ile kamu hizmetlerine bireylerin daha iyi erişim sağlamasına ilişkin politikalar ışığında özel önem teşkil etmektedir. İlgili Türk makamlarına, reform politikalarının uygulanması konusunda rehber görevi görebilir.
İdari yargı teşkilatı ile bütün proje paydaşlarına dağıtılacak olan bu el kitabının; kamu hizmetleri talep edecek bireyler ve bu talepleri işleme koyacak kamu görevlileri, hâkimler, kamu idaresi işlemlerinin incelenmesine dâhil olan avukatlar ve kamu denetçileri ile kamu idaresi reformuyla ilgili politika yapıcılar ve kanun koyucular dâhil olmak üzere, kamu idaresinin işleyişinde yer alan herkes için yararlı olacağı inancıyla hayırlı olmasını diliyorum.
Hakan ÖZTATAR
Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü
28 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1740
Osmanlı Devleti’yle Fransa arasında imzalanan yeni kapitülasyon antlaşması ile eskiden Padişahın hayatı devam ederken geçerli olan kapitülasyonlar daha kapsamlı ve sürekli hale getirildi.
1758
Amerikalı hukukçu, diplomat ve siyasetçi James Monroe doğdu. (Ölümü: 4 Temmuz 1831) 1780 yılında Virginia Valisi Thomas Jefferson’un yanında hukuk öğrenimine başladı. 1782 yılında Virginia meclisine seçildi. 1790 yılında ABD Senatosu’na girdi. Başkan George Washington tarafından 1794 yılında Fransa’ya elçi olarak atandı. 1803 yılından başlayarak yeniden bir dizi diplomatik göreve atandı. Başkan Thomas Jefferson tarafından Mississippi Irmağı ağzındaki Fransız topraklarının Fransa’dan satın alınmasını görüşmek için Paris’e gönderildi. 1813’te Dışişleri Bakanı oldu. 1814 yılında Savaş Bakanlığını da üstlendi. Demokratik-Cumhuriyetçi Parti’den, 5. ABD başkanı seçildi. 1817-1825 yılları arasında başkanlık yaptı. Başkanlık dönemi ülke içinde refah, dış ilişkilerde de bir barış dönemi oldu. 1823 yılında yayımladığı bir başkanlık mesajıyla, ABD’nin Avrupa sorunlarının dışında kalması ve Amerika’nın da Avrupa’dan gelebilecek etkilere kapatılması ilkelerini ortaya koydu. Monroe doktrini ile tanındı ve ‘Amerika Amerikalılarındır’ deyişiyle ünlü oldu. 4 Temmuz 1831’de yaşamını yitirdi.
1919
Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919’da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verildi. Bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kuruldu. Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu’nda kabul edildi ve böylece Milletler Cemiyeti kurulmuş oldu.
1920
İstanbul Hükümeti, Anadolu’da Padişah Hükümeti’nin yönetimini kurmak amacı ile “Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliği’ni oluşturan kararnameyi yayınladı. Bu örgüt, 3 Kasım 1920’de kaldırıldı.
1920
Azerbaycan, Sovyetler Birliği’ne katıldı ve Sovyet Sosyalist Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu. Azerbaycan 1991’de tekrar bağımsız bir ülke olmuştur.
1922
Hukukçu ve Fransa’nın 10. Cumhurbaşkanı Paul Deschanel(Paul Eugène Louis Deschanel) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Temmuz 1879) Hukuk, felsefe ve edebiyat alanlarında eğitim gördü. 1885’te Eure-et-Loir ilinden Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Ilımlı Cumhuriyetçiler grubuna katılarak toplumsal sorunlar ve dış ilişkiler üzerinde yoğunlaştı. 1899’da Academie Française‘e seçildi. Yaşamı boyunca siyaset ve edebiyat üzerine çok sayıda kitap yazdı. İki dönem Temsilciler Meclisi başkanlığı yaptı. Daha sonra cumhurbaşkanı seçildi. Daha önce hükûmette hiç görev almadığı halde bu makama seçilen ilk devlet adamı oldu. La Question sociale (1898; Toplumsal Sorun), Orateurs et hommes d’etat (1888; Hatipler ve Devlet Adamları), Essai de philosophie politique (1899; Siyaset Felsefesi Denemesi) ve Gambetta (1920) gibi eserleri bulunmaktadır.
1926
Kabotaj Kanunu, 28 Nisan 1926 tarihinde Resmî Gazetede ilan edildi. 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girdi. 1935 yılından itibaren Kabotaj Bayramı olarak kutlanmaktadır.
1930
Türk Tarih Kurumu, ülkemizde bizzat Atatürk’ün direktifleriyle kurulan kurumların başında gelmektedir. 28 Nisan 1930 tarihinde, Atatürk’ün de bizzat katıldığı Türk Ocakları’nın VI. Kurultayı’nın son oturumunda, O’nun direktifleriyle, Âfet İnan tarafından 40 imzalı bir önerge sunulmuş ve “Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tedkik etmek için hususî ve daimî bir heyetin teşkiline karar verilmesini ve bu heyetin azasını seçmek selahiyetinin Merkez heyetine bırakılmasını teklif ederiz” denilmiştir. Atatürk, hayatının son dönemlerine kadar Kurumun çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş, birçok defa çalışma planını kendisi tespit etmiş ve birçok toplantıya bizzat katılmıştır.
1931
Amerikalı hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Paul Moreno, 28 Nisan 1931’de dünyaya geldi. ABD’de en uzun süre hizmet eden seçilmiş İspanyol asıllı bürokrattır. 40 yıl boyunca Texas House’un başkanlığı görevini yaptı. Teksas House Temsilciler Meclisi ve El Paso Hukuki Yardım cemiyetlerinde görev aldı. Tejano Demokratlar Cemiyeti ve Meksika Amerikan Yasama Komitesi kurucuları arasındaydı. Paul’un yaptığı organizasyon ve çalışmalar 2011’de Meksika Amerikan Hukuk Savunma ve Eğitim Vakfı (MALDEF), tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile onurlandırıldı. 1 Eylül 2017’de 86 yaşında yaşamını yitirdi.
Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin adı, Kızılay olarak değiştirildi.
1937
Iraklı hukukçu, siyasetçi. Irak’ın beşinci Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin (Saddam Hüseyin Abdülmecid et-Tikriti) doğdu. (Ölümü: 30 Aralık 2006) Kahire Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alırken Baasçıların iktidarı ele geçirdiği 1963’te Bağdat’a dönerek hukuk eğitimini sürdürdü. Devrim Komuta Konseyi başkanlığı, başbakanlık ve Baas genel sekreterliği görevlerini de üstlendi. Yaygın bir gizli polis ağı örerek, yönetimine karşı her türlü iç muhalefeti bastırdı; halk arasında yoğun bir propagandayla da adının çevresinde bir efsane oluşturmaya çalıştı. Başlıca hedefleri, Arap dünyasının önderliğini Mısır’ın elinden almak, Basra Körfezi üzerinde egemenlik kurmak ve petrol gelirlerine dayanarak ülkenin yaşam standardını yükseltmekti. İran-Irak Savaşı’nın son yılında, tarihe Halepçe Katliamı olarak geçen Kürtlere karşı kimyasal silah kullanımına izin verdi. 2003 yılında ABD başkanı George W. Bush ve Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve Saddam’ın El-Kaide ile ilişkileri olduğunu iddia etti. Ardından ABD ve Birleşik Krallık öncülüğündeki koalisyon güçleri Irak’ı işgal etti. Harekâtın başlamasından üç hafta sonra, 9 Nisan 2003 tarihinde başkent Bağdat’ın koalisyon güçlerinin eline geçmesiyle Saddam Hüseyin iktidarı sona erdi. 5 Kasım 2006’da, 1982’de Duceyl’de 148 Iraklı Şiinin öldürülmesinden sorumlu tutularak idam cezasına mahkûm edildi. Saddam Hüseyin’in idam cezası, Bağdat’ın kuzey mahallelerinden Kazımiye’de bulunan bir askeri üste yerel saatle sabah 06:00’da infaz edildi.
1941
Memurların öğrencilik yapmaları yasaklandı.
1942
Sait Faik Abasıyanık 28 Nisan 1942 ile 31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, yaklaşık bir ay süren bir dönemde Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabirlik yapmıştır, bu muhabirlik döneminde mahkemelerde yaptığı röportajları yayınlamıştır. Mahkeme Kapısı adlı eseri Sait Faik Abasıyanık’ın mahkeme kapılarında 1942’de yaptığı röportajlardan oluşan ve 1956’da yayınlanan röportaj kitabıdır.
1945
İtalyan diktatör Benito Mussolini ile metresi Clara Petacci kurşuna dizildi. Cesetleri bir benzin istasyonunda ayaklarından asılarak teşhir edildi.
1952
San Francisco Barış Antlaşması (Treaty of Peace with Japan) II. Dünya Savaşı’nın ardından Müttefik Kuvvetler ile Japonya arasında 8 Eylül 1951’de San Francisco, Kaliforniya’da imzalanmıştır. 49 ülke arasında imzalanan antlaşma 28 Nisan 1952 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.
1954
Fransız sosyalist sendika önderi Léon Jouhaux yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Temmuz 1879) Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kurucularından biridir. 5 Kasım 1951’de Nobel Barış Ödülü‘nü almıştır.
1960
İstanbul Üniversitesi öğrencileri, üniversite Merkez binasında hükümet aleyhine gösteri yaptı. Kolluk güçleri, gösterilere müdahale etti. Kolluk güçlerinin üniversiteden ayrılmasını isteyen rektör Sıddık Sami Onar, tartaklanarak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gösterilerde, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz öldü. Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi.
1962
Ekim 1960’da askeri yönetimce görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, Millet Meclisi’nde kabul edildi.
1966
Genelkurmay Başkanı Cemal Tural, bir genelgeyle “Komünizmle Mücadele Metodları” kitabının askeri okullar ders programı içine alınacağını açıkladı.
1967
Bilirkişi raporuyla müstehcen olmadığı belirlenen “Kadınlar I-ıh Derse” oyunu, Oraloğlu Tiyatrosu’nda yeniden sahnelenmeye başladı. Oyun “müstehcen” bulunup Valilikçe yasaklandığı için 15 gündür açlık grevi yapan Lale Oraloğlu eylemine son verdi.
1969
Fransa’da yapılan referandumda, “hayır” oylarının fazla çıkması üzerine efsanevi devlet vaşkanı Charles de Gaulle istifa etti.
1971
Sıkıyönetim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri 10 gün süreyle kapatıldı. 6 dernek kapatıldı. 83 kişi gözaltına alındı.
1972
Hukukçu ve Finlandiya Başbakanı Berndt Rainer von Fieandt (26 Aralık 1890 , Turku -1972, Helsinki) yaşamını yitirdi. 1909’da fakülteden mezun oldu, 1913’te yüksek lisansını tamamladı. 1916’da vekil yargıç, 1916–1924 arasında ise avukat olarak çalıştı. 1939-1940 yıllarında ise Finlandiya Kamu Refahı Bakanı olarak görevlendirildi. 1941 yılında Özel Temsilci ve Elçi unvanını aldı. 1957-1958 yıllarında Finlandiya Başbakanı, olarak görev yaptı.
1974
Eski cumhurbaşkanlarından Celal Bayar, milletin kendisine vermediği bir hakkı kullanmayacağını ifade ederek demokrasi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, tabii senatörlük önerisini geri çevirdi.
1977
Batı Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu üyeleri, Gudrun Ensslin ve Jan-Carl Raspe ömür boyu hapse mahkûm oldu.
Yasağa rağmen 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağını bildiren DİSK’in Genel Başkanı, Yürütme Kurulu üyeleri ile 1 Mayıs Kutlama Tertip Komitesi ve bazı sendikaların yöneticileri Merter’deki Genel Merkez binası sarılarak Sıkıyönetim’ce gözaltına alındı, sendikalarda arama yapıldı.
1979
Müjdat Gezen, İsveç’te bir film çekimine gitmek için bindiği uçaktan “Sıkıyönetim’de devam eden bir davası olduğu” gerekçesiyle indirildi.
1980
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden dolayı tutuklu iken 24 Kasım 1979’da Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılan Mehmet Ali Ağca gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı. Ağca’ya yardım eden Yavuz Çaylan ise 3 yıl hapis cezası aldı.
1980
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Ruhi Su’nun Eti Kültür Merkezi’nde vereceği 2 konseri yasakladı.
1980
DİSK’in Merter’deki Genel Merkezi’nde bulunan Maden-İş ve Gıda-İş’in matbaaları “silah ihbarı yapıldığı” gerekçesiyle polis ve askerlerce sarılarak arandı, Gıda-İş Başkanı ve 2 YK üyesi sendikacı ile DİSK Basın Yayın Dairesi Müdürü Tevfik Bilgin gözaltına alındı.
1981
Tutuklu DİSK yöneticilerinin, 16 Mart 1978 katliamına karşı 20 Mart 1978’de gerçekleştirdikleri “Faşizme İhtar Eylemi”nden dolayı yargılanmalarına devam edildi.
TKP/ML Hareketi militanı ve cinayet hükümlüsü Ali Aktaş(Ağtaş) hakkındaki hakkında Askerî Mahkeme tarafından 13 Mayıs 1981’de verilen ölüm cezası Askerî Yargıtay 5. Dairesi tarafından 28 Nisan 1982’de onandı.
1983
Brezilyalı siyasetçi ve hukukçu Bruna Dias Furlan dünyaya geldi. Siyasete girmeden önce serbest avukat olarak çalıştı. Eğitimini; Paulista Üniversitesi’nde (UNIP) yüksek lisans, Armando Alvares Penteado Vakfı’nda şehir yönetimi ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Harvard Üniversitesi’nde yönetici liderliği alanında yüksek lisans dereceleriyle tamamlayarak mezun oldu. 2010 yılında yapılan Brezilya Genel Seçimleri’nde 27 yaşında en genç delege olarak parlamentoya giren isim oldu. Brezilya Sosyal Demokrasi Partisi’nin (PSDB) 2018’den itibaren partinin genel başkanı oldu.
1984
Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye Yönder’in eşi, İran ile Türkiye arasında ticaret yapan işadamı Işık Yönder, bir ASALA militanı tarafından öldürüldü.
1985
Cumhurbaşkanı Kenan Evren: Türkiye’de işkence ve fikir suçu yoktur.
1987
Yaklaşık 5 yıldır süren Barış Derneği Davasında karar verildi. Askeri mahkeme 12 sanığa 6 ay ile 4 yıl arasında değişen hapis cezaları verirken, Barış Derneğinin kapatılmasını da kararlaştırdı. (Dava, 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraatıyla sona ermiştir.)
1987
“İnsan Hakları Dosyası-Bin İnsan” adlı kitaptan dolayı yargılanan gazeteci/yazar Erbil Tuşalp ve yayıncı Kemal Karatekin hakkında beraat kararı verildi.
12 Eylül Darbesinin arkasından başlayan ve 2168 gün süren MHP Davası sonuçlandı. MHP Davasında bütün yöneticiler beraat etti. Genel Başkan Alparslan Türkeş ise 11 aya mahkûm edildi. Bu dava nedeniyle Alparslan Türkeş dört buçuk yıl tutuklu kalmıştı.
1988
Terör örgütü ASALA’nın kurucusu Agop Agopyan, Atina’da kimliği belirlenemeyen iki kişi tarafından öldürüldü. ASALA çok sayıda Türk diplomata silahlı saldırı yapması ile ünlenmişti.
Alacakları için 23 gündür eylem yapan Gaziosmanpaşa Belediyesi işçileri aileleriyle birlikte Adliye’ye yürüyerek Belediye Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu.
1993
RP’li Eyüp Belediyesi’nden çıkarılan işçiler Belediye Başkanı hakkında Kaymakamlığa suç duyurusunda bulundu.
1995
26 Schengen ülkesi; 22’si AB ülkesi ve 4 AB üyesi olmayan ülkeden oluşmaktadır. Avusturya 28 Nisan 1995’te Avrupa Birliği’nin Schengen bölgesine dahil oldu.
1995
Düşünceye Özgürlük adlı kitabın yayıncıları DGM savcısına ifade vermeye devam etti.
1997
1993’te imzalanan Kimyasal Silahlar Antlaşması yürürlüğe girdi. Rusya, Irak ve Kuzey Kore antlaşmayı imzalamadı.
1999
PKK lideri Abdullah Öcalan hakkındaki iddianame belli oldu. İdamı istenen Öcalan İmralı Adası’nda tutuklu.
2003
Kıbrıs Cumhuriyeti ile serbest geçişler çerçevesinde 25 binden fazla Rum, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçerek ziyarette bulundu.
2003
28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından, meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla alınan kararla, 2003 yılından itibaren, her yıl farklı bir tema ile kutlanmaktadır. Dünyanın birçok yerinde, ulusal makamlar, sendikalar, işveren örgütleri ve güvenlik ve sağlık uygulayıcıları bu tarihi kutlamak için etkinlikler düzenlemektedir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Günü Türkiye’de ilk kez 28 Nisan 2015’de Ankara’da bir günlük bir toplantıyla kutlanmıştır.
Norveç’te ilk kez bir kadın, erkeğe tecavüz etmekten mahkûm edildi. Bergen kentinde görülen davada kadına 9 ay hapis cezası verildi.
2011
28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda 28 Nisan gününün ‘Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü’ olarak ilan edilmesine karar verildi. Amaç sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla ilan edildi.
2022
2013 yılında Paris, 2015 yıllında da Van’daki konuşmalarında terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla yargılanan Eşber Yağmurdereli, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada 28 Nisan 2022’de beraat etti.
2025
İstanbul’da CHP‘li belediyelere yönelik ‘terör örgütü DHKP-C’ye belediye ihaleleri üzerinden üzerinden finans sağlandığı’ iddiasıyla başlatılan soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, eski Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, eski Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, eski Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Der, eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Emir Sarıgül, eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız, eski Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Haydar Battal, eski Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Kalender Özdemir, eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Mehrali Seçme, daha önce Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı olan Manisa Şehzadeler Belediyesi Başkan Yardımcısı Melih Morsümbül’ün de aralarında olduğu 25 kişi “şüpheli” olarak yer aldı.
Avukat, yazar, senarist, şair, öykü yazarı, aktivist Eşber Yağmurdereli 1945 yılında Erzurum–Tortum’da dünyaya geldi. İlkokulu bitirinceye kadar Tortum’da yaşadı. 1955 yılında, Erzurum Lalapaşa parkındaki boş havuza düşmesi sonucu görme yetisini yitirdiği ve 10 yaşından itibaren gözleri görmediği için, o dönemdeki iki körler okulundan biri olan Ankara Körler Okulunda, 1958 yılında orta öğrenimine başladı. Ankara Radyosu İnce Saz Faslı’nı yöneten İbrahim Tuğberk’ten sanat dersleri aldı.
Avukat Eşber Yağmurdereli
Lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Aydınlığa Doğru ismi ile yayınlanan bir dergi çıkardı ve William Saroyan’ın Yoksul İnsanlar adlı kitabından uyarladığı Yüreği Dağlarda Olan Adam öyküsünü Bursa Halkevi Oda Tiyatrosunda sahneledi. Ankara Radyosu spikerlerinden Jülide Gülizar’ın “Ne göz göze gelelim/Ne içimiz burkulsun/Bir damla suda batsın bütün emellerimiz/Varsın gönlün neşeyi bir başka yerde bulsun/Ve artık birbirine değmesin ellerimiz.” şiirini besteledi.
1963 yılında üniversite merkezi sınavını üçüncülükle kazandı ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Fakültede iken, Hüseyin Cevahir, Arkadaş Zekai Özger, Ahmet İnan, Haluk Şahin, Metin Güven, Gursen Topses ve Gün Zileli gibi arkadaşlarıyla birlikte Yeni Eylem adıyla bir dergi çıkardı.
1972 yılında, Samsun’un Havza ilçesinde avukatlığa başladı. DİSK ve TÖBDER kuruluşların ve üyelerinin yargılanmalarında savunma avukatlığını üstlenmesi ile bilindi.
1977 yılında avukatlık yaptığı Bursa’da evlendi.
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi/Acilciler” grubunun kurucusu ve lideri olduğu iddiasıyla 13 Mart 1978’de tutuklandı. Eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirme” suçunu düzenleyen 146. maddesinin 1. fıkrası uyarınca Samsun Ağır Ceza Mahkemesi’nce müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bursa cezaevinde Nazım Hikmet’in ranzasında yattıktan bir ay sonra kesintisiz 14 yıl süren cezaevi süreci başladı. Sırasıyla; Bursa, Samsun, Trabzon, Adıyaman, Amasya, Mardin, Diyarbakır, Mardin, Sinop, Samsun ve Bursa cezaevlerinde yattı. 29 ocak 1982’de Sinop kalesi ceza evine sürgüne gönderildi ve uzun süre hücreye kapatıldı. Sinop’tan Samsun’a ve birkaç yıl sonra tekrar Bursa cezaevine nakledildi. Tecrit ve hücre yılları 7 yıl sürdü.
Cezaevi yıllarında yazdığı kısa öyküleri ve tiyatro oyunlarını gizlice dışarı ulaştırdı. “Pek firaklı bir dağ masalı” adlı öyküsü 1986 yılında bir yarışmada birinci oldu. “Cezaevi Şiirleri Antolojisi” Londra’da İngilizce olarak yayınlandı.
Uluslararası Af Örgütü, 1990 yılında “Avukat Eşber Yağmurdereli’nin adil olmayan yargılanması” başlıklı raporu yayınlayarak tüm hükümetlere yolladı ve dünyanın dikkatini Yağmurdereli’nin durumuna çekti. Hapse girmesinden 13 yıl sonra, şartlı tahliyeden yararlanarak, 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakıldı. Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul’a taşındı.
8 Eylül 1991’de İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği mitingindeki konuşması nedeniyle Atilay Ayçin’le birlikte TMY 8/1.md’deki “devletin bütünlüğü aleyhine propaganda”dan10 ay hapis cezasına mahkum edildi. Karar, Yargıtay tarafından onandı ve daha önce, “şartlı tahliye” edilmesi nedeniyle 10 aylık hapis cezası daha önceki cezasının geri kalanıyla birleştirildi. 7 kasım 1995 tarihinde Ümraniye Cezaevi’ne konuldu. TMY değişikliği nedeniyle 30 Kasım günü İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde yeniden duruşmaya çıktı. Yağmurdereli, ”1991’de yaptığı konuşmada öngördüğü her şeyin gerçekleştiğini, ülkenin şiddet toplumu olduğunu, hapis cezası ile korkutulmaya çalışıldığını, düşüncelerinin değişmediğini” söyledi.
Yağmurdereli, Barış için 1 Milyon İmza kampanyasının sözcülüğünü yürüttü. Topladığı bir milyon imzalı dilekçeyi 17 mayıs 1997 yılında TBMM başkanına teslim etti.
19 Ekim 1997’de Kanal D’de TBMM başkanı Hikmet Çetin’le birlikte yer aldığı programdan sonra canlı yayında gözaltına alınarak Çankırı Cezaevi’ne gönderildi. 9 Kasım 1997’de, ceza infazı 1 yıl süreyle ertelenerek serbest bırakıldı. 1 Haziran 1998’de yeniden tutuklandı ve 18 Ocak 2001’de serbest bırakıldı
Tekrar toplumsal tepki gündeme gelince, hükümet gözlerinin görmemesini bahane ederek, Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesi yoluna gidilmesini istedi ama Yağmurdereli bu özel affı kabul etmedi. bunun yerine düşünceyi suç olmaktan çıkaran yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasını istedi. Hükümet; “cezaevinde bulunuşu hastalıklarının tedavisini imkansız kıldığından bu durum cezaevinde ölüm sonucu yaratır” gerekçesiyle inisiyatifi dışında tahliye etti.
Cezaevi günlerinde yazdığı “Akrep” oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahneledi. Akrep oyunu, 1998 yılında Sanat Kurumu’ndan bütün zamanların en iyi yazılmış oyunlarından biri seçildi ve 1999 yılında Yağmurdereli’ye İsmet Kuntay En İyi Oyun Yazarı ödülünü kazandı. Akrep; Altan Erkekli ve Fikret Kuşkan tarafından bir albüm olarak yayınlandı.
1985 yılında Nelson Mandela‘nın kazandığı, Fransa’nın Bordeaux kentindeki İnsan Hakları Enstitüsü ile Avrupalı Avukatlar Derneği’nin verdiği Ludovic Trarieux Ödülü, 2000 yılında Yağmurdereli’ye tevcih edildi.
Avukat Ludovic Trarieux, 1898 yılında Fransa’da ilk insan hakları derneğini kuran kişi olarak tanınmaktadır. Dernek, dünyadaki ilk insan hakları derneği olarak biliniyor. Ludovic Trarieux Ödülü, Bordeaux kentindeki İnsan Hakları Enstitüsü ve Avrupalı Avukatlar Derneği tarafından iki yılda bir veriliyor.. Ödül, ilk defa 1985 yılında Nelson Mandela’ya verilmişti.
2001 yılında katıldığı, görme engelliler satranç turnuvasında beşinci oldu.
2008 yılında ölen Devlet Sanatçısı ve Milletvekili Osman Yağmurdereli’nin kuzenidir.
Halen, İstanbul Kınalıada’da yaşamaktadır.
2013 yılında Paris, 2015 yıllında da Van’daki konuşmalarında terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla yargılandığı İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dava 28 Nisan 2022’de beraat ile sonuçlanmıştır.
Yağmurdereli, 2023 yılı Ağustos ayında İzmir’de beyin kanaması geçirmiş, önce Menemen’e ardından İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülerek yoğun bakımda tedavi edilmiştir. .
Şair Can Yücel, hakkında birçok şiir yazmıştır. Türkiye’de düşünce suçundan ötürü en çok hapiste kalan kişidir ve kıdemli mahpus olarak bilinmektedir.
“Yağmurdereli’nin “Akrep” oyununu okuduktan sonra, her idamın cinayet olduğuna bir daha inandım. İdamların insanlık için ne büyük çöküntülere sebep olduğunu burada sayıp dökmeyeceğim, idama karşı olanların, idama karşı savaşmayanların, kim olursa olsunlar, yürekleri kabuk bağlamıştır. İşte bu oyunu seyredenler yürekleri ne kadar çabuk kabuk bağlamış olursa olsunlar, insanlığın bu en korkunç uygulamasına karşı koyacaklardır. Yağmurdereli’nin belki de ilk oyunudur bu. Yazar, bu oyununda konuya uygun, usta bir biçim yaratmıştır. Yağmurdereli’nin dili, biçiminden de ilerde erişilmesi güç, güzel bir Türkçedir. Bir başeser olan oyun yalnız Türkiye’de değil, dünyada oynandığı her yerde gücünce karşılanacak, insanlığın en utanılacak yarası olan idama karşı insanları harekete geçirecek, en azından kabuk bağlamış yürekleri sağaltacaktır.” Yaşar Kemal
Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi, tütün kullanımının giderek artmasına, dünya çapında sağlığa olan tehdidine ve tütün şirketleri tarafından gelişmekte olan ülkelerde pazar oluşturma stratejilerine karşı geliştirilen ve dünyada tütün kontrolüne yönelik ilk uluslararası anlaşmadır.
Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi”, 21 Mayıs 2003 tarihinde, Cenevre’de Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 56. Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilmiştir. Sözleşme, 16 Haziran 2003 ile 22 Haziran 2003 tarihleri arasında Dünya Sağlık Örgütü’nün Cenevre’deki genel merkezinde, daha sonra 30 Haziran 2003 ile 29 Haziran 2004 tarihleri arasında New York’taki Birleşmiş Milletler genel merkezinde, Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm üyelerinin ve Dünya Sağlık Örgütü üyesi olmayan ancak Birleşmiş Milletler üyesi olan devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşlarının imzalarına açıldı.
Türkiye adına 28 Nisan 2004 tarihinde New York’ta imzalanan ve 25/11/2004 tarihli ve 5261 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli “Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi”nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 6/12/2004 tarihli ve UKGY/496895 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 8/12/2004 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Sözleşme, 25 Kasım 2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilmiş, 30 Kasım 2004 tarih ve 25656 sayılı Resmi Gazetede 5261 kanun numarası ile yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Özel tüketim vergisi tutarlarının belirlenmesine ilişkin ekli Karar’ın yürürlüğe konulması; Maliye Bakanlığı’nın 6/12/2004 tarihli ve 058062 sayılı yazısı üzerine, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 12 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 8/12/2004 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi
Önsöz
İşbu Sözleşme’nin tarafları,
Halk sağlığını koruma haklarına öncelik verme kararlılığını taşıyarak,
Tütün salgınının yayılmasının, halk sağlığı için ciddi sonuçları olan ve etkin, uygun ve kapsamlı bir uluslararası tepki verilmesinde mümkün olan en geniş uluslararası işbirliğini ve tüm ülkelerin katılımını gerektiren küresel bir sorun olduğunu kabul ederek,
Uluslararası toplumun, tütün tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın, dünya çapında tahrip edici sağlık, sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçları ile ilgili kaygılarını yansıtarak,
Bütün dünyada, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde sigara ve diğer tütün mamullerinin tüketim ve üretimindeki artıştan ve bu durumun, aileler, yoksullar ve ulusal sağlık sistemleri üzerine getirdiği yükten ciddi kaygılar duyarak,
Bilimsel kanıtların, tütün tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın ölüme, hastalıklara ve sakatlıklara neden olduğunu ve sigara ve diğer tütün mamullerine maruz kalma ile tütüne bağlı hastalıkların ortaya çıkması arasında belli bir zaman aralığı olduğunu kesin olarak gösterdiğini kabul ederek,
Ayrıca, yüksek düzeyde işlenmiş olan sigara ve tütün içeren diğer bazı ürünlerin bağımlılığa ve bu bağımlılığın devam etmesine yol açtığını ve bunların içerdikleri bileşiklerin çoğunun ve oluşturdukları dumanın, farmakolojik olarak aktif, toksik, mutajenik ve kanserojen olduğu, ayrıca tütün bağımlılığının bellibaşlı uluslararası hastalık sınıflandırmalarında ayrı bir hastalık olarak sınıflandırıldığını kabul ederek,
Doğum öncesi dönemde tütün dumanına maruz kalmanın, çocuğun sağlığına ve gelişimine olumsuz etkilerde bulunacağı ile ilgili açık bilimsel veriler olduğunu teyid ederek,
Bütün dünyada çocukların ve ergenlerin sigara ve diğer tütün ürünlerini kullanmalarındaki, özellikle giderek erken yaşlarda sigara içilmesindeki artıştan derin kaygı duyarak,
Bütün dünyada kadınlar ve genç kızların sigara ve diğer tütün ürünlerini tüketimindeki artıştan endişe ederek ve kadınların politika belirlenmesi ve uygulanmasının tüm basamaklarına katılmalarının ve cinsiyete özgü tütün kontrolü stratejilerinin gerekliliğini göz önünde bulundurarak,
Yerli halklardaki sigara ve diğer tütün ürünlerinin yüksek kullanım düzeylerinden derin kaygı duyarak,
Tütün ürünlerinin kullanımının özendirilmesine yönelik her türlü reklam, tanıtım ve sponsorlukla ilgili ciddi kaygılar duyarak,
Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kaçakçılık, yasa dışı imalat ve sahte üretim gibi her türlü kanunsuz ticaretinin önlenmesinde ortak hareket etmenin gerekliliğini kabul ederek,
Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ve ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerin, her düzeyde tütün kontrolü için, mevcut ve tasarlanan tütün kontrolü faaliyetlerine bağlı olarak yeterli mali ve teknik kaynağa ihtiyaç duyduklarını kabul ederek,
Başarılı tütün talebini azaltma stratejilerinin uzun vadeli sosyal ve ekonomik etkilerine hitap edecek uygun mekanizmaların geliştirilmesi gereğini kabul ederek,
Bazı gelişmekte olan ve ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerde tütün kontrol programlarının orta ve uzun vadede doğurabileceği sosyal ve ekonomik zorlukları göz önünde tutarak ve bu ülkelerin sürdürülebilir kalkınma için ulusal olarak geliştirilmiş stratejiler bağlamında teknik ve finansal desteğe olan ihtiyaçlarını kabul ederek,
Tütün kontrolü ile ilgili olarak bir çok devlet tarafından yürütülen değerli çalışmaların bilincinde olarak ve tütün kontrolü alanında önlemlerin geliştirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü’nün liderliğini ve Birleşmiş Milletler sisteminin diğer kuruluş ve organları ile diğer uluslararası ve hükümetler arası bölgesel örgütlerin çabalarını takdir ederek,
Sivil toplum örgütlerinin ve profesyonel sağlık kurumları, kadınlar, gençler, çevre ve tüketici grupları, akademik kuruluşlar ve sağlık kuruluşları gibi tütün endüstrisi ile bağlantısı olmayan diğer sivil topluluk üyelerinin tütün kontrolünde ulusal ve uluslararası alandaki özel katkılarını ve bu faaliyetlere katılımlarının hayati önemini vurgulayarak,
Tütün endüstrisinin, tütün kontrolündeki çabaları bozma ve yıpratma girişimlerine karşı tetikte olunması gerektiğini ve tütün endüstrisinin tütün kontrolü çabalarında olumsuz etkilere neden olabilecek faaliyetlerinden haberdar olunması gerektiğini kabul ederek,
Herkesin ulaşılabilir en yüksek fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarında yaşama hakkını belirten, 16 Aralık 1966 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilen, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12. maddesine atıfta bulunarak,
Ulaşılabilir en yüksek sağlık standartlarında yaşamanın, ırk, din, siyasi görüş, ekonomik ve sosyal durumu ne olursa olsun her insanın temel haklarından biri olduğunu belirten Dünya Sağlık Örgütü Anayasasının önsözüne ayrıca atıfta bulunarak,
Mevcut bilimsel, teknik ve ekonomik değerlendirmelerin ışığında tütün kontrolü önlemlerinin geliştirilmesine kararlı olarak,
18 Aralık 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin, Sözleşmeye taraf devletlerin sağlık alanında kadınlara karşı ayrımcılık yapılmasını önleyecek uygun önlemleri almalarını gerektirdiğini hatırlatarak,
20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin, Sözleşmeye taraf olan devletlerin çocukların mümkün olan en yüksek sağlık standartlarında yaşama haklarını tanımaları gerektiğini ayrıca belirterek,
Aşağıda belirtilen konularda anlaşmaya varmışlardır:
BÖLÜM 1: GİRİŞ
Madde 1
Tanımlamalar
İşbu Sözleşme’nin amaçları bakımından:
(a) “yasa dışı ticaret”, üretim, yükleme ve taşıma, alım, mülkiyet, dağıtım, satış veya satın alma ve bunları kolaylaştıracak her türlü girişimle ilgili olarak yasalarca yasaklanmış uygulama veya davranışı tanımlamaktadır;
(b) “bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu”, üye ülkeleri bağlayıcı kararlar almak dahil bir dizi konuda üye ülkelerin yetkilerini devrettiği, birkaç egemen devletten oluşan organizasyonu tanımlamaktadır1;
(c) “tütün reklamı ve promosyonu”, bir tütün ürününü veya tütün kullanımını özendirmeyi doğrudan veya dolaylı yoldan sağlamak amacıyla yapılan her türlü ticari iletişimi, tavsiyeyi veya eylemi ifade etmektedir;
(d) “tütün kontrolü”, toplumun tütün ürünleri tüketimini ve tütün dumanına maruz kalmasını önleyerek veya azaltarak sağlık düzeylerini yükseltmeyi amaçlayan, arz, talep ve zararı azaltma stratejileridir;
(e) “tütün endüstrisi”, tütün üreticileri, toptan dağıtımcıları ve ithalatçıları anlamına gelmektedir;
(f) “tütün ürünü”, tüttürme, emme, çiğneme ya da buruna çekerek kullanılmak üzere üretilmiş, ham madde olarak tamamen veya kısmen tütün yaprağından imal edilmiş maddeyi tanımlamaktadır;
(g) “tütün sponsorluğu”, bir tütün ürünü veya tütün kullanımının doğrudan veya dolaylı yoldan tanıtımı amacı, etkisi veya benzer etkisi taşıyan her türlü olay, faaliyet ya da bireye katkıda bulunmak anlamına gelir.
Madde 2
Bu sözleşme ile diğer anlaşma ve yasal belgeler arasındaki ilişki
Taraflar, insan sağlığının daha iyi korunabilmesi için, işbu Sözleşme’nin ve protokollerinin gerektirdiklerinin ötesinde tedbirler almaya teşvik edilmektedir ve bu belgelerdeki maddeler, bir tarafın, kendi düzenlemeleri doğrultusunda ve uluslararası hukuka uygun olarak daha sıkı şartlar getirmelerine engel teşkil etmemektedir.
Sözleşme’nin ve protokollerinin şartları, tarafların, Sözleşme ve protokolleriyle ilgili konularda, Sözleşme ve protokolleriyle getirilen yükümlülüklere uygun olmak koşuluyla, bölgesel ve alt-bölgesel anlaşmalar da dahil olmak üzere, iki taraflı ya da çok taraflı anlaşmalara girme haklarını hiçbir şekilde etkilemez. İlgili taraflar, bu tür anlaşmaları Sekreterya aracılığıyla Taraflar Konferansı’na bildireceklerdir.
BÖLÜM 2: AMAÇ, REHBER İLKELER VE GENEL YÜKÜMLÜLÜKLER
Madde 3
Amaç
İşbu Sözleşme’nin ve protokollerinin amacı, tütün kullanımı ve tütün dumanına maruz kalmanın yaygınlığını sürekli ve özlü bir şekilde azaltmak için, Tarafların ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde uygulayacakları bir tütün kontrol önlemleri çerçevesi sağlamak suretiyle, mevcut ve gelecek nesilleri, tütün tüketimi ve tütün dumanına maruz kalmanın yıkıcı sağlık, sosyal, çevresel ve ekonomik sonuçlarından korumaktır.
Madde 4
Rehber ilkeler
İşbu Sözleşme’nin ve protokollerinin amacına ulaşmak ve şartlarını yerine getirmek için Taraflar, diğerleri arasında, aşağıda belirtilen ilkeler doğrultusunda hareket edeceklerdir:
Her birey, tütün tüketimi ve tütün dumanına maruz kalmanın neden olduğu sağlık sorunları, bağımlılık ve hayati tehlikeler konusunda bilgilendirilmeli ve bireylerin tütün dumanına maruz kalmalarını önlemek için ilgili hükümet birimlerince etkin yasal, icrai, idari ve diğer önlemler planlanmalıdır.
Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde, kapsamlı çok sektörlü önlemlerin ve eşgüdümlü tepkilerin geliştirilmesi ve desteklenmesi için, aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurularak, güçlü siyasi taahhütlerde bulunulması gerekmektedir:
(a) Tüm bireyleri tütün dumanına maruz kalmaktan korumak için önlem alınması gerekliliği;
(b) Her türlü tütün ürünü bakımından; başlamayı önleyici, bırakmayı kolaylaştırıcı ve destekleyici, tüketimi azaltıcı önlemler alınması gerekliliği;
(c) Yerli bireylerin ve toplulukların, sosyal ve kültürel açıdan ihtiyaç ve görüşlerine uygun tütün kontrol programlarının geliştirilmesi, uygulanması ve değerlendirilmesi faaliyetlerine katılmalarını teşvik edici önlemler alınması gerekliliği;
(d) Tütün kontrolü stratejileri geliştirilirken, cinsiyete özgü risklere hitap edilmesini sağlayacak önlemler alınması gerekliliği.
Etkili tütün kontrol programlarının oluşturulması ve uygulanması amacıyla, yerel kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi ve yasal faktörler göz önüne alınarak, özellikle teknoloji transferi, bilgi ve finansal yardım ve uzman desteği sağlanması konularında uluslararası işbirliği, Sözleşme’nin önemli bir parçasıdır.
Her türlü tütün ürününün tüketiminin ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde azaltılmasındaki kapsamlı çok sektörlü önlemler; halk sağlığı ilkeleri doğrultusunda, tütün tüketimi ve tütün dumanına maruz kalmaya bağlı hastalıklardan, erken ölüm ve sakatlıklardan korunmak açısından vazgeçilmezdir.
Tarafların, kendi kanunları çerçevesinde belirlenen yükümlülükleriyle ilgili konular, kapsamlı tütün kontrolünün önemli bir parçasıdır.
Gelişmekte olan ve ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerdeki tütün kontrol programlarının bir sonucu olarak geçimleri olumsuz etkilenen tütün yetiştiricilerine ve işçilerine teknik ve mali destek sağlanmasının önemi kabul edilmeli ve ulusal olarak geliştirilen sürdürülebilir kalkınma stratejileri kapsamında ele alınmalıdır.
Sözleşme ve protokollerinin amacına ulaşılmasında sivil toplumun katılımı büyük önem arz etmektedir.
Madde 5
Genel yükümlülükler
Her bir Taraf, işbu Sözleşme ve protokollerine uygun şekilde kapsamlı, çok sektörlü ulusal tütün kontrolü stratejilerini, plan ve programlarını geliştirmeli, uygulamalı, bu programları düzenli olarak gözden geçirmeli ve yenilemelidir.
Bu amaçlara ulaşmak için her bir Taraf, imkanları elverdiğince:
(a) Tütün kontrolü için ulusal bir koordinasyon mekanizması veya odak noktaları kuracak ya da geliştirecek ve finanse edecektir;
(b) Tütün tüketimini, nikotin bağımlılığını ve tütün dumanına maruz kalmayı önlemeye ve azaltmaya yönelik uygun politikalar geliştirmede, etkin yasal, icrai, idari ve/veya diğer önlemleri alacak, uygulayacak ve gerektiğinde diğer Taraflarla işbirliğinde bulunacaktır;
Taraflar, tütün kontrolü ile ilgili halk sağlığı politikaları geliştirilmesinde ve uygulanmasında, ulusal kanunlar doğrultusunda, bu politikaları tütün endüstrisinin ticari ve diğer çıkar çevrelerinden koruyacaklardır.
Taraflar, taraf oldukları işbu Sözleşme ve protokollerinin uygulanabilmesi için, önerilen önlem, yöntem ve ilkelerin oluşturulmasında işbirliği yapacaklardır.
Taraflar, gerektiğinde, taraf oldukları işbu Sözleşme ve protokollerin amacına ulaşması için uzman uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla ve diğer kurumlarla işbirliği yapacaklardır.
Taraflar, işbu Sözleşme’nin etkili biçimde uygulanması için, iki taraflı veya çok taraflı finansal mekanizmalarla, kullanımlarındaki para ve kaynakları doğrultusunda, finansal kaynakları artırmak için işbirliği yapacaklardır.
BÖLÜM III: TÜTÜNE TALEBİ AZALTMAYA YÖNELİK ÖNLEMLER
Madde 6
Tütüne talebin azaltılması için fiyat ve vergi önlemleri
Taraflar, fiyat ve vergi önlemlerinin başta gençler olmak üzere toplumun çeşitli kesitlerinde tütün kullanımının azaltılmasında etkin ve önemli araçlar olduğunu kabul ederler.
Tarafların kendi vergilendirme politikalarını belirleme ve oluşturma hakkına halel getirmeksizin, her bir Taraf tütün kontrolüyle ilgili ulusal sağlık hedeflerini göz önünde bulundurmalı ve gerekirse, aşağıdaki önlemleri almalı veya sürdürmelidir:
(a) Tütün tüketiminin azaltılmasına yönelik sağlık hedefleri doğrultusunda tütün ürünlerine vergi ve gerektiğinde fiyat politikaları uygulanması,
(b) Uluslararası seyahat eden yolculara tütün ürünlerinin vergisiz ve gümrüksüz satışının ve/veya ithalatının, gerekirse, yasaklanması veya sınırlandırılması.
Taraflar, 21. madde uyarınca, tütün ürünleri için vergilendirme oranlarını ve tütün tüketimi eğilimlerini periyodik raporlarla Taraflar Konferansına bildireceklerdir.
Madde 7
Tütüne talebi azaltmada fiyat dışı önlemler
Taraflar, kapsamlı fiyat dışı önlemlerin tütün tüketiminin azaltılmasında etkili ve önemli bir araç olduğunu kabul ederler. Her bir Taraf, 8. ve 13. maddelerle üstlendikleri yükümlülüklerini yerine getirmek için etkili yasal, icrai, idari ve diğer önlemleri alacak ve uygulayacaklardır ve bu önlemlerin uygulanması amacıyla, gerektiğinde, birbirleriyle, doğrudan veya uluslararası uzmanlık kuruluşları aracılığıyla işbirliği yapacaklardır. Taraflar Konferansı, bu madde hükümlerinin hayata geçirilmesi için uygun rehber ilkeler önerecektir.
Madde 8
Tütün dumanından korunma
Taraflar, bilimsel kanıtların tütün dumanına maruz kalmanın ölüm, hastalık ve sakatlıklara neden olduğunun kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtladığını kabul ederler.
Her bir Taraf, kapalı iş yerlerinde, toplu taşıma araçlarında, kapalı kamu alanlarında ve gerektiğinde, kamuya açık diğer yerlerde tütün dumanına maruz kalmayı engellemek için, ulusal yasalarla belirlenen mevcut resmi yetki alanlarında, etkin yasal, icrai, idari ve/veya diğer önlemleri alacak ve uygulayacak ve bu önlemlerin, yetkisine giren diğer düzeylerde de kabulü ve uygulanmasını etkin bir şekilde teşvik edecektir.
Madde 9
Tütün ürünlerinin içerikleri ile ilgili düzenleme
Taraflar Konferansı, uluslararası uzmanlık kuruluşlarıyla danışarak, tütün ürünlerinin içerikleri ve yaydıklarını ölçmek ve test etmek ve bunları düzenlemek için rehber ilkeler önerecektir. Her bir Taraf, ulusal uzmanlık kurumlarınca onaylandığında, bu tür düzenlemeler, ölçümler ve testler için etkin yasal, icrai, idari ve diğer önlemleri alacak ve uygulayacaklardır.
Madde 10
Tütün ürünlerinin ifşası ile ilgili düzenleme
Her bir Taraf, ulusal kanunlar doğrultusunda, tütün üreticileri ve ithalatçılarının tütün ürünlerinin içerikleri ve yaydıklarıyla ilgili bilgiyi hükümet birimlerine bildirmelerini sağlayacak etkili yasal, icrai, idari ve diğer önlemleri alacak ve uygulayacaklardır. Her bir Taraf, ayrıca, tütün ürünlerinin zehirli öğeleri ve yaydıklarıyla ilgili bilgilerin kamu oyuna duyurulması için etkin önlemler alacak ve uygulayacaklardır.
Madde 11
Tütün ürünlerinin paketlenmesi ve etiketlenmesi
Her bir Taraf, kendisi açısından işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonraki üç yıllık bir süre içinde, kendi ulusal kanunları doğrultusunda, aşağıdakilerin gerçekleştirilmesi için etkili önlemler alacak ve uygulayacaktır;
(a) Tütün ürünlerinin paketlenmesi veya etiketlenmesinde, bir tütün ürününün özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri ve emisyonları ile ilgili yanlış, aldatıcı, yanıltıcı veya hatalı izlenim oluşturacak ve belirli bir tütün ürününün, doğrudan veya dolaylı olarak, diğer tütün ürünlerinden daha az zararlı olduğu izlenimini uyandıracak, “düşük katranlı”, “hafif, “ultra-hafif” ya da “yumuşak” vb. gibi bir tanım, ticari marka, figür veya başka işaret kullanılamaz.
(b) Tütün ürünlerinin her bir paket ve ambalajında ve bu ürünlerin dış paketleme ve etiketlerinde tütün kullanımının zararlı etkilerini anlatan ve diğer uygun mesajları veren sağlık uyarıları olmalıdır. Bu uyarılar ve mesajlar:
Yetkili ulusal otoritelerce onaylanmalıdır,
Dönüşümlü olarak kullanılmalıdır,
iii. Büyük, açık, görülebilir ve okunabilir olmalıdır,
Görünebilir alanın %50 veya daha fazlasında olabilir ancak %30’dan az olmamalıdır.
Resimler ya da şekiller halinde olabilir veya bunları içerebilir.
Her bir tütün ürünü paketi ve ambalajında ve bu ürünlerin dış paketleme ve ambalalajı üzerinde bu maddenin 1 (b) paragrafında belirtilen uyarılara ilaveten, tütün ürününün ulusal otoritelerce belirlenmiş, içeriği ve emisyonlarıyla ilgili bilgiler yeralacaktır.
Her bir Taraf, bu maddenin 1 (b) ve 2. paragraflarında belirlenen uyarıların ve diğer yazılı bilgilerin her bir tütün ürünü paketi ve ambalajında ve bu ürünlerin dış ambalaj ve etiketleri üzerinde kendi resmi dili veya dillerinde yer almasını sağlayacakdır.
İşbu maddenin amaçları bakımından, tütün ürünlerine ilişkin “dış paketleme ve etiketleme” terimi, ürünün perakende satışında kullanılan paketleme ve etiketlemeyi kastetmektedir.
Madde 12
Öğretim, iletişim, eğitim ve toplumsal bilinç
Her bir Taraf, mevcut tüm iletişim araçlarını kullanarak, tütün kontrolü konularında toplumsal duyarlılığı sağlayacak ve güçlendirecektir. Bu amaçla her bir Taraf, aşağıdaki hususları geliştirmek için etkili yasal, icrai, idari ve diğer önlemleri alacak ve uygulayacaktır:
(a) Tütün tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın bağımlılık yapıcı özelliklerini de içeren sağlık riskleriyle ilgili, etkili ve kapsamlı, eğitici ve toplumda duyarlılık oluşturucu programlara yaygın erişim;
(b) Tütün tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın yarattığı sağlık riskleri ve Madde 14.2’de belirtildiği üzere tütün kullanımının bırakılması ve sigarasız yaşam tarzlarının faydaları konusunda toplumun bilinçlendirilmesi;
(c) Ulusal kanunlar doğrultusunda, işbu Sözleşme’nin amaçlarıyla ilgili olan tütün endüstrisi hakkında ayrıntılı bilgilere toplumun erişmesi;
(d) Sağlık çalışanları, kamu işçileri, sosyal hizmet görevlileri, medya çalışanları, eğitimciler, karar vericiler, yöneticiler ve ilgili diğer kişilere yönelik tütün kontrolü konusunda etkili ve uygun eğitim veya duyarlılık kazandırma ve bilinçlendirme programları;
(e) Tütün kontrolü için sektörler arası program ve stratejilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına tütün endüstrisiyle bağlantısı olmayan kamu ve özel kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının katılımları ve bunların bilinçlendirilmeleri;
(f) Halkın tütün üretimi ve tüketiminin sağlığa, ekonomiye ve çevreye olan olumsuz etkileri hakkında bilinçlenmesi ve bu konudaki bilgilere erişimi.
Madde 13
Tütün reklamı, promosyonu ve sponsorluğu
Taraflar, reklam, promosyon ve sponsorlukla ilgili kapsamlı yasakların, tütün ürünlerinin tüketimini azalttığını kabul ederler.
Her bir Taraf, anayasalarına veya anayasal ilkelerine uygun olarak, tütünle ilgili her türlü reklam, promosyon ve sponsorluğa karşı kapsamlı yasaklar getireceklerdir. Bu yasaklara, Taraf devlette mevcut yasal çevresel ve teknik imkanlar çerçevesinde, kendi topraklarından kaynaklanan sınır ötesi reklam, promosyon ve sponsorluk da dahil olacaktır. Bu bağlamda, iş bu Sözleşme’nin o Taraf açısından yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl içinde her bir Taraf uygun yasal, icrai, idari ve/veya diğer önlemleri alacak ve önlemler hakkında 21. maddede belirtildiği üzere bilgi verecektir.
Anayasası veya anayasal ilkeleri nedeniyle kapsamlı bir yasaklama getiremeyecek durumda olan bir Taraf, tüm tütün reklamı, promosyonu ve sponsorluklarına kısıtlamalar getireceklerdir. Bunlar, taraf devlette mevcut yasal çevresel ve teknik imkanlar çerçevesinde, kendi topraklarından kaynaklanan ve sınır ötesi etkileri olan reklam, promosyon ve sponsorluğa sınırlamaları veya kapsamlı yasakları içerecektir. Bu bağlamda, her bir Taraf, uygun yasal, icrai, idari ve/veya diğer önlemleri alacak ve önlemler hakkında 21. maddeye uygun olarak bilgi verecektir.
Her bir Taraf, anayasası veya anayasal ilkeleri çerçevesinde, en azından aşağıdaki hususları yerine getirecektir:
(a) Her türlü tütün ürününün özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri ve emisyonları ile ilgili hatalı, yanlış bilgilendirici ve yanıltıcı veya hatalı bir izlenim bırakabilecek şekilde tanıtıcı reklam, promosyon ve sponsorluğun yasaklanması,
(b) Tütün ürünleriyle ilgili her türlü reklama ve gerekirse, promosyon ve sponsorluğa sağlıkla ilgili ve diğer uyarıların ve mesajların eklenmesi koşulunun aranması,
(c) Tütün ürünlerinin halk tarafından alınmasını özendirecek doğrudan ya da dolaylı teşvik edici unsurların kullanımının sınırlandırılması,
(d) Kapsamlı bir yasak konulamıyorsa, tütün endüstrisinin henüz yasaklanmamış reklam, promosyon ve sponsorlukla ilgili masraflarının ilgili hükümet kurumlarına bildirilmesi koşulunun aranması. Bu yetkili kurumlar, ulusal yasalar uyarınca, sözkonusu harcamaların kamuoyuna ve 21. madde gereğince Taraflar Konferansı’na sunulmasına karar verebilirler.
(e) Kapsamlı yasakların getirilmesinin sağlanması ya da, anayasa veya anayasal ilkeler nedeniyle kapsamlı bir yasaklama getiremeyecek durumda olunması halinde, beş yıl içinde radyo, televizyon, yazılı medya ve gerekirse, internet gibi diğer ortamlarda tütün reklam, promosyon ve sponsorluğunun kısıtlanması,
(f) Uluslararası olaylarda, faaliyetlerde ve/veya bu tür faaliyetlere katılanlara tütün sponsorluğunun yasaklanması ya da, anayasa veya anayasal ilkeler nedeniyle kapsamlı bir yasaklama getiremeyecek durumda olunması halinde, kısıtlanması.
Taraflar 4. fıkrada belirtilen yükümlülüklerin ötesinde önlemler almaya teşvik edilmektedir.
Taraflar, sınır ötesi reklamcılığın önlenmesi için gerekli teknolojilerin ve diğer araçların geliştirilmesi amacıyla işbirliği yapacaklardır.
Tütün reklam, promosyon ve sponsorluğunun belirli alanlarında yasakları bulunan tarafların, kendi bölgelerine giren bu tip sınır ötesi tütün reklam, promosyon ve sponsorluklarını yasaklamaya ve kendi ulusal kanunları doğrultusunda, yerel tütün reklamı, promosyon ve sponsorluklarına verdikleri cezaların aynısını vermeye egemen hakları vardır. Bu madde, belirli bir cezayı önermemektedir.
Taraflar, sınır ötesi reklam, promosyon ve sponsorluğa kapsamlı yasaklar getirilmesi için uluslararası işbirliği gerektiren uygun önlemlerin çerçevesini çizen bir protokolün hazırlanmasını göz önünde bulunduracaklardır.
Madde 14
Tütün bağımlılığı ve tütünün bırakılması ile ilgili talep azaltıcı önlemler
Her bir Taraf, ulusal şartları ve öncelikleri dikkate alarak, tütün kullanımının bırakılmasını özendiren ve tütün bağımlılığı için gerekli tedaviyi sağlayan, bilimsel kanıtlara ve başarılı uygulamalara dayalı, uygun, kapsamlı ve bütünleşmiş projeler geliştirecek bunları yaygınlaştıracaktır ve tütün kullanımını bırakmak ve tütün bağımlılığına karşı yeterli tedaviyi uygulamak üzere etkili önlemler alacaktır.
Bu amaçla, her bir Taraf, aşağıdaki hususları yerine getirmeye çalışacaktır:
(a) Eğitim kurumları, sağlık hizmeti veren kurumlar, işyerleri ve spor merkezleri gibi yerlerde, tütün kullanımının bırakılmasını özendirici etkin programların oluşturulması ve uygulanması;
(b) Gerektiğinde sağlık çalışanlarının ve sosyal hizmet görevlilerinin katılımıyla, tütün bağımlılığının teşhis ve tedavisinin ve tütün kullanımının bırakılması için danışma hizmetlerinin ulusal sağlık ve eğitim programlarına, plan ve stratejilerine dahil edilmesi;
(c) Tütün bağımlılığının teşhisi, danışma, önleme ve tedavisi için sağlık kurumlarında ve rehabilitasyon merkezlerinde programlar oluşturulması;
(d) 22. madde uyarınca tütün bağımlılığının, eczacılık ürünlerini de içeren tedavilerinin ulaşılabilir ve uygulanabilirliğini kolaylaştırmak için diğer taraflarla işbirliği yapılması.
Bu tür ürünler ve içerikleri, ilaçları ve gerektiğinde, ilaç yapımında kullanılan ve teşhise yarar ürünleri içerebilir.
BÖLÜM IV: TÜTÜN ARZININ AZALTILMASINA YÖNELİK ÖNLEMLER
Madde 15
Tütün ürünlerinin yasa dışı ticareti
Taraflar, tütün ürünlerinin kaçakçılık, yasa dışı imalat ve sahte üretim dahil her türlü yasadışı ticaretinin önlenmesinin ve altbölgesel, bölgesel ve küresel anlaşmalara ek olarak ilgili ulusal kanunların geliştirilmesinin ve uygulanmasının, tütün kontrolünün vazgeçilmez unsurları olduğunu kabul ederler.
Her bir Taraf, tütün ürünlerinin paketlerinde ve ambalajlarında ve bu ürünlerin dış ambalajında, menşelerinin anlaşılmasına yardımcı olan işaretlerin olması ve ulusal kanunlar ve iki taraflı ya da çok taraflı anlaşmalar doğrultusunda tütün ürünlerinin dağıtım noktalarının belirlenmesi, yasal durumları ve dolaşımlarının denetlenmesi, belgelenmesi ve kontrolünün sağlanması için etkin yasal, icrai, idari ve diğer önlemleri alacak ve uygulayacaklardır. Bunlara ek olarak her bir Taraf:
(a) İç pazarda perakende veya toptan satılan her bir tütün ürünü paketi veya ambalajında; “Sadece belirli bir bölgede satışına izin verilmiştir” (ülkenin, bölgenin ya da federal birimin ismi belirtilecek) ibaresi taşımasını veya gönderilecek nihai ülkeyi gösteren ya da yetkililere ürünün iç pazarda yasal olarak satılıp satılmadığını belirlemelerine yardımcı olacak başka etkili işaretler taşımasını sağlayacaktır.
(b) Gerekirse, dağıtım sistemini daha da güvence altına alacak ve yasa dışı ticaretin soruşturulmasına yardımcı olacak pratik bir takip ve izleme rejimi geliştirmeyi göz önünde bulunduracaktır.
Her bir Taraf, bu maddenin 2. fıkrasında belirtilen ambalaj bilgilerinin veya işaretlemenin, resmi dil veya dillerde ve okunabilir olmasını sağlayacaktır.
Tütün ürünlerinin yasa dışı ticaretinin önlenmesi amacıyla her bir Taraf:
(a) Yasadışı ticaret dahil, tütün ürünlerinin sınır ötesi ticaretini denetleyecek ve bu konuda veri toplayacak, ulusal kanunlar ve ilgili iki taraflı veya çok taraflı anlaşmalar doğrultusunda, gerektiğinde, gümrük ve vergi makamları ile diğer makamlar arasında bilgi alışverişinde bulunacaktır;
(b) Kaçak ve sahte sigaraları da içeren tütün ürünlerinin yasa dışı ticaretine karşı, uygun cezalar ve yaptırımlar içeren yasalar çıkaracak veya mevcut yasaları güçlendirecektir;
(c) El konulan tüm imalat malzemelerinin, kaçak ve sahte sigaraların ve diğer tütün ürünlerinin, mümkünse çevreye zarar vermeyen yöntemlerle yok edilmesini veya ulusal kanunlar uyarınca, ortadan kaldırılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaktır;
(d) Egemenlik alanı dahilinde vergi ve gümrüğe tabi olarak bulunan veya dolaşımda olan tütün ürünlerinin depolanma ve dağıtımlarının denetlenmesi, belgelenmesi ve kontrolü için gerekli önlemleri alacak ve uygulayacaktır;
Taraflar, işbu maddenin 4 (a) ve 4 (b) bentleri uyarınca toplanan bilgileri, 21. Madde’ye uygun olarak Taraflar Konferansı’na periyodik raporlar halinde toplu halde sunacaklardır.
Taraflar, ulusal kanunları çerçevesinde ve gerektiğinde, tütün ürünlerinin yasa dışı ticaretinin önlenmesi amacıyla, bu hususta soruşturma, kovuşturma ve yargılama ile ilgilenen ulusal kuruluşlar ve ilgili bölgesel ve uluslararası örgütler arasında işbirliğini destekleyeceklerdir. Tütün ürünlerinin yasadışı ticaretiyle mücadele etmek için bölgesel ve altbölge düzeylerinde işbirliğine özel önem verilecektir.
Her bir Taraf, yasa dışı ticaretin önlenmesi için tütün ürünlerinin üretiminin ve dağıtımının düzenlenmesine veya kontrolüne yönelik, lisanslama dahil, diğer önlemleri de almaya ve uygulamaya çalışacaktır.
Madde 16
Çocuklara ve çocuklar aracılığıyla satış yapılması
Her bir Taraf, 18 yaşından küçüklere veya ulusal kanunlarla belirlenen yaşın altındakilere tütün ürünlerinin satılmasını önleyecek yasal, icrai, idari veya uygun resmi düzeyde diğer önlemleri alacak ve uygulayacaktır. Bu önlemler aşağıdaki hususları içerebilir:
(a) Tütün ürünü satıcılarının, satış noktalarına, küçüklere tütün satışının yasak olduğunu gösteren açık ve belirgin bir işaret koymalarının ve kuşkulu durumlarda satın alan kişiye kimlik sorulmasının sağlanması;
(b) Tütün ürünlerinin, market rafları gibi doğrudan ulaşılabilir yerlerde satılmasının yasaklanması;
(c) Küçüklere hitap eden şeker, çerez, oyuncak veya başka nesnelerin tütün ürünleri şeklinde üretilmesinin ve satılmasının yasaklanması;
(d) Otomatik tütün satış makinelerine çocuklar tarafından ulaşılamamasının ve çocuklara tütün ürünleri satışının özendirilmemesinin sağlanması,
Taraflar, topluma ve özellikle de çocuklara ücretsiz tütün ürünü dağıtılmasını yasaklayacaklar ya da yasaklanmasını teşvik edeceklerdir.
Taraflar, sigaraların çocuklar tarafından satın alınmasını mümkün kılacak şekilde tek olarak veya küçük paketler halinde satılmasını yasaklamak için gayret sarf edeceklerdir.
Taraflar, küçüklere tütün ürünü satılmasını önleyecek önlemlerin etkilerinin arttırılması için, bu önlemlerin, gerektiğinde Sözleşme’de yer alan diğer hükümlerle birlikte uygulanması gerektiğini kabul ederler.
Taraflar Sözleşme’yi imzalar, onaylar, kabul eder, uygun bulur ve resmen teyid eder ya da katılırken, veya sonraki herhangi bir zamanda, bağlayıcı bir yazılı bildirim yapmak suretiyle, egemenlik alanı içerisinde otomatik tütün satış makinelerinin girişini yasaklama, ya da gerekirse, bu makinelere tam bir yasak getirme taahhüdünde bulunabilirler. İşbu maddeye uygun olarak yapılan bildirim, Depoziter tarafından Sözleşme’ye taraf ülkelere iletilmelidir.
Taraflar işbu maddenin 1. ve 5. fıkraları arasında belirtilen yükümlülüklere uyulmasını sağlamak için satıcı ve dağıtımcılara karşı cezalandırmayı da içeren etkili yasal, icrai, idari veya diğer önlemleri alacak ve uygulayacaklardır.
Taraflar, gerekirse, 18 yaşın ya da ulusal kanunlarla belirlenen yaşın altındakilere tütün ürünlerinin satılmasını önleyecek yasal, icrai, idari veya diğer önlemleri almalı ve uygulamalıdırlar.
Madde 17
Ekonomik açıdan uygun alternatif faaliyetler için destek sağlanması
Taraflar, gerekirse, birbirleriyle ve uluslararası ve bölgesel uzmanlık kuruluşlarıyla işbirliği içinde, tütün işçileri ve yetiştiricileri, eğer varsa bireysel satıcılar için ekonomik olarak varlıklarını sürdürebilecekleri alternatifler geliştireceklerdir.
BÖLÜM V: ÇEVRENİN KORUNMASI
Madde 18
Çevrenin ve insan sağlığının korunması
Taraflar, İşbu Sözleşme’nin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde, kendi topraklarında tütün yetiştirilmesi ve imalatı bakımından çevrenin ve çevreyle ilgili insan sağlığının korunmasına gerekli dikkati göstermeyi kabul ederler.
BÖLÜM VI: SORUMLULUKLARA İLİŞKİN KONULAR
Madde 19
Yükümlülükler
Taraflar, tütün kontrolü amacıyla, gerekirse tazminatı da içeren cezai veya hukuki sorumlulukları düzenleyecek yasaları çıkarmayı veya mevcut yasaları geliştirmeyi gözönünde bulunduracaklardır.
Taraflar birbirleriyle, 21. Madde uyarınca, Taraflar Konferansı aracılığıyla aşağıdaki hususlarda bilgi alışverişi sağlamak için işbirliği yapacaklardır:
(a) Madde 20.3 (a) uyarınca tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın sağlığa etkileri hakkındaki bilgiler,
(b) Yürürlükteki yasalar, yönetmelikler ve bununla ilgili hukuki uygulamaya dair bilgiler.
Taraflar, gerekirse ve karşılıklı olarak anlaşmaya varılması halinde, ulusal kanunlar, politikalar, yasal uygulamalar ve uygulanabilir mevcut antlaşmaların getirdiği sınırlar içerisinde, işbu Sözleşme doğrultusunda, hukuki ve cezai sorumluluğa ilişkin dava muamelelerinde birbirlerine yardımcı olacaklardır.
Sözleşme, böyle bir hakları varsa, tarafların birbirlerinin yargılama sürecine katılma hakkını hiçbir şekilde etkilemeyecek veya sınırlamayacaktır.
Taraflar Konferansı, mümkün olduğu takdirde, erken bir dönemde, Taraflara işbu madde uyarınca yapacakları yasal ve diğer faaliyetleri açısından, talepleri üzerine, sorumluluklarla ilgili konularda uluslararası alanda yapılan çalışmaları göz önünde bulundurarak, destek vermeyi değerlendirebilir.
BÖLÜM VII: BİLİMSEL VE TEKNİK İŞBİRLİĞİ VE BİLGİ İLETİŞİMİ
Madde 20
Araştırma, izleme ve bilgi alışverişi
Taraflar, tütün kontrolü alanında ulusal araştırmayı geliştirmeli ve desteklemeli, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki araştırma programlarının eşgüdümünü sağlamalıdır. Bu bağlamda her bir Taraf:
(a) Doğrudan ya da ilgili uluslararası ve bölgesel uzmanlık kuruluşları ve diğer kurumlar aracılığıyla araştırma ve bilimsel değerlendirmeler yapılması için girişimde bulunacak ve bunun için işbirliğinde bulunacak ve böylelikle, tütün kullanımının ve tütün dumanına maruz kalmanın nedenleri ve sonuçlarını incelemeye yönelik araştırmaları, ayrıca tütüne alternatif ürünleri belirlemeye yönelik araştırmaları geliştirecek ve teşvik edecektir;
(b) İlgili uluslararası, bölgesel ve hükümetlerarası kuruluşların ve diğer kurumların desteğiyle, araştırma, uygulama ve değerlendirme dahil tütün kontrolü faaliyetlerinde bulunan herkes için eğitim ve desteği teşvik edecek ve güçlendirecektir.
Taraflar, gerekirse, tütün kullanımı ve tütün dumanına maruz kalmanın türleri, boyutları, yöntemleri, neden ve sonuçlarına ilişkin ulusal, bölgesel ve küresel izleme programları hazırlayacaklardır. Taraflar, bu amaçla, gerektiğinde verilerin bölgesel ve uluslararası düzeylerde karşılaştırılması ve analiz edilebilmesi için, tütün izleme programlarını ulusal, bölgesel ve küresel sağlık izleme programlarına entegre etmelidirler.
Taraflar, uluslararası ve bölgesel hükümetlerarası örgütlerle diğer kuruluşların maddi ve teknik desteklerinin önemini kabul etmektedirler. Her bir Taraf aşağıdaki şartları yerine getirmeye çalışacaktır:
(a) Tütün tüketiminin salgın hastalıklar açısından izlenmesi ve sosyal, ekonomik ve sağlıkla ilgili göstergeler için tedricen bir ulusal sistem oluşturulması;
(b) Uluslararası ve bölgesel hükümetlerarası örgütlerle ve resmi ve sivil toplum kuruluşları dahil diğer kurumlarla, bu maddenin 3 (a) bendinde belirtilen göstergelere ilişkin bilgi alışverişinde ve bölgesel ve küresel tütün izleme konularında işbirliği yapılması;
(c) Tütünle ilgili izleme verilerinin toplanması, analizi ve paylaşımının belirlenmesiyle ilgili genel rehber ilke ve usûllerin geliştirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapılması.
Taraflar, ulusal kanunları çerçevesinde, herkesçe ulaşılabilir mevcut bilimsel, teknik, sosyoekonomik, ticari ve yasal bilgilerin, ayrıca işbu Sözleşme’yle bağlantılı tütün endüstrisinin uygulamaları ve tütün yetiştiriciliğine ilişkin bilgi alışverişini teşvik edecekler ve kolaylaştıracaklardır. Böylece, gelişmekte olan tarafların ve ekonomisi geçiş sürecinde olan tarafların özel ihtiyaçlarını gözönüne almış olacaklardır. Her bir Taraf, aşağıdaki hususlarda çaba gösterecektir:
(a) Tütün kontrolü ile ilgili kanun ve düzenlemeleri ve bunların yürürlülüğüne ilişkin hukuki bilgileri içeren güncel bir veri tabanının tedricen oluşturulması ve sürdürülmesi, ayrıca bölgesel ve küresel tütün kontrolü için programlar geliştirilmesinde işbirliği yapılması;
(b) Bu maddenin 3 (a) bendi uyarınca, ulusal izleme programlarından güncel verilerin tedricen oluşturulması ve sürdürülmesi;
(c) Tütün üretimi, imalatı hususunda ve Sözleşme’ye ya da ulusal tütün kontrol faaliyetlerine etki yapacak tütün endüstrilerinin faaliyetleriyle ilgili, düzenli olarak bilgi toplayacak ve yayınlayacak küresel bir sistem kurulması ve sürdürülmesi için İlgili uluslararası organizasyonlarla işbirliği yapılması.
Taraflar, gelişmekte olan ülke taraflarına ve ekonomileri geçiş sürecinde olan taraflara, araştırma, izleme ve bilgi paylaşımında yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak üzere Sekreterya’ya teknik ve finansal kaynak sağlanmasını geliştirmek ve teşvik etmek amacıyla bölgesel ve uluslararası hükümetlerarası kuruluşlarla ve üyesi oldukları finans ve kalkınma kuruluşlarıyla işbirliği yapmalıdırlar.
Madde 21
Bilgi verme ve bilgi alışverişi
Her bir Taraf, Sekreterya aracılığıyla, Taraflar Konferansı’na Sözleşme’nin uygulanmasıyla ilgili aşağıdaki hususları içeren düzenli raporlar sunacaklardır:
(a) Sözleşme’nin uygulanması için alınan yasal, icrai, idari ve diğer önlemlerle ilgili bilgiler;
(b) Gerekirse, Sözleşme’nin uygulanmasında karşılaşılan zorluk ve engeller ve bu engelleri aşmak için alınan önlemlerle ilgili bilgiler;
(c) Gerekirse, tütün kontrol faaliyetleri için verilen veya alınan mali ve teknik desteğe ilişkin bilgiler;
(d) 20. maddede belirtilen, izleme ve araştırmalar hakkındaki bilgiler;
Taraflarca bildirilecek bu tip raporların sıklığı ve şekli, Taraflar Konferansı tarafından belirlenecektir. Her bir Taraf Sözleşme’nin kendi açısından yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde ilk raporunu sunacaktır.
Taraflar Konferansı, 22. ve 26. madde uyarınca, gelişmekte olan ve ekonomisi geçiş sürecinde olan taraf devletlere, talepleri üzerine, bu madde ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmelerinde yardımcı olacak düzenlemeleri gözönünde bulunduracaktır.
Sözleşme çerçevesinde bilgilerin yayınlanması ve paylaşılması, gizlilik ve mahremiyetle ilgili ulusal yasalara tabidir. Taraflar, karşılıklı olarak mutabakata varıldığı takdirde, paylaşılan gizli bilgileri saklayacaklardır.
Madde 22
Bilimsel, teknik ve yasal alanlarda işbirliği ve uzman desteği sağlanması
Taraflar işbu Sözleşme’nin gereklerini yerine getirme kapasitelerini güçlendirmek amacıyla, gelişmekte olan ve ekonomisi geçiş sürecinde olan taraf devletlerin ihtiyaçları da göz önüne alınarak, doğrudan ya da ilgili uluslararası kuruluşlar aracılığıyla işbirliği yapacaklardır. Bu işbirliği, ulusal tütün kontrol stratejilerini, planlarını ve programlarını oluşturmak ve güçlendirmek için, karşılıklı olarak anlaşıldığı şekilde, diğerlerinin yanısıra aşağıdaki hususları da amaçlayan, teknik, bilimsel ve yasal uzmanlık ve teknolojinin transferini teşvik edecektir:
(a) Tütün kontrolüyle ilgili teknoloji, bilgi, yetenek, kapasite ve uzmanlığın geliştirilmesi, transferi ve ulaşılabilirliğinin kolaylaştırılması;
(b) Sözleşme’nin, diğerlerinin yanısıra, aşağıdaki hususlar aracılığıyla uygulanması amacıyla ulusal tütün kontrolü stratejileri, plan ve programlarının oluşturulması ve güçlendirilmesi için teknik, bilimsel, yasal ve diğer alanlarda uzmanlık sağlanması:
Talep üzerine, sigaraya başlamanın önlenmesini, sigarayı bırakmanın özendirilmesini ve tütün dumanına maruz kalmaktan korunmayı da içeren teknik programların ve güçlü bir yasal oluşumun geliştirilmesine yardım edilmesi;
Tütün işçilerine, gerektiğinde, ekonomik ve yasal açıdan sürdürülebilir alternatif geçim yollarının geliştirilmesinde yardımcı olunması;
iii. Tütün yetiştiricilerine, gerektiğinde, ekonomik olarak sürdürülebilir alternatif tarım ürünleri üretimine geçmelerinde yardımcı olunması;
(c) 12. madde uyarınca uygun personel için uygun eğitim ve duyarlılaştırma programları için destek sağlanması;
(d) Tütün kontrol stratejileri, planları ve programları doğrultusunda, lojistik desteğin yanı sıra gerekli donanım, araç gereç desteğinin de sağlanması;
(e) Tütün kontrolü için nikotin bağımlılığının tedavisini de içeren tütün kontrolü yöntemlerinin belirlenmesi;
Taraflar Konferansı, 26. madde uyarınca sağlanan mali destekle teknik, bilimsel ve yasal uzmanlık ve teknoloji transferini teşvik edecek ve kolaylaştıracaktır.
BÖLÜM VlII: KURUMSAL DÜZENLEMELER VE MALİ KAYNAKLAR
Madde 23
Taraflar Konferansı
İşbu Sözleşme’yle bir Taraflar Konferansı oluşturulmuştur. Konferansın birinci toplantısı, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçmeden, Dünya Sağlık Örgütü tarafından düzenlenecektir. Konferans, bu ilk toplantısında, sonraki olağan toplantıların yerini ve tarihini belirleyecektir.
Taraflar Konferansı’nın olağanüstü toplantıları, Konferans tarafından gerekli görüldüğü zamanlarda ya da Taraflardan birinin yazılı talebi üzerine, bu talebin Taraflara Sekreterya tarafından iletileceği altı ay içinde, Tarafların en az üçte birinin de kabul etmesi durumunda, toplanabilir.
Taraflar Konferansı, ilk toplantısında, oybirliği ile görüşme kurallarını kabul edecektir.
Taraflar Konferansı, kendisi için ve kurulabilecek yan organlar ile Sekreterya faaliyetlerinde uyulacak mali kuralları oy birliği ile kabul edecektir. Her olağan toplantıda, bir sonraki olağan toplantıya kadar olan mali dönem için bir bütçe kabul edecektir.
Taraflar Konferansı, Sözleşme’nin uygulanmasını düzenli olarak gözden geçirecek ve uygulamada etkinliğin sağlanması için gerekli kararları alacaktır; Sözleşme’nin 28., 29. ve 33. maddeleri gereğince Sözleşme’ye protokoller, ekler ve değişiklikler kabul edebilecektir. Bu amaçla:
(a) 20. ve 21. maddeler uyarınca bilgi alışverişini teşvik edecek ve kolaylaştıracaktır;
(b) Sözleşme’nin uygulanması için 20. maddede belirtilenlere ek olarak, veri toplanması ve karşılaştırmalı araştırma metodolojilerinin geliştirilmesi ve düzenli olarak iyileştirilmesi için destek sağlayacak ve yol gösterecektir;
(c) Gerektiğinde, stratejilerin, planların, programların, politikaların, yasaların ve diğer önlemlerin geliştirilmesi, uygulanması ve değerlendirilmesini teşvik edecektir;
(d) 21. madde uyarınca, taraflarca sunulan raporları değerlendirecek ve Sözleşme’nin uygulanmasıyla ilgili olağan raporları kabul edecektir;
(e) 26. madde uyarınca, Sözleşme’nin uygulanması için mali kaynakların mobilizasyonunu teşvik edecek ve kolaylaştıracaktır;
(f) Sözleşmenin amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan alt organları oluşturacaktır;
(g) Sözleşme’nin uygulanmasının güçlendirilmesi açısından, gerektiğinde, ilgili uzmanlık kuruluşlarından, Birleşmiş Milletler sistemi kurumlarından, diğer uluslararası, bölgesel ve hükümetlerarası kuruluşlardan ve sivil toplum örgütlerinden, hizmet ve işbirliği talebinde bulunacaktır;
(h) Bu sözleşme’nin amaçlarına ulaşılması için, yapılan uygulamalardan elde edilen deneyimlerin ışığında, gerektiğinde, başka etkinlikleri değerlendirecektir.
Taraflar Konferansı, görüşmelere gözlemci olarak katılımla ilgili ölçütleri belirleyecektir.
Madde 24
Sekreterya
Taraflar Konferansı, daimi bir sekreterya oluşturacak ve işleyişi ile ilgili düzenlemeleri yapacaktır. Taraflar Konferansı, bunları ilk toplantısında belirlemeye çalışacaktır.
Daimi bir sekreterya kurulana kadar, işbu Sözleşme’nin gerektirdiği sekreterya hizmetleri, Dünya Sağlık Örgütü tarafından sürdürülecektir.
Sekreterya hizmetleri aşağıdaki hususlardan oluşmaktadır:
(a) Taraflar Konferansı ve alt organların toplantılarını düzenlemek ve bu toplantılar için gerekli hizmetleri sunmak;
(b) Sözleşme gereği hazırlanan raporları iletmek;
(c) Özellikle gelişmekte olan ve ekonomisi geçiş sürecinde olan taraf devletlere, talep etmeleri halinde, işbu Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülükler uyarınca yapılması gereken, bilgi toplanması ve paylaşımı konusunda destek sağlamak;
(d) Taraflar Konferansı’nın rehberliğinde, Sözleşme’den kaynaklanan hizmetleriyle ilgili rapor hazırlamak ve bunları Taraflar Konferansı’na sunmak;
(e) Taraflar Konferansı’nın rehberliğinde, ilgili uluslararası ve bölgesel hükümetlerarası kuruluşlar ve diğer kurumlarla gerekli koordinasyonu sağlamak;
(f) Taraflar Konferansı’nın rehberliğinde, görevlerini etkin biçimde yerine getirmesi için gerekli olabilecek idari ve akdi düzenlemeleri yapmak;
(g) Sözleşme ve protokollerinde belirlenen diğer sekreterya görevlerini ve Taraflar Konferansı tarafından belirlenebilecek bu tür diğer fonksiyonları yerine getirtmek.
Madde 25
Taraflar Konferansı ile hükümetlerarası kuruluşlar arasındaki ilişkiler
İşbu Sözleşme’nin amaçlarına ulaşılmasında gerekli teknik ve maddi işbirliğinin sağlanması için Taraflar Konferansı, ilgili uluslararası ve bölgesel hükümetlerarası kuruluşların ve yanı sıra mali ve kalkınma kurumlarının işbirliğini isteyebilir.
Madde 26
Mali kaynaklar
Taraflar, Sözleşme’nin amaçlarına ulaşılmasında mali kaynakların oynadığı rolün önemini kabul etmektedirler.
Her bir Taraf, ulusal planları, öncelikleri ve programları uyarınca, Sözleşme’nin amaçlarına ulaşılmasına yönelik ulusal faaliyetleri doğrultusunda finansal destek sağlayacaklardır.
Taraflar, gelişmekte olan taraf devletlerin ve ekonomisi geçiş sürecinde olan tarafların çok sektörlü ve kapsamlı tütün kontrol programlarının geliştirilmesine ve güçlendirilmesine kaynak sağlanması için, iki taraflı, bölgesel, altbölgesel ve diğer çok taraflı kanalların kullanılmasını destekleyeceklerdir. Ulusal sürdürülebilir kalkınma stratejileri çerçevesinde, tütün üretimine, ürün çeşitliliği dahil ekonomik açıdan sürdürülebilir alternatifler aranmalı ve desteklenmelidir.
İlgili uluslararası ve bölgesel hükümetlerarası kuruluşlarda temsil edilen taraflar ve finansman ve kalkınma kuruluşları, gelişmekte olan taraf devletlere ve ekonomisi geçiş sürecinde olan taraflara, sözkonusu kuruluşlara katılma haklarını kısıtlamadan, Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerinde maddi destek sağlamaları için bahsekonu kurumları teşvik edeceklerdir.
Taraflar aşağıdaki hususları kabul ederler:
(a) Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerinde yardımcı olmak üzere, tütün kontrol faaliyetleri için tüm ilgili mevcut ve potansiyel kaynaklar, finansal, teknik veya kamusal ve özel tüm kaynaklar bütün tarafların, özellikle gelişmekte olan taraf devletlerin ve ekonomileri geçiş sürecinde olan tarafların yararlanması için kullanılmalı ve seferber edilmelidir;
(b) Sekreterya, gelişmekte olan ve ekonomisi geçiş sürecinde olan Taraflara, talepleri halinde, Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerini kolaylaştıracak mevcut fon kaynakları hakkında önerilerde bulunacaktır;
(c) Taraflar Konferansı, ilk toplantısında, Sekreterya’nın yürüttüğü bir çalışmaya ve ilgili diğer bilgilere istinaden mevcut ve potansiyel yardım kaynaklarını ve mekanizmalarını gözden geçirecek ve yeterliliklerini değerlendirecektir.
(d) Taraflar Konferansı, sözkonusu gözden geçirmenin sonuçlarını, gelişmekte olan taraf devletlere ve ekonomisi geçiş sürecinde olan taraflara Sözleşme’nin amaçlarının gerçekleştirilmesinde yardımcı olmak için, gerektiğinde mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi veya ilave finansal kaynaklar için global bir gönüllü fonun ya da diğer uygun finansal mekanizmaların oluşturulması ihtiyacının belirlenmesinde, göz önünde bulunduracaktır.
BÖLÜM IX: UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜLMESİ
Madde 27
Uyuşmazlıkların çözülmesi
İki ya da daha fazla taraf arasında işbu Sözleşme’nin yorumu ya da uygulanmasıyla ilgili bir anlaşmazlık durumunda ilgili taraflar, diplomatik kanallardan, müzakereler yoluyla veya iyi niyet, arabuluculuk ya da uzlaşma dahil kendi belirleyecekleri öteki barışçı çözüm yollarından biriyle uyuşmazlıklara çözüm arayacaklardır.
Sözleşme’nin onayı, kabul edilmesi, uygun bulunması, resmen teyidi veya katılım sırasında ya da daha sonraki bir zamanda bir devlet ya da bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu, işbu maddenin 1. fıkrasında belirtilen yolla çözülemeyen bir uyuşmazlığın, Taraflar Konferansı tarafından oybirliğiyle kabul edilecek yöntem çerçevesinde çalışacak ad hoc hakemlik yoluyla zorunlu olarak çözülmesini kabul ettiği yönünde Depoziter’e yazılı bildirimde bulunabilir.
İşbu maddenin hükümleri, herhangi bir protokol açısından, aksi sözkonusu protokolde belirtilmedikçe, protokolün tarafları arasında da uygulanacaktır.
BÖLÜM X: SÖZLEŞME’NİN GELİŞTİRİLMESİ
Madde 28
Sözleşme’de yapılacak değişiklikler
Herhangi bir Taraf, Sözleşme’yle ilgili değişiklik önerebilir. Bu değişiklikler, Taraflar Konferansı tarafından değerlendirilecektir.
Sözleşme’yle ilgili değişiklikler Taraflar Konferansı tarafından kabul edilecektir. Sözleşmeye getirilen tüm değişiklik önerileri Taraflara, görüşüleceği toplantıdan en az altı ay önce Sekreterya tarafından iletilecektir. Sekreterya değişiklik önerilerini ayrıca, Sözleşme’nin imzacılarına ve bilgi için Depoziter’e iletecektir.
Taraflar, Sözleşme’yle ilgili değişiklik önerileri üzerinde oybirliği ile anlaşmaya varmak için gerekli tüm çabayı göstereceklerdir. Tüm seçenekler denenir ve anlaşma sağlanamazsa, değişiklik, son çare olarak, toplantıda mevcut olan ve oy kullanan tarafların dörtte üç çoğunluğuyla kabul edilecektir. Bu maddede geçen, “mevcut olan ve oy kullanan” toplantıda bulunan ve lehte veya aleyhte oy veren taraflar anlamına gelir. Kabul edilen değişiklikler, Sekreterya tarafından, tüm taraflara iletmesi için, Depoziter’e bildirilir.
Bir değişikliğe ilişkin kabul belgeleri, Depoziter tarafından saklanacaktır. İşbu maddenin 3. fıkrası uyarınca kabul edilen bir değişiklik, değişikliği kabul eden taraflar açısından, Sözleşme’ye taraf devletlerin en az üçte ikisinin kabul belgesinin Depoziter tarafından teslim alındığı tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
Değişiklik, diğer herhangi bir Taraf açısından, sözkonusu Tarafın değişikliğe ilişkin kabul belgesinin Depoziter tarafından teslim alındığı tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
Madde 29
Sözleşme eklerinin kabulü ve değişikliği
İşbu Sözleşme’ye yapılacak ekler ve bu ekler üzerindeki değişiklikler, 28. maddede belirtilen yöntemle önerilerek kabul edilecek ve yürürlüğe girecektir.
Sözleşmeye yapılacak ekler Sözleşme’nin ayrılmaz bir parçasını oluşturur ve aksi belirtilmediği takdirde, Sözleşme’ye yapılacak bir atıf eklerine de yapılmış sayılır.
Ekler, yönteme ilişkin, bilimsel, teknik ya da idari konularla ilgili listeler, formlar ve diğer herhangi tanımlayıcı malzemeyle sınırlı olacaktır.
BÖLÜM XI: SON HÜKÜMLER
Madde 30
Çekinceler
İşbu Sözleşme’ye çekince konulamaz.
Madde 31
Çekilme
Bir Taraf için işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten iki yıl sonra herhangi bir zamanda, sözkonusu Taraf, Depoziter’e yazılı bildirimde bulunarak Sözleşme’den çekilebilir.
Bu tür bir çekilme, Depoziter’in çekilme bildirimini aldığı tarihten bir yıl sonra veya çekilme bildiriminde belirtilen daha sonraki bir tarihte yürürlüğe girecektir.
Sözleşme’den çekilen bir Taraf, taraf olduğu protokollerden de geri çekilmiş sayılacaktır.
Madde 32
Oy kullanma hakkı
Sözleşme’nin taraflarından her biri, işbu maddenin 2. fıkrasında belirtilen durumlar hariç, bir oya sahiptir.
Bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşları, yetki alanlarına giren konularda, Sözleşme’ye taraf olan üye devletlerin sayısına eşit sayıda oy kullanma hakkına sahiptir. Bu tür bir kuruluş, herhangi bir üye devlet oy kullandığı takdirde, oy kullanmayacaktır, ya da aksi olacaktır.
Madde 33
Protokoller
Her bir Taraf protokoller önerebilir. Bu öneriler, Taraflar Konferansı tarafından değerlendirilecektir.
Taraflar Konferansı, işbu Sözleşme’ye ek protokoller kabul edebilir. Protokollerin kabul edilmesinde oydaşmaya varılması için gerekli tüm çaba gösterilecektir. Harcanan tüm çabalara rağmen anlaşmaya varılamazsa, protokol, son çare olarak toplantıda mevcut olan ve oy kullanan Tarafların dörtte üç çoğunluk oyuyla kabul edilecektir. Bu maddede geçen “mevcut olan ve oy kullanan”, toplantıda bulunan ve lehte ya da aleyhte bir oy veren taraf anlamına gelir.
Önerilen protokollerin metinleri Sekreterya tarafından, taraflara, görüşüleceği toplantıdan en az altı ay önce iletilir.
Sadece Sözleşme’ye taraf olanlar, protokollere taraf olabilir.
Sözleşme’ye ek herhangi bir protokol sadece o protokole taraf olanlar açısından bağlayıcı olacaktır. Sadece protokole taraf olanlar, münhasıran sözkonusu protokolle ilgili konularda karar alabileceklerdir.
Herhangi bir protokolün yürürlüğe girmesine ilişkin koşullar, sözkonusu protokolle düzenlenecektir.
Madde 34
İmzalar
İşbu Sözleşme, 16 Haziran 2003 ile 22 Haziran 2003 tarihleri arasında Dünya Sağlık Örgütü’nün Cenevre’deki genel merkezinde, daha sonra 30 Haziran 2003 ile 29 Haziran 2004 tarihleri arasında New York’taki Birleşmiş Milletler genel merkezinde, Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm üyelerinin ve Dünya Sağlık Örgütü üyesi olmayan ancak Birleşmiş Milletler üyesi olan devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşlarının imzalarına açık olacaktır.
Madde 35
Onay, kabul, uygun bulma, resmi teyid veya katılma
İşbu Sözleşme, devletlerin onayı, kabulü, uygun bulma ya da katılmalarına ve bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşlarının da resmi teyid veya katılmalarına tabi olacaktır. Sözleşme, imzaya kapandıktan sonraki günden itibaren katılıma açık olacaktır. Onay, kabul, uygun bulma, resmi teyid veya katılma belgeleri Depoziter tarafından hıfzedilecektir.
Üye devletleri taraf olmayan fakat kendisi Sözleşme’ye taraf olan herhangi bir bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu, Sözleşme’nin getirdiği tüm yükümlülüklere bağlı olacaktır. Bu kuruluşların bir ya da daha fazla üyesi devletin Sözleşme’ye taraf olduğu durumlarda, sözkonusu kuruluş ve üye devletleri, Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi için üstlenecekleri sorumlulukları kararlaştıracaklardır. Bu gibi durumlarda, bahsekonu kuruluş ve üye devletler, Sözleşme’den kaynaklanan haklarını aynı anda birlikte kullanamazlar.
Bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşları, resmi teyid veya katılma belgelerinde, Sözleşme’de bulunan konularla ilgili yetkilerinin kapsamını belirteceklerdir. Bu kuruluşlar, ayrıca, yetki kapsamlarında özlü bir değişiklik olması halinde, taraflara iletilmesini teminen, Depoziter’e bilgi vereceklerdir.
Madde 36
Yürürlüğe girme
İşbu Sözleşme, kırkıncı onay, kabul, uygun bulma, resmi teyid veya katılma belgesinin Depoziter’e teslim edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi için işbu maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirilmesinden sonra Sözleşme’yi onaylayan, kabul eden veya uygun bulan ya da katılan bir Devlet açısından Sözleşme; onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin teslim tarihinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi için işbu maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirilmesinden sonra resmi teyid veya katılma belgelerini teslim eden bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşları açısından Sözleşme; resmi teyid veya katılma belgesinin teslim tarihinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
İşbu maddenin amaçları bakımından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu tarafından teslim edilen herhangi bir belge, sözkonusu kuruluşun üye devletleri tarafından teslim edilen belgelere ek sayılmayacaktır.
Madde 37
Depoziter
İşbu Sözleşme’nin ve 28., 29. ve 33. maddeler uyarınca kabul edilen değişiklerin, protokollerin ve eklerin Depoziter’i, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olacaktır.
Madde 38
Orijinal metinler
İşbu Sözleşme’nin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca orijinal metinleri aynı değerde geçerlidir ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından hıfzedilecektir.
İşbu Sözleşme aşağıda imzası bulunan tam yetkili temsilciler tarafından imzalanmıştır.
CENEVRE’DE yirmi bir Mayıs iki bin üç tarihinde düzenlenmiştir.
Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi(International Convention on Salvage), 28 Nisan 1989’da Londra’da imzalanmıştır. Denizde kurtarmayı tarihte ilk defa düzenleyen ve çok taraflı temel bir belge olan Denizde Yardım ve Kurtarmaya İlişkin Brüksel Sözleşmesi‘nin yerini almıştır. Sözleşmenin getirdiği en önemli yenilik, kurtarma hukukunun kapsamını “çevre kurtarma” konusunu da içerecek şekilde genişletmiş olmasıdır. 14 Temmuz 1996’da yürürlüğe girmiş ve Nisan 2016 itibarıyla dünya ticaret filosunun brüt tonajının %52’sini temsil eden 69 devlet tarafından onaylanmıştır. Brüksel Konvansiyonu, İngiliz hukuku temel alınarak oluşturulmuştur.
Sözleşmenin Önemi
Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi (International Convention on Salvage), deniz hukukunun temel belgelerinden biridir ve deniz kazalarında can ve mal kurtarma faaliyetlerini düzenlemektedir. Sözleşme, Çevre Hukuk bakımından küresel bir ilerlemeyi öngörmektedir. Sözleşmenin en temel amacı, denizde tehlike altındaki canların kurtarılmasını teşvik etmek ve kurtarıcıları hukuken koruma altına alarak ödüllendirmektir. Sözleşmenin en yenilikçi ve çağdaş yönü, “çevresel kurtarma” kavramı çerçevesinde sadece gemi veya yük değil, deniz çevresini korumayı amaçlayan kurtarma faaliyetlerine de ödül verilmesini öngörmesidir. Kurtarma faaliyetinin başarısızlıkla sonuçlanması halinde dahi, çevreyi koruma amacı taşıyan kurtarma girişimleri, kurtarıcıya “özel tazminat” ödenmesini sağlayabilmektedir.
Sözleşme, Türk Ticaret Kanunu’nun “Kurtarma” hükümlerinin hazırlanmasına doğrudan etki etmiş, . mahkemelerin, kurtarma ile ilgili uyuşmazlıklarda bu sözleşmeyi ve TTK hükümlerini birlikte değerlendirmesi öngörülmüştür.
(a) Kurtarma operasyonu, seyir edilebilir sularda veya diğer sularda tehlikede bulunan bir tekneye ya da herhangi bir mala yardım etme işleminin üstlenilmesi hareketi veya işidir. (b) Tekne, seyir etme kabiliyeti olan herhangi bir gemi, tekne ya da herhangi yapıdır. (c) Mal, riski halinde taşıma ücretini de içeren, kalıcı ve kasıtlı olmayarak sahil şeridine bağlanan herhangi bir malıdır. (d) Çevreye verilen zarar, kirlenme, bulaşma, yangın, patlama ya da diğer büyük vakalar nedeniyle insana veya kıyı yada iç sularda veya bunlara bitişik alanlardaki deniz yaşamı veya kaynaklarına verilen fiziksel hasardır. (e) Ödeme, bu Sözleşme göre ödenmesi gereken ödül, ücret yada tazminattır. (f) Organizasyon, Uluslararası Denizcilik Örgütüdür. (g) Genel Sekreterlik, Örgütün Genel Sekreterliğidir.
Madde 2 Sözleşmenin uygulanması
Bu Sözleşme, ilgili olan adli veya uzlaşma prosedürü işlemlerinin bir taraf devletine getirilmesi ile uygulanabilir hale gelebilir.
Madde 3 Platformlar ve delici üniteler
Bu Sözleşme, deniz yatağı mineral kaynakları araştırması, üretimi ya da işletimi yapılan bölgelerin etrafında bulunan sabit yada yüzen platformlar veya karadan gelen delici ünitelere uygulanmayacaktır.
Madde 4 Devlete ait tekneler
1. Madde 5 e halel getirmeksizin, kurtarma operasyonu sırasında devlet aksini kararlaştırmadıkça, genel olarak göz önünde bulundurulan uluslararası hukukun prensipleri altındaki yüce dokunulmazlık esaslarına göre bu Sözleşme savaş gemilerine veya devletin sahip olduğu veya işlettiği ticari olmayan diğer gemilere uygulanmayacaktır. 2. Taraf Devlet, paragraf 1 de tanımlanan savaş gemilerine veya diğer bu Sözleşme uygulamaya karar verdiğinde, Genel Sekreterliği, bu uygulamanın terimlerini ve durumlarını açıkca belirterek, bundan haberdar edecektir.
Madde 5 Kamu otoritelerince kontrol edilen kurtarma operasyonları
1. Bu Sözleşme, kamu otoritelerince yürütülen veya kontrol edilen kurtarma operasyonlarıyla ilişkili hiçbir ulusal kanun veya uluslararası Sözleşmelere karşı bir etkide bulunmayacaktır. 2. Bununla birlikte, kurtarma operasyonunda bulunan kurtarıcılar, yaptıkları kurtarma işlemi dolayısıyla Sözleşmede belirtilen haklardan ve çıkarlardan yararlanma hakkına sahip olacaklardır. 3. Kurtarma operasyonlarında bulunan bir kamu otoritesinin, Sözleşmede belirtilen haklardan ve çıkarlardan yararlanma dereceleri, sözü geçen kamu otoritesinin dahilinde bulunduğu devletin kanunlarına göre belirtilecektir.
Madde 6 Kurtarma anlaşmaları
1. Bu Sözleşme, yapılan anlaşmada kurtarılma derecesi açıkça belirtilmedikçe, her kurtarma operasyonuna uygulanacaktır. 2. Gemi kaptanı, kurtarma anlaşmasını gemi maliki adına akdetme hakkına sahip olmalıdır. Gemi kaptanı veya gemi maliki, gemideki yükün sahibi adına kurtarma anlaşmasını akdetme hakkına sahip olmalıdır. 3. Çevreye karşı oluşacak zararın önlenmesi yada en aza indirmesi için de olsa, bu Maddedeki hiçbir husus Madde 7 deki hükümleri etkilemeyecektir.
Madde 7 Anlaşmaların iptali ve geliştirilmesi
Bu anlaşma aşağıda belirtilen durumlarda iptal edilebilir yada geliştirilebilir: (a) eğer anlaşma yakışıksız bir etkiye yada tehlikeli bir tesire girmişse ve şartları adaletsizse (b) anlaşmaya göre belirlenen ödeme verilen hizmete göre çok fazla ya da çok az ise
Kurtaranın, gemi kaptanının ve gemi malikinin görevleri 1. kurtaranın, gemi malikine ve gemide bulunan yük sahibine karşı görevleri (a) kurtarma operasyonunu büyük bir dikkatle sürdürmek (b) (a) da bahsedilen görevi yerine getirirken çevreye gelebilecek hasarı önlemek veya en aza indirmek için elinden geleni yapmak. (c) Şartlar, başka kurtarıcılardan yardım isteme durumuna geldiğinde ve; (d) Mantıklı olarak gemi kaptanı veya tehlikede bulunanlar tarafından diğer kurtarıcılardan yardım istenmişse bunu kabul etmek; diğer kurtarıcılardan yardım talebinin gereksiz ve yerinde olmayan bir talep olduğu ortaya çıkarsa ilk kurtarıcının hakları kaybolmaz veya aza indirgenemez.
2. gemi kaptanı, malikinin veya gemideki yükün sahibin kurtarana karşı görevleri (a) kurtarma operasyonları sırasında kurtaranla tam bir işbirliği içinde olmak; (b) bunu yaparken çevreye gelebilecek hasarı önlemek yada en aza indirmek (c) tekne yada tehlikedeki birimler güvenli bir yere geldiğinde, mantıklı olarak kurtaran tarafından talep edilmiş teslim işlemini onun isteğine göre yapmak.
Madde 9 Kıyı devletlerinin hakları
Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus kıyı devletinin uluslararası hukukun prensipleri ölçüsünde gözettiği haklarıyla çelişmeyecek ve onları etkilemeyecektir. Buna göre kıyı devleti, yasalarınca önlemeye çalıştığı çevre kirliliği ve koruduğu kıyıların tehdit altına sokmamak için yürütülen kurtarma operasyonlarına müdahale etme ve rota belirleme hakkına sahiptir.
Madde 10 Yardım hizmeti görevi
1. Her kaptan denizde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan herkese, kendi gemisine ve personeline zarar vermeden yardım etmekle yükümlüdür. 2. Taraf Devlet, 1. Paragrafta belirtilen bu görevi zorunlu olarak uygulatmak için gerekli olanı yapmalıdır. 3. Paragraf 1 de belirtilen yükümlülüğün gemi kaptanı tarafından ihlali sonucu, gemi, maliki sorumlu tutulmaz.
Madde 11 İşbirliği
Taraf ülke, tehlikedeki bir birimin kurtarılması için ve aynı zamanda çevrenin de hasar görmesini önlemek için yapılan kurtarma operasyonlarında, bu işlemler için karar verme yada düzenleme yapma aşamasına gelebilir. Bunlar, tehlikedeki gemiye veya binme limanları açmak veya kurtaranın işini kolaylaştırmak için bazı hazırlıklar yapmak olabilir. İşte bu durumlarda kurtarma operasyonuna yeterli yardımı yapabilmek için gerekli otoriteleri hesaba katmalıdır.
KISIM III-KURTARANIN HAKLARI Madde 12 Ödül için koşullar
1. başarıyla sonuçlanan kurtarma operasyonu sonucunda ödül hakkı doğar 2. aksi kararlaştırılmadıkça yararlı bir sonuca ulaşmayan kurtarma operasyonları sonucu hiçbir ödeme yapılmaz. 3. bu kısım, kurtaran ve kurtarılan gemilerin sahibi aynı olsa bile uygulanacaktır.
Madde 13 Ödül belirleme kriterleri
1. Ödül, kurtarma operasyonlarını teşvik edecek miktarda olmalı ve aşağıdaki kriterler, sırası dikkate alınmadan, göz önünde bulundurulmalıdır; (a) teknenin ve diğer tehlikedeki birimlerin kurtarılan değerleri; (b) çevreye gelebilecek hasarın önlenmesinde yada en aza indirilmesinde, kurtaranın sarf ettiği çaba ve gösterdiği beceriklilik; (c) Kurtaran tarafından elde edilen başarının derecesi; (d) Tehlikenin derecesi ve niteliği; (e) Kurtaranın tekneyi ve tehlikede ki diğer birimleri kurtarırken sarf ettiği çaba ve gösterdiği beceriklilik; (f) Kurtaranlar tarafından harcanan zaman, harcanan para ve uğranan kayıplar; (g) Sorumluluğun riski ve kurtaran tarafından veya onun ekipmanları tarafından girilen diğer riskler; (h) Verilen yardım hizmetinin çabukluğu; (i) Kurtarma operasyonlarında istenen ekipmanların yada gemilerin elde edilebilirliği ve kullanılabilirliği; (j) Kurtaranın kullandığı ekipmanların yeterliliği ve hazır olma durumları. 2. ödülün ödenmesi, yukarıdaki kriterler göz önüne alınarak, geminin ve tehlikedeki diğer birimlerin ilgililerinin, kurtarılan değerlerinin oranına göre belirlenecektir. Yine de taraf devlet kendi ulusal hukukunda sözü geçen ödülün ödenmesinin bu ilgililerin biri tarafından yapılmasını sağlayabilir. Bu, bir ilgilinin, diğer ilgililere, kendilerini ait olan hisselerine karşı yapacağı bir başvuruya bağlıdır. Bu maddedeki hiçbir şey savunma hakkını etkileyemez. 3. bir ilgiliye özel olan ödül ve ödenebilir olan ve yasal olarak tahsil edilebilen masraflar, teknenin ve tehlikedeki diğer birimlerin kurtarılan değerlerinden fazla olmayacaktır.
Madde 14 Özel tazminat
1. kurtaran, kurtarma operasyonunu : çevreyi, kendi ve taşıdığı yük nedeniyle tehdit eden bir gemiye karşı yaparken, paragraf 13 te belirtilen ödülü almaya hak kazanmazsa, burada belirtilen, yaptığı masraflara eş değerde bir özel tazminatı, geminin malikinden almaya hak kazanacaktır. 2. Eğer, birinci paragrafta belirtilen şartlarda, kurtaran, çevreye olabilecek zararı önlemişse ya da en aza indirebilmişse, geminin maliki tarafından kendisine ödenecek özel tazminat, kurtaranın masraflarının % 30 u kadar artırılabilir. Yine de, mahkeme adıl bulursa ve akla yatkın olduğuna karar verirse, Madde 13 de belirtilen kriterlerle alakalı olarak özel tazminatı daha da artırabilir fakat bu toplam artış hiçbir zaman kurtaranın yaptığı masrafların % 100 ünden daha fazla olamaz. 3. Madde 13, paragraf 1, (h), (i), (j) maddelerindeki kriterlerle kıyaslanacak olunursa, paragraf 1 ve 2 deki amaçlara uygun olarak kurtaranın yaptığı masraflar, kurtarma operasyonu sırasında kullanılan ekipmanlar ile çalışan personel için kendi cebinden dürüstçe ve akla uygun olarak yapılan masraflar anlamına gelir. 4. Bu Maddede belirtilen toplam ödenecek özel tazminat, sadece ve eğer kurtaran tarafından tahsil edilebilecek bir ödülden daha fazla bir miktarda ise ödenebilecektir. 5. Eğer kurtaran, kendi ihmalkarlığından dolayı çevreye gelebilecek zararı önleyememiş ya da en aza indirememişse bu Maddede belirtilen özel tazminattan yararlanma hakkından yoksun bırakılabilir. 6. Bu Maddede sözü geçen hiçbir şey, geminin malikinin ödeme talebinde bulunma hakkını etkileyemez.
Madde 15 Ödülün Kurtaranlar arasında paylaşımı
1. Madde 13 de belirtilen ödülün kurtaranlar arasında dağıtımı, bu maddede belirtilen kriterler göz önünde bulunularak yapılacaktır. 2. Kurtarma operasyonuna katılan her geminin kaptanı, maliki ve kurtarma operasyonunda çalışan personel arasında yapılacak olan ödülün paylaşımı, o geminin bayrağını taşıdığı devletin yasalarınca karar verilecek ve belirlenecektir. Eğer kurtarma gemiden yapılmamışsa, kurtaran paylaşım ve kurtarılan arasında yapılan anlaşmayı yöneten kanunlar tarafından paylaşım belirlenir.
Madde 16 İnsanların kurtarılması
1. hayatları kurtarılan insanlar buna karşılık bir ödeme yapma zorunda değildir fakat bu Maddede ki hiçbir şey ulusal yasanın hükümlerini etkileyemez. 2. Bir kaza münasebetiyle kurtarma operasyonuna katılarak hayat kurtaran bir kurtarıcı, gemiyi ya da çevreye gelebilecek zararı önleyen ya da en aza indiren kurtarıcının alacağı ödül üzerinden adıl bir hisse almaya hak kazanır.
Madde 17 Varolan anlaşmalar altında sunulan hizmetler
Anlaşmanın borç uygulaması, tehlike oluşumu öncesi yapıldığından, sunulacak hizmetlerin mantıksal ölçüleri aşması haricinde Sözleşmenin hazırlıkları aşamasında hiçbir ödeme yapılmaz.
Madde 18 Kurtarıcıların uygunsuz davranışlarının etkileri
Bu Sözleşme uyarınca; kurtarma operasyonları, kurtarıcının ihmali ve hatası ya da hileli ve dürüst olmayan davranışları dolayısıyla çok daha gerekli ya da zor hale gelirse, kurtarıcı ödemelerin tamamı ya da bir kısmından dereceli olarak mahrum edilebilir.
Madde 19 Kurtarma operasyonlarındaki yasaklar
Bu Sözleşme uyarınca; geminin malikinin ya da gemi kaptanının açık ve makul yasaklarına rağmen sunulan hizmetlerde veya gemide olmayan ve olmamış olan tehlikeler durumunda, gemi ödemelerde artış alamaz.
KISIM 4- TALEPLER VE UYGULAMALAR Madde 20 Deniz ipotekleri
1. Bu Sözleşmedeki hiçbir madde, kurtarıcının; herhangi bir uluslar arası Sözleşme ya da ulusal kanun altındaki ipoteklerini etkilemez. 2. Kurtarıcının isteği halinde, usulüne uygun olarak elde edilmiş tazminatı için yeterli teminatlar-faiz ve ücretler dahil olmak üzere sağlanırsa, kurtarıcı ipoteği için zorlanamaz.
Madde 21 Teminatları sağlamak için görevler
1. Kurtarıcının talebi halinde, bu Sözleşme uyarınca ödemeye yükümlü kişi kurtarıcının faiz ve ücretleri dahil olmak üzere tazminatı için yeterli teminatlar sağlar. 2. Birinci paragraftaki yargıya bakılmaksızın, yük tahliye edilmeden önce, kurtarılan geminin maliki; yükün malikinin, faiz ve ücretler dahil olmak üzere geminin malikinin tazminatını karşılaması için yeterli teminatları sağlaması amacıyla çaba sarf eder. 3. Kurtarılan gemi ya da diğer mülkiyet, kurtarıcının isteği haricinde, kurtarma operasyonlarının tamamlanmasından sonra varılan ilk limandan, kurtarıcının tazminatı için karşı yeterli teminatları yerine getirmeden ayrılamaz.
Madde 22 Geçici ödemeler
1. Davanın koşullarına uygun olarak gelişen, hakkın saptandığı güvenlik durumunda, kurtarıcıya, tazminatı hakkında kararı veren mahkeme, geçici kararla adil ve yerinde görülen miktarda veresiye ödeme düzenleyebiliriz. 2. Bu madde altındaki geçici ödeme koşullarında, madde 21 de sağlanan tazminat binaen azaltılır.
Madde 23 Faaliyetlerin kısıtlanması
1. Eğer hukuksal ve tahkimsel muameleler iki yıllık periyod içerisinde ele alınmadıysa, bu Sözleşme uyarınca ödeme faaliyetleri zamanla yürürlülüğünü kaybeder. Sınırlama periyodu kurtarma operasyonunun sona erdiği günden itibaren başlar. 2. Tazminatın ödeneceği kişi, sınırlama periyodu içerisinde talebini ihbarname ile tebliğ eder. Bu periyod daha sonra istem halinde uzatılabilir. 3. Tazminatla sorumlu kişiye ait faaliyetler davanın ele alındığı mahkemenin vereceği ek zaman doğrultusunda, ilgili paragrafta değinilen limitasyon periyodunun sona ermesinden sonra ele alınabilir.
Madde 24 Faiz
Bu Sözleşme uyarınca kurtarıcının hakkı olan faiz davanın gerçekleştiği ülke kanunlarına göre belirlenir.
Madde 25 Devlet mülkü mallar
Devletin maliki olduğu durumlarda onun onayı olmaksızın bu Sözleşmenin hiçbir hükmü kurtarma operasyonları devletin malikinde bulunan ticari olmayan yüklerin hukuki işlem ile haczi, tutuklanması ve alıkonması temeliyle kullanılamaz. Bu tür mallar uluslar arası hukukun kurallarınca dokunulmazlık kazanır.
Madde 26 Kişiye ait mallar
Bu Sözleşme, eğer devletin kişiye ait malların kurtarma operasyonu sırasında ödemesi yoksa, devlet tarafından kişiye ait mallara haciz, tutuklama ya da alıkoyma için kullanılamaz.
Eğer devlet bu tür insani yüklerle ilgili kurtarma hizmetleri için ödeme yapmayı kabul etmişse, bu sözleşmenin hiçbir hükmü Devlet tarafından bağışlanan insani yardımla ilgili kargoların haczi, tutuklama ya da alıkonulması maksadıyla kullanılamaz.
Madde 27 Tahkimsel kararların yayımlanması
Taraf devletler, tahkimsal kararların yayımlanmasını mümkün olduğunca çabuk ve doğrulayarak korurlar.
BÖLÜM 5- SON MADDELER Madde 28
İmza, onay, kabul, resmi izin ve çoğalma 1. bu Sözleşme, 1 Haziran 1989’dan 30 Temmuz 1990’a kadar Organizasyonun merkez bürosunda çalışanlar tarafından imzaya açıldı, ve bu tarihten sonra çoğalması sağlandı. 2. Hükümetler, kurallarını bu Sözleşmeyle aşağıda belirtildiği üzere sınırlayabilirler. a. Onay, kabul, resmi izin ya da çoğalma olmadan imza; ya da b. Onay, kabul ya da resmi iznin takip ettiği onay, kabul ya da resmi izne tabi imza; ya da c. Çoğalma, 3. Onay, kabul, resmi izin ya da çoğalma aracın Genel Sekreterlik tarafından belirlenen deposit miktarı ile sonuçlanır.
Madde 29 Uygulamaya geçme/Hüküm doğurma
1. Bu Sözleşme 15 ülkenin rızasının bu Sözleşme ile sınırlandırıldığı tarihten bir yıl sonra uygulamaya geçer. 2. Kurallarını bu Sözleşme ile sınırlamak isteyen hükümet için uygulamaya geçme kuralların uygulanmaya başlamasından bir yıl sonra gerçekleşir.
Madde 30 Kısıtlamalar -Çekinceler
1. herhangi bir hükümet imza, onay, kabul, resmi izin ya da katılma anındaki dahi olsa aşağıdaki koşullar içerisinde bu Sözleşmenin kurallarına çekince koyabilir. a. kurtarma operasyonları iç sularda gerçekleşmiş ve bütün gemiler seferlerini iç sularda yapmışsa, b. Kurtarma operasyonları iç sularda gerçekleşmiş ve hiçbir gemi buna tabi değilse. c. İlgili taraflar o hükümete tabiyse. d. İlgili mülk tarih öncesi, arkeolojik ya da tarihi deniz mülkü ise ve deniz yatağında bulunuyorsa. 2. İmza anında yapılan çekinceler onay, kabul ya da resmi izin belgelenmesine tabidir. 3. Bu geri çekilme ihbarnamesinin alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer. Eğer geri çekilmeyi bu Sözleşmeye çekince koyan herhangi bir devlet, herhangi bir zamanda Sözleşmedeki çekinceyi Genel Sekreterliğe hitap eden bir bildiri aracılığıyla geri çekebilir.
Madde 31 Açıklama
1. Bu Sözleşme Sözleşmenin herhangi bir ülkede yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl sonra hükümet tarafından açıklanır. 2. Açıklama, vasıtanın Genel Sekreterlik tarafından belirlenen depozit miktarının etkilenir. 3. Açıklama, Genel Sekreterliğin belirlediği vasıta ile ilgili açıklamanın alınmasından bir yıl ya da daha uzun bir süre etkilidir.
Madde 32 Düzeltme ve değişikli
1. Bu Sözleşmenin düzeltilmesi ve değiştirilmesi ile ilgili toplantı Organizasyon tarafından düzenlenir. 2. Genel Sekreterlik sekiz taraf devletin veya tarafların dörtte birinin hangi sayı daha yüksekse ricası üzerine Sözleşmenin düzeltme ve değişikliği için bu Sözleşmeye taraf olan devletleri bir konferansla bir araya getirebilir. 3. Bu Sözleşme düzeltilmiş şekliyle uygulamaya konulduğu tarihten sonra Sözleşme çerçevesinde beyan edilen herhangi bir rıza Sözleşmeye düzeltilmiş şekliyle başvurulduğunu addeder.
Madde 33 Teminat
1. Bu Sözleşme Genel-Sekreterlik tarafından teminat altına alınır. 2. Genel-Sekreterlik:
a. Bu Sözleşmeyi imzalamış ve ayrıca kabul etmiş tüm devletlere ve Organizasyonun her üyesine aşağıda sıralanan bilgileri vermekle yükümlüdür.
i. her bir yeni imza atmış ya da onay, kabul, resmi izin ve katılım belgelerini tarihleriyle birlikte teminat altına almış yeni üyeleri. ii. Bu Sözleşmeye giriş tarihlerini, iii. Bu Sözleşmeyi kabul etmiş tüm vasıtaların alınış tarihleri ve açıklamanın uygulamaya geçtiği tarihlerle beraber tazminatlarını, iv. Madde 32’de açıklanan her değişikliği, v. Bu Sözleşme altında yapılan her düzeltme, ilan ya da ihbarı.
b. bu Sözleşmeye imza atmış ya da kabul etmiş bütün hükümetlere bu Sözleşmenin gerçek sertifika kopyalarını dağıtır.
3. bu Sözleşme uygulamaya geçer geçmez, gerçek sertifika kopyası BM gemi kira kontrat 102. maddesi uyarınca tescili ve yayımı için Depositör tarafından BM Genel Sekreterliğine ulaştırılır.
Madde 34 Diller
Bu Sözleşmenin aslı Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca olarak hazırlandı. Sözleşme bu amaç için kendi hükümetlerince gereğine uygun olarak yetkilendirilmiş imza sahiplerinin şahitliğinde imzalanmıştır. 28 Nisan 1989. LONDRA
Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, modern Türk idare hukukunun kurucusu ve İstanbul Üniversitesi’nin seçimle göreve gelen ilk rektörüdür.
Onar, 11 Kasım 1897 tarihinde doğmuş ve 9 Ağustos 1972 tarihinde vefat etmiştir. İstanbul’da doğan Onar; Vefa Sultanisini ve İstanbul Hukuk Mektebini bitirmiş, Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir süre öğrenim görmüştür. İstanbul Ticaret Mahkemesinde yargıçlık görevinde bulunmuş, Mülkiye Mektebi ile Galatasaray Lisesinde öğretmenlik yapmıştır.
Onar, ayrıca 1948 yılında Fransa’nın Toulouse Üniversitesi’nden de hukuk doktoru unvanı kazanmıştır. 1949 yılında İdare Hukuku ve İdari Bilimler Enstitüsü’nü kuran Onar vefatına kadar bu kurumun müdürlüğünü yapmıştır.
Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar
Akademik özgürlükten yana görüşleri Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmesine neden olmuş ve yaşamı boyunca üniversitede yönetim özerkliğini savunmuştur.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde iki defa dekanlık görevi yürütmüştür. 1946 yılında yürürlüğe giren ve üniversiteleri Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinden ayırarak, bilimsel ve idari özerklik sağlayan Üniversiteler Yasasından sonra İstanbul Üniversitesi’nde seçimle göreve gelen ilk rektör unvanını kazanmış, rektörlük görevine 1949 yılına kadar devam etmiştir.
27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen ihtilal öncesinde meydana gelen olaylarla ilgili araştırmalar yapmak üzere TBMM’de “Tahkikat Komisyonu” kurulmasını “anayasa ihlali” olarak görmüş ve üniversite gençliğinin protesto hareketine destek vermiştir.
1961 Anayasası
Onar, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında 1961 Anayasası’nı hazırlayan kurula başkanlık yapmış, Anayasa, halk oylamasıyla yürürlüğe girmiştir. Anayasayı hazırlayan kurulda yer almasına karşın ihtilal sonrası Ali Fuat Başgil‘in de aralarında bulunduğu 147’ler olarak bilinen bazı akademisyenlerin Milli Birlik Komitesi tarafından görevden atılmasını protesto ederek rektörlük görevinden istifa etmiş, bu protestonun sonucunda 147’ler sorununun çözümünde etkin rol oynamıştır.
İstanbul Üniversitesine üçüncü defa rektör seçilmiş, 1963 yılına kadar bu görevine devam etmiştir.
Eserleri
Sıddık Sami Onar, Medeni hukuk, devletler hukuku, borçlar hukuku, icra ve iflas hukuku alanlarında yüzlerce makale ve birçok kitap yazmıştır. Onar’ın en önemli kitabı Türk hukukunun en kapsamlı kamu hukuku incelemesi olan İdare Hukukunun Umumi Esasları isimli başyapıtıdır. İlk baskısı 1952 yılında yapılan kitap Onar’ın yaşamında ve sonrasında birçok baskı yapmıştır.
Onar, 1972 yılında İtalya Cumhurbaşkanı’ndan Cumhuriyet Liyakat Nişanı almıştır. İstanbul Üniversitesi 1977 yılında anısına Onar Armağanı’nı yayımlamıştır. Sıddık Sami Onar 9 Ağustos 1972 yılında İstanbul’da vefat ettikten sonra adına ve anısınaOrd.Prof.Dr.Sıddık Sami Onar İdare Hukuku Araştırma Ve Uygulama Merkezi kurulmuştur.
[toggle title=”” state=”open”]“Milletlerin hukuka ve kanunlara inançlarının sarsılmasının en büyük sebebi, bunların bizzat devlet ya da kendilerine inanılan insanlar tarafından ihlal edilmesi, bozulmasıdır.”
147’ler Olayı, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından 147 öğretim üyesini üniversitelerden ihraç kararına verilen isimdir. Milli Birlik Komitesi tarafından verilen bu karar ile üniversiteden ihraç edilenlere 147’ler denmektedir.
Karar, 27 Ekim 1960’ta alınmıştır. Kanunun tam adı ‘Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun‘dur. Kanun 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlanmıştır.
Kararı protesto etmek için Sıddık Sami Onar ‘ın aralarında olduğu birçok bilim insanı görevinden istifa etmiştir.
1960 yılında Askeri Yönetim tarafından görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edilmiştir.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra 147 öğretim üyesi ile birlikte üniversiteden uzaklaştırılan Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil 147’lerin özel bir af kanunu ile üniversiteye dönmelerinin sağlanmış olmasına rağmen dönüş hakkını kullanmamıştır.
Milli Birlik Komitesinin 147’liklere ilişkin 28 Ekim 1960 Tarihli Kararı
Mahkeme Kapısı, Sait Faik Abasıyanık’ın mahkeme kapılarında 1942’de yaptığı röportajlardan oluşan ve 1956’da yayınlanan röportaj kitabıdır. Kitap, Yapı Kredi Yayınları, İş Bankası Yayınları ve Varlık Yayınları tarafından farklı tarihlerde yayınlanmıştır.
Sait Faik, 1940 yılında yazdığı Şahmerdan adlı kitabı kitabının yayınlanması ve bu kitaptaki Çelme adlı öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nce yargılanmış, beraat etmiş, ancak kitap uzun süre yayınlanmak istenmemiştir.
Abasıyanık, 28 Nisan 1942 ile 31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, yaklaşık bir ay süren bir dönemde Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabirlik yapmış, bu muhabirlik döneminde mahkemelerde yaptığı röportajları yayınlamıştır. Öyküler, yazarın adliyedeki duruşmalarda yaptığı gözlemlerle oluşturulmuştur. Bu serüven çok kısa sürmüştür. Abasıyanık, bu röportajlar sırasında toplam 28 mahkeme röportajı yazabilmiş, gazetede yayınlanan bu yazıları 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından Mahkeme Kapısı adıyla kitaplaştırılmıştır.
Hikayelerde, kimsesizler, yoksullar, işsizler, balıkçılar, aylaklar, eğitim düzeyi düşük sıradan aileler, geçim derdi ile uğraşan küçük insanlar, kenarda köşede kalmış ve hayatı öylesine yaşayan kişiler, eften püften sebeplerle mahkeme kapısına düşmüş kişiler, sokak çocukları, oyun olsun diye hırsızlık yapan çocuklar önemli yer tutmaktadır. Yazar, onların yaşamlarını bildiğini öykülerinden okuyucuya hissettirmekte, gözlemlerine yazarlık gücünü de katarak hikayelerdeki gerçek kişileri öykü kahramanına dönüştürmektedir. Abasıyanık, öykülerinde suç ve suçludan çok insan ögesini vurgulamış, yargının soğuk yüzünden çok iyi yürekli yargıçları aramıştır. Türkiye Barolar Birliğinin kurucu başkanı Prof. Dr. Faruk Erem‘in “Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar” deyişinin bir izdüşümü Abasıyanık’ın öykülerinde karşımıza çıkmaktadır.
Mahkeme Kapısı, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık’ın 1956 yılında yayınlanan röportaj kitabıdır
Mahkeme Kapısı isimli eserdeki hikayeler
1)Seylan Çayı Hırsızları
2)Modern Bir Karı- Koca
3)Bursa’dan Cesur Bir İhtiyar Geldi
4)İki Buçuk Liralık Rüşvet
5)Bir Peri Masalı mı? İpekli Kumaş Hırsızlığı mı?
6)Üç Bayan Bir Bay
7)Koltuk Değnekli Adam
8)Pişmanlık
9)Nüfus Tezkeresiz Adam
10)Sultan Mahmut Türbesi’nin Kurşunları
11)Altmış Liralık Bir Kadın Çantası
12)Bıçakla Oynanmaz
13)Yüze Yakın Basmak
14)Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri
15)Üniversiteliler ve Bir Bayan
16)Artistler Turneye Çıkarken
17)Bu Senenin Meşhur Karakışı Cinayeti
18)Dayının Ceketi
19)H. Soğukpınar
20)Yerli İskoç Kumaşından Spor Ceket
21)100.000 Marsilya Kiremiti
22)Meryem Ana Kandilli Ampulünün Kordonu
23)Bir Muharebe
24)Başkalarının Derdiyle Dertlenen Bayan
25)Mahkemeye Verilen Mektuplar Kimin?
26)Portakal Ezmelerinde Boya Var mı, Yok mu?
Mahkeme Kapısı Kitabından Bir Hikaye: Modern Bir Karı Koca
Cürmümeşhut hâkimi evvela onlara barışmalarını teklif etti. İkisi de ayak dirediler. Her ikisi de suçlu, her ikisi de davacı. Karı kocadırlar. Sirkeci’de (adını yazmamışım) bir otelde otururlar. Kadın orada müdür sıfatıyla çalışır, kocası aslen şofördür. Kadın otuz beş yaşını aşmış; erkek 330 doğumlu*. Erkeğin ismi Ahmet, anasının güzel bir ismi var; Nene. Erkek Mersin’in, ismi de kendisi gibi güzel bir kazasındandır; Gülnar kazası. Kadın Orhanelilidir. Hâkim sorduğu zaman, “Otelin kâtibesiyim” dedi. Biraz sonra okuması yazması olup olmadığı usulen sorulunca, “Okumam yazmam yoktur” cevabını verdi. Okuyup yazması bulunmayan bir kâtip… Mahkemede hazır bulunanlar bu cevabı kahkaha ve gülümsemelerle karşıladılar. Kısa boylu, yaşından biraz fazla gösteren, dudaklarında mütemadiyen sinirli ve manasız bir tebessüm gezdiren bir bayandı bu. Ahmet anlattı: — Geçinemiyorduk. Aramızda hiç kavga eksik olmuyordu. Birkaç defa karakollara düştük. Yine barıştık. Boşanmak için mahkemeye müracaat ettim. Şahit yazdırdığım şoför Hamdi, karım Fethiye’ye, “Artık boşanacaksınız. Baş şahit de benim!” diye haber vermiş. Fethiye de, “Ben ona bir tuzak kurayım da boşanmak istemek neymiş anlasın” demiş. Bunun üzerine içime bir kurt düştü. Sinirli oldum. Kendisinden korkmaya başladım. Dün sabah bavuluma eşyamı doldurup oteli terk etmeye karar verdim. Bu niyetle merdivenleri inerken karşıma çıktı, “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. “Elbet yatacak bir otel odası bulur, başımı sokarım. Ben artık senin yanında kalmaya korkuyorum, gideceğim!” “Bir yere gidemezsin. Şuradan şuraya bir adım atamazsın. Bitin kanlandı da çekip gidiyor musun? Hem bavulunu göster bakayım. Belki de müşterilerin eşyasını çaldın” diye başladı. Ağzına geleni söylüyordu. Namusuma taalluk eden birtakım kötü sözler… Üzerime sandalye ile hücum etti. Polisler geldi. Karakola götürdüler. Zabıtlar tutuldu. Evvela o imza etti. Tam ben imza atarken, “Yanıyorsun Ahmet!” diye bağırdılar. Fakat imza etmekle yanmak arasında bir münasebet göremedim. Paltomdan keskin bir koku ile bir dumandır çıktığını görünce işi kavradım. Hemen paltomu çıkarıp attım. Paltomun arkasından bir karış yer yanmış, söndürdüler. Meğer paltoma kezzap dökmüş. Bana hakaret ettiği için davacıyım efendim. Hâkim: — Bak o da senden şikâyetçi, onu dövmüşsün? Ahmet: — Dövmedim efendim. Ahmet konuşurken, Fethiye ara sıra sözünü kesmek ister gibi atılıyor, fakat hâkimin ciddi bakışları karşısında yine süt dökmüş kedi gibi siniyor, sonra tekrar alevleniyordu. Hâkimin şiddetli bir ihtarı üzerine artık söze karışmadı ama, bir tiyatro aktrisi mimikleriyle, bazan işitilebilir bir sesle, “Allah Allah!” demekten geri kalmıyordu. İşte Ahmet’in sorgusu bu hava içinde bitti. Sıra Fethiye’ye gelmişti. Fethiye: — Garsondu, dedi. Bizim otelde yatıp kalkardı. Allahın emri ile beni istedi. Eh Allah emridir, dedim. Kendisine vardım. Beş senedir evliyiz. Ben kocamı severim. Kavga ettiğimiz sabahın gecesi onu pencere kenarında cıgara içer buldum. “Bana bir şey oldu,” dedi. “Rüyamda fena şeyler görüyorum. Denizlere mi düşmüyorum, bulutlara mı çıkmıyorum. Bir şeyler oluyor bana. Cinnet getireceğim.” O sabah baktım bavulunu almış gidiyor. “Ne o beyefendi,” dedim. “Müşteri gibi nerelere gidiyorsun?” “Gideceğim, artık senin yanında oturamam!” cevabını verdi. “Ne kötülük gördün benden kocacığım,” dedim. Bunu söyler söylemez kafama bir yumruk vurdu, sandalyeyi kapınca üzerime hücum etti. Sövdü, saydı. Ayırdılar. — Bak, ona sen de fena fena sözler söylemişsin? — Ben kocamı severim. Öyle isnatlarda bulunmam. Sonra karakola gittik. Karakolda paltosunun cebinde otomobilin bazı yerlerini silmek için yanında gezdirdiği kezzap şişesini gördüm. Birkaç defa da, “Sana bunu dökerim” diye beni tehdit etmişti. Polislere, bakın, diye göstermek üzere şişeyi cebinden aldım. O da eğilmiş imza atıyordu. Kalkarken çarptı, sırtına döküldü. Hâkim: — Burasını çok güzel tevil ettim. Peki şişe kapalı değil miydi? — Kapalıydı ama efendim, kocam hızlı çarptı, tıpası fırladı. Hem efendim onun bütün elbiselerini ben kendi paramla yaptım. Tam beş kat elbisesi var. Kendi yaptırdığım elbiseyi ben ne diye yakayım? Evet efendim davacıyım, bana hakaret etti, dövdü. Şahit Avni, otelin karşısındaki dükkânda çıraktır. İçerde, “Adam bıçaklanıyor. Koşun, polise haber verin” diye bir kadın sesi duyduğunu, polise koştuğunu, hep beraber karakola gittiklerini, karakolda, Ahmet’in üstüne kezzap döküldüğünü, fakat dökeni görmediğini söyledi. Sıra şahit Celal Dağlı’ya gelmişti. Bu kısa boylu, on yedi yaşlarında, gayet sıhhatli bir gençti. — Ben o otelde misafirim, diye söze başladı. Erkek kadına hiçbir şey demedi. Kadın ağzına geleni söyledi. Erkeğin elindeki bavula yapıştı. Bir yandan, “Nereye gidiyorsun? Seni ben beş senedir besliyorum. Şu elbiselerini bile ben yaptım. Seni hiç bırakır mıyım?” diyor, bir yandan da sövüp duruyordu. Bir aralık sandalyeyi kaptığı gibi Ahmet’in üzerine yürüdü. O da sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşketti. Ben araya girdim. Polisler geldi. Karakola gittik. Karakolda da bu Fethiye Hanım kendi cebinden kezzap şişesini çıkarıp Ahmet’in paltosuna döktü. Şişeyi de sobaya attı, dedi. Fethiye: — Bu şahit, kocamın arkadaşıdır, diye itiraz etti. Şahit: — Hayır efendim, oraya geleli ancak üç gün oldu, dedi. Ahmet’e soruldu. Ahmet şahidin arkadaşı olmadığını ve doğru söylediğini bildirdi. Fethiye’nin kocasına hakaret ettiği sabit olduğundan üç gün hapsine ve bir lira para cezası ödemesine, Ahmet’in de sabit olan dövme suçundan 25 lira para cezasına, dövdüğü kendi karısı olduğu için bu cezanın artırılarak 29 lira 30 kuruş ödemesine, fakat kadın tarafından şiddetli tahrik edildiği anlaşılmasıyla bu cezanın 9 lira 70 kuruş olmasına karar verildi. İşte size bir duruşmada bitiveren bir dava ve bir aile hayatında olmaması lazım gelen, fakat her gün olagelen vakalardan biri… Haber, 7 Mayıs 1942
Sait Faik Abasıyanık’ın Yaşamı
Sait Faik Abasıyanık, yaşamının önemli bir bölümünü Burgazada’da geçirmiştir. Kendisi adına bir müze bulunmaktadır.
Sait Faik Abasıyanık’ın gerçek adı Mehmet Sait‘tir. Abasıyanık, 18 Kasım 1906 tarihinde Adapazarı’nda doğmuş, ilköğrenimine Adapazarı’nda başlamış, ortaöğrenimine İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi‘nde devam etmiştir.
Öykülerini yayınlamaya 1926 yılında başlamıştır. Abasıyanık, 1928 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde iki sene okuduktan sonra babasının isteği üzerine İsviçre’ye iktisat okumaya gitmiş, daha sonra Fransa’ya geçmiş, 1931-1935 yılları arasında Fransa’da kalmış, 1935 yılında yüksek öğrenimini yarıda bırakarak Türkiye’ye dönmüştür.
Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yapmış, ardından babasının açtığı toptancı tahıl mağazasını işletmiştir. İkinci Dünya Savaşı döneminde Haber adlı gazetede adliye muhabirliği yapmış, ilk kitabı 1936 yılında Semaver adıyla yayınlanmış, 1939 yılında babasının ölümü üzerine yazmayı bırakmış, maddi zorluk çeken annesiyle birlikte Burgazada‘daki evinde yaşamaya başlamıştır.
Abasıyanık, 1940 yılında Şahmerdan adlı kitabı kitabını yayınlamış, bu kitaptaki bir öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nce yargılanmış, beraat etmiştir. Bu dönemde Medar-ı Muaşeret Motoru adlı kitabı da toplatılmıştır. Daha sonra 1951 yılında yazdığı Kayıp Aranıyor adlı kitabı da toplatılmıştır. Sait Faik Abasıyanık, 11 Mayıs 1954 tarihinde Burgazada’daki evinde siroz nedeniyle yaşama veda etmiştir.
Sait Faik Abasıyanık Müzesi
Sait Faik Abasıyanık, kitaplarının telif hakkını ve mal varlığını Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlamıştır. Abasıyanık’ın Burgazada’da yaşadığı ve pek çok hikayesini yazdığı köşkü, çağdaş müzecilik anlayışıyla ziyaretçilerini ağırlamaktadır.
Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı
Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı, edebiyat dünyasının en uzun soluklu ödüllerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Yazarın annesi Makbule Abasıyanık tarafından 1955 yılında oluşturulan ödül, 1964’ten itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülmüştür. Sait Faik Abasıyanık Ödülleri, 2012 yılından itibaren Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle verilmeye başlanmıştır.
Milletler Cemiyeti(Cemiyeti Akvam), 28 Haziran 1919 tarihinde imzalanan Versay Barış Antlaşması sonrasında kurulmuştur. Barış antlaşması öncesinde ABD Başkanı Woodrow Wilson, barışın korunması için uluslararası bir örgütlemenin gerekli olduğunu açıklayarak 8 Ocak 1918’de ABD Kongresinde Wilson Prensiplerini ilan etmiştir. Versay Barış Antlaşması’nın 10 Ocak 1920 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra Milletler Cemiyeti resmi olarak faaliyete geçmiştir.
Birleşmiş Milletler‘in temeli olan organizasyonun merkezi, İsviçre’nin Cenevre kentidir.
Bu organizasyonun amacı, ülkeler arasında yaşanabilecek sorunları barışçı yollarla çözmek olarak belirlenmiştir. Bir süre çalışmış fakat fazla bir varlık gösterememiş, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dağılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından toplanan Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919’da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verilmiş ve bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kurulmuştur. Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu’nda kabul edilerek Milletler Cemiyetinin temeli atılmıştır.
Cemiyet-i Akvam, 6 Temmuz 1932 tarihinde Türkiye’yi üyeliğe davet etmiş, 9 Temmuz’da TBMM Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne giriş davetini onaylamış ve 18 Temmuz 1932’de Türkiye, Cemiyet-i Akvam‘a resmen üye olmuştur. Milletler Cemiyeti; Bozkurt Lotus olayını, Boğazlar Sorununu ve Suriye ile olan sınır meselelerini Türkiye lehine çözümlemiştir. Irak Sınırı ve Musul bölgesinin statüsüne ilişkin çözüm Türkiye’nin aleyhine olmuştur. Yunanistan ile nüfus mübadelesinden kaynaklı sorunları ise çözememiştir.
20 yıl süreyle dünya milletlerine hizmet veren bu cemiyet tüm çabalara rağmen İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyememiştir. Savaş sonrası 18 Nisan 1946’da Cenevre’de toplanan konferans, XXI. Genel Kurul Toplantısıyla cemiyetin dağılmasına karar vermiştir.
Her savaş sonrası antlaşmalara önsöz olarak konması şartını getiren Milletler Cemiyeti Yasası; Bir Başlangıç Bölümü ve 26 maddeden oluşmaktadır.
Sözleşmenin 26 maddeden oluşan, üyelik ve örgütün yapısı, barışın sürekliliğini sağlamak, antlaşmalar, uluslararası işbirliği ve uluslararası yönetim, sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi gibi hususları belirleyen metnine göre ise: 1. Cemiyete üye kabulü Genel Kurulun üçte iki çoğunluğunun kararıyla olacaktır. (Madde 1). Cemiyet, bir Genel Kurul, bir Konsey ve bunlara yardım eden bir Sürekli Sekreterlikten oluşmaktadır. (Madde 2). 3. Cemiyet üyeleri, barışın sürekliliğini sağlamak için, ulusal silahların en düşük bir düzeye indirilmesi zorunluluğunu kabul etmişlerdir. Cemiyet, üyeleri arasında çıkacak anlaşmazlıklarda hakemlik yapabilecek ya da bunları Konsey’de inceleyecektir.
Barışın sürekliliğini sağlayan hakemlik antlaşmaları gibi uluslararası yükümlülükler ve ABD Başkanı James Monroe’nin, 2 Aralık 1823’te kongreye sunduğu Monroe Doktrini gibi bölgesel anlaşmalar, bu sözleşmenin hiçbir hükmüyle bağdaşmaz sayılmayacaktır. Savaştan sonra bağımsızlığına kavuşan ve kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu ülkelere, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, cemiyet adına yönetimlerine bir mandatör seçilebilecektir.
Milletler Cemiyeti’nin Başarısızlık Sebepleri
1. Cemiyetin bünyesinde savaşı önleyici tedbirlerin alınamaması ve yaptırımların yetersiz kalması.
2. Sözleşmenin 10. maddesi mütecavizi tayin etmemesi nedeniyle bu maddenin barışı korumada yetersiz kalması.
3. Önemli konularda oy birliği prensibinin getirilmesi nedeniyle politik ve hukuki sorunların çözümünün zorlaşması.
4. Barışı koruyacak ve devamlı kılacak uluslararası zihniyetin yetersiz kalması. Habeşistan olayı, 1937 Japon taarruzu ve 1 Eylül 1939 tarihinde Alman ordularının Polonya’ya taarruzu ile başlayan II. Dünya Savaşına, Milletler Cemiyeti’nin engel olamaması.
5. Paris Barış Konferansı’nda hazırlanan antlaşmaların bir parçası olması.
6.Amerika Birleşik Devletleri’nin Milletler Cemiyetinden ayrılması. Uluslararası alanda en önemli gücün teşkilattan çekilmiş olması ve cemiyetin etkinliğini kaybetmesi.
7-İnsan haklarını koruma misyonu üstlenmesine karşın kolonileşme ve manda sisteminin garantörü olması.
MİLLETLER CEMİYETİ MİSAKI
BAĞITLI YÜKSEK TARAFLAR
Uluslar arasında işbirliğini geliştirmek ve uluslararası (1) barışı ve güvenliği sağlamak için,
savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek, Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak, örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve andlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek
gerektiğini göz önünde tutarak, Milletler Cemiyeti’ni kuran işbu Misak’ı kabul etmişlerdir;
MADDE 1
1. İşbu Misak’a bağlı Ek’te adları yazılı imzacı Devletlerle, yine Ek’te adları belirtilen Devletlerden, Misak’ın yürürlüğe girmesinden başlayarak iki ay içinde Sekreterliğe sunacakları ve Cemiyet’in öteki üyelerine yapacakları bir bildiri ile hiçbir çekince öne sürmeksizin işbu Misak’a katılanlar, Milletler Cemiyeti’nin asıl üyeleridir.
2. Kendini özgürce yöneten ve Ek’te adı gösterilmemiş bulunan herhangi bir Devlet, Dominyon ya da Sömürge, uluslararası yükümlülüklerini içtenlikle yerine getirme niyeti konusunda etkin güvenceler vermesi ve hava, kara ve deniz kuvvetleriyle silâhları konusunda Cemiyet’in koyduğu düzenlemeleri kabul etmesi koşuluyla, Üyeliğe kabulü Genel Kurulun üçte iki çoğunluğuyla kararlaştırılırsa, Cemiyet Üyesi olabilir.
3. Cemiyet’in her üyesi, iki yıl önceden haber vermek ve ayrıldığı anda, bu Misak’ın yüklediklerini de içermek, üzere, uluslararası bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş bulunmak koşuluyla, Cemiyet’ten çekilebilir.
MADDE 2
Cemiyet, İşbu Misak’ta öngörülen eylemini, bir Genel Kurul, bir Konsey ve bunlara yardım eden bir Sürekli Sekreterlik aracılığıyla yerine getirir.
MADDE 3
1. Genel Kurul, Cemiyet üyelerinin Temsilcilerinden oluşur.
2. Genel Kurul, belirli zamanlarda ve durum gerektirirse başka herhangi bir anda, Cemiyet’in Merkezinde ya da kararlaştırılacak bir başka yerde toplanır.
3. Genel Kurul, Cemiyet’in görev alanına giren ya da dünya barışını ilgilendiren her soruna bakmaya yetkilidir.
4. Cemiyet’in her Üyesi Genel Kurulda en çok üç Temsilci bulundurabilir; her üyenin yalnız bir oyu vardır.
MADDE 4
1. Konsey, Müttefik ve Ortak Başlıca Devletlerin Temsilcileri ile Cemiyet’in başka dört üyesinden oluşur. Cemiyet’in bu dört üyesini Genel Kurul dilediği gibi ve dilediği zamanlarda seçer. Genel Kurulca bu dört üyenin ilk seçimine kadar, Belçika, Brezilya, İspanya ve Yunanistan Temsilcileri Konsey üyesi olacaklardır.
2. Konsey, Genel Kurul çoğunluğunun uygun bulmasıyla, bundan böyle Konseyde sürekli olarak temsil edilmek üzere başka Üyeler de seçebilir. Konsey, yine Genel Kurul çoğunluğunun uygun bulmasıyla, Konseyde temsil edilmek üzere Genel Kurulca seçilecek Cemiyet üyelerinin sayısını arttırabilir.
3. Konsey, koşullar gerekli kıldığı zamanlarda ve yılda en az bir kez, Cemiyet Merkezinde ya da kararlaştırılacak bir başka yerde toplanır. .
4. Konsey, toplantılarında, Cemiyet’in görev alanına giren ya da dünya barışını ilgilendiren her sorunu ele almağa yetkilidir.
5. Konseyde temsil edilmeyen herhangi bir Cemiyet Üyesi, kendisini özellikle ilgilendiren bir sorun Konseyde görüşüldüğü zaman, Konseye bir Temsilci göndererek, Konsey üyesi sıfatıyla katılmağa çağırılır.
6. Konseyde temsil edilen her Cemiyet Üyesinin yalnız bir oyu ve bir Temsilcisi vardır.
MADDE 5
1. İşbu Misak’ta ya da İşbu Andlaşma hükümlerinde açıkça başka türlü öngörülen durumlar dışında, Genel Kurulun ya da Konseyin kararlan, toplantıda temsil edilen Cemiyet Üyelerinin oybirliğiyle alınır.
2. Belirli sorunlara ilişkin olarak soruşturma yapmakla görevlendirilmiş komisyonların atanmasını da kapsamak üzere, Genel Kurul ya da Konsey toplantılarında ortaya çıkan bütün usul sorunları, Genel Kurulca ya da Konseyce düzenlenir ve toplantıda temsil edilen Cemiyet üyelerinin çoğunluğuyla karara bağlanır.
3. Genel Kurulun ilk toplantısı ile Konseyin ilk toplantısı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının çağrısı üzerine yapılacaktır.
MADDE 6
1. Sürekli Sekreterlik, Cemiyet’in Merkezinde kurulmuştur. Sürekli Sekreterlik, bir Genel Sekreter ile gerekli görülecek sekreterlerden ve personelden oluşur.
2. İlk Genel Sekreter Ek’te gösterilmiştir. Bundan sonrası için, Genel Sekreter, Genel Kurulun çoğunluk kararıyla uygun bulması üzerine, Konseyce atanacaktır.
3. Sekreterler ve Sekreterlik personeli, Konseyin uygun bulması üzerine, Genel Sekreterce atanırlar.
4. Cemiyet’in Genel Sekreteri, bu sıfatıyla, Genel Kurulun ve Konseyin de Genel Sekreterliğini yapacaktır.
5. Sekreterliğin giderleri, Evrensel Posta Birliği’nin Uluslararası Bürosu için saptanmış oranlar içinde, Cemiyet Üyelerince paylaşılacaktır.
MADDE 7
1. Cemiyet’in Merkezi, Cenevre’de kurulmuştur.
2. Konsey, bu Merkezi bir başka yerde kurmağa her an karar verebilir.
3. Cemiyet’in bütün hizmetlerinde ya da, Sekreterliği de kapsamak üzere, bunlara bağlı bütün dairelerde, kadınlarla erkekler eşit olarak görev alabileceklerdir.
4. Cemiyet Üyelerinin Temsilcileri ve Cemiyet görevlileri, görevlerini yaptıkları sırada, diplomasi ayrıcalıklarından ve bağışıklıklarından yararlanırlar.
5. Cemiyet’in, Cemiyet bürolarının yerleşmiş bulunduğu, ya da Cemiyet’in toplantılarının yapıldığı yapıların ve alanların dokunulmazlığı vardır.
MADDE 8
1. Cemiyet Üyeleri, barışın sürdürülmesi için, ulusal silâhların, ulusal güvenlikle ortak bir eylemin gerekli kıldığı uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle bağdaşabilecek en düşük bir düzeye indirilmesi zorunluluğunu kabul ederler.
2. Konsey, her Devletin coğrafya durumunu ve içinde bulunduğu özel koşulları göz önünde tutarak, çeşitli Hükümetlerin incelemesine ve kararına sunulmak üzere, bu indirimin plânlarını hazırlar.
3. Bu plânlar, en az her on yılda bir, yeniden incelenecek ve, gerekirse, değiştirilecektir.
4. Çeşitli Hükümetlerin bu plânları kabulünden sonra, böylece saptanan silâhların sınırı, Konseyin rızası olmadıkça asılamayacaktır.
5. Cemiyet Üyeleri, silâhların ve savaş gereçlerinin özel girişimce yapımının büyük sakıncalara yol açtığı görüşüyle, Konseyi, Cemiyet Üyelerinin güvenliklerine yetecek silâhlarla savaş gereçlerini kendileri yapamayan Cemiyet Üyelerinin gereksinmelerini de göz önünde tutarak, bunun kötü sonuçlarını önleyecek önlemleri salık vermekle görevlendirirler.
6. Cemiyet Üyeleri, silâhlarının erişmiş olduğu düzeye, kara, deniz ve hava kuvvetlerinin programlarına ve savaşta kullanılmağa elverişli olan endüstrilerinin durumuna ilişkin bütün bilgileri en açık yüreklilikle ve eksiksiz olarak birbirlerine vermeği yükümlenirler.
MADDE 9
Misak’ın 1. ve 8. Maddeleri hükümlerinin yürütülmesi ve, genel olarak, kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin sorunlar üzerinde Konseye görüşünü bildirmek üzere sürekli bir Komisyon kuracaklardır.
MADDE 10
Cemiyet Üyeleri, bütün Cemiyet üyelerinin ülke bütünlüklerine ve şimdiki siyasal bağımsızlıklarına saygı göstermeği ve bunları dışarıdan gelecek herhangi bir saldırıya karşı korumayı yükümlenirler. Saldırı, saldırı tehdidi ya da tehlikesi durumunda, Konsey, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlayacak yolları belirtir.
MADDE 11
1. Cemiyet Üyelerinden birine doğrudan doğruya dokunsun ya da dokunmasın, her savaşın ya da savaş tehdidinin bütün Cemiyet’i ilgilendirdiği ve Cemiyet’in ulusların barışını etkin bir biçimde korumaya özgü önlemleri almakla yükümlü olduğu kesin olarak açıklanır. Böyle bir durumda, Cemiyet’in herhangi bir Üyesinin istemesi üzerine, Genel Sekreter, Konseyi hemen toplantıya çağırır.
2. Bundan başka, Cemiyet’in herhangi bir Üyesinin, uluslararası ilişkileri etkileyecek nitelikte olan ve sonuç olarak uluslar arasındaki barışı ve bansın dayandığı iyi geçinmeyi bozacak bir durum üzerine Genel Kurulun ya da Konseyin dikkatini dostça çekmek hakkı olduğu da açıklanır.
MADDE 12
1. Cemiyet’in bütün üyeleri, aralarında ilişkilerin kesilmesine varabilecek nitelikte bir anlaşmazlık çıkarsa, bu anlaşmazlığı ya hakemliğe ya da Konseyin incelemesine sunmayı kabul etmektedirler. Cemiyet Üyeleri, hakemlerin kararından ya da Konseyin raporundan sonra üç aylık bir süre geçinceye kadar, hiçbir durumda savaşa başvurmamağı da kabul ederler.
2. Bu maddede öngörülen bütün durumlarda, hakemlerin kararının akla yatkın bir süre içinde verilmesi ve Konsey raporunun, anlaşmazlık Konseye sunulduğu günden başlayarak, altı ay içinde hazırlanmış bulunması gerekir.
MADDE 13
1. Cemiyet Üyeleri, aralarında, hakemlikle çözüme elverişli saydıkları bir anlaşmazlık çıkarsa ve bu anlaşmazlık diplomasi yoluyla istekleri karşılar bir biçimde çözülemezse, bu sorunun tümüyle hakemliğe sunulacağını kabul ederler.
2. Genel olarak hakemlikle çözüme elverişli anlaşmazlıklar arasında, bir andlaşmanın yorumlanmasına, herhangi bir uluslararası hukuk sorununa, doğruluğu saptanırsa uluslararası bir yükümlülüğe aykırılık oluşturabilecek bir olgunun gerçekliğine ya da böyle bir aykırılığın getirdiği ödencenin (2) [tazminatın] niteliğine ya da kapsamına ilişkin anlaşmazlıklar gösterilebilir.
3. Anlaşmazlığın sunulduğu Hakemlik Mahkemesi, Tarafların gösterdikleri ya da daha önce yapılmış sözleşmelerde öngörülen mahkemedir.
4. Cemiyet üyeleri, verilen kararları iyi niyetle yerine getirmeği, bu kararlara uyacak hiçbir Cemiyet üyesine karşı savaşa başvurmamağı yükümlenirler. Kararın yerine getirilmemesi durumunda, Konsey bunu sağlayacak önlemleri önerir.
MADDE 14
Konsey, bir Uluslararası Sürekli Adalet Divanı tasarısı hazırlamakla ve bu tasarıyı Cemiyet Üyelerine sunmakla görevlendirilmiştir. Bu Divan, Tarafların kendisine sunacakları uluslararası nitelikte her türlü anlaşmazlıklara bakacaktır. Divan, Konseyin ya da Genel Kurulun kendisine göndereceği her türlü anlaşmazlık ya da sorun üzerinde danışma görüşleri [istişarî mütalaalar] de verecektir.
MADDE 15
1. Cemiyet Üyeleri, aralarında ilişkilerin kesilmesini doğurabilecek nitelikte bir anlaşmazlık çıkarsa, ve bu anlaşmazlık 13. Maddede öngörülen hakemliğe sunulmazsa, anlaşmazlığı Konseye götürmeyi kabul ederler. Bu bakımdan, üyelerden birinin, tam bir soruşturma ve inceleme için her türlü önlemleri alacak olan Genel Sekretere bu anlaşmazlığı bildirmesi yeterlidir.
2. Taraflar, davalarının açıklanmasını, kanıtlayıcı bütün olgular ve belgelerle birlikte, en kısa süre içinde Genel Sekretere vermelidirler. Konsey, bunların hemen yayınlanmasını buyurabilir.
3. Konsey, anlaşmazlığın çözülmesini sağlamağa çalışır; Konsey bunu başarırsa, yararlı saydığı ölçüde, olguları, bunların açıklamalarını ve önerdiği çözümü gösteren bir açıklama yayınlar.
4. Anlaşmazlık çözülememişse, Konsey, anlaşmazlıkla ilgili olguları, hak gözetirliğe (3) ve bu anlaşmazlığa en uygun sayarak salık verdiği çözümleri bildirmek üzere, oybirliğiyle ya da çoğunlukla kabul edilen, bir rapor kaleme alır ve bu raporu yayınlar.
5. Konseyde temsil edilen Cemiyet Üyelerinden her biri de, anlaşmazlığın olgularına ve kendisinin varmış olduğu sonuçlara ilişkin bir açıklama yayınlayabilir.
6. Konseyin raporu, anlaşmazlığa Taraf bulunan Devletlerin Temsilcilerinin oylan hesaba katılmaksızın, oybirliği ile kabul edilmişse, Cemiyet Üyeleri, raporun içerdiği kararlara uygun hareket eden hiçbir Taraf Devlete karşı savaşa başvurmamayı taahhüt eder.
7. Konseyin raporu, anlaşmazlığa Taraf bulunan Devletlerin Temsilcilerinin oylan hesaba katılmaksızın, oybirliği ile kabul edilmişse, Cemiyet Üyeleri, hukuku ve adaleti korumak için gerekli görecekleri biçimde davranmak hakkını ellerinde tutarlar.
8. Taraflardan biri, anlaşmazlığın uluslararası hukukun yalnız bu Tarafın ulusal yetkisine bıraktığı bir soruna ilişkin olduğunu öne sürerse ve Konsey de bunu kabul ederse, Konsey bunu raporunda belirtecek, ancak hiçbir çözüm salık vermeyecektir.
9. İşbu Maddede öngörülen bütün durumlarda, Konsey anlaşmazlığı Genel Kurula götürebilir. Taraflardan birinin istemesi üzerine de, Genel Kurul -bu istem, anlaşmazlığın Konseye sunulmasından başlayarak on dört gün içinde yapılmış olmak koşuluyla anlaşmazlığa bakacaktır.
10. Genel Kurula sunulan her sorunda, Konseyin eylemine ve yetkilerine ilişkin işbu Maddenin ve 12. Maddenin hükümleri, Genel Kurulun eylemine ve yetkilerine de uygulanır. Genel Kurulda her soruna ilişkin olarak, Tarafların Temsilcileri dışında, Konseyde temsil edilen bütün Cemiyet Üyelerinin ve Cemiyet’in öteki Üyelerinden bir çoğunluğun uygun bulmasıyla hazırlanmış olan bir rapor, Konseyde Tarafların Temsilcileri dışında, Üyelerin oybirliğiyle hazırlanmış olan bir raporla eşdeğerde olacaktır.
MADDE 16
1. Cemiyet üyelerinden biri, 12., 13. ya da 15. maddelerdeki yükümlülüklerine aykırı olarak savaşa başvurursa, Cemiyet’in bütün öteki üyelerine karşı, bu davranışıyla ipso facto bir savaş eyleminde bulunmuş sayılır. Bu üyeler onunla, ticaret ya da maliye ilişkilerini hemen kesmeği, kendi uyruklarıyla Misak’a aykırı davranan Devletin uyrukları arasında her türlü ilişkileri yasaklamağı ve Misak’a aykırı davranan bu Devletin uyrukları ile, Cemiyet üyesi olsun ya da olmasın, başka herhangi bir Devletin uyrukları arasında ticaret, maliye ilişkileriyle kişisel ilişkileri kesmeği yükümlenirler.
2. Bu durumda, Konsey, ilgili çeşitli Hükümetlere, Cemiyet yükümlülüklerine saygı göstermeği sağlayacak Silâhlı Kuvvetlere Cemiyet üyelerinden her birinin katacağı kara, deniz ve hava birlikleri konusunda öğütlemelerde [tavsiyelerde] bulunmakla görevlidir.
3. Cemiyet üyeleri, bundan başka, işbu madde gereğince alınacak ekonomik ve malî önlemlerin uygulanmasında, bunlardan doğabilecek zararları ve sakıncaları en az [minimum] düzeye indirmek için, birbirlerine karşılıklı yardımda bulunmağı kabul etmektedirler. Bunun gibi, Üye Devletler, Misak’a aykırı davranan Devletçe içlerinden birine yöneltilen herhangi bir özel önleme karşı direnmek için de, birbirlerine karşılıklı yardımda bulunacaklardır. Üye Devletler, Cemiyet’in yükümlülüklerine saygı gösterilmesini sağlamak için ortak eyleme katılan her Cemiyet üyesinin kuvvetlerinin kendi ülkesinden geçmesini kolaylaştırmak üzere gerekli önlemleri alacaklardır.
4. Misak’tan doğan yükümlülüklerden herhangi birine aykırı davranmaktan suçlu olan her Üye, Cemiyet’ten çıkartılabilir. Bu çıkartmaya, Konseyde temsil edilen bütün öteki üyelerin oybirliğiyle karar verilir.
MADDE 17
1. Yalnız biri Cemiyet üyesi olan ya da hiçbiri Cemiyet üyesi olmayan iki Devlet arasında bir anlaşmazlık çıkması durumunda, Cemiyet üyesi olmayan Devlet ya da Devletler, anlaşmazlığı çözmek için, Konseyin uygun göreceği koşullar altında, Cemiyet Üyeleri için uyulması zorunlu olan yükümlülüklere bağlı olmaya çağırılırlar. Bu çağın kabul edilirse, 12. maddeden 16. maddeye kadar olan maddeler, Konseyin gerekli göreceği değişikliklerle, uygulanır.
2. Bu çağında bulunur bulunmaz, Konsey, hemen anlaşmazlığın çeşitli yönleri üzerinde bir soruşturma açar ve bu özel duruma, kendisine en uygun ve en etkin görünen önlemi önerir.
3. Çağırılan Devlet, anlaşmazlığın çözümü için Cemiyet üyelerine düşen yükümlülükleri kabul etmeyerek, Cemiyet’e Üye Devletlerden birine karşı savaşa başvurursa, bu Devlete, 16. Madde hükümleri uygulanır.
3. Çağırılan iki Taraf da, anlaşmazlığın çözümü için Cemiyet üyelerine düşen yükümlülükleri kabul etmezlerse, Konsey, çatışmaları önleyecek ve anlaşmazlığın çözüme bağlanmasını sağlayacak her türlü önlemleri alabilir ve her türlü önerilerde bulunabilir.
MADDE 18
Cemiyet Üyelerinden birinin ileride yapacağı her andlaşma ya da uluslararası bağıtlanma, Sekreterlikçe kütüğe yazılacak [tescil edilecek] ve olabilen en kısa süre içinde yayınlanacaktır. Bu andlaşma ya da uluslararası bağıtlanmalardan hiçbiri, kütüğe yazılmadan önce bağlayıcı güçte olmayacaktır.
MADDE 19
Genel Kurul, zaman zaman, Cemiyet üyelerini, uygulanmaz duruma gelmiş andlaşmaların ve süregitmesi dünya barışını tehlikeye sokabilecek uluslararası durumların yeniden gözden geçirilmesine çağırabilir.
MADDE 20
1. Cemiyet üyeleri, işbu Misak’ın, Misak hükümleriyle bağdaşmayan, aralarındaki bütün yükümlülükleri ya da andlaşmaları sona erdirdiğim, her biri kendi bakımından kabul ederler ve gelecekte bu çeşit hiçbir bağıtlanmaya girmemeyi resmen yükümlenirler.
2. Üye Devletlerden biri, Cemiyet’e üye oluşundan önce, Misak hükümleriyle bağdaşmaz yükümlülükler altına girmişse, bu yükümlülüklerden kurtulmak için hemen gerekli önlemleri almak zorundadır.
MADDE 21
Barışın süregitmesini sağlayan hakemlik andlaşmaları gibi uluslararası üstlenmeler ve Monroe Doktrini gibi bölgesel anlaşmalar, işbu Misak’ın hiçbir hükmüyle bağdaşmaz sayılmayacaktır.
MADDE 22
1. Savaştan sonra, daha önce kendilerini yöneten Devletlerin egemenliğine bağlı olmaktan çıkmış ve çağdaş dünyanın özellikle güç koşulları altında kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu sömürgelere ve ülkelere şu ilkeler uygulanır: Bu hakların gönençleri ve gelişmeleri kutsal bir uygarlık görevidir ve bu görevin yerine getirilmesi için işbu Misak’a güvenceler konulması gerekir.
2. Bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesi için en iyi yöntem, bu halkların korunmanlığı [vesayetini], kaynakları, görgüleri ya da coğrafya durumları bakımından, bu sorumluluğu yüklenmeğe en elverişli bulunan ve bunu kabule razı olan uluslara emanet etmektir. Bunlar mandat’yı (4) , mandataire (5) sıfatıyla ve Cemiyet adına yapacaklardır.
3.Mandataire’liğin niteliği, halkın gelişme derecesine, ülkenin coğrafya durumuna, ekonomik koşullarına ve buna benzer bütün öteki durumlara göre değişik olmasını gerektirmektedir.
4. Eskiden Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bulunan kimi topluluklar, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, yönetimlerine bir mandataire’in öğütleri ve yardımı kılavuz olmak koşuluyla, bağımsız uluslar olarak varlıkları geçici nitelikte tanınabilecek bir gelişme düzeyine erişmişlerdir. Mandataire’in seçilmesinde, her şeyden önce, bu toplulukların dilekleri göz önünde tutulmalıdır.
5. Öteki halkların, özellikle Orta Afrika halklarının, içinde bulundukları gelişme derecesi, mandataire’in, buralarda ülkenin yönetimini, köle ticareti, silah ve alkol alımsatımı gibi kötüye kullanmaları yasaklamayı; kamu düzeniyle ahlak kurallarının sürdürülmesinin gerektirdiklerinden başka kısıtlamalara bağlı olmaksızın, inanç ve din özgürlüğünü sağlamayı; berkitilmiş yerler [tahkimat] ya da kara ve deniz üsleri kurmayı ve yerli halka ülkenin kolluk [zabıta] düzenini ve savunmasını sağlamak amacı dışında, askerlik eğitimini yasaklamağı güvence altına alacak ve, aynı zamanda, Cemiyet’in öteki üyelerine de alışveriş ve ticaret konularında eşit olanaklar sağlayacak koşullar içinde, üstüne almasını gerektirmektedir.
6. Son olarak, Afrika’nın Güney Batısı ve kimi Güney Pasifik Adaları gibi ülkeler vardır ki, bunlar, nüfus yoğunluğunun azlığı, yüzölçümünün küçüklüğü, uygarlık merkezlerinden uzaklığı, mandataire’in ülkesine bitişikliği ya da birtakım başka durumlar yüzünden, yerli halkın yararına, yukarıda sözü edilen güvenceler saklı kalmak koşuluyla, en iyi biçimde ancak mandataire’in yasaları ile ve sanki kendi ülkesinin bir parçasıymış gibi yönetebilirler.
7. Her bir durumda, mandataire, yönetimini üzerine aldığı ülkeye ilişkin olarak, Konseye yıllık bir rapor gönderecektir.
8. Mandataire’in kullanacağı yetkenin [otoritenin], denetimin ya da yönetimin derecesi, Cemiyet Üyeleri arasında önceden yapılmış bir sözleşmeye konu olmamışsa, bunlar, her bir durumda, konseyce kesin olarak saptanacaktır.
9. Mandataire’lerin yıllık raporlarını almak, incelemek ve mandat’ların yürütülmesine ilişkin bütün sorunlar üzerinde Konseye görüş bildirmekle görevli, bir sürekli Komisyon kurulacaktır.
MADDE 23
Milletler Cemiyeti Üyeleri, şimdi var olan ya da sonradan yapılabilecek uluslararası sözleşmelerin hükümlerine uygun olmak ve bunlar saklı tutulmak koşuluyla:
a) kendi ülkelerinde olduğu gibi, ticaret ve endüstri ilişkilerinin kapsamına giren bütün öteki ülkelerde, erkeklere, kadınlara ve çocuklara hakgözetir (6) ve insancıl çalışma koşulları sağlamağa ve bu koşulları sürdürmeğe ve bu amaca erişmek üzere, gerekli uluslararası örgütleri kurmağa ve yaşatmağa çaba göstereceklerdir;
b) yönetimleri altındaki ülkelerde yerli halka hakgözetir (7) davranmayı yükümlenirler;
c) kadın ve çocuk ticaretine, afyon ve buna benzer zararlı maddelerin alım-satımına ilişkin anlaşmaların genel denetimi ile Cemiyet’i görevlendirirler;
d) silâh ve cephane ticaretinin denetiminin kamu yararı için zorunlu bulunduğu ülkelerde, bu ticaretin genel denetimi ile Cemiyet’i görevlendirirler;
e) ulaşım ve transit özgürlüğünün güvence altına alınması ve sürdürülmesi ve Cemiyet’in bütün üyelerine ticaret konusunda hakgözetir (8) bir işlem yapılmasını sağlamak için gerekli önlemleri alacaklardır. Bu konuyla ilgili olarak, 1914-1918 savaşı sırasında yakılıp yıkılmış olan bölgelerin özel gereksinmeleri göz önünde tutulacaktır;
f) hastalıkları önlemek ve bunlarla savaşmak için uluslararası önlemler almaya çalışacaklardır.
MADDE 24
1. Çok taraflı andlaşmalarla daha önce kurulmuş bütün uluslararası bürolar, Tarafların kabul etmeleri koşuluyla, Cemiyet’in yetkisi altına konulacaktır, ileride kurulacak bütün başka uluslararası bürolar ve uluslararası nitelikte sorunların çözülmesiyle ilgili Komisyonlar Cemiyet’in yetkisi altına konulacaktır.
2. Genel sözleşmelerle düzenlenen, ancak uluslararası büroların ya da komisyonların denetimine girmeyen uluslararası nitelikteki bütün sorunlar için, Cemiyet Sekreterliği, Taraflar isterlerse ve Konsey kabul ederse, yararlı tüm bilgileri toplamak, dağıtmak ve gereken ya da istenen yardımlarda bulunmak zorundadır. Konsey, Cemiyet’in yetkisi altında bulunan herhangi bir büronun ya da komisyonun giderlerini sekreterlik giderleri içine sokabilir.
MADDE 25
Cemiyet üyeleri, sağlığın geliştirilmesi, hastalıklara karşı önleyici önlemler alınması ve bütün dünyada çekilen acıların azaltılması amaçlarını güden, gereği gibi yetkili kılınmış ulusal Kızıl-Haç gönüllü örgütlerinin kurulmasını ve bunların aralarında işbirliği yapmalarını desteklemeği ve kolaylaştırmağı yükümlenirler.
MADDE 26
1. İşbu Misak’ta yapılacak değişiklikler, Temsilcileri Konseyi oluşturan Cemiyet üyelerince ve Temsilcileri Genel Kurulu oluşturan üyelerin çoğunluğunca onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir.
2. Cemiyet’in her Üyesi, Misak’ta yapılan değişiklikleri kabul etmemekte özgürdür; bu durumda, Cemiyet’in Üyesi olmaktan çıkmış olur.
MADDE 26
1. İşbu Misak’ta yapılacak değişiklikler, Temsilcileri Konseyi oluşturan Cemiyet üyelerince ve Temsilcileri Genel Kurulu oluşturan üyelerin çoğunluğunca onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir.
2. Cemiyet’in her Üyesi, Misak’ta yapılan değişiklikleri kabul etmemekte özgürdür; bu durumda, Cemiyet’in Üyesi olmaktan çıkmış olur.
EK
I. MİLLETLER CEMİYETİ’NİN ASIL ÜYELERİ (9)
Amerika Birleşik Devletleri
Haiti
Belçika
Hicaz
Bolivya
Honduras
Brezilya
İtalya
Britanya İmparatorluğu
Japonya
Kanada
Liberya
Avustralya
Nikaragua
Güney Afrika
Panama
Yeni-Zelanda
Peru
Hindistan
Polonya
Çin
Portekiz
Küba
Romanya
Ekuvador
Sırp-Hırvat-Sloven Devleti
Fransa
Siam
Yunanistan
Çekoslovakya
Guatemala
Uruguay
MİSAK’A KATILMAYA ÇAĞIRILAN DEVLETLER (10)
Arjantin
Hollanda
Şili
Iran
Kolombiya
Salvador
Danimarka
İsveç
İspanya
İsviçre
Norveç
Venezüella
Paraguay
II. MİLLETLER CEMİYETİ’NİN İLK GENEL SEKRETERİ
Sayın Sir James Eric DRUMMOND, K.C.M.G., C.B.
Birinci Bölümün (Milletler Cemiyeti Misakı) 4. Maddesinde belirtilen Başlıca Müttefik ve Ortak Devletler, Almanya ile yapılan 28 Haziran 1919 tarihli Barış Andlaşmasında belirtilen Başlıca Müttefik ve Ortak Devletlerdir.
1) İngilizce metne göre “uluslararası barışı”, Fransızca metne göre “kendilerine barışı”, İtalyanca metne göre “Devletlere barışı” biçiminde çevirmek gerekmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “milletlere sulh” denilmektedir. (Çevirenler)
2) Sayın Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, “tazminat” karşılığı olarak “ödence” terimini kullanmaktadır: Türkçeleştirilmiş Metinleriyle. Birlikte Türk Medenî Kanunu ve Borçlar Kanunu. Üçüncü cilt: Terim ve Sözcükler Kılavuzu, Türk Dil Kurumu yayını, Ankara, 1975, s. 1065. (Çevirenler)
3) Fransızca metinde “leş plus £quitables”, İngilizce metinde “just”, İtalyanca metinde “piû giuste”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “en mukarin-i adalet”. (Çevirenler)
4) Fransızca metinde “mandat”, İngilizce metinde “mandate”, İtalyanca metinde “mandato”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “vesayet” denilmektedir. Biz, dilimizde manda biçiminde kötü bir ünü olan bu sözcüğü olduğu gibi almayı uygun gördük; ancak, Fransızca yazılışını kullandık. (Çevirenler)
5) Fransızca metinde “mandataire”, İngilizce metinde “Mandatories”, İtalyanca metinde “mandatorie”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “mandater”. (Çevirenler)
6) Fransızca metinde “equitables”, İngilizce metinde “fair”, İtalyanca metinde “eque” denilmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “hakkaniyet”. (Çevirenler)
7) Fransızca metinde **equitable”, İngilizce metinde “just”, İtalyanca metinde “equo” denilmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “âdilâne”. (Çevirenler)
8) Fransızca metinde **equitable”, İngilizce metinde “equitable”, İtalyanca metinde “equo”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde **muhikkane”. (Çevirenler)
28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından, meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla alınan kararla, 2003 yılından itibaren, her yıl farklı bir tema ile kutlanmaktadır. Dünyanın birçok yerinde, ulusal makamlar, sendikalar, işveren örgütleri ve güvenlik ve sağlık uygulayıcıları bu tarihi kutlamak için etkinlikler düzenlemektedir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Günü Türkiye’de ilk kez 28 Nisan 2015’de Ankara’da bir günlük bir toplantıyla kutlanmıştır.
28 Nisan tarihi, bazı ülkelerde halen “Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır. 28 Nisan, 1996 yılından itibaren sendikal hareket tarafından dünya çapında düzenlenen Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Anma Günü, dünya çapında bilinçlendirme kampanyalarına sahne olmakta, ayrıca iş kazaları ve hastalıkları mağdurlarının hatıraları canlandırılmaktadır. ILO, 2003 yılında, sendikal hareketin talebi üzerine 28 Nisan kampanyasına dahil olarak 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü ilan etmiştir.
Uluslararası bir dikkat oluşturarak sorunun büyüklüğünü anlatmak, işyerlerinde can güvenliği ve sağlık kültürünü teşvik etmek, işle ilgili ölümler ve yaralanmaların sayısını azaltmak için bilinçlendirme kampanyası yapmak bu günün özel amacıdır.
28 Nisan, işçi sendikaları, işveren örgütleri ve hükumet temsilcileri arasında mesleki güvenlik ve sağlık konusunda uluslararası farkındalık yaratmak için özel bir gün olarak görülmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalığın artırılmasını hedefleyen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Gününün 2016 yılı teması “İşyeri Stresi” olarak belirlenmiştir. ILO tarafından 2019 yılı 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü teması “Güvenli ve Sağlıklı Bir İş Geleceği” olarak belirlenmiştir. ILO, 2020 yılında 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nün temasını ”Salgını durdurun: İş Sağlığı ve Güvenliği Hayat Kurtarabilir” olarak belirlemiştir.
İş Kazaları
Dünyada her yıl, yaklaşık üç milyon çalışan iş kazası ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmekte; 374 milyon çalışan önlenebilir olmasına karşın iş kazası geçirmektedir. Türkiye’de ise her 6 dakikada bir iş kazası olmakta, her 6 saatte de bir işçi yaşamını yaşamını yaşamını yitirmekte, her gün ortalama dört işçi evine dönememektedir. İşçiSağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2019 raporuna göre en az 1736 işçi; 2020’nin ilk üç ayında ise en az 356 işçi ölmüştür. 11 Mart-10 Nisan arasında #Covid19 nedeniyle en az 52 işçi ölmüştür. Uluslarası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada her yıl milyonlarca insan çalışma yaşamında ölmekte, 300 milyondan fazla insan iş kazasına maruz kalmakta, hastalanmakta, zehirlenmektedir. Çalışırken ölen insanların sayısı savaşlarda ölen insan sayısından çok daha fazladır.
Birleşmiş Milletlerin önceki Genel Sekreteri Kofi Annan; “Çalışma yaşamında Güvenlik ve Sağlık yalnızca sağlam bir ekonomik politika değildir, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır.”
Teknolojik gelişme, çevresel, ve demografik değişimler çalışma yaşamını yeniden şekillendirmekte, yeni sağlık riskleri ortaya çıkmaya devam etmektedir. İş kazalarının etkin bir şekilde önlenmesi ve sürdürülebilir kalkınma yeni dönemin anahtar kavramları olarak ortaya çıkmaktadır. Hükumetler ve çalışma yaşamı paydaşları insan merkezli yaklaşıma davet edilmekte, iş kazaları için gereken tüm tedbirlerin alınması hedeflenmektedir. Çalışma yaşamının tüm süreçlerinde çalışanlara İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimlerinin eksiksiz olarak verilmesi, iş kazalarının önlenmesi için diğer bir etkin mekanizmadır.
Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak bir insan hakkıdır; bu hakkın gerçek anlamda yaşama geçebilmesi ve kullanılabilmesi için tüm önlemlerin alınması kamu otoritelerinin görevidir.
Bu çerçevede, 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü ile, iş kazaları ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle yitirilen çalışanların anılması ve işle ilgili sağlık sorunlarının boyutlarına dikkati çekmek suretiyle tüm paydaşlar tarafından önleyici yaklaşımın benimsenmesi, sağlık ve güvenlik kültürünün işyerlerinde, toplumda ve tüm dünyada oluşturulmasına katkı sağlamak hedeflenmektedir.
ILO, Covid-19 ile mücadeleyi belirtmek için hazırlamış 2020 yılına ait temayı; ”Salgını durdurun: İş Sağlığı ve Güvenliği Hayat Kurtarabilir” olarak belirlemiştir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, COVID-19 pandemisine odaklanarak, işyerinde bulaşıcı hastalıkların artmasını önlemeyi amaçlamaktadır. İşyerlerinde güvenli uygulamaların benimsenmesi ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG) hizmetlerinin oynadığı rol hakkında farkındalığı artırmak için çaba gösterilmektedir. Orta ve uzun vadede alınacak önlemlerle ulusal ve kurumsal düzeylerde İş Sağlı ve Güvenliği yönetim sistemlerine ve politikalarının entegrasyonuna odaklanmak insanlığın ortak çıkarı olarak öne çıkmaktadır. ILO, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Gününe özel olarak online bir seminer organize etmiş, bu seminer ile işçilerin yaşamlarını korumak, iş sürekliliğini sağlamak, işyerinde güvenlik ve sağlık koşullarını oluşturmak için küresel diyaloğu ön plana çıkarmıştır.
28 Nisan Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma Günü / Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Yas Günü
28 Nisan’ın ILO tarafından kabul edilene kadar geçen sürede; uluslararası toplum tarafından bir anma günü olarak benimsenmesine ilişkin tarihçe 1914 yılına kadar uzanmaktadır. 28 Nisan’ın seçilme sebebi; İş Kazalarından doğan sorumluluğun işveren tarafından tazmin edilmesine ilişkin hukuki bir kararın Kanada’da 1914 yılında ilk defa tescil edilmesidir. Kanada’nın en büyük çalışan birliği olan Kanada Kamu Çalışanları Sendikası (CUPE) 1984 yılında 28 Nisan’ı Yas Günü olarak hayata geçirmiştir. Kanada Sendikalar Konfederasyonu bir sene sonra bunu tek taraflı olarak ‘Ulusal Yas Günü’ ilan etmiştir. Kanada Devleti ise 1991 yılında 28 Nisan’ı resmi ‘Yas Günü’ ilan etmiştir. Daha sonra pek çok ülkede, sendikaların öncülüğünde “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Kurbanlarını Anma günü” ya da “Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Anma Günü” olarak kutlanmaya ve bu ülkelerin parlamentolarında da resmi ‘Yas Günü’ olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Yas Günü, ABD’de 1989’da, İngiltere’de 1992 yılında kabul görmeye başlamıştır. Sonraki yıllarda; Arjantin, Belçika, Bermuda, Brezilya, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Lüksemburg, Japonya, Zambia, Ukrayna, Moldavya, Malawi, Panama, Peru, Portekiz, İspanya, Tayland, Tayvan, Banladeş, Filistin, Malezya, Benin, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Macaristan, Malta, Nepal, Yeni Zelanda, Romanya, Singapur gibi ülkelerde sendikal hareketler tarafından yas günü olarak anmalar ve çeşitli etkinlikler yapılmıştır. Tüm dünyada oluşturulan kampanyalar sayesinde 2003 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü kabul edilmiştir.
Sendikalar ve sivil örgütler, işyerlerinde yapılmakta, konferanslar, paneller ve etkinlikler yapılmakta; ölenlerin anısına ağaç dikme törenleri düzenlenmekte, mağdur ailelerle dayanışma sergilenmekte; mevcut işyerinden benzer kazaların olmaması için duyarlılık oluşturulmaya çalışılmaktadır. Dünyada en çok, “Ölenleri an, Kalanlar için mücadele et!” sloganı kullanılmaktadır.
28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla ilan edilmiştir. 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda 28 Nisan gününün ‘Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü’ olarak ilan edilmesine karar verilmiştir.
Sağlık Bakanlığı, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 54. maddesinde sağlık çalışanlarına hukuki yardım konusunu düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, “bakanlık ve bağlı kuruluşlarında; sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerden dolayı personele karşı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda personelin talebi üzerine Bakanlık ve bağlı kuruluşlarınca hukukî yardım yapılacaktır. Sağlık çalışanlarına karşı yapılan fiili veya sözlü davranış Türk Ceza Kanununa göre en ağır biçimde cezalandırılacak, şiddet gören kişi bizzat devlet tarafından atanacak avukatlar tarafından hukuki işlemleri takip edilecek ve şiddet gören sağlık çalışanı hiçbir şekilde mali bir külfet altına girmeyecektir.
Sağlık Hizmeti ve Sağlık Çalışanlarına Karşı Şiddetin Önlenmesi
Sağlık hizmeti aynı ortak amacı taşıyan hasta–hekim iş birliğine dayanmaktadır. Hastanın sağlığına kavuşması, sağlık çalışanlarında hastayı sağlığına kavuşturması bu ortak amacı önemli ölçüde sekteye uğratmaktadır. Meydana gelen şiddet vak’alarının artış göstermesi kamuoyunu bilgilendirmek ve vicdanını harekete geçirmek amacıyla tüm yurtta farkındalığı arttıracak etkinlikler düzenlenmektedir.
Hastanın amacı sağlığına kavuşmak, sağlık çalışanın amacı ise kendisine başvuran hastayı sağlığına kavuşturmaktır. Bu ortak amaca şiddetle, baskıyla, zor kullanarak ulaşılması imkansızdır. Tarafların karşılıklı iyi niyet ve saygı içerisinde davranışları ortak amacı daha kolay sağlayacaktır. Şiddetin olduğu bir yerde sağlık hizmetinin yürütülmesi imkansızdır. Sağlık çalışanına uygulanan şiddetin, aslında hastanın kendi sağlığına karşı uyguladığı bir şiddet olduğunun toplumda yaşayan bireylere anlatılması gerekmektedir. Bir toplumsal sorun olan sağlık çalışanına yönelik şiddet sorunu ise vatandaş ve sağlık çalışanı el ele vererek sona erdirilebilecektir.
Sağlık hizmetleri sunulurken sağlık hizmeti sunanlar hizmet etiği ilkelerine uygun davranmalı; hizmet veren ve hizmet analar karşılıklı saygı ile hareket edilmelidir. Empati, hoşgörü ve iyi niyet temel prensip olmalı, nitelikli iletişim-diyalog kanalları açık tutulmalıdır. Sağlık hizmeti alanlar kendi yasal haklarının yanında vatandaşlık ödev ve sorumluluğuyla hareket etmelidirler. Yaşamın temel unsurlarından olan sağlık hizmetini sunan tüm sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddet eylemlerinin ve saldırıların kınanarak şiddete karşı yargı sisteminin etkin şekilde çalıştırılması gerekmektedir.
Ailenin yedi çocuğundan biri olarak 17 Eylül 1907’de Minnesota’da dünyaya geldi.
1931 yılında St. Paul Hukuk Fakültesi‘nden onur derecesiyle mezun oldu. Ayrıca, hukuk eğitimi sırasında, bir sigorta şirketinin muhasebe bölümünde çalıştı.
1931’den 1953’e kadar St. Paul’daki bir hukuk şirketinde avukatlık yaptı.
1 Mayıs 1953 ile 14 Nisan 1956 arasında başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı. 1956’da Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesine atadı. 23 Haziran 1969’a kadar bu mahkemede görev yaptı.
Eyalet Mahkemeleri Ulusal Merkezi’nin ve Yüksek Mahkeme Tarih Kurumu’nun kurulmasına yardımcı oldu.
Başkan Richard Nixon tarafından 23 Mayıs 1969 tarihinde Yargıç Earl Warren’ın yerine geçmesi için aday gösterildi. Başkanın önerisi 9 Haziran 1969’da Amerika Birleşik Devletleri Senatosu tarafından onaylandı ve 23 Haziran 1969’da yüksek mahkemedeki görevine yemin ederek başladı.
Emekli olduğu 1986 yılına kadar 17 yıl devam eden mahkemedeki görev süresi boyunca kürtaj, ölüm cezası, dini kurum ve okullarda ırk ayrımcılığına ilişkin özgürlükçü kararlar verdi. Okullarda ırk ayrımcılığını azaltmak için verilen kararda öncülük yaptı. Kadınların kürtaj hakkını güvenceye alan 1973 tarihli karara imza attı.
Yargı sisteminin verimliliğini artırmak için çalıştı.
1986’da Yüksek Mahkeme’den emekli oldu ve Bicentennial Komisyonu Başkanlığına getirili.
Watergate Skandalından kaynaklı davada kendisini mahkemeye atayan Nixon aleyhine karar verdi.
Warren E. Burger, 25 Haziran 1995 tarihinde yaşamını yitirdi.