Ana Sayfa Blog Sayfa 4

147’ler Olayı

0

147’ler Olayı, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından 147 öğretim üyesini üniversitelerden ihraç kararına verilen isimdir. Milli Birlik Komitesi tarafından verilen bu karar ile üniversiteden ihraç edilenlere 147’ler denmektedir.

Karar, 27 Ekim 1960’ta alınmıştır. Kanunun tam adı ‘Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun‘dur. Kanun 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlanmıştır.

Kararı protesto etmek için Sıddık Sami Onar ‘ın aralarında olduğu birçok bilim insanı görevinden istifa etmiştir.

1960 yılında Askeri Yönetim tarafından görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edilmiştir.

Üniversite öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair 27 .10.1960 tarihli ve 114 sayılı Kanunun bazı maddelerinin kaldırılması ve yeni hükümler eklenmesi
hakkında Kanun” 12  Nisan 1962’de kabul edilmiştir. 

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra  147 öğretim üyesi ile birlikte üniversiteden uzaklaştırılan Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil 147’lerin özel bir af kanunu ile üniversiteye dönmelerinin sağlanmış olmasına rağmen dönüş hakkını kullanmamıştır.

Milli Birlik Komitesinin 147’liklere ilişkin 28 Ekim 1960 Tarihli Kararı
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Resmi Gazetede Yayınlanma Sırasına 147’ler Listesi 

  1. Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil
  2. Ord. Prof. Dr. Kazım İsmail Gürkan
  3. Ord. Prof. Dr. Fahri Arel
  4. Ord. Prof. Dr. Naci Bengisu
  5. Ord. Prof. Dr. Muzaffer Esat Güçhan
  6. Ord. Prof. Dr. Ekrem Şerif Egeli
  7. Ord. Prof. Dr. Naşit Erez
  8. Ord. Prof. Dr. İhsan Şükrü Aksel
  9. Ord. Prof. Dr. Cevat Kerim İncedayı
  10. Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu
  11. Ord. Prof. Dr. Ekrem Behçet Tezel
  12. Ord. Prof. Dr. Zeki Zeren
  13. Ord. Prof. Dr. Ahmet Tevfik Berkman
  14. Ord. Prof. Dr. Üveis Maskar
  15. Ord. Prof. Dr. Abdülhak Kemal Yörük
  16. Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil
  17. Ord. Prof. Dr. Hakkı Saymen
  18. Ord. Prof. Dr. Kemalettin Birsen
  19. Ord. Prof. Dr. Halil Arslanlı
  20. Ord. Prof. Dr. Mazhar Nedim Göknil
  21. Ord. Prof. Dr. Galip Okandan
  22. Ord. Prof. Dr. Ali Tanoğlu
  23. Ord. Prof. Dr. Mazhar Şevket İpşiroğlu
  24. Ord. Prof. Dr. Nurettin Çuhadar
  25. Ord. Prof. Dr. Emin Onat
  26. Ord. Prof. Dr. Feridun Ansan
  27. Ord. Prof. Dr. Ratip Berker
  28. Ord. Prof. Dr. Hilmi İleri
  29. Prof. Dr. Kamil Akol
  30. Prof. Dr. Şevket Soysal
  31. Prof. Dr. Kenan Tükel
  32. Prof. Dr. Müfide Küley
  33. Prof. Dr. Muhterem Gökmen
  34. Prof. Dr. Şinası Hakkı Erel
  35. Prof. Dr. Ömer Özek
  36. Prof. Dr. Ziya Öktem
  37. Prof. Dr. Necmettin Polvan
  38. Prof. Dr. Hıfzı Timur
  39. Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya
  40. Takyittin Mengüşoğlu
  41. Prof. Dr. Afif Erzen
  42. Prof. Dr. Minâ (Urgan) Irgat
  43. Prof. Dr. Fuat Sezgin
  44. Prof. Dr. Sabahattin Eyüboğlu
  45. Prof. Dr. Süheyla Bayrav
  46. Prof. Dr. Kudret Mavitan
  47. Prof. Dr. Bekir Daoğlu
  48. Prof. Dr. Orhan Safa
  49. Prof. Dr. Muhittin Binan
  50. Prof. Dr. Sabri Oran
  51. Prof. Dr. Kemal Ahmet Aru
  52. Prof. Dr. Necati Engez
  53. Prof. Dr. Necati Acun
  54. Prof. Dr. Yusuf Berdan
  55. Prof. Dr. Orhan Ünsaç
  56. Prof. Dr. Ayakta Sabis
  57. Prof. Dr. Reşat Nalbantoğlu
  58. Prof. Dr. Yavuz Abadan
  59. Prof. Dr. Bülent Nuri Esen
  60. Prof. Dr. Rahmi Ören
  61. Prof. Dr. Hâmit Sadi Selen
  62. Prof. Dr. Muhittin Erel
  63. Prof. Dr. İzzet Birand
  64. Prof. Dr. Aziz Köklü
  65. Prof. Dr. Fadıl Hakkı Sur
  66. Prof. Dr. İbrahim Hakkı Karafaki
  67. Prof. Dr. Halet Çambel
  68. Prof. Dr. Hikmet Belbez
  69. Prof. Dr. Hasan Eren
  70. Prof. Dr. Emin Bilgiç
  71. Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk
  72. Prof. Dr. Zafer Paykoç
  73. Hâmi Kocaş
  74. Prof. Dr. Behçet Kamay
  75. Prof. Dr. Kâzım Aras
  76. Prof. Dr. Vefik Vassaf Akan
  77. Prof. Dr. İzzet Kantemir
  78. Prof. Dr. Celal Ertuğ
  79. Prof. Dr. Abdülbaki Nusret Hızır
  80. Prof. Dr. İsmail Nafiz Alkan
  81. Prof. Dr. Selim Palavan
  82. Prof. Dr. Mustafa Santur
  83. Prof. Dr. Münir Ülgür
  84. Prof. Dr. Enver Berkmen
  85. Prof. Dr. Celal Saraç
  86. Doç. Dr. İbrahim Berkan
  87. Doç. Dr. Ziya Üstün
  88. Doç. Dr. Tahsin Artunkal
  89. Doç. Dr. Cihat Gürsan
  90. Doç. Dr. Baha Sezer
  91. Doç. Dr. Rauf Saygın
  92. Doç. Dr. Ercüment Bora
  93. Doç. Dr. Merih Odman
  94. Doç. Dr. Şinasi Güçhan
  95. Doç. Dr. Ferhan Berker
  96. Doç. Dr. Türkan Erbengi
  97. Doç. Dr. Halit Kayalı
  98. Doç. Dr. Rana Kartal
  99. Doç. Dr. Rahmi Çobanoğlu
  100. Doç. Dr. Bülent Köprülü
  101. Doç. Dr. Zahit İmre
  102. Doç. Dr. Halit Kemal Elbir
  103. Doç. Dr. Ferih Tongsir
  104. Doç. Dr. Necmettin Berkin
  105. Doç. Dr. İsmet Giritli
  106. Doç. Dr. Münir Aktepe
  107. Doç. Dr. Abdükadir Karahan
  108. Doç. Dr. Cevdet Perin
  109. Doç. Dr. Adnan Benk
  110. Doç. Dr. İsmail Yalçınlar
  111. Doç. Dr. Haldun Taner
  112. Doç. Dr. Aran Ersümer
  113. Doç. Dr. Eyüp Kömürcüoğlu
  114. Doç. Dr. Orhan Bolak
  115. Doç. Dr. Necibe Saraçoğlu
  116. Doç. Dr. İsmail Utkular
  117. Doç. Dr. Mehpare Helibronn
  118. Doç. Dr. S. Bayramoğlu
  119. Doç. Dr. S. Nigâr
  120. Doç. Dr. Memduh Yaşa
  121. Doç. Dr. Mukbil Özyörük
  122. Doç. Dr. Şerif Baştav
  123. Doç. Dr. Enver Bostancı
  124. Doç. Dr. Belma Çakmur
  125. Doç. Dr. Necip Berksan
  126. Doç. Dr. Alaattin Orhon
  127. Eylemsiz Doç. Dr. Servet Güvener
  128. Eylemsiz Doç. Dr. Yusuf Keçeci
  129. Eylemsiz Doç. Dr. Arsan Zarfçı
  130. Başasistan Dr. İhsan Ünlüer
  131. Başasistan Dr. Fikret Avunduk
  132. Başasistan Dr. Kemal Aydınlıoğlu
  133. Başasistan Dr. Orhan Ternar
  134. Başasistan Dr. Selim Baruh
  135. Başasistan Dr. Mehmet Dinçöz
  136. Öğretim Görevlisi Dr. Fikret Ozansoy
  137. Asistan Dr. Yani Stomadiyadiz
  138. Asistan Dr. Ahmet Akdoğan
  139. Asistan Dr. Şevkiye İnalcık
  140. Asistan Aristidi Karyofili
  141. Asistan Ayhan Önder
  142. Asistan Aydın Aydıncı
  143. Asistan Slavço
  144. Asistan Özer Ozankaya
  145. Asistan Olcay Kansu
  146. Asistan Orhan Duru
  147. Asistan Atilla Tolun

Mahkeme Kapısı

0
Mahkeme Kapısı-Sait Faik Abasıyanık

Mahkeme Kapısı, Sait Faik Abasıyanık’ın mahkeme kapılarında 1942’de yaptığı röportajlardan oluşan ve 1956’da yayınlanan röportaj kitabıdır. Kitap, Yapı Kredi Yayınları, İş Bankası Yayınları ve Varlık Yayınları tarafından farklı tarihlerde yayınlanmıştır.

Sait Faik, 1940 yılında yazdığı Şahmerdan adlı kitabı kitabının yayınlanması ve bu kitaptaki Çelme adlı öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nce yargılanmış, beraat etmiş, ancak kitap uzun süre yayınlanmak istenmemiştir.

Abasıyanık, 28 Nisan 1942 ile 31 Mayıs 1942 tarihleri arasında, yaklaşık bir ay süren bir dönemde Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabirlik yapmış, bu muhabirlik döneminde mahkemelerde yaptığı röportajları yayınlamıştır. Öyküler, yazarın adliyedeki duruşmalarda yaptığı gözlemlerle oluşturulmuştur. Bu serüven çok kısa sürmüştür. Abasıyanık, bu röportajlar sırasında toplam 28 mahkeme röportajı yazabilmiş, gazetede yayınlanan bu yazıları 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından Mahkeme Kapısı adıyla kitaplaştırılmıştır.

Hikayelerde, kimsesizler, yoksullar, işsizler, balıkçılar, aylaklar, eğitim düzeyi düşük sıradan aileler, geçim derdi ile uğraşan küçük insanlar, kenarda köşede kalmış ve hayatı öylesine yaşayan kişiler, eften püften sebeplerle mahkeme kapısına düşmüş kişiler, sokak çocukları, oyun olsun diye hırsızlık yapan çocuklar önemli yer tutmaktadır. Yazar, onların yaşamlarını bildiğini öykülerinden okuyucuya hissettirmekte, gözlemlerine yazarlık gücünü de katarak hikayelerdeki gerçek kişileri öykü kahramanına dönüştürmektedir.  Abasıyanık, öykülerinde suç ve suçludan çok insan ögesini vurgulamış, yargının soğuk yüzünden çok iyi yürekli yargıçları aramıştır. Türkiye Barolar Birliğinin kurucu başkanı Prof. Dr. Faruk Erem‘in “Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar” deyişinin bir izdüşümü Abasıyanık’ın öykülerinde karşımıza çıkmaktadır.

Mahkeme Kapısı, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık’ın 1956 yılında yayınlanan röportaj kitabıdır
Mahkeme Kapısı isimli eserdeki hikayeler

1)Seylan Çayı Hırsızları
2)Modern Bir Karı- Koca
3)Bursa’dan Cesur Bir İhtiyar Geldi
4)İki Buçuk Liralık Rüşvet
5)Bir Peri Masalı mı? İpekli Kumaş Hırsızlığı mı?
6)Üç Bayan Bir Bay
7)Koltuk Değnekli Adam
8)Pişmanlık
9)Nüfus Tezkeresiz Adam
10)Sultan Mahmut Türbesi’nin Kurşunları
11)Altmış Liralık Bir Kadın Çantası
12)Bıçakla Oynanmaz
13)Yüze Yakın Basmak
14)Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri
15)Üniversiteliler ve Bir Bayan
16)Artistler Turneye Çıkarken
17)Bu Senenin Meşhur Karakışı Cinayeti
18)Dayının Ceketi
19)H. Soğukpınar
20)Yerli İskoç Kumaşından Spor Ceket
21)100.000 Marsilya Kiremiti
22)Meryem Ana Kandilli Ampulünün Kordonu
23)Bir Muharebe
24)Başkalarının Derdiyle Dertlenen Bayan
25)Mahkemeye Verilen Mektuplar Kimin?
26)Portakal Ezmelerinde Boya Var mı, Yok mu?

Mahkeme Kapısı Kitabından Bir Hikaye: Modern Bir Karı Koca

Cürmümeşhut hâkimi evvela onlara barışmalarını teklif etti. İkisi de ayak dirediler. Her ikisi de suçlu, her ikisi de davacı. Karı kocadırlar. Sirkeci’de (adını yazmamışım) bir otelde otururlar. Kadın orada müdür sıfatıyla çalışır, kocası aslen şofördür. Kadın otuz beş yaşını aşmış; erkek 330 doğumlu*. Erkeğin ismi Ahmet, anasının güzel bir ismi var; Nene. Erkek Mersin’in, ismi de kendisi gibi güzel bir kazasındandır; Gülnar kazası. Kadın Orhanelilidir. Hâkim sorduğu zaman, “Otelin kâtibesiyim” dedi. Biraz sonra okuması yazması olup olmadığı usulen sorulunca, “Okumam yazmam yoktur” cevabını verdi. Okuyup yazması bulunmayan bir kâtip… Mahkemede hazır bulunanlar bu cevabı kahkaha ve gülümsemelerle karşıladılar. Kısa boylu, yaşından biraz fazla gösteren, dudaklarında mütemadiyen sinirli ve manasız bir tebessüm gezdiren bir bayandı bu. Ahmet anlattı: — Geçinemiyorduk. Aramızda hiç kavga eksik olmuyordu. Birkaç defa karakollara düştük. Yine barıştık. Boşanmak için mahkemeye müracaat ettim. Şahit yazdırdığım şoför Hamdi, karım Fethiye’ye, “Artık boşanacaksınız. Baş şahit de benim!” diye haber vermiş. Fethiye de, “Ben ona bir tuzak kurayım da boşanmak istemek neymiş anlasın” demiş. Bunun üzerine içime bir kurt düştü. Sinirli oldum. Kendisinden korkmaya başladım. Dün sabah bavuluma eşyamı doldurup oteli terk etmeye karar verdim. Bu niyetle merdivenleri inerken karşıma çıktı, “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. “Elbet yatacak bir otel odası bulur, başımı sokarım. Ben artık senin yanında kalmaya korkuyorum, gideceğim!” “Bir yere gidemezsin. Şuradan şuraya bir adım atamazsın. Bitin kanlandı da çekip gidiyor musun? Hem bavulunu göster bakayım. Belki de müşterilerin eşyasını çaldın” diye başladı. Ağzına geleni söylüyordu. Namusuma taalluk eden birtakım kötü sözler… Üzerime sandalye ile hücum etti. Polisler geldi. Karakola götürdüler. Zabıtlar tutuldu. Evvela o imza etti. Tam ben imza atarken, “Yanıyorsun Ahmet!” diye bağırdılar. Fakat imza etmekle yanmak arasında bir münasebet göremedim. Paltomdan keskin bir koku ile bir dumandır çıktığını görünce işi kavradım. Hemen paltomu çıkarıp attım. Paltomun arkasından bir karış yer yanmış, söndürdüler. Meğer paltoma kezzap dökmüş. Bana hakaret ettiği için davacıyım efendim. Hâkim: — Bak o da senden şikâyetçi, onu dövmüşsün? Ahmet: — Dövmedim efendim. Ahmet konuşurken, Fethiye ara sıra sözünü kesmek ister gibi atılıyor, fakat hâkimin ciddi bakışları karşısında yine süt dökmüş kedi gibi siniyor, sonra tekrar alevleniyordu. Hâkimin şiddetli bir ihtarı üzerine artık söze karışmadı ama, bir tiyatro aktrisi mimikleriyle, bazan işitilebilir bir sesle, “Allah Allah!” demekten geri kalmıyordu. İşte Ahmet’in sorgusu bu hava içinde bitti. Sıra Fethiye’ye gelmişti. Fethiye: — Garsondu, dedi. Bizim otelde yatıp kalkardı. Allahın emri ile beni istedi. Eh Allah emridir, dedim. Kendisine vardım. Beş senedir evliyiz. Ben kocamı severim. Kavga ettiğimiz sabahın gecesi onu pencere kenarında cıgara içer buldum. “Bana bir şey oldu,” dedi. “Rüyamda fena şeyler görüyorum. Denizlere mi düşmüyorum, bulutlara mı çıkmıyorum. Bir şeyler oluyor bana. Cinnet getireceğim.” O sabah baktım bavulunu almış gidiyor. “Ne o beyefendi,” dedim. “Müşteri gibi nerelere gidiyorsun?” “Gideceğim, artık senin yanında oturamam!” cevabını verdi. “Ne kötülük gördün benden kocacığım,” dedim. Bunu söyler söylemez kafama bir yumruk vurdu, sandalyeyi kapınca üzerime hücum etti. Sövdü, saydı. Ayırdılar. — Bak, ona sen de fena fena sözler söylemişsin? — Ben kocamı severim. Öyle isnatlarda bulunmam. Sonra karakola gittik. Karakolda paltosunun cebinde otomobilin bazı yerlerini silmek için yanında gezdirdiği kezzap şişesini gördüm. Birkaç defa da, “Sana bunu dökerim” diye beni tehdit etmişti. Polislere, bakın, diye göstermek üzere şişeyi cebinden aldım. O da eğilmiş imza atıyordu. Kalkarken çarptı, sırtına döküldü. Hâkim: — Burasını çok güzel tevil ettim. Peki şişe kapalı değil miydi? — Kapalıydı ama efendim, kocam hızlı çarptı, tıpası fırladı. Hem efendim onun bütün elbiselerini ben kendi paramla yaptım. Tam beş kat elbisesi var. Kendi yaptırdığım elbiseyi ben ne diye yakayım? Evet efendim davacıyım, bana hakaret etti, dövdü. Şahit Avni, otelin karşısındaki dükkânda çıraktır. İçerde, “Adam bıçaklanıyor. Koşun, polise haber verin” diye bir kadın sesi duyduğunu, polise koştuğunu, hep beraber karakola gittiklerini, karakolda, Ahmet’in üstüne kezzap döküldüğünü, fakat dökeni görmediğini söyledi. Sıra şahit Celal Dağlı’ya gelmişti. Bu kısa boylu, on yedi yaşlarında, gayet sıhhatli bir gençti. — Ben o otelde misafirim, diye söze başladı. Erkek kadına hiçbir şey demedi. Kadın ağzına geleni söyledi. Erkeğin elindeki bavula yapıştı. Bir yandan, “Nereye gidiyorsun? Seni ben beş senedir besliyorum. Şu elbiselerini bile ben yaptım. Seni hiç bırakır mıyım?” diyor, bir yandan da sövüp duruyordu. Bir aralık sandalyeyi kaptığı gibi Ahmet’in üzerine yürüdü. O da sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşketti. Ben araya girdim. Polisler geldi. Karakola gittik. Karakolda da bu Fethiye Hanım kendi cebinden kezzap şişesini çıkarıp Ahmet’in paltosuna döktü. Şişeyi de sobaya attı, dedi. Fethiye: — Bu şahit, kocamın arkadaşıdır, diye itiraz etti. Şahit: — Hayır efendim, oraya geleli ancak üç gün oldu, dedi. Ahmet’e soruldu. Ahmet şahidin arkadaşı olmadığını ve doğru söylediğini bildirdi. Fethiye’nin kocasına hakaret ettiği sabit olduğundan üç gün hapsine ve bir lira para cezası ödemesine, Ahmet’in de sabit olan dövme suçundan 25 lira para cezasına, dövdüğü kendi karısı olduğu için bu cezanın artırılarak 29 lira 30 kuruş ödemesine, fakat kadın tarafından şiddetli tahrik edildiği anlaşılmasıyla bu cezanın 9 lira 70 kuruş olmasına karar verildi. İşte size bir duruşmada bitiveren bir dava ve bir aile hayatında olmaması lazım gelen, fakat her gün olagelen vakalardan biri… Haber, 7 Mayıs 1942

Sait Faik Abasıyanık’ın Yaşamı
Sait Faik Abasıyanık, yaşamının önemli bir bölümünü Burgazada’da geçirmiştir. Kendisi adına bir müze bulunmaktadır. 

Sait Faik Abasıyanık’ın gerçek adı Mehmet Sait‘tir. Abasıyanık, 18 Kasım 1906 tarihinde Adapazarı’nda doğmuş, ilköğrenimine Adapazarı’nda başlamış, ortaöğrenimine İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi‘nde devam etmiştir.

Öykülerini yayınlamaya 1926 yılında başlamıştır. Abasıyanık, 1928 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde iki sene okuduktan sonra babasının isteği üzerine İsviçre’ye iktisat okumaya gitmiş, daha sonra Fransa’ya geçmiş, 1931-1935 yılları arasında Fransa’da kalmış, 1935 yılında yüksek öğrenimini yarıda bırakarak Türkiye’ye dönmüştür.

Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yapmış, ardından babasının açtığı toptancı tahıl mağazasını işletmiştir. İkinci Dünya Savaşı döneminde Haber adlı gazetede adliye muhabirliği yapmış, ilk kitabı 1936 yılında Semaver adıyla yayınlanmış, 1939 yılında babasının ölümü üzerine yazmayı bırakmış, maddi zorluk çeken annesiyle birlikte Burgazada‘daki evinde yaşamaya başlamıştır.

Abasıyanık, 1940 yılında Şahmerdan adlı kitabı kitabını yayınlamış, bu kitaptaki bir öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nce yargılanmış, beraat etmiştir. Bu dönemde Medar-ı Muaşeret Motoru adlı kitabı da toplatılmıştır. Daha sonra 1951 yılında yazdığı Kayıp Aranıyor adlı kitabı da toplatılmıştır. Sait Faik Abasıyanık, 11 Mayıs 1954 tarihinde Burgazada’daki evinde siroz nedeniyle yaşama veda etmiştir.

Sait Faik Abasıyanık Müzesi

Sait Faik Abasıyanık, kitaplarının telif hakkını ve mal varlığını Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlamıştır. Abasıyanık’ın Burgazada’da yaşadığı ve pek çok hikayesini yazdığı köşkü, çağdaş müzecilik anlayışıyla ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı

Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı, edebiyat dünyasının en uzun soluklu ödüllerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Yazarın annesi Makbule Abasıyanık tarafından 1955 yılında oluşturulan ödül, 1964’ten itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülmüştür. Sait Faik Abasıyanık Ödülleri, 2012 yılından itibaren Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle verilmeye başlanmıştır.

Mahkeme Kapısı-Sait Faik Abasıyanık

Milletler Cemiyeti Antlaşması

0

Milletler Cemiyeti(Cemiyeti Akvam), 28 Haziran 1919 tarihinde imzalanan Versay Barış Antlaşması sonrasında kurulmuştur. Barış antlaşması öncesinde ABD Başkanı Woodrow Wilson, barışın korunması için uluslararası bir örgütlemenin gerekli olduğunu açıklayarak 8 Ocak 1918’de ABD Kongresinde Wilson Prensiplerini ilan etmiştir. Versay Barış Antlaşması’nın 10 Ocak 1920 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra Milletler Cemiyeti resmi olarak faaliyete geçmiştir.

Birleşmiş Milletler‘in temeli olan organizasyonun merkezi,  İsviçre’nin Cenevre kentidir. 

Bu organizasyonun amacı, ülkeler arasında yaşanabilecek sorunları barışçı yollarla çözmek olarak belirlenmiştir. Bir süre çalışmış fakat fazla bir varlık gösterememiş, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dağılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından toplanan Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919’da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verilmiş ve bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kurulmuştur. Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu’nda kabul edilerek Milletler Cemiyetinin temeli atılmıştır.

Cemiyet-i Akvam, 6 Temmuz 1932 tarihinde Türkiye’yi üyeliğe davet etmiş, 9 Temmuz’da TBMM Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne giriş davetini onaylamış ve 18 Temmuz 1932’de Türkiye, Cemiyet-i Akvam‘a resmen üye olmuştur. Milletler Cemiyeti; Bozkurt Lotus olayını, Boğazlar Sorununu ve Suriye ile olan sınır meselelerini Türkiye lehine çözümlemiştir. Irak Sınırı ve Musul bölgesinin statüsüne ilişkin çözüm Türkiye’nin aleyhine olmuştur. Yunanistan ile nüfus mübadelesinden kaynaklı sorunları ise çözememiştir.

20 yıl süreyle dünya milletlerine hizmet veren bu cemiyet tüm çabalara rağmen İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyememiştir. Savaş sonrası 18 Nisan 1946’da Cenevre’de toplanan konferans, XXI. Genel Kurul Toplantısıyla cemiyetin dağılmasına karar vermiştir.

Her savaş sonrası antlaşmalara önsöz olarak konması şartını getiren Milletler Cemiyeti Yasası; Bir Başlangıç Bölümü ve 26 maddeden oluşmaktadır.

Sözleşmenin 26 maddeden oluşan, üyelik ve örgütün yapısı, barışın sürekliliğini sağlamak, antlaşmalar, uluslararası işbirliği ve uluslararası yönetim, sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi gibi hususları belirleyen metnine göre ise: 1. Cemiyete üye kabulü Genel Kurulun üçte iki çoğunluğunun kararıyla olacaktır. (Madde 1). Cemiyet, bir Genel Kurul, bir Konsey ve bunlara yardım eden bir Sürekli Sekreterlikten oluşmaktadır. (Madde 2). 3. Cemiyet üyeleri, barışın sürekliliğini sağlamak için, ulusal silahların en düşük bir düzeye indirilmesi zorunluluğunu kabul etmişlerdir. Cemiyet, üyeleri arasında çıkacak anlaşmazlıklarda hakemlik yapabilecek ya da bunları Konsey’de inceleyecektir.

Barışın sürekliliğini sağlayan hakemlik antlaşmaları gibi uluslararası yükümlülükler ve ABD Başkanı James Monroe’nin, 2 Aralık 1823’te kongreye sunduğu Monroe Doktrini gibi bölgesel anlaşmalar, bu sözleşmenin hiçbir hükmüyle bağdaşmaz sayılmayacaktır. Savaştan sonra bağımsızlığına kavuşan ve kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu ülkelere, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, cemiyet adına yönetimlerine bir mandatör seçilebilecektir.

Milletler Cemiyeti’nin Başarısızlık Sebepleri

1. Cemiyetin bünyesinde savaşı önleyici tedbirlerin alınamaması ve yaptırımların yetersiz kalması. 

2. Sözleşmenin 10. maddesi mütecavizi tayin etmemesi nedeniyle bu maddenin barışı korumada yetersiz kalması.

3. Önemli konularda oy birliği prensibinin getirilmesi nedeniyle politik ve hukuki sorunların çözümünün zorlaşması.

4. Barışı koruyacak ve devamlı kılacak uluslararası zihniyetin yetersiz kalması. Habeşistan olayı, 1937 Japon taarruzu ve 1 Eylül 1939 tarihinde Alman ordularının Polonya’ya taarruzu ile başlayan II. Dünya Savaşına, Milletler Cemiyeti’nin engel olamaması.

5. Paris Barış Konferansı’nda hazırlanan antlaşmaların bir parçası olması.

6.Amerika Birleşik Devletleri’nin Milletler Cemiyetinden ayrılması. Uluslararası alanda  en önemli gücün teşkilattan çekilmiş olması ve cemiyetin etkinliğini kaybetmesi. 

7-İnsan haklarını koruma misyonu üstlenmesine karşın kolonileşme ve manda sisteminin garantörü olması.

MİLLETLER CEMİYETİ MİSAKI

BAĞITLI YÜKSEK TARAFLAR

Uluslar arasında işbirliğini geliştirmek ve uluslararası (1) barışı ve güvenliği sağlamak için,

savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek, Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak, örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve andlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek

gerektiğini göz önünde tutarak, Milletler Cemiyeti’ni kuran işbu Misak’ı kabul etmişlerdir;

MADDE 1

1. İşbu Misak’a bağlı Ek’te adları yazılı imzacı Devletlerle, yine Ek’te adları belirtilen Devletlerden, Misak’ın yürürlüğe girmesinden başlayarak iki ay içinde Sekreterliğe sunacakları ve Cemiyet’in öteki üyelerine yapacakları bir bildiri ile hiçbir çekince öne sürmeksizin işbu Misak’a katılanlar, Milletler Cemiyeti’nin asıl üyeleridir.

2. Kendini özgürce yöneten ve Ek’te adı gösterilmemiş bulunan herhangi bir Devlet, Dominyon ya da Sömürge, uluslararası yükümlülüklerini içtenlikle yerine getirme niyeti konusunda etkin güvenceler vermesi ve hava, kara ve deniz kuvvetleriyle silâhları konusunda Cemiyet’in koyduğu düzenlemeleri kabul etmesi koşuluyla, Üyeliğe kabulü Genel Kurulun üçte iki çoğunluğuyla kararlaştırılırsa, Cemiyet Üyesi olabilir.

3. Cemiyet’in her üyesi, iki yıl önceden haber vermek ve ayrıldığı anda, bu Misak’ın yüklediklerini de içermek, üzere, uluslararası bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş bulunmak koşuluyla, Cemiyet’ten çekilebilir.

MADDE 2

Cemiyet, İşbu Misak’ta öngörülen eylemini, bir Genel Kurul, bir Konsey ve bunlara yardım eden bir Sürekli Sekreterlik aracılığıyla yerine getirir.

MADDE 3

1. Genel Kurul, Cemiyet üyelerinin Temsilcilerinden oluşur.

2. Genel Kurul, belirli zamanlarda ve durum gerektirirse başka herhangi bir anda, Cemiyet’in Merkezinde ya da kararlaştırılacak bir başka yerde toplanır.

3. Genel Kurul, Cemiyet’in görev alanına giren ya da dünya barışını ilgilendiren her soruna bakmaya yetkilidir.

4. Cemiyet’in her Üyesi Genel Kurulda en çok üç Temsilci bulundurabilir; her üyenin yalnız bir oyu vardır.

MADDE 4

1. Konsey, Müttefik ve Ortak Başlıca Devletlerin Temsilcileri ile Cemiyet’in başka dört üyesinden oluşur. Cemiyet’in bu dört üyesini Genel Kurul dilediği gibi ve dilediği zamanlarda seçer. Genel Kurulca bu dört üyenin ilk seçimine kadar, Belçika, Brezilya, İspanya ve Yunanistan Temsilcileri Konsey üyesi olacaklardır.

2. Konsey, Genel Kurul çoğunluğunun uygun bulmasıyla, bundan böyle Konseyde sürekli olarak temsil edilmek üzere başka Üyeler de seçebilir. Konsey, yine Genel Kurul çoğunluğunun uygun bulmasıyla, Konseyde temsil edilmek üzere Genel Kurulca seçilecek Cemiyet üyelerinin sayısını arttırabilir.

3. Konsey, koşullar gerekli kıldığı zamanlarda ve yılda en az bir kez, Cemiyet Merkezinde ya da kararlaştırılacak bir başka yerde toplanır. .

4. Konsey, toplantılarında, Cemiyet’in görev alanına giren ya da dünya barışını ilgilendiren her sorunu ele almağa yetkilidir.

5. Konseyde temsil edilmeyen herhangi bir Cemiyet Üyesi, kendisini özellikle ilgilendiren bir sorun Konseyde görüşüldüğü zaman, Konseye bir Temsilci göndererek, Konsey üyesi sıfatıyla katılmağa çağırılır.

6. Konseyde temsil edilen her Cemiyet Üyesinin yalnız bir oyu ve bir Temsilcisi vardır.

MADDE 5

1. İşbu Misak’ta ya da İşbu Andlaşma hükümlerinde açıkça başka türlü öngörülen durumlar dışında, Genel Kurulun ya da Konseyin kararlan, toplantıda temsil edilen Cemiyet Üyelerinin oybirliğiyle alınır.

2. Belirli sorunlara ilişkin olarak soruşturma yapmakla görevlendirilmiş komisyonların atanmasını da kapsamak üzere, Genel Kurul ya da Konsey toplantılarında ortaya çıkan bütün usul sorunları, Genel Kurulca ya da Konseyce düzenlenir ve toplantıda temsil edilen Cemiyet üyelerinin çoğunluğuyla karara bağlanır.

3. Genel Kurulun ilk toplantısı ile Konseyin ilk toplantısı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının çağrısı üzerine yapılacaktır.

MADDE 6

1. Sürekli Sekreterlik, Cemiyet’in Merkezinde kurulmuştur. Sürekli Sekreterlik, bir Genel Sekreter ile gerekli görülecek sekreterlerden ve personelden oluşur.

2. İlk Genel Sekreter Ek’te gösterilmiştir. Bundan sonrası için, Genel Sekreter, Genel Kurulun çoğunluk kararıyla uygun bulması üzerine, Konseyce atanacaktır.

3. Sekreterler ve Sekreterlik personeli, Konseyin uygun bulması üzerine, Genel Sekreterce atanırlar.

4. Cemiyet’in Genel Sekreteri, bu sıfatıyla, Genel Kurulun ve Konseyin de Genel Sekreterliğini yapacaktır.

5. Sekreterliğin giderleri, Evrensel Posta Birliği’nin Uluslararası Bürosu için saptanmış oranlar içinde, Cemiyet Üyelerince paylaşılacaktır.

MADDE 7

1. Cemiyet’in Merkezi, Cenevre’de kurulmuştur.

2. Konsey, bu Merkezi bir başka yerde kurmağa her an karar verebilir.

3. Cemiyet’in bütün hizmetlerinde ya da, Sekreterliği de kapsamak üzere, bunlara bağlı bütün dairelerde, kadınlarla erkekler eşit olarak görev alabileceklerdir.

4. Cemiyet Üyelerinin Temsilcileri ve Cemiyet görevlileri, görevlerini yaptıkları sırada, diplomasi ayrıcalıklarından ve bağışıklıklarından yararlanırlar.

5. Cemiyet’in, Cemiyet bürolarının yerleşmiş bulunduğu, ya da Cemiyet’in toplantılarının yapıldığı yapıların ve alanların dokunulmazlığı vardır.

MADDE 8

1. Cemiyet Üyeleri, barışın sürdürülmesi için, ulusal silâhların, ulusal güvenlikle ortak bir eylemin gerekli kıldığı uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle bağdaşabilecek en düşük bir düzeye indirilmesi zorunluluğunu kabul ederler.

2. Konsey, her Devletin coğrafya durumunu ve içinde bulunduğu özel koşulları göz önünde tutarak, çeşitli Hükümetlerin incelemesine ve kararına sunulmak üzere, bu indirimin plânlarını hazırlar.

3. Bu plânlar, en az her on yılda bir, yeniden incelenecek ve, gerekirse, değiştirilecektir.

4. Çeşitli Hükümetlerin bu plânları kabulünden sonra, böylece saptanan silâhların sınırı, Konseyin rızası olmadıkça asılamayacaktır.

5. Cemiyet Üyeleri, silâhların ve savaş gereçlerinin özel girişimce yapımının büyük sakıncalara yol açtığı görüşüyle, Konseyi, Cemiyet Üyelerinin güvenliklerine yetecek silâhlarla savaş gereçlerini kendileri yapamayan Cemiyet Üyelerinin gereksinmelerini de göz önünde tutarak, bunun kötü sonuçlarını önleyecek önlemleri salık vermekle görevlendirirler.

6. Cemiyet Üyeleri, silâhlarının erişmiş olduğu düzeye, kara, deniz ve hava kuvvetlerinin programlarına ve savaşta kullanılmağa elverişli olan endüstrilerinin durumuna ilişkin bütün bilgileri en açık yüreklilikle ve eksiksiz olarak birbirlerine vermeği yükümlenirler.

MADDE 9

Misak’ın 1. ve 8. Maddeleri hükümlerinin yürütülmesi ve, genel olarak, kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin sorunlar üzerinde Konseye görüşünü bildirmek üzere sürekli bir Komisyon kuracaklardır.

MADDE 10

Cemiyet Üyeleri, bütün Cemiyet üyelerinin ülke bütünlüklerine ve şimdiki siyasal bağımsızlıklarına saygı göstermeği ve bunları dışarıdan gelecek herhangi bir saldırıya karşı korumayı yükümlenirler. Saldırı, saldırı tehdidi ya da tehlikesi durumunda, Konsey, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlayacak yolları belirtir.

MADDE 11

1. Cemiyet Üyelerinden birine doğrudan doğruya dokunsun ya da dokunmasın, her savaşın ya da savaş tehdidinin bütün Cemiyet’i ilgilendirdiği ve Cemiyet’in ulusların barışını etkin bir biçimde korumaya özgü önlemleri almakla yükümlü olduğu kesin olarak açıklanır. Böyle bir durumda, Cemiyet’in herhangi bir Üyesinin istemesi üzerine, Genel Sekreter, Konseyi hemen toplantıya çağırır.

2. Bundan başka, Cemiyet’in herhangi bir Üyesinin, uluslararası ilişkileri etkileyecek nitelikte olan ve sonuç olarak uluslar arasındaki barışı ve bansın dayandığı iyi geçinmeyi bozacak bir durum üzerine Genel Kurulun ya da Konseyin dikkatini dostça çekmek hakkı olduğu da açıklanır.

MADDE 12

1. Cemiyet’in bütün üyeleri, aralarında ilişkilerin kesilmesine varabilecek nitelikte bir anlaşmazlık çıkarsa, bu anlaşmazlığı ya hakemliğe ya da Konseyin incelemesine sunmayı kabul etmektedirler. Cemiyet Üyeleri, hakemlerin kararından ya da Konseyin raporundan sonra üç aylık bir süre geçinceye kadar, hiçbir durumda savaşa başvurmamağı da kabul ederler.

2. Bu maddede öngörülen bütün durumlarda, hakemlerin kararının akla yatkın bir süre içinde verilmesi ve Konsey raporunun, anlaşmazlık Konseye sunulduğu günden başlayarak, altı ay içinde hazırlanmış bulunması gerekir.

MADDE 13

1. Cemiyet Üyeleri, aralarında, hakemlikle çözüme elverişli saydıkları bir anlaşmazlık çıkarsa ve bu anlaşmazlık diplomasi yoluyla istekleri karşılar bir biçimde çözülemezse, bu sorunun tümüyle hakemliğe sunulacağını kabul ederler.

2. Genel olarak hakemlikle çözüme elverişli anlaşmazlıklar arasında, bir andlaşmanın yorumlanmasına, herhangi bir uluslararası hukuk sorununa, doğruluğu saptanırsa uluslararası bir yükümlülüğe aykırılık oluşturabilecek bir olgunun gerçekliğine ya da böyle bir aykırılığın getirdiği ödencenin (2) [tazminatın] niteliğine ya da kapsamına ilişkin anlaşmazlıklar gösterilebilir.

3. Anlaşmazlığın sunulduğu Hakemlik Mahkemesi, Tarafların gösterdikleri ya da daha önce yapılmış sözleşmelerde öngörülen mahkemedir.

4. Cemiyet üyeleri, verilen kararları iyi niyetle yerine getirmeği, bu kararlara uyacak hiçbir Cemiyet üyesine karşı savaşa başvurmamağı yükümlenirler. Kararın yerine getirilmemesi durumunda, Konsey bunu sağlayacak önlemleri önerir.

MADDE 14

Konsey, bir Uluslararası Sürekli Adalet Divanı tasarısı hazırlamakla ve bu tasarıyı Cemiyet Üyelerine sunmakla görevlendirilmiştir. Bu Divan, Tarafların kendisine sunacakları uluslararası nitelikte her türlü anlaşmazlıklara bakacaktır. Divan, Konseyin ya da Genel Kurulun kendisine göndereceği her türlü anlaşmazlık ya da sorun üzerinde danışma görüşleri [istişarî mütalaalar] de verecektir.

MADDE 15

1. Cemiyet Üyeleri, aralarında ilişkilerin kesilmesini doğurabilecek nitelikte bir anlaşmazlık çıkarsa, ve bu anlaşmazlık 13. Maddede öngörülen hakemliğe sunulmazsa, anlaşmazlığı Konseye götürmeyi kabul ederler. Bu bakımdan, üyelerden birinin, tam bir soruşturma ve inceleme için her türlü önlemleri alacak olan Genel Sekretere bu anlaşmazlığı bildirmesi yeterlidir.

2. Taraflar, davalarının açıklanmasını, kanıtlayıcı bütün olgular ve belgelerle birlikte, en kısa süre içinde Genel Sekretere vermelidirler. Konsey, bunların hemen yayınlanmasını buyurabilir.

3. Konsey, anlaşmazlığın çözülmesini sağlamağa çalışır; Konsey bunu başarırsa, yararlı saydığı ölçüde, olguları, bunların açıklamalarını ve önerdiği çözümü gösteren bir açıklama yayınlar.

4. Anlaşmazlık çözülememişse, Konsey, anlaşmazlıkla ilgili olguları, hak gözetirliğe (3) ve bu anlaşmazlığa en uygun sayarak salık verdiği çözümleri bildirmek üzere, oybirliğiyle ya da çoğunlukla kabul edilen, bir rapor kaleme alır ve bu raporu yayınlar.

5. Konseyde temsil edilen Cemiyet Üyelerinden her biri de, anlaşmazlığın olgularına ve kendisinin varmış olduğu sonuçlara ilişkin bir açıklama yayınlayabilir.

6. Konseyin raporu, anlaşmazlığa Taraf bulunan Devletlerin Temsilcilerinin oylan hesaba katılmaksızın, oybirliği ile kabul edilmişse, Cemiyet Üyeleri, raporun içerdiği kararlara uygun hareket eden hiçbir Taraf Devlete karşı savaşa başvurmamayı taahhüt eder.

7. Konseyin raporu, anlaşmazlığa Taraf bulunan Devletlerin Temsilcilerinin oylan hesaba katılmaksızın, oybirliği ile kabul edilmişse, Cemiyet Üyeleri, hukuku ve adaleti korumak için gerekli görecekleri biçimde davranmak hakkını ellerinde tutarlar.

8. Taraflardan biri, anlaşmazlığın uluslararası hukukun yalnız bu Tarafın ulusal yetkisine bıraktığı bir soruna ilişkin olduğunu öne sürerse ve Konsey de bunu kabul ederse, Konsey bunu raporunda belirtecek, ancak hiçbir çözüm salık vermeyecektir.

9. İşbu Maddede öngörülen bütün durumlarda, Konsey anlaşmazlığı Genel Kurula götürebilir. Taraflardan birinin istemesi üzerine de, Genel Kurul -bu istem, anlaşmazlığın Konseye sunulmasından başlayarak on dört gün içinde yapılmış olmak koşuluyla anlaşmazlığa bakacaktır.

10. Genel Kurula sunulan her sorunda, Konseyin eylemine ve yetkilerine ilişkin işbu Maddenin ve 12. Maddenin hükümleri, Genel Kurulun eylemine ve yetkilerine de uygulanır. Genel Kurulda her soruna ilişkin olarak, Tarafların Temsilcileri dışında, Konseyde temsil edilen bütün Cemiyet Üyelerinin ve Cemiyet’in öteki Üyelerinden bir çoğunluğun uygun bulmasıyla hazırlanmış olan bir rapor, Konseyde Tarafların Temsilcileri dışında, Üyelerin oybirliğiyle hazırlanmış olan bir raporla eşdeğerde olacaktır.

MADDE 16

1. Cemiyet üyelerinden biri, 12., 13. ya da 15. maddelerdeki yükümlülüklerine aykırı olarak savaşa başvurursa, Cemiyet’in bütün öteki üyelerine karşı, bu davranışıyla ipso facto bir savaş eyleminde bulunmuş sayılır. Bu üyeler onunla, ticaret ya da maliye ilişkilerini hemen kesmeği, kendi uyruklarıyla Misak’a aykırı davranan Devletin uyrukları arasında her türlü ilişkileri yasaklamağı ve Misak’a aykırı davranan bu Devletin uyrukları ile, Cemiyet üyesi olsun ya da olmasın, başka herhangi bir Devletin uyrukları arasında ticaret, maliye ilişkileriyle kişisel ilişkileri kesmeği yükümlenirler.

2. Bu durumda, Konsey, ilgili çeşitli Hükümetlere, Cemiyet yükümlülüklerine saygı göstermeği sağlayacak Silâhlı Kuvvetlere Cemiyet üyelerinden her birinin katacağı kara, deniz ve hava birlikleri konusunda öğütlemelerde [tavsiyelerde] bulunmakla görevlidir.

3. Cemiyet üyeleri, bundan başka, işbu madde gereğince alınacak ekonomik ve malî önlemlerin uygulanmasında, bunlardan doğabilecek zararları ve sakıncaları en az [minimum] düzeye indirmek için, birbirlerine karşılıklı yardımda bulunmağı kabul etmektedirler. Bunun gibi, Üye Devletler, Misak’a aykırı davranan Devletçe içlerinden birine yöneltilen herhangi bir özel önleme karşı direnmek için de, birbirlerine karşılıklı yardımda bulunacaklardır. Üye Devletler, Cemiyet’in yükümlülüklerine saygı gösterilmesini sağlamak için ortak eyleme katılan her Cemiyet üyesinin kuvvetlerinin kendi ülkesinden geçmesini kolaylaştırmak üzere gerekli önlemleri alacaklardır.

4. Misak’tan doğan yükümlülüklerden herhangi birine aykırı davranmaktan suçlu olan her Üye, Cemiyet’ten çıkartılabilir. Bu çıkartmaya, Konseyde temsil edilen bütün öteki üyelerin oybirliğiyle karar verilir.

MADDE 17

1. Yalnız biri Cemiyet üyesi olan ya da hiçbiri Cemiyet üyesi olmayan iki Devlet arasında bir anlaşmazlık çıkması durumunda, Cemiyet üyesi olmayan Devlet ya da Devletler, anlaşmazlığı çözmek için, Konseyin uygun göreceği koşullar altında, Cemiyet Üyeleri için uyulması zorunlu olan yükümlülüklere bağlı olmaya çağırılırlar. Bu çağın kabul edilirse, 12. maddeden 16. maddeye kadar olan maddeler, Konseyin gerekli göreceği değişikliklerle, uygulanır.

2. Bu çağında bulunur bulunmaz, Konsey, hemen anlaşmazlığın çeşitli yönleri üzerinde bir soruşturma açar ve bu özel duruma, kendisine en uygun ve en etkin görünen önlemi önerir.

3. Çağırılan Devlet, anlaşmazlığın çözümü için Cemiyet üyelerine düşen yükümlülükleri kabul etmeyerek, Cemiyet’e Üye Devletlerden birine karşı savaşa başvurursa, bu Devlete, 16. Madde hükümleri uygulanır.

3. Çağırılan iki Taraf da, anlaşmazlığın çözümü için Cemiyet üyelerine düşen yükümlülükleri kabul etmezlerse, Konsey, çatışmaları önleyecek ve anlaşmazlığın çözüme bağlanmasını sağlayacak her türlü önlemleri alabilir ve her türlü önerilerde bulunabilir.

MADDE 18

Cemiyet Üyelerinden birinin ileride yapacağı her andlaşma ya da uluslararası bağıtlanma, Sekreterlikçe kütüğe yazılacak [tescil edilecek] ve olabilen en kısa süre içinde yayınlanacaktır. Bu andlaşma ya da uluslararası bağıtlanmalardan hiçbiri, kütüğe yazılmadan önce bağlayıcı güçte olmayacaktır.

MADDE 19

Genel Kurul, zaman zaman, Cemiyet üyelerini, uygulanmaz duruma gelmiş andlaşmaların ve süregitmesi dünya barışını tehlikeye sokabilecek uluslararası durumların yeniden gözden geçirilmesine çağırabilir.

MADDE 20

1. Cemiyet üyeleri, işbu Misak’ın, Misak hükümleriyle bağdaşmayan, aralarındaki bütün yükümlülükleri ya da andlaşmaları sona erdirdiğim, her biri kendi bakımından kabul ederler ve gelecekte bu çeşit hiçbir bağıtlanmaya girmemeyi resmen yükümlenirler.

2. Üye Devletlerden biri, Cemiyet’e üye oluşundan önce, Misak hükümleriyle bağdaşmaz yükümlülükler altına girmişse, bu yükümlülüklerden kurtulmak için hemen gerekli önlemleri almak zorundadır.

MADDE 21

Barışın süregitmesini sağlayan hakemlik andlaşmaları gibi uluslararası üstlenmeler ve Monroe Doktrini gibi bölgesel anlaşmalar, işbu Misak’ın hiçbir hükmüyle bağdaşmaz sayılmayacaktır.

MADDE 22

1. Savaştan sonra, daha önce kendilerini yöneten Devletlerin egemenliğine bağlı olmaktan çıkmış ve çağdaş dünyanın özellikle güç koşulları altında kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu sömürgelere ve ülkelere şu ilkeler uygulanır: Bu hakların gönençleri ve gelişmeleri kutsal bir uygarlık görevidir ve bu görevin yerine getirilmesi için işbu Misak’a güvenceler konulması gerekir.

2. Bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesi için en iyi yöntem, bu halkların korunmanlığı [vesayetini], kaynakları, görgüleri ya da coğrafya durumları bakımından, bu sorumluluğu yüklenmeğe en elverişli bulunan ve bunu kabule razı olan uluslara emanet etmektir. Bunlar mandat’yı (4) , mandataire (5) sıfatıyla ve Cemiyet adına yapacaklardır.

3.Mandataire’liğin niteliği, halkın gelişme derecesine, ülkenin coğrafya durumuna, ekonomik koşullarına ve buna benzer bütün öteki durumlara göre değişik olmasını gerektirmektedir.

4. Eskiden Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bulunan kimi topluluklar, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, yönetimlerine bir mandataire’in öğütleri ve yardımı kılavuz olmak koşuluyla, bağımsız uluslar olarak varlıkları geçici nitelikte tanınabilecek bir gelişme düzeyine erişmişlerdir. Mandataire’in seçilmesinde, her şeyden önce, bu toplulukların dilekleri göz önünde tutulmalıdır.

5. Öteki halkların, özellikle Orta Afrika halklarının, içinde bulundukları gelişme derecesi, mandataire’in, buralarda ülkenin yönetimini, köle ticareti, silah ve alkol alımsatımı gibi kötüye kullanmaları yasaklamayı; kamu düzeniyle ahlak kurallarının sürdürülmesinin gerektirdiklerinden başka kısıtlamalara bağlı olmaksızın, inanç ve din özgürlüğünü sağlamayı; berkitilmiş yerler [tahkimat] ya da kara ve deniz üsleri kurmayı ve yerli halka ülkenin kolluk [zabıta] düzenini ve savunmasını sağlamak amacı dışında, askerlik eğitimini yasaklamağı güvence altına alacak ve, aynı zamanda, Cemiyet’in öteki üyelerine de alışveriş ve ticaret konularında eşit olanaklar sağlayacak koşullar içinde, üstüne almasını gerektirmektedir.

6. Son olarak, Afrika’nın Güney Batısı ve kimi Güney Pasifik Adaları gibi ülkeler vardır ki, bunlar, nüfus yoğunluğunun azlığı, yüzölçümünün küçüklüğü, uygarlık merkezlerinden uzaklığı, mandataire’in ülkesine bitişikliği ya da birtakım başka durumlar yüzünden, yerli halkın yararına, yukarıda sözü edilen güvenceler saklı kalmak koşuluyla, en iyi biçimde ancak mandataire’in yasaları ile ve sanki kendi ülkesinin bir parçasıymış gibi yönetebilirler.

7. Her bir durumda, mandataire, yönetimini üzerine aldığı ülkeye ilişkin olarak, Konseye yıllık bir rapor gönderecektir.

8. Mandataire’in kullanacağı yetkenin [otoritenin], denetimin ya da yönetimin derecesi, Cemiyet Üyeleri arasında önceden yapılmış bir sözleşmeye konu olmamışsa, bunlar, her bir durumda, konseyce kesin olarak saptanacaktır.

9. Mandataire’lerin yıllık raporlarını almak, incelemek ve mandat’ların yürütülmesine ilişkin bütün sorunlar üzerinde Konseye görüş bildirmekle görevli, bir sürekli Komisyon kurulacaktır.

MADDE 23

Milletler Cemiyeti Üyeleri, şimdi var olan ya da sonradan yapılabilecek uluslararası sözleşmelerin hükümlerine uygun olmak ve bunlar saklı tutulmak koşuluyla:

a) kendi ülkelerinde olduğu gibi, ticaret ve endüstri ilişkilerinin kapsamına giren bütün öteki ülkelerde, erkeklere, kadınlara ve çocuklara hakgözetir (6) ve insancıl çalışma koşulları sağlamağa ve bu koşulları sürdürmeğe ve bu amaca erişmek üzere, gerekli uluslararası örgütleri kurmağa ve yaşatmağa çaba göstereceklerdir;

b) yönetimleri altındaki ülkelerde yerli halka hakgözetir (7) davranmayı yükümlenirler;

c) kadın ve çocuk ticaretine, afyon ve buna benzer zararlı maddelerin alım-satımına ilişkin anlaşmaların genel denetimi ile Cemiyet’i görevlendirirler;

d) silâh ve cephane ticaretinin denetiminin kamu yararı için zorunlu bulunduğu ülkelerde, bu ticaretin genel denetimi ile Cemiyet’i görevlendirirler;

e) ulaşım ve transit özgürlüğünün güvence altına alınması ve sürdürülmesi ve Cemiyet’in bütün üyelerine ticaret konusunda hakgözetir (8) bir işlem yapılmasını sağlamak için gerekli önlemleri alacaklardır. Bu konuyla ilgili olarak, 1914-1918 savaşı sırasında yakılıp yıkılmış olan bölgelerin özel gereksinmeleri göz önünde tutulacaktır;

f) hastalıkları önlemek ve bunlarla savaşmak için uluslararası önlemler almaya çalışacaklardır.

MADDE 24

1. Çok taraflı andlaşmalarla daha önce kurulmuş bütün uluslararası bürolar, Tarafların kabul etmeleri koşuluyla, Cemiyet’in yetkisi altına konulacaktır, ileride kurulacak bütün başka uluslararası bürolar ve uluslararası nitelikte sorunların çözülmesiyle ilgili Komisyonlar Cemiyet’in yetkisi altına konulacaktır.

2. Genel sözleşmelerle düzenlenen, ancak uluslararası büroların ya da komisyonların denetimine girmeyen uluslararası nitelikteki bütün sorunlar için, Cemiyet Sekreterliği, Taraflar isterlerse ve Konsey kabul ederse, yararlı tüm bilgileri toplamak, dağıtmak ve gereken ya da istenen yardımlarda bulunmak zorundadır. Konsey, Cemiyet’in yetkisi altında bulunan herhangi bir büronun ya da komisyonun giderlerini sekreterlik giderleri içine sokabilir.

MADDE 25

Cemiyet üyeleri, sağlığın geliştirilmesi, hastalıklara karşı önleyici önlemler alınması ve bütün dünyada çekilen acıların azaltılması amaçlarını güden, gereği gibi yetkili kılınmış ulusal Kızıl-Haç gönüllü örgütlerinin kurulmasını ve bunların aralarında işbirliği yapmalarını desteklemeği ve kolaylaştırmağı yükümlenirler.

MADDE 26

1. İşbu Misak’ta yapılacak değişiklikler, Temsilcileri Konseyi oluşturan Cemiyet üyelerince ve Temsilcileri Genel Kurulu oluşturan üyelerin çoğunluğunca onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir.

2. Cemiyet’in her Üyesi, Misak’ta yapılan değişiklikleri kabul etmemekte özgürdür; bu durumda, Cemiyet’in Üyesi olmaktan çıkmış olur.

MADDE 26

1. İşbu Misak’ta yapılacak değişiklikler, Temsilcileri Konseyi oluşturan Cemiyet üyelerince ve Temsilcileri Genel Kurulu oluşturan üyelerin çoğunluğunca onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir.

2. Cemiyet’in her Üyesi, Misak’ta yapılan değişiklikleri kabul etmemekte özgürdür; bu durumda, Cemiyet’in Üyesi olmaktan çıkmış olur.

EK

I. MİLLETLER CEMİYETİ’NİN ASIL ÜYELERİ (9)

Amerika Birleşik Devletleri

Haiti

Belçika

Hicaz

Bolivya

Honduras

Brezilya

İtalya

Britanya İmparatorluğu

Japonya

Kanada

Liberya

Avustralya

Nikaragua

Güney Afrika

Panama

Yeni-Zelanda

Peru

Hindistan

Polonya

Çin

Portekiz

Küba

Romanya

Ekuvador

Sırp-Hırvat-Sloven Devleti

Fransa

Siam

Yunanistan

Çekoslovakya

Guatemala

Uruguay

MİSAK’A KATILMAYA ÇAĞIRILAN DEVLETLER (10)

Arjantin

Hollanda

Şili

Iran

Kolombiya

Salvador

Danimarka

İsveç

İspanya

İsviçre

Norveç

Venezüella

Paraguay

II. MİLLETLER CEMİYETİ’NİN İLK GENEL SEKRETERİ

Sayın Sir James Eric DRUMMOND, K.C.M.G., C.B.

Birinci Bölümün (Milletler Cemiyeti Misakı) 4. Maddesinde belirtilen Başlıca Müttefik ve Ortak Devletler, Almanya ile yapılan 28 Haziran 1919 tarihli Barış Andlaşmasında belirtilen Başlıca Müttefik ve Ortak Devletlerdir.

1) İngilizce metne göre “uluslararası barışı”, Fransızca metne göre “kendilerine barışı”, İtalyanca metne göre “Devletlere barışı” biçiminde çevirmek gerekmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “milletlere sulh” denilmektedir. (Çevirenler)

2) Sayın Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, “tazminat” karşılığı olarak “ödence” terimini kullanmaktadır: Türkçeleştirilmiş Metinleriyle. Birlikte Türk Medenî Kanunu ve Borçlar Kanunu. Üçüncü ciltTerim ve Sözcükler Kılavuzu, Türk Dil Kurumu yayını, Ankara, 1975, s. 1065. (Çevirenler)

3) Fransızca metinde “leş plus £quitables”, İngilizce metinde “just”, İtalyanca metinde “piû giuste”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “en mukarin-i adalet”. (Çevirenler)

4) Fransızca metinde “mandat”, İngilizce metinde “mandate”, İtalyanca metinde “mandato”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “vesayet” denilmektedir. Biz, dilimizde manda biçiminde kötü bir ünü olan bu sözcüğü olduğu gibi almayı uygun gördük; ancak, Fransızca yazılışını kullandık. (Çevirenler)

5) Fransızca metinde “mandataire”, İngilizce metinde “Mandatories”, İtalyanca metinde “mandatorie”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “mandater”. (Çevirenler)

6) Fransızca metinde “equitables”, İngilizce metinde “fair”, İtalyanca metinde “eque” denilmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “hakkaniyet”. (Çevirenler)

7) Fransızca metinde **equitable”, İngilizce metinde “just”, İtalyanca metinde “equo” denilmektedir. Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde “âdilâne”. (Çevirenler)

8) Fransızca metinde **equitable”, İngilizce metinde “equitable”, İtalyanca metinde “equo”, Matbaa-i Amire, Konya ve Erim metinlerinde **muhikkane”. (Çevirenler)

9) ve 10) Fransız abecesine göre. (Çevirenler)

28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü

0

28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından, meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla alınan kararla, 2003 yılından itibaren, her yıl farklı bir tema ile kutlanmaktadır. Dünyanın birçok yerinde, ulusal makamlar, sendikalar, işveren örgütleri ve güvenlik ve sağlık uygulayıcıları bu tarihi kutlamak için etkinlikler düzenlemektedir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Günü Türkiye’de ilk kez 28 Nisan 2015’de Ankara’da bir günlük bir toplantıyla kutlanmıştır.

28 Nisan tarihi, bazı ülkelerde halen “Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır. 28 Nisan, 1996 yılından itibaren sendikal hareket tarafından dünya çapında düzenlenen Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Anma Günü, dünya çapında bilinçlendirme kampanyalarına sahne olmakta, ayrıca iş kazaları ve hastalıkları mağdurlarının hatıraları canlandırılmaktadır. ILO, 2003 yılında, sendikal hareketin talebi üzerine 28 Nisan kampanyasına dahil olarak 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü ilan etmiştir.

Uluslararası bir dikkat oluşturarak sorunun büyüklüğünü anlatmak, işyerlerinde can güvenliği ve sağlık kültürünü teşvik etmek, işle ilgili ölümler ve yaralanmaların sayısını azaltmak için bilinçlendirme kampanyası yapmak bu günün özel amacıdır.

28 Nisan, işçi sendikaları, işveren örgütleri ve hükumet temsilcileri arasında mesleki güvenlik ve sağlık konusunda uluslararası farkındalık yaratmak için özel bir gün olarak görülmektedir.

İş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalığın artırılmasını hedefleyen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Gününün 2016 yılı teması “İşyeri Stresi” olarak belirlenmiştir. ILO tarafından 2019 yılı 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü teması “Güvenli ve Sağlıklı Bir İş Geleceği” olarak belirlenmiştir. ILO, 2020 yılında 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nün temasını ”Salgını durdurun: İş Sağlığı ve Güvenliği Hayat Kurtarabilir” olarak belirlemiştir.

İş Kazaları

Dünyada her yıl, yaklaşık üç milyon çalışan iş kazası ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle  yaşamını yitirmekte; 374 milyon çalışan önlenebilir olmasına karşın iş kazası geçirmektedir. Türkiye’de ise her 6 dakikada bir iş kazası olmakta, her 6 saatte de bir işçi yaşamını yaşamını yaşamını yitirmekte, her gün ortalama dört işçi evine dönememektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2019 raporuna göre en az 1736 işçi; 2020’nin ilk üç ayında ise en az 356 işçi ölmüştür. 11 Mart-10 Nisan arasında #Covid19 nedeniyle en az 52 işçi ölmüştür. Uluslarası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada  her yıl  milyonlarca insan çalışma yaşamında ölmekte, 300 milyondan fazla insan iş kazasına maruz kalmakta, hastalanmakta, zehirlenmektedir. Çalışırken ölen insanların sayısı savaşlarda ölen insan sayısından çok daha fazladır.

Birleşmiş Milletlerin önceki Genel Sekreteri Kofi Annan; “Çalışma yaşamında Güvenlik ve Sağlık yalnızca sağlam bir ekonomik politika değildir, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır.”

Teknolojik gelişme, çevresel, ve demografik değişimler çalışma yaşamını yeniden şekillendirmekte, yeni sağlık riskleri ortaya çıkmaya devam etmektedir.  İş kazalarının etkin bir şekilde önlenmesi ve sürdürülebilir kalkınma yeni dönemin anahtar kavramları olarak ortaya çıkmaktadır. Hükumetler ve çalışma yaşamı paydaşları insan merkezli yaklaşıma davet edilmekte, iş kazaları için gereken tüm tedbirlerin alınması hedeflenmektedir. Çalışma yaşamının tüm süreçlerinde çalışanlara İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimlerinin eksiksiz olarak verilmesi, iş kazalarının önlenmesi için diğer bir etkin mekanizmadır.

Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak bir insan hakkıdır; bu hakkın gerçek anlamda yaşama geçebilmesi ve kullanılabilmesi için tüm önlemlerin alınması kamu otoritelerinin görevidir.

Bu çerçevede, 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü ile, iş kazaları ve işle ilgili hastalıklar nedeniyle yitirilen çalışanların anılması ve işle ilgili sağlık sorunlarının boyutlarına dikkati çekmek suretiyle tüm paydaşlar tarafından önleyici yaklaşımın benimsenmesi, sağlık ve güvenlik kültürünün işyerlerinde, toplumda ve tüm dünyada oluşturulmasına katkı sağlamak hedeflenmektedir.

ILO, Covid-19 ile mücadeleyi belirtmek için hazırlamış 2020 yılına ait temayı; ”Salgını durdurun: İş Sağlığı ve Güvenliği Hayat Kurtarabilir” olarak belirlemiştir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, COVID-19 pandemisine odaklanarak, işyerinde bulaşıcı hastalıkların artmasını önlemeyi amaçlamaktadır. İşyerlerinde güvenli uygulamaların benimsenmesi ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG) hizmetlerinin oynadığı rol hakkında farkındalığı artırmak için çaba gösterilmektedir.  Orta ve uzun vadede alınacak önlemlerle ulusal ve kurumsal düzeylerde İş Sağlı ve Güvenliği yönetim sistemlerine ve politikalarının entegrasyonuna odaklanmak insanlığın ortak çıkarı olarak öne çıkmaktadır. ILO, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Gününe özel olarak online bir seminer organize etmiş, bu seminer ile işçilerin yaşamlarını korumak, iş sürekliliğini sağlamak, işyerinde güvenlik ve sağlık koşullarını oluşturmak için küresel diyaloğu ön plana çıkarmıştır. 
28 Nisan Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma Günü / Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Yas Günü
28 Nisan’ın ILO tarafından kabul edilene kadar geçen sürede; uluslararası toplum tarafından bir anma günü olarak benimsenmesine ilişkin tarihçe 1914 yılına kadar uzanmaktadır. 28 Nisan’ın seçilme sebebi; İş Kazalarından doğan sorumluluğun işveren tarafından tazmin edilmesine ilişkin hukuki bir kararın Kanada’da 1914 yılında ilk defa tescil edilmesidir. Kanada’nın en büyük çalışan birliği olan Kanada Kamu Çalışanları Sendikası (CUPE) 1984 yılında 28 Nisan’ı Yas Günü olarak hayata geçirmiştir. Kanada Sendikalar Konfederasyonu bir sene sonra bunu tek taraflı olarak ‘Ulusal Yas Günü’ ilan etmiştir. Kanada Devleti ise 1991 yılında 28 Nisan’ı resmi ‘Yas Günü’ ilan etmiştir. Daha sonra pek çok ülkede, sendikaların öncülüğünde “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Kurbanlarını Anma günü” ya da “Ölü ve Yaralı İşçiler İçin Uluslararası Anma Günü” olarak kutlanmaya ve bu ülkelerin parlamentolarında da resmi ‘Yas Günü’ olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Yas Günü, ABD’de 1989’da, İngiltere’de 1992 yılında kabul görmeye başlamıştır. Sonraki yıllarda; Arjantin, Belçika, Bermuda, Brezilya, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Lüksemburg, Japonya, Zambia, Ukrayna, Moldavya, Malawi, Panama, Peru, Portekiz, İspanya, Tayland, Tayvan, Banladeş, Filistin, Malezya, Benin, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Macaristan, Malta, Nepal, Yeni Zelanda, Romanya, Singapur gibi ülkelerde sendikal hareketler tarafından yas günü olarak anmalar ve çeşitli etkinlikler yapılmıştır. Tüm dünyada oluşturulan kampanyalar sayesinde 2003 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü kabul edilmiştir.
Sendikalar ve sivil örgütler,  işyerlerinde yapılmakta, konferanslar, paneller ve etkinlikler yapılmakta; ölenlerin anısına ağaç dikme törenleri düzenlenmekte, mağdur ailelerle dayanışma sergilenmekte; mevcut işyerinden benzer kazaların olmaması için duyarlılık oluşturulmaya çalışılmaktadır. Dünyada en çok, Ölenleri an, Kalanlar için mücadele et!” sloganı kullanılmaktadır.

28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü

0

28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla ilan edilmiştir. 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda 28 Nisan gününün ‘Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü’ olarak ilan edilmesine karar verilmiştir.

Sağlık Bakanlığı, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 54. maddesinde sağlık çalışanlarına hukuki yardım konusunu düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, “bakanlık ve bağlı kuruluşlarında; sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerden dolayı personele karşı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda personelin talebi üzerine Bakanlık ve bağlı kuruluşlarınca hukukî yardım yapılacaktır. Sağlık çalışanlarına karşı yapılan fiili veya sözlü davranış Türk Ceza Kanununa göre en ağır biçimde cezalandırılacak, şiddet gören kişi bizzat devlet tarafından atanacak avukatlar tarafından hukuki işlemleri takip edilecek ve şiddet gören sağlık çalışanı hiçbir şekilde mali bir külfet altına girmeyecektir.

Sağlık Hizmeti ve Sağlık Çalışanlarına Karşı Şiddetin Önlenmesi

Sağlık hizmeti aynı ortak amacı taşıyan hasta–hekim iş birliğine dayanmaktadır. Hastanın sağlığına kavuşması, sağlık çalışanlarında hastayı sağlığına kavuşturması bu ortak amacı önemli ölçüde sekteye uğratmaktadır. Meydana gelen şiddet vak’alarının artış göstermesi kamuoyunu bilgilendirmek ve vicdanını harekete geçirmek amacıyla tüm yurtta farkındalığı arttıracak etkinlikler düzenlenmektedir.

Hastanın amacı sağlığına kavuşmak, sağlık çalışanın amacı ise kendisine başvuran hastayı sağlığına kavuşturmaktır. Bu ortak amaca şiddetle, baskıyla, zor kullanarak ulaşılması imkansızdır. Tarafların karşılıklı iyi niyet ve saygı içerisinde davranışları ortak amacı daha kolay sağlayacaktır. Şiddetin olduğu bir yerde sağlık hizmetinin yürütülmesi imkansızdır. Sağlık çalışanına uygulanan şiddetin, aslında hastanın kendi sağlığına karşı uyguladığı bir şiddet olduğunun toplumda yaşayan bireylere anlatılması gerekmektedir. Bir toplumsal sorun olan sağlık çalışanına yönelik şiddet sorunu ise vatandaş ve sağlık çalışanı el ele vererek sona erdirilebilecektir.

Sağlık hizmetleri sunulurken sağlık hizmeti sunanlar hizmet etiği ilkelerine uygun davranmalı; hizmet veren ve hizmet analar karşılıklı saygı ile hareket edilmelidir. Empati, hoşgörü ve iyi niyet temel prensip olmalı, nitelikli iletişim-diyalog kanalları açık tutulmalıdır. Sağlık hizmeti alanlar kendi yasal haklarının yanında vatandaşlık ödev ve sorumluluğuyla hareket etmelidirler. Yaşamın temel unsurlarından olan sağlık hizmetini sunan tüm sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddet eylemlerinin ve saldırıların kınanarak şiddete karşı yargı sisteminin etkin şekilde çalıştırılması gerekmektedir.

Warren E. Burger

0
Warren E. Burger - ABD Başyargıcı

Warren Burger, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin 15. Başyargıçı olarak görev yapan hukukçudur.

Ailenin yedi çocuğundan biri olarak 17 Eylül 1907’de Minnesota’da dünyaya geldi.

1931 yılında St. Paul Hukuk Fakültesi‘nden onur derecesiyle mezun oldu. Ayrıca, hukuk eğitimi sırasında, bir sigorta şirketinin muhasebe bölümünde çalıştı.

1931’den 1953’e kadar St. Paul’daki bir hukuk şirketinde avukatlık yaptı.

1 Mayıs 1953 ile 14 Nisan 1956 arasında başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı. 1956’da Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesine atadı. 23 Haziran 1969’a kadar bu mahkemede görev yaptı.

Eyalet Mahkemeleri Ulusal Merkezi’nin ve Yüksek Mahkeme Tarih Kurumu’nun kurulmasına yardımcı oldu.

Başkan Richard Nixon tarafından 23 Mayıs 1969 tarihinde Yargıç Earl Warren’ın yerine geçmesi için aday gösterildi. Başkanın önerisi 9 Haziran 1969’da Amerika Birleşik Devletleri Senatosu tarafından onaylandı ve 23 Haziran 1969’da yüksek mahkemedeki görevine yemin ederek başladı.

Emekli olduğu 1986 yılına kadar 17 yıl devam eden mahkemedeki görev süresi boyunca kürtaj, ölüm cezası, dini kurum ve okullarda ırk ayrımcılığına ilişkin özgürlükçü kararlar verdi. Okullarda ırk ayrımcılığını azaltmak için verilen kararda öncülük yaptı. Kadınların kürtaj hakkını güvenceye alan 1973 tarihli karara imza attı.

Yargı sisteminin verimliliğini artırmak için çalıştı.

1986’da Yüksek Mahkeme’den emekli oldu ve Bicentennial Komisyonu Başkanlığına getirili.

Watergate Skandalından kaynaklı davada kendisini mahkemeye atayan Nixon aleyhine karar verdi.

Warren E. Burger, 25 Haziran 1995 tarihinde yaşamını yitirdi.

Yargıç Warren E. Burger

İmran Öktem

0
Yargıtay Eski Başkanı İmran Öktem
Yargıtay Eski Başkanı İmran Öktem

İmran ÖKTEM, Recai Seçkin’den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına 1 Mart 1966’da seçilmiş, görevini sürdürürken 1 Mayıs 1969 günü vefat etmiştir.

İmran Öktem, 1904 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası, meyve kabzımallarından Ürgüplü Süleyman Abdi Efendi, annesi ise Fatımatüzzöhra (Fatma Zehra) hanımdır. Nüfusta yazılı olduğu yer, İstanbul Sekbanbaşı İbrahim Ağa Mahallesi, Kırkçeşme Caddesi, 41 sayılı evdir. 1912 doğumlu Zekiye Ferhunda Hanımla evlenmiştir. İki kızı vardır. Kitap ve pul meraklısı olan Öktem, Fransızca bilmekteydi.

İmran Öktem ( 1904 -1969)

İmran Öktem, ilk ve orta öğrenimini yaptıktan sonra 1924’te Kabataş Lisesi’ni bitirmiş, İstanbul Darilfünunu Hukuk Şubesinden 1927 yılında pekiyi derecede diploma almıştır.

Fakülteyi bitirdikten sonra Göksun Cumhuriyet Savcılığına atanmışsa da buraya gidemediğinden 2000 kuruş aylıkla Sinop Aza Mülâzimi (Üye yardımcısı) olarak görevlendirilmiş ve böylece 30 Haziran 1928’de eylemli olarak mesleğe girmiştir.

Sırasıyla, 1930’da Sarıkamış Yargıçlığına, 1933’te Uzun Köprü Hukuk Yargıçlığına 1936’da Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliğine, 1942’de Ankara Asliye Hukuk Hakimliğine, 1948’de Ticaret Mahkemesi Başkanlığına atanmıştır. 16 Haziran 1949’da birinci sınıfa ayrılmasından kısa bir süre sonra Yargıtay Üyeliğine seçilmiş ve 29 Ağustos 1949’da görevine başlamıştır. 11 Ekim 1952’de Yargıtay İkinci Başkanlığına seçilmiştir.

İmran Öktem, 1 Mart 1966’da Recai Seçkin’den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir. Mesleğiyle ilgili yedi kitap ve birçok yazı yayımlanmıştır. Asliye Hukuk Hakimliği döneminde, Ankara Barosu Dergisinde makaleleri yayınlanmıştır.

İmran Öktem’in Cenaze Töreninde Çıkan Olaylar

7 Eylül 1967 tarihinde Adli Yıl Açılışı Töreninde, laikliği yorumlarken Voltaire’in bir sözünü tekrarlamış, “Tanrı’yı da insan yaratmıştır” diyerek bazı kesimlerin sert eleştirilerine uğramıştır.

Yargıtay Birinci Başkanı olarak görevini sürdürürken 1 Mayıs 1969 günü vefat etmiştir.

Adli Yıl Açılış Törenlerinde nurculuk aleyhine sözler sarf etmesi nedeniyle 3 Mayıs 1969 tarihinde Ankara Maltepe Camisinde yapılan cenaze töreninde, bir kalabalık tarafından cenaze namazının kılınması engellemiş, din görevlileri görevlerini yerine getirmekten kaçınmış, olaylar çıkmıştır.

Camide saldırganlar arasında kalan İsmet İnönü’yü korumak için dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Topçu Dairesi Başkan Vekili tuğgeneral Nabi Alpartun tabancasını çekmek zorunda kalmıştır.

Cenaze namazını Yargıtay üyelerinden Abdullah Pulat Gözübüyük’ün ağabeyi İzzet Gözübüyük kıldırmıştır.

Yargıtay Başkanı İmran Öktem adli yıl açılışında yaptığı konuşmada Nurculuğun kanun dışı olduğunu belirterek komünizm karşıtlığı üzerinden dindarlığı meşrulaştıran yaklaşımlara da karşı çıkmıştır.

İsmet İnönü cenazede çıkan olaylar hakkında, “Her manasıyla kesin ölçüde bir 31 Mart Vakası’dır” demiş, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel “Hadise gayet üzücüdür” şeklinde demeç vermiştir.

1969’da hayatını kaybeden İmran Öktem’in cenazesinde olaylar çıkması ve cenazenin kaldırılmasına engel olmak isteyenlerle cemaat arasında arbede yaşanmasının ardından imamlar cenaze namazını kıldırmamış; İsmet İnönü’nün cenaze namazını kılmadan gitmeyeceğini söylemesi üzerine namazı dönemin Yargıtay üyelerinden Abdullah Polat Gözübüyük ‘ün kardeşi İzzet Gözübüyük kıldırmıştır. Olaylara karıştığı tespit edilen bazı isimler daha sonra yargılanmışlardır.  

7 Mayıs 1969 tarihinde, İmran Öktem’in cenaze töreninde çıkan olayları protesto etmek amacıyla geniş çevrelerin katıldığı ve Anıtkabir’de sona eren bir yürüyüş yapılmıştır.

İmran Öktem’in cenaze namazı, Voltaire’nin bir sözünü tekrar etmesi nedeniyle kıldırılmak istenmemiş ve defin merasimi olaylı geçmiştir.
İmran Öktem’in Eserleri
1) Medeni Kanunumuza göre Hak ve Borçlarımız (1934, Edirne).
2) Bina Sahibinin Hak ve Mesuliyeti (1938, Ankara).
3) Hukuk Mahkemesinde Hak Nasıl Müdafaa Edilir? (1938, Ankara).
4) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve İçtihatlar (1940, Ankara).
5) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve İçtihatları Zeyl I (1941, Ankara).
6) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve İçtihatları Zeyl II (1942, İstanbul).
7) Kollektif Mülkiyetten: İştirak Halinde Mülkiyet (1946, İstanbul).
8) Temyiz Mahkemesi Yedinci Hukuk Dairesi Emsal Kararları –1953-1956
9) Usul Hakkında Birkaç Söz (İki cilt)

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın İmran Öktem’in 1968-1969 Adli Yıl Açılış Konuşması

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın İmran Öktem’in 1967-1968 Adli Yıl Açılış Konuşması

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın İmran Öktem’in 1966-1967 Adli Yıl Açılış Konuşması

İsmet İnönü – İmran Öktem’in olaylı Cenaze Namazında

Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü

0
Uluslararası Avukatlara Nazik Olma Günü kutlu olsun

Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü (International Be Kind to Lawyers Day), avukatların toplumdaki vazgeçilmez rollerini takdir etmek amacıyla her yıl Nisan ayının ikinci Salı günü kutlanmaktadır.

​Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü, resmî kurumlar yada Birleşmiş Milletler tarafından  desteklenmemektedir. Birleşmiş Milletler (BM) ve baro birliklerinin “Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü” (International Be Kind to Lawyers Day) kapsamında resmi etkinlikler düzenlediğine dair belirli bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, bazı hukuk odaklı organizasyonlar ve platformlar, avukatların önemini vurgulamak amacıyla bu günü tanımakta ve kutlamaktadır. Yeni Zelanda, ABD; Fiji ve Samoa ve diğer bazı ülkelerle dünyada bu günü kutlayan ilk ülkelerdendir.

Kutlama günü Türkiye’de henüz yaygınlaşmamıştır. Türkiye’de yaygın olarak 5 Nisan Türkiye Avukatlar Günü kutlanmaktadır. Ayrıca dünya çapında önemli bir gün olan 24 Ocak Tehlikedeki Günü, barolar ve hukuk kurumları tarafından dikkatle takip edilmektedir. 

Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü’nü Doğuşu 

Bu özel gün, 2008 yılında iletişim uzmanı ve konuşma koçu Steve Hughes tarafından başlatılmıştır. Hughes, avukatların genellikle olumsuz algılandığını fark ederek, onların emeklerini ve katkılarını onurlandırmak için böyle bir gün oluşturmayı amaçlamıştır. Hughes, avukatların yılın 365 günü sevgiyi, saygıyı ve hayranlığı ve hak ettiğine inanarak bu günü bir farkındalığa çevirmiştir. Hughes, bu günü Nisan ayının ikinci Salı gününe denk getirmeyi seçmiştir.

Önemi

Uluslararası Avukatlara Nazik Karşı Olma GünüBu tarih, avukatların genellikle karşılaştığı olumsuz algıları dengelemek ve onların toplumdaki değerini vurgulamak amacı taşırmaktadır. Toplumun, avukatların hukuki rehberlik ve temsil konusundaki çabalarını takdir etmek için çeşitli etkinlikler düzenlemesi beklenmektedir. Avukatların müvekkillerine adil muamele sağlamak için yaptıkları çalışmaları takdir etmek için ayrılmıştır. Uluslararası Avukatlara Nazik Karşı Olma Günü’nde, avukatların müvekkiller için gösterilen özveri ve azim takdir edilmekte, onarın hukuk mücadelesi, çevremizi korumak, insan hakların savunmak hoşgörüsüzlükle, şiddet ve dünyayı etkileyen diğer haksızlıklarla mücadele etmek için çektikleri stres ve karşılaştıkları zorluklara dikkat çekilmektedir. Avukatların paha biçilmez hizmetine karşı onlara teşekkür etmek adalete olan güveni artıracaktır. 

27 Nisan – Hukuk Takvimi

0
27 Nisan - Hukuk Takvimi
27 Nisan – Hukuk Takvimi
1521 Portekizli kâşif Ferdinand Magellan Dünyanın dörtte üçünü kat ettikten sonra, Filipinler’de Maktan adasında yerlilerle giriştiği çatışmada öldürüldü.
1759 Kadın hakları savunucularının öncülerinden Mary Wollstonecraft, dünyaya geldi.. (Ölümü: 10 Eylül 1797) Kadınların erkeklerden yaratılış gereği daha değersiz olmadığını, eğitim verilmediği için bu şekilde kabul edildiğini savundu.
1820 İngiliz filozof ve sosyolog Herbert Spencer doğdu. (Ölümü: 8 Aralık 1903)
1871 Komün Yönetimi, patronların işçi ücretleri üzerinden ceza ve kesinti yapma uygulamasını yasakladı.
1882 Amerikan düşünür ve yazar Ralph Waldo Emerson yaşamını yitirdi. (d. 25 Mayıs 1803, Boston – ö. 27 Nisan 1882, Concord, Massachusetts)
1906 Yunan romancı ve avukat, Yorgos Teotokas dünyaya geldi. (27 Nisan 1906, İstanbul – 30 Ekim 1966, Atina) Çağdaş Yunan edebiyatının önemli temsilcilerinden biri idi.
1909 II. Abdülhamid, 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra Meclis-i Mebusan’ın kararıyla, tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed tahta getirildi.
1926 Türk-Romen Karma Hakem Mahkemesi  27 Nisan 1926 tarihinde kuruldu.
1927 Türkiye’de ilk radyo yayını başladı. Türk Telsiz Telefon A.Ş. adıyla çalışmalarına başlayan özel kuruluş, yayınlarını 1938’de devlet radyosu kurulana kadar sürdürdü.
1934
1937 İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist teorisyen Antonio Gramsci yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 22 Ocak 1891)
1938 Türkiye ile Yunanistan arasında dostluk antlaşması imzalandı. Antlaşma, 1930 Dostluk Antlaşması ve 1933 Samimi Paktı’na ek olarak yapılmış bir “Munzam Pakt” (Ek Pakt) niteliğindedir. Başbakan Celal Bayar’ın Atina ziyareti sırasında imzalanan bu belge, iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmiş ve sınır güvenliği ile işbirliğini güçlendirmiştir.
1938 Fenomenoloji okulunu kuran Yahudi kökenli Alman filozof Edmund Husserl yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Nisan 1859) Berlin ve Viyana’da matematik, fizik, astronomi, felsefe eğitimi aldı. 1907 yılında Göttingen Üniversitesi’nde verdiği dersler, fenomenolojinin temel varsayımlarını ve kavramlarını oluşturdu, Heidegger, Sartre ve Foucault bu akımdan etkilendi.
1958 Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı sona erdi.
1960
  • Togo, Fransa’dan bağımsızlığını kazandı.
  • Tahkikat Encümeni’nin yetkilerini sınırsız artıran kanun Demokrat Partili milletvekillerinin oylarıyla Meclis’ten geçti; İnönü ve 12 CHP’li milletvekiline 3-6 celse arası Meclis oturumlarına katılmama cezaları verildi.
1961 Sierra Leone, İngiltere’den bağımsızlığını kazandı.
1966 “Hiç bir ülkenin kabul etmediği saçı-sakalı karışmış garip kılıklı 70 sefil turist” İstanbul’a geldi.
1968
  • Fransa’da Nanterre Üniversitesi baskınında öne çıkan öğrenci liderlerinden Daniel Cohn Bendit, ırkçı bir öğrenci derneği liderinin dövülmesi olayından gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Bendit, Avrupa Birliğinde sonraki yıllarda önemli bir lider oldu.
  • Adana’da beş kadın yol kesip şoför soydu.
1969 ABD’li hukukçu ve siyasetçi Cory Anthony Booker doğdu.  Yale Hukuk Okulu‘nda hukuk eğitimi gördü. 1998’de Newark Belediye Meclisi’ne girdi. Şehirdeki kentsel gelişim sorunlarına dikkat çekmek için 10 günlük bir açlık grevi yaptı ve kısa bir süre bir çadırda yaşadı. 2006’da Belediye Başkan Yardımcısı oldu. 2010 yılında yeniden seçildi. 2013 özel seçimlerinde ABD Senatosu’na seçildi. Aynı göreve 2014 ve 2020’de yeniden seçildi. Senato görev süresi boyunca  kadın haklarıpozitif ayrımcılık, eşcinsel evlilik ve tek ödemeli sağlık hizmetlerini ilerleten yasaları yazdı, destekledi ve onayladı. ABD’deki servet eşitsizliğini, özellikle de ırksal servet uçurumunu ele almak için ekonomik reformlar için çalıştı. Ceza adaleti sisteminde reform yapmak, iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve ulusal göçmenlik politikasını yeniden yapılandırmak için önlemler aldı. Başsavcı adayı Jeff Sessions’ın 2017 onay duruşması sırasında başka bir senatöre karşı tanıklık eden ilk senatör oldu. 
1971 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı “anarşik ve yıkıcı özlü” film ve tiyatrolar ile siyasi toplantılar ve sendika seminerlerini yasakladı; bir bildiri ile basını uyardı.
1977

Hukukçu, yazar ve milletvekili Mustafa Naşit Uluğ yaşamını yitirdi. 

1977 Hukukçu, şair, öykü ve oyun yazarı, çevirmen, oyuncu, yönetmen Güner Sümer yaşamını yitirdi. ( Doğumu: 1936 )  
1978 Ankara Valisi Tekin Alp, Ülkü Ocakları’nın kapatılması istemiyle Cumhuriyet Savcılığına başvurdu. Vali Tekin Alp, Ülkü Ocakları’nın tüm yurtta yasadışı faaliyetlerde bulunduğunu ve Milliyetçi Hareket Partisi’yle ilişkisinin belgelerle saptandığını bildirdi.
1984 Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Türkiye Alt Komitesi üyeleri Mamak ve Diyarbakır askeri cezaevlerinde incelemede bulundu.
1986 Ankara’daki Amerikan Subay Kulübü’ne bomba koymak isterken yakalanan iki Libyalı, Devlet Güvenlik Mahkemesince tutuklandı.
1992
  • 1985’de Bingöl/ Genç’in köyünde öğretmen Sıddık Bilgin’in işkencede öldürüldükten sonra “kaçarken öldü” süsü verecek şekilde taranıp karakol bahçesine gömülmesinden yargılanan 1 yüzbaşı, 2 astsubay ve 1 er 1’er yıl hapis cezasına çarptırıldı.
  • ABD’nin San Fransisco eyaletinin Los Angeles kentinde bir siyah şoförü dövmekten yargılanan 4 polis beraat etti. Bu karar üzerine siyahlar ayaklandı. Olaylar sonucu 13 kişi öldü, 170 kişi yaralandı.
  • Sırbistan ve Karadağ Yeni Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni ilan etti.
1994
  • Hukukçu ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi  27 Nisan 1994 – 17 Ocak 1995, 11 Haziran 2001 – 18 Mayıs 2006 ve 8 Mayıs 2008 – 12 Kasım 2011 tarihlerinde başbakanlık yaptı.
  • Güney Afrika’da siyahi vatandaşların da oy verebildiği ilk demokratik seçimler yapıldı.
1994
  • ÖDP’nin 1 Mayıs afişinin Valilikçe yasaklanma kararının İdare Mahkemesince yürürlükten kaldırılmasının ardından, ÖDP’liler Beyoğlu’nda afiş astı.
  • Güney Afrika’da siyahi vatandaşların da oy verebildiği ilk demokratik seçimler yapıldı.
1998
  • Endonezyalı seri katil Ahmad Suradji 1986 ile 1997 yılları arasında 42 kadını öldürdüğünü itiraf etti. 27 Nisan 1998’de mahkeme kararı açıklandı ve 2008’de idam edildi.
  • Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi, eski milletvekili Hasan Mezarcı’yı 1,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Mezarcı, TBMM’deki basın toplantısında Atatürk için “veled-i zina” demişti.
2001
  • Enerji Bakanı Cumhur Ersümer, DGM’nin “Beyaz Enerji” iddianamesinde kendisine yöneltilen ihaleye fesat karıştırma, görevi suistimal ve devleti zarara uğratma suçlamalarını reddederek istifa etti. 
  • İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, çete kurarak yolsuzluk yaptığı suçlamasıyla tutuklandı.
2002 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 4754 sayılı ”23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un yayımlanmasını veto etti. Cumhurbaşkanı ilk Af Yasası’nı da veto etmiş, Meclis aynen kabul edince Anayasa Mahkemesi’ne gitmişti. Mahkemenin geçen yıl verdiği yasayı iptal kararı bugün yürürlüğe girdi.
2003 Petrol-İş Sendikası eski Genel Başkanı Münir Ceylan, Uyum Yasası’na göre yeniden yargılandığı davada beraat etti. TCK’nın 312. maddesi uyarınca 11 yıl önce 20 ay hapis cezasına çarptırmıştı.
2005 İspanya Özerk Bask Ülkesi’nde kapatılan Batasuna partisinin lideri Arnaldo Otegi’ye terörü yüceltmek suçundan 15 ay hapis cezası verildi
2006 Britanya’da 65 yaşındaki transseksüel bir kadın, emeklilik hakkı konusunda hukuk mücadelesini kazandı. Sarah Richards, İngiliz İş ve Emeklilik Dairesiden diğer İngiliz kadınlarına uygulandığı şeklinde kendisine maaşının 60 yaşından itibaren ödenmesini talep etmiş ve erkeklerin emeklilik yaşı olan 65’ine kadar beklememek için Avrupa Adalet Divanında dava açmıştı.
2007 TBMM Başkanı Bülent Arınç, CHP’nin itirazına rağmen 361 kişi ile oturumu açtı ve cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda, Abdullah Gül 357 oy aldı. Oylamadan hemen sonra CHP, oturumda 367 vekil bulunmadığı için ilk turun iptali ve yürütmenin durdurulması için Anayasa mahkemesi’ne başvurdu. Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde saat 23.10’da daha sonra 27 Nisan E-muhtırası olarak tarihe geçen bir açıklama yayımlandı. Açıklamada okullardaki laik öğretimle bağdaşmayan kimi etkinlikler sıralandıktan sonra, “Atatürk’ün Ne mutlu Türküm diyen anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır, tavrımızı koyarız” deniyordu.
2009
  • TBMM tarafından “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilen kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
  • İstanbul’da sabaha karşı 60 ev ve işyerine baskınlar düzenlendi. Baskınların düzenlendiği evlerden biri olan, Bostancı Emanet Sokak’ta bir apartman dairesinde saat 05.30’da çatışma çıktı. 6 saat süren silahlı çatışmada Devrimci Karargâh yöneticisi Orhan Yılmazkaya, çatışma sırasında başından vurulan Mazlum Şeker ve polis amiri Semih Balaban öldü. Çatışmada aynı zamanda 7 polis de yaralandı.
2010 Almanya’da ilk kez Türk kökenli bir Alman vatandaşı olan Aygül Özkan, Bakan oldu.
2011 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunda “çılgın proje” olarak adlandırılan “Kanal İstanbul” projesini İstanbul Kongre Merkezi’nde tanıttı. Erdoğan, İstanbul’un, içinden iki deniz geçen bir şehre dönüşeceğini duyurdu. Erdoğan İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz ile Marmara Denizi arasına, yaklaşık 45-50 kilometre uzunluğunda bir kanal yapacaklarını, “Kanal İstanbul” adlı projeyle İstanbul’un çevresinin, su kaynaklarının, hayvan ve bitki yaşamının korunacağını söyledi.
2012
  • Bükreş Bildirgesi, 26-27 Nisan 2012 tarihlerinde yapılan Bologna Bakanlar Konferansı’nda kabul edildi. 2012 Bükreş Bakanlar Konferansında 47 Avrupa Yükseköğretim Alanı bakanlık delegasyonu, Avrupa Komisyonu temsilcileri, Bologna Süreci danışma üyeleri ve Bologna Takip Grubu ortakları bir araya gelerek Avrupa’da yükseköğretimi dönüştürmeyi amaçlayan Bologna Süreci’nin 2012 yılında ulaştığı aşamayı özetleyen ve geleceğe dair hedefleri belirleyen temel belgeyi kabul etti.
  • Danıştay 10. Dairesi, Milli Eğitim Bakanlığının, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının Ankara dışındaki illerde, sadece okullarda öğrencilerle kutlanmasını öngören genelgesinin yürütmesini durdurdu.
2013 Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA) tarafından İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında 27 Nisan 2013 tarihinde ilan edildi.
2016 Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü, 27 Nisan 2016 tarihinde Brüksel’de kabul edildi.
2017 Balkan Anayasa Mahkemeleri İşbirliği Hakkında İstanbul Deklarasyonu; Balkan Ülkeleri Anayasa Mahkemeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ve Balkanlar’da demokrasinin gelişimi ve insan haklarının yükseltilmesi amacıyla; Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemelerinin Başkanları ve/veya üyelerinin katılımı ile 27 Nisan 2017 tarihinde İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda açıklandı.
2018 Guatemalalı hukukçu, eski Devlet Başkanı ve siyasetçi Álvaro Enrique Arzú Yrigoyen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Mart 1946) Rafael Landívar Üniversitesi‘nde Sosyal ve Hukuk Bilimleri okudu. 1978’de Guatemala Turizm Enstitüsü’nün (INGUAT) müdürü oldu. 1981’de Guatemala belediye başkanı seçildi ancak daha sonra bu görevi yapmadı. 1986’da Ulusal İlerleme Planı sivil komitesi çatısı altındaki seçimi kazandıktan sonra belediye başkanı oldu. 1991’de dışişleri bakanı olarak atandı, ancak Serrano’nun, Belize ile ilişkileri normalleştirme kararını protesto etmek için istifa etti. 1996 yılında 32. Guatemala Devlet Başkanı seçildi. Ana başarısı, Guatemala’nın 36 yıllık iç savaşını sona erdiren gerilla grubu olan Guatemala Ulusal Devrimci Birliği ile bir barış anlaşmasının imzalanması oldu.
2020 Brezilyalı avukat ve politikacı Asdrubal Mendes Bentes yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Temmuz 1939) Pará Federal Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Pará’yı 1987’den başlayarak birkaç görev süresi boyunca Brezilya Ulusal Kongresi’nin alt meclisi olan Ulusal Temsilciler Meclisinde temsil etti. 2001’den 2014’e kadar Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı.
2026
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Hollanda adına dokuz yıllık yenilenemez bir görev süresi için seçilen yargıç Corinna Wissels, mahkemenin büyük duruşma salonunda resmen yemin etti. AİHM’de yargıçlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni onaylamış her devletin aday gösterdiği üç adaydan birini Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin (PACE)n seçmesi ile göreve başlamaktadır.
  • Norveç, Danimarka, İspanya ve İsveç’in, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) tutuklama emrine uygun olarak, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun kendi topraklarına girmesi halinde onu tutuklayacaklarını açıkladıkları bildirildi.

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

0
Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları
Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

Antlaşma

Tarihi

Taraflar

Gümrü Antlaşması
2-3 Aralık 1920
Ermenistan
Türkiye-Afganistan İttifak Antlaşması
1 Mart 1921
Afganistan
Moskova Antlaşması
16 Mart 1921
Rusya SFSC
Kars Antlaşması
13 Ekim 1921
Azerbaycan SSC, Ermenistan SSC, Gürcistan SSC
Ankara Anlaşması
20 Ekim 1921
Fransa
Türkiye-Ukrayna Dostluk Antlaşması
2 Ocak 1922
Ukrayna SSCB

Antlaşma 1993 yılında yenilendi.

Mudanya Mütarekesi
11 Ekim 1922
Birleşik Krallık, Fransa, İtalya
Mübadele Antlaşması
30 Ocak 1923
Yunanistan 
Lozan Antlaşması
24 Temmuz 1923
Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan
Bulgaristan-Türkiye Dostluk Antlaşması
18 Ekim 1925
Bulgaristan
Türkiye-SSCB Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması
17 Aralık 1925
Sovyetler Birliği
Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması
22 Nisan 1926
İran
Fransa-Türkiye Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi
30 Mayıs 1926
Fransa
Ankara Antlaşması
5 Haziran 1926
Birleşik Krallık, Irak
ABD-Türkiye nota verişimi
17 Şubat 1927
ABD
Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması
25 Mayıs 1928
Afganistan
İtalya-Türkiye Tarafsızlık, Uzlaşma ve Adli Çözüm Antlaşması
30 Mayıs 1928
İtalya
Türkiye – İsviçre Tarafsızlık Antlaşması
12 Eylül 1928
İsviçre
Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması
6 Mart 1929
Bulgaristan
Türkiye – İtalya Konsolosluk Sözleşmesi 
9 Eylül 1929
İtalya
Fransa-Türkiye Dostluk, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması
3 Şubat 1930
Fransa
Türkiye-Yunanistan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması
30 Ekim 1930
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan İkamet, Ticaret ve Deniz Taşımacılığı Sözleşmesi
30 Ekim 1930
Yunanistan
Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi
4 Kasım 1932
İtalya
İran-Türkiye Dostluk Antlaşması
5 Kasım 1932
İran
Londra Sözleşmeleri
3-4 Temmuz 1933
Afganistan, Estonya, Çekoslovakya, İran, Letonya, Polonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya
Türkiye-Yunanistan İçten Anlaşma Paktı
14 Eylül 1933
Yunanistan
Romanya-Türkiye Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaşma Antlaşması
17 Ekim 1933
Romanya
Türkiye-Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaşma Antlaşması
27 Kasım 1933
Yugoslavya
Türk-Rum Ahali Değişimi Karma Komisyonunun Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme
3 Aralık 1933
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Takas Anlaşması
22 Aralık 1933
Yunanistan
Balkan Antantı
9 Şubat 1934
Romanya, Yugoslavya, Yunanistan
Türkiye – Çin Dostluk Antlaşması
4 Nisan 1934
Çin Halk Cumhuriyeti 
Türkiye – İngiltere Ticaret Antlaşması 4 Haziran 1935  Birleşik Krallık 
Saavedra Lamas Paktı

(Harbin önünü almağa mahsus Cenubi Amerika Muahedesi)

21 Haziran 1935
Arjantin, Brezilya, Meksika, Paraguay, Şili, Uruguay
Türkiye-Yunanistan Kliring Anlaşması
26 Eylül 1935
Yunanistan
Montrö Boğazlar Sözleşmesi
20 Temmuz 1936
Avustralya, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan
İtalya Krallığı
29 Aralık 1936
Ticaret ve Seyrisefain Antlaşmaları
Türkiye-Yunanistan Kaçakçılığın Men ve İzlenmesi Sözleşmesi
15 Ocak 1937
Yunanistan
Sadabat Paktı
8 Temmuz 1937
Afganistan, Irak, İran
Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme
15 Temmuz 1937
SSCB
Nyon Anlaşması
14 Eylül 1937
Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Mısır, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan
Mısır-Türkiye Dostluk Antlaşması
7 Nisan 1937
Mısır
Sancak’ın Toprak Bütünlüğü Güvence Antlaşması
29 Mayıs 1937
Fransa
Suriye-Türkiye Sınırının Güvence Altına Alınmasına İlişkin Antlaşma
29 Mayıs 1937
Fransa
Suriye İle Türkiye Arasında Toprak Sorununun Kesin Şekille Çözümüne İlişkin Antlaşma
23 Haziran 1939
Fransa
Türkiye-Yunanistan Antlaşması
27 Nisan 1938
Yunanistan
Fransa, İngiltere ve Türkiye Karşılıklı Yardım Antlaşması
19 Ekim 1939
Birleşik Krallık, Fransa
Türkiye-Yunanistan Ticaret ve Ödemeler Anlaşması
11 Mart 1940
Yunanistan
Fransa-Türkiye Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması
30 Mart 1940
Fransa
Bulgaristan-Türkiye Saldırmazlık Paktı
17 Şubat 1941
Bulgaristan
Türk-Alman Saldırmazlık Paktı
18 Haziran 1941
Almanya
Amerika Birleşik Devletleri-Türkiye Askerî Yardım Antlaşması
23 Şubat 1945
ABD
Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması 
29 Mar t 1946
Irak Krallığı

Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması, Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye  ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.

Türkiye-Yunanistan Hava Taşımacılığı Anlaşması
22 Temmuz 1947
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Ticaret Anlaşması
21 Temmuz 1949
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Kültür Anlaşması
20 Nisan 1951
Yunanistan
Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan Dostluk ve İşbirliği Antlaşması
28 Şubat 1953
Yugoslavya, Yunanistan
Bled Antlaşması
9 Ağustos 1954
Yugoslavya, Yunanistan
Bağdat Paktı
24 Şubat 1955
Birleşik Krallık, Irak, İran, Pakistan
Zürih Antlaşması
11 Şubat 1959
Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan
Londra Antlaşması
19 Şubat 1959
Amerika Birleşik Devletleri-Türkiye İşbirliği Antlaşması
5 Mart 1959
ABD
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma
16 Ağustos 1960
Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan
Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Antlaşması
21 Temmuz 1964
İran, Pakistan
Türkiye-Yunanistan Uluslararası Karayolu Ulaşımı Anlaşması
4 Nisan 1970
Yunanistan
Cenevre Antlaşması
30 Temmuz 1974
Birleşik Krallık, Yunanistan
Bern Anlaşması
11 Kasım 1976
Yunanistan
Uluslararası Karayolu Nakliyatına İlişkin Anlaşma
9 Eylül 1977
Polonya
Türkiye-Yunanistan Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması
5 Haziran 1979
Yunanistan
Boğaziçi Açıklaması
25 Haziran 1992
Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya, Ukrayna, Yunanistan
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması
 4 Mayıs 1992
Ukrayna
Bükreş Sözleşmesi
15 Ocak 1994
Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Ukrayna
Barselona Sözleşmesi
16 Şubat 1996
Avrupa Birliği, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Cezayir, Fas, Fransa, Hırvatistan, İspanya, İsrail, İtalya, Karadağ, Kıbrıs Cumhuriyeti, Libya, Karadağ, Malta, Mısır, Monako, Slovenya, Suriye, Tunus, Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Yatırımların Karşılıklı Olarak Teşviki ve Korunması Anlaşması
20 Ocak 2000
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Suç, Terör, Organize Suçlar, Uyuşturucu Kaçakçılığı ve Yasadışı Göçle Savaş Anlaşması
20 Ocak 2000
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Kültürel İşbirliği Anlaşması
4 Şubat 2000
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşması
4 Şubat 2000
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Ekonomik İşbirliği Anlaşması
4 Şubat 2000
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Deniz Ulaştırma Anlaşması
4 Şubat 2000
Yunanistan
Türkiye-Yunanistan Gümrük İdareleri Arasında İşbirliği ve Yardımlaşma Anlaşması
4 Şubat 2000
Yunanistan
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret Anlaşması
17 Temmuz 2003
Afganistan, Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan
Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması
16 Ağustos 2010
Azerbaycan
Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

Hapishane Defterleri

0
Hapishane Defterleri - Antonio Gramsci

Hapishane Defterleri, Antonio Gramsci’nin hapiste olduğu süre boyunca 30’dan fazla defterde yazdığı toplam 3000 sayfalık tarih ve analiz yazılarının topluca yayınlanmış halidir. Antonio Gramsci’nin yazıları Hapishane Defterleri(Quaderni dal Carcere) adlandırılmıştır.

Hapishane Defterleri

Hapishane Defterleri, Gramsci’nin siyasi, kültürel, felsefi, tarihsel ve edebi konuları kapsayan araştırmalarının ve analizlerinin derlendiği bir kitaptır.

Hapishane Defterleri, Gramsci’nin İtalya tarihini ve milliyetçiliğini analiz ederken Marksist teori, eleştirel teori (critical theory) ve kendi adıyla anılan eğitim teorisiyle ilgili düşüncelerinin derlendiği kitaptır. Kitapta, kapitalist devleti inşa aracı olarak hegemonya, işçi sınıfı içinde entelektüellerinin çıkabilmesine yol açabilmek için, halk işçi eğitimi gereksinimi, egemenliğin doğrudan ya da zor yoluyla gerçekleştiği siyasi toplum, polis, ordu, yasal sistem ve benzeri yapılar analiz edilmiştir. Kitap, egemenliğin ideoloji ya da rıza yoluyla gerçekleştiği sivil toplum, aile, eğitim sistemi, sendikalar gibi kurumları incelemiştir. Hapishane Defterleri, yoğun şekilde ekonomik determinizm ve felsefi maddecilik eleştirisi yapmaktadır.

Antonio Gramsci ile ilgili 1937 tarihli gazete haberi

Gramsci, Musolini tarafından tutulduğu hapishaneden baldızına yazmış olduğu mektupta “tüm zamanlar için geçerli” bir felsefi eser yazmak istediğinden bahsetmiş, hapishane defterlerinin bu kitap olduğu anlaşılmıştır.

Kitapta metodolojik olarak sivil toplum ve devlet ayrımı yapmıştır. Gramsci’nin ulaştığı teorik açılımlar Doğu-Batı farklılığına özel bir vurgu yapmaktadır. Gramsci’ye göre doğuda sivil toplum gelişmemiştir. Batıda ise sivil tolum ve işçi sınıfı gelişmiş olduğundan; mücadele edilmeli, egemen sınıfın hegemonyasına karşı bir hegemonya kurmak için aydınların ve işçi sınıfının birlikte hareket etmesi gerekmektedir.

Gramsci, teorilerinin çoğunu İtalya’da işçi konseylerinin aldığı yenilginin nedenleri üzerinde kafa yorarken geliştirmiştir. Fikirlerindeki esin kaynağı dönemin sosyalist aydınlarından olduğu gibi Ekim Devrimidir.

Yazarın dünya tasavvurunu özetleyen kitap Türkiye’de birçok yayınevi tarafından farklı şekillerde basılmıştır. Toplam 33 defterden oluşan Hapishane Defterlerinin orijinal baskısı beş cilt olarak düzenlenmiştir.

Gramsci, devrimci örgütün demokratik merkeziyetçilik ilkesi hakkında da fikir açıcı görüşler bildirmiştir. O’na göre yüksek derecede merkezileşme zorunluyken bu; hiçbir şekilde tabanın pasif biçimde bir memur ve komuta anlayışıyla hareket etmesi anlamına gelmez; aksine parti militanlarının parti politikasının bilinçli aktif örgütleyicileri olmaları beklenir.

Gramsci, demokratiklik ve merkeziyetçilik arasındaki gerilim hakkında; “Bürokratikleşmiş hale gelme tehlikesinin var olduğu doğrudur, her organik süreklilik göz önünde tutulması gereken bu tehlikeyi yansıtır. Gene de süreksizlik ve doğaçlama tehlikesi daha büyüktür.” demektedir.

Yazar Antonio Gramsci Hakkında
Antonio Gramsci

Gramsci, İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist teorisyendir.  Gramsci, 22 Ocak 1891 tarihinde İtalya’nın Sardunya adası’nda bulunan Ales’te doğmuş, 27 Nisan 1937 tarihinde Roma’da ölmüştür. Gramsci soyadının bir Arnavut kasabası Grameç ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Gramsci, 1911’de Torino Üniversitesini kazanmış, edebiyat okumuş ve dil bilimi ile ilgilenmiş, 1913 sonlarında İtalya Sosyalist Partisi’ne katılmıştır. Antonio Gramsci,1916 yılında Sosyalist Parti resmi yayın organı Avanti editörü olmuş ve topluluklar karşısında konuşmalar yapmaya başlamış, 1917 Ağustos devrimci ayaklanmalarının ardından Sosyalist Parti liderlerinin tutuklanmasıyla parti Geçici Komitesine seçilmiş, Torino’da sosyalist liderlerden biri haline gelmiştir.

İşçi konseylerinin ulusal bir harekete dönüşememesi ve Sosyalist Partinin başarısız olacağına inanması nedeniyle Komünist Partinin gerekliliğine inanmış; İtalyan Komünist Partisi 21 Ocak 1921’de Livorno kentinde kurulmuştur. Gramsci, komünist lider Bordiga’nın yardımcısı olmuş, 1922 yılında yeni partinin bir temsilcisi olarak Rusya’ya gitmiştir.

İtalya Komünist Partisinin kurucu üyesidir ve bir süre liderliğini yürütmüştür. Gramsci, 1924 yılında İtalya Komünist Partisi başkanı olmuş, Venedik seçimlerinde milletvekilli seçilmiştir.

Gramsci, Faşist Musolini hükumetinin bir saldırıyı gerekçe göstererek olağanüstü hal ilan etmesinin ardndan milletvekili dokunulmazlığına rağmen 9 Kasım 1926 tarihinde tutuklanmıştır. Yapılan yargılama sırasında davanın savcısı “Yirmi yıl bu beynin işlemesini durdurmalıyız” ifadesini kullanmış, önce 5 yıl ve sonra da yıl 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Gramsci, 1934 yılında yaşamış olduğu ağır sağlık sorunları sonucunda şartlı olarak tahliye edilmiş, özgürlüğüne kavuştuktan kısa bir süre sonra 46 yaşında Roma’da ölmüştür.

Yazar Antonio Gramsci ve Felsefe Dünyası

Antonio Gramsci, 20. yüzyılın önde gelen Marksist teorisyenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Antonio Gramsci, siyasal kuramını oluştururken 16. yüzyıl İtalyan düşünürü Niccolò Machiavelli, Marksizmin kurucusu Karl Marx,  — filozof, tarihçi, ekonomist ve Rusya’daki Ekim Devrimi’nin önderlerinden Vladimir İlyiç Lenin, İtalya’nın ilk önemli Marksist kuramcısı Antonio Labriola, Fransız sendikacı yazar Georges Sorel, Henri Bergson ve Benedetto Croce gibi isimlerden etkilenmiştir.

Antonio Gramsci’nin teorileri, ardılları olan Perry Anderson, Michael Apple, Louis Althusser, Nicos Poulantzas, David Harvey, Edward Said, Cinsiyet Belası isimli eserin yazarı Judith Butler, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi isimleri etkilemiştir.

Modern Prens/Machiavelli Siyaset ve Modern Devlet Uzerine

Balkan Anayasa Mahkemeleri İşbirliği Hakkında İstanbul Deklarasyonu

0

Balkan Anayasa Mahkemeleri İşbirliği Hakkında İstanbul Deklarasyonu; Balkan Ülkeleri Anayasa Mahkemeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ve Balkanlar’da demokrasinin gelişimi ve insan haklarının yükseltilmesi amacıyla ilan edilmiştir. Deklarasyon; Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemelerinin Başkanları ve/veya Üyeleri 27 Nisan 2017 tarihinde İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda açıklanmıştır.

Mahkeme temsilcileri, işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla bir forum kurulmasına karar vermişler ve ileride Balkan Anayasa Mahkemeleri Birliğini kurma konusundaki iyi niyet ve arzularını İstanbul Deklarasyonuyla ifade etmişlerdir.

BALKAN ANAYASA MAHKEMELERİ İŞBİRLİĞİ HAKKINDA İSTANBUL DEKLARASYONU

Biz, Arnavutluk Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemelerinin Başkanları ve/veya Üyeleri olarak;

Anayasa Mahkemelerinin temel ve bireysel hakların uygulanması için hukukun üstünlüğünün sağlanmasında oynadığı önemli rolü DİKKATE ALARAK,

Anayasa Mahkemeleri arasında hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının anayasal davalar ve içtihatlara ilişkin olarak tecrübe ve bilgi paylaşımı suretiyle yakın işbirliğinin geliştirilmesi ihtiyacını GÖREREK,

Ortak tarihsel bağlara, kültür ve medeniyete sahip olduğumuz Balkanlarda karşılıklı saygı ve yargısal bağımsızlık temelinde demokrasinin gelişimi ve insan haklarının yükseltilmesi için anayasa yargısı alanında iyi uygulama örnekleri ve bilginin paylaşılması suretiyle ortaklık kurma konusundaki ortak anlayışımızı YİNELEYEREK,

Balkan Anayasa Mahkemeleri arasında Balkan Anayasa Mahkemeleri Birliğinin gelecekte muhtemelen kurulması amacıyla konferanslar, çalıştaylar ve sempozyumlar düzenleyerek iyi niyet ve arzuyla hazırlıklar yapılması İNANCIYLA,

İstanbul’da 27 Nisan 2017 tarihinde yapılan toplantıda oluşan ortak iradeyi HATIRLATARAK,

1. Gelecekte muhtemelen bir Birlik kurma düşüncesiyle gayrı resmi bir platform olan Balkan Anayasa Mahkemeleri Forumunu kurma kararının KABUL EDILMESINE,

2. Forumu iki yıl içinde Türkiye Cumhuriyetinde daha sonra periyodik olarak her iki yılda bir diğer Balkan Ülkelerinde TOPLANMASINA,

Karar verildiğini ilan ederiz.

27 Nisan 2017 tarihinde Dolmabahçe Sarayında, İstanbul/Türkiye’de; Arnavutluk Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemeleri tarafından imzalanmıştır.

Fenomenoloji ve Hukuk

0
Fenemenoloji ve Hukuk - Niyazi ÖKTEM

Fenomenoloji ve Hukuk isimli eser Prof. Dr. Niyazi ÖKTEM tarafından 1981 yılında yazılmış ve çeşitli tarihlerde farklı yayınevleri tarafından basılmıştır. Kitabın üçüncü baskısı 2012 yılında Yetkin Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuştur.

Fenomenoloji ve Hukuk – Niyazi ÖKTEM

Kitabın sunumunda, çağımızda fenomenolojinin etkilemediği bir düşünce akımının olmadığına ve büyük etkisine rağmen fenomenolojinin anlaşılmasının çok güç olduğuna vurgu yapılmış; kitapta amaç genel fenomenoloji felsefesinin verilerinden yol alarak hukukun fenomenolojik yorumunu yapmak hedef olarak açıklanmış, hukuk ile fenomenolojinin ilişkisi irdelenmiştir.

Prof. Dr. Niyazi Öktem
Kitabın Bölüm Başlıkları
  • Fenomenolojik Akımın Genel Felsefesi
  • Genel Olarak  Varlık Ve Öz
  • Bilgi Kuramı
  • Değer ve Fenomenoloji
  • Fenomenolojiye İlişkin Sorunlar
  • Fenomenolojik Akımın Hukuk Felsefesine Yansıması Hukuk Felsefesi Ve Hukuka İlişkin
  • Değişik Okulların «Öz» Arayışları
  • Fenomenolojinin Öze Yöneliş Yönteminin Hukuka Uygulanması
  • Hukukun Özü Normdur Anlayışı
  • Hukukun Özü Adalettir Anlayışı
  • Hukukun Özü Toplumsal Realitedir Anlayışı
  • Hukukun Kendine Özgü «A Priorî» Bir Özü Vardır Anlayışı

Fenomenoloji ve Edmund Husserl

Fenomenoloji, Alman filozof Edmund Husserl tarafından yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde kurulan bir felsefe akımıdır. Felsefeciler tarafından bir metodoloji ve yöntem olarak tarif edilmekte; kavramlar ve kategoriler geliştirerek özgün bir felsefe akımı meydana getirdiği kabul görmektedir. Husserl, metafizik yerine somut yaşamı kriter olarak öne sürmüş, tıkanmış olan felsefeye yeni bir başlangıç yapmak istemiş; fenomeni, yani dolaysız olarak var olanı betimlemeye dayanan bir yöntem geliştirmiş, bu yöntem üzerinden kavramlar ve kategoriler oluşturarak özgün bir felsefe akımı yaratmıştır.

Edmund Husserl 8 Nisan 1859 tarihinde doğmuş, Berlin ve Viyana’da matematik, fizik, astronomi, felsefe eğitimi almıştır. Husserl’in 1907 yılında Göttingen Üniversitesi’nde verdiği dersler, fenomenolojinin temel varsayımlarını ve kavramlarını oluşturmuş, Heidegger, Sartre ve Foucault bu akımdan etkilenmişlerdir. Husserl, 27 Nisan 1938’de ölmüştür.

Edmund Husserl

Husserl’e göre, “Görerek, aydınlatarak, anlam belirleyerek ve anlam ayrımı yaparak yol alan Fenomenoloji; karşılaştırır ve ayrım yapar, bağlar, ilişkiye sokar, parçalara böler, ögelerine ayırır. Kuramlaştırmaz, matematikleştirmez; çünkü, tümdengelimli kuram alamında hiçbir açıklamada bulunmaz”.

Fenomenoloji, diğer felsefi akımlarındaki gibi özne-nesne ilişkisini konu edinmiş, nesnelerin genel yasalara bağlı olmadığını ve varlıklarının rastlantı kavramıyla açıklanabileceğini ileri sürmüştür. Nesnelerin, kendine özgü, kendinde var olan ve daima geçerli, değişmez bir yapısı bulunmaktadır. İnsanlardan bağımsız olarak var olan nesneler dünyası fiziğin ya da metafiziğin ürünü olmayıp mutlak bir varlık arz etmekte ve gerçekliği oluşturmaktadır.

Fenomenoloji, öz’lerin araştırılmasına ve betimlenmesine odaklanmış, bu betimlemeyi yaparken bilinci esas almış, bilincin özünün betimlenmesini konu edinmiştir. Kurama göre dünya deneyimlerimizin tamamı, en somut algılardan en soyut matematik formüllerine kadar bilinç tarafından kurulmuş olduğundan bilincin sistematik incelemesini hedeflemekte; epistemolojiye dayanma düşüncesinden uzak durmaktadır.

Fenomenolojik yöntem, hem bildiklerimizi hem de gerçekliği dışta bırakarak bilginin nasıl ve hangi süreçlerde oluştuğunu veya oluşturulduğu anlaşılmaya çalışmakta Askıya Alma” ve Fenomenolojik İndirgeme(epokhe) metodlarını kullanmaktadır. Özün bilgisine ulaşmak iki tür indirgeme işlemi ile olanaklı olabilir. Epokhe, zihinsel edimlerin, bu edimlerle ya da dünyadaki nesnelerin var oluşuyla ilgili kavram ve ön kabullerden bağımsız olarak betimlenmesini, zihinsel edimler betimlenirken nesnelerin de betimlenmesini esas almakta; nesneler, var olup olmadıklarına bakılmaksızın bir fenomen olarak betimlenmektedir. Bu yöntem nesnelerin bilinişi sırasında bu nesnelerin kurulduğu ya da inşa edildiği süreçleri de dikkate almaktadır.

Hüzzam

0
AYŞENUR ÖZTURANLI
HÜZZAM – TİYATRO OYUNU 
https://www.facebook.com/prinkiposanat/

Güner Sümer’in Hüzzam adlı oyunu dönemin değişen sosyal yaşam dinamiklerini sorgulayarak, giderek gelişen rekabetçi ve acımasız kapitalizm koşullarına, bencilliğe, vicdan kaybına ayak uydurmayan bir kadının sosyal, ailevi, sınıfsal ve kültürel yenilgisini trajik-ironik bir şekilde anlatan son derece önemli bir oyundur.

İnsan ilişkilerinden sınıfsal dayanışmaya çevrenin tahribatından, ailevi değerlerin giderek birer birer yitişinin bir kadının yenilgisinde hüzünlü temsili, o günden bugüne değişen parçalanan insan hayatlarının hem bireysel hem toplumsal aynasında bizi yeniden yeniden düşünmeye itiyor…

Öte yandan kadın sorunun, kadının sistemik sorunlarının daha fazla altında kalıyor oluşuna dair güncel tartışmaya katkıda bulunarak, oyunun öncü ve yenilikçi içeriğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

HÜZZAM, 1970’lerde yazılmasına rağmen bugünün kentli insanın daha da katlanarak arttığı yalnızlığı, sosyal statülerin ve işçi sınıfının kaybolmuş emeğine ve yitip giden hayata karşı bir kadının geçte olsa uyanışının hüzünlü ama coşkulu hikayesidir.

Güner Sümer’in Yaşamı

Güner Sümer 1936’da Nallıhan’da doğdu. 27 Nisan 1977’de Ankara’da öldü. Kısa ömründe şair, öykü ve oyun yazarı, çevirmen, oyuncu, yönetmen olarak ürünler verdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini tamamlamadan 1960’da Paris’e gidip Charles Dullin’in okulunda tiyatro öğrenimi gören Sümer, Barrault, Vilar, Georges Wilson gibi ustaların yanında çırak olarak çalıştı. Sonra Asaf Çiğiltepe’nin İstanbul’da kurduğu Arena Tiyatrosu’na katıldı., ardından Çiğiltepe’nin ölümünden sonra (1967) AST’ı yönetti. İlk oyunu YARIN CUMARTESİ 1961’de İstanbul’da Site Tiyatrosunda Kenterlerce sahnelendi. Yöneten Lütfi Akad’dı. İkinci oyunu BOZUK DÜZEN’i 1965’de Muhsin Ertuğrul döneminde, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kendi sahneye koydu. Ardından Haldun Dormen oyunu sinemaya uyguladı.

12 Mart olaylarından sonra yeniden Paris’e giden Sümer, HÜZZAM’ı 9 Nisan 1972 günü Paris’te yazmaya başladı ve 31 Ağustos 1972’de Alanya’nın Yeşilköy’ünde ablası Adalet Ağaoğlu’nun evinde tamamladı. HÜZZAM’la önce Yıldız Kenter, sonra Ayla Algan, daha sonra Nisa Serezli ilgilendi ama oyun bir türlü sahnelenemedi. Sümer’in ölümünden altı yıl sonra, Adalet Ağaoğlu, kardeşinin tüm yapıtlarının iki cilt olarak yayımlanmasını sağladı. (Ada Yayınları, 1983) Dört oyunu kapsayan ikinci ciltte HÜZZAM da vardı. O sırada İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan sorumlu olan Can Gürzap oyunu okur okumaz 1983-84 mevsimi repertuarına aldı ve HÜZZAM’ın yazılışından on bir yıl sonra sahnede görülmesini sağladı. Başrolü Tomris Oğuzalp canlandırdı. Yönetmen Serpil Tamur’du. Aynı mevsim oyun Ankara Devlet Tiyatrosu repertuarına da girdi ve İstanbul’un yanı sıra sahnelendi.

Ankara’da Olcay Poyraz’ın yönettiği HÜZZAM’ı Maral Üner canlandırıyordu. 1984’ten 1989’a başkentin Oda Tiyatrosu’nda beş yıl aralıksız olarak sahnelenen HÜZZAM, üç yıl sonra yeniden repertuara girdi ve geçen Mart ayında Kadınlar Haftası etkinlikleri nedeniyle birkaç temsil için İstanbul’un Oda Tiyatrosu’na gönderildi. Hüzzam son olarak Ayla  Algan yönetmenliğinde Ayşenur Özturanlı tarafından 2017 yılında yeniden sahnelenmeye başladı.

Aydınlanma Çağı

0

Avrupa’da krallıklar ve monarşiler dönemi 1789 Fransız Devrimi’ne kadar devam etmiş, monarşi döneminin bitmesinden itibaren modern devlet anlayışı ortaya çıkmıştır. Fransız Devriminden sonraki siyasal süreç modern devlet anlayışının ikinci aşaması olarak kabul edilmektedir.

Egemenlik, meydana gelen gelişmeler sonucunda kraldan alınarak topluma devredilmiş ve egemenliğin demokratik olarak dağıtılması amaçlanmıştır. Egemenliği kullanan devlet organlarının kullanabileceği yetkilerin sınırsız ve denetimsiz olduğu dönem sonlandırılmış, belirli sınırlar dahilinde kullanılabilen egemenlik birçok denetim araçları ile meşruiyet temeline oturtulmuştur. Sınırlı egemenlik anlayışı, egemenliğin sınırlandırıldığı ve demokratik ilkelerle yürütüldüğü bu dönemin siyasal iktidar tipi ulus devlettir.

Aydınlanma dönemi yada diğer ifadesi ile aydınlanma çağı, dinsel dogma ve tanrısal yasalarını yerine laik ve akılcı doktrinin kabul edilmeye başlandığı, düşünce dünyasının temel hak ve özgürlükler, serbest piyasa ekonomisi, kuvvetler ayrılığı, devlet erkinin sınırlandırılması, halkın devlet yönetimine demokratik yollarla katılması, doğrudan demokrasi ve anayasacılık hareketleri gibi konularla şekillendiği, 20. ve 21. yüzyıllardaki modern demokrasilerin temellerinin atıldığı, Avrupa’da ulus devletlerin oluşmaya başladığı, ulusal birliklerin tamamlandığı bir siyasal dönemdir.

Aydınlanma Çağı, devlet yönetimlerindeki siyasal dönüşümlerin siyaset bilimi ve hukuk felsefesi alanındaki gelişmelerle paralel süreçler izlediği, düşünce akımlarının tüm toplum katmanlarını etkilediği bir dönemdir. Günümüzde tüm dünya tarafından bilinen ve felsefi görüşleri nesiller boyu aktarılan birçok düşünür ve bilim insanı bu döneme damgasını vurmuştur.

Aydınlanma çağında siyaset kuramının oturduğu temel, doğal haklar, serbest piyasa, kuvvetler ayrılığı, toplum sözleşmesi, halk egemenliği teorisi ve meşruiyetin kaynağının demokratik haklar olmasıdır. Demokratik haklar hiçbir ülkede kendiliğinden tanınmamış,  kilise ve diğer kurumlarda yapısal değişimler meydana gelmiş, düşünce akımlarının tetiklediği sosyal olaylar tarihin seyrini değiştirerek modern devletin ve bireyi esas alan bugünkü çağdaş demokrasilerin oluşmasının önü açılmıştır.

Aydınlanma Çağı Düşünürleri ve Döneme Ait Eserler

Simone de Beauvoir

Denis Diderot,

Claude Adrien Helvétius,

Jean-Jacques Rousseau,

Voltaire

Jean le Rond d’Alembert

René Descartes

Claude Adrien Helvétius

Pierre-Simon Laplace

Julien Offray de La Mettrie

Denis Diderot

Montesquieu

Mary Wollstonecraft

Fransa Anayasası

Olympe de Gouges

Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi

26 Ağustos 1789 Tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü

İran Mektupları

Kanunların Ruhu Üzerine

Thomas Paine

Bükreş Bildirgesi

0
Bükreş Bildirgesi, 26-27 Nisan 2012 tarihlerinde yapılan Bologna Bakanlar Konferansı’nda kabul edilmiştir. Avrupa'da yükseköğretimi dönüştürmeyi amaçlayan Bologna Süreci'nin 2012 yılında ulaştığı aşamayı özetleyen ve geleceğe dair hedefleri belirleyen temel belgedir. 

Bükreş Bildirgesi, 26-27 Nisan 2012 tarihlerinde yapılan Bologna Bakanlar Konferansı’nda kabul edilmiştir. 2012 Bükreş Bakanlar Konferansında 47 Avrupa Yükseköğretim Alanı bakanlık delegasyonu, Avrupa Komisyonu temsilcileri, Bologna Süreci danışma üyeleri  ve  Bologna Takip Grubu ortakları bir araya gelmiştir. 

Avrupa’da yükseköğretimi dönüştürmeyi amaçlayan Bologna Süreci’nin 2012 yılında ulaştığı aşamayı özetleyen ve geleceğe dair hedefleri belirleyen temel belgedir. 

Bükreş Bildirgesi’nin Ana Çerçevesi 

Bildirge, Avrupa’da yaşanan ekonomik krize karşı çözüm olarak yükseköğretime yatırım yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Üniversitelerin, yaratıcı, eleştirel düşünebilen ve sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

Kalite güvencesinin tüm Avrupa genelinde standartlara uygun biçimde işletilmesi ve bu sayede yükseköğretimde şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanması amaçlanmıştır. Bükreş Bildirgesi, yükseköğretimin her kesim için erişilebilir olması gerektiğini, katılımcı yönetişim anlayışını zorunlu olduğunu temel almıştır. Üniversitelerin özerk ama hesap verebilir kurumlar olmasına özel bir atıf yapılmıştır. 

26-27 NİSAN 2012 TARİHLİ BOLOGNA BAKANLAR KONFERANSI’NDA KABUL EDİLEN BÜKREŞ BİLDİRGESİ

Potansiyelimizin en iyisini gerçekleştirmek: Avrupa Yükseköğretim Alanı’nı güçlendirmek

Biz, yükseköğretimden sorumlu Bakanlar olarak, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın mevcut durumunu değerlendirmek ve gelecekteki öncelikleri belirlemek amacıyla 26-27 Nisan 2012 tarihlerinde Bükreş’te bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Gelecek için yükseköğretime yatırım yapmak

Avrupa’nın içinde bulunduğu ekonomik ve mali krizin yıkıcı sosyal etkileri, yükseköğretime ayrılan fonların azalmasına ve mezunların iş bulmalarıyla ilgili belirsizliklere yol açmaktadır. Mevcut zorlukların giderilmesinde yükseköğretim önemli bir araçtır. Güçlü ve hesap verebilen yükseköğretim sistemleri başarılı bilgi toplumları oluşturur. Yükseköğretim şimdi, her zamankinden fazla olarak, krizden kurtulma çabalarının merkezinde yer almalıdır.

Bu doğrultuda geleceğimize yatırım yapmak üzere, mümkün olan en fazla kaynağı yükseköğretime tahsis etmeyi taahhüt ediyoruz. Kurumlarımızı ekonomik büyüme ve demokrasilerimizin sürdürülebilir gelişimi için ihtiyaç duyulan yaratıcı, yenilikçi, eleştirel düşünen ve sorumluluk sahibi mezunlar eğitmeleri için destekleyeceğiz. Bu yolla genç işsizliğini azaltmak için çalışacağız.

Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA)’nın dünü, bugünü ve yarını

Bologna reformları Avrupa çapında yükseköğretimin görünümünü değiştirmiştir. Avrupa’daki yükseköğretim sistemleri artık birbirleriyle daha uyumlu ve karşılaştırılabilirdir. Kalite güvence sistemleri güven oluşumuna katkıda bulunmaktadır ve yükseköğretim yeterlilikleri sınırlar arasında daha tanınır olmuştur ve yükseköğretime katılım genişlemiştir. Bugün öğrenciler daha geniş eğitim fırsatlarından yararlanmaktadır ve hareketlilikleri artmıştır. Bütünleştirilmiş AYA vizyonu ulaşılabilir hale gelmiştir.

Fakat yine de, Bologna Sürecinin uygulanması raporundan da görüleceği üzere, değişimi sürekli hale getirmek için daha fazla çaba göstermek gerekecektir. Özellikle üç dereceli sisteme geçişi tamamlanması, AKTS kredilerinin kullanılması, Diploma Eki verilmesi, kalite güvencesi ve öğrenme kazanımlarının tanımlanması ve değerlendirilmesini de kapsayacak şekilde yeterlilikler çerçevesinin uygulanması konularındaki politikalarda daha fazla tutarlılık olmalıdır.

Aşağıdaki hedeflere yönelik olarak çalışacağız: Herkes için kaliteli yükseköğretim sağlamak, mezunların istihdamını artırmak ve daha iyi öğrenmenin bir aracı olarak hareketliliği güçlendirmek.

Bu hedeflere yönelik eylemlerimiz, ulusal uygulamalarımızın AYA’nın hedefleri ve politikalarıyla yakınlaştırılmasına temel sağlayacaktır. 2012-2015 dönemi için, Bologna eylem başlıklarının daha kapsamlı uygulanmasını amaçlıyoruz ve yükseköğretim kurumlarımızı ve paydaşları anlamlı değişiklikler yapmaları konusunda tam olarak destekleyeceğiz.

Herkes için kaliteli yükseköğretim sağlamak

Yükseköğretime erişimin genişletilmesi toplumsal ilerleme ve ekonomik kalkınma için bir ön koşuldur. Kaliteli yükseköğretime erişimi tümüyle genişletmek üzere ulusal tedbirler uygulanmasına karar verdik ve tüm AYA ülkelerinde yükseköğretimin ilerlemesini sağlamak ve bitirme oranlarını yükseltmek için çalışacağız.

Yükseköğretim kurumlarına giren ve bu kurumlardan mezun olan öğrenci toplulukları Avrupa nüfusunun çeşitliliğini yansıtmalıdır. Bundan sonraki çalışmalarımızı yükseköğretimde sosyal boyutu geliştirmek, eşitsizlikleri azaltmak ve rehberlik ve yönlendirme, önceki öğrenmenin tanınmasını da kapsayacak şekilde esnek öğrenme yolları ve alternatif geçiş yolları konularında yeterli öğrenci destek hizmetleri sağlamak üzere az temsil edilen gruplara yönelteceğiz. Söz konusu sosyal boyut ile ilgili akran öğrenmenin kullanılmasını teşvik etmekteyiz ve bu alandaki ilerlemeyi izlemeyi hedeflemekteyiz.

Öğrencileri, kendi öğrenmelerinin aktif katılımcıları olmaya dahil eden yenilikçi metotlarla belirlenmiş bir öğrenci-merkezli eğitimi teşvik edeceğimiz taahhüdünü yineliyoruz. Yükseköğretim kurumları, öğrenciler ve çalışanlar ile birlikte, destekleyici ve ilham verici bir çalışma ve öğrenme ortamı yaratılmasını kolaylaştıracağız.

Kalite güvencesi , güven inşa etmek ve sınır ötesi eğitim sağlamayı da içerecek şekilde AYA’nın sunduklarının çekiciliğini artırmak için gereklidir. Kalite güvencesi için kamusal sorumluluk taşıyacağımızı ve farklı paydaşları da bu sürece aktif olarak dahil edeceğimizi taahhüt ediyoruz. “Kalite Güvencesi için Avrupa Standart ve İlkeleri”nin (European Standards and Guidelines for Quality Assurance-ESG) uygulanması ile ilgili raporları için E4 grubuna (ENQA, ESU, EUA ve EURASHE) teşekkür ediyoruz. ESG’yi açıklığını ve kullanılabilirliğini geliştirmek üzere yeniden gözden geçireceğiz. Bu gözden geçirme, E4 Grubu’nun Education International, BUSINESSEUROPE ve EQAR ile işbirliği içinde hazırlayacakları başlangıç teklifi üzerinde temellenecektir ve Bologna İzleme Grubu’na sunulacaktır.

EQAR’ın dış değerlendirmesini memnuniyetle karşılıyoruz ve kalite güvence ajanslarını bu oluşuma üye olmaları için teşvik ediyoruz. EQAR tarafından tescilli ajansların AYA çapında faaliyette bulunmalarına izin verirken, ulusal gerekliliklere de riayet edeceğiz. Özellikle de, EQAR tarafından tescilli ajansların ortak ve çift derece programlarının kalite güvence sonuçlarını tanımayı hedefliyoruz.

Yükseköğretim için kamusal sorumluluk taşımayı taahhüt ediyoruz ve yükseköğretimin finansmanı ve yönetişimi ile ilgili diyalog başlatma ihtiyacının farkındayız. Ortak hedeflerimize ulaşmak için uygun finansman araçları geliştirmenin önemini kabul ediyoruz. Ayrıca, yükseköğretim kurumlarında daha etkili yönetişim ve idari yapıların geliştirilmesinin önemini vurguluyoruz. Tüm seviyelerdeki yönetişim yapılarına öğrencilerin ve personelin katılımlarını desteklemeyi taahhüt ediyoruz ve akademik özgürlüğü içeren özerk ve hesap verebilir yükseköğretim kurumları ile ilgili taahhüdümüzü yineliyoruz.

Avrupa’nın ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere istihdam edebilirliği güçlendirmek

Günümüz mezunlarından çapraz, çok disiplinli ve yenilik (inovasyon) beceri ve yetkinliklerini toplumun ve iş piyasasının daha geniş ihtiyaçlarına cevap verebilecek güncel ve konuya özgü bilgiyle birleştirmeleri gerekmektedir. İşverenler, öğrenciler ve yükseköğretim kurumları arasındaki işbirliğini iyileştirmek yoluyla ve özellikle de mezunların yenilik ve girişimcilik potansiyellerinin artmasına yardım edecek çalışma programları geliştirerek istihdamı ve mezunların kariyerleri boyunca kişisel ve mesleki gelişimlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bunu işverenler, öğrenciler ve yükseköğretim kurumları arasındaki işbirliğini artırarak ve özellikle de, mezunların inovasyon, girişimcilik ve araştırma potansiyellerini artırmalarına yardımcı olacak programların geliştirilmesi yoluyla başaracağız. Hayat boyu öğrenme, değişen iş piyasası ihtiyaçlarını karşılamak için önemli bir faktördür ve yükseköğretim kurumlarının, işgücü becerilerinin yükseltilmesini de kapsayacak şekilde bilginin transferi ve bölgesel gelişimin güçlendirilmesinde merkezi rolü vardır.

Daha iyi öğrenme için hareketliliği güçlendirmek

Öğrenme hareketliliği, AYA ve dışındaki sınır ötesi işbirliğini genişletmek, öğrencilerin istihdam edilebilirliğini ve yükseköğretimin kalitesini artırmak için gereklidir. Yükseköğretimin uluslararasılaşmasını teşvik etme çabalarımızın bütüncül bir parçası olarak, “Daha iyi Öğrenme için Hareketlilik” stratejisini, hareketlilik hedefiyle birlikte kabul ediyoruz.

Eşit erişim ve hareketlilik fırsatları sağlamak için öğrencilere yeterli mali destek verilmesi gereklidir. Bu bağlamda ulusal kredi ve hibelerin AYA çevresinde taşınabilirliği taahhüdümüzü yinelemekteyiz ve Avrupa Birliği’nden politikaları aracılığıyla bu çabamızda bizleri desteklemesini beklemekteyiz.

Örgün, yaygın ve resmi olmayan öğrenmelerin tanınmasını da kapsayacak adil bir akademik ve mesleki tanınma AYA’nın merkezindedir. Bu, öğrencilerin akademik hareketliliğine doğrudan fayda sağlar, mezunların mesleki hareketlilik şanslarını iyileştirir ve yakınsama ve edinilen güven derecesinin doğru biçimde ölçülmesini sağlar. Etkili ve uygun tanınmanın önündeki engelleri kaldırmalıyız. Böylelikle ulusal mevzuatlarımızı Lizbon Tanınma Sözleşmesi doğrultusunda yeniden gözden geçireceğimizi taahhüt etmekteyiz. Avrupa Tanınma Alanı El Kitabı (European Area of Recognition – EAR)’nı memnuniyetle karşılıyoruz ve bu dokümanın yurtdışında alınan yeterliliklerin tanınmasında bir ilkeler seti ve başarılı uygulamalar dokümanı olarak kullanılmasını tavsiye ediyoruz.

Daha geniş bir AYA yaklaşımının bir parçası olarak yükseköğretim kurumlarını daha fazla ortak program ve derecelergeliştirmeleri yönünde teşvik ediyoruz. Ulusal kapsamda işbirliği ve hareketlilik önündeki engelleri ortadan kaldırmak üzere ortak programlar ve derecelerle ilgili ulusal kural ve uygulamaları yeniden gözden geçireceğiz

Dünyadaki diğer bölgelerle işbirliği ve uluslararası açıklık, AYA’nın gelişimi için temel faktörlerdir. 2007’deki “Küresel Düzlemde AYA” stratejisinde ortaya konan stratejik önceliklerle uyumlu AYA hedef ve ilkelerini küresel bir anlayışla incelemeyi taahhüt ediyoruz. Uluslararasılaşmayla ilgili gelişmelere yönelik ilkeler sunmak amacıyla 2015 yılına kadar stratejinin uygulanmasını değerlendireceğiz. Bologna Politika Forumu diyalog için fırsat oluşturmaya devam edecek ve formatı küresel ortaklarımızla birlikte daha fazla geliştirilecektir.

Siyasi hedeflere destek olmak üzere veri toplanma ve şeffaflık konularında iyileştirme

Yükseköğretimle ilgili bilgi ve verilen kalitesinin geliştirilmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Özellikle istihdam edebilirlik, sosyal boyut, hayat boyuöğrenme, uluslararasılaşma, hibe/kredilerin taşınabilirliği, öğrenci ve personel hareketliliği konularında daha hedefe yönelik veri toplanmasını teşvik ediyoruz. Reformların uygulanması ile ilgili izleme yapmasını Eurostat, Eurydice ve Eurostudent’tan rica ediyoruz ve 2015 yılında bize bu konuda bir geri bildirim raporu sunmalarını istiyoruz.

Gönüllü akran öğrenme sistemini geliştireceğiz ve bu sistemi Avrupa yükseköğretiminin karşılaştığı zorlukları cevaplayacak dinamik bir yol olarak iyi uygulamaları teşvik etmek ve Bologna reformlarının uygulama düzeyini değerlendirmek üzere isteyen ülkeler için gözden geçireceğiz (AYA Akran Öğrenme Girişimi).

Yükseköğretim sistemlerini halk ve özellikle de öğrenciler için daha anlaşılır hale getireceğiz. Mevcut ve gelişmekte olan şeffaflık araçlarının iyileştirilmesini destekleyeceğiz. Böylelikle bu araçlar daha kullanıcı odaklı ve deneysel kanıta dayandırılabilecektir.

2012-2015 için Önceliklerin Belirlenmesi

Ulusal seviyede, ilgili paydaşlarla ve yüksek öğretim kurumlarıyla birlikte aşağıdaki önceliklerin gerçekleştirilmesi planlanmıştır:

– 2012 Bologna Uygulama Raporu’nun bulgularını kapsamlı bir şekilde yansıtacak ve sonuç ve önerilerini de dikkate alacağız;
– Az temsil edilen grupların yükseköğretime erişiminin artırılmasına yönelik hedefler tespit edeceğiz ve yükseköğretime erişimi genişletecek ve bitirme oranlarını artıracağız;
– Öğrenci merkezli öğrenme ve yenilikçi öğretme yöntemlerini ve destekleyici ve ilham verici bir çalışma ve öğrenme ortamı yaratılmasını güçlendirecek koşulları oluşturacağız, bununla birlikte, öğrenciler ve çalışanların tüm yönetişim seviyelerinde yer alması için çalışmaya devam edeceğiz;
– Bir taraftan EQAR (European Quality Assurance Registrar) tarafından tescilli kalite güvence ajansları faaliyetlerini Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA)’na yaymaya devam ederken, diğer taraftan ulusal gerekliliklere riayet edilecektir;
– Özellikle eğitim programlarının geliştirilmesinde, istihdam edebilirliği, yaşam boyu öğrenmeyi, problem çözme ve girişimcilik becerilerini işverenlerle iyileştirilmiş işbirliği yoluyla artırmayı hedefliyoruz;
– Ulusal yeterlilikler çerçevesi, AKTS ve Diploma Eki uygulamalarının öğrenme kazanımları temelli olmasını sağlayacağız;
– AYA ile uyumlu ulusal yeterlilik çerçevelerinin uygulanmasını 2012 yılına kadar tamamlayamamış ülkeleri çalışmalarını hızlandırmaya bu görev için yeniden gözden geçirtilmiş bir yol haritası sunmaya davet edeceğiz;
– “Daha İyi Öğrenme için Hareketlilik” stratejisindeki tavsiyeleri uygulayacağız ve ulusal hibe ve kredilerin AYA çevresinde tam olarak taşınabilir olmasına çalışacağız;
– Ulusal mevzuatlarımızın Lizbon Tanıma Sözleşmesi’ne tam uygunluğunu gözden geçireceğiz ve ileri tanınma uygulamaları için EAR (Avrupa Tanınma Alanı) el kitabının kullanılmasını teşvik edeceğiz.
– AYA içinde araştırma ve teknolojiye dayanan bilgi temelli ortaklıkları destekleyeceğiz.
Avrupa düzeyinde, 2015 Bakanlar Konferansı hazırlıkları doğrultusunda ve ilgili paydaşlarla birlikte aşağıdaki önceliklerin gerçekleştirilmesi planlanmıştır :
– “Daha İyi Öğrenme için Hareketlilik Stratejisi” nin ve Bologna Süreci’nin uygulanmasının izlenmesini Eurostat, Eurydice ve Eurostudent’dan isteyeceğiz;
– Bologna reformlarının uygulanması ile ilgili iyi uygulama örneklerinin paylaşılmasını ve akran öğrenmesini kolaylaştıracak olan AYA Akran Öğrenme İnisiyatifini 2013 yılı itibariyle geliştirecek ve uygulayacağız;
– Bir taraftan üçüncü düzeyde (doktora) kalitenin, şeffaflığın, istihdam edebilirliğin ve hareketliliğin nasıl teşvik edilebileceğini araştırırken diğer taraftan, AYA ile Avrupa Araştırma Alanı arasında ek köprüler kuracağız;
– AKTS Kullanıcı El Kitabı’nı devam eden öğrenme kazanımları ve önceki öğrenmenin tanınması çalışmaları doğrultusunda güncelleyeceğiz;
– Yeterlilikler çerçevelerinin uygulamada nasıl çalıştığı, öğrenme kazanımları ile ilgili bağın vurgulanması ve ulusal kapsamda kısa kademe yeterliliklerini Avrupa Yükseköğretim Alanında Yeterlilikler Çerçevesi’nde nasıl dikkate alınacağı ile ilgili çalışmaları koordine edeceğiz;
– Yükseköğretimin sosyal boyutuyla ilgili akran öğrenmenin teşvik edileceği bir pilot projeyi başlatacağız, aynı zamanda AYA içinde sosyal boyutla ilgili alınan inisiyatifleri izleyecek ve iyi uygulama örneklerini toplayacağız;
– Kalite Güvencesi için Avrupa Standart ve İlkeleri (ESG-European Standards and Guidelines)’nin 2015 yılında uygulanması için yeniden gözden geçirilmesini önereceğiz;
– Ulusal kapsamda hareketlilik ve işbirliğine yönelik engelleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak program ve derece oluşturulmasına dair ulusal mevzuat ve uygulamalarımızı gözden geçireceğiz;
– “Küresel Düzlemde Avrupa Yükseköğretim Alanı” Stratejisinin uygulanmasını değerlendireceğiz;
– Şeffaflık politikaları için AYA ilkeleri geliştireceğiz ve mevcut ve gelişmekte olan şeffaflık araçlarını izlemeye devam edeceğiz.


2015 yılı Avrupa Yükseköğretim Alanı Bakanlar Konferansı için Ermenistan’da (Erivan) yeniden buluşacağız.

Demokratik Kamboçya Anayasası

0
Kamboçya Anayasası

Demokratik Kamboçya Anayasası, Milli Kongre tarafından 14 Aralık 1975 tarihinde kabul edilmiş ve 5 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kamboçya Bayrağı

Kamboçya, 20. yüzyıla kadar Khmer derebeyliklerinden oluşan bir bölgedir. Angkor Khmer Krallığı dağınıklığa son vermiş ve 300 yıl civarında hükümranlık sürdürmüştür. Kamboçya, 1954 yılında Fransız sömürgesinden kurtularak bağımsızlığını kazanmıştır. 1972 yılında Khmer Cumhuriyeti ilan edilmiş, krallık Kamboçya Komünist Partisi ile iç savaş çıkmış, 14 Aralık 1975 tarihinde kabul edilen Anayasa sonucunda, 1976 yılında ülkenin adı “Demokratik Kampuçya” olarak ilan edilmiştir.

Kamboçya’da iktidarda olan Pol Pot rejimi 1977’de Vietnam’la girdiği çatışma sonucunda ülke yeniden iç savaşa sürüklenmiş, 1990 yılında Birleşmiş Milletler tarafından başlatılan müzakereler sonucunda Paris Barış Konferansı ile iç barış sağlanarak 1991’de ülke “Kamboçya Devleti” adını almıştır. Parlamento, 123 üyeli Milli Meclis ve 61 üyeli Senato’dan müteşekkildir.

Demokratik Kamboçya Anayasası birçok ülkenin anayasasına göre kısa bir anayasadır.

Kamboçya, Anayasal bir Monarşidir ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının üyesidir.

Kamboçya Haritası

Demokratik Kamboçya Anayasası

Kampuchea İşçilerinin, Köylülerinin ve Diğer Emekçilerinin, Devrimci Ordu Savaşçı ve Kadrolarının Temel ve Kutsal Emelleri

Milli ve Halk Kurtuluş Savaşının en ağır yükünü omuzlarında taşıyan, canıyla, malıyla ve duygularıyla cephe için en büyük fedakarlıkları yapmaktan bir an bile geri durmayan ve çocuklarını, kocalarını, onbinlerle yüzbinlerle savaş alanlarına çarpışmaya gönderen, bütün Kampuchea milletinin yüzde 95’inden fazlasını oluşturan işçilerin, yoksul ve orta halli köylülerin, köy ve şehirlerdeki diğer emekçi tabakaların tayin edici nitelikte üstün bir rol oynadıklarını,

Milli ve Halk Kurtuluş Savaşının ateşi içinde, gece gündüz, kuraklık mevsimi, yağmur mevsimi demeden, yeterli ilaç, giyecek ve cephaneden yoksun olarak, her türlü zorluğa ve yoksulluğa göğüs gererek, yiğitçe çarpışan Kampuchea Devrimci Ordusunun üç kesiminin sonsuz fedakarlıklara seve seve katlandığını,

Bütün Kampuchea halkının ve bütün Kampuchea Devrimci Ordusunun emelinin, toprak bütünlüğüne sahip, bağımsız, birleşmiş, barışçı, tarafsız, bloksuz, egemen bir Kampuchea; mutluluğun, eşitliğin, adaletin ve gerçek demokrasinin hüküm sürdüğü, zengin ve yoksulun, ezen ve ezilen sınıfların olmadığı bir toplum; bütün halkın uyum ve geniş bir milli birlik içinde yaşadığı;üretime katılmak, ülkeyi elbirliğiyle kurmak ve savunmak için birleştiği bir toplum olduğunu, 25, 26, 27 Nisan 1975 günlerinde toplanan Olağanüstü Milli Kongre kararında, bütün halkın ve bütün Kampuchea Devrimci Ordusu’nun, yukarıda belirtilen emellerin benimsenip, bunlara bağlı kalınacağını açıkladığını göz önünde tutan Kampuchea Anayasası şunları öngörür:

I. BÖLÜM
DEVLET DÜZENİ

Madde 1: Kampuchea devleti, toprak bütünlüğüne sahip, bağımsız, birleşmiş, barışçı, tarafsız, bloksuz, egemen, demokratik bir devlettir.

Kampuchea devleti, Kampuchea’nın işçi, köylü ve diğer emekçilerinin devletidir.

Kampuchea devletinin resmi adı “DEMOKRATİK KAMPUCHEA”dır.

II BÖLÜM
EKONOMİK DÜZEN

Madde 2 Bütün önemli üretim araçları, halk devletinin kolektif mülkiyetinde ve halk topluluğunun kollektif mülkiyetindedir.
Günlük kullanım malları ise tek tek kişilerin özel mülkiyetinde kalmaya devam eder.

III.BÖLÜM
KÜLTÜR

Madde 3. Demokratik Kampuchea kültürü, günden güne müreffeh bir Kampuchea inşa etme ve onu savunma görevlerine hizmet eden, milli, halkçı, ilerici ve saf bir kültür niteliği taşır.
Bu yeni kültür, Kampuchea’da hakim sınıfların, sömürgeciliğin ve emperyalizmin yoz ve gerici kültürüne karşı kararlılıkla mücadele eder.

IV. BÖLÜM

Madde 4. Demokratik Kampuchea, kollektif yönetim ve kollektif çalışma ilkesini uygular.

V. BÖLÜM
YASAMA YETKİSİ

Madde 5. Yasama yetkisi, işçilerin, köylülerin ve diğer emekçilerin temsilcilerinin Meclisine aittir.
Bu Meclisin resmi adı “Kampuchea Halk Temsilciler Meclisi”dir.
Kampuchea Halk Temsilciler Meclisi , işçileri, köylüleri, diğer emekçileri ve Kampuchea Devrimci Ordusunu temsil eden toplam 250 üyeden oluşur. Bu üyelerin dağılımı şöyledir.
Köylü temsilcileri……………………………………150
İşçi ve diğer emekçilerin temsilcileri……………………50
Devrimci Ordu Temsilcileri…………………………… 50

Madde 6. Kampuchea Halk Temsilcileri Meclisi üyeleri halk tarafından genel seçimle, doğrudan ve gizli oyla, beş yılda bir seçilirler.

Madde 7. Halk Temsilcileri Meclisi yasaları yapar. Demokratik Kampuchea’nın iç ve dış siyasetlerini belirler.

VI. BÖLÜM
YÜRÜTME ORGANI

Madde 8.  Hükümet, Kampuchea Halk Temsilciler Meclisi’nin koyduğu yasaları ve belirlediği bütün siyasetleri uygulamakla yükümlü bir organdır.
Hükümet Kampuchea Halk Temsilciler Meclisi tarafından atanır. Yurt içindeki ve dışındakibütün faaliyetlerinden ötürü sadece ona karşı sorumludur.

VII. BÖLÜM
YARGI ORGANI

Madde 9.  Adalet, halk tarafından gerçekleştirilir. Halk Mahkemeleri, halkın adaletini temsil eder ve korurlar.Halkın demokratik özgürlüklerini savunur ve halk devletine yönelen ya da halk devletinin yasalarını çiğneyen her eylemi cezalandırırlar.
Her düzeydeki mahkemeler, Halk Temsilciler Meclisi tarafından seçilir ve atanırlar.

Madde 10.  Halk devletinin yasalarını çiğneyen hareketler şunlardır:
Halk devletini tehlikeye düşüren düşmanca ve yıkıcı sistemli eylemler: Bunlar en ağır şekilde cezalandırılır.
Yukarıda belirtilenler dışında kalan eylemler:
Bunlar, devlet ya da halk örgütleri bünyesinde yeniden eğitim yöntemiyle ele alınır.

VIII. BÖLÜM
DEVLET BAŞKANLIK DİVANI

Madde 11.  Demokratik Kampuchea Devlet Başkanlık Divanı, beş yılda bir, Kampuchea Halk Temsilciler Meclisi tarafından seçilir ve atanır.
Devlet Başkanlık Divanının görevi, Demokratik Kampuchea Devletini, Demokratik Kampuchea Anayasası çerçevesinde ve Kampuchea Halk Temsilciler Meclisi’nin koyduğu yasalar ve belirlediği siyasetlere uygun olarak ülke içinde ve dışında temsil etmektir.
Devlet Başkanlık Divanı şu kişilerden oluşur:
Başkan
Başkan Birinci Yardımcısı
Başkan İkinci Yardımcısı

IX. BÖLÜM
HER KAMPUCHEA VATANDAŞININ HAK VE ÖDEVLERİ

Madde 12.  Her Kampuchea vatandaşı, sürekli geliştirilecek maddi ve kültürel hayat şartlarında tam olarak yararlanma hakkına sahiptir. Her Kampuchea vatandaşının geçimi güvence altına alınmıştır.
Her işçi fabrikanın efendisidir.
Her köylü çeltik tarlalarının ve toprakların efendisidir.
Bütün diğer emekçiler de çalışma hakkına sahiptir.
Demokratik Kampuchea’da işsizlik aslaolamaz.

Madde 13.  Geniş bir milli birlik içinde bulunan ve eşitliğin, adaletin, demokrasinin, uyumun, mutluluğun hüküm sürdüğü bir toplumda hep birlikte ülkeyi savunmak ve inşa etmek için bütün Kampuchea vatandaşları eşit olmalıdır.
Kadın ve erkek her alanda eşittir.
Birden fazla kadınla ve birden fazla erkekle evlenmek yasaktır.

Madde 14.  Her Kampuchea vatandaşı, yetenekleri ve imkanları ölçüsünde ülke savunmasına ve inşasına katılmakla yükümlüdür.

X BÖLÜM
BAŞKENT

Madde 15.  Demokratik Kampuchea’nın başkenti PHNOM PENH’tir.

XI BÖLÜM
MİLLİ BAYRAK

Madde 16.  Kampuchea’nın Milli Bayrağının biçim ve anlamı şöyledir: Zemini kırmızıdır. Ortasında sarı renkte üç kuleli bir anıt figürü vardır. Kırmızı zemin, devrimci hareketi, Kampuchea halkının Milli Kurtuluş, milli savunma ve inşa uğruna verdiği kararlı ve kahramanca mücadeleyi simgeler.
Sarı renkli anıt da, milli geleneği ve her gün daha şanlı bir ülke inşa eden, onu savunan Kampuchea halkını simgeler.

XII. BÖLÜM
MİLLİ ARMA

Madde 17.  Milli arma üzerinde, modern tarımı simgeleyen bentler ve sulama kanalları, sanayinin simgesi bir fabrika ve bunları çevreleyen iki çentik filizi, aşağısında da “Demokratik Kampuchea” yazısı bulunmaktadır.

XIII. BÖLÜM 
MİLLİ MARŞ

Madde 18.  Demokratik Kampuchea’nın milli marşı “Şanlı 17 Nisan”dır.

XIV BÖLÜM
KAMPUCHEA DEVRİMCİ ORDUSU

Madde 19. Düzenli kesim, yerel kesim ve gerilla kesimi olmak üzere,üç kesimden oluşan Kampuchea Devrimci Ordusu, halk ordusudur. Bu ordudaki kadın ve erkek savaşçılar ve kadrolar işçilerin, köylülerin ve emekçilerin oğulları ve kızlarıdır. Kampuchea Devrimci Ordusu, Kampuchea halk iktidarını korur; toprak bütünlüğüne sahip, bağımsız, birleşmiş,barışçı, tarafsız, bloksuz, egemen ve demokratik Kampuchea’yı savunur. Aynı zamanda, her gün daha şanlı bir ülke inşa etme ve halkın günden güne iyileşen hayat düzeyini durmadan yükseltme mücadelesine katılır.

XIV. BÖLÜM
İNANÇ VE DİN

Madde 20. İnanç sahibi olmak ve bir dine inanmak her Kampuchea vatandaşının hakkı olduğu gibi inanç sahibi olmamak ve dinsiz olmak da onun hakkıdır.
Demokratik Kampuchea’ya ve halka zarar veren her türlü gerici din kesinlikle yasaklanmıştır.

XV. BÖLÜM
DIŞ SİYASET

Madde 21.  Demokratik Kampuchea, bütün sınır komşusu ülkelerle, yakın ya da uzak bütün dünya ülkeleriyle, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı temelinde sıkı dostluk ilişkileri kurma arzusuyla doludur ve bunu gerçekleştirmeye kesinlikle kararlıdır.
Demokratik Kampuchea, bağımsızlık, barış, tarafsızlık, bloksuzluk siyzsetine sıkı sıkıya bağlıdır. Hiçbir şart altında yabancı bir ülkenin, toprakları üzerinde askeri üsler kurmasına izin vermez; iç işlerine yapılacak her türlü dış müdahaleye kararlılıkla karşı çıkar; ister askeri, siyasal, kültürel, ekonomik ve sosyal, diplomatik olsun, ister sözde insancıl bir biçime bürünsün, dıştan gelecek her türlü yıkıcı ve saldırgan eylemlere karşı mücadele eder.
Demokratik Kampuchea başka ülkelerin iç işlerine hiçbir şekilde karışmaz. “Her ülke kendinin efendisidir, kendi işlerini dış müdahale olmaksızın kendisi tayin eder ve kendisi düzenler” şeklindeki ilkeye titizlikle uyar.
Demokratik Kampuchea, bloksuz ülkelerin oluşturduğu büyük ailenin içinde kararlılıkla yer alır.
Demokratik Kampuchea; Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki Üçüncü Dünya halklarıyla ve dünyanın barışa ve adalete tutkun bütün halklarıyla dayanışmasını geliştirmek için; emperyalizme, sömürgeciliğe, yeni-sömürgeciliğe karşı verilen mücadelede karşılıklı aktif yardım ve desteğin gerçekleştirilmesi için; dünyada gerçek bağımsızlığın, barışın, dostluğun, demokrasinin, adaletin ve ilerlemenin egemen olması için elinden gelen her şeyi yapar.

Güner Sümer

0
Güner Sümer

Güner Sümer 1936’da Nallıhan’da doğdu. 27 Nisan 1977’de Ankara’da yaşamını yitirdi. Oyuncu Sinan Sümer oğludur. Kısa ömründe şair, öykü ve oyun yazarı, çevirmen, oyuncu, yönetmen olarak eserler yarattı.

1938 yılında ailesi ile birlikte Ankara’ya taşındı. İlkokul, ortaokul ve lise’yi Ankara’da Ankara TED Kolejinde okudu. Lisedeyken Demir Özlü, Ahmet Oktay, Orhan Duru, Demirtaş Ceyhun, Attila İlhan gibi şair ve yazarlarla Mavi dergisi kadrosunda yer aldı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini tamamlamadan 1960’da Paris’e gidip Charles Dullin’in okulunda tiyatro öğrenimi gören Sümer, Barrault, Vilar, Georges Wilson gibi ustaların yanında çırak olarak çalıştı. 1964 yılında Paris’te tanıştığı yazar Tezer Özlü ile evlenerek Ankara’ya yerleşti; bu evlilik 1967 yılına kadar sürdü ve her iki yazarın edebi dünyasında da izler bıraktı.

Asaf Çiğiltepe’nin İstanbul’da kurduğu Arena Tiyatrosu’na katıldı, ardından Çiğiltepe’nin ölümünden sonra (1967) AST’ı yönetti. Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) bünyesinde sergilenen birçok toplumcu gerçekçi oyunda başrol oynadı, dönemin tiyatro izleyicisi üzerinde derin izler bıraktı. İlk oyunu YARIN CUMARTESİ 1961’de İstanbul’da Site Tiyatrosunda Kenterlerce sahnelendi. Yöneten Lütfi Akad’dı. İkinci oyunu BOZUK DÜZEN’i 1965’de Muhsin Ertuğrul döneminde, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kendi sahneye koydu. Ardından Haldun Dormen oyunu sinemaya uyguladı. Haldun Dormen tarafından sinemaya uyarlanan ve Türk sinema tarihi için kritik öneme sahip olan Bozuk Düzen (1966), 3. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Film” ve “En İyi Senaryo” ödüllerini kazanmıştır. Eser, Sümer’in tiyatroda yanında  sinema yazarlığında yetkinliğini kanıtlamıştır.

12 Mart olaylarından sonra yeniden Paris’e giden Sümer, HÜZZAM’ı 9 Nisan 1972 günü Paris’te yazmaya başladı ve 31 Ağustos 1972’de Alanya’nın Yeşilköy’ünde ablası Adalet Ağaoğlu’nun evinde tamamladı. HÜZZAM’la önce Yıldız Kenter, sonra Ayla Algan, daha sonra Nisa Serezli ilgilendi ama oyun bir türlü sahnelenemedi. Sümer’in ölümünden altı yıl sonra, Adalet Ağaoğlu, kardeşinin tüm yapıtlarının iki cilt olarak yayımlanmasını sağladı. (Ada Yayınları, 1983) Dört oyunu kapsayan ikinci ciltte HÜZZAM da vardı. O sırada İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan sorumlu olan Can Gürzap oyunu okur okumaz 1983-84 mevsimi repertuarına aldı ve HÜZZAM’ın yazılışından on bir yıl sonra sahnede görülmesini sağladı. Başrolü Tomris Oğuzalp canlandırdı. Yönetmen Serpil Tamur’du. Aynı mevsim oyun Ankara Devlet Tiyatrosu repertuarına da girdi ve İstanbul’un yanı sıra sahnelendi.

Ankara’da Olcay Poyraz’ın yönettiği HÜZZAM’ı Maral Üner canlandırıyordu. 1984’ten 1989’a başkentin Oda Tiyatrosu’nda beş yıl aralıksız olarak sahnelenen HÜZZAM, üç yıl sonra yeniden repertuara girdi ve geçen Mart ayında Kadınlar Haftası etkinlikleri nedeniyle birkaç temsil için İstanbul’un Oda Tiyatrosu’na gönderildi. Hüzzam son olarak Ayla  Algan yönetmenliğinde Ayşenur Özturanlı tarafından 2017 yılında yeniden sahnelenmeye başladı. Sümer’in oyunlarında genellikle “küçük burjuva duyarlılığı”, “toplumsal değişim karşısında tutunmaya çalışan birey” ve “eski-yeni çatışması” temaları hakimdir. Hüzzam, çökmekte olan bir sınıfın ve değişen İstanbul’un hüznünü anlatmaktadır.

Yönettiği Tiyatro Oyunları
  • Sınırdaki Ev : (Slawomir Mrozek) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1969
  • Eskici Dükkanı : (Orhan Kemal) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1968
  • Victor Ya Da Çocukların İktidarı : (Roger Vitrac) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1968
  • Durand Bulvarı : (Armand Salacrou) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1967
  • Küçük Burjuvalar : (Maksim Gorki) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1966
  • Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç : (Hüseyin Rahmi Gürpınar) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1965
  • Bozuk Düzen : Güner Sümer – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1965
  • Ayak Bacak Fabrikası : Sermet Çağan – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1964
  • Yosma : Ruzante – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1964
  • Gizli Ordu : Brendan Behan – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Mezarsız Ölüler : Jean Paul Sartre – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
Rol Aldığı Tiyatro Oyunları
  • Durand Bulvarı : (Armand Salacrou) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1967
  • Müfettiş : (Nikolai Gogol) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1967
  • 72.Koğuş : (Orhan Kemal) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1966
  • Pazar Gezintisi : (George Mitchele) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1966
  • Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç : (Hüseyin Rahmi Gürpınar) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1965
  • Arturo-Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı : Bertolt Brecht – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1965
  • Bozuk Düzen : Güner Sümer – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1965
  • Ayak Bacak Fabrikası : Sermet Çağan – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1964
  • Yosma : Ruzante – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1964
  • Cehennem Dansı : August Strindberg – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1964
  • Godot’u Beklerken : Samuel Beckett – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Gizli Ordu : Brendan Behan – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Ölü Canlar : Nikolay Gogol\Arthur Adamov – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Mezarsız Ölüler : Jean Paul Sartre – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
Filmografi
Eser
  • Yarın Cumartesi – 1988
  • Bozuk Düzen – 1965
Oyuncu
  • Kapıcılar Kralı – 1976
  • Esir Hayat – 1974
  • Diyet – 1974
  • Kartal Yuvası – 1974
Eserleri
  • Bütün Oyunları 3: Bozuk Düzen – Hüzzam (oyun)
  • Bütün Oyunları 2: Aşk Bir Masaldır – Ölü Mevsimler
  • Bütün Oyunları 1: Yarın Cumartesi – Gülen Torba
  • Öykü: Toplu Öyküler (Ölümünden sonra derlenen öyküleri)

Türkiye’yi Sarsan Davalar

0
Türkiye'yi Sarsan Davalar

Türkiye’yi Sarsan Davalar başlıklı belgesel serisi, yeni nesil dijital içerik ve medya platformu GAİN tarafından yayınlanmaktadır.  Özgün haber, dizi, film, program, belgeesel gibi içerikleri abonelik tabanlı sunan bir yayın hizmeti olan GAİN, bağımsız hikâye formatlarına da yer vermektedir.

“Türkiye’yi Sarsan Davalar”, her biri şaşırtıcı olduğu kadar topluma ve yaşandığı döneme ışık tutan hikâyelerden oluşuyor.  Yakın tarihe farklı açılardan ve belgelerle yaklaşıyor. Yaşandığı dönemde toplumu derinden sarsan davalar, özgün bir belgesel anlayışıyla kısa formatta sunuluyor.

Aliye Hanım’ın 1924’te keman dersi aldığı Karl Berger ile arasında büyük bir aşk başlar. Ancak Karl Berger çapkınlıkları ile Aliye Hanım da kıskançlığı ile nam salmıştır. Sonuçta gün gelir, silahlar çekilir, olaylar mahkemeye ve necip Türk basınının sayfalarına intikal eder. Mahkeme gizlilik kararı ve yayın yasağı getirir…

25 Şubat 1933’te İstanbul, Cumhuriyetin ilanından beri görülen en büyük toplumsal olaylardan birine tanıklık ediyordu. Taksim’de toplanan yüzlerce üniversiteli genç, Vagon Li şirketini protesto için eylem yapmış ve şirketin ofislerini tahrip etmişti. Olayların fitilini Cumhuriyet gazetesinde çıkan küçük bir haber ateşlemişti. “Türkçeyi istemeyenin Türkiye’de Yeri Yoktur” başlıklı haberde, Vagon Li’nin İstanbul ofislerinde Fransızca konuşma zorunluluğu getirildiği ve Türkçenin yasaklandığı yazıyordu…

24 Temmuz 1933 günü sabah saatlerinde yolu Kabataş İskelesi’ne düşenler, benzerine az rastlanır bir görüntüye tanıklık ettiler. Jandarma ve polisler, elleri kelepçeli ve boyunlarından birbirine kalın zincirlerle bağlanmış beş kişiyi bir gemiden alarak polis arabasına bindiriyordu. Ertesi gün tüm gazetelerin birinci sayfasında yer alacak bu fotoğraftakiler, Bursa’da gerçekleşen bir silahlı soygunun ve beş cinayetin failleriydi. Ama görgü tanıkları hiçbirini tanımıyordu…

1939 yılının ekim ayında İkinci Dünya Savaşı başlayalı bir ay olmuştu ve Avrupa’da kan gövdeyi götürüyordu ama İstanbul’un en önemli gündemi bir dolandırıcılık davasıydı. 45 yaşındaki Galip Efgani adlı Yemenli, yanındaki üç Meksikalı kadınla birlikte Pera Palas’ta üç ay kalmıştı ama para ödemeyi reddediyordu. Otelin şikâyeti üzerine prens olduğunu iddia eden Efgani hakkında dolandırıcılık davası açılmıştı… Beraat etti ve yanındaki kadınlarla birlikle sınır dışı edildi.

1930’ların sonu Türkiye’de, nüfuzlu kişilerin adının karıştığı yolsuzluk haberlerinin art arda patladığı çalkantılı bir dönem olmuştu. 8 Ocak 1939’da ortaya çıkan, benzeri görülmemiş sahtekârlık olayı da bunlardan biriydi. Türkiye adına sahte belgelerle Kanada’dan sipariş edilen 40 bombardıman uçağı İspanya İç Savaşı’na gönderilmek istenmişti…

İkinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla sürdüğü 1941 yılının haziran ayında tüm dünya Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırmasının şokunu yaşarken, Türkiye de acı bir haberle sarsılıyordu. Türk gemisi Refah, 24 Haziran 1941’de Akdeniz’de batırılmış, 168 kişi ölmüştü. Haberin gazetelerde çıktığı gün geminin nasıl battığına ve kaç kişinin hayatını kaybettiğine dair bilgi yoktu…

1942’de Ankara’da şok bir haberle çalkalanıyordu. Alman Büyükelçisi Von Papen’e suikast girişimi düzenlenmişti. Bugünlerde sıkça duyduğumuz bir uygulama hayata geçirildi hemen.  Radyo ve gazetelere yayın yasağı geldi. Sadece Anadolu Ajansı’nın verdiği haberler verilebilecekti.

Ünlü Doktor Neşet Naci Arzan’ın Ankara Ulus’taki muayenehanesine gelen bir genç, doktoru tabancayla öldürüp kaçtığında takvimler 16 Ekim 1945’i gösteriyordu. Ertesi gün cinayeti işlediğini söyleyen 23 yaşındaki Reşit Mercan teslim oldu. Olay bir anda en önemli gündem konusu haline geldi çünkü Reşit Mercan, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet’le çok yakın arkadaştı ve olaya Haşmet’in adı da karışmıştı… Tarihe Ankara Cinayeti olarak geçen olay hakkında Çorum eski milletvekili İhsan Tombuş tarafından aynı isimle bir kitap yayınlanmıştır. Sanıklar 1950 af kanunu ile serbest kalmışlardır.

Bulgaristan’dan kaçışların arttığı 1948’de yedi erkek ve iki kadından oluşan dokuz kişilik bir grup kaçmak için başka bir yol denemeye karar verdi. Varna-Sofya seferini yapan bir uçağı Türkiye’ye kaçıracaklardı. Grup 30 Haziran 1948’de kendilerinden başka yedi yolcu ile dört kişilik mürettebatın bulunduğu uçağın pilotlarını silahla tehdit ederek İstanbul’a inmelerini istedi. Pilotlar reddedince çatışma çıktı ve uçağı kaçıranların lideri konumundaki eski hava albayı, pilot koltuğuna oturup uçağı İstanbul’a indirmeyi başardı. Olayın sonrasıysa haliyle basını günlerce meşgul eden bir mahkeme sürecine uzandı. İstanbul Adliyesi, 14 Aralık 1948’de ilginç bir davanın karar duruşmasına ev sahipliği yapmıştı. Yargılanan dokuz Bulgar, bir yolcu uçağını Bulgaristan’dan İstanbul’a kaçırmakla, içlerinden ikisi uçak havadayken mürettebata ateş açıp iki kişiyi öldürmekle suçlanıyordu…  Kararını açıklayan mahkeme iki cinayetten idam istemiyle yargılanan Mihalikov ve Gonçarov dâhil tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Mahkeme gerekçesini diye açıklamıştı. Kararın ardından çoğunluğunu Bulgaristan göçmeni Türklerin oluşturduğu izleyiciler “Yaşasın Türk adaleti!” sloganı attı. Yargıtay’ın kararı onamasıyla birlikte, 3 Mart 1950’de beraat kararı kesinleşti. Bulgaristan 27 Nisan 1950’de Türkiye’ye bir protesto notası daha verip dokuz kişinin iadesini bir kez daha isteyecek, Türkiye ise uçağı kaçıranların siyasi eylemci olduğunu söyleyerek talebi yine reddedecekti.

Türkiye’de 1929-1950 yılları arasında TEKEL’in piyasaya sürdükleri dışında çakmak alıp satmak, ithal etmek ve kullanmak yasaktı. Komşu ülkelerdeki satış fiyatının on katına müşteri bulması nedeniyle çakmak en kıymetli kaçakçılık ürünlerinden biri durumuna gelmişti. 23 Ocak 1949’da düzenlenen bir çakmak kaçakçılığı operasyonu gündemi uzun süre meşgul etti. Özel maçlar yapmak için Türkiye’ye gelen Avusturya futbol takımı Wacker’in iki futbolcusu yanlarında getirdikleri çakmakları Kadıköy Moda’da kaldıkları otelin civarında satmaya çalışırken yakalanmıştı…

12 Ocak 1949 tarihli gazetelerin birinci sayfasında özellikle edebiyatseverleri çok üzecek bir haber vardı. Ünlü yazar Sabahattin Ali öldürülmüştü ve cesedi Kırklareli’nde, Bulgaristan sınırı civarında bulunmuştu. Polisin açıklamasına göre ceset altı ay önce bulunmuş ama kimlik tespiti yapılamamıştı. İnsan kaçakçılığı yapan bir çeteye yapılan operasyonda olay tesadüfen ortaya çıkmış, Ali Ertekin adlı çete mensubu cinayeti itiraf etmişti. Akıl sağlığının yerinde olduğu anlaşılınca duruşma başladı…

1950’li yıllarda kumar alışkanlığı Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri gelmişti. Gazetelerde hemen her gün bir kumar baskını haberi yer alıyordu. O haberlerden biri ortalığı salladı. Çünkü yakalananlardan biri muhafazakarlığı ve kumar karşıtlığı ile tanınan Necip Fazıl idi.

Kemal Pilavoğlu adlı hukuk fakültesinden terk şahıs tarafından, 1930’larda Ankara’nın Çubuk ilçesinde örgütlenmeye başlayan Ticaniler isimlerini arka arkaya Atatürk heykellerine saldırı düzenleyerek duyurdular. Pilavoğlu güya rüyasında Ahmed et-Ticani’ye intisap ettiğini görmüş, ardından Abdülkadir Medeni adlı birinden tarikat ruhsatı almıştı. Gazeteler Ticaniler ile yatıp Ticaniler ile kalkıyordu. 74 Ticani’nin yargılanmasına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde başlandı. Tarikat Şeyhi Kemal Pilavoğlu, 1954 yılında mahkûm olduktan sonra Ticaniliği bıraktığını söyledi.

Türkiye’de 1930’la 1984 yılları arasında dövizle alışveriş yapmak ve döviz bulundurmak yasaktı. Küçük miktarda döviz bulundurmanın bile suç sayıldığı bu dönemde, ihracatçılar da ihraç ettikleri malın karşılığı kazandıkları dövizi Türkiye’ye getirmek zorundaydı. Bunu yapmayanlar döviz kaçakçılığı suçundan beş yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Döviz kaçakçısı denilince ilk akla gelen isim ihracatçı Ruben Asa’ydı… 1968’de cezaevinden sevk edildiği hastaneden firar ederek yurt dışına kaçtı.

26 Aralık 1957’de dokuz subayın, isyan kışkırtıcılığı yapmak ve fesat çıkarmaktan tutuklandıkları açıklandı. Demokrat Parti iktidarını devirmek için bir cunta yapılanması oluşturduğu iddia edilen; Albay İlhami Barut, Yüzbaşı Kazım Özfırat, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Asım Ural, Albay Naci Aşkun, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç ve emekli Subay Cemal Yıldırıman hakkında 26 Mayıs 1958’de başlayan yargılamalar sonucunda, Dokuz Subay Davası sanıklarından olan ve “Orduda isyan hazırlığı var diyerek orduyu ihbar eden” Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, 2 yıl hapis ve ordudan tart cezasına çarptırıldı, diğer sanık  subaylar beraat ederek yeniden görevlerine döndü.

Radyonun artan etkisini iktidardaki Demokrat Parti de fark etmişti. Haber bültenleri propaganda amaçlı kullanılmaya başlamıştı. 1 Aralık 1958’de yandaş radyo yayınlarına tepki olarak İstanbul’da RADYOLARDA PARTİZAN YAYINLARI DİNLEMEK İSTEMEYENLER DERNEĞİ kuruldu ve kısa sürede kapatılarak mahkemelik oldu.

24 Temmuz 1969’daki İzmir Arkeoloji Müzesi soygunu, Türkiye’de o zamana kadar yaşanan en büyük müze soygunuydu. Müzeye gece gelen soyguncular, bekçi İsmail Altıntaş’ı öldürdükten sonra Yunan, Roma ve Bizans dönemine ait çok değerli 118 parça mücevheri çalmıştı. Olayın ardından önce bin insan avı sonra da çok konuşulan bir dava başladı. Tarihten bugüne Türkiye’yi derinden etkilemiş, çok konuşulmuş bazıları hala gizemini koruyan davalar bu belgeselde.

23 yaşındaki Amerikalı üniversite öğrencisi Billy Hayes, Yeşilköy Havaalanı’nda ülkesine gidecek uçağa binerken 2 kilo 300 gram esrarla yakalandığında takvimler 7 Ekim 1970 tarihini gösteriyordu. Çıkarıldığı mahkemede tutuklanan Hayes, esrar kaçakçılığı suçundan müebbet hapis istemiyle yargılanacak ve hikayesi ünlü Midnight Express filmine konu olacaktı.

1971 yılında İstanbul’da görülmeye başlanan bir uyuşturucu davası, Türkiye ile İngiltere arasında aylarca sürecek bir gerginliğe neden olmuştu. Gerginliğin sebebi, Sultanahmet’te 24 kilo esrar alışverişi sırasında yakalanan yabancı uyruklu dört kişiden birinin 14 yaşındaki İngiliz Timothy Davey olmasıydı…

Başbakan Süleyman Demirel, 13 Mayıs 1975’te Başbakanlık binası önünde gazetecilerle konuşurken yanına yaklaşan Vural Önsel adlı kişi Demirel’in yüzüne bir yumruk atıp burnunu kırdıktan sonra bir foto muhabiri tarafından etkisiz hale getirildi ve gözaltına alındı. Sonrasında yaşananlarsa oldukça ilginçti… İdam talebiyle yargılandı. 1,5 yıl ceza adlı, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine 4 yıl ceza verildi.  Sonraki yıllarda Almanya’ya ilgice etti, Türkiye’ye geri döndü ancak Türk pasaportu olmadığı için Almanya’ya iade edildi.

1975 yılında Türkiye’yi hayalî ihracatla tanıştıran kişi dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’in yeğeni 25 yaşındaki Yahya Kemal Demirel’di. O yıllarda ahşap mobilya ihraç edenlere ihraç ettikleri tutarın yüzde 75’i oranında vergi iadesi ödeniyordu. Yahya Demirel, lüks mobilya ihracatı yaptığını beyan ederek vergi iadesi almış, ihracat yaptığını iddia ettiği İtalya’ya hiç mobilya göndermediği, Lübnan ve Kıbrıs’a ise mobilya değil, sunta yolladığı ortaya çıkmıştı. Devletten haksız yere aldığı 20 milyon lira asgari ücretin 25 bin katıydı… Yıllar süren dava zamanaşımına uğradı. 2012’de 62 yaşında öldü.

1976 yılında Amerikan uçak şirketi Lockheed’in Hollanda, İtalya, Japonya ve Türkiye’ye savaş uçağı satmak için bu ülkelerin üst düzey yöneticilerine dört yılda 24 milyon dolar rüşvet dağıttığı ortaya çıkmıştı. ABD’li Lockheed uçak firmasının 3 Avrupa ülkesi ve Japonya’nın yanı sıra Türkiye’de de rüşvet dağıttığına ilişkin Kongre Raporu, Çok Uluslu Şirketler Alt Komitesi tarafından 19 Ağustos 1976 tarihinde açıklandı.

  • Japonya’nın eski başbakanlarından Tanaka Kakuei, Lockheed şirketinden 2 milyon dolar rüşvet almak suçundan 4 yıl hapse mahkum oldu. Paraların teslimi için kapalı zarflarda tuvalette verme ve sahte çek düzenleme gibi yöntemlerin kullanıldığı anlaşıldı.
  • Amerika ile SSCB arasında krize neden olan Lockheed U-2 casus uçağının düşürülmesi olayında, Amerikalı pilot Francis Gary Powers, 19 Ağustos 1960’ta Sovyetler Birliği tarafından yargılandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde İki yıl kaldıktan sonra KGB casusu Rudolf Abel ile Doğu Almanya’da takas edildi ve Amerika’ya geri döndü. Powers 1977’de helikopter kazasında öldü.
  • ABD’de büyük bir yolsuzluk skandalına neden olan Lockheed Martin uçak şirketinin Türkiye temsilcisi Altay Kollektif Şirketi’nin sahibi Ankaralı işadamı Nezih Dural 11 Ocak 1977’de tutuklandı. Lockheed davası Ankara 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dural berat etti.
  • Deprem felaketine uğrayan Lice’de bir okul yaptırması için dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya’ya 30 bin dolar verildiğinin iddia edilmesi üzerine açılan davada da berat kararı verildi. Alpkaya, ‘konudan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın haberi vardı” dedi ancak  Genelkurmay Başkanı bunu reddetti. 7 Nisan 1976’da açılan davada Alpkaya’nın beraatı üzerine Sancar kararı temyiz etti ancak Askeri Yargıtay beraat kararını onayladı.
  • Skandal ile ilgili davaların sadece Türkiye’deki kısmı beraatla sonuçlandı.
  • Uçak şirketinin dağıttığı rüşvet için CHP’liler Meclis soruşturması istedi. Lockheed ve devlet ithalatındaki yolsuzluklarla ilgili iddiaları incelemek üzere Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. CHP Tekirdağ Milletvekili Yılmaz Alparslan komisyon başkanı seçildi. Lockheed‘in başkanı, Türkiye’de kimlere rüşvet verildiğini bilmediğini söyledi.
  • Hollanda Prensi, Bernhard’ın bir gazeteciye yaptığı “Lockheedden rüşvet aldım” itirafı, prens öldükten sonra yayımlandı.

Türkiye’nin ekonomik sistemindeki en ilginç dönemlerden biri bankerler dönemiydi. 1981 yılında bankerler 350 bin kişiden 150 milyar lira, yani o dönemin döviz kuruyla bir buçuk milyar dolar toplamış durumdaydı. Toplanan paranın bir milyar doları piyasanın en büyüğü olan Banker Kastelli’ye yatırılmıştı. Banker Kastelli’nin sahibi, sıra dışı tavırlarıyla tanınan Cevher Özden’di. Açılan davada beraat etti. Fenerbahçe başknalık seçimini Ali Şen’e karşı kaybetti. 2008 yılında bir not bırakarak intihar etti.

12 Eylül 1980 darbesinden üç yıl sonra yapılan seçimler Türkiye’nin yeniden sivilleşme yoluna girdiğinin işareti olarak görülmüştü. Ancak askeri yönetimin baskısı her alanda hissediliyordu. En küçük çatlak sesin bile hemen bastırıldığı bir ortamda gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve sanatçılardan oluşan 1260 aydının imzaladığı bir dilekçe 15 Mayıs 1984’te Cumhurbaşkanlığına ve Meclis Başkanlığına sunuldu. Dilekçe metninde örgütlenme ve adil yargılanma hakkı, basın ve düşünce özgürlüğü talep ediliyor, hak ihlallerine, işkenceye ve ölüm cezalarına son verilmesi isteniyordu. Dilekçeye imza atan 1260 kişi hakkında anında soruşturma başlatıldı.

TRT’nin tek televizyon kanalı olduğu dönemde bilgi yarışmaları izleyicilerin en çok ilgi gösterdiği programlar arasında yer alıyordu. Bu yarışmalardan birine katılımcı olmak için rüşvet verildiği haberi ise önce gündemi sonra mahkemeleri uzun süre salladı. Tarihten bugüne Türkiye’yi derinden etkilemiş, çok konuşulmuş bazıları hala gizemini koruyan davalar bu belgeselde.

Türkiye kamuoyu Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar’ı ilk kez 1986 yılında tanımıştı. Özel okullarda örgütlenen ve zengin ailelerin çocuklarından bir grup oluşturan 30 yaşındaki Oktar’ın faaliyetleri öğrenci velilerini tedirgin ediyordu. Nazlı Ilıcak’ın Oktar ve müritleriyle yaptığı söyleşilerden oluşan, “Adnan Hoca’ya Niçin İnandık?” başlıklı yazı dizisi ise çok ilgi çekti. Ancak yazı dizisinin sonu mahkemede bitti. Adnan Oktar akıl hastanesine yatırıldı ve 1 yıl hapsi cezası aldı. Nazlı Ilıcak ise açılan davada beraat etti.

Turgut Özal’ın 1989 yılında cumhurbaşkanı adayı olması tartışma yaratmıştı. Muhalefet, bir siyasi parti liderinin tarafsız cumhurbaşkanı olamayacağı gerekçesiyle cumhurbaşkanlığı seçimini boykot kararı aldı. Böylece Özal yalnızca kendi partisinin milletvekilleri ile bir bağımsız milletvekilinin oy kullandığı seçimlerde cumhurbaşkanı seçildi. Özal, göreve başladıktan sonra da eleştirilerin devam etmesi üzerine, “Hiç merak etmeyin, benim cumhurbaşkanlığıma da alışacaksınız” diyerek meydan okumuştu. Bu açıklamanın ardından, Gebze Topçu Alayı’nda görevli Teğmen Murat Şeref Baba, Özal’a bir protesto telgrafı çekti. “Siz, ‘alışırlar’ dediniz Sayın Turgut Özal, ama ben sizin cumhurbaşkanı olmanıza alışamadım” diye bitiriyordu. Peki sonu ne mi oldu? Şeref Baba önce akıl hastanesine yatırıldı ve sonra ordudan atıldı. Hukuk Fakültesine kaydını yaptırdı ve mezuniyetinin ardından avukat oldu.

Üç yıl süren başbakanlık görevinden 6 Mart 1996’da ayrılan Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’in, görevi bırakmadan birkaç gün önce örtülü ödenekten 500 milyar lira çektiği ortaya çıkmıştı. Paranın Türkiye’nin güvenliği için kullanıldığını savunan Çiller, yolsuzluk iddiasında bulunanları vatana ihanetle suçluyor ve “Paranın nereye harcandığı devlet sırrıdır, söylersem savaş çıkar” diyordu. Olayın ardından başlayan örtülü ödenek tartışmaları, dolandırıcı Selçuk Parsadan’ın açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Emekli General Necdet Öztorun’un adını kullanarak Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i dolandırıp örtülü ödenekten 5.5 milyar TL sızdırdıkları iddiasıyla Selçuk Parsadan dahil 4 kişi hakkında en az 5 yıl hapis istemiyle dava açtı. Çiller hakkında dava açılmadı. Parsadan 2001 yılındaki af sonucunda tahliye oldu. 

Açık Deniz Sözleşmesi

0
1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi

Açık Deniz Sözleşmesi, 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri kapsamında 29 Nisan 1958 tarihinde imzalanmış ve 30 Eylül 1962 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Açık Deniz Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır. 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri; Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme, Kıta Sahanlığı Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi ve Kara Suları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi olmak üzere dört ana sözleşmeden oluşmaktadır.

1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi

1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmelerinin yerini 10 Aralık 1982 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi almıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 10 Aralık 1982 tarihinde imzalanmış ve 16 Kasım 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS), açık denizlerin kullanımını, kuralları, çevre ve doğal kaynakların yönetimini düzenleyerek uluslararası hak ve sorumlulukları yeniden belirlemiştir. UNCLOS, ülkelerin kara sularını ve münhasır ekonomik bölgelerini belirlemeleri için rehberlik sağlamakta, kara suları genel olarak 12 deniz mili (yaklaşık 22.2 kilometre) olarak ölçülürken, münhasır ekonomik bölgeler 200 deniz mili (yaklaşık 370.4 kilometre) ile sınırlanmıştır.

Açık Deniz Sözleşmesi

Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler,

Açık denizle ilgili milletlerarası hukuk kurallarını tedvin etmeyi arzulayarak,

24 Şubat – 27 Nisan 1958 tarihleri arasında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı’nın aşağıdaki hükümleri, milletlerarası hukukun yerleşmiş kurallarını genellikle beyan eden kurallar olarak tasvip ettiğini kabul ederek;

Aşağıdaki hususlarda anlaştılar:

Madde 1

“Açık deniz” terimi, bir devletin karasularına ve iç sularına dahil olmayan bütün deniz kısımları manasına gelir.

Madde 2

Açık deniz, bütün milletlere açık olduğu için, hiçbir Devlet geçerli bir şekilde bu denizin herhangi bir parçasını egemenliğine tabi tutmaya kalkamaz. Açık denizler hürriyeti, bu maddelerin ve milletlerarası hukukun diğer kurallarının düzenlediği şartlara göre kullanılır. Bu hürriyet, inter alia, hem kıyı Devleti hem de kıyısı olmayan Devletler bakımından aşağıdakileri kapsar:

1. seyrüsefer hürriyeti
2. avlanma hürriyeti
3. sualtı kablo ve boru döşeme hürriyeti
4. Açık denizler üzerinde uçma hürriyeti

Bu hürriyetler ve milletlerarası genel hukuk ilkelerinin tanıdığı diğerleri, bütün Devletler tarafından başka Devletlerin açık deniz hürriyetini kullanmaktaki menfaatleri makul şekilde dikkate alınarak kullanılacaktır.

Madde 3

1. Kıyı Devletleri ile aynı şekilde açık deniz hürriyetine sahip olmak için denize kıyısı olmayan Devletler açık denize serbestçe geçiş yapabilmelidir. Bu amaçla, deniz ile denize kıyısı olmayan bir Devlet arasında yer alan Devletler, kıyısı olmayan Devletle yapacakları anlaşmaya göre ve mevcut milletlerarası sözleşmelere göre aşağıdakileri yapacaktır:

a. kıyısı olmayan Devlete, mütekabiliyet esasına göre, ülkesinden serbestçe geçiş hakkı verme, ve

b. o Devletin bayrağını çeken gemilere, kendi gemilerine veya diğer herhangi bir Devletin gemilerine, limanlara giriş ve onları kullanma bakımından aynı muameleyi yapma

2. Deniz ile kıyısı olmayan bir Devlet arasında yer alan Devletler, transit geçme hürriyeti ve limanlarda eşit muamele görme ile ilgili bütün meseleleri kıyısı olmayan Devletle karşılıklı mutabakat halinde ve kıyı Devletinin veya transit geçilecek Devletin haklarını ve kıyısı olmayan Devletin özel şartlarını dikkate alarak halledeceklerdir; meğer ki bu Devletler mevcut milletlerarası sözleşmelere taraf olsunlar.

Madde 4

Denizde kıyısı olsun veya olmasın her Devlet kendi bayrağını taşıyan gemileri açık denizde seyrüsefer ettirmek hakkına sahiptir.

Madde 5

1. Her Devlet, tabiiyetinin gemilere verilmesi, gemilerin ülkesinde tescil edilmesi ve bayrağını taşımaları hakkı için gerekli şartları tespit edecektir. Gemiler, bayrağını taşımaya yetkili oldukları Devletin tabiiyetini haizdir. Devlet ile gemi arasında gerçek bir bağın olması gerekir; özellikle Devlet, idari, teknik ve sosyal meselelerde bayrağını taşıyan gemi üzerinde etkin şekilde yetki ve kontrol icra etmelidir.

2. Her bir Devlet, bayrağını çekme hakkı bahşettiği gemilere o amaçla belgeler verecektir.

Madde 6

1. Gemiler sadece bir Devletin bayrağı altında seyredecekler ve milletlerarası antlaşmalarda ve bu Maddede açıkça öngörülen istisnai durumlar hariç, açık denizde münhasıran kendi yargı yetkisine tabi olacaklardır. Bir gemi gerçek bir mülkiyet devri veya tescil yeri değişikliği hali dışında bir yolculuk esnasında veya bir uğrak limanda bayrağını değiştiremez.

2. İki veya daha fazla Devletin bayrağı altında seyredip, yerine göre onları kullanan bir gemi bahis konusu tabiiyetlerden herhangi birisini diğer herhangi bir Devlet bakımından iddia edemez ve tabiiyetsiz gemi ile aynı muameleye tabi tutulabilir.

Madde 7

Bir önceki madde hükümleri hükümetler arası bir örgütün resmi hizmetinde kullanılan gemilerin örgütün bayrağını taşıması sorununa halel getirmez.

Madde 8

1. Harp gemileri, açık denizde bayrak Devletinden başka herhangi bir Devletin yargı yetkisinden tamamiyle bağışıktır.

2. Bu Maddelerin uygulanması bakımından, “harp gemisi”, bir Devletin deniz kuvvetlerine ait olan ve onun tabiiyetindeki harp gemilerini başkalarından ayıran harici alametler taşıyan, hükümet tarafından gereğince yetkilendirilen ve ismi deniz kuvvetleri listesinde görülen bir subayın komutasında olan ve düzenli şekilde deniz kuvvetlerinin disiplini altında olan bir mürettebatla donatılan bir gemi demektir.

Madde 9

Bir Devletin sahibi olduğu veya işlettiği ve sadece gayri-ticari devlet hizmeti için kullanılan gemiler, açık denizde, bayrak Devletinden başka herhangi bir Devletin yargı yetkisinden tamamiyle bağışıktır.

Madde 10

1. Her Devlet bayrağını taşıyan gemiler için, diğerleri yanında, aşağıdaki konularda denizde güvenliği sağlamak üzere gerekli olan tedbirleri alacaktır:

a- sinyallerin kullanılması, muhaberatın idamesi ve çarpışmaların önlenmesi;
b- geçerli milletlerarası iş belgelerini dikkate alarak gemilerin donatımı ve mürettebat için çalışma şartları;
c- gemilerin yapımı, teçhizi ve denize elverişliliği.

2. Bu gibi tedbirleri alırken, her bir Devlet genellikle kabul edilmiş milletlerarası standartlara uymaya ve onlara riayeti sağlamak için gerekli herhangi bir tedbiri almaya mecburdur.

Madde 11

1. Kaptanın veya gemi hizmetindeki diğer herhangi bir şahsın cezai veya disiplin sorumluluğunu gerektiren açık denizdeki bir çarpışma veya gemiyle ilgili diğer herhangi bir seyrüsefer olayı halinde, bu gibi kişilere karşı bayrak Devletinin veya bu gibi kişilerin vatandaşı oldukları Devletin yargısal ve idari mercilerinden başka herhangi bir merci önünde hiçbir cezai veya disiplin takibatı yapılamaz.

2. Disiplin meselelerinde, bir kaptanlık belgesi veya bir yetki belgesi veya iznini vermiş olan Devlet, belge hamili onu veren Devletin bir vatandaşı olmazsa bile gerekli hukuki işlemden sonra, bu gibi belgeleri geri almaya, tek başına yetkili olacaktır.

3. Bayrak Devletinin mercileri dışındaki diğer herhangi bir merci, bir soruşturma tedbiri olarak dahi geminin tutuklanması veya yakalanmasını hiçbir şekilde emredemez.

Madde 12

1. Her Devlet bayrağını taşıyan bir geminin kaptanından, gemiye, mürettebatına veya yolculara ciddi zarar gelmeden yapabildiği ölçüde,

a- denizde kaybolma tehlikesi içinde bulunan herhangi bir kimseye yardım etmesini;

b- tehlikede olan kimselerin, yardım ihtiyacından haberdar edilirse, böyle bir hareket kendilerinden makülen beklenebildiği ölçüde, onları kurtarmaya mümkün olan bütün süratle gitmesini;

c- bir çarpışmadan sonra, diğer gemiye, mürettebatına ve yolcularına yardım etmesini ve mümkün olan yerde, diğer gemiyi, kendi gemisinin isminden, tescil limanından ve uğrayacağı en yakın limandan haberdar etmesini isteyecektir.

2. Her kıyı Devleti denizde ve denizin üzerinde (havada) güvenlikle ilgili yeterli ve etkin araştırma ve kurtarma hizmetlerinin kurulmasını ve idamesini geliştirmek ve şartlar gerektirirse bu amaçla karşılıklı bölgesel anlaşmalar yolu ile komşu Devletlerle işbirliği edecektir.

Madde 13

Her Devlet kendi bayrağını taşımaya mezun gemilerde köle taşınmasını önlemek ve o amaçla cezalandırmak ve bayrağının gayri hukuki olarak kullanılmasını engellemek için, etkin tedbirler alacaktır. Bayrağı ne olursa olsun herhangi bir gemiye sığınan herhangi bir köle, ipso facto, serbest olacaktır.

Madde 14

Bütün Devletler, açık denizde veya bir Devletin yargı yetkisi dışındaki diğer herhangi bir yerde deniz haydutluğunun bastırılması için mümkün olan azami ölçüde işbirliği yapacaklardır.

Madde 15

Deniz haydutluğu aşağıdaki hareketlerin herhangi birisinden ibarettir:

1. Özel bir geminin veya özel bir uçağın mürettebatı veya yolcuları tarafından özel amaçlarla işlenen,

a- açık denizde, başka bir gemiye veya uçağa karşı veya böyle bir gemi veya uçakta bulunan kişilere ve mala karşı,
b. herhangi bir Devletin yargı yetkisi dışında bulunan bir gemiye. uçağa, şahıslara veya mala karşı yöneltilmiş herhangi bir gayri hukuki şiddet veya tutuklama veya herhangi bir yağmacılık hareketi.

2. Bir gemi veya uçağı haydut gemi veya uçak yapan olayları bilerek onların işletilmesine ihtiyari ile herhangi bir şekilde katılma hareketi;

3. Bu maddenin 1. alt paragrafında veya 2. alt paragrafında tarif edilen bir hareketi teşvik eden veya onu kasden kolaylaştıran herhangi bir hareket.

Madde 16

Mürettebatı isyan etmiş ve kontrolü ele geçirmiş olan bir harp gemisi, devlet gemisi veya devlet uçağı tarafından işlenen ve 15. maddede tarifi yapılmış haydutluk hareketleri, özel bir geminin işlediği hareketlerle aynı muameleye tabi tutulur.

Madde 17

Bir geminin veya uçağın onu hakim şekilde kontrol eden kişiler tarafından 15. maddede zikredilmiş hareketlerden birini işlemek amacıyla kullanılması, kullanma tasarlandıysa, gemi veya uçak, haydut bir gemi veya haydut bir uçak olarak mütalaa edilir. Gemi veya uçak, böyle bir hareketi yapmak için kullanılmışsa, bu hareketin suçlusu olan kişilerin kontrolünde kaldığı sürece aynı hükümler uygulanır.

Madde 18

Bir gemi veya uçak, haydut bir gemi veya uçak haline gelmiş olduğu halde, tabiiyetini koruyabilir. Tabiiyetin muhafazası veya kaybı, bu tabiiyeti veren Devletin kanunlarına göre belirlenecektir.

Madde 19

Açık denizde veya herhangi bir Devletin yargı yetkisi dışındaki diğer herhangi bir yerde, her Devlet bir haydut gemiye veya uçağa veya haydutluk yoluyla alınan ve haydutların kontrolünde olan bir gemiye el koyabilir ve gemide bulunan kişileri tutuklayabilir ve mallara el koyabilir. Elkoymayı gerçekleştiren Devletin mahkemeleri verilecek cezaları kararlaştırabilir ve iyi niyetle hareket eden üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, gemi, uçak veya mallar hakkında alınacak tedbirleri de kararlaştırabilir.

Madde 20

Yeterli gerekçe olmadan haydutluk kuşkusuyla bir gemi veya uçağa elkonulduğunda, elkoymayı gerçekleştiren Devlet, geminin veya uçağın tabiiyetini taşıdığı Devlete karşı elkoymanın sebep olduğu herhangi bir kayıp veya zarardan dolayı hukuken sorumlu olacaktır.

Madde 21

Haydutluk sebebiyle herhangi bir elkoyma hareketi, sadece harp gemileri veya askeri uçaklar veya o amaçla izin verilen devlet hizmetindeki diğer gemi veya uçaklar tarafından gerçekleştirilebilir.

Madde 22

1. Anlaşmanın verdiği yetkilerden doğan müdahale hareketleri saklı kalmak üzere, açık denizde yabancı bir ticaret gemisine rastlayan bir harp gemisi,

a- geminin haydutluk yaptığından veya;
b- geminin esir ticaretine giriştiğinden; veya
c- yabancı bir bayrak taşıdığı, veya bayrağını göstermeyi reddettiği halde, geminin gerçekte harp gemisi ile aynı tabiiyette olduğundan şüpheyi gerektirecek makül bir sebep olmadıkça bu gemiye yanaşmakla haklı olamaz.

2. Yukarıdaki a, ve c alt paragraflarında öngörülen durumlarda harp gemisi, geminin kendi bayrağını çekme hakkını tetkik edebilir. Bu amaçla, şüpheli gemiye bir subay komutasında bir tekne gönderebilir. Belgeler kontrol edildikten sonra, şüpheler giderilmezse gemide daha ileri incelemeye geçebilir, bu incelemenin gerekli olan bütün ihtimamla yapılması gerekir.

3. Şüphelerin doğru çıkmaması ve yanaşılan geminin bu şüpheleri haklı çıkaracak herhangi bir hareketi yapmamış olması şartıyla gemiye verilmiş olabilecek herhangi bir kayıp veya zarar tazmin edilecektir.

Madde 23

1. Kıyı Devletinin yetkili mercilerinin, yabancı bir geminin kanunlarını ve düzenlemelerini ihlal ettiğine inanması için haklı sebepleri olduğu zaman, o geminin kesintisiz şekilde takibine gidilebilir. Böyle bir takip yabancı gemi veya botlarından birisi takip eden Devletin iç sularında, veya karasularında veya bitişik bölgesi içinde olduğu zaman başlatılmalıdır ve ancak takip kesintiye uğramadıysa, karasuları ve bitişik bölge dışında bu takibe devam edilebilir. Karasuları veya bitişik bölgede bulunan yabancı gemi durma emri aldığı zaman, emri veren geminin aynı şekilde karasuları veya bitişik bölgede olması gerekli değildir. Yabancı gemi, Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi’nin 24. maddesinde tarif edilen bitişik bölgede ise, takibin yapılabilmesi, korunmaları için işbu bölgenin ihdas edildiği hakların ihlal edilmiş olması şartıyla ancak takibe gidilebilir.

2. Kesintisiz takip hakkı, takip edilen gemi kendi ülkesinin ya da üçüncü bir Devletin kara sularına girer girmez sona erer.

3. Takip eden gemi, mevcut pratik vasıtalarla takip edilen geminin veya botlarından birisinin veya bir tim olarak çalışan ve takip edilen gemiyi bir ana gemi olarak kullanan diğer araçların karasuları veya yerine göre bitişik bölge içinde bulunduğuna kani olmadıkça, kesintisiz takip başlamış sayılmaz. Yabancı gemi tarafından görülebilecek veya işitilebilecek bir mesafede görülebilir veya işitilebilir bir durma işaretinin verilmesinden sonra, ancak takip başlayabilir.

4. Kesintisiz takip hakkı sadece harp gemileri veya askeri uçaklar veya özellikle o amaç için izin verilen Devlet hizmetinde çalışan diğer gemi veya uçaklar tarafından kullanılabilir.

5. Kesintisiz takip bir uçakla gerçekleştirildiğinde:

a- Bu maddenin 1-3 cü paragraf hükümleri, mutas mutandis, uygulanacaktır.
b- Durma emri veren uçağın kendisi tutuklamayı yapabilecek durumda değilse, takibi devralmak üzere çağırmış olduğu kıyı

Devletine ait bir gemi veya uçak olay yerine varıncaya kadar gemiyi etkili bir şekilde kendisi takip etmelidir. Uçağın kendisi veya ara vermeden takibe devam eden diğer uçak veya gemiler tarafından takip edilen geminin hem durması emredilmedikçe hem de kesintisiz şekilde takip edilmiş olmadıkça, geminin uçak tarafından bir suçlu veya suç zanlısı olarak sadece fark edilmiş olması, açık denizde bir tutuklama yapmayı haklı kılmaya yetmez.

6. Bir Devletin yargı yetkisi içinde tutuklanan ve yetkili merciler önünde bir tetkik yapmak amacıyla o Devletin bir limanına refakat halinde götürülen bir geminin, yolculuk esnasında zaruret dolayısıyla açık denizin bir bölümünde geçirilmesi münhasır sebebiyle serbest bırakılması talep edilemez.

7. Bir geminin kesintisiz takip hakkını kullanmayı haklı kılmayan şartlarda açık denizde durdurulmuş olduğu veya tutuklanmış olduğu durumlarda, bu işlem dolayısıyla gemiye verilmiş olabilecek herhangi bir kayıp veya zararı tazmin edilecektir.

Madde 24

Her Devlet, gemilerinden veya borulardan petrol boşaltılması yoluyla veya deniz yatağı ve toprak altının işletilmesi ve araştırılmasından ileri gelen deniz kirlenmesini önleyecek düzenlemeleri, konuyla ilgili antlaşma hükümlerini dikkate almak suretiyle hazırlayacaktır.

Madde 25

1. Her Devlet, yetkili milletlerarası örgütlerin hazırladığı herhangi bir standart veya düzenlemeyi dikkate alarak radyoaktif artıklarla denizin kirlenmesini önleyecek tedbirleri alacaktır.

2. Bütün Devletler, radyoaktif malzemeleri veya diğer zararlı maddelerle yapılan herhangi bir faaliyetten ileri gelen denizin veya üstündeki havanın kirlenmesini önleyecek tedbirleri alırken yetkili milletlerarası örgütlerle işbirliği edecektir.

Madde 26

1. Bütün Devletlerin açık denizin yatağı üzerinde sualtı kabloları ve borularını döşemeye hakkı vardır.

2. Kıta sahanlığını araştırma ve kaynaklarını işletmek için makül tedbirleri alma hakkı saklı kalmak üzere, kıyı Devleti bu kablo ve boruların döşenmesi veya bakımını engelleyemez.

3. Bu kablo ve boruları döşediği zaman söz konusu Devlet deniz yatağı üzerinde daha önceden yerleştirilmiş olan kablo veya boruları dikkate alacaktır. Özellikle, kablo veya boruların bakımı imkanlarına halel getirilmeyecektir.

Madde 27

Her Devlet, bayrağını taşıyan bir geminin veya yargı yetkisine tabi bir kişinin kasten veya ihmalen açık denizin altındaki bir sualtı kablosunu, telgraf veya telefon haberleşmesini kesecek veya engelleyecek tarzda koparması veya zarar vermesinin ve benzer şekilde bir sualtı borusunun veya yüksek voltaj kablosunun koparılması veya zarar görmesinin cezalandırılabilir bir suç olacağını sağlayacak gerekli teşrii tedbirleri alacaktır. Bu hüküm, bu gibi koparma veya zarardan sakınmak için gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra, sadece hayatlarını ve gemilerini kurtarmak meşru sebebiyle hareket eden şahısların sebep olduğu herhangi bir koparma veya zarara uygulanmayacaktır.

Madde 28

Her Devlet, açık deniz altındaki bir kablo veya boru hattının sahipleri olup da yargı yetkisine tabi olan kişilerin, o kablo veya boru hattını döşerken veya tamir ederken başka bir kablo veya bir boru hattını koparması veya bir zarar vermesi halinde, tamir masraflarını karşılamaları için gerekli teşrii tedbirleri alacaktır.

Madde 29

Her Devlet, sualtı kablosu veya boru hattına zarar vermemek için bir demir veya ağ veya diğer herhangi bir balıkçılık edavatını feda ettiğini ispat edebilen gemi sahiplerinin kaybını, bütün makül tedbirleri önceden almış olmaları şartıyla, kablo veya boru hattının sahipleri tarafından tazmin edilmelerini sağlayacak gerekli kanuni tedbirleri alacaktır.

Madde 30

Bu Sözleşmenin hükümleri halihazırda yürürlükte olan sözleşme veya diğer milletlerarası anlaşmaları, bunların tarafı olan Devletler bakımından etkilemeyecektir.

Madde 31

Bu Sözleşme, 31 Ekim 1958’e kadar Birleşmiş Milletlerin veya herhangi bir uzmanlık örgütünün üyesi olan bütün Devletlere veya Birleşmiş Milletler Gene! Kurulu’nun bu Sözleşmeye taraf olmaya davet ettiği diğer herhangi bir Devletin imzasına açık olacaktır.

Madde 32

Bu Sözleşme, onaya tabidir. Onay belgeleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 33

Bu Sözleşme 31. maddede zikredilen kategorilerin herhangi birisine ait olan herhangi bir Devletin katılmasına açık olacaktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 34

1. Bu Sözleşme yirmi ikinci onay veya katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesi tarihini izleyen otuzuncu günde yürürlüğe girecektir.

2. Yirmi ikinci onay veya katılma belgesinin tevdi edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her bir Devlet için, Sözleşme, bu Devletin onay veya katılma belgesini tevdi etmesinden sonraki otuzuncu günde yürürlüğe girecektir.

Madde 35

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık bir sürenin geçmesinden sonra bu Sözleşmenin revizyonu ile ilgili bir talep, herhangi bir Akit Devlet tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne hitap eden yazılı bir bildirim ile yapılabilir.

2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu böyle bir talep hakkında alınacak tedbirleri kararlaştıracaktır.

Madde 36

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletlerin üyesi bulunan bütün Devletleri veya 31. maddede zikredilen diğer Devletleri aşağıdaki hususlardan haberdar edecektir:

a- 31., 32., ve 33. maddelere uygun şekilde bu Sözleşmenin imzalanmasından ve onay veya katılma belgelerinin tevdi edilmesinden;
b- 34. maddeye uygun şekilde, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarihten;
c- 35. maddeye uygun şekilde yapılacak revizyon tekliflerinden.

Madde 37

Bu Sözleşmenin, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri aynı şekilde geçerli olan orijinali Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. O da bunun tasdikli bir örneğini 31. maddede zikredilen bütün Devletlere gönderecektir.
Yukarıdakileri tasdiken, hükümetleri tarafından usulüne göre yetkilendirilen aşağıda imzası bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzaladılar.

Yirmidokuz Nisan bindokuzyüzellisekiz tarihinde Cenevre’de tanzim edildi.

Antonio Gramsci

0
Antonio Gramsci

İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci 22 Ocak 1891’de dünyaya geldi. Torino Üniversitesi’nde edebiyat okudu, dilbilime yakın ilgi duydu.

1913 yılının sonlarında İtalya Sosyalist Partisi’ne katıldı. 1916’da ilk kez topluluk karşısında konuşmalar yaptı ve Romain Rolland, Fransız Devrimi, Paris Komünü ve kadınların kurtuluşu gibi konulara değindi. Mussolini’nin faşist rejimince hapsedildi. Marksist literatüre katkısı temel olarak hegemonya, sivil toplum, altyapı-üstyapı ilişkileri, toplumda aydınların işlevi üzerindedir. Devlet teorisi üzerine özgün görüşler ileri sürdü, başta Althusser olmak üzere birçok Marksist kuramcıyı derinden etkiledi, görüşleri Batı Marksizm’inin temellerini oluşturdu.

Gramsci, 1934 yılında yaşamış olduğu ağır sağlık sorunları nedeniyle şartlı olarak tahliye edilmiş, özgürlüğüne kavuştuktan kısa bir süre sonra 27 Nisan 1937’de, 46 yaşındayken Roma’da yaşamını yitirmiştir.

20. yüzyılın önde gelen Marksist teorisyenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gramsci’nin teorileri, ardılları olan Perry Anderson, Michael Apple, Louis Althusser, Nicos Poulantzas, David Harvey, Edward Said, Cinsiyet Belası isimli eserin yazarı Judith Butler, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi isimleri etkilemiştir.

Yazarın dünya tasavvurunu özetleyen ve toplam 33 defterden oluşan Hapishane Defterleri’nin orijinal baskısı beş cilt olarak düzenlenmiş, Türkiye’de de birçok yayınevi tarafından farklı şekillerde basılmıştır.

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

0
Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (CONSTITUTION OF THE EUROPEAN CRIMINAL BAR ASSOCIATION (an association of European defence lawyers) Avrupa Ceza Barosu’nun (ECBA), ceza soruşturması altındaki kişilerin, şüphelilerin, sanıkların ve hüküm giymiş kişilerin temel haklarını savunmak üzere kurulan bağımsız savunma avukatları grubudur. ECBA’nın ilk Konferansı Mayıs 1997’de Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nda gerçekleşmiştir. ECBA, tüm Avrupa Konseyi üyesi devletlerden katılımcı bir model ile kurulmuş organizasyondur. Avrupa’da ceza hukuku ve adalet konularında önde gelen bir lobidir. Hak savunucusu avukatlar arasında mesleki gelişim ve dayanışma en önemli ilkelerden biridir. ECBA’nın hedefleri; tüm üye ülkelerden ceza savunma avukatlarından oluşan yaygın bir dernek kurmak. ceza adaletine katkı sunmak, Avrupa’da ceza hukuku ve adaleti konusunda lobicilik ve danışmanlık yapmak ve mesleki işbirliği yürütmektir. 2025 yılı itibariyle kurumun başkanlığını Porteki’den Vânia Costa Ramos yürütmektedir. Yönetim organlarında Türkiye’den kimse bulunmamaktadır.

Avrupa Savunma Avukatları Örgütü

Ahmad Suradji

0
Ahmad Suradji

Ahmad Suradji  (10 Ocak 1949- 10 Temmuz 2008) Endonezyalı seri katildir. 1986 ile 1997 yılları arasında 42 kadını öldürdüğünü itiraf etti. Cesetlerle ritüeller yaptı. Ritüelinin bir parçası olarak kurbanlarını bellerine kadar gömerdi ve yüzlerini kendi evinde döndürürdü. Bunun ona daha fazla güç vereceğine inanıyordu. Polise verdiği ifadede, babasının hayaletinin kendisini, mistik bir şifacı olabilmek için 70 ölü genç kadının tükürüğünü içmeye yönlendirdiği bir rüya gördüğünü söylemişti. Dava, 11 Aralık 1997’de başladı,  27 Nisan 1998’de mahkeme kararı açıklandı ve 2008’de idam edildi.

Suradji’nin karısı Tumini cinayetlere yardım etmekten ölüm cezasına çarptırıldı, ancak cezası sonra ömür boyu hapse çevrildi.

Mary Wollstonecraft

0
Mary Wollstonecraft

Mary Wollstonecraft, 27 Nisan 1759’da Londra’nın Spitalfields bölgesinde dünyaya geldi.  (27 Nisan 1759 -10 Eylül 1797)

Wollstonecraft, kadınların erkeklerin zevki için yaratılmadığını belirterek insan ve kadın haklarını savundu. Kadınların ve erkeklerin eşit şekilde eğitilmesini önemsedi. Kadınların erkeklerden yaratılış itibariyle daha değersiz olmadığını, bu yanlış algının eğitim eksikliğinden kaynaklandığını vurguladı. Yaşamı boyunca fikirlerini gerçek hayatta uygulamaya geçirmeye çalıştı.

Fransızca ve Almanca biliyordu.

Eserleri ve Yaşamı

Wollstonecraft, arkadaşının ölümünden ilham alarak yazdığı ilk romanı Mary: A Fiction’ı 1788’de yayımladı. Ardından İrlanda’da mürebbiyelik yaptı. 1791’de çocuklar için yazdığı Original Stories from Real Life adlı kitabını yayımladı. Bu kitabında, mürebbiyelik deneyimlerinden ilham alarak bazı yaşanmış olaylara da yer verdi.

İlerleyen yıllarda, Jacques Necker’in Of the Importance of Religious Opinions (Dini Kanaatlerin Önemi Hakkında) ve Christian Gotthilf Salzmann’ın Elements of Morality, for the Use of Children (Çocuklar İçin Ahlak Unsurları) isimli eserlerini İngilizce’ye çevirdi. Bu süreçte tanıştığı Thomas Paine’in fikirlerinden etkilendi.

Fransa Dönemi ve Devrim

1792’de Fransız Devrimi’ni gözlemlemek için İngiltere’den ayrılarak Fransa’ya geçti. Devrime katıldı ve burada Amerikalı Kaptan Gilbert Imlay ile birlikte yaşamaya başladı. 1794 yılında Fanny adında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Aynı dönemde Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (A Vindication of the Rights of Woman) adlı kitabını yazdı ve devrim sürecinde bile eser üretmeye devam etti.

Bu dönemde Olympe de Gouges ve arkadaşları İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni‘ni (Déclaration des droits de la femme et de la citoyenne) yayınladı. Ertesi yıl Wollstonecraft’ınKadın Haklarının Savunulması adlı öncü çalışması, İngiltere’de yayınlandı. 

1794 yılının Aralık ayında, An Historical and Moral View of the French Revolution (Fransız Devrimi Üzerine Tarihi ve Ahlaki Düşünceler) adlı kitabını yayımladı.

Büyük Britanya’nın Fransa’ya savaş ilan etmesiyle, Fransa’daki Britanya vatandaşları birçok zorluk yaşamaya başladı. Gilbert Imlay, resmi olarak evlenmemelerine rağmen Wollstonecraft’ı eşi olarak kaydettirdi.

Son Yılları ve William Godwin ile Evliliği

Wollstonecraft, Londra’ya döndükten sonra anarşist hareketin önemli isimlerinden olan William Godwin ile 1795’te tanıştı ve evlendiler. Bu evlilikten 1797 yılında ikinci kızı Mary Shelley dünyaya geldi. Godwin ile olan evliliğinden olan kızı ikinci kızı Shelley’nin doğumundan 11 gün sonra  10 Eylül 1797 tarihinde dünyaya veda etti.

Düşünce Dünyasındaki Yeri

Wollstonecraft’ın sıra dışı yaşamı, ölümünden sonra eşi William Godwin tarafından 1798’de yayımlanan biyografisiyle ortaya çıktı. Wollstonecraft’ın yaşamı, yazılarından daha çok ilgi gördü.

Wollstonecraft, özellikle 1792’de yayımlanan Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (A Vindication of the Rights of Woman) adlı kitabıyla tanındı ve kadın hakları savunuculuğunun öncülerinden sayıldı. Yaşamı 20. yüzyıla kadar eleştirilse de, feminist hareketlerin yükselişiyle birlikte fikirleri ve eserleri daha fazla değer kazandı.

Wollstonecraft, feminist felsefenin kurucuları arasında yer almaktadır.

Kızı Mary Shelley, Frankenstein’ın yazarı olarak tanınan ünlü bir romancıdır.

Unutulmaz Sözü

“Kadının ufkunu genişletin, aklını güçlendirin; körü körüne itaat sona erecektir. Ancak, iktidar her zaman körü körüne itaate ihtiyaç duyar, bu yüzden zorbalar ve şehvet düşkünleri kadını karanlıkta tutmaya çalışır. Zorbaların tek istediği bir köledir, şehvet düşkünlerinin istediği ise bir oyuncak.”

Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi (CDCJ)

0
Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi - CDCJ

Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi (CDCJ) 30 Mayıs 1963 tarihinde kurulmuştur. Hukuk Alanında İşbirliği Avrupa Komitesi olarak da bilinmektedir. (EUROPEAN COMMITTEE ON LEGAL AFFAIRS)

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne doğrudan bağlı bir komitedir. Fransa’nın Strazburg şehrinde bulunan Avrupa Konseyi binasında çalışmakta ve toplantılarını burada yapmaktadır. Komitede, her üye ülkenin kendi temsilcisi bulunmakta ve  ülkeleri adına oy kullanmaktadır.

Komite, kurulduğundan beri yaklaşık  60 uluslararası sözleşme veya anlaşma hazırlamış, 90’dan fazla tavsiye kararına ve kılavuz ilkelere rehberlik etmiştir.

Görevi ve Yetkisi 

Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi, Avrupa Konseyi’nin hukuki çalışma konularında görev yapmaktadır. Özel hukuk ve kamu hukuku alanında çalışma yaparak Bakanlar Komitesi‘ne sunulmak üzere raporlar, sözleşme taslakları ve tavsiye kararları hazırlamaktadır. .,Komite Avrupa Konseyi Adalet Bakanları Konferanslarında kabul edilen karar metinlerinin taslak çalışmalarına da katkıda bulunmaktadır. Hızla değişen toplumların zorluklarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmayı amaçlamakta, bağlayıcı ve bağlayıcı olmayan standartlar geliştirmektedir. Mahkemeler ve yargı, adalete erişim, kamu yönetimi veya özel sektör, bireyin, ailenin veya sivil toplumun korunması ile ilgili konulara odaklanmakta, Konsey üyesi ülkelerde ortak standartlar hedeflemektedir.

Alt Çalışma Grupları 

Aile Hukuku Uzmanlar Komitesi (The Committee of Experts on Family Law – CJ-FA)
Savcıların Ceza Alanı Dışındaki Rollerine İlişkin Uzmanlar Komitesi (CJSPR  – The Group of Specialists on the role of Public Prosecutors outside the Criminal Field)
Yargılama ile İlgili Uzmanlar Grubu (Group of Specialists on the Judiciary) (CJSJUD)
Çocuk Dostu Adalet Uzmanlar Grubu (Group of Specialists on Child-Friendly Justice – CJSCH)
Vatandaşlık Konusunda Uzmanlar Grubu (Group of Specialists on Nationality – CJSNAT)
Suç Mağdurları için Başvuru Yollarına İlişkin Çalışma Grubu(Group of Specialists on remedies for crime victims – CJSVICT)
İdare Hukuku Proje Grubu (Project Group on Administrative Law – CJDA)
-Borç Problemlerine Yasal Çözümler Aranmasına Dair Uzmanlar Grubu (Group of specialists on seeking legal solutions to debt problems – CJSDEBT)
-Sivil Toplum Kuruluşlarının Hukuki Statüsü Hakkında Uzmanlar Grubu (Group of Specialists on the legal status of non-governmental organisations – CJSONG)
Tıbbi Sorumluluk Konusunda Uzmanlar Grubu (Group of scientific experts on medical liability – CJSMED)

Yerel Yönetimler Özerklik Şartı

0

Yerel Yönetimler Özerklik Şartı(European Charter of Local Self-Government), 15 Ekim 1985 tarihinde  Strasbourg’da düzenlenerek Avrupa Konseyi tarafından imzaya açılmış ve 1 Eylül 1988 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ya da Mahalli İdareler Avrupa Antlaşması olarak bilinen sözleşme, yerel yönetimlerin merkezi idareden özerkliğini garanti eden adem-i merkeziyetçi bir anlaşmadır.

Şart, yerel yönetimler bağlamında kabul edilmiş ilk evrensel metin olması yanında hükümleri arasından seçim yapma olanağı da vermekte; yerel ve bölgesel demokrasi gelişmelerini güçlendirme amacı taşımaktadır. Avrupa Birliği Bölgesinde ortak normlar belirleyen Şart, yerel ve bölgesel yönetimlerin haklarını korumayı hedeflemekte, belirlenen ortak prensiplerin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının hazırlanmasına yönelik olarak yapılan çalışmalara Avrupa Konseyi bünyesinde 1980’li yılların ilk yarısında başlanmış, Avrupa Yerel Yönetimlerden Sorumlu Bakanlar Konferansı, Bölge ve Yerel Uzmanlar Komitesi (CDRL),  Bölge ve Yerel Sorunlar Yönetim Komitesi (CDRM) ve Yerel ve Bölgesel Yönetimler Sürekli Konferansı (PLRE) tarafından çalışmalar yapılmıştır. Nihai metin, 8-10 Kasım 1984 tarihlerinde Roma’da düzenlenen Altıncı Yerel Yönetimlerden Sorumlu Bakanlar Konferansında yapılan görüşmelerin sonucunda kabul edilerek 15 Ekim 1985 tarihinde Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imzasına açılmıştır.

Türkiye’nin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Karşısındaki Tutumu 

Türkiye Cumhuriyeti, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 21 Kasım 1988 tarihinde imzalamış ve 1991 yılında onaylamıştır.

TBMM’de kabul edilen, 8 Mayıs 1991 tarihli ve 3727 Sayılı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Resmi Gazetenin 21 Mayıs 1991 tarihli sayısında yayınlanarak şart onaylanmıştır. Şart’ın onaylanmasına ilişkin 6 Ağustos 1992 tarih ve 92/3398 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 3 Ekim 1992 tarih ve 21364 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 9 Aralık 1992 tarihinde tevdi edilmiş ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Türkiye bakımından 1 Nisan 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yerel yönetimler üzerinde Anayasa ve yasalar ile konulmuş olan vesayet yetkisinin kaldırılması ve yerel yönetimlere tam salahiyetli bir yönetim yetkisi verilmesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilmemiştir.

Türkiye; 

Şart’ın 4. Maddesinde yer alan “Yerel makamları doğrudan ilgilendirilen planlama ve karar süreçlerinde kendilerine danışılması” paragrafına,

Şart’ın 6. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlerin iç örgütlenmelerin kendilerince belirlenmesi” paragrafına,

Şart’ın 7. Maddesinde yer alan “Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve
faaliyetlerinin kanun ve temel hukuk ilkelerine göre belirlenmesi” paragrafına

Şart’ın 8. Maddesinde yer alan “Vesayet denetimine ancak, vesayetle korunmak istenen yararlarla orantılı olması durumunda izin verilmesi” paragrafına,

Şart’ın 9. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında hizmet maliyetlerindeki artışların mümkün olduğunca hesaba katılması”, “Yeniden dağıtılacak mali kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, yerel yönetimlere önceden danışılması” ve “Yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaması” paragraflarına,

Şart’ın 10. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlerin haklarını savunabilmeleri için uluslararası yerel yönetim birimleriyle işbirliği yapabilmeleri, uluslararası birliklere katılabilmeleri” paragrafına,

Şart’ın 11. Maddesinde yer alan  “Yerel yönetimlerin iç hukukta kendilerine tanınmış olan yetkileri serbestçe savunabilmek için yargı yoluna başvurabilmeleri” paragrafına,

Çekince ve şerh koymuş onaylamamıştır.

Türkiye’nin çekince koyduğu hükümler genel olarak merkezi idarenin vesayet yetkilerini ortadan kaldıran hükümlerdir.

AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI

ÖNSÖZ

İşbu Şartı imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek için daha ileri bir birlik sağlamak olduğunu düşünerek,

Bu amacın gerçekleştirilmesinin yollarından birisinin idari alanda anlaşmalar yapmak olduğunu düşünerek,

Yerel makamların her türlü demokratik rejimin temellerinden birisi olduğunu düşünerek,

Vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının Avrupa Konseyine üye

Devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biri olduğunu düşünerek,

Bu hakkın en doğrudan kullanım alanının yerel düzeyde olduğuna kani olarak,

Gerçek yetkilerle donatılmış yerel makamların varlığının hem etkili hem de vatandaşlara yakın bir yönetimi sağlayacağına kani olarak,

Değişik Avrupa ülkelerinde özerk yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin demokratik ilkelere ve idarede ademi merkeziyetçiliğe dayanan bir Avrupa oluşturulmasında önemli bir katkı sağlayacağını düşünerek,

Bunun demokratik bir şekilde oluşan karar organlarına ve sorumluluktan bakımından, bu sorumlulukların kullanılmasındaki olanak ve yöntemler bakımından ve bu sorumlulukların karşılanması için gerekli kaynaklar bakımından geniş bir özerkliğe sahip yerel makamların varlığını gerektirdiğini teyid ederek,

Madde 1

Taraflar bu Şart’ın 12. maddesinde belirtilen şekil ve ölçüde kendilerini aşağıdaki maddelerle bağlı kabul edeceklerini taahhüt ederler.

I. BÖLÜM
Madde 2
Özerk Yerel Yönetimlerin Anayasal ve Hukuki Dayanağı

Özerk yerel yönetimler ilkesi ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda anayasa ile tanınacaktır.

Madde 3
Özerk Yerel Yönetim Kavramı

1 — Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.

2 — Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır. Bu hüküm, mevzuatın olanak verdiği durumlarda, vatandaşlardan oluşan meclislere, referandumlara veya vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere başvurulabilmesini hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

Madde 4
Özerk Yerel Yönetimin Kapsamı

1 — Yerel yönetimlerin temel yetki ve sorumluluktan anayasa ya da kanun ile belirlenecektir. Bununla beraber, bu hüküm yerel yönetimlere kanuna uygun olarak belirli amaçlar için yetki ve sorumluluklar verilmesine engel teşkil etmeyecektir.

2 — Yerel Yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır.

3 — Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihan vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve
niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri göz önünde bulundurulmalıdır.
4 — Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezî veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz.
5 — Yerel makamların merkezi veya bölgesel bir makam tarafından yetkilendirildiği
durumlarda, bu yetkilerin yerel koşullarla uyumlu olarak kullanılabilmesinde yerel makamlara olanaklar ölçüsünde takdir hakkı tanınacaktır.
6 — Yerel makamları doğrudan ilgilendiren tüm konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçleri içinde, kendileriyle olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacaktır.

Madde S
Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması

Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.

Madde 6
Yerel Makamların Görevleri İçin Gereken Uygun İdari örgütlenme ve Kaynaklar

1 — Kanunla düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek koşuluyla, yerel makamlar kendi iç idari örgütlenmelerini, bunları yerel ihtiyaçlarla uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak amacıyla, kendileri kararlaştırabileceklerdir.

2 — Yerel yönetimlerde görevlilerin çalışma koşulları liyakat ve yeteneğe göre yüksek nitelikli eleman istihdamına imkan verecek ölçüde olmalıdır; bu amaçla yeterli eğitim olanaklarıyla ücret ve mesleki ilerleme olanakları sağlanmalıdır.

Madde 7
Yerel Düzeydeki Sorumlulukların Kullanılma Koşulları

1 — Yerel düzeyde seçilmiş temsilcilerin görev koşullan görevlerin serbestçe yerine getirilmesi olanağını sağlayabilmelidir.

2 — Görev koşulları söz konusu görevin yürütülmesi sırasında yapılacak masrafların uygun biçimde mali tazminiyle birlikte, uygunsa, kazanç kaybının tazminine veya yapılan işin karşılığında ücret ve buna tekabül eden sosyal sigorta primlerinin ödenmesine olanak sağlaya çaktır.

3 — Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetler kanunla veya temel hukuki ilkelere göre belirlenir.

Madde 8
Yerel Makamların Faaliyetlerinin İdarî Denetimi

1 — Yerel makamların her türlü idari denetimi ancak kanunla veya anayasa ile belirlenmiş durumlarda ve yöntemlerle gerçekleştirilebilir.

2 — Yerel makamların faaliyetlerinin idarî denetimi normal olarak sadece kanunla ve anayasal ilkelerle uygunluk sağlamak amacıyla yapılacaktır. Bununla beraber, üst-makamlar yerel makamları yetkili kıldıkları işlerin gereğine göre yapılıp yapılmadığını idarî denetime tabi tutabileceklerdir.

3 — Yerel makamların idari denetimi, denetleyen makamın müdahalesinin korunması
amaçlanan çıkarların önemiyle orantılı olarak sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılmalıdır.

Madde 9
Yerel Makamların Malî Kaynakları

1 — Ulusal ekonomik politika çerçevesinde, yerel makamlara kendi yetkileri dahilinde serbestçe kullanabilecekleri yeterli malî kaynaklar sağlanacaktır.

2 — Yerel makamların malî kaynakları anayasa ve kanunla belirlenen sorumluluklarla orantılı olacaktır.

3 — Yerel makamların malî kaynaklarının en azından bir bölümü oranlarını kendilerinin kanunun koyduğu sınırlar dahilinde belirleyebilecekleri yerel vergi ve harçlardan sağlanacaktır.

4 — Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı malî sistemler, görevin yürütülmesi için gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik arz etmeli ve esneklik taşımalıdır.

5 — Malî bakımdan daha zayıf olan yerel makamların korunması, potansiyel malî kaynakların ve karşılanması gereken malî yükün eşitsiz dağılımının etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik malî eşitleme yöntemlerinin veya buna eş önlemlerin alınmasını gerektirir. Bu yöntemler ve önlemler yerel makamların kendi sorumluluk alanlarında kullanabilecekleri takdir hakkını azaltmayacaktır.

6 — Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, kendilerine uygun bir biçimde danışılacaktır.

7 — Mümkün olduğu ölçüde, yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis edilme koşulu taşımayacaktır. Hibe verilmesi yerel makamların kendi yetki alanları içinde kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel getirmeyecektir.

8 — Yerel makamlar sermaye yatırımlarının finansmanı için kanunla belirlenen sınırlar içerisinde ulusal sermaye piyasasına girebileceklerdir.

Madde 10
Yerel Makamların Birlik Kurma ve Birliklere Katılma Hakkı

1 — Yerel makamlar yetkilerini kutlanırken, ortak ilgi alanlarındaki görevlerini yerine getirebilmek amacıyla, başka yerel makamlarla işbirliği yapabilecekler ve kanunlar çerçevesinde birlikler kurabileceklerdir.

2 — Her Devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır.

3 — Yerel makamlar, kanunla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel makamlarıyla işbirliği yapabilirler.

Madde 11
Özerk Yerel Yönetimlerin Yasal Korunması

Yerel yönetimler kendi yetkilerinin serbestçe kullanımı ile anayasa veya ulusal mevzuat tarafından belirlenmiş olan özerk yönetim ilkelerine riayetin sağlanması amacıyla yargı yoluna başvurma hakkına sahip olacaklardır.

II. BÖLÜM
Muhtelif Hükümler
Madde 12
Yükümlülükler

1 — Her Akit Taraf, bu Şart’ın I. Bölümündeki paragraflardan en az 10 tanesi aşağıdakilerin arasından seçilmek üzere en az 20 paragrafı ile kendisini bağlı kabul etmeyi taahhüd edecektir:
— Madde 2,
— Madde 3, paragraf 1 ve 2,
— Madde 4, paragraf 1, 2 ve 4,
— Madde 5,
— Madde 7, paragraf 1,
— Madde 8, paragraf 2,
— Madde 9, paragraf 1, 2 ve 3,
— Madde 10, paragraf 1,
— Madde 11

2 — Sözleşmeye taraf olan her Devlet onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken, bu Maddenin 1. paragraf hükümlerine uygun olarak seçtiği paragrafları Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir.

3 — Herhangi bir Taraf Devlet, bu Maddenin 1. paragrafı hükümlerine göre Sözleşmenin henüz kabul etmemiş olduğu herhangi bir paragrafıyla veya paragraflarıyla kendini bağlı addedeceğini daha sonraki herhangi bir tarihte Genel Sekretere bildirebilir.  Sonradan kabul edilen bu tür yükümlülükler, böylece bildirimde bulunan Âkit Tarafın onay, kabul veya tasvip işleminin ayrılmaz bir parçası addedilecek ve Genel Sekreterin bildirimi aldığı tarihten sonra geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk gününden başlamak üzere aynı etkiyi taşıyacaktır.

Madde 13
Bu Şart’ın Kapsayacağı Makamlar

İşbu Şart’ta yer alan özerk yerel yönetim ilkeleri Âkit Tarafın ülkesinde mevcut bulunan yerel makamların tüm kategorileri için uygulanır. Bununla beraber herbir Âkit Taraf, onay, kabul veya tasvip belgesini sunarken, bu Şart’ın yerel veya bölgesel makamların sadece hangi kategorileri için uygulanmasını öngördüğünü veya uygulama dışında bırakmayı öngördüğü kategorileri belirleyebilir. Avrupa Konseyi Genel Sekreterine daha sonra yapabileceği bildirimlerle, yukarıdakilerden başka yerel veya bölgesel makam kategorilerini de Şart’ın kapsamına dahil edebilir.

Madde 14
Bilgi Sağlanması

Her Âkit Taraf bu Şart’ın hükümlerine uygunluk sağlamak amacıyla kabul ettiği mevzuat hükümleriyle aldığı öteki önlemler konusuna ilişkin tüm bilgiyi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletecektir.

III. BÖLÜM
Madde 15
İmza, Onay ve Yürürlüğe Girme

1 — Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi tüm ülkelerin imzasına açık olacaktır. Onay, kabul veya tasvip işlemine tabi olacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

2 — Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden dördünün bu Şart’la bağlı olmayı kabul ettiklerini yukarıdaki paragraf hükümlerine uygun olarak daha sonra bildirmelerinden itibaren geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3 — Bu Şart’la bağlı olmayı kabul edeceğini daha sonra beyan eden herhangi bir üye Devlet bakımından, bu Şart onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdi tarihinden sonra geçecek üç aylık bir süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 16
Topraklara ilişkin Hüküm

1 — Herhangi bir Devlet, imzalama sırasında veya onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken bu Şart’ın uygulanacağı toprak ya da toprakları belirleyebilir.

2 — Herhangi bir Devlet daha sonraki herhangi bir tarihte yapacağı ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir beyanla, bu Şart’ın uygulanma alanım beyanda belirleyeceği başka herhangi bir toprağı teşmil edebilir. Şart, bu tür topraklar için, bu beyanın Genel Sekreterin eline geçtiği tarihten sonra geçecek 3 aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3 — Yukarıdaki iki paragraf çerçevesinde yapılan herhangi bir beyan, bu beyanda belirlenen herhangi bir toprak bakımından, Genel Sekretere hitaben yapılacak bir bildirim ile geri çekilebilir. Bu geri çekme, Genel Sekreterin bu bildirimi aldığı tarihten sonra geçecek altı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 17
Çekilme

1 — Herhangi bir Taraf, kendisi bakımından bu Şart’ın yürürlüğe girişini izleyen beş yıllık bir sürenin geçmesinden sonra, bu Şart’tan çekilebilir. Bu durumlarda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine altı ay önce bildirimde bulunulacaktır. Bu tür çekilmeler, Taraf Devlet sayısının dörtten az olmaması koşuluyla diğer Taraf Devletler bakımından Şart’ın geçerliliğini etkilemeyecektir.

2 — Yukarıda paragrafta belirlenen hükümler çerçevesinde herhangi bir Taraf Devlet, 12. maddenin 1. paragrafında öngörülen sayı ve tipteki paragraflarla bağlı olduğu sürece, Şart’ın I. Bölümünün herhangi bir paragrafından çekilebilir. Herhangi bir Taraf Devlet bir paragrafdan çekilerek 12. maddenin 1. paragrafının gereğini karşılamayan bir duruma geliyorsa, Şart’ın kendisinden de çekilmiş sayılacaktır.

Madde 18
Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri :

a) Her imzalamayı;
b) Tüm onay, kabul veya tasvip belgelerinin tevdiini;
c) Bu Şart’ın 15. madde hükümlerine göre her yürürlüğe giriş tarihini;
d) 12. Maddenin 2. ve 3. paragraflarının hükümlerinin uygulanması çerçevesinde alınan her bildirimin;
e) 13. Maddenin hükümlerinin uygulanması çerçevesinde alınan her bildirimi;
f) Bu Şart’a ilişkin diğer herhangi bir işlem, bildirim veya yazışmayı

Avrupa Konseyi üyesi Devletlere bildirecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar işbu Şart’ı  imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak işbu Sözleşme, İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde 15 Ekim 1985 tarihinde Strasbourg’da düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin her birine bu Şart’ın aslına uygun suretlerini iletecektir.

Avusturya Cumhuriyeti Hükümeti Adına Hans G . KNITE L
Belçika Krallığı Hükümeti Adına Jan R. VANDE N BLOOC K
Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti Adına
Danimarka Krallığı Hükümeti Adına Erling V . OUAAD E
Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Adına Henri OURMET
Federal Almanya Cumhuriyeti Adına Günter KNACKSTED T Horst WAFFENSCHMIDT
Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Adına Agamemnon KOUTSOGIORGA S
İzlanda Cumhuriyeti Hükümeti Adına
İrlanda Hükümeti Adına
İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Adına Oscar L . SCALFARO
Lihtenştayn Prensliği Hükümeti Adına Nicolas de LIECHTENSTEIN
Lüksemburg Büyük Dukalığı Hükümeti Adına Jean SPAUTZ
Malta Hükümeti Adına
Hollanda Krallığı Hükümeti Adına
Norveç Krallığı Hükümeti Adına
Portekiz Cumhuriyeti Hükümeti Adına Joao PEREIRA BASTOS
ispanya Krallığı Hükümeti Adına Felix PONS IRAZAZABAL
İsveç Krallığı Hükümeti Adına
İsviçre Konfederasyonu Hükümeti Adına
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Adına
Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Adına

27 Nisan E-Muhtırası

0

27 Nisan E-Muhtırası, 2007 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamadır.

Bildiri, Atatürkçülüğe, laikliğe ve cumhuriyetin temel ilkelerine vurgu yapmıştır. Bu ilkelere “sözde değil, özde bağlı” bir cumhurbaşkanı adayı talep edilmiştir.

Kamuoyu, basın açıklamasını muhtıra olarak değerlendirmiştir. Bildiri internet aracılığıyla açıklandığı için “e-muhtıra” olarak tarihe geçmiştir.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 2009 yılında katıldığı bir televizyon programında açıklamanın kendisi tarafından yazıldığını fakat bir muhtıra olmadığını söylemiştir. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt “Bizzat ben kaleme aldım” demiştir.

27 Nisan E-Muhtırası Hakkındaki Adli Soruşturma

27 Nisan bildirisinin yayınlanmasından 5 yıl sonra, 2012 yılında Adalet Platformu Sözcüsü Adem Çevik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ‘12 Eylül darbesi, 28 Şubat ve 27 Nisan açıklamasının sorumluları’ hakkında suç duyurusunda bulunmuş,  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dönemin askeri sorumluları hakkındaki suç duyurusu evrakını ayırarak, “Suç yeri Ankara olduğu” gerekçesiyle dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu’nun, TSK’nın 27 Nisan bildirisine ilişkin soruşturması kapsamında, eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “şüpheli” sıfatıyla ifadesinin alınması için İstanbul’a talimat yazılmıştır. 2015 yılında dosyayı devralan savcı, yaptığı incelemede aradan geçen süreye rağmen Büyükanıt’ın ifadesinin alınmadığını belirlemiştir. İfade, sağlık sorunları nedeniyle, İstanbul Anadolu Yakasındaki Fenerbahçe Orduevindeki ikametinde alınan Büyükanıt, suçlamaları reddetmiştir. Büyükanıt’, savunmasında yaptıklarının hukuka uygun olduğunu savunmuş ve darbe kastının olmadığını bildirmiştir. Soruşturma sürerken, Büyükanıt, 21 Kasım 2019 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Dosyanın tek şüphelisi olan Büyükanıt’ın hayatını kaybetmesi nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 25 Aralık 2019 tarihinde, “soruşturma ve kovuşturma olanağı kalmadığı” gerekçesiyle takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatmıştır.

27 Nisan E-Muhtırası Tam Metni

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.
Bu bağlamda;

Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği,

Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir.

Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır.

Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Genelkurmay Başkanı
Yaşar Büyükanıt

26 Nisan – Hukuk Takvimi

0
26 Nisan - Hukuk Takvimi
26 Nisan – Hukuk Takvimi
1725 İtalyan devlet adamı Filippo Antonio Pasquale di Paoli doğdu. (Ölümü: 5 Şubat 1807) 1755’te Korsika’da Cenova yanlılarını yenilgiye uğratıp iktidarı ele geçirdi. Diğer Avrupa ülkelerinden daha demokratik bir anayasayı yürürlüğe koyup 9 yıl boyunca ülkeyi aydın despotizmi olarak bilinen bir anlayışla yöneterek önemli reformlar gerçekleştirdi. Yönetimi sırasında kan davasını yasakladı, madenciliği teşvik etti, bir deniz filosu ile bir üniversite kurdu.
1856 ABD’li avukat, işadamı ve Amerika Birleşik Devletleri büyükelçisi Henry Morgenthau doğdu. (Ölümü: 25 Kasım 1946) Columbia Law School’dan mezun oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu büyükelçisi olarak görev yaptı. Yunan Mülteci Yerleşim Komisyonu ve Amerikan Kızılhaçı gibi savaşla ilgili hayır kurumlarında görev aldı. 1919’da, Morgenthau Raporu’nu hazırlayan Polonya’daki Birleşik Devletler hükümetinin bilgi toplama misyonuna başkanlık etti. 1933’te düzenlenen Cenevre Konferansında, ABD adına temsilcilik yaptı. ABD Kongre Üyesi Julius Kahn tarafından sunulan anti-Siyonist bir dilekçeyi imzalayan önde gelen 31 Yahudi Amerikalı arasındadır. Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü adlı bir kitabı Türkçe’ye çevrilerek Belge Yayınlarından basılmıştır.
1865 ABD Başkanı Abraham Lincoln‘ü bir suikastla öldüren John Wilkes Booth, Amerika Birleşik Devletleri Kara Kuvvetleri askerleri tarafından on iki günlük bir insan avının sonunda, kuzey Virginia’nın kırsal kesiminde yakalandı ve öldürüldü.
1920 İtilaf Devletleri temsilcileri, Türkiye ile yapılacak anlaşmanın esaslarını kararlaştırmak üzere, San Remo’da toplandı.
1947 Japonya Anayasası, ikinci dünya savaşından sonra 26 Nisan 1947 tarihinde yayınlandı ve 26 Temmuz 1947 tarihinde yürürlüğe girdi. Japonya Anayasası, yürürlüğe girdiği 1947 yılından bu yana değişikliğe uğramadı. Japonya Anayasası’nda değişiklikler yapılmasına ilişkin tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Japonya Anayasasının tam metni İtalyanca metinden Türkçeye Arif ERGÜNAY tarafından tercüme edilerek 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin 7. cildinde ve 1. sayısında yayınlanmıştır.
1958 Ordinaryüs profesör dil bilimci ve bilim insanı Reşit Rahmeti Arat 26 Nisan 1958’de ordinaryüs profesör unvanı aldı.
1961 Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında 298 Sayılı Kanun, 26 Nisan 1961 tarihinde kabul edilmiş, 2 Mayıs 1961 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. İşbu kanun metninde çeşitli tarihlerde yapılan değişiklikler 13 Haziran 2018 tarihi itibari ile, ilgili madde ve fıkraların altlarına dipnot düşmek suretiyle belirtilmiş ve okuyucunun tüm değişiklikleri görmesi kolaylaştırılmıştır.
1964 Tanganika Cumhuriyeti, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. Ülke, 26 Nisan 1964 tarihinde Zanzibar ve Pemba Halk Cumhuriyeti ile birleşerek günümüzde de varlığını sürdüren Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti’ni oluşturdu.
1971 11 ilde Bir ay süreyle sıkıyönetim ilan edildi.
1971 Sıkıyönetim, Devrimci Doğu Kültür Ocakları ve Dev-Genç’i kapattı.
1972 Yazar Sevgi Soysal, bir yıl hapse mahkûm oldu.
1975 Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi‘ne Türkiye dâhil 168 ülke taraftır. Madde 38’e göre; Bu Belgeyi onaylamamış veya katılmamış veya Sözleşmenin Stockholm Belgesi’nin 22-26 ncı maddelerine taraf olmayan Birlik ülkeleri 26 Nisan 1975 tarihine kadar istedikleri takdirde bu hükümlere taraf sayılarak söz edilen maddelerde öngörülen hakları uygulayabilirler.
1979 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarını yasakladığını bildirdi.
1991 Ukrayna’da yakalanan Bahçelievler katliamı sanıklarından Haluk Kırcı, Türkiye’ye iade edildi. 12 Nisan 1988”de 7 kez idam cezası aldı, çıkarılan infaz kanunundan yararlanarak ve 26 Nisan 1991 tarihinde Bursa Cezaevi’nden şartlı tahliye edildi.
1994 Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ilk çok ırklı seçimler yapıldı. Oyların yüzde 62’sini alan Nelson Mandela liderliğindeki Afrika Ulusal Kongresi, seçimlerin galibi oldu.
1995 Türkiye’nin ilk kadın kaymakamları Elif Arslan ve Özlem Bozkurt görevlerine başladı.
2000
  • Hint hukukçu ve politikacı Badruddin Shaikh yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Eylül 1952) LA Shah Hukuk Koleji‘nde eğitim gördü. Siyasete katılmadan önce bir süre avukatlık yaptı. 1979’da Gujarat Üniversitesi Senato Üyesi oldu. 1984’te Hindistan Ulusal Öğrenci Birliği Genel Sekreteri ve 1985’te Gujarat Pradesh Gençlik Kongresi Genel Sekreteri  olarak görev yaptı. Daha sonra Gujarat Üniversitesi’nin Sendika Üyesi oldu. 1992’de Gujarat Pradesh Kongre Komitesinin Azınlık Hücresi Başkanı ve partinin Azınlık Hücresi Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. 1995 yılında Ahmedabad Belediye Corporation’da Belediye Meclis Üyesi olarak seçildi. Daimi Komite, Şehir Planlama Komitesi, Hukuk Komitesi ve VS Hastane Yönetim Kurulu üyesi oldu. 2010’dan 2020’de ölümüne kadar Ahmedabad Belediye Şirketi’nde Muhalefet Lideri olarak çalıştı. 
  • Fikri mülkiyet haklarına olan ilgi ve farkındalığı artırmak üzere Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından 26 Nisan günü, 2000 yılında, “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak ilan edildi ve bu kapsamda, her yıl üye ülkeler tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı. Dünya Fikri Mülkiyet Günü, patent, telif hakkı, ticari marka ve tasarımların günlük yaşama etkilerini vurgulamak amacıyla her yıl 26 Nisan‘da kutlanmaktadır. WIPO tarafından başlatılan bu kutlama günü, yaratıcılığın ve yenilikçiliğin ekonomiye katkısını vurgulamaktadır.
2001 Uluslararası Göçmen İşçiler ve Ailelerinin Haklarını Koruma Konvansiyonunu Türkiye 13 Ocak 1999 tarihinde imzalamış, 26 Nisan 2001 tarihinde, çekincelerle birlikte kabul etmiş ve 18 Haziran 2004 tarihinde onaylayarak 17 Ağustos 2004 tarihinde bakanlar kurulu kararıyla resmi gazetede yayınlamıştır.
2004 Karadenizliler, Çernobil faciasından tam 18 yıl sonra dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ahmed Yüksel Özemre hakkında Karadeniz’de kanser vakalarının artması gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu.
2005 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği 10 bin polis kadrosu açılmasına ve ilahiyat mezunlarının da polis olabilmesine olanak sağlayan yasa, TBMM’de aynen kabul edildi.
2005 Orta Afrika Cumhuriyeti’nin ilk ve tek kadın başbakanı Elisabeth Domitien yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1925 )
2010 Mardin’in Mazıdağı İlçesi’ne bağlı Bilge Köyünde, 7’si çocuk 44 kişinin öldürülmesiyle ilgili tutuklanan 8 kişiden, 6’sına kırk dörder kez müebbet hapis cezası verildi. Bilge Köyü Katliamı olarak tarihe geçen olayda; yaşı küçük olan bir sanığa 44 kez 15 yıl, evinde silah bulunduran sanığa ise 15 yıl hapis cezası verildi.
2016 Türkiye-AB Üst Düzey Ekonomik Diyalog Mekanizması ihdas edilmesi kararlaştırıldı. Bu çerçevede, I. Türkiye – AB Üst Düzey Ekonomik Diyalog Toplantısı 24-26 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul ve Ankara’da düzenlendi.
2018 YÖK’te, 26 Nisan 2018’de “Yükseköğretimde Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Çalıştayı” düzenlendi.
2020 Brezilyalı avukat ve politikacı Miquéias Matias Fernandes yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Ağustos 1950) Avukat ve Papaz olarak eğitim gördü. 1988’de Manaus Belediye Meclisi üyesi seçildi. 1990’da Amazonas Yasama Meclisi Üyesi seçildi. 1994 seçimlerinde Milletvekili seçildi. Eyalet Milletvekili olarak son döneminden sonra,  siyasetten emekli oldu ve hukuk, ve kiliseye devam etti.
2026 Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2026 yılı teması “Fikri Mülkiyet ve Spor” olarak belirlendi.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü

0
Dünya Fikri Mülkiyet Günü

Dünya Fikri Mülkiyet Günü(World Intellectual Property Day), fikri mülkiyet haklarına olan ilgi ve farkındalığı artırmak üzere her yıl WIPO Sözleşmesinin 1970’te yürürlüğe girdiği gün olan 26 Nisan’da kutlanmaktadır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından 2000 yılında ilan edilmiştir. WIPO tarafından başlatılan bu kutlama günü, yaratıcılığın ve yenilikçiliğin ekonomiye katkısını ön plana çıkarmaktadır.

Yaratıcılık ve Fikri Hakların Önemi

İnsanın yaratıcı gücü, bütün buluş ve sanat ürünlerinin kaynağıdır. Bu eserler insan hayatını yaşamaya değer kılan bir özellik taşımaktadır. Buluş ve sanat eserleri ile bu eserleri  meydana getiren kişilerin haklarının korunmasını sağlamak, bireyleri, toplumların ve devletlerin temel görevidir.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü kapsamında, her yıl üye ülkeler tarafından çeşitli etkinlikler düzenlenmekte; patent, telif hakkı, ticari marka ve tasarımların günlük yaşama etkileri vurgulanmaktadır.

Dünya Fikri Mülkiyet Günü 2026 yılı teması “Fikri Mülkiyet ve Spor” olarak belirlenmiştir.

Fikri Haklar ve WIPO

Fikri haklar, ekonomik bir değer taşıyan, sahibinin hususiyetini taşıyan ve yaratıcısının düşünce gücü sonucu ortaya çıkan fikri emek ürünlerini oluşturmaktadır. Eserin yaratıcısı ve sahibinin bunlar üzerinde hem mali, hem de manevi hakları bulunmaktadır.

WIPO, 1974 yılında Birleşmiş Milletler sisteminin uzmanlaşmış kuruluşlarından biri haline gelen hükümetler arası bir kuruluştur. WIPO’nun kökenleri, 1883 ve 1886 yıllarında imzalanan Sanayi Mülkiyetinin Korunmasına İlişkin Paris Sözleşmesi ve Edebi ve Sanatsal Eserlerin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi’ne dayanmaktadır; bu sözleşmeler “Uluslararası Büro”nun kurulmasını öngörmüştür. İki büro 1893’te birleştirilmiş ve 1970’te WIPO Sözleşmesi uyarınca Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ile değiştirilmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi Hakkında TTB Etik Kurul Görüşü

0

Türk Tabipleri Birliği “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi Hakkında Etik Kurul Görüşü”; 22.Nisan 2019 tarihinde Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu tarafından açıklanmıştır. Belge, Toplumsal cinsiyet kavramını tanımlanmış ve cinsiyetçiliğe dayalı tüm ayrımcılıkların kaldırılması gerektiğini deklare etmiştir. Bildiride ayrıca, Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi‘nin uygulamadan kaldırılması eleştirilmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi Hakkın TTB Etik Kurul Görüşü

Özgecan Aslan’ın 2015 yılında katledilmesi, gittikçe yaygınlaşan ve eril söylemler eşliğinde yaşama geçirilen kadının kamusal alandan uzaklaştırılmasına yönelik cinsiyetçi politikalar ile kadına yönelik taciz ve şiddetin her geçen gün artarak devam ettiği ülkemizde toplumsal tepki yaratmıştır. Söz konusu tepkilerin de etkisiyle 2016 yılında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yapılan toplantıda Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı tarafından “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi” yayımlanmıştır. YÖK’ün 28.05.2015 tarihli Genel Kurul kararına dayanılarak hazırlanan belgede, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir problem olarak mevcut olduğu belirtilerek YÖK’ün bütün bileşenlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı hareket edileceği taahhüt edilmektedir.
Konuyla ilgili farkındalık çalışmaları kapsamında YÖK’te, 26 Nisan 2018’de “Yükseköğretimde Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Çalıştayı” düzenlenmiştir. Ancak toplumun muhafazakârlaştırılması, kutuplaştırılması, yaşamın dinselleştirilmesi üzerinden sürdürülen politikaların ve söylemlerin etkisiyle Şubat 2019’da, bu sefer toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının “farklı algılara yol açtığı, toplumsal değerlerimiz ve kabullerimizle mütenasip olmadığı ve toplumca kabul görmediği” gerekçeleriyle tutum belgesi geri çekilmiş ve YÖK’ün web sayfasından kaldırılmıştır.
Sürecin bilimin merkezi olarak kabul edilen üniversite ortamında yaşanması ve üniversitelerden konuyla ilgili herhangi bir açıklamanın yapılmaması yanı sıra söz konusu tutum belgesinin onu yayımlayan YÖK Başkanınca kaldırılmış olması, kabul edilemez ironik bir durumdur.
Tıp mesleğinin en temel ahlaki ödevi olan ayrımcılık yapmadan herkese eşit olarak sağlık hizmeti sunmanın ancak toplumsal cinsiyete duyarlı bir tıp eğitimi ve mesleki uygulama ile sağlanabilecek olması; konunun TTB Etik Kurulunca ele alınmasının önemini ve gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Toplumsal cinsiyet kavramı

İnsana dair birçok özellik konusunda topluma egemen olan düşünme biçimi, farklı tarihsel dönemler ve farklı kültürler dikkate alınmadığında, evrensel ve insanın özüne aitmiş gibi bir yanılsamaya neden olabilmektedir. Oysa, herhangi bir yapının nasıl kavranabileceği ile ilgili düşünce biçimi kişinin zihinsel gelişimini sürdürdüğü sosyal bağlamdan etkilenmektedir. Cinselliğin temel ve yegane işlevinin üreme olduğu varsayıldığından; cinsiyetle ilgili temel belirleyenin üreme ile ilgili bedensel özellikler olduğu kabul edilir ve cinsiyet birçok toplumda kadın ve erkek olarak ikili bir düzen içinde değerlendirilir. Cinsiyet ikili bir düzende kurulduğunda; insanlar, sınırların belirgin, ayrımların mutlak olduğu cinsiyet kategorileri içinde ele alınır. Bu anlayışın diğer bir öğesi de, cinsiyetin sadece iki kategoriden ibaret olduğudur. Ancak cinsiyetle ilgili bu iki temel yaklaşım, ne tüm toplumlarda ne de tüm tarihsel dönemlerde geçerlidir. Üstelik uzun süredir birçok farklı disiplinde yürütülen bilimsel çalışmalar, bu yaklaşımların aksi yönde bulgular vermektedir.

İkili cinsiyet yaklaşımı, erkek ve kadının doğalarından kaynaklanan özellikleri temel alınarak; bedensel, ruhsal, ve toplumsal olarak farklı kategoriler içinde değerlendirilmesini gerektirir. Doğumda insanın sahip olduğu üreme organları temel alınarak kişilerin iki cinsiyetten birine dahil oldukları belirlemesi yapılır. Oysa, bedenin cinsiyetle ilişkilendirilen özellikleri üreme organlarıyla sınırlı değildir; üreme organlarının gelişimini belirleyen kromozom bileşimi, doğum öncesi üreme organlarında, ergenlikle birlikte bedenin diğer özelliklerinde farklılaşmaya neden olan hormonlar ve bu etkilerle şekillenen anatomik yapılar, bedensel cinsiyet olarak değerlendirilir.

Bugün bu özellikler açısından, insanların tüm üyelerinin, mutlak bir şekilde birbirine benzeyen ve diğer grup üyelerinden farklı olan kategoriler halinde var oldukları varsayımının doğru olmadığı; insanların cinsiyetle ilişkilendirilen bedensel özellikleri açısından geniş bir aralıkta gözlenebilen bir devamlılık içinde yer aldıkları ve çeşitlilik sergiledikleri bilinmektedir.

Büyük gruplar arasında anlamlı farklılıkların saptanabildiği birçok biyolojik özellik açısından, her bireyin farklı cinsiyetlerle ilişkilendirilebilen özellikleri bir arada sergileyebildiği bilinmektedir. Bu cinsiyet kategorilerine dahil edilen kişilerin bedensel olarak mutlak bir şekilde benzerlik gösterdiği varsayımı, bu iki grup içinde beklenenin dışında özellikler sergileyen bireylerin zorlanmalarına neden olmaktadır. Bunun da ötesinde, cinsiyet kategorileri arasında grup düzeyinde saptanan bedensel farklılıklar, üstünlük ve zayıflık olarak değerlendirmelere zemin hazırlamaktadır.

Cinsiyet kategorileri sadece bedensel özellikler üzerinden tanımlanmamaktadır.

Toplumsal hayat içinde sergilenen giyim, görünüm, toplumsal ödev ve davranış özellikleri de cinsiyetle ilişkilendirilmektedir. Cinsiyetin bu özelliklerle toplum içinde kurulan, şekillenen yönüne “toplumsal cinsiyet” denilmektedir. Toplumsal cinsiyet ile ilişkilendirilen özelliklerin tümünün bedensel özelliklerle doğrudan bir ilişkisi yoktur. İçinde geliştikleri kültüre özgü bir şekilde, bu özellikler gruplandırılarak “erkek” ve “kadın” cinsiyetleri inşa edilmektedir. Kültürle ilişkili ve toplumsal yönleri olsa da, bu özellikler aynı kültür ve toplumda yaşayan tüm bireyler için benzerlik taşımayabilir.

Aynı toplumda farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, hatta aynı mekan ve zamanda farklı bireylerde, dahası aynı bireyin farklı yaşam dönemlerinde, kişiler bu özellikleri açısından geniş bir çeşitlilik sergilerler. Bununla birlikte, toplumların cinsiyetle ilgili egemen düşünce biçimi doğrultusunda olmasını bekledikleri bireylerin cinsiyet ifadeleri ile ilgili özellikler kümesi, “cinsiyet rolü” olarak adlandırılır.

Cinsiyetle ilgili egemen düşünceye göre; değişen derecelerde, farklı cinsiyet kategorilerinin sergilemesi beklenen özellikleri arasındaki sınır, az ya da çok belirgin olabilmektedir. Kişilerin dahil oldukları cinsiyet kategorisinin tüm özelliklerini tam zamanlı olarak sergilemeleri, bunun da yaşam boyu tutarlı şekilde devam etmesi beklenmektedir. Oysa insanların toplumsal cinsiyet özellikleri, yaygın bir şekilde bu kategorileri ve belirlenen sınırları ihlal etmektedir. Beklenen toplumsal cinsiyet özellikleriyle uyumlu olmayan cinsiyet ifadesi olan bireyler; ikili cinsiyet düzeninin katı bir şekilde benimsendiği toplumlarda önemli güçlükler yaşamaktadırlar.

Toplumsal cinsiyet özellikleri, bedensel özelliklerle doğrudan ilişkili olmamalarının yanı sıra ruhsal özelliklerle de bağlantılı değildir.

Belirli bir cinsiyetin, özü gereği, belirli duygusal ve bilişsel yönleri olduğu iddiası pek çok durumda geçerli değildir. Gruplar arasında saptanabilen farkların ne ölçüde cinsiyetle ne ölçüde toplumda kurulan cinsiyet kategorileriyle ilişkili olduğu bilinmemektedir. Belirli bir cinsiyet kategorisinde değerlendirilen bireylerin, ruhsal ve sosyal özellikler açısından; her iki cinsiyetle ilişkilendirilen özellikleri farklı ölçülerde bünyelerinde barındırdıkları gözlenmektedir.

Cinsiyetle ilgili toplumsal düzeyde kurulan bu kategoriler, özellikle aralarında bir eşitsizlik olduğu öne sürüldüğünde ciddi sorunlara neden olmaktadır. Bu eşitsizlikler, sadece cinsiyetler arasında varsayılan farklılıklarla değil, bu farklılıklara dayandırılarak meşrulaştırılan hak ve sorumluluklarla da kendini göstermektedir. Bir başka deyişle, toplumsal cinsiyet, cinsler arasındaki eşitsiz güç ilişkilerini de gösterir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, bedensel ve ruhsal farklılıkların değil, topluma egemen olan güç odaklarının, erkek egemen ideolojilerin ve dinlerin, üretim ilişkileri ve ekonomik düzenin üzerine kuruludur.

Bir cins olarak kadınların ezilmesine yol açan kurumsal ve kültürel düzenlemeler ile bir uygulamalar bütünü olan ataerkil sistem; aynı zamanda kadınların bedenini, cinselliğini, doğurganlığını ve emeğini denetim altına almaktadır.

Yüzyıllar içinde toplumların geniş kesimlerince benimsenen ve içselleştirilen, mülkiyet ilişkileriyle meşrulaştırılan ataerkil sistem; cinsiyet kimlikleri ve rolleri konusundaki bir dizi önkabulün yerleşmesine de yol açmıştır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel dayanaklarını oluşturan başlıca ön kabuller, kadınlar ve erkeklerin gereksinimler, yetenekler ve işlevler bakımından farklı oldukları; erkeklerin “doğal” olarak güçlü ve akılcı oldukları, siyasal olanı ve devleti temsil etme, dünyayı yorumlama ve düzene sokma, devlet kurma ve uygarlık ürünleri yaratma yeteneklerine, kadınların cinselliğini ve üreme yetilerini denetleme hakkına sahip oldukları; kadınların “doğal” olarak zayıf, akıl ve yetenekler bakımından erkeklerden aşağı,  duygusal ve dengesiz oldukları, bu nedenle siyasal ve kamusal alanın dışında kalmalarının uygun olduğu, çocuk doğurma ve yetiştirme yetenekleri nedeniyle günlük yaşamın ve türün yeniden üretilmesi işlevini taşıdıkları şeklinde özetlenebilir.

Bu bağlamda eşitsizliğin toplumsal/yapısal kökenlerinin ötesinde gerekçelendirilmesi yönündeki çabalar; mevcut durumun meşru ve adil olduğunu kabul ettirmek için kullanılan en yaygın stratejidir. Sıklıkla bu eşitsizliğin biyoloji, yaratılış ve doğayla ilgili olduğunun öne sürülmesi, bu nedenledir.

Daha kişinin doğum anında dilde kurulan toplumsal cinsiyet kavramı üzerinden iktidar üretilmekte ve bunun üzerinden yaratılan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri eğitim, çalışma, sağlık ve barınma başta olmak üzere toplumsal yaşamın her alanında etkili olmaktadır.

Hak bağlamında toplumsal cinsiyet

İnsan hakları kavramı, herkesin insan olmak bakımından sahip olduğu, dokunulamaz, değiştirilemez, devredilemez hakları olduğu kabulüne dayanır. Yapabilirliğin sınırını belirleyen diğer tüm hak bakış açılarını aşan ve onlardan farklı olan insan hakları rejiminin kurucu ilkesi; toplumsal talebin ifadesi olan eşitlik kavramıdır.

İnsan tarihinin en büyük kötülüklerinin yaşandığı, uygarlığın merkezinde insanın insan tarafından onuru yok edilerek kıyıma uğratıldığı İkinci Dünya Savaşı sonrası, böylesi insan hakları ihlallerinin tekrar yaşanmaması için rejimin düzenlenmesi amacıyla normatif bir yapı oluşturulmuştur. Bu yapı devletlerarası ancak devletler üstü bir yapıdır ve temel olarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)’nde ifade edilmiştir. Söz konusu Beyanname, ilk maddesinde “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.” ve ikinci maddesinde ise “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.” ifadeleriyle eşitliğe ve ayrımcılığa uğramamaya vurgu yapar. Görüldüğü gibi insan hakları rejiminin hem kurucu hem de düzenleyici ilkelerinin temelini, farklı bir algıya neden olmadan eşitlik kavramı oluşturmaktadır.

Bu bağlamda eşitliğe vurgu yapan; “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”nin üniversite ortamından kaldırılması; günümüzde yaşanmakta olan insan hakları rejiminin krizini de derinleştirecek yaklaşımdır ve etik açıdan temellendirilmesi olanaksızdır.

Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme

0

Uluslararası Göçmen İşçiler ve Ailelerinin Haklarını Koruma Konvansiyonu, 18 Aralık 1990 günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda imzalanmış, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda kaos yaratan göç dalgalarının yarattığı tahribatın azaltılması hedeflenmiştir. Türkiye bu sözleşmeyi Türkiye 13 Ocak 1999 tarihinde imzalamış, 26 Nisan 2001 tarihinde, çekincelerle birlikte kabul etmiş ve 18 Haziran 2004 tarihinde onaylayarak 17.08.2004 tarihinde bakanlar kurulu kararıyla resmi gazetede yayınlamıştır.

Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme

Başlangıç

Bu Sözleşmeye Taraf Olan Devletler,

Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş insan hakları ile ilgili temel belgelerde yer alan ilkeleri, özellikle İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini, (217 A (III) Sayılı Karar); Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara Dair Uluslararası Anlaşmayı (2200 A (XXI) Sayılı Karar eki); Medenî ve Siyasal Haklara Dair Uluslararası Anlaşmayı (2200 A (XXI) Sayılı Karar eki, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Anlaşmayı (2106 A (XX) Sayılı Karar eki) ve Çocukların Haklarına Dair Anlaşmayı (34/180 Sayılı Karar eki) gözönüne alarak;

Uluslararası Çalışma Teşkilâtının görev çerçevesi içinde oluşturulmuş ilgili belgelerde belirlenen standartlar ve ilkeleri, özellikle, İş Bulma Amaçlı Göç ile İlgili Anlaşmayı (97 Sayılı), Aşağılayıcı Şartlarda Göçler ve Göçmen İşçilere Yapılacak Muamele ve Sağlanacak İmkânlar Konusunda Eşitlik Prensibinin Teşviki ile İlgili Anlaşmayı (143 Sayılı), İş Bulma Amaçlı Göç ile İlgili Tavsiyeyi (86 Sayılı), Göçmen İşçilerle İlgili Tavsiyeyi (151 Sayılı), Zorla veya Kuvvet Kullanarak İşgücü İstihdam Etmenin İlga Edilmesine Dair Anlaşmayı (105 Sayılı) gözönüne alarak;

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtının Eğitimde Ayırımcılığın Önlenmesine Dair Anlaşmasında (Birleşmiş Milletler, Anlaşmalar Serisi, Cilt No. 429, Sayı 6193) belirtilen ilkelerin önemini tekrar teyid ederek;

İşkencenin ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ve Küçültücü Muamele ve Cezanın Önlenmesine Dair Anlaşmayı (39/46 Sayılı Kararın eki); Suçun Önlenmesi ve Sanıklara Yapılacak Muameleye Dair Dördüncü Birleşmiş Milletler Kongresi Bildirisini (Bakınız :Suçun Önlenmesi ve Sanıklara Yapılacak Muamele Konusunda Dördüncü Birleşmiş Milletler Kongresi, Kyoto, Japonya, 17-26 Ağustos 1979 :Sekreterya tarafından hazırlanan rapor (B.M. Yayınları, Satış No. : E.71.IV.8), Yasa Uygulayıcılarının Davranış Biçimleri (34/169 Sayılı Karar ve eki) ve Köleliğin Önlenmesi ile İlgili Anlaşmaları (Bakınız :İnsan Hakları :Uluslararası Belgeler Derlemesi (B.M. Yayınları, Satış No. : E.88.XIV.I) hatırda tutarak,

Uluslararası Çalışma Teşkilâtının amaçlarından birinin, Anayasasında da ifade edildiği üzere, yabancı ülkelerde istihdam edilen işçilerin menfaatlerinin korunması olduğunu hatırlayarak ve anılan örgütün göçmen işçiler ve aile fertleri ile ilgili konulardaki bilgi birikimini ve tecrübelerini akılda tutarak;

Göçmen işçiler ve aile fertleri ile ilgili olarak Birleşmiş Milletler Teşkilâtının muhtelif organlarında, özellikle, başta, İnsan Hakları Komisyonu, Sosyal Kalkınma Komisyonu, B.M. Gıda ve Tarım Teşkilâtı, B.M. Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı, Dünya Sağlık Teşkilâtında ve diğer uluslararası teşekküllerde yapılmış ve yapılmakta olan çalışmaların önemini müdrik olarak,

Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin haklarının korunmasına yönelik olarak bölgesel veya ikili düzeyde bazı Devletler tarafından gerçekleştirilen gelişmeleri ve bu alanda ikili ve çok taraflı sözleşmeler imzalanmasının önem ve faydasını da keza müdrik olarak,

Milyonlarca insanı ilgilendiren ve uluslararası toplumda çok sayıda Devleti etkileyen göç olayının önemini ve kapsamını idrak ederek,

Göçmen işçi hareketlerinin Devletler ve ilgili halklar üzerindeki etkilerinin bilincinde olarak ve göçmen işçilere ve aile fertlerine yapılacak muamele ile ilgili temel ilkelerin kabul edilmesi yoluyla Devletlerin tutum ve davranışları arasında uyum sağlanmasına katkıda bulunabilecek kuralları tesis etmeyi arzu ederek,

Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin diğer nedenler yanında, Orijin Devletten ayrı olmaları ve İstihdam Devletinde bulunmaktan dolayı güçlüklerle karşılaşabilmeleri gibi nedenlerle, sık sık içine düştükleri hassas durumu dikkate alarak,

Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin haklarının her yerde yeterli şekilde tanınmamış olduğu ve bu nedenle bu hakların uygun biçimde uluslararası korunma altına alınmalarının gerektiği inancında olarak,

Özellikle ailelerin parçalanmasına yol açması sebebiyle, göç olayının göçmen işçilerin hem kendileri, hem de aile fertleri bakımından sık sık ciddî sorunlara neden olduğu gerçeğini göz önüne alarak,

Göç olayının neden olduğu insanî sorunların göçün düzensiz bir ortamda yapılması halinde çok daha ciddî sorunlara yol açtığını akılda tutarak ve bu nedenle gizli göçmen işçi hareketlerinin ve işçi kaçakçılığı olaylarının, aynı zamanda göçmen işçilerin temel insan haklarının korunmasını sağlayarak önlenmesi ve ortadan kaldırılması amacına yönelik uygun tedbirlerin alınmasının teşvik edilmesi gereğine inanarak;

Kayıtlı olmayan veya düzensiz bir durumda bulunan işçilerin diğer işçilere göre genelde daha olumsuz koşullar içinde istihdam edildiklerini ve bazı işverenlerin haksız rekabet koşullarının sağlayacağı menfaatlerden yararlanmak amacıyla bu tür işçileri istihdam etmek eğiliminde olduklarını gözönüne alarak,

Tüm göçmen işçilerin temel insan haklarının daha geniş bir şekilde tanınması halinde düzensiz bir durumda bulunan göçmen işçilerin istihdam edilmesi yollarına başvurulmasının cazip olmaktan çıkarılabileceği ve bunun da ötesinde durumları mahallî mevzuata uygun olan göçmen işçilere ve aile fertlerine belirli bazı ilave haklar verilmesinin tüm göçmenleri ve işverenleri ilgili Devletler tarafından tesis edilmiş kanunlara ve kurallara uymaya ve saygı göstermeye teşvik edeceğini de gözönüne alarak,

Bu nedenle evrensel olarak uygulanabilecek kapsamlı bir anlaşma metni içinde temel kuralları teyid ve tesis etmek suretiyle, tüm göçmen işçilerin ve aile fertlerinin haklarının uluslararası korunmasının gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulduğuna inanarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır :

Kapsam ve Tanımlar

Madde 1

  1. Bu Sözleşme bundan sonra belirtilen durumlar istisna olmak üzere, cinsiyet, ırk, renk, dil, din veya inanç, siyasal veya diğer görüş, millî, etnik veya sosyal köken, taabiyet, yaş, ekonomik durum, mülkiyet, medenî hal, doğum veya diğer statüler açısından hiçbir farklılık gözetilmeksizin, tüm göçmen işçilere ve ailelerine uygulanır.
  2. Bu Sözleşme göçmen işçilerin ve aile fertlerinin, göçe hazırlık, hareket, transit geçiş ve İstihdam Devletinde kazanç getiren bir işte çalışma ve ikamet süresinin tamamı ile Orijin Devlete veya mutad olarak ikamet edilen Devlete dönüş dahil olmak üzere, göç sürecinin tamamı süresince uygulanacaktır.

Madde 2

Bu Sözleşme metninde yer alan;

  1. “Göçmen İşçi” kavramı, vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı bir Devlette ücret ödenen bir faaliyette çalıştırılacak, çalıştırılmakta olan veya çalıştırılmış olan bir kişiye atıfta bulunur.
  2. (a) “Sınır İşçisi” kavramı, komşu bir Devlette mutad ikametgâhını muhafaza eden ve normal olarak her gün veya en az haftada bir kez normal ikametgâhına dönen bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(b) “Mevsimlik İşçi” kayramı, niteliği gereği mevsimsel şartlara bağımlı olan ve sadece yılın bir kısmında yapılabilen işi yapan bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(c) Balıkçıları da içeren “Gemi Adamı” kavramı, vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı bir Devlete kayıtlı bir gemide istihdam edilen bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(d) “Sahil Açığındaki Tesiste Çalışan İşçi” kavramı, vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı bir Devletin egemenlik alanı içinde yeralan bir sahil açığındaki tesiste istihdam edilen bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(e) “Gezici İşçi” kavramı, bir Devlette mutad ikametgâhı olan, fakat yaptığı işin niteliği dolayısıyla, kısa süreler için, başka bir Devlete veya Devletlere seyahat etmek mecburiyetinde olan bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(f) “Projeye Bağlı İşçi” kavramı, istihdam edileceği Devlete belirli bir süre için ve sadece işvereni tarafından bu Devlette gerçekleştirilmekte olan bir projede çalışmak üzere kabul edilen bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(g) “Belirli Bir İş İçin İstihdam Edilen İşçi” kavramı, aşağıda tarif edilen bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

(i) İşvereni tarafından, kısıtlı ve belirlenmiş bir süre ile belirli bir görevi yerine getirmek için, istihdam edileceği bir Devlete gönderilen göçmen bir işçi; veya

(ii) Profesyonel, ticarî, teknik veya diğer yüksek düzeyde özel yetenek gerektiren bir işte kısıtlı ve belirli bir zaman için görevli göçmen bir işçi; veya

(iii) İstihdam Devletindeki işvereninin isteği üzerine kısıtlı ve belirli bir süre için geçici veya kısa süreli bir işte çalışan göçmen bir işçi;

Oturma müsaadesinin bitim tarihinde veya şayet bu özel görevi veya işi daha fazla yürütmüyor ise daha erken bir tarihte göçmen işçinin İstihdam Devletinden ayrılması talep edilir.

(h) “Serbest Çalışan İşçi” kavramı, bir çalışma mukavelesi olmadan kazanç getiren bir faaliyetle iştigal eden ve hayatını normal olarak bu şekilde ya tek başına ya da aile fertleri ile birlikte çalışarak kazanan göçmen bir işçiye ve İstihdam Devletinde uygulanan mevzuat veya ikili veya çok taraflı anlaşmalar uyarınca “serbest çalışan işçi” olarak tanınan diğer herhangi bir göçmen işçiye atıfta bulunur.

Madde 3

Bu Sözleşme aşağıda belirtilen kişilere uygulanmayacaktır :

(a) Kabulleri ve statüleri genel uluslararası hukuk veya uluslararası özel anlaşmalar veya sözleşmeler ile düzenlenen uluslararası kuruluşlar ve temsilcilikler tarafından gönderilen veya istihdam edilen kişiler veya resmî görevleri ifa etmek üzere bir Devlet tarafından ve ülke dışına gönderilen veya istihdam edilen kişiler;

(b) Bir Devlet tarafından veya onun adına kalkınma programlarına ve  diğer işbirliği programlarına katılmak üzere, ülke dışına gönderilen veya ülke dışında istihdam edilen, kabulü ve statüsü istihdam eden Devlet ile aktedilmiş anlaşma ile düzenlenen ve bu anlaşma uyarınca göçmen işçi sayılmayan kişiler;

(c) Kendi Devletinden başka bir Devlette yatırımcı olarak ikametgâh edinen kişiler;

(d) İlgili Taraf Devletin ulusal mevzuatında veya o Taraf Devleti bağlayan uluslararası anlaşmalarda öngörülmemişse, mülteciler ve vatansızlar;

(e) Öğrenciler ve stajyerler;

(f) İstihdam sağlayan Devlette ikamet etmelerine ve kazanç getirici bir faaliyette bulunmalarına müsaade edilmeyen gemi adamları ve sahil açığında kurulmuş bir tesiste çalışan işçiler,

Madde 4

Bu Sözleşmenin amaçları doğrultusunda “aile fertleri” kavramı, göçmen işçilerle evli kişilere veya onlarla yürürlükte olan mevzuat uyarınca evlenmeye eşit neticeler doğuran bir ilişki içinde bulunan kişilere, kendilerine bağımlı çocuklarına ve yürürlükteki kanunlar veya ilgili Devletler arasında aktedilmiş ikili veya çok taraflı anlaşmalar uyarınca aile ferdi sayılan diğer bağımlı kişilere atıfta bulunur.

Madde 5

Bu Sözleşmenin amaçları doğrultusunda, göçmen işçiler ve aile fertleri;

(a) İstihdam sağlayan Devlete o Devletin kanunları ve o Devletin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar uyarınca, girmek, oturmak ve kazanç getirici bir faaliyette bulunmak üzere müsaade verilmişse kayıtlı ve düzenli durumda olarak değerlendirilirler;

(b) Bu maddenin yukarıdaki (a) alt paragrafında öngörülen şartlara uymuyorlarsa kayıtsız ve düzensiz durumda olarak değerlendirilirler.

Madde 6

Bu Sözleşmenin amaçları doğrultusunda;

(a) “Orijin Devlet” kavramı ilgili kişinin vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu Devlet anlamına gelir;

(b) “İstihdam Devleti” kavramı, duruma göre, göçmen işçinin kazanç getirici bir faaliyette bulunacağı, bulunmakta olduğu veya bulunmuş olduğu bir Devlet anlamına gelir;

(c) “Transit Devlet” kavramı, ilgili kişinin İstihdam Devletine gitmek, veya İstihdam Devletinden Orijin Devlete veya mutad ikametgâhı bulunduğu Devlete gitmek amacıyla transit geçiş yaptığı herhangi bir Devlet anlamına gelir.

KISIM II

HAKLAR KONUSUNDA AYIRIMCILIK YAPILMAMASI

Madde 7

Taraf Devletler, insan hakları ile ilgili uluslararası sözleşmeler uyarınca, kendi ülkeleri içinde yaşayan veya yasal yetki alanına giren tüm göçmen işçilere ve aile fertlerine, cinsiyet, ırk, renk, dil, din veya inanç, siyasal veya diğer görüşler, millî, etnik veya sosyal köken, vatandaşlık, yaş, ekonomik durum, mülkiyet, medenî durum, doğum veya diğer statüler gibi nedenlerle hiçbir ayırımcılık yapmaksızın bu Sözleşmede öngörülen haklara saygı göstermeyi ve uygulamayı taahhüt ederler.

KISIM III

TÜM GÖÇMEN İŞÇİLERİN VE AİLE FERTLERİNİN İNSAN HAKLARI

Madde 8

  1. Göçmen işçileri ve aile fertleri Orijin Devletleri dahil her Devleti terketmekte hürdürler. Bu hak kanunda öngörülen sınırlamalar, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı veya ahlâkını veya diğer şahısların hak ve hürriyetlerini korumak için gerekli sınırlamalar ve bu Sözleşmede tanınan diğer haklarla uyumlu sınırlamalar istisna olmak üzere, hiçbir sınırlamaya tabi tutulamaz.
  2. Göçmen işçiler ve aile fertleri kendi Orijin Devletlerine her zaman girmek ve orada kalmak hakkına sahip olacaklardır.

Madde 9

Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin yaşama hakkı kanunla korunacaktır.

Madde 10

Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi işkenceye veya zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz.

Madde 11

  1. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi esarete veya zorbalıkla çalıştırılmaya tabi tutulamaz.
  2. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdinden güç kullanılarak veya zorla çalışma talebinde bulunulamaz.
  3. Bu maddenin 2 nci paragrafı, bir suçun cezası olarak ağır iş ve hapis cezalarının kanunla hükmedilebileceği Devletlerde, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş bir karar gereğince ağır şartlarda çalışma cezasının uygulanmasına engel teşkil etmez.
  4. Bu maddenin amacı doğrultusunda “Kuvvet kullanılarak veya zorla çalıştırılmak” kavramı aşağıdaki hususları kapsamaz :
  5. a) Bu maddenin 3 üncü paragrafında bahsekonu edilmeyen, bir mahkemenin yasal bir kararı gereğince tutuklu bulunan veya böyle bir tutukluluk durumundan şartlı olarak serbest bırakılmış bir kişiden normal olarak istenen herhangi bir iş veya hizmet,
  6. b) Toplumsal yaşam ve refahı tehdit eder nitelikte olağanüstü durumlarda veya doğal afet karşısında yapılması istenen herhangi bir hizmet;
  7. c) Normal medenî yükümlülükler arasında yer alan ve aynı zamanda ilgili Devletin vatandaşları için de zorunlu olan herhangi bir iş veya hizmet,

Madde 12

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptirler. Bu hak, kendilerinin seçeceği bir dine veya inanca sahip olmak veya geçmek hürriyetini ve bireysel veya diğer kişilerle bir topluluk meydana getirmiş olarak din ve inançlarını ibadet, dinî kurallara bağlılık, uygulama ve öğretme şeklinde açıklamak hürriyetini kapsar.
  2. Göçmen işçiler ve aile fertleri, kendi seçtikleri bir dine veya inanca sahip olmak veya geçmek özgürlüklerine zarar verecek zorlamalara maruz bırakılamazlar.
  3. Bir insanın dinini veya inancını açıklama hürriyeti ancak kanunda tarif edilen ve kamu güvenliğinin, düzeninin, sağlığının veya ahlâkının veya başkalarının temel hak ve hürriyetlerinin korunması açısından lüzumlu olan sınırlamalara tabi tutulabilirler.
  4. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, en az birisi göçmen işçi olan ebeveynlerin ve uygulanabilmesi durumunda, kanunî vasilerin, çocuklarına kendi inançları doğrultusunda din ve ahlâk eğitimi verme özgürlüklerine saygı göstermeyi taahhüt ederler.

Madde 13

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri dışarıdan müdahale olmaksızın fikir ve düşünce özgürlüğüne sahip olacaklardır.
  2. Göçmen işçiler ve aile fertleri ifade hürriyetine sahip olacaklardır; bu hak, her türlü bilgiyi ve düşünceyi, sınır tanımaksızın, sözlü, yazılı veya basılı olarak, sanat şeklinde veya kendi seçecekleri bir araç vasıtasıyla, araştırmak, almak ve yaymak hürriyetini de kapsayacaktır.
  3. Bu maddenin 2 nci paragrafında öngörülen hakkın kullanılması beraberinde özel yükümlülükler ve sorumluluklar getirir. Bu nedenle, bu hak bazı kısıtlamalara tabi tutulabilir, ancak bunlar sadece kanunla belirlenen kısıtlamalar olabilir ve aşağıda belirtilen nedenlere dayanabilir :

a)Diğer kişilerin haklarına ve haysiyetlerine saygı göstermek için,

  1. b) İlgili Devletlerin millî güvenliğinin veya kamu düzeninin veya kamu sağlık ve ahlâkının korunabilmesi için,

c)Herhangi bir şekilde savaş propagandasının önlenmesi için;

  1. d) Ayırımcılığı, düşmanlığı veya şiddeti körükleyen millî, ırksal veya dinsel nefret duygularının herhangi bir şekilde savunulmasının önlenmesi amacıyla.

Madde 14

Hiçbir göçmen işçinin veya aile ferdinin özel hayatına, ailesine, konutuna, mektuplaşmasına veya diğer şekilde haberleşmesine keyfî ve gayrî kanunî müdahalelerde bulunulamaz; şeref ve haysiyetlerine gayrî kanunî saldırılar yapılamaz. Herbir göçmen işçi ve aile ferdî bu tür saldırılara ve müdahalelere karşı kanunun öngördüğü korumadan yararlanma hakkına sahip olacaktır.

Madde 15

Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi, ister bireysel, ister başkalarıyla ortak olarak mal-mülk edinme hakkından keyfî bir şekilde mahrum bırakılamaz. İstihdam Devletinde yürürlükte olan kanunlar uyarınca, bir göçmen işçinin veya aile ferdinin sahip olduğu değerler kısmen veya tamamen kamulaştırıldığı takdirde, ilgili şahsın adil ve yeterli tazminat almaya hakkı olacaktır.

Madde 16

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri özgürlük ve kişi güvenliği hakkına sahip olacaklardır.
  2. Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin ister kamu görevlilerinden ister özel kişiler, gruplar veya kuruluşlardan kaynaklansın, şiddet, fiziksel incinme, tehdit ve korkutma gibi eylemlere karşı Devlet tarafından etkili biçimde korunmaya hakları olacaktır.
  3. Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin kimliklerinin kontrolü kanun uygulayıcısı görevliler tarafından kanunla belirlenen usullere uygun olarak yapılacaktır.
  4. Göçmen işçiler ve aile fertleri, bireysel veya toplu olarak, keyfî tutuklamaya veya gözaltına almaya maruz bırakılamazlar; kanunla belirlenen usullere uygun durumlar ve nedenler dışında özgürlüklerinden mahrum edilemezler.
  5. Tutuklandıkları zaman, göçmen işçiler ve aile fertleri, imkânlar ölçüsünde anladıkları bir lisanla, tutuklanma sebepleri hakkında bilgilendirilecekler ve anladıkları bir lisanla kendilerine yöneltilen suçlamalar hakkında gecikmeksizin kendilerine bilgi verilecektir.
  6. Göçmen işçiler ve aile fertleri, ceza gerektiren bir suç iddiasıyla gözaltına alındıklarında veya tutuklandıklarında, yetkili hâkim veya kanunla yargılama yetkisi verilmiş bir görevlinin önüne çıkarılacaklar ve makul bir süre içerisinde yargılanacak ya da serbest bırakılacaklardır. Yargılanmayı bekleme süresi boyunca tutuklu bulundurulmaları genel bir kural olmamalıdır; ancak serbest bırakılmak, yargı sürecinin herhangi bir aşamasında ve gerekirse, kararın ifası için, tekrar yargı önünde ispat-ı vücut edilmesini güvenceye almak koşuluna bağlı kılınabilir.
  7. Bir göçmen işçi veya aile fertlerinden birisi tutuklandığı veya yargılanmak üzere cezaevine konulduğu veya başka herhangi bir şekilde gözaltına alındığı takdirde;
  8. a) Vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu Orijin Devletin veya o Devletin menfaatlerini temsil eden bir Devletin diplomatik veya konsolosluk makamları, tutuklanan kişi talep ettiği takdirde, tutuklanma veya gözaltına alınma durumu ve sebepleri hakkında gecikmeksizin bilgilendirilmelidirler;
  9. b) İlgili kişi anılan makamlarla haberleşme hakkını haiz olacaktır. İlgili kişinin anılan makamlara göndermek istediği herhangi bir haber gecikmeksizin ulaştırılmalıdır ve ilgili kişi ayrıca anılan makamlar tarafından gönderilen mesajları gecikmeksizin almak hakkına sahip olacaktır.
  10. c) İlgili kişi, anılan makamların temsilcileriyle görüşmek ve kendi yasal temsil edilme hakkına ilişkin olarak onlarla düzenlemeler yapmak üzere, bu hak ve varsa ilgili Devletler arasında yürürlükte olan anlaşmalardan kaynaklanan haklar konusunda gecikmeksizin bilgilendirilecektir.
  11. Tutuklama veya gözaltına alınma yoluyla hürriyetlerinden mahrum kalan göçmen işçiler veya aile fertleri, tutukluluk durumlarının kanuna uygun olup olmadığının gecikilmeksizin karara bağlanabilmesi ve gözaltına alınma hali yasal değilse serbest bırakılmaları amacıyla yetkili bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptirler. Mahkemeye başvurduklarında, şayet kullanılan lisanı konuşamıyorlar veya anlayamıyorlarsa, kendilerine, gerekirse malî yük getirmeyecek şekilde, ücretsiz tercüman hizmetleri sağlanmalıdır.
  12. Yasalara aykırı şekilde tutuklanan veya gözaltına alınan göçmen işçilerin ve aile fertlerinin tazminata yasal hakları olacaktır.

Madde 17

  1. Hürriyetlerinden mahrum kalan göçmen işçiler ve aile fertlerine temel insan haysiyeti ve kültürel kimlikleri bakımından saygılı ve insanca muamele yapılacaktır.
  2. Sanık durumundaki göçmen işçiler ve aile bireyleri, istisnaî şartlar dışında, hüküm giymiş kişilerden ayrı tutulacaklar ve haklarında henüz hüküm verilmemiş kişi olarak durumlarına uygun muamele göreceklerdir. Sanık gençler yetişkinlerden ayrı tutulacaklar ve mümkün olabilecek en kısa zamanda yargılanmak üzere mahkeme önüne çıkarılacaklardır.
  3. Herhangi bir göçmen işçi veya aile ferdi, bir Transit Devletinde veya bir İstihdam Devletinde göç ile ilgili yasaların ihlali sebebiyle gözaltına alınması halinde, imkânlar ölçüsünde, hüküm giymiş veya yargılanmak üzere gözaltında bulunan kişilerden ayrı bir yerde bulundurulacaktır.
  4. Yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş karar gereğince geçirilmekte olan hapis süresince, göçmen işçiye veya aile ferdine yapılacak muamelenin temel amacı onun topluma yeniden kazandırılması olacaktır. Genç hükümlüler yetişkinlerden ayrı bir yerde bulundurulacaklar ve yaş ve hukukî statülerine uygun muamele göreceklerdir.
  5. Gözaltı veya tutukluluk süresince, göçmen işçiler ve aile fertleri, aile fertleri tarafından kendilerine yapılacak ziyaretler sırasında bulundukları ülkenin vatandaşlarına sağlanan haklardan aynen yararlanacaklardır.
  6. Bir göçmen işçinin hürriyetinden mahrum bırakılması halinde, ilgili Devletin yetkili organlarınca, eş ve küçük çocuklar başta olmak üzere, işçinin aile fertleri bakımından ortaya çıkabilecek sorunlar dikkate alınacaktır.
  7. Göçmen işçiler ve aile fertleri, Transit Devlette veya İstihdam Devletinde yürürlükteki kanunlar uyarınca gözaltına alındıkları veya tutuklandıklarında, anılan Devletlerin aynı durumdaki vatandaşları ile eşit haklardan yararlanacaklardır.
  8. Bir göçmen işçi veya aile ferdi, göç ile ilgili yasaların herhangi bir şekilde ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla gözaltına alınması durumunda, yapılan işlemlere ilişkin masrafları ödemeyeceklerdir.

Madde 18

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri, yargı organları önünde, ilgili devletin vatandaşlarının sahip oldukları haklara eşit şekilde sahip olacaklardır. Kendilerine yöneltilen cezaî iddiaların veya bir dava ile ilgili hak ve yükümlülüklerinin tespitinde, kanunlar uyarınca oluşturulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve kamuya açık biçimde haklarını savunma imkânına sahip olacaklardır.
  2. Haklarında cezaî müeyyide gerektiren bir suçtan dolayı dava açılmış göçmen işçiler ve aile fertleri yasalara göre suçlulukları kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılacaklardır.
  3. Haklarındaki cezaî müeyyide gerektiren iddiaların tespitinde, göçmen işçiler ve aile fertleri aşağıda açıklanan asgarî güvencelere sahip olacaklardır :
  4. a) Kendilerine yöneltilen iddiaların türü ve nedenleri hakkında, anladıkları bir lisanda, gecikmeksizin ve ayrıntılı şekilde, bilgilendirilmeleri;
  5. b) Savunmalarını hazırlayabilmeleri ve seçecekleri avukatlarla haberleşebilmeleri için yeterli süre ve olanaklara sahip olmaları;
  6. c) Gereksiz gecikmeler olmaksızın yargılanmaları;
  7. d) Kendilerinin de katıldıkları duruşmalarda yargılanmaları, kendilerini şahsen veya kendileri tarafından seçilen avukatlar aracılığıyla savunmaları; eğer avukat yardımından yararlanmıyorlarsa bu husustaki hakları hakkında kendilerine bilgi verilmesi; adalet sürecinin gerekliliklerinin lüzumlu kıldığı hallerde ve parasal güçlerinin ödemede bulunmaya yeterli olmaması durumunda herhangi bir ödeme yapmaksızın kendilerine tahsis edilecek avukatların yardımından yararlanmaları;
  8. e) Aleyhlerine tanıklık yapmak isteyen kişilere soru sorabilmeleri ve kendi aleyhlerindeki tanıkları incelemek ve kendi aleyhlerine tanıklık yapan kişilerin haiz oldukları hakların aynına sahip olacak şekilde kendi leyhlerine tanıklık yapabilecek tanıkların katılımını sağlamak;
  9. f) Mahkemede kullanılan lisanı anlayamıyor veya konuşamıyorlarsa, tercüman yardımından ücretsiz olarak yararlanmaları;
  10. g) Kendi aleyhlerine tanıklık yapmaya ve suçlarını itirafa zorlanmamaları.
  11. Genç kişilerle ilgili durumlarda, yargılama usulü, sözkonusu kişilerin rehabilitasyonunun teşvik edilmesinin arzu edilirliği ve yaşlarını göz önüne alacak şekilde olacaktır.
  12. Bir suçtan dolayı hüküm giyen göçmen işçilerin ve aile fertlerinin, kendileri ile ilgili hükmün ve tayin edilen cezanın kanunlar uyarınca, daha üst bir mahkeme tarafından gözden geçirilmesine hakları olacaktır.
  13. Bir göçmen işçi veya bir aile ferdi, yetkili mahkemenin nihaî kararı ile bir suçtan dolayı cezalandırıldığında daha sonra karar değiştirilirse veya daha sonra ortaya çıkan delillerin, kararın yanlış olduğunu tartışmasız şekilde göstermesi sonucu ilgili affa uğrarsa, daha sonra ortaya çıkan delillerin ilk yargılanma sırasında ortaya çıkarılmamasında ilgilinin tamamen veya kısmen bir sorumluluğu olmadığı takdirde, karar sonucu uğramış olduğu mağduriyet dolayısıyla, ilgilinin kanunlar uyarınca, tazminat elde etmeye hakkı olacaktır.
  14. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi, ilgili Devletin kanunları ve ceza usulü hukuku uyarınca hüküm giymiş veya affedilmiş olduğu herhangi bir suçtan dolayı tekrar yargılanamaz veya cezalandırılamaz.

Madde 19

  1. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi, işlendiği zamanda, ulusal veya uluslararası hukuk bakımından cezaî hüküm gerektiren bir suç teşkil etmeyen herhangi bir fiil veya ihmal dolayısıyla, cezaî hüküm gerektiren bir suç ile suçlanamaz ve onlara suçun işlendiği anda yürürlükte olan yasaların öngördüğü cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suçun işlenmesinden sonra, yeni bir yasal düzenleme ile, o suç için daha hafif bir ceza getirilmişse, ilgili, öngörülen hafif şartlardan yararlandırılır.
  2. Cezaî hüküm gerektiren bir suç işlemiş olan bir göçmen işçi veya ailesi hakkında cezaî hüküm verilirken, ikamet hakkı veya çalışma hakkı başta olmak üzere, göçmen işçinin statüsü ile ilgili insanî mülahazalar göz önüne alınmalıdır.

Madde 20

  1. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdine, herhangi bir sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmaları nedeniyle hapis cezası verilemez.
  2. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi sadece iş sözleşmesinden kaynaklanan bir yükümlülüğü yerine getirmemiş olması dolayısıyla, sözkonusu yükümlülük ikamet veya çalışma müsaadesinin bir şartını teşkil etmedikçe, ikamet veya çalışma izninden mahrum bırakılamaz veya sınırdışı edilemez.

Madde 21

Kanunlara uygun şekilde yetkili kılınmış kamu görevlileri dışında, bir kimsenin kimlik belgelerine, ülkeye giriş, ikamet ve çalışma izinleri ile ilgili belgelere el koyması, imha etmesi veya imha etmeye teşebbüs etmesi gayri kanunidir. Ayrıntılı bir tutanak düzenlenip ilgiliye verilmeden, bu tür belgelere el konulamaz. Bir göçmen işçinin ve aile ferdinin pasaportunun veya aynı değerdeki belgesinin imhasına hiçbir şekilde müsaade edilemez.

Madde 22

  1. Göçmen işçiler ve aileleri fertleri toplu sınırdışı edilme tedbirlerine maruz bırakılamazlar. Herbir sınırdışı edilme durumu bireysel olarak incelenir ve karara bağlanır.
  2. Göçmen işçiler ve aile fertleri, ancak, kanunlara uygun olarak yetkili makamın vereceği karar gereğince, bir Taraf Devletin ülkesinden sınırdışı edilebilir.
  3. Bu karar anladıkları bir lisanda kendilerine duyurulur. Millî güvenlikle ilgili istisnaî durumlar saklı kalmak üzere, karar ve gerekçeleri, aksine zorunluluk yoksa ilgiliye yazılı olarak bildirilir. İlgili şahıslar bu haklar konusunda önceden veya en geç kararın duyurulması sırasında bilgilendirilir.
  4. Yetkili yargı organı tarafından alınmış nihaî bir kararın sözkonusu olduğu durumlar hariç, ilgili kişinin sınırdışı edilmemesini gerektiren nedeni zorunlu ulusal güvenlik nedenleri aksini gerektirmediği sürece, yetkili makama duyurmaya veya durumunun yeniden gözden geçirilmesini talepetmeye hakkı olacaktır. Durumunun yeniden gözden geçirilmesine kadar ilgili kişi, sınırdışı edilme kararının askıya alınmasını isteyebilir.
  5. Şayet icra edilmiş bir sınırdışı kararı bilahare iptal edilirse, ilgili şahsın kanunlar uyarınca tazminat talep etme hakkı doğar ve ilk karar ilgili şahsın ilgili Devlete geri dönmesini önlemek için kullanılamaz.
  6. Sınırdışı edilme halinde, ilgili şahsa ülkeden ayrılmadan önce veya sonra, ücret ve sair alacakları ve borçları ile ilgili hususları çözümlemek üzere makul bir fırsat tanınır.
  7. Sınırdışı edilme kararının uygulanmasına halel getirmemesi koşuluyla, sınırdışı edilecek göçmen işçi veya aile ferdi, vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu Devletten başka bir Devlete gitmeye teşebbüs edebilir.
  8. Sınırdışı edilmesinin gerektirdiği masraflar, göçmen işçi veya ailesi fertleri tarafından karşılanmaz. İlgili kişiden seyahat masraflarını karşılaması istenebilir.
  9. İstihdam Devletinden sınırdışı edilmek, göçmen işçinin veya aile fertlerinin, o Devletin kanunlarına uygun şekilde elde etmiş oldukları ücretler ve benzeri haklara halel getirmez.

Madde 23

Mevcut sözleşmede tanınan hakları zarar gördüğü takdirde, göçmen işçiler ve aile fertleri geldikleri Devletin veya bu Devletin haklarını koruyan Devletin diplomatik ve konsolosluk yetkililerine korunma ve yardım için başvuru hakkına sahip olacaklardır. Özellikle, sınırdışı edilme durumunda, ilgili kişi bu hak hususunda gecikmeden bigilendirilecek ve sınırdışı eden devletin yetkilileri bu hakkında kullanılmasını kolaylaştıracaklardır.

Madde 24

Her göçmen işçi ve ailesinin her ferdi her yerde yasalar önünde bir kişi olarak tanınma hakkına sahip olacaktır.

Madde 25

  1. Göçmen işçiler ücretler ve aşağıda belirtilen diğer konularda İstihdam Devletinin vatandaşlarına uygulanan muamelelerden daha olumsuzuna maruz kalmayacaklardır.
  2. a) Fazla mesai, çalışma saatleri, haftasonu tatili, ücretli tatil, güvenlik, sağlık, iş ilişkisinin sona erdirilmesi ile bu terimin kapsamı içine giren ulusal yasa ve uygulamalarda yeralan diğer çalışma şartları;
  3. b) Asgarî istihdam yaşı, evde çalışmanın kısıtlanması gibi istihdam konuları ile, ulusal yasaların ve uygulamaların kapsamı içerisine giren diğer istihdam konuları,
  4. Özel istihdam sözleşmeleriyle bu maddenin 1 inci paragrafında yer alan eşitlik ilkesinden feragat edilmesi yasalara aykırı olacaktır.
  5. Taraf Devletler, göçmen işçilerin, çalıştıkları ülkede ikametleri ve istihdamları konusunda herhangi bir düzensizlik nedeniyle, bu ilke uyarınca kazandıkları haklardan mahrum kalmamalarını teminen tüm uygun önlemleri alacaklardır. Özellikle, işverenler yasal ve sözleşmeye dayanan yükümlülüklerinden kurtulamayacaklar ve böyle bir düzensizlik nedeniyle sorumlulukları hiçbir şekilde sınırlanamayacaktır.

Madde 26

  1. Taraf Devletler aşağıdaki hususlarda göçmen işçilerin ve aile fertlerinin haklarını tanırlar;
  2. a) Ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer çıkarlarını korumak üzere, sendikaların ve yasalara uygun olarak kurulmuş bulunan diğer kuruluşların toplantı ve faaliyetlerine, sadece ilgili örgütün kurallarına tabi olarak katılmak;
  3. b) Sadece ilgili örgütün kurallarına tabi olarak yukarıda belirtildiği şekilde herhangi bir sendikaya ve kuruluşa özgürce katılmak;
  4. c) Yukarıda belirtildiği şekilde, herhangi bir sendikadan ve kuruluştan yardım talep etmek.
  5. Yasada belirtilmiş ve ulusal güvenlik, kamu düzeni veya diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak gibi demokratik bir toplum için gerekli olan durumlar dışında, sözkonusu hakların kullanılması kısıtlanamaz.

Madde 27

  1. Sosyal güvenlik konusunda, göçmen işçiler ve aile fertleri İstihdam Devletinin yasaları ile ikili anlaşmalar ve uluslararası anlaşmalarda yeralan ilgili şartları yerine getirdikleri sürece, çalıştıkları devletin vatandaşlarıyla aynı muameleyi görürler. Göçmen işçinin geldiği Orijin Devlet ile çalıştığı İstihdam Devletinin yetkili makamları bu kuralın uygulanmasına ilişkin yöntemleri saptamak üzere gerekli düzenlemeleri yaparlar.
  2. Yürürlükteki yasaların göçmen işçi ve aile fertlerine belli bir sosyal yardımı sağlayamamaları halinde, ilgili Devletler ilgili şahısların bu yardım ile bağlantılı olarak yapmış bulundukları katkının kendilerine geri ödenmesi imkânını, aynı durumdaki vatandaşlarına yapılan uygulama esas alınmak suretiyle değerlendirirler.

Madde 28

Göçmen işçiler ve aile fertleri, yaşamlarının korunması veya sağlık yönünden düzeltilmesi mümkün olmayan bir zararın önlenmesi için gerekli olan her türlü tıbbî bakım görme hakkına, ilgili Devletin vatandaşlarına yapılan uygulamaya eşit olarak sahiptirler. Sözkonusu acil tıbbî bakımın sağlanması göçmen işçilerin ikamet ve istihdamına ilişkin herhangi bir düzensizlik nedeniyle reddedilemeyecektir.

Madde 29

Göçmen işçinin her çocuğu isim, doğum kaydı ve vatandaşlık hakkına sahip olacaktır.

Madde 30

Göçmen işçinin her çocuğu, ilgili Devletin vatandaşlarıyla eşit muamele ilkesi çerçevesinde eğitim alma temel hakkına sahip olacaktır. Okul öncesi kamu eğitim kurumlarına ve okullarına giriş göçmen işçinin veya eşinin çalıştığı Devletteki ikamet ve çalışmasıyla veya çocuğun ikametiyle ilgili düzensizlikler nedeniyle reddedilemeyecektir.

Madde 31

  1. Taraf Devletler göçmen işçilerin ve aile fertlerinin kültürel kimliklerine saygı gösterilmesini sağlayacaklar ve onların geldikleri Orijin Devletleri ile kültürel bağlarını korumalarını engellemeyeceklerdir.
  2. Taraf Devletler bu konudaki gayretleri desteklemek ve teşvik etmek hususunda uygun önlemleri alabilirler.

Madde 32

Göçmen işçiler ve aile fertleri, İstihdam Devletindeki ikametleri sona erdiğinde kazançlarını ve tasarruflarını ve ilgili Devletin uygulanan kanunları uyarınca şahsî eşya ve mallarını nakletme hakkın sahip olacaklardır.

Madde 33

  1. Aşağıdaki durumlarla bağlantılı olarak göçmen işçiler ve aile fertleri Orijin Devletince, İstihdam Devletince veya Transit devletçe bilgilendirilme hakkına sahiptirler:
  2. a) Bu Sözleşmeden doğan hakları konusunda;
  3. b) Kabul edilme şartları, ilgili Devletin kanun ve uygulamaları uyarınca hak ve yükümlülükleri ve bu Devletteki idarî ve diğer formaliteleri yerine getirmelerine yardımcı olacak konularda;
  4. Taraf Devletler bu bilgilerin yayılmasını veya bilgilendirmenin işverenler, sendikalar veya diğer uygun kurum ve kuruluşlarca sağlanmasını teminen gerekli önlemleri alırlar uygunsa, ilgili diğer Devletlerle de işbirliği yaparlar.
  5. Bu tür bilgiler göçmen aileler ve aile fertlerinin talep etmeleri halinde ücretsiz ve mümkünse anlayabilecekleri bir lisanda verilir.

Madde 34

Sözleşmenin bu bölümünde yer alanların hiç birisi göçmen işçilere ve aile fertlerine, İstihdam Devletinin veya Transit Devletin mevzuatına uymaktan veya bu Devlet sakinlerinin kültürel kimliklerine saygı yükümlülüklerini yerine getirmekten imtina etme hakkı vermez.

Madde 35

Sözleşmenin bu bölümünde yer alanlardan hiç birisi  göçmen işçiler ve aile fertlerinden belgesiz veya kuraldışı durumda olanların durumlarını kurallara uygun hale getirdiği şeklinde yorumlanamaz veya bu Sözleşmenin VI. Bölümünde öngörülen ve uluslararası göç için tutarlı ve hakkaniyete uygun koşullar sağlanması amacına yönelik önlemlere halel getirmez.

BÖLÜMIV

Kayıtlı ve Kurallara Bağlı Durumda Bulunan Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Diğer Hakları :

Madde 36

İstihdam Devletinde kayıtlı ve kurallar çerçevesinde bulunan göçmen işçiler ve aile fertleri III. Bölümde yer alan haklara ilave olarak Sözleşmenin bu bölümünde yer alan haklardan yararlanırlar.

Madde 37

Göçmen işçiler ve aile fertleri, hareketlerinden önce veya en geç İstihdam Devletine kabul edildikleri zamanda, Orijin Devlet veya İstihdam Devleti tarafından kabul edilmeleri ve özellikle kalışları ve gelir getirici faaliyetler ile ilgili koşullar hakkında ayrıca istihdam Devletinde yerine getirmeleri gereken hususlar ve bu koşulların değişmesi durumunda başvuracakları makam hakkında bilgi edinme hakkına sahiptirler.

Madde 38

  1. İstihdam Devleti, duruma göre, göçmen işçilere ve aile fertlerine kalma ve çalışma izinlerine halel getirmeksizin geçici olarak ayrılma izni sağlama hususunda her türlü çabayı gösterir. İstihdam Devleti, bunu yaparken, göçmen işçilerin ve aile fertlerinin özel ihtiyaçlarını ve bilhassa kendi devletlerine karşı olan yükümlülüklerini göz önünde bulundurur.
  2. Göçmen işçiler ve aile fertleri bu tür geçici olarak ayrılma izninin koşulları hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirilmek hakkına sahiptirler.

Madde 39

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri, İstihdam Devleti sınırları dahilinde yer değiştirme ve ikamet yerlerini serbestçe seçme özgürlüğüne sahiptirler.
  2. Bu maddenin 1 inci paragrafında bahsi geçen haklar, yasalarda öngörülen, ulusal güvenliğin kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakının veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasına matuf ve bu Sözleşmede tanınan diğer haklarla tutarlı olan kısıtlamalar hariç, kısıtlanamaz.

Madde 40

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri istihdam edildikleri Devlette ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer çıkarlarını geliştirmek ve korumak üzere dernekler ve sendikalar kurma hakkına sahiptir.
  2. Bu hakka, kanunla düzenlenen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu düzeni veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasına matuf kısıtlamalar hariç, kısıtlama getirilemez.

Madde 41

  1. Göçmen işçiler ve aile fertleri kendi Devletlerindeki yasalar çerçevesinde, bu Devletteki toplumsal hayata katılma, seçme ve seçilme hakkından yararlanma hakkına sahiptir.
  2. İlgili Devletler gerekli ve yasalarına uygun biçimde bu hakların kullanılmasını kolaylaştırırlar.

Madde 42

  1. Taraf Devletler göçmen işçilerin ve aile fertlerinin gerek Orijin Devletteki, gerek İstihdam Devletindeki özel ihtiyaçları, amaç ve yükümlülüklerini de göz önünde bulundurarak bunlarla ilgilenecek kuruluşların oluşturulmasını düşüneceklerdir ve uygun şekilde göçmen işçilerin ve aile fertlerinin bu kuruluşlarda serbestçe seçebilecekleri temsilcilerinin bulunması imkânlarını öngöreceklerdir.
  2. İstihdam Devletleri, kendi ulusal yasaları çerçevesinde göçmen işçilerin ve aile fertlerinin yerel toplulukların yaşamına ve yönetimine ilişkin kararlarda danışma ve katılımlarının sağlanmasına yönelik kolaylıklar sağlayacaklardır.
  3. Göçmen işçiler, İstihdam Devletinde, bu Devletin egemenliği çerçevesinde tanınmışsa, siyasal haklardan yararlanabilirler.

Madde 43

  1. Göçmen işçiler aşağıda belirtilen hususlara ilişkin olarak İstihdam Devletinin vatandaşlarıyla eşit muamele görürler.
  2. a) Eğitim kurumlarından ve hizmetlerinden yararlanmada, bu kurum ve hizmetlere kabul için gerekli şartları ve diğer düzenlemelere uygunluk sözkonusu olduğunda;
  3. b) Meslekî rehberlik ve işe yerleştirme hizmetlerinde;
  4. c) Meslekî eğitim ve yeniden eğitim tesis ve kurumlarından yararlanmada;
  5. d) Sosyal konut programları da dahil, konut ve kira konusunda istismardan korunma imkânlarından faydalanmada;
  6. e) Gerekli katılım şartlarını haiz olmak kaydıyla, sosyal ve sağlık hizmetlerinden yararlanmada;
  7. f) Göçmen statülerinde değişikliğe yol açmayacak olan ve ilgili kurumların kural ve düzenlemelerine uygun bulunan kooperatifler ile özel işletmelerden yararlanmada;
  8. g) Kültürel hayattan yararlanmada ve katılımda.
  9. Taraf Devletler, İstihdam Devletince öngörüldüğü şekilde ikâmet izni için gerekli koşulları haiz iseler, göçmen işçilerin bu maddenin 1 inci paragrafında belirtilen haklardan yararlanmasını teminen etkin eşit muameleye tabi olmaları için gerekli koşulları geliştireceklerdir.
  10. İstihdam Devletleri işverenlerin göçmen işçilere konut ya da sosyal veya kültürel kolaylıklar sağlamasını engellemeyecektir. İstihdam Devleti, bu Sözleşmenin 70 inci maddesine bağlı olarak bu tür kolaylıkları bu Devlette yerleşime ilişkin genel koşullara uyulmak kaydıyla tespit eder.

Madde 44

  1. Taraf Devletler, ailenin toplumun doğal ve temel birimi olduğunu ve toplum ve Devlet tarafından korunmaya hakkı olduğunu kabul etmiş olup, göçmen işçilerin ailelerinin birliğinin korunmasını teminen gereken önlemleri alırlar.
  2. Taraf Devletler, göçmen işçilerin eşleriyle veya denk bir ilişki içinde olan kişilerle ve bakmakla yükümlü oldukları evlenmemiş çocuklarıyla birleşmeleri için gerekli önlemleri alır ve buna imkânlar ölçüsünde uygun ortam sağlarlar.
  3. İstihdam Devletleri, insanî temellerde, bu maddenin 2 nci paragrafında önerildiği gibi, göçmen işçilerin diğer aile fertlerine de eşit muamele edilmesini olumlu yönde mütalaa ederler.

Madde 45

  1. Aşağıda belirtilen hususlarda göçmen işçinin, İstihdam Devletinde bulunan aile fertleri bu Devletin vatandaşlarıyla eşit muamele görürler :
  2. a) Eğitim kurumlarından ve hizmetlerinden yararlanmada, bu kurum ve hizmetlere kabul için gerekli şartlara ve diğer düzenlemelere uygun olmak kaydıyla;
  3. b) Mesleki rehberlik ve eğitim kurumlarından ve hizmetlerinden yararlanmada gerekli şartları haiz olmak kaydıyla;
  4. c) Sosyal ve sağlık hizmetlerinden yararlanmada gerekli katılım şartlarını haiz olmak kaydıyla;
  5. d) Kültürel hayattan yararlanmada ve katılımda.
  6. İstihdam Devletleri, olanaklar ölçüsünde Orijin Devlet ile işbirliği yapmak suretiyle, özellikle yerel dilin öğretimi açısından göçmen işçilerin çocuklarının yerel okul sistemine uyumlarını kolaylaştırıcı bir politika izlerler.
  7. İstihdam Devletleri, göçmen işçilerin çocuklarının anadillerini ve kültürlerini öğrenebilmelerini kolaylaştırmaya gayret gösterirler. Orijin devletler de bu amaç için olanaklar ölçüsünde işbirliği yaparlar.
  8. İstihdam Devletleri, gerektiğinde Orijin Devlet ile işbirliği halinde göçmen işçilerin çocuklarının anadil eğitimleri için özel programlar sağlayabilirler.

Madde 46

Göçmen işçiler ve aile fertleri, ilgili Devletlerin yasaları, ilgili uluslararası anlaşmalar ve gümrük birliklerine katılımlarından doğan yükümlülüklerine tabi olarak, kişisel kullanımları ve ev için alınan mal ve eşyanın ithalat ve ihracatından alınan gümrük harç ve vergilerinden muaftırlar. Bu muafiyet, kabul edildikleri İstihdam Devletinde geçinmeleri için yaptıkları faaliyetler için gerekli olan araç ve gerecin ithal ve ihracından doğan gümrük harç ve vergileri için de aynen geçerlidir. Gözmen işçiler ve aile fertleri;

  1. a) Orijin Devlet veya mutad olarak ikamet edilmekte olan devletten ayrılışta;
  2. b) İstihdam Devletine kabulde;
  3. c) İstihdam Devletinden kesin ayrılışta;
  4. d) Orijin Devlet veya ikamet edilen Devlete kesin dönüşte;

Sözkonusu muafiyetten yararlanırlar.

Madde 47

  1. Göçmen işçiler kazançlarını ve birikimlerini, özellikle ailelerinin geçimlerini sağlamak için gerekli miktarları İstihdam Devletinden Orijin Devlete veya bir başka Devlete transfer etme hakkına sahiptirler. Bu transferler ilgili Devletin yürürlükteki yasalarından kaynaklanan usullere ve yürürlükteki uluslararası anlaşmalara uygun olmalıdır.
  2. İlgili Devletler bu transferlerin gerçekleşebilmesi için gerekli önlemleri alırlar.

Madde 48

  1. Yürürlükteki çifte vergilendirme anlaşmalarına halel getirmeden göçmen işçiler ve aile fertleri istihdam Devletindeki kazançları bakımından;
  2. a) İstihdam Devleti tabiyetinde olup da aynı şartları taşıyan kişilerden daha yüksek harç ve vergilere tabi olamazlar;
  3. b) Bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri için uygulanan vergi indirimleri de dahil olmak üzere, İstihdam Devletinin benzer şartlardaki vatandaşlarına sağlanan her türlü vergi indirimi veya muafiyetinden yararlanırlar.
  4. Taraf Devletler, göçmen işçiler ve aile fertlerinin kazanç ve birikimlerinin çifte vergilendirmeye tabi tutulmasını önlemek için gerekli önlemleri almaya çaba gösterirler.

Madde 49

  1. Ulusal yasalar uyarınca ikamet ve çalışma izinlerinin ayrı tutulduğu yerlerde, İstihdam Devleti göçmen işçiye en az çalışma izni süresi kadar oturma izni verir.
  2. İstihdam Devletinde kazanç sağlayacağı işini kendisi seçme hakkına sahip olan göçmen işçilerin, çalışma izinlerinin veya benzeri izinlerinin süresinin sona ermesinden önce gelir getirici işlerinin sona ermesi halinde durumları düzensiz mütalaa edilemez veya oturma izinleri geri alınamaz.
  3. İkinci paragraftaki durumda olan göçmen işçilere yeni bir gelir getirici iş bulmalarına olanak sağlayacak zamanı tanımak üzere, en azından işsizlik parası almaya hak kazanabilecekleri süreye tekabül eden bir süre boyunca oturma izinleri geri alınamaz.

Madde 50

  1. Bir göçmen işçinin ölümü veya evliliğinin sona ermesi halinde, İstihdam Devleti işçinin o Devlette oturan aile fertlerine aile birleşmesinin temini ilkesi temelinde oturma izni verilmesine olumlu yaklaşır; İstihdam Devleti bu fertlerin o zamana kadar Devlette kaldıkları süreyi de göz önüne alır.
  2. Böyle bir izin verilmeyen aile fertlerine, ayrılmadan önce, İstihdam Devletindeki işlerini tamamlayabilecekleri makul bir süre tanınır.
  3. Bu maddenin 1. ve 2 nci paragrafları bu durumdaki aile fertlerinin İstihdam Devletinin yasalarına göre veya bu Devletin taraf olduğu iki taraflı ve çok taraflı anlaşmalar uyarınca sağlanan oturma ve çalışma haklarını olumsuz yönde etkileyecek biçimde yorumlanamaz.

Madde 51

İstihdam Devletindeki ikamet izninin açıkca geçimi sağlamaya yönelik faaliyetin süresine bağlı olduğu durumlar hariç olmak kaydıyla, geçimi sağlamaya yönelik faaliyetin serbestçe seçilemediği İstihdam Devletindeki göçmen işçilerin durumu düzensiz olarak nitelendirilemez ve çalışma izinlerinin süresi dolmadan, geçimi sağlamaya yönelik faaliyetin bitmiş olması gerekçe gösterilerek ikamet izinleri geri alınamaz. Çalışma izninde belirlenen şartlar ve kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, bu tür göçmen işçiler, başka iş imkânları aramak, kamu projelerine katılmak ve çalışma izni süresinin geriye kalan süresinde mesleki eğitim görme haklarına sahip olacaklardır.

Madde 52

  1. Aşağıda belirtilen sınırlamalara veya şartlara baağlı olmak kaydıyla, İstihdam Devletindeki göçmen işçiler geçimlerini sağlamaya yönelik faaliyetleri özgürce seçme hakkına sahip olurlar.
  2. İstihdam Devleti herhangi bir göçmen işçi için;
  3. a) Devletin çıkarları için gerekli olduğunda ve ulusal yasalarca öngörüldüğünde belirli iş, görev, hizmet ya da faaliyet kategorilerinde çalışmaları kısıtlayabilir;
  4. b) Ülkesi sınırları dışında kazanılmış mesleki niteliklerin tanınması ile ilgili mevzuatı çerçevesinde, gelir getirici faaliyetlerin serbestçe seçilmesini kısıtlayabilir. Ancak, ilgili Taraf devletler bu mesleki yeterliliklerin tanınması hususunda gerekli çabayı gösterirler.
  5. Çalışma izinleri zamanla sınırlı olan göçmen işçiler için İstihdam Devleti; ayrıca :
  6. a) Gelir getirici faaliyetlerini serbestçe seçme hakkını, göçmen işçinin kendi ülkesinin yasasında öngörülen ve iki yılı geçmeyecek bir süre içinde o Devlette yasal biçimde ikamet etmiş olması şartına bağlayabilir.
  7. b) Kendi mevzuatı veya iki taraflı veya çok taraflı anlaşmalara dayanarak kendi vatandaşlarına veya onlarla aynı haklara sahip kişilere öncelik tanıyan bir politika çerçevesinde, göçmen işçilerin gelir getirici faaliyetlerden yararlanmalarını sınırlayabilir. Böyle bir sınırlandırma, ulusal mevzuatında beş yılı geçmeyecek şekilde öngörülen bir süre boyunca yasal olarak o ülkede ikamet etmiş bir işçiye uygulanamaz.
  8. İstihdam Devleti işe alınan göçmen işçinin kendi hesabına iş yapabileceği koşulları belirler. Bu hususta, işçinin o Devlette yasalara uygun olarak ikamet ettiği bir süre dikkate alınır.

Madde 53

  1. Kendileri sınırsız veya otomatik olarak yenilenen ikâmet izni hamili olan bir göçmen işçinin aile fertleri bu Sözleşmenin 52 nci maddesinde göçmen işçilere uygulanan şartlara bağlı olarak gelir getiren faaliyetlerini serbestçe seçebilirler.
  2. Taraf Devletler, gelir getirici bir işte çalışma müsaadesi verilmesi hususunda göçmen işçinin gelir getirici faaliyetleri serbestçe seçme müsaadesine sahip olmayan aile fertlerine, yürürlükteki ikili ve çok taraflı anlaşma hükümleri saklı kalmak kaydıyla İstihdam Devletine kabul edilmek için başvuran diğer işçilere göre, öncelik tanıyacaklardır.

Madde 54

  1. Göçmen işçiler ikamet izinlerine, çalışma izinlerine ve bu Sözleşmenin 25. ve 27 nci maddelerinde belirtilen haklarına halel gelmeksizin, aşağıda belirtilen konularda İstihdam Devletinin uyruğundaki kişilerle eşit muamele görürler;
  2. a) İşten çıkartılmaya karşı korunma;
  3. b) İşsizlik parası,
  4. c) İşsizlikle mücadele için geliştirilen kamu çalışma programlarına katılma,
  5. d) İş kaybı veya gelir getirici diğer bir faaliyetin sona ermesi durumunda, bu Sözleşmenin 52 nci maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla, başka bir işe girme.
  6. Bir göçmen işçi, mukaveledeki şartların işveren tarafından ihlal edildiğini iddia ediyorsa, şikâyetine ilişkin başvuruyu Sözleşmenin 18 inci maddesi 1 inci paragrafında belirtildiği üzere İstihdam Devletinin yetkili makamlarına yapma hakkına sahiptir.

Madde 55

Gelir getirici bir faaliyette bulunmalarına izin verilen göçmen işçiler, bu iznin gerektirdiği şartları yerine getirmek kaydıyla, sözkonusu faaliyetle ilgili her konuda İstihdam Devletinin vatandaşlarıyla eşit muamele göreceklerdir.

Madde 56

  1. Ulusal yasalarda belirtilen nedenler dışında ve III. Bölümde belirtilen koruma tedbirleri saklı olmak kaydıyla, Anlaşmanın bu bölümünde atıfta bulunulan göçmen işçiler ve aile fertleri İstihdam Devleti tarafından sınır dışı edilemezler.
  2. Bir göçmen işçinin veya aile fertlerinin ikâmet ve çalışma izinlerinden doğan haklarından mahrum bırakılması amacıyla sınırdışı etme tedbirine başvurulamaz.
  3. Bir göçmen işçinin veya aile fertlerinden birinin sınır dışı edilmesi sözkonusu olduğunda, konu insancıl yönüyle düşünülmeli ve mezkûr kişinin İstihdam Devletinde ikâmet ettiği süre de dikkate alınmalıdır.

BÖLÜMV

Özel Kategorilerdeki Göçmen İşçilere ve Aile Fertlerine

Uygulanabilecek Hükümler

Madde 57

Sözleşmenin bu bölümünde belirtilen, kayıtlı veya düzenli durumda olan, özel kategorilerdeki göçmen işçiler ve aile fertleri, III. Bölümdeki ve aşağıdaki şekilde değiştirilen hususlar dışında, IV. Bölümdeki haklardan yararlanırlar.

Madde 58

  1. Sınır işçileri bu Sözleşmenin, Madde 2, paragraf 2 (a)’da tanımlandığı gibi, İstihdam Devletinde mukim olmadıkları göz önünde tutularak bu Devletin sınırları içinde bulunmaları ve çalışmaları nedeniyle IV. Bölümde sağlanan haklardan yararlanırlar.
  2. İstihdam Devletleri, belli bir sürenin sonunda sınır işçilerine gelir getirici faaliyetlerini serbestçe seçme hakkı tanıma hususuna olumlu olarak yaklaşacaklardır. Bu hakkın tanınması onların sınır işçisi statülerini etkilemeyecektir.

Madde 59

  1. Bu Sözleşmenin 2 nci madde, 2 nci paragraf (b) bendinde tanımlanan Mevsimlik İşçiler, İstihdam Devletinde yalnızca yılın bir bölümünde bulundukları vakıası göz önünde tutularak, bu Devletin sınırları içinde bulunmaları ve çalışmaları nedeniyle ve statülerinin bu Devlette mevsimlik işçi olarak tanınması koşuluyla IV. Bölümde sağlanan haklardan yararlanırlar.
  2. Uygulanabilir iki taraflı ve çok taraflı anlaşmalara bağlı olarak, İstihdam Devletleri bu maddenin 1 inci paragrafı saklı kalmak kaydıyla, sınırları içinde kaydadeğer bir süre çalışmış olan mevsimlik işçilere başka gelir getirici faaliyette bulunmak hakkını tanımayı ve onlara bu Devlete kabul edilmek üzere başvuran diğer işçilere göre öncelik vermeyi tezekkür edeceklerdir.

Madde 60

Bu Sözleşmenin 2 nci madde, 2 paragraf (e) bendinde tanımlanan gezici işçiler, İstihdam Devletinin sınırları içinde bulunmaları ve çalışmaları ve bu Devlette gezici işçi olarak tanınmaları koşuluyla IV. Bölümde sağlanan haklardan yararlanırlar.

Madde 61

  1. Bu Sözleşmenin 2 nci Madde, 2 nci paragraf (f) bendinde tanımlanan proje işçileri ve aile fertleri 43 üncü Madde, 1 inci paragraf (b) ve (c) bendleri, 43 üncü madde, 1 inci paragraf (d) bendi ve sosyal konut programlarına ilişkin olması nedeniyle 45 inci Madde, 1 inci paragraf (b) bendi ve 52, 55 inci Maddeler hariç, IV. Bölümde tanınan haklardan yararlanırlar.
  2. Bir proje işçisi bu Sözleşmenin 18 inci Madde, 1 inci paragrafı uyarınca mukaveledeki şartların işveren tarafından ihlal edildiğini iddia ediyorsa, bu konudaki şikâyetini, işvereni üzerinde hukukî işlem yapma hakkı olan Devletin adlî makamlarına yöneltme hakkını haizdir.
  3. İki taraflı veya çok taraflı anlaşmalara bağlı olarak, ilgili Taraf Devletler proje işçilerinin proje süresince kendi devletlerinin veya mutad olarak ikâmet ettikleri Devletin sosyal güvenlik sisteminden yeterince yararlanmalarının sağlanması için gayret sarfedeceklerdir.İlgili Taraf Devletler, hakların kaybının veya çifte ödeme durumlarının önüne geçmek üzere gerekli önlemleri alırlar.
  4. Bu Sözleşmenin 47 nci madde hükümlerine ve ilgili iki taraflı veya çok taraflı anlaşmaların maddelerine halel gelmeksizin, ilgili Taraf Devletler proje işçilerinin ücretlerinin bu işçilerin kendi devletlerinde veya mutad olarak ikâmet ettikleri devlette ödenmesine izin verirler.

Madde 62

  1. Bu Sözleşmenin Madde 2, paragraf 2 (g)’de tanımlanan belirlenmiş bir iş için istihdam edilmiş işçiler, Madde 43, paragraf 1 (b) ve (c), Madde 43, paragraf 1 (d), sosyal konut programlarını içerdiği için Madde 52 ve Madde 53 paragraf 1 (d) hariç olmak kaydıyla, IV. Bölümde sağlanan haklardan yararlanırlar.
  2. 53 üncü Maddede öngörülen şartlar hariç olmak üzere, belirlenmiş bir iş için istihdam edilmiş işçilerin aile fertleri bu Sözleşmenin IV. Bölümünde göçmen işçilerin aile fertleri için sağlanan haklardan yararlanırlar.

Madde 63

  1. Bu Sözleşmenin 2 nci Maddesinin 2 nci paragrafının (h) bendinde tanımlanan kendi işinde çalışan işçiler, yalnızca iş sözleşmesi olan işçilere uygulanan haklar hariç olmak kaydıyla, IV. Bölümde tanınan haklardan yararlanırlar.
  2. Oturma izinlerinin mutlak suretle kabul edildikleri gelir getirici faaliyet süresine bağlı olduğu durumlar hariç, bu Sözleşmenin 52 ve 79 uncu maddelerine halel gelmemesi kaydıyla, kendi işinde çalışan işçilerin ekonomik faaliyetlerinin sona ermiş olması onların ve aile fertlerinin istihdam devletinde oturma ve gelir getirici faaliyette bulunma izinlerinin geri alınması anlamına gelmez.

BÖLÜM VI

İşçilerin ve Aile Fertlerinin Uluslararası Göçü İle İlgili Olarak Sağlıklı, Adil,

İnsanî ve Yasal Şartların Geliştirilmesi

Madde 64

  1. İlgili Taraf Devletler, Bu Sözleşmenin 79 uncu maddesine halel getirmemek kaydıyla, işçilerin ve aile fertlerinin uluslararası göçü ile ilgili sağlıklı, adil, insanî ve yasal şartların geliştirilmesi amacıyla birbirleriyle uygun şekilde danışma ve işbirliği faaliyetlerinde bulunurlar.
  2. Bu bağlamda, yalnızca iş ihtiyacı ve kaynakları değil, göçmen işçilerin ve aile fertlerinin sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer ihtiyaçları ile ilgili toplulukların göç sonucu ortaya çıkan sorunları da dikkate alınır.

Madde 65

  1. Taraf Devletler, işçilerin ve aile fertlerinin uluslararası göçü ile ilgili sorunlarına çözüm getirecek hizmetleri sağlarlar, Taraf Devletlerin hizmetleri aşağıdaki belirtilen hususları da içerir :
  2. a) Sözkonusu göçle ilgili politikaların hazırlanması ve uygulanması;
  3. b) Sözkonusu göçle ilgili konularda diğer Taraf Devletlerin yetkili organlarıyla bilgi alışverişi, danışma ve işbirliğinin yapılması;
  4. c) Göç ve istihdamla ilgili politikalar, yasa ve düzenlemeler, göçve diğer ilgili konularda diğer ülkelerle aktedilen anlaşmalar hakkında özellikle işverenlere, işçilere ve kuruluşlarına gerekli bilginin verilmesi;
  5. d) Ayrılış, seyahat, varış, kalış, gelir getirici faaliyetler, çıkış, dönüş, istihdam devletindeki çalışma ve hayat şartları ve gümrük vergisi, diğer vergiler ve diğer ilgili yasa ve yönetmelikler konusunda gerekli olan izin, işlem ve düzenlemeler hakkında göçmen işçiler ve aile fertlerine bilgi verilmesi ve gerekli yardımın sağlanması.
  6. Taraf Devletler, göçmen işçilerin ve aile fertlerinin sosyal, kültürel ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan konsolosluk ve diğer hizmetlerin uygun bir şekilde yerine getirilmesini uygun şekilde kolaylaştırırlar.

Madde 66

  1. Bu Maddenin 2 nci fıkrasına bağlı kalmak kaydıyla, işçilerin bir başka Devlette istihdam edilmeleri için işlemler yürütme hakkı aşağıdaki kuruluşlarla sınırlıdır:
  2. a) Bu işlemlerin yapıldığı Devletin kamu hizmetleri veya organları;
  3. b) İlgili devletler arasındaki anlaşmaya dayalı olarak, İstihdam Devletinin kamu hizmetleri veya organları;
  4. c) İki taraflı veya çok taraflı anlaşmalar uyarınca oluşturulan organlar.
  5. Taraf Devletlerdeki yasa ve uygulamalar çerçevesinde, bu Devletlerdeki kamu organlarının izin, onay ve denetimine bağlı olarak, bunlar adına hareket eden kurum ve muhtemel işverenler de sözkonusu işlemleri yürütebilirler.

Madde 67

  1. İlgili Taraf Devletler, göçmen işçiler ve aile fertlerinin kendi devletlerine dönmeye karar vermeleri halinde veya oturma veya çalışma izinlerinin süresinin bitmesi durumunda, ya da istihdam devletinde düzenli olmayan bir durumda bulunmaları halinde, bunların düzenli bir şekilde dönüşlerini teminen gerekli önlemleri almak konusunda işbirliği yaparlar.
  2. Durumları düzenli olan göçmen işçiler ve aile fertleriyle ilgili olarak, ilgili Taraf Devletler, anlaştıkları koşullar çerçevesinde, bunların kendi devletlerindeki ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal ve kültürel uyumlarının yeniden sağlanabilmesi için uygun şekilde işbirliğini yaparlar.

Madde 68

  1. Transit Devletleri de dahil olmak üzere, Taraf Devletler göçmen işçilerin yasadışı veya gizli yollardan göçünü ve düzensiz olarak istihdam edilmelerini önlemek üzere işbirliği yaparlar. Her ilgili devletin kendi yargı alanı içerisinde alacağı önlemler aşağıdaki hususları kapsar:
  2. a) Göçmen giriş ve çıkışları ile ilgili olarak yanıltıcı bilgilerin yayımlanmasına karşı gerekli önlemlerin alınması;
  3. b) Yasadışı veya gizli göçmen işçi ve aile fertlerinin hareketlerinin izlenerek önlenmesi ve bu tür hareketleri organize eden ve yürüten kişi, grup veya varlıkların etkin olarak cezalandırılmaları konusunda önlemler almak;
  4. c) Düzensiz durumda bulunan göçmen işçi ve aile fertlerine karşı şiddet, tehdit veya şantaj uygulayan kişi, grup veya varlıklara etkin yaptırım uygulanması için önlemler almak.
  5. İstihdam Devletleri, ülkelerinde düzensiz durumdaki göçmen işçilerin istihdamını önleyecek bütün uygun ve etkin önlemleri alırlar. Bu önlemlere, uygun görüldüğünde, sözkonusu işçileri istihdam eden işverenlere yönelik cezalar da dahildir. Bu önlemler göçmen işçilerin işverenleri karşısında istihdamdan doğan haklarına halel getirmez.

Madde 69

  1. Taraf Devletler, ülkelerinde düzensiz durumda bulunan göçmen işçi ve aile fertleri var ise, bu durumun sürmemesi için gerekli önlemleri alırlar.
  2. İlgili Taraf Devletler sözkonusu kişilerin durumunun, yürürlükteki ulusal yasalar ve iki taraflı veya çok taraflı, yasalar çerçevesinde düzenli hale getirilmesi imkânının olup olmadığını tezekkür ederken, bunların ülkeye giriş şartları, İstihdam Devletlerindeki kalış süreleri ile özellikle aile durumlarına ilişkin hususlar olmak üzere diğer ilgili hususları göz önüne alırlar.

Madde 70

Taraf Devletler kendi vatandaşlarına uyguladığı önlemlerden daha olumsuz olmamak üzere, düzenli durumdaki göçmen işçilerin ve aile fertlerinin çalışma ve hayat şartlarının uygunluk, güvenlik ve sağlık standartları ile insanlık onuru ilkelerine uygun olması için önlemler alırlar.

Madde 71

  1. Gerekli hallerde Taraf Devletler göçmen işçilerin veya aile fertlerinin cenazelerinin kendi devletlerine nakli için gerekli kolaylıkları sağlarlar.
  2. Bir göçmen işçinin veya aile ferdinin ölümü ile ilgili bir tazminat sözkonusu olduğunda, Taraf Devletler ilgili kişilere konunun ivedilikle halli için gerekli yardımı sağlarlar. Bu sorunların halledilmesi bu Sözleşmenin ve ilgili iki taraflı veya çok taraflı anlaşmaların ışığında yürürlükteki ulusal yasalar çerçevesinde gerçekleştirilir.

BÖLÜMVII

Sözleşmenin Uygulanması

Madde 72

  1. a) Bu Sözleşmenin uygulanmasının denetlenmesi amacıyla bir “Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunması Komitesi” (bundan sonra “Komite” diye geçecektir) oluşturulacaktır;
  2. b) Bu Komite, Sözleşme yürürlüğe girdiğinde 10, Sözleşmenin 41 inci Taraf devlette yürürlüğe girdiğinde 14 uzmandan oluşacaktır. Bu uzmanlar yüksek ahlaklı, tarafsız ve Sözleşme ile ilgili alanlarda ihtisas sahibi kişilerden seçilecektir;
  3. a) Komite üyeleri Taraf Devletler tarafından gizli oy esasına göre, yine Taraf Devletlerce aday gösterilmiş kişilerin oluşturduğu listeden seçilecektir. Burada Orijin Devlet ve İstihdam Devleti olmak üzere coğrafî dağılımın adil olmasına ve belli başlı hukuk sistemlerinin temsil edilmesine dikkat edilir. Her Taraf Devlet kendi uyruğunda olanlardan bir kişiyi aday gösterebilir.
  4. b) Üyeler kendi şahsî statülerine göre seçilir ve hizmet ederler.
  5. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten en fazla 6 ay sonra ilk seçim yapılır. Bu seçimden sonraki seçimler ise her iki yılda bir gerçekleşir. Her seçim tarihinden en az dört ay önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Taraf Devletlere iki ay içinde aday göstermelerini yazılı olarak bildirir. Genel Sekreter, bu şekilde belirlenen adayların alfabetik sıraya göre hazırlanmış bir listesini bunların kısa özgeçmişlerini ve hangi Taraf Devletçe aday gösterildiklerini de belirterek seçimden en geç bir ay önce Taraf Devletlere sunar.
  6. Komite üyelerinin seçimi Birleşmiş Milletler merkezinde Genel Sekreterin başkanlığında Taraf Devletlerin katıldığı bir toplantıda yapılır. Taraf Devletlerin üçte ikisinin oturum için gerekli çoğunluğu oluşturacağı bu toplantıda, en çok oy alan ve toplantıda hazır Taraf Devletlerin salt çoğunluğunun oyunu alan adaylar Komiteye seçilirler.
  7. a) Komite üyeleri dört yıllık bir süre hizmet ederler. Ancak, birinci seçimde seçilen beş üyenin süreleri seçimden sonra iki yıl sonundabiter; birinci seçimden hemen sonra, bu beş kişinin isimleri Toplantı Başkanınca kura çekimi yoluyla belirlenir;
  8. b) Bu Sözleşmenin kırkbirinci Taraf Devlette yürürlüğe girmesinin ardından, bu maddenin 2, 3 ve 4 üncü fıkralarında belirtildiği şekilde, Komiteye dört ilave üyenin seçimi yapılır. İlave üyelerden ikisinin süreleri iki yıl içinde dolar. Bu üyelerin isimleri Toplantı Başkanınca kura çekimi yoluyla belirlenir.
  9. c) Komite üyeleri, yeniden aday gösterilmeleri durumunda, tekrar seçilebilirler.
  10. Komite üyelerinden birinin vefatı, istifa etmesi veya herhangi bir nedenle Komitedeki görevini yerine getiremeyeceğini açıklaması durumunda, bu üyeyi aday gösteren Taraf Devlet vatandaşlarından birini kalan sürede görev yapması için tayin eder. Bu yeni tayin Komitenin onayına bağlıdır.
  11. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Komitenin görevlerini etkin bir şekilde yerine getirebilmesi için gerekli personeli ve imkânları sağlar.
  12. Komite üyeleri, Genel Kurulun kararlaştırdığı süre ve koşullar itibariyle Birleşmiş Milletler kaynaklarından aylık ücret alırlar.
  13. Komite üyeleri, Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Sözleşmesinin ilgili bölümlerinde belirtildiği üzere, Birleşmiş Milletlerin görevlendirdiği uzmanların imkân, ayrıcalık ve bağışıklıklarından yararlanırlar. (22A(1) Sayılı Karar)

Madde 73

  1. Taraf Devletler Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine, Komite tarafından değerlenderilmek üzere bu Sözleşmenin hükümlerine geçerlilik kazandırmak için aldıklarıhukukî idarî, yasal ve diğer önlemlere dair bir rapor sunarlar.
  2. a) Rapor Sözleşmenin ilgili Taraf Devlette yürürlüğe girmesinden sonra bir yıl içinde sunulur;
  3. b) Bundan sonra her beş yılda bir ve ayrıca Komite talep ettiği zaman sunulur.
  4. Bu maddeye göre hazırlanacak raporlar, Sözleşmenin uygulanmasını etkileyen unsurları ve varsa güçlükleri ve ayrıca ilgili Taraf Devletteki göç akımının özellikleri hakkında bilgi de içerir.
  5. Komite raporların içeriği hakkında daha başka hususlara da karar verebilir.
  6. Taraf Devletler raporlarının ülkelerindeki kamuoyuna geniş ölçüde duyurulmasını sağlarlar.

Madde 74

  1. Komite her Taraf Devletin sunduğu raporu inceler ve uygun gördüğü yorumları ilgili Taraf Devlete iletir. Taraf Devlet Komitenin bu madde uyarınca yaptığı her yoruma ilişkin gözlemlerini Komiteye sunabilir. Komite bu raporları incelerken Taraf Devletlerden ek bilgi isteyebilir.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Komitenin olağan dönem toplantılarının açılışından uygun bir zaman önce, bu Sözleşme ile ilgili olarak Uluslararası Çalışma Örgütünün görev alanına giren konularda Komitenin Ofisin uzmanlığından yararlanmasını sağlamak üzere, ilgili Taraf Devletlerce sunulan raporların birer örneği ile bu raporların değerlendirilmesi için gerekli bilgileri Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Müdürüne iletir. Komite çalışmalarında ofisin sağlayabileceği görüş ve malzemeleri değerlendirir.
  3. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, ayrıca, Komiteye danıştıktan sonra, raporun görev alanlarını ilgilendiren ilgili bölümlerinin örneklerini diğer ihtisas kuruluşlarına ve hükümetlerarası kuruluşlara da iletebilir.
  4. Komite, değerlendirmek üzere, Birleşmiş Milletlerin ihtisas kuruluşlarını ve organlarını, hükümetlerarası örgütleri ve diğer ilgili kuruluşları bu Sözleşmenin kendi alanlarını ilgilendiren bölümleriyle ilgili olarak yazılı bilgi sunmaya davet edebilir.
  5. Uluslararası Çalışma Ofisi, Komite tarafından toplantılarda danışman niteliğinde temsilci bulundurmaya davet edilir.
  6. Komite, diğer ihtisas kuruluşları ve Birleşmiş Milletler organları ile hükümetlerarası kuruluşlardan temsilcileri toplantılarda hazır bulunmaya ve kendi alanlarına giren konularda görüş bildirmeye davet edebilir.
  7. Komite, Sözleşmenin uygulanması hakkında özellikle Taraf Devletlerce sunulan rapor ve gözlemleri inceleyerek, kendi görüş ve önerilerini içeren yıllık bir raporu Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunar.
  8. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Komitenin yıllık raporlarını Sözleşmeye Taraf Devletlere, Ekonomik ve Sosyal Konseye, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonuna, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Müdürüne ve diğer ilgili kuruluşlara iletir.

Madde 75

  1. Komite kendi çalışma kurallarını kabul eder.
  2. Komite memurlarını iki yıllık bir süre için seçer.
  3. Komite olağan olarak yılda bir kere toplanır.
  4. Komitenin toplantıları olağan olarak Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde düzenlenir.

Madde 76

  1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerden biri bu madde kapsamı içinde herhangi bir zamanda, Taraf bir Devletin diğer bir Taraf Devletin bu Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiasında bulunması halinde Komitenin bu konuda bilgi toplama ve görüş bildirmeye yetkili olduğunu beyan edebilir. Bu maddenin kapsamı içinde bilgi derlemek ve incelemek, ancak bu bilgilerin, Komitenin bu konuda yetkili olduğunu beyan etmiş bir Taraf Devlet tarafından verilmiş olması durumunda gerçekleşebilir. Komite böyle bir beyanda bulunmamış bir Taraf Devletle ilgili olarak bilgi kabul edemez. bu maddede belirtilen bilgi alışverişi aşağıdaki usule uygun olarak yapılır :
  2. a) Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet başka bir Taraf Devletin bu Sözleşmeye olan yükümlülüklerini yerine getirmediğine kanaat getirirse, bu durumu sözkonusu Devletin dikkatine yazılı olarak sunabilir. Komiteyi de bu konuda bilgilendirebilir. Konu hakkında haberdar edilen Devlet bildirimden sonra üç ay içinde bilgi veren Devlete mümkün olan ölçüde iddia edilen hususlara ilişkin iç usuller ve yapılan, yapılmak üzere olan veya daha önce yapılmış bulunan düzeltmeler hakkında yazılı açıklamada bulunur.
  3. b) Konu Taraf Devletlerin ikisini de tatmin edici bir şekilde ilk yazılı bildirimin muhatabına ulaşmasından itibaren 6 ay içinde çözümlenemezse, Taraf Devletlerden biri konu hakkında komiteyi ve diğer devleti de haberdar ederek sorunu Komiteye götürme hakkına sahiptir.
  4. c) Komite, konuyu ancak uluslararası hukukça tanınan ilkelerle uyum içinde tüm mevcut iç hukuk yollarına başvurulduğuna ve tüketildiğine kanaat getirdiğinde ele alır. Komite konu ile ilgili düzeltmelerin makul olmayan bir şekilde uzatıldığını düşünürse bu kural uygulanmaz.
  5. d) Komite, bu fıkranın (c) bendine bağlı olarak, buSözleşmede belirtilen yükümlülüklerden doğan sorunlara dostane çözüm yolları bulunması amacıyla Taraf Devletlere iyi niyet görevi önerebilir.
  6. e) Komite bu madde kapsamında derlenen bilgilerin incelenmesi sırasında kapalı toplantılar düzenler;
  7. f) Komite, bu maddenin (b) bendi çerçevesinde kendisine sunulan sorunlarla ilgili olarak, ilgili Taraf Devletlerden bilgi talebinde bulunabilir;
  8. g) Bu maddenin (b) bendinde değinilen ilgili Taraf Devletler, konunun Komitece görüşülmesi sırasında temsil edilebilme ve sözlü ve/veya yazılı sunuş yapma hakkına sahiptirler.
  9. h) Komite, bu maddenin (b) bendinde belirtilen başvuruyu aldıktan sonra on iki ay içinde aşağıdaki gibi bir rapor sunar;
  10. i) Bu maddenin (d) bendinde belirtilen çerçevede bir çözüme ulaşılması durumunda, Komite vakıaların ve ulaşılan çözümün kısaca açıklandığı bir rapor hazırlar;
  11. ii) Bu maddenin (d) bendinde belirtilen çerçevede bir çözüme ulaşılamaması durumunda ise, Komite ilgili Taraf Devletler arasındaki konuya ilişkin ilgili hususları raporunda belirtir.İlgili Taraf Devletlerin yazılı sunuşları ile kayda geçirilen sözlü sunuşları da rapora eklenir. Komite ayrıca, yalnızca ilgili Taraf devletlere aralarındaki soruna ilişkin uygun gördüğü görüşleri bildirebilir.

Her durumda, rapor ilgili Taraf Devletlere gönderilir.

  1. Bu maddenin hükümleri Sözleşmeye taraf 10 devletin 1 inci fıkra doğrultusunda beyanda bulunmaları durumunda yürürlüğe girer. Bu tür beyanlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapılır. Genel Sekreter bu beyanların birer örneğini diğer Taraf Devletlere iletir. Bir beyan herhangi bir zamanda Genel Sekretere de bildirimde bulunmak suretiyle geri alınabilir. Böyle bir geri alma bu madde kapsamında daha evvel iletilmiş bulunan bilgilerin incelenmesine halel getirmez; beyanını geri alan Taraf Devletten yeni bir beyanda bulunmadıkça başka bilgi istenmez.

Madde 77

  1. Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet bu madde ile, herhangi bir zamanda bu Sözleşmede sağlanmış bulunan haklarının o Devletçe çiğnendiğini iddia eden vatandaşlarından bilgi alma ve değerlendirme hususunda komitenin yetkili olduğunu tanıdığını beyan edebilir.Komite böyle bir beyanda bulunmamış Taraf bir Devletten bilgi alamaz.
  2. Komite, bu madde uyarınca isimsiz gönderilen veya bilgi sunma hakkını istismar ettiği sonucuna varılan ya da bu Sözleşmenin hükümleriyle uyuşmayan haberleri kabul edilemez olarak nitelendirir.
  3. Komite, bu madde uyarınca aşağıda belirtilen şartların mevcut olması halinde, bir bireyin verdiği bilgiyi değerlendirmeye alabilir.
  4. a) Aynı konu başka bir uluslararası araştırma veya çözüm usulü çerçevesinde incelenmemişse ve incelenmemekteyse;
  5. b) Birey tüm iç hukuk yollarını tüketmişse, bu kural, Komitenin kanaatına göre, bireyin sorunlarının çözümünün nedensiz yere sürüncemede bırakılmakta olması veya alınan önlemlerin bireyin sorununa çözüm getirmesi ihtimali olmaması durumunda geçersiz hale gelir.
  6. Bu maddenin 2 nci fıkrasındaki hükümlere göre, Komite bu madde altında kendisine ulaşan bilgileri 1 inci fıkradaki beyana imza atan ve bu Sözleşmenin herhangi bir hükmünü çiğnediği iddia olunan Taraf Devletin bilgisine sunar. Sözkonusu Devlet, 6 ay içinde Komiteye yazılı olarak konuyu açıklayıcı veya varsa sorunu telafi edici bir işlemde bulunduğuna dair bilgi sunar.
  7. Komite bu madde çerçevesinde aldığı bildirimleri ilgili birey ve Devletten toplayabildiği bilgilerin ışığında değerlendirir.
  8. Komite bu madde çerçevesinde aldığı bilgileri incelemek üzere kapalı toplantılar düzenler.
  9. Komite görüşlerini ilgili Taraf Devlet ve bireye bildirir.
  10. Bu maddenin hükümleri bu Sözleşmeye Taraf on Devletin 1 inci fıkra çerçevesinde beyanda bulunmaları halinde yürürlüğe girer. Bu beyanlar birer örneklerinin diğer Taraf Devletlere gönderilmesini sağlayacak olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapılır. Bir beyan herhangi bir zamanda Genel Sekretere bildirimde bulunmak suretiyle geri alınabilir. Böyle bir geri alma bu madde çerçevesinde daha önce iletilen bir bilginin incelenmesine halel getirmez. Taraf devlet yeni bir beyanda bulunmadığı sürece, beyanın geri alındığının Genel Sekreterin bilgisine sunulmasından sonra bu madde çerçevesinde bireyden veya bireyin adına daha fazla bilgi talep edilemez.

Madde 78

Bu Sözleşmenin 76 ncı maddesinin hükümleri, Sözleşmenin kapsadığı alana giren anlaşmazlıkların ve şikâyetlerin, Birleşmiş Milletler ve uzman kuruluşlarının kuruluş anlaşmaları veya onlar tarafından kabul edilmiş anlaşmalarda öngörülen anlaşmazlıkların çözüm yolları ile ilgili usullerin uygulanmasına halel getirmeyecek şekilde uygulanacaktır ve sözkonusu hükümler Taraf devletlerin aralarındaki uluslararası anlaşmalar uyarınca anlaşmazlıkların çözümüne yönelik başka yöntemlere başvurmalarına da engel teşkil etmez.

BÖLÜM VIII

Genel Hükümler

Madde 79

Bu Sözleşmedeki hiç bir husus Taraf Devletlerin göçmen işçilerin ve aile fertlerinin kabulüne uyguladıkları ölçütleri tespit hakkını etkilemez. Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin yasal durumları ve onlara yapılacak muamele ile ilgili diğer hususlarda Taraf Devletler bu Sözleşmenin getirdiği sınırlamalara tabidirler.

Madde 80

Bu Sözleşmede yeralan hiçbir husus, Birleşmiş Milletler Şartının ve bu Sözleşmede ele alınan konular hakkında Birleşmiş Milletlerin çeşitli organlarının ve ihtisas kuruluşlarının sorumluluklarını tanımlayan kuruluş yasalarında yeralan hükümlere halel getirecek biçimde yorumlanamaz.

Madde 81

  1. Bu Sözleşmede yeralan hiçbir husus, göçmen işçiler ve aile fertleri için,
  2. a) Bir Taraf Devletin kanun ve uygulamalarından; veya
  3. b) Taraf Devletin bağlı olduğu herhangi bir iki taraflı veya çok taraflı anlaşmadan;

doğan daha olumlu haklara halel getirmez.

  1. Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlet, grup veya kişiye, bu Sözleşmede yeralan hak ve özgürlüklere halel getirecek herhangi bir faaliyette bulunma hakkı verecek şekilde yorumlanamaz.

Madde 82

Göçmen işçiler ve aile fertlerine bu Sözleşme ile sağlanan haklar geri alınamaz. Göçmen işçi ve aile fertlerine bu haklardan vazgeçmeleri amacını güdecek herhangi bir baskı uygulanmasına izin verilemez. Sözleşmede tanınan hakların mukavele yoluyla aşındırılması mümkün değildir. Taraf Devletler bu ilkelere saygı gösterilmesini teminen gerekli tedbirleri alırlar.

Madde 83

Her Taraf Devlet bu Sözleşmeyle şu hususları taahhüt eder;

  1. a) Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilere etkili bir şekilde tazminat ödenmesinin sağlanması, ihlalin resmî sıfata sahip kişiler tarafından yapılmış olması tazminat ödenmesi hakkına halel getirmez.
  2. b) Bu durumda olan kişilerin iddialarının yetkili hukukî, idarî ve adlî makamlarca o Devletin adlî sistemine göre incelenerek karara bağlanmasının ve hukukî tazmin imkânlarının geliştirilmesinin sağlanması,
  3. c) Tanınan tazmin haklarının yetkili makamlarca yerine getirilmesinin sağlanması.

Madde 84

Her Taraf Devlet bu Sözleşmedeki hükümlerin uygulanması için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri almayı taahhüt eder.

BÖLÜMIX

Nihaî Hükümler

Madde 85

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu Sözleşmenin metninin aslının muhafazasından sorumludur.

Madde 86

  1. Bu Sözleşme tüm Devletlerin imzasına açıktır. Sözleşmenin onaylanması gerekmektedir.
  2. Bu Sözleşme herhangi bir Devletin katılmasına açıktır.
  3. Onaylama veya katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde 87

  1. Bu Sözleşme yirminci onaylama veya katılma belgesinin verilmesinden sonra 3 aylık bir süreyi müteakip ilk ayın birinci günü yürürlüğe girer.
  2. Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her Devlet açısından, Sözleşme bu ülkenin kendi onay veya katılma belgesinin veriliş tarihinden sonraki üç aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 88

Bu Sözleşmeyi onaylayan veya katılan Devlet Sözleşmenin herhangi bir bölümünü uygulamanın dışında tutamaz veya 3 üncü madde hükmü saklı kalmak üzere, herhangi bir göçmen işçi kategorisini bu Sözleşmenin uygulaması dışında bırakamaz.

Madde 89

  1. Bu Sözleşmenin kendisi bakımından yürürlüğe girmesinden itibaren 5 yıldan evvel olmamak kaydıyla, herhangi bir Taraf Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazıyla bildirimde bulunmak suretiyle Sözleşmeden çekilebilir.
  2. Böyle bir çekilme, bildirimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince alınmasından sonra geçecek 12 aylık bir müddeti takip eden ilk ayın birinci günü yürürlüğe girer.
  3. Böyle bir çekilme, çekilmenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki yükümlülüklerin yerine getirilmesini engellemez veya bu tarihten önce Komite tarafından ele alınmış bir konunun incelenmesinin sürdürülmesine halel getirmez.
  4. Sözleşmenin bir Taraf Devlet için sona ermesinden sonra, Komite o Devlet ile ilgili olarak yeni herhangi bir hususu ele alamaz.

Madde 90

  1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren 5 yıl sonra, herhangi bir Taraf Devlet Sözleşmenin gözden geçirilmesi için bir yazıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine başvurabilir. Genel Sekreter bunun üzerine önerilen değişiklikleri Taraf Devletlere ileterek bunların tartışılması ve oylanması amacıyla bir konferans toplanıp toplanmaması konusundaki görüşlerini bildirmelerini ister. Müteakip 4 ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte biri konferansın toplanmasını isterse, Genel Sekreter Birleşmiş Milletler gözetiminde bir konferans düzenler. Katılan ve oylayan Taraf Devletlerin çoğunluğunun kabul ettiği bir değişiklik Genel Kurulun onayına sunulur.
  2. Değişiklikler Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca onaylandığında ve Taraf Devletlerin üçte ikisi tarafından kendi anayasal süreçlerine göre kabul edildiğinde yürürlüğe girerler.
  3. Değişiklikler yürürlüğe girdiğinde, bunları kabul eden Taraf Devletleri bağlar, diğer Taraf Devletler ise bu Anlaşmanın değişiklikten önceki hükümleriyle ve daha önce gerçekleşmiş ve kabul etmiş oldukları değişikliklerle bağlıdırlar.

Madde 91

  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri imza, onay veya katılma sırasında Devletler tarafından konulan çekinceleri alır ve tüm Devletlere tamim eder.
  2. Sözleşmenin amaç ve hedefleri ile tutarlı olmayan çekincelere izin verilmez.
  3. Çekinceler her zaman Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirimde bulunmak suretiyle kaldırılabilir. Genel Sekreter bu konuda tüm Devletlere bilgi verir. Çekincelerin kaldırılması ile ilgili bildirimler Genel Sekreter tarafından alındığı günden itibaren geçerli olur.

Madde 92

  1. Bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması konusunda iki ya daha daha çok Taraf Devlet arasında anlaşmazlık olursa ve bu anlaşmazlık kendi aralarında görüşme yoluyla giderilemezse, bunlardan birinin talebi üzerine hakeme başvurulur. Hakemlik talebinden sonraki altı ay içinde taraflar arasında hakemliğin düzenlenmesiyle ilgili bir anlaşmaya varılamaması durumunda, taraflardan biri anlaşmazlığı, Divanın statüsüne uygun olmak kaydıyla, Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.
  2. Taraf Devletlerden her biri bu Sözleşmenin imzalanması, onaylanması veya katılma sırasında, kendisinin bu maddenin 1 inci fıkrasıyla bağlı olmadığını beyan edebilir. Diğer Taraf Devletler de böyle bir bildirimde bulunan Devlete karşı sözkonusu fıkra ile bağlı olmazlar.
  3. Taraf Devletlerden biri bu maddenin 2 nci paragrafına göre bir bildirimde bulunmuş ise, bu bildirimini herhangi bir zamanda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirmek suretiyle geri alabilir.

Madde 93

  1. Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri aynı derecede geçerli olan bu Sözleşme muhafaza edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilir.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin onaylı örneklerini bütün Devletlere iletir.

TANIK OLUNUR Kİ;

Hükümetleri tarafından yetkili kılınmış olan temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

TÜM GÖÇMEN İŞÇİLERİN VE AİLE FERTLERİNİN HAKLARININ KORUNMASINA

DAİR ULUSLARARASI SÖZLEŞMEYE İLİŞKİN BİLDİRİMLERİMİZ VE ÇEKİNCEMİZ

  1. A) 15 inci Maddeye ilişkin bildirim :

Yabancıların ülkemizde gayrimenkul edinmeleri hakkında yasalarda öngörülen kısıtlamalar geçerliliğini koruyacaktır.

  1. B) 40 ıncı Maddeye ilişkin çekince :

Ülkemizde 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 5 inci maddesi sendika kurucusu olma şartları arasında Türk vatandaşlığına sahip olma koşulunu öngörmektedir. Göçmen işçilerin ve aile fertlerinin istihdam edildikleri devlette sendika kurma hakları Türkiye yasaları açısından geçerli olamayacağından bu maddeye çekince konulacaktır.

  1. C) 45 inci Maddeye ilişkin bildirim :

45 inci Maddenin 2, 3 ve 4 üncü fıkraları Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili yasalara göre uygulanacaktır.

D)46 ıncı Maddeye ilişkin bildirim :

46 ıncı Madde ülkemizde halen yürürlükte bulunan ulusal gümrük mevzuatımızın hükümlerine göre uygulanacaktır.

  1. E) 76 ıncı ve 77 nci Maddelere ilişkin bildirim :

Türkiye Sözleşmenin uygulanmasının denetlenmesi amacıyla oluşturulacak olan “Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunması Komitesi”nin yetkisini ileri bir zamanda tanıyacaktır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

GENEL KURUL                                                                                                                          DAĞITIM

                                                                                                                                                    GENEL

A/RES/45/158

25 Şubat 1991

Kırkbeşinci Oturum

Gündem Maddesi 12

GENEL KURUL TARAFINDAN KABUL EDİLEN KARAR

(Üçüncü Komitenin (A/45/838/) Sayılı Raporuna İstinaden)

45/158 inci Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme

Genel Kurul :

Özellikle en başta (1) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (217 A (III) Sayılı Karar), (2) İnsan Hakları ile İlgili Uluslararası Anlaşmalar (220 A (XXI) Sayılı Karar), (3) Irk Ayırımcılığının Her Türlü, Şeklinin Ortadan Kaldırılmasına Dair Uluslararası Anlaşma (2106 A (XX) Sayılı Karar), ve (4) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Anlaşma (34/180 Sayılı Karar) olmak üzere, insan haklarının uluslararası düzeyde korunması ile ilgili temel belgelerde açıklanan standartlar ve prensiplerin daima geçerli kalacağını bir kere daha teyid ederek;

Uluslararası Çalışma Teşkilâtının çerçevesi içinde oluşturulan standart ve ilkeleri ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtının çeşitli organlarında ve diğer uzman kuruluşlarında göçmen işçiler ve aileleri konusunda yapılmakta olan çalışmaların önemini akılda tutarak;

Şimdiye kadar oluşturulmuş standartlar ve ilkeler kümesinin mevcudiyetine rağmen, göçmen işçilerin ve ailelerinin insan haklarının, şeref ve haysiyetlerinin güvence altına alınması ve durumlarının iyileştirilmesi amacıyla daha fazla gayret sarfedilmesi gerektiğini tekrar ederek,

Göçmen işçilerin ve ailelerinin haklarının korunmasına dair uluslararası bir sözleşme taslağı hazırlanması amacıyla tüm üye Devletlerin katılımına açık bir çalışma grubu oluşturulmasına dair 17 Aralık 1979 tarihli ve 34/172 sayılı kararını hatırlayarak;

15 Aralık 1980 tarihli ve 35/198 sayılı, 16 Aralık 1981 tarihli ve 36/160 sayılı, 17 Aralık 1982 tarihli ve 37/170 sayılı, 16 Aralık 1983 tarihli ve 38/86 sayılı, 14 Aralık 1984 tarihli ve 39/102 sayılı, 13 Aralık 1985 tarihli ve 40/130 sayılı, 4 Aralık 1986 tarihli ve 41/151 sayılı, 7 Aralık 1987 tarihli ve 42/140 sayılı, 8 Aralık 1988 tarihli ve 43/146 sayılı, 15 Aralık 1989 tarihli ve 44/155 sayılı kararlarını ve anılan kararlarda “Tüm Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Bir Sözleşme Taslağı Hazırlanması ile İlgili Çalışma Grubu”nun yetkisinin yenilendiği ve görevini sürdürmesinin istendiğini de hatırlayarak;

Çalışma Grubunun, 29 Mayıs -8 Haziran 1990 tarihleri arasında yapmış olduğu dokuzuncu oturumlararası toplantısına dair raporunu, geri kalan hükümleri tamamlamak ve 44/155 sayılı karar uyarınca taslak Anlaşma metninin Birleşmiş Milletler Sekreteryası İnsan Hakları Merkezi tarafından teknik düzeyde gözden geçirilmesinin sonuçlarını değerlendirmek amacıyla, incelemiş olarak,

Çalışma Grubunun Genel Kurul tarafından kendisine verilen görev uyarınca üstlenmiş olduğu amaçlarını gerçekleştirmeyi başarmış olduğunu akılda tutarak,

  1. Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme taslağının hazırlanmasını tamamlamış olmasından dolayı Çalışma Grubuna takdirlerini ifade eder;
  2. Bu kararın ekinde yer alan, “Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme”yi kabul eder ve Devletlerin imzasına, onayına ve katılımına açar;
  3. Tüm üye Devletleri, öncelikli olarak, sözkonusu Sözleşmeyi imzalamaya ve onaylamaya veya katılmaya çağırır ve erken bir tarihte yürürlüğe girmesini ümit ettiğini ifade eder;
  4. Genel Sekreterden Sözleşme ile ilgili bilgilerin yayımlanması için gerekli tüm yardım ve kolaylıkları sağlamasını rica eder;
  5. Birleşmiş Milletler organlarını ve kuruluşlarını, hükümetlerarası ve hükümetlerdışı kuruluşları, Sözleşme ile ilgili bilgilerin yayılması ve Sözleşmenin daha iyi anlaşmasının teşviki amacıyla daha fazla gayret göstermeye davet eder;
  6. Genel Sekreterden Sözleşmenin statüsü ile ilgili olarak kırkaltıncı dönem toplantılarında Genel Kurula bir rapor sunmasını rica eder;
  7. Kırkaltıncı dönem toplantıları sırasında Genel Sekreterin raporunu, “Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmenin Uygulanması” başlıklı gündem maddesi altında incelemeye karar verir.

                                                                        Genel Kurul

                                                                   69 uncu Toplantısı

                                                                      18 Aralık 1990

Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi

0

Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi, fikir ve sanat eserlerinin ulusal sınırlar ötesinde de korunmasını sağlamak amacıyla oluşturulan ilk uluslararası nitelikteki çok taraflı anlaşmadır. 1886 tarihli Bern Sözleşmesi’ne halihazırda Türkiye dâhil 168 ülke taraftır.

Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi

9 Eylül 1886 tarihinde İsviçre’nin Bern şehrinde toplanan devletlerarası bir konferansta kabul edilen Sözleşme, sonuncusu 1979’da olmak üzere birçok kez revize edilmiştir.

Sözleşmede;  edebiyat ve sanat eserleri tanımlanmış, eser sahibinin mali ve manevi hakları ile bu hakların kullanım süre ve koşulları belirlenmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Bern Sözleşmesinin 1 inci maddesi ile bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler sözleşmenin uygulanmasına ilişkin çalışmaları yürütmek amacıyla Bern Birliği’ni kurmuşlardır. Birliğin idari işleri Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)  tarafından yürütülmektedir.

Türkiye öncelikle 1 Ocak 1952 tarihinde Sözleşmenin 1948 yılında tadil edilmiş metnine katılmış, 07.07.1995 tarih ve 4117 sayılı “Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesinde Değişiklik Yapan ve 1979’da Tadil Edilen Paris Metnine Katılmamızın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun” ile de Bern Sözleşmesi’nin en son haline taraf olmuştur (RG:12/07/1995 tarih ve 22341 sayılı).

EDEBİYAT VE SANAT ESERLERİNİN KORUNMASINA İLİŞKİN BERN SÖZLEŞMESİ

(Paris Belgesi 24 Temmuz 1971, 2 Ekim 1979 tarihlerinde tadil edilmiştir.)

 

 Birlik ülkeleri, eser sahiplerinin edebiyat ve sanat eserleri üzerindeki haklarını mümkün olduğu kadar etkili ve birbirine uyumlu bir şekilde korumak ortak arzusu ile hareket ederek,

1967 yılında Stockholm’de yapılan Revizyon Konferansı çalışmalarının önemine inanarak,

Stockholm Konferansı’nda kabul edilen Belgenin 1-20 ve 22-26 ncı maddelerini değiştirmeksizin muhafaza ederek metnin yeniden düzenlenmesini kararlaştırmışlardır.

Sonuç olarak, aşağıda imzaları bulunan Temsilciler, usulüne uygun yetki belgelerini sunarak aşağıdaki hususları kabul etmişlerdir:

Madde 1

Bu Sözleşmenin uygulanacağı ülkeler, eser sahiplerinin edebiyat ve sanat eserleri üzerindeki haklarını korumak amacıyla bir Birlik kurarlar.

Madde 2

  • “Edebiyat ve Sanat Eserleri” deyimi, ifade şekli ne olursa olsun, edebiyat, bilim ve sanat alanındaki kitaplar, dergiler ve diğer yazılar; konferanslar, nutuklar, vaazlar ve benzer nitelikteki diğer eserler; dramatik eserler veya dramatik-müzik eserleri; koreografik eserler ve pandomima gösterileri; sözlü veya sözsüz müzikal kompozisyonları, sinema tekniğine benzer bir yöntemle ifade edilen sinematografik eserler; çizim, sulu ve yağlı boya resim, mimarlık, heykeltraşlık, oymacılık ve taş basma eserler, fotoğraf tekniğine benzer bir yöntemle ifade edilen fotoğraf eserleri; uygulamalı sanat eserleri; resimlendirmeler, haritalar, planlar, krokiler ve coğrafya, topografya, mimari veya bilimsel üç boyutlu eserler gibi bütün ürünleri içerecektir.
  • Bununla birlikte, maddi bir araç üzerine tespit edilmedikçe korunamayacak olan genel veya açıkça belirtilen herhangi bir kategorideki eserlerin tanımlanması, Birlik içindeki ülkelerin mevzuatı tarafından düzenlenecektir.
  • Çeviriler, işlenmeler, müzik düzenlemeleri ve edebiyat ve sanat eserlerindeki diğer değişimler, özgün eser üzerindeki haklara zarar vermeksizin, özgün eser olarak korunur.
  • Yasama, yürütme ve yargıya ait resmi metinler ve bu gibi metinlerin resmi çevirileri için öngörülen koruma, Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Ansiklopedi ve antolojiler gibi içerikleri seçme ve düzenlemelerden oluşan ve fikri yaratıcılık oluşturan edebiyat veya sanat eseri derlemeleri, bu gibi derlemelerin bölümlerini oluşturan her eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla korunacaktır.
  • Bu maddede söz edilen eserler, bütün Birlik ülkelerindeki korumadan yararlanır. Bu korumadan eser sahibi ve halefleri yararlanır.
  • Bu Sözleşmenin 7(4) maddesi hükümleri uyarınca, kanunların, uygulamalı sanat eserlerine, endüstriyel tasarımlara ve modellere uygulanma ölçüsünün, bu tür eserler, tasarımlar ve modellerin korunma şartlarında olduğu gibi belirlenmesi, Birlik içindeki ülkelerin mevzuatı ile düzenlenecektir. Kaynak ülkesinde yalnızca tasarım ve model olarak korunan eserler, Birliğin diğer bir ülkesinde sadece bu tür tasarım ve modellere o ülkede öngörülen özel koruma hakkına sahip olacaktır. Bununla birlikte, eğer o ülkede bu tür özel bir koruma öngörülmüyorsa, bu tür çalışmalar, sanatsal eserler olarak korunacaktır.
  • Bu Sözleşmede öngörülen koruma, günlük haberler veya salt basın haberi niteliğini taşıyan çeşitli olaylar hakkında uygulanmayacaktır.

Madde 2 (tekrar)

  • Siyasal konuşmalar ile yargılanma sırasında yapılan konuşmaların, kısmen veya tümüyle, yukarıdaki madde ile öngören korumanın dışında tutulması, Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Konferanslar, nutuklar ve toplum içinde gerçekleştirilen benzer nitelikteki diğer eserlerin, basın tarafından çoğaltılması, yayınlanması, telli araçlarla topluma iletilmesi ve bu Sözleşmenin 11 (tekrar) (1) maddesinde öngörüldüğü üzere, kullanımı, haber verme amacını taşıyan toplumsal iletişime konu oluşturması şartlarının kararlaştırılması, Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Ancak, yukarıdaki paragrafta söz edilen eserlerinin derlemesini yapma hakkı, münhasıran eser sahibine ait olacaktır.

Madde 3

Bu Sözleşmede öngörülen koruma:

  • (a) Eserleri yayımlanmış olsun veya olmasın, Birlik ülkelerinden birinin yurttaşı olan eser sahiplerine;

(b)  Birlik ülkelerinden birinin yurttaşı olmayan ve eserleri bu ülkelerden birinde ilk defa yayımlanan veya bir Birlik ülkesinde ve Birlik ülkesi olmayan bir ülkede aynı anda yayımlanan eser sahiplerine;

uygulanacaktır.

  • Birlik ülkelerinden birinin yurttaşı olmamakla birlikte, ikametgahları bu ülkelerden birinde bulunan eser sahipleri, bu Sözleşme amaçları için, o ülkenin yurttaşları ile benzer muameleye tabi tutulacaklardır.
  • “Yayımlanmış Eser” deyimi, eserin niteliği dikkate alınarak, basım yöntemi ne olursa olsun, toplumun gereksinmelerini karşılayabilecek miktarda, eser sahibinin izniyle yayımlanmış eser anlamını taşır. Bir dramatik, dramatik-müzik, sinematografik veya müzik eserinin icrası, bir edebiyat eserinin temsili, bir edebiyat ve sanat eserinin yayınlanması veya telli araçlar ile iletimi, bir sanat eserinin sergilenmesi ve bir mimari eserin yapımı, “yayım” anlamına gelmeyecektir.
  • Bir eserin, iki veya daha fazla ülkede ilk yayımından itibaren otuz gün içinde yayımlanması halinde eser, birçok ülkede aynı anda yayımlanmış kabul edilecektir.

Madde 4

Bu Sözleşmede öngörülen koruma, 3 üncü maddedeki şartlar yerine getirilmemiş olsa dahi,

  • Yapımcısının ikametgahı veya çalışma merkezi Birlik ülkelerinin birinde bulunan sinematografik eser sahipleri,
  • Birlik ülkelerinin birinde yapılan mimari eserlerin veya Birlik ülkelerinin birinde bulunan bir bina veya diğer yapılarda bulunan diğer sanat eserlerinin sahipleri,

hakkında uygulanacaktır.

Madde 5

  • Eser sahipleri, bu Sözleşme ile korunan eserleri ile ilgili olarak, bu sözleşme ile özel olarak verilen haklarda olduğu gibi kaynak ülke dışındaki Birlik ülkelerinde kanunları ile kendi yurttaşlarına şimdi öngördükleri ya da belki ileride öngörecekleri haklardan yararlanacaklardır.
  • Bu haklardan yararlanma ve bunları uygulama herhangi bir formaliteye tabi olmayacaktır; bu gibi yararlanma ve uygulama, eserin kaynak ülkesindeki mevcut korumadan bağımsız olacaktır. Sonuç itibariyle, bu sözleşme hükümlerinden ayrı olarak korumanın kapsamı, eser sahibine haklarını korumak için tanınan düzeltme olanaklarında olduğu gibi yalnızca korumanın talep edildiği ülkenin kanunları ile düzenlenecektir.
  • Kaynak ülkede koruma, iç hukuk ile düzenlenir. Ancak, eser sahibinin bu Sözleşme ile korunan eserin kaynak ülkesinin yurttaşı olmaması halinde, eser sahibi o ülkede, o ülkenin yurttaşı olan eser sahipleri ile aynı haklardan yararlanacaktır.
  • Kaynak ülke:
  • Eserlerin, ilk defa bir Birlik ülkesinde yayımlanması durumunda o ülke; eserlerin farklı koruma süreleri öngören Birlik üyesi bir çok ülkede aynı anda yayımlanması durumunda, mevzuatı ile en kısa koruma süresini öngören ülke;
  • Eserlerin, Birlik dışındaki bir ülke ile bir Birlik ülkesinde aynı anda yayımlanması durumunda Birlik ülkesi;
  • Eserlerin, yapımcısının ikametgahı veya çalışma merkezi bir Birlik ülkesinde bulunan sinematografik eserler, ve
  • Eserlerin, Birlik ülkelerinin birinde yapılan mimari eserlerin veya Birlik ülkelerinin birinde bulunan bir bina veya diğer bir yapıda bulunan diğer sanat eserleri,

olması durumunda kaynak ülkenin, o ülke olması şartıyla,

bir Birlik ülkesinde aynı anda yayımlanmaksızın, yayımlanmamış eserler ya da Birlik dışında bir ülkede ilk defa yayımlanmış eserler sözkonusu olduğunda, eser sahibinin yurttaşı olduğu Birlik ülkesi

olarak kabul edilecektir.

Madde 6

  • Birlik dışında bir ülkede, Birlik ülkelerinden birinin yurttaşı olan eser sahiplerinin eserlerinin yeterli ölçüde korunmamasında halinde, Birlik ülkesi ilk yayım tarihinde diğer ülke yurttaşı olan ve Birlik ülkelerinin birinde ikamet etmeyen eser sahiplerine tanınan korumayı kısıtlayabilir. İlk yayımın yapıldığı ülke, kendisi için bu hakkın kullanılmasını kısıtladığı takdirde, Birliğin diğer ülkelerinden bu gibi özel muameleye tabi eserlere, ilk yayımın yapıldığı ülkede öngörülen korumadan daha geniş bir koruma uygulaması istenmeyecektir.
  • Yukarıdaki paragrafa dayanarak öngörülecek hiçbir kısıtlama bu gibi kısıtlamaların yürürlüğe konulmasından önce, Birlik ülkelerinden birinde yayımlanan bir eserle ilgili olarak, bir eser sahibinin elde edebileceği hakları etkilemeyecektir.
  • Bu maddeye uygun olarak fikri hak verilmesini kısıtlayan Birlik ülkeleri, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Müdürüne (bundan sonra Genel Müdür olarak söz edilecektir), korumanın kısıtlandığı ülkeleri ve bu ülkelerin yurttaşı olan eser sahiplerinin haklarına getirilen kısıtlamaları belirleyen yazılı bir beyanname vereceklerdir. Genel Müdür, bu beyannameyi bütün Birlik ülkelerine derhal iletecektir.

Madde 6 (tekrar)

  • Eser sahibinin mali haklarından bağımsız olarak ve bu hakların devrinden sonra dahi, eser sahibi, eseri üzerindeki sahipliğini ileri sürmek ve eserinin her türlü tahrifine, bozulmasına veya diğer değişikliklerine veya şeref veya itibarına zarar verebilecek her türlü küçük düşürücü fiillere itiraz etme hakkına sahip olacaktır.
  • Yukarıdaki paragrafa uygun olarak, eser sahibine tanınan haklar, kendisinin ölümünden sonra, en az mali hakların ortadan kalkmasına kadar devam edecek ve korumanın talep edildiği ülkenin mevzuatı ile yetki verilen kişiler veya kuruluşlar tarafından kullanılacaktır. Ancak, Sözleşmeye katılma veya onama sırasında mevzuatında yukarıdaki paragrafta öngörülen bütün haklar ile ilgili olarak eser sahibinin ölümünden sonra koruma sağlamamış ülkeler, bu haklardan bazılarının eser sahibinin ölümünden sonra devam etmeyeceğini öngörebilir.
  • Bu madde ile öngörülen hakların korunması için tanınan düzeltme olanakları, korumanın talep edildiği ülkenin mevzuatı ile düzenlenecektir.

Madde 7

  • Bu Sözleşme ile öngörülen koruma süresi, eser sahibinin hayatı boyunca ve ölümünden sonra elli yıl devam edecektir.
  • Ancak, sinema eserleri ile ilgili olarak, Birlik ülkeleri koruma süresinin, eser sahibinin izni ile eserin topluma sunulmasından sonra elli yıl devam edeceğini veya topluma sunum sözkonusu olmazsa, eserin yapımından sonra elli yıl devam edeceğini öngörebilir.
  • İsimsiz veya takma adlı eserlerle ile ilgili olarak, bu Sözleşme ile tanınan koruma süresi, eserin yasal olarak topluma sunulduğu tarihten itibaren elli yıl sonra devam edecektir. Ancak, eser sahibin tarafından kabul edilen takma ad, eser sahibinin kimliği hakkında kuşkuya yer bırakmadığı takdirde (1) inci paragrafta öngörülen süre, koruma süresi olarak kabul edilecektir. İsimsiz veya takma adlı eser sahibinin yukarıda söz edilen süre içinde kimliğini açıklaması halinde, uygulanacak koruma süresi (1) inci paragrafta öngörülen süredir. Birlik ülkelerinden, sahiplerinin elli yıl önce ölmüş olduğu düşünülen isimsiz veya takma adlı eserlerin korunması istenemeyecektir.
  • Fotoğraf eserleri ile sanat eseri olarak korunan uygulamalı sanat eserlerinin koruma süreleri, Birlik ülkeleri mevzuatı ile düzenlenecek, ancak bu süre, böyle bir eserin yapımından başlayarak en az yirmi beş yıllık bir sürenin sonuna kadar devam edecektir.
  • 2, 3 ve 4 üncü paragraflarda öngörülen süreler ve eser sahibinin ölümünden sonraki koruma süresi, bu paragraflarda değinilen olaylardan veya ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlayacak, ancak, bu sürelerin, ölüm veya bu tür bir olayı takip eden yılın Ocak ayının birinci gününden itibaren başladığı farzedilecektir.
  • Birlik ülkeleri, yukarıdaki paragraflarda belirtilen sürelerden daha fazla koruma süresi öngörebilir.
  • Bu Belgenin imza tarihinde yürürlükteki ulusal mevzuatı ile yukarıdaki paragraflarda öngörülen koruma sürelerinden daha kısa süreler kabul eden bu Sözleşmenin Roma Belgesine bağlı bulunan Birlik ülkeleri, bu Belgeye katılma veya onama sırasında bu süreleri uygulamaya devam etme hakkına sahip olacaklardır.
  • Her durumda süre, korumanın talep edildiği ülke mevzuatı ile düzenlenir; bununla birlikte, bu ülke mevzuatında aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, eserin kaynak ülkesinde belirlenen süreden daha fazla olamayacaktır.

Madde 7 (tekrar)

Yukarıdaki madde hükümleri, ortak eser sahipliği konusunda da uygulanacak, ancak, eser sahibinin ölümünden sonraki süre, son sağ kalan eser sahibinin ölüm tarihi esas alınarak hesaplanacaktır.

Madde 8

Bu Sözleşme ile korunan edebiyat ve sanat eserleri sahipleri, özgün eserleri üzerindeki haklarının koruma süresi içinde, eserlerinin çevirilerini yapmak veya yapılmasına izin vermek hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.

Madde 9

  • Bu sözleşme ile korunan edebiyat ve sanat eserlerinin sahipleri, hangi biçim ve yöntemle olursa olsun, eserlerinin çoğaltılmasına izin vermek hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.
  • Bu eserlerin, eser sahibinin yasal çıkarlarına zarar vermemek ve eserin normal kullanımına engel olmamak kaydıyla, bazı özel durumlarda çoğaltılmasına verilecek izin, Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Her türdeki ses veya görüntü kayıtları, bu Sözleşmenin amaçları kapsamında çoğaltma olarak kabul edilecektir.

Madde 10

  • Hukuken topluma sunumu gerçekleştirilmiş bir eserden, mutad uygulamaya uygun bulunmak ve amacın haklı göstereceği ölçüyü aşmamak kaydıyla, basın özetleri şeklinde dergilerden ve gazete makalelerinden yapılan alıntıları da içeren kısa alıntılar yapılmasına izin verilebilecektir.
  • Eğitim amaçlı olarak yayımlarda, yayınlarda veya ses ya da görüntü kayıtlarında resimlendirme yoluyla edebiyat ve sanat eserlerinden yararlanılmasına bu tür kullanımların adil uygulamaya uygun olması şartıyla ve amacın haklı gösterdiği ölçüde izin verilmesi, Birlik ülkelerinin mevzuatı ve taraflar arasında mevcut veya akdedilecek özel anlaşmalar ile düzenlenecektir.
  • Bu maddenin önceki paragraflarına uygun olarak eserlerden yararlanılması halinde, mevcut olduğu takdirde eser sahibinin adından ve eserin kaynağından söz edilmesi gerekir.

Madde 10 (tekrar)

  • Gazetelerde ya da dergilerde yayımlanan güncel ekonomik, politik ya da dini makalelerin yayınına ya da telli olarak topluma iletimine ve aynı nitelikteki eserlerin yayınına ve basın yoluyla çoğaltımına izin verilmesi, çoğaltma, yayın ya da topluma iletimin açıkça mahfuz tutulmadığı durumlarda Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir. Ancak, her zaman kaynağın açıkça belirtilmesi gerekir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin hukuki sonuçları, korumanın talep edildiği ülke mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Günlük olayların, fotoğraf, sinema, yayın yoluyla veya telli olarak topluma iletilmesi amacıyla, olay sırasında görülen veya duyulan edebiyat ve sanat eserlerinin haber verme amacını haklı gösterecek kapsamda çoğaltılabilmesi ve topluma sunulabilmesi şartları Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir.

Madde 11

 

  • Dramatik, dramatik-müzik ve müzik eserlerinin sahipleri:
  • Eserlerinin her türlü yöntem ve araçla toplum önünde icrasına,
  • Eserlerinin toplum önündeki icrasının her türlü iletimine

izin verme hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.

  • Dramatik veya dramatik-müzik eserlerinin sahipleri, özgün eserleri üzerindeki haklarının devamı süresince, bu eserlerin çevirileri üzerinde de benzer haklardan yararlanacaklardır.

Madde 11 (tekrar)

  • Edebiyat ve sanat eseri sahipleri:
  • Eserlerinin yayınlanmasına veya telsiz olarak işaret, ses veya görüntü nakline yarayan her türlü araçla topluma iletilmesine;
  • İletimin esas yayın kuruluşu dışında başka bir kuruluş tarafından yapılması halinde, eserlerinin telli olarak topluma her türlü iletimine ya da yeniden yayınlanmasına;
  • Eserlerinin yayınının hoparlör veya işaret, ses ya da görüntü nakline yarayan diğer bir analog araç ile topluma iletimine

izin verme hususunda inhisari  hak sahibi olacaklardır.

  • Yukarıdaki paragrafta öngörülen hakların uygulanma şartları, Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir; ancak bu şartlar, yalnızca öngörülen ülkelerde uygulanacaktır. Bu şartlar, hiçbir şekilde eser sahibinin manevi haklarını veya eser sahibinin, bir sözleşmenin yokluğu halinde, yetkili makam tarafından tespit edilen uygun ücreti elde etme hakkını haleldar etmeyecektir.
  • Aksine bir hüküm bulunmadıkça, bu maddenin (1) inci paragrafına uygun şekilde verilen izin, yayınlanan eserlerin ses veya görüntü kaydına yarayan araçlarla kayıt iznini ihtiva etmez. Ancak yayın kuruluşlarının kendi yayınlarında kullanılmak üzere kendi imkanları aracılığı ile yaptıkları geçici kayıtlara uygulanacak kurallar, Birlik ülkelerinin mevzuatı ile düzenlenecektir. Bu tespitlerin, istisnai dokümantasyon niteliği taşıması nedeniyle resmi arşivlerde saklanmasına mevzuat ile izin verilebilir.

Madde 11 (ikinci tekrar)

  • Edebiyat eseri sahipleri:
  • Eserlerinin her türlü araç ve yöntemle anlatımı dahil topluma sunulmasına;
  • Sunulan eserlerinin herhangi bir şekilde topluma iletimine,

izin verme hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.

  • Edebiyat eseri sahipleri, özgün eserleri üzerindeki haklarının koruma süresinin tamamı boyunca, bu eserlerinin çevirileri ile ilgili olarak aynı haklara sahip olacaklardır.

Madde 12

Edebiyat veya sanat eseri sahipleri, eserlerinin işlenmesi, düzenlenmesi ve diğer değişikliklerine izin verme konusunda inhisari hak sahibi olacaklardır.

Madde 13

  • Her birlik ülkesi, müzik eseri sahibine ve söz yazarına tanına inhisari hak ve söz yazarının izni ile müzik eseri ile birlikte yapılan kayıt üzerinde, müzik eserinin eğer varsa söz ile birlikte ses kaydına izin verme hususunda şart ve çekinceler öngörebilir; ancak, bütün bu şartlar ve çekinceler, yalnızca öngörülen ülkelerde uygulanacak ve eser sahibinin, bir sözleşmenin mevcut olmaması halinde, yetkili makam tarafından belirlenecek makul bir ücreti elde etme hakkına hiçbir durumda halel getirmeyecektir.
  • 2 Haziran 1928 tarihinde Roma’da ve 26 Haziran 1948 tarihinde Brüksel’de imzalanan Sözleşmenin 13 (3) maddesine uygun şekilde bir Birlik ülkesinde yapılan müzik eseri kayıtları, o ülkenin, bu Sözleşmeye taraf olmasından itibaren iki yıl içinde, müzik eseri sahibinin izni olmaksızın çoğaltılabilir.
  • Bu maddenin (1) ve (2). paragrafları uyarınca yapılan kayıtlar ve ilgili tarafların izni olmaksızın yasadışı kabul edilecekleri bir ülkeye ithal edilen kayıtlara el konacaktır.

Madde 14

  • Edebiyat ve sanat eseri sahipleri;
  • Eserlerinin sinematografik işlenmesine ve çoğaltılmasına ve bu şekilde işlenen ve çoğaltılan eserlerin dağıtımına,
  • Bu şekilde işlenen ve çoğaltılan eserlerin topluma iletimine ve temsiline,

izin verme hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.

  • Edebiyat ve sanat eserlerinden işlenme ile üretilen sinematografik ürünün diğer herhangi bir sanatsal forma uyarlanması, sinematografik eser sahiplerinin hakları saklı kalmak kaydıyla, özgün eser sahiplerinin iznine tabi olacaktır.
  • 13 (i) maddesi hükümleri uygulanmayacaktır.

Madde 14 (Tekrar)

  • Bir sinematografik eser, işlenmiş ya da çoğaltılmış herhangi bir eserdeki telif hakları saklı kalmak kaydıyla, özgün eser olarak korunacaktır. Bir sinematografik eserin telif hak sahibi, yukarıdaki maddede değinilen hakları da içeren, özgün bir eser sahibinin sahip olduğu haklardan yararlanacaktır.
  • Sinematografik eserde telif hakkı sahipliği, korumanın talep edildiği ülke mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Ancak mevzuatında, hak sahipleri arasında bir sinematografik eserin yapımına katkıda bulunan eser sahiplerinin hak sahibi olacağına ilişkin hüküm bulunan Birlik ülkelerinde, sinematografik esere katkıda bulunmayı taahhüt eden eser sahipleri, aksine veya özel hükümlerin bulunmaması halinde, eserin çoğaltılmasına, dağıtımına, temsili ve telli olarak topluma iletimine, yayınlanmasına veya eserin seslendirilmesine veya alt yazı ile sunulmasına muhalefet etmeyebilirler.
  • Yukarıdaki (b) alt paragrafının uygulanması için belirtilen taahhüdün yazılı bir sözleşme veya aynı etkide yazılı bir belge ile yapılması, sinematografik eser yapımcısının ikametgahı veya çalışma merkezinin bulunduğu ülke mevzuatı ile düzenlenecektir. Ancak söz edilen taahhüdün yazılı bir sözleşme veya aynı etkide yazılı bir belge olması, korumanın talep edildiği Birlik ülkesi mevzuatı ile düzenlenecektir. Bu gibi hükümler içeren mevzuat sahibi ülkeler Genel Müdüre yazılı bir beyanname ile bilgi verecektir. Genel Müdür bu beyannameyi derhal diğer birlik ülkelerine derhal iletilecektir.
  • “Aksine veya özel hükümler” ifadesi yukarıda sözü edilen taahhüde ilişkin kısıtlayıcı şartı ifade eder.
  • Ulusal mevzuatta aykırı bir hüküm bulunmadıkça, yukarıdaki (2)(b) paragrafının hükümleri, sinematografik eser yapımı için yaratılan senaryo, diyalog ve müzik eserlerinin sahipleri veya yönetmen için uygulanmaz. Ancak,  sözü edilen (2)(b) paragrafının uygulanmasına ilişkin kurallar ihtiva etmeyen mevzuat sahibi Birlik ülkeleri, yazılı bir beyanname ile durumu Genel Müdüre bildirir. Genel Müdür bu beyannameyi derhal  diğer Birlik ülkelerine iletecektir.

Madde 14 (ikinci tekrar)

  • Eser sahibi veya onun ölümünden sonra ulusal mevzuat tarafından yetkili kılınan kişi ya da kurumlar, özgün sanat eserleri ve yazar ve bestecilerin özgün el yazmaları hususunda, eserin sahibi tarafından yapılan ilk devrin ardından, eserin herhangi bir satışındaki kazançta devir ve ferağı mümkün olmayan haklardan yararlanacaktır.
  • Yukarıdaki paragrafta sağlanan koruma, ancak eser sahibinin yurttaşı olduğu ülkenin mevzuatının izin verdiği Birlik ülkesinde ve bu korumanın talep edildiği ülkenin izin verdiği dereceye kadar talep edilebilir.
  • Toplama usulleri ve tutarı ulusal mevzuat tarafından öngörülecektir.

Madde 15

  • Bu sözleşme ile korunan edebiyat ve sanat eseri sahiplerinin, aksine bir kanıt bulunmadıkça, Birlik ülkelerinde ihlallere karşı yasal yollara başvurabilmeleri için, eser üzerinde olağan şekilde adlarının bulunması yeterli olacaktır. Takma olsa dahi eser sahibince kabul edilen ad, eser sahibinin kimliği konusunda şüphe uyandırmadıkça bu paragraf uygulanacaktır.
  • Bir sinematografik eserde olağan şekilde adı bulunan gerçek veya tüzel kişi, aksine bir kanıt bulunmadıkça, sözü edilen eserin yapımcısı kabul edilecektir.
  • (1) inci paragrafta değinilenler dışında isimsiz veya takma adlı eserler ile ilgili olarak, eser üzerinde adı bulunan yayımcı, aksine bir kanıt bulunmadıkça eser sahibini temsilcisi olarak kabul edilecek ve bu sıfatla eser sahibinin haklarını korumak ve takip etmek hakkına sahip sayılacaktır. Bu paragraf hükümleri, eser sahibinin kimliğini açıklaması ve eserin sahipliğine ilişkin haklarını talep etmesi halinde son bulacaktır.
  • Yayımlanmamış eserlerle ilgili olarak, eser sahibinin kimliği bilinmemekle birlikte, kendisinin bir Birlik ülkesi yurttaşı olduğuna dair verilerin mevcudiyeti halinde, eser sahibini temsil edecek ve haklarını Birlik ülkelerinde koruyacak ve takip edecek yetkili makam, bu Birlik ülkesinin mevzuatı ile düzenlenecektir.
  • Bu hükümler doğrultusunda yetkilendirmeyi yapan Birlik ülkeleri, yetki verilen makam hakkında tam bilgi içeren yazılı bir beyannameyi Genel Müdüre vereceklerdir. Genel Müdür bu beyannameyi derhal diğer Birlik ülkelerine iletecektir.

Madde 16

  • Birlik ülkelerinden herhangi birinde hukuki korumadan yararlanan eserler üzerindeki hakları ihlal eden eser kopyalarına el konulacaktır.
  • Yukarıdaki paragraf hükümleri, esere korunma sağlamayan veya koruma süresi sona ermiş bir ülkeden sağlanan çoğaltılmış eser nüshalarına da uygulanacaktır.
  • El koyma, her ülkenin mevzuatına uygun şekilde yapılacaktır.

Madde 17

Bu Sözleşme hükümleri, her Birlik ülkesi hükümetinin mevzuat veya düzenlemeleri ile herhangi bir eserin dolaşım, temsil veya gösterimi ya da yetkili makamın bu hakkın uygulanması için gerekli göreceği esaslara  göre üretimine izin vermek, denetlemek veya yasaklamak hakkını haleldar etmez.

Madde18

  • Bu sözleşme, yürürlüğe girdiği tarihte, koruma süresinin son bulmasına kadar kaynak ülkede henüz kamusal kullanma alanına girmemiş bütün eserler hakkında uygulanacaktır.
  • Ancak daha önce öngörülen koruma süresinin son bulmasına kadar, korumanın talep edildiği ülkede kamusal kullanma alanına giren eser, yeniden koruma kapsamına alınmayacaktır.
  • Bu ilkenin uygulanması, Birlik ülkeleri arasında mevcut veya öngörülecek özel sözleşmelerin içerdiği hükümlere bağlı olacaktır. Bu gibi hükümlerin yokluğu halinde ülkeler, ayrıca ilgileri oranında bu ilkenin uygulama şartlarını kararlaştıracaklardır.
  • Yukarıdaki hükümler, Birliğe yeni katılımlar ve 7 nci maddenin uygulaması ile korumanın genişletilmesi veya çekincelerin ortadan kaldırılması hallerinde de uygulanacaktır.

Madde 19

Bu Sözleşme hükümleri, bir Birlik ülkesi mevzuatı ile öngörülen daha geniş bir korumadan yararlanma talebine engel oluşturmayacaktır.

Madde 20

Birlik ülkeleri hükümetleri, aralarında eser sahiplerine bu Sözleşme ile tanınan haklardan daha geniş haklar veren veya bu Sözleşmeye aykırı hükümler içermeyen özel anlaşmalar yapma hakkını saklı tutarlar. Bu şartlara uygun bulunan mevcut anlaşmaların hükümleri yürürlükte kalacaktır.

Madde 21

  • Ekte, gelişmekte olan ülkelere ilişkin özel hükümlere yer verilmektedir.
  • 28 (i) (b) madde hükmüne uygun olarak Ek, bu Belgenin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.

Madde 22

  • (a) Birlik, 22-26 ncı maddelere taraf olan Birlik ülkelerinden oluşan bir Meclis kurar.
  • Her ülkenin hükümeti, yardımcı delegeler, danışmanlar ve uzmanların yardımcı olabileceği bir delege ile temsil edilecektir.
  • Her delegasyonun harcamaları, atamayı gerçekleştiren hükümet tarafından karşılanacaktır.
  • (a) Meclisin görevleri,
  • Birliğin devamı ve ilerlemesi ve bu sözleşmenin gelişimine ilişkin bütün konular üzerinde çalışmak;
  • 22-26 ncı maddelerle bağımlı olmayan Birlik ülkelerin tarafından önesürülecek düşünceler gözönünde bulundurularak, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (bundan böyle “Örgüt” olarak söz edilecektir) nü kuran Sözleşmede değinilen Uluslararası Fikri Mülkiyet Bürosu (bundan böyle “Büro” olarak söz edilecektir) nun düzenleme konferanslarının hazırlığına ilişkin talimatlar vermek;
  • Örgüt Genel Müdürünün Birlik ile ilgili faaliyet ve raporlarını müzakere etmek, onaylamak ve Birliğin yetki alanı içinde kalan hususlarda gerekli talimatı vermek;
  • Meclisin Yürütme Komitesi üyelerini seçmek;
  • Yürütme Komitesinin faaliyet ve raporlarını müzakere etmek, onaylamak ve Komiteye talimat vermek;
  • Birliğin iki yıllık bütçesini kabul etmek, programını kararlaştırmak ve son hesapları onaylamak;
  • Birliğin mali düzenlemelerini onaylamak;
  • Birlik çalışmaları için gerekli olabilecek çalışma grupları ve uzman komitelerini oluşturmak;
  • Birlik üyesi olmayan ülkeler ile hükümetlerarası veya hükümet dışı kuruluşların Komite toplantılarına gözlemci olarak kabul edilmesini kararlaştırmak;
  • 22-26 ncı maddelerdeki değişiklikleri kabul etmek;
  • Birliğin amaçlarına ulaşması için uygun diğer kararları almak;
  • Bu Sözleşmeye göre uygun görülen diğer görevleri yerine getirmek ;
  • Örgütü oluşturan Sözleşmede öngörülen kuralları, kabule bağlı olarak uygulamak,

olacaktır.

(b)    Meclis, Örgüt tarafından yönetilen diğer Birliklerin de ilgili alanı içindeki konuları Örgüt Koordinasyon Komitesinin görüşü alındıktan sonra karara bağlayacaktır.

(3)

  • Meclis üyesi her ülke bir oya sahip olacaktır.
  • Mecliste üye ülkelerin yarısı toplantı için yeter çoğunluğu oluşturacaktır.
  • (b) alt paragrafının hükümlerine rağmen oturumlardan herhangi birinde temsil edilen ülkelerin sayısı, Meclis üye sayısının yarısından az, ancak eşit olduğu takdirde ya da üçte birinden fazla ise, Meclis karar verilebilir, ancak çalışma esasları ile ilgili kararlar dışında, bütün kararlar aşağıdaki koşulların sağlanması üzerine yürürlüğe girecektir. Uluslararası Büro, sözkonusu kararları Mecliste temsil edilmeyen üye ülkelere iletecek ve üye ülkeleri iletimi yaptığı tarihten itibaren üç aylık bir dönem içinde üye ülkeleri oylarını ya da çekimserliklerini yazılı olarak belirtmeye çağıracaktır. Bu dönemin sona ermesiyle, oylarını ya da çekimserliklerini belirtmiş olan ülkelerin sayısı, oturumda yeterli sayıya ulaşılmasında eksik olan ülke sayısına ulaşırsa; bu gibi kararlar, istenen çoğunluk elde edildiği takdirde yürürlüğe girecektir.
  • 26 (2) maddesi hükümlerine bağlı olarak Meclis kararları, oyların üçte ikisini gerektirecektir.
  • Çekimserlikler oy olarak kabul edilmeyecektir.
  • Bir delege yalnızca bir ülkeyi temsil edebilir ve bir ülke adına oy kullanabilir.
  • Meclise üye olmayan Birlik ülkeleri toplantılara gözlemci olarak kabul edileceklerdir.

(4)

  • Meclis, Genel Müdürün toplantı daveti üzerine her iki takvim yılında bir ve istisnai şartlar olmadığı sürece aynı dönemde ve aynı yerde Örgüt Genel Meclisi olarak toplanacaktır.
  • Meclis, Genel Müdürün toplantı daveti ve Yürütme Komitesinin veya Meclise üye ülkelerin dörtte birinin isteği üzerine olağanüstü oturumla toplanacaktır.

(5)     Meclis, kendi çalışma kurallarını kabul edecektir.

Madde 23

 

(1)      Meclis bir Yürütme Komitesine sahiptir.

(2)

  • Yürütme Komitesi, üye ülkeler arasından Meclis tarafından seçilen ülkelerden oluşacaktır. Örgütün yönetim merkezinin bulunduğu ülkeye de 25 (7) (b) maddesi hükümleri uyarınca Yürütme Komitesinde bir üyelik verilecektir.
  • Yürütme Komitesi üyesi her üye ülke hükümeti, yardımcı delegeler, danışmanlar ve uzmanların yardım edebileceği bir delege ile temsil edillecektir.

(c)   Her delegasyonun harcamaları, atamayı gerçekleştiren Hükümet tarafından karşılanacaktır.

(3)    Yürütme Komitesi üyesi ülkelerin sayısı, Meclis üyesi ülke sayısının dörtte biri olarak belirlenecektir. Üyelik sayısının hesaplanmasında, dörde bölünmeden sonra arta kalan miktar dikkate alınmayacaktır.

(4)     Yürütme Komitesi üyelerinin seçiminde Meclis, eşit coğrafi dağılımı ve Yürütme Komitesini oluşturan ülkeler arasında Birlik ile ilişkilerle kabul edilen özel sözleşmelere taraf ülkelerin ihtiyacını gözönünde bulunduracaktır.

(5)

  • Her Yürütme Komitesi üyesi, seçildiği Meclis oturumunun kapanış tarihinden bir sonraki olağan Meclis oturumunun kapanış tarihine kadar görev yapacaktır.
  • Yürütme Komitesi üyeleri, üye miktarının üçte iki oranını aşmamak kaydıyla yeniden seçilebilir.
  • Yürütme Komitesi üyelerinin seçimini ve yeniden seçilmesini düzenleyen kuralların ayrıntıları Meclis tarafından tespit edilecektir.

(6)      (a)     Yürütme Komitesinin görevleri,

  • Meclisin gündem taslağını hazırlamak;
  • Genel Müdür tarafından hazırlanan iki yıllık bütçe ile program taslağına ilişkin teklifleri Meclise sunmak;
  • [Kaldırılmıştır]
  • Genel Müdürün dönemlere ilişkin raporları ile hesaplara ilişkin yıllık denetim raporlarını, uygun görüşleri ile birlikte Meclise sunmak,
  • Meclis kararlarına uygun şekilde ve Meclisin iki olağan toplantısı arasında oluşan koşullara göre, Birlik Programının Genel Müdür tarafından uygulanmasına sağlayacak gerekli bütün tedbirleri almak,
  • Bu Sözleşme ile kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek,

olacaktır.

(b)   Örgüt tarafından yönetilen diğer Birliklerin ilgi alanı içindeki konularla ilgili olarak Örgüt Koordinasyon Komitesinin görüşünü aldıktan sonra Yürütme Komitesi karar verecektir.

(7)

  • Yürütme Komitesi, Genel Müdürün çağrısı üzerine, tercihen Örgüt Koordinasyon Komitesinin toplandığı dönemde ve yerde, yılda bir defa toplanacaktır.
  • Yürütme Komitesi, ya bizzat Genel Müdürün çağrısı veya Yürütme Komitesi Başkanının veya üye sayısının dörtte birinin talebi üzerine olağanüstü toplantılar yapacaktır.

(8)

  • Yürütme Komitesi üyesi her ülke bir oya sahip olacaktır.
  • Toplantı yeter çoğunluğu, Yönetim Kurulu üye adedinin yarısı olacaktır.
  • Kararlar, kullanılan oyların basit çoğunluğu ile alınacaktır.
  • Çekimserlikler oy olarak kabul edilmeyecektir.
  • Bir delege, yalnızca bir ülkeyi temsil edebilir ve yalnızca o ülke adına oy kullanabilir.

(9)       Yürütme Komitesi üyesi olmayan Birlik ülkeleri, toplantılara gözlemci olarak kabul edileceklerdir.

(10)      Yürütme Komitesi, kendi çalışma kurallarını kabul edecektir.

Madde 24

 

(1)

  • Birlik ile ilgili idari görevler, Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme ile kurulan Birlik Bürosu ile birleşik Birlik Bürosunun devamı olan Uluslararası Büro tarafından yürütülecektir.
  • Uluslararası Büro, özellikle Birliğin çeşitli organlarına sekreterya hizmetleri sağlayacaktır.
  • Örgüt Genel Müdürü, Birlik baş Yöneticisi olacak ve Birliği temsil edecektir.
  • Uluslararası Büro, fikri hakların korunmasına ilişkin bilgi toplayacak ve yayımlayacaktır. Her Birlik ülkesi, fikri hakların korunmasına ilişkin bütün yeni kanunları ve resmi belgeleri en kısa sürede Uluslararası Büroya gönderecektir.
  • Uluslararası Büro, aylık bir dergi yayımlayacaktır.
  • Uluslararası Büro, istek üzerine, fikri haklara ilişkin konularda her Birlik ülkesine bilgi sağlayacaktır.
  • Uluslararası Büro, fikri hakların korunmasını kolaylaştırmak için çalışmalar yapacak ve hizmet sağlayacaktır.
  • Genel Müdür ve Genel Müdür tarafından tespit edilen personel, oy hakkı olmaksızın, Meclis Yürütme Komitesinin ve diğer uzmanlar komitesi veya çalışma grubunun bütün toplantılarına katılacaktır. Genel Müdür ve Genel Müdür tarafından tespit edilen personel, makamı gereği, bu organların sekreterya görevini yürütecektir.
  • Uluslararası Büro, Meclis kararlarına uygun şekilde ve Yürütme Komitesi ile işbirliği içinde, bu Sözleşmenin 22-26 ncı maddeleri dışında kalan hükümlerinin gözden geçirilmesi amacıyla konferans hazırlıklarını yapacaktır.
  • Uluslararası Büro, gözden geçirme konferanslarının hazırlıkları ile ilgili olarak hükümetlerarası ve hükümet dışı uluslararası kuruluşların görüşünü alacaktır.
  • Genel Müdür ve Genel Müdür tarafından tespit edilen kişiler, bu konferanslar kapsamındaki görüşmelerde oy hakkı olmaksızın yeralacaklardır.

(8)       Uluslararası Büro, kendisine verilen diğer görevleri yerine getirecektir.

Madde 25

 

(1)

  • Birlik bir bütçeye sahip olacaktır.
  • Birliğin bütçesi, Birliğe mahsus gelir ve giderleri, Birlik için ortak harcama bütçesine katkıları ve gerektiğinde Örgütün konferans bütçesinde mevcut miktarı içerecektir.
  • Münhasıran Birliğe yüklenmemekle birlikte Örgüt tarafından yönetilen bir veya daha fazla Birliğin harcamaları, Birlikler için ortak harcama olarak kabul edilecektir. Bu gibi ortak harcamalarda Birlik hissesi, Birliğin sahip olduğu pay oranında olacaktır.

(2)   Birlik Bütçesi, Örgüt tarafından yönetilen diğer Birliklerin bütçeleri ile koordinasyon gerekleri  gözönünde bulundurularak hazırlanacaktır.

(3)      Birlik bütçesi aşağıdaki kaynaklardan finanse edilecektir:

  • Birlik ülkelerinin katkıları;
  • Birlik ile ilgili olarak Uluslararası Büro tarafından yerine getirilen hizmetler karşılığı alınan ücret ve masraflar;
  • Birliğe ilişkin Uluslararası Büro yayımlarının satışı ya da bu yayımların telif hakkı ödemeleri;
  • Hediyeler, miraslar ve sübvansiyonlar;
  • Kiralar, faizler ve diğer çeşitli gelirler.

(4)

  • Bütçeye katkıda bulunmak amacıyla, Birliğin her ülkesi, aşağıda belirtilen bir sınıfa dahil olarak tespit edilen birim adedi üzerinden yıllık katkısını ödeyecektir.

I nci  sınıf…………………25

II nci  sınıf…………………20

III ncü sınıf…………………15

IV ncü sınıf…………………10

V nci sınıf…………………..5

VI ncı sınıf…………………. 3

VII nci sınıf…………………..1

  • Her ülke, katılma veya onama belgesinin tevdii sırasında, daha önce belirtilmiş olması durumu hariç, katılmak istedikleri sınıfı beyan edecektir. Her ülke sınıf değiştirebilir. Daha aşağı bir sınıfa geçmek isteyen ülke, durumu Meclis olağan oturumlarından birinde duyurmak zorundadır. Bu konuda yapılacak değişikler, oturumu takip eden takvim yılının başlangıcında yürürlüğe girecektir.
  • Her ülkenin yıllık katkısı, katkıda bulunan ülkelerin birim sayısı toplamına uygulanacak Birliğin bütçesinde öngörülen tutar üzerinden hesaplanan ile aynı orandaki miktar olacaktır.
  • Katkıların her yıl Ocak ayı başında vadesi dolacaktır.
  • Katkı ödemelerini zamanında yapamayan ülke, ödenmemiş borçlarının miktarı, önceki iki yıl için ödenmesi gerekli katkı miktarlarına eşitse ya da aşıyorsa, üyesi olduğu Birliğin herhangi bir organında oy hakkına sahip olmayacaktır. Bununla birlikte, Birliğin herhangi bir organı, ödemedeki gecikmenin istisnai ve kaçınılmaz koşullar nedeniyle olduğuna ikna edildiği takdirde ve ikna edildiği süre boyunca, o ülkeye, o organda oyunu kullanmaya devam etmesine izin verebilir.
  • Bütçenin, yeni mali dönemin başlangıcından önce kabul edilmemesi halinde, mali düzenlemeler gereğince bir önceki yılın bütçesi ile aynı seviyede olacaktır.

(5)    Birlik ile ilgili Uluslararası Büro tarafından verilen hizmetlerle ilgili ücret ve masrafların miktarı, Genel Müdür tarafından tespit edilecek ve Meclis ve Yürütme Komitesine bildirilecektir.

(6)

  • Birliğin, her Birlik ülkesi tarafından yapılan tek ödeme ile oluşturulan bir iş sermaye fonu mevcut olacaktır. Fonun yetersizliği halinde gerekli artış, Meclis tarafından karşılanacaktır.
  • Her ülkenin sözkonusu fona yaptığı ilk ödeme miktarı veya artış miktarına katkısı, fonun oluşturulduğu veya artışın kararlaştırıldığı yıl için, bu ülkenin katkı oranında olacaktır.
  • Ödeme oranı ve şartları, Örgüt Koordinasyon Komitesinin tavsiyesi alındıktan sonra Genel Müdürün teklifi üzerine Meclis tarafından tespit edilecektir.

(7)

  • Örgütün yönetim merkezinin bulunduğu ülke ile anlaşmaya varılan yönetim merkezinde iş sermayesi fonunun yetersiz kalması halinde, bu ülkenin bir ön ödeme yapması öngörülecektir. Bu avansların miktarı ve avans şartları, Örgüt ve bu ülke arasında ayrı bir anlaşma konusu teşkil edecektir. Avans verme yükümlülüğünün devamı süresince bu ülkeye Yürütme Komitesinde bir üyelik verilecektir,
  • (a) alt paragrafında söz edilen ülke ile Örgüt, yazılı bir ihbar ile avans verme yükümlülüğünden cayma hakkına sahip olacaklardır. Cayma, ihbarın yapıldığı yılın sonundan başlayarak üç yıl sonra yürürlüğe girecektir.

(8)    Hesapların denetimi, mali düzenlemelere uygun olarak bir veya daha fazla Birlik ülkesi veya Birlik dışı denetçiler tarafından yapılır. Bunlar, Meclis tarafından sözleşme ile kararlaştırılacaktır.

Madde 26

 

  • 22, 23 , 24, 25 nci maddelerin ve bu maddenin değiştirilmesine ilişkin öneriler, Meclis üyesi herhangi bir ülke, Yürütme Komitesi veya Genel Müdür tarafından verilebilir. Bu gibi öneriler, Meclis tarafından incelenmeden en az altı ay önce, Genel Müdür tarafından Meclis üyesi ülkelere iletilecektir.
  • (1) nci paragrafta bahsi geçen madde değişiklikleri, Meclis tarafından kabul edilecektir. Kabul, dörtte üç oy gerektirecek olup, 22 nci madde ve bu paragrafın herhangi bir değişikliğini sağlamak için beşte dört oy gerekli olacaktır.
  • (1) nci paragrafta bahsi geçen maddelerde yapılacak herhangi bir değişiklik, değişikliğin kabul tarihinde Meclis üyesi ülkelerin dörtte üçünden Genel Müdüre ulaştırılan kuruluş işlemlerine göre, yerine getirilmiş kabul bildirgesinin yazılmasından bir ay sonra yürürlüğe girecektir. Sözü edilen maddelerde kabul edilen herhangi bir değişiklik, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihte, Meclis üyesi bütün ülkeler için ya da Birlik üyesi ülkelerin mali yükümlülüklerini artıran herhangi bir değişiklik sadece bu değişikliği kabul ettiğini bildirecek ülkeler için bağlayıcı olmak şartıyla sonraki bir tarihte üye olan ülkeler için bağlayıcı olacaktır.

Madde 27

 

  • Bu sözleşme, Birlik sisteminin geliştirilmesi için öngörülen değişiklik amacı ile yeniden gözden geçirilme için sunulacaktır.
  • Bu amaçla konferanslar, söz edilen ülkelerin delegeleri arasındaki Birlik ülkelerinden birinde sırayla yapılacaktır.
  • 22-26 ncı maddelerdeki değişikliklere uygulanan 26 ncı madde hükmüne uygun olarak bu Sözleşmenin EK’i de dahil olmak üzere gözden geçirilmesi için kullanılan oylarda çoğunluk gerekecektir.

Madde 28

(1)

  • Bu Sözleşmeyi imzalayan Birlik ülkeleri Sözleşmeyi onaylayabilir, henüz imzalamamış ülkeler katılabilir. Katılma veya onay belgeleri Genel Müdüre tevdi edilecektir.
  • Birlik ülkeleri onama veya katılma belgelerinde, onama veya katılmanın 1-21 inci maddeler ile EK hakkında uygulanmayacağını beyan edebilir. Ancak, EK’in ( VI ) (1) maddesine göre önceden bir beyanda bulunan böyle bir ülke, daha sonra, söz edilen belgelerde onama veya katılmanın 1-20 nci maddelere uygulanmayacağını beyan edebilir.
  • Onama veya katılma belgelerinin yürürlüğünden başlayarak öngörülen hükümleri dışlayan her Birlik ülkesi, (b) alt paragrafına uygun olarak onama veya katılmanın bu hükümlerin yürürlüğünü kapsadığını daha sonra da beyan edebilir. Bu gibi beyanlar Genel Müdüre tevdi edilecektir.

(2)

(a)    1-21 inci maddeler ile EK aşağıda belirtilen iki şartın yerine getirilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

  • Birliğin en az beş ülkesinin, (1) (b) alt paragrafında öngörülen bir beyanda bulunmaksızın bu Sözleşmeyi onamaları veya katılmaları,
  • Fransa, İspanya, Büyük Britanya Birleşik Krallığı, Kuzey İrlanda ile Amerika Birleşik Devletleri’nin 24 Temmuz 1971 tarihinde Paris’te gözden geçirilen Evrensel Telif Hakları Sözleşmesine taraf olmaları.

(b)    (a) alt paragrafında belirtilen yürürlük tarihi, (1) (b) alt paragrafında öngörülen bir beyan içermeksizin yürürlük tarihinden en az üç ay önce onama veya katılma belgelerini tevdi eden Birlik ülkeleri hakkında uygulanacaktır.

(c)    (b) alt paragrafının kapsamadığı ve bu Sözleşmeyi (1) (b) paragrafına göre bir beyanda bulunmaksızın onayan veya katılan bir Birlik üyesi ile ilgili olarak, 1- 21 inci maddeler ile EK, Genel Müdürün onama veya katılma belgelerinin ihbar tarihini takip eden üç ay sonrasında yürürlüğe girecektir. Sonraki bir tarih öngörüldüğü takdirde, bu ülke ile ilgili olarak 1-21 inci maddeler ve EK öngörülen tarihte yürürlüğe girecektir.

  • (a) ve (c) alt paragrafı hükümleri EK’in VI ncı maddesinin uygulanmasını etkilemez.
  • (1) (b) paragrafına göre yapılmış bir beyan ile veya böyle bir beyanda bulunmaksızın bu Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her Birlik ülkesi ile ilgili olarak, 22-38 inci maddeler, tevdi edilen belgede sonraki bir tarih belirtilmediği takdirde, Genel Müdürün onama veya katılma belgelerini bildirdiği tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir. Belirtilen ikinci durumda 22-38 inci maddeler, sözkonusu ülke ile ilgili olarak, bu suretle gösterilen tarihte yürürlüğe girecektir.

Madde 29

  • Birlik dışındaki her ülke bu Belgeye katılabilir ve böylece bu Sözleşmeye taraf ve Birliğin bir üyesi olabilir. Katılım belgeleri Genel Müdüre sunulacaktır.
  • (b) alt paragrafına uygun olarak bu Sözleşme, Birlik dışındaki bir ülke hususunda, tevdi edilen belgede sonraki bir tarih belirtilmediği takdirde Genel Müdürün onama veya katılma belgesini bildirdiği tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir. Sonraki bir tarihin öngörülmesi durumunda bu Sözleşme, bu ülke ile ilgili olarak bildirilen tarihte yürürlüğe girecektir.
  • (a) alt paragrafına göre yürürlük tarihi, 28 (2) (a) maddesine uygun şekilde, 1-21 inci maddeler ile EK’in yürürlük tarihinden daha önce ise, söz edilen ülke aynı zamanda, 1-21 inci maddeler ile EK yerine bu Sözleşmenin Brüksel Belgesinin 1-20 nci maddelerini kabul etmiş sayılacaktır.

Madde 29 (tekrar)

Bu Sözleşmenin Stockholm Belgesinin 22-38 inci maddelerini kabul etmeyen herhangi bir ülkenin bu Belgeyi onaması veya katılması, Örgüt Kurucu Sözleşmesinin 14(2) maddesinin temel amaçları için, Stokholm Belgesinin 28 (1) (b) (i) maddesinde öngörülen sınırlamalar oranında olacaktır.

Madde 30

  • Bu maddenin 2 nci paragrafı, 28 (1) (b), 33 (2) maddeleri ve EK ile izin verilen istisnalara tabi olarak onama veya katılma, otomatik olarak bu sözleşmede öngörülen bütün yararların kabul edilmesini ve bütün hükümlerin benimsenmesini ifade edecektir.
  • Bu Belgeyi onaylayan veya katılan her Birlik ülkesi, EK’in V (2) maddesine uygun olarak, onama veya katılma belgesinin tevdii sırasında, daha önce yapılan bir beyan ile belirlenen şartlara göre öngörülen çekincelerin yararlarını saklı tutabilir.
  • Birlik dışındaki her ülke bu Sözleşmeye katılırken, EK’in V (2) maddesine uygun olarak çeviri hakkı ile ilgili bu Belgenin 8 inci maddesi için, 1896’da Paris’te tamamlanan 1886 Birlik Sözleşmesinin 5 inci maddesi hükümlerinin yalnızca bu ülkede genel kullanımı bulunan bir dile yapılacak çeviriler hakkında uygulanacağını beyan edebilir. EK’in I (6) (b) maddesine uygun şekilde her ülke, kaynak ülke eserlerinin çeviri hakkı ile ilgili olarak, kaynak ülke tarafından tanınan korumaya eşit bir koruma öngörme hakkını saklı tutar.
  • Her ülke, bu gibi çekinceleri, her zaman Genel Müdüre yapılacak bir bildirim ile geri alabilir.

Madde 31

  • Her ülke, bu Sözleşmenin beyan veya bildiriminde belirtilen dış ilişkiler açısından sorumlu bulunduğu toprakların tamamı veya bir kısmı için uygulanabilir olduğunu, her zaman onama veya katılma belgesinde beyan edebilir veya Genel Müdürü yazılı olarak bilgilendirebilir.
  • Böyle bir beyanda bulunan veya bir bildirim yapan her ülke, her zaman, topraklarının tamamına veya bir kısmına uygulanabilirliğin son bulduğunu Genel Müdürü bildirebilir.
  • Paragraf uyarınca yapılan her beyan, beyanı içeren onama veya katılma ile aynı tarihte yürürlüğe girecek ve bu paragrafa göre yapılan her beyan Genel Müdüre bildirildiği tarihten üç ay sonra hüküm ifade edecektir.
  • 2 nci paragrafa göre yapılan her bildirim, bildirimin Genel Müdür tarafından alındığı tarihi takip eden on iki ay sonrasında hüküm ifade edecektir.

 

  • Bu madde, hiç bir şekilde bir Birlik ülkesinin 1 nci paragrafa göre yapılan bir beyan yoluyla bir diğer Birlik üyesi tarafından bu Sözleşmenin uygulanacağı topraklara ilişkin fiili durum olarak tanımasını veya zımnen kabulünü ifade edecek şekilde yorumlanamayacaktır.

Madde 32

  • Bu Belge, Birlik ülkeleri arasındaki ilişkiler ve uygulama alanı bakımından 9 Eylül 1886 tarihli Bern Sözleşmesinin ve sonraki değişik Belgelerin yerine geçecektir. Bütünü ile bu Belgeyi onaylamayan veya katılmayan Birlik ülkeleri ile ilişkilerde, yukarıdaki fıkra hükmüne göre tamamı veya uzantısı bu Belgede yeralmamış önceki Belgelerin hükümlerinin uygulanabilirliği devam edecektir.
  • Bu Belgeye taraf olan Birlik dışı ülkeler, 3 üncü paragrafa uygun şekilde, Belgeye taraf olmayan veya Belgeye taraf olmakla birlikte 28 (1) (b) maddesine göre beyanda bulunan Birlik ülkeleri ile ilgili olarak bu Belgeyi uygulayabilir. Bu gibi ülkeler, söz edilen Birlik ülkeleri ile ilişkilerde:
  • Taraf oldukları en son Belge hükümlerini uygulayabilirler ve
  • EK’in I (6) maddesine uygun şekilde, bu Belge ile öngörülen koruma düzeyini kabul etme hakkına sahiptirler.
  • EK’te öngörülen yetkilerin herhangi birinden yararlanan bir ülke, bu Belgeye taraf olmayan diğer Birlik ülkesiyle ilişkilerinde EK’te belirtilen yetki veya yetkilere ilişkin yararlandığı hükümleri, bahsi geçen ikinci ülke, söz edilen hükümlerin uygulanmasını kabul ettiği takdirde uygulayabilir.
Madde 33
  • Bu Sözleşmenin yorumu veya uygulanması ile ilgili olarak iki veya daha fazla Birlik ülkesi arasında müzakere yolu ile çözümlenemeyen ihtilaflar, başka bir çözüm yolu üzerinde anlaşma sağlanamaması halinde ilgili ülkelerden biri tarafından Uluslararası Adalet Divanına, Mahkemenin statüsüne uygun şekilde götürebilir. İhtilafı Divana götüren ülke, Uluslararası Büroya, durum hakkında bilgi verecek; Uluslararası Büro ise konuyu diğer Birlik ülkelerinin dikkatine sunacaktır.
  • Her ülke, bu Sözleşmeyi imzalama veya onama veya katılma belgesini tevdi sırasında 1 inci paragraf hükümlerine bağlı bulunmadığı hususunu beyan edebilir. Bu gibi ülkeler ile Birliğin diğer ülkeleri arasındaki ihtilaflarda 1 inci paragraf hükümleri uygulanmayacaktır.
  • 2 nci paragraf hükümlerine uygun şekilde beyanda bulunan bir ülke, her zaman, Genel Müdüre göndereceği bir bildirim ile beyanını geri alabilir.

Madde 34

 

  • 29 (tekrar) maddesine uygun olarak hiçbir ülke, 1-21 nci maddeler yürürlüğe girmedikçe, bu Sözleşmenin önceki Belgesine katılamaz ve onaylayamaz.
  • Bu Sözleşmenin 1-21 nci maddeleri ile EK’i yürürlüğe girdikten sonra, hiçbir ülke, Stockholm Belgesinin eki olan Gelişmekte Olan Ülkelere İlişkin Protokolün 5 inci maddesine göre bir beyanda bulunamaz.

Madde 35

  • Bu Sözleşme, süre sınırlaması olmaksızın yürürlükte kalacaktır.
  • Her ülke, Genel Müdüre göndereceği bir bildiri ile bu Sözleşmeyi feshedebilir. Böyle bir cayma, daha önceki belgelerin de feshedildiği anlamı taşıyacaktır ve yalnızca bunu gerçekleştiren ülkeyi etkileyecek ve Sözleşme diğer Birlik ülkeleri ile ilgili olarak yürürlüğünü sürdürecektir.
  • Fesih, Genel Müdürün bildiriyi aldığı günü takip eden bir yıl sonrasında hüküm ifade edecektir.
  • Hiçbir ülke, Birlik üyesi olmasını takip eden beş yıl sona ermedikçe bu maddede öngörülen feshetme hakkını kullanamayacaktır.

Madde 36

  • Bu Sözleşmeye taraf her ülke, anayasasına uygun olarak, bu Sözleşmenin uygulanmasını sağlayacak gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
  • Buradan anlaşılacağı gibi, bir ülke Sözleşmeye taraf olduğu zaman kendi iç hukukuna göre bu Sözleşmenin hükümlerini yürürlüğe sokacaktır.

Madde 37

  • Bu Sözleşme İngilizce ve Fransızca dillerinde tek nüsha olarak imzalanacak ve 2 nci paragraf hükmüne uygun olarak Genel Müdüre sunulacaktır.
  • Resmi belgeler, İlgili hükümetlerle istişare edildikten sonra Arapça, Almanca, İtalyanca, Portekizce ve İspanyolca dillerinde ve Meclis tarafından belirlenecek diğer dillerde hazırlanacaktır.

 

  • Çeşitli metinlerin yorumlanmasında görüş ayrılığı olması halinde, Fransızca metin esas alınacaktır.
  • Bu Sözleşme, 31 Ocak 1972 tarihine kadar imzaya açık bulundurulacaktır. Bu tarihe kadar (1) (a) paragrafında söz edilen kopya Fransa Cumhuriyeti Hükümetine sunulacaktır.
  • Genel Müdür, bu Sözleşmenin imzalanmış kopyalarından iki örneği onaylayarak bütün Birlik ülkeleri hükümetlerine ve talep halinde diğer ülke hükümetlerine iletecektir.
  • Genel Müdür bu Sözleşmeyi Birleşmiş Milletler Sekreterliği’nde kayıt altına alacaktır.
  • Genel Müdür, bütün Birlik ülkeleri hükümetlerine, onama veya katılma belgelerinin ve belgelere ek deklarasyonların ve daha sonra 28 (1) ( c) , (30) (2) (a) ve (b) ile (33) (2) nci maddelerine ilişkin beyanlar ve bu Sözleşme hükümlerinin yürürlüğü, feshetme ihbarları ve (30) (2) ( c), (31) (1) ve (2), (33) (3) ve (38) (1) ve EK ile ilgili bildiriler hakkında bilgi verecektir.

Madde 38

  • Bu Belgeyi onaylamamış veya katılmamış veya Sözleşmenin Stockholm Belgesi’nin 22-26 ncı maddelerine taraf olmayan Birlik ülkeleri 26 Nisan 1975 tarihine kadar istedikleri takdirde bu hükümlere taraf sayılarak söz edilen maddelerde öngörülen hakları uygulayabilirler. Bu hakları uygulamak isteyen her ülke, Genel Müdüre bu durumu belirleyen yazılı bir beyanda bulunacaktır. Bu gibi beyanlar, alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girecektir. Bu gibi ülkeler, söz edilen tarihe kadar Meclis üyesi olarak kabul edileceklerdir.
  • Birliğin bütün ülkeleri Örgüt üyesi olmadığı sürece, Örgütün Uluslararası Bürosu, Birlik Bürosu olarak işlevini yerine getirecek ve Genel Müdür, anılan Büronun Genel Müdürü olarak görev yapacaktır.
  • Birliğin bütün ülkeleri Örgüt üyesi olduğunda, Birlik Bürosunun hakları, yükümlülükleri ve malları Örgütün Uluslararası Bürosuna devredilecektir.

EK

 

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE İLİŞKİN ÖZEL HÜKÜMLER

 

 

 

Madde I

  • Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun yerleşik uygulaması çerçevesinde “gelişmekte olan ülke” olarak kabul edilen ve bu EK’le ayrılmaz bir bütün teşkil eden bu Belgeyi onaylayan ya da katılan her ülke, iktisadi durumunu, toplumsal ve kültürel ihtiyaçlarını dikkate alarak kendisini, öngörülen bütün hakların korunmasını sağlayacak hükümleri derhal oluşturacak durumda görmüyorsa, katılma veya onama sırasında veya V (1) (c) maddesine göre daha sonraki bir zamanda Genel Müdüre sunacağı bir bildirimle II nci veya III üncü maddede veya her ikisinde birden öngörülen hükümlerden yararlanmak istediğini bildirebilir. Bu ülkenin, II nci madde yerine, V (1) (a) maddesine göre bildirimde bulunması mümkündür.
  • 28 (2) maddesine göre 1-21 nci maddelerin ve bu EK’in yürürlüğe girmesinden itibaren geçecek 10 yıllık sürenin sona ermesinden önce 1 inci paragraf hükmüne göre yapılacak her bildirim, anılan sürenin sona ermesine kadar geçerli olacaktır. Bu tür bir bildirimin, tamamen veya her 10 yıllık süre için kısmi olarak yenilenmesi mümkündür. Yenileme, sürmekte olan 10 yıllık sürenin sona ermesinden en az 3, en çok 15 ay önce Genel Müdüre sunulacak bir bildirimle olabilir.
  • 28 (2) maddesine göre, 1-21 inci maddelerin ve bu EK’in yürürlüğe girmesinden itibaren geçecek 10 yıllık sürenin sona ermesinden sonra, 1 inci paragraf hükmüne göre yapılacak her bildirim, sürmekte olan 10 yıllık sürenin sona ermesine kadar geçerli olacaktır. Böyle bir bildirimin yenilenmesi (a) paragrafının 2 nci cümlesinde düzenlenen şekilde olabilir.
  • Birlik ülkelerinden birinin, 1 nci paragrafta yeralan “gelişmekte olan ülke” sıfatının sona ermesi halinde, sözkonusu ülkenin bundan böyle 2 nci paragrafta öngörülen bildirimini yenileme hakkı kalmayacaktır. Bildirimini resmi olarak geri alsın veya almasın bu durumdaki bir ülkenin, “gelişmekte olan ülke” sıfatının sona ermesinden sonra geçecek 3 yıllık sürenin ya da sürmekte olan 10 yıllık sürenin (hangisi daha sonra bitiyorsa) bitiminden itibaren 1 inci paragrafta öngörülen imkanlardan yararlanması mümkün olmayacaktır.
  • 1 inci veya 2 nci paragraflara göre yapılan bildirimlerin geçersiz hale gelmesi durumunda, işbu EK çerçevesinde verilen ruhsata dayanarak çoğaltılan nüshaların mevcudu bitene kadar, dağıtılmalarına devam edilebilecektir.
  • Bu Sözleşme hükümlerine taraf olan ve 31 (1) maddesinin hükmüne göre bu sözleşmenin belli bir ülke toprağında uygulanması için bildirimde bulunan her ülke, yukarıda 1 inci paragrafta belirtilen ülkelere benzer durumda kabul edilerek, sözkonusu topraklar hususunda 1 inci paragrafta öngörüldüğü biçimde bildirimde ve 2 nci paragrafta öngörüldüğü biçimde yenileme bildiriminde bulunabilir.
  • 1 inci paragraf hükmünde öngörülen imkanlardan yararlanan bir ülkenin, diğer bir ülkeye daha kısa korunma süresi için izin vermemesi durumunda, eğer önceki ülke kaynak ülke ise, 1-20 nci maddeler gereği bu izni vermek zorundadır.
  • V (1) (a) maddesine göre bildirimde bulunmuş bir kaynak ülke, eserler hususunda 30 (2) (b) maddesinin üçüncü cümlesinde düzenlenen karşılıklı muamele için başvuru hakkını, I (3) maddesinin süre sona ermeden önce kullanmayacaktır.

 

Madde II

 

  • Bu maddenin sağladığı haklardan yararlanmak istediğini bildiren her ülke, basılmış veya benzer şekilde çoğaltılmış eserler sözkonusu olduğunda, 8 (a) maddesinde düzenlenen inhisari nitelikteki çeviri hakkı yerine geçen, yetkili makamlarca aşağıdaki koşullarda IV üncü maddeye göre verilecek inhisari olmayan ve devredilemez nitelikte bir ruhsat sisteminden yararlanma hakkına sahip olacaktır.
  • Eserin ilk yayım tarihinden itibaren 3 üncü paragrafta sözü geçen 3 yıllık bir sürenin ya da söz konusu ülkenin ulusal mevzuatınca belirlenen daha uzun bir sürenin sona ermesinden sonra, çeviri hakkı sahibi tarafından bizzat veya onun verdiği yetki ile bir başkası tarafından, o ülkede konuşulan dillerden birinde eserin bir çevirisi yayımlanmamışsa, o ülke uyruğu olan herkes çeviri için ruhsat alarak, eseri, basılmış veya benzer başka bir şekilde çoğaltılmış olarak yayımlayabilir.
  • O ülke dilinde yayımlanan bir çeviri eserin basılı bütün nüshalarının mevcudu tükenmişse, bu maddede öngörülen şartlar ile bir ruhsat verilebilir.

(a)    2 (a) paragrafında öngörülen 3 yıllık süre, eserin, Birliğe üye olan bir ya da daha fazla gelişmiş ülkede yaygın olarak konuşulan dillerin dışındaki bir dile çevrilmesi halinde bir yıla indirilecektir.

  • 1 inci paragrafta söz edilen ilkelerden biri, Birliğe üye olan ve aynı dilin yaygın olarak konuşulduğu gelişmiş ülkelerin oybirliği ile varacakları bir mutabakatla bu dile yapılacak çeviriler için, 2 (a) paragrafında öngörülen üç yıllık süreyi bir yıldan az olmamak kaydıyla daha kısa bir süreye indirebilecektir. Ancak İngilizce ve İspanyolca dilleri için bu cümle hükmü uygulanmayacaktır. Bu konuda varılacak mutabakat, ilgili hükümetler tarafından Genel Müdüre bildirilecektir.

(a)      Bu maddede öngörülen ruhsat;

  • Ruhsat için başvuranın IV (1) maddesinde aranan şartları karşıladığı tarihten itibaren,
  • Ruhsat için başvuranın çeviri hakkı sahibin kimliğinin ve adresinin bilinmediği durumlarda IV (2) maddesinde öngörüldüğü şekilde ruhsatı vermeye yetkili makama başvuru belgesi gönderdiği tarihten itibaren,

6 aylık bir süre  geçmeksizin üç yıldan sonra elde edilen, 9 aylık bir süre geçmeksizin de 1 yıldan sonra elde edilen herhangi bir ruhsat verilmeyecektir.

(b)     Söz edilen 6 ya da 9 aylık süre içinde, çeviri hakkı sahibi tarafından bizzat veya onun verdiği yetkiye dayanılarak, ruhsat başvurusunda bulunulan dilde eserin bir çevirisi yayımlanmışsa, bu madde kapsamında herhangi bir ruhsat verilmeyecektir.

(5)      Bu madde kapsamında ancak, öğretim,  bilim ve araştırma amaçları için ruhsat verilecektir.

(6)    Eser, çeviri hakkı sahibi tarafından bizzat veya onun verdiği yetki ile bir başkası tarafından, o ülkedeki benzer eserler gözönüne alındığında makul sayılabilecek bir bedel karşılığında yayımlanmışsa, aynı dilde ve içerikte bir çeviri için bu maddeye dayanılarak daha önce verilen ruhsatlar iptal edilecektir. Ruhsatın iptalinden önce basılmış olan nüshaların dağıtımına ise mevcudun tükenmesine kadar devam edilebilir.

  • Resimlendirme ağırlıklı eserlerde, metnin çevirisi veya yayımı ile resimlendirmenin çoğaltılması ve yayımı konusunda ancak III üncü maddedeki şartların da karşılanması halinde ruhsat verilebilir.

(8)    Yazarın, eserin bütün nüshalarını dolaşımdan çekmesi halinde, bu maddeye dayanarak herhangi bir ruhsat verilmeyecektir.

(9)

(a)   Aşağıda yazılı bütün şartların karşılanması halinde, basılmış veya benzer bir şekilde çoğaltılmış bir eserin çevirisini yapmak için, bir yayın kuruluşuna, o yayın kuruluşunun yöneticilerinin 1 inci paragraf kapsamındaki  bir ülkede bulunması ve sözkonusu ülkenin yetkili makamlarına başvuruda bulunması halinde ruhsat verilebilir.

(i)        Çevirinin, anılan ülkenin mevzuatına uygun olarak elde edilen bir nüshadan yapılmış olması,

(ii)       Çevirinin yalnızca öğretim veya belirli alanlardaki uzmanlara bilimsel, teknik mesleki araştırma sonuçlarını açıklamaya yönelik olarak yayınlarda kullanılması,

(iii)      Çevirinin yalnızca (ii) şartında belirtilen amaçlara yönelik olarak, kanuni olan ve sadece bu tür yayınlar için üretilen ses ve görüntü kaydına yarayan araçlarla yapılan yayınları da içeren kanuni olan ve bahsi geçen ülke topraklarında bulunan alıcılar için düşünülen yayınlarda kullanılması,

(iv)      Çevirinin bütün kullanımının ticari amaçlar dışında olması.

(b)    Bu paragraf hükmüne göre verilen bir ruhsata dayanılarak bir yayın kuruluşu tarafından yapılan bir çevirinin ses ve görüntü kayıtları, (a) paragrafında öngörülen şartlarda ve yine (a) paragrafında belirtilen amaçlara yönelik olarak, sözkonusu yayın kuruluşunun izni alınarak ruhsatı veren yetkili makamın bulunduğu ülkede faaliyetini sürdüren diğer yayın kuruluşları tarafından da kullanılabilir.

(c)     Bir yayın kuruluşuna, yukarıda (a) paragrafında öngörülen bütün kıstaslara ve şartlara uymak kaydıyla görsel-işitsel olarak tespit edilmiş metinlerin çevirisi için konusunda kaydın hazırlanması ve yayımın yalnızca sistemli eğitsel etkinliklerde kullanılması amacına dayanıyorsa ruhsat verilebilir.

(d)     (a) ve (c) paragraflarına bağlı olarak, önceki paragraflarda öngörülen hükümler, bu fıkraya göre verilecek ve kullanılacak ruhsatlar için de uygulanacaktır.

Madde III

  • Bu madde hükmünden yararlanmak istediğini bildiren her ülke, 9 uncu maddede düzenlenen inhisari nitelikteki çoğaltma hakkı yerine yetkili makamlarca IV üncü maddeye göre ve aşağıda yazılı şartlarda verilebilecek inhisari olmayan ve devredilemez nitelikteki bir ruhsat sistemini uygulayacaktır.

(a)       7 nci paragraf gereği bu maddenin bir esere,

  • 3 üncü paragrafında belirtilen, eserin belli bir baskısının ilk yayım tarihinden başlayan sürenin,
  • Ya da aynı tarihte başlayan, 1 paragrafta söz edilen ülkenin ulusal mevzuatı tarafından belirlenen daha uzun bir sürenin,

bitiminden sonra uygulanması halinde, eserin sözkonusu baskısına ait nüshalar, çoğaltma hakkı sahibi tarafından bizzat ya da onun verdiği yetkiyle bir başkası tarafından bu ülkede dağıtılmıyorsa ya da sistemli eğitsel etkinlikler için kullanılmıyorsa,  benzer eserler için bu ülkede normal olarak öngörülen bir ücret karşılığında, yurttaşı olan herkes bu baskının çoğaltılması ve sistemli eğitsel etkinlikler ile bağlantılı kullanım için bu fiyata ya da daha ucuza yayımlanması amacıyla ruhsat alabilecektir.

(b)    Eğer uygulanacak sürelerin bitiminden sonra, o baskının ruhsata bağlı umuma arz edilmiş hiçbir nüshasının – ya da sistemli eğitsel etkinlikler için yayımlanmış nüshaların – benzer  eserler için ülkede normal olarak öngörülen ücret karşılığında satılması için arz kalmamışsa,  bu maddede öngörülen şartlarda (a) paragrafında düzenlenen bir baskının çoğaltılması ve yayımı konusundaki bir ruhsat verilebilir.

  • Aşağıdaki durumlar hariç II (a) (i) maddesinde atıfta bulunulan süre 5 yıl olacaktır.
  • Matematik ve teknoloji de dahil doğa ve fizik bilimleri eserleri için bu süre, 3 yıl olacaktır.
  • Kurgu, şiir, drama ve müzik eserleri ile sanat kitapları için bu süre, 7 yıl olacaktır.

(a)     Bu maddeye dayanılarak;

  • Ruhsat için başvuranın IV üncü maddenin 1 inci paragrafındaki şartları karşıladığı tarihten itibaren,
  • Çoğaltma hakkı sahibinin kimliğinin ve adresinin bilinmediği durumlarda, ruhsat için başvuranın IV üncü maddenin 2 nci paragrafında düzenlendiği üzere başvuru belgesini ruhsat vermeye yetkili makama gönderdiği tarihten itibaren, altı aylık bir süre geçmeksizin, 3 yıldan sonra elde edilen herhangi bir süre verilmeyecektir.

(b)     Diğer sürelerin geçmesinden sonra ve IV (2) maddesine göre ruhsat alınabilen durumlarda başvuru belgesinin gönderildiği tarihten itibaren 3 aylık bir süre geçmeksizin hiçbir ruhsat verilmeyecektir.

(c)   (a) ve (b) paragraflarında atıfta bulunulan  6 ya da  3 aylık süreler içerisinde 2 (a) paragrafında da  tarif edilen türde bir dağıtım yapılmamışsa, bu maddeye göre hiçbir ruhsat verilmeyecektir.

(d)    Eğer eser sahibi, çoğaltılması ve yayımı konusunda ruhsat için başvurulan baskının bütün nüshalarını tedavülden çekmişse, hiçbir ruhsat verilemez.

(5)      Aşağıdaki hallerde bir eserin çevirisinin çoğaltılması ve yayımı konusunda ruhsat verilemez.

  • Çeviri, çeviri hakkı sahibi tarafından ya da onun rızası ile yayımlanmamışsa,
  • Çeviri ruhsat için başvurulan ülkede yaygın olarak konuşulan bir dilde değilse.

(6)    Bir eserin 1 inci paragrafta belirtilen bir ülkede sistemli eğitsel etkinlikler kapsamında kullanılan ya da dağıtımı yapılan bir baskısının nüshaları, çoğaltma hakkı sahibi tarafından veya onun verdiği yetki ile, o ülkede benzer eserler için normal olarak öngörülen ücret karşılığında dağıtılıyorsa, bu maddeye dayanılarak aynı dilde ve içerikteki bir baskı için verilmiş olan diğer ruhsatlar iptal edilecektir. Ruhsatın iptalinden önce tedavülde olan nüshaların dağıtımına ise, mevcudun tükenmesine kadar devam edilebilecektir.

(7)

  • (b) paragrafına dayanılarak bu maddenin uygulanılacağı eserler basılı ve benzer şekilde çoğaltılarak yayımlanmış eserlerle sınırlıdır.
  • Bu madde, ruhsat için başvurulan ülkede yaygın olarak konuşulan bir dilde koruma altındaki eserlerin çevirileri de dahil olmak üzere görsel işitsel olarak yasalara uygun olarak yapılmış sadece sistemli eğitsel etkinliklerde kullanılma amacına yönelik kayıtların çoğaltılmasına uygulanacaktır.

Madde IV

  • Yalnızca ruhsat için başvuranın ülke esaslarına göre çeviri yapma ve yayımlama ya da baskıyı çoğaltma ve çeviriyi yayımlama hakkı sahibinden ruhsat isteminde bulunduğunu ve bu istemin kabul edilmediğini, ya da kendisine düşen bütün özeni göstermesine rağmen hak sahibini bulamadığını ortaya koyması halinde, II ya da III üncü maddeye dayanılarak bir ruhsat verebilir. Başvuran, ruhsat isteminde bulunduğunu aynı zamanda 2 nci paragrafta belirtilen ulusal ya da uluslararası bilgi merkezlerine de bildirecektir.
  • Hak sahibi bulunamıyorsa ruhsat için başvuru belgelerinin örneklerini taahhütlü olarak ruhsat vermeye yetkili makama, eserde adı yazılı yayımcıya ve yayımcının iş merkezinin bulunduğu ilgili ülke hükümetince Genel Müdüre yapılan bildirimle belirlenmiş olan ulusal ya da uluslararası bir bilgi merkezine gönderecektir.
  • II ya da III üncü maddeye göre verilen bir ruhsata dayanarak yayımlanan ya da çoğaltılan bütün nüshalarda belirtilecektir. Çeviri eserlerde de eserin özgün adına mutlaka bütün nüshalarda yer verilecektir.
    • II nci ve III üncü maddelere göre verilen hiçbir ruhsat, nüshaların dışsatımını kapsamayacak; ancak çevirinin ya da çoğaltmanın ülke toprağında yayımlanması için geçerli olacaktır.
  • (a) paragrafında öngörülen dışsatım kavramı, nüshaların herhangi bir ülkeden I (5) maddesine göre bildirimde bulunmuş bir başka ülkeye gönderilmesini de kapayacaktır.
  • Bir ülkede İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dilleri dışındaki bir dile yapılacak çeviriler için, II inci maddeye dayanarak ruhsat veren hükümet veya kamu kuruluşunun, bu ruhsata göre yayımlanan bir eserin nüshalarını bir başka ülkeye göndermesi durumunda, aşağıdaki şartların hepsi karşılanıyorsa, bu gönderme eylemi “dış satım” olarak kabul edilmeyecektir.
  • Alıcıların, yetkili makamlarının ruhsat verdiği ülke yurttaşı olan kişiler ya da bu

kişilerin örgütlendiği kuruluşlar olması,

  • Nüshaların yalnızca öğretim, bilim ve araştırma amaçlarına yönelik olarak

kullanılması,

  • Nüshaların gönderilmesi ve sonradan alıcılara dağıtımının ticari amaçlar dışında kalması,
  • Nüshaların gönderildiği ülke ile yetkili makamlarının alımına veya dağıtımına ya da her ikisine birden izin verdiği ülkenin aralarında anlaşmış olması ve ruhsat veren ülke hükümetlerinin Genel Müdüre bu anlaşma konusunda bildirimde bulunmuş olması.
  • II ve III üncü maddelere göre verilen bir ruhsata dayanarak yayımlanan bütün nüshalarda, bu nüshaların yalnızca ruhsatın uygulanacağı ülke ya da topraklarda dağıtılabileceği konusunda ilgili dilde yazılmış bir ibare yer alacaktır.
  • (a) Aşağıdaki hususların sağlanması ulusal düzeyde hükme bağlanacaktır.
  • Ruhsatın, çeviri ya da çoğaltma hakkı sahibine ücret konusunda, ilgili iki ülkede de kişilerin özgür iradeleriyle görüşerek belirledikleri ruhsatlarda normal olarak yeralan haklara uygun haklar sağlanması,
  • Ücretin ödenmesi ve nakli: Ulusal para mevzuatının müdahalesi olduğunda, yetkili makamın ücretin çevrilebilir bir kur ya da dengi bir ödeme vasıtasıyla nakli konusunda elinden gelen bütün gayreti göstermesi.

(b)   Eserin çevrisinin doğru olarak yapılmasını ya da belli bir baskının sağlıklı olarak çoğaltılmasını sağlamak için ulusal mevzuatta gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Madde V

(1)   (a)     Onama ya da katılma sırasında II nci madde hükmünden yaralanmak istediği konusunda bildirimde bulunması gereken her ülke, bunun yerine,

  • 30 (2) (a) maddesinin uygulanacağı bir ülke ise, çeviri hakkı için bu madde hükmüne dayanarak bildirimde bulunacaktır.
  • 30 (2) (a) maddesinin uygulanamayacağı bir ülke ise, Birlik dışında bir ülke değilse bile; 30 (2) (b) maddesinin 1 inci cümlesine göre bildirimde bulunacaktır.

(b)   I (1) maddesinde öngörüldüğü şekilde “gelişmekte olan ülke” sıfatının sona ermesi durumunda, bu paragrafa göre yapılacak bir bildirim, I (3) maddesindeki sürenin sona erdiği tarihe kadar geçerli olacaktır.

(c)     Bu paragrafa göre bildirimde bulunmuş hiçbir ülke, bu bildirimi geri çekse dahi, II inci madde hükmünden yararlanamayabilir.

(2)     3 üncü paragrafa göre, II inci madde hükmünden yararlanan hiçbir ülke, sonradan 1 inci paragrafa dayanarak bildirimde bulunamayabilir.

(3)      I (1) maddesinde belirtilen “gelişmekte olan ülke” sıfatını yitiren her ülke, I (3) maddesinde yeralan uygulanacak sürenin bitiminden en çok iki yıl öncesine kadar 30 (2) (b) maddesinin 1 inci cümlesindeki sonuç için, Birlik içinde olup olmadığına bakılmaksızın bildirimde bulunabilir. Böyle bir bildirim, I (3) maddesindeki sürenin bitiminden itibaren yürürlüğe girecektir.

Madde VI

  • Birliğe üye her ülke, Sözleşme tarihinden itibaren ve 1-21 inci maddeler ve bu EK’e taraf olmadan önceki herhangi bir tarihte,
  • 1-21 inci maddeler ve bu EK’e taraf olan bir ek olup olmadığı, I (1) maddesinde yeralan haklardan yararlanıp yararlanmayacağı, aşağıda (ii) alt paragrafında belirtilen hususlarda mutabık olan kaynak ülke eserlerine II inci veya III üncü madde hükümlerini ya da her ikisini birden uygulayıp uygulamayacağı konusunda,
  • Bu EK’in yukarıda (i) alt paragrafına ya da I inci maddeye göre bildirimde bulunan kaynak ülkelere uygulanması konusunda

bildirimde bulunabilir.

(2)    1 inci paragrafa göre yapılacak her bildirim yazılı olacak ve Genel Müdüre sunulacaktır. Bildirim,  Genel Müdüre sunulduğu tarihte yürürlüğe girecektir.

Japonya Anayasası

0
Japonya Anayasası

Japonya Anayasası, ikinci dünya savaşından sonra 26 Nisan 1947 tarihinde yayınlanmış ve 26 Temmuz 1947 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Japonya Anayasası, yürürlüğe girdiği 1947 yılından bu yana değişikliğe uğramamıştır. Japonya Anayasası’nda değişiklikler yapılmasına ilişkin tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Japonya Anayasasının tam metni İtalyanca metinden Türkçeye Arif ERGÜNAY tarafından tercüme edilerek 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin 7. cildinde ve 1. sayısında yayınlanmıştır. 

Japonya’nın yönetim şekli Anayasal Monarşi’dir ve çoğulcu parlamenter bir sistem bulunmaktadır. Anayasa uyarınca, İmparator’un görev ve yetkileri tamamen sembolik niteliktedir ve yürütme erkinin başı Başbakan’dır. Japonya bayrağı, kırmızı daire ve güneş şeklindedir. Bayrak, milli simgelerin başında gelmektedir. Japon mitolojisine göre güneşin tanrıçası Amaterasu Japon tanrılarının kraliçesi ve Japon imparator hanedanının anasıdır.

Japonya’da iki meclisli sistem bulunmaktadır. Ulusal Meclis (Diet) Anayasa’da, en üst devlet kurumu olarak tanımlanmıştır. Ulusal Meclis, 475 sandalyeli Temsilciler Meclisi (Alt Meclis) ve 242 sandalyeli Senato’dan (Üst Meclis) oluşmaktadır.

Japonya Anayasası

Biz, Japon Milleti, Umumi Meclise (Diyet meclisi) usulüne göre seçilmiş mümessillerimiz vasıtasıyla kendimiz ve evlatlarımız için bütün milletlerle sulh içinde işbirliği yapmaktan doğacak faydaları ve tekmil memlekete şamil hürriyetin vereceği kazançları teminat altına almaya ve hükumet faaliyetlerinden meydana gelen harp korku ve dehşetlerinin bizi artık sarmasına mani olmaya kesin olarak karar vermiş olarak, egemenlik kudretinin Millette olduğunu ilan ediyor ve bu Anayasayı resmen kabul ediyoruz.

Hükumet milletin verdiği mukaddes bir vekalettir; hükumet otoritesi milletten doğar; onun salahiyetleri milletvekilleri vasıtasıyla icra edilir ve onun faaliyetinden hasıl olacak faydalar millete ait olur. Bu insanlığın cihanşümul bir prensibidir; Anayasamız işte bu prensibe istinat etmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Biz bu Anayasaya aykırı bütün anayasaları, kanunları, tüzükleri, ve emirnameleri red ve ilga ediyoruz.

Biz, Japon Milleti, daimi bir sulh istiyor ve insanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden yüksek idealleri bütün benliğimizle taktir ediyoruz. Bu itibarla, dünyada sulhu seven bütün milletlerin adalet ve bağlılıklarına güvenerek kendi emniyet ve mevcudiyetimizi muhafaza ve devam ettirmeye karar vermiş bulunuyoruz.

Dünya üstünde tedhiş ve esareti, tazyik ve müsamahasızlığı daimi olarak reddeden ve sulhu muhafaza etmeye uğraşan milletler arası bir cemiyet içinde kendimize uygun bir mevki sahibi olmak istiyoruz.

Kabul ediyoruz ki, dünyada her millet sulh içinde, korku ve ihtiyaçtan azade yaşamak hakkına maliktir. Şuna inanıyoruz ki, hiç bir millet sırf kendisine karşı mes’ul değildir; siyasi ahlak kanunları bütün cihana şamildir, ve bu itibarla, kendi egemenliklerini masun tutmak ve diğer milletlerle olan egemenlik münasebetlerini hakkaniyete uygun görmek isteyen milletler bu ahlak kanunlarına tabi olmak mecburiyetindedirler.

Biz, Japon Milleti, bu en yüksek ideal ve gayeleri bütün mevcudiyet ve imkanlarımızla tahakkuk ettirmeyi milli şerefimizle taahhüt ediyoruz.

Bölüm I – İMPARATOR

Madde 1

İmparator, Devletin ve Milli birliğin sembolüdür; Onun bu sıfatı egemenliğe sahip olan milletin iradesinden doğar.

Madde 2

İmparatorluk tahtı, Umumi Meclis’in (Diyet) Kabul ettiği İmparatorluk Saray kanunu esasları dahilinde, hükümdar sülalesine bağlıdır ve verasetle intikal eder.

Madde 3

İmparatorun devlete müteallik bütün işleri Bakanlar Kurulunun rıza ve tasdikine tabidir; Bakanlar Kurulu bu işlerden mes’uldür.

Madde 4

İmparator yalnız Anayasa’da gösterilen işleri yapar; icrayı hükumet edemez. İmparator, kanunlardaki hükümler dahilinde, devlet vazifelerinin yapılması için başka birini tevkil edebilir.

Madde 5

İmparatorluk Saray kanunu hükümleri dahilinde bir naiplik kurulduğu zaman, naip, devlet işlerini imparator namına yapar. Böyle bir halde evvelki maddenin ilk fıkrası tatbik edilebilir.

Madde 6

İmparator, Umumi Meclis’in teklifi üzerine, Başbakanı tayin eder. İmparator Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Yüksek Mahkemenin Başyargıcını tayin eder.

Madde 7

İmparator, Bakanlar Kurulunun rıza ve tasdikine uygun olarak, aşağıdaki devlet işlerini millet namına ifa eder:

Anayasa değişikliklerini, kanunları bakanlar kurulu kararlarını ve muahedeleri ilan eder;

Umumi Meclis’i toplantıya çağırır,

Mümessiller Meclisini dağıtır,

Umumi Meclis üyelikleri için umumi seçimleri ilan eder; kanunlara göre, bakanları ve diğer devlet memurlarını tayin eder veya vazifelerinden çıkarır; sefir ve siyasi temsilcilere tam salahiyet ve itimatnameler verir,

Umumi ve hususi aflar ilan eder; cezaları tadil eder, haklardan mahrumiyet ve hakların iadesi hakkında kararlar çıkarır; nişanlar verir; kanunla gösterilen hudutlar dahilinde, tasdik vesikalarını ve diğer siyasi vesikaları imza eder; yabancı sefir ve siyasi mümessilleri kabul eder; umumi merasimlerde hazır bulunur.

Madde 8

Umumi Meclis’in müsaadesi olmaksızın, imparatorluk sarayından hiç bir mal verilmeyeceği veya saraya hiç bir mal kabul edilmeyeceği gibi, hibe de yapılamaz.

Bölüm II – HARPTEN FERAGAT

Madde 9

Nizam ve adalete müstenit milletlerarası bir sulhu gönülden dileyen Japon milleti, halkın hükümranlık hakkı olarak harpten ve milletler arası anlaşmazlıkları hal işinde tehdit ve kuvvet kullanmaktan, daimi şekilde feragat eder. Bu itibarla, hiç bir kara, deniz ve hava kuvveti veya her hangi diğer bir harp kuvveti muhafaza edilemez. Devlete muhariplik hakkı tanınmaz.

Bölüm III — MİLLETİN HAK VE VAZİFELERİ

Madde 10

Japon vatandaşı olmak için lazım gelen şartlar kanunla tayin ve tespit edilir.

Madde 11

Japon milletine, insan ana haklarından istifade etmesi men olunamaz. Bu Anayasanın millete temin ettiği insan ana haklan bugünkü ve müstakbel nesillere ebedi ve değişmez haklar olarak verilmiştir.

Madde 12

Bu Anayasa ile millete temin edilen haklarla hürriyetler, vatandaşların devamlı gayretiyle muhafaza ve idame edilir. Her vatandaş bu hak ve hürriyetleri fenaya kullanmaktan çekinmelidir; herkes bunların amme menfaatine kullanılmasından daimi şekilde mes’ul tutulur.

Madde 13

Milletin bütününe hürmet etmek, fertlere teker teker saygı göstermek suretiyle olur. Umumi menfaatle tezat teşkil etmemek şartyla, fertlerin yaşama, hürriyet ve saadet, arama hakları kanunların ve idare mekanizmasının mülhem olacakları en yüksek ölçüdür.

Madde 14

Bütün vatandaşlar kanun önünde müsavidir; aralarında ırk, cins, içtimai şartlar veya doğuş dolayısıyla siyasi, iktisadi ve içtimai sahada hiç bir fark gözetilmez. Asalet unvanları tanınmaz. Bahşedilen bir şeref unvanı, nişan ve her hangi bir payeye bağlı olarak hiç bir imtiyaz verilemez; bu nev’i şeref rütbeleri verasetle intikal etmez.

Madde 15

Millet, kendi memurlarını seçmek ve onları vazifelerinden çıkarmak hususunda başkasına devredilmeyen bir hakka sahiptir. Bütün memurlar milletin hey’eti umumiyesinin hizmetinde olup yalnız bir gurup vatandaşın hizmetinde tutulamazlar. Memur seçiminde reşit kimselerin iştirak ettiği umumi bir seçim yapılması şarttır. Hiç bir seçimde sandıkların mahremiyeti bozulamaz. Verdiği oy dolayısıyla hiç kimse umumi veya hususi olarak sorguya çekilemez.

Madde 16

Her vatandaş bir zararın tamiri, memurların işlerinden çıkarılması, kanun, tüzük veya yönetmeliklerin neşri, kaldırılması veya değiştirilmesi veya diğer işler hakkında dilekçe vermek hakkına maliktir. Böyle bir dilekçe vermekle üzerine mes’uliyet alan kimsenin aleyhine her hangi farklı bir muamele yapılamaz.

Madde 17

Bir amme organının gayri kanuni bir muamelesinden dolayı zarar gören herkes, kanunda gösterilen şekiller dahilinde, gerek devlet, gerekse bir amme birliğinden bu zararın tazminini isteyebilir.

Madde 18

Hiç kimse esaret altına alınamaz. Bir suçun tecziyesi hali müstesna, her nev’i kalebentlik yasaktır.

Madde 19

Düşünce ve vicdan hürriyeti ihlal edilemez.

Madde 20

Herkesin din hürriyeti bu kanunla teminat altına alınmıştır. Hiç bir dini teşkilat devletten imtiyaz alamaz ve siyasi bir salahiyet kullanamaz. Hiç kimse merasimlere, tes’itlere, ayinler ve dini faaliyetlere iştirak etmeye icbar olunamaz. Devlet ve diğer amme organlan dini eğitimden veya her hangi diğer bir dini faaliyetten kaçınmak mecburiyetindedirler.

Madde 21

Toplanma ve cemiyet hürriyeti, ve keza parti kurmak, matbuat ve diğer her çeşit fikir ve düşünce hürriyetleri bu kanunun teminatı altındadır. Sansür yasak olup, hiç bir muhabere vasıtasının gizliliği ihlal edilemez.

Madde 22

Amme menfaatinin çizdiği çerçeve dahilinde, kendi ikametgahını seçmek ve değiştirmekte ve kendi işini tayin etmekte herkes serbesttir. Hiç kimsenin yabancı bir memlekete gitmek ve kendi vatandaşlığından vaz geçmek hakkı selp edilemez.

Madde 23

Eğitim hürriyeti masundur.

Madde 24

Evlenme, her iki cinsin karşılıklı rızalarına ve karı ile. kocanın müsavi haklar dahilinde, karşılıklı işbirliği esasına istinat etmelidir. Karı veya koca intihabına, mal hukukuna, mesken seçimine, boşanmaya, ve nikah ve aileye dair diğer meseleler hakkında insanlık vakarına uygun olarak her iki cinsin asli muadeleti prensibinden mülhem olan kanunlar çıkarılacaktır.

Madde 25

Gerek maddi gerekse kültür bakımından her vatandaşın asgari bir hayat seviyesi temin etmeye hakkı vardır. Cemiyet hayatının her sahasında sosyal refah ve emniyetin ve umumi hürriyetin inkişaf bulması ve yayılması için Devlet, lüzumlu tedbirleri almak mecburiyetindedir.

Madde 26

Kanunda gösterilen şekilde, herkesin kendi kabiliyetine göre, müsavi bir tahsil ve terbiye almaya hakkı vardır. Bir kimse kendisine tevdi edilen küçüklerin kanunun emrettiği tahsil derecesini almalarını temin edecek şekilde hareket etmek mecburiyetindedir. Mecburi eğitim parasızdır.

Madde 27

Herkes çalışmak hak ve vazifesini haizdir. İşçilere, iş saatlerine, tatil zamanlarına ve işe müteallik sair şartlar kanunla tespit edilir. Çocukların çalıştırılması suistimal edilemez.

Madde. 28

İşçilerin teşkilat kurmak, kolektif halde hareket etmek ve mukavele yapmak hakları bu kanunun teminatı altındadır.

Madde 29

Mülkiyet ve tasarruf hakkı ihlal olunamaz. Mülkiyet müessesine bağlı haklar amme menfaatine uygun olarak kanunla tayin ve ve tespit edilir. Hususi mülkiyet bir amme faydası ve bedel mukabilinde istimlak edilebilir.

Madde 30

Millet, kanunla tayin edilen vergilere tabidir.

Madde 31

Hiç kimse hayat ve hürriyetinden mahrum edilemez. Kanunun tespit ettiği kaideler dışında kimseye ceza verilemez.

Madde 32

Mahkemelere dahil olmak hakkı kimseden nez edilemez.

Madde 33

Salahiyetli adli makam tarafından hazırlanmış bir müzekkere olmadıkça kimse tevkif edilemez; tevkif müzekkeresinde bir kimseye atfedilen suçun mahiyeti açıkça yazılmak lazımdır. Suçüstü halleri bundan hariçtir.

Madde 34

Aleyhinde ileri sürülen ithamlardan derhal haberdar edilmedikçe veya kendisini hemen müdafaa edecek imkanlar verilmedikçe bir kimse ne tevkif ve ne de hapsedilebilir; muhik bir sebep olmaksızın mevkufiyet devam ettirilemez; bir kimsenin aleyhine ileri sürülen itham, talebi üzerine, kendisinin ve müdafisinin hazır bulunduğu bir mahkemede hemen ispat edilmek lazımdır.

Madde 35

33’üncü maddede zikredilen hal müstesna, bir kimsenin mesken masuniyeti, evrak ve mallarının emniyeti; arama yerini ve zapt ve müsadere edilecek malları tafsilatla gösteren ve mucip sebeplere müstenit bir müzekkere olmadıkça, ihlal olunamaz. Her arama ve zabıt ve müsadere, salahiyetli adli bir makamdan verilmiş bir müzekkereye istinaden yapılabilir.

Madde 36

Devlet memurları tarafından işkence veya zalimane ceza tatbiki mutlak olarak yasaktır.

Madde 37

Sanık her çeşit ceza tatbikatında tarafsız bir mahkemeye müracaat ve dava açmak hakkına maliktir. Arzu ettiği bütün şahitleri dinletmek için sanığa tam bir imkan verilir. Kendi lehine şehadet temin etmek üzere, sanık, masrafı devlet tarafından ödenen bir takım tazyik usullerine başvurulmasını, talep edebilir. Sanık her zaman salahiyetli bir avukat tarafından müdafaa edilir. Avukat temin edecek maddi imkanı yoksa sanığa devletçe bir avukat tedarik edilir.

Madde 38

Hiç kimse kendi aleyhine şehadete icbar edilmez. Tazyik, işkence veya tehditle veya uzun bir mevkufiyetten sonra sanığın kendi aleyhine yaptığı itiraflar delil kıymetini haiz değildir. Bir sanığın aleyhine elde edilen tek delil yalnız bir itiraftan ibaretse, o sanık mahkum veya tecziye edilemez.

Madde 39

Bir kimse, işlendiği zaman meşru olan veya beraat ettiği bir fiilinden dolayı cezaen mes’ul olmaz; bir kimse aleyhine aynı fiilden dolayı iki defa takibat yapılamaz.

Madde 40

Haksız yere tevkif veya hapis edildikten sonra serbest bırakılan kimse, kanuni hükümler dahilinde devletten zarar ve ziyan talep edebilir.

Bölüm IV – UMUMÎ MECLİS (Diyet Meclisi)

Madde -41

Umumi Meclis Devletin en yüksek ve tek yasama organıdır.

Madde 42

Umumi Meclis iki meclisten teşekkül eder; Mümessiller Meclisi ve Müşavirler Meclisi.

Madde 43

Her iki mecliste bütün milletin mümessili olarak seçilen üyelerden teşekkül eder; her meclisin üye adedi kanunla tespit edilir.

Madde 44

Meclislere üye seçilmek ve seçmen olabilmek için lazım gelen vasıflar kanunla tespit edilir. Her halükarda bu vasıflar arasında ırk, din, sınıf, sosyal şartlar, doğuş, tahsil ve terbiye, mal gibi sebeplerden dolayı bir fark gözetilmez.

Madde 45

Mümessiller Meclisi üyelerinin seçim devresi dört senedir. Ancak, meclis dağıtılırsa, bu tarih devrenin sonu sayılır.

Madde 46

Müşavirler Meclisi üyelerinin seçim müddeti altı senedir; üyelerin yarısı her üç senede bir değişir.

Madde 47

Seçim mahallerine, seçim sistemine ve her iki meclis üyelerinin seçim usulüne müteallik hususlar kanunla tespit edilir.

Madde 48

Hiç kimse her iki mecliste aynı zamanda üye olamaz.

Madde 49

Kanuna konan hükümler dahilinde her iki Meclis üyelerine Hazineden muvafık bir ödenek verilir.

Madde 50

Kanunun gösterdiği haller müstesna, Umumi Meclisin toplantı devresinde üyeler tevkif edilemez; toplantı devresinden evvel tevkif edilmiş olan üyeler Meclisin talebi üzerine toplantının devamı müddetince serbest bırakılır.

Madde 51

Her iki Meclis üyeleri Mecliste söyledikleri sözler, yaptıkları münakaşalar ve verdikleri oylardan dolayı meclis dışında mes’ul tutulamazlar.

Madde 52

Umumi Meclis normal olarak senede bir defa toplantıya çağrılır.

Madde 53

Bakanlar Kurulu Umumi Meclisin olağanüstü toplantıya çağrılmasına karar verebilir. Meclislerden birinin dörtte bir veya daha fazla üyesi istediği zaman Bakanlar Kurulu Meclisleri toplantıya çağırmakla mükelleftir.

Madde 54

Mümessiller Meclisi dağıtılırsa, bu tarihten 40 gün içinde yeni seçimlerin yapılması ve Umumi Meclisin seçimlerden sonra bir ay zarfında toplantıya çağrılması lazımdır. Mümessiller Meclisi dağıtılmış olduğu müddetçe Müşavirler Meclisi kapalı kalır. Bununla beraber çok ehemmiyetli milli meseleler mevzu bahis olduğu hallerde Bakanlar Kurulu Müşavirler Meclisini olağanüstü toplantıya çağırabilir. Yukarıdaki paragrafta zikredilen toplantıda alınan kararlar muvakkat mahiyette olup Umumi Meclisin toplanmasından itibaren on gün içinde Mümessiller Meclisi tarafından tasvip edilmezse ilga olunurlar.

Madde 55

Her meclis kendi üyelerinin seçilme vasıfları hakkında karar verir. Bir üyenin seçilme vasıflarını haiz olmadığı hakkında, mevcut üyelerin üçte iki ekseriyetiyle karar verilmesi lazımdır.

Madde 56

Üye adedinin üçte biri veya daha fazlası hazır olmadıkça Meclislerin hiç birinde oturum açılamaz. Anayasada zikredilen haller müstesna., kararlar her bir mecliste ekseriyetle verilir; müsavat halinde, başkanın oy verdiği taraf muteberdir.

Madde 57

Her bir Mecliste müzakereler açıktır; mevcut üyelerin üçte ikisi isterse gizli toplantı yapılabilir. Meclislerden her birinde bir tutanak tutulur. Gizli toplantılarda, gizli kalmasına karar verilen kısımlar hariç, bu tutanaklar neşredilir. Mevcut üyenin beşte biri istediği taktirde, bazı meseleler hakkında üyelerin ferden verdikleri oylar tespit edilir.

Madde 58

Meclislerden her biri kendi başkanı ile diğer vazifeleri görecek üyelerini seçer. Her meclis kendi usul ve disiplin kaidelerini tespit eder ve usulsüz hareket eden üyeleri tecziye edebilir. Bir üyeyi dışarı çıkarmak için mevcut üyenin en az üçte ikisinin bunu kabul etmesi lazımdır.

Madde 59

Bir kanun projesi her iki Meclisin tasdikiyle kanun şeklini alır; Anayasanın açıkça başka bir şekil gösterdiği haller müstesnadır. Mümessiller Meclisinin kabul edipte Müşavirler Meclisinin reddettiği bir kanun projesi, Mümessiller Meclisinde ikinci defa ve mevcut üyenin üçte iki veya daha fazla ekseriyetle kabul edildiği taktirde, kanun olur. Bu kaide, Mümessiller Meclisinin, kanuni hükümleri dahilinde, her iki meclisten bir karma komisyon kurulması hususunda karar vermesine mani değildir. Müşavirler Meclisi, Mümessiller Meclisinden gelen bir kanun projesi hakkında vusulünden itibaren 60 gün zarfında (tatil zamanları bu müddete dahil edilmez) bir karar vermezse, Mümessiller Meclisi mezkur projenin Müşavirler Meclisi tarafından ret edilmiş olduğuna karar verebilir’.

Madde 60

Devlet bütçesi evvela Mümessiller Meclisine verilir. Bütçenin tetkiki işinde, Müşavirler Meclisi Mümessiller Meclisinden aykırı bir karar verdiği ve kanunla gösterilen şekilde kurulan karma komisyonun toplantısında da bir anlaşmaya varılmadığı veyahut Müşavirler Meclisi, Mümessiller Meclisinin kabul ettiği bütçe hakkında, tatil zamanları hariç, bütçenin vusulünden itibaren 30 gün içinde herhangi kafi bir karar vermediği zaman Mümessiller Meclisinin karan Umumi Meclis (Diyet) tarafından verilmiş sayılır.

Madde 61

Yukarıdaki maddenin ikinci fıkrası, muahedeler yapılması için Umumi Meclisten alınması lazım gelen tasdik kararı hakkında da tatbik edilir.

Madde 62

Meclislerden her biri, hükumetten, icraatı hakkında izahat talep edebilir; bu hususta müşahitlerin dinlenmesini ve mucip sebepler gösterilmesini de isteyebilir.

Madde 63

Başbakan ile diğer bakanlar üyesi buluşmasalar dahi, her iki mecliste, kanun projeleri hakkında izahat vermek üzere her zaman davet olunabilirler. Cevap veya izahat vermek için hazır bulunmaları istenen bakanlar bunu yapmak mecburiyetindedirler.

Madde 64

Aleyhlerinde vazifeden çıkarılmak hususunda dava açılan yargıçları muhakeme etmek üzere Umumi Meclis (Diyet Meclisi) her iki meclis üyelerinden müteşekkil bir yüksek mahkeme kurar.

Bölüm V – BAKANLAR KURULU

Madde 65

Bakanlar Kurulu icra kuvvetini kullanır.

Madde 66

Bakanlar Kurulu, kanunla tespit edilen şekle göre, bu kurulun başkanı olan başbakanla diğer bakanlardan teşekkül eder. Orduya mensup kimseler bakanlar kuruluna giremezler, icra kuvvetinin kullanılmasında, Bakanlar Kurulu Umumi Meclise karşı müştereken mes’uldür

Madde 67

Başbakan, Umumî Meclis üyeleri arasından bu Meclisin kararıyla seçilir. Başbakanın seçilmesi diğer bütün işlere takaddüm eder. Mümessiller Meclisiyle Müşavirler Meclisi ihtilaf haline düşer ve kanunda gösterilen şekilde iki Meclis karma komisyonunda da bir anlaşmaya varılmaz veya Müşavirler meclisi kendi adayını, Mümessiller Meclisinin adayını gösterdiği müddetten itibaren, tatil zamanları hariç, on gün içinde gösteremezse, Mümessiller Meclisinin kararı Umumi Meclisin kararı yerini tutar.

Madde 68

Bakanları Başbakan tayin eder. Bakanların ekseriyeti Umumi Meclis üyeleri arasından seçilir. Başbakan bakanlan istediği zaman işlerinden çıkarabilir.

Madde 69

Mümessiller Meclisi eğer ademi itimat reyi verir veya itimat meselesine bağlı bir kararı ret ederse, Mümessiller Meclisinin on gün zarfında dağıtılmaması halinde, Bakanlar Kurulu toptan istifa etmeye mecburdur.

Madde 70

Başbakanlık makamının boş kalması halinde veya Mümessiller Meclisi üyelerinin Umumi seçimden sonra Umumi Meclisin ilk toplantısı münasebetiyle, Bakanlar Kurulu toptan istifa eder.

Madde 71

Yukarıdaki iki maddede gösterilen hallerde, Bakanlar Kurulu, yeni Başbakanın tayinine kadar vazifesini yapmaya devam eder.

Madde 72

Başbakan, Bakanlar Kurulunu temsilen, Kanun projelerini ve iç ve dış işlere müteallik raporları Umumi Meclise sunar; muhtelif idari kısımlar üzerinde murakabe ve kontrol icra eder.

Madde 73

Bakanlar Kurulu umumi asayişe ait vazifelerden başka aşağıdaki işleri de görür: kanunları sadakatle tatbik eder; devlet işlerini tanzim ve idare eder; dış siyaseti idare eder; Umumî Meclisin ya evvelden veya vaziyete göre sonradan tasvibini almak üzere muahedeler akt eder; kanunî hükümler dahilinde idarî işleri tanzim eder; bütçeyi hazırlar ve Umumî Meclise sunar; bu Anayasa ve diğer kanunların tatbiki için emir ve kararlar çıkar. Ancak yasal bir müsaade olmadıkça bu hükümler cezaî bir mahiyette olamazlar. Bakanlar Kurulu, ayrıca, genel af, özel af, cezaların tadili, haklardan mahrumiyet veya hakların iadesi hususlarında kararlar verir.

Madde 74

Bütün kanunlar ve Bakanlar Kurulu kararları, ait olduğu bakanla Başbakan tarafından imza edilir.

Madde 75

Başbakanın rızası olmadıkça bakanlar hakkında takibat yapılamaz. Ancak bu hal böyle bir takibatın açılmasına mani değildir.

Bölüm VI — YARGI YETKİSİ

Madde 76

Bütün yargı yetkisi kanunla kurulan bir Yüksek Mahkeme ile alelade mahkemelere aittir. Hiç bir olağanüstü mahkeme kurulamaz ve herhangi bir idarî müesseseye veya makama filî adlî salahiyet verilemez. Bütün yargıçlar vazifelerini ifa bakımından müstakildirler ve yalnız Anayasaya ve kanunlara bağlıdırlar.

Madde 77

Yüksek Mahkeme tanzim salahiyetini haizdir; bu salahiyete istinaden usul ve takibat kaideleri vaz edilir; savcılara müteallik meseleler tayin ve tespit edilir; mahkemelerin iç nizamları kurulur ve adli işlerin idaresi tesit olunur. Savcılar Yüksek Mahkemenin tanzim salahiyetine tabidirler. Yüksek Mahkeme alelade mahkemelerin tüzük yapmaları için kendilerine salahiyet verebilir.

Madde 78

Suç işleme hali müstesna, vazifelerini yapmaya gerek aklen gerekse bedenen ehil olmadıkları adli makam tarafından beyan edilmedikçe, yargıçlar vazifelerinden çıkarılamazlar. Hiçbir icra organı veya müessesesi yargıçlara karşı inzibati tedbirler alamaz.

Madde 79

Yüksek Adalet Mahkemesi bir Baş yargıç ile kanunla tespit edilen sayıda yargıçtan teşekkül eder. Baş yargıç hariç, bu mahkemenin yargıçları Bakanlar Kurulu tarafından tayin edilir. Yüksek Mahkeme yargıçlarının tayini, bu tayini takip eden Mümessiller Meclisi üyelerinin ilk umumi seçimiyle milletin tasvibine arz edilir. Bu tayinler her on senede bir Mümessiller Meclisi üyelerinin ilk umumi seçiminde tekrar ele alınır ve böylece devam olunur. Yukarıdaki paragrafta gösterilen şekilde seçmenlerin ekseriyeti bir yargıcın vazifesinden ayrılmasını isterse o yargıç istifa etmiş sayılır; bütün bu noktalar kanunla tespit olunur. Yüksek Mahkeme Yargıçları kanunla tespit edilen yaş haddini doldurdukları zaman emekliye ayrılırlar. Bütün yargıçlar muayyen fasılalarla muvafık bir ödenek alırlar; ödenekler yargıçların vazife müddetleri içinde indirilemez.

Madde 80

Alelade mahkeme yargıçları Yüksek Mahkemenin hazırlayacağı bir listeye göre Bakanlar Kurulunca tayin edilirler. Bu yargıçlar vazifelerinde on sene kalırlar; kanunda gösterilen hadlere göre yaş haddini doldurmuş olmadıkça tekrar seçilebilirler. Alelade mahkeme yargıçları muayyen fasılalarla muvafık bir ödenek alırlar; ödenekler yargıçların vazife müddetleri içinde indirilemez.

Madde 81

Yüksek Mahkeme son merci mahkemesidir ve bütün kanun, tüzük, yönetmelik veya idari muamelelerin Anayasaya uygunluğu hakkında karar vermek salahiyetini haizdir.

Madde 82

Davalar ve mahkeme kararlarının okunması alenidir. Aleniyet amme nizamına veya ahlaka zararlı olacağı mahkeme tarafından ittifakla kabul edildiği takdirde bir dava gizli olarak görülebilir; ancak siyasi davalar veya matbuat davaları veyahut bu Anayasanın üçüncü bölümünde teminat altına alman haklar mevzu bahis olduğu hallerde davalar daima aleni olmak lazım gelir.

Bölüm VII — MALİYE

Madde 83

Amme maliyesini idare etmek salahiyeti umumi Meclisin kararlarına göre kullanılır.

Madde 84

Yeni vergilerin konulması veya konulmuş vergilerin değiştirilmesi ancak bir kanunla veya bu Anayasada gösterilen haller dahilinde mümkündür.

Madde 85

Umumi Meclisin müsaadesi olmaksızın ne bir gider ve ne de devleti borçlu duruma koyacak bir mukavele yapılabilir.

Madde 86

Bütçeyi her mali yıl için Bakanlar Kurulu hazırlar ve Umumi Meclisin tetkik ve tasvibine sunar.

Madde 87

Bütçenin tahmin edilemeyen açıklarını karşılamak üzere, Umumi Meclis bir ihtiyat ödenek tesisine müsaade edebilir; bu ödenek Bakanlar Kurulunun mes’uliyeti altında sarf edilir. Bakanlar Kurulu ihtiyat ödeneğinden yaptığı her sarfiyat için tediyeyi müteakip Umumi Meclisin tasvibini alır.

Madde 88

İmparatorluk Sarayının bütün malları devlete aittir. İmparatorluk saray giderleri, Meclis tarafından bütçeye konur.

Madde 89

Hiçbir devlet parası veya herhangi bir devlet malı dini bir müessese veya cemiyetin, idamesi lehine veya devlet kontrolü altında olmayan bir şefkat, eğitim veya hayır işine devir veya tahsis edilemez.

Madde 90

Sayıştay her sene devlet gelir ve giderlerini umumi bir tetkike tabi tutmakla görevlidir. Gelir ve gider kesin hesapları Sayıştayın uygunluk bildirimi ile Bakanlar Kurulu tarafından ait olduğu devreyi takip eden mali yıl içinde umumi meclise arz edilir. Sayıştayın teşkilat ve yetkileri bir kanunla tespit edilir.

Madde 91

Bakanlar Kurulu devletin mali durumu hakkında muayyen fasılalarla veya en az senede bir defa Umumi Meclise ve millete malumat verir.

Bölüm VIII — MAHALLİ İDARELERİN MUHTARİYETİ

Madde 92

Mahalli idarelerin teşkilat ve vazifeleri, mahalli muhtariyet prensibine uygun olarak, kanunla tespit edilir.

Madde 93

Mahalli idareler, kanun dahilinde, kendi müzakere organları olarak meclisler kurarlar. Mahalli idarelerin bütün yüksek icra memurları, mahalli meclis üyeleri ve kanunla gösterilen diğer memurlar’ her mahalli mıntıka dahilinde tek dereceli seçimle seçilirler.

Madde 94

Mahalli idareler kendi mallarını idare etmeye, kendilerine taalluk eden işleri görmeye, kendi kendilerini idare etmeye ve kanun dahilinde yönetmelikler çıkarmaya salahiyetlidirler.

Madde 95

Kanun dahilinde seçmenlerin ekseriyetinin rızası alınmadıkça bir mahalli idare hakkında Umumi Meclis tarafından hususi bir kanun çıkarılamaz.

Bölüm IX — ANAYASANIN TADİLİ

Madde 96

Umumi Meclis ayrı ayrı her bir Meclisin üçte iki veye daha fazla ekseriyetiyle tasdik edilmek şartıyla bu Anayasayı tadil edebilir; yapılan tadilat milletin tasvibine sunulur; bu tasvip umumi meclisin tayin ve tespit edeceği hususi bir referandum veya seçimler münasebetiyle oyların ekseriyetini istilzam eder. Yapılan tadilat tasvip edilir edilmez İmparator tarafından bu Anayasanın tamamlayıcı kısmı olarak millet namına ilan edilir.

Bölüm X — EN YÜKSEK KANUN

Madde 97

Bu Anayasa ile Japon milletine temin olunan temel insan hakları, beşeriyetin hürriyet uğrunda giriştiği asırlık mücadelenin bir neticesidir; bu haklar çok acı tecrübelerin mahsulüdür ve dokunulmaksızın muhafaza ve idame edilmesi için bugünkü ve ileriki nesillere tevdi edilmiştir.

Madde 98

Bu Anayasa milletin en Yüksek Kanunudur; onun koyduğu hükümlere aykırı bir kanun, tüzük, kral emirnamesi veya herhangi bir hükumet kararnamesi veya böyle bir emirnamenin bir kısmı kanun kuvvetini haiz değildir ve mer’i telakki edilemez. Japonya, yaptığı muahedelere ve milletlerarası hukukun tanıdığı kanunlara tam bir sadakat gösterir.

Madde 99

İmparator veya naip, bakanlar, Umumi Meclis üyeleri, yargıçlar ve diğer bütün devlet memurları bu Anayasayı tatbik ve müdafaa etmekle mükelleftirler.

Bölüm XI — EK HÜKÜMLER

Madde 100

Bu anayasa neşrinden itibaren altı ay içinde yürürlüğe girer. Anayasanın yürürlüğe girmesi için lüzumlu kanunların çıkarılması, Müşavirler Meclisi üyelerinin seçilmesi, Umumi Meclisin toplantıya çağrılmasına müteallik usul ve bu hususta yapılması lazım gelen hazırlık muameleleri evvelki paragrafta tespit edilen yürürlük tarihinden daha evvel yapılabilirler.

Madde 101

Müşavirler Meclisi bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden evvel teşekkül etmemiş olursa, Mümessiller Meclisi Müşavirler Meclisinin teşekkülüne kadar Umumi Meclis vazifesini görür.

Madde 102 

Bu anayasaya göre ilk defa Müşavirler Meclisine seçilen üyelerin yarısının üyelik müddeti üç senedir; hangi üyelerin bu kategoriye girecekleri kanunla, tespit edilir.

Madde 103

Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte vazife almış bulunan bakanlar, Mümessiller Meclisi üyeleri, yargıçlar ve bu Anayasanın kabul ettiği vazifelerde bulunan diğer bütün devlet memurlar, bir kanunla açıkça başka türlü tespit edilmiş olmamak şartıyla Anayasanın yürürlüğe girmesinden dolayı vazifelerinden kendiliklerinden ayrılmış sayılmazlar. Bununla beraber, bu Anayasanın hükümlerine göre kendilerine halef seçilmiş veya halef tayin edilmiş olan kimseler vazifelerini kendiliklerinden terk etmek mecburiyetindedirler.

Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri

0
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri

Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, 25.04.2004 tarihli ve 5176 sayılı ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun’ ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan 13.04.2005 tarihli ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘  ile belirlenmiştir.

Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkelerinin amacı, kamuda etik kültürünü yerleştirmek, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek ve bu ilkelere uygun davranış göstermelerini sağlamaktır.

Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, kamu personelinin görevlerini yerine getirirken adalet, dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine zarar vermemelerini hedeflemektedir.

Toplumda güvensizlik yaratan durumların ortadan kaldırılması, halkın güveninin artırılması ve kamu görevlilerinden beklenen davranışların sergilenmesi etik ilkelerin yerleşmesine bağlıdır.

1-Görevin Yerine Getirilmesinde Kamu Hizmeti Bilinci

Hizmetin Yerine Getirilmesinde;
Sürekli gelişimi
Katılımcılığı
Saydamlığı
Tarafsızlığı
Dürüstlüğü
Kamu yararını gözetmeyi
Hesap verebilirliği
Öngörülebilirliği
Hizmette yerindeliği
Beyana güveni esas almak asıldır.

2-Halka Hizmet Bilinci

Halkın günlük yaşamını kolaylaştırmak.
İhtiyaçları en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamak.
Hizmet kalitesini yükseltmek.
Halkın memnuniyetini artırmak.
Hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklanmak.

3-Hizmet Standartlarına Uyma

Kamu hizmetlerini belirlenen standartlara ve süreçlere uygun şekilde yürütmek.
Hizmetten yararlananlara iş ve işlemlerle ilgili gerekli açıklayıcı bilgileri vermek ve aydınlatmak.

4-Amaç ve Misyona Bağlılık

Çalışılan kurum veya kuruluşun amaçlarına ve misyonuna uygun davranmak.
İlkenin çıkarı, toplumun refahı ve kurumun hizmet idealleri doğrultusunda hareket etmek.

5-Dürüstlük ve Tarafsızlık

Eylem ve işlemlerde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket etmek.
Görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapmamak.
İnsan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamele yapmamak ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunmamak.
Takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanmak.
Gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapmamak.
Herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunmamak.
Kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve eylemlerini engellememek.

6-Saygınlık ve Güven

Kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranmak ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olunduğunu davranışlarla göstermek.
Halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınmak.
Halka hizmeti her türlü menfaatin üzerinde tutmak.
Hizmet gereklerine uygun hareket etmek.
Hizmetten yararlananlara iyi davranmak.
İşi savsaklamamak.
Çifte standart uygulamamak.
Taraf tutmamak.

Yönetici ve denetleyici konumunda bulunanlar açısından;

Keyfi davranışlar ile baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmamak.
Açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenlememek.
Mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkan veya benzeri çıkarlar talep etmemek, talep olmasa dahi sunulanı kabul etmemek.

7-Nezaket ve Saygı

Üstleri, eşitleri, astları ve diğer personel ile hizmetten yararlananlara karşı nazik ve saygılı davranmak ve gerekli ilgiyi göstermek.
Konu yetkileri dışındaysa ilgili birime veya yetkiliye yönlendirmek.

8-Yetkili Makamlara Bildirim

Etik davranış ilkeleriyle bağdaşmayan veya yasa dışı iş ve eylemlerde bulunmalarının talep edilmesi veya hizmetlerin yürütülürken bu tür bir eylem veya işlemin görülmesi yada haberdar olunması halinde durumu yetkili makamlara bildirmek.
Kurum ve kuruluş amirleri açısından, ihbarda bulunan kamu görevlilerinin kimliğini gizli tutmak ve kendilerine herhangi bir zarar gelmemesi için gerekli tedbirleri almak.

9-Çıkar Çatışmasından Kaçınma

Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.
Kamu görevlileri, çıkar çatışmasında şahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatışmasının doğabileceği durumu genellikle şahsen bilen kişiler oldukları için, aşağıdaki davranışları göstermek zorundadırlar.
Herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda dikkatli davranmak.
Çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atmak.
Çıkar çatışmasının farkına varıldığında durumu üstlerine bildirmek.
Çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden uzak durmak.

10-Görev ve Yetkilerin Menfaat Sağlamak Amacıyla Kullanılmaması

Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlamamak ve aracılıkta bulunmamak.
Akraba, eş, dost,hemşehri  ve siyasi kayırmacılık veya ayrımcılık yapmamak.
Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri veya başkalarının kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptırmamak.
Herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikle menfaat sağlamamak.
Görevin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde ettikleri resmi veya gizli nitelikteki bilgileri, kendilerine yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanmamak.
Resmi veya gizli nitelikteki bilgileri görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra  yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklamamak.
Görev yapılan kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak seçim kampanyalarında kullanmamak ve kullandırmamak.

11-Hediye Alma ve Menfaat Sağlama Yasağı

Hediye; kamu görevlisinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak kabul edilen her türlü eşya ve menfaati kapsar.
Kamu görevlilerinin hediye almaması,
Kamu görevlisine hediye verilmemesi,
Görev sebebiyle çıkar sağlanmaması, temel ilkedir.
Kamu görevlileri,  görevleriyle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamaz ve menfaat sağlayamaz.

Kamu görevlileri kamu kaynaklarını kullanarak;

Hediye veremez.
Resmi gün, tören ve bayramlar dışında çelenk veya çiçek gönderemez.
Görev ve hizmetle ilgisi olmayan kutlama, duyuru ve anma ilanları veremez.

Uluslararası ilişkilerde nezaket ve protokol kuralları gereğince yabancı kişi ve kuruluşlar tarafından verilen hediyelerden 3628 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi hükümleri saklı kalmakla birlikte söz konusu maddede belirtilen sınırın altında kalanlar da beyan edilir (En az genel müdür, eşiti ve üstü kamu görevlileri, bu kapsamda sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna Kurula bildirirler).

Yasak Kapsamı Dışındaki Hediyeler

a) Görev yapılan kuruma katkı anlamına gelen, kurum hizmetlerinin hukuka uygun yürütülmesini etkilemeyecek olan ve kamu hizmetine tahsis edilmek, kurumun demirbaş listesine kaydedilmek ve kamuoyuna açıklanmak koşuluyla alınanlar (makam aracı ve belli bir kamu görevlisinin hizmetine tahsis edilmek üzere alınan diğer hediyeler hariç) ile kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar. (Yine en az genel müdür, eşiti ve üstü kamu görevlileri, bu kapsamda sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna Kurula bildirirler).

b) Kitap, dergi, makale, kaset, takvim, cd  vb.
c) Halka açık yarışmalarda, kampanyalarda veya etkinliklerde kazanılan ödül veya hediyeler.
d) Herkese açık konferans, sempozyum, forum, panel, yemek, resepsiyon ve benzeri etkinliklerde verilen hatıra niteliğindeki hediyeler.
e) Tanıtım amacına yönelik, herkese dağıtılan ve sembolik değeri bulunan reklam ve el sanatları ürünleri.
f) Finans kurumlarından piyasa koşullarına göre alınan krediler.

Yasak kapsamında bulunan hediyeler

a) Görev yapılan kurumla iş, hizmet veya çıkar ilişkisi içinde bulunanlardan alınan karşılama, veda ve kutlama hediyeleri, burs, seyahat, ücretsiz konaklama ve hediye çekleri.
b) Taşınır veya taşınmaz mal veya hizmet  satın alırken, satarken veya kiralarken piyasa fiyatına göre makul olmayan bedeller üzerinden yapılan işlemler.
c) Hizmetten yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler.
d) Görev yapılan kurumla iş veya hizmet ilişkisi olanlardan alınan borç ve krediler.

12-Kamu Malları ve Kaynaklarının Kullanımı

Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynakları, kamusal amaç ve hizmet gerekleri dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz.
Bunların korunması ve hizmete hazır halde bulundurulması için gerekli tedbirlerin alınması zorunludur.

13-Savurganlıktan Kaçınma

Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınılır.
Mesai süresi, kamu malları, kaynakları, iş gücü ve imkanlarını kullanırken etkin,verimli ve tutumlu davranır.

14-Bağlayıcı Açıklamalar ve Gerçek Dışı Beyan

Görevin yerine getirilmesinde yetkiler aşılarak çalışılan kurumu bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunulamaz.
Aldatıcı ve gerçek dışı beyanat verilemez.

15-Bilgi Verme, Saydamlık ve Katılımcılık

Halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olunur. Gerçek ve tüzel kişilerin talep etmesi halinde İstenilen bilgi veya belgeler 4982 sayılı Kanunda belirtilen istisnalar dışında usulüne uygun olarak verilir.
Üst yöneticiler tarafından, ilgili mevzuatın izin verdiği çerçevede, kurumların ihale süreçleri, faaliyet ve denetim raporları uygun araçlarla kamuoyunun bilgisine sunulur.
Kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların hazırlanması, olgunlaştırılması, alınması ve uygulanması aşamalarından birine, birkaçına veya tamamına, aksine bir yasal hüküm olmadıkça, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda bulunmasını sağlamaya dikkat edilir.

16-Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu

-Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumluluklar ve yükümlülükler konusunda hesap verilmesi ve kamusal değerlendirme ile denetime her zaman açık ve hazır olunması asıldır.
Yönetici kamu görevlileri;

Kurumlarının amaç ve politikalarına uygun olmayan işlem veya eylemleri engellemek için görev ve yetkilerinin gerektirdiği önlemleri zamanında alırlar.

Yetkisi içindeki personelin yolsuzluk yapmasını önlemek için gerekli tedbirleri alırlar.

Bu tedbirler;

Yasal ve idari düzenlemeleri uygulamayı,

Eğitim ve bilgilendirme konusunda uygun çalışmalar yapmayı,

Personelin karşı karşıya kaldığı mali ve diğer zorluklar konusunda dikkatli davranmayı,

Kişisel davranışları ile personeline örnek olmayı, kapsar.

Yönetici kamu görevlileri, personeline etik davranış ilkeleri konusunda uygun eğitimi sağlamak, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemek, gelirleriyle bağdaşmayan yaşantısını izlemek ve etik davranış konusunda rehberlik etmekle yükümlüdür.

17-Eski Kamu Görevlileriyle İlişkiler

Eski kamu görevlileri kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandırılamaz, bu kişilere imtiyazlı muamelede bulunulamaz.

İlgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak kaydıyla, daha önce görev yaptıkları kurum ve kuruluştan, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir yüklenilicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkişilik, aracılık veya benzeri görev ve iş verilemez.

18-Mal Bildiriminde Bulunma

Kamu görevlileri, kendileriyle eşlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında,  yetkili makamlara mal bildiriminde bulunurlar. Mal bildirimi formları zamanında, eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurulur.

Kurul, gerek gördüğü takdirde yetkili makamlara verilen mal bildirimlerini inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerinin doğruluğunun kontrolü amacıyla talep edilen bilgileri ilgili kişiler ve kuruluşlar en geç 30 gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.

Kamu Görevlileri Etik Kurulunun Yetki Alanına Giren En Az Genel Müdür, Eşiti ve Üstü Kamu Görevlileri
A) TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde

– Genel Sekreter
– Genel Sekreter Yardımcısı
– Devlet Denetleme Kurulu Üyeleri

B) 1 – Başbakanlık ve Bakanlıklarda

– Müsteşar
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı
– Kurul Başkanı (Ek göstergesi 6400 ve üzerinde olanlar)
– Valiler
– Kaymakamlar
– Büyükelçiler, Daimi Temsilciler
– Başbakan Başmüşaviri

2 – Bağlı-İlgili ve İlişkili Kurum ve Kuruluşlarda

– Müsteşar
– YÖK Başkanı, Yürütme Kurulu Üyeleri, Genel Sekreteri ve ÖSYM Başkanı
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı ve Diğer Denetim Kurullarının Başkanları
– Genel Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri)
– Başkan (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Düzenleyici ve denetleyici Kurum ve Kurul Başkan ve Yardımcıları
– Kurul Üyeleri
– Kurum ve Kuruluş Başkan Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Kamu İktisadi Teşekkülleri ve bağlı ortaklıklarının Genel Müdürü
– Kamu İktisadi Teşekkülleri Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri

C) Mahalli İdarelerde

– Büyükşehir Belediye Başkanı
– İl ve İlçe Belediye Başkanları
– Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcıları
– Büyükşehir Belediyesi ve Bağlı Kuruluşları Genel Müdürü
– Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu Başkanı
– İl Belediye ve İl Özel İdare Birlikleri ile bunların Üst Birlik Başkanları
– Büyükşehir Belediye Şirketleri Genel Müdürleri, Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
– Büyükşehir sınırları içindeki Belediye Başkanları

D) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında

– Yönetim Kurulu Başkanı
– Üst Birliklerde Başkan, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Sekreter

E) 5176 sayılı Kanun çerçevesinde;

ilgili mevzuatında özlük hakları veya emeklilik yönünden müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür statüsünde olduğu belirtilenler,

Kanun kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlardaki diğer yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile teşkilat yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından en az genel müdür veya eşiti sayılan diğer Kamu Görevlileri.

Yücel Sayman

0
Prof. Dr. Yücel Sayman

Prof. Dr. Yücel Sayman, 1 Mayıs 1939 tarihinde Konya’da doğdu. 1957’de Saint Joseph Fransız Lisesi’nden, 1962’de ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1963’te aynı fakültede asistan olarak akademik hayata atıldı. Yüksek lisansını, Strazborug’da “Le Droit des Etrangers d‟acquérir la Propriété Immobiliére en Turquie; Strasbourg” adlı tezi ile 1968’de tamamladı.

“Un Essai de Théorie sur Les Sociétes En Droit International Privé” başlığı altındaki teziyle, 1969 yılında, Strasbourg Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesi‘nde doktorasını tamamladı.

1978’de hukuk doçenti oldu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ‘Devletler Özel Hukuku’ Anabilim dalında öğretim üyesi olarak göreve başladı.

1991’den itibaren Uluslararası Avukatlar Birliği((Union INTERNATİONALE Des Avocats)Başkan Danışmanı sıfatıyla birliğin yönetim kurulu üyeliğini üstlendi ve 1991-1998;2004-2005 dönemlerinde aktif görev aldı. Uluslararası Avukatlar Birliği “Kadın ve Hukuk Komisyonu” kurucu üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak çalıştı.

Özgürlük Zamanı – Yücel Sayman (2008)

1993-1994 yıllarında İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olarak idari görev üstlendi ve akademik faaliyetlere katkıda bulundu.

1996 yılın ekim ayında başkan seçildiği İstanbul Barosu’ndaki görevine aralıksız olarak üç dönem devam etti ve 2002 yılına kadar başkanlığını sürdürdü.

2002 yılında, Sosyal Demokrasi Vakfı tarafından kendisine “İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü” tevcih edildi.

Gerçekliğimin Suretinde Düşler, Düşünceler

2010 yılından itibaren, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliğini üstlendi.

İstanbul Medipol Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Milletlerarası Özel Hukuk, İnsan Hakları ve Avukatlık Hukuku ve Milletlerarası Ticaret Hukuku dersleri verdi.

25.04.2011 tarihinde hukuk profesörü unvanını kazandı.

Eserleri 

Evrensel Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Bu gazetede yazdığı yazılarını 2008 yılında “Özgürlük Zamanı” adıyla kitap olarak yayınladı. Günışığı Dergisinde makaleleri yayınlandı.

Türk Devletler Özel Hukukunda Evlenmenin Kuruluşu

Avukatlık Zamanı – Yücel Sayman (2006)

1982 yılında “Türk Devletler Özel Hukukunda Evlenmenin Kuruluşu” ve 2006 yılında da “Avukatlık Zamanı” isimli eserleri kaleme aldı. 2018 yılında “Gerçekliğimin Suretinde Düşler, Düşünceler” isimli eseri basıldı.

Çok sayda makale yazdı, bilimsel toplantılarda tebliğler sundu, yüzlerce panel, konferans ve sempozyumda konuşmacı ve yönetici olarak yer aldı.

İstanbul Barosu eski başkanlarından Av. Prof. Dr. Yücel Sayman, 2020 yılında eşi Hacer Sayman ile birlikte yakalandığı Covi19 hastalığını yenmişti.

İstanbul’da, akciğer kanseri nedeniyle tedavi edildiği hastanede, 15 Aralık 2021 tarihinde 82 yaşında iken yaşama veda etti.

17 Aralık 2021 günü Şakirin Camii’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. İngilizce ve Fransızca biliyordu.

Makaleleri 

Fransız Uygulamasından Dört Mahkeme Kararı ve Tarışma Konusu Bir Sorun: Yargıç Yabancı Ülkenin Devletler Hususi Hukuku Sistemini İzleyebilir mi?; Le DéEDOUBLEEMENT Fonctionnel et Son Utilisation En Droit International Privé; Yabancı Şirketlerin Tanınması; İsviçre Devletler Özel Hukuku Uygulamasında Boşanmış Eşin Yeniden Evlenmesi; Türkiye’de Yapılan Evliliklerin Şekline Uygulanacak Hukuk Üzerine Düşünceler; Fransa‟da Devletin Tahkime Gitme Olanağı; Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi Hakkında Rapor; Hak Arama Özgürlüğü ve Avukatlık Mesleği; Demokratikleşme, İnsan Hakları ve Hukuk Devleti Bağlamında Avukatlık Mesleği; Siyasi Açıdan İnsan Hakları;  Avukat, Nereden? Avukat, Neden? Türkiye Barolar Birliği Üzerine; Avukatın ücret talep hakkı; Vesayet: Gerçek mi? Söylenti mi?; Yargı ve Baro; Rekabet Kurulu Avukatlıktan anlıyor mu? ve Baro Nedir, Ne Değildir? benzeri makaleleri bulunmaktadır.

Yücel Sayman’ın Çanakkale’deki Deniz Feneri Kütüphanesi

Deniz Feneri Kütüphanesi, Çözüm Süreci ve Hayata Dönüş Operasyonu 

Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi’ne bağlı Bektaş Köyü, Sivrice Burnu’ndaki 150 yıllık deniz fenerini 10 yıllığına kiralayarak 5 bin kitaplık  kütüphaneye dönüştürdü.

19 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan Hayata Dönüş Operasyonu öncesinde, Bayrampaşa Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerle arabuluculuk görüşmelerinde bulunan heyette yer aldı.  39 askerin yargılandığı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada verdiği ifadesinde, Görüşmeler devam etseydi çözüme ulaşırdık ve ölüm oruçları sona ererdi” dedi. 

2013 yılında “çözüm ve müzakere” sürecinin alt yapısını oluşturmak üzere kurulan 63 kişilik Akil İnsanlar heyetine Marmara Bölgesi’nden katıldı. “Akil insan sözü beni rahatsız ediyor, akil falan değilim” dedi.

Son Kitabı 

Sayman, eşi Hacer Sayman ile birlikte 2020 yılında yakalandıkları Covit19 hastalığından ötürü eve kapandıkları günlerde “Günaydın Yaşam: Koronavirüs ve Kanserohücre’li Günlerde Kendine Yabancılaşmamak…” adıyla bir kahvaltı kareografisi kitabına imza atmıştı.

 “Doğum gününde ilan-ı aşk ve evde KoronaVirüs/KanseroHücre direnişi kahvaltılarının koreografisi günlük yaşamımızı diğer sabah kahvaltılarından farklı ama ‘Aynı Servis Tabaklarında İki Kez Kahvaltı Edilmez’ düşüncesine uygun bir solukla renklendirdi.” Dışarıda bulaştıkça çoğalan bir virüs ile içeride çoğaldıkça özerkleşen hücreler; KoronaVirüs ve KanserE Hücre gerçekleriyle hayatın eve sığdığı zamanlara ait bir baş etme güncesi. Her yeni günün sabahında yeniden tasarlanan kahvaltı sofralarının fotoğrafları bir anlamda yaşamsal olanı yaşatma örneği sergiliyor ve yaşama “Günaydın!” diyor. Aşk ve direniş, yaşamla barışma kararlılığıyla, tutkuyla hazırlanan kahvaltılarda Hasta Hane’den Ege kıyılarına uzanan benzersiz bir performans sanatına dönüşüyor. Kâh fotoğraflarda, kâh kitap sayfalarında, kâh gezi broşürlerinde ve başkaca nesnelerde saklı anılar Yücel Sayman’ın renk renk örtülere özenle yerleştirdiği salatalıklar, domatesler, zeytinler, yeşillikler, ceviz taneleri, kızarmış ekmek dilimlerinde öyküleniyor ve Hacer Sayman’ın çektiği fotoğraflarla izleyenleri şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Portekiz Cumhuriyeti Anayasası

0
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası

 

Önsöz

25 Nisan 1974’te Silahlı Kuvvetler Harekatı uzun direniş yıllarını taçlandırdı ve faşist rejimi devirerek Portekiz halkının en derin hislerine tercüman oldu.

Portekiz’i diktatörlük, baskı ve sömürgecilikten kurtarma devrimci bir değişimdi ve Portekiz toplumu için tarihi bir dönüm noktasıydı.

Devrim Portekiz halkına temel hak ve hürriyetlerini geri verdi. Halkın meşru temsilcileri bu hakları ve hürriyetleri kullanarak bir araya geldi ve ülkenin özlemlerine uyan bir Anayasa hazırladı.

Kurucu Meclis, Portekiz halkının iradesine saygı duyarak ve daha özgür, daha adil ve daha kardeşçe bir ülkeyi inşa etme amacıyla, Portekiz halkının ulusal bağımsızlığı savunma, temel yurttaş haklarını güvence altına alma, demokrasinin temel ilkelerini yerleştirme, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Devletin önceliğini hüküm altına alma ve sosyalist bir topluma doğru bir yol açma kararını onaylar.

Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında, aşağıdaki Portekiz Cumhuriyeti Anayasası’nı kabul eder ve karara bağlar:

  

Temel ilkeler

 Madde 1. (Portekiz Cumhuriyeti)

Portekiz, insan kişiliğinin onuru ve halkın iradesine ve özgür, adil ve birlik içinde bir toplum inşa kararlılığına dayanan egemen bir Cumhuriyettir.

Madde 2. (Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik Devlet)

Portekiz Cumhuriyeti, hukukun üstünlüğüne, halk egemenliğine, demokratik çoğul ifade ve örgütlenme, temel hak ve özgürlüklere saygı ve bunların etkin bir şekilde uygulanmasının güvence altına alınmasına, kuvvetlerin ayrılığı ve karşılıklı bağımlılığına dayalı demokratik bir Devlettir ve bütün bunlar ekonomik, sosyal ve kültürel demokrasiye ulaşma ve katılımcı demokrasiyi derinleştirme amacına hizmet eder.

Madde 3. (Egemenlik ve meşruiyet)

  1. Egemenlik, tek ve bölünmezdir ve onu Anayasada öngörülen şekillerde kullanacak halka aittir.
  2. Devlet de Anayasaya tabidir ve hukukun demokratik üstünlüğüne dayalıdır.
  3. Kanunların ve Devletin diğer fiillerinin geçerliliği, özerk bölgeler, yerel yönetimler ve diğer kamu kurumları Anayasaya uygunluk konusunda bağımlı olacaktır.

Madde 4. (Portekiz vatandaşlığı)

Kanunların veya uluslararası sözleşmelerin Portekiz vatandaşı olarak gördüğü herkes vatandaştır.

Madde 5. (Topraklar)

  1. Portekiz Avrupa anakarasında, tarihi olarak Portekiz diye tanımlanan topraklardan ve Azor ve Madeira takımadalarından oluşur.
  2. Kanun Portekiz’in karasularının ölçü ve sınırlarını, kendine münhasır ekonomik bölgesini ve bitişik deniz yatağındaki haklarını belirler.
  3. Sınırların düzeltilmesi saklı kalmak kaydıyla, Devlet Portekiz topraklarının hiçbir parçasını veya bu topraklarda kullanılan egemenlik haklarından herhangi bir bölümünü devretmez.

Madde 6. (Üniter Devlet)

  1. Devletin yapısı üniterdir ve özerk ada özyönetim sistemine ve katmanlı yetki ilkesine, yerel yönetimlerin özerkliğine ve kamu yönetiminde demokratik, yerinden yönetim ilkesine saygı çerçevesinde örgütlenir ve fonksiyonunu yerine getirir.
  2. Azor Adaları ve Madeira takımadaları kendi siyasi ve idari statüleriyle ve özyönetim kurumları ile özerk bölgelerdir.

Madde 7. (Uluslararası ilişkiler)

  1. Portekiz’in uluslararası ilişkilerine, ulusal bağımsızlık, insan haklarına, halkların haklarına saygı, Devletler arasında eşitlik, uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl çözümü, diğer Devletlerin iç işlerine karışmama ve insanlığın özgürlüğü ve gelişmesi için tüm halklarla işbirliği ilkeleri yön verir.
  2. Portekiz, emperyalizmin, sömürgeciliğin ve saldırganlığın diğer tüm biçimlerinin, sahipliğin ve halklar arasındaki ilişkilerde sömürünün ortadan kaldırılmasını, eşzamanlı ve kontrollü olarak genel silahsızlanma, siyasi-askeri blokların dağılması ve halklar arasındaki ilişkilerde barış ve adaleti sağlama yeteneğine sahip uluslararası bir düzenin yaratılması amacıyla ortak bir güvenlik sistemi oluşturulmasını savunur.
  3. Portekiz, halkların kendi kaderlerini tayin ve bağımsızlık haklarını olduğu gibi, baskının her türüne karşı ayaklanma hakkını da tanır.
  4. Portekiz, Portekizce konuşan ülkeler ile ayrıcalıklı dostluk ve işbirliği ilişkilerini muhafaza eder.
  5. Portekiz, Avrupa kimliğinin güçlendirilmesi ve Avrupa Devletlerinin halklar arasındaki ilişkilerde demokrasi, barış, ekonomik ilerleme ve adalet lehine olan eylemlerini güçlendirmek için her türlü çabayı gösterir.
  6. Portekiz, karşılıklılık ilkesine tabi ve hukukun üstünlüğüne ve katmanlı yetki ilkesine dayalı demokratik bir Devletin temel haklara saygı göstermesi ve özgür, güvenli ve adil bir alanın ekonomik, sosyal ve bölgesel olarak uyumunu ve ortak dış, güvenlik ve savunma politikasının tanımı ve uygulamasını sağlamak amacıyla, Avrupa Birliğini inşa etmek ve derinleştirmek için gerekli yetkilerin ortak, işbirliği içinde veya Birliğin kurumlarınca kullanılması için anlaşmalara girebilir.
  7. Hem birey olarak insanların hem de halkların haklarına saygıyı teşvik eden bir uluslararası adalete ulaşma amacıyla ve tamamlayıcılık ilkesini düzenleyen hükümlere ve Roma Statüsü’nün koyduğu diğer terimlere tabi olarak, Portekiz Uluslararası Ceza Mahkemesinin kararlarını kabul edebilir.

Madde 8. (Uluslararası hukuk)

  1. Uluslararası hukukun genel ya da ortak ilkeleri ve kuralları Portekiz hukukunun ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
  2. Usulüne uygun onaylanmış veya kabul edilmiş uluslararası anlaşmalar tarafından konular kurallar, resmi olarak yayımlandığında Portekiz iç hukukunda yürürlüğe girer ve Portekiz Devletinin uluslararası anlamda bağladığı sürece öyle devam eder.
  3. Portekiz’in içinde olduğu uluslararası kuruluşların yetkili organlarınca belirlenen kurallar, ilgili kurucu antlaşmalarda ortaya konması koşuluyla, doğrudan Portekiz iç hukukunda yürürlüğe girer.
  4. Avrupa Birliğine yön veren antlaşmaların hükümleri ve Birlik kurumlarının, kendi sorumluluklarını yerine getirmek için çıkardığı kurallar, Birlik kanunu uyarınca ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Devletin temel ilkelerine saygı gereği Portekiz iç hukukunda da geçerlidir.

Madde 9. (Devletin temel görevleri)

Devletin temel görevleri şunlardır:

  1. a) Ulusal bağımsızlığı güvence altına almak ve bunu geliştiren siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşulları oluşturmak;
  2. b) Temel hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik Devlet ilkesine saygıyı güvence altına almak;
  3. c) Siyasi demokrasiyi savunmak, korumak ve ulusal sorunların çözümünde vatandaşların demokratik katılımını teşvik etmek;
  4. d) Halkın refahını ve yaşam kalitesini ve Portekiz’liler arasında gerçek eşitliği ve ekonomik ve sosyal yapıların dönüşümü sayesinde, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevre haklarının etkin uygulamasını teşvik etmek.
  5. e) Portekiz halkının kültürel mirasını korumak ve geliştirmek, doğayı ve çevreyi korumak, doğal kaynakları muhafaza etmek, şehir ve kırsalın uygun planlamasını temin etmek.
  6. f) Eğitimi ve sürekli kişisel gelişimi sağlamak ve Portekiz dilinin kullanımını ve uluslararası yayılmasını teşvik etmek.
  7. g) Azor Adaları ve Madeira Takım Adalarının uzak-çevresel yapısına özel dikkat göstererek, Portekiz topraklarının bütününde uyum içinde bir kalkınmayı teşvik etmek.
  8. h) Erkekler ve kadınlar arasında eşitliği teşvik etmek.

Madde 10. (Genel oy hakkı ve siyasi partiler)

  1. Halk, genel, eşit, doğrudan, gizli ve periyodik oy, referandum ve Anayasada öngörülen diğer şekillerde siyasi yetkisini kullanır.
  2. Siyasi partiler, ulusal bağımsızlık ilkelerine, Devletin birliğine ve siyasal demokrasi saygıyla birlikte, halkın iradesinin örgütlenmesine ve ifadesine katkıda bulunur.

Madde 11. (Ulusal semboller ve resmi dil)

  1. Cumhuriyetinin egemenliğinin ve Portekiz’in bağımsızlığı, birliği ve bütünlüğünün simgesi olan Ulusal Bayrak, 5 Ekim 1910 Devriminin şekillendirdiği Cumhuriyetin kabul ettiği bayraktır.
  2. Milli marş A Portuguesa olacaktır.
  3. Resmi dil Portekizcedir.

Kısım I.

Temel haklar ve ödevler

Başlık I.

Genel ilkeler

Madde 12. (Evrensellik ilkesi)

  1. Her vatandaş Anayasada yer verilen haklara sahiptir ve ödevlere tabidir.
  2. Tüzel kişiler yapılarına uygun haklara sahip olurlar ve ödevlere tabidirler.

Madde 13. (Eşitlik ilkesi)

  1. Her vatandaş aynı toplumsal saygıyı hak eder ve kanunlar önünde eşittir.
  2. Hiç kimse, soy, cinsiyet, ırk, dil, köken, din, siyasal ya da ideolojik inançlar, eğitim, ekonomik durum, sosyal koşullar ya da cinsel yönelimleri bazında herhangi bir hakkından yoksun, tercihli, önyargılı, ayrıcalıklı veya ödevinden muaf olamaz.

Madde 14. (Yurtdışındaki Portekiz’liler)

Yurtdışında bulunan veya Portekiz’de yerleşik vatandaşların söz konusu hakları Devletin koruması altındadır ve ülkede bulunmalarını zorunlu kılmayan ödevlere tabidirler.

Madde 15. (Yabancılar, vatansızlar, Avrupa vatandaşları)

  1. Portekiz’de hayatını kazanan yabancılar ve vatanı olmayan kişiler Portekiz vatandaşlarının sahip olduğu aynı haklara sahiptirler ve ödevlere tabidirler.
  2. Siyasi haklar, ağırlıklı olarak teknik nitelikte olmayan kamu görevleri ve Anayasanın münhasıran Portekiz vatandaşlarına tanıdığı haklar, yukarıdaki fıkradaki hükümlerin dışındadır.
  3. Cumhurbaşkanlığı, Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı, başbakanlık ve yüksek mahkemelerden herhangi birinin başkanlığı, silahlı kuvvetler ve diplomatik temsilcilik görevleri dışında, kanunlara uygun olarak karşılıklılık ilkesine tabi olarak, normalde yabancılara verilmeyen haklar, Portekizce konuşan Devletlerin, daimi olarak Portekiz’de ikamet eden vatandaşları için geçerlidir.
  4. Karşılıklılık ilkesine tabi olarak, kanunlar, Portekiz’de yaşayan yabancılara, yerel meclis üyelikleri için oy kullanma ve seçime girme hakkını tanıyabilir.
  5. Kanunlar ayrıca, karşılıklılık ilkesine tabi olarak, Avrupa Birliğine Üye Devletlerin Portekiz’de yaşayan vatandaşlarına, Avrupa Parlamentosu üyelikleri için oy verme ve seçilme hakkını tanıyabilir.

Madde 16. (Temel hakların kapsamı ve yorumlanması)

  1. Anayasada yer bulan temel haklar, kanunlarla tanınan ve uluslararası hukukun geçerli kurallarında bulunan diğer hakları dışarıda bırakmaz.
  2. Anayasa hükümleri ve temel haklara ilişkin kanunlar İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre yorumlanır.

Madde 17. (Haklar, özgürlükler ve teminatları düzenleyen kurallar)

Hakları, özgürlükleri ve teminatları yöneten kurallar kümesi Başlık II’de yer alanlara benzer nitelikteki temel haklara uygulanır.

Madde 18. (Geçerlilik)

  1. Anayasanın haklar, özgürlükler ve teminatlarla ilgili hükümleri doğrudan geçerlilik kazanır, kamu ve özel kişi ve kurumları bağlar.
  2. Kanunlar sadece Anayasada açıkça ifade edilen durumlarda hakları, özgürlükleri ve teminatları kısıtlayabilir ve bu kısıtlamalar, Anayasa tarafından korunan diğer haklar ve menfaatlerin korunması için gerekli olanlarla sınırlıdır.
  3. Hakları, özgürlükleri ve teminatları kısıtlayan kanunlar soyut ve genel niteliktedir ve geriye dönük etkileri olamaz veya Anayasanın asıl içeriğinin kapsam ve ölçüsünü daraltamaz.

Madde 19. (Hakların kullanımının askıya alınması)

  1. Egemen güçler, Anayasada belirtilen şekilde ilân edilen bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal dışında, hakların, özgürlüklerin ve teminatların kullanımını birlikte veya ayrı askıya alamazlar.
  2. Bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal, Portekiz topraklarının bir bölümünde veya tamamında, sadece yabancı güçlerin fiili ve çok yakın zamanda beklenen bir saldırganlığı, anayasal demokratik düzene ciddi bir tehdit veya karışıklık veya milli felaket durumlarında ilân edilebilir.
  3. Yukarıdaki paragrafta sözü edilenler kadar ciddi ön koşullar yoksa olağanüstü hal ilân edilir ve sadece askıya alınabilen bazı haklar, özgürlükler ve teminatların askıya alınmasına neden olur.
  4. Hem olağanüstü hal veya sıkıyönetim arasındaki seçim hem de bunların ilânı ve uygulanmasında orantılılık ilkesine saygı gösterilir ve kendilerini, boyutları ve süreleri ve kullanılan araçlar açısından, normal anayasal düzeni bir an önce yeniden kurmak için gerekli olduğu kadarıyla sınırlandırırlar.
  5. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânları yeterli gerekçe beyan eder ve askıya alınacak hakları, özgürlükleri ve teminatları belirler. Aynı sınırlara tabi olarak yenilenme olasılığı saklı kalmak şartıyla, hiçbiri onbeş günden veya savaş ilânı nedeniyle ortaya çıkmışlarsa, kanunda belirtilen süreden daha uzun süreli olamaz.
  6. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânı, hiçbir koşulda, yaşama hakkı, kişisel bütünlüğü, medeni hakları ve vatandaşlığı, ceza kanununun geriye işletilememesini, davalının savunma hakkını veya din ve vicdan hürriyetini etkileyemez.
  7. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânı, normal anayasal düzeni, sadece Anayasada ve kanunlarda öngörüldüğü şekilde değişikliğe uğratabilir. Özellikle, egemenlik güçlerini kullanan organların veya özerk bölgelerin özyönetim organlarının sorumlulukları ve fonksiyonlarıyla ilgili anayasal kuralların uygulanmasını veya bu görevleri yapanların haklarının ve dokunulmazlıklarını etkilemez.
  8. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilânları kamu makamlarına, normal anayasa düzene bir an önce dönülmesi için, yetki ve sorumluluk vermektedir.

Madde 20. (Kanun ve etkin yargısal korumadan yararlanma)

  1. Herkesin, kanunla korunan hak ve çıkarlarını savunmak için kanun ve mahkemelerden yararlanması güvence altındadır ve mali yetersizlikleri yüzünden kimse adaletten yoksun bırakılamaz.
  2. Kanundaki koşullara tabi olarak, herkesin kanuni bilgilendirme ve tavsiye, hukuki danışma ve herhangi bir makam karşısında avukat bulundurmaya hakkı vardır.
  3. Kanun, hukuki muamelelerin gizliliğinin korunmasının tanımını yapar ve yeterli önlemi alır.
  4. Herkes, taraf olduğu bir davada, makul bir sürede ve adil şekilde yargılanma hakkına sahiptir.
  5. Kişi haklarının, özgürlüklerinin ve teminatlarının korunması amacıyla ve bunlara yönelik tehditlerden veya ihlallerden, etkin ve zamanında hukuki koruma sağlamak için, kanun vatandaşların davalarının hızla ve öncelikle görülmesini temin eder.

Madde 21. (Direnme hakkı)

Herkes, haklarını, özgürlüklerini veya teminatlarını ihlal eden herhangi bir emre direnme ve kamu makamlarına başvurmak mümkün olmadığında, herhangi bir saldırıyı defetmek için güç kullanma hakkına sahiptir.

Madde 22. (Kamu kurumlarının sorumluluğu)

Makam sahipleri, personel ve görevlileriyle birlikte, Devlet ve diğer tüm kamu organları, hakların, özgürlüklerin ve teminatların ihlali veya diğerlerine verdikleri zararla sonuçlanan, görevleri sırasında yaptıkları fiiler veya ihmallerden hukuken sorumludurlar.

Madde 23. (Ombudsman)

  1. Vatandaşlar, kamu makamlarının eylemleri veya ihmalleriyle ilgili olarak Ombudsmana şikayette bulunabilir. Karar alma yetkisi olmaksızın, Ombudsman, bu şikayetleri değerlendirir, yetkili kurumlara, haksızlıkların giderilmesi veya önlenmesi için gerekli tavsiyelerde bulunabilir.
  2. Ombudsmanın çalışması, Anayasada öngörülen herhangi bir af veya hukuki çözümden ayrıdır.
  3. Ombudsmanlık bağımsız bir kurumdur ve kanunun belirleyeceği bir süre için Cumhuriyet Meclisi tarafından atanır.
  4. Kamu Yönetiminin kurum ve görevlileri, görevini yerine getirmesi sırasında Ombudsmanla işbirliği yapar.

Başlık II.

Haklar, özgürlükler ve teminatlar

Bölüm I.

Kişi hakları, özgürlükleri ve teminatları

 

Madde 24. (Yaşam hakkı)

  1. İnsan yaşamı dokunulmazdır.
  2. Ölüm cezası hiçbir koşulda var olamaz.

Madde 25. (Kişisel bütünlük hakkı)

  1. Her insanın ahlaki ve bedensel bütünlüğü ihlal edilemez.
  2. Hiç kimse, işkenceye ya da zalimane, aşağılayıcı veya insanlık dışı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

Madde 26. (Diğer kişisel haklar)

  1. Herkesin bir kişisel kimlik, kişiliğini geliştirme, medeni haklar, vatandaşlık, iyi bir isim ve üne, surete, düşüncelerini ifade etme, kendi ve ailesinin yaşamının gizliliğini koruma ve her tür ayrımcılığa karşı hukuki korunma hakkı vardır.
  2. Kanun, kişiler ve aileleriyle ilgili bilgi edinimi ve kötü amaçlı kullanımı ve insanlık onuruna yakışmayan şekilde kullanımına karşı etkili teminat verir.
  3. Kanun, özellikle teknoloji yaratma, geliştirme ve kullanmada ve bilimsel deneylerde, insanın kişisel onuru ve genetik kimliğini güvence altına alır.
  4. Vatandaşlıktan yoksun bırakma ve medeni hakları kısıtlama sadece kanunun öngördüğü hal ve şartlarda meydana gelebilir ve siyasi gerekçelere dayandırılmaz.

Madde 27. (Özgürlük ve güvenlik hakkı)

  1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.
  2. Kimse, kanunun hapisle cezalandırdığı bir fiilin işlenmesi için verilmiş bir mahkeme hükmü veya mahkemenin güvenlik tedbiri dışında, kısmen ya da tamamen özgürlüklerinden yoksun bırakılamaz.
  3. Aşağıdaki durumlarda, kanunun belirlediği süre ve koşullarda özgürlüklerden mahrum bırakma, bu ilkenin istisnalarını oluşturur:
  4. a) Suçüstü gözaltı;
  5. b) Üç yıldan daha fazla bir süre hapisle cezalandırılan ciddi bir suçun işlenmesine ilişkin güçlü kanıt olması durumunda gözaltında veya tutuklu tutma;
  6. c) Portekiz topraklarına uygunsuz bir şekilde giren veya uygunsuz bir şekilde bulunan veya halihazırda iade veya sınır dışı kovuşturmasına tabi olan bir kişinin yargı denetimine tabi hapis, gözaltı veya diğer zorlayıcı tedbirler;
  7. d) Askeri personele disiplin hapsi verilmesi. Bu hapis cezası yetkili mahkemede temyize tabidir;
  8. e) Yetkili adliye mahkemesinin emriyle, uygun bir ortamda korunması, yardım edilmesi veya eğitilmesi amacıyla bir küçüğün tedbirlere maruz kalması;
  9. f) Mahkemenin kararına uymama nedeniyle veya yetkili adli merci önüne çıkarılmayı temin amacıyla, mahkeme emriyle gözaltı;
  10. g) Kesinlikle gerekli olduğu durumlarda ve süreler için, kimlik belirleme amacıyla şüphelilerin gözaltına alınması;
  11. h) Yetkili adli merciin emri veya onayıyla, ruhsal bozukluğu olan bir kişinin uygun bir tedavi kurumuna teslim edilmesi.
  12. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan her kişiye, anlaşılır bir şekilde, tutuklanması veya gözaltına alınmasının nedenleri ve hakları bildirilir.
  13. Anayasanın ve kanunların hükümlerine aykırı olarak özgürlüklerden yoksun bırakma, Devleti, mağdur olan kişinin kanuna uygun olarak tazmin edilmesi yükümlülüğü altına sokar.

Madde 28. (Gözaltında tutma)

  1. En fazla kırksekiz saat içinde, tüm gözaltılar, ya alıkonan kişinin salıverilmesi ya da uygun bir zorlayıcı tedbirin konması amacıyla, adli merci denetimine sunulur. Hâkim, gözaltındaki kişiyi, gözaltına alınma sebepleri hakkında bilgilendirilir, sorgular ve kendisine savunma yapma fırsatı verir.
  2. Gözaltında tutma istisnaidir ve kefaletle serbest bırakma veya kanunun öngördüğü daha elverişli bir tedbirin uygulanması mümkünse başvurulmaz veya sürdürülmez.
  3. Özgürlükten yoksun bırakmayı gerektiren bir tedbir koyan veya sürdüren bir mahkeme emri, bir an önce, gözaltına alınan kişinin bildireceği yakını veya başka bir güvendiği kişiye bildirilir.
  4. Gözaltı süresi kanunda belirtilen sınırlara tabidir.

Madde 29. (Ceza kanununun uygulanması)

  1. Kimse, söz konusu fiil veya kusur, önceden var olan bir kanunun hükümlerine göre cezalandırılabilir olmadıkça ceza kanununa göre mahkum edilemez ve aynı şekilde, daha önceden var olan bir kanunun öngördüğü şartlar olmaksızın, kimse bir güvenlik tedbirine tabi tutulamaz.
  2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, fiilin işlendiği anda, uluslararası hukukun genel ilkelerince suç olarak kabul edilen bir fiil veya kusur Portekiz iç hukukunun belirlediği sınırlarda cezalandırılmasına engel değildir.
  3. Daha önceden var olan bir kanunun açıkça belirttiği bir yaptırım olmaksızın hiçbir hapis cezası veya güvenlik tedbiri uygulanamaz.
  4. Kimse, işlendiği anda kanunun öngördüğü hapis veya güvenlik tedbirinden daha ağır veya söz konusu tedbirin uygulanması için gerekli koşullar yerine gelmeden, bir hapis veya güvenlik tedbirine maruz bırakılamaz. Bununla birlikte, içeriği davalının lehine olan ceza kanunları geriye dönük olarak da uygulanır.
  5. Kimse aynı suçtan bir defadan fazla yargılanamaz.
  6. Haksız yere mahkûm edilen vatandaşlar, mahkûmiyetlerinin gözden geçirilmesi ve uğradıkları zarar için, kanunun öngördüğü şekilde tazmin edilme hakkına sahiptir.

Madde 30. (Cezaların sınırları ve güvenlik önlemleri)

  1. Özgürlüğü kısıtlayan veya yoksun bırakan bir mahkumiyet veya güvenlik tedbiri daimi nitelikte veya sınırsız veya tanımlanmamış süreye sahip olamaz.
  2. Açık ortamda tedavinin mümkün olmadığı ciddi ruhsal bozukluğa dayalı tehlike durumlarında, özgürlüğü sınırlandıran veya kaldıran güvenlik tedbirleri, söz konusu ruhsal durum devam ettikçe, ancak her zaman bir mahkeme kararıyla, peş peşe uzatılabilir.
  3. Cezai sorumluluk devredilemez.
  4. Hiçbir mahkûmiyet otomatik olarak herhangi bir hukuki, mesleki veya siyasi hak kaybı ile sonuçlanmaz.
  5. Özgürlüklerden mahrum bırakan bir mahkumiyet veya güvenlik tedbirine konu olan mahkumlar, mahkumiyetlerine esas sınırlamalara ve ilgili mahkumiyetlerin infazı ile konan özel şartlara tabi olarak, temel haklarını ellerinde bulundururlar.

Madde 31. (Habeas corpus – Hâkim karşısına çıkma hakkı)

  1. Yasadışı tutuklama, hapis ya da gözaltı gibi kötü amaçlı güç kullanımına karşı (habeas corpus) hâkim önüne çıkarma ilkesi geçerlidir. Bunun için başvurular yetkili mahkemeye yapılır.
  2. Tutuklanan, hapsedilen veya gözaltındaki bir kişi veya siyasi haklarını kullanan her vatandaş (habeas corpus) hâkim önüne çıkma kararı almak için başvuru yapabilir.
  3. Hâkim karşısına çıkma (habeas corpus) başvurusu yapıldığı günden başlayarak sekiz gün içinde hâkim bununla ilgili olarak, layiha ve karşı layihaya tabi duruşmaya hükmeder.

Madde 32. (Cezai kovuşturmalarda teminatlar)

  1. Cezai kovuşturmalar, temyiz de dahil, savunma için her türlü güvenceyi verir.
  2. Her davalı hakkında kesin hüküm verilinceye kadar masum kabul edilir ve savunma güvenceleriyle uyumlu olarak mümkün olduğunca çabuk mahkemeye çıkarılır.
  3. Davalılar avukat seçme ve her adli işlemde avukattan yardım alma hakkına sahiptir. Kanun, bir avukat yardımının zorunlu olduğu dava ve işlemleri belirler.
  4. Ön araştırmalar tamamen, kanunun şartlarına tabi olarak, başka kişi veya kurumların temel haklarını doğrudan ilgilendirmeyen araştırma çalışmalarını yapma yetkisi veren bir hâkimin sorumluluğunda yürütülür.
  5. Ceza kovuşturması karşılıklı ithamların olduğu bir yapıdadır, duruşmalar ve kanunun gerektirebileceği ön araştırma işlemleri layiha ve karşı layiha ilkesine tabi olur.
  6. Kanun, savunma haklarının güvence altına alınmasına istinaden, davalı veya sanığın, duruşmalar dahil, yargılama sürecinde bulunmasından vazgeçileceği durumları tanımlar.
  7. Mağdurlar, kanunun koyduğu kurallar çerçevesinde, yargılamada hazır bulunma hakkına sahiptir.
  8. İşkence, zorlama, kişinin bedensel veya manevi bütünlüğünün ihlali, özel hayata, konuta, haberleşmeye ve telekomünikasyona uygunsuz girme yoluyla elde edilen her türlü delil geçersiz sayılır.
  9. Hiçbir dava, daha önceki bir kanuna göre yargılama yapmış bir mahkemeden geri çekilemez.
  10. İdari suçlarla ilgili kovuşturmalarda veya ceza uygulanabilen her türlü kovuşturmada davalıların dinlenme ve savunma hakkı vardır.

Madde 33. (Sınır dışı etme, suçluların iadesi ve sığınma hakkı)

  1. Portekiz vatandaşları Portekiz topraklarından sınır dışı edilemez.
  2. Portekiz topraklarına kurallara uygun bir şekilde giren veya topraklarda kurallara uygun bir şekilde bulunan, oturma hakkı verilmiş olan veya sığınma hakkı talebi reddedilmemiş olan hiç kimse adli makamın kararı olmaksızın sınır dışı edilemez. Böyle durumlarda kanun yargılama şeklinin hızlandırılmasını güvence altına alır.
  3. Portekiz vatandaşlarının Portekiz’den sınır dışı edilmesi, sadece, uluslararası bir anlaşma ile karşılıklı suçluların iadesi üzerinde mutabakat sağlandığında veya terörizm ve uluslararası organize suç durumlarında ve başvuran Devletin hukuk sistemi adil yargılamayı güvence altına alması koşuluyla mümkündür.
  4. Başvuran Devletin kanunlarına göre hapis veya hürriyetten mahrum eden veya süresiz veya belirsiz bir süre için sınırlandıran güvenlik önlemiyle cezalandırılabilir suçlar için suçluların iadesi sadece, başvuran Devletin, bu alanda Portekiz’in taraf olduğu uluslararası bir anlaşmanın tarafı olması ve böyle bir hapis veya güvenlik önleminin uygulanmayacağı teminatı verilmesi durumunda mümkün olur.
  5. Yukarıdaki fıkralardaki hükümler, Avrupa Birliğinin himayesinde konmuş, suç alanında adli işbirliğini düzenleyen kuralların uygulanmasına halel getirmez.
  6. Kimse, hiçbir koşulda, siyasi nedenlerle veya başvuran Devletin kanunlarına göre ölümle veya kişinin bedensel bütünlüğüne geri dönülemez hasarla sonuçlanan başka bir mahkumiyetle cezalandırılabilen suçlar için sınır dışı edilemez.
  7. Sınır dışı edilme sadece adli makamların kararıyla olabilir.
  8. İltica hakkı, demokrasi, toplumsal veya ulusal kurtuluş, halklar arasında barış, insan hak ve özgürlükleri lehine faaliyetlerinin sonucu zulme uğrayan veya ağır tehdit altında olan yabancılara ve vatansız kimselere verilir.
  9. Kanun siyasi mülteci statüsünü belirler.

Madde 34. (Konut ve haberleşme dokunulmazlığı)

  1. Şahsi konutlar ve haberleşmenin gizliliği ve diğer özel iletişim araçları dokunulmazdır.
  2. Bir vatandaşın evine sadece yetkili adli merciin kararı ve sadece kanunla belirlenmiş usullere uygun durumlarda girilebilir.
  3. Geceleyin, suçüstü durumları veya terörizm, kanunun belirlediği, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı da dâhil özellikle şiddet ve organize suç durumları saklı kalmak üzere, rızası olmadan kimse, bir kişinin evine giremez.
  4. Kamu makamlarının, ceza kovuşturmasıyla ilgili kanunun belirlediği durumlar dışında, haberleşme, telekomünikasyon veya diğer iletişim biçimlerine herhangi bir şekilde müdahale etmesi yasaktır.

Madde 35. (Bilgisayar kullanımı)

  1. Her vatandaşın, kendisiyle ilgili bilgisayar verilerine erişme, düzeltilmesini ve güncellenmesini isteme ve hepsi kanunla belirlenmiş olarak, hangi amaçla toplandığı konusunda bilgilendirilmeye hakkı vardır.
  2. Kanun, otomatik işlem ve bağlantısı, iletimi ve kullanımı konusunda geçerli koşul ve şartlarla birlikte kişisel veri kavramını tanımlar ve özellikle bağımsız idari bir kuruluş vasıtasıyla, korunmasını güvence altına alır.
  3. Bilgisayarlar, kanunun verdiği yetki ve ayrımcılık yapmama güvencesiyle birlikte veriye konu kişinin açık rızası dışında, felsefi veya siyasi suçlar, parti veya sendikaların üyelikleri, dini inançlar, özel yaşam veya etnik kökenleri işlemek veya bireysel olarak tanımlanamayan istatistikleri işlemek için kullanılamaz.
  4. Kanunun belirlediği istisnai durumlar hariç, üçüncü tarafların kişisel verilere erişimi yasaktır.
  5. Her vatandaşa tek bir ulusal numara vermek yasaktır.
  6. Herkesin, kamuya açık bilgisayar ağlarına erişimi güvence altına alınır ve kanun sınır ötesi veri akışlarında ve ulusal çıkar adına korunması güvence altına alınabilecek diğer veriler için geçerli kuralları belirler
  7. El dosyalarında bulunan kişisel veriler de yukarıdaki fıkralarda öngörülen aynı koruma kapsamındadır.

Madde 36. (Aile, evlilik ve babalık tayini)

  1. Herkes tam eşit şartlarda bir aile kurma evlenme hakkına sahiptir.
  2. Kanun, oluşma şekline bakılmaksızın, evliliğin, ölümle veya boşanma ile sona ermesinin şartlarını ve sonuçlarını düzenler.
  3. Eşler, medeni ve siyasi açıdan çocuklarının bakım ve eğitimiyle ilgili olarak eşit hak ve ödevlere sahiptir.
  4. Sırf bu sebepten, evlilik dışı doğan çocuklar hiçbir ayrıma tabi tutulamaz ve ne kanun ne de resmi daireler veya servisler bunların soylarıyla ilgili ayrımcı şartlara yer veremez.
  5. Ebeveynlerin çocuklarına bakma ve eğitme hak ve ödevi vardır.
  6. Her zaman bir adli makamın kararıyla ve çocuklara karşı temel ödevlerini yerine getirmeme durumları hariç, çocuklar ebeveynlerinden ayrılamaz.
  7. Evlat edinme, gerekli şartların tamamlanmasını belirli biçimlere bağlayan kanunla düzenlenir ve korunur.

Madde 37. (İfade ve bilgi hürriyeti)

  1. Herkes, düşüncelerini sözle, görüntü veya başka bir araçla serbestçe ifade etme, yayma ve başkalarını bilgilendirme, bilgi edinme ve engelleme veya ayrım olmaksızın bilgilendirilme hakkına sahiptir.
  2. Söz konusu hakların kullanımı herhangi bir sansür türü veya şekliyle engellenemez veya sınırlandırılamaz.
  3. Söz konusu hakların kullanılmasındaki ihlaller ceza kanunu veya idari suçları düzenleyen kanunun genel hükümlerine konu olur ve kanunun belirlediği şekilde mahkemelerin veya bağımsız idari kurumların huzuruna çıkarılır.
  4. Her kişi veya tüzel kişiye, eşit ve etkili biçimde cevap verme ve düzeltme hakkı yanı sıra, uğradığı zararların tazmin edilmesi hakkı verilir.

Madde 38. (Basın ve medya hürriyeti)

  1. Basın özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Basın özgürlüğü şu anlama gelir:
  3. a) Gazetecilerin ve diğer personelin ifade ve yaratıcılık özgürlüğü, bir öğretiye ait veya sınıfsal olduğu zaman hariç, söz konusu medya kuruluşunun yayın politikasının belirlenmesine katılma hakkı;
  4. b) Kanunun şarta bağladığı şekilde, gazetecilerin bilgi kaynaklarına erişme ve mesleki bağımsızlık ve gizlilik hakkı ve yayın kurullarını seçme hakkı;
  5. c) Hiçbir ön idari yetki, kefalet ya da yeterlik aranmaksızın, gazete veya herhangi bir başka yayın kurma hakkı.
  6. Genel olarak, kanun, yayın kuruluşlarının sahiplerinin adlarının ve bu kuruluşların finansman kaynaklarının ilân edilmesini sağlar.
  7. Devlet, genel haber medyasına sahip olan işletmelere uzmanlaşma ilkelerini uygulamaya zorlayarak, bunları ayrımcı olmayan şekilde yaklaşarak ve destekleyerek ve özellikle çoklu ve birbirine kenetli menfaatler yoluyla yoğunlaşmalarını engelleyerek medyanın özgürlüğünü ve siyasi ve ekonomik güçlerden bağımsızlığını sağlar.
  8. Devlet, kamu radyo ve televizyon hizmetinin varlığını ve faaliyetini sağlar.
  9. Kamu sektörü medyasının yapısı ve faaliyeti Hükümetten, kamu yönetiminden ve diğer kamu makamlarından bağımsızlığını korur ve tüm farklı düşünce akımlarının kendini ifade edebilmesini ve birbiriyle yüzleşmesini sağlar.
  10. Radyo ve televizyon yayın istasyonları sadece, kanunun belirttiği şekilde, kamu ihalesi yoluyla verilen lisanslarla faaliyet gösterir.

Madde 39. (Medyanın düzenlenmesi)

  1. Bağımsız bir idari organ medyada aşağıdaki koşulları sağlamaktan sorumludur:
  2. a) Bilgi edinme hakkı ve basın özgürlüğü;
  3. b) Medya sahipliğinde yoğunlaşmanın önlenmesi;
  4. c) Siyasal iktidar ve ekonomik güçten bağımsızlık;
  5. d) Kişi hakları, özgürlükleri ve teminatlarına saygı;
  6. e) Medyanın çalışmasını düzenleyen kanun ve kurallara saygı;
  7. f) Tüm farklı görüşlerin kendilerini ifade edebilmesi ve birbirleriyle yüzleşebilmesi;
  8. g) (Yayın zamanı, karşılık verme ve siyasi cevap hakkının kullanılması)
  9. Kanun, yukarıdaki fıkrada atıfta bulunulan organın oluşumunu, sorumluluklarını, teşkilatını ve işleyişini ve Cumhuriyet Meclisince atanan üyelerinin statülerini ve rollerini tarif eder.

Madde 40. (Yayın zamanı, karşılık ve siyasi cevap hakkı)

  1. Siyasi partiler, sendikalar, meslek ve iş örgütleri ve ulusal kapsaması olan diğer kuruluşlar, büyüklükleri ve temsil güçlerine göre ve kanunla tanımlanan nesnel ölçütlerle, kamu radyo ve televizyon hizmetinde yayın zamanı hakkına sahiptir.
  2. Cumhuriyet Meclisinde bir veya daha fazla sandalyeye sahip ve Hükümette yer almayan siyasi partiler, kanunun belirttiği gibi, her partinin Meclisteki sandalye sayısıyla orantılı olarak kamu radyo ve televizyonunda yayın zamanına ve Hükümetin siyasi beyanlarına karşılık ve cevap hakkına sahiptir. Bu yayın zamanları, Hükümetin yayınlarına ve beyanlarına verilen aynı süre ve uzunluğa sahip olur. Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinde sandalyeleri olan partiler, söz konusu bölge sınırları içinde de aynı haklara sahiptir.
  3. Seçimler sırasında ve kanunun belirttiği şekilde, adaylar, ulusal ve bölgesel kapsaması olan radyo ve televizyon istasyonlarında düzenli ve eşit yayın zamanına sahip olur.

Madde 41. (Vicdan, din ve ibadet hürriyeti)

  1. Vicdan, din ve ibadet hürriyetine dokunulamaz.
  2. Kimse mezhebi veya dini gereklerini yerine getirmekten dolayı zulme uğratılamaz, haklarından yoksun bırakılamaz veya yurttaşlık yükümlülüklerinden veya ödevlerinden muaf tutulamaz.
  3. Hiçbir makam, bireysel kimliği belirtilmeyen istatistik amaçlı veri toplama dışında, kimsenin dini inanç ve mezhebini sorgulayamaz, ne de cevap vermeyi reddedenler bir zarara uğratılabilir.
  4. Kiliseler ve diğer dini cemaatler Devletten ayrıdır ve örgütlenme ve kendi tören ve ayinlerini yapmakta serbesttirler.
  5. Herhangi bir dini, söz konusu mezhep içinde öğretme ve faaliyetlerini yürütmek için uygun araç kullanma özgürlüğü güvence altındadır.
  6. Kanunun belirlediği şekilde, bir vicdani retçi olma hakkı güvence altındadır.

Madde 42. (Kültür oluşturma özgürlüğü)

  1. Fikri, sanatsal ve bilimsel yaratım sınırlandırılamaz.
  2. Bu özgürlük, bilim, edebiyat ve sanat eserlerini icat etme, üretme ve kamuoyuna yayma hakkını kapsar ve telif haklarının kanunla korunmasını içerir.

Madde 43. (Öğrenme ve öğretme hürriyeti)

  1. Öğrenme ve öğretme hürriyeti güvence altındadır.
  2. Devlet, herhangi bir, estetik, politik, ideolojik, felsefi veya dini direktife uygun olarak eğitim ve kültür programları hazırlamaz.
  3. Kamu eğitimi bir mezhebe bağlı olamaz.
  4. Özel ve kooperatif okulları açma hakkı güvence altındadır.

Madde 44. (Seyahat ve göç etme hakkı)

  1. Her vatandaş, Portekiz toprakları içinde serbestçe seyahat edebilir ve yerleşebilir.
  2. Her vatandaşın, Portekiz topraklarından ayrılma veya başka bir ülkeye göç etme hakkı ve bu topraklara geri dönme hakkı güvence altındadır.

Madde 45. (Toplantı ve gösteri hakkı)

  1. Vatandaşlar, halka açık yerlerde bile, hiçbir izne ihtiyaç duymadan, barışçıl ve silahsız toplanma hakkına sahiptir.
  2. Her vatandaşa gösteri yapma hakkı tanınır.

Madde 46. (Dernek kurma özgürlüğü)

  1. Vatandaşlar, şiddeti teşvik etmeme ve amaçları ceza kanuna muhalif olmama koşuluyla, ön izin olmaksızın birlikte dernek kurma hakkına sahiptir.
  2. Dernekler amaçlarını serbestçe ve kamu makamlarının müdahalesi olmadan gerçekleştirirler ve kanunun belirttiği durumlar dışında ve mahkeme emri olmaksızın feshedilemezler ve faaliyetleri askıya alınamaz.
  3. Kimse bir derneğe zorla üye edilemez veya orada kalmak için herhangi bir şekilde zorlanamaz.
  4. Silahlı derneklere, askeri, askerileştirilmiş veya milis türü derneklere ve ırkçı veya faşist ideoloji sergileyen örgütlere izin verilmez.

Madde 47. (Meslek seçme ve Kamu Yönetimine girme hürriyeti)

  1. Herkes, kanunun genel kamu yararı adına koyduğu veya kendi yetenekleriyle ilgili kısıtlamalara tabi olarak, serbestçe bir meslek veya çalışma türü seçebilir.
  2. Her vatandaş, bir genel kural olarak rekabetçi bir istihdam süreci yoluyla, kamu yönetimine başvurmada eşit ve serbest hakka sahiptir.

Bölüm II.

Siyasi katılıma ilişkin haklar, hürriyetler ve teminatlar

 

Madde 48. (Siyasi yaşama katılma)

  1. Her vatandaş, doğrudan ya da serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla, siyasi yaşamda ve ülkenin kamu işlerinin yönetiminde yer alma hakkına sahiptir.
  2. Her vatandaşın, Devletin ve diğer kamu kurumlarının faaliyetleri hakkında nesnel olarak aydınlatılma ve kamu işlerinin yönetimi konusunda Hükümet ve diğer kamu kurumları tarafından bilgilendirilme hakkı vardır.

Madde 49. (Oy verme hakkı)

  1. Kanunun belirttiği ehliyetsizlikler dışında, onsekiz yaşına gelmiş her vatandaş oy verme hakkına sahiptir.
  2. Oy verme hakkı şahsen kullanılır ve medeni bir ödev oluşturur.

Madde 50. (Kamu görevi için aday olma hakkı)

  1. Her vatandaş herhangi bir kamu görevine aday olmak için serbest ve eşit hakka sahiptir.
  2. Kimse, siyasi haklarını kullanmaktan veya kamu görevinde bulunmaktan dolayı atamalarda, iş veya mesleki kariyer veya hak kazandığı sosyal yardımlarda zarara uğratılamaz.
  3. Seçimle gelinen görevlere adaylık hakkının yönetilmesinde, kanun sadece, hem seçmenin seçme özgürlüğünü ve bağımsızlığını hem de söz konusu görevlerin yerine getirilmesinde tarafsızlığı güvence altına alma ihtiyacıyla bazı seçilmeye engel durumları belirleyebilir.

Madde 51. (Siyasi dernekler ve partiler)

  1. Dernek kurma özgürlüğü, siyasi dernek kurma veya içlerinde yer alma ve bunlar vasıtasıyla halk iradesinin tecellisine ve siyasi iktidarın örgütlenmesine yönelik olarak müşterek ve demokratik çalışma hakkını içerir.
  2. Kimse aynı anda birden fazla partiye üye olamaz ve hiç kimse yasal olarak kurulmuş herhangi bir partiye üye olmadığı veya üyeliğini sona erdirdiği için herhangi bir hakkını kullanmaktan yoksun bırakılamaz.
  3. Parti programlarında vurguladıkları felsefe ve ideolojiye halel getirmeksizin, siyasi partiler, herhangi bir din veya kilise ile doğrudan ilgisi olan ifadeleri ihtiva eden isimleri veya ulusal veya dini simgelerle karıştırılabilecek amblemleri kullanamaz.
  4. Hiçbir parti, dini bir nitelik veya kapsama sahip bir isim veya parti programı ile kurulamaz.
  5. Siyasi partiler, şeffaflık, demokratik örgütlenme ve yönetim ve tüm üeyelerin katılımı ilkeleriyle yönetilir.
  6. Kanun, siyasi partilerin finansmanını düzenleyen, özellikle kamu kaynaklarıyla ilgili şartlar ve sınırlamaları ve varlıklarını ve hesaplarını halka açıklama gerekliliğiyle ilgili kuralları koyar.

Madde 52. (Dilekçe hakkı ve halk adına yargıya başvuru hakkı)

  1. Her vatandaş, hakkını, Anayasayı, kanunları veya kamu çıkarlarını korumak için, egemen güçlere, özerk bölgelerin özyönetim organlarına veya herhangi bir makama bireysel olarak veya başkalarıyla topluca dilekçe, açıklama, hak iddiası veya şikayet başvurusu yapma hakkına ve ayrıca makul bir süre içerisinde bu başvurusunun değerlendirme sonucunun kendisine bildirilmesi hakkına sahiptir.
  2. Kanun, toplu dilekçelerin Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin genel kurullarında değerlendirilme şartlarını belirler.
  3. Herkesin, kanunun belirleyeceği şartlarda, şahsen veya söz konusu çıkarları savunan dernekler yoluyla mağdur taraf ya da tarafların uygun tazminatı için başvuru hakkını da içermek üzere, halk adına yargıya başvurma hakkı vardır. Söz konusu hak özellikle şu amaçlar için kullanılır:
  4. a) Kamu sağlığına, tüketici haklarına, yaşam kalitesine veya çevrenin ve kültürel mirasın korunmasına karşı suçların önlenmesi, durdurulması veya soruşturulmasını teşvik etmek için;
  5. b) Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimlere ait mülkün korunması için.

Bölüm III.

İşçi hakları, özgürlükleri ve teminatları

 

Madde 53. (İş güvencesi)

İşçilere iş güvencesi verilir ve haklı sebep olmaksızın siyasi veya ideolojik sebeplerle işten çıkarma yasaktır.

Madde 54. (İşçi komiteleri)

  1. İşçiler, çıkarlarını savunmak ve şirket yaşamına demokratik müdahale için işçi komiteleri oluşturma hakkına sahiptir.
  2. İşçi komiteleri oluşturma kararları, komitenin tüzüğünü onaylayacak ve üyelerini doğrudan, gizli oylama yöntemiyle seçecek olan ilgili işçiler tarafından alınır.
  3. İşçilerin çıkarlarını teminat altına alma ve ekonomik yeniden yapılandırmaya müdahaleyi geliştirmek amacıyla koordinasyon komiteleri oluşturulabilir.
  4. Komite üyeleri sendika delegelerine tanınan yasal güvenceden yararlanırlar.
  5. İşçi komiteleri şu haklara sahiptir:
  6. a) Görevlerini yerine getirmek için gereken tüm bilgileri almak;
  7. b) İşletmelerin yönetimini izlemek;
  8. c) Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak veya çalışma koşulları değiştirilirken, işletmenin yeniden yapılanma sürecine katılmak;
  9. d) Sektörlerine yönelik iş mevzuatı ve ekonomik ve sosyal planların hazırlanmasında rol almak;
  10. e) İşletmelerin sosyal faaliyetlerini yönetmek veya yönetimine katılmak;
  11. f) Kanunların belirttiği şekilde, Devlete veya diğer kamu kurumlarına ait işletmelerin yönetim organlarına işçi temsilcileri seçilmesini teşvik etmek.

Madde 55. (Sendikal özgürlükler)

  1. İşçiler, hakları ve çıkarlarının korunmasında birlik sağlamanın koşulu ve güvencesi olarak sendika kurmak ve yürütmekte özgürdür.
  2. Sendika kurma ve yürütme özgürlüklerini kullanırken, işçilere, ayrım gözetmeksizin, özellikle aşağıdaki güvenceler verilir:
  3. a) Her seviyede sendika kurma özgürlüğü;
  4. b) Üye olma özgürlüğü. Hiçbir işçi üye olmadığı sendikaya aidat ödemeye zorlanamaz;
  5. c) Sendikaların örgütlenme ve iç yönetmeliklerini belirleme özgürlüğü;
  6. d) İşletmelerde sendikal faaliyetlere katılma hakkı;
  7. e) İlgili tüzüklerin belirlediği şekillerde siyasi görüş hakkı.
  8. Sendikalar, yönetim organlarının gizli oyla periyodik seçimine dayalı, herhangi bir yetkilendirme ve onay ihtiyacı olmaksızın demokratik örgütlenme ve yönetim ilkeleriyle yönetilir ve sendikal faaliyetin her alanında işçilerin aktif katılımıyla kurulur.
  9. Sendikalar, işverenler, Devlet, dini cemaatler ve partiler ve diğer siyasi birliklerden bağımsız olur ve kanun, çalışan sınıfın birliği için esas olan bu bağımsızlığa uygun güvenceler oluşturur.
  10. Sendikalar, uluslararası sendika kuruluşlarıyla ilişki kurma ve bunlara katılma hakkına sahiptir.
  11. İşçilerin seçilmiş temsilcileri, bilgilendirilme ve kendilerine danışılma ve işlevlerini meşru düzlemde gerçekleştirirken, koşullara, sınırlamalara ve kısıtlamalara boyun eğmemek için yeterli yasal koruma hakkını kullanır.

Madde 56. (Sendikal haklar ve toplu sözleşme)

  1. Sendikalar, temsil ettikleri işçilerin haklarını ve çıkarlarını savunmaktan sorumludur.
  2. Sendikalar şu haklara sahiptir:
  3. a) İş mevzuatının hazırlanmasında yer almak;
  4. b) Sosyal güvenlik kurumları ve işçilerin çıkarlarını gözeten diğer kuruluşların yönetiminde yer almak;
  5. c) Ekonomik ve sosyal plan üzerinde görüş bildirmek ve bunların uygulanmasını denetlemek;
  6. d) Kanunla belirtildiği üzere, sosyal uzlaşma organlarında temsil edilmek;
  7. e) Özellikle eğitim faaliyetleriyle ilgili olarak veya çalışma koşulları değiştirilirken, işletmenin yeniden yapılanma sürecinde yer almak;
  8. f) Sendikalar kanunla belirlendiği üzere güvence altına alınan toplu sözleşmeler yapma hakkını kullanmaktan sorumludur.
  9. g) Kanun, toplu iş sözleşmeleri yapma meşruiyetini ve bunların hükümlerinin geçerliliğini düzenleyen kuralları belirler.

Madde 57. (Grev hakkı ve lokavt yasağı)

  1. Grev hakkı güvence altındadır.
  2. İşçiler grevle savunulacak çıkarların kapsamını tanımlamaktan sorumludur ve kanun bu kapsamı sınırlamaz.
  3. Kanun, donanım ve tesislerin güvenliğini sağlamak için gerekli olan hizmetlerin ve grevler sırasında temel sosyal ihtiyaçların karşılanması için kaçınılmaz olan asgari düzeydeki hizmetlerin koşullarını tanımlar.
  4. Lokavt yasaktır.

 

 

Başlık III.

Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve ödevler

Bölüm I.

Ekonomik haklar ve ödevler

Madde 58. (Çalışma hakkı)

  1. Herkes çalışma hakkına sahiptir.
  2. Çalışma hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:
  3. a) Tam istihdam politikalarının uygulanması;
  4. b) İş ve meslek seçiminde eşit fırsatlar ve cinsiyete dayalı engellemeden, herhangi bir kadroya, işe veya mesleki kategoriye girmesini sınırlamadan kaçınmak için gerekli koşullar;
  5. c) İşçiler için kültürel ve teknik eğitim ve mesleki gelişim.

Madde 59. (İşçi hakları)

  1. Yaş, cinsiyet, ırk, vatandaşlık, köken, din ve siyasi ve ideolojik inançlarına bakılmaksızın, her işçi şu haklara sahiptir:
  2. a) Eşit işe eşit ücret ilkesine uygun olarak ve geçimini sağlamaya yetecek şekilde, hacmi, yapısı ve niteliğine göre yaptığı işin karşılığının ödenmesi;
  3. b) Çalışmanın, sosyal onurla uyumlu ve kişisel tatmin sağlayacak ve mesleki ve aile yaşamını bir arada götürmeyi mümkün kılacak şekilde örgütlenmesi;
  4. c) Güvenli, hijyen ve sağlıklı koşullarda çalışmak;
  5. d) Dinlenme ve boş zaman, iş gününün maksimum sınırı, haftalık dinlenme süresi ve periyodik ücretli tatiller;
  6. e) İsteği dışında işsiz kaldığında maddi yardım;
  7. f) İşle ilgili kaza veya meslek hastalığı mağduru olduğunda yardım ve adil tazminat;
  8. Devlet, işçilerin hakkı olan çalışma, hizmet karşılığı ve dinlenmeyle ilgili koşulları sağlamak için özellikle şunları yapmakla yükümlüdür:
  9. a) Özellikle işçilerin ihtiyaçları, geçinme maliyeti, üretim sektörlerinin geliştirdiği düzey, ekonomik ve mali istikrarın zorladığı şartlar ve kalkınma amaçlı sermaye birikimini dikkate alarak, asgari ücreti belirleme ve güncelleme.
  10. b) Çalışma saatlerinde ulusal sınırlar belirleme;
  11. c) Hamilelik ve doğum sonrası kadınlar, küçükler ve engelliler ve çalışma şartları özellikle ağır olan veya sağlıksız, zehirli veya tehlikeli ortamlarda çalışanlar için çalışmayla ilgili özel koruma;
  12. d) Sosyal kuruluşlar ile işbirliği içerisinde, dinlenme ve tatil merkezlerinden oluşan bir ağın sistematik olarak geliştirilmesinin sağlanması;
  13. e) Göçmen işçilerin çalışma koşullarını korumak ve sosyal yardımları güvence altına almak;
  14. f) Öğrenci işçilerin çalışma koşullarını korumak.
  15. Maaşlar, kanunla ortaya konulmuş özel güvencelere sahiptir.

Madde 60. (Tüketici hakları)

  1. Tüketiciler, tüketilen mal ve hizmetlerde, eğitim ve bilgide, sağlığın korunmasında, güvenlik ve ekonomik çıkarlarında iyi kalite ve uğradıkları zararlar için tazminat hakkına sahiptir.
  2. Reklamcılık kanunla düzenlenir ve gizli, dolaylı veya hileli her türlü reklam biçimi yasaktır.
  3. Tüketici dernekleri ve tüketim kooperatifleri, kanunda belirtilen, Devletten yardım alma, tüketicinin korunması konusunda dinlenme hakkına sahiptir ve üyelerini veya toplu veya kamu çıkarlarını kanuni müdafaa hakkı vardır.

Madde 61. (Özel şirketler, kooperatifler ve işçi yönetimi)

  1. Anayasa ve kanunların ve kamu yararı açısından belirlenen çerçevelerde serbestçe özel ekonomik girişim yapılabilir.
  2. Herkes kooperatifçilik ilkelerine uygun olarak, özgürce kooperatif kurma hakkına sahiptir.
  3. Kooperatifler kanunun belirlediği genel çerçevede serbestçe faaliyet gösterir ve gruplaşarak birlikler, federasyonlar ve konfederasyonlar ve kanunun öngördüğü diğer örgütleri oluşturabilirler.
  4. Kanun, Devletin ya da herhangi bir kamu kurumunun hissesinin olduğu kooperatifler için özel kuruluş şartları koyar.
  5. Kanunla ortaya konduğu üzere, işçi yönetimi hakkı olacaktır.

Madde 62. (Özel mülkiyet hakkı)

  1. Anayasanın orta koyduğu üzere, herkesin özel mülkiyete ve bunun yaşarken veya devrine aktarılmasına hakkı vardır.
  2. Kamu yararına el koyma ve kamulaştırma sadece kanunlar temelinde adil tazminat ödemesiyle yapılır.

Bölüm II.

Sosyal haklar ve ödevler

Madde 63. (Sosyal güvenlik ve dayanışma)

  1. Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
  2. Devlet, sendikalar, işçiler ve diğer yararlanıcıları temsil eden kuruluşların katılımı ile birlikte, birleşik ve merkezi olmayan bir sosyal güvenlik sistemini örgütlemek, koordine ve sübvanse etmekle görevlidir.
  3. Sosyal güvenlik sistemi, vatandaşları hastalıklarında, yaşlılıklarında ve sakatlandıklarında, dul veya yetim kaldıklarında ve ayrıca işlerini kaybettiklerinde veya geçinme araçlarını veya çalışma yeteneğini tamamen kaybettiklerinde veya sıkıntıya düştüklerinde korur.
  4. Kanunun belirttiği şekilde, çalışılan tüm dönemleri, hizmet edilen sektörden bağımsız olarak, yaşlılık ve malullük aylığı hesaplamalarında katkıda bulunur.
  5. Bu maddede ve 67/2b, 69, 70/1e, 71 ve 72’nci maddelerde yer verilen sosyal dayanışma hedeflerini gerçekleştirme amacıyla, Devlet, kanunlarda belirtildiği şekilde, kamu yararına olduğu kabul edilen yardım kurumlarını ve diğer kar gözetmeyen kurumların faaliyetlerini operasyonlarını destekler ve inceler.

Madde 64. (Sağlık)

  1. Herkes sağlığı koruma hakkına ve sağlığı savunma ve koruma ödevine sahiptir.
  2. Sağlığın korunması hakkı aşağıdaki yolla yerine getirilir:
  3. a) Kullanan vatandaşların ekonomik sosyal koşullarına özel dikkat göstererek, genel ve geniş kapsamlı ve ücretsiz olmaya yatkın bir ulusal sağlık hizmeti yardımıyla;
  4. b) Özellikle çocukların, gençlerin ve yaşlıların korunmasını güvence altına alan ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel koşulları oluşturarak; yaşam ve çalışma koşullarını sistematik olarak iyileştirerek ve ayrıca okulda diğer insanlar arasında beden sağlığı ve sporu teşvik ederek; ve hem insan sağlığı hem de hijyen eğitimini ve sağlıklı yaşam uygulamalarını geliştirerek.
  5. Sağlığın korunması hakkının kullanılmasını temin etmek için, Devletin birincil görevi aşağıdaki işlevleri üstlenmektir:
  6. a) Ekonomik durumundan bağımsız olarak, her vatandaşın koruyucu, tedavi edici ve iyileştirici tıbbi bakımdan yararlanmasını garanti etmek;
  7. b) Bütün ülkeyi rasyonel ve etkili biçimde kapsayan sağlık hizmetleri ve insan kaynaklarını garanti etmek;
  8. c) Sağlık hizmetleri ve ilaçların kamu finansmanı ile karşılanması yönünde çalışmak;
  9. d) Kamu ve özel sektöre ait sağlık kurumlarında yeterli verimlilik ve kalite standartlarını elde etmek üzere, tüzel ve özel tıp biçimlerini düzenlemek ve teftiş etmek ve ulusal sağlık hizmetleri ile bütünleştirmek.
  10. e) Kimyasal, biyolojik ve farmakolojik ürünler ile tedavi ve tanıda kullanılan diğer araçların üretim, dağıtım, pazarlama, satış ve kullanımını düzenlemek ve denetlemek;
  11. f) İlaçların kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi ve tedavisi için politikalar oluşturmak.
  12. Ulusal sağlık hizmeti, yerinden ve katılımcı bir yönetim sistemine sahip olacaktır.

Madde 65. (Konut ve şehir planlaması)

  1. Herkes, kendisi ve ailesi için, sağlıklı ve konforlu, kişi ve aile mahremiyetini muhafaza eden, yeterli büyüklükte bir mesken hakkına sahiptir.
  2. 2. Konut hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:
  3. a) Yeterli ulaşım ağı ve sosyal tesisin varlığını garanti eden şehir planlama belgeleriyle desteklenen genel şehir ve bölge planlama belgelerinde şekillendirilmiş bir konut politikasını planlama ve uyguılama;
  4. b) Özerk bölgeler ve yerel yönetimlerle işbirliği içinde düşük maliyetli sosyal konut inşaatını teşvik etme;
  5. c) Kamu yararına tabi olarak, özel inşaatı ve konut sahipliği veya kiralamayı canlandırma;
  6. d) Konut sorunlarını çözme yolunda çaba gösteren yerel girişimleri destekleme ve teşvik etme ve konut ve yapı kooperatiflerinin oluşumunu özendirme.
  7. Devlet, ailenin geliriyle uyumlu bir kiralama ve ferdi konuttan faydalanma sisteminin oluşturulması yönünde bir politika üstlenir.
  8. Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimler, özellikle planlama araçları ve şehir ve bölgenin planlamasıyla ilgili genel kanuni çerçeve içinde, şehir arazisinin işgali, kullanımı ve dönüştürülmesini düzenleyen kuralları belirler ve kamu yararına şehir planlama amaçlarını yerine getirmeye yönelik araziyi kamulaştırır.
  9. İlgili taraflar, şehir planlama araçlarının ve diğer şehir ve bölge planlama araçlarının hazırlanmasına katılma hakkına sahiptir.

Madde 66. (Çevre ve yaşam kalitesi)

  1. Herkesin sağlıklı ve ekolojik olarak dengeli bir yaşam çevresine sahip olma hakkı ve bunu savunma ödevi vardır.
  2. Devlet, sürdürülebilir kalkınma genel çerçevesi içinde çevre hakkını güvence altına almak için, ilgili kurumlar yoluyla eyleme geçerek ve vatandaşların katılımını sağlayarak şu görevleri üstlenir:
  3. a) Kirliliğin ve etkilerinin ve erozyonun zararlı biçimlerinin önlenmesi ve kontrol altına alınması;
  4. b) Doğru faaliyet alanı, dengeli sosyal ve ekonomik kalkınma ve doğal alanların geliştirilmesi amacıyla, şehir ve bölge planlaması yürütme ve geliştirme;
  5. c) Doğal parklar ve rekreasyon alanlarının oluşturulması ve geliştirilmesi ve doğanın korunmasını ve kültürel değerlerin ve tarihi ve sanatsal ilgi odağı varlıkların saklanmasını sağlayacak şekilde doğal alanların ve yerlerin korunması;
  6. d) Doğal kaynakların akılcı kullanımını teşvik etme, kuşaklararası dayanışma ilkesiyle, bu kaynakların kendilerini yenileme yeteneklerini güvence altına alma ve ekolojik istikrarı sürdürme.
  7. e) Yerel yönetimlerle birlikte hareket etme, özellikle mimari düzeyde ve tarihi alanların korunmasıyla ilgili olarak, şehir dışı yerleşimlerinin ve şehir yaşamının çevre kalitesini geliştirme.
  8. e) Çevre hedeflerinin çeşitli sektör politikalarıyla bütünleştirilmesini teşvik etme;

Çevre eğitimini ve çevreyle ilgili değerlere saygıyı geliştirme;

  1. f) Mali politikanın çevrenin ve yaşam kalitesinin korunması ile uyumlu kalkınmayı mümkün kılacak yapıda olmasını sağlama.

Madde 67. (Aile)

  1. Toplumda temel bir öğe olarak Aile toplum ve Devlet tarafından korunma hakkına ve aile üyelerinin kişisel tatmin sağlayabilmeleri için gerekli tüm koşulların etkin uygulanması hakkına sahiptir.
  2. Ailenin korunması için, Devlet özellikle şu açılardan sorumludur:
  3. a) Aile birimlerinin sosyal ve ekonomik bağımsızlığını geliştirme;
  4. b) Ulusal kreş ağının ve yaşlılar politikasıyla birlikte, aileyi destekleyecek diğer tesislerin oluşturulmasını teşvik etmek ve bunlardan yararlanmalarını garanti etmek;
  5. c) Çocuklarının eğitimi ile ilgili olarak velilerle işbirliği;
  6. d) Bireysel özgürlükle ilgili olarak, bilgi, yöntem ve araçlara erişimi teşvik ederek aile planlaması hakkını garanti etme, annelik ve babalığın bilinçli olarak planlanması için gerekli hukuki ve teknik düzenlemeleri yapma;
  7. e) İnsan onurunu koruyacak şekilde yardımla üremeyi düzenleme;
  8. f) Vergi ve sosyal yardımları ailenin giderleriyle paralel olarak düzenleme.
  9. g) Aileyi temsil eden derneklere danıştıktan sonra, evrensel ve bütünleşik bir aile politikası hazırlama ve uygulama;
  10. h) Çeşitli sektör politikalarını uyumlaştırarak, mesleki yaşamı ve aile yaşamı arasında uyumu sağlama.

Madde 68. (Babalık ve annelik)

  1. Özellikle çocukların eğitiminde, çocuklarıyla ilişkilerinde yeri doldurulamaz rollerini yerine getirirken, anneler ve babalar, medeni hayata katılımları ve kendi mesleki tatminlerini güvencesiyle birlikte, toplum ve Devletin koruması hakkına sahiptir.
  2. Annelik ve babalık toplumdaki saygın sosyal değerleri oluşturur.
  3. Kadınlar gebelikleri sırasında ve doğum sonrasında özel bakım hakkına sahiptir ve kadın işçiler ücretlerinden veya ayrıcalıklarından herhangi bir kayıp olmaksızın yeterli izin süresi hakkına sahiptir.
  4. Kanun anne ve babalara, çocukların yararına ve aile biriminin ihtiyaçları uyarınca, işten yeterli süre izin verilmesini düzenler.

Madde 69. (Çocukluk)

  1. Kesintisiz gelişmeleri amacıyla, çocuklar, özellikle her türlü terk edilme, ayrımcılık ve baskıya ve ailedeki veya başka herhangi bir kurumdaki kötüye kullanılan otoriteye karşı toplumun ve Devletin korumasına sahiptir.
  2. Devlet, yetim kalan, terk edilen veya normal bir aile ortamından yoksun olan çocuklar için özel koruma sağlar.
  3. Kanunun belirttiği şekilde, okul çağındaki küçüklerin çalışması yasaktır.

Madde 70. (Gençlik)

  1. Gençler, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından etkin biçimde yararlanmalarını sağlamak için, özellikle aşağıdaki konularda, özel olarak korunur:
  2. a) Eğitim, mesleki eğitim ve kültür;
  3. b) İlk işe girme, çalışma ve sosyal güvenlik;
  4. c) Konut edinme;
  5. d) Beden eğitimi ve spor;
  6. e) Boş zamanlarını geçirme;
  7. Gençlik politikasının öncelikli hedefleri, gençlerin kişiliğinin geliştirilmesi, aktif yaşamla etkin bütünleşmeleri için gerekli koşulların yaratılması, özgürce yaratıcılık sevgisi ve topluma hizmet duygusudur.
  8. Aileler, okullar, işletmeler, mahalle örgütleri, kültür dernekleri, vakıflar, kültür ve dinlenme grupları ile birlikte hareket ederek, Devlet söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi için gençlik organizasyonları ve uluslararası gençlik mübadelesini destekler ve teşvik eder.

Madde 71. (Engelli vatandaşlar)

  1. Bedensel veya ruhsal engelli vatandaşlar hakların tamamından yararlanır ve kendi durumlarının uygulamalarını veya yerine getirmelerini imkansız kıldıkları hariç, Anayasada yer alan ödevlere tabidir.
  2. Devlet, sakatlıkların önlenmesi ve tedavisi ve engelli vatandaşların rehabilitasyonu ve entegrasyonu ve ailelerine yardım sağlanması için ulusal bir politika üstlenir, toplumu eğitir ve bu vatandaşlara yönelik saygı ve dayanışma ödevlerini hatırlatır ve ebeveynlerinin veya vasilerinin haklarına ve görevleri saklı kalmak üzere, kendi haklarını etkin olarak kullanmalarını temin eder.
  3. Devlet, engelli vatandaşların örgütlerine destek olur.

Madde 72. (Yaşlılar)

  1. Yaşlıların, ekonomik güvenceye, konut ve kişisel özgürlüklerine saygı gösteren, yalnızlaşma veya toplumsal marjinalleşmeden kaçınan aile ve toplum yaşantısı açısından uygun koşullara sahip olma hakları vardır.
  2. Yaşlılar politikası, yaşlı insanlara, toplum yaşamına aktif katılım yoluyla şahsi tatmin için olanaklar sağlamaya yönelik ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli önlemleri içerir.

Bölüm III.

Kültürel haklar ve ödevler

 

Madde 73. (Eğitim, kültür ve bilim)

  1. Herkes eğitim ve kültür hakkına sahiptir.
  2. Devlet, eğitimin okulda ve diğer eğitim araçlarıyla, fırsat eşitliğine dayalı olarak, ekonomik, sosyal ve kültürel, eşitsizlikleri gidererek, kişiliğin gelişmesi, hoşgörü ruhu, karşılıklı anlayış, dayanışma ve sorumluluk, toplumsal ilerleme ve kamu yaşamında demokratik katılım için gerekli diğer koşulları oluşturarak demokratikleşmesini teşvik eder.
  3. Devlet, medya, kültür dernekleri, ve vakıflar, kültür ve rekreasyon grupları, kültürel miras dernekleri, mahalle dernekleri ve diğer kültürel kuruluşlarla birlikte hareket ederek, tüm vatandaşların kültürden yararlanmalarını ve kültür oluşturmalarını özendirerek, kültürün demokratikleşmesini teşvik eder.
  4. Devlet, özgürlüklerini ve özerkliklerini güvence altına alacak, rekabet güçlerini arttıracak, bilimsel kurumlar ve işletmeler arasında işbirliğini sağlayacak şekilde bilimsel araştırma ve üretimi ve teknolojik yenilikleri canlandırır ve destekler.

Madde 74. (Eğitim)

  1. Herkes eğitim hakkına ve fırsat eşitliği hakkına sahiptir ve okula gitme ve başarı güvence altına alınır.
  2. Eğitim politikasını uygularken Devletin görevleri şunlardır:
  3. a) Genel, zorunlu ve ücretsiz temel öğretimi sağlama;
  4. b) Kamusal okulöncesi eğitim sistemini oluşturma ve genel sistemi geliştirme;
  5. c) Sürekli eğitimi güvence altına alma ve cehaleti sona erdirme;
  6. d) Yeteneklerine göre her vatandaşın en üst düzeyde eğitim, bilimsel araştırma ve sanatsal üretimden yararlanmasını garanti etmek.
  7. e) Aşamalı olarak eğitimin her düzeyini ücretsiz yapma;
  8. f) Okulları hizmet ettikleri toplumun içine sokmak ve eğitim ve ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler arasında bağlar kurmak;
  9. g) Engelli vatandaşların eğitime erişmelerini sağlama, teşvik etme ve gerekli olduğunda özel eğitimi destekleme;
  10. h) Eğitim ve fırsat eşitliğinden yararlanma aracı ve kültürün ifadesi olarak Portekizce işaret dilini koruma ve geliştirme;
  11. i) Göçmenlerin çocuklarının Portekiz dilini öğrenmelerini ve Portekiz kültüründen faydalanmalarının sağlanması;
  12. j) Göçmen çocukların eğitim hakkından etkin yararlanmalarını mümkün kılmak için yeterli destek almalarının sağlanması.

Madde 75. (Kamu, özel ve müşterek eğitimi)

  1. Devlet nüfusun tamamının ihtiyaçlarını karşılayacak kamu eğitim kurumları ağını oluşturur.
  2. Devlet, kanunda tanımlandığı üzere, özel ve müşterek eğitimi tanır ve destekler.

Madde 76. (Üniversite ve yüksek öğretimden yararlanma)

  1. Üniversite ve diğer yüksek öğretim kurumlarından yararlanmayı düzenleyen kurallar eğitim sisteminde fırsat eşitliğini ve demokrasiyi güvence altına alır, ülkenin nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması, eğitim, kültür ve bilimsel düzeyin yükseltilmesi için gereken dikkati gösterir.
  2. Kanunda belirtildiği üzere, eğitim kalitesinin yeterince değerlendirilmesi saklı kalmak üzere, üniversiteler kendi tüzüklerini hazırlayabilir ve bilimsel, eğitsel, idari ve mali özerklikten yararlanabilir.

Madde 77. (Eğitimde demokratik katılım)

  1. Kanunda belirtildiği üzere, öğretmenler ve öğrenciler okulların demokratik yönetimine katılma hakkına sahiptir.
  2. Kanun, öğretmen, öğrenci, veli derneklerinin, toplulukların ve bilimsel kurumların eğitim politikasının hazırlanmasında katkı biçimlerini düzenler.

Madde 78. (Kültürden yararlanma ve kültürü oluşturma)

  1. Herkesin, kültürel mirası koruma, savunma ve geliştirme ödeviyle birlikte, kültürden yararlanma ve kültür oluşturma hakkı vardır.
  2. Tüm kültürel kurumlarla birlikte hareket ederek, Devlet şunları yapmakla yükümlüdür:
  3. a) Tüm vatandaşların kültürel faaliyetleri için gerekli araç ve yollara erişimini özendirme, temin etme ve bu açıdan ülkede mevcut eşitsizlikleri düzeltme.
  4. b) Birçok biçim ve ifade de bireysel ve ortak üretimi kamçılayan ve yüksek kalitede kültürel çalışmalar ve ürünlerle daha fazla dolaşımı canlandıran girişimleri destekleme;
  5. c) Kültürel mirasın korunmasını ve geliştirilmesini teşvik etme ve kültürel mirası ortak kültürel kimlik aşılayan bir öğe haline getirmek.
  6. d) Tüm halklarla, özellikle de Portekizce konuşanlarla, kültürel ilişkileri geliştirme ve yurtdışında Portekiz kültürünün himaye ve teşvik edilmesini sağlama;
  7. e) Kültür politikasının diğer sektör politikalarıyla koordinasyonu.

Madde 79. (Beden eğitimi ve spor)

  1. Herkes beden eğitimi ve spor hakkına sahiptir.
  2. 2. Devlet, okullar ve spor dernekleri ve gruplarıyla birlikte hareket ederek, beden eğitimi ve spor uygulamasını, yayılmasını teşvik etmek, canlandırmak, rehberlik etmek ve desteklemekle ve sporda şiddeti önlemekle yükümlüdür.

Kısım II.

Ekonominin teşkilatlanması

Başlık I.

Genel ilkeler

 

Madde 80. (Temel ilkeler)

Toplum ve ekonomi aşağıdaki ilkeler temelinde teşkilatlanır:

  1. a) Ekonomik güç, demokratik siyasi iktidara tabidir;
  2. b) Kamu, özel ve kooperatif ve sosyal sektörler, üretim araçlarının mülkiyeti içinde bir arada olacaktır;
  3. c) Bir karma ekonominin genel çerçevesi içinde, teşebbüs ve örgütlenme özgürlüğü vardır;
  4. d) Kamu yararı gerektirdiğinde, doğal kaynaklar ve üretim araçları kamu tarafından sahiplenilir;
  5. e) Ekonomik ve sosyal kalkınma demokratik olarak planlanır;
  6. f) Kooperatif ve sosyal sektör üretim araçlarının mülkiyeti ile ilgili olarak korunmadan faydalanırlar;
  7. g) İşçilerin temsil örgütleri ve işletmeleri temsil eden örgütler temel ekonomik ve sosyal tedbirlerin tanımlanmasına katılır.

Madde 81. (Devletin temel görevleri)

Ekonomik ve sosyal alanda Devletin birincil görevi şunlardır:

  1. a) Sürdürülebilir bir kalkınma stratejisinin genel çerçevesi içinde, halkın sosyal ve ekonomik refahı ve yaşam kalitesini, özellikle de en yoksun kişilerin yaşam kalitesini arttırmak;
  2. b) Sosyal adaleti teşvik etmek, fırsat eşitliği sağlamak ve maliye politikası sayesinde özellikle servet ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderecek gerekli düzeltmeleri yapmak;
  3. c) Özellikle kamu sektörünün verimliliğini sağlamak için her türlü çabayı göstererek, üretim güçlerinin tam kullanımını sağlamak;
  4. d) Her sektörde ve bölgede dengeli bir büyüme yönünde gelişmeye rehberlik ederek, şehirler ve kırsal kesim arasındaki ve kıyı şeridi ve iç bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıkları ortadan kaldırarak tüm ülkenin ekonomik ve sosyal uyumunu arttırmak;
  5. e) Özerk bölgelerin ada olmalarından kaynaklanan eşitsizliklerin düzeltilmesini teşvik ve söz konusu bölgelerin ulusal veya uluslararası kapsamda daha geniş ekonomik alanlarla aşamalı olarak bütünleşmesini teşvik etmek;
  6. f) Piyasaların, işletmeler arasında dengeli bir rekabeti güvence altına alacak şekilde faaliyet göstermelerini sağlamak, tekelci teşkilatlanma biçimlerine karşı koymak ve başat konumların kötüye kullanılmasını ve kamunun çıkarlarına zarar veren diğer uygulamalarını baskılamak;
  7. g) Her zaman ulusal bağımsızlık ve hem Portekiz halkı hem de ülke ekonomisinin çıkarlarını korurken tüm halklarla ekonomik ilişkileri geliştirmek;
  8. h) Çok büyük arazileri küçültmek ve küçük çiftlikleri yeniden yapılandırmak;
  9. i) Tüketici hakları ve çıkarlarını garanti altına almak;
  10. j) Ekonomik ve sosyal kalkınmayı demokratik olarak planlamak için gerekli yasal ve teknik araçları oluşturmak;
  11. l) Ülkenin kalkınmasını savunan bir bilim ve teknoloji politikasının varlığını güvence altına almak;
  12. m) Enerji alanındaki uluslararası işbirliğini teşvik ederken, doğal kaynaklar ve ekolojik dengeyi koruyan milli bir enerji politikası benimsemek;
  13. n) Su kaynaklarının kullanılması, planlanması ve akılcı yönetimi için ulusal bir su politikası benimsemek.

Madde 82. (Üretim araçlarına sahip sektörler)

  1. Üretim araçlarına, üç sektör tarafından birlikte sahip olunması güvence altına alınır.
  2. Kamu sektörü, Devlet veya kamu kurumları yönetiminde olması doğru olan üretim araçlarını elinde bulundurur.
  3. Aşağıdaki fıkranın hükümleri saklı kalmak üzere, özel sektör, bireylerin veya özel grupların yönetiminde olması doğru olan üretim araçlarına sahip olur.
  4. Kooperatif sektörü özellikle şunlardan oluşur:
  5. a) Kanunun, kamu sektörünün hissesinin olduğu ve bu yüzden özel yapıları olan kooperatifler için belirlediği özel hükümler saklı kalmak üzere, kooperatif ilkelerine göre kooperatiflerin sahip olduğu ve yönettiği üretim araçları.
  6. b) Yerel toplulukların sahip olduğu ve yönettiği topluluk üretim araçları;
  7. c) İşçi ortak girişimlerinin işlettiği üretim araçları;
  8. d) Öncelikli amacı yardım olan, kar amacı gütmeyen tüzel kişilerce sahip olunan ve yönetilen üretim araçları.

Madde 83. (Kamulaştırma için gerekenler)

Kanun, üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla ilgili olarak, uygulanabilir tazminat kriterlerini de belirleyerek, gerekli araç ve biçimleri ortaya koyar.

Madde 84. (Kamu malı)

  1. Aşağıdakiler kamuya aittir:
  2. a) Yatakları ve bitişik deniz yatağı ile birlikte kara suları ve yataklarıyla birlikte, seyir ve gelir elde etmeye uygun göller, lagünler ve suyolları;
  3. b) Mülkiyet veya yüzey hakları için tanınan sınırın üzerindeki, Portekiz toprakları üzerindeki hava sahası;
  4. c) Geleneksel olarak inşaatta kullanılan kayalar, sıradan toprak ve diğer malzemeler hariç, maden yatakları, mineral ve şifalı su kaynakları ve toprak altında doğal yeraltı boşlukları;
  5. d) Yollar;
  6. e) Ulusal demiryolu hatları;
  7. f) Kanunun bu sınıfa sokabileceği diğer mülkiyet.
  8. Kanun, hangi mülkün Devlete ait kamu malı, hangisinin özerk bölgelerin kamu malı ve hangisinin yerel yönetimlerin malı olduğunu ve ayrıca, bunların kullanım koşul ve şartlarını ve sınırlarını belirler.

Madde 85. (Kooperatifler ve işçi-yönetimi deneyleri)

  1. Devlet kooperatiflerin kurulmasını teşvik eder ve faaliyetlerini destekler.
  2. Devlet, kooperatiflerin yararlanacağı bütçe ve mali yardımları ve kredi kullanma ve teknik yardımda tercihli koşul ve şartları belirler.
  3. Devlet tutarlı işçi-yönetim deneylerine destek olur.

Madde 86. (Özel işletmeler)

  1. Devlet, özellikle küçük ve orta büyüklükte işletmeler olmak üzere, işletmelerin faaliyetlerini teşvik eder ve özellikle ekonominin genel çıkarlarına hizmet eden faaliyetlerle uğraşan işletmeler başta olmak üzere, ilgili yasal yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetler.
  2. Devlet sadece, genel bir kural olarak önceden bir yargı kararına istinaden, kanunun açıkça belirttiği durumlarda, geçici olarak özel işletmelerin yönetimine müdahale eder.
  3. Kanun, özel işletmelerin ve benzer yapıda diğer kuruluşların yasaklandığı ana sektörleri belirler.

Madde 87. (Yabancıların ekonomik faaliyeti ve yatırımı)

Kanun, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunduklarından emin olmak, ulusal bağımsızlığı ve işçilerin çıkarlarını savunmak amacıyla, yabancı özel bireylerin ve tüzel kişilerin ekonomik faaliyetlerini ve yatırımlarını düzenler.

Madde 88. (Terk edilen üretim araçları)

  1. Terk edilen üretim araçları, kanunun koyduğu kural ve şartlar altında istimlak edilebilir. Göçmen işçilerin mülkiyetleriyle ilgili özel durum da kanun tarafından dikkate alınır.
  2. İyi bir neden olmadan terk edilmiş olan üretim araçları da kanunun belirleyeceği için şartlar altında zorunlu kira veya işletme imtiyazlarına konu olabilir.

Madde 89. (İşçilerin yönetime katılımı)

Kamu sektöründe üretim birimlerinin işçileri söz konusu birimlerin yönetimine etkin katılımı sağlanır.

Başlık II.

Planlar

Madde 90. (Hedefler)

Ekonomik ve sosyal kalkınma planlarının amacı ekonomik büyüme, sektör ve bölgelerin uyumlu ve entegre gelişmesi, milli hasılatın kişiler arasında ve bölgeler arasında adil bölüşümü, sosyal, eğitim ve kültür, ekonomi politikası ile koordinasyonu, kırsal kesimin savunulması, ekolojik dengenin korunması, çevrenin ve Portekiz halkının yaşam kalitesinin korunmasının teşvik etmektir.

Madde 91. (Planların hazırlanması ve uygulanması)

  1. Ulusal planlar, ana seçenekleri düzenleyen kanunlar çerçevesinde hazırlanır ve bir coğrafi sektörel kapsamda özel programlar içerebilir.
  2. Hükümetin ana seçeneklerle ilgili kanun tasarıları, bunlarla gerekçeleri ortaya koyan raporlarla birlikte sunulur.
  3. Ulusal planlar, ademi merkeziyetçi, bölgesel ve sektörel bazda uygulanır.

Madde 92. (Ekonomik ve Sosyal Konsey)

  1. Ekonomik ve Sosyal Konsey, ekonomik ve sosyal politika alanında danışma ve uyumdan sorumlu organdır ve ana seçenekleri ve ekonomik sosyal kalkınma planlarının hazırlanmasında yer alır ve ayrıca kanunun vereceği diğer görevleri yerine getirir.
  2. Kanun, özellikle hükümet temsilcileri, işçi, iş faaliyetleri ve aileleri, özerk bölgeler ve yerel yönetimleri temsil eden örgütleri içeren Ekonomik ve Sosyal Konseyin oluşumunu belirler.
  3. Kanun aynı zamanda, Ekonomik ve Sosyal Konseyin teşkilatlanma ve faaliyet şeklini ve üyelerinin statülerini ve rolünü belirler.

Başlık III.

Tarım, ticaret ve sanayi politikaları

Madde 93. (Tarım politikası hedefleri)

  1. Tarım politikasının amaçları şunlardır:
  2. a) Tarıma yeterli altyapı ile rekabet ortamında bir artış yönünde çalışacak insan, teknik ve mali kaynaklar sağlayarak tarımsal üretim ve verimliliği artırmak ve ürünlerin kalitesini, etkili pazarlama ve satışını ve ülke için gelişmiş bir arz ve ihracattaki artışı sağlamak;
  3. b) Tarım işçilerinin ekonomik, sosyal ve kültürel durumunun iyileştirilmesini, kırsal kesimin kalkınmasını, arazi sahipliği yapısının rasyonel hale getirilmesini, işletme sisteminin modernizasyonu, arazilerin ve arazide kullanılan diğer üretim araçlarını işleyenler tarafından sahiplenilmesi veya mülkiyetinin açılmasını teşvik etmek;
  4. c) Tarım işçileri ve diğer işçiler arasında gerçek eşitlik elde etmek için koşulları oluşturmak ve tarım sektörünün diğer sektörlerle alışverişinde dezavantajlı olmasını önlemek;
  5. d) Toprak ve diğer doğal kaynakların akılcı kullanımı ve yönetimini sağlamak ve yenilenme kapasitelerini korumak;
  6. e) Çiftçilerin birlik oluşturmalarını ve toprağı doğrudan kendilerinin işlemelerini özendirmek.
  7. Devlet, ülkenin çevreyle ilgili ve sosyal faktörleri ile uyumlu olarak, tarımsal planlama ve reorganizasyon ve ormancılık kalkınma politikasını teşvik eder.

Madde 94. (Çok büyük arazilerin küçültülmesi)

  1. Kanun, tarım politikası hedefleri açısından, aşırı derecede büyük tarım arazilerinin yeniden boyutlandırılmasını düzenler ve kamulaştırma durumunda, toprak sahiplerine hakları olan tazminatın ödenmesini ve kendi çiftlikleri için geçimlerini sürdürebilecekleri makul büyüklükte toprak bırakılmasını sağlar.
  2. Söz konusu arazinin etkin ve rasyonel kullanılıp kullanılamadığına karar vermek amacıyla, tam tapuyu vermeden önceki deneme süresi şartı saklı kalmak üzere, kamulaştırılan arazi, kanunun belirttiği şekilde, sahiplik veya kiralık olarak küçük çiftçilere -tercihan aile çiftlik birimlerine-, tarım işçilerinin kooperatiflerine veya işçilerin işlettiği diğer biçimlere devredilir.

Madde 95. (Küçük çiftlikleri yeniden boyutlandırma)

Kanunun belirttiği üzere sahiplik hakkı saklı kalmak üzere, Devlet, tarım politikası hedefleri açısından uygun olan boyuttan daha küçük olan çiftlik birimlerinin, özellikle hukuki, mali ve yapısal veya sadece ekonomik entegrasyon için kredi teşvikleri yoluyla ve özellikle bir kooperatif şeklinde veya parselleri bir araya getirmek için tasarlanmış ölçülerle yeniden boyutlandırılmasını teşvik eder.

Madde 96. (Sahibi olmayan arazilerinin kullanım şekilleri)

  1. Kanun, çiftçinin güvenlik ve meşru çıkarlarını garanti altına alacak bir şekilde, sahibi olmayan arazilerin kiralama ve diğer kullanım şekillerini biçimlendiren kuralları düzenler.
  2. Ücretli tarım ve koloni sistemi yasaktır ve çiftçilerin tarımsal ortaklık sistemine etkili bir şekilde son vermek için gereken koşullar oluşturulur.

Madde 97. (Devlet yardımı)

  1. Devlet, tarım politikası hedeflerini gerçekleştirmek için, küçük ve orta büyüklükte çiftçilere, özellikle aile çiftliği birimlerine entegre olduklarında, yalnız veya kooperatif ortağı olduklarında ve ayrıca tarım işçilerinin kooperatiflerine ve işçilerin işlettiği diğer biçimlere tercihli yardım sağlar.
  2. Bu tür Devlet yardımı, özellikle şunlardan oluışur:
  3. a) Teknik destek verme;
  4. b) Pazarlama formlarının oluşturulması, yukarı ve aşağıya doğru üretimden satış desteği;
  5. c) Öngörülemeyen veya kontrol edilemeyen iklim veya bitki hastalıklarından kaynaklanan risklerin kapsamı için destek;
  6. d) Özellikle üretici, satış, işleme ve hizmet kooperatifleri ve işçilerin işlettiği diğer biçimleri oluşturarak, tarım işçileri ve çiftçilerin birlikler oluşturması ve bunlara katılmasını özendirmek için teşvik etme.

Madde 98. (Tarım politikasının hazırlanmasına katılım)

Tarım işçilerinin ve çiftçilerin tarım politikasının hazırlanmasına katılımı kendilerini temsil eden örgütleri aracılığıyla sağlanır.

Madde 99. (Ticaret politikası hedefleri)

Ticaret politikasının hedefleri şunlardır:

  1. a) Ticari kuruluşlar arasında sağlıklı rekabet;
  2. b) Dağıtım devrelerinin rasyonalizasyonu;
  3. c) Spekülatif faaliyetler ve kısıtlayıcı ticari uygulamalarla mücadele etmek;
  4. d) Dış ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi;
  5. e) Tüketicinin korunması.

Madde 100. (Sanayi politikası hedefleri)

Sanayi politikasının hedefleri şunlardır:

  1. a) Modernleşme, sosyal ve ekonomik çıkarları, Portekiz ekonomisinin uluslararası entegrasyonu genel çerçevesi içinde sanayi üretiminde artış;
  2. b) Endüstriyel ve teknolojik yeniliği güçlendirme;
  3. c) Endüstriyel işletmelerin rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması;
  4. d) Genel olarak, küçük ve orta ölçekli işletmelere istihdam yaratan ve ihracatı artıran veya ithalatı ikame eden girişim ve işletmelere destek;
  5. e) Portekiz işletmelerine uluslararası tanıtım desteği.

Başlık IV.

Maliye ve bütçe sistemi

Madde 101. (Mali sistem)

Mali sistem, tasarrufların toplanmasını, mevduatı, ekonomik ve sosyal kalkınma için gerekli mali kaynakların uygulanmasını garanti edecek şekilde, kanunla yapılandırılır.

Madde 102. (Portekiz Bankası)

Portekiz Bankası ulusal merkez bankasıdır ve kanunla belirlenen ve Portekiz Devletinin bağlı olduğu uluslararası kurallara uygun olarak fonksiyonlarını yerine getirir.

Madde 103. (Bütçe sistemi)

  1. Bütçe sistemi Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının mali ihtiyaçlarını karşılamayı, gelir ve servetin adil dağılımını sağlamayı amaçlar.
  2. Vergiler, uygulanabilirliğini ve oranını, mali faydaları ve mükelleflere tahakkuk eden teminatları belirleyen kanunlarla oluşturulur.
  3. Kimse, Anayasaya uygun olarak oluşturulmayan, geriye dönük olarak, ya da kanun tarafından konulmayan veya toplanmayan vergileri ödemek zorunda değildir.

Madde 104. (Vergiler)

  1. Kişisel gelir vergisi, eşitsizlikleri azaltmayı amaçlar, tek ve kademelidir, aile ihtiyaçları ve gelirlerini dikkate alır.
  2. İşletmeler temelde gerçek gelirleri üzerinden vergilendirilir.
  3. Varlıkların vergilendirilmesi vatandaşlar arasında eşitliğe katkıda bulunur.
  4. Tüketim vergisi tüketim yapısının ekonomik kalkınma ve sosyal adaletin gereklerindeki değişikliklere uyum sağlamasını amaçlar ve lüks tüketim mallarının bedelini yükseltir.

Madde 105. (Bütçe)

  1. Devlet bütçesi şunları içerir:
  2. a) Özerk fonlar ve dairelerinki de dahil olmak üzere Devletin gelir ve gider dökümü;
  3. b) Sosyal güvenlik bütçesi.
  4. Bütçe, ana planlama seçeneklerine uygun olarak, hukuki ve anlaşmalara dayalı yükümlülükler ışığında düzenlenir.
  5. Bütçe, tek bir bütçeden oluşur, gizli ödenek ve fonların varlığına engel olacak şekilde, harcamaları teşkilat ve fonksiyonel sınıflandırmaya göre ortaya koyar. Ayrıca programlarla da yapılandırılabilir.
  6. Bütçe, harcamaları karşılamak için gerekli gelirleri öngörür ve kanun, bütçenin uygulanmasını düzenleyen kuralları, kamu kredilerinin kullanımını düzenleyen şartları ve koşulları ve bütçenin tam olarak uygulanması amacıyla, Cumhuriyet Meclisinin kabul ettiği her bir bütçe programının organizasyon başlıklarındaki bütçe uygulaması sırasında Hükümet tarafından yapılabilecek değişiklikleri düzenleyen kriterleri belirler.

Madde 106. (Bütçenin hazırlanması)

  1. Bütçe Kanununun düzenlenmesi, oylanması ve uygulanması, özerk fonların ve dairelerin bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını düzenleyen kuralları da içeren çerçeve kanuna uygun olarak yapılır.
  2. Bütçe kanunu tasarısı, kanunun belirleyeceği zaman sınırları içerisinde sunulur ve oylanır ve kanun bu zaman sınırlarına uyulamadığında benimsenecek süreçleri belirler.
  3. Bütçe tasarısıyla birlikte sunulacak raporlar:
  4. a) Bütçe üzerinde bir etkiye sahip temel makroekonomik göstergelerin gelişimine ilişkin tahminlerin yanı sıra, para arzının ve kaynağının gelişimi;
  5. b) Önceki Bütçeye göre gelir ve gider tahminlerindeki farklılaşmanın gerekçeleri;
  6. c) Kamu borçları, hazine işlemleri ve hazine hesapları;
  7. d) Özerk fonların ve dairelerin durumu;
  8. e) Özerk bölgelere ve yerel yönetimlere fon transferleri;
  9. f) Portekiz ile diğer ülkeler arasındaki mali transferlerin önerilen bütçeye etkileri;
  10. g) Mali yardımlar ve ardından gelen gelirdeki azalma tahmini.

Madde 107. (Denetim)

Bütçe uygulaması Sayıştay ve Cumhuriyet Meclisi tarafından denetlenir.  Sayıştaydan görüş alındıktan sonra, Cumhuriyet Meclisi, sosyal güvenlik hesapları da dahil olmak üzere, Genel Devlet Hesaplarını görüşür ve oylar.

Kısım II.

Siyasi iktidarın teşkilatlanması

Başlık I.

Genel ilkeler

Madde 108. (İktidarın kaynağı ve kullanılması)

Siyasal iktidar halka aittir ve Anayasaya uygun olarak kullanılır.

Madde 109. (Vatandaşın siyasete katılımı)

Erkek ve kadınların siyasete doğrudan ve aktif katılımı, demokratik sistemin yerleşmesi için temel bir araçtır ve kanun hem medeni ve siyasi hakların kullanılmasında eşitlik hem de siyasi görevlere seçilmede cinsiyete dayalı ayrımcılığın olmamasını teşvik eder.

Madde 110. (Egemenlik yetkisini kullanan kuvvetler)

  1. Egemenlik yetkisini kullanan organlar Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi, Hükümet ve mahkemelerden oluşur.
  2. Egemenlik yetkisinin oluşumu, yapısı, sorumlulukları ve organlarının yetkisi ve işleyişi Anayasa ile belirlenir.

Madde 111. (Kuvvetler ayrılığı ve birbirine bağımlılık)

  1. Egemenlik yetkisini kullanan organlar, Anayasada belirtildiği üzere ayrı ve birbirine bağımlıdır.
  2. Anayasa ve kanunlar tarafından açıkça belirtilen durumlar dışında, egemenlik yetkisini kullanan hiçbir organ ve özerk bölgeye veya yerel yönetimlere ait hiçbir organ yetkilerini başka organlara devredemez.

Madde 112. (Mevzuat)

  1. Mevzuat; kanunlar, idari kanunlar ve bölgesel kanun hükmünde kararnamelerden oluşur.
  2. Yasama yetkisi altında kanunlaşan idari kanunların ve hukuki rejimlerin genel esaslarını geliştiren kanunların tekabül ettikleri kanuna tabi olmaları dışında, kanunlar ve idari kanunlar aynı yetkiye sahiptir.
  3. Teşkilat kanunları, üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi gereken kanunlar ve Anayasaya göre diğer kanunlar için zorunlu kanuni ön şart olan kanunlar veya başka kanunların uyması gereken diğer kanunlar daha üst yetkiye sahiptir.
  4. 227’nci maddenin 1/b ve 1/c hükümleri saklı kalmak üzere, kanun hükmünde kararnamelerin bölgesel kapsaması vardır ve egemenlik yetkisini kullanan organların münhasıran sorumluluklarında olmayan, söz konusu özerk bölgenin siyasi ve idari statüsünde ortaya konulan konuları ele alır.
  5. Hiçbir kanun, başka kategoride mevzuat oluşturamaz veya diğer kanun türlerine, hükümlerini üçüncü tarafları ilgilendiren etkiler doğuracak şekilde yorumlama, entegre etme, değiştirme, askıya alma veya yürürlükten kaldırma yetkisi vermez.
  6. Hükümet yönetmelikleri, düzenlendikleri kanun öyle gerektirdiğinde ve bağımsız düzenlemeler durumunda, düzenleyici emir şeklini alır.
  7. Yönetmelikler, düzenlenmesi amaçlanan veya onları çıkaran öznel ve nesnel yetkiyi ortaya koyan kanunları açıkça belirtir.
  8. Avrupa Birliği mevzuatının ve diğer hukuki fiillerin iç hukuk sistemine aktarılması ancak bir kanun, bir idari kanun veya yukarıdaki 4’üncü fıkra uyarınca bir bölgesel kanun hükmünde kararname ile olur.

Madde 113. (Seçim kanununun genel esasları)

  1. Genel kural olarak, egemenlik yetkilerini kullanan organların, bölgesel yönetimlerin ve yerel yönetimlerin memurları doğrudan, gizli ve periyodik seçimle atanır.
  2. 15’inci maddenin 4 ve 5’inci fıkraları ve 121’inci maddenin 2’nci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, seçim kaydı vatandaşın girişimiyle, zorunlu ve daimi olur ve doğrudan, genel oyla yapılan tüm seçimler için tek bir kayıt sistemi bulunur.
  3. Seçim kampanyaları aşağıdaki esaslara göre yürütülür:
  4. a) Propaganda özgürlüğü;
  5. b) Tüm adaylara eşit fırsat ve muamele;
  6. c) Kamu kuruluşlarının tüm adaylara karşı tarafsızlığı;
  7. d) Şeffaflık ve seçim hesaplarının denetimi.
  8. Vatandaşların, kanunun belirlediği şekilde, seçim yetkilileri ile işbirliği yapma ödevi vardır.
  9. Atılan oylar nispi temsil ilkesine uygun olarak sandalyeye dönüşür.
  10. Doğrudan oya dayalı bir mesleki organı fesheden herhangi bir kanun da yeni bir seçim için tarih belirler. Bu seçimleri takip eden altmış gün içinde ve fesih sırasında yürürlükte olan seçim kanununa göre yapılır, yapılmadığı takdirde seçim kanunu geçersiz olur.
  11. Seçim yasalarının doğruluğu ve geçerliliği hakkında karar verme yetkisi mahkemelere aittir.

Madde 114. (Siyasi partiler ve muhalefet hakkı)

  1. Siyasi partiler, genel, doğrudan oy ile seçilen organlarda, seçim sonuçlarının oranlarına göre sandalye elde ederler.
  2. Anayasa ve kanun tarafından belirlendiği üzere, azınlıklar demokratik muhalefet hakkına sahiptir.
  3. Cumhuriyet Meclisinde sandalyesi olan ancak Hükümette yer almayan siyasi partilerin, kamu yararını ilgilendiren temel konulardaki durum ve gelişmelerle ilgili olarak Hükümet tarafından düzenli olarak bilgilendirilme hakkı vardır. Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinde veya doğrudan seçilmiş meclislerde sandalyesi olan siyasi partiler, yürütmede yer almıyorlarsa söz konusu yürütmelerle ilgili aynı hakka sahiptir.

Madde 115. (Referandumlar)

  1. Anayasa ve kanunla öngörüldüğü ve belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetin kendi sorumluluk alanlarına düşen konularla ilgili bir önerilerin ardından Cumhurbaşkanı, Portekiz topraklarında kayıtlı seçmen vatandaşları, referandumla doğrudan ve bağlayıcı olarak kendilerini ifade etmeye davet edebilir.
  2. Referandumlar, ayrıca Cumhuriyet Meclisine bir talepte bulunan vatandaşların girişimiyle de düzenlenebilir. Bu tür istekler kanunda belirlenen şartlar altında ve zaman sınırları içinde sunulur ve değerlendirilir.
  3. Referandum, Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetin, uluslararası bir anlaşma veya bir kanunu kabul ederek karar vermesi gereken ulusal çıkarlarla ilgili önemli konularla sınırlıdır.
  4. Aşağıdakiler referanduma tabi olmaz:
  5. a) Anayasadaki değişiklikler;
  6. b) Bütçe, vergi veya mali içerikli kanunlar;
  7. c) İzleyen fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, 161’inci maddede öngörülen konular;
  8. d) i) bendindeki hükümler saklı kalmak üzere, 164’üncü maddede öngörülen konular.
  9. Önceki fıkra hükümleri, barış veya sınırların değiştirilmesi konuları dışında, 161’inci maddenin i) fıkrası uyarınca ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konuların referanduma götürülmesine engel değildir.
  10. Her referandum sadece tek konuyu ele alır. Sorular nesnel, açık ve nettir ve evet veya hayır cevabı ister ve kanunda belirtilecek azami sayıyı geçmez. Kanun ayrıca referandumun kurgulanmasını ve yapılmasını düzenleyen diğer şartları da belirler.
  11. Egemenlik yetkilerini kullanan organlar için genel seçimler, özerk bölgelerin özyönetim organları için seçimler, yerel yönetim organları için seçimler ve Avrupa Parlamentosu üyeleri için seçimler arasında ve bu seçimlerin yapıldıkları tarihlerde referandum çağrısı veya oylaması yapılmaz.
  12. Cumhurbaşkanı, kendisine Cumhuriyet Meclisi veya Hükümetten sunulan taslak referandumu, olarak anayasaya uygunluk ve yasallık açısından zorunlu ön saptamaya sunar;
  13. 113’üncü maddenin 1, 2, 3, 4 ve 7’nci fıkra hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra referanduma başvurulur.
  14. Cumhurbaşkanı veya seçmen tarafından reddedilen referandum taslağı, yeni Cumhuriyet Meclisi seçimleri hariç, aynı yasama yılı içinde veya Hükümet istifa edinceye veya görevden alınıncaya kadar yeniden sunulmaz.
  15. Referandumlar sadece oy kullanan seçmen sayısının kayıtlı seçmen sayısının yarısını aşması durumunda bağlayıcıdır.
  16. 121’inci maddenin 2’nci fıkra hükümleri uyarınca, yurt dışında ikamet eden ve vermek üzere usulünce kayıtlı vatandaşlar, özellikle de kendilerini ilgilendiren konular ile ilgili alanlarda referandumlarda yer almak üzere çağrılırlar.
  17. 232’nci maddenin 2’nci fıkrası uyarınca, referandumların kapsama alanı bölgesel olabilir.

Madde 116. (Müşterek karar organları)

  1. Kanunun belirttiği durumlar dışında, egemenlik yetkisini kullanan meclislerin, özerk bölgelerin organlarının veya yerel yönetim organlarının toplantıları halka açıktır.
  2. Yüksek karar organları, kararlarını, öngörülen üye çoğunluğunun huzurunda alır.
  3. Anayasa, kanun ve geçerli kurallar ve usullerin öngördüğü haller dışında, yüksek karar organları, kararlarını basit çoğunlukla alır ve çekimser oylar bu hesaplamaya dahil edilmez.

Madde 117. (Siyasi makamların statüsü)

  1. Siyasi makamlar, görevlerini yaparken, fiil ve ihmalleri için siyasi, hukuki ve cezai açıdan sorumludur.
  2. Kanun, siyasi makamın, hem görev, sorumluluk, yükümlülük ve görevle bağdaşmayan durumlarını ve bunlarla ilgili herhangi bir ihlalin sonuçlarını hem de bu makamlara uygulanan hak, ayrıcalık ve dokunulmazlıkları belirler.
  3. Kanun, siyasi makamların sorumlu tutulacağı özel suçları ve görevden alınma veya vekillikten düşürülme de dâhil olmak üzere, bunlara uygulanacak ceza ve sonuçları belirler.

Madde 118. (Yenilenme ilkesi)

  1. Hiç kimse herhangi bir ulusal, bölgesel ya da yerel siyasi makamı ömür boyunca işgal edemez.
  2. Kanun, yürütmeyle ilgili siyasi makam sahiplerinin mazbatalarının birbiri ardına yenilenme sınırlarını belirleyebilir.

Madde 119. (Kanunların yayımlanması)

  1. Aşağıdakiler Resmi Gazete’de –Diârio da Repüblica- yayımlanır :
  2. a) Anayasa ile ilgili kanunlar;
  3. b) Uluslararası anlaşmalar ve ilgili onama ilânları;
  4. c) Kanunlar, idari kanunlar ve bölgesel kanun hükmünde kararnameler;
  5. d) Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan kararname;
  6. e) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin kararları;
  7. f) Cumhuriyet Meclisi, Danıştay ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin içtüzükleri;
  8. g) Anayasa Mahkemesi kararları ve kanunen genel bağlayıcılığı olan diğer mahkeme kararları;
  9. h) Hükümet tarafından çıkarılan düzenleyici emirler ve diğer yönetmelikler, ayrıca özerk bölgelerde Cumhuriyet Temsilcilerinin kararnameleri ve bölgesel düzenleyici kararnameler;
  10. i) Egemenlik yetkisini kullanan organlar, özerk bölgelerin ve yerel yönetimlerin organları ve ayrıca Avrupa Parlamentosu için yapılan seçimlerin sonuçları ve ulusal ve bölgesel referandumların sonuçları.
  11. Önceki fıkranın a) bendinden h) bendine kadar olan hükümlerinde belirtilen, egemenlik yetkisi kullanan organların, özerk bölge organlarının ve yerel yönetim organlarının kanunlarının yayımlanmaması bu kanunların kesin hüküm kazanmaması sonucunu doğurur.
  12. Kanun, diğer kanunların hangi yöntemle yayımlanacağını ve yayımlanmamanın doğuracağı sonuçları belirler.

Başlık II.

Cumhurbaşkanı

Bölüm I.

Statü, rol ve seçim

Madde 120. (Tanım)

Cumhurbaşkanı, Portekiz Cumhuriyetini temsil eder, ulusal bağımsızlığı, Devletin birliğini ve demokratik kurumların düzgün işleyişini garanti eder ve resen Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanıdır.

Madde 121. (Seçim)

  1. Cumhurbaşkanı, Portekiz topraklarında oy vermek için kayıtlı olan tüm Portekiz vatandaşlarının ve aşağıdaki fıkra uyarınca, yurtdışında ikamet eden tüm Portekiz vatandaşlarının genel, doğrudan, gizli oyu ile seçilir.
  2. Kanun, yurtdışında ikamet eden Portekiz vatandaşlarını Portekiz toplumuna sıkıca bağlayan bağlantıların varlığına gerekli dikkati göstererek, yurtdışındaki vatandaşların oy hakkını düzenler.
  3. Portekiz topraklarında oy hakkı şahsen icra edilir.

Madde 122. (Seçilebilme)

Seçmen kütüğüne kayıtlı ve otuzbeş yaşına gelmiş köken itibariyle Portekizli vatandaşlar seçilme yeterliliğine sahiptir.

Madde 123. (Yeniden seçilme yeterliği)

  1. Art arda üçüncü dönem için veya peş peşe ikinci dönem sonunu izleyen beş yıl içinde tekrar seçilmeye izin verilmez.
  2. Cumhurbaşkanı, istifa etmesi durumunda, bir sonraki seçimlerde veya istifasının hemen ardından gelen beş yıl içinde gerçekleşecek bir seçimde yeniden aday olmaz.

Madde 124. (Adaylık)

  1. Cumhurbaşkanlığı için, en az yedibinbeşyüz en fazla onbeşbin kayıtlı seçmen tarafından aday gösterilir.
  2. Adaylar, seçim için belirlenen tarihten en az otuz gün öncesine kadar Anayasa Mahkemesine bildirilir.
  3. Herhangi bir adayın ölümü halinde ya da herhangi bir adayın Cumhurbaşkanlığı fonksiyonlarını yerine getirmesine engel başka herhangi bir durum ortaya çıktığında, seçim süreci, kanunun belirleyeceği şartlarda yeniden başlar.

Madde 125. (Seçim tarihi)

  1. Cumhurbaşkanı, selefinin görev süresi dolmadan önceki altmış gün veya makamın boşalmasından sonraki altmış gün içinde seçilir.
  2. Cumhuriyet Meclisi seçimlerinin yapıldığı tarihin doksan gün öncesi ve sonrasında seçim yapılmaz.
  3. Önceki fıkrada öngörülen durumda, seçimin belirtilen dönemin ardından gelen on gün içinde yapılır ve süresi dolan Cumhurbaşkanının görev süresi yeterli süre için kendiliğinden uzar;

Madde 126. (Seçim sistemi)

  1. Kullanılan geçerli oyların yarıdan fazlasını alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. Boş oy pusulaları geçerli sayılmaz.
  2. Adayların hiçbiri bu sayıyı elde edemediği takdirde, ikinci oylama birincisinin tarihinden sonraki yirmibir gün içinde yapılır.
  3. İlk oylamada en çok oyu alan ve adaylıktan çekilmeyen sadece iki aday ikinci oylamaya kalır.

Madde 127. (Atanma ve yemin)

  1. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi önünde görevine resmen başlar.
  2. Atanması görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görev süresinin son gününde veya boş makam için yapılan seçim durumunda, seçim sonuçlarının açıklandığı günden başlayarak sekizinci günde yapılır.
  1. Göreve başlayan Cumhurbaşkanı aşağıdaki andı içer:

“Bana verilen görevi sadakatle yapacağıma ve Portekiz Cumhuriyeti Anayasasını savunacağıma, gözeteceğime ve gözetilmesi için çalışacağıma namusum üzerine yemin ederim.”

Madde 128. (Görev süresi)

  1. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır ve yeni Cumhurbaşkanının atanmasıyla sona erer.
  2. Makamın boşalması durumunda, yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı yeni bir görev dönemine başlar.

Madde 129. (Portekiz topraklarında olmama)

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinin veya Cumhuriyet Meclisi oturum halinde değilse Daimi Komisyonun onayı olmadan, Portekiz topraklarını terk etmez.
  2. Cumhurbaşkanı yolda ise veya beş günden fazla sürmeyen bir gayri resmi ziyarette ise rızaya gerek kalmaz. Bununla birlikte, böyle durumlarda önceden Cumhuriyet Meclisini haberdar eder.
  3. Yukarıdaki 1’inci fıkra hükümlerine uymama otomatik olarak mevki kaybını gerektirir.

Madde 130. (Cezai sorumluluk)

  1. Cumhurbaşkanı, görevlerini yerine getirirken işlediği suçlardan dolayı Yüksek Adalet Divanı önünde sorumludur.
  2. Üyelerin beşte birinin önergesi ve üyelerin üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilmesiyle süreç sadece Cumhuriyet Meclisi tarafından başlatılabilir.
  3. Cumhurbaşkanı hakkında mahkumiyet kararı, görevinin sona ermesi ve yeniden seçilmek için ehliyetsizlikle sonuçlanır.
  4. Görevi dışında işlenmiş suçlar için, Cumhurbaşkanı, görev süresinin sona ermesinden sonra normal mahkemeler önünde sorumludur.

Madde 131. (İstifa)

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisine hitaben bir mesaj yoluyla istifa edebilir.
  2. Böyle bir istifa, Cumhuriyet Meclisi bunu kayda aldığında Resmi Gazete’de (Diario da República) yayımlanmasını müteakip halel getirmeksizin, yürürlüğe girer.

Madde 132. (Cumhurbaşkanı Vekili)

  1. Cumhurbaşkanının geçici olarak görevlerini yerine getirememesi durumunda veya makam boşsa ve yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı atanıncaya kadar görevleri Cumhuriyet Meclisi Başkanınca, eğer Başkanın yapması mümkün değilse, vekili tarafından yerine getirilir.
  2. Cumhurbaşkanına vekalet ettiği sürece, Cumhuriyet Meclisi Başkanı veya vekilinin Meclis Üyesi olarak yetkisi otomatik olarak askıya alınır.
  3. Cumhurbaşkanı, görevlerini geçici süreyle yerine getiremediğinde, söz konusu süre boyunca makamından kaynaklanan haklarını ve ayrıcalıklarını elinde tutar.
  4. Cumhurbaşkanı vekili, makamın her türlü onur ve ayrıcalıklarından yararlanır, ancak seçildiği makamın haklarına sahiptir.

Bölüm II.

Sorumlulukları

Madde 133. (Diğer organlarla ilgili sorumluluklar)

Diğer organlarla ilgili olarak Cumhurbaşkanının sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Devlet Şûrası’na Başkanlık etmek;
  2. b) Seçim kanunu uyarınca Cumhuriyet Meclisi üyeleri, Avrupa Parlamentosu ve özerk bölgelerin Yasama Meclisi üyeleri için seçim tarihini belirlemek;
  3. c) Cumhuriyet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırmak;
  4. d) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerine hitap etme;
  5. e) 172’nci maddeye dayanarak ve ilk önce Meclis ve Devlet Şûrasında sandalyesi olan partilere danıştıktan sonra, Cumhuriyet Meclisini feshetme;
  6. f) 187/1’inci madde uyarınca Başbakanı atamak;
  7. g) 195’inci maddenin 2’nci fıkrası uyarınca Hükümeti görevden alma ve 186’ncı maddenin 4’üncü fıkrası uyarınca Başbakanı görevden alma;
  8. h) Başbakanın teklifi üzerine, Hükümet üyelerini atamak ve görevden almak;
  9. i) Başbakandan talep gelmesi üzerine Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek;
  10. k) Önce Devlet Şûrası’na ve özerk bölgelerin Yasama Meclisinde sandalyesi bulunan partilere danıştıktan sonra, 172’nci maddenin hükümlerine dayanarak, gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla, Yasama Meclislerini feshetme.
  11. l) Hükümete danıştıktan sonra, özerk bölgelere Cumhuriyet Temsilcilerini atamak ve görevden almak;
  12. m) Hükümetin önerisi ile, Sayıştay Başkanını ve Cumhuriyet Başsavcısını atamak ve görevden almak;
  13. n) Devlet Şûrası’nın beş üyesini ve Yüksek Yargı Konseyinin iki üyesini atamak;
  14. o) Yüksek Ulusal Savunma Konseyine Başkanlık etmek;
  15. p) Hükümetin teklifiyle, Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkanını atamak ve Genel Kurmay Başkanına danışarak varsa Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Başkan Yardımcısını ve üç silahlı kuvvetin Komutanlarını atamak.

Madde 134. (Kişisel sorumluluklar)

  1. a) Cumhurbaşkanı aşağıdakilerden şahsen sorumludur:
  2. b) Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı görevini yapmak;
  3. c) Kanunları, idari kanunları ve düzenleyici emirleri çıkarmak ve yayımlatmak ve hem Cumhuriyet Meclisinin uluslararası anlaşmaları kabul eden kararlarını hem de Hükümet kararnamelerini imzalamak;
  4. d) 115’inci maddede belirtilen ve 232’nci maddenin 2’nci fıkrası ve 256’ncı maddenin 3’üncü fıkrasında atıfta bulunulan ulusal çıkarlarla ilgili konuları referanduma götürmek;
  5. e) 19 ve 138’inci maddenin hükümleri uyarınca, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân etmek;
  6. f) Cumhuriyetin bekası için ciddi sonuçlar olabilecek acil durumları ilân etmek;
  7. g) İlk önce Hükümetin görüşünü aldıktan sonra, suçları bağışlamak veya cezaları hafifletmek;
  8. h) Anayasa Mahkemesinden kanunlarda ve idari kanunlarda ve uluslararası sözleşmelerde belirtilen kuralların Anayasaya uygunluğu için ön inceleme yapmasını istemek;
  9. i) Anayasa Mahkemesinden, eklenti veya çıkarmalar nedeniyle kanun hükümleri veya statülerin anayasaya uygun olup olmadıklarına karar vermesini istemek;
  10. j) Kanun uyarınca madalyalar vermek ve Portekiz’in şeref nişanlarında Grand Master görevini ifa etmek.

Madde 135. (Uluslararası ilişkilerde sorumluluklar)

Uluslararası ilişkilerde Cumhurbaşkanının sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Büyükelçileri ve Hükümetin önerisi üzerine olağanüstü elçileri atama ve yabancı diplomatik temsilcilerin akreditasyonu;
  2. b) Usulüne uygun kabul edilen uluslararası anlaşmaları onaylamak;
  3. c) Hükümetin öneriyle, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra ve Cumhuriyet Meclisinin veya Meclis birleşim halinde değilse ve derhal birleşime gitmesi mümkün değilse, Daimi Komisyonun yetkisine dayanarak, fiili veya çok yakında olması beklenen saldırı durumunda savaş ilân etme ve barış yapma.

Madde 136. (Kanunu yürürlüğe sokma ve veto)

  1. Cumhuriyet Meclisinin kanun olarak yürürlüğe sokulması için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren yirmi gün içinde, Cumhurbaşkanı kararnameyi ya yürürlüğe sokar ya da veto hakkını kullanır. Veto durumunda, veto gerekçesini ortaya koyan bir yazı göndererek kararnamenin yeniden görüşülmesini ister.

 

  1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisinin tüm üyelerinin salt çoğunluğuyla önceki oyunu teyit ederse, kararnameyi aldıktan sonraki sekiz gün içinde yürürlüğe koyar.
  2. Ancak, kuruluş kanunlarının ve aşağıdaki konularla ilgili kanunların biçimini alan kararnamelerin teyidi için, mevcut üyelerin en az üçte ikisine eşit ve üye tam sayısının salt çoğunluğundan daha büyük bir çoğunluk gerekir:
  3. a) Dış ilişkiler;
  4. b) Üretim araçlarının mülkiyeti ile ilgili olarak, kamu, özel ve kooperatif sektörleri arasındaki sınırlar;
  5. c) Anayasa tarafından öngörülen seçim kanunlarını düzenleyen bu tür düzenlemeler, kuruluş kanunu şeklinde olamaz.
  6. Hükümetin yürürlüğe sokulması için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren kırk gün içinde, Cumhurbaşkanı kararnameyi ya yürürlüğe sokar ya da veto hakkını kullanır. İkinci durumda, gerekçelerini yazılı olarak Hükümete bildirir.
  7. 5. Cumhurbaşkanı ayrıca 278 ve 279’uncu maddeler uyarınca da veto hakkını kullanır.

Madde 137. (Yürürlüğe sokmama veya imzalamama)

Cumhurbaşkanı, 134’üncü maddenin b) bendinde öngörülen kanunları yayımlamaz veya imzalamazsa söz konusu kanunlar hukuken geçersizdir.

Madde 138. (Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı)

  1. Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı, Hükümete önceden danışmayı ve Cumhuriyet Meclisinin, veya Meclis birleşimde değilse veya derhal birleşime gitmesi mümkün değilse, Daimi Komisyondan yetki alınmasını gerektirir.
  2. Sıkıyönetim veya olağanüstü hal için Daimi Komisyondan yetki alınması durumunda, bu ilânın, mümkün olan en kısa sürede Genel Kurul tarafından teyit edilmesi gerekir.

Madde 139. (Cumhurbaşkanı vekilinin işlemleri)

  1. Cumhurbaşkanıvekili 133’üncü maddenin e) ve n) bentleri ile 134’üncü maddenin c) bendinde öngörülen hiçbir işlemi üstlenmez.
  2. Cumhurbaşkanıvekili, sadece 133’üncü maddenin b), c), f), m) ve p) bentleri ile 134’üncü maddenin ve 135’inci maddenin a) bentlerindeki işlemleri Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra üstlenir.

Madde 140. (Bakanların karşı-imzası)

  1. Cumhurbaşkanının 133’üncü maddenin h), j), l), m) ve p) bentleri, 134’üncü maddenin b), d) ve f) bentleri ile 135’inci maddenin a), b) ve c) bentleri hükümlerine göre işlemleri Hükümetin karşı imzasını gerektirir.
  2. Hükümetin karşı imza vermemesi halinde, söz konusu işlem hukuken geçersiz olur.

Bölüm III.

Devlet Şûrası

Madde 141. (Tanım)

Devlet Şûrası Cumhurbaşkanına danışmanlık eden siyasi organdır.

Madde 142. (Oluşumu)

Devlet Şûrası’na Cumhurbaşkanı Başkanlık eder ve ayrıca aşağıdaki üyelerden oluşur:

  1. a) Cumhuriyet Meclisi Başkanı;

b Başbakan;

c Anayasa Mahkemesi Başkanı;

  1. d) Ombudsman;
  2. e) Bölge başkanları;
  3. f) Anayasayla seçilen ve görevden alınmamış olan eski Cumhurbaşkanları;
  4. g) Cumhurbaşkanının görev süresini kapsayan dönem için seçeceği beş vatandaş;
  5. h) Cumhuriyet Meclisinin, yasama dönemi için, nispi temsil ilkesine göre seçtiği beş vatandaş.

Madde 143. (Atanma ve görev süresi)

  1. Devlet Şûrası üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  2. Devlet Şûrası’nın, 142’nci maddenin a), b), c), d) ve e) bentlerinde belirtilen üyelerinin üyelikleri, ilgili görevleri süresince devam eder.
  3. Devlet Şûrası’nın, 142’nci maddenin g) ve h) bentlerinde belirtilen üyelerinin üyelikleri, yerlerine yenileri atanıncaya kadar devam eder.

Madde 144. (Organizasyon ve usul)

Devlet Şûrası kendi tüzüğünü hazırlamaktan sorumludur.

  1. Devlet Şûrası toplantıları halka açık değildir.

Madde 145. (Sorumlulukları)

Devlet Şûrası şunlardan sorumludur:

  1. a) Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin feshiyle ilgili görüş bildirme;
  2. b) 195’inci maddenin 2’nci fıkrasında öngörülen durumda Hükümetin görevden alınmasıyla ilgili görüş bildirme;
  3. c) Savaş ilânı ve barış yapmayla ilgili görüş bildirme;
  4. d) 139’uncu maddede atıfta bulunulan Cumhurbaşkanıvekilinin işlemleriyle ilgili görüş bildirme;
  5. e) Anayasada öngörülen diğer konularda görüş bildirme ve genel olarak ve Cumhurbaşkanının isteği üzerine, görevini yürütmesiyle ilgili tavsiyede bulunma.

Madde 146. (Görüş verme)

Devlet Şûrası, Cumhurbaşkanı bu amaçla yaptığı toplantıda 145’inci maddenin a-e bentlerinde öngörülen görüşlerini bildirir ve bu görüşler, ilgili işlemler yapıldığı zaman halka açıklanır.

Başlık II.

Cumhuriyet Meclisi

Bölüm I.

Statü, rol ve seçim

Madde 147. (Tanım)

Cumhuriyet Meclisi tüm Portekiz vatandaşlarını temsil eden meclistir.

Madde 148. (Oluşumu)

Cumhuriyet Meclisi, seçim kanununda belirtildiği üzere, en az yüzseksen ve en fazla ikiyüzotuz üyeden oluşur.

Madde 149. (Seçim çevreleri)

  1. Üyeler kanunun coğrafi olarak belirlediği seçim çevrelerinden seçilir. Kanun, nispi temsil sitemine göre ve d’Hondt en yüksek ortalama kuralını kullanarak oyların sandalyelere dönüşmesini sağlamak üzere, çok adaylı veya tek adaylı seçim çevreleri oluşturabilir ve bununla ilgili yapıyı ve tamamlayıcı öğeleri belirleyebilir.
  2. Ulusal seçim çevresi hariç, Portekiz topraklarında varsa çok adaylı her seçim çevresinin vekil sayısı oradaki kayıtlı seçmen sayısıyla orantılıdır.

Madde 150. (Seçilebilme yeterliliği)

Seçim kanununca ortaya konan seçilmeye engel yerel durumlar veya belirli görevler dışında, seçim kütüğüne kayıtlı her Portekiz vatandaşı seçilme yeterliliğine sahiptir.

Madde 151. (Adaylık)

  1. Adaylıklar, siyasi partiler tarafından kanunda belirlendiği şekilde sunulur. Partiler adayları tek tek veya toplu olarak bildirebilirler ve aday listelerinde söz konusu hiçbir partiye üye olmayan vatandaşlar da olabilir.
  2. Ulusal seçim çevresi dışında, hiçbir kimse aynı yapıdaki birden fazla seçim çevresinden aday olamaz. Kimse birden fazla listede yer alamaz.

Madde 152. (Siyasi temsil)

  1. Kanun, kullanılan oyların asgari ulusal ortalamasını gerektirerek oyların sandalyeye dönüşmesine bir sınır koymaz.
  2. Vekiller seçildikleri seçim çevresini değil bütün ülkeyi temsil eder.

Madde 153. (Görev süresinin başlangıcı ve sonu)

  1. Vekillerin görev süreleri seçimleri izleyen ilk Cumhuriyet Meclisi oturumu ile başlar ve, herhangi bir kişisel yetkinin askıya alınması veya sona erdirilmesi durumu hariç, sonraki seçimin ardından yapılan ilk oturumda sona erer.
  2. Seçim kanunu, Mecliste boşalan üyeliklerin doldurulması ve önemli gerekçeleri olduğunda, üyeliklerin geçici olarak ikame edilmesi için düzenlemeler yapar.

Madde 154. (Uyuşmazlıklar ve görevin yapılmasına engel durumlar)

  1. Hükümette görev alan üyeler Hükümetten ayrılıncaya kadar vekillik görevini yürütemez ve bir önceki madde gereği geçici olarak yerleri doldurulur.
  2. Kanun diğer engel halleri ortaya koyar.
  3. Kanun, vekillerin, jüri üyesi, hakem, bilirkişi veya tanık olmaları için Cumhuriyet Meclisinden yetki almaları gereken durumları ve şartları düzenler.

Madde 155. (Vekillik görevinin yürütülmesi)

  1. Vekiller yetkilerini özgürce kullanır ve özellikle kayıtlı seçmenlerle temas ve seçmenlerin düzenli bilgilendirilmesiyle ilgili vazgeçilmez görevlerini etkin biçimde yerine getirmeleri için gerekli koşullar güvence altındadır.
  2. Kanun, resmi işlemlerde veya Cumhuriyet Meclisini ilgilendirmeyen süreçlerde, Meclis oturumları veya görevleri nedeniyle vekillerin bulunmamasının söz konusu olduğu işlem ve süreçlerin ertelenmesi için gerekçe oluşturduğu şartları düzenler.
  3. Kanunda belirtildiği üzere, kamu organları, vekillere görevlerini yerine getirmede yardımcı olur.

Madde 156. (Vekilin yetkileri)

Vekiller aşağıdaki yetkilere sahiptir:

  1. a) Anayasa değişiklik taslaklarını sunmak;
  2. b) Kanun tasarıları, İçtüzük değişiklikleri, özellikle referandumla ilgili karar taslakları sunmak ve görüşme takvimine alınmalarını istemek;
  3. c) İçtüzüğün belirlediği şekilde, Meclis görüşmelerine katılmak ve konuşma yapmak;
  4. d) Devlet sırlarıyla ilgili kanun hükümleri saklı kalmak üzere, Hükümete, yürütme ve kamu yönetiminin işlemleri hakkında soru yöneltmek ve makul bir süre içinde cevap almak;
  5. e) Yetkisinin kullanılmasında yararı olacak bilgi ve belgeleri, vekil veya vekiller olarak, Hükümetten veya herhangi bir kamu kurumunun yönetim organlarından istemek ve elde etmek;
  6. f) Meclis soruşturma komitesi oluşturulmasını istemek;
  7. g) İçtüzükle ortaya konan yetkiler.

Madde 157. (Dokunulmazlıklar)

  1. Meclis üyeleri, işlevlerini yerine getirirken, oyları veya görüşleriyle ilgili hukuki veya cezai olarak sorumlu olmazlar ve disiplin kovuşturmasına tabi tutulamazlar.
  2. Meclisin onayı olmadan üyelerin ifadeleri alınamaz veya sanık sandalyesine oturtulamaz. Azami üç yıldan daha fazla bir süre için hapis cezasıyla cezalandırılan ciddi bir suçun işlendiğine dair kuvvetli delil olması durumunda, Meclis zorunlu olarak, bir üyenin sanık olarak yargılanmasına izin verir.
  3. Bir önceki fıkrada sözü edilen hapis türüyle cezalandırılan ciddi bir suç ve suçüstü durumu hariç, Meclisin izni olmaksızın hiçbir vekil gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya hapse atılamaz.
  4. Bir vekilin ceza kovuşturmasına uğraması ve kesin olarak suçlanması durumunda, Meclis, kovuşturmanın sürdürülebilmesi için üyeliğini askıya alınıp alınmayacağına karar verir. Önceki fıkralarda atıfta bulunulan suç durumunda, Meclis zorunlu olarak vekilin üyeliğini askıya alır.

Madde 158. (Hak ve ayrıcalıklar)

Üyeler aşağıdaki hak ve ayrıcalıklara sahip olur:

  1. a) Askeri, medeni, ve sivil savunma hizmetlerinin ertelenmesi;
  2. b) Dolaşım hürriyeti ve yurt dışında resmi gezileri sırasında özel bir pasaport hakkı;
  3. c) Özel bir kimlik kartı;
  4. d) Kanunun öngördüğü ödenekler.

Madde 159. (Ödevleri)

Üyeler aşağıdaki ödevlere sahiptir:

  1. a) Genel kurul oturumlarına ve üyesi oldukları komitelere katılmak;
  2. b) Meclisteki görevlerini ve Parlamentodaki ilgili grupların önerileriyle atandıkları görevleri yerine getirmek;
  3. c) Oylamalara katılmak.

Madde 160. (Üyeliğin düşmesi ve istifa)

  1. Şu durumlarda vekillerin üyelikleri düşer:
  2. a) Kanunun ortaya koyduğu engeller ve görevle bağdaşmayan durumlara konu olduklarında;
  3. b) Meclisteki görevlerine başlamadıklarında veya devamsızlıkları İçtüzüğün belirlediği sayıyı aştığında;
  4. c) Seçime girmiş oldukları parti dışında bir parti üyesi olarak kayıt yaptırdıklarında;
  5. d) Görevlerini yaptıkları sırada siyasi makamların sorumlu tutulduğu herhangi bir özel suçtan dolayı bir mahkemeden mahkumiyet aldıklarında ve zarar için mahkum edildiklerinde veya ırkçı, faşist ideoloji sergileyen örgütlere katılmaktan mahkum olduklarında.
  6. Vekiller, yazılı bir beyanla üyelikten istifa edebilirler.

Bölüm II.

Sorumluluklar

Madde 161. (Siyasi ve yasamayla ilgi sorumluluklar)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdakilerden sorumludur:

  1. a) 284 ve 289’uncu maddeler uyarınca Anayasa değişiklik önergelerini kabul etmek;
  2. b) Özerk bölgelerin siyasi ve idari statülerini ve bunların Yasama Meclisleri üyelerinin seçimini düzenleyen kanunları kabul etme;
  3. c) Anayasayla sorumluluğu münhasıran Hükümete ait olanlar dışında, her konuda kanun yapmak;
  4. d) Hükümete yasama yetkisi verme;
  5. e) Özerk Bölgelerin Yasama Meclislerine 227’nci maddenin 1/b fıkrasında öngörülen yetkiyi verme;
  6. f) Genel ve hususi af çıkarma;
  7. g) Hükümetin önerisiyle, Ulusal planların ve Devlet Bütçesinin ana seçenekleriyle ilgili kanunları geçirmek;
  8. h) Kısa vadeli hazine bonoları dışında diğer borçlanma ve borç verme operasyonları ve sözleşmeler için Hükümete yetki verme, bu borçların yönetilmesinde kullanılan genel şartları ve koşulları ortaya koyma ve herhangi bir yıl için Hükümetin vereceği garantiler için üst sınır belirleme;
  9. i) Özellikle Portekiz’in uluslararası kuruluşlara katılması, dostluk, barış, savunma, sınırların düzeltilmesi veya askeri konulardaki antlaşmaları ve ayrıca münhasıran Meclisin sorumluluğunda olan konuları ilgilendiren uluslararası antlaşmaları veya Hükümetin, Meclisin değerlendirmesini uygun gördüğü antlaşmaları kabul etme;
  10. j) Cumhurbaşkanına, ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konularla ilgili referanduma gidilmesini teklif etmek;
  11. l) Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı izni verme ve teyit etme;
  12. m) Cumhurbaşkanını savaş veya veya barış yapmak için yetkilendirme;
  13. n) Kanunda belirtildiği gibi, kendi münhasır yasama sorumluluk alanını ilgilendiren Avrupa Birliği organlarının kararlarını bekleyen konuları ilân etmek;
  14. o) Anayasa ve kanunların verdiği diğer işlevleri yerine getirme.

Madde 162. (İnceleme sorumluluğu)

İnceleme fonksiyonlarının yerine getirilmesinde Cumhuriyet Meclisi şunlardan sorumlu olacaktır:

  1. a) Anayasaya ve kanunlara uygunluk incelemesi ve Hükümetin ve kamu yönetiminin işlemlerini tetkik etme;
  2. b) Sıkıyönetim ve olağanüstü hâl ilânında izlenen usulü tetkik etme;
  3. c) Hükümetin münhasır yasama sorumluluğunda olanlar hariç, idari kanunları tetkik ve 227’nci maddenin 1/b fıkrasında öngörülen hem değiştirme hem de yürürlükten kaldırma amacıyla bölgesel kanun hükmünde kararnameleri tetkik;
  4. d) Devletin ve kanunun belirlediği diğer kamu organlarının hesaplarını kabul etmek. Bu hesaplar izleyen yılda 31 Aralık’a kadar, Sayıştayın görüşü ve tetkik için gerekli diğer kalemlerle birlikte sunulur;
  5. e) Ulusal planların yürütülmesi ile ilgili raporların incelenmesi.

Madde 163. (Diğer organlarla ilgili sorumluluklar)

Diğer organlarla ilgili olarak Cumhuriyet Meclisinin sorumlulukları şunlardır:

  1. a) Cumhurbaşkanının atanmasına tanıklık etme;
  2. b) Cumhurbaşkanının Portekiz topraklarında bulunmamasına muvafakat vermek;
  3. c) Görevini yaparken işlediği suçlardan dolayı Cumhurbaşkanı için kanuni girişimde bulunmanın önünü açmak ve 196’ncı maddede belirtilen durum için Hükümet üyeliğinin askıya alınıp alınmamasına karar vermek;
  4. d) Hükümet programını ele almak;
  5. e) Hükümete güven ya da gensoru önergelerini oylamak;
  6. f) Kanunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin inşa sürecine Portekiz’in katılımını denetleme ve inceleme;
  7. g) Nispi temsil sisteminde, Meclisin atamakla sorumlu olduğu Savcılıklar Yüksek Kurulu üyeleri ve Devlet Şûrası’nın beş üyesini seçme;
  8. h) Mevcut üyelerin tamamının en az üçte ikisine eşit çoğunlukla ve görevlerini tam olarak ifa eden tüm üyelerin salt çoğunluğundan daha büyük çoğunlukla, Anayasa Mahkemesine on hâkimi, Ombudsman’ı, Ekonomik ve Sosyal Konsey Başkanını, Yüksek Hâkimler Kurulunun yedi üyesini, medya düzenleme kurulunun üyelerini ve Cumhuriyet Meclisinin atama sorumluluğunda olan diğer tüm anayasa organlarının üyelerini seçme;
  9. i) Kanunun belirttiği üzere, yurtdışına gönderilen askeri birlikleri ve güvenlik güçlerini denetleme.

Madde 164. (Münhasır yasama sorumluluğu)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki konularda münhasır yasama sorumluluğuna sahiptir:

  1. a) Egemenlik yetkisi kullanan organlar için seçimler;
  2. b) Referandumlarda kullanılacak kurallar;
  3. c) Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, işletme ve muhakeme usulleri;
  4. d) Ulusal savunmanın teşkilatlanması, buradan çıkan görevlerin ve teşkilatın genel unsurlarının tanımlanması, Silahlı Kuvvetlerin yeniden teçhizi ve disiplini.
  5. e) Sıkıyönetim ve olağanüstü hali düzenleyen kurallar;
  6. f) Portekiz vatandaşlığını kazanma, kaybetme ve yeniden edinme;
  7. g) Karasularının sınırlarının, münhasır ekonomik bölgenin ve Portekiz’e bitişik deniz tabanının tanımı.
  8. h) Siyasi dernekler ve partiler;
  9. i) Eğitim sisteminin temel unsurları;
  10. j) Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin üyelerinin seçimi;
  11. l) Yerel yönetim memuriyetlerinin seçimi ve doğrudan, genel oyla yapılan diğer seçimler ve ayrıca geri kalan anayasal kurumlar için yapılan seçimler.
  12. m) Egemenlik yetkisini yerine getiren organların memurlarının ve yerel yönetim memurlarının, ve geri kalan anayasal kurumların memurlarının ve doğrudan, genel oyla seçilen diğerlerinin statüsü ve rolü.
  13. n) Özerk bölgelerin yetkileri saklı kalmak üzere, yerel yönetimlerin ve onları düzenleyen kuralların oluşturulması, kaldırılması ve değiştirilmesi.
  14. o) Tam zamanlı asker ve askeri personelin muvazzaf hizmette iken ve polis kuvvetinin ve güvenlik hizmetinin haklarını kullanmadaki sınırlamalar.
  15. p) Komisyon dışında, Avrupa Birliği kurumlarına üye atamayı düzenleyen kurallar;
  16. q) Ülkenin istihbarat sistemini ve Devlet sırlarını düzenleyen kurallar;
  17. r) Devletin, özerk bölgelerin ve yerel yönetimlerin teşkilat ve bütçelerinin hazırlanmasını düzenleyen kurallar;
  18. s) Ulusal sembolleri düzenleyen kurallar;
  19. t) Özerk bölgelerin maliyesini düzenleyen kurallar;
  20. u) Polis güçleri ve güvenlik hizmetlerini düzenleyen kurallar;
  21. v) Cumhurbaşkanlığı destek hizmetlerinin teşkilat, idari ve mali özerkliğine ilişkin kurallar.

Madde 165. (Kısmen münhasır yasama sorumluluğu)

  1. Hükümete ayrıca bir yetki vermedikçe, Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki konularda münhasır yasama sorumluluğuna sahiptir:
  2. a) Halkın statüsü ve hukuki ehliyeti;
  3. b) Haklar, özgürlükler ve teminatlar;
  4. c) Suç, mahkumiyet, güvenlik önlemleri ve bunlarla ilgili ön koşullar ve ceza muhakemeleri usulünün ortaya konması;
  5. d) Disiplin suçlarının cezalandırılması ve idari suçların ve bunlara uygulanacak yargılama usullerini düzenleyen genel kurallar;
  6. e) Kamu yararına el koyma ve kamulaştırmaların genel kuralları;
  7. f) Sosyal güvenlik sistemi ve ulusal sağlık sisteminin temel unsurları;
  8. g) Doğayı, ekolojik dengeyi ve kültürel mirası koruma kurallarının temel unsurları;
  9. h) Kırsal ve kentsel kiralamayı düzenleyen genel kurallar;
  10. i) Vergilerin ve finans sisteminin oluşturulması ve kamu organlarına vergi ve diğer mali ödemelere ilişkin genel kurallar;
  11. j) Özel işletmeler ve benzer yapıdaki diğer kuruluşların faaliyetlerinin yasaklandığı temel sektörler de dahil olmak üzere, üretim araçlarına sahip olabilecek sektörlerin tanımlanması;
  12. l) Kamu yararına, üretim araçları ve topraklarla ilgili olarak, müdahale, kamulaştırma, millileştirme ve özelleştirme araçları ve şekilleri ve böyle durumlarda tazminat kriterleri;
  13. m) Ekonomik ve sosyal kalkınma planları ve Ekonomik ve Sosyal Konseyin yapısını düzenleyen kurallar;
  14. n) Tarım birimleri için azami ve asgari limitlerin belirlenmesi de dahil olmak üzere tarım politikasının temel unsurları;
  15. o) Para sistemi ve ağırlıklar ve ölçü standartları;
  16. p) Mahkemelerin ve Cumhuriyet savcılıklarının teşkilatlanması ve sorumlulukları ve ilgili hâkimlerin statü ve rolleri, ayrıca adliye dışı uyuşmazlık çözüm organlarının teşkilat ve sorumlulukları;
  17. q) Yerel finansman da dahil, yerel yönetimlerin statü ve rolleri;
  18. r) Mahalle örgütleriyle yerel yönetime katılım;
  19. s) Kamu yararına dernekler, kamu yönetiminden yararlananların teminatları ve kamu yönetiminin hukuki sorumluluğu;
  20. t) Kamu yönetiminin kapsamı ve düzenleyen kuralların temel unsurları;
  21. u) Halka açık şirketler ve kamu vakıflarının temel genel unsurları ve statüsü;
  22. v) Kamusal alandaki mülkiyetin ve düzenleyen kuralların tanımı;
  23. x) Kooperatif ve sosyal sektör mülkiyeti ile entegre üretim araçlarını düzenleyen kurallar;
  24. z) Kasaba, kırsal kesim ve kent planlamasının temel unsurları;
  25. aa) Zabıta ve bunların oluşturulma şeklini düzenleyen kurallar.
  26. Yasama yetkisi veren kanunlar, uzatılabilecek olan bu yetkinin hedef, amaç, şümul ve süresini tanımlar.
  27. 3. Kısmi aşamalarında kullanılması saklı kalmak kaydıyla, yasama yetkisi bir defadan fazla kullanılmamalıdır.
  28. 4. Yetki verilen Hükümetin istifası veya görevden alınması üzerine, yasamanın sonunda veya Cumhuriyet Meclisinin feshi üzerine hükümsüz sayılır.
  29. Hükümete bütçe kanunuyla ilgili verilen yetkiler bu madde hükümlerine uygun olur ve mali konuları ele aldıklarında, hükümleri ilgili oldukları mali yılın sonuna kadar devam eder.

Madde 166. (Kanunların şekli)

  1. 161’inci maddenin a) bendinde öngörülen işlemler, anayasa kanunları şeklini alır.
  2. 164’üncü maddenin a), b), c), d), e), f), h) ve j) bentleri, l/q) ve t) bentlerinin ilk bölümleri ve 225’inci madde teşkilat kanunu formunda olur.
  3. 161’inci maddenin (b-h) bentlerinde öngörülen işlemler anayasa kanunları şeklini alır.
  4. 163’üncü maddenin d) ve e) bendinde öngörülen işlemler önerge şeklini alır.
  5. Cumhuriyet Meclisinin geri kalan işlemleri ve 179’uncu maddenin 3’üncü fıkrası e) ve f) bendinde öngörülen Daimi Komisyonunkiler karar şeklini alır.
  6. Kararlar, kanunlaşmasına bakılmaksızın yayımlanır.

Madde 167. (Kanun koyma ve referandum inisiyatifi)

  1. Kanun koyma ve referandum inisiyatifi vekiller, parlamento grupları ve Hükümete ve ayrıca kanunla belirlenen koşul ve şartlara bağlı olarak kayıtlı seçmen gruplarına aittir. Özerk bölgelerle ilgili kanun koyma yetkisi ilgili Yasama Meclisine aittir.
  2. Hiçbir vekil, parlamento grubu, bir özerk bölgenin Yasama Meclisi veya kayıtlı seçmen grubu, ilgili mali yıl içinde, bütçede ortaya konmuş olan Devletin harcamalarında artış veya gelirlerinde azalmayı içeren kanun tasarısı veya değişiklik taslağı sunamaz.
  3. Hiçbir vekil, parlamento grubu, veya kayıtlı seçmen grubu, ilgili mali yıl içinde, bütçede ortaya konmuş olan Devletin harcamalarında artış veya gelirlerinde azalmayı içeren referandum taslağı sunamaz.
  4. Kesin olarak reddedilen kanun tasarıları ve referandum taslakları, yeni bir Cumhuriyet Meclisi seçilmedikçe, aynı yasama döneminde yeniden sunulamaz.
  5. Yasama Meclisinin süresi dolmadıkça, sunuldukları yasama döneminde oylanmayan kanun tasarıları ve referandum taslaklarının izleyen yasama döneminde yeniden sunulmaları gerekmez.
  6. Hükümetin kanun tasarıları ve referandum taslakları, Hükümetin istifası veya görevden alınması üzerine hükümsüz sayılır.
  7. Özerk bölgelerin Yasama Meclisleri tarafından getirilen Hükümet kanun tasarıları, Cumhuriyet Meclisinin yasama dönemi sonuna kadar geçerli olacakları genel esaslarının hâlihazırda kabul edilmiş olması durumu hariç, ilgili yasama dönemi sonunda hükümsüz sayılır.
  8. Atıfta bulundukları kanun tasarıları veya referandum taslaklarına halel getirmeksizin, geri çekilmedikçe, meclis komisyonları bunlarla ilgili yeni metin sunabilir.

Madde 168. (Görüşme ve oylama)

  1. Kanun tasarılarının görüşmesi genel esasların görüşülmesi ve ayrıntıların görüşülmesinden oluşur.
  2. Oylama, genel esasların oylanması, maddelerin oylanması ve teklifin tümünün oylanması şeklindedir.
  3. Meclisin karar vermesi halinde, Meclisin Genel Kurula ayrıntıları oylama için verdiği yetkiye halel getirmeksizin, genel esaslara ilişkin kabul edilen metinlerin ayrıntıları komisyonda oya sunulur veya tümünün oylanması için Genel Kurula sunulur.
  4. 164’üncü maddenin (a-f), h), n) ve o) bentleri ve 165’inci maddenin 1/q) fıkrasında öngörülen konulardaki kanunların ayrıntılarının Genel Kurul tarafından oylanması mecburidir.
  5. 5. Teklifin tümü oya sunulduğunda, tüm kuruluş kanunlarının görevlerini tam olarak ifa eden üyelerin tamamının salt çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir. 255’inci maddede öngörüldüğü üzere, bölgelerin sınırlarıyla ilgili hükümlerin ayrıntılarının da aynı çoğunlukla kabul edilmesi gereklidir.
  6. Aşağıdakilerin kabul edilmesi için oylamada hazır bulunan üyelerin en az üçte ikisinin çoğunluğu ve Meclisi oluşturan üyelerin tamamının salt çoğunluğundan daha fazlası gerekir:
  7. a) Medya düzenleme organını düzenleyen kanun;
  8. b) 118’inci maddenin ikinci fıkrasını düzenleyen kurallar;
  9. c) 121’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen hakkın kullanılmasını düzenleyen kanun;
  10. d) 148 ve 149’uncu maddede ele alınan konuları düzenleyen kanunların hükümleri ve 239’uncu maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen organların seçilme sistemi ve yöntemiyle ilgili hükümler;
  11. e) 164’üncü maddenin konusunu düzenleyen hükümler.
  12. f) Özerk bölgelerin yasama yetkisinin kapsamı içinde olan konuları düzenleyen, özerk bölgelerin siyasi ve idari statüleriyle ilgili hükümler.

Article 169. (Kanunların Mecliste değerlendirilmesi)

  1. Hükümetin münhasır yasama sorumluluğu altında geçmedikçe, icra kanunları, Cumhuriyet Meclisinin toplanmasının askıya alındığı dönemler hariç, yayımlanmasından sonraki otuz gün içinde on Milletvekilinin teklifi üzerine, yürürlüğünü durdurmak veya değişiklik yapmak üzere Cumhuriyet Meclisinin değerlendirmesine tabi olabilir.
  2. Bir yasama yetkisi koşulları çerçevesinde çıkarılmış bir icra kanununun değerlendirilmesi için bir kez teklif verildiğinde ve bir veya daha fazla değişiklik önergesi verilirse, Meclis, ya değişiklik yapan kanun yayınlanıncaya ya da tüm değişiklik önergeleri reddedilinceye kadar icra kanununun tamamının veya bir bölümünün yürürlüğünü askıya alabilir.
  3. Meclis daha sonra kendisi beyan etmezse, yürürlüğün askıya alınması on genel kurul oturumu ardından sona erer.
  4. İcra kanununun yürürlükten kalkması durumunda, yürürlük ilgili kararın Resmi Gazete’de (Diârio da Repüblica) yayınlandığı gün sona erer.
  5. Bir değerlendirme önergesinin verilmesi ve Meclis bu değerlendirmenin sonucu hakkında bir açıklama yapmaması durumunda veya Meclisin değişiklik yapma kararı alması ancak ilgili kanunu o zamanki yasama dönemi sonuna kadar oylamaması durumunda ve en az onbeş genel kurul toplantısının geçmesi koşuluyla, değerlendirme süreci zaman aşımına uğramış sayılır.
  6. Meclis İçtüzüğüne göre, icra kanunlarının değerlendirilmesine ilişkin oturumlara öncelik verilir.

Madde 170. (Acil usul)

  1. Bir üye, parlamento grubu veya Hükümetin inisiyatifiyle, Cumhuriyet Meclisi, herhangi bir kanun ya da karar tasarısını acil usulde görüşülmesine karar verebilir.
  2. Söz konusu özerk bölgenin Yasama Meclisinin inisiyatifiyle, Meclis ayrıca herhangi bir bölgesel hükümet kanun tasarısının da acil usulde görüşülmesine karar verebilir.

Bölüm III.

(Organizasyon ve usul)

Madde 171. (Yasama organı)

  1. Her yasama organı dört yasama dönemi boyunca devam eder.
  2. Meclisin feshedilmesi durumunda, yeni seçilen Meclis, süresi, seçim tarihinde devam etmekte olan yasama dönemine karşılık gelen dönemi tamamlamak için gereken zamanın başlangıcına kadar uzatılacak olan yeni bir yasama organı başlatır.

Madde 172. (Fesih)

  1. Cumhuriyet Meclisi, seçilmesinin ardından gelen altı ay içinde, Cumhurbaşkanının görev süresinin son altı ayında veya olağanüstü hal veya sıkıyönetim sırasında feshedilemez.
  2. Bir önceki fıkra hükümlerine uyulmaması fesih kararını hükümsüz kılar.
  3. Meclisin feshi, ardından gelen seçim sonrasında Meclisin ilk oturumuna kadar, üyelerinin görev sürelerini veya Daimi Komisyonun sorumluluklarını etkilemez.

Madde 173. (Seçim sonrasındaki oturum)

  1. Seçimlerin genel sonuçlarının hesaplanmasını takip eden üçüncü gün, veya, bir yasama organı süresini tamamladığı için seçime gidilmesi halinde ve söz konusu üçüncü gün söz konusu yasama organının süresi bitmeden önceki bir gün ise bir sonraki yasama organının ilk günü Cumhuriyet Meclisi yetkiyle oturum yapar.
  2. Böyle bir tarih Meclis tüm üyelerin hazır bulunduğu oturuma rastlamıyorsa 175’inci maddede belirtilen amaçlarla toplanır.

Madde 174. (Yasama dönemleri, genel kurullar ve toplantıya çağırma)

  1. Yasama dönemleri 15 Eylül’de başlamak üzere bir yıl sürer.
  2. Mevcut üyelerin tamamının üçte iki çoğunluğuyla alınan askıya almalar saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Meclisinin normal parlamento dönemi 15 Eylül’den 15 Haziran’a kadardır.
  3. Meclis Genel Kurulunun uzatma kararı ardından veya Daimi Komisyonun inisiyatifiyle veya söz konusu komitenin işlevini yerine getirememesi ve acil bir durum olması durumunda, bütün üyelerin yarısından fazlasının çoğunluğuyla, Meclis bir önceki fıkrada ortaya konan görev süresinin dışında da görev yapabilir.
  4. Cumhurbaşkanı da, belirli konuların görüşülmesi amacıyla Meclisi olağandışı toplantıya çağırabilir.
  5. Meclisin yukarıdaki ikinci fıkraya göre karar vermesi halinde, Meclis Genel Kurulu oturumu olmaksızın da komisyonlar çalışmalarını yürütür.

Madde 175. (Meclisin iç sorumlulukları)

Cumhuriyet Meclisi aşağıdakilerden sorumludur:

  1. a) Anayasada belirtildiği üzere kendi İçtüzüğünü hazırlamak;
  2. b) Başkan ve Başkanlık divanının geri kalan üyelerini görevlerini tam olarak ifa eden Cumhuriyet Meclisi üyelerini tamamının salt çoğunluğuyla seçmek. Dört büyük parlamento grubunun önerileri üzerine dört başkan yardımcısı seçilir;
  3. c) Daimi Komisyon ve diğer komisyonların seçimi.

Madde 176. (Genel Kurul gündemi)

  1. Meclis Genel Kuruluna başvurma hakkı veya Cumhurbaşkanının 174’üncü maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen yetkisi saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Meclisi Başkanı İçtüzükte belirlenen önceliğe göre gündemi belirler.
  2. Hükümet ve parlamentodaki grupları, ulusal çıkarları ilgilendiren acil çözüm bekleyen konulara öncelik verilmesini isteyebilir.
  3. Meclisteki her grup, İçtüzük tarafından belirlenen ve azınlık partileri ve Hükümette temsilcisi olmayan partilerin konumunu teminat altına almayı gözeten kriterlere uygun olarak, belirli sayıda oturumun gündemini belirleme hakkına sahiptir.
  4. Özerk bölgelerin Yasama Meclisleri, bölgesel çıkarları ilgilendiren acil çözüm bekleyen konulara öncelik verilmesini isteyebilir.

Madde 177. (Hükümet üyelerinin devamlılığı)

  1. Bakanlar, hepsi de İçtüzükte belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu oturumlarına katılma ve konuşma, müsteşarlarından yardım alma veya kendisinin yerine katılma ve konuşma hakkına sahiptir.
  2. Hükümet üyelerinin, vekillerin sorularına ve açıklama taleplerine cevap verebilmek için hazır bulunacağı oturumlar planlanır. Bu oturumlar İçtüzüğün izin verdiği en kısa aralıklarla ve Hükümetle üzerinde anlaşılan tarihlerde gerçekleşir.
  3. Hükümet üyeleri komisyon çalışmalarına katılmayı talep edebilir ve istendiğinde komisyonların huzuruna çıkabilir.

Madde 178. (Komisyonlar)

  1. Cumhuriyet Meclisinin, İçtüzükte öngörülen komisyonları vardır ve soruşturma veya başka bir amaçla geçici komisyonlar oluşturabilir.
  2. Komisyonlar, partilerin Cumhuriyet Meclisinde sahip oldukları sandalye sayılarıyla orantılı olarak oluşturulur.
  3. Meclise gönderilen dilekçeler, bu amaçla oluşturulan ve söz konusu konuyla ilgili olan diğer komisyonlardan cevap isteyebilecek ve her durumda bir vatandaşın tanıklığına başvurabilecek olan bir komisyon tarafından ele alınır.
  4. Normal hükümlere göre oluşumlarına halel gelmeksizin ve her bir yasama döneminde her bir üye için bir adetle sınırlı olmak üzere, meclisi oluşturan görevlerini tam olarak ifa eden üyelerin tümünün beşte birinin oyuyla bu amaçla bir önerge verildiğinde meclis soruşturma komisyonları zorunlu olarak oluşturulur.
  5. Meclis soruşturma komisyonları adli makamların soruşturma yetkilerine sahiptir.
  6. Komisyonların başkanlıkları, her grubun Üyelerinin oranına göre meclis grupları arasında paylaştırılır.
  7. İçtüzük hükümlerine göre, ilgili özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin temsilcileri, bölgesel kanun önerilerinin görüşüleceği komisyon toplantılarına katılabilir.

Madde 179. (Daimi Komisyon)

  1. Cumhuriyet Meclisinin yasama dönemi dışındaki dönemlerde, feshedildiği dönemlerde ve Anayasanın öngördüğü diğer durumlarda Cumhuriyet Meclisi Daimi Komisyonu oturumlarına devam eder.
  2. Daimi Komisyona Cumhuriyet Meclisi Başkanı başkanlık eder ve ayrıca, Mecliste sahip olduğu sandalye oranına göre, her partinin Başkan yardımcıları ve aday gösterdikleri Üyelerden oluşur.
  3. Daimi Komisyon şunlardan sorumludur:
  4. a) Bu Anayasaya ve kanunlara uygunluk denetimi ve Hükümetin ve kamu yönetiminin faaliyetlerini izleme;
  5. b) Üyelerin görevleri ile ilgili olarak Meclisin yetkilerini kullanma;
  6. c) Gerektiğinde Meclisi toplantıya çağırmak için adım atmak;
  7. d) Yasama dönemlerinin açılışını hazırlamak;
  8. e) Cumhurbaşkanının ülke topraklarında bulunmamasına muvafakat vermek;
  9. f) Cumhurbaşkanına sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etme, savaş ilân etme veya barış yapma yetkisi vermek.
  10. Bir önceki fıkranın f) bendinde öngörülen durumda, Daimi Komisyon, Meclisi mümkün olduğunca çabuk toplantıya çağırmak için adımlar atar.

Madde 180. (Meclis grupları)

  1. Her bir parti veya partiler koalisyonu için seçilen Üyeler bir meclis grubu oluşturabilir.
  2. Her meclis grubu aşağıdaki haklara sahip olur:
  3. a) Üyelerinin sayısı oranında Meclis komisyonlarında yer almak ve bu komisyonlara temsilcisini atamak;
  4. b) İçtüzük hazırlanırken danışılmak ve Genel Kurulda bu İçtüzüğe itiraz etmek;
  5. c) Kamuyu ilgilendiren acil meselelerde, Hükümetin de katılacağı acil görüşme istemek;
  6. d) Her yasama döneminde, Hükümetten Meclise katılma çağrısı yaparak, genel veya sektörel politika konusunda iki görüşme istemek;
  7. e) Daimi Komisyondan Genel Kurulu toplaması için girişimde bulunmasını istemek;
  8. f) Meclis soruşturma komitesi oluşturulması için önerge vermek;
  9. g) Kanun yapma sürecini başlatmak;
  10. h) Hükümet programını reddetmek için önerge vermek;
  11. i) Hükümete güvensizlik önergesi vermek;

Hükümet tarafından, gidişat ve kamuyu ilgilendiren ana konulardaki gelişmelerle ilgili düzenli olarak ve doğrudan bilgilendirilmek.

  1. Kanunda belirtildiği üzere, her bir meclis grubu, Meclis binasında çalışma yerine ve kendi seçtiği teknik ve idari personel bulundurma hakkına sahiptir.
  2. Herhangi bir meclis grubunun içinde yer almayan Üyelere, İçtüzük hükümlerine göre, belirli asgari haklar ve güvenceler verilir.

Madde 181. (Meclis personeli ve uzmanları)

Sürekli bir teknik ve idari personel ve görevlendirme veya geçici sözleşmeli uzmanlar Meclis ve komisyonlara çalışmalarında yardımcı olur. Bu personelin ve uzmanların sayısı Başkanın gerekli gördüğü kadardır.

Başlık IV.

Hükümet

Bölüm I.

Görevi ve yapısı

Madde 182. (Tanım)

Hükümet, ülkenin genel siyasetini yürütür ve kamu yönetiminde en yüksek otoriteyi temsil eder.

Madde 183. (Oluşumu)

  1. Hükümet Başbakan, bakanlar, müsteşarlar ve müsteşar yardımcılarından oluşur.
  2. Hükümette bir veya daha fazla Başbakan yardımcısı yer alabilir.
  3. Bakanlıkların ve müsteşarlıklarının sayısı, adları ve sorumlulukları ve bunlar arasında koordinasyonu sağlama araçları her defasında bu görevlere atama yapan kararnameler veya idari kanunla belirlenir.

Madde 184. (Bakanlar Kurulu)

  1. Bakanlar Kurulu, Başbakan, varsa Başbakan yardımcıları ve bakanlardan oluşur.
  2. Kanun belirli konulardan sorumlu olan ihtisas Bakanlar Kurulları oluşturabilir.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcılarını Bakanlar Kurulu toplantılarına katılmaları gerekebilir.

Madde 185. (Hükümet üyelerinin geçici ikamesi)

  1. Hiçbir Başbakan yardımcısının bulunmaması durumunda, yokluğunda ya da görevlerini yapamaz durumda olduğunda, Başbakanın Cumhurbaşkanına bildireceği bakan veya böyle bir atamanın yapılmamış olması durumunda, Cumhurbaşkanının atayacağı bir bakan Başbakanın yerine bakar.
  2. Yoklukları veya görev yapamaz durumda olduklarında, her bakanın yerine Başbakana bildireceği bir müsteşar veya böyle bir atamanın yapılmamış olması durumunda, Başbakanın atadığı Hükümet üyesi bakar.

Madde 186. (Göreve gelme ve ayrılma)

  1. Başbakan atanarak göreve gelir ve Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındığında ayrılır.
  2. Hükümetin geri kalan üyeleri atanarak göreve gelir ve kendileri veya Başbakan görevden alındığında ayrılırlar.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcıları da kendi bakanları görevden alındığında görevden ayrılırlar.
  4. Hükümetin istifası veya görevden alınması durumunda, eski Hükümetin Başbakanı, yeni Başbakanın atandığı ve yemin ettiği gün görevden alınır.
  5. Programı Cumhuriyet Meclisinde görüşülünceye kadar ve istifasından veya görevden alınmasından sonra, Hükümet, kendi icraatını kamu işlerinin yürütülmesi için gerçekten gerekli işlerle sınırlı tutar.

Bölüm II.

Oluşumu ve sorumlulukları

Madde 187. (Oluşum)

  1. Cumhurbaşkanı, seçim sonuçları ışığında, Cumhuriyet Meclisinde sandalyeye sahip partilerle görüştükten sonra Başbakanı atar.
  2. Cumhurbaşkanı, Başbakanın teklifi üzerine, Hükümetin geri kalan üyelerini atar.

Madde 188. (Hükümet Programı)

Hükümet Programı, idarenin çeşitli alanlarında izlenecek veya önerilecek ana siyasi ilkeleri ve önlemleri ortaya koyar.

Madde 189. (Toplu sorumluluk)

Hükümet Programı ve Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararlar Hükümet üyelerini bağlayıcıdır.

Madde 190. (Hükümetin sorumluluğu)

Hükümet, Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.

Madde 191. (Hükümetin üyelerinin sorumluluğu)

  1. Başbakan, Cumhurbaşkanına ve Hükümetin siyasi sorumluluk alanı içinde Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.
  2. Başbakan yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına ve Hükümetin siyasi sorumluluk alanı içinde Cumhuriyet Meclisine karşı sorumludur.
  3. Müsteşarlar ve müsteşar yardımcıları Başbakan ve bakanlara karşı sorumludur.

Madde 192. (Hükümet Programının görüşülmesi)

  1. Atanmasından sonra en fazla on gün içinde Hükümet bir Başbakanlık beyanıyla programını Cumhuriyet Meclisine sunar.
  2. Cumhuriyet Meclisi tüm üyeleriyle oturum halinde değilse, Başkanı zorunlu olarak toplantıya çağırır.
  3. Programın görüşülmesi üç günden fazla süremez ve görüşme bitinceye kadar herhangi bir Meclis grubu programın reddedilmesi yönünde önerge verebilir ve Hükümet güven oylaması önergesinin kabulünü isteyebilir.
  4. Hükümet programının reddedilmesi için Meclisin görevini tam olarak ifa eden tüm üyelerinin salt çoğunluğu gerekir.

Madde 193. (Güven oylaması talebi)

Hükümet Cumhuriyet Meclisinden genel politika beyanı veya ülke çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuda güven oylaması isteyebilir.

Madde 194. (Gensoru önergeleri)

  1. Meclis üyelerinin tamamının dörtte biri hür iradeleriyle veya bir meclis grubunun girişimiyle, Cumhuriyet Meclisi, Hükümete programının uygulanmasıyla veya kamu çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuyla ilgili olarak gensoru önergesi verebilir.
  2. Gensoru önergeleri verildikten sonra kırksekiz saat geçmeden görüşülemez ve bununla ilgili görüşme üç günden fazla süremez.
  3. Bir gensoru önergesi kabul edilmediği takdirde, önergeyi verenler aynı yasama dönemi içinde buna benzer bir başka önerge veremez.

Madde 195. (Hükümetin istifası veya görevden alınması)

  1. Hükümet şu koşullarda istifa eder:
  2. a) Yeni bir yasama meclisinin başlangıcında;
  3. b) Cumhurbaşkanının, Başbakanın istifasını kabulünde;
  4. c) Başbakanın ölümü veya kalıcı fiziksel iş göremezliği durumunda;
  5. d) Hükümet programının reddedilmesi halinde;
  6. e) Herhangi bir güven oylamasının olumsuz sonuçlanması durumunda;
  7. f) Bir gensoru önergesinin görevini tam ifa eden tüm üyelerin salt çoğunluğunca kabul edilmesi durumunda.
  8. Cumhurbaşkanı, gerektiğinde, demokratik kurumların normal işlevlerini yerine getirmelerini sağlamak için ve Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra Hükümeti görevden alabilir.

Madde 196. (Hükümet üyelerinin ceza takibatı dokunulmazlığının kaldırılması)

  1. Azami üç yıldan daha fazla bir süre için hapis cezasıyla cezalandırılan ciddi bir suçun işlendiğine dair kuvvetli delil olması ve suçüstü durumu hariç, hiçbir Hükümet üyesi Cumhuriyet Meclisinin izni olmaksızın gözaltına alınamaz, tutuklanamaz veya hapse atılamaz.
  2. Bir Hükümet üyesinin ceza kovuşturmasına uğraması ve kesin olarak suçlanması durumunda, Cumhuriyet Meclisi, kovuşturmanın sürdürülebilmesi için üyeliğin askıya alınıp alınmayacağına karar verir.Önceki fıkrada atıfta bulunulan türde bir suç durumunda, Meclis zorunlu olarak üyeliği askıya alır.

Bölüm III.

Sorumluluklar

Madde 197. (Siyasi sorumluluklar)

  1. Siyasi fonksiyonlarını yerine getirirken, Hükümet şunlardan sorumludur:
  2. a) 140’ıncı madde gereği, Cumhurbaşkanının karşı-imza işlemleri;
  3. b) Uluslararası anlaşmaların müzakeresi ve sonuçlandırılması;
  4. c) Cumhuriyet Meclisinin onayını gerektirmeyen veya sunulmamış olan uluslararası anlaşmaları kabul etme;
  5. d) Hükümet kanun tasarılarını ve karar taslaklarını Cumhuriyet Meclisine sunma ve getirme;
  6. e) 115’inci madde uyarınca, Cumhurbaşkanına, ülke çıkarlarını ilgilendiren önemli konularla ilgili referanduma gidilmesini teklif etmek;
  7. f) Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilânı konusunda görüş bildirme;
  8. g) Cumhurbaşkanına savaş ilân etme veya barış yapma önerisi götürme;
  9. h) 162’nci maddenin d) bendi uyarınca, Devletin ve kanunda belirtilen diğer kamu kurumlarının hesaplarını Cumhuriyet Meclisine sunma;
  10. i) 161’inci maddenin n) bendi ve 163’üncü maddenin f) bendi gereği ve gecikmeden, Cumhuriyet Meclisine, Avrupa Birliği’nin inşaa süreciyle ilgili bilgiyi sunmak;
  11. j) Anayasanın veya kanunun gerektirebileceği diğer işlemleri üstlenmek.
  12. Hükümet, uluslararası anlaşmaları kararnameyle kabul eder.

Madde 198. (Yasama sorumlulukları)

  1. Hükümet, yasamaya ilişkin işlevlerini yerine getirirken şunlardan sorumludur:
  2. a) Cumhuriyet Meclisinin münhasır sorumluluğunda olmayan konularda idari kanunlar yapmak;
  3. b) Cumhuriyet Meclisinden alınan yetkiye dayanarak, kısmen Cumhuriyet Meclisinin münhasıran sorumluluğundaki konularda idari kanunlar yapmak;
  4. c) Kendilerini söz konusu esaslar ve temel genel unsurlarla sınırlayan kanunlarda yer alan hukuk kurallarının esaslarını ya da temel genel unsurlarını oluşturan idari kanunlar yapmak.
  5. Hükümet, kendi teşkilatını ve işlemlerini ilgilendiren konularda kanun yapmaktan münhasıran sorumludur.
  6. Yukarıdaki 1’inci fıkranın b) ve c) bentlerinde öngörülen idari kanunlar, yasama yetkisi veren kanun veya kabul edildiği temel kanundan açıkça bahseder.

Madde 199. (İdari sorumluluklar)

Hükümet, idareye ilişkin işlevlerini yerine getirirken şunlardan sorumludur:

  1. a) İlgili ana seçenekler temelinde ulusal planlar hazırlamak ve uygulatmak;
  2. b) Devlet bütçesini uygulatmak;
  3. c) Kanunların layıkıyla uygulanmasını temin etmek için gerekli düzenlemeleri yapmak;
  4. d) Doğrudan idaresi altında Devletin sivil ve askeri dairelerini ve hizmetlerini ve tüm faaliyetlerini yönetmek, dolaylı idareyi denetlemek ve bu dolaylı idare ve özerk yönetimleri gözetmek;
  5. e) Devletin personel ve görevlileriyle ve diğer kamu tüzel kişilikleriyle ilgili olarak kanunun gerektirdiği tüm işlemleri üstlenmek;
  6. f) Demokratik hukuk düzenini savunmak;
  7. g) Ekonomik ve sosyal kalkınmayı geliştirmek ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için gerekebilecek her türlü işlem ve tasarrufta bulunmak.

Madde 200. (Bakanlar Kurulunun sorumlulukları)

  1. Bakanlar Kurulu şunlardan sorumludur:
  2. a) Hükümet politikasının ana hatlarını ve bunların uygulanmasını tanımlamak;
  3. b) Cumhuriyet Meclisinden güven oyu isteyip istemeyeceğine karar vermek;
  4. c) Hükümetin kanun tasarılarını ve karar taslaklarını kabul etmek;
  5. d) İdari kanunları kabul etmek ve Cumhuriyet Meclisine sunulmayacak uluslararası anlaşmaları kabul etmek;
  6. e) Ulusal planları kabul etmek;
  7. f) Kamu gelirlerinin ya da harcamalarının arttırılması ya da azaltılmasını içeren Hükümet işlemlerini kabul etmek;
  8. g) Kanunla Hükümetin sorumluluğuna verilebilen veya Başbakan veya bir bakan tarafından sunulan diğer konular hakkında karar vermek.
  9. İhtisas Bakanlar Kurulları, kanunun kendilerinden istediği veya Bakanlar Kurulunun kendilerine verdiği sorumlulukları yerine getirir.

Madde 201. (Hükümet üyelerinin sorumluluğu)

  1. Başbakan şunlardan sorumludur:
  2. a) Hükümetin genel politikasına yön vermek ve tüm bakanların faaliyetlerini koordine etmek ve yönlendirmek;
  3. b) Hükümetin çalışmalarına ve diğer Devlet birimleri ile genel ilişkilerine yön vermek;
  4. c) Ülkenin iç ve dış politikasının yürütülmesi konularında Cumhurbaşkanını bilgilendirmek;
  5. d) Anayasanın ve kanunların gerektirebileceği diğer işlemleri yerine getirmek.
  6. Bakanlar şunlardan sorumludur:
  7. a) Bakanlıkları için oluşturulan politikayı uygulamak;
  8. b) Bakanlıklarının kapsama alanı içinde, Hükümet ve diğer Devlet kurumları arasındaki genel ilişkileri sağlamak.
  9. Başbakan ve ilgili konuda sorumluluğu olan bakanlar, Hükümetin çıkardığı idari kanunları ve kararnameleri imzalar.

Başlık V.

Mahkemeler

Bölüm I.

Genel esaslar

Madde 202. (Yargı)

  1. Mahkemeler, halk adına yargıyı idare etme sorumluluğu olan egemenlik yetkisini kullanan organlardır.
  2. Mahkemeler, yargıyı idare ederken, vatandaşların kanunla korunan haklarını ve çıkarlarını güvence altına alır, demokratik hukuk düzeninin ihlal edilmesini önler, kamu ve özel çıkarlar arasındaki uyuşmazlıkları karara bağlar.
  3. Fonksiyonlarının yerine getirilmesinde mahkemeler diğer kurumların yardımından yararlanma hakkına sahiptir.
  4. Kanun, uyuşmazlıkların çözümünde yargı dışı enstrüman ve araçları kurumsallaştırabilir.

Madde 203. (Kurtuluş)

Mahkemeler bağımsızdır ve sadece hukuka tabidir.

Madde 204. (Anayasaya uyum)

Mahkemeye getirilen konularda, mahkemeler Anayasa hükümlerine veya orada benimsenen esaslara aykırı kurallar uygulamaz.

Madde 205. (Mahkeme kararları)

  1. Yapısal olarak sadece idari olmayan mahkeme kararları, gerekçelerini kanunun belirlediği biçimde ortaya koyar.
  2. Mahkeme kararları, kamu, özel her kişi ve kurumu bağlayıcıdır ve diğer her türlü merciin kararının üstündedir.
  3. Kanun, mahkeme kararlarının herhangi bir merci ile ilgili olarak uygulanma şartlarını düzenler ve bu kuralların uygulanmasında zafiyetten sorumlu kişi veya kuruma uygulanacak cezaları ortaya koyar.

Madde 206. (Mahkeme celseleri)

Kişi onurunu veya genel ahlakı korumak için veya kendi işleyişi açısından söz konusu mahkemenin kararının gerekçelerini yazılı emirle bildirdiği tersi bir durum dışında, mahkeme celseleri halka açıktır.

Madde 207. (Jüri, halkın katılımı ve bilirkişiler)

  1. Terör veya organize suçla ilgili olanlar dışında, kanunun belirleyeceği davalar ve yapılarda ve özellikle iddia makamı veya savunmanın istemesi durumunda, ciddi suçların duruşmasına bir jüri katılabilir.
  2. Kanun, çalışmayla ilgili konularda, kamu sağlığı ihlallerinde, küçük suçlarda, ihlal edilen toplumsal değerlerin özel olarak bedelinin ödetildiği diğer davalar veya mahkumiyetlerin uygulanmasında meslek dışından sulh hâkimlerini öngörebilir.
  3. Kanun ayrıca teknik vasfı olan yardımcıların belirli konularda katılımını öngörebilir.

Madde 208. (Hukuki temsil)

Kanun, avukatların yetkilerini kullanabilmeleri için gerekli dokunulmazlıklardan yararlanmasını güvence altına alır ve yargının idaresinde temel bir unsur olarak hukuki temsili düzenler.

Bölüm II.

Mahkemelerin teşkilatlanması

Madde 209. (Mahkeme kategorileri)

  1. Anayasa Mahkemesine ek olarak, aşağıdaki mahkeme kategorileri bulunur:
  2. a) Yüksek Adalet Mahkemesi, ilk ve ikinci derece hukuk mahkemeleri;
  3. b) Yüksek İdare Mahkemesi, diğer idare ve vergi mahkemeleri;
  4. c) Sayıştay;
  5. Denizcilik mahkemeleri, tahkim mahkemeleri ve sulh hâkimleri bulunabilir.
  6. Kanun, önceki fıkralarda öngörülen mahkemelerin ayrı ayrı veya birlikte uyuşmazlık çözen mahkemeler olarak oluşturulabileceği durum ve şekilleri belirler.
  7. Askeri mahkemelerle ilgili hükümler saklı kalmak üzere, belirli kategorilerde suçlara bakmak için özel yetkili mahkemeler yasaktır.

Madde 210. (Yüksek Adalet Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri)

  1. Anayasa Mahkemesinin özel sorumlulukları saklı kalmak üzere, Yüksek Adalet Mahkemesi hukuk mahkemeleri hiyerarşisinde üst organdır.
  2. Yüksek Adalet Mahkemesi yargıçları mahkeme Başkanını seçer.
  3. Genel kural olarak, ilk derece mahkemeleri, bir sonraki maddenin ikinci fıkrasında belirtilen statüye eşit bölge mahkemeleridir.
  4. Genel kural olarak, ikinci derece mahkemeleri İstinaf Mahkemeleridir.
  5. Yüksek Adalet Mahkemesi kanunun belirttiği durumlarda hukuk mahkemesi olarak hizmet verebilir.

Madde 211. (Hukuk mahkemelerinin sorumlulukları ve uzmanlıkları)

  1. Hukuk mahkemeleri, hukuki ve cezai konularda genel mahkemelerdir ve diğer yargı organlarına ayrılmamış her alanda yargı yetkisine sahiptir.
  2. Belirli sorumlulukları olan veya belirli konulara bakmakta uzmanlaşmış ilk derece mahkemeleri olabilir.
  3. Kesin olarak askeri yapıdaki suçları yargılayan hukuk mahkemelerinin yapısında, kanunun belirlediği şekilde, bir veya daha fazla sayıda askeri hâkim olur.
  4. İstinaf Mahkemeleri ve Yüksek Adalet Mahkemesi özel bölümlerde faaliyet gösterebilir.

Madde 212. (İdare ve vergi mahkemeleri)

  1. Anayasa mahkemesinin özel sorumlulukları saklı kalmak üzere, Yüksek İdare Mahkemesi, idare ve vergi mahkemeleri hiyerarşisinde üst organdır.
  2. Yüksek İdare Mahkemesi yargıçları kendi aralarından mahkeme Başkanını seçer.
  3. 3. Amacı idari ve mali hukuki ilişkilerde ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmek olan idare ve vergi mahkemeleri, ihtilaflı davalara ve başvurulara bakar.

Madde 213. (Askeri mahkemeler)

Savaş hali sırasında özellikle askeri suçlarda yargılama yapmak üzere askeri mahkemeler kurulur.

Madde 214. (Sayıştay)

  1. Sayıştay, kamu harcamalarını denetleyen üst organdır ve kanunun kendisine sunulmasını istediği hesapları inceler. Özellikle şunlardan sorumludur:
  2. a) Sosyal güvenlik hesapları da dahil olmak üzere, Genel Devlet Hesapları üzerine görüş bildirmek;
  3. b) Azor Adaları ve Madeira Özerk Bölgeleri hesapları üzerine bir görüş bildirme;
  4. c) Kanunla ortaya konduğu üzere, mali usulsüzlüklere sorumluluk yüklemek;
  5. d) Kanunun kendisine verebileceği diğer sorumlulukları yerine getirmek.
  6. 2. 133’üncü maddenin m) bendinin hükümleri saklı kalmak üzere, Sayıştay Başkanının görev süresi dört yıldır.
  7. 3. Sayıştay, merkezi olmayan bir yapıda, kanunun belirlediği bölgesel bölümlerde faaliyet gösterebilir.
  8. Azor Adaları ve Madeira Özerk Bölgelerinde, ilgili bölgede söz konusu meselede tam sorumluluğu olan Sayıştay bölümleri bulunur.

Bölüm III.

Yargıçların statüsü

Madde 215. (Hukuk mahkemeleri hâkimleri)

  1. Hukuk mahkemesi hâkimleri tek bir yapı oluştururlar ve tek bir statüye tabidirler.
  2. Kanun, ilk derece hukuk mahkemelerinin hâkimlerinin işe alınmalarını düzenleyen şartlar ve kuralları belirler.
  3. İkinci derece hukuk mahkemelerinin hâkimlerinin seçiminde önce gelen kriter, ilk derece hâkimlerinin özgeçmişlerini sunmasıyla yarışmaya dayalı belirlenecek liyakattir.
  4. Yüksek Adalet Mahkemesine atanma, hâkimler, savcılar ve kanunun belirttiği liyakata sahip hukuk mesleğinin diğer üyelerinin gönderdiği özgeçmişler arasından yarışmaya dayalı olarak yapılır.

Madde 216. (Teminatlar ve bağdaşmazlıklar)

  1. Hâkimler görev teminatına sahiptir ve kanunun belirttiği haller dışında nakledilemez, geçici olarak açığa alınamaz, emekli edilemez ve görevden azledilemez.
  2. Kanunda belirtilen istisnalar dışında, hâkimler verdikleri karardan dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar.
  3. Faal hizmetteki hâkimler, ücretsiz ders verme veya hukuki araştırma dışında, başka bir kamu veya özel işlev üstlenemezler.
  4. Faal hizmetteki hâkimler, yetkili Yüksek Kurulun izni olmaksızın mahkemelerin işleri dışında alakasız adli görevlere atanamazlar.
  5. Kanun, hâkimlik göreviyle bağdaşmayan diğer durumları ortaya koyabilir.

Madde 217. (Hâkimlerin atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri)

  1. Hukuk mahkemelerinin hâkimlerini atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri, kanunda belirtildiği üzere, Hâkimler Yüksek Kurulunun sorumluluğundadır.
  2. 2. İdare ve vergi mahkemelerinin hâkimlerinin atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri, kanunda belirtildiği üzere, ilgili Yüksek Kurulun sorumluluğundadır.
  3. 3. Anayasada öngörülen teminatlara dayanarak, kanun, diğer mahkemelerin hâkimlerinin görevlendirme, nakil ve terfilerini düzenleyen kuralları ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümlerini ve sorumluluklarını tanımlar.

Madde 218. (Hâkimler Yüksek Kurulu)

  1. Hâkimler Yüksek Kuruluna Yüksek Adalet Mahkemesi Başkanı başkanlık eder ve ayrıca aşağıdaki üyelerden oluşur:
  2. a) Cumhurbaşkanı tarafından atanacak iki üye;
  3. b) Cumhuriyet Meclisi tarafından seçilecek yedi üye;
  4. c) Nispi temsil esasına göre, Hâkimlerin kendi aralarından seçecekleri yedi hâkim.
  5. Hâkimlerin yararlanacağı teminatları düzenleyen kurallar Hâkimler Yüksek Kurulu üyeleri için de geçerlidir.
  6. Kanun, adliye memurlarının Hâkimler Yüksek Kurulu üyesi olmalarını öngörebilir ki bu durumda kendi emsalleri tarafından seçilirler. Bu tür üyeler sadece, adliye memurlarının mesleki liyakatı ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümlerinin takdirini ilgilendiren konularda görüşme ve oylamalara katılır.

Bölüm IV.

Cumhuriyet savcılığı

Madde 219. (Fonksiyonları, statüsü ve rolü)

  1. Cumhuriyet savcılığı, Devleti temsil etmek ve kanunun belirttiği çıkarları korumakla ve bir sonraki fıkradaki hükümlere dayanarak, egemenlik yetkilerini kullanan organların tanımladığı ceza politikasının uygulanmasına katılmaktan, kanunilik ilkesi uyarınca ceza davasının takibatını yapmaktan ve demokratik hukuk düzenini savunmaktan sorumludur.
  2. Cumhuriyet savcılığı, kanunun belirttiği kendi statüsüne ve özerkliğe sahiptir.
  3. Kanun, özellikle askeri suçlar içeren davalarda Cumhuriyet savcısına özel yardım biçimleri sağlar.
  4. Cumhuriyet savcılığı memurları sorumlu adliye memurlarıdır, hiyerarşiye tabi ve onun bir parçasıdır ve kanunda belirtilen haller dışında nakledilemez, açığa alınamaz, emekli edilemez ve azledilemezler.
  5. Cumhuriyet savcılıklarının atanma, görevlendirme, nakil ve terfileri ve kendilerine uygulanacak disiplin hükümleri Cumhuriyet Başsavcılığının sorumluluğundadır.

Madde 220. (Cumhuriyet Başsavcılığı)

  1. Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet savcılıklarının üst organıdır ve kanunla belirlenen yapı ve sorumlulukları vardır.
  2. Cumhuriyet Başsavcılığına Başsavcı Başkanlık eder ve Cumhuriyet Meclisince seçilen üyeler ve savcıların kendi aralarından seçtikleri üyelerden oluşan Cumhuriyet Savcıları Yüksek Kurulunu içinde barındırır.
  3. 3. 133’üncü maddenin m) bendi hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet Başsavcısının görev süresi altı yıldır.

Başlık VI.

Anayasa Mahkemesi

Madde 221. (Tanım)

Anayasa Mahkemesi, anayasa ve kanunlarla ilgili konularda adaletin yönetilmesi için özel sorumluluğu olan mahkemedir.

Madde 222. (Yapısı ve hâkimlerin statüsü)

  1. Anayasa Mahkemesi onüç üyeden oluşur, onu Cumhuriyet Meclisi tarafından, üçü ise bu on üye tarafından seçilir.
  2. Cumhuriyet Meclisince atanan hâkimlerden altısı diğer mahkemelerin hâkimleri arasından, diğer altısı ise hukukçular arasından seçilir.
  3. Anayasa Mahkemesi hâkimliği görev süresi dokuz yıldır ve yenilenemez.
  4. Anayasa Mahkemesi hâkimleri mahkeme Başkanını seçer.
  5. Anayasa Mahkemesi hâkimleri, aynı bağımsızlık teminatı, hâkimlik teminatı, tarafsızlık ve kişisel sorumluluktan bağışıklık güvencelerinden yararlanırlar ve diğer mahkemelerin hâkimlerinin tabi olduğu aynı bağdaşmazlıklara tabidirler.
  6. Kanun, Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin dokunulmazlıklarını ve statülerini belirleyen diğer kuralları belirler.

Madde 223. (Sorumlulukları)

  1. Anayasa Mahkemesi, 277’nci madde uyarınca anayasaya aykırılık ve kanuna aykırılık davalarını değerlendirir.
  1. 2. Anayasa Mahkemesi ayrıca şunlardan sorumludur:
  2. a) Cumhurbaşkanının ölümünü teyit etmek ve sürekli bedensel yetmezliğini ilân etmek ve geçici olarak işlevlerini yerine getiremediği durumları teyit etmek.;
  3. b) 129 ve 130’uncu maddelerin üçüncü fıkralarında öngörülen hallerde Cumhurbaşkanının görevden alınmasını teyit etmek;
  4. c) Kanunda belirtildiği üzere, seçim kanunlarının düzgün yürütülmesi ve geçerliliğinde son derece kararları vermek;
  5. d) 124’üncü maddenin üçüncü fıkrasının gereği olarak, herhangi bir adayın ölümünü teyit etmek ve bu nedenle Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getiremeyeceğini ilân etmek;
  6. e) Siyasi partilerin ve bunların oluşturduğu koalisyonların oluşumunu teyit etmek ve isimlerinin, baş harflerinin ve sembollerinin kanuniliğini takdir etmek, Anayasa ve kanunda belirtildiği üzere fesihlerine karar verme;
  7. f) Ulusal, bölgesel ve yerel referandumların, her durumda seçmenler açısından şartların değerlendirilmesi de dahil, anayasaya ve kanunlara uygunluğunu önceden teyit etme;
  8. g) Üyelerin talebiyle ve kanunda belirtildiği üzere, Cumhuriyet Meclisi ve özerk bölgelerin Yasama Meclisleri tarafından yapılan seçimlerde kaybedilen sandalye ve seçimlerle ilgili başvuruları karara bağlamak;
  9. h) Siyasi partiler içinde yapılan seçimler ve partiler tarafından alınan kararlara itiraz içeren ve başvuruya konu seçim sonuçlarını karara bağlamak.
  10. Anayasa Mahkemesi ayrıca kendisine Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Madde 224. (Organizasyon ve usul)

  1. Kanun, Anayasa Mahkemesinin yerini, organizasyon şeklini ve yargılama usullerini belirler.
  2. Anayasaya uygunluğun kanuni soyut değerlendirme amacı dışında, kanun Anayasa Mahkemesinin bölümler halinde faaliyet göstermesini gerektirebilir.
  3. Kanun, aynı kural ya da hükmün farklı bölümlerinin çelişen kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvuruları düzenleyebilir.

Başlık VII.

Özerk Bölgeler

Madde 225. (Azor adaları ve Madeira’da siyasi ve idari sistem)

  1. Azor adaları ve Madeira takımadalarında uygulanabilir özel siyasi ve idari sistem, ekonomik, sosyal, coğrafi ve kültürel özelliklerine ve ada nüfuslarının özerklik için tarihi özlemlerine dayalıdır.
  2. Bölgelerin özerkliği, bölge vatandaşlarının demokratik katılımı, ekonomik ve sosyal kalkınma ve bölgesel çıkarlarını savunma ve tanıtımı ve aynı zamanda Portekiz’liler arasında milli birlik ve dayanışma bağlarının güçlendirilmesini sağlamak için tasarlanmıştır.
  3. Bölgesel siyasi ve idari özerklik ve Devletin egemenlik bütünlüğünü etkilemez ve işbu Anayasanın genel çerçevesi içinde yerine getirilir.

Madde 226. (Statüler ve seçim yasaları)

  1. Siyasi ve idari statülerin taslakları ve özerk bölgelerin Yasama Meclisleri üyelerinin seçimi ile ilgili Hükümet kanun tasarıları ilgili Yasama Meclisleri tarafından düzenlenir, görüşülmesi ve kabul veya reddi için Cumhuriyet Meclisine gönderilir.
  2. Cumhuriyet Meclisi böyle bir taslak ya da tasarıyı reddederse, değerlendirilmek ve görüş oluşturulmak üzere ilgili Yasama Meclisine iade eder.
  3. Görüş hazırlandığında, Cumhuriyet Meclisi taslak veya tasarıyı son kez görüşür ve oylar.
  4. Önceki fıkralarda öngörülen sistem siyasi ve idari statülerdeki ve özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin üyelerinin seçimini düzenleyen kanunlarda değişiklikler için de geçerlidir.

Madde 227. (Özerk bölgelerin yetkileri)

Özerk bölgeler bölgesel tüzel kişilerdir ve statülerinde tanımlanan aşağıdaki yetkilere sahiptirler:

  1. a) İlgili bölgenin siyasi ve idari statüsü içinde ortaya konan ve egemenlik yetkisini kullanan organların özel sorumluluğunda olmayan konular hakkında bölge alanı içinde kanun yapmak;
  2. b) 165’inci maddenin birinci fıkrasının (a-c) bentleri, d) bendinin ilk bölümü, (f ve i) bentleri ve m) bendinin ikinci bölümü ve o), p), q), s), t), v), x) ve aa) bentlerinde öngörülen konular hariç olmak üzere, Cumhuriyet Meclisinin iznine tabi olarak, Yasama Meclisinin kısmen münhasır yasama sorumluluk alanına giren konularda kanun yapmak;
  3. c) Bölge sınırları içinde, kendilerini söz konusu esaslar ve temel genel unsurlarla sınırlayan kanunlarda yer alan hukuk kurallarının esaslarını ya da temel genel unsurlarını geliştirmek;
  4. d) Bölgesel mevzuatı ve egemenlik yetkisini kullanan organların çıkardığı ve düzenleme yetkisinin söz konusu organlara tahsis edilmediği kanunları düzenlemek;
  5. e) Statülerin yapılma sürecini başlatmak ve 226’ncı madde uyarınca, ilgili Yasama Meclisi üyelerinin seçimiyle ilgili mevzuatı yapma sürecini başlatmak;
  6. f) 167’nci maddenin birinci fıkrası uyarınca, bölgesel hükümet kanun tasarılarını ve değişiklik taslaklarını Cumhuriyet Meclisine sunarak, kanun çıkarma sürecini başlatmak;
  7. g) Kendi yürütme yetkisini kullanmak;
  8. h) Kendi varlıklarını yönetmek, kullanmak ve çıkarlarına olan işlemleri üstlenmek ve sözleşmeler yapmak;
  9. i) Kanunda belirtildiği üzere, kendi vergi koyma yetkisini kullanmak ve Cumhuriyet Meclisince kabul edilen çerçeve kanunların şartlarına göre ulusal mali sistemi bölgeye özgü şartlara uyarlamak;
  10. j) Statüleri ve özerk bölgelerin maliyesini düzenleyen kanun uyarınca, söz konusu özerk bölgede toplanan veya üretilen vergi gelirlerini ve Devletin vergi gelirlerinden etkin ulusal dayanışma ilkesiyle belirlenecek bir bölümünü ve kendilerine ayrılabilecek diğer gelirleri kullanmak ve bu gelirleri kendi harcamalarına ayırmak;
  11. l) Yerel yönetimleri oluşturmak ve feshetmek ve yasaların belirlediği bunlarla ilgili alanı değiştirmek;
  12. m) Yerel yönetimler üzerinde gözetim yetkisini kullanmak;
  13. n) Kırsal yerleşimleri kasaba veya şehir kategorisine yükseltmek;
  14. o) Daireleri ve hizmetleri, kamu kurumları ve sadece veya ağırlıklı olarak bölgede veya bölge çıkarına hizmet edilen diğer durumlarda faaliyet gösteren kamu ve millileştirilmiş şirketleri idare etmek;
  15. p) Bölgesel ekonomik ve sosyal kalkınma planı, bölgesel bütçe ve bölgenin hesaplarını kabul etmek ve ulusal planların hazırlanmasında yer almak;
  16. q) 165’inci maddenin birinci fıkrasının d) bendindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla, idari suçlar ve bunlara karşılık gelen cezaları tanımlamak;
  17. r) Dolaşımdaki ödeme araçlarını kontrol etmek ve bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasının finansmanını sağlamak için mali, parasal ve finansal ve döviz politikasının tanımlanmasına ve uygulanmasına katılmak;
  18. s) Karasuları, münhasır ekonomik bölge ve bitişik deniz tabanı politikalarının belirlenmesine katılmak;
  19. t) Kendilerini doğrudan ilgilendiren uluslararası antlaşmalar ve sözleşmelerin müzakerelerine katılmak ve bunların getirilerinden pay elde etmek;
  20. u) Tamamı egemenlik yetkisini kullanan ve dışişlerinden sorumlu organlarca ortaya konan kılavuz ilkelerle uyum içinde olmak üzere, yabancı bölgesel kuruluşlarla işbirliğine girmek ve amacı bölgeler arası diyaloğu ve işbirliğini geliştirmek olan örgütlerde yer almak;
  21. v) Kendi inisiyatifleriyle veya egemenlik yetkisini kullanan organlar kendilerine danıştığında, söz konusu organların sorumluluk alanında olan ve özerk bölgeleri ilgilendiren konularda, kendi özel çıkarlarını ilgilendiren konularda, Portekiz Devletinin Avrupa Birliğinin inşaası sürecindeki duruşları hakkında görüş bildirmek;
  22. x) Kendilerini ilgilendiren konularda gelişmeler söz konusu olduğunda, Avrupa bölgesel kurumlarında ve Avrupa Birliğinin karar alma süreçleriyle ilgili delegasyonlarda temsil edilerek, Avrupa Birliğinin inşa sürecine katılmak ve ayrıca 112’nci madde hükümleriyle uyum halinde birlik mevzuatını ve diğer kanunları uyarlamak.
  23. Kanun yapmak için yetki arayışında bulunan bölgesel Hükümet, kanun tasarılarıyla birlikte, yetki istenen bölgesel kanun hükmünde kararname taslağı eklenir. Kanun yapma yetkisi veren ilgili kanunlarda 165’inci maddenin iki ve üçüncü fıkrasının hükümleri geçerlidir.
  24. Bir önceki fıkrada sözü edilen yetkilendirme, Cumhuriyet Meclisinin veya verildiği Yasama Meclisinin yasama döneminin sona ermesi veya feshedilmesi ile hükümsüz sayılır.
  25. 4. Yukarıdaki birinci fıkranın b) ve c) bendinde öngörülen bölgesel kanun hükmünde kararnameler, yasama yetkisi veren kanun veya kabul edildiği temel kanundan açıkça bahseder. 169’uncu madde hükümleri, gerekli değişiklerle, söz konusu kararnameler için de geçerlidir.

Madde 228. (Yasama özerkliği)

  1. Özerk bölgelerin yasama özerkliği, ilgili siyasi ve idari statülerde, egemenlik yetkisi kullanan organların özel sorumluluğu olmayan konularda geçerlidir.
  2. Egemenlik yetkisini kullanan organların özel sorumluluğu olmayan bir konuda özel bölge mevzuatının yokluğunda, mevcut kanun hükümleri özerk bölgelerde de geçerlidir.

Madde 229. (Egemenlik yetkilerini kullanan organlar ve bölgesel kuruluşlar arasında işbirliği)

  1. Özyönetim organlarıyla işbirliği halinde, egemenlik yetkisini kullanan organlar, özerk bölgelerin ada durumlarından kaynaklanan eşitsizlikleri düzeltme amacıyla, özerk bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlar.
  2. Egemenlik yetkisini kullanan organlar, kendi sorumluluk alanlarında olan ve özerk bölgeleri ilgilendiren konularla ilgili olarak, her zaman bölgesel özyönetim organlarına danışır.
  3. Cumhuriyet ve özerk bölgeler arasındaki mali ilişkiler, 164’üncü maddenin t) bendinde öngörülen kanunla düzenlenir.
  4. Cumhuriyet Hükümeti ve Bölgesel Hükümetler, özellikle sorumlulukları devreden kanunları içerenler olmak üzere diğer işbirliği biçimleri üzerinde mutabakat sağlayabilirler. Söz konusu her durumda, mali kaynakların transferi ve geçerli mali denetim mekanizmaları tespit edilir.

Madde 230. (Cumhuriyet Temsilcileri)

  1. Her bir özerk bölge için, Cumhurbaşkanının, Hükümete danışarak atayacağı ve görevden alacağı bir Cumhuriyet Temsilcisi olur.
  2. Görevinden alınmadığı sürece, Cumhuriyet Temsilcisinin görev süresi Cumhurbaşkanının görev süresi kadardır ve yeni bir Cumhuriyet Temsilcisi atandığında sona erer.
  3. Cumhuriyet Temsilcisi makamı boşaldığında, görevi başında olmadığında veya görevlerini yapamaz duruma geldiğinde, yerine geçici olarak Yasama Meclisi Başkanı bakar.

Madde 231. (Özerk bölgelerin özyönetim organları)

  1. Her özerk bölge Yasama Meclisi ve Bölgesel Hükümet biçiminde özyönetim organlarına sahiptir.
  2. 2. Yasama Meclisleri nispi temsil esasına göre, kendi aralarından gizli oyla seçilirler.
  3. Her Bölgesel Hükümet siyasi açıdan özerk bölgenin Yasama Meclisine karşı sorumludur ve Cumhuriyet Temsilcisi bölgesel seçim sonuçlarının ışığında Başbakanı atar.
  4. Cumhuriyet Temsilcisi, Başbakanın teklifi üzerine, Bölgesel Hükümetin geri kalan üyelerini atar ve görevden alır.
  5. Her Bölge Hükümeti, özerk bölgenin Yasama Meclisi huzurunda görev alır.
  6. Her Bölgesel Hükümet, kendi teşkilatını ve işlemlerini ilgilendiren konulardan münhasıran sorumludur.
  7. Özerk bölgelerin özyönetim organlarının, görevlilerinin statüsü ve rolü ilgili organların siyasi ve idari tüzüklerinde belirtilir.

Madde 232. (Özerk bölgelerin Yasama Meclislerinin sorumlulukları)

  1. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, 227’nci maddenin birinci fıkrasının a), b) ve c) bentleri ile d) bendinin ikinci bölümü, f) bendi ile i) bendinin ilk bölümü ve n) ve q) bentlerinde öngörülen yetkileri kullanmaktan ve bütçeyi, bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınma planı ve hesaplarını kabul etmekten ve ulusal mali sistemi bölgenin özelliklerine göre uyarlamaktan münhasıran sorumludur.
  2. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, Cumhurbaşkanının, bölgede kayıtlı seçmenlere, bölgeye ilişkin önemli konularda fikirlerini bağlayıcı şekilde ifade etmelerini isteyebileceği bölgesel referandum taslakları sunmaktan sorumludur. 115’inci madde hükümleri, gerekli değişiklerle, söz konusu referandumlar için de geçerlidir.
  3. Her özerk bölgenin Yasama Meclisi, Anayasa ve kendi siyasi ve idari statüsüne uygun olarak kendi İçtüzüğünün taslağını hazırlar ve kabul eder.
  4. 175’inci maddenin c) bendi, 178’inci maddenin bir-altıncı fıkraları, 179’uncu maddenin üçüncü fıkrasının e) ve f) bentleri ve dördüncü fıkra hariç ve 180’inci madde hükümleri, gerekli değişiklikler yapılmak kaydıyla, özerk bölgelerin Yasama Meclisleri ve parlamento grupları için de geçerlidir.

Madde 233. (Cumhuriyet Temsilcilerinin imza ve vetosu)

  1. Cumhuriyet Temsilcisi bölgesel kanun hükmünde kararnameleri ve bölgesel düzenleyici kararnameleri imzalamak ve onları yayınlatmaktan sorumludur.
  2. Yasama Meclisinin imza için gönderdiği herhangi bir kararnamemin alınmasından veya Anayasa Mahkemesinin kararnamenin hiçbir hükmünün anayasaya aykırı olmadığına hükmeden kararından itibaren onbeş gün içinde, Cumhuriyet Temsilcisi kararnameyi ya imzalar ya da veto hakkını kullanır. Veto durumunda, veto gerekçesini ortaya koyan bir yazıyla kararnamenin yeniden görüşülmesini ister.
  3. Özerk bölgenin Yasama Meclisi, tüm üyelerin salt çoğunluğuyla önceki oyunu teyit ederse, Cumhuriyet Temsilcisi kararnameyi aldıktan sonraki sekiz gün içinde imzalar.
  4. Cumhuriyet Temsilcisi, Bölgesel Hükümetin imza için gönderdiği herhangi bir kararnamenin alınmasından itibaren yirmi gün içinde, kararı ya imzalar ya da imzalamayı reddeder. Ret halinde, veto gerekçelerini yazılı olarak bölgesel Hükümete bildirir, bunun üzerine Bölgesel Hükümet kararnameyi özerk bölgenin Yasama Meclisine sunulmak üzere bir kanun tasarısı haline dönüştürebilir.
  5. 5. Cumhuriyet Temsilcisi ayrıca 278 ve 279’uncu maddeler uyarınca da veto hakkını kullanır.

Madde 234. (Özyönetim organlarının feshi veya görevden alınması)

  1. Cumhurbaşkanı önce Devlet Şûrası’na ve özerk bölgelerin Yasama Meclisinde sandalyesi bulunan partilere danıştıktan sonra, özerk bölgenin Yasama Meclisini feshedebilir.
  2. Bir özerk bölgenin Yasama Meclisinin feshi, bölgesel Hükümetin azledilmesine sebep olur ve bunun üzerine, seçimlerin ardından yeni bir bölgesel Hükümet oluşuncaya kadar, bölgesel Hükümetin görevi sadece kamu işlerinin yürütülmesi için gerçekten gerekli işlemleri yapmakla sınırlıdır.
  3. Bir özerk bölgenin Yasama Meclisinin feshi, ardından gelen seçim sonrasında Meclisin ilk oturumuna kadar, üyelerinin görev sürelerinin devamını veya Daimi Komisyonun sorumluluklarını etkilemez.

Başlık VIII.

Yerel yönetim

Bölüm I.

Genel esaslar

Madde 235. (Yerel yönetimler)

  1. Devletin demokratik teşkilat yapısı içinde yerel yönetimler de bulunur.
  2. Yerel yönetimler bölgesel tüzel kişiliklerdir, temsil organlarına sahiptirler ve yerel halkın çıkarlarını gözetirler.

Madde 236. (Yerel yönetim kategorileri ve idari bölümler)

  1. Anakarada, yerel yönetim birimleri bucaklar, belediyeler ve idari bölgelerden oluşur.
  2. Azor adaları ve Madeira özerk bölgeleri bucaklar ve belediyelerden oluşur.
  3. Büyük kentsel alanlarda ve adalarda kanun oraya özgü belirli koşullara uygun olarak yerel yönetim örgütünün diğer biçimlerini oluşturabilir.
  4. Kanun Portekiz topraklarının idari amaçlarla nasıl bölümleneceğini belirler.

Madde 237. (Yerinden yönetim)

  1. Kanun, idari adem-i merkeziyetçilik ilkesine uygun olarak, yerel yönetimlerin sorumluluklarını ve teşkilatlanmasını ve organlarının sorumluluklarını düzenler.
  2. Her yerel yönetim meclisi, plan ve bütçesinin seçeneklerini kabul etme yetkisi de dahil olmak üzere, kanunların kendisine vermiş olduğu yetkilerini kullanmakla sorumludur.
  3. Belediye polisi kamu düzeninin sağlanması ve yerel toplulukların korunmasında işbirliği yapar.

Madde 238. (Yerel varlıklar ve maliye)

  1. Yerel yönetimler, kendi varlıklarına ve maliyesine sahiptir.
  2. Kanun, yerel maliyeyi düzenleyen kuralları koyar ve kamu kaynaklarının kamu ve yerel yönetimler arasında adil dağıtılmasını ve aynı kategorideki yerel yönetimler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesinin sağlanmasını gözetir.
  3. Her yerel yönetimin gelirinde zorunlu olarak varlıklarının yönetiminden gelenler ve hizmetlerin kullanılmasından alınan ücretler bulunur.
  4. Yerel yönetimler, kanunun belirlediği durumlar ve şartlarda vergi koyma yetkisine sahip olabilir.

Madde 239. (Karar alma ve yürütme organları)

  1. Yerel yönetimlerin teşkilat yapıları karar verme yetkileri olan seçilmiş bir meclis ve meclise karşı sorumlu olacak bir müşterek yürütme organından oluşur.
  2. Meclisler, nispi temsil sistemine göre, söz konusu yerel yönetim alanında kayıtlı seçmenlerin, doğrudan genel ve gizli oyu ile seçilir.
  3. Müşterek yürütme organı yeterli sayıda üyeden oluşur. Kullanılan oyların en fazlasını alan listenin birinci sırasındaki aday, kanunun benimsediği çözüme bağlı olarak meclisin veya yürütme organının Başkanı olarak atanır. Kanun aynı zamanda seçim sürecini, meclisin ve yürütme organının oluşumunu ve görevden alınmalarını ve çalışma usullerini ve faaliyetlerini düzenleyen şartları belirler.
  4. Yerel yönetim organlarına seçilmek için adaylıklar, kanunda belirtildiği şekilde, tek veya birleşik olarak siyasi partiler aracılığıyla veya kayıtlı seçmen grupları olarak bildirilebilir.

Madde 240. (Yerel referandumlar)

  1. Kanunun belirleyeceği durum ve şartlarda ve hükümlerle, yerel yönetimler, yerel yönetim organlarının sorumluluk alanlarına giren konuları kayıtlı seçmenlerin oyuna sunabilirler.
  2. Kanun kayıtlı seçmenlere referandum süreci başlatma hakkı verebilir.

Madde 241. (Düzenleme yetkisi)

Anayasa ve kanunlar ve daha yüksek bir kategoride yerel yönetimin veya söz konusu yerel yönetimin üzerindeki bir makamın çıkardığı yönetmeliklerce belirlenen sınırlar içinde, yerel yönetimler kendi düzenleme yetkilerine sahip olur.

Madde 242. (İdari gözetim)

  1. Yerel yönetimlerin idari gözetimi, yerel yönetim organlarının kanunlara uygunluğunu içerir ve kanunun belirlediği şekillerde ve durumlarda uygulanır.
  2. Yerel özerklik kısıtlayan gözetim tedbirlerinden önce bir yerel yönetim organının görüşü alınır ve kanunla idare edilir.
  3. Yerel yönetim organları sadece ciddi yasadışı fiillerinden ya da ihmallerinden dolayı feshedilebilir.

Madde 243. (Yerel yönetimlerin personeli)

  1. Yerel yönetimler, kanunun ortaya koyduğu şekilde, kendi personeline sahip olur.
  2. Devlet personeli ve görevlileriyle ilgili düzenleme yapan kurallar, kanunda belirtildiği gibi, gerekli değişikliklerin yapılması kaydıyla, yerel yönetim personeli ve görevlileri için de geçerlidir.
  3. Yerel yönetimlerin özerkliğine halel getirmeksizin, kanun, Devletin teknik ve insan kaynakları şeklinde bu makamlara sağlayacağı destek biçimlerini belirler.

Bölüm II.

Bucaklar

Madde 244. (Bucak organları)

Bir bucağın temsil organları bucak meclisi ve bucak yönetimidir.

Madde 245. (Bucak meclisleri)

  1. Bucak meclisi, bucağın karar alma organıdır.
  2. Kanun, nüfusu çok küçük olan bucaklardaki bucak meclisleri yerine kayıtlı seçmenlerin genel kurulunun geçmesini gerektirebilir.

Madde 246. (Bucak yönetimleri)

Bucak yönetimi, bucağın müşterek karar alma organıdır.

Madde 247. (Birlikler)

Bucaklar, kanunla ortaya konmuş olduğu gibi, ortak çıkarlarını yönetmek için birlikler oluşturabilir.

Madde 248. (Görevlerin devri)

Bucak meclisleri, yönetim yetkisi kullanmayı gerektirmeyen idari görevleri mahalle örgütlerine devredebilir.

Bölüm III.

Belediyeler

Madde 249. (Belediyelerde değişiklikler)

Söz konusu yerel yönetim organlarına önceden danışıldıktan sonra, kanunla, belediyeler oluşturulur, feshedilir ve alanları değiştirilir.

Madde 250. (Belediye organları)

Bir belediyenin temsil organları belediye meclisi ve belediye yönetimidir.

Madde 251. (Belediye meclisleri)

Belediye meclisi ilgili belediyenin karar organıdır ve doğrudan seçilen üyeler ve belediyenin bucak yönetimlerinin başkanlarından oluşur. Doğrudan seçilen üye sayısı bucak yönetimlerinin başkanlarının sayısından daha büyük olur.

Madde 252. (Belediye yönetimleri)

Belediye yönetimi, belediyenin müşterek karar alma organıdır.

Madde 253. (Birlikler ve federasyonlar)

Ortak çıkarlarını yönetmek için, belediyeler, kanunun belirli yetki ve sorumluluklar verdiği birlikler ve federasyonlar oluşturabilir.

Madde 254. (Dolaysız vergi gelirinden pay)

  1. Belediyeler, hak olarak ve kanunla ortaya konduğu gibi, dolaysız vergilerden elde edilen gelirlerden pay alır.
  2. 2. Belediyeler, kanunun ortaya koyduğu şekilde, kendi vergi gelirlerine sahip olur.

Bölüm IV.

İdari bölgeler

Madde 255. (Kanunla oluşturma)

İdari bölgeler, yetkilerini ve yapılarını, sorumluluklarını ve organlarının çalışma usullerini belirleyen ve her idari bölge için geçerli kurallar arasında farklılıklar koyabilen kanunlarca aynı anda oluşturulur.

Madde 256. (Fiili kurum)

Her bir fiili kurumu oluşturan tek tek kanunlar aracılığıyla idari bölgelerin fiili kurumları bir önceki maddede öngörülen kanuna ve oylarını her bir bölgesel alanı kapsayan doğrudan ulusal oy pusulasında kullanan kayıtlı seçmenlerin çoğunluğunun lehte oyuna tabidir.

  1. Oy kullanan kayıtlı seçmenlerin çoğunluğunun, idari bölgelerin fiilen kurulmasıyla ilgili ulusal kapsamda bir soruya lehte cevap vermemeleri durumunda, kanunla oluşturulan her bir bölgeye ilişkin sorulara verilen cevaplar geçerli olmaz.
  2. Önceki fıkralarda öngörülen kayıtlı seçmenlere danışma, bir teşkilat kanununun hükümleri dahilinde ve Cumhuriyet Meclisinin teklifi üzerine, Cumhurbaşkanının kararıyla gerçekleşir. 115’inci maddeden türetilen sistem gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra uygulanır.

Madde 257. (Sorumlulukları)

İdari bölgelere, belediyelerin özerkliğine saygı göstererek ve yetkilerine sınırlama getirmeksizin, özellikle, resmi daireler ve hizmetlerin yönetimi ve belediyelerin çalışmaları için destek ve eşgüdüm sağlanmasını içeren görevler verilir.

Madde 258. (Planlama)

İdari bölgeler bölge planları hazırlar ve ulusal planların hazırlanmasında görev alır.

Madde 259. (Bölge organları)

İdari bölgenin temsil organları bölge meclisi ve bölge yönetiminden meydana gelir.

Madde 260. (Bölge meclisleri)

Bölge meclisi, bölgesinin karar alma organıdır. Bu meclis, doğrudan seçilen üyelerden ve nispi temsil sistemine göre ve d’Hondt en yüksek ortalama kuralıyla seçilen daha az sayıda üyeden, doğrudan seçimle atanan aynı bölgenin belediye meclisleri üyeleri tarafından oluşturulan bir ortak kuruldan oluşur.

Madde 261. (Bölge yönetimleri)

Bölge yönetimi, bölgenin müşterek yürütme organıdır.

Madde 262. (Hükümet temsilcileri)

Bakanlar Kurulu, her bölgeye bir Hükümet temsilcisi atayabilir. Böyle temsilcilerinin sorumlulukları da kendi bölgelerindeki yerel yönetimler için geçerli olur.

Bölüm V.

Mahalle örgütleri

Madde 263. (Oluşumu ve alanı)

  1. Yerel halkın mahalli yaşama katılımını arttırmak için, bucaklardan küçük alanlarda mahalle örgütleri oluşturulabilir.
  2. Kendi inisiyatifiyle veya bir veya daha fazla mahalle komitesi veya önemli sayıda mahallelinin isteği üzerine, yerel bucak yönetimi, bir önceki paragrafta sözü geçen örgütlerin coğrafi alanının sınırlarını çizer ve bu sınırlarla ilgili ortaya çıkan her türlü uyuşmazlığı çözer.

Madde 264. (Yapı)

  1. Kanun, mahalle meclisi ve bir mahalle komitesinden oluşan mahalle örgütlerinin yapısını belirler.
  2. Mahalle meclisleri bucak nüfus sayımı sırasında kayıtlı mahalle sakinlerinden oluşur.
  3. Her mahalle meclisi, aynı zamanda görevden uzaklaştırma yetkisine sahip olduğu bir mahalle komitesi seçer.

Madde 265. (Haklar ve sorumluluklar)

  1. Mahalle komiteleri şu haklara sahiptir:
  2. a) Mahalle sakinlerini ilgilendiren idari konularla ilgili olarak yerel yönetimlere dilekçe verme;
  3. b) Temsilcileri vasıtasıyla, oy hakkı olmaksızın bucak meclisine katılma.
  4. Mahalle örgütleri, kanunun ya da bucak organlarının kendilerine devredebilecekleri görevleri yürütmekten sorumludur.

Başlık IX.

Kamu Yönetimi

Madde 266. (Temel ilkeler)

  1. Kamu yönetimi, kamu yararını gözetir ve vatandaşların kanununla da korunan her türlü hak ve çıkarlarına saygı gösterir.
  2. Yönetim organları ve çalışanlar Anayasaya tabidir ve fonksiyonlarını yerine getirirken, eşitlik, ölçülülük, adalet, tarafsızlık ve iyi niyet ilkelerine saygılı hareket ederler.

Madde 267. (Yönetim yapısı)

  1. Kamu yönetimi, bürokrasiyi önlemek, resmi daireleri ve hizmeti yerel halka yaklaştırmak ve ilgilenen tarafların özellikle kamu dernekleri, mahalle örgütleri ve diğer demokratik temsil biçimlerini kullanarak etkin yönetimine katılmasını sağlayacak bir şekilde yapılandırılır.
  2. Bir önceki fıkranın amaçları için ve kamu yönetiminin faaliyetinin etkililiği ve birliğine ve yetkili organların, yönetimi, denetimi ve gözetimine halel getirmeksizin, kanun, yönetimin yerelleştirilmesi ve devri için yeterli biçimleri ortaya koyar.
  3. Kanun, bağımsız idari organlar oluşturabilir.
  4. Kamu dernekleri, sadece özel ihtiyaçları karşılamak için kurulabilir ve sendikaların özel işlevlerini yerine getiremez ve kendi içinde üyelerinin haklarına saygı ve organlarının demokratik oluşumu temelinde örgütlenir.
  5. İdari faaliyetlerdeki işlemler, kaynakların daireler ve hizmetler tarafından rasyonel kullanımını vatandaşların kendilerini ilgilendiren kararların alınmasına katılmalarını sağlayacak özel bir kanunun konusudur.
  6. Kamu yetkilerini kullanan özel kuruluşlar kanunla belirtilen idari denetime tabi tutulabilir.

Madde 268. (Vatandaşların hakları ve teminatları)

  1. Vatandaşlar, kendilerini doğrudan ilgilendiren işlemlerdeki gelişmeyle ilgili olarak istediklerinde yönetim tarafından bilgilendirilme ve kendileriyle ilgili alınan kararlardan haberdar edilme hakkına sahiptir.
  2. İç ve dış güvenlik, cezai soruşturma ve kişisel gizlilik konularını düzenleyen kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, vatandaşların idari dosyalara ve kayıtlara erişim hakkı vardır.
  3. İdari işlemlerin, kanunun koyduğu biçimde ilgili taraflara bildirilmesi gerekir ve kanun güvencesinde olan hak ve çıkarlarını etkileyeceği zaman, tarafların erişebileceği açık gerekçelere dayandırılırlar.
  4. Vatandaşların, özellikle söz konusu hakların ve çıkarların tanınması, haklarına ve çıkarlarına zarar veren herhangi bir idari işlemi reddetme, şekli ne olursa olsun, kanunun gerektirdiği idari işlemlerin uygulamasında olumlu kararlar konusu ve yeterli uyarı konusu dahil olmak üzere, kanun güvencesindeki hak ve çıkarlarına etkin yargı denetimi güvencesi verilir.
  5. Vatandaşlar ayrıca dış kuvvete sahip ve kanun güvencesindeki hak veya çıkarlarına zarar veren idari kurallara karşı gelme hakkına sahip olacaktır.
  6. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkraların hükümleri için, kanun, idarenin cevap vermesi için azami zaman sınırı belirler.

Madde 269. (Kamu personeline uygulanan kurallar)

  1. Kamu yönetimi çalışanları ve Devletin ve diğer kamu organlarının diğer çalışanları, görevlerini yerine getirirken, idarenin yetki düzenleyici organlarının kanuna göre tanımladığı şekilde, münhasıran kamu yararına hizmet eder.
  2. Kamu yönetimi çalışanları ve Devletin ve diğer kamu organlarının çalışanları, Anayasada öngörülen herhangi siyasi haklarını kullanmaktan ötürü, özellikle siyasi parti tercihleri nedeniyle, zarar görmezler veya fayda elde etmezler.
  3. Diplin işlemine konu olan kişilerin dinlenme ve kendilerini savunma güvencesi vardır.
  4. Kamu makam ve görevleri, kanunda açıkça belirtilen durumlar dışında, toplanamaz.
  5. Kanun, kamu makamları veya görevleriyle bağdaşmayacak faaliyetleri belirler.

Madde 270. (Hakların kullanımının kısıtlanması)

Kesinlikle söz konusu işlevlerle ilgili özel talepler için gerekli oranda olmak üzere, kanun, ifade, toplantı, gösteri, dernek ve toplu dilekçe haklarının ve faal hizmette bulunan tam zamanlı askerler ve askeri personelin ve polis kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin seçimlere girme hakkına kısıtlama getirebilir. Kanun, asker, askeri personel, polis ve güvenlik güçleri için, kendilerine sendika kurma hakkı tanınmış olsa bile, grev hakkının kullanılmasını engelleyebilir.

Madde 271. (Devlet personelinin ve görevlilerinin yükümlülükleri)

  1. Devletin ve diğer kamu organlarının personel ve görevlilerinin, hukuki ve cezai yükümlülükleri vardır ve görevlerini yerine getirirlerken fiilleri ve ihmallerinden dolayı ve vatandaşların kanun güvencesinde olan haklarını ve çıkarlarını ihlal eden herhangi bir icraatları nedeniyle disiplin işlemlerine tabidirler. Bu açıdan herhangi bir dava veya işlem, hiçbir aşamada daha yüksek bir makamın iznine tabi değildir.
  2. Söz konusu emirler veya talimatlara itiraz etmiş olmak veya yazılı olarak iletilmesini veya teyit edilmesini istemiş olmak koşuluyla, görevini yaparken meşru bir hiyerarşik amirden gelen emir veya talimatlara göre hareket eden hiçbir personel veya görevli yükümlü tutulamaz.
  3. Emre itaat görevi, emir ve talimata uymak herhangi bir suçun işlenmesi anlamına geldiğinde sona erer.
  4. Kanun, Devlet ve diğer kamu kuruluşlarının, kurum, personel ve görevlilerinin tazminat hakkına sahip olacağı koşulları düzenler.

Madde 272. (Kolluk)

  1. Kolluk kuvvetlerinin görevleri hukukun demokratik üstünlüğünü savunmak ve vatandaşların iç güvenlik ve haklarını güvence altına almaktır.
  2. Güvenlik amacıyla kullanılacak tedbirler kanun tarafından belirlenir ve kesinlikle gerekmedikçe başvurulmaz.
  3. Devletin güvenliğine karşı suçlar da dahil olmak üzere, suçun önlenmesi, sadece güvenliği düzenleyen genel kurallarla uyum halinde ve vatandaşların hakları, özgürlükleri ve teminatlarına saygı ile yürütülür.
  4. Kanun kolluk güçlerini düzenleyen kuralları koyar ve bu tür her kuvvet Portekiz topraklarının tamamı için tek bir teşkilat yapısına sahip olur.

Başlık X.

Milli savunma

Madde 273. (Milli savunma)

  1. Devlet milletin savunmasını sağlama yükümlülüğü altındadır.
  2. Milli savunma amacı, anayasal düzene, demokratik kurumlara ve uluslararası anlaşmalara saygı içinde, ulusal bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü ve herhangi bir dış saldırı ya da tehdide karşı halkın özgürlük ve güvenliğini garanti altına almaktır.

Madde 274. (Yüksek Ulusal Savunma Konseyi)

  1. Yüksek Ulusal Savunma Konseyi’ne Cumhurbaşkanı Başkanlık eder ve kanunda belirtildiği gibi oluşturulur:Söz konusu oluşum Cumhuriyet Meclisi’nden seçilen üyeleri içerir.
  2. 2. Yüksek Ulusal Savunma Konseyi, ulusal savunma ve Silahlı Kuvvetlerin teşkilat, operasyon ve disiplin konularıyla ilgili konular için özel danışma organıdır. Kanunun kendisine verebileceği diğer idari sorumlulukları olabilir.

Madde 275. (Silahlı Kuvvetler)

  1. Silahlı Kuvvetler Cumhuriyetin askeri savunmasını sağlamakla görevlidir.
  2. Silahlı Kuvvetler münhasıran Portekiz vatandaşlarından oluşur ve Portekiz topraklarının tamamı için tek bir teşkilat yapısına sahiptir.
  3. Silahlı Kuvvetler, Anayasa ve kanun tarafından belirlenen egemenlik yetkilerini kullanan yetkili organlara itaat eder.
  4. Silahlı Kuvvetler, Portekiz halkına hizmet eder ve kesinlikte tarafsızdır. Personeli hiçbir şekilde siyasete müdahale etmek için silahını, konumunu veya görevini kullanmaz.
  5. Kanunda belirtildiği gibi, Silahlı Kuvvetler Portekiz Devletinin askeri alandaki taahhütlerini yerine getirmek ve Portekiz’in üyesi olduğu uluslararası kuruluşlarca üstlenilen insani ve barışçıl operasyonlarda yer almakla görevlidir.
  6. Kanunda belirtildiği gibi, Silahlı Kuvvetler, sivil savunma görevlerinde, halkın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgili görevler ve ulusal işbirliği politikası himayesinde teknik ve askeri faaliyetlerde görevlendirilebilir.
  7. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal gibi durumları düzenleyen kanunlar, Silahlı Kuvvetlerin böyle durumlarda kullanımına ilişkin şartları belirler.

Madde 276. (Ülke savunması, askerlik hizmeti ve yurttaşlık hizmet)

  1. Her Portekiz’li ülkeyi savunma temel hak ve ödevine sahiptir.
  2. Kanun, askerlik hizmetini düzenler ve bunun şekillerini, gönüllü ya da zorunlu yapısını, süre ve içeriğini belirler.
  3. Kanunen askerlik hizmetini yapmakla yükümlü ve askeri hizmeti için elverişsiz olan vatandaşlar silahsız hizmet veya durumlarına uygun yurttaşlık hizmeti yapar.
  4. Kanunen askerlik hizmetini yapmakla yükümlü vicdani retçiler, silahlı askerlik hizmetiyle aynı süre ve ağırlık derecesinde yurttaşlık hizmeti yapar.
  5. Yurttaşlık hizmeti, askeri hizmetinin yerine veya onu tamamlayıcı olarak belirlenebilir ve kanun bunu askerlik görevine tabi olmayan vatandaşlara zorunlu tutabilir.
  6. Zorunlu askerlik hizmeti veya yurttaşlık hizmeti görevlerini yapamayan veya erteleyen hiçbir vatandaş Devlet veya diğer kamu organlarında işe giremez veya işini sürdüremez.
  7. Hiçbir vatandaş, askerlik hizmeti veya zorunlu yurttaşlık hizmetini yapmasının sonucu olarak herhangi bir görevlendirme, sosyal yardım veya sürekli işle ilgili olarak mağdur edilemez.

Kısım IV.

Anayasanın güvence altına alınması ve değiştirilmesi

Başlık I.

Anayasaya uygunluk incelemesi

Madde 277. (Pozitif aykırılık)

  1. Anayasanın hükümlerine veya orada benimsenen ilkelerle çatışan kurallar anayasaya aykırıdır.
  2. Usulünce onaylanan uluslararası antlaşmalarla ortaya konan kuralların diğer tarafın hukuk sisteminde uygulanması koşuluyla, bu kuralların şekil ve özde anayasaya aykırılığı, bu aykırılığın Anayasanın temel bir hükmünü ihlal etmesi durumu hariç, Portekiz hukuk sisteminde uygulanmalarına engel değildir.

Madde 278. (Anayasaya uygunluğun ön incelemesi)

  1. Cumhurbaşkanı, onay için kendisine teslim edilen uluslararası bir antlaşma tarafından belirlenen herhangi bir kuralın, yürürlüğe girmesi için kendisine gönderilen herhangi bir kanun veya idari kanun veya ya da kararnamenin, imzası için kendisine gönderilen herhangi bir uluslararası anlaşmanın anayasaya uygunluk ön incelemesinin yapılması için Anayasa Mahkemesine gönderebilir.
  2. Cumhuriyet Temsilcileri de, Anayasa Mahkemesinden, imza için kendilerine gönderilen bölgesel bir kanun hükmünde kararnamenin koyduğu herhangi bir kuralın anayasaya uygunluğunun bir ön incelemesini yapmasını isteyebilir.
  3. Anayasaya uygunluk ön incelemeleri söz konusu belgenin alınmasından itibaren sekiz gün içinde istenir.
  4. Cumhurbaşkanının kendisinden ayrı olarak, Başbakan veya Cumhuriyet Meclisinin görevlerini tam ifa ederek tüm üyelerinin beşte biri Anayasa Mahkemesinden, yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanına gönderilen kararla ortaya konan bir kuralın Anayasaya aykırılığının ön incelemesini yapmasını isteyebilir.
  5. Cumhuriyet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanına bir teşkilat kanunu olarak yürürlüğe girmesi için herhangi bir karar gönderdiği tarihte Başbakan ve Cumhuriyet Meclisindeki meclis gruplarına bunu bildirir.
  6. Yukarıdaki dördüncü fıkrada öngörülen anayasaya uygunluk ön incelemesi beşinci fıkrada öngörülen tarihten itibaren sekiz gün içinde istenir.
  7. Yukarıdaki birinci fıkra hükümlerine halel getirmeksizin, Cumhurbaşkanı, yukarıdaki dördüncü fıkrada sözü edilen kararnameleri, alındıkları tarihten itibaren sekiz güne veya Anayasa Mahkemesinden görüş istenmişse mahkeme kararını bildirinceye kadar yürürlüğe sokmaz.
  8. Anayasa Mahkemesi kararını yirmi beş gün içinde bildirir ancak Cumhurbaşkanı yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen durumda aciliyet nedeniyle bu süreyi indirebilir.

Madde 279. (Kararın sonuçları)

  1. Anayasa Mahkemesi, kararname veya uluslararası anlaşmanın herhangi bir kuralının Anayasaya aykırı olduğu kararını vermesi durumunda, Cumhurbaşkanı veya Cumhuriyet Temsilcisi, kanun veya anlaşmayı veto eder ve onu kabul eden organa geri gönderir.
  2. Yukarıdaki birinci fıkrada öngörülen durumda, böyle bir kararname, kararnameyi kabul eden organ, anayasaya aykırı bulunmuş olan kuralı çıkarır veya uygun olduğu hallerde, söz konusu kural hazır bulunan tüm üyelerin en az üçte iki çoğunluyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğundan daha büyük bir çoğunlukla teyit edilir.
  3. Statü veya anlaşma yeniden formüle dilmişse, Cumhurbaşkanı veya Cumhuriyet Temsilcisi, yeni sürümdeki kurallardan herhangi birinin Anayasaya uygunluğunun ön incelemesini isteyebilir.
  4. Eğer Anayasa Mahkemesi bir anlaşmada yer alan herhangi bir kuralın anayasaya aykırılığı kararını verirse, söz konusu anlaşma, sadece Cumhuriyet Meclisinin hazır bulunan üyelerin en az üçte ikisine eşit çoğunluğuyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğundan daha büyük çoğunlukla kabul etmesi koşuluyla onaylanabilir.

Madde 280. (Anayasaya ve kanunlara uygunluğun özel incelemesi)

  1. Aşağıdaki mahkeme kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir:
  2. a) Herhangi bir kuralın anayasaya aykırılık gerekçesiyle uygulanmasını reddeden;
  3. b) Söz konusu dava sırasında anayasaya aykırılığı iddia edilmiş bir kurulı uygulayan.
  4. Ayrıca aşağıdaki mahkeme kararlarına karşı da Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir:
  5. a) Daha üst yetkiye sahip bir kanunu ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle mevzuatta yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  6. b) Özerk bölgenin statüsünü ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bölgesel kararnamede yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  7. c) Özerk bölgenin statüsünü ihlal ettiği için yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle egemenlik yetkisi kullanan bir organın çıkardığı bir kararnamede yer alan bir kuralın uygulanmasını reddeden;
  8. d) Dava sırasında yukarıdaki a), b) ve c) bentlerinde sözü edilen gerekçelerle yasalara aykırılığı iddia edilen herhangi bir kuralı uygulayan.
  9. Uygulanması reddedilen kuralın bir uluslararası anlaşma, mevzuat veya düzenleyici emirde yer alması durumunda, Cumhuriyet savcılığı zorunlu olarak yukarıdaki birinci ve ikinci fıkranın a) bentlerinde öngörüldüğü gibi başvuruda bulunur.
  10. Yukarıdaki birinci fıkranın b) bendi ve ikinci fıkranın d) bendinde öngörülen başvurular sadece anayasaya aykırılık veya kanuna aykırılık sorununu ileri süren tarafça yapılabilir. Kanun bu tür başvuruların kabulünü yöneten kuralları düzenler.
  11. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasaya veya kanunlara aykırı bulduğu kuralları uygulayan mahkeme kararlarına karşı da Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir ve Cumhuriyet savcılığı bu başvuruyu yapmaya zorunludur.
  12. Anayasa Mahkemesine başvurular, uygun olduğu hallerde, Anayasaya aykırılık veya kanuna aykırılık sorunlarıyla sınırlıdır.

Madde 281. (Anayasaya ve kanunlara uygunluğun soyut incelemesi)

  1. Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki aykırılıkları genel bağlayıcı yetkiyle inceler ve ilân eder:
  2. a) Herhangi bir normun aykırılığı;
  3. b) Daha üst yetkiye sahip herhangi bir kanunun ihlali gerekçesiyle, mevzuatta yer alan kuralların kanuna aykırılığı;
  4. c) Özerk bölge statüsünün ihlali gerekçesiyle, bölgesel bir kararnamede yer alan herhangi bir kuralın kanuna aykırılığı;
  5. d) Özerk bölgenin statüsünde yer alan bir ya da daha fazla hakkın ihlali gerekçesiyle, egemenlik yetkisi kullanan bir organın çıkardığı bir statü ya da kararnamede yer alan kural veya kuralların kanuna aykırılığı.
  6. Aşağıdakiler, Anayasa Mahkemesinden, genel bağlayıcı yetkiyle Anayasaya veya kanunlara aykırılık kararı isteyebilir:
  7. a) Cumhurbaşkanı;
  8. b) Cumhuriyet Meclisi Başkanı
  9. c) Başbakan;
  10. d) Ombudsman;
  11. e) Cumhuriyet Başsavcısı;
  12. f) Cumhuriyet Meclisinin üyelerinin onda biri;

Anayasaya aykırılığın ilânı isteminin özerk bölgelerin hakkının ihlaline dayandırılması veya kanunlara aykırılık ilânı isteminin bu bölgelerin statülerin ihlaline dayandırılması durumunda, Cumhuriyet Temsilcileri, özerk bölgelerin Yasama Meclisleri, Bölgesel Hükümetlerin Başbakanları veya ilgili Yasama Meclisi üyelerinin onda biri.

  1. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, üç özel durumda, Anayasa Mahkemesinin daha önceden anayasaya veya kanunlara aykırı bulduğu herhangi bir kuralın anayasaya veya kanunlara aykırılığını genel bağlayıcı yetkiyle ilân eder.

Madde 282. (Aykırılık veya kanun dışılık ilânının sonuçları)

  1. Genel bağlayıcılığı olan Anayasaya veya kanunlara aykırılık kararı, anayasaya veya kanunlara aykırılığı ilân edilen kuralın yürürlüğe girdiği an itibariyle geçerlilik kazanır ve söz konusu kuralın geçersiz kılmış olabileceği kuralları yeniden geçerli kılar.
  2. Ancak, sonraki bir anayasa veya kanun kuralının ihlalinden dolayı anayasaya veya kanunlara aykırılık durumunda, aykırılık ilânı sadece söz konusu anayasa veya kanun kuralı yürürlüğe girdiğinde geçerli olur.
  3. Ceza veya disiplinle veya idari suçlarla ilgili kurallarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi aksi yönde karar verdiğinde ve bunların içeriğinin davalının lehine olmaması durumu saklı kalmak kaydıyla, daha önce görülmüş davalardaki kararlar geçerliliğini sürdürür.
  4. Gerekçeleri ortaya konan, hukuken katilik, haklılık sebepleri veya fevkalade önemli bir kamu yararı amaçları gerektirdiğinde, Anayasa Mahkemesi, anayasaya veya kanunlara aykırılığın sonuçlarının kapsamının, yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda öngörülenlerden daha fazla sınırlandırılmasına hükmeder.

Madde 283. (İhmal yoluyla anayasaya aykırılık)

  1. Cumhurbaşkanı, Ombudsman veya özerk bölgelerle ilgili bir veya daha fazla hakkın ihlali gerekçesiyle, Yasama Meclislerinin başkanlarının istemiyle, Anayasa Mahkemesi inceleme yapar ve anayasal kuralların uygulanabilirliği için gerekli mevzuatın ihmal edilmesi yoluyla Anayasaya uymama kusurunu doğrular.
  2. Anayasa Mahkemesi, ihmal yoluyla anayasaya aykırılığa karar verdiğinde, bununla ilgili olarak yetkili yasama organına bildirimde bulunur.

Başlık II.

Anayasada değişiklik

Madde 284. (Sorumluluk ve değişiklik zamanı)

  1. Cumhuriyet Meclisi son normal değişiklik Kanununun yayımı tarihinden beş yıl sonra Anayasayı değişiklik için gözden geçirebilir.
  2. Ancak, Cumhuriyet Meclisi, üye tamsayısının beşte dört çoğunluğuyla, herhangi bir zamanda olağandışı değişiklik yetkisini kullanabilir.

Madde 285. (Değişiklik süreci başlatma yetkisi)

  1. Vekiller değişiklik girişimi başlatma yetkisine sahiptir.
  2. Bir Anayasa değişiklik taslağı sunulduğunda diğerleri de otuz gün içinde sunulur.

Madde 286. (Kanunu kabul ve yürürlüğe sokma)

  1. Anayasa değişikliklerinin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir.
  2. 2. Kabul edilen Anayasa değişiklikleri toplanarak tek bir değişiklik kanunu haline getirilir.
  3. Cumhurbaşkanı bu tür kanunları yürürlüğe koymayı reddedemez.

Madde 287. (Anayasanın yeni metni)

  1. 1. Anayasadaki değişiklikler, gerekli değiştirme, ekleme ve çıkarmalarla metne doğru bir şekilde eklenir.
  2. Anayasanın yeni metni değişiklik kanunuyla birlikte yayımlanır.

Madde 288. (Değişikliğin sınırlandırıldığı konular)

Anayasada değişiklik yapan kanunlar şunlara saygı gösterir:

  1. a) Ulusal bağımsızlık ve Devletin birliği;
  2. b) Yönetim şeklinin Cumhuriyet olması;
  3. c) Kilise ve Devlet arasındaki ayrım;
  4. d) Vatandaşların hakları, özgürlükleri ve teminatları;
  5. e) İşçilerin, işçi komiteleri ve sendikaların hakları;
  6. f) Üretim araçlarının mülkiyetine, kamu, özel ve kooperatif ve sosyal sektörlerin sahip olması;
  7. g) Karma ekonomi çerçevesinde var olan ekonomik planlara olan gereksinim;
  8. h) Egemenlik yetkisi kullanan organların, özerklik bölgesi organlarının ve yerel yönetim organlarının seçimle gelinen görevlerine genel, gizli ve periyodik seçimle atamalar; ve nispi temsil sistemi;
  9. i) Siyasi partiler ve demokratik muhalefet hakkını da içeren çoğul ifade ve siyasi örgütlenme;
  10. j) Egemenlik yetkisini kullanan organların ayrılığı ve birbirine bağımlılığı;
  11. l) Hukuk kurallarının anayasaya pozitif uygunluk ve ihmal yönünden aykırılık incelemesine tabiliği;
  12. m) Mahkemelerin bağımsızlığı;
  13. n) Yerel yönetimlerin özerkliği;
  14. o) Azor adaları ve Madeira takımadalarının siyasi ve idari özerkliği.

Madde 289. (Değişikliğin sınırlandırıldığı durumlar)

Sıkıyönetim veya olağanüstü hal sırasında Anayasayla ilgili hiçbir değişiklik yapılamaz.

Geçici ve son hükümler

Madde 290. (Önceki kanun)

  1. Bir sonraki fıkra hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu bölümde korunmamış olan 25 Nisan 1974’ten sonra yürürlüğe girmiş anayasal kanunlar normal kanunlar olarak değerlendirilir.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce mevcut normal kanunlar, Anayasaya veya içerdiği esaslara aykırı olmamaları koşuluyla, geçerliliğini sürdürür.

Madde 291. (İlçeler)

  1. İdari bölgeler fiilen kuruluncaya kadar, bölgelerin kapsamında olmayan alanlar ilçelere ayrılmaya devam eder.
  2. Her ilçe, kanunun belirlediği şartlar altında, belediyelerinin temsilcilerinden oluşan bir karar alma meclisine sahip olur.
  3. Bir konsey yardımıyla, sivil Vali Hükümeti temsil eder ve her ilçeyi oluşturan alanda denetim yetkisini kullanır.

Madde 292. (PIDE/DGS* görevlileri ve memurlarının suçlandırılması ve yargılanması)

  1. 16/75 No.lu 23 Aralık 1975 tarihli Kanunla ve 26 Aralık 1975 tarihli 18/75 Kanunla değişik 8/75 No.lu 25 Temmuz 1975 tarihli Kanun yürürlükte kalır.
  2. Kanun, bir önceki fıkrada öngörülen kanunun 2’nci maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ve 4’üncü maddesinin b) bendinde ortaya konan suç türlerini ayrıntılı olarak ortaya koyar.
  3. Kanun, özellikle, aynı kanunun 7’nci maddesinde öngörülen olağandışı hafifletici durumları düzenleyebilir.

Madde 293. (25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılmış mülkün yeniden özelleştirilmesi)

  1. Üye tamsayısının salt çoğunluğuyla kabul edilen bir çerçeve kanun 25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılan üretim araçları ve diğer mülkün kullanım hakkı ve mülkiyetinin yeniden özelleştirilmesini düzenler. Bu tür yeniden özelleştirmeler aşağıdaki temel esasları gözetir:
  2. a) Genel kural olarak, 25 Nisan 1974’ten sonra kamulaştırılan üretim araçları ve diğer mülkün kullanım hakkı ve mülkiyetinin yeniden özelleştirilmesi tercihen kamu ihalesi, borsada halka arz veya kamu iştiraki yöntemiyle yürütülür.
  3. b) Yeniden özelleştirmelerden elde edilen gelir, sadece kamu borçları ve kamu işletmelerin borçlarını, kamulaştırma borçlarını ödemek veya üretim sektöründe sermaye yatırımı için sadece kullanılmalıdır;
  4. c) Yeniden özelleştirmeye konu olan işletmelerin işçileri yeniden özelleştirme sürecinde tüm hak ve yükümlülüklerini;
  5. d) Yeniden özelleştirmeye konu olan işletmelerin işçileri, işletmenin sermayesine iştirak için öncelikli hak sahibi olur;
  6. e) Yeniden özelleştirilecek üretim araçları ve diğer mülk, birden fazla bağımsız kuruluşun ön değerlemesine tabi olur.
  7. Dolaylı olarak kamulaştırılan ve ekonominin temel sektörleri dışında konumlanan küçük ve orta ölçekli işletmeler kanunda belirtildiği şekilde yeniden özelleştirilebilir.

Madde 294. (Yerel yönetim organları için geçerli kurallar)

239’uncu maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen zaman yürürlüğe girinceye kadar, yerel yönetim organları 1/92 No.lu 25 Kasım 1992 tarihli Anayasa Değişikliği Kanunu ile değişik Anayasa metnine karşılık gelen mevzuat uyarınca kurulur ve faaliyet gösterirler.

Madde 295. (Avrupa Antlaşması hakkında Referandum)

115’inci maddenin 3’üncü fıkrasının hükümleri, Avrupa Birliğinin inşası ve derinleşmesini amaçlayan bir antlaşmanın onaylanması için referanduma gitme ve gerçekleştirme olasılığını etkilemez.

Madde 296. (Anayasanın tarihi ve yürürlüğe girmesi)

  1. Portekiz Cumhuriyetinin Anayasası Kurucu Meclis tarafından kabul edildiği tarihi taşır: 2 Nisan 1976.
  2. Portekiz Cumhuriyetinin Anayasası 25 Nisan 1976’da yürürlüğe girer.

 

İdam Türleri

0

Kurşuna Dizme: Klasik bir yöntem olan bu idam şeklini Afganistan, Beyaz Rusya, Etiyopya, Kuzey Kore, Nijerya, Yemen, Vietnam, Endonezya ve Çin gibi ülkeler halen kullanmaktadır.

Çarmıha Germe: Bu idam şekli Eskiçağ’da kurulu dine ve düzene karşı işlenen suçlara bu idam türü uygulanmıştır. Mahkumun vücudu ve ayakları çarmıhın dikey tahtasına bağlanmakta ve kolları yana açılarak elleri yatay tahtaya çivilenmekte, mahkum aç ve susuz şekilde tahtaya çiviyle çakılmış şekilde bekletilerek işkenceyle öldürülmektedir.

Bestiarii Yöntemi : Eski Roma döneminde kullanılmış bir idam yöntemidir. Suçlular çıplak şekilde vahşi hayvanların arasına atılmaktadır.

Diri Diri Gömme: Bu idam şekli hem bireylere hem de gruplara milattan önce uygulanmıştır. Mahkum, genellikle bağlanıp açılan bir çukura atılıp gömülmektedir. Bu yöntemle 1937 yılında Japonların binlerce Çinliyi diri diri gömdükleri bilinmektedir.

Bambu Yöntemi: Uzak doğu Asya’da uygulanan uzun ve acılı bir ölüm şeklidir. Mahkumlar, bambu ağaçlarının uç kısmına bağlanmakta ve ağaç büyüdükçe bambular vücudu delip geçerek mahkumu öldürmektedir.

Yahuda Beşiği: Mahkum, piramidin üstüne oturtulmakta, piramidin ucu acı verici bir şekilde mahkumun kaba etlerine yükselene kadar halatlar tarafından aşağı çekilmektedir. Kullanılan aletler temizlenmeyerek bırakılmakta ve işkenceden sağ kurtulanlar enfeksiyondan ölmektedir. İşkence aletinin, diğer insanlara ihanet ettiği düşünülenleri cezalandırma aracı olarak Yahuda’nın adını aldığına inanılmaktadır.

Yahuda Beşiği

Testere Yöntemi: Mahkumun vücudu cinsel organlarından başlanarak testereyle ikiye kesilerek parçalanmaktadır.

Kör Bıçakla Kesme: Çin’de henüz yeni yasaklanmış bir yöntem. Amaç, mahkumu uzun süre hayatta tutmaktı.

Kazığa Oturtma: Ağır suçlar işlemiş mahkumlara uygulanmış bir cezadır. Kazığa oturtma cezası özellikle eşkıyalara, korsanlara ve kundakçılara uygulanmıştır. İslam dinine hakaret eden, Müslüman bir kadınla zina yapan veya bir camiye izinsiz giren Hristiyanlar da bu cezaya çarptırılmıştır.

Mazzatello Yöntemi: Engizisyon döneminde Hristiyan rahipleri tarafından uygulanmış idam şeklidir. Kafir olarak suçlanan insanların başı balyozla ezilmektedir.

Yakarak Öldürme: Toplu idamlarda mahkumlar kendilerini şanslı hissediyordu. Çünkü, yanmadan önce karbonmonoksit zehirlenmesinden ölüyorlardı

Mağaraya Duman Doldurarak Öldürme: Mahkum yada mahkumlar mağaraya kapatılarak içeriye duman bırakılmakta ve bu şekilde ölümün tamamlanması beklenmektedir.

Giyotin Yöntemi: Giyotin, mahkumun kafasını kesmek için geliştirilmiş idam aracıdır. Fransa’da 1977’ye kadar kullanılmıştır. Fransa Millî Meclisi, giyotinle idamı onayladı. Adını, mucidi Fransız Doktor Joseph Ignace Guillotin’den almıştır ve ilk kez 25 Nisan 1792’de Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için uygulanmıştır.

Darağacına Asma: Tarihten bu yana uygulanan en klasik idam yöntemlerindendir. Darağacına Asma yöntemi en yaygın idam şeklidir ve dünyada idam cezasının uygulandığı birçok ülkede halen kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunda neredeyse tüm idamlar bu yöntemle uygulanmıştır. 12 Eylül döneminde seri biçimde uygulanmıştır. Asarak idam yöntemi uygulamasında, Adnan Menderes, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Şeyh Said, Seyit Rıza,  Saddam Hüseyin, Ayaz Marhuni ve Mahmut Asgari, Imre Nagy, Koçi Xoxe ilk akla gelenlerdir. ABD’de son asılarak idam, 1996 yılında Washington eyaletinde gerçekleşmiş, daha sonra zehirli iğne yöntemine geçilmiştir.

Catherine Tekerleği: Halka açık şekilde uygulanan bu idam yönteminde mahkum büyük bir tekerleğe bağlanmakta ve tekerlek çevrildikçe mahkumun kemikleri kırılmaktadır.  İnfaz tekerleği olarak da bilinmektedir. Dünya tarihindeki en vahşi idam türlerinden biri olarak kabul dilmektedir. Genellikle, katil , tecavüzcü , hain veya soyguncu olarak hüküm giyenlere uygulanmıştır. Tekerlek ile yapılan son bilinen infaz 1841’de Prusya’da gerçekleşmiştir. 

Kaya Çarpması: Kaya çarpması yönteminde mahkumun göğsüne kayalar konulmakta ve bu kayalar sürekli daha ağırlaştırılmakta, mahkum ezilerek uzun bir sürede ölmektedir. Arabistan, Amerika ve Avrupa’da kullanılmış bir yöntemdir.

Gridiron Yöntemi: Mahkum kömürlerin üstüne yatırılmakta ve ölene kadar pişirilerek işkence ile idam edilmektedir.

Cumhuriyet Evliliği: Kadın ve erkek mahkumlar birbirlerine bağlanarak nehre atılmakta ve boğularak öldürülmektedir. Bu ceza yöntemi genelde zina suçlarına verilen bir cezadır ve Fransa’da kullanılmıştır.

Fillere Ezdirme: Asya’da kullanılan acımasız bir idam yöntemidir.

Kan Kartalı Yöntemi: Bu yöntem İskandinavlara aittir. Mahkumun kaburga kemikleri dışarıya çıkarılmakta ve kanat görüntüsü alması sağlanmakta, açılan vücuda bolca tuz dökülerek acı içinde ölüm sağlanmaktadır.

Askıda İdam: Vinçte Asma olarak da bilinen yöntem İran’da yaygın olarak uygulanmaktadır, mucidi ABD’dir. Ölüm süreci yavaş ve acı vericidir. İdamdan sonra cesedin yüzünde ve gözlerinde kırmızı ve mavi izler görülmektedir.

Elektrikli Sandalye: Bu yöntem 1888 yılında ABD’de uygulanmaya başlanan bir idam mahkumu infaz şeklidir. Elektrik verilerek idam yöntemi, mahkumun bilincinin çabucak kaybolması ve kalbinin durması esasına dayanıyor. Elektrikli sandalye daha insancıl bir infaz yöntemi olarak tasarlanmıştır. ABD dışında Filipinler’de kullanılmıştır. ABD’de mahkumlara ölümcül enjeksiyon veya elektrikli sandalye ile infaz seçenekleri sunulmakta ve karar kendilerine bırakılmaktadır. Dünya tarihinde Elektrikli Sandalye ile idam ilk kez Amerika Birleşik Devletlerinde gerçekleşti. Cinayetle suçlanan William Francis Kemmler, New York’ta bulunan Auburn Hapishanesi’nde infaz edildi.  (Doğumu: 9 Mayıs 1860) Kız arkadaşı(nikahsız eşi) Matilda’yı öldüren Kemmler, “Ona baltayla vurdum. Onu öldürmek istedim ve bunun için ne kadar erken asılırsam o kadar iyi” diyerek suçu itiraf etti. Cinayet davası hızlıca bitti ve birinci derece cinayetten suçlu bulundu. Kemmler’in avukatları, elektrikle idam cezasının insanlık dışı ve olağandışı bir ceza olduğunu savunarak temyize gitti, Yüksek Mahkeme itirazları reddetti. İnfaz işlemi yaklaşık sekiz dakika sürdü.

Parçalayarak İdam: Asılarak, çekilerek ve dörde bölünerek idam edilme yöntemidir. Mahkum ahşaptan yapılan bir yapıya sürüklenmekte ve boynundan asılmakta, ölmesi yaklaştığında boynundan ip çıkartılmakta, organları dışarı çıkarılmakta ve cinsel organı kesilmekte, organları kurbanın gözü önünde yakılmakta ve son aşama olarak mahkumun vücudu dört parçaya ayrılmaktadır. İngiltere ‘de vatana ihanet suçundan mahkum olanlara uygulanmıştır ve bu ceza şekli 1814 yılında yasaklanmıştır.

Taşlayarak Öldürme: Taşlama yöntemi İran ülkesinde halka açık şekilde halen uygulanmaktadır.  Mahkum taşlanmadan önce kırbaçlanmaktadır. Mahkum kadın ise önce boynuna kadar toprağa gömülmekte ve taşlama cezası ondan sonra uygulanmakta, şayet kadın yaşamayı başarırsa ceza hapis cezasına dönüşmektedir. Erkekler ise taşlanmadan önce beline toprağa gömülmekte suçunu itiraf eder ya da kaçmayı başarırsa serbest kalabilmektedir.

Çukur ve Fıçı Yöntemi: Mahkum, fıçı veya önceden hazırlanan çukurun içine konularak sürekli yemek yedirilmekte ve dışkısını yapamayan mahkum, fıçı veya çukurun içine dışkısını yapmaya başlayarak zamanla çürümeye başlamakta ve ölmektedir.

Pirinç Boğa: Sicilya Boğası yada  Yanan Boğa Yöntemi de denilmektedir. Mahkum metal bir boğanın içine konulmakta ve boğa yavaş yavaş ısıtılmakta, mahkum içeride yanarak ölmektedir.adı da verilen yöntem Antik Yunanda icat edilen işkence ile ölüm şeklidir. Pirinç dökümcüsü Atinalı Perillos, Agrigentum Tiranı Phalaris için, tamamen pirinçten içi boş ve bir tarafında kapı bulunan bir boğa yapmıştır. Mahkum boğanın içine kapatılmakta, pirinç boğa, altına yerleştirilen ateşle kırmızıya dönene kadar ısıtılmakta ve mahkumun kızararak ölmesi sağlanmaktadır. Mahkumların çığlıklarının kızmış bir boğa böğürmesine dönüştüğü ve boğa tekrar açıldığında, kurbanın kavrulmuş kemikleri mücevher gibi parladığı ve bunlardan kolye yapıldığı rivayet edilmiştir.

Yılan Çukuru:  Mahkumlar, engerekler gibi zehirli yılanların olduğu çukurlara atılmakta, rahatsız edilmiş yılanlar onlara saldırmakta ve mahkumlar zehirlenerek ölmektedir. Bu yöntem oldukça eski bir idam yöntemidir.

Böceklere Yedirme: İran’da uygulanan bir yöntemdir. Mahkumun tüm vücudu balla kaplanıp hareket edemeyecek şekilde bir ağaca bağlanmakta, böcekler ve ormandaki diğer hayvanlar mahkumu parçalayarak yemektedir.

Derisini Yüzerek Öldürme: Mahkumun canlı canlı derisi yüzülmekte, tüm derisi yüzülen suçlu acılar içinde ölmektedir. Çin ve Avrupa’da çokça kullanılmış bir yöntemdir.

Kazıkta Yakılma: Mahkumlar  şehrin ortasında bir kazığa bağlanmakta ve seyircilerin huzurunda da ateşe verilerek yakılmaktadır. Kazıkta yakma yöntemi vatana ihanet veya büyücülük suçundan mahkum olanlara 18. yüzyıla kadar uygulanmıştır. İtalyan filozof ve ateizm kuramcısı Giulio Cesare Vanini yakılarak infaz edilenlerin en ünlülerindendir. (1585 – 9 Şubat 1619) Kitapları hala Vatikan’ın ‘Yasak Kitaplar Listesi’ndedir.

Istırap Yöntemi: Mahkumun önce burnu ve sonra bir eli ile bir ayağı kesilmekte hadım edildikten sonra vücudu ortadan iki parçaya ayrılmaktadır. Çin’in başkentinde uygulanırdı.

İspanyol Eşeği: Bu yöntemde mahkum, eşek biçiminde yapılmış bir kütük düzeneğine oturtulmakta, ayaklarına giderek artan ağırlıklar bağlanmakta ve sonunda ikiye bölünerek ölmektedir. ‘Tahta at’ yöntemi olarak da bilinmektedir.

Toptan Atılma: Mahkum, bir topun ağzına bağlanmakta ve top ateşlendiğinde mermi kişinin bedeninin içinden geçmektedir. Diğer versiyonunda ise mahkum büyük bir topun içine mermi gibi yerleştirilmekte ve sıkıştırılmış barut ateşlendiğinde paramparça olmaktadır.

Tekerleğe Bağlama: Tekerlek ile öldürme yönteminde mahkum özel yapılmış dev bir tekerleğin dış kısmına bağlanmakta ve sivri kazıkların ya da bir tepenin üzerinden aşağı yuvarlanmaktadır.

Demir Kadın: Kadın biçiminde, bir insanın ancak sığacağı büyüklükte yapılan tabutların içi sivri demirlerle donatılmakta ve mahkum bu tabutun içine konularak kapağı kapatılmaktadır.

Sarkaç Yöntemi: Mahkum bir masaya sırtüstü yatırılıp bağlanmakta, çok büyük, ağır ve keskin bir baltanın bağlandığı sarkaç mahkumun üzerinde sallanmaya başlamakta, sarkacın ipi yavaş yavaş bırakılarak, her salınımda mahkumun bedeninin doğranması sağlanmaktadır.

Demir Kapı Yöntemi: Mahkumun karın bölgesini farelerin kemirmesini sağlayarak öldürmesi sağlanmaktadır. İçine fareler doldurulan demir bir kap, açık ağzı mahkumun karın bölgesine gelecek şekilde vücuda yerleştirilmekte ve bu kap ısıtılmakta, fareler kaçmak için mahkumun karnını kemirmeye başlamakta ve mahkumun iç organları fareler tarafından kemirilerek ölüm gerçekleşmektedir.

Deve Derisi Yöntemi: Mahkum, elleri bağlı şekilde güneşin altına yatırılmakta ve saçları kazınarak kafasına deve veya keçi derisi geçirilmektedir. Deri zamanlara eriyerek mahkumun kafasına yapışmakta, saçlar dışarı çıkamayarak kafatasına geri dönmekte ve beyne ulaşarak mahkumu öldürmektedir.

Germe Yöntemi: Mahkumların el ve ayakları bağlanarak gerdirilmesi yöntemiyle ölmesi sağlanan mekanik bir yöntemdir. Tarihte sıklıkla kullanılmıştır.

Atlara Parçalatma: Mahkum, kol ve bacaklarından dört ayrı yöne koşturulacak olan atlara bağlanmakta ve parçalanarak öldürülmektedir.

Kafa Kesme: Tarih boyunca vahşi infaz şekilleri uygulayan u infaz yöntemi 16 ve 17′nci yüzyılda Avrupa?da ölüm cezasının en insancıl yolu olarak kullanılmıştır. 1789 Fransız devriminde ise kafa kesmek için Giyotin adlı özel alet geliştirildi. Giyotin, Fransa?da uzun yıllar kullanıldı.

Döverek Öldürme: Bu yöntemde mahkum ölünceye kadar dövülmektedir.

Kaynatma Yöntemi: Ortaçağ’da popüler olan yöntem. İnsanlar bağlanarak, ağır ağır ısıtılan dev kazanlarda haşlandı.

Güneşte Gömme: Mahkum boynuna kadar kuma yada toprağa gömülmekte, kafası güneşte pişmek üzere terk edilmektedir. Genellikle kadınlara uygulanmıştır. En yaygın uygulamasının Arabistan’da olduğu düşünülmektedir. Eski çağlarda tüm dünyada yaygın olarak kullanılmıştır.

Yakma Yöntemi: Mahkum bir kazığa bağlanmakta ve çevresinde ateş yakılarak öldürülmektedir. Orta çağ Avrupasında dinsizler, cadılar ve iffetsiz kadınlara engizisyon döneminde uygulanmış idam şeklidir.

Sıkıştırma: Mahkum ezilerek yada sıkıştırılarak idam edilmektedir. Bu infaz yöntemi, Salem Cadı Davalarında tanınmış hale gelmiştir. Mahkum, iki büyük levha arasına konulmakta ve üzerine ağırlık eklenerek işkenceyle öldürülmektedir. Ağırlığın sürekli artırılması da başka bir yöntemdir.

Vahşi Hayvanlara Atma: Tarihte en eski yöntemlerdendir. İlk Hristiyanlar aslanlara atılarak öldürülmüşlerdir.

Parçalayarak Öldürme: Mahkum canlı canlı balta, satır veya testerelerle parçalanmaktadır. Bu vahşi yöntem Arap ülkelerinde yirminci yüzyılda da uygulanmıştır. Son uygulamasının Suudi Arabistan’da 1987 yılında olduğu bilinmektedir.

Kazığa Oturtma Yöntemi: Bilek kalınlığında bir kazık, mahkumun kuyruk sokumundan başlayarak ensesine kadar sokulurdu. Kazığın omurilik ve iç organlara zarar vermemesine özen gösterilirdi. Ardından kazık mahkumla birlikte dikilir ve mahkumun ölmesi günler sürerdi.

Demir Yatakta Yakma: Demir yatak yada demir bir sandalyeye demir eşyalar iyice beslenmiş bir ateşle çevreleniyor ve bunların üzerindeki kişiler ölünceye kadar kızartılıyordu.

Suda Boğma Yöntemi: En yaygın boğma yöntemi denizde boğma yoludur.

Zehirleme Yöntemi: Zehirleme yöntemi yaygın bir kullanım değildir. İdam Cezası İnfaz yöntemi olmasından çok suikast yöntemi olarak kullanılmıştır. Tarihte en çok bilinen olay baldıran zehrini içmeye zorlanan ünlü filozof Sokrates‘tir.

Ezerek Öldürme Yöntemi: Mahkum, yere yatırılmakta ve üzerine aşama aşama ağır taşlar yerleştirilmekte, nefessiz kalarak ölmesi sağlanmaktadır.

Yüksekten Atma: Mahkum yüksek bir uçurum ya da kale burcundan aşağı atılarak öldürülmektedir.

Çuvala Koyma: Mahkum, yılan, akrep, kedi, köpek gibi hayvanlarla büyük bir çuvalın içine konulmakta ve bu şekilde öldürülmektedir.

Aç Bırakarak Öldürme: Mahkum, bir hücre ya da kafese konur ve yiyecek verilmez.

İki Ağaçla İkiye Ayırma: İki ağacın birbirlerine doğru çekilerek mahkumun bir kol ve bacağı bir ağaca, diğer kol ve bacağının da diğer ağaca bağlanması ve sonrasında ağaçların bırakılarak mahkumun acı içinde ölmesinin sağlanması yöntemidir.

Garotte Yöntemi: Askıda idam ve klasik idamın kairışımı bir yöntem olan Garotte yönteminde, ipin bir ucu duvara bağlanmakta ve diğer ucu da mahkumun boynuna dolanmakta, mahkum itilerek, çekilerek ya da ayakları kaldırılarak boğulmaktadır.

Sürükleme: Mahkum bir ata bağlanmakta ve ölene kadar sürüklenmektedir.

Su İçirme: Mahkum ölünceye kadar su içmeye zorlanmaktadır.

Cıva İçirme: Mahkum ölünceye kadar su içmeye zorlanmaktadır.

Okla Vurma: Bu yöntemde acıyı uzatmak ve daha çok acı çektirmek için ölümcül olmayan bölgeler hedef alınmaktadır. Vikingler tarafından uygulanmıştır.

Yarma: Bu yöntemde mahkumun gövdesi açılmakta, iç organları çıkartılmakta ve henüz ölmeden önce kendisine gösterilmektedir.

Kılıçla İdam: Cellatlar idam cezasına çarptırılan mahkumun kellesini kılıçla almaktadır. Kılıçla idam Osmanlılarda halk ve hanedan üyesi olmayan devlet adamlarına uygulanan idam cezası infaz şeklidir. Cellatlar Müslümanları öldürdükten sonra kellelerini koltuk altına bıraktıkları için ‘Kelle koltukta’ tabiri ortaya çıkmıştır.

Boğdurma Yöntemi: Osmanlı Devletinde hanedan üyelerinin kanı kutsal sayıldığı için kan akmayan infaz şekilleri uygulanmıştır. Kan akıtılmayan en uygun yöntem olarak boğdurma bulunmuştur. O dönemde Osmanlı hanedanının kanını akıtmak aynı şekilde ölüm cezası gerektirmektedir. Hain damgası yiyen bir hanedan üyesi ya da tahta geçmek için kardeşini öldürten padişah adayı bunu kan akıtmadan yapmak zorundadır.

Cellat Satırı Uygulaması: İç isyan çıkaran yada yoldan çıkmış olanları hizaya getirmek adına Cellat satırı uygulaması yapılmış, sadece yeniçerilere özel olarak uygulanmış, diğerlerine ibret teşkil edilmesi için gösteriş amaçlı olarak uygulanmıştır.

Ali Fuat Başgil 

1
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, 1893 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğmuş ve 17 Nisan 1967 tarihinde yaşama veda etmiştir. İlkokulu Çarşamba’da, ortaokulu İstanbul’da okumuş, Birinci Dünya Savaşı sebebiyle lise eğitimini yarıda bırakarak askerlik görevine başlamış, dört yıl Kafkas cephesinde savaşmış ve ardından 1918’de Fransa’ya giderek lise eğitimini tamamlamıştır.

Başgil, 1921 yılında Paris’te hukuk fakültesinde üniversiteye başlamış, Boğazlar Meselesi konulu teziyle doktorasını tamamlamıştır.

Paris Siyasi Bilimler Yüksekokulu ile Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirerek Lahey Devletler Hukuku Akademisinin kurslarına katılmış ve sertifikasını alarak Türkiye’ye dönmüştür.

Ali Fuat Başgil’in Akademik Yaşamı

Paris’ten Türkiye’ye döndükten sonra Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Kurumu Genel Müdür Yardımcısı olmuştur.

1930 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde  doçent ve bir yıl sonra profesör olmuş, İstanbul Üniversitesinin kurulması üzerine Anayasa Hukuku öğretim üyesi olarak görevlendirilmiştir. Buradaki görevi sırasında Mülkiye Mektebinde hocalık, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebinde de müdürlük yapmıştır.

Ali Fuat Başgil, 1937’de Hatay Cumhuriyeti Anayasası‘nı hazırlayan kişidir.

1939 yılında “ordinaryüs profesör” olmuş, Türkiye’de iş hukuku derslerini üniversite eğitimine dahil etmiş ve müfredatını hazırlamıştır.

1938 – 1942 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığını yapmış, 1947 yılında Hür Fikirleri Yayma Cemiyetini kurmuştur. 1952’de Pakistan’da, 1959’da Ürdün’de toplanan İslam kongrelerinde ve 1959’da Almanya’da yapılan Hukuk kongresinde Türkiye’yi temsil etmiştir.

 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından 147 öğretim üyesi ile birlikte üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Daha sonra 147’lerin özel bir af kanunu ile üniversiteye dönmeleri sağlansa da Başgil, bu konuyu onur meselesi yaparak dönüş hakkını kullanmamıştır.

Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi

Ali Fuat Başgil’in Siyasi Yaşamı

10 Nisan 1961 tarihinde emekliliğini isteyerek siyasete girmiş, 15 Ekim 1961 tarihinde Adalet Partisi adına Samsun’dan Cumhuriyet Senatosu üyesi seçilmiş ve Cumhurbaşkanlığına da aday olmuştur. Baskılardan dolayı adaylıktan çekilmiş ve Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden istifa etmiş ve yurt dışına giderek Cenevre Üniversitesinde Türk Tarihi ve Türk Dili Kürsülerinde başkan olarak görev yapmıştır. Başgil, 1965 yılında yaş haddinden emekliye ayrılarak Türkiye’ye dönmüş, 17 Nisan 1967 tarihinde eşi Fatma Nüvide Hanım ile birlikte ikamet ettiği Kadıköy’de yaşama veda etmiştir.

Hukukun üstünlüğü prensibinden hayatı boyunca vazgeçmemiş, siyasi, sosyal ve hukuki konularda birçok eser kaleme almıştır.

Ali Fuat Başgil’in Eserleri

1-      La Question des Droits (1928)

2-      Esas Teşkilât Hukuku Dersleri (1934)

3-      Klasik Ferdî Hak ve Hürriyetler Nazariyesi ve Muasır Devletçilik Sistemi 1938)

4-      La Vie Juridique des Peuples (Türkiye Anayasası ve Siyasî Rejimi, Belçika-1939)

5-      Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (3 cilt, 1940)

6-      Türkiye İş Hukuku (1940)

7-      Vatandaşın Büyük Millet Meclisine Müracaat Hakkı (1944)

8-      Hukukun Ana Meseleleri ve Müesseseleri (1946)

9-      Türkçe Meselesi (1948)

10-  Vatandaş Hürriyeti ve Bunun Teminatı (1948)

11-  Demokrasi ve Hürriyet (1949)

12-  Gençlerle Başbaşa (1949)

13-  Din Nedir? Din Hürriyeti ve Lâiklik Ne Demektir? (1954, 1962)

14-  Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri (1957)

15-  Dinde Reformcular (Eşref Edip, N. Topçu, İ.H.Danişmend ve M.R.Ogan’la birlikte, 1959)

16-  Esas Teşkilât Hukuku (1960)

17-  İlmin Işığında Günün Meseleleri (1960)

18-  Vatandaş Hak ve Hürriyetlerinin Korunması ve Anayasamızın Eksiklikleri (2 cilt, 1960)

19-  Demokrasi Yolunda/Siyasî Hukuk Etüdleri (1961)

20-  Gençlerle Başbaşa (1961)

21-  27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri (1963)

22-  Cihan Sulhu ve İnsan Hakları

23-  Vatandaş Hakları ve Bunun Teminatı

24-  Seçim Sistemimizin Kıymeti ve Eksiklikleri

Suçtan Ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi

0
Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler

Suçtan Ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi, Birleşmiş Milletler tarafından 29 Kasım 1985 tarihinde kabul edilmiştir. Deklarasyon “mağdurların Magna Carta’sı” olarak nitelendirilmektedir.

Birleşmiş Milletler, bildirinin uygulanmasına dair eylem planı hazırlayarak üye ülkelerin bildirge hükümlerini uygulamasını teşvik etmektedir. Bildiri, suç mağdurların uluslararası hukuk himayesindeki haklarının temel dayanağıdır. Devletlerin sorumluğunun çerçevesi ile paralel düzenlemeler, 1 Şubat 1988 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan “Şiddet Suçu Mağdurlarının Zararlarının Tazmin Edilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” ile getirilmiştir. Sözleşme Türkiye tarafından 24 Nisan 1985 tarihinde imzalanmış ancak, TBMM tarafından bir uygun bulma kanunu çıkarılmadığı için, iç hukuk metni haline gelememiştir. 

Suçtan Ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi
A. SUÇTAN MAĞDUR OLANLAR 

1. Üye Devletlerin yetki istismarını suç olarak yasaklayan kanunları gibi yürürlükte bulunan ceza kanunlarının eylem veya ihmal yoluyla ihlal edilmesi nedeniyle, bireysel veya toplu bir olarak, fiziksel veya ruhsal biçimde yaralanma da dahil olmak üzere manevi acılar çeken, ekonomik kayba uğrayan veya temel hakları esaslı bir biçimde zayıflayan ve bu suretle zarar gören kimseye “mağdur” denir.

2. Suçun failleri tespit edilmemiş, yakalanmamış, kovuşturulmamış veya mahkum edilmemiş de olsa ve fail ile mağdur arasındaki ailevi ilişki ne olursa olsun, bir kimse bu Bildiri bakımından mağdur kabul edilebilir. “Mağdur” terimi ayrıca mümkünse mağdurun ailesini veya doğrudan bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve zor durumunda mağdura yardımcı olmaktan veya mağduriyeti önlemekten ötürü zarar gören kişileri de kapsar.

3. Bu Bildirideki hükümler, ırk, renk, cinsiyet, yaş, dil, din, milliyet, siyasal veya başka bir fikir, kültürel inanç veya uygulama, mülkiyet, doğum veya ailevi statü, etnik veya toplumsal köken, ve özürlü olmak gibi her hangi bir sebebe dayanan bir ayrımcılık yapılmaksızın uygulanır.

Adalete Ulaşma ve Adil Muamele Görme 

4. Mağdurlara şefkatle ve insanlık onurlarına saygıyla muamele edilir. Mağdurlar uğradıkları zararlar için ulusal mevzuatta öngörülen adalet mekanizmalarına ulaşma ve bir giderim elde etme hakkına sahiptirler.

5. Mağdurların resmi veya gayri resmi yoldan bir giderim elde edebilmeleri için, gerektiği takdirde süratli, adil, ucuz ve ulaşılabilir nitelikte yargısal veya idari mekanizmalar kurulur ve güçlendirilir. Mağdurlar bu mekanizmalar vasıtasıyla giderim isteme hakkına sahip oldukları konusunda bilgilendirilir.

6. Yargısal ve idari mekanizmaların mağdurların ihtiyaçlarına karşılık verebilmesi için mağdurlara şu olanaklar sağlanır:

a) Özellikle ağır suçlar söz konusu olduğunda ve mağdurların talep etmeleri halinde mağdurlara, yargılamadaki rolleri ve kapsamı, yargılamanın zamanlaması ve ilerlemesi ile, davalarının durumu hakkında bilgi verilir;
b) Sanığın haklarına zarar vermeden ve ulusal ceza adaleti sistemine uygun biçimde, mağdurun kişisel haklarını ilgilendirdiği durumlarda davanın gerekli aşamalarında kendisinin görüş ve düşüncelerini sunmasına izin verilir ve bunlar dikkate alınır;
c) Hukuki süreç boyunca mağdurlara uygun bir hukuki yardım sağlanır;
d) Mağdurlara verilebilecek rahatsızlıkları asgariye indirmek, mahremiyetlerini korumak, gerektiği zaman kendilerinin, ailelerinin ve lehlerine olan tanıkların güvenliklerini sağlamak ve onları baskı ve misillemeye karşı korumak için tedbir alınır;
e) Davalarının sonuçlandırılmasında ve tazminat öngören emir veya kararların uygulanmasında gereksiz geciktirmeden kaçınılır.

7. Mağdurlara haklarının verilmesi ve bir giderim sağlanmasını kolaylaştırması halinde arabuluculuk, hakemlik ve geleneksel adalet veya yerel uygulamalar da dahil, uyuşmazlığı çözmek için gayri resmi mekanizmalar da kullanılır.

Giderim 

8. Suçu işleyenler veya bunların hareketlerinden sorumlu olanlar, gerektiği takdirde mağdurlara, ailelerine veya bakmakla yükümlü oldukları kimselere adil bir giderim verirler. Bu giderim mülkün geri verilmesini, zararın veya kaybın karşılanmasını, mağduriyetten doğan giderlerin geri ödenmesini, gerekli hizmetlerin sağlanmasını ve ihlal edilen hakların onarılmasını da kapsar.

9. Hükümetler, ceza davalarında cezai yaptırımlara ek olarak bir yaptırım olarak kullanılabilmesi için mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirler.

10. Çevreye önemli zarar verilmiş olması halinde, giderime karar verildiği takdirde, mümkün olduğu kadar çevrenin onarılması, altyapının yeniden inşa edilmesi, binaların yerine yenilerinin yapılması ve bu zarar bir grup insanın yurtlarından edilmesi sonucunu doğurmuşsa bu kimselerin yurt edinmek için yaptıkları harcamalar bu giderime dahil edilir.

11. Ulusal ceza yasalarının resmi veya yarı resmi sıfatlarıyla hareket eden kamu görevlileri tarafından ihlal edilmesi halinde, mağdurlar, verilen zarardan sorumlu olan kişilerin memuru oldukları Devletten bir giderim alırlar. Mağduriyete sebep olan eylem veya ihmalden sorumlu Hükümetin varlığını sürdürmemesi halinde, bu Hükümeti izleyen Devlet veya Hükümet tarafından mağdurlara giderim sağlanır.

Tazminat 

12. Tazminatın failden veya diğer kaynaklardan tam olarak alınamaması halinde Devlet, aşağıdaki kişilere tazminat ödenmesi için çaba sarf eder:

a) Ciddi bir suç nedeniyle önemli derecede bedenen yaralanan veya fiziksel veya ruhsal sağlığı zarara uğrayan mağdurlara;
b) Bu tür bir mağduriyet nedeniyle fiziksel veya ruhsal olarak iş göremez hale gelen veya ölen kimsenin ailesine, özellikle bakmakla yükümlü olduğu kimselere.

13. Mağdurlara tazminat ödenmesi için ulusal fonların kurulması, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması teşvik edilir. Bu amaçla, mağdurun vatandaşı olduğu Devletin mağdurun zararlarını karşılayabilecek durumda olmadığı haller de dahil olmak üzere, uygun olduğu takdirde, başka tür fonlar kurulabilir.

Yardım 

14. Mağdurlar resmi, gönüllü, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler vasıtasıyla, gerekli her türlü maddi, tıbbi, psikolojik yardım edinirler.

15. Sağlık, sosyal hizmet ve diğer ilgili yardımlardan nasıl yararlanacakları konusunda mağdurlara bilgi verilir ve bu yardımlara hemen ulaşmaları sağlanır.

16. Polis, adliye, sağlık kuruluşu, sosyal hizmet servisi mensuplarını ve diğer ilgili görevlileri mağdurların ihtiyaçları konusunda daha duyarlı hale getiren eğitim verilir.

17. Mağdurlara gerekli hizmet ve yardım sağlanırken, uğranılan zararın niteliği gereği veya üçüncü maddede belirtilen faktörler nedeniyle özel ihtiyaçları bulunan mağdurların durumuna özel bir dikkat gösterilir.

B. YETKİ İSTİSMARINDAN MAĞDUR OLANLAR 

18. Henüz Üye Devletlerin ulusal ceza yasalarını değilse bile, insan hakları ile ilgili uluslararası hukukta tanınmış normları ihlal eden eylem ve ihmaller nedeniyle, bireysel veya toplu bir biçimde, fiziksel veya ruhsal olarak yaralanması dahil olmak üzere, manevi acılar çeken, ekonomik kayba uğrayan veya temel hakları esaslı biçimde zayıflayan ve bu suretle zarar gören kimselere “mağdur” denir.

19. Devletler, yetki istismarını yasaklamak ve bu tür istismardan dolayı mağdur olanlara başvuru yolları sağlamak üzere iç hukukta gerekli düzenlemeleri yaparlar. Bu başvuru yolları, özellikle, giderimi ve/veya tazminatı, ve gerekli her türlü maddi, tıbbı, psikolojik ve toplumsal yardım ve desteği kapsar.

20. Devletler, 18. maddede tanımlanan mağdurlarla ilgili çok taraflı uluslararası sözleşmeler yapmayı kabul ederler.

21. Devletler, değişen koşullara yanıt verebilmek için, mevzuatlarını ve uygulamalarını periyodik olarak gözden geçirirler; gerektiği takdirde siyasal veya ekonomik yetkilerin ciddi bir biçimde istismarı niteliğindeki eylemleri yasaklayan, bu tür eylemleri önlemek için uygulama ve mekanizmalar getiren bir mevzuat çıkarır ve uygular; bu eylemler nedeniyle mağdur olanların haklarını ve hukuki yolları kullanmalarını sağlar.

Siyasi Partiler Kanunu

0

Siyasi Partiler Kanunu 22.04.1983 tarihinde 2820 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetede 24.04.1983 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun 124 maddeden oluşmakta ve Anayasanın 68 ve 69 maddelerinde düzenlenen siyasal haklara ve siyasi partilerin uyacakları esaslara uygun şekilde anayasaya aykırı olmayacak düzenlemeler içermektedir.

Kanun yürürlüğe girdikten sonra sosyal, siyasal ve anayasal dönüşümler gereğince birçok değişikliğe tabi tutulmuştur.

                                                                 BİRİNCİ KISIM

Genel Esaslar

             Amaç:

             Madde 1 – Bu Kanunun amacı, siyasi partilerle ilgili esasları düzenlemektir.

             Kapsam:

             Madde 2 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/1 md.)

             Bu Kanun, siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri,denetlenmeleri kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri kapsar.

             Tanım:

             Madde 3 – Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.

             Siyasi partilerin vazgeçilmezliği ve niteliği:

             Madde 4 – Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar.

             Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

             Siyasi parti kurma hakkı:

             Madde 5 – Vatandaşlar siyasi parti kurma hakkına sahiptirler.

             Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, önceden izin almaksızın serbestçe kurulurlar.

             (Üçüncü fıkra mülga: 12/8/1999 – 4445/2 md.)

             Üye olma ve üyelikten çekilme hakkı:

             Madde 6 – Her Türk vatandaşı, kanunda ve parti tüzüğünde gösterilen şartlara ve usullere göre siyasi partilere üye olma ve dilediği anda üyelikten çekilme hakkına sahiptir.

             Kimse, aynı zamanda birden fazla siyasi partinin üyesi olamaz, aksi halde üyelik sıfatı bu siyasi partilerin hepsinde birden sona ermiş sayılır.

             Kimse, bir partinin birden fazla teşkilat birimine üye kaydolamaz, aksi halde son kayıt tarihinden önce yapılmış olan üyelik kayıtları geçersizdir.

             Siyasi partilerin teşkilatı:

             Madde 7 – (Değişik: 21/5/1987 – 3370/1 md.)

             Siyasi partilerin teşkilatı; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibarettir. (Ek Cümle: 12/8/1999 – 4445/3 md.) Siyasi partilerin tüzüklerinde ayrıca kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri yan kuruluşlarla, yabancı ülkelerde yurtdışı temsilciliği kurulması öngörülebilir.

             Belde teşkilatı il ve ilçe merkezleri dışında belediye teşkilatı olan yerlerde kurulur.

             Belde teşkilatları ilçe başkanlığına bağlıdır. Bu teşkilatların seçim tarzı, kuruluş ve faaliyet şekil ve şartları, üye sayısı, il ve ilçe teşkilatlarıyla münasebetleri siyasi partilerin tüzüklerinde gösterilir.

             Şu kadar ki, belde teşkilatının üye sayısı üçten az olamaz.

             (Beşinci fıkra mülga: 12/8/1999 – 4445/3 md.)

 

İKİNCİ KISIM

Siyasi Partilerin Teşkilatlanması

BİRİNCİ BÖLÜM

Kuruluş

             Partilerin kurulması:

             Madde 8 – (Değişik birinci fıkra: 2/1/2003-4778/6 md.) Siyasî partiler, partiye üye olma yeterliğine sahip en az otuz Türk vatandaşı tarafından kurulur.

             Siyasi partilerin genel merkezi Ankara’da bulunur.

             Siyasi partiler, aşağıda belirtilen bildiri ve belgelerin, İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzelkişilik kazanırlar.

             Bildiride, kurulacak siyasi partinin adı, genel merkez adresi, kurucuların adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, öğrenim durumları, meslek veya sanatlarıyla ikametgahlarının belirtilmesi ve bu bildirinin bütün kurucular tarafından imzalanması ve bildiriye beşer adet olmak üzere kurucuların nüfus kayıt örnekleri, adli sicil belgeleri ve kurucuların ayrı ayrı düzenledikleri siyasi parti kurucusu olabilme şartlarını taşıdıklarını belirten imzalı beyannameler ile kurucular tarafından imzalanmış parti tüzüğü ve programının eklenmesi şarttır.

             Bilgi ve belgelerin alındığı anda, İçişleri Bakanlığınca bir alındı belgesi verilir.

             İçişleri Bakanlığı, kuruluş bildirisi ve alındı belgesinin onaylı birer örneği ile bildiri eklerinin birer takımını üç gün içinde Cumhuriyet Başsavcılığı ile Anayasa Mahkemesine gönderir.

             Cumhuriyet Başsavcılığının partilerin kuruluşunu denetlemesi:

             Madde 9 – (Mülga: 12/8/1999 – 4445/25 md.)

             Siyasi parti sicili:

             Madde 10 – Cumhuriyet Başsavcılığınca her siyasi parti için bir sicil dosyası tutulur.

             Bu sicil dosyasında:

a) Kuruluş bildirisi ve ekleri;

b) (Değişik: 21/5/1987 – 3370/2 md.) Merkez organları ile, teşkilat kurdukları il, ilçe ve beldeleri, bunların organlarında görev alanların adlarını, soyadlarını, doğum yer ve tarihlerini, meslek veya sanatlarını ve ikametgahlarını gösterir onaylı listeleri,

c) Partinin faaliyetlerini düzenleyen her türlü yönetmelikler ve diğer yayınları,

d) Partiye kayıtlı üyelerin, ilçelere göre (b) bendindeki bilgileri içeren listeleri,

             Bulunur.

             Cumhuriyet Başsavcılığınca istenilen sicille ilgili diğer bilgi ve belgeler de bu dosyaya konulur.

             Siyasi partiler, (b) ve (c) bentlerindeki bilgi ve belgeler ile bunlarda ve parti tüzük ve programlarında yapılan değişiklikleri, yayın veya değişiklik tarihinden itibaren onbeş gün içinde; (d) bendindeki listeler ile bunlarla ilgili değişiklikleri ise, altı ayda bir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderirler.

             Siyasi partilerin kapatılmaları veya kapanmaları sicillerine işlenir.

             Bu sicil herkese açıktır. Soruşturma ile ilgili bilgilerin gizliliğine ilişkin hükümler saklıdır.

             (Ek:31/3/1988 – 3420/2. md.) Siyasi Partilerin bu Kanuna göre yapacakları kongre delege seçimlerinde ve ön seçimlerde (b) ve (d) bentleri gereğince Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiş üye listeleri esas alınır.

             (Ek:31/3/1988 – 3420/2. md.) Cumhuriyet Başsavcılığı, üye listelerinin düzenlenmesi, yazımı, bunların ilçe seçim kurullarına gönderilmesi ve buna ait işlerde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 31 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki esaslar dairesinde personel görevlendirebileceği gibi, bu işlerin yürütülmesinde kamu kurum ve kuruluşlarına ait teknik araçlardan da yararlanabilir. Görevlendirileceklere 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 182 nci maddesine göre ücret ödenir. Bu ücretler ile hizmetin ifası için gerekli ödenek Genel Bütçeden ödenir.

İKİNCİ BÖLÜM

Üyelik

             Siyasi partilere üye olma:

             Madde 11 – (Değişik birinci fıkra: 12/8/1999 – 4445/4 md.) Onsekiz yaşını dolduran, medeni ve siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip bulunan her Türk vatandaşı bir siyasi partiye üye olabilir.

             Ancak;

a) (Değişik: 12/8/1999 – 4445/4 md.) Hakimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar.

b) 1 – Kamu hizmetlerinden yasaklılar,

             2 – (Değişik: 2/1/2003-4778/7 md.) Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle mahkûm olanlar,

             3 – (Değişik: 2/1/2003-4778/7 md.) Taksirli suçlar hariç beş yıl ağır hapis veya beş yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar,

             4 – Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini aleni olarak tahrik etme suçundan mahküm olanlar,

             5 – (Değişik: 2/1/2003-4778/7 md.) Terör eyleminden mahkûm olanlar,

             6 – (Mülga: 12/8/1999 – 4445/4 md.)

             Siyasi partilere üye olamazlar ve üye kaydedilemezler.

             (Ek: 12/8/1999 – 4445/4 md.) Yükseköğretim elemanları, yasaklamanın dışındadır. Bunlar hakkında Yükseköğretim Kanunu uygulanır.

             Üyeliğe kabul şartları:

             Madde 12 – Siyasi parti üyesi olmaya kanuna göre engel hali bulunmayanların, üyeliğe kabul şartları parti tüzüklerinde gösterilir. Tüzükte üyelik için başvuranlar arasında dil, ırk, cinsiyet, din, mezhep, aile, zümre sınıf ve meslek farkı gözeten hükümler bulunamaz.

             Siyasi partiler üye olma istemlerini sebep göstermeksizin de reddedebilirler. Ancak, üyeliğe kaydını isteyenin, istemini reddeden teşkilatın bir üst kademesine, parti tüzüğünde gösterilen şekilde itiraz hakkı vardır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Merkez Teşkilatı

             Partilerin genel merkez teşkilatı:

             Madde 13 – (Değişik: 21/5/1987 – 3370/3 md.)

             Siyasi partilerin merkez organları büyük kongre, genel başkan ile diğer karar, yönetim, icra ve disiplin organlarından ibarettir. Bu organların isimleri ve üye sayıları tüzüklerinde gösterilir.

             Parti tüzüğünde, partinin gayesine uygun olarak, danışma ve araştırma amaçlı ihtiyari kurullar da teşkil olunabilir.

             İhtiyari kurulların görev ve yetkileri ile üyelerinin sayısı ve seçilme usulleri tüzüklerinde gösterilir.

             Büyük kongre:

             Madde 14 – Siyasi partinin en yüksek organı büyük kongredir.

             Büyük kongre, seçilmiş üyeler ile tabii üyelerden oluşur.

          Seçilmiş  üyeler, Türkiye  Büyük  Millet  Meclisi  üye  tamsayısının iki katından fazla   olmamak   kaydıyla,  parti  tüzüğünde  gösterilen  şekilde  ve sayıda  il  kongrelerince seçilen delegelerdir. Tabii üyeler; parti genel başkanı, merkez karar ve yönetim kurulu ile merkez disiplin kurulu üyeleri ve partinin üyesi olan bakanlar ve milletvekilleridir.

             Taşıdıkları sıfat dolayısıyla büyük kongre üyesi olan kimseler, ayrıca il kongrelerince delege olarak seçilemezler.

             Parti genel başkanını, partinin merkez karar ve yönetim kurulu ile merkez disiplin kurulu üyelerini gizli oyla seçmek; partinin tüzük ve programında değişiklik yapmak; partinin gelir – gider kesinhesabını kabul ve merkez karar ve yönetim kurulunu ibra etmek veya kesinhesabı reddetmek; kanunlar, parti tüzük ve parti programı çerçevesinde toplumu ve Devleti ilgilendiren konularla kamu faaliyetleri ve parti politikası hakkında genel nitelikte olmak şartıyla temenni kararları veya bağlayıcı kararlar almak; kanunun veya parti tüzüğünün gösterdiği sair hususları karara bağlamak; partinin kapanmasına veya başka bir partiyle birleşmesine ve böylece hukuki varlığı sona erecek partinin mallarının tasfiye veya intikal şekline dair kararlar vermek, büyük kongrenin yetkilerindendir.

             (Değişik: 28/3/1986 – 3270/3 md.) Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler içerisinde toplanır. Bu süre iki yıldan az üç yıldan fazla olamaz. Olağanüstü toplantılar, genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine yapılır.

             (Değişik: 21/5/1987 – 3370/4 md.) Parti kurucuları seçilmiş delegelerin % 15’inden fazla olmamak kaydıyla, parti üyelikleri devam ettiği müddetçe, ilk büyük kongre dahil büyük kongrenin tabii üyesidirler. Parti kurucuları seçilmiş delegenin % 15’inden fazla ise tabii delegelerin kurucular arasından nasıl seçileceği siyasi partilerin tüzüklerinde gösterilir. Parti kurucuları ilk büyük kongreyi, partinin tüzelkişilik kazanmasından başlayarak iki yıl içinde toplamak zorundadırlar.

             Büyük kongre ilk toplantısını yapıncaya kadar, bu kongrenin yetkilerini kurucular kurulu kullanır. Partinin genel başkanı ile yaş kaydı aranmaksızın kuruculuk şartlarını haiz merkez karar ve yönetim kurulu ile merkez disiplin kurulu üyeleri ve milletvekilleri, bu kurulun tabii üyeleridir.

             Büyük kongrenin toplantı yeter sayısı, büyük kongre üye tamsayısının salt çoğunluğudur. İlk çağrı üzerine yapılan toplantıda toplantı yeter sayısı bulunamıyorsa, ikinci çağrı üzerine yapılacak toplantıda toplantı yeter sayısı aranmaz. Büyük kongrenin karar yeter sayısı, kanunda veya parti tüzüğünde daha büyük bir sayı gösterilmediği hallerde, hazır bulunan üyelerin salt çoğunluğudur.

             Parti tüzük ve programında değişiklik yapılmasına ilişkin olan veya parti politikasını ilgilendiren konularda karar alınmasına dair teklifleri karara bağlamak için, bunların genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulu veya büyük kongre üyelerinin en az yirmide biri tarafından ileri sürülmüş olması gerekir. Kanunlar, parti tüzük ve parti programı çerçevesinde toplumu ve Devleti ilgilendiren konularla kamu faaliyetleri konularında karar alınmasına dair teklifleri karara bağlamak için bu tekliflerin büyük kongrede hazır bulunan üyelerin üçte biri tarafından yapılmış olması şarttır. Bu teklifler, büyük kongrece seçilecek bir komisyonda görüşüldükten sonra, komisyon raporuyla birlikte incelenir ve karara bağlanır.

             Genel başkan:

             Madde 15 – Parti genel başkanı, büyük kongrece gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile seçilir. İlk iki oylamada sonuç alınamazsa, üçüncü oylamada en çok oy alan seçilmiş sayılır.

             (Değişik: 28/3/1986 – 3270/4 md.) Genel başkan en çok üç yıl için seçilir. (Mülga: 17/5/1990 – 3648/1 md.)

             Partiyi temsil yetkisi genel başkana aittir. Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisi, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine aittir.

             Parti genel başkanı, merkez karar ve yönetim kurulunun tabii başkanıdır.

             Parti tüzüğü, genel başkana görevinin yerine getirilmesinde ve yetkilerinin kullanılmasında yardımcılık etmek üzere genel başkan yardımcısı ve genel sekreter adlarıyla gerekli gördüğü sayıda yardımcılar öngörebilir. Bunların ne suretle seçileceği, görev ve yetkileri parti tüzüğünde gösterilir.

             Genel başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde, büyük kongre toplanıncaya kadar, merkez karar ve yönetim kurulu partiyi temsil yetkisini kendi içinden seçeceği bir üyeye tevdi eder ve en geç kırkbeş gün içerisinde büyük kongreyi toplantıya çağırır.

            (Ek fıkra: 2/3/2014 – 6529/2 md.) Siyasi partiler, tüzüklerinde yer almak ve iki kişiden fazla olmamak kaydıyla eş genel başkanlık sistemini uygulayabilirler. Eş genel başkanlar, bu Kanunda genel başkan için öngörülen hükümlere tabidir.

             Merkez karar, yönetim ve icra organları:

             Madde 16 – (Değişik: 21/5/1987 – 3370/5 md.)

             Siyasi partilerin merkez karar, yönetim ve icra organları parti tüzüğünde belirtilen isim, şekil ve sayıda kurulur. Büyük Kongrece seçilecek merkez organlarının herbirinin üye sayısı 15’den az olamaz.

             Bu organlar iki büyük kongre arasında, parti tüzük ve programına ve büyük kongre kararlarına uymak şartıyla, partiyi ilgilendiren hususlarda karar almak ve alınan kararları uygulamak yetkisine sahiptirler.

             Merkez karar organı, zorunlu sebepler dolayısıyla büyük kongrenin toplanamadığı hallerde, partinin hukuki varlığına son verilmesi ve tüzük ve programının değiştirilmesi dışındaki bütün kararları alabilir.

             Parti işlerini düzenleyen parti iç yönetmelikleri merkez karar organı tarafından yapılır.

             Merkez karar ve yönetim organlarının üyeleri büyük kongrece seçilir. Diğer merkez organlarının seçim usul ve esasları parti tüzüğünde belirtilir. Parti genel başkanı merkez karar, yönetim ve icra organlarının herbirinin de başkanlığını yapar. Büyük kongrece seçilen merkez organlarının herbirinin üyeleri büyük kongrenin ve büyük kongre yetkilerini kullanan kurucular kurulunun tabii üyeleridir.

             Organların toplanma ve çalışma usulleri, görev ve yetkileri, birbirleriyle münasebetleri parti tüzüğünde gösterilir.

             Merkez disiplin kurulu:

             Madde 17 – Siyasi partinin merkez disiplin kurulu, bu Kanunda ve parti tüzüğünde gösterilen şekilde kurulur. Bu kurulun üye sayısı yediden az olamaz.

             Küçük kongre:

             Madde 18 – (Mülga: 21/5/1987 – 3370/9 md.)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

İl ve İlçe Teşkilatı

             İl teşkilatı:

             Madde 19 – Siyasi partilerin il teşkilatı; il kongresi, il başkanı, il yönetim kurulu ve il disiplin kurulundan oluşur.

             İl kongresi, sayısı altıyüzden fazla olmamak üzere, parti tüzüğüne göre ilçe kongrelerince seçilen delegelerden oluşur. O ilin partili milletvekilleri ile yönetim ve disiplin kurulları başkan ve üyeleri, il kongresinin tabii üyeleridir. Geçici yönetim kurulu başkan ve üyeleri de kongreye katılma hakkına sahiptirler. Ancak geçici il yönetim kurulu başkanı ve üyelerinden delege sıfatı olmayanların kongrede oy kullanma hakları yoktur.

             (Değişik: 23/5/1987 – 3377/11 md.) İl kongresi, büyük kongrenin yapılmasına engel olmayacak şekilde parti tüzüğünde gösterilen süreler içinde toplanır.

             (Değişik: 21/5/1987 – 3370/6 md.) İl yönetim kurulu, parti tüzüğünün göstereceği sayıda üyeden oluşur. Bu sayı 7’den az olamaz.

             İl başkanı ile il yönetim kurulu il kongresince seçilir. İl başkanı ile yönetim kurulunun, seçim şekli ve merkez karar ve yönetim kurulunca hangi hallerde ve nasıl işten el çektirileceği ve geçici yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı parti tüzüğünde gösterilir. El çektirme kararı, 101 inci maddenin (d – 1) bendinde gösterilen haller dışında, yetkili kurulların üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla alınır. İşten el çektirme kararının il yönetim kuruluna bildirilmesinden itibaren kırkbeş gün içinde il kongresi toplanarak yeni il yönetim kurulunu seçer. Bu süre içerisinde il kongresi için yeni delegeler seçilmiş değilse, kongre eski delegelerle toplanır.

             (Değişik:28/3/1986 – 3270/5 md.) İl başkanı en çok üç yıl için seçilir. (Mülga: 17/5/1990- 3648/1 md.)

             İl teşkilatında bir il disiplin kurulu bulunur. İl disiplin kurulunun üye sayısı ve bu üyelerde aranacak nitelikler parti tüzüğünde belirtilir.

             Bu maddede yazılı kurulların; görev ve yetkileriyle yedek üyelerinin sayısı, nasıl seçileceği ve ne suretle göreve çağrılacağı parti tüzüğünde açıklanır.

             İlçe teşkilatı:

             Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 2/3/2014 – 6529/3 md.) Siyasi partilerin ilçe teşkilatı; ilçe kongresi, ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu ve kurulmuş ise belde teşkilatından meydana gelir. Parti tüzüğünde ilçe disiplin kurulu teşkili de öngörülebilir. Beldelerde teşkilat kurulması zorunlu değildir.

             (Değişik: 31/3/1988 – 3420/3 md.) İlçe kongresi, ilçe ve çevresindeki köy ve mahallelerde partinin son genel seçimde aldığı oy sayısına göre, seçime katılmamış partilerde ise üye sayısına göre, bu Kanunun 10 uncu maddesinde gösterilen siyasi partiler sicilinde kayıtlı ilgili parti üyelerinin seçtikleri, sayısı 400’ü aşmayan delegelerden oluşur. İlçe yönetim kurulu ve varsa ilçe disiplin kurulu başkan ve üyeleri ilçe kongresinin tabii üyeleridir. Geçici ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri de kongreye katılma hakkına sahiptir. Ancak geçici ilçe yönetim kurulu başkan ve üyelerinden delege sıfatı olmayanların kongrede oy kullanma hakkı yoktur.

             (Değişik: 28/3/1986-3270/6 md.) Delege seçimleri; köy ve mahallelerde partinin bu yerlerde son genel seçimde aldığı oy miktarı, seçime katılmamış partilerde ise üye sayısı esas alınmak suretiyle bu yerlere verilecek kontenjanlara göre yapılır. Köy ve mahallelerdeki üye sayısı delege kontenjanı verilmesini gerektiren nispetin altında ise bu durumdaki köy ve mahallelerin diğer köy ve mahallelerle birleştirilerek delege seçilmesi mümkündür.

            Yapılan delege seçimleri bir tutanakla tespit edilerek, tutanak parti ilçe başkanlığına gönderilir.

             Parti tüzüğünde, münhasıran delege seçimi işlemlerini yürütmek üzere köy veya mahallelerdeki üyelerden birinin görevlendirilmesi öngörülebilir.

             Delege seçimiyle ilgili diğer hususlar parti tüzüğünde gösterilir.

             (Değişik: 23/5/1987 – 3377/12 md.) İlçe kongresi, il kongresinin yapılmasına engel olmayacak şekilde parti tüzüğünde gösterilen süreler içinde toplanır.

             (Değişik: 21/5/1987 – 3370/7 md.) İlçe yönetim kurulu, parti tüzüğünün göstereceği sayıda üyeden oluşur. Bu sayı 5’ten az olamaz.

             İlçe başkanı ile ilçe yönetim kurulu ilçe kongresince seçilir. İlçe başkanı ile ilçe yönetim kurulunun; seçim şekli ve il yönetim kurulunca veya merkez karar ve yönetim kurulunca hangi hallerde ve nasıl işten el çektirileceği ve geçici yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı parti tüzüğünde gösterilir. El çektirme kararı 101 inci maddenin (d-1) bendinde gösterilen haller dışında yetkili kurulların üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla alınır. İşten el çektirme kararının ilçe yönetim kuruluna bildirilmesinden itibaren otuz gün içinde ilçe kongresi toplanarak yeni ilçe yönetim kurulunu seçer. Bu süre içerisinde ilçe kongresi için yeni delegeler seçilmiş değilse, kongre eski delegelerle toplanır.

             (Değişik:28/3/1986 – 3270/6 md.) İlçe başkanı en çok üç yıl için seçilir. (Mülga: 17/5/1990 – 3648/1 md.)

             Bu maddede yazılı kurulların görev ve yetkileri ile yedek üyelerinin sayısı ve ne suretle göreve çağrılacağı parti tüzüğünde gösterilir.

             Siyasi partilerin, illerin merkez ilçelerinde teşkilat kurmaları hususunda ilçe teşkilatına ilişkin hükümler uygulanır.

             Seçimlerin yapılması:

             Madde 21 – Siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimleri, yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif esasına göre aşağıdaki şekilde yapılır.

             Seçim yapılacak büyük kongreyle il ve ilçe kongrelerinin toplantılarından en az onbeş gün önce, kongreye katılacak parti üyelerini belirleyen listeler, büyük kongreyle il kongreleri için Yüksek Seçim kurulunun önceden belirleyeceği seçim kurulu başkanına, ilçe kongreleri için o yer ilçe seçim kurulu başkanına ilçede birden fazla ilçe seçim kurulunun bulunması halinde birinci ilçe seçim kurulu başkanına iki nüsha olarak verilir. Ayrıca toplantının gündemi, yeri, günü, saati ile çoğunluk sağlanamadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususlar da bildirilir.

             Seçim kurulu başkanı, gerektiğinde ilgili kayıt ve belgeleri de getirtip incelemek suretiyle varsa noksanları tamamlattırdıktan sonra seçime katılacakları belirleyen liste ile yukarıdaki fıkrada belirtilen diğer hususları onaylar. Onaylanan liste ile toplantıya ilişkin diğer hususlar kongrenin toplantı tarihinden yedi gün önce siyasi partinin ilgili teşkilatının bulunduğu binada asılmak suretiyle ilan edilir. İlan süresi üç gündür.

             İlan süresi içinde, listeye yapılacak itirazlar hakim tarafından incelenir ve en geç iki gün içinde kesin olarak karara bağlanır. Bu suretle kesinleşen listeler ile toplantıya ilişkin diğer hususlar, hakim tarafından onaylanarak siyasi partinin ilgili teşkilatına gönderilir.

             (Değişik: 28/3/1986 – 3270/7 md.) Kongrelerde yapılacak seçimler ilgili seçim kurulunun gözetimi ve denetiminde yapılır. Bu seçimlerin usul ve şekilleri ile seçimlerde kullanılacak oy pusulası ve listelerin tanzim tarzı siyasi partilerin tüzük ve kongre yönetmelikleri ile düzenlenir.

             (Değişik: 28/3/1986 – 3270/7 md.) Seçim kurulu başkanı, bir başkan ile iki üyeden oluşan yeteri kadar seçim sandık kurulu oluşturur. Sandık kurulu başkanı ile bir üyesi memurlar, diğer üyesi de aday olmayan parti üyeleri arasından seçilir. Ayrıca her sandık için aynı şekilde üçer yedek üye de belirlenir. Seçim sandık kurulu başkanının yokluğunda, kurula memur üye başkanlık eder.

             Seçim sandık kurulu, kanunun ve parti tüzüğünün öngördüğü esaslara göre seçimlerin yürütülmesi, yönetimi ve oyların tasnifi ile görevli olup, bu görevleri seçim ve tasnif işleri bitinceye kadar aralıksız olarak devam eder.

             (Değişik: 31/10/1990 – 3673/1 md.) Listede adı yazılı bulunmayanlar oy kullanamazlar. Oylar, oy verenin nüfus hüviyet cüzdanı veya resimli üyelik kimlik kartı veya kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş resmi belge ile ispat edilmesinden ve listedeki isminin karşısındaki yerin imzalanmasından sonra kullanılır. Oylar, oy verme sırasında sandık kurulu başkanınca verilen, seçim kurulu başkanınca mühürlenmiş ve adayları gösterir listelerin tüzük ve kongre yönetmeliklerinde gösterilen usule uygun bir şekilde işleme tabi tutularak sandığa atılması suretiyle kullanılır. Oy kullanma ve oyların muteberlik şekil ve şartları siyasi partilerin tüzük ve kongre yönetmelikleri ile düzenlenir.

             Seçim süresinin sonunda seçim sonuçları tutanakla tespit edilip, seçim sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır. Tutanakların bir örneği seçim yerinde asılmak suretiyle ilan edilir. Kullanılan oylar ve diğer belgeler, tutanağın bir örneği ile birlikte üç ay süre ile saklanmak üzere seçim kurulu başkanlığına verilir.

             Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.

             Hakim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde bir aydan az ve iki aydan fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir. Belirlenen günde yalnız seçim yapılır ve seçim işlemleri bu madde ile kanunun öngördüğü diğer hükümlere uygun olarak yürütülür.

             İlçe seçim kurulu başkanı ve seçim sandık kurulu başkanı ile üyelerine, “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun” da belirtilen esaslara göre Genel Bütçeden ücret ödenir.

             Seçimler sırasında sandık kurulu başkan ve üyelerine karşı işlenen suçlar. Devlet memurlarına karşı işlenmiş gibi cezalandırılır.

                                                               BEŞİNCİ BÖLÜM

                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi Siyasi Parti Grupları

             Grup kurma:

             Madde 22 – En az yirmi milletvekiline sahip siyasi partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grup kurabilirler.

             Bir siyasi partinin grup kurduğu, o partinin genel başkanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazıyla bildirilir.

             Grup iç yönetmeliği:

             Madde 23 – Grup iç yönetmeliği, grubun kurulduğunun bildirildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, grubu oluşturan milletvekilleri tarafından hazırlanır. Bu içyönetmeliğin, milletvekillerinin salt çoğunluğu tarafından kabul edilmesi zorunludur. Bu şekilde hazırlanan içyönetmelik, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilir.

             Grup içyönetmeliğine, parti tüzük ve programına aykırı hükümler konulamaz.

             Grup genel kurulu:

             Madde 24 – Bir siyasi partinin grup genel kurulu, o partinin milletvekillerinden oluşur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin ve parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamazlar. Ancak, yeniden milletvekili adayı olmaya ilişkin faaliyetleri bu hükmün dışındadır.

             Grup yönetim ve disiplin kurulları:

             Madde 25 – Her siyasi parti grubunda; kuruluşu, görev ve yetkileri grup içyönetmeliğinde belirtilen birer yönetim ve disiplin kurulu bulunur.

             Grup disiplin kurulunun, hangi hallerde merkez disiplin kurulu ile bir arada çalışacağı, parti tüzüğünde gösterilir.

             Grup başkanı:

             Madde 26 – Partinin genel başkanı milletvekili ise parti grubunun da başkanıdır; değilse grup başkanı grup üyeleri arasından içyönetmelikte gösterilen yöntemle seçilir.

             Grupta gizli oylama:

             Madde 27 – Grup genel kurulunda, seçimlere ait oylamalar ile milletvekillerini bağlayıcı nitelikteki konulara ilişkin kararların oylamaları, gizli oyla yapılır.

             Grup ve hükümet ilişkileri:

             Madde 28 – Bakanlar Kuruluna veya bir bakana Türkiye Büyük Millet Meclisinde veya grupta güven veya güvensizlik oyu verilmesi konusunda karar alma yetkisi, grup genel kuruluna aittir. Bu yetki, başka bir organa veya mercie bırakılamaz.

             Bakanlar Kuruluna katılacak üyeler, parti gruplarında ve diğer parti organlarında tespit edilemez.

ALTINCI BÖLÜM

Teşkilatla İlgili Diğer Hükümler

             Kongrelerle ilgili genel hükümler:

             Madde 29 – 22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır.

             Şu kadar ki, parti tüzükleri ve yönetmelikleri, parti kongreleri için gerekli ilanın gazete ile yapılması şartını kaldırabileceği gibi, toplantı yeter sayısını ve yeter sayının sağlanamadığı hallerde birinci ve ikinci toplantı arasındaki süreyi de azaltabilir. Bu Kanundaki özel hükümler saklıdır.

             İbra için oya katılamayacak olanlar:

             Madde 30 – Değişik kademelerdeki kongrelerde tabii üye olarak bulunan merkez karar ve yönetim kurulu ile yönetim kurulları üyeleri, mensup oldukları, kurulun ibrası için yapılan oylamalara katılamazlar.

             Teşkilatın merkezleri:

             Madde 31 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/5 md.)

             Siyasi partilerin merkez teşkilatı Ankara il merkezinde; il ve ilçe teşkilatları, ilgili il ve ilçe merkezlerinde; belde teşkilatları, il ve ilçe merkezleri hariç olmak üzere, belediye teşkilatı olan yerlerde;yan kuruluşları ve yurtdışı temsilcilikleri ise tüzüklerinde belirtilen yerlerde bulunur.

             Bağdaşmayan görevler:

             Madde 32 – Siyasi partilerin merkez karar ve yönetim kurullarına üye olanlar, o partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi parti grubu yönetim kurulunda görev alamazlar.

             Siyasi partilerin disiplin kurullarında görev alanlar, kongreler, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki parti grubu üyelikleri hariç, partinin diğer organ, kurul ve görevlerinde bulunamaz, partiye bir hizmet bağıyla bağlı olamaz ve partiden herhangi bir suretle gelir sağlayamazlar.

             Bir disiplin kurulunda görev alan kimse, diğer bir disiplin kurulunda görev alamaz.

             Eşler ile bir ve ikinci derecedeki kan ve sıhri hısımlar, aynı disiplin kurulunda görev alamazlar. Bunlarla ilgili kararlara katılamazlar.

             Siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurullarından birinde üye olan kimse, diğer bir il veya ilçe yönetim kurulunda üye olamaz. İl ve ilçe başkanları hakkında da aynı hüküm uygulanır.

             Organlarda görev alanların ilgili makamlara bildirilmesi:

             Madde 33 – Parti kongreleri hariç olmak üzere, her kademedeki parti organlarıyla parti tüzüğünde belirtilen bir göreve getirilenlerin adları, soyadları, doğum yer ve tarihleri, meslek veya sanatları, ikametgahları ve nüfus cüzdanı örnekleri; o mahallin en büyük mülki amirliğine seçim veya atanmadan başlayarak onbeş gün içinde yazı ile bildirilir. Valiliklerce birleştirilen bu bilgi ve belgeler İçişleri Bakanlığına ve Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

             Merkez organlarında görevlendirilenlerle ilgili bilgi ve belgeler de aynı süre içinde doğrudan İçişleri Bakanlığına ve Cumhuriyet Başsavcılığına verilir.

             Kamu yararına dernek sayılmama:

             Madde 34 – 22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununun kamu yararına çalışan dernek sayılma hükümleri siyasi partiler hakkında uygulanmaz.

             Anamuhalefet partisi ve genel başkanı:

             Madde 35 – Bakanlar Kuruluna katılmayan ve grubu bulunan siyasi partiler arasında en fazla milletvekiline sahip olan partiye anamuhalefet partisi, genel başkanına da anamuhalefet partisi genel başkanı denir. Bu siyasi partilerin milletvekili sayılarının eşit olması halinde, son milletvekili seçimlerinde aldıkları muteber oy sayısına bakılır.

YEDİNCİ BÖLÜM

Siyasi Partilerin Seçimlere Katılması ve Adayların Tespiti

             Siyasi partilerin seçimlere katılması:

             Madde 36 – (İptal:Anayasa Mahkemesinin 22/5/1987 tarih ve E. 1986/17. K. 1987/11 sayılı Kararı ile.)(1) (Yeniden düzenleme: 31/3/1988 – 3420/4. md.) Siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır.

 ——————————

(1)    Bu iptal kararı 18/9/1987 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olup yayımlandığı tarihten başlıyarak altı ay sonra yürürlüğe gireceği söz konusu Anayasa Mahkemesi kararında hükme bağlanmıştır.

             Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.

             Parti adaylarının tespiti:

             Madde 37 – (Değişik: 28/3/1986 – 3270/9 md.)

             Siyasi partiler, milletvekilliği genel veya ara seçimlerinde, adaylık için müracaat eden ve adaylığı uygun bulunanlar arasından, adayların tespitini; serbest, eşit, gizli oy, açık tasnif esasları çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapabilirler.

             (Ek: 31/7/1998 – 4381/7 md.) Siyasi partiler, ön seçim ya da aday yoklaması yaptıkları seçim çevrelerinde, toplam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının % 5’ini aşmamak üzere, ilini, seçim çevresini, aday listesindeki sırasını, ön seçim veya aday yoklaması tarihinden en az on gün önce Yüksek Seçim Kuruluna bildirmek koşuluyla merkez adayı gösterebilirler. Ön seçim ya da aday yoklaması yapılmayan yerlerde, siyasi partilerin merkez yoklaması veya diğer usullerden biri veya bir kaçı ile aday belirleme yetkileri saklıdır.

             (…)(1), partilerin tüzüklerinde gösterilen merkez yoklaması dışındaki parti aday seçimleri seçim kurullarının yönetim ve denetimi altında yapılır.

             Partilerin tüzüklerinde herhangi bir seçim çevresinde bütün üyelerin iştiraki ile yapacakları ön seçimde bu Kanunun ön seçimlerle ilgili hükümleri uygulanır.

             Aday tespitinin yapılacağı gün, Yüksek Seçim Kurulu tarafından genel seçimlerden en az yetmişbeş gün önceki bir tarih olarak belirlenip ilan edilir. Seçime katılacak bütün siyasi partilerin tüzüklerindeki usullere göre il ve ilçelerde yapacakları aday tespitleri bütün yurtta aynı günde yapılır.

             Genel seçimler için kabul edilen seçim çevresi, aday tespiti için de esas alınır.

             Kontenjan adaylığı:

             Madde 38 – (Mülga: 27/10/1995 – 4125/21 md.)

             Adayların tespitinde uygulanacak hükümler:

             Madde 39 – 26 Nisan 1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, önseçimlerde ve kullanılacak parti seçmen kütükleri hakkında da uygulanır.

             Siyasi partilerde aday adaylığı ve merkez adaylığı:

             Madde 40 – (Değişik birinci fıkra: 28/3/1986 – 3270/11 md.) Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlarda belirtilen şartlara aykırı olmamak kaydıyla adaylarda daha başka ne gibi şartlar bulunması gerektiğini tüzüklerinde gösterebilirler.

             Bir kimse, aynı zamanda, önseçimlerde ve merkez adaylığında değişik siyasi partilerden veya aynı partiden, aynı seçim için birden fazla seçim çevresinden önseçime katılamaz.

             Bir kimse, bir partiden önseçim veya merkez adaylığı yoklamasına katıldıktan sonra başka bir partiden merkez adayı gösterilemez ve partisinden istifa etmedikçe bağımsız aday olamaz.

——————————

(1)    Bu fıkrada yeralan, “Bu Kanunun 38 inci maddesinde yazılı kontenjan adaylığı ile” ibaresi, 27/10/1995 tarih ve 4125 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, metinden çıkarılmıştır.

             (Değişik: 25/12/1993 – 3945/1 md.) Mahalli teşkilatın yönetim kurulu başkan ve üyelerinden, görev yaptıkları yerden aday adayı olmak isteyenlerin görevlerinden istifa etmelerine ilişkin usul ve esaslar siyasi partilerin tüzüklerinde belirlenir.

             Bu hükümlere aykırı hareket edenlerin adaylığı Yüksek Seçim Kurulu tarafından iptal edilir.

             Siyasi partilerin genel başkanlığı; partilerinin, aday adayları listelerini ve seçim çevrelerini önseçimin yapılacağı tarihten en az yirmi gün önce saat onyediye kadar Yüksek Seçim Kuruluna ve ilgili il ve ilçe seçim kurullarına bildirir. Kurullarca ilgiliye bir alındı belgesi verilir.

             Bu bildirimden sonra adaylıktan çekilmek önseçime kadar dikkate alınmaz. Ancak, bu gibiler aday seçilmişlerse çekilmeleri hüküm ifade eder. Ölüm halinde de aynı hüküm uygulanır.

Kurulların oluşumu:

             Madde 41 – Önseçimde:

a) İlçe seçim kurulu; ilçe seçim kurulu başkanı ile dört üyeden oluşur.

             (Değişik: 28/3/1986 – 3270/12 md.) Üyelerden ikisi o ilçede görev yapan Devlet memurları arasından seçilir. Bunlar kurulun devamlı üyesidirler. İki üye ise aday adayı olmayan parti üyeleri arasından belirlenir. Bunlar, üyesi bulundukları parti adına o parti adayları için yapılacak önseçim işlemleri ile ilgili olarak kurula katılırlar.

             Aynı usulle ikişer yedek üye de seçilir.

             Birden fazla ilçe seçim kurulu bulunan ilçelerde, bu Kanunla ilçe seçim kurulu başkanına veya ilçe seçim kuruluna verilmiş bulunan görevler, birinci ilçe seçim kurulu başkanı veya kurulu tarafından yerine getirilir.

b) Sandık kurulu; bir başkan ile dört asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Sandık başkanı ile iki asıl, iki yedek üye Devlet memurları arasından, iki asıl iki yedek üye de partiler tarafından yukarıdaki fıkra esaslarına göre belirlenir.

             Kurullardaki üyelerin gelmemesi halinde yedekleri alınır; noksanlık yedeklerle giderilemiyorsa durum bir tutanakla tespit edilir ve kurul başkanı tarafından yukarıda nitelikleri açıklanan kimselerden seçilmek suretiyle tamamlanır.

             Önseçimlere hangi siyasi partilerin hangi seçim çevrelerinden katılacakları, partilerin aday adayları listelerinin Yüksek Seçim Kuruluna bildirildiği tarihten itibaren üç gün içinde ilan edilir. İlçe seçim kurulunca siyasi partilerin her biri için parti seçmen listesinde kayıtlı her bin seçmene bir sandık ve kapalı hücre bulundurulur ve sandıkların yerleri tespit edilerek mutat vasıtalarla ilan olunur. Bu husus ayrıca ilgili siyasi partilere de duyurulur.

             Parti seçmen listesi:

             Madde 42 – Siyasi partilerin ilçe teşkilatı, kendi çevrelerindeki üyelerini muntazam kayıt ve sıra numarası ve partiye giriş çıkış tarihleri ve üye hakkında diğer bilgileri ihtiva eden bir üye kayıt defterine kaydederler.

             Üye kayıt defterleri, ilçe seçim kurulu başkanının denetimi altındadır. Üye kayıt defterleri, en az altı ayda bir defa ilçe seçim kurulu başkanı tarafından incelenir ve kayıtların usule uygun olarak tutulup tutulmadığı bir tutanakla tespit edilir.

             (Değişik: 31/3/1988 – 3420/5 md.) Üye Kayıt Defterinde Parti üyesi olarak kayıtlı bulunan ve Cumhuriyet Başsavcılığınca seçim kurullarına gönderilen listelerde yer alan üyeler önseçimde oy kullanabilir.

             (Değişik: 31/3/1988 – 3420/5 md.) Önseçimlerin yapılacağı tarih itibariyle bir önceki yılın son gününe kadar bu Kanunun 10 uncu maddesine göre Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilen üyeler önseçimde oy kullanabilir.

             (Değişik: 31/3/1988 – 3420/5 md.) İlçe Seçim Kurulları üye listelerini önseçimden en az otuz gün evvel elinde olacak şekilde Cumhuriyet Başsavcılığından temin eder.

             (Değişik: 31/3/1988 – 3420/5 md.) Siyasi Partiler kayıtlı üyelerin tamamı dışında başka bir usulle aday yoklaması yapacaksa bu halde oy kullanacak seçmen listelerini önseçimden en az otuz gün önce ilçe seçim kurulu başkanlığına üye kayıt defterleri ile birlikte vermek zorundadırlar.

             (Değişik: 31/3/1988 – 3420/5 md.) Bu listeler önseçim tarihinden 25 gün önce parti yönetim kurulu ve ilçe seçim kurulu binaları önüne asılır. Sekizinci fıkradaki itiraz süresinden sonra kesinleşen listelere göre parti seçmen kartları ilçe seçim kurulu başkanlığınca her üyeye dağıtılır.

             Parti üyeleri, parti seçmen listesine, asıldığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yazıyla itiraz edebilirler. İtirazlar ilçe seçim kurulu tarafından incelenir ve en geç iki gün içinde kesin olarak karara bağlanır. İtirazın yerinde görülmesi halinde parti seçmen listesi düzeltilir.

             Önseçimde propaganda ile ilgili hükümler:

             Madde 43 – Aday yoklamalarına katılan aday adayları için propaganda yapmak amacı ile açık hava toplantıları, örf ve adete göre sohbet toplantısı sayılanlar hariç olmak üzere kapalı salon toplantıları tertiplenemez, duvar ilanı, el ilanı ve her nevi matbua, ses ve görüntü bantlarıyla propaganda yapılamaz. Bu tür toplantılarda başka aday adaylarına karşı kötüleyici beyanlarda bulunulması yasaktır.

             Siyasi partiler, tüzüklerinde gösterilmek kaydıyla aday adayları için bunların vereceği bilgileri de esas alarak aday adaylarının meslek veya sanat hayatlarındaki derece, başarı ve eserlerini, memlekete yaptığı hizmetleri gösterir, vesikalık fotoğraflarını taşıyan matbualar bastırıp dağıtabilir. Aday adaylarının soyadı alfabe sırasına göre düzenlenecek benzer bilgileri içeren matbualar sandık başlarına asılabilir.

            Aday adayları, mensup oldukları partinin programı, büyük kongresinin ve yetkili merkez organlarının kararları ile partinin seçim bildirisi dışında, milli, mahalli yahut mesleki çapta herhangi bir vaadde bulunamazlar (…).(1)

            Aday adayları, önseçimlerde oy kullanacak partili üyelere veya yakınlarına maddi çıkar sağlama amacı güdemezler; önseçimlerde oy kullanacakları etkilemek maksadıyla meşru ve hukuka uygun olmayan davranışlarda bulunamazlar.

            Kuruldaki parti üyesinin görevini yerine getirmemesi:

            Madde 44 – Önseçim günü oy verilmesine başlanmazdan önce veya oy verme sırasında ilçe seçim kuruluna dahil siyasi parti üyesi görevini yapmazsa, ceza hükümleri saklı kalmak üzere, yerine siyasi partilerin sıradaki yedek üyesi getirilir. Bu da mümkün olmazsa, bu husus tutanağa geçirilir ve eksikler sandık alanı çevresindeki parti üyesi olabilme yeterliğine sahip ve okur – yazar olanlar arasından ilçe seçim kurulu başkanının seçeceği kimse ile tamamlanır.

            Müşahitler:

            Madde 45 – Önseçim sırasında siyasi partilerin birer müşahidi, kendi partilerine ait sandık başı işlemlerini takip etmek üzere hazır bulunabilir. Önseçimde aday olanlar, müşahit sıfatıyla sandık başında bulunamazlar.

____________

 (1) Bu fıkrada yer alan “ve Türkçe ’den başka dil ve yazı kullanamazlar” ibaresi, 2/3/2014  tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

             Oy pusulası:

             Madde 46 – Siyasi partiler, 40 ıncı maddeye göre bildirdikleri aday adayları listelerini içeren oy pusulalarını çoğaltarak il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına yeteri kadar zarf ile birlikte verirler. İlçe seçim kurulu başkanlıkları oy pusulalarını ve zarfları mühürledikten sonra, seçim günü sandık başkanlıklarında hazır bulundururlar.

             Sandık başına gelen partili seçmene, sandık kurulu başkanı veya görevlendireceği kurul üyesi oy pusulasını, sandık kurulu başkanlığının mühürü ile mühürledikten sonra verir.

             (Değişik: 28/3/1986 – 3270/14 md.) Partili seçmen, aday adaylarının karşısına işaret koymak suretiyle tercihini kullanır. İşaretleme, (…)(1) o seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısından çok ve yarısından az olamaz. İşaretlemede belirlenen miktar ve nispetlere uyulmaması, oy pusulalarının geçersiz sayılmasını gerektirir.

             Kimliğin tespiti:

             Madde 47 – Önseçimlerde oy vermek için parti seçmen kartının gösterilmesi şarttır. Bu belgeyi göstermeyenlerden veya belgenin sahibi olduğunda tereddüt edilenlerden parti hüviyet cüzdanı, o da yoksa nüfus hüviyet cüzdanı istenir.

             Son işlemler:

             Madde 48 – Yüksek Seçim Kurulu, il seçim kurullarından gelen önseçimle tespit edilmiş parti adayları listelerinin tasdikli birer örneğini derhal ilgili partilerin genel başkanlıklarına teslim eder. Parti genel başkanlıkları, 38 inci madde ve parti mevzuatı gereğince merkez adayı olarak seçilen parti adaylarını bu listelere dahil ederek seçim çevrelerine göre düzenleyecekleri parti adayı cetvellerini, kanun hükümlerine göre Yüksek Seçim Kuruluna süresi içerisinde bildirirler.

             Önseçim evrakının saklanması:

             Madde 49 – Hesaba katılan, katılmayan ve itiraza uğramış olan oy pusulaları; sayım ve döküm cetvelleri ve adaylığa seçilme tutanaklarıyla diğer her türlü evrak, milletvekili seçimlerinin kesin sonuçlarının ilanı tarihinden itibaren üç ay süreyle ilçelerde ilçe seçim kurulu başkanı ve illerde il seçim kurulu başkanı tarafından saklanır.

             Bu evrak, Yüksek Seçim Kurulunun istemi olmaksızın hiçbir yere gönderilmez.

             İtiraz hakkı:

             Madde 50 – Seçim ve sandık kurullarının veya kurul başkanlarının kesin olmayan kararlarına karşı ilgili siyasi parti, o siyasi partiden önseçimde aday adayı olanlar veya o siyasi partilerin teşkilat kademelerinin başkanları veya vekilleri ile parti müşahitleri itiraz edebilirler.

             Önseçim tutanağı ve tutanağın iptali:

             Madde 51 – Önseçimlerde, her siyasi parti için ayrı ayrı düzenlenecek basılı tutanak kağıdında o partiden aday olmak üzere önseçimde aday olmuş bulunanların aldıkları oyların toplamı, rakam ve yazı ile belirtilir. Bu tutanak ilçe seçim kurulu başkanı ve üyelerince imzalanır.

             Aynı miktarda oy almış olanlar arasındaki sırayı ilgili siyasi partinin merkez karar ve yönetim kurulu tespit eder.

——————————

(1)    Bu fıkrada yeralan “kontenjan adayları hariç” ibaresi, 27/10/1995 tarih ve 4125 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, metinden çıkarılmıştır.

             Adaylık tutanağına yapılan itiraz, oyların dökümüne veya sayımına ilişkin olduğu ve yeniden yapılan döküm ve sayım sonucunda tutanakların iptaline karar verildiği takdirde, yeniden yapılan döküm ve sayım sonucuna göre seçildikleri anlaşılanlara Yüksek Seçim Kurulu tarafından tutanakları verilir.

             Bir seçim çevresinde önseçimin, önseçim işlemleri sebebiyle iptaline karar verildiği takdirde, önseçim yenilenmez ve bu seçim çevresi için bütün adaylar 38 inci maddede yazılı kurul tarafından tespit edilir.

             Adaylardan yalnız birinin veya birkaçının tutanağının iptaline karar verildiği hallerde, tutanakları iptal olunan adayların yerine önseçimde aldıkları oy sırasına göre başta gelenlere tutanak verilir. Sırada olanlar yetmediği takdirde boş kalan yerlerin doldurulması için bu maddenin yukarıdaki fıkrası uygulanır.

             Belli bir seçim için parti adaylarının Yüksek Seçim Kuruluna bildirilmesinden sonra, önseçim ve adaylarla ilgili itiraz ve şikayetler dikkate alınmaz. Daha önce yapılmış olan itiraz ve şikayetler üzerine başlamış olan işlemler durdurulur.

             Mahalli seçimler yoklaması:

             Madde 52 – Siyasi partilerin, mahalli idareler seçimleri için aday gösterebilecekleri hallerde, bu adayların nasıl seçilecekleri ve yoklamalarının nasıl yapılacağı ilgili kanundaki esaslara göre belirlenir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Disiplin işleri

             Disiplin suçları ve cezaları:

             Madde 53 – Siyasi partilerin disiplin kurullarınca verilebilecek cezalar, uyarma, kınama, partiden veya gruptan geçici veya kesin olarak çıkarma cezalarıdır.

             Disiplin kurullarının vermeye yetkili oldukları disiplin cezaları ile hangi halde ne tür disiplin cezası verileceğinin parti tüzüğünde belli edilmesi zorunludur.

             Partinin hangi organ ve mercilerinin kimler hakkında ve hangi disiplin kurulunda disiplin cezası isteminde bulunabileceği ve disiplin cezalarına karşı yapılan itirazları incelemeye yetkili üst disiplin kurulları ve itirazın usul ve şartları, kanunda belirtilmeyen hallerde, parti tüzüğü ile düzenlenir.

             Disiplin kurullarınca parti üyeleri hakkında verilen kararlar gerekçeleriyle birlikte en geç otuz gün içinde ilgiliye tebliğ olunur.

             Bir partiye mensup milletvekilinin; o partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu üyeliğinden kesin olarak çıkarılması, partiden çıkarılmayı ve partiden kesin olarak çıkarılması da Türkiye Büyük Millet Meclisi parti grubu üyeliğinden çıkarılmayı gerektirir.

             Bir üyenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi parti grubundan geçici olarak çıkarılması hakkında verilen ceza, bu üyenin ceza süresince gruptaki çalışmalara katılmamasını gerektirir.

             Hakkında geçici çıkarma cezası verilen parti üyesi, faaliyetine katılamayacağı parti organlarına hiçbir teklif yapamaz. Ancak bu hüküm o üyenin parti tüzüğüne, programına, partinin diğer mevzuatına ve organlarının bağlayıcı kararlarına uyması zorunluğunu ortadan kaldırmaz. Geçici çıkarma cezası verilen parti üyelerine, parti içinde hiçbir görev verilemez.

             Disiplin kurulları üyelerinin seçilmesi:

             Madde 54 – Siyasi partilerin disiplin kurullarının üyeleri kongrelerce gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu disiplin kurulu üyelerinin seçimi, en az iki yıl için olmak üzere, parti tüzüğünde gösterildiği şekilde yapılır.

             Disiplin kurullarının çalışması:

             Madde 55 – Disiplin kurulları, üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğuyla toplanır ve hazır bulunanların çoğunluğuyla karar verir. Ancak 101 inci maddenin (d – 1) bendinde gösterilen haller dışında, partiden kesin çıkarma cezaları için üye tamsayısının çoğunluğunun kararı gereklidir.

             Disiplin kuruluna sevk edilen partili, yazılı veya sözlü savunma hakkına sahiptir. Savunma için süre, savunmaya çağrı belgesinin ilgiliye tebliği tarihinden başlamak üzere onbeş gündür. Ancak, seçimlerde veya herkesin gözü önünde açıkça veya yayın yoluyla işlenen disiplin suçlarında bu süre yedi gündür. Savunma süresini geçirenler, savunma hakkından vazgeçmiş sayılırlar. Savunmaya çağırma, disiplin kurulu başkanlığınca yazı ile yapılır. Bu yazıda uygulanması istenen disiplin cezası ile bu cezanın istenmesine sebep olan fiiller açıkça gösterilir.

             Disiplin işleriyle ilgili görüşme ve karar yasağı:

             Madde 56 – Disiplin kurullarına sevk yetkisine sahip bulunan parti organ ve mercilerinin kararları ile disiplin kurullarınca verilen disiplin cezaları hakkında, siyasi partilerin her kademesindeki kongrelerinde görüşme yapılamaz ve bu konularda karar alınamaz.

             58 inci madde hükmü saklıdır.

             Disiplin cezalarına itiraz:

             Madde 57 – (Değişik: 28/3/1986 – 3270/15 md.)

             Hakkında partiden veya gruptan geçici veya kesin çıkarma cezası verilen parti üyesi, bu cezaya karşı disiplin kuruluna sevkeden organ veya merci veya disiplin kurulunun görev ve yetkisizliği veya alınan kararların kanuna, parti tüzüğüne ve içyönetmeliğe şekil ve usul bakımından aykırı bulunduğu iddiasıyla, parti itiraz yollarını kullandıktan sonra nihai karar niteliğindeki son karara karşı otuz gün içinde nihai kararı veren merciin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine itiraz edebilir. Mahkeme bu itirazları, diğer işlerden önce ve en geç otuz gün içinde basit muhakeme usulüne göre inceleyerek karara bağlar, bu karar kesindir.

             Af yetkisi:

             Madde 58 – Disiplin kurullarınca verilen cezaların partinin hangi organı tarafından ve ne şekilde affedileceği siyasi partilerin tüzüklerinde gösterilir.

             Disiplin konusunda tedbir kararı:

             Madde 59 – Partiden geçici çıkarmayı veya kesin çıkarmayı gerektiren hallerde, disiplin cezası verilmesi için sevk kararı almaya yetkili olan parti organları, tedbir niteliğinde olmak üzere, disiplin kuruluna sevk edilen üyeyi parti içindeki görevlerinden derhal uzaklaştırabilirler.

             İlgili, bu tedbir kararının kaldırılmasını sevk edildiği disiplin kurulundan isteyebilir. Bu istek, disiplin kurulu tarafından yedi gün içinde karara bağlanır.

DOKUZUNCU BÖLÜM

Parti Defterleri

             Tutulacak defter ve kayıtlar:

             Madde 60 – Her kademedeki parti organları üye kayıt defteri, karar defteri, gelen ve giden evrak kayıt defteri, gelir ve gider defteri ile demirbaş eşya defteri tutmak zorundadırlar.

             Üye kayıt defteri, mahalle ve köy esasına göre tutulur.

              Karar defteri, ilgili organın kararlarını, tarih ve numara sırasıyla ihtiva eder. Kararlar oylamaya katılanlar tarafından imzalanır. Kongrece alınan kararları da ihtiva etmesi gereken kongre tutanak özetleri başkanlık divanı üyelerince imzalanır.

             Gelen ve giden evrak tarih ve numara sırasıyla gelen ve giden evrak kayıt defterine kaydedilir ve gelen evrakın asılları ile gönderilen evrakın örnekleri bu tarih ve numaralar altında dosyalarda saklanır.

             Parti adına elde edilen gelirlerin alındığı ve yapılan giderlerin ne gibi işlere ve yerlere harcandığı ilgili defterlere sıra ile ve belgeleri de belirtilerek geçirilir.

             Bütün defterlerin sayfaları ve kaç sayfadan ibaret oldukları teşkilatın bulunduğu ilgili seçim kurulu başkanı tarafından mühürlenir ve tasdik edilir.

             Partiye giriş işlemlerini gösteren üyelik beyannamelerinin birer örneği ilçe ve il kademesinde, alfabetik sıra esasına göre tasnif edilmiş olarak ayrı bir dosyada saklanır.

             Parti organ ve kurullarınca tutulmasında fayda görülen diğer defterler, parti tüzük ve içyönetmeliklerinde gösterilir.

             Parti genel merkezinde üye kayıt defterlerinin özetinin nasıl tutulacağı, bütçe ve kesinhesabın nasıl hazırlanıp düzenleneceği parti içyönetmeliğiyle belirtilir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Mali Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Partilerin Gelirleri

             Gelirler ve kaynakları (1)

             Madde 61 – (Birinci fıkra Ek: 12/8/1999 – 4445/6 md.) Siyasi partilerin gelirleri amaçlarına aykırı olamaz.

             Siyasi partiler aşağıda belirtilen gelirleri elde edebilirler:

a) Parti üyelerinden alınacak giriş aidatı ile üyelik aidatı,

b) Partili milletvekillerinden alınacak milletvekilliği aidatı,

c) (Değişik: 31/3/1988 – 3420/6. md.) Milletvekili, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclis üyeliği aday adaylarından alınacak  özel aidat, (Bu aidatlar 64 üncü maddedeki esaslar dahilinde siyasi partilerin yetkili merkez karar organlarınca tespit ve tahsil olunur.)

d) Parti bayrağı, flaması, rozeti ve benzeri rumuzların satışından sağlanacak gelirler,

e) Parti yayınlarının satış bedelleri,

f) Üye kimlik kartlarının ve parti defter, makbuz ve kağıtlarının sağlanması karşılığında alınacak paralar,

g) Partice tertiplenen balo, eğlence ve konser faaliyetlerinden sağlanacak gelirler,

h) Parti mal varlığından elde edilecek gelirler,

i) Bağışlar.

j) (Ek: 27/6/1984 – 3032/1 md.) Devletçe yapılan yardımlar.(2)

             (h) bendinde yazılı parti mal varlığından elde edilen gelirler hariç olmak üzere, diğer bentlerde yazılı kaynaklardan elde edilen gelirlerden hiçbir surette vergi, resim ve harç alınmaz. (3)

             Giriş ve üyelik aidatı:

             Madde 62 – Parti üyelerinden alınacak giriş aidatının miktarı ile üyelik aidatının alt ve üst sınırları parti tüzüğünde gösterilir.

——————————

(1)    Bu madde başlığı, “Gelir Kaynakları” iken; 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(2)    Bu hükmün uygulanmasında ek 1 inci maddeye bakınız.

(3)    İthalde alınan her türlü vergi, resim ve harç muafiyeti hükümleri, 6/5/1986 tarih ve 3283 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

            Her üye, aylık veya yıllık olarak üyelik aidatı ödemeyi partiye girişinde kabul etmek zorundadır.

             Parti üyesi, vermeyi kabul ettiği aidatın miktarını, parti tüzüğüne uygun olmak şartıyla, kayıtlı bulunduğu teşkilat kademesi başkanlığına yazı ile bildirerek artırabilir.

             Partiye borçlu olduğu yıla ait aidatın tamamını veya bir kısmını ödemeyen parti üyesi hakkında, partiden geçici veya kesin olarak çıkarmaya dair disiplin cezaları uygulanmaz. Aidatını ödemesi için yapılan yazılı tebligata rağmen belirtilen süre içerisinde ödemede bulunmayan üye hakkında yapılacak  işlem ve uygulanacak yasaklamalar parti tüzüğünde gösterilir.

             Milletvekili aidatı:

             Madde 63 – Bir siyasi partiye mensup milletvekillerinin, ne miktar aidat ödeyeceği ve bu suretle toplanan paraların grup faaliyetlerine ve parti merkezine hangi miktarlarda ayrılacağı, Türkiye Büyük Millet Meclisi parti grubu kararıyla belli edilir. Ancak, bu miktarın yıllık tutarı milletvekili ödeneğinin net bir aylık tutarını geçemez.

             Grubu olmayan milletvekillerinin ödeyeceği aidat, yukarıdaki fıkrada belirtilen miktarın yarısını geçmemek kaydıyla merkez karar ve yönetim kurulunca tespit edilir.

             Milletvekili aday adaylığı aidatı:

             Madde 64 – Milletvekili aday adaylarından alınacak özel aidat, milletvekili ödeneğinin net bir aylık tutarını aşmamak kaydıyla parti içyönetmeliklerinde gösterilir.

             Satış bedelleri:

             Madde 65 – Bu Kanunun 61 inci maddesinin (d), (e) ve (f) bentlerinde gösterilen satış bedelleri, merkez karar ve yönetim kurulunun kararı ile tespit edilir.

             Bağışlar:

             Madde 66 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/7 md.)

             Genel ve katma bütçeli dairelerle mahalli idareler ve muhtarlıklar, kamu iktisadi teşebbüsleri, özel kanunla veya özel kanunla verilen yetkiye dayanılarak kurulmuş bankalar ve diğer kuruluşlar, kamu iktisadi teşebbüsü sayılmamakla beraber ödenmiş sermayesinin bir kısmı Devlete veya bu fıkrada adı geçen kurum, idare, teşebbüs, banka veya kuruluşlara ait müesseseler, siyasi partilere hiçbir suretle taşınır veya taşınmaz mal veya nakit veya haklar bağışlayamaz ve bu gibi mal veya hakların kullanılmasını bedelsiz olarak bırakamazlar; bağlı oldukları kanun hükümleri dışında siyasi partilere ayni hakların devrine dair tasarruflarda bulunamazlar. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları ile bunların üst kuruluşları, dernekler, vakıflar ve kooperatifler, özel kanunlarında yer alan hükümlere uymak koşuluyla siyasi partilere maddi yardım ve bağışta bulunabilirler.

             Yukarıdaki fıkranın dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasi partiye aynı yıl içerisinde iki milyar liradan fazla kıymette ayni veya nakdi bağışta bulunması (Ek ibare: 2/1/2003-4778/8 md.) veya yayınları kullandırması yasaktır. Bağış veya bağışların bağışta bulunana veya yetkili temsilcisine veya vekiline ait olduğunun partice verilen makbuzda açıkça belirtilmesi gerekir. Böyle bir belgeye dayanılmaksızın siyasi partilerce bağış kabul edilemez.(Ek cümle: 13/2/2011-6111/181 md.) Siyasi partilerin adına açılmış banka hesaplarına yapılan bağışlar için ayrıca gelir makbuzu düzenlenmez.

             Siyasi partiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden herhangi bir suretle ayni veya nakdi yardım ve bağış alamazlar.

             Ticari faaliyet, kredi ve borç alma yasağı (1)

             Madde 67 – (Değişik birinci cümle: 12/8/1999 – 4445/8 md.) Siyasi partiler ticari faaliyette bulunamazlar, kredi veya borç alamazlar. Ancak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 66 ncı maddenin 1 ve 3 üncü fıkralarında gösterilenler dışında kalan gerçek ve tüzelkişilerden kredili veya ipotek karşılığı mal satın alabilirler.

             Taşınmaz mal edinme:

             Madde 68 – Siyasi partiler, ikametleri ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olanlardan başka taşınmaz mal edinemezler. Partiler, amaçları içinde olmak şartıyla sahip oldukları taşınmaz mallardan gelir sağlayabilirler.

             (İkinci fıkra Mülga: 12/8/1999 – 4445/25 md.)

             Gelirlerin sağlanmasında usul:

             Madde 69 – Bir siyasi partinin bütün gelirleri, o siyasi partinin tüzelkişiliği adına elde edilir.

             Siyasi partilerin genel merkezlerinin ve teşkilat kademelerinin gelirleri, parti merkez karar ve yönetim kurulunca bastırılan makbuzlar karşılığında alınır. Bastırılan ve parti teşkilat kademelerine gönderilen gelir makbuzlarının seri ve sıra numaralarına ait kayıtlar parti genel merkezinde tutulur. Parti teşkilat kademeleri aldıkları ve kullandıkları makbuzlar dolayısıyla parti merkez karar ve yönetim kuruluna karşı mali sorumluluk taşırlar.

             Sağlanan gelirin türü ve miktarıyla, gelirin sağlandığı kimsenin adı, soyadı ve adresi, makbuzu düzenleyenin sıfatı, adı, soyadı ve imzası, makbuzda ve dip koçanlarında yer alır.

             Makbuzların asıl kısımlarıyla dip koçanlarında aynı sıra numarası bulunur. Makbuz dip koçanlarının saklama süresi, Anayasa Mahkemesinin ilk inceleme kararının ilgili partiye bildirilme tarihinden itibaren beş yıldır.

İKİNCİ BÖLÜM

Partilerin Giderleri

             Giderlerin yapılmasında usul:

             Madde 70 – (Ek: 12/8/1999 – 4445/9 md.) Siyasi partilerin giderleri amaçlarına aykırı olamaz.

             Bir siyasi partinin bütün giderleri, o siyasi parti tüzelkişiliği adına yapılır.

             Beşmilyon liraya kadar harcamaların makbuz veya fatura gibi bir belge ile tevsik edilmesi zorunlu değildir. Ancak, bütün harcamaların yetkili organ veya merciin kararına dayanması şarttır. Şu kadar ki, yetkili organca onaylanan bütçede öngörülmüş bulunmak kaydıyla beşmilyon lirayı aşmayan harcamalar ile genel tarifeye bağlı giderler için ayrıca karar alınmasına gerek yoktur. (2)

             Giderlere ait belgeleri saklama süresi, özel kanunlarda gösterilen daha uzun süreye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, kesinhesabın Anayasa Mahkemesinin ilk inceleme kararının ilgili partiye bildirilme tarihinden itibaren beş yıldır.

             Parti teşkilatı bağlı bulunduğu üst kademeye, gelir ve giderleri hakkında parti tüzüğünde gösterilen sürede hesap vermekle yükümlüdür. Bu süre altı aydan fazla olamaz.

——————————

(1)    Bu maddenin başlığı, “kredi ve borç alma yasağı” iken, 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(2)    Bu fıkrada yeralan “beşbin” ibaresi, 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle “beşmilyon” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

              Mali sorumluluk:

             Madde 71 – Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır.

             Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur.

             Borç verme yasağı:

             Madde 72 – Siyasi partiler, üyelerine ve diğer gerçek ve tüzelkişilere hiçbir şekilde borç veremezler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Parti İçi Mali İşlemler

             Parti bütçeleri ve kesinhesabı:

             Madde 73 – Siyasi partilerin, bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı ayrı ayrı gelir tahminlerini ve gider miktarlarını gösteren bir yıllık bütçe hazırlarlar ve ilgili takvim yılından önceki Ekim ayı sonuna kadar genel merkeze gönderirler. Bu bütçeler ile aynı süre içinde hazırlanacak genel merkez bütçesi en geç ilgili takvim yılından önceki Aralık ayı sonuna kadar parti merkez karar ve yönetim kurulunca incelenir ve karara bağlanır.

             Siyasi partilerin hesapları bilanço esasına göre düzenlenir.

             Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, merkez karar ve yönetim kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir.

             Siyasi partilerin bütçeleri, bilançoları, gelir ve gider cetvelleri ile kesinhesaplarının nasıl düzenleneceği partilerin iç yönetmeliklerinde gösterilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Anayasa Mahkemesince Yapılacak Mali Denetim

             Kesinhesabın gönderilmesi:

            Madde 74 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/10 md.)

             Siyasi partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır. Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin Kanuna uygunluğunu denetler. (Ek cümleler: 13/2/2011-6111/180 md.) Ancak yapılacak kanuna uygunluk denetimi siyasi partilerin amaçlarına ulaşmak için yapılmasında fayda görülen faaliyetleri daraltacak veya bu faaliyetlerin yerindeliğini içerecek şekilde yapılamaz. Denetimde harcamaların gerçek mahiyeti esas alınır. Şekle ve usule ilişkin eksiklikler harcamaların kabul edilmemesini gerektirmez.

             Siyasi partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesin hesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesine ve bilgi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına vermek zorundadırlar. Bu belgelere, ilgili siyasi partinin aynı hesap döneminde edindiği taşınmaz ve değeri yüz milyon lirayı aşan taşınır malların, menkul kıymetlerin ve her türlü hakların değerleri ile edinim tarihlerini ve şekillerini de belirten listeleri eklenir.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/180 md.) Siyasi parti hakkında kapatma kararı verilmiş olması halinde kapatma kararının verildiği tarihe kadar olan döneme ilişkin hesaplar da Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenerek karara bağlanır. Bu takdirde denetime esas kesin hesabın verilmesi ve denetime ilişkin diğer esas ve usuller Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenir.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/180 md.) Siyasi partiler amaçlarına ulaşmak için gerekli gördükleri siyasi faaliyetleri kapsamında her türlü harcama yapabilirler.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/180 md.) Siyasi partiler mal ve hizmet alımı ile yapım işlerini, açık ihale, kapalı zarf usulü ve yazılı veya sözlü olmak üzere doğrudan veya pazarlık usullerinden herhangi biri ile yapabilir.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/180 md.) Siyasi partiler harcamalarını fatura, fatura yerine geçen belgeler ile bu belgelerin temin edilmesinin mümkün olmadığı hallerde harcamanın doğruluğunu gösterecek muhtevaya sahip olmak şartıyla diğer belgelerle tevsik ederler. Ancak kaybolma, yırtılma ve yanma gibi mücbir sebeplerle aslının temin edilemediği hallerde, fatura ve fatura yerine geçen belgeler yerine bu belgeleri düzenleyenlerden alınacak tasdikli örnekleri kullanılabilir.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/180 md.) Siyasi partiler ücret mukabili geçici veya sürekli olarak çalıştırdıkları kişilere ödedikleri ayni ve nakdi sağlık ve sosyal yardım giderleri ile amaçlarına ulaşmak için görevlendirdikleri kişiler tarafından yapılan yurt içi ve yurt dışı seyahatlere ilişkin konaklama, yol masrafları ve diğer zorunlu harcamaları gider olarak kayıt edebilirler.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/180 md.) Siyasi partiler, mal ve hizmet alım sözleşmelerinden kaynaklanan mahkeme kararları ile ödedikleri miktarı ve masraflarını gider olarak kaydedebilirler.

             Denetim:

             Madde 75 – Anayasa Mahkemesi, kesinhesaplara ait bilgilerin belgelendirilmesini siyasi partilerden her zaman isteyebilir.

             Anayasa Mahkemesi denetimini evrak üzerinde yapar. (Değişik ikinci cümle: 12/8/1999- 4445/11 md.) Bu denetimi, Sayıştaydan yardım sağlanarak hazırlatacağı raporlar üzerinden yapabileceği gibi, siyasi partilerin genel merkezlerinde ve mahalli teşkilatlarında doğrudan doğruya veya kendi üyeleri arasından görevlendireceği bir naip üye veya mahallin en kıdemli adli veya idari yargı hakimi niyabetinde yaptıracağı inceleme ve araştırmalar üzerinden de yapabilir. Bu maksatla, yeminli bilirkişi görevlendirebilir.

             Anayasa Mahkemesi, ilgili siyasi partinin başkanından veya temsilcisinden yazılı mütalaa isteyebilir; gerekli görürse sorumlu uzman muhasipler de dahil ilgililerin sözlü açıklamalarını dinleyebilir.

             Anayasa Mahkemesi denetimi sonunda, o siyasi partinin gelir ve giderlerinin doğruluğuna ve kanuna uygunluğuna veya kanuna uygun olmayan gelirler ile giderler dolayısıyla da bunların Hazineye gelir kaydedilmesine karar verir.

             Siyasi partilerin büyük kongrelerinin kesinhesaplar hakkındaki kararları, Anayasa Mahkemesinin denetimini etkilemez. (Ek cümle: 12/8/1999 – 4445/11 md.) Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonucunda vereceği kararlar kesindir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Mali Hükümlerin Müeyyideleri

             Hazinece elkoyma:

             Madde 76 – (Değişik birinci fıkra: 12/8/1999 – 4445/12 md.) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak bağış kabul ettiği,mal veya gelir edindiği Anayasa Mahkemesince tespit edilen siyasi partilerin, bu yolla elde ettikleri gelirlerin tamamının, Kanunda belirtilen miktarlardan fazla gelirlerle, taşınmaz malların kanuni miktarı geçen kısmının karşılığının Hazineye irat kaydedilmesine, taşınmaz malların ise Hazine adına tapuya tesciline karar verilir.

             Bu Kanunun 67 nci maddesi hükmüne aykırı olarak siyasi partilere sağlanan kredi veya borçlar üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla Hazinece elkonulur, kredi veya borcu verene karşı Hazine hiçbir yükümlülük altına girmez.

             Bu Kanunun 69 uncu maddesinde belirtilen esaslara aykırı olarak bir siyasi partinin tevsik edilmeyen kaynaklardan gelir sağladığı anlaşılırsa, Anayasa Mahkemesi kararıyla bu gelir Hazineye irat kaydedilir.

             Belgelendirilmesi gerektiği halde belgelendirilmeyen parti giderleri miktarınca parti malvarlığı, Anayasa Mahkemesi kararıyla Hazineye irat kaydedilir.

             Paraya çevirme:

             Madde 77 – Bu Kanunun 68 inci maddesinde belirtilen esaslara aykırı olarak bir siyasi partinin taşınmaz mallara sahip olduğu anlaşılırsa, Anayasa Mahkemesinin kararıyla ve bu Mahkemenin göstereceği süre içinde siyasi parti tarafından bu malların paraya çevrilmesi yoluna gidilir.

DÖRDÜNCÜ KISIM

Siyasi Partilerle İlgili Yasaklar

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaçlar ve Faaliyetlerle İlgili Yasaklar

             Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar:

             Madde 78 – Siyasi partiler:

a) Türkiye  Devletinin  Cumhuriyet  olan  şeklini;  Anayasanın  başlangıç  kısmında ve 2  nci maddesinde belirtilen esaslarını;  Anayasanın  3  üncü  maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

             Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

             Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.

c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.

e) Genel ahlak ve adaba aykırı, amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.

İKİNCİ BÖLÜM

Milli Devlet Niteliğinin Korunması

             Bağımsızlığın korunması:

             Madde 79 – Siyasi partiler:

a) Türkiye Cumhuriyetinin, milletlerarası hukuk alanında bağımsızlık ve eşitlik ilkesine dayanan hukuki ve siyasi varlığını ortadan kaldırmak yahut milletlerarası hukuk gereğince münhasıran Türkiye Cumhuriyetinin yetkili olduğu hususlara diğer devletlerin, milletlerarası kuruluşların ve yabancı gerçek ve tüzelkişilerin karışmasını sağlamak amacını güdemezler ve bu amaçlara yönelik faaliyette bulunamazlar.

b) (Mülga: 12/8/1999 – 4445/25 md.)

c) (Değişik: 12/8/1999 – 4445/13 md.) Yabancı devletlerden,uluslararası kuruluşlardan Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden herhangi bir suretle, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yardım kabul edemezler, bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar.

             Devletin tekliği ilkesinin korunması:

             Madde 80 – Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

             Azınlık yaratılmasının önlenmesi:

             Madde 81 – Siyasi partiler:

a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.

c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe’den başka dil kullanamazlar; Türkçe’den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.

             Bölgecilik ve ırkçılık yasağı:

             Madde 82 – Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

             Eşitlik ilkesinin korunması:

             Madde 83 – Siyasi partiler, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemez ve faaliyette bulunamazlar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Atatürk İlke ve İnkılaplarının ve Laik Devlet Niteliğinin Korunması

             Atatürk ilke ve inkılaplarının korunması:

             Madde 84 – Siyasi partiler, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini korumak amacını güden:

a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu,

b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun,

c) 30 Teşrinisanı 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun,

d) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı Kanunun 110 uncu maddesi,

e) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun,

f) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun,

g) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun,

h) 3 Kanunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun,

             Hükümlerine aykırı amaç güdemezler ve faaliyette bulunamazlar.

            Atatürk’e saygı:

            Madde 85 – Siyasi partiler, Türk Milletinin Kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk’ün şahsiyet ve faaliyetlerini veya hatırasını kötülemek veya küçük düşürmek amacını güdemez ve buna yol açabilecek davranış ve faaliyetlerde bulunamazlar. Parti adları ile amblemlerinde Atatürk’ün adını veya resmini kullanamazlar.

            Laiklik ilkesinin korunması ve halifeliğin istenemeyeceği :

            Madde 86 – Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğinin değiştirilmesi ve halifeliğin yeniden kurulması amacını güdemez ve bu amaca yönelik faaliyetlerde bulunamazlar.

            Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı:

            Madde 87 – Siyasi partiler, Devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar.

            Dini gösteri yasağı:

            Madde 88 – Siyasi partiler, herhangi bir şekilde dini tören ve ayin tertipleyemez veya parti sıfatıyla bu gibi tören ve ayinlere katılamazlar.

            Siyasi partiler, dini bayramları, ayinleri ve cenaze törenlerini parti gösterilerine ve propagandalarına vesile yapamazlar.

            Devlet protokolünce düzenlenen cenaze törenleri ile partisinden bir üyenin ölümü halinde veya parti nezaketinin gereği olarak bir diğer parti üyesinin veya bağımsız kişinin cenaze töreninde partinin temsili ve parti adına çelenk gönderilmesi ile anma törenleri, bayramlaşmalar, siyasi propagandaya dönüştürülmemek şartıyla birinci fıkradaki yasağın dışındadır.

            Diyanet İşleri Başkanlığının yerinin korunması:

            Madde 89 – Siyasi partiler, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığının, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasanın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Yasaklar

            Tüzük ve programlar ile parti faaliyetlerine ilişkin sınırlamalar:

            Madde 90 – Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri Anayasa ve bu Kanun hükümlerine aykırı olamaz.

            Siyasi partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamayacakları gibi seçimlerde başka bir partiyi destekleme kararı da alamazlar.

            Yan kuruluşlar yasağı:

            Madde 91 – (Mülga: 12/8/1999 – 4445/25 md.)

            Dernek, sendika, vakıf, kooperatif ve meslek kuruluşlarıyla siyasi ilişki ve işbirliği yasağı:

            Madde 92 – (Mülga: 12/8/1999 – 4445/25 md.)

            Parti içi çalışmaların demokrasi esaslarına uygun olma zorunluluğu:

            Madde 93 – Siyasi partilerin parti içi çalışmaları, parti yönetimi, denetimi; parti organları için yapılacak seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

            Üniforma giydirme ve güvenlik kuvvetlerinin görevlerini üstlendirme yasağı:

            Madde 94 – Siyasi partiler, üyeleri ve personeli için üniforma, üniforma niteliğinde kıyafet veya kol bağı ve benzeri alametler ihdas edemez ve bunları kullandıramazlar. Ancak her kademedeki parti kongreleri ile toplantılarında görevlendirilen parti üyeleri ve personel bu görevleri gereği olarak şerit, kurdela ve benzeri işaretler kullanabilirler.

            Siyasi partiler herhangi bir kimseye veya topluluğa güvenlik kuvvetlerinin görev veya yetkilerini üstlenmesi görevini veremezler ve parti kongre ve toplantılarında üyelerinin bu şekilde hareketlerine müsaade edemezler.

            Kapatılan siyasi partiler ve mensuplarının durumu (1)

            Madde 95 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/14 md.)

            Kapatılan siyasi parti bir başka ad altında kurulamaz. Bir siyasi partinin kapatılmasına söz veya eylemleriyle neden olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamazlar. Siyasi partiler bu kişileri hiçbir suretle seçimlerde aday gösteremezler.

            Kullanılamayacak parti adları ve işaretler:

            Madde 96 – (Değişik birinci fıkra : 19/6/1992 – 3821/8 md.) Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılmaz. (2)

            (Değişik: 19/6/1992 – 3821/8 md.) Kurulacak siyasi partiler Anayasa Mahkemesince kapatılan siyasi partilerin devamı olduklarını beyan edemez ve böyle bir iddiada bulunamazlar.

            Komünist, anarşist, faşist, teokratik, nasyonal sosyalist, din, dil, ırk, mezhep ve bölge adlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla da siyasi partiler kurulamaz veya parti adında bu kelimeler kullanılamaz.

            12 Eylül 1980 Harekatına karşı beyan ve tutum yasağı:

            Madde 97 – (Mülga: 12/8/1999 – 4445/25 md.)

——————————

(1)   Bu madde başlığı, “Temelli kapatılan siyasi partiler mensuplarının durumu” iken, 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(2) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ve benzeri işaretleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde” ibaresi eklenmiştir.

BEŞİNCİ KISIM

Siyasi Partilerin Kapatılması

               Görevli mahkeme ve savcılık:

               Madde 98 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/15 md.) Siyasi partilerin kapatılması davaları, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesinde açılır. (Ek cümle: 2/1/2003-4778/9 md.) Siyasî partilerin kapatılması davalarında kapatılmaya karar verilebilmesi için beşte üç oy çokluğu şarttır.

            Anayasa Mahkemesince verilen kararlar kesindir.

            Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamesine esas teşkil edecek olayların araştırılması ve soruşturulmasında ve davanın açılması ve yürütülmesinde Cumhuriyet savcılarına ve sorgu hakimlerine tanınan bütün yetkilere sahiptir. Ancak; Anayasanın ve kanunların sadece hakimler tarafından kullanılabileceğini belirttiği yetkiler bunun dışındadır.

            (Değişik: 12/8/1999 – 4445/15 md.) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasi partilerden incelenmek üzere gerekli gördüğü belgeleri isteyebilir.

            Siyasi partiler, Cumhuriyet Başsavcılığının isteklerine en geç onbeş gün içinde cevap vermek zorundadırlar.

            Cumhuriyet Başsavcısı, soruşturmayı Cumhuriyet Başsavcıvekili veya yardımcıları eliyle de yürütebilir.

            Cumhuriyet Başsavcısının soruşturma için görevlendirdiği Başsavcı yardımcılarının, Yargıtay üyeliğine seçilmeleri hali hariç, soruşturma sonuçlanıncaya kadar süreli veya süresiz başka bir göreve atanmaları Cumhuriyet Başsavcısının yazılı muvafakatına bağlıdır.

            Siyasi partilerle ilgili yasakları inceleme kurulu:

            Madde 99 – Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin isteklerin, Cumhuriyet Başsavcılığınca reddi halinde, yapılan itirazları incelemek üzere Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kurulu kurulmuştur.

            Bu Kurul, Yargıtay ceza daireleri başkanlarından kurulur. Bunların en kıdemlisi Kurulun Başkanıdır. Daire başkanlarının özürleri halinde dairenin en kıdemli üyesi Kurula katılır. Kurul üye tamsayısı ile toplanır. Karar yeter sayısı, üye tamsayısının salt çoğunluğudur.

            Siyasi partilerle ilgili yasaklara aykırılık halinde dava açılması:

            Madde 100 – (Değişik birinci fıkra: 2/1/2003-4778/10 md.)  Anayasada yazılı nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir siyasî partinin kapatılması davasının açılması;

a) Re’sen,

b) Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle,

c) Bir siyasî partinin istemi üzerine,

            Olur.

            Ancak, bir siyasi partinin Cumhuriyet Başsavcılığından dava açılmasını isteyebilmesi için, bu partinin son milletvekili genel seçimlerine katılmış olması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması, ilk büyük kongresini yapmış olması, partinin merkez karar ve yönetim kurulunun üye tamsayısının salt  çoğunluğunun oyu ile dava açılmasının istenmesi yolunda karar alınmış bulunması ve istemin parti adına parti genel başkanı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak yapılmış olması gerekir.

            Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanının veya partinin yazılı isteminde yeterli delil bulunduğu kanısına varırsa davayı açar. Yeterli delil bulunmadığı kanısına varırsa dava açmayacağını istemde bulunan Adalet Bakanına veya siyasi parti genel başkanlığına yazı ile bildirir.

            Adalet Bakanının veya siyasi partinin, cumhuriyet Başsavcılığının bildirimi üzerine, bu bildirimin tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde Siyasi Partilerle İlgili Yasakları İnceleme Kuruluna yazı ile itirazda bulunma hakkı vardır.

            Kurul, itirazı ivedilikle en geç otuz gün içinde inceler; itirazı haklı görmezse dava açılmaz; haklı görürse, Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesine dava açmakla yükümlüdür.

            Bu maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümler milletvekili genel seçimiyle, bu seçimin yenilenmesine veya milletvekili ara seçimlerine dair verilen kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten başlayarak oy verme gününün ertesi gününe kadar geçecek süre içinde uygulanamaz.

            Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması (1)

            Madde 101 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/16 md.)

            Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı;

a) Bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,

b) Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,

c) Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması,

            Hallerinde verilir.

            (Ek:26/3/2002-4748/4 md.) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının (…) (2)  (…) (2) kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.

            Cumhuriyet Başsavcılığının isteklerine uyulmaması halinde yapılacak işlem: 

            Madde 102 -(Değişik birinci fıkra:26/3/2002-4748/4 md.) Siyasî partilerin faaliyetlerinin izlenmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istediği bilgi ve belgeleri bildirilen süre içinde vermeyen siyasî partiye  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ikinci bir yazı tebliğ olunur. Bu yazıda, bildirilen süre içinde cevap verilmediği ve istek yerine getirilmediği takdirde o siyasî partinin (…) (3) Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için dava açılabileceği de belirtilir. Bu tebliğde bildirilecek süre içinde yine istek yerine getirilmez veya cevap verilmezse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı o siyasî partinin (…)(3) Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için Anayasa Mahkemesinde re`sen dava açabilir. (Ek cümle: 2/1/2003-4778/11 md.) Siyasi parti, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu istemlerine karşı Anayasa Mahkemesine itiraz edebilir.

            (Ek:12/8/1999-4445/17 md.) Parti büyük kongresi, merkez karar ve yönetim  kurulu veya bu kurulun iki ayrı kurul olarak oluşturulduğu haller, Türkiye  Büyük Millet Meclisi grup yönetim kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi grup genel kurulu, parti genel başkanı dışında kalan  parti organı, mercii veya kurulu tarafından Anayasanın 68 inci maddesinin  dördüncü fıkrasında yer alan hükümlere aykırı fiilin işlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak iki yıl geçmemiş ise  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı  söz konusu organ, mercii  veya kurulun işten el çektirilmesini yazı ile o partiden ister. Parti üyeleri   68 inci maddenin dördüncü fıkra hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından  dolayı hüküm giyerler ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin partiden kesin  olarak çıkarılmasını o partiden ister. (1)

_______________

(1) Bu madde başlığı  12/8/1999 tarihli ve 4445 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde   değiştirilmiştir.

(2) Bu arada bulunan “… yarısından az olmamak kaydıyla,…” ve  “… bu yardımdan …” ibareleri; Anayasa Mahkemesinin 16/7/2003 tarihli ve E.:2002/104, K.:2003/72 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden  madde metninden çıkarılmıştır.

(3) Bu arada geçen, “kapatılması ya da” ibareleri, 2/1/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanunla  metinden çıkarılmıştır.

            (Değişik:26/3/2002-4748/4 md.) Siyasî parti, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde istem yazısında belirtilen hususu yerine getirmediği takdirde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde o siyasî partinin (…)(2) Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için dava açar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin tebliğinden itibaren otuz gün içinde ilgili siyasî parti tarafından söz konusu parti organı, merci veya kurulun işten el çektirilmesi ve parti üyesi veya üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmaları halinde, o partinin (…)(2) Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için açılan dava düşer. Aksi takdirde Anayasa Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ve siyasî parti temsilcilerinin sözlü açıklamalarını, gerekli gördüğü hallerde diğer ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları da dinlemek suretiyle açılmış bulunan davayı karara bağlar.

            Bir siyasi partinin yasak eylemlere odak olması hali:                      

            Madde 103 – (Değişik:12/8/1999-4445/18 md.)                                

            Bir siyasi partinin Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa   Mahkemesince belirlenir.

            (İptal: Ana.Mah.`nin 12/12/2000 tarihli ve E.: 2000/86, K.:2000/50 sayılı kararı ile.)

            (Ek:26/3/2002-4748/4 md.) Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu  fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

            Diğer sebeplerle başvuru                                                    

            Madde 104 – (Değişik birinci fıkra:12/8/1999-4445/19 md.) Bir siyasi partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık  halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re`sen yazı ile başvurulur.

            (Değişik: 2/1/2003-4778/12 md.) Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. (İptal ikinci cümle: Ana.Mah.`nin 11/6/2009 tarihli ve E.: 2008/5, K.:2009/81 sayılı Kararı ile.)

__________________

(1) Bu fıkrada geçen “Cumhuriyet Başsavcılığı” ibaresi, 26/3/2002 tarih ve 4748 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(2) Bu arada geçen, “kapatılması ya da” ibareleri, 2/1/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanunla  metinden çıkarılmıştır.

                (Ek fıkra: 18/6/2014-6545/39 md.) Tüzüklerinde Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun 96 ncımaddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir.

            Seçimlere katılmama nedeniyle dava açılması:

            Madde 105 – (İptal: Ana. Mah.nin 1/4/2003 tarihli ve E.:2003/21, K.:2003/13 sayılı Kararı ile.)

            İdari mercilerin, savcıların vemahkemelerin görevi:

            Madde 106 – Bu Kanunun 101, 103 ve 104 üncü maddelerinde belirtilen fiil ve haller hakkında bilgi edinen idari merciler, bu bilgileri mahalli Cumhuriyet savcılığına derhal ve yazılı olarak intikal ettirirler. Mahkemeler de, bu gibi fiil ve halleri öğrendikleri zaman durumu derhal mahalli Cumhuriyet savcılığına yazı ile duyururlar. Cumhuriyet savcılıkları, bu bilgileri hemen Adalet Bakanlığına ve belgeleriyle birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına yazı ile bildirirler.

            Kapatılan partinin malları:

            Madde 107 – Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan siyasi partinin bütün malları Hazineye geçer.

            Kapatma kararını Bakanlar Kurulu uygular.

            Kapanma kararının kapatmaya ilişkin hükmün sonuçlarına etkili olamayacağı:

            Madde 108 – (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 8/12/2010 tarihli ve E.: 2010/17, K.: 2010/112 sayılı Kararı ile.)

ALTINCI KISIM

Siyasi Partilerin Kapanması

            Kapanma kararı:

            Madde 109 – Bir siyasi partinin kapanmasına ancak büyük kongrece karar verilebilir. Bu karar gizli oyla alınır; karar yeter sayısı, parti tüzüğünde belirtilen toplanma yeter sayısının salt çoğunluğudur.

            Siyasi partinin kapanmasına karar verilirse, bu karar derhal kapanan partinin genel başkanlığı tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Cumhuriyet Başsavcılığı ve İçişleri Bakanlığına bildirilir.

            Siyasi partinin tüzelkişiliği, büyük kongrenin kapanma kararını aldığı tarihte sona erer.

            Kapanan siyasi partilerin malları:

            Madde 110 – Kapanan bir siyasi partinin malları, büyük kongre toplanma yeter sayısının salt çoğunluğunun oyu ile alacağı bir karar üzerine, bir diğer siyasi partiye veya başka bir parti ile birleşmek için kapanma kararı alınmışsa, birleşeceği partiye, ilgili partinin de kabul etmesi şartıyla devredilebilir. Aksi halde kapanan siyasi partinin malları Hazineye geçer.

            Kapanma kararları, Hükümetin devamlı gözetim ve denetimi altında, büyük kongrenin görevlendireceği bir tasfiye kurulu eliyle uygulanır.

            Kapatılması için hakkında soruşturma veya dava açılmış olan bir siyasi parti, kapanma ve buna bağlı olarak parti mallarının devrine dair karar aldığı takdirde, soruşturma veya dava sonuçlanıncaya kadar devir işlemi yapılmaz.

YEDİNCİ KISIM

Ceza Hükümleri

            Cumhuriyet Başsavcılığına ve Anayasa Mahkemesine gerekli bilgilerin verilmemesi:

            Madde 111 – Siyasi partilerin:

a) Cumhuriyet Başsavcılığınca tutulacak siciller için istenen bilgi ve belgeleri vermeyen veya 102 nci madde hükümlerine aykırı hareket eden sorumluları hakkında, üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve onbeş milyon liradan otuz milyon liraya kadar hafif para cezası, (1)

b) 74 üncü madde hükümlerine aykırı hareket eden sorumluları hakkında, üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve onbeş milyon liradan otuz milyon liraya kadar hafif para cezası, (1)

c) 75 inci madde gereğince yapılan inceleme ve araştırmaları engelleyen sorumluları ile aynı madde gereğince istenen bilgileri vermeyen sorumluları hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve altmış milyon liradan az olmamak üzere ağır para cezası, (2)

d) (Ek: 2/1/2003-4778/13 md.) 104 üncü maddeye göre verilen ihtar kararının gereğini yerine getirmeyerek partiyi Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakan sorumlular ile Devlet yardımından faydalanmayan siyasî partilerin sorumluları hakkında üç aydan altı aya kadar hafif hapis cezası,

            Verilir.

            Tekerrür halinde, bu cezalar yarı nispette artırılarak hükmolunur.

            Oylamaya hile karıştırılması:

            Madde 112 – Önseçimler ile siyasi parti kongrelerinin seçimleri ve kararları için yapılan oylamalarla, her kademedeki her çeşit parti görevlileri ve yedeklerinin seçimi için yapılan oylamalara ve bu oylamaların sayım ve dökümüne hile karıştıranlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.

            Parti defter ve kayıtlarının tutulmaması, tahrifi, defterlerin yok edilmesi veya gizlenmesi:

            Madde 113 – Bu Kanunun 60 ıncı maddesinde yazılı defter ve kayıtları tutmayanlar, altı aydan bir yıla, bu defter ve kayıtları tahrif veya yok edenler veya gizleyenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.

            Gerçek dışı üye kaydı yapılması: (3)

            Madde 114  – (Değişik: 18/6/2014-6545/40 md.)

Siyasi partiye yazılı üyelik başvurusu bulunmayan veya mevcut olmayan kişileri gerçeğe aykırı olarak üye kaydedenler hakkında bir aydan üç aya kadar hapis ve elli günden iki yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

            Organlarda görev alanların bildirilmemesi:

            Madde 115 – (Değişik: 28/3/1986 – 3270/19 md.)

            Bu Kanunun 33 üncü maddesinde yazılı bildirimi yerine getirmeyen parti sorumluları, onbeşmilyon liradan otuzmilyon liraya kadar hafif para cezasına mahkum edilirler.(4)

            Aynı hüküm, her kademedeki parti görevlileri ile yedeklerinin seçimi için yapılacak toplantıların gün ve yerlerini, kongre veya toplantıdan yedi gün önce mahallin en büyük mülki amirliğine bildirmeyen parti sorumluları hakkında da uygulanır.

——————————

(1)Bu fıkralarda yeralan “beşbin liradan onbin liraya kadar hafif para cezası” ibareleri; 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 22 nci maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(2)Bu fıkrada yeralan “ellibin”ibaresi, 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 22 nci maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(3) Bu madde başlığı “Mükerrer kayıt:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(4)Bu fıkrada yeralan “beşbin liradan onbin liraya kadar” ibaresi, 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 22 nci maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

            Kanuna aykırı bağış, kredi veya borç alınması, borç verilmesi:

            Madde 116 – (Değişik: 12/8/1999 – 4445/20 md.)

            Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak bağışta bulunan kimse ve bağışı kabul eden parti sorumlusu, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

            Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kredi veya borç veren veya alanlar ile bu krediyi veya borcu alan veya veren parti sorumlusu hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

            Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden yardım veya bağış kabul eden parti sorumlusu veya aday veya aday adayı bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

            Kanuna aykırı sair davranışlar: (1)

            Madde 117 – (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 12/1/2012 tarihli ve E.: 2011/62, K.: 2012/2 sayılı Kararı ile.)

            Genel ceza hükümleri:

            Madde 118 – Bu Kanunla, 22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununa yapılan atıflar hakkında, söz konusu Kanunda yer alan ve bu Kanun hükümlerine aykırı bulunmayan ceza müeyyideleri, siyasi partiler ve sorumluları hakkında da uygulanır.

            Özel yasaklılarla ilgili cezalar:

            Madde 119 – (Mülga: 21/5/1987 – 3370/9 md.)

            Seçimlerde alınan tedbirlere uymama:

            Madde 120 – Bu Kanun hükümlerine göre yapılan seçimlerin düzen içerisinde ve sağlıklı biçimde yürütülmesi amacıyla hakimin ve sandık kurulunun aldığı tedbirlere uymayanlara, eylem daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde üç aydan altı aya kadar hafif hapis cezası verilir.

SEKİZİNCİ KISIM

Çeşitli Hükümler

            Diğer kanunların genel olarak uygulanacak hükümleri:

            Madde 121 – Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır.

            Bu Kanunun hükümlerine göre soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet Başsavcıvekili ile Cumhuriyet Başsavcı Başyardımcısı veya Cumhuriyet Başsavcı yardımcılarına verilecek yol giderleri, tazminat ve gündelikler hakkında, 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 67 nci maddesi hükümleri uygulanır.

            Uygulanmayacak kanun hükümleri:

            Madde 122 – 22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununun 40 ıncı maddesi ile 24 Temmuz 1953 tarihli ve 6187 sayılı Vicdan ve Toplanma Hürriyetinin Korunması Hakkında Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinin hükümleri, siyasi partiler hakkında uygulanmaz.

______________

(1) Bu madde  Anayasa Mahkemesi’nin 12/1/2012 tarihli ve E.: 2011/62, K.: 2012/2 sayılı Kararı ile iptal edilmiş olup, iptal hükmünün, Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 5/7/2012 tarihinden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.

            Devletçe yardım:

            Ek Madde 1 – (27/6/1984 – 3032/2 md. ile gelen Ek Madde hükmü olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

            Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 33 üncü maddesindeki genel barajı aşmış bulunan siyasi partilere her yıl Hazineden ödenmek üzere o yılki genel bütçe gelirleri “(B) Cetveli” toplamının beşbinde ikisi oranında ödenek mali yıl için konur. (1)

            (Değişik birinci cümle: 12/8/1999 – 4445/21 md.) Bu ödenek, yukarıdaki fıkra gereğince Devlet yardımı yapılacak siyasi partiler arasında, bu partilerin genel seçim sonrasında Yüksek Seçim Kurulunca ilan edilen toplam geçerli oy sayıları ile orantılı olarak bölüştürülmek suretiyle her yıl ödenir. Bu ödemelerin o yılki genel bütçe kanununun yürürlüğe girmesini takiben on gün içinde tamamlanması zorunludur.

            (Mülga üçüncü fıkra: 12/8/1999 – 4445/21 md.)

            (Değişik dördüncü fıkra: 2/3/2014 – 6529/4 md.) Bu madde uyarınca yapılacak yardımlar sadece parti ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılır.

            (Ek fıkra: 7/8/1988 – 3470/1 md.; Değişik beşinci fıkra: 2/3/2014 – 6529/4 md.) Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %3’ünden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az Devlet yardımı alan siyasi partinin ikinci fıkra gereğince almış olduğu yardım ve genel seçimlerde aldığı toplam geçerli oy esas alınarak kazandıkları oyla orantılı olarak yapılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak yardım bir milyon Türk Lirasından az olamaz. Bunun için her yıl Maliye Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.

            (Ek fıkra: 7/8/1988 – 3470/1 md.)Yukarıdaki fıkralarda öngörülen yardım miktarları; bu yardımdan faydalanabilecek siyasi partilere, milletvekili genel seçiminin yapılacağı yıl üç katı, mahalli idareler genel seçim yılı için iki katı olarak ödenir. Her iki seçim aynı yıl içerisinde yapıldığında bu ödemenin miktarı üç katı geçemez. Bu fıkra gereğince yapılacak katlı ödemeler, Yüksek Seçim Kurulunun seçim takvimine dair kararının ilanını izleyen 10 gün içinde yapılır.

            (Ek fıkra: 12/8/1999 – 4445/21 md.) Bu Kanunun 76 ncı maddesi hükmü dairesinde gelirleri Hazineye irat kaydedilen ve taşınmaz malları Hazine adına tapuya tescil edilen siyasi partilere, bu madde gereğince yapılacak Devlet yardımından, Hazineye irat kaydedilengelirin Hazine adına tapuya tescil edilen taşınmazların toplam değerinin iki katı indirilir.

            Ek Madde 2 – (21/5/1987 – 3370/10 md. ile gelen Ek 1 inci Madde hükmü olup numarası teselsül ettirilmiştir.)

            İlçe belediye başkanı ile ilçeye bağlı diğer belediyelerin başkanları, üyesi olduğu partinin ilçe kongresinin; büyükşehir belediye başkanları dışındaki il belediye başkanları ile merkez ilçe çevresindeki diğer belediyelerin başkanları merkez ilçe kongresinin; büyükşehir belediye başkanları il kongresinin tabii üyesidirler.

            Ek Madde 3 – (21/5/1987 – 3370/10 md. ile gelen Ek 2 nci Madde hükmü olup numarası teselsül ettirilmiştir.)

            Bu Kanunun çeşitli maddelerinde adı geçen merkez karar ve yönetim kurulu deyiminden 13 üncü maddedeki merkez karar, yönetim ve icra organları anlaşılır.

——————————

(1) Bu fıkradaki “beşbinde biri” ibaresi, 24/3/1992 tarih ve 3789 sayılı Kanunla “beşbinde ikisi” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

            Ek Madde 4 – (Ek: 31/3/1988 – 3420/12 md.; Mülga: 12/7/1999 – 4445/25 md.)

            Ek Madde 5 – (Ek: 31/10/1990 – 3673/3 md.)

            2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 29 uncu maddesi gereğince yapılan seçimlerin yenilenmesi hallerinde, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 63,64 ve 65 inci maddelerindeki yasaklar Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun radyo ve televizyon yayınları hakkında uygulanmaz.

            Ek Madde 6 – (Ek: 12/8/1999 – 4445/23 md.)

            Bu Kanunun 66 ve 70 inci maddelerinde yer alan parasal değerler her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır.

Defter, sicil ve kayıtların tutulma usulü:

Ek Madde 7 – (Ek: 18/6/2014-6545/41 md.)

Bu Kanuna göre tutulacak sicil, dosya, defter ve kayıtlar elektronik ortamda da tutulabilir. Ancak form veya sürekli form şeklinde tutulacak defterler, kullanılmaya başlanmadan önce her bir sayfasına numara verilerek ve onaylatılarak kullanılabilir. Onaylı sayfalar kullanıldıktan sonra defter hâline getirilerek muhafaza edilir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasi parti sicillerine işlenmek üzere elektronik ortamda veri aktarımı, ancak siyasi parti genel merkezleri tarafından ve bu işlerle görevlendirilecek kişilerce yerine getirilir.

DOKUZUNCU KISIM

Geçici Hükümler

            Geçici Madde 1 – (Mülga: 21/5/1987 – 3370/9 md.)

            Geçici Madde 2 – Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi kapsamında olup da maddede gösterilen süreler içerisinde siyasi parti kuramayacakları belirtilenlerin, herhangi bir siyasi partinin kurucuları arasında bulunmaları halinde, o siyasi parti tüzelkişilik kazanamaz.

            Geçici Madde 3 – Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi uyarınca kendilerine özel yasak getirilen kişilerin kimlikleri, statüleri ile hukuki durumları belirtilmek suretiyle Kanunun yayımı tarihinden itibaren yedi gün içinde İçişleri Bakanlığınca tespit edilerek Resmi Gazetede yayımlanır.

            Resmi Gazetede yayım tarihinden itibaren onbeş gün içinde ilgililerin İçişleri Bakanlığına itiraz hakları vardır. İçişleri Bakanlığı yapılan itirazları onbeş gün içinde inceleyerek karara bağlar.

            Özel yasaklamaya tabi olduğu sonradan anlaşılanlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.

            Geçici Madde 4 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip yapılacak ilk milletvekili genel seçimlerinin sonucunun Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilanına kadar, Milli Güvenlik Konseyi;

            Siyasi parti kurmak üzereİçişleri Bakanlığına verilen kuruluş bildirisinde adı yazılı bulunan parti kurucuları üzerinde incelemede bulunmak yetkisine sahiptir. Bu inceleme sonucunda bu görevler için uygun görülmeyenler hakkında; Milli Güvenlik Konseyi, temelli kapatılan siyasi partilerin her kademedeki yöneticileri ile üyelerine parti faaliyetlerine katılma kısıtlılığı getiren Anayasanın 69 uncu maddesi hükümlerine dayalı olarak, üye tamsayısı ile karar alır. Bu suretle hakkında olumsuz karar alınan kurucu yerine, diğer kurucular tarafından yenileri önerilebilir.

            Bu inceleme işlemi, kuruluş bildirisinin İçişleri Bakanlığına verilmesi ile birlikte partinin tüzelkişilik kazanması hakkını önlemez ve geciktirmez.

            İçişleri Bakanlığı, kendisine verilen kuruluş bildirisi ve eklerinin (Program ve tüzük hariç) birer örneğini yirmidört saat içinde Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığına ulaştırır.

            Milli Güvenlik Konseyi inceleme sonucunu ilgili partiye iletmek üzere İçişleri Bakanlığına ve aynı zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına yirmi gün içinde bildirir.

            Tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde Milli Güvenlik Konseyinin kararını yerine getirmeyen siyasi partiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açılır.

            Geçici Madde 5 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip kurulacak siyasi partilerin teşkilatlanmaları aşağıdaki esaslara göre yapılır:

a) İlk genel seçimler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp, Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde kurulan siyasi partilerin, genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulu ve merkez disiplin kurulu üyeleri; partinin tüzelkişilik kazanmasını takip eden yedi gün içinde ilgili siyasi parti tarafından İçişleri Bakanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Bu organlarda meydana gelen değişiklikler de, değişikliğin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde aynı makamlara bildirilir.

            Yukarıdaki fıkrada belirtilen süre içinde gerekli bildirimi yapmayan parti sorumluları hakkında bu Kanunun 115 inci maddesi hükümleri uygulanır.

b) Bu Kanuna göre kurulacak siyasi partiler ilçe, il ve büyük kongrelerini ilk genel seçimler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp, Başkanlık Divanı oluşumundan sonra ve bu tarihten itibaren iki yıl içinde yaparlar.

c) Bu Kanunun öngördüğü şekilde çeşitli parti kademelerinin kongreleri yapılıncaya kadar, partilerin geçici il ve ilçe teşkilatına ait zorunlu organları, kurucular kurulu (genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulu ile merkez disiplin kurulu üyeleri ve bu kurullara katılmayan kurucular) tarafından oluşturulur.

            Geçici Madde 6 – (Değişik: 10/6/1983 – 2839/62 md.)

            Bu Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip, yapılacak ilk milletvekili genel seçimleri için önseçim yapılmaz.

            Milletvekili adayları, seçim çevrelerinin çıkaracakları milletvekili sayısı kadar gösterilir.

            Milletvekili adayları; doğrudan kurucular kurulu üyelerinin en az üçte iki çoğunluğu tarafından milletvekili genel seçim tarihinden en az yetmiş gün önce tespit edilir ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı ile Adalet Bakanlığına bildirilir. Seçimle ilgili müteakip işlemler seçim mevzunatına göre yürütülür.

            Bu Kanunun ve Seçim Kanununun çeşitli hükümlerinde yer alan seçim çevrelerinde iki kat aday gösterilmesine ilişkin hükümler, ilk milletvekili genel seçimlerinde uygulanmayıp seçim çevrelerinin çıkaracakları milletvekili sayısı şeklinde uygulanır.

            Geçici Madde 7 – Bu Kanunun yayımlanmasını müteakip yapılacak ilk milletvekili genel seçim tarihinden yetmiş gün öncesine kadar geçecek süre içinde bir siyasi partinin; bir başka siyasi partinin kapatılmasına ilişkin dava açma isteminde bulunabilmesi için bu Kanunun 100 üncü maddesinde öngörülen;

a) Milletvekili genel seçimlerine katılmış olmak,

b) Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunmak,

c) İlk büyük kongresini yapmış olmak,

            Şartları aranmaz.

            İlk milletvekili genel seçimlerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümleri ihlal sebebiyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir partinin kapatılması için dava açılması konusunda Milli Güvenlik Konseyi de Adalet Bakanı kanalıyla istemde bulunabilir.

            100 üncü maddede gösterilen itiraz ve itirazın incelenmesiyle ilgili süreler, bu geçici madde kapsamına giren istemler bakımından onar gün olarak uygulanır.

            Geçici Madde 8 – Kurulacak siyasi partilerin tüzelkişilik kazanabilmeleri için bu Kanunun 8 inci maddesine göre, düzenlemekle yükümlü bulundukları kuruluş bildirisi ve buna eklenecek belgeler 16 Mayıs 1983 gününden itibaren İçişleri Bakanlığına verilir.

            Bu tarihe kadar olan süre içerisinde siyasi parti kurmak için gerekli olan ve bu Kanunda öngörülen hazırlık çalışmalarında ve temaslarda bulunulabilir.

            Geçici Madde 9 – 29 Haziran 1981 tarih ve 2485 numaralı Kurucu Meclis Hakkında Kanunun Danışma Meclisi üyelerinin ilk genel seçimlerde herhangi bir siyasi partinin kontenjan adayı olamayacaklarına ilişkin 31 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

            Geçici Madde 10 – 16 Ekim 1981 tarih ve 2533 sayılı Kanunla feshedilmiş bulunan siyasi partilerin 11 Eylül 1980 tarihindeki il ve ilçe başkanlarından,

a) 11 Eylül 1980 tarihine kadar beş defa arka arkaya seçilmiş bulunanların, bu Kanuna göre kurulacak yeni bir partideki aynı görevlere yeniden seçilebilmeleri için aradan dört yıllık bir sürenin geçmesi gerekir. Bu sürenin başlangıç tarihi olarak 16 Ekim 1981 tarihi kabul edilir.

b) On yıldan az süreyle il veya ilçe başkanlığı yapmış olanlar ise bu Kanun hükümlerine göre kurulacak siyasi partilerde il veya ilçe başkanlığı yapabilirler, ancak 16 Ekim 1981 tarihinden önce yapmış oldukları il veya ilçe başkanlığı süreleri bu Kanun hükümlerine göre yapabilecekleri azami il ve ilçe başkanlığı sürelerinin hesabında göz önünde bulundurulur.

            Bu madde hükümlerine uymayan siyasi partiler hakkında bu Kanunun 104 üncü maddesi hükümleri uygulanır.

            Geçici Madde 11 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip yapılacak ilk milletvekili genel seçimleri tarihinden önce kurulacak siyasi partilerin çeşitli kademedeki kongreleri yapılıncaya kadar geçecek sürede genel başkanlık ile il ve ilçe başkanlığına getirilenlerin bu görevlerde bulunmaları arka arkaya altı veya beş defa seçilme haklarında herhangi bir kayba sebep teşkil etmez.

            Geçici Madde 12 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip kurulacak siyasi partilerin, il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyelik görevlerine getirilenlerden, geçici 6 ncı madde hükümlerine göre partilerinin kurucular kurulu tarafından görev yaptıkları yerden milletvekili adayı olarak tespit edilip Yüksek Seçim Kuruluyla Adalet Bakanlığına bildirilenlerin, bildirim tarihinde bulundukları il ve ilçe yönetim kurulu başkanlıkları ile üyelik görevleri sona erer.

            Geçici Madde 13 – (27/6/1984 – 3032/3 md. ile gelen Geçici 11 inci Madde hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.)

            1984 yılı içinde siyasi partilere Devletçe yapılacak yardım bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içerisinde genel bütçe gelirleri “B” Cetveli toplamı dikkate alınmak suretiyle Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesinde yer alan yedek ödenekten karşılanır.

            Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yapılacak, ilk genel milletvekili seçimine kadar, 25 Mart 1984 tarihinde yapılmış olan; Mahalli İdareler seçimine katılmış siyasi partilere o yılın bütçesine, siyasi partilere Devlet yardımı için konan ödeneğin % 30’u ayrılır ve ayrılan bu ödenek Siyasi Partilerin İl Genel Meclisi seçimlerinde kazandıkları sandalye sayısına göre paylaştırılır.

            Ödeneğin geri kalan % 70’i ise T. B. M. M.’nde grubu bulunan partilere 6 Kasım 1983 tarihinde yapılmış olan genel seçimlerde aldıkları geçerli oyların, bu partilerin toplam olarak aldıkları geçerli oylara oranına göre bölüştürülerek ödenir.

            (Ek fıkralar: 9/4/1987 – 3349/1 md.):

            Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde Grubu bulunan Siyasi Partiler yukarıdaki fıkralarda ifade edilen seçimlere katılmamış olsalar bile Devlet yardımından faydalanırlar. Bu miktar 150 000 000 (yüzelli milyon) TL. sından aşağı olamaz. Bu maksatla gerekli ödenek 27/6/1984 tarih ve 3032 sayılı Kanunla konulan Ek Maddede öngörülen sınırlamaya bağlı olmaksızın Maliye ve Gümrük Bakanlığı Bütçesinin yedek ödenek tertibinden karşılanır.

            Siyasi Partiler Kanununa 27/6/1984 tarih ve 3032 sayılı Kanunla Eklenen Ek 1 inci maddede yazılı beşbinde bir oranındaki yardım miktarı bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk milletvekili genel seçimi yılı için üç misline çıkartılır. Artırılan miktar bu Kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte Grubu Bulunan Siyasi Partilere milletvekili sayılarına göre taksim edilerek ödenir.

            Geçici Madde 14 – (28/3/1986 – 3270/20 md. ile gelen Geçici 13 üncü Madde hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.)

 

               Siyasi Partiler Kanununda yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesini müteakip,siyasi partilerin olağan büyük kongreleri toplanıncaya kadar, partilerin merkez karar ve yönetim kurulları bu değişikliklerin gerektirdiği tüzük tadilatını yapmaya yetkilidir.

            Geçici Madde 15 – (21/5/1987 – 3370/11 md. ile gelen Geçici 14 üncü Madde hükmü olup numarası teselsül ettirilmiştir.)

            Bu Kanunda yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesini müteakip siyasi partilerin olağan büyük kongreleri toplanıncaya kadar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulları bu değişikliğin gerektirdiği tüzük tadilatını yapmaya yetkilidir.

            Geçici Madde 16 – (Ek: 31/10/1990 – 3673/4 md; Mülga: 29/4/2005 – 5341/1 md.)

            Geçici Madde 17 – (Ek: 25/12/1993 – 3945/2 md.)

            Siyasi partiler tüzüklerinde gerekli değişiklikleri yapıncaya kadar merkez karar organları istifaya ilişkin usul ve esasları tespite yetkilidir.

            Geçici Madde 18 – (Ek: 12/8/1999 – 4445/24 md.)

            Siyasi partilerin merkez karar ve yönetim kurulları, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içerisinde gerekli görülen tüzük değişikliğini yapmaya yetkilidir. Bu değişiklikler izleyen ilk büyük kongrenin onayına sunulur.

             Geçici Madde 19 – (Ek: 3/4/2013-6456/54 md.)

13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla Siyasi Partiler Kanununun 74 üncü maddesinde yapılan değişiklik hükümleri, anılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi tarafından sonuçlandırılmamış denetimler hakkında da uygulanır.

ONUNCU KISIM

Yürürlük veYürütme

            Yürürlük:

            Madde 123 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

            Yürütme:

            Madde 124 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

22/4/1983 TARİHLİ VE 2820 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER:

            1 – 31/3/1988 tarih ve 3420 sayılı Kanunun geçici maddeleri:

            Geçici Madde 1 – Cumhuriyet Başsavcılığının, Siyasi Partiler Kanununun 10 uncu maddesine bu Kanunla eklenen fıkra gereğince 1988 yılı içinde yapacağı harcamalarını karşılayacak miktarı, Adalet Bakanlığı 1988 yılı bütçesi seçim giderleri ödeneğinden, bu Bakanlığın talebi üzerine Yargıtay Başkanlığı bütçesine aktarmaya ve bu konuda gerekli işlemleri yapmaya Maliye ve Gümrük Bakanı yetkilidir.

            Geçici Madde 2 – Siyasi Partiler, bu Kanunun 5 inci maddesi ile değiştirilen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 42 nci maddesine göre önseçime esas üye listelerinin eksiklerini tamamlayarak bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 10 uncu maddesi gereğince Cumhuriyet Başsavcılığına bildirirler.

            Geçici Madde 3 – Bu Kanunda yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesini müteakip, siyasi partilerin olağan büyük kongreleri toplanıncaya kadar Merkez Karar ve Yönetim Kurulları bu değişikliğin gerektirdiği tüzük tadilatını yapmaya yetkilidir.

            2 – 17/5/1990 tarih ve 3648 sayılı Kanunun geçici maddesi:

            Geçici Madde – Siyasi partilerin merkez karar ve yönetim kurulları, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içerisinde, gerekli görülen tüzük değişikliğini yapmaya yetkilidir.

            3 – 31/10/1990 tarih ve 3673 sayılı Kanunun geçici maddesi:

            Geçici Madde – Siyasi partilerin merkez karar, yönetim ve icra organları, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içerisinde gerekli görülen tüzük değişikliğini yapmaya yetkilidir.

 

2820 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN

YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE

 

Değiştiren Kanunun/ Numarası  

2820 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

 

Yürürlüğe Giriş  Tarihi

2839 13/6/1983
3032 9/7/1984
3270 15/4/1986
3349 22/4/1987
3370 26/5/1987
3377 3/6/1987
3420 13/4/1988
3470 1/1/1988 tarihinden geçerli olmak üzere 13/8/1988
3648 25/5/1990
3673 2/11/1990
3789 28/3/1992
3821 3/7/1992
3945 28/12/1993
4125 28/10/1995
4381 2/8/1998
4445 14/8/1999
4748 9/4/2002
4778 11/1/2003
5341 Geçici Madde 16 7/5/2005
6111 66, 74 25/2/2011
Anayasa Mahkemesinin 12/1/2012 tarihli ve E.:2011/62 ve K.: 2012/2 sayılı kararı 117 1/5/2013
6456 Geçici Madde 19 18/4/2013

2820 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN

YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE

 

Değiştiren Kanunun/ Numarası  

2820 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

 

Yürürlüğe Giriş  Tarihi

6529 15, 20, 43, Ek Madde 1 13/3/2014
6545 96, 104, 114, Ek Madde 7 28/6/2014

Ramiz Erinç Sağkan

0
Avukat Ramiz Erinç Sağkan

 Ramiz Erinç Sağkan, 24 Nisan 1978 tarihinde dünyaya geldi. 1995 yılında eğitime başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1999 yılında mezun oldu. Ayrıca, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden eğitim aldı. Gümüşhane, Şiran’lıdır.

Avukatlık stajını tamamladıktan sonra Ankara Barosuna kaydoldu ve serbest avukatlık yaptı. Ceza Hukuku, Kamu İhale ve Sözleşmeleri Hukuku, Şirketler Hukuku ve Spor Hukuku alanlarında çalıştı.

Sağkan’ın Ankara Barosu’ndaki Görevleri 

Ankara Barosu’nun çeşitli kurul ve merkezlerinde görev yaptı. Metin Feyzioğlu‘nun Ankara barosu başkanlığı döneminde, 2010-2013 yıllarında yönetim kurulu üyesi oldu. Sema Aksoy başkanlığındaki 2013-2014 döneminde ve Hakan Canduran başkanlığındaki 2014-2018 döneminde yönetim kurulu üyeliğine devam etti. 2014-2016 yılları arasında Ankara Barosu Genel Sekreterliği görevini yürüttü. 2016-2018 arasında ise başkan yardımcısı olarak çalıştı.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Avukatlık Hukuku alanında öğretim görevlisi olarak ders verdi.

Türk Hukukçular Birliği Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptı. Özellikle Avukatlık Hukuku ve Meslek Sorunları hakkında çok sayıda panel, konferans, sempozyum ve toplantıda yer aldı.

20-21 Ekim 2018 tarihinde yapılan Ankara Barosu Genel Kurulunda, Demokratik Sol Avukatlar Grubu adına yarıştı. 15 bin 633 avukatın katılımıyla yapılan seçimde, oyların 7 bin 227’sini alarak Ankara Barosu Başkanı seçildi.

2021 yılında yapılan ertelenmiş genel kurul toplantısında yeniden başkan oldu.

Avukat Ramiz Erinç Sağkan

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına Seçilmesi 

Sağkan, Ankara Barosu Başkanı iken 4-5 Aralık 2021 tarihinde Ankara’da yapılan Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunda Metin Feyzioğlu’na karşı “Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’nda Birlik başkanlığına adaylığımı, tüm kamuoyuna büyük bir heyecan ve saygı ile bildiririm. Savunmanın ağır ve organize bir saldırı altında yargı üçlemesinden soyutlanmaya ve parçalanmaya çalışıldığı bu dönemde; tüm baroların katkı ve katılımı ile savunmayı yeniden vazgeçilmezliğine ve saygınlığına hep birlikte kavuşturacağız” şeklindeki açıklamasıyla aday oldu. Feyzioğlu’nun 156 oyuna karşılık 182 oy ile başkan seçildi. 

Prof. Dr. Faruk Erem (1969-1980), Atilla Sav (1980-1983), Teoman Evren (1984-1989), Önder Sav (1989-1995),  Eralp Özgen (1996-2001), Özdemir Özok (2001-2010), Vedat Ahsen Coşar (2010-2013) ve Metin Feyzioğlu‘ndan sonra (2013-2021) TBB’nin dokuzuncu başkanı oldu.

İlk basın açıklamasında “TBB başkanlık katı avukatlara kapalıydı, öncelikle o kat avukatlara açılacak. Oranın gerçek sahibi avukatlar ve stajyerlerdir.” dedi. 

Sağkan, 8 Aralık 2024 günü yapılan seçimlerde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına yeniden seçildi.

Erinç Sağkan, iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Erinç Sağkan başkanlığındaki Ankara Barosu, YSK’nin aldığı kararlara karşı ‘Hukuksuzluğun tam da karşısındayız’ pankartı asmıştı.

Hakkında Açılan Dava

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve Ankara Barosu Başkanı iken yönetim kurulunda bulunan 11 kişi hakkında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, 24 Nisan 2020 tarihinde Ankara’daki Hacı Bayram Camisi’nde verdiği hutbenin içeriğiyle ilgili yaptıkları basın açıklamasıyla ilgili olarak başlatılan soruşturma sonucunda; “kamu görevlisine dini inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması nedeniyle görevinden dolayı hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. TCK 125/1, 3 ve 5. fıkralarında düzenlenen suçlardan 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezaları talep edilen davaya ilişkin yargılama Ankara Batı 3. Ağır Ceza Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Mahkeme, 17 Mayıs 2023 tarihinde sanıkların tamamı hakkında beraat kararı verdi.

Seri Katiller

0

Seri katil, 30 günden daha uzun bir zaman diliminde ve arada bekleme dönemleri de olacak şekilde 3 veya daha fazla kişiyi öldüren kişidir.

İnsanlar, tarih boyunca birbirini öldürdü, birbirine zulüm ve işkence etti. Seri Katil olarak tanımlanan bazı insanlar ise diğer insanlardan daha fazla kötülük yaptı ve daha çok insan öldürdü.

Seri Katiller Listesi, en çok insan öldürenlerin kısa yaşam öykülerini özetliyor ve Kriminoloji bilimine ilgi duyanlar için özel bir inceleme alanı yaratıyor. 

SERİ KATİLLER 

Ted Bundy – 24 Kasım 1946-24 Ocak 1989

Amerikalı seri katil ve tecavüzcüdür. Seri katil teriminin kullanıldığı ilk kişidir. 1973 yılında Utah Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu. Bir süre bu okulda okudu. 1974-1978 yıllarında, ABD’nin çeşitli bölgelerinde çok sayıda genç kadını kaçırdı, tecavüz etti ve öldürdü.

 

Abdullah Palaz

Seri katil Abdullah Palaz, ikisi baltayla, sekizi bıçak ve falçatayla, geri kalanları ise ateşli silahlarla olmak üzere aralarında cezaevi görevlilerinin de olduğu 43 kişiyi öldürdü ve 300’den fazla kişiyi yaraladı. İlk cinayetini 12 yaşında iken işledi ancak bu cinayet faili meçhul kaldı. 15 kişinin katil zanlısı olarak ilk kez Konya Cezaevine girdi. Konyalı Efeler grubunun koğuşunu basarak 7 kişiyi öldürdü ve Antep Canavarı lakabını bu cezaevinde aldı. Abdullah Dayı olarak da anıldı. 4 defa idam cezasına ve 740 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 38 farklı cezaevinde 48 yıl yattı. Cezaevinde de birçok cinayet işledi. Kumara ve uyuşturucuya bulaşanları cezalandırdı. Nazım Hikmet ile Bursa Cezaevinde dostluk kurduktan sonra, Cezaevi müdürüyle konuşup Nazım Hikmet ile aynı koğuşta kalmak istediğini söyledi. Kimseyi öldürmemesi koşuluyla kabul edildi ve aynı koğuşta kaldıkları süre zarfında kimseyi öldürmedi. Nazım Hikmet başka bir cezaevine gönderilince başta cezaevi müdürü olmak üzere birçok kişiyi daha öldürdü. Bu olaydan sonra Sinop Cezaevi gönderildi. Tatar Ramazan ve Ramiz Dayı karakterlerine ilham kaynağı oldu. Hakkında, “Abdullah Dayı – Azrail’in Öbür Adı Antep Canavarı” adlı bir kitap yazıldı. Ayrıca, kendi hayatını bir kitapta topladı. 1991 yılında çıkarılan Şartlı Salıverme Yasası’yla tahliye olan Abdullah Palaz dokuz ay sonra hayatını kaybetti.

 

Donald Harvey – 15 Nisan 1952 – 30 Mart 2017

Donald Harvey

87 kişiyi öldürdüğü iddia edildi. Kalp hastalarını yastıklarıyla boğarak acılarını hafifletmek için öldürmeye başladığını iddia etti. Öldürmekten zevk almaya başlayarak kendini ölüm meleği olarak tanımladı. Kurbanları genelde hastanede idi. 37 ile 57 arasında kurbanı olduğu tahmin edilmektir.  28 müebbet hapis cezasının infazına devam edilmekte iken ölüm cezasından kurtulmak için cinayet suçlamalarını kabul etti.

Pedro Rodrigues

Hapishanedeki diğer suçluları öldüren Brezilyalı seri katildir. Öldürdüğü 47 kişi olduğu tahmin edilmektedir.

 

Yavuz Yapıcıoğlu (tornavidalı Katil) – 1967 – ….

Türkiye’nin kriminoloji tarihinde yer alan en tehlikeli sanıklarından biridir. Polis kayıtlarına göre 20 kişinin ölümüne sebep oldu. Bunların yanı sıra 50’ye yakın cinayetin şüphelisi olarak anıldı. Cinayet işlerken tornavida kullandığı için “Tornavidalı Katil” olarak anılmaya başlandı. Cinayet işlemeye başlamadan evvel bir tarikata katıldığı iddia edildi. İlk olarak kendisine “Günaydın” dediği için aynı mahalleden komşusu olan bir kızı, onun nişanlısını ve 3 arkadaşını, ardından da kaçarken durdurduğu bir aracın şoförünü öldürdü. Daha sonra kendi anneannesinin canına kıydı. Ankara otogarında simit parası istediği bir kişi ona para vermeyi reddedince tenha bir köşeye kadar onu takip edip sonra da öldürdü. O sırada bu olaya şahit olan biri daha vardı ve ne yazık ki o kişi de canından oldu. Belçikalı bir turiste dondurma ısmarlamak istedi, reddedilince o anki sinirle onu da öldürdü. Pertevniyal Lisesi’nin önünde tartışan bir hademe ile kız öğrenciye saldırıp hademeyi öldürdü. Kız öğrenci ise kurtulmayı başardı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre 18, bazı kaynaklarda 40, bazı kaynaklarda ise 43 kişinin ölümünden sorumlu olduğu iddia edilmiştir. 1993 yılında iki üniversite öğrencisine tecavüz edip öldürdü, ancak bu cinayetlerin Yapıcıoğlu tarafından işlendiğine dair yeterli delil bulunamadı. Çıkarıldığı mahkemede Yapıcıoğlu’nun akıl sağlığının yerinde olmadığı ve bu sebeple cezai ehliyetinin olmayacağı kararına varıldı. Tedavi olması için kaldırıldığı hastanede çırılçıplak bir halde koridorlarda dolaşıp “Ben İsa’yım” demeye başladı. Hastanedeki hasta bakıcı ve hastalara saldırdı, onları yaraladı. Ardından hastanede yangın çıkardı. En son 2002 yılında Çorlu’da bir spor tesisinin üç bekçisini öldürdü, sonra da sığınmak istediği bir caminin imamını ve orada bulunanları ağır yaraladı. Yargılandığı davada “Bir katil, bir canavar değilim. Ben gerçek Atatürk’üm.” dedi. Sonradan akli dengesinin yerinde olmadığı düşünülsün diye böyle yaptığını itiraf etti. Mahkeme tarafından oluşturulan bir kurulca akıl sağlığının yerinde olduğuna karar verildi ve cezaevine konuldu. Halen cezaevinde.

 

Hristo Anastadiyadis Ahilya –  1898 – 8 Temmuz 1920

Beyoğlu’nda doğmuştur. Sabıka kaydına göre 1898 doğumlu ve Osmanlı tebaasına bağlı bir terzi çırağı idi. Türkiye kriminoloji tarihinin bilinen ilk seri katilidir. İstanbul yeraltı dünyasından diğer isimlerle birlikte kendi çetesini kurduktan sonra 13’ü polis olmak üzere 21 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmektedir. Daha çok gasp yapıyor ve polisleri öldürmeyi tercih ediyordu. Bilinen ilk cinayeti haraç istediği Muhallebici Recep Usta, ilk öldürdüğü polis memuru ise Mehmet Efendi’dir. Ahilya’nın cinayetleri işleyiş tarzı sebebiyle başka devletler tarafından gönderilmiş bir ajan olabileceği yönünde şüpheler doğmuştur. İstanbul’u birbirine katmış, işlediği cinayetler ve karıştığı olaylarla İstanbul suç dünyasında çok hızlı parlamıştır. 15 yıl kürek cezasına çarptırılmış olsa da tünel kazarak hapishaneden firar etmiştir. Yunanistan’a kaçtıktan sonra orada da bir cinayet işlemiş, yeniden saklanmak zorunda kalmış, Selanik’e ve ardından da sahte pasaportla İstanbul’a dönmüştür. Bir çatışma sonrası yaralanmış, bir evde saklanmakta iken sevgilisinin babası tarafından ihbar edilmiş ve gece baskınında Selda Alkor’un babası Muharrem Alkor tarafından öldürülmüştür. Muharrem Alkor, daha sonra ‘Hristo’yu Ben Öldürdüm’ isimli bir kitap yazmıştır. ‘İstanbul Kan Ağlarken‘ ve ‘Namus Bekçisi’ filmleriyle beyaz perdeye aktarılmıştır Polis Müdüriyetine mektuplar göndererek, “Hepinizin kanını içeceğim” dediği rivayet edilmektedir.

 

Gary Ridgway – 18 Şubat 1949

Kayıtlara geçmiş en fazla cinayeti işleyen ikinci Amerikalı seri katildir. 48 ayrı cinayetten mahkûmiyetine karar verilmiş, yargılama aşamasında ise bu sayının iki katı civarında cinayet işlediğini itiraf etmiştir. Öldürdüğü kişilerin çoğunun hayat kadınları, savunmasız durumda olan kadınlar ve evden kaçmış reşit olmayan kızlar olduğu bilinmektedir. Kurbanlarını boğarak veya iple öldürüp ormanlık bölgelere götürerek cinsel ilişkiye girmiştir. 

 

Henry Lee Lucas – 23 Ağustos 1936-12 Mart 2001

1960 yılından 1983’e kadar birçok cinayet işledi. 11 kişiyi öldürmekten suçlu bulundu ve 1998’de ömür boyu hapse mahkum oldu. Debra Jackson’ı öldürmekten ölüm cezasına çarptırıldı. 12 Mart 2001’de saat 11:00’de Lucas 64 yaşında iken hapishanede ölü bulundu.

 

Albert Fish – 19 Mayıs 1870 – 16 Ocak 1936 

Seri katil ve yamyamdır. Genellikle küçük ve savunmasız çocukları kurban seçti. Cinayetlerinde mutlaka işkenceler uyguluyor, tecavüz ediyor, etlerini yiyor, kurbanlarına acı çektirmekten büyük zevk duyuyor ve bunları din adına yaptığını düşünüyordu. Kendisine de çeşitli işkenceler  uyguluyor, kendi idrarını içip, çivili sopayla kendini dövmek, kasıklarına iğne batırmak gibi cinsel ve fiziksel işkencelerle, günahlarından ötürü kendisini cezalandırdığına inanıyordu.

 

Daniel Camargo Barbosa – 22 Ocak 1930 – 13 Kasım 1994

Seri katil ve tecavüzcüdür. 1970 ve 1980’lerde Kolombiya ve Ekvador çevresinde 150’ye yakın genç kıza tecavüz edip öldürmesi ile bilinmektedir. Kurbanlarına tecavüz ettikten sonra, bir pala yardımı ile onları kesmekteydi. 1989 yılında yargılanarak suçlu bulunmuş ve sadece 16 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. 1994 yılında, kurbanlarından birinin kuzeni olan Geovanny Noguera tarafından Ekvador cezaevinde öldürülmüştür.

 

Fritz Haarmann –  25 Ekim 1879 –  15 Nisan 1925

Alman seri katildir. Hannover Kasabı olarak da bilinmektedir. Suç işlemeye 16 yaşında başlamış, 1896’da tutuklanmış, daha sonra akıl hastanesine yatırılmış ancak hastaneden kaçmıştır. 27 cinayet iddiası ile yargılanmış, 24 cinayetten suçlu bulunmuş, üç cinayetten ise beraat etmiştir. Kurbanları genellikle 10 ile 22 yaş aralığındaki erkeklerdir. Kurbanlarını boğazlarını ısırma, parçalama, cinsel saldırı ve benzeri şekillerde öldürme yöntemleri uygulamıştır.

 

Dr. Harold Frederick Shipman – 14 Ocak 1946 – 13 Ocak 2004 

Seri katil ve pratisyen hekimdir. Modern tarihin en profesyonel seri katillerinden biri olduğuna inanılmaktadır. 31 Ocak 2000’de, hastalarından 15‘ini öldürmekten suçlu bulunmuştur. Soruşturma sonucunda 218 kurban belirlenmiş, bunların çoğunun yaşlı kadınlar olduğu ve toplam kurban sayısının 250 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Shipman’ın davası 5 Ekim 1999’da Preston Crown Court’ta başlamış, 31 Ocak 2000’de jüri tarafından suçlu bulunmuştur. Hapiste iken hücresinde kendini asmıştır. 

Carl Panzaram –   28 Haziran 1891-5 Eylül 1930

Seri katil, tecavüzcü ve sadisttir. Göçmenlerden oluşan bir grup tarafından tecavüze uğradıktan sonra sonra sayısı belirsiz erkeğe ve çocuğa tecavüz etmiştir. İşlediğini itiraf ettiği 21 cinayet ve 1000’i aşkın tecavüz suçu bulunmaktadır. İdamından önce “Yaptıklarım için üzgün değilim, kendim dahil tüm lanet olası insan ırkından nefret ediyorum. Yaşamım boyunca 21 kişi öldürdüm, binlerce soygun, hırsızlık ve yangının failiyim ve aynı zamanda binden fazla adamı arkalarından becerdim. Yaptıklarımdan dolayı en ufak bir pişmanlık duymuyorum. Bende vicdan yok ve bundan da zerre rahatsız değilim. demiştir. 

 

Pedro López –  8 Ekim 1948  – ….

Sekiz yaşındayken, küçük kız kardeşine cinsel istismarda bulundu. Kendisine tecavüz eden iki adamı öldürdü. Güney Amerika, Kolombiya, Peru ve Ekvador’da üç yüzün üzerinde çocuğa tecavüz etti ve öldürdü. 1980 yılında, dokuz ile on iki yaş arasındaki 53 çocuğun toplu mezarı polis tarafından bulundu. Lopez, kendisini “yüzyılın adamı” olarak tarif etmiş ve suçları hakkında bir kitap yazacağını söyleyerek övünmüştü.  110 genç kızın cinayetinden sorumlu olarak tutuklanmış, suçlarını itiraf etmiş, ancak arkasında delil bırakmadığı anlaşılmıştır. Ömür boyu hapis cezasıyla yargılanmış, 1998 yılında ‘iyi halden’ serbest bırakılmış, kurbanların yakınları başına ödül koymuştur. Kolombiya’da tekrar göz altına alınmış, üç sene hastanede yatmış ve serbest bırakılmış, kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Andes Canavarı olarak anılmıştır. 

 

Leonard Lake – 29 Ekim 1945 – 6 Haziran 1985 /  Charles Ng – 24 Aralık 1960 – …..

Lake ve Ng, erkek, kadın ve çocuklara yönelik tecavüz, işkence ve cinayet modelini uyguladı. Mahkeme kayıtlarına göre, erkekleri ve bebekleri hemen öldürdüler, ancak kadınları öldürmeden önce tecavüz edip işkence ettiler. Lake, 11 ile 25 arasında kurbana tecavüz etti, işkence yaptı ve öldürdü. 1985 yılında yakalandığında elbisesine sakladığı siyanür ile intihar etti. Suç ortağı Ng Hong Kong’lu idi. Kanada ile ABD arasında yargı yetkisi tartışmasının ardından Kaliforniya’ya iade edildi, yargılandı ve 11 cinayetten hüküm giydi. San Quentin Devlet Hapishanesi’nde idam edileceği günü beklemektedir. Bu ikili hakkında, “Die for Me – The Terrifying True Story of the Charles Ng/Leonard Lake Torture Murders” isimli kitap yazılmıştır. Ayrıca, The Miranda Murders Uncut: Lost Tapes of Leonard Lake and Charles Ng” adlı bir film bulunmaktadır.

 

Charles Manson – 12 Kasım 1934-19 Kasım 2017

Suç tarihinin en popüler ikonlarından biridir. Manson ve takipçileri, Ağustos 1969’da ırklar arası savaş başlatmak için iki gecede yedi kişiyi vurarak ve bıçaklayarak öldürdü. Manson, cinayetleri doğrudan kendisi gerçekleştirmemiş olsa da cinayetlerin emrini verip planlamasından dolayı, 1971 yılında birinci derece 7 cinayetten mahkûm edildi. California Eyalet Hapishanesinde solunum yetmezliği ve kolon kanserinden kaynaklanan kalp durmasından ötürü öldü. Manson” adındaki belgesel Robert Hendrickson ve Laurence Merrick tarafından 1973 yılında; Charles Manson Superstar adındaki belgesel ise Nikolas Schreck tarafından 1989 yılında çekildi.

 

Tommy Lynn Sells – 28 Haziran 1964-3 Nisan 2014

Amerikalı seri katildir. İlk cinayetini 15 yaşında işledi. Bir çocuğa oral seks yapan bir adamı öfkeyle öldürdüğünü söyledi. 1990’larda yargılandı, hapis cezası aldı ancak cinayet suçlamalarından 2 Ocak 2000 tarihinde tutuklandı. İşlediği bir cinayetten ölüm cezası aldı ve 3 Nisan 2014’te idam edildi. Mahkeme kararına yansımamış olsa da polis yetkililerin tespitleri toplam 22 cinayet işlediğini göstermektedir.

 

Dean Corll – 24 Aralık 1939-8 Ağustos 1973

Amerikalı seri katildir. Yoksul çocuklara ücretsiz şeker dağıttığı için halk arasında Şeker Adam olarak bilindi. Birçok korku filminde ikon olarak kullanılmıştır. 1970-73 yıllarında, 13 ile 20 yaşları arasındaki  düşük gelirli erkeklerden oluşan en az 28 kurbanı olduğu düşünülmektedir. Kurbanlarını kandırdıktan sonra boğarak ya da kurşunla öldürmüştür. Cinsel tacize, dayak ve işkence cinayetlerin parçasıydı. Suç ortağı Elmer Wayne Henley tarafından 1973 yılına öldürülmüştür. 

 

John Wayne Gacy – 17 Mart 1942 – 10 Mayıs 1994

Katil Palyaço olarak bilinmektedir. Partilerde palyaçoluk yaparak ünlenen Amerika’nın en önemli seri katillerindendir. İlk cinayetini Ocak 1972’de işledi. 1978 yılında işlediği bir cinayetten yakalandı ve tüm cinayetleri ifşa oldu. Gacy dedektiflere ilk cinayetini Ocak 1972’de gerçekleştirdiğini itiraf eti. Evinin altında 27 kurbanın çürümüş cesedi bulundu. Bütün kurbanlar erkekti. İki cesedi bahçeye gömmüş, dört cesedi de nehre atmıştı. Yargılaması beş hafta sürdü, jüri tarafından hızlıca suçlanarak 33 cinayetten suçlu bulundu ve idam cezasına mahkum edildi. Cezaevine girdiğinde duvarlara palyaço resimleri çizdi. Kurbanlarına palyaçoluk yaparken kullandığı hileli kelepçeler olduğunu söylediği gerçek kelepçeler takarak güvenli bir şekilde kelepçelendikten sonra boğazlarına ip geçirerek veya tahta parçasını gırtlaklarına bastırarak tecavüz ediyor ve öldürüyordu. 10 Mayıs 1994’te gece yarısı zehirli iğne ile infaz edildi. Son sözleri ise “Kıçımı öpün!” oldu.

 

Jeffrey Dahmer –  21 Mayıs 1960 -28 Kasım 1994

Wisconsin’de Joyce Annette ve analitik kimyacı Lionel Herbert Dahmer’in oğlu olarak 21 Mayıs 1960’da dünyaya geldi. İlk cinayetini 1978 yazında işledi. Aralıklarla öldürmeye devam etti. İki erkeği 1988’de, birini de 1989’da öldürdü. 26 Eylül 1988’de, 13 yaşındaki çocuğu taciz etmesi nedeniyle tutuklandı ve şartlı tahliye edildi. 1990’da dört, 1991’de sekiz cinayet işledi. Toplamda 17 genç erkeği ve çocuğu öldürdü. Cinayetleri genel olarak tecavüzişkence, parçalama, nekrofili ve yamyamlık  gibi suçlarla beraber işledi. 1994 yılında babası Lionel Dahmer, A Father’s Story (Bir Babanın Hikayesi) adında bir kitap yayımladı ve gelirlerin bir kısmını kurbanların ailelerine ayırdı.

 

Özkan Zengin

Seri katil Özkan Zengin’in lakabı ‘Kuyucu Katildir. Hedefi genelde eşcinseller oldu. Onlarla samimiyet kurup, boş bir alana götürüp öldürüyor, sonra da cesetlerini bir kuyuya atıyordu. 2008 yılında İstanbul’da iki ayda 4 kişiyi öldürdü.

 

David Berkowitz – 1 Haziran 1953 – …….

David Berkowitz

New York’ta başlayan sekiz silahlı saldırıyı kabul eden Amerikalı bir seri katildir. 1 Haziran 1953’te Brooklyn’de,(New York) doğdu. Temmuz 1977’ye kadar altı kişiyi öldürdü ve yedi kişiyi de yaraladı. Öldürme çılgınlığı adı altında New Yorkluları terörize etti ve dünya çapında ün kazandı. 10 Ağustos 1977’de tutuklandı ve sekiz silahlı saldırıyla suçlandı, hepsini itiraf etti. 17 yaşında asker alınmış ve Birleşik Devletler Ordusunda görev yapmıştı. İşlediği suçlarla övünüyor ve polisle alay ediyordu. 1970’lerden itibaren suça karışmaya başladığı ve birçok faili meçhul olayın faili olduğu tahmin ediliyor.

Susan Atkins –  7 Mayıs 1948 – 24 Eylül 2009

Susan Atkins

Amerikalı bir seri katildir. Manson’ın takipçileri 1969 yazında beş haftalık bir süre içinde Kaliforniya’da dört yerde dokuz cinayet işledi. Atkins, bu cinayetlerin sekizinde yer aldığı için suçlu bulundu ve 1970 yılında ölüm cezasına çarptırıldı. Ölüm cezası daha sonra Kaliforniya Yüksek Mahkemesi tarafından bozularak ömür boyu hapse çevrildi. Hapisteyken iki kez evlendi. İkinci evliliğini Harvard Hukuk mezunu bir erkek ile yaptı. Atkins, 24 Eylül 2009’da cezaevindeyken doğal yollardan öldüğü tarihe kadar hapiste tutuldu. Ölümü sırasında, California’nın en uzun süre görev yapan kadın mahkûmuydu,

 

Richard Muñoz Ramirez – 17 Temmuz 1954 – …….

Richard Ramirez, seri cinayetlerine başladığında 24 yaşındaydı ve sonradan psikopatlaşan bir kati olarak bilindi.  

29 Şubat 1960 günü Teksas’ta doğdu. ABD’nin California eyaletinde 1984’ten 1985’e kadar 13 kişiyi öldürdü. İlk cinayetini 10 Nisan 1984’te San Francisco’nun Tenderloin bölgesinde işledi. Yaşadığı otelin bodrum katında, 9 yaşındaki Mei Leung’i önce dövdü, tecavüz etti ve sonra da öldürdü.  İkinci maktul 79 yaşındaki Jennie Vincow idi ve onu 28 Haziran 1984’te canice öldürdü. Cinayetlerinde yaş ayrımı yapmadı ve birçok kişiyi öldürmeye devam etti. Amerikan medyası tarafından “Gece Avcısı” (Night Stalker) lakabı takıldı.30 Ağustos 1985’te yakalandı. Duruşma için jüri seçimi 22 Temmuz 1988’de başladı. Dava sırasında mektup yazıp ziyaretine gelen hayran kitlesi oluştu. 3 Ekim 1996’da Kaliforniya’daki San Quentin Eyalet Hapishanesinde bir hayranı ile evlendi ancak daha sonra boşandı.. 20 Eylül 1989’da hakkındaki tüm suçlamalardan hüküm giydi; on üç cinayet, beş cinayet teşebbüsü, on bir cinsel saldırı ve on dört hırsızlıktan mahkum oldu. Ramirez’in on dokuz ölüm cezasını onaylayan yargıç, eylemlerinin “herhangi bir insan anlayışının ötesinde zulüm, iğrençlik ve ahlaksızlık” sergilediğini belirtti. Cinayetlerinde, tabanca, bıçak, pala, lastik demir ve çekiç gibi çok çeşitli silahlar kullandı. Satanist olduğunu iddia etti ve hiçbir pişmanlık belirtisi göstermedi. Temyiz itirazları reddedildi. San Quentin Cezaevinde, 1989 yılından beri idam cezasının infaz edilmesini beklerken 7 Haziran 2013 günü California’da hapishanede öldü. Suç ortağı olduğu düşünülen kişi hakkında yeterli kanıt bulunamadı.

 

Dennis Andrew Nilsen – 23 Kasım 1945 – 12 Mayıs 2018

Maceracı bir çocukluk yaşadı ve eğitiminde ortalamanın üzerinde notlar aldı. Tarih ve sanata ilgi gösterdi. 1978 ile 1983 yılları arasında Londra’da en az on iki genç erkek ve çocuğu öldüren İskoç asıllı bir seri katil ve nekrofili idi. Kurbanlarını kandırması ve boğarak öldürmesi ile tanındı.

Daily Mirror Gazetesi, 12 Şubat 1983 tarihli sayısında Nilsen’in son kurbanı Stephen Sinclair ile ilgili bir haber yaptı

 İlk kurbanı olan 14 yaşındaki Stephen Holmes’u 30 Aralık 1978’de öldürdü. Cinayetlerini, çeşitli tekliflerle kandırarak ikamet ettiği Londra’daki ikamet adresine getirdiği kişileri öldürerek işledi. Her cinayetin ardından, kurbanlarını yıkıyor, giydiriyor, süslüyor ve sonunda ateşle yakıp, küllerini lavabodan yok ediyordu. 1978 ile 1983 arasında, on iki erkek ve çocuğu öldürdüğü ve yedi kişiyi öldürmeye teşebbüs ettiği bilinmektedir. Kendisi yaklaşık on altı kişiyi öldürdüğünü itiraf etti. Old Bailey’de altı cinayet ve iki cinayete teşebbüsten hüküm giyen Nilsen, 4 Kasım 1983’te ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Yargılama sırasında Nilsen, kurbanlarından bazılarının çıplak bedenlerine bakarken mastürbasyon yaptığını ve altı kurbanının bedeniyle cinsel ilişkiye girdiğini de itiraf etti. Sonraki yıllarda Nilsen, Full Sutton yüksek güvenlikli hapishaneye kapatıldı. Temyiz başvuruları reddedildi. Kuzey Londra’nın Muswell Hill semtinde işlediği için Muswell Hill Katili olarak tanındı. 12 Mayıs 2018’de York Hastanesinde tedavi görürken öldü. Hakkında, “How to Make a Serial Killer: The Twisted Development of Innocent Children” isimli kitap yazıldı; “Öldürmek için doğmuş” ve “Nilsen Dosyaları” isimli televizyon dizileri ile “Cinayet İçin Geri Sayım” isimli film çekildi. Ayrıca, “Memories of a Murderer: The Nilsen Tapes” adlı belgesel yayınlandı.

 

John Christie- 8 Nisan 1899-15 Temmuz 1953

İngiliz seri katil ve nekrofildir. Karısı Ethel de dahil olmak üzere en az sekiz kişiyi Londra, Notting Hill, Rillington Place’deki dairesinde boğarak öldürdü. Cinayetlerini 1943 ile 1953 arasında, kendi evinde ve boğarak işledi, bazılarına baygın haldeyken tecavüz etti. Yakalandığında, polis sorgusunun ardından iki kurbanın kalıntıları evin bahçesinde bulundu. Karısının cesedi ise evin döşeme tahtalarının altında bulundu. Tutuklandı ve karısını öldürmekten suçlu bulundu, ölüm cezasına çarptırıldı ve ardından 15 Temmuz 1953 tarihinde 54 yaşında iken idam edildi. En az 8 cinayet işlediği düşünülen seri katille ilgili birçok inceleme ve araştırma yapıldı, kitaplar yazıldı.

 

Billy Milligan -14 Şubat 1955 -12 Aralık 2014

Kampüs Tecavüzcüsü olarak da bilinen William Stanley Milligan, 1970’lerin sonlarında Ohio’da kamuoyuna açık bir davaya konu olan ünü bir Amerikalı seri katildir. Silahlı soygun da dahil olmak üzere birçok suç işledikten sonra, Ohio Eyalet Üniversitesi kampüsündeki üç tecavüz suçlamasıyla, 1975 yılında tutuklandı. Savunmasını hazırlarken, psikologlar Milligan’a çoklu kişilik bozukluğu teşhisi koydu, hastalığı daha sonra dissosiyatif kimlik bozukluğu olarak yeniden tanımlandı. Avukatları, onun akıl hastası olduğunu savundu ve suçları bilinçsizce işlediğini iddia etti. Akıl hastanesine sevk edildi ve tedavi gördü. Çoklu kişilik bozukluğu teşhisi konan ve böyle bir savunma yapan ilk kişi oldu. 12 Aralık 2014’te Ohio, Columbus’taki bir huzurevinde, 59 yaşında iken kanserden öldü. Hayat hikayesi, Daniel Keyes’in ödüllü romanı The Minds of Billy Milligan tarafından popülerleştirildi. Hakkında bazı dizi ve filmler çekildi.

 

Elizabeth Bathory- 7 Ağustos 1560 – Ağustos 1614

Macar seri katil Elizabeth Bathory, 1560 yılında doğdu ve çocukluğunu Ecsed Şatosu’nda geçirdi. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başladı. 40 yaşında sonra çirkin olduğunu düşünmeye başladı, gençliğini ve güzelliğini genç kızların kanlarından aldığını zannederek kızların kanlarıyla bir küvete doldurup “kan banyosu” yaptı. 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste işkence çektirdi. Kafesten akan kanlarla duş aldı. Hücreye kapatıldı ve 1614 yılında hücresinde ölü olarak bulundu. Bram Stoker’in Dracula isimli romanına esin kaynağı oldu. Tarihin en kötü şöhretli kadınları listesinde ilk sıralarda yer aldı.

 

Stephen Craig Paddock-  9 Nisan 1953 – 1 Ekim 2017

Amerikalı suikastçı ve seri katildir. Iowa’daki Clinton’da doğdu. Arizona’nın Tucson şehrinde ve Los Angeles’ın Sun Valley şehrinde büyüdü. Nevada Mesquite’da yaşamını sürdürmekte olan emekli bir muhasebeciydi. Babası Benjamin Hoskins Paddock banka soyguncusuydu. 1 Ekim 2017’de Nevada, Las Vegas Strip’teki bir country müzik festivalindeki konserde Mandalay Körfezi yakınında bulunan bir otelin odasındaki pencereden silahla konser alanını tarayarak 58 kişiyi öldürdü ve 489 kişiyi yaraladı. Polis tarafından yeri tespit edildikten sonra silahla kendisini vurarak intihar etti. 64 yaşındaydı.

 

Peter Sutcliffe – 2 Haziran 1946 – 13 Kasım 2020

“Yorkshire Ripper” olarak da bilinen İngiliz seri katildir. 13 kadını öldürmekten ve 7 kişiyi de öldürmeye teşebbüs etmekten suçlu bulundu.

 

Ali Kaya  – Bebek Yüzlü Katil

Ali Kaya, 17 yaşında hapse girdi, 1997 yılında 19 yaşındayken cezaevinden çıktı. İlk cinayetini 1997 yılında işledi. Amcası Celal Kaya’yı öldürdükten sonra 5 yıl hapis yattı. Aynı yıl cinayetlerine başladı. Cezaevinden çıktığında, annesine tecavüz eden Zeynel Abidin Gümüş’ü öldürdü. İşlediği bu cinayetin ardından akli dengesinin yerinde olmadığına dair rapor aldı. Daha sonra da kapalı yerlerde duramayacağına dair bir rapor alarak hastaneden çıktı. Alanya’da beş kişinin daha ölümüne sebep oldu. Kişilik bozukluğu sebebiyle tekrar hastaneye yatırıldı. 13 Mart 2000 gecesi, oda arkadaşı, “İzmir Canavarı” lakaplı tecavüzcü ve çocuk katili Ayhan Kartal’ı öldürdü. Bu suçtan sonra “Bebek Yüzlü Katil” olarak anıldı. 2001 yılında tutuklanarak Şanlıurfa Cezaevi’ne konuldu. Yarı Açık Cezaevi’ne sevk edildikten sonra, 2003 yılında cezaevinden firar etti. buradan da kaçmayı başardı, 2004’te ise Alanya’da yakalandı. 5 Ocak 2014’te hapishaneden ikinci kez kaçtı, Gaziantep Hapishanesi’nden ziyaretçi kalabalığından faydalanarak kaçtığı anlaşıldı. Yokluğu akşam saatlerinde mahkûmların kontrolü sırasında fark edildi. Jandarma ekiplerince şiddetli bir çatışmanın ardından tekrar yakalandı. 10 cinayetten sorumlu tutuldu.

 

Süleyman Aktaş (Çivici Katil)

Denizli’deki Türkiye Elektrik Kurumu Müessese Müdürlüğü’nde hat işçisi olarak görev yapan Süleyman Aktaş, 31 bin 500 volt elektrik akımına kapılıp ağır yaralandı. Bu olayın ardından beyninde hasar meydana gelen Aktaş, halüsinasyonlar görmeye başladı. Antalya’da Nuri Keskin adında bir başkomiseri öldürdü ve tutuklanarak Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi. Beş yıla yakın tedavi gördükten sonra taburcu oldu ve memleketi olan Denizli’nin Çambaşı Köyü’ne döndü. 1994 yılında dört komşusunu boğarak öldürdü ve kafalarına çivi çaktı. İfadesinde “Çivi görünce dayanamıyorum, insanların kafasına çakmak istiyorum.” diyen Aktaş, halk arasında “Çivici Katil” olarak anılmaya başlandı. Tekrar akıl hastanesine sevk edilen ancak buradan da kaçmayı başaran Aktaş, yakalandıktan sonra bu kez de koğuş arkadaşı Ömer Yılmaz’ı taşla yaraladı.

 

Adnan Çolak (Artvin Canavarı – Baltalı Katil  – 5 Eylül 1967 -….

1992-1995 yılları arasında Artvin ve çevresinde 11 kişiyi öldüren Adnan Çolak, kendine kurban olarak 65-95 yaş arası kişileri seçmişti. Kadın kurbanlarından 6’sına tecavüz eden Çolak, insanları baltayla öldürdüğü için “Baltalı Katil” ve “Artvin Canavarı” olarak anılmaya başlandı. Yaralı olarak kurtulan birinin ifadesi sayesinde yakalanan Çolak, işlediği cinayetlerle ilgili “Yaşlı insanları öldürüyorsam da bunlar zaten zamanlarını doldurmuşlar. Onlar bizim yerimize fazladan yaşıyorlar. Belki de bizim kısmetimizi yiyorlar. Hem kendimi tatmin ediyordum, hem de onları öldürerek toplumu rahatlatıyordum.” dedi. 112 yıl hapis cezasına çarptırılan Çolak, “Rahşan Affı” ile 2005 yılında serbest bırakıldı.

 

Seyit Ahmet Demirci (Mobilyacı Katil)

1998 yılında İstanbul’da üç mobilyacıyı öldüren Seyit Ahmet Demirci, kurbanlarını rastgele seçerek öldürdüğünü söyledi. Esenler ve Bağcılar’da hiç tanımadığı mobilyacıları seçip dükkanlarının bodrum katında kafalarına kurşun sıkan Demirci’nin 11 yaşında bir çocukken yaşlı bir mobilyacı tarafından tecavüze uğradığı, eğer yakalanmasaydı cinayetleri tecavüz edildiği yaş olan 11’e tamamlayacağı ortaya çıktı. Aynı kişi Demirci’nin bir arkadaşına daha tecavüz etmiş ve Demirci de buna şahit olmuştu. Arkadaşı ile bu olayı sonsuza dek unutmaya karar veren Demirci, arkadaşının intiharı ile birlikte cinayet işlemeye başladı. Dava sonunda üç kez idama mahkum edildi.

 

Hamdi Kayapınar (İnsan Avcısı) – 1979 – …

Hamdi Kayapınar, 1998-2001 yılları arasında Kayseri’de 7 kişiyi öldürdü, 4 kişiyi de öldürmeye teşebbüs etti. Kayapınar’ın kurbanlarından ilki 14 yaşındaki kardeşiydi. Polise verdiği ifadede, toplum tarafından dışlandığı için insanlara karşı kin beslediğini ve öldürdüğü kişileri “av” kendisini ise “avcı” olarak gördüğünü söyledi. 2002 yılında müebbet hapis cezasına çarptırıldı ve en son Ankara Yarı Açık Cezaevi’ne nakledildi. İlk cinayetini 22 yaşındayken kardeşini boğarak gerçekleştirdi. Mart 1998-Şubat 2001 yılları arasında Kayseri’de 6 kişiyi daha öldürdü. Seyit Ahmet Demirci  ile girdiği iddia üzerine insan öldürmeye başladığını iddia etti.

 

Orhan Aksoy

Toplam üç ay sekiz günlük sürede işlediği 5 cinayetin ardından cesetleri kolileyerek boş alanlara ya da inşaatlara bırakması nedeniyle kolici katil lakabıyla tanınan Türk seri katildir. İlk kurbanı olan Mehmet Yeşilyayla ev arkadaşıydı. İple boğduktan sonra çıplak ve cansız bedenini küvete koyarak saatlerce sohbet ettiği iddia edilmiştir. Depremden sonra işleri bozulunca ailesini Romanya’ya göndererek cinayetlerine devam etti, 5 kişiyi naylon iple boğarak öldürdükten sonra cesetlerini kolilere yerleştirerek farklı yerlere attı. Romanya’da yaşarken 17 Ağustos depreminin ardından Türkiye’ye geri dönen Orhan Aksoy’un ilk kurbanları birlikte yaşadığı ev arkadaşlarıydı. Bu sebeple adı “Kolici Katil” olarak anılmaya başlandı. Çıkarıldığı mahkemede kolundaki saati hakime fırlatan ve taşkınlık çıkaran Aksoy, 2004 yılında 5 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

 

Donald Henry Gaskins – 13 Mart 1933 – 6 Eylül 1991

80-90 kişiyi önce işkence yaparak, sonra da sakat bırakarak öldürdüğünü söyledi. Bıçaklama, vurma ve zehirleme yöntemlerini kullandı. 1969’da Güney Amerika’nın sahil yollarındaki otostopçuları öldürmeye başladı.  İlk teyit edilen kurbanları, ölümüne dövdüğü kendi yeğeni Janice Kirby (15 yaşında) ve arkadaşı Patricia Ann Alsbrook (17 yaşında) idi. 1970 ile 1975 arasında on üç kişiyi öldürdüğü doğrulandı. 14 Kasım 1975’te, tutuklandı, 24 Mayıs 1976’da cinayet suçlamasıyla yargılandı ve 28 Mayıs’ta suçlu bulunarak ölüm cezasına çarptırıldı. Ancak cezası ömür boyu müebbet cezasın çevrildi. Daha sonra hapishanede yeniden cinayet işledi. Dokuz kişiyi öldürmekten dokuz ömür boyu hapis cezası aldı. 6 Eylül 1991’de elektrikli sandalyede bileklerini keserek intihar etmeye çalıştıktan sonra idam edildi. Son sözleri, “Avukatlarımın benim yerime konuşmasına izin vereceğim. Ben gitmeye hazırım.” oldu.

 

Karındeşen Jack(Jack the Ripper) – 1888- ….

1888 yılında Londra’daki Whitechapel semti ve çevresindeki çoğunlukla fakir bölgelerde faal olduğuna inanılan kimliği tespit edilememiş bir seri katile verilen genel isimdir. Genellikle hayat kadınlarını hedef alarak önce boğazladı sonra boğazını kulaklarına kadar kesti. Kurbanları genelde karnı ve cinsel organları, bazı organları çalınmış, bazen de burun veya kulakları kesilmiş şekilde dizleri karınlarına çekilmiş ve bacakları açık bir şekilde ölü olarak bırakıyordu. ‘Karındeşen Jack’ (Jack the Ripper) olarak bilinen seri katilin gerçek kimliğinin 135 yıl sonra tespit edildiği ileri sürüldü. O dönemde seri cinayetlerle ilgili başlatılan soruşturmada görev almış bir polis memurunun torununun torunu olan Sarah Bax Horton, ‘Karındeşen Jack’in Hyam Hyams isimli bir erkek olduğunu iddia etti. 

 

Edmund Kemper – 18 Aralık 1948 – ….. 

Seri katil, yamyam, tecavüzcü ve nekrofildir. Babaannesi, babası ve annesi de dahil olmak üzere on kişiyi öldürdü. Psikiyatristleri rehabilite edildiğine ikna ettikten sonra 21 yaşında serbest bırakıldı. 2,06 metrelik boyu ve yüksek IQ‘su (145) ile tanındı. Çoğu kadın olmak üzere üniversite öğrencilerini başlarını keserek ve parçalayarak öldürdü. 24 Nisan 1973’te tutuklandı. İşlediği suçlar için ölüm cezası verildi ancak yasa değişikliği nedeniyle cezası sekiz kere ömür boyu hapis cezasına çevrildi.  Birçok kitaba ve filme konu oldu. Halen cezaevindedir. 

 

Durmuş Anuçin – İddiacı Katil 

5 kişiyi öldürdüğü 4 kişiyi gasp ettiği, 1 kişiye tecavüz ettiği ve yağma suçuna karıştığı iddiasıyla 2002 yılında yakalandı ve yargılanmaya başlandı. Verdiği ifadelerde öldürmeye seri katil Ahmet Demirci ile girdiği iddia üzerine başladığını ve bu iddiayı kazandığını söyledi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 2002 yılından itibaren tutuklu olarak yargılanan Durmuş Anuçin’in Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 102. maddesi kapsamında, kesinleşmiş cezasının olmadığı gerekçesiyle tahliye edilme talebini 2011 yılında reddetti.  Hakkında düzenlenen iddianamede, Anuçin’in eylemlerinin bir kısmını para, bir kısmını da zevk için gerçekleştirdiği savunularak, çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek, 4 kez gasp, 4 kez oto hırsızlığı yapmak, 3 kişiyi kaçırmak, 5 kez silahlı tehdit ve sahte ehliyet kullanmak suçlarından 5 kez müebbet ağır hapis cezası ve 109 ile 210 yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması istendi. Anuçin, davanın ilk duruşmasında Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nu öldürdüğünü de iddia etti.

 

William Bonin -8 Ocak 1947 – 23 Şubat 1996 

Genellikle işlediği cinayetlere ait cesetler  Kaliforniya’daki  otoyolun yanında bulunduğu içi “Otoyol Katili” olarak tanındı. Kurbanlarının yaşları çoğunlukla 12 ile 18 arasındadır. Zevk için erkeklere tecavüz edip öldürmüştür.  Öldürme tekniği cinsel saldırılar ve işkencedir. 5 Ocak 1982’de, 10 genç erkeğe tecavüz etmek ve öldürmek suçundan ölüme mahkûm edildi. Hiçbir pişmanlık belirtisi göstermedi. 21 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmekte olan Bonin, 23 Şubat 1996’da Kaliforniya’da zehirli iğne ile infaz edildi.

 

Ayhan Kartal – 1966 – 13 Mart 2000

Tecavüzcü ve çocuk katilidir. İlk suçunu, 1985’te 13 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edip öldürmesi ile işledi. Bir yıl akıl hastanesinde yatıp çıktıktan sonra cinayetlerine devam etti. 1989’da 9 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ettikten sonra öldürdü ve tekrardan akıl hastanesine yatırıldı.

 

H. Holmes Aileen

Chicago Canavarı olarak da bilinmektedir. Kurbanlarının çoğunu, “Cinayet Kalesi” olarak adlandırılan özel inşa edilmiş bir evde öldürdü. Suç ortağını öldürmekten, 7 Mayıs 1896’da idam cezası infaz edildi. Ölmeden önce 27 cinayeti itiraf etti ancak inandırıcı bulunmadı.  200 kişiyi öldürdüğü yönünde söylentiler de bulunmaktadır. 

 

Andrei Cikatilo -16 Ekim 1936 – 14 Şubat 1994

Ukrayna doğumlu Sovyet seri katildir. 1978-1990 yılları arasında kesinleşen 53 cinayet işledi. Cinayetlerinin yanı sıra 50’den fazla kadın ve çocuğu vahşice doğrayıp kanını içti, dillerini ve  mahrem yerlerini  kesip yemesiyle akıllarda kaldı.  20 Kasım 1990’da, son cinayetten iki hafta sonra tutuklandı. 14 Şubat 1994’te kafasına kurşun sıkılarak infaz edildi. 

 

Alexander Pichushkin – 9 Nisan 1974 – …

Rus seri katildir. 49 kişinin cinayetinden sorumlu tutulmaktadır.  İlk cinayetini 27 Temmuz 1992’de 18 yaşındayken işledi. Kurbanlarının kafalarını çekiçle vurarak yarıyor, açılan yarıktan kafalarına vodka şişesi sokuyordu. Başlangıçta bir satranç tahtasındaki kare sayısını tamamlamak için 64 kişiyi öldürmek istediğini söyledi. Daha sonra ifadesini değiştirerek süresiz olarak öldürmeye devam edebileceğini açıkladı. 16 Haziran 2006’da tutuklandı ve 24 Ekim 2007’de 49 cinayet ve 3 cinayete teşebbüsten suçlu bulunarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmaları sırasında, cam bir kafese yerleştirildi.

 

Luis Garavito – 25 Ocak 1957 – …

Kolombiyalı tecavüzcü ve çocuk seri katilidir. 25 Ocak 1957 tarihinde Kolombiya’nın Génova, Quindío şehrinde doğdu. 1999 yılında 172 genç erkeğe tecavüz ve işkence ettikten sonra öldürdüğünü itiraf etti. Yoksul çocuklar veya sokak çocukları hedef aldı.  Yaşları 8 ila 16 arasında değişen çocukları hediyeler ve para ile kandırıyordu. Cezaevinde iken çizdiği haritalar üzerinde belirttiği yerlerde bulunan iskeletler nedeniyle kurban sayısının 300’ün üzerinde olabileceği değerlendirildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde mağdurların uzun süren işkencelere maruz kaldığı anlaşıldı. Dünya’nın en büyük seri katili, olarak tarif edildi.  Yargılama sonucunda toplam 1.853 yıl hapse mahkûm edildi.

 

Tsutomu Miyazaki – 21 Ağustos 1962 – 17 Haziran 2008

Japon seri katil , yamyam , çocuk tecavüzcüsü,  çocuk katili ve nekrofilidir. Hedefinde 4-7 yaş arası kızlar bulunuyordu. Küçük kızları kaçırıp öldürdükten sonra cesetleri ile cinsel ilişkiye girdi. Bir kurbanının elini yiyip kanını içti. Öldürdüğü insanların vücut parçalarını cinayeti anlatan kartpostal yaparak ailelerine gönderdi. Japon medyası tarafından Otaku Katili” olarak adlandırıldı.  1989’da Hachiōji’de tutuklandı, 1997’de ölüme mahkum edildi ve 2008’de asılarak idam edildi. 

Edward Theodore Gein – 27 Ağustos 1906 – 26 Temmuz 1984 

Amerikalı seri katil ve ceset hırsızıdır. Kadın derisinin kendisini kadınsı gösterdiğine inanarak, mezarlardan kadın cesedi çıkarıp derilerini yüzdü. Annesinin defnedildiği mezarlığı ziyaret ederken değişimi başladı. 1954 yılından itibaren cinayet işlemeye başladı. Kurbanlarını annesinin öldüğü yaştaki kadınlardan seçti. Deri işlemesinde profesyonelleşerek meme uçlarından kemer, kafatasından bardak ve bunlara benzer süs eşyaları yapmaya başladı. Plainfield Kasabı olarak anıldı. 1957’de psikolog ve psikiyatristler, onun bir şizofren ve cinsel psikopat olduğunu tespit etti ve yargılamaya ehliyetli görülmedi, akıl hastanesine sevk edildi. 

 

Aileen Wuornos – 29 Şubat 1956 – 9 Ekim 2002 

ABDnin en ünlü kadın seri katillerindendir. Cinsel ilişkiye girdiği bazı kişileri öldürüp cesetlerini ormanda saklamıştır. Bilinen 7 cinayeti vardır. 9 Ekim 2002 Çarşamba günü gerçekleşen idamdan önce “Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim.” diyerek suçunu itiraf etti. Hayatı filmler ve belgesellere konu oldu.

 

Ahmad Suradji  – 10 Ocak 1949- 10 Temmuz 2008

Endonezyalı seri katildir. 1986 ile 1997 yılları arasında 42 kadını öldürdüğünü itiraf etti. Cesetlerle ritüeller yaptı. Ritüelinin bir parçası olarak kurbanlarını bellerine kadar gömerdi ve yüzlerini kendi evinde döndürürdü. Bunun ona daha fazla güç vereceğine inanıyordu. Polise verdiği ifadede, babasının hayaletinin kendisini, mistik bir şifacı olabilmek için 70 ölü genç kadının tükürüğünü içmeye yönlendirdiği bir rüya gördüğünü söylemişti. Dava, 11 Aralık 1997’de başladı,  27 Nisan 1998’de mahkeme kararı açıklandı ve 2008’de idam edildi. Suradji’nin karısı Tumini cinayetlere yardım etmekten ölüm cezasına çarptırıldı, ancak cezası sonra ömür boyu hapse çevrildi.

 

Charles Edmund Cullen -22 Şubat 1960 – ……..

Amerikalı seri katildir.  New Jersey’de 16 yıllık hemşirelik kariyeri boyunca 40 hastayı öldürdüğünü itiraf etti. 1984’ten 2003 yılına kadar 40 yaşlı hastayı reçetesiz ilaçlarla zehirledi.  12 Aralık 2003’te bir restoranda tutuklandı, 2004’te cinayetten suçlu bulundu. 2 Mart 2006’da on bir defa ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Toplamda 18 cinayetten hüküm giydi. Halen hapistedir. Uzmanlar, Cullen’ın 400 ölümden nihai olarak sorumlu olabileceğini tahmin ediyor.

 

Patrick Wayne Kearney – 24 Eylül 1939 – ……….

Amerikalı seri katil , tecavüzcü, yamyam ve nekrofildir. Çöp Poşeti Katili veya Otostopçu Katil olarak da bilinir. 32 homoseksüel erkeği öldürdüğünü itiraf etmiştir. Genç erkek otostopçuları veya gay barlardan genç erkekleri alır ve öldürürdü. Kurbanlarının cesetlerini Kaliforniya otobanında çöp poşetine sararak atmıştır. 1 Temmuz 1977’de yakalandığında, 1962 baharında ilk cinayetini işlediğini itiraf etti. 21 kez müebbet hapse mahkum oldu. Halen hapistedir. 

Dennis Rader – 9 Mart 1945 – ………

BTK Strangler olarak da tanınan Amerikalı seri katildir. Rader kendine BTK adını verdi (bind, torture, kill – bağla, işkence et, öldür) 1974-1991 yılları arasında, Kansas şehir merkezi bölgesinde on kişiyi öldürdü. Polise ve gazetelere cinayetlerin ayrıntılarını açıklayan alaycı mektuplar gönderdi. 2005’te tutuklandı ve suçlamaları kabul etti. Kansas’taki El Dorado Cezaevi’nde on müebbet hapis cezası infaz edilmektedir.

John George Haigh – 24 Temmuz 1909 – 10 Ağustos 1949

İngiliz seri katildir. Asit Banyosu Katili olarak bilinir. 9 kişiyi öldürdüğü söylense de 6 kişinin cinayetinden suçlu bulundu. Öldürdüğü kurbanlarının bedenlerini sülfürik asit içinde eritip, mallarını sahte belgelerle sattı.  Kurbanlarının kanını içtiğini iddia ederek delirdiğini iddia etti ancak jüriyi kendisine inandıramadı.  Ölüm cezasına mahkum oldu ev 10 Ağustos 1949’ta asılarak idam edildi. Bir televizyon dizisine konu oldu.

Tommy Lynn Sells – 28 Haziran 1964 – 3 Nisan 2014

Amerikalı seri katildir. 1885-1999 yılları arasında 70 kişiyi öldürdüğünü açıkladı. 22 cinayet doğrulandı. Hapse ilk kez 16 yaşında girdi. 10 yaşındaki bir kızın odasına zorla girerek  onu bıçaklayıp ölüme tek ettikten sonra yakalandı. Ölüm cezası aldı ve  3 Nisan 2014’da infaz edildi.

 

Paul John Knowles – 17 Nisan 1946 – 18 Aralık 1974

Amerikalı seri katildir. Casanova katili olarak da bilinmektedir. Islahevlerinde büyümüş, 20 kişiyi öldürmüş ancak kendisi 35 kişiyi öldürdüğünü iddia etmiştir. En bilinen kurbanı 65 yaşında boğularak öldürdüğü yaşlı bir insandı. 

 

Joseph Roy Metheny (2 Mart 1953 – 5 Ağustos 2017)

Baltimore, Maryland bölgesinden Amerikalı bir seri katil ve tecavüzcüydü. Kendisini seri katil ilan etmesine ve 13 kişiyi öldürdüğünü iddia etmesine rağmen, iki cinayetten mahkum oldu. Ölüm cezası daha sonra müebbet hapis cezasına çevrildi. Yeterli kanıt bulunamadığı için diğer cinayetlerden hüküm giymedi. 1997 yılında maktullerden Kemper’in davasında yargılandı ve adam kaçırma ve cinsel saldırıya teşebbüsten 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak cinayete teşebbüsten beraat etti. Spicer’ı öldürmek suçundan 1998 yılında ölüm cezasına çarptırıldı. Cezanın verildiği duruşmada, cinayetleri, hoşlandığı için işlediğini ve sarhoş olduğunu iddia ederek itiraflarda bulundu. Kurbanlarını doğradıktan sonra yol kenarındaki bir barbekü standında müşterilere servis yaptığını söyledi ama bu iddia doğrulanamadı. Avukatları, onun çocukken ihmal edildiğini, babasının bir alkolik olduğunu ve altı yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini, annesinin de ev dışında çift vardiya çalışırken altı çocuğunu ihmal ettiğini açıkladılar. 5 Ağustos 2017 tarihinde cezaevinde iken öldü.

Bilgi Edinme Hakkı

0

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile getirilmiş modern haklardandır. Kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin usul ve esasları düzenleyen yasal düzenleme ülkemizde henüz yenidir. Resmi devlet kurumları başta olmak üzere belli kurumsal standartları yerine getiren özel sektör firmalarının bile meslek sırrı ve kişisel bilgi harici genel konularda açıklama yapılmasını istedikleri her türlü ürün ve hizmet esaslı konuyla ilgili olarak kişilerin, kurumların tüzel kişilikleriyle muhatap olabilmelerini sağlayan, ilgili kanun kapsamında ücretsiz verilen hizmettir. Kamu kurumlarının yasa kapsamında vereceği bilgiler zorunlu olup istenen bilgilerin verilmemesi cezai sorumluluk gerektirmektedir.

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

0

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından 4 Kasım 1999 tarihinde Strazburg’da kabul edilerek Fransızca ve İngilizce dillerinde hazırlanan metinler imzalanmıştır. Sözleşmenin imzasından birkaç yıl sonra, benzer prensipleri kabul eden Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Sözleşme,10 Aralık 2003’te imzalanmıştır.

Avrupa Sözleşmesinin uygulanması ve denetiminin “Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu(GRECO) tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştır.

Türkiye, yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur. Avrupa dışındaki ülkelere de açık olan GRECO’nun sonradan gelen katılımlarla üye sayısı 50’ye ulaşmıştır.

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 4852 Sayılı Kanun 17 Nisan 2003 günü mecliste kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 24 Nisan 2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun GEREKÇESİ Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası alandaki işbirliğinin önemi dikkate alınarak ve toplumun her kesiminde ortaya çıkabilecek yolsuzluğun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları, hakkaniyet ve sosyal adalet için ciddî bir tehdit oluşturduğu, ekonomik gelişmeyi engellediği gerçeği gözönünde bulundurularak hazırlanmıştır. Sözleşme, iş dünyasında ceza hukukunun kapsamına girmeyen fiilleri düzenlemekte, yolsuzluk nedeniyle zarar gören kişilerin yararına iç hukukta etkin tedbirler alınmasını öngörmektedir. Bu konuda, üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyi tarafından çeşitli tarih ve düzeylerde kabul edilmiş karar ve belgelere de atıfta bulunmak suretiyle, özel hukuk ilişkilerinde ortaya çıkabilecek yolsuzluk fiillerinin, cezaî yaptırımlardan ziyade, özel hukuk ilişkilerinin kabul edilen evrensel norm ve yaptırımları çerçevesinde engellenmesini öngörecek düzenlemeler getirmektedir. 

[/box]

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

Strazburg, 4.11.1999
GİRİŞ

Bu Sözleşme’ye imza atan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, diğer Devletler ve Avrupa Topluluğu, Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak,

Yolsuzluğa karşı mücadelede uluslar arası işbirliğinin öneminin bilincinde olarak,

Yolsuzluk olgusunun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları, hakkaniyet ve sosyal adalet için ciddi bir tehdit oluşturduğunun, ekonomik gelişmeyi engellediğinin ve piyasa ekonomilerinin düzgün ve dürüst işlemelerini tehlikeye koyduğunun altını çizerek,

Yolsuzluğun bireyler, Devlet kurumları, uluslar arası kuruluşlar ve şirketler için menfi sonuçlarını teyit ederek,

Özellikle zarar görmüş kişilere hakkaniyete uygun bir tazminat sağlanması için yolsuzlukla mücadelede özel hukukun katkı sağlamasının önemine kani olarak,

19 uncu (Malta 1994), 21 inci (Çek Cumhuriyeti 1997) ve 22 inci (Moldova 1999) Avrupa Adalet Bakanları Konferanslarının sonuçlarını ve kararlarını hatırda tutarak,

Kasım 1996’da Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Eylem Programını gözönünde bulundurarak,

Aynı şekilde, Şubat 1997’de Bakanlar Komitesi tarafından onaylanan, yolsuzluk fiilleri neticesinde zarara uğrayan kişilerin zararlarının tazminine ilişkin hukuk davaları hakkında bir sözleşmenin hazırlanması imkanına dair çalışma göz önünde bulundurularak,

Bakanlar Komitesi’nin Kasım 1997’deki 101 inci oturumunda kabul edilen Yolsuzlukla Mücadelede 20 Temel İlke başlıklı (97)24 sayılı Karar’ı, Bakanlar Komitesi’nin Mayıs 1998’de 102 inci oturumunda kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’nu kuran kısmi ve genişletilmiş Anlaşma ve 1 Mayıs 1999’da kabul edilen GRECO’yu kuran (99)5 sayılı Karar’ı göz önünde bulundurularak,

Ekim 1997’de Strazburg’daki 2 inci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sırasında kabul edilen Sonuç Belgesi ve Eylem Planı hatırda tutularak,

Aşağıdaki gibi anlaşmışlardır.

BÖLÜM I – Ulusal seviyede alınacak önlemler

Madde 1 – Amaç

Taraflar kendi iç hukuklarında, tazminat elde edebilme imkanı da dahil olmak üzere, yolsuzluk fiili neticesinde zarar görmüş bir şahsın haklarını ve çıkarlarını savunmak üzere etkili başvuru yollarını öngörürler.

Madde 2 – Yolsuzluğun tanımı

Bu sözleşmenin amaçlarına uygun olarak “yolsuzluk” tabirinden, bir görevin olağan ifasına ya da haksız bir komisyondan veya hak edilmemiş bir yarardan veya böyle bir hak edilmemiş yarar vaadinden fayda sağlayanın, lazım gelen davranışına etki eden haksız bir komisyonun veya diğer hak edilmemiş bir yararın veya böyle bir yararla ilgili vaadin doğrudan ya da dolaylı olarak talep edilmesi, sunulması, verilmesi ya da kabul edilmesi anlaşılır.

Madde 3 – Zararların tazmini

1. Taraflar kendi iç hukuklarında yolsuzluk fiilinden dolayı zarara uğramış şahısların bu zararın tümünün tazmini amacıyla dava açmalarını öngörürler.

2. Bu tazminat, yoksun kalınan kazanç ve mameleke ilişkin uğranılan zararlar ile mamalek dışı
zararları da kapsayabilir.

Madde 4 – Sorumluluk

1. Taraflar aşağıdaki şartların bir araya gelmesi halinde zararın tazmin edilmesini kendi iç hukuklarında öngörürler:

i)davalının yolsuzluk fiilini işlemesi veya yolsuzluk fiiline izin vermesi veya yolsuzluk fiilinin işlenmesini önlemek için makul önlemlerden imtina etmesi;

ii)davacının bir zarara uğraması; ve

iii)yolsuzluk fiili ile zarar arasında bir illiyet bağının bulunması.

2. Taraflar kendi iç hukuklarında birden fazla davalının aynı yolsuzluk fiilinden sorumlu olmaları  halinde, müteselsilen sorumlu olacaklarını öngörürler.

Madde 5 – Devletin sorumluluğu

Taraflar kendi iç hukuklarında, kamu görevlilerinden birinin görevlerinin ifasından dolayı işlediği bir yolsuzluk fiilinden dolayı zarara uğrayan şahısların bu zararlarının, Taraf Devletin veya Taraf bir Devlet değil ise bu Tarafın yetkili makamları tarafından tazmin edilmesini talep etmelerini sağlayacak uygun düzenlemeleri yapacaklardır.

Madde 6 – Müterafik Kusur

Taraflar, zararın meydana gelmesinde veya ağırlaşmasında davacının kusuru olması durumunda, koşulları da dikkate alarak, tazminatta indirim yapılmasını veya tazminatın reddedilmesini öngören iç hukuk düzenlemelerini öngörürler.

Madde 7 – Süreler

1. Taraflar kendi iç hukuklarında zararın tazmininin, zarar gören şahsın zarardan veya yolsuzluk fiilinden ve sorumlu şahsın kimliğinden haberdar olmasının veya makul süre içerisinde zarardan haberdar olabilmesinin bitiminden itibaren üç yıllık bir sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğramasını öngörürler. Her durumda, yolsuzluk fiilinin işlendiği tarihten başlamak üzere en az on yıllık bir sürenin bitiminden sonra bu dava açılamaz.

2. Taraf Devletlerin sürelerin durmasını veya kesilmesini düzenleyen hukuk kuralları, gerektiğinde birinci paragraftaki sürelere de uygulanır.

Madde 8 – Sözleşmelerin geçerliliği

1. Taraflar kendi iç hukuklarında, konusu yolsuzluk işlemi olan her sözleşmenin veya bir sözleşmenin yolsuzluk işlemi olan her hükmünün yoklukla malul olduğunu öngörürler.

2. Taraflar kendi iç hukuklarında, rızalarının bir yolsuzluk fiili ile geçersiz kılındığı her sözleşen tarafın, mahkemeden tazminat talep etme haklarına halel getirmeden, bu sözleşmenin iptalini talep edebilmesini öngörürler.

Madde 9 – Görevlerin korunması

Taraflar kendi iç hukuklarında, iyi niyetle ve makul şüpheler temelinde, yolsuzluk fiillerini sorumlu kişi ya da makamlara ihbar eden görevlilere karşı doğrulanmamış her türlü haksız yaptırımın uygulanmaması amacıyla uygun bir koruma sağlamayı öngörürler.

Madde 10 – Bilançonun düzenlenmesi ve hesapların denetimi

1. Taraflar kendi iç hukuklarında şirketlerin yıllık hesaplarının açıklıkla düzenlenmesi ve bunların şirketin mali durumunun doğru bir görünümünü vermesi için gerekli önlemleri alırlar.

2. Yolsuzluk fiillerinin işlenmesini önlemek amacıyla Taraflar, yıllık hesapların şirketin mali durumunun doğru bir görünümünü verdiğini, hesapların denetimiyle görevli şahıslar vasıtasıyla güvence altına alındığını iç hukuklarında öngörürler.

Madde 11 – Delillerin elde edilmesi

Taraflar kendi iç hukuklarında, yolsuzluk fiili ile ilgili bir hukuk davası çerçevesinde, delillerin elde edilmesi için etkin usul kurallarını öngörürler.

Madde 12 – İhtiyati tedbirler

Taraflar kendi iç hukuklarında, yolsuzluk fiili ile ilgili hukuk davaları sırasında tarafların hak ve çıkarlarını koruma amacıyla ihtiyati hukuki tedbirleri öngörürler.

BÖLÜM II – Uluslar arası işbirliği ve uygulamanın takibi

Madde 13 – Uluslar arası işbirliği

Taraflar yolsuzluk olayları ile ilgili hukuk davalarına ilişkin sorunlarda, özellikle tebligatlara, yabancı ülkedeki delillerin elde edilmesine, yetkiye, yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizine ve mahkeme harçlarına ilişkin olarak, taraf oldukları hukuki ve ticari alanlardaki uluslar arası işbirliğine ilişkin yürürlükteki uluslar arası belgeler ile birlikte kendi iç hukuk belgelerine göre etkin biçimde işbirliğine giderler.

Madde 14 – Takip

Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) bu Sözleşme’nin Taraflarca uygulanmasının takibini sağlar.

BÖLÜM III – Nihai hükümler

Madde 15 – İmza ve yürürlüğe giriş

1. Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin ve hazırlanmasına katılan üye olmayan Devletlerle Avrupa Topluluğu’nun imzasına açıktır.

2. Bu Sözleşme onama, kabul ve tasdike sunulacaktır. Onama, kabul veya tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

3. Bu Sözleşme ondört Devletin 1 inci paragraf hükümleri uyarınca Sözleşme’yle bağlı oldukları yolundaki muvafakatlerini ifade ettikleri tarihin bitiminden sonraki üç ayı takip eden ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir. Onama, kabul veya tasdik anında Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’na üye olmayan herhangi bir imzacı, Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği gün kendiliğinden bu gruba üye olacaktır.

4. Sözleşme’yle bağlı olduğu yolundaki muvafakatini bilahare ifade edecek olan her imzacı için Sözleşme, 1 inci paragraf hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduğu yolundaki muvafakatini bildirdiği tarihten üç ay sonraki ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir. Onay, kabul ve uygun bulma anında Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’na üye olmayan her imzacı, Sözleşme’nin kendisi için yürürlüğe girdiği gün bu Gruba kendiliğinden üye olacaktır.

5. Avrupa Topluluğu’nun Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’na iştirakine ilişkin özel koşullar Avrupa Topluluğu ile ortak bir anlaşmanın ihtiyacı halinde belirlenecektir.

Madde 16 – Sözleşmeye katılım

1. Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Sözleşme’nin taraflarına danıştıktan sonra, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılmamış bütün üye olmayan Devletleri, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20/d maddesinde öngörülen çoğunluk kararıyla ve Bakanlar Komitesi’nde temsil edilmeye hakkı olan Tarafların temsilcilerinin oy birliğiyle, bu Sözleşme’ye katılmaya davet edebilecektir.

2. Katılan her Devlet için, Sözleşme katılım belgesinin avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdiinden sonrasını takip eden üç aylık sürenin bitimindeki ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir. Her katılan Devlet, katılım anında üye değilse GRECO’ya bu Sözleşme’nin kendileri için yürürlüğe girdiği gün kendiliğinden üye olacaktır.

Madde 17 – Çekinceler

Bu Sözleşme’nin düzenlemelerine hiçbir çekince kabul edilemez.

Madde 18 – Bölgesel uygulama

1. Her Devlet ve Avrupa Topluluğu, imza veya onay, kabul, tasdik veya katılım belgesinin tevdii sırasında bu Sözleşme’nin uygulanacağı bölge ya da bölgeleri belirleyebilir.

2. Taraflar, daha sonraki bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacakları bir bildirimle, bildirimde belirlediği diğer bir bölge için bu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden üç ayın bitimindeki ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3. Daha önceki iki paragraf uyarınca yapılmış olan, her bölgeyle ilgili olarak yapılan bildirimler Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelik olarak yapılacak ihbar ile geri çekilebilecektir. Geri çekme, anılan ihbarın Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden üç ayın bitimindeki ayın ilk günü hüküm doğuracaktır.

Madde 19 – Diğer sözleşme ve anlaşmalarla ilişki

1. Bu Sözleşme özel sorunları düzenleyen çok taraflı uluslararsı sözleşmelerden kaynaklanan hak ve zorunluluklara halel getirmez.

2. Sözleşme Tarafları, aralarında bu Sözleşme’yle ilgili sorunları düzenleyen ikili ya da çok taraflı anlaşmaları, bu Sözleşme’nin düzenlemelerini tamamlamak ya da kuvvetlendirmek veya ilgili olduğu konulardaki ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak ya da bu Sözleşme’nin amaç ve ilkelerine halel getirmeksizin, konuyla ilgili, bu Sözleşme’nin imzaya açılışı sırasında zorlayıcı özel bir sistem çerçevesinde akdedebilirler.

3. İki ya da daha fazla Tarafın, daha önceden bu Sözleşme’yle ilgili düzenlenen bir konuda bir anlaşma ya da sözleşme akdetmeleri ya da bu konuyla ilgili olarak ilişkilerini bir başka şekilde düzenlemeleri durumunda, bu Sözleşme yerine anılan anlaşma ya da sözleşmeyi uygulamaya yetkilidirler.

Madde 20 – Değişiklikler

1. Bu Sözleşme’yle ilgili değişiklikleri bütün Taraflar teklif edebilir ve her talep Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Avrupa Konseyi üyesi ülkelere ve 16 ncı maddedeki düzenlemeler doğrultusunda bu Sözleşme’ye katılan veya katılmaya davet edilen her üye olmayan Devlete ve Avrupa Topluluğu’na iletilir.

2. Taraflardan biri tarafından teklif edilen her değişiklik, bu teklifi kendi görüşü ile birlikte Bakanlar Komitesi’ne sunacak olan “Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi” ( Comité Européen de Coopération)’ne iletilir.

3. Bakanlar Komitesi teklif edilen değişikliği ve Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi ( CDCJ) tarafından sunulan görüşü inceler ve Avrupa Konseyi üyesi olmayan bu Sözleşme’ye Taraflarla da istişareden sonra değişikliği kabul edebilir.

4. Bu maddenin 3 üncü paragrafına uygun olarak Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen her değişiklik metni kabulleri için Taraflara iletilir.

5. Bu maddenin 3 üncü paragrafına uygun olarak kabul edilen her değişiklik Tarafların tamamının onu kabul ettiklerini Genel Sekreter’e bildirmelerinden otuz gün sonra yürürlüğe girer.

Madde 21 – İhtilafların hali

1. Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi (CDCJ) bu Sözleşme’nin yorumlanması ve uygulanmasından bilgi
sahibi edilecektir.

2. Bu Sözleşme’nin yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin olarak Taraflar arasında ihtilaf bulunması halinde, ihtilafı aralarındaki ortak bir anlaşma çerçevesinde görüşme yoluyla veya Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi’ne, ihtilaf halindeki Tarafları alacağı kararlarla bağlayacak olan bir hakem mahkemesine ya da Uluslar arası Adalet Divanı’na götürmek de dahil olmak üzere, kendi seçtikleri diğer bir barışçı vasıtayla halletmeye çalışacaklardır.

Madde 22 – Vazgeçme bildirimi

1. Taraflar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacakları bir tebligat ile her zaman bu Sözleşme’den vazgeçtiklerini bildirebilirler.

2. Vazgeçme bildirimi, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından itibaren geçen üç ayın başlangıcındaki ayın birinci günü etki doğuracaktır.

Madde 23 – Tebligatlar

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bütün Avrupa Konseyi üyesi Devletlere ve bu Sözleşme’ye katılmış Bütün Devletlere:

a) bütün imzalamaları;
b) bütün onama, kabul, tasvip ve katılım belgelerinin tevdiini;
c) 15 ve 16 ncı maddelerine uygun olarak bu Sözleşme’nin bütün yürürlüğe giriş tarihlerini;
d) bu Sözleşme ile ilgili diğer bütün fiil, bildirim ve iletişimleri, tebliğ edecektir.

Bu konuda gereğince yetkili kılınmış aşağıda imzası bulunanlar bu Sözleşme’yi imzalamışlardır.

Bu Sözleşme, Fransızca ve İngilizce dillerinde ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strazburg’da 4 Kasım 1999 tarihinde yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bu nüshanın onaylı bir örneğini bütün Avrupa Konseyi üyesi Devletlere, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılmış üye olmayan Devletlere, Avrupa Topluluğu’na ve ona katılmaya davet edilmiş bütün Devletlere gönderecektir.

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası

0
Özbekistan anayasası

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edilmiş, Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.

Özbekistan’ın dünya haritasındaki yeri

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 

BAŞLANGIÇ

Özbekistan halkı,

İnsan haklarına ve devlet egemenliği ilkelerine bağlılığını görkemli bir şekilde ilan ederek,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında büyük bir sorumluluk hissederek, Özbek devletçiliğinin gelişiminin tarihi tecrübesine dayanarak, Demokrasi ve sosyal adalet ilkelerine sadık kaldığını doğrulayarak, Uluslararası hukukun evrensel normlarının üstünlüğünü tanıyarak, Cumhuriyet vatandaşlarının onurlu yaşamını sağlamaya çalışarak, Hümanist, demokratik hukuk devletinin oluşumunu amaç edinerek, Toplumsal barış ve milli birliğin sağlanması amacıyla, Yetkili temsilciler aracılığıyla

Özbekistan Cumhuriyetinin bu Anayasasını kabul eder.

Özbekistan-Taşkent

1.KISIM
 TEMEL İLKELER
BİRİNCİ BÖLÜM
DEVLET EGEMENLİĞİ

Madde 1

Özbekistan egemen demokratik Cumhuriyettir. Devletin adı olan “Özbekistan Cumhuriyeti” ve “Özbekistan” terimleri eş anlamlıdır.

Madde 2

Devlet halk iradesini ifade eder, onun çıkarlarına hizmet eder. Devlet organları ve yetkililer, toplum ve vatandaşlar karşısında sorumludurlar.

Madde 3

Özbekistan Cumhuriyeti, milli devlet ve idari-mülki yapısını, devlet iktidarı ve yürütme organlarını belirler, kendi iç ve dış politikasını yürütür.

Özbekistan ülkesi ve sınırı, dokunulmaz ve bölünmezdir.

Madde 4

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet dili Özbek dilidir.

Özbekistan Cumhuriyeti kendi ülkesinde yaşayan millet ve halkların dil, adet ve geleneklerine saygı gösterir, onların gelişmesine ortam hazırlar.

Madde 5

Özbekistan Cumhuriyeti kendi Devlet sembollerine, kanunla onaylanmış Bayrak, Arma ve Marşına sahiptir.

Madde 6

Özbekistan Cumhuriyetinin başkenti – Taşkent şehridir.

İKİNCİ BÖLÜM
HALK HAKİMİYETİ

Madde 7

Halk, devlet hakimiyetinin tek kaynağıdır.

Özbekistan Cumhuriyetinde devlet hakimiyeti halkın çıkarları doğrultusunda ve sadece Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve bu Anayasa temelinde kabul edilmiş mevzuatla yetkili kılınmış organlar tarafından gerçekleştirilir.

Devlet iktidarına el koyma, devlet organlarının işleyişini Anayasada öngörülmeyen yollarla durdurma ve sona erdirme, yeni ve paralel iktidar yapıları oluşturma, Anayasaya aykırıdır ve kanunlarla sorumluluk getirir.

Madde 8

Özbekistan halkı, milliyetine bakılmaksızın Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşur.

Madde 9

Devlet ve toplumsal yaşamın çok önemli konuları genel halk oylaması (referandum) yoluyla halkın görüşüne sunulur. Referandum şekli kanunla belirlenir.

Madde 10

Özbekistan halkı adına sadece, halk tarafından seçilmiş Âli Meclis ve Cumhurbaşkanı hareket edebilir.

Toplumun her hangi bir kesimi, siyasi partiler, toplumsal birlikler, akımlar veya kişiler Özbekistan halkı adına hareket edemez.

Madde 11

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet hakimiyeti sistemi yasama, yürütme ve yargı ayrılığı ilkesine dayanır.

Madde 12

Özbekistan Cumhuriyetinde toplumsal yaşam, siyasi kurumların, ideolojilerin ve görüşlerin çoğulculuğu temelinde gelişir.

Herhangi bir ideoloji, devlet ideolojisi olarak belirlenemez.

Madde 13

Özbekistan Cumhuriyetinde demokrasi; insan, onun yaşamı, özgürlüğü, şerefi, onuru ve diğer ayrılmaz hakların en yüksek değer kabul edildiği evrensel ilkelere dayanır.

Demokratik hak ve özgürlükler Anayasa ve kanunlarla korunur.

Madde 14

Devlet faaliyetlerini, insan ve toplumun çıkarları doğrultusunda sosyal adalet ve kanunilik ilkeleri üzerinde kurar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ANAYASA VE KANUNLARIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Madde 15

Özbekistan Cumhuriyetinde, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarının üstünlüğü istisnasız tanınır.

Devlet, onun organları, yetkililer, toplumsal birlikler, vatandaşlar, Anayasa ve kanunlara uygun olarak faaliyet gösterir.

Madde 16

Bu Anayasanın hiçbir maddesi, Özbekistan Cumhuriyetinin hak ve çıkarlarının ihlali doğrultusunda yorumlanamaz.

Hiçbir kanun veya diğer normatif hukuk düzenlemeleri, Anayasanın norm ve ilkelerine aykırı olamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
DIŞ POLİTİKA

Madde 17

Özbekistan Cumhuriyeti uluslararası ilişkilerde eşit haklara sahiptir. Onun dış politikası; devletlerin egemen eşitliği, kuvvet kullanmama veya tehdit etmeme, sınırların dokunulmazlığı, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü, başka devletlerin iç işlerine karışmama ve uluslararası hukukun evrensel ilke ve normlarına dayanır.

Özbekistan Cumhuriyeti, devlet ve halkın yüksek çıkarları, refahı ve güvenliği amacıyla devletlerarası birliklere ve diğer devletlerarası oluşumlara girebilir ve bunlardan çıkabilir.

2.KISIM
İNSAN VE VATANDAŞ
TEMEL HAK, ÖZGÜRLÜK VE ÖDEVLERİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER

Madde 18

Özbekistan Cumhuriyetinin tüm vatandaşları, cinsiyet, ırk, milliyet, dil, din, sosyal köken, inanç, şahsi ve toplumsal durumuna bakılmaksızın eşit hak ve özgürlüklere sahiptirler ve kanun önünde eşittirler.

Ayrıcalıklar sadece kanunla getirilebilir ve sosyal adalet ilkelerine uygun olmalıdır.

Madde 19

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı ve devlet, karşılıklı hak ve sorumluluklara sahiptir. Anayasa ve kanunlarla tespit edilen vatandaş hak ve özgürlükleri ayrılmaz olup, yargılama yapılmaksızın hiç kimse onları kaldıramaz veya sınırlayamaz.

Madde 20

Vatandaş hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini, devletin ve toplumun kanuni çıkarlarını ihlal etmemelidir.

ALTINCI BÖLÜM
VATANDAŞLIK

Madde 21

Özbekistan Cumhuriyetinde ülke genelinde tek vatandaşlık kabul edilir.

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlığı, edinme esasına bakılmaksızın herkes için eşittir.

Karakalpakistan Cumhuriyeti vatandaşı, aynı zamanda Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesinin esasları ve şekli kanunla belirlenir.

Madde 22

Özbekistan Cumhuriyeti, gerek ülkesinde, gerekse sınırları dışında kendi vatandaşlarına hukuki yardım ve himayeyi güvence altına alır.

Madde 23

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde bulunan yabancılar ve vatandaşlığı olmayanlar, uluslararası hukuk normlarına uygun olarak hak ve özgürlüklere sahiptirler.

Onlar Anayasa, kanunlar ve Özbekistan Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla belirlenen yükümlülükler taşırlar.

YEDİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

Madde 24

Yaşam hakkı her insanın ayrılmaz hakkıdır. Onun ihlali çok ağır bir suçtur.

Madde 25

Herkes özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir. Hiç kimse kanunlara aykırı olarak tutuklanamaz veya gözaltında tutulamaz.

Madde 26

Suç işlemekle itham olunan herkes, tüm savunma olanakları sağlanarak yapılan açık yargılama sonucunda suçluluğu sabit oluncaya kadar, suçsuz sayılır.

Hiç kimse işkenceye, şiddete, diğer zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı muameleye maruz bırakılamaz.

Hiç kimse kendi rızası olmaksızın tıbbi ve bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

Madde 27

Herkes şeref ve onuruna saldırıya, özel hayatına yapılan müdahaleye karşı korunma ve konut dokunulmazlığı hakkına sahiptir.

Hiç kimse, kanunda öngörülen durumlar ve koşullar dışında, konuta giremez, arama veya inceleme yapamaz, yazışma ve telefon konuşmalarının gizliliğini ihlal edemez.

Madde 28

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı, kanunla belirlenen sınırlamalar hariç, Cumhuriyet sınırları içinde serbest dolaşma, Özbekistan Cumhuriyetine giriş ve çıkış yapma hakkına sahiptir.

Madde 29

Herkes düşünce, ifade ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Herkes, anayasal düzene karşı olmayan ve kanunla öngörülen diğer sınırlamalar dışında, her türlü bilgiyi arama, elde etme ve yayma hakkına sahiptir.

Düşünce özgürlüğü ve onun ifadesi, devlet ve diğer sırlar gerekçesiyle kanunlarla sınırlandırabilir.

Madde 30

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet organları, toplumsal birlikleri ve yetkili kişiler, vatandaşlara, kendi hak ve çıkarlarını ilgilendiren belgeleri, kararları ve diğer evrakları inceleme olanağı sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 31

Herkesin vicdan özgürlüğü güvence altına alınır. Herkes, her hangi bir dine inanma veya hiçbir dine inanmama hakkına sahiptir. Dini görüşlerin zorla aşılanması yasaktır.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
SİYASİ HAKLAR

Madde 32

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları gerek doğrudan, gerekse temsilcileri aracılığıyla toplum ve devlet yönetimine katılma hakkına sahiptirler. Böyle bir katılım, yerel yönetim aracılığıyla, referandum yapılmasıyla ve devlet organlarının demokratik oluşumu yoluyla gerçekleştirilir.

Madde 33

Vatandaşlar toplumsal etkinliklerini, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarına uygun olarak, mitingler, toplantılar ve gösteriler şeklinde gerçekleştirme hakkına sahiptirler. İdari organlar bu etkinlikleri sadece, esaslı güvenlik düşüncesiyle durdurma veya yasaklama hakkına sahiptirler.

Madde 34

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları sendikalarda, siyasi partilerde ve diğer toplumsal birliklerde birleşme ve kitlesel hareketlere katılma hakkına sahiptirler.

Hiç kimse siyasi partilerde, toplumsal birliklerde, kitlesel hareketlerde ve temsili yönetim organlarında muhalif azınlığı oluşturan kişilerin hak, özgürlük ve onurlarını ihlal edemez.

Madde 35

Herkes tek başına veya diğer kişilerle birlikte, yetkili organlara, kurumlara veya halk temsilcilerine dilekçe, teklif ve şikayet başvurusu yapma hakkına sahiptir.

Dilekçe, teklif veya şikayet, yasayla öngörülen usul ve süre içinde incelenmelidir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

Madde 36

Herkes mülkiyet hakkına sahiptir.

Banka hesaplarının gizliliği ve miras hakkı kanunla güvence altına alınır.

Madde 37

Herkes çalışma, özgürce iş seçme, adil çalışma koşulları ve kanunla belirlenmiş işsizlik güvencesi hakkına sahiptir.

Mahkeme hükmüyle belirlenmiş cezanın infazı, yahut kanunla belirlenmiş diğer durumlar dışında zorla çalıştırma yasaktır.

Madde 38

Ücretli işçiler, ücretli tatil hakkına sahiptirler. Çalışma ve ücretli izin süreleri kanunla belirlenir.

Madde 39

Herkes, yaşlılık, iş gücü kaybı, ayrıca ailenin geçimini sağlayan kişinin kaybı ve kanunla öngörülmüş diğer hallerde sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

Emeklilik maaşı, ödenek ve diğer sosyal yardım türleri resmi olarak belirlenen asgari geçim düzeyinden aşağı olamaz.

Madde 40

Herkes nitelikli sağlık hizmetinden yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 41

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Devlet, ücretsiz genel eğitimi güvence altına alır.

Eğitim, devletin denetimi altındadır.

Madde 42

Herkesin bilimsel ve teknik yaratıcılık özgürlüğü, kültürel değerleri kullanma hakkı güvence altına alınır.

Devlet toplumun kültürel, bilimsel ve teknik gelişimine özen gösterir.

ONUNCU BÖLÜM
İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN GÜVENCELERİ

Madde 43

Devlet, Anayasa ve kanunlarla düzenlenen vatandaş hak ve özgürlüklerini sağlar.

Madde 44.

Herkese, hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması ve devlet organlarının, yetkililerin ve toplumsal birliklerin yasa dışı hareketlerinden dolayı mahkemeye başvurma hakkı sağlanır.

Madde 45

Reşit olmayanların, fiili ehliyetsiz olanların ve kimsesiz yaşlıların hakları devletin koruması altındadır.

Madde 46

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptirler.

ONBİRİNCİ BÖLÜM
VATANDAŞLARIN ÖDEVLERİ

Madde 47

Tüm vatandaşlar Anayasada kendileri ile ilgili ödevleri yerine getirirler.

Madde 48

Vatandaşlar, Anayasa ve kanunlara uymak ve diğer kişilerin hak, özgürlük, şeref ve onuruna saygı göstermekle yükümlüdürler.

Madde 49

Vatandaşlar, Özbekistan halkının tarihi, manevi ve kültürel mirasını korumakla yükümlüdürler.

Kültür anıtları devletçe korunur.

Madde 50

Vatandaşlar, çevreye özenli davranmakla yükümlüdürler.

Madde 51

Vatandaşlar, kanunla belirlenen vergi ve yerel resimleri ödemekle yükümlüdürler.

Madde 52

Özbekistan Cumhuriyetini savunma, Özbekistan Cumhuriyetinin her bir vatandaşının borcudur. Vatandaşlar, kanunla belirlenmiş şekilde askeri veya alternatif hizmet yapmakla yükümlüdürler.

3.KISIM
TOPLUM VE BİREY
ONİKİNCİ BÖLÜM
TOPLUMUN EKONOMİK TEMELLERİ

Madde 53

Özbekistan’ın, piyasa ilişkilerinin gelişmesine yönelik ekonomisinin temelini, değişik mülkiyet türleri oluşturur. Devlet tüketici haklarının üstünlüğünü, tüm mülkiyet türlerinin eşitliğini ve hukuki korunmasını dikkate alarak ekonomik faaliyet, girişimcilik ve çalışma özgürlüğünü güvence altına alır.

Özel mülkiyet, diğer mülkiyet türleri ile birlikte dokunulmazdır ve devlet tarafından korunur. Malik, sadece kanunla belirlenen durum ve şekillerde mülkiyetinden yoksun bırakılabilir.

Madde 54

Malik, sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbest iradesiyle sahiplik, zilyetlik ve intifa hakkını gerçekleştirir. Malvarlığının kullanılması ekolojik çevreye zarar vermemeli, vatandaşların, tüzel kişilerin ve devletin hak ve kanuni çıkarlarını ihlal etmemelidir.

Madde 55

Toprak, onun altı, sular, bitki ve hayvanlar âlemi ve diğer doğal kaynaklar milli servet sayılır, verimli şekilde kullanılır ve devlet tarafından korunur.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TOPLUMSAL BİRLİKLER

Madde 56

Özbekistan Cumhuriyetinde toplumsal birlikler, devlet tarafından kanunlarla düzenlenmiş şekilde kayda alınan sendikalar, siyasi partiler, bilim adamları birlikleri, kadın örgütleri, gazi ve gençlik örgütleri, yaratıcı birlikler, kitlesel hareketler ve diğer vatandaş birlikleridir.

Madde 57

Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirme amacını güden; Cumhuriyetin egemenliği, toprak bütünlüğü ve güvenliğini, vatandaşların anayasal hak ve özgürlüklerine kaşı çıkan; savaş ve sosyal, milli, ırki ve dini düşmanlık propagandası yapan; halkın sağlığı ve ahlakını zedeleyen; siyasi partilerin ve onlara eşit toplumsal birliklerin, ayrıca silahlı oluşumların, milli ve dini esaslara dayalı siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri yasaktır.

Gizli dernek ve birliklerin kurulması yasaktır.

Madde 58

Devlet, toplumsal birliklerin hak ve kanuni çıkarlarının gözetilmesini sağlar, toplumsal yaşama katılmaları için onlara eşit hukuki olanaklar oluşturur.

Toplumsal birliklerin, devlet organları ve yetkili kişilerin faaliyetlerine müdahale etmesi gibi, Devlet organlarının ve yetkili kişilerin de, toplumsal birliklerin faaliyetlerine müdahale etmesi yasaktır.

Madde 59

Sendikalar, işçilerin sosyal ve ekonomik hak ve çıkarlarını ifade eder ve korur. Sendika üyeliği serbest iradeye bağlıdır.

Madde 60

Siyasi partiler, çeşitli sosyal sınıf ve grupların siyasi iradesini ifade eder ve demokratik yolla seçtiği temsilcileri aracılığı ile devlet organlarının oluşumuna katılır. Siyasi partiler kanunla belirlenen şekilde Âli Meclise veya onun yetkili kıldığı organa kendi faaliyetlerinin finansman kaynakları ile ilgili açık rapor sunmakla yükümlüdür.

Madde 61

Dini kurumlar ve örgütler devletten ayrıdır ve kanunlar önünde eşittir. Devlet, dini kurumların faaliyetine müdahalede bulunmaz.

Madde 62

Toplumsal birliklerin faaliyetlerine son verilmesi, yasaklanması veya faaliyetlerinin sınırlandırılması sadece mahkeme kararı ile mümkündür.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
AİLE

Madde 63

Aile, toplumun temel çekirdeğidir, toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.

Nikah, tarafların serbest rızası ve hak eşitliğine dayanır.

Madde 64

Ebeveynler evlatlarına reşit oluncaya kadar bakmak ve eğitmekle yükümlüdürler.

Devlet ve toplum, yetim çocukların ve ebeveyn himayesinden mahrum çocukların bakımı, eğitim ve öğrenimini temin eder, onlarla ilgili hayırseverlik faaliyetlerini teşvik eder.

Madde 65

Çocuklar, ebeveynlerinin kökeni ve medeni durumuna bakılmaksızın kanun önünde eşittirler.

Analık ve çocukluk devlet tarafından korunur.

Madde 66

Reşit yaşına ulaşan evlatlar ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

ONBEŞİNCİ BÖLÜM
KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI

Madde 67

Kitle iletişim araçları özgürdür ve kanuna uygun faaliyet gösterirler. Onlar doğru bilgiden dolayı belirlenmiş şekilde sorumluluk taşırlar.

Sansür yasaktır.

4.KISIM
İDARİ- MÜLKİ VE DEVLET YAPISI
ONALTINCI BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİNİN İDARİ YAPISI

Madde 68

Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşur.

Madde 69

Karakalpakistan Cumhuriyetinin, illerinin, Taşkent şehrinin sınırlarını değiştirmek, ayrıca il, ilçe ve şehirlerin oluşturulması veya ortadan kaldırılması Özbekistan Cumhuriyeti Meclisinin onayı ile yapılır.

ONYEDİNCİ BÖLÜM
KARAKALPAKİSTAN CUMHURİYETİ

Madde 70

Egemen Karakalpakistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyetine dahildir.

Karakalpakistan Cumhuriyetinin egemenliği, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından korunur.

Madde 71

Karakalpakistan Cumhuriyeti kendi Anayasasına sahiptir.

Karakalpakistan Cumhuriyeti Anayasası, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olamaz.

Madde 72

Özbekistan Cumhuriyeti kanunları, Karakalpakistan Cumhuriyetinde de bağlayıcıdır.

Madde 73

Karakalpakistan Cumhuriyetinin ülkesi ve sınırı, Karakalpakistanın rızası olmadan değiştirilemez. Karakalpakistan Cumhuriyeti, idari-mülki yapısını belirlemede serbesttir.

Madde 74

Karakalpakistan Cumhuriyeti, Karakalpakistanın genel halk oylamasına dayanarak, Özbekistan Cumhuriyetinden ayrılma hakkına sahiptir.

Madde 75

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde, Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasında yapılmış antlaşmalar ve sözleşmelere uygun olarak düzenlenir.

Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasında uyuşmazlıklar uzlaşma yöntemiyle çözümlenir.

5.KISIM
DEVLET HÂKİMİYETİNİN OLUŞUMU
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ ALİ MECLİSİ

Madde 76

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi, yüksek devlet temsili organı olup yasama yetkisini kullanır.

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi iki kamaradan – Yasama kamarası (aşağı kamara) ve Senatodan (yukarı kamara) oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası ve Senatosunun görev süresi beş yıldır.

Madde 77

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası, kanuna uygun olarak seçilen, 150 milletvekilinden oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu, arazi temsiline dayalıdır ve Senato üyelerinden (senatörlerden) oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Senato üyeleri, Karakalpakistan Cumhuriyetinden, illerden ve Taşkent şehrinden, Karakalpakistan Jogorgu Keneşinin, il, ilçe ve şehirlerin hakimiyet temsili organlarının ilgili ortak toplantısında kendi vekilleri arasından gizli oylamayla altışar kişi olarak eşit sayıda seçilir. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onaltı üyesi, Özbekistan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı tarafından bilim, sanat, edebiyat, sanayi ve diğer devlet ve toplumsal alanda özel başarıları ve geniş tecrübesi bulunan çok saygın vatandaşlar arasından atanır.

Seçim gününe kadar 25 yaşını doldurmuş ve Özbekistan Cumhuriyeti sınırları içinde en ez beş yıl ikamet etmiş Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekili, ayrıca Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senato üyesi olabilir. Milletvekili adaylarında aranan özellikler kanunla belirlenir.

Bir kişi aynı anda Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senato üyesi olamaz.

Madde 78

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ortak yetkilerine aşağıdakiler girer:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasını kabul etmek, ilave ve değişiklikler yapmak;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarını kabul etmek, ilave ve değişiklikler yapmak;
  3. Özbekistan Cumhuriyetinde referandum yapılmasına ilişkin karar almak, yapılacağı tarihi belirlemek;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti iç ve dış politikasının temel yönlerini belirlemek ve stratejik devlet programlarını kabul etmek;
  5. Özbekistan Cumhuriyeti yasama, yürütme ve yargı organlarının yapısı ve yetkilerini belirlemek;
  6. Özbekistan Cumhuriyetine yeni devlet oluşumlarının katılmasını kabul etmek ve Özbekistan Cumhuriyetinden bu oluşumların ayrılmasına ilişkin kararı onaylamak;
  7. Gümrük, döviz ve kredi konularını mevzuatla düzenlemek;
  8. Bakanlar Kurulunun önerisi üzerine, Özbekistan Cumhuriyeti bütçesini kabul etmek ve uygulanmasını denetlemek;
  9. Vergi ve diğer zorunlu ödemeleri belirlemek;
  10. 10)İdari-mülki yapısı ve Özbekistan Cumhuriyetinin sınır değişiklikleri konusunda kanuni düzenlemeler yapmak;
  11. Devlet ödülleri ve rütbelerini belirlemek;
  12. İl, İlçe ve şehirleri oluşturma, ortadan kaldırma, yeniden adlandırma ve sınırlarını değiştirmek;
  13. Bakanlıklar, devlet komiteleri ve diğer devlet yönetim organlarının oluşturulması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararnamelerini onaylamak;
  14. Özbekistan Cumhuriyeti Merkezi Seçim Komisyonunu oluşturmak;
  15. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisi doğrultusunda Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının adaylığını onaylamak, ayrıca ülkenin sosyal ve ekonomik gelişmesine ilişkin güncel konularla ilgili Başbakanın raporunu dinlemek ve müzakere etmek;
  16. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi İnsan Haklarından Sorumlu Yetkiliyi seçmek
  17. Özbekistan Cumhuriyeti Sayıştay’ının raporlarını görüşmek
  18. Özbekistan Cumhuriyetine saldırı veya saldırıya karşı ortak savunma antlaşmalarının uygulanması gereksinimi durumunda Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerini onaylamak;
  19. Genel veya kısmi seferberliğin ilan edilmesi ve olağanüstü hal uygulanması, devam ettirilmesi ve son verilmesine ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerini onaylamak;
  20. Uluslararası antlaşmaları onaylamak veya iptal etmek;
  21. Bu Anayasayla öngörülen diğer yetkileri kullanmak.

Kamaraların ortak yetki alanına giren konular genelde, önce Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasında, daha sonra Senatosunda görüşülür.

Madde 79

Aşağıdakiler Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının istisnai yetkileri kapsamındadır:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının Başkanını, yardımcılarını, komite başkanlarını ve yardımcılarını seçmek;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının başvurusu üzerine Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak;
  3. Kendi faaliyetinin örgütlenmesiyle ve kamaranın iş düzeniyle ilgili konularda kararlar almak;
  4. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bu veya diğer konularda, ayrıca devletin iç ve dış politika konularında kararlar almak.

Madde 80

Aşağıdakiler Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun istisnai yetkileri kapsamındadır:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun Başkanını, yardımcılarını, komite başkanlarını ve yardımcılılarını seçmek;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesini seçmek;
  3. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesini seçmek;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesini seçmek;
  5. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Tabiatı Koruma Komitesi Başkanını göreve atamak ve görevden almak;
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının veya Sayıştay Başkanının göreve atanması ve görevden alınmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesini imzalamak;
  7. Özbekistan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Birimi Başkanının göreve atanması ve görevden alınmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesini imzalamak;
  8. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyetinin yabancı ülkelerdeki diplomatik ve diğer temsilcilerini göreve atamak ve görevden almak;
  9. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yürütme Kurulu Başkanını göreve atamak ve görevden almak;
  10. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle af kararı çıkarmak;
  11. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının başvurusu üzerine Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu üyesinin dokunulmazlığını kaldırmak;
  12. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının, Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Tabiatı Koruma Komitesi Başkanının, Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yürütme Kurulu Başkanının raporlarını dinlemek;
  13. Kendi faaliyetinin örgütlenmesiyle ve kamaranın iş düzeniyle ilgili konularda kararlar almak;
  14. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bu veya diğer konularda, ayrıca devletin iç ve dış politika konularında kararlar almak.

Madde 81

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun görev süresi yeni seçilen Yasama kamarası ve Senatosunun faaliyete başlamasına kadar devam eder.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ilk oturumu Yasama kamarasına seçimlerden sonraki iki aydan ve Senatonun oluşturulmasından sonraki bir aydan geç olmayacak şekilde Merkezi Seçim Komisyonu tarafından çağrılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası oturumları dönem toplantısı içinde yapılır. Dönem toplantısı, genel olarak, eylül ayının ilk iş gününden başlayarak sonraki yılın haziran ayının son iş gününe kadar devam eder.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun oturumu zaruret doğrultusunda, fakat yılda üç defadan fazla olmamak kaydıyla yapılır.

Milletvekillerinin, senatörlerin toplam sayısının en az yarısı katıldığı takdirde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının oturumları geçerlidir.

Anayasal kanunların kabulü sırasında milletvekillerinin, senatörlerin toplam sayısının en az üçte ikisinin katılması zorunludur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının ve Senatosunun oturumlarında, ayrıca bu kurumların organlarının oturumlarına Özbekistan Cumhuriyeti, Başbakanı,

Bakanlar Kurulu üyeleri, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkeme, Yüksek İktisat Mahkemesi başkanları, Cumhuriyet Başsavcısı, Merkezi Banka Yönetim Kurulu Başkanı katılabilirler. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve organlarının oturumlarına Senato Başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu ve organlarının oturumlarına Yasama kamarası Başkanı katılabilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu oturumları ayrı yapılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yemin töreninde, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamı, iç ve dış politikasıyla ilgili önemli konularda konuşma yaparken, yabancı devlet yöneticilerinin konuşma yaptıkları sırada Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ortak oturumları yapılabilir. Kamaralar anlaşarak diğer konularda da ortak oturumlar yapabilirler.

Madde 82

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu, yetki alanına giren konularda kararlar alır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu kararları, bu Anayasada öngörülen durumlar dışında, Yasama kamarası ve Senato üye tam sayısının çoğunluğuyla alınır.

Madde 83

Yasama teşebbüsünde bulunma hakkı; Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, devlet hakimiyetinin yüksek temsili organının şahsında Karakalpakistan Cumhuriyetine, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının milletvekillerine, Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kuruluna, Anayasa Mahkemesine, Yüksek Mahkemeye, Yüksek İktisat Mahkemesine, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısına aittir ve yasama teşebbüsünde bulunma hakkına sahip tarafların Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasına kanun tasarısı sunması şeklinde gerçekleşir.

Madde 84

Kanun, Âli Meclisin Yasama kamarası tarafından kabul edildikten, Senato tarafından onaylandıktan, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan ve kanunla belirlenmiş şekilde resmi yayın organında yayınlandıktan sonra yasal olarak yürürlüğe girer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası tarafından kabul edilen kanun, kabul edildikten sonra en geç on gün içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna gönderilir.

Özbekistan Âli Meclisi Senatosu tarafından onaylanan kanun, imzalanmak ve yayınlanmak üzere on gün içinde Özbekistan Cumhurbaşkanına gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı otuz gün içinde kanunu imzalar ve yayınlar.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilen kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasına geri gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilen kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasında üye tam sayısının üçte iki oy çokluğu ile kabul edilirse, bu kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi tarafından kabul edilmiş sayılır ve imzalanması ve yayınlanması için Yasama kamarası tarafından Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilmiş kanunla ilgili, Yasama kamarası ve Senato ortaya çıkmış uyuşmazlığı gidermek için Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinden eşit oranda bir uzlaşma komisyonu oluşturabilirler. Uzlaşma komisyonuyla ilgili önerinin kamaralar tarafından kabul edilmesi durumunda kanun olağan usulle görüşülür.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kanunu kendi itirazlarıyla birlikte Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisine geri gönderme hakkına sahiptir.

Kanun, ilk gönderildiği haliyle Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekillerinin ve Senatonun toplam üye tam sayılarının en az üçte ikinin oyuyla kabul edilirse, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayınlanır.

Kanunlar ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin yayınlanması, onların uygulanmasının ön koşuludur.

Madde 85

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası kendi üyeleri arasından Yasama kamarası Başkanını (Spikeri) ve yardımcılarını seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı, Yasama kamarasının görev süresince, milletvekilleri üye tam sayısının çoğunluk oylarıyla ve gizli oylamayla seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı, Yasama kamarasının kararıyla zamanından önce görevinden alınabilir. Bu konudaki karar, Yasama kamarası milletvekilleri üye tam sayısının üçte ikisinden fazla oyla kabul edilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı:

  1. Yasama kamarası toplantılarını çağırır, onlara başkanlık eder;
  2. Yasama kamarasında görüşülecek konuların hazırlanmasını genel olarak yönetir;
  3. Yasama kamarası komite ve komisyonların faaliyetini koordine eder;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Yasama kamarası kararlarının uygulanmasını kontrol eder;
  5. Parlamentolar arası ilişkilerinin ve Yasama kamarası gruplarının uluslararası parlamento kuruluşlarıyla ilgili çalışmalarına ilişkin faaliyetini yönetir.
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuyla, diğer devlet organlarıyla, yabancı devletlerle, uluslararası ve diğer kuruluşlarla ilişkilerde Yasama kamarasını temsil eder;
  7. Yasama kamarası kararlarını imzalar;
  8. Bu Anayasa ve mevzuatla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı emirler çıkarır.

Madde 86

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu kendi üyeleri arasından Senato Başkanını ve yardımcılarını seçer. Senato Başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkan yardımcılarından biri, Karakalpakistan Cumhuriyeti temsilcisidir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı ve yardımcıları, Senatonun görev süresince, gizli oylamayla ve senatörlerinin toplam üye sayısının çoğunluğu tarafından seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı senatörlerin üye tam sayısının üçte ikisinden fazlasının oyu ile kabul edilen Senato kararıyla zamanından önce görevinden alınabilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı:

  1. Senatoyu toplantıya çağırır ve başkanlık eder.
  2. Senaton müzakeresine sunulmuş konuların hazırlanmasını genel olarak yönetir.
  3. Senato komisyon ve komitelerinin faaliyetini koordine eder.
  4. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Senato kararlarının uygulanmasını kontrol eder;
  5. Parlamentolar arası ilişkilerinin ve Senato gruplarının uluslararası parlamento kuruluşlarıyla ilgili çalışmalarına ilişkin faaliyetini yönetir.
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasıyla, diğer devlet organlarıyla, yabancı devletlerle, uluslararası ve diğer kuruluşlarla ilişkilerde Senatoyu temsil eder;
  7. Senato kararlarını imzalar;
  8. Bu Anayasa ve mevzuatla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı emirler çıkarır.

Madde 87

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi, Yasama kamarası görev süresinde, Yasama kamarası milletvekilleri içinden Yasama kamarasına kanun tasarı çalışmalarını yürütmek, Yasama kamarasına sunulacak konuların ön incelmesini yapmak, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Yasama kamarasının aldığı kararların uygulanmasını kontrol etmek amacıyla komiteleri seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu yetki süresi için senatörler arasından, Senatoya çıkarılacak konuların önceden görüşülmesi ve hazırlanması, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Senatonun aldığı kararların uygulanmasını kontrol edilmesi amacıyla komiteleri seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu ve Yasama kamarası gerektiğinde belli konuların yerine getirilmesi amacıyla milletvekilleri ve senatörler arasından komisyonlar oluşturabilir.

Madde 88

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin görevleriyle ilgili giderleri, kanunla belirlenen şekilde karşılanır.

Yasama kamarası milletvekilleri ve Senatoda devamlı çalışan Senato üyeleri görev süreleri boyunca, bilimsel ve pedagojik faaliyet dışında diğer ücretli bir işte çalışamaz.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekili ve Senato üyesi dokunulmazlık hakkına sahiptir. Üyesi oldukları Yasama kamarası ve Senatonun rızası olmaksızın haklarında ceza kovuşturulması yapılamaz, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz veya mahkeme yoluyla idari cezaya çarptırılamaz.

ONDOKUZUNCU BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURBAŞKANI

Madde 89

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve devlet hakimiyet kurumları arasında uyumlu çalışmayı ve eş güdümü sağlar.

Yaşı 35’ten daha az olmayan, devlet dilini iyi bilen, Özbekistan sınırları içinde seçimden önce en az 10 yıl süresince sürekli ikamet etmiş Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilebilir. Aynı kişi arka arkaya iki defadan fazla Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilemez.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları tarafından genel, eşit ve doğrudan seçim yoluyla ve gizli oyla yedi yıllık süre için seçilir. Cumhurbaşkanının seçim usulü Özbekistan Cumhuriyeti kanunuyla belirlenir.

Madde 91

Görev süresi boyunca Cumhurbaşkanı, diğer bir maaşlı görevde bulunamaz, temsili organda vekil olamaz, ticari faaliyetle uğraşamaz.

Cumhurbaşkanının şahsiyeti dokunulmazdır ve kanunla korunur.

Madde 92

Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi toplantısında aşağıdaki şekilde yemin ettikten sonra göreve başlamış sayılır:

“Özbekistan halkına sadakatle hizmet edeceğime, Anayasa ve Cumhuriyet kanunlarına titizlikle uyacağıma, vatandaşların hak ve özgürlüklerini sağlayacağıma, Özbekistan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanına verilen yükümlülükleri içtenlikle yerine getireceğime yemin ederim.”

Madde 93

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı:

  1. Vatandaşların hak ve özgürlüklerine, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına uyulmasını, temin eder;
  2. Özbekistan Cumhuriyetinin egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasına, milli-devlet yapısıyla ilgili kararların uygulanmasına ilişkin gerekli önlemleri alır;
  3. Ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde Özbekistan Cumhuriyetini temsil eder;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti antlaşma ve sözleşmelerine ilişkin müzakereleri yürütür, onları imzalar, Cumhuriyetin taraf olduğu antlaşma, sözleşme ve kabul ettiği yükümlülüklere uyulmasını sağlar;
  5. Kabul edilen diplomatik ve diğer temsilcilerin güven mektuplarını alır ve onları geri çağırır;
  6. Yabancı devletlere Özbekistan Cumhuriyeti diplomatik ve diğer temsilciler olarak atanacak adayları, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar;
  7. Ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamı, iç ve dış politikasına yönelik önemli konularda, Özbekistan Âli Meclisine yıllık rapor sunar;
  8. Cumhuriyetin yüksek hakimiyet ve yönetim organlarının karşılıklı eşgüdümünü sağlar; İlgili kararnameyi, takiben, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunmak koşuluyla bakanlıkları, devlet komitelerini ve diğer yönetim organlarını, kurar ve kaldırır;
  9. Senato Başkanlığı makamına atanacak bir adayı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar;
  10. Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanlığına bir adayı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarında görüşülmek ve onaylanmak üzere sunar ve onun görevinden alınmasını ister;
  11. Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyelerini, Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının aday göstermesi üzerine göreve atar ve yine onun isteği ile görevden alır;
  12. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunca daha sonra onaylanmak koşuluyla, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısını ve Sayıştay Başkanını göreve atar ve görevden alır;
  13. Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Yüksek Mahkemenin Başkan ve üyelerini, Yüksek İktisat Mahkemesinin Başkan ve üyelerini, Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu Başkanını, Tabiatı Koruma Devlet Komitesi Başkanının adaylıklarını Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar.
  14. İl, ilçeler arası, ilçe, şehir, askeri ve iktisadi mahkemelerin hâkimlerini göreve atar ve görevden alır;
  15. Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının önerisiyle kanuna uygun olarak illerin ve Taşkent şehri başkanlarını göreve atar. İlçe ve şehir başkanları Anayasa ve kanunları ihlal ettiklerinde veya başkan şeref ve onurunu zedeleyen eylemlerde bulunduklarında, Cumhurbaşkanı kendi kararıyla onları görevden alabilir;
  16. Devlet yönetimi organlarının, ayrıca başkanların düzenlemelerini askıya alır ve iptal eder; Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu oturumlarını yönetebilir;
  17. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarını imzalar ve yayınlar; tekrar görüşülmesi ve oylanması için kanunu kendi itirazlarıyla birlikte Özbekistan Âli Meclise geri gönderebilir;
  18. Özbekistan Cumhuriyetine karşı saldırı söz konusu olduğunda veya dış saldırıya karşı birlikte savunma konusunda uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi gereken durumlarda savaş hali ilan eder ve kabul ettiği kararı yetmiş iki saat içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunar;
  19. İstisnai durumlarda (gerçek dış tehlike, toplumsal kargaşa, büyük felaketler, doğal afetler, salgın hastalıklar) vatandaşların güvenliğinin temin edilmesi doğrultusunda Özbekistan Cumhuriyetinin genelinde veya ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal ilan eder ve yetmiş iki saat içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunar. Olağanüstü hal ilan edilmesinin şartı ve şekli kanunla düzenlenir;
  20. Silahlı Kuvvetlerin Yüksek Başkomutanı olarak görev yapar; Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta heyetini göreve atar ve görevden alır, yüksek askeri rütbeleri verir;
  21. Özbekistan Cumhuriyeti onur, rütbe, madalya ve takdirnameleriyle ödüllendirme yapar, Özbekistan Cumhuriyetinin derece ve onursal unvanlarını verir;
  22. Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlığı ve siyasi sığınma tanınması konularını karara bağlar;
  23. Af düzenlemeleri kabul edilmesi hakkındaki öneriyi Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar, Özbekistan Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından mahkum edilenlerin af edilmesi konusunda karar alır;
  24. Özbekistan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Birimini kurar, bu konudaki kararnamenin Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından onaylanmak üzere sunulması koşuluyla, Ulusal Güvenlik Birimi Başkanını belirler ve görevden alır;
  25. Özbekistan Cumhuriyetinin mevcut Anayasa ve kanunlarında öngörülen diğer görevleri yerine getirir.

Cumhurbaşkanı, kendi yetkilerini devlet organları ve yetkili kişilere devredemez.

Madde 94

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına dayanarak ve onların uygulanması amacıyla ülke genelinde bağlayıcı kararnameler, kararlar ve emirler çıkarır.

Madde 95

Normal işleyişi tehdit eden boyutta Yasama kamarası veya Senato içinde aşılmaz anlaşmazlıklar ortaya çıkması veya birçok kez Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına aykırı karar alınması, ayrıca Yasama kamarası ve Senato arasında Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin normal işleyişini tehdit edecek boyutta uyuşmazlıkların meydana gelmesi durumunda, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin onayına dayanarak aldığı kararla, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasını ve Senatoyu feshedebilir.

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun feshi durumunda üç ay içinde yeni seçimler yapılır.

Olağanüstü durumlarda Âli Meclisin Yasama kamarası ve Senato feshedilemez.

Madde 96

Görevde olan Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kendi yetkilerini kullanamaması durumunda, üç ay içinde “Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Seçim Kanununa” uygun olarak seçim yapılması kaydıyla, onun görev ve yetkileri geçici olarak Özbekistan Cumhuriyeti Ali Meclisinin Senato Başkanına geçer.

Madde 97

Görev süresini tamamlayan Cumhurbaşkanı, ömür boyu Senato üyesi olur.

YİRMİNCİ BÖLÜM
BAKANLAR KURULU

Madde 98

Yürütme yetkisi, Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı, onun yardımcıları, bakanlar, devlet komiteleri başkanlarından oluşur. Karakalpakistan Cumhuriyetinin hükümet başkanı, Bakanlar Kurulunun bir üyesidir.

Bakanlar Kurulu, ekonominin, sosyal ve manevi alanın etkin işleyişini yönetir, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının, Âli Meclisin kararlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararname, karar ve emirlerinin uygulanmasını sağlar.

Bakanlar Kurulu yürürlükteki mevzuata uygun olarak Özbekistan Cumhuriyeti genelinde tüm organlar, kurumlar, kuruluşlar, örgütler, yetkili kişiler ve vatandaşlar için bağlayıcı karalar ve emirler çıkarır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı, çalışmalarının verimliliğinden sorumlu olduğu Bakanlar Kurulunun faaliyetlerini organize eder ve yönetir, Bakanlar Kurulu toplantılarını yönetir, kararlarını imzalar, Özbekistan Cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle, uluslararası ilişkilerde Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunu temsil eder, Özbekistan kanunları, Özbekistan Cumhuriyeti kararname, karar ve emirleri ile öngörülen diğer görevleri yerine getirir.

Bakanlar Kurulu kendi faaliyetinden dolayı Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi karşısında sorumludur.

Bakanlar Kurulu yeni seçilen Âli Meclis karşısında yetkilerini bırakır.

Bakanlar Kurulunun çalışmaları ve yetkileri kanunla belirlenir.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanlığına adaylık, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasında seçimlerde en fazla milletvekili sandalyesi kazanan siyasi parti veya milletvekili sandalyelerinin çoğunu kazanan siyasi partiler tarafından önerilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanlık görevine önerilen adaylıkları inceledikten sonra on gün içinde onay için Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının müzakeresine ve onayına sunar.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin her birinde üye tam sayılarının yarıdan fazlası onay verdiği takdirde Başbakanın adaylığı onaylanmış sayılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyeleri Başbakanın önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası arasında kalıcı uyuşmazlıklar ortaya çıkması durumunda Yasama kamarası milletvekilleri üye tamsayısının üçte birden az olmayan çoğunluğu tarafından Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına resmen yapılan öneri doğrultusunda Başbakana güvensizlik oyu verilmesi konusu Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının ortak oturumunda müzakereye sunulur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin her birinde üye tamsayılarının en az üçte biri lehte oy kullanırsa Başbakana güvensizlik oyu kabul edilir. Bu durumda Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden alır. Bu durumda Özbekistan Cumhuriyetinin Bakanlar Kurulu Başbakanla birlikte tümüyle istifa eder.

Yeni Başbakanın adaylığı, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasında temsil olunan tüm siyasi parti grupları ile gereken istişareler yapıldıktan sonra Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının görüşüne sunulur.

Başbakanın adaylığı Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi tarafından iki kez geri çevirirse Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı vekaleten Başbakanı atar ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisini fesheder.

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

YEREL DEVLET HAKİMİYETİNİN ESASLARI

Madde 99

Başkanlarının yönetimindeki Halk Temsilcileri Meclisleri, il, ilçe ve şehirlerde (ilçelere bağlı şehirler, ayrıca şehirlere bağlı ilçeler hariç) yetkili temsili organlardır, onlar devlet ve vatandaşların menfaatleri doğrultusunda kendi yetki alanlarına giren konuları çözer.

Madde 100

Yerel hakimiyet organlarının yetki alanlarına aşağıdakiler girer:

Kanunlara uygunluğun, kamu düzeninin ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması; Kendi sınırları içinde, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmenin temin edilmesi;

Yerel bütçenin oluşturulması ve uygulanması, yerel vergi ve harçların belirlenmesi, bütçe dışı fonların oluşturulması;

Yerel kamu teşebbüslerinin yönetimi;

Çevrenin korunması;

Vatandaşların medeni haliyle ilgili belgelerin kayda alınması;

Yasal düzenlemelerin kabul edilmesi ve Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve mevzuatına aykırı olmayan diğer yetkilerin kullanılması.

Madde 101

Yerel hakimiyet organları; Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararnamelerinin, üst kademe devlet organlarının kararlarını uygular, ülke çapında ve yerel öneme haiz konuların müzakeresine katılır.

Üst kademe organların, sahip oldukları yetkiler çerçevesinde aldıkları kararların, alt kademe organlar tarafından uygulanması zorunludur.

Halk Temsilcileri Meclislerinin ve başkanların görev süresi 5 yıldır.

Madde 102

İl, ilçe ve şehir başkanları, kendi topraklarında temsili ve idari yönetime başkanlık eder.

İl ve Taşkent şehrinin başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından kanuna uygun olarak göreve atanır ve görevden alınır;

İlçe ve şehirlerin başkanları, ilgili ilin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve ilgili Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

Şehirdeki ilçelerin başkanları, ilgili şehrin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve şehrin Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

İlçelere bağlı şehirlerin başkanları, ilgili ilçenin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve ilçenin Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

Madde 103

İl, ilçe ve şehir başkanları kendi yetkilerini tek başına kullanır ve yönettikleri organların karar ve eylemlerinden şahsen sorumludurlar.

Başkanların ve yerel Halk Temsilcileri Meclislerinin işleyişi, yetkileri ve yerel Halk Temsilcileri Meclislerinin seçim şekli kanunla düzenlenir.

Madde 104

Başkan, kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, ilgili bölgenin tüm kurum, kuruluş, örgüt, birlik, ayrıca yetkili kişi ve vatandaşlar için bağlayıcı kararlar alır.

Madde 105

Şehirler, beldeler (kışlak) ve köylerde (auller), ayrıca şehirlerin mahallelerinde oturanların oluşturduğu yerel yönetim organları, iki buçuk yıl süreyle kendi Başkan (aksakal) ve Danışmanlarını seçer.

Yerel yönetim organlarının oluşumu, işleyişi ve yetkileri kanunla belirlenir.

YİRMİKİNCİ BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİNDE YARGI HÂKİMİYETİ

Madde 106

Özbekistan Cumhuriyetinin yargı hâkimiyeti, yasama ve yürütme organları, siyasi partiler, diğer toplumsal birliklerden bağımsız olarak faaliyet gösterir.

Madde 107

Özbekistan Cumhuriyetinde yargı sistemi, 5 yıl süreyle seçilmiş Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesinden, aynı süre için atanan il, Taşkent şehri hukuk ve ceza mahkemelerinden, ilçeler arası, ilçe, şehir, hukuk ve ceza, askeri ve iktisat mahkemelerinden oluşur.

Mahkemelerin oluşturulması ve işleyişi kanunla belirlenir.

Olağanüstü mahkemelerin kurulması yasaktır.

Madde 108

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, yasama ve yürütme düzenlemelerinin anayasaya uygunluğunu inceler.

Anayasa Mahkemesi, siyaset ve hukuk alanındaki uzmanlardan seçilmek suretiyle, Karakalpakistan Cumhuriyetinin temsilcisi dahil, başkan, başkan yardımcısı ve Anayasa Mahkemesi hakimlerinden oluşur.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeliği milletvekilliği ile bağdaşamaz.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri her hangi siyasi parti ve örgütlenmenin üyesi olamaz ve her hangi bir diğer maaşlı görevde bulunamaz.

Anayasa Mahkemesi hakimleri dokunulmazlık hakkına sahiptirler.

Anayasa Mahkemesi kendi faaliyetinde bağımsızdır ve sadece Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına tabidir.

Madde 109

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının kararlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerinin, hükümetin ve yerel devlet hakimiyeti organlarının kararlarının, Özbekistan Cumhuriyetinin devletlerarası antlaşmalardan doğan ve diğer yükümlülüklerinin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına uygunluğunu belirler;
  2. Karakalpakistan Cumhuriyeti Anayasasının Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına, Karakalpakistan Cumhuriyeti kanunlarının Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarına uygunluğu konusunda görüş bildirir;
  3. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarının hükümlerini yorumlar;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarıyla yetkisine ait edilen diğer davaları görüşür. Anayasa Mahkemesi kararları yayınlandığı günden itibaren yürürlüğe girer. Bu karalar kesindir ve itiraz edilemez.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 110

Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi; medeni, ceza ve idari yargılama alanında yüksek yargı organıdır.

Yüksek Mahkemenin kararları kesindir ve Özbekistan Cumhuriyetinin genelinde bağlayıcıdır.

Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, il, şehir, ilçeler arası, ilçe mahkemeleri ve askeri mahkemeler üzerinde üst yargı denetimini gerçekleştirir.

Madde 111

Ekonomi ve onun yönetimi alanında ortaya çıkan, çeşitli mülkiyet türlerine göre kurulan kurumlar, kuruluşlar, örgütler arasında, ayrıca girişimciler arasındaki ekonomik uyuşmazlıkların çözümlenmesi, Yüksek İktisat Mahkemesi ve yetkileri çerçevesinde iktisat mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.

Madde 112

Hakimler bağımsızdır ve sadece kanuna tabidir. Yargı faaliyetlerine her hangi bir şekilde müdahale yapılması yasaktır ve kanuni sorumluluk gerektirir.

Hakimlerin dokunulmazlığı kanunla güvence altına alınır.

Hakimler devletin temsili organlarının milletvekilleri, senatörleri olamaz.

Hakimler siyasi partiye üye olamazlar, siyasi hareketlere katılamazlar, ayrıca bilimsel ve pedagojik faaliyet dışında her hangi ücretli faaliyette bulunamaz.

Hakimler görev süresi dolmadan önce, sadece kanunla belirtilen durumlarda görevlerinden uzaklaştırılabilirler.

Madde 113

Tüm mahkemelerde duruşmalar açıktır. Kapalı mahkeme oturumlarına, sadece kanunlarla belirlenen durumlarda izin verilir.

Madde 114

Yargı kararları, tüm devlet organları, toplumsal birlikler, kurumlar, kuruluşlar, örgütler, yetkililer ve vatandaşlar için bağlayıcıdır.

Madde 115

Özbekistan Cumhuriyetinde yargılama işlemleri Özbek ve Karakalpak dillerinde veya ilgili bölge nüfusunun çoğunluğunun dilinde yürütülür. Duruşmaya katılıp yargılama işlemlerinin yürütüldüğü dili bilmeyen herhangi bir kişiye, davadaki belgeler hakkında tam olarak bilgilendirilme, yargı faaliyetlerine tercüman aracılığıyla katılma ve mahkemede ana dilinde konuşma hakkı sağlanır.

Madde 116

Her sanık savunma hakkına sahiptir.

Soruşturmanın ve yargılamanın tüm aşamalarında profesyonel hukuk yardımı alma hakkı güvence altına alınır. Vatandaşlara, kurumlara, kuruluşlara ve örgütlere hukuki yardım yapılması için avukatlık kurumu faaliyet gösterir. Avukatlığın kuruluş ve işleyiş şekli kanunla belirlenir.

YİRMÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SEÇİM SİSTEMİ

Madde 117

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları temsili organlara seçme ve seçilme hakkına sahiptirler. Her seçmenin bir oyu vardır. Oy verme hakkı, eşitlik ve iradenin serbestçe ifadesi, kanunla güvence altına alınır.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçimleri, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasına ve Karakalpakistan Cumhuriyeti Jogorgu Keneş’ine, il, ilçe ve şehirlerde devleti hakimiyetinin temsili organlarına seçimler, onların yetkilerine ilişkin anayasal sürenin sona erdiği yıl aralık ayının üçüncü on gününde Pazar günü yapılır. Seçimler genel, eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanan gizli oylamayla yapılır. Özbekistan Cumhuriyetinin 18 yaşına ulaşmış her bir vatandaşı, seçme hakkına sahiptir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu üyeleri il, ilçe ve şehirlerde temsili organların, Karakalpakistan Jokgorgu Keneşi milletvekillerinin ilgili ortak oturumlarında, bu vekillerin seçildikleri tarihten itibaren bir aydan geç olmamak kaydıyla aynı vekiller arasından seçilir.

Fiili ehliyetsizliyi mahkemece tanınan, ayrıca, mahkeme hükmüyle ceza infaz yerlerinde bulunan vatandaşlar seçilemezler ve seçimlere katılamazlar. Diğer tüm hallerde vatandaşın seçim hakkı doğrudan veya dolayısıyla sınırlandırılamaz.

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı aynı anda ikiden fazla temsili organın üyesi olamaz.

Seçimlerin yapılma şekli kanunla belirlenir.

YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SAVCILIK

Madde 118

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde kanunların zamanında ve aynı şekilde uygulanması üzerinde denetim, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı ve ona tabi olan savcılar tarafından gerçekleştirilir.

Madde 119

Savcılık organlarının tek ve merkezden yönetimini Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı sağlar.

Karakalpakistan Cumhuriyeti Başsavcısı, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının rızasıyla Karakalpakistan Cumhuriyetinin yüksek temsili organı tarafından atanır.

İl, ilçe ve şehir savcıları Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı tarafından göreve atanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının, Karakalpakistan Cumhuriyeti Başsavcısının, il, ilçe ve şehir savcılarının görev süresi beş yıldır.

Madde 120

Özbekistan Cumhuriyeti savcılık organları, görevlerini her hangi bir devlet organı, toplumsal birlik ve yetkili kişilerden bağımsız olarak gerçekleştirir ve sadece kanuna tabidirler.

Savcılar, görevleri süresince siyasi parti ve diğer siyasi amaçlı toplumsal birliklerdeki üyeliğini durdurur.

Savcılık organlarının kuruluşu, yetki ve işleyiş şekli kanunla belirlenir.

Madde 121

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde, bağımsız olarak, herhangi bir operasyon, soruşturma, araştırma ya da suçla mücadele ile bağlantılı diğer bir işlev yerine getirecek, özel işletme veya sivil toplum kuruluşu kurmak ve işletmek yasaktır.

Yasaların ve düzeninin, vatandaş hak ve özgürlüklerinin kolluk kuvvetleri tarafından korunmasına, toplumsal birlikler ve vatandaşlar yardım edebilir.

YİRMİBEŞİNCİ BÖLÜM
MALİYE VE KREDİ

Madde 122

Özbekistan Cumhuriyeti kendi mali ve para-kredi sistemine sahiptir.

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet bütçesi; Cumhuriyet bütçesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti bütçesi ve yerel bütçeleri içerir.

Madde 123

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde tek vergi sistemi yürürlüktedir. Vergilerin belirlenmesi hakkı Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisine aittir.

Madde 124

Özbekistan Cumhuriyeti bankacılık sistemini, Cumhuriyet Merkez Bankası yönetir.

YİRMALTINCI BÖLÜM
SAVUNMA VE GÜVENLİK

Madde 125

Özbekistan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri; Özbekistan Cumhuriyetinin devlet egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, halkın barış içinde yaşaması ve güvenliği için kurulur.

Silahlı Kuvvetlerin yapısı ve kuruluşu kanunla belirlenir.

Madde 126

Özbekistan Cumhuriyeti kendi güvenliği için gerekli miktarda silahlı kuvvet bulundurur.

6. KISIM
ANAYASANIN DEĞİŞTİRİLMESİ ŞEKLİ

Madde 127

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatonun her birinde toplam üye tam sayılarının en az üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilen kanunla veya Özbekistan Cumhuriyeti referandumuyla yapılır.

Madde 128

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi, Anayasa değişiklik ve ilaveleri hakkında kanunu, ilgili teklifin gündeme alınmasından sonra ve geniş şekilde müzakere edilmek koşuluyla altı ay içinde kabul edebilir. Eğer Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Anayasa değişikliği hakkında teklifi geri çevirirse bu konu bir yıldan önce tekrar gündeme getirilemez.

Atatürk’ün 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşması

0

Atatürk’ün 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşması, TBMM’nin 23 Nisan 1920 günü açılmasının ertesi günü ülkenin her tarafından gelen milletvekillerine hitaben yaptığı ilk konuşmadır. Meclisin açılışının ardından 24 Nisan’da Meclis Başkanlığı seçimi yapılmış ve adaylardan Celaleddin Arif Bey 109, Mustafa Kemal ise 110 oy almıştır.  Seçimin ardından konuşma yapılmıştır.

TBMM Kültür Sanat Yayın Kurulu tarafından yayınlanmış olan; Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisini Açış Konuşmaları, adlı yayın esas alınarak, TBMM Kütüphane Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğü’nce hazırlanmıştır.

Atatürk’ün 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşması

Sayın milletvekilleri!

         Bu gün içinde bulunduğumuz durumu büyük Meclisinizin huzurunda tam olarak ortaya koyabilmek için bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Arz edeceğim konular birkaç bölüme ayrılabilir:

         Birinci bölüm, Ateşkesten(Mondros) Erzurum Kongresine kadar geçen süre içindeki durumla ilgilidir.

         İkinci bölüm, Erzurum Kongresinden 16 Mart tarihinde İstanbul’un düşmanlar tarafından işgal edildiği güne kadar olan süreyi içine almaktadır.

         Üçüncü bölüm, ise 16 Mart’tan şu dakikaya kadar olan durumla ilgili olacaktır.

         Açıklamalarım birtakım belgelere dayanacaktır. İzninizle o belgeleri gerektikçe burada okuyacağım. Yalnız birinci dönem ile ilgili açıklamalarım belki biraz şahsi olacaktır. İçinde bulunduğumuz durumu bütünüyle aydınlatabilmek için o dönemden söz etmeyi gerekli buluyorum.

         Yüce makamlarınızca da bilindiği gibi, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, milli temele dayanan âdil bir barışı sağlayabilmek umudu ile ateşkes istedi. Bağımsızlığı uğrunda dürüst ve cesur bir biçimde savaşan ulusumuz, 30 Ekim 1918 tarihinde imza edilen ateşkes antlaşması ile silahını elinden bıraktı.

         İtilâf donanmaları İstanbul’a girdikten sonra ateşkes antlaşmasının hükümleri bir tarafa bırakıldı; gün geçtikçe artan bir şiddetle, saltanat hakları, hükümetin gururu, milli onurumuz hiçe sayıldı. İtilaf heyetinden gördükleri özendirme ve koruma sayesinde Osmanlı uyruğundaki Müslüman olmayan unsurlar her yerde küstahça saldırılara başladılar.

         Meclis-i Mebusan’ın feshi, kuvvetini milletten almayan hükümetlerin sık sık değişmesi ve halkın vicdanından doğan milli birlik uğrundaki çalışmaların üzücü bir şekilde siyasi ihtiraslara kurban edilmesi yüzünden dünyaya karşı milli varlığımız duyurulamadı.

         Yabancı kuvvetlerin işgali altında inleyen başkentimizde kan ağlayan bütün onurlu kişiler, millet aydınları, din ve devlet hizmetlerinin önde gelen kişileri, büyük hilâfet ve saltanat makamı milli bağımsızlığımızın bu tehlikeli durumdan kurtarılmasının ancak milli vicdandan doğan birliğin azim ve iradesine bağlı bulunduğuna iman getirdiler. Fakat İstanbul’un baskı ve işgal altında bulunması sebebiyle milli onuru korumaya maddeten olanak kalmamıştır.

         İşte bu sırada, Anadolu’ya mülki ve askeri işlerle görevli olarak ordu müfettişliğine atandım. 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’u terk ettim, Samsun’da bu iş için görevlendirilmemi, din ve millete hizmet etmek için en büyük ve kutsal bir şeref olarak kabul ettim.

         Milli vicdanın büyük iradesine bağlı olarak, milleti bağımsız ve vatanımızı düşmanlardan arınmış görünceye kadar çalışmak andıyla 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan ayrıldım. Samsun’da işe başladım. İlk düşüncem, ülkemizde güvenliği kendi olanaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz inancı oldu. Aslında Canik Livası’nın (Merkezi Samsun’da olan o zamanki sancağın adı) özel durumu da bu konuda en hızlı biçimde davranılmasını gerekli kılmakta idi. Gerçekten Rumların egemenliğini ve İslam halkının tutsaklığını amaçlayan, Atina ve İstanbul komitaları tarafından yönetilen Pontus Hükümeti, Karadeniz sahili ile kısmen Amasya ve Tokat’ın kuzey ilçelerinde oturan Osmanlı Rumlarının hayallerini körüklüyordu. Alınan önlemler sayesinde başarılı sonuç elde edildi. Fakat bu önlemler ve başarı yalnız Pontus dolayları ile sınırlı idi. Halbuki her gün haksızlıklarını artıran İtilâf Devletlerine milli varlığımızı siyasi olarak kanıtlamak ve fiili saldırılar karşısında ulusun namus ve bağımsızlığını bilfiil korumak çok önemli idi. Aslında doğuda ve batıda, hemen ülkemizin her yanında millet ve vatan haklarını korumak ve kollamak için dernekler kurulmuştu. Bu dernekler, düşmanlarının esaret boyunduruğuna girmemek amacı ile milli vicdanın azim ve iradesinden doğmuş kuruluşlardı.

         Bu sıralarda, bütün belediye başkanlarımıza İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti (İngiliz Dostları Derneği.) kurulduğu ve her yerde derneğe katılarak İngilizlere yardım edilmesinin gereği konusunda Said Molla imzası ile bir telgraf geldi. Bu olayda Hükümetin ilgi derecesini ölçmek için Sadrazam (Başbakan) olan Ferit Paşa’dan bilgi istedim. Hiçbir cevap alamadım.

         Bilinmeyen kişiler tarafından başlatılan böyle düzensiz ve çeşitli siyasi maceralara yönelik girişimlerin, büyük felâketlere sebep olacağını anlayan ulus, Said Molla’nın çağrısını önemsemedi.

         Binlerce saldırı ve haksızlıklar altında inleyen ve İzmir faciası olayı karşısında kan ağlayan millet, hükümetten ve itilâf devletleri temsilcilerinden ağlayarak yardım ve hak isterken, pek çok belediye başkanı ve birçok milli hakları koruma dernekleri gönderdikleri telgraflarda hakkımda güvenlerini bildirerek benden bu konuda çalışma ve özveri istiyorlardı.

         Yaşamımı ve kişiliğimi adadığım soylu ve ezilmiş ulusumun bu haklı isteği üzerine artık benim için kutsal görev, milli iradeye uymayı her şeyin üzerinde görmekti. (Sürekli alkışlar)

         Bunun üzerine yayınladığım bir genelge ile millete kesin sözümü verdim. işbu genelgenin son cümlesi şöyle idi: «Geçirdiğimiz şu ölüm ve kalım günlerinde, bütün milletçe her tarafta arzu ve coşku ile elde edilmeye azmedilen milli bağımsızlığımız uğrunda tüm varlığımla çalışacağıma güvenmenizi isterim. Bu kutsal amaç uğrunda ulusumla birlikte sonuna kadar çalışacağıma da mukaddesatım adına söz veririm»

         27 Mayıs 1919 günü «Türkiye – Havas Reuter» adında itilâf devletlerinin kurduğu ajans, bildiğiniz gibi toplanan Saltanat Şurası (Padişahlık Danışma Kurulu) hakkındaki açıklamalarında «Genel kurulun düşüncesinin, Türkiye için büyük devletlerden birinin koruyuculuğunu sağlamak olduğu» kaydı ile yayın ve bildiride bulundu. Bu yayının doğruluk derecesi hakkında bütün ulusta büyük bir şüphe ve tereddüt uyandı. Ajans haberinin tamamen bir uydurmaya dayandığı ve Saltanat Şurasının hiçbir şeye karar veremediği, çoğunluğun hükümete güven duymadıkları ve geleceğimizle ilgili olayın bir milli şuraya sunulmasının gerektiği konusunda konuşmalar yapıldığı, bundan dolayı herkesin milli bağımsızlık taraftarı olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Sadaret Makamı’na aşağıda açıklayacağım bilgileri sundum ve durumdan halkı haberdar ettim.

                 Yüce Sadrazamlık Makamına

27 Mayıs 1919 tarihli Türkiye – Havas Reuter ajansı, Saltanat Şurasında çoğunluğun düşüncesinin, Türkiye’nin bütünlüğünü koruma şartıyla büyük devletlerden birinin koruyuculuğunun sağlanması olduğunu yazıyor ve açıklıyordu. Saltanat Şurası konuşmalarını aynen yayımlayan 27 Mayıs 1919 tarihli İstanbul gazetelerinin yazdıklarına göre yalnız Sadık Beyin yazılı önergesinde İngiltere korumasının önerildiği ve bunun da genel kurulun fikri olmadığı anlaşılıyor. Ajans ile gazetelerin yayını arasındaki çelişki, bazı taraflarca üzerinde durulmaya ve ajansın gerçeği saptırmak konusunda kendini yetkili görme cüreti ise soruşturulmaya değer görülmüştür. içinde bulunduğumuz bu hassas devrede artık her gerçeği tam anlamı ile kavrayan ve bütün kötü sonuçlara karşı en son özveriyi göze alarak milli bağımsızlığımızın korunması konusunda kesin kararlı olan milletin, huzura kavuşması ve avunmasının Hilâfet ve Saltanat makamından gelecek doğru ve samimi bir işarete bağlı olduğu kanısındayım. Milli vicdanı temsil etmeyen haberler, endişelendirici tepkiler yapabileceğinden bu konuda açıklayıcı ve uyarıcı olmanızı özellikle rica ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
MUSTAFA KEMAL

         Bu sıralarda, İzmir ve Aydın’daki iz bırakan faciaların etkisi ile de millet uyanmış ve heyecanı dikkati çekecek bir düzeye varmıştı. Ulusun düşüncelerini geçici olarak yatıştırmak arzusu ile olacak, Sadrazam Paşa Paris’e davet olundu. Ferit Paşanın başkanlığı altında giden heyete milletin güveni olmadı, ben de şahsen milletin bu haklı şüphesine katıldım. Millet, giden heyetin programının açıklanmasını istedi. Bu pek karışık zamanda Harbiye Nazırından (Milli Savunma Bakanı) aşağıdaki telgrafı aldım:

     «Yüksek emirleriniz altındaki gemilerden biri ile hemen buraya gelmeniz rica olunur.»
        8 Haziran 1919 Harbiye Nazırı Şevket Turgut

                 Bu davetin amacını ve içyüzünü anlayamadım, açıklayıcı bilgi istedim. Ayrıca, konuyu Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa’dan da sordum. Adı geçen kişiden 11 Haziran 1919’da aldığım cevapta «Kıymetli bir generalin Anadolu’daki gezisinin kamuoyunda iyi. bir etki yapmayacağı düşünülerek İngilizlerin beni istediği bildiriliyordu. Bu gerçeği öğrenince doğrudan doğruya saygıdeğer Padişah hazretlerine şu fikirlerimi arz ettim.

Padişah Hazretlerinin devletli mabeyni (Sarayda ,Padişahın yazı ve görüşme işlerine bakan daire, özel kalem kalem.) yüce başkâtibi vasıtasıyla Padişah Hazretlerinin devletli katına:

         Büyük ulusun ve kutsal hilâfetin biricik ve gerçek dayanağı bulunan yüce saltanatınızı Tanrı kötülüklerden korusun? Yüce Padişahım, ülkemizin bu gün uğradığı büyük baskı ve bölünme tahlikesi karşısında ancak yüce varlığınız başta olmak üzere, milli ve kutsal bir kudretin çabası; vatanı, devlet ve milletin bağımsızlığını şan ve şerefi büyük hanedanının altı buçuk asırlık yüce tarihini kurtarabilir. Çevremizdeki kişiler bu genel kanıda birleşmiştir. Son olarak huzurlarınıza kabul edilmek onurunu kazandığımda, üzücü İzmir olayı dolayısıyla hüzün dolu olan kutsal kalbinizden doğan kurtuluşla ilgili görüşleriniz bu gün bile belleğimdeki yerini korumaktadır.

         Bu duygumu açıklamak isterim. İstanbul’dan son olarak ayrılacağım gün bu şerefe kavuşmuştum. Bu sırada Yüce Şahsınız Boğaziçi’nde bulunan İngiliz donanmasının saraya yönelik toplarını göstererek, «görüyorsun» dediniz. «Ben artık memleket ve milletin , nasıl kurtarılması gerekeceği hususunda kararsızlığa düşüyorum» ve ellerinizi kaldırarak, «inşallah millet akıllanır ve uyanır, bu üzücü durumdan gerek beni ve gerekse kendisini kurtarır» buyurdunuz. Yazımda arz etmek istediğim bu kutsal sözlerdir.

         Hükümdarımızın bu gönül dileğinden esinlenerek kesin kararlı ve inançlı olarak görevime devam ediyorum. Hükümdarımızın emirleri gereği Sadrazam Paşa kulunuzu daima önemli konularda aydınlatmakta ve gereğini arz etmekte ve uygulamaktayım. Şu bir ay içinde Zat-ı Şahanelerinin Anadolu’sundaki hemen bütün il, liva, ilçe ve hudut boylarına kadar olan yerlerdeki milletin durumunu ve tüm kumandan ve memurların düşünce ve çalışmalarını öğrendim ve bilgi edindim. Sonuç olarak açık bir şekilde görülüyor ki, millet baştan aşağı uyanık olup devlet ve milletin bağımsızlığı ve yüce saltanat ve hilâfet hakkının korunması için kesin kararlı ve inançla dolu bulunuyor. İstanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetle ve az sürede felâketlerden bu derece etkilenebileceğini düşünemedim.

         Yüce Padişahım! Bu nitelik ve durumda bulunan ve kutsal şahsınıza bağlılık içinde olan temiz milletinize tam anlamı ile güvenilmesi ve bunun karşılığı olarak da gerçekten bu milli ve vicdani kuvvete yardımcı olunması gerekir. Son kutsal buyruklarınız bütün milletin azim ve yiğitliğini artırmıştır.

         Yalnız, üzülerek bildirmek isterim ki, temiz Anadolu halkı, bugünkü zor dönemde bile İstanbul’daki uygunsuz ve nefret uyandıran konulardan ve kışkırtıcı söylentilerden rahatsız durumdadır. Gerçekten İstanbul yöresinin bozulmaya yatkın ahlâkı ve bundan yararlanmayı bilen yabancılar, devlet ve milletin yok olması ve devlet, millet ve padişahına bağlı, özverili hizmet yeteneği bulunan kişilerin ortadan kaldırılması konusunda aşırı bir cesaret gösteriyorlar.

         Yüce Padişahım! Hükümdarları hatırlayacaklardır ki, verilen görevin yerine getirilmesi sırasında, yabancıların ve bazı bozguncuların mutlaka yalanlama ve önleme ihtimallerini daha İstanbul’da sunduğum açıklamalar içinde üstü kapalı şekilde anlatabilmeye çalışmış ve özellikle Sadrazam Paşa ile Devletin bazı önemli kişilerine pek açık olarak anlatmış ve böyle durumlar karşısında Ali İhsan ve Yakup Şevki paşaların düştüğü kötü duruma düşmeyeceğimi eklemiştim.

         İşte milli vicdanın ciddi izlenimlerini ve meydana. gelen yeni durumları, istilâcı çıkarlarına, zıt gören İngilizler ve vatanın zararına da olsa, İngiliz taraftarlığını meslek edinen zayıf karakterliler, bu kere güçsüzlüklerini ortaya koyarak beni İstanbul’a çağırmak girişiminde bulunuyorlar. Pek şerefli hakanımızdan, milletine, vatanına bağlı ve bu uğurda ölümü hoşgörü ile karşılayan benim gibi bir kumandanın, yüce saltanat haklarına ve milletin ölmezliği ve var oluşuna düşman olanlarla işbirliği yapacağını ummaları kesinlikle beklenemezdi. Bundan dolayı bendeniz Malta’ya gitmek veya en azından iş görmez duruma getirilmek gibi ihtimaller karşısında bırakıldım ve doğal olarak da bunu kabul etmeyeceğim, eğer zorunlu kılınırsam gönül rahatlığı ile memuriyetimden istifa ederek eskiden olduğu gibi Anadolu’da ve millet sinesinde kalacağım; vatan görevimi bu kez daha açık adımlarla sürdüreceğim.

         Millet bağımsızlığına kavuşsun, saltanat makamı ile yüce ve büyük hilâfet yok olmaktan kurtulsun. Sonsuz bağlılığımın daima artmakta olduğunu bildirerek buna inanmanızı rica ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri

M. KEMAL

                 Bütün milletin, durumunu anlayarak geleceğine kendi başına hükmetmeye kararlı olduğunu anlamıştım. Milletin ve ülkenin şimdiki durumu göz önünde tutularak, haklarını korumak ve kollamak üzere her türlü etki ve denetimden arındırılmış milli bir kurulun oluşturulmasını gerekli gördüm. Bunun için ilgili kişilerle görüşerek ve konuşarak Sivas’ta genel bir milli kongrenin toplanmasını kararlaştırdık. Büyük ve kanlı tehlikeli olaylarla daha çok karşı karşıya bulunan doğu illerimiz, Erzurum’da adı geçen il adına aynı amaçla bir kongre toplanması girişiminde bulunmuştu. Sivas Kongresi için gizli bir bildiri ve mektup yayımladım.

         Bu mektup ve bildiri yüce malumlarınızdır. Bu sırada Müdafaa-i Hukuku Milliye (Milli hakları koruma) derneklerine ait telgrafların çekilmemesi konusunda Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü tarafından posta ve telgraf müdürlerine bir emir verildiği haber alındı. Vatanın tutsak bulunduğu bu tarihi dönemde, milli sesimizi duyurmada yararlı olan araçtan, milli kuruluşumuzun faydalanmasını engelleme cesaretinin millete karşı büyük ve haince bir cinayet ve İslamiyet’e karşı büyük bir günah olduğu açıktı. Bu acımasızca girişimin derhal önüne geçmeyi vicdani bir görev saydım ve genelge ile her tarafa gereken emirleri verdim. Durumu padişah hazretlerine arz ettim ve Sadaret makamına (Başbakanlık) ve Harbiye Nezaretine (Milli Savunma Bakanlığı) ve Posta Telgraf Genel Müdürlüğüne de yazdım.

         24 Haziran 1919 tarihinde İçişleri Bakanı Ali Kemal Beyin de bir genelgesinden haberdar edildim, bu genelgede; Haksız olarak yapılan el koyma ve acımasızca yapılan işgallerden ne derece üzüntü duyulursa duyulsun; Hükümet, ne Yunanistan’la ne de başkası ile şu sıralarda savaş veya çatışmaya giremez. Paris’teki konferansa giden delegelerimizin anavatanı kurtaracaklarına olan ümidimiz günden güne artmaktadır. Savunma gerekçesi hazırlayanlara engel olunuz. Haklarında acımasızca davranınız! Bunlar eski düşmanlarımızdır. İşleri bozulmak üzere iken yeniden düzelmesine izin vermeyin! (Protestolar ve alçak sesleri) denilmekte idi.

         Ali Kemal Beyin bu çabasını engelledim ve bununla ilgili olarak yüce Padişahlık makamına şu yazıyı sundum;

         İçişleri bakanı beyin 18 Haziran 1919 tarihli illere yayımladığı şifreli bir genelge, milli hakların korunması ile ilgili çalışmaları şiddetle yasaklıyor. Pek acıklı ve üzücüdür ki aynı tarihte Posta Telgraf Genel Müdürü de milletin sesini kısmaya yönelik bilgisizce hazırlanmış, başarısızlığa ve pişmanlığa mahkûm bir telgraf yayınlamıştır.

         Yüce Padişahım! Devam eden bu günkü parçalanma tehlikesi karşısında başta yüce saltanat makamınız olmak üzere kutsal durumunuzu kurtarma ve korumaya azmetmiş olan yüce milletimizin de böyle küçültücü ve gönül kırıcı bir düşünce ile yok sayılması tarihin ve milli vicdanın hiçbir zaman affedemeyeceği olaylardır.

         Gerçi böyle bir düşüncenin hiçbir yerde kabul edilmediğini ve uygulanmadığını teşekkürlerimle arz ederim. Yine de yüce milletimize vatan ve devlet tarihine karşı uygun görülen bu uygulamalar, gelecek ile pek acımasızca alay etmek oluyor. Bu olay coşkulu bakışlara ve millet düşüncesine yansıdıkça, Hükümete güvensizlik duymak gibi pek kötü sonuçlar doğurabileceği şüphesizdir. Size durumu bu şekilde sunma cesaretini gösterirken, bağlılığımı saygı ile tekrar ettiğimi yüce şahsının bilgilerine sunarım.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
M. KEMAL

27 Haziran 1919’da Sivas’a geldim. Görevden alındığım konusunda Ali Kemal Beyin bir genelgesinin daha geldiğini öğrendim. 23 Haziran 1919 tarihli bu şifreli genelgede:

         «İngiliz özel temsilcisinin arzu ve direnmesiyle görevden alındı. Adı anılanın İstanbul’a çağrılması Harbiye Nezaretine ait bir görevdir. Fakat İçişleri Bakanlığının kesin emri; Artık o kişinin görevli olmadığını bilmek ve kendisi ile hiçbir resmi işleme girişmemek ve hükümet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir» deniliyordu.

         Bu işlemle ilgili olarak Sadarete ve Harbiye Nezaretine 28 Haziran 1919’da şu telgrafı çektim:

         «Müdafaa-i Hukuku Milliye (Milli hakları koruma) ve Reddi ilhak (,ilhakı red Yunan hakimiyetini red) derneklerine yardım ettiğim ve İngilizler tarafından ayrılmam istendiği için görevden alındığımı ve buna diğer bazı yersiz sözler de eklenerek lçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’in konuyu mülki makamlara bir genelge ile duyurduğunu öğrendim. Bendenizi bu göreve seçerek atanmamı buyuran Padişah hazretlerinin bu konudaki fikirlerini almak onuruna erişemediğim gibi, ne yüce sadaret makamından ve ne de Harbiye Nezareti yüce katından görevden alındığım konusunda hiçbir emir de almadım. Böylece Ali Kemal Bey’in bu gizli yazı ve genelgesinin ne gibi yanlış düşünceler altında oluştuğunu, devlet büyükleri arasında ayrıcalık ve ülkede kanunsuzluk, asayişsizlik ve sonuç olarak da millet içerisinde anarşi yaratabilecek olan düşünce biçiminin ne kadar gereksiz olduğunu açıklamayı gerekli görmüyorum. Ali Kemal Beyin görevden ayrılması ile ilgili telgraf haberleri, belirtilen olayın yüce Hükümetçe onaylanmadığını tümüyle göstermiş ve ülkede sebep olduğu kötü etkiler ve yanlış anlama her ne kadar kısmen ortadan kaldırılmış ise de, bu işlemlerin bakanlar kurulunun istek ve kararları dışında yapıldığına kesin olarak inanmış bulunmaktayım. Bu tehlikeli ve sorumluluğu ciddi ağırlık taşıyan düşüncelerin ülkenin ve milletin gelecekteki kurtuluşunu engelleyici büyük ısrarlar getirebileceğini tekrarlamak zorundayım. Adı geçen kişi ile ilgili işlem konusundaki kararı yüce makamlarınızdan arz ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
Tuğgeneral M. KEMAL

           Bütün illere, bağımsız ve bağlı mutasarrıflara (Sancağın en büyük mülki âmiri, vali ile kaymakam arasında yönetici), kolordulara ve ikinci ordu müfettişliğine de şu telgrafı yazdım:

         27 Haziran 1919

         Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Redd-i İlhak gibi sadece vatanı ve milli bağımsızlığı korumaya yönelik kutsal bir amacı desteklediğim için ve İngilizler tarafından böyle arzu edildiğinden bahsedilerek görevimden alındığımı, İçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’in mülki makamlara gizli bir genelge ile bildirdiğini öğrendim.

Bendenizi bu memuriyete seçip, atanmamı buyuran Padişah hazretlerinin bu husustaki buyruklarını almak onuruna ulaşamadığım gibi, bu ana kadar ne yüce Sadaret makamından ve ne de Harbiye Nezareti yüce katından görevden alındığıma ilişkin hiçbir emir almadım. Bundan dolayı, Ali Kemal Beyin bu gizli yazı ve genelgesinin ne gibi yanlış düşünceler altında oluştuğunu zaman ve olaylar çok geçmeden halkın önünde aydınlatacaktır. Devlet büyükleri arasındaki ayrıcalık ve ülkede kanunsuzluk, asayişsizlik ve sonuç olarak anarşi yaratabilecek olan bu gereksiz düşüncenin, tarih ve millet önündeki tehlike ve sorumluluğuna dikkatini çekmeyi gerekli buluyorum. Ali Kemal Bey’in yetkisinin üzerinde ve milletimizin varlığına karşı olan bu gizli ve kanunsuz davranıştan geri dönüleceği tabiidir.

Memuriyetimin sona ermesi konusunda padişah hazretlerinin buyruğunu alırsam, doğal olarak resmi görevimden ayrılarak bunu başkalarından önce özellikle benim duyuracağım bilinmelidir. Böyle bir durumda, vatanın kurtarılmasını amaçlayan dini ve milli birliği korumak, bu milletin sinesinden çıkan milliyetçi bir kişi olan benim için en yüce bir görev ve kesin bir amaç olacaktır. Bundan dolayı, devlet tarafından ve padişah buyruklarına bağlı olarak üçüncü ordu müfettişliği ve bunun devlet ve millete karşı olan sorumluluğu üzerimde bulundukça, Babıâli’nin emirlerinde yer alan resmi görevlerimizden dolayı bütün onurlu valiler ile bağımsız sancakların (İl ve ilçe arasındaki büyüklükte bir yönetim birimi.) emirlerimi yerine getirmek zorunda ve bu günkü gerçeği anladıktan sonra her zaman ve tarih karşısında da sorumlu bulunduklarını ivedilikle bildiririm. Bundan sonra ordu müfettişliği devletin bir resmi makamı olup hiçbir zaman kişi ile ilgili bulunmadığından makamın kendine özgü yazışma ve düzenini iyi bir şekilde korumak ve devam ettirmenin kanuni bir zorunluluk olduğunu ve bu bildirimin Ali Kemal Beyin yazısının gönderildiği makamlara da ulaştırılması gereğini ek olarak arz ederim.

İşbu telgrafın gelişinin bildirilmesini rica ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri

M. KEMAL

        

         İçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’le Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa’nın bakanlar kurulundan istifa ettikleri ajanslardan öğrenildi. On saat kadar sonra 28 Haziran 1919 tarihli ve Şevket Turgut imzası ile aldığım şifrede:   «Dikkat geciktirilmesinin sorumluluğu vardır.»

         Birçok dilek ve yakınmalar ile tizden bir heyetin Paris’e gitmesine dörtler meclisi izin verdi. Ne olacağımızı şimdi değil biz, hatta      halen geleceğimiz ile oynayanlar bile bilmemektedir. Yalnız bir avunma noktası düşmanlarımızın hakkımızdaki düşüncelerinin az çok lehimize dönmüş gibi görünmesidir. Örneğin, geçmiş aylarda barbar ve yönetimsiz olarak nitelendirilirken şimdi de uysal fakat yardıma muhtaç bir millet olarak nitelendirilmekteyiz. Görenlerden sürekli haber alacak olan düşmanlarımızın sizi pek kolaylıkla elde edecekleri kesin görülmekle birlikte, zaten güçlükle hayat sürdürerek yaşayan bizleri de ortadan kaldırmaya yöneleceklerdir. Şu yardımcı açıklamalarımla size karşı dostluk görevlerimi ve vatan görevimi yerine getirmiş olduğum inancı ile, olay çıkarmadan hemen İstanbul’a gelmenizi rica ederim. deniliyordu. Buna cevap vermeyi bile gerekli görmedim.

         Sivas’ta milli kuruluşun hazırlanması ve tamamlanması, Erzurum’dan sonra Sivas’ta Osmanlı ülkesi adına genel bir kongrenin toplanması ve delegelerin çağrılması için gereken bazı önlemler alınıp düzenlemeler yapıldıktan sonra Erzurum’a gitmek üzere yıla çıktım.

         2 Temmuz 1919 günü Erzincan’da Saray Başkâtipliğinden aldığım telgrafın başlıca noktaları şunlar idi:

         «Daha önce ve son olarak dikkatlerine sunulmak üzere göndermiş bulunduğunuz telgraflarınız için Padişah efendimiz hazretleri, sizlere karşı yakınlık ve iyilikseverliğinizden dolayı duyduğu hayranlığa dayanarak ve özel olarak, aşağıda yazılı olan öğütlerin bildirilmesi konusunda beni görevlendirmişlerdir. Yüksek makamca bilinen vatansever duygularım nedeniyle o yörede acele olarak bazı düzenleme ve girişimlerde bulunmanız, İngilizlerin dikkatlerini çekmiş ve hükümeti baskı altına almışlardır.

         Devletimizin. şimdiki durumu, Anadolu’da sanıldığı ve tahmin edildiği derecede kaygı ve telâş verici değildir. Ulu Tanrı’nın yardımı ile devletin varlığı ve egemenliği elde edilebilirse, saltanat merkezince taşranın kurtarılması kolaylaşır. Şu sırada yüce zatınızın bundan yararlanarak İstanbul’a dönmeleri belki yabancıların hükümete baskılarını azaltacaktır. Bu konu hakkınızda gurur kırıcı bir işlemin uygulanması düşüncesiyle önerilmemekte olup, harbiye dairesince görevden alınmanız da yüksek makamca düşünülmediğinden Harbiye Nezareti’nden iki ay süreli hava değişimi istenilerek durum açıklığa kavuşuncaya ve barış gerçekleşinceye kadar arzu edilen bir şehir veya kasabada dinlenmenizin en uygun çözüm olduğunu hatırlamanız buyurulmuştur.»

2/3 Temmuz 1919’da Mamahatun (Tercan Kazası) da.Harbiye Nezareti’nden gelen Ferit Paşa’nın 30 Haziran 1919 tarihli şu şifresini aldım:

         «Vatan sevgisinin çekici gücü beni yine Harbiye Nezareti’ne getirdi. Hükümeti oldukça güç bir durumda buldum. Dış ilişkilerin korkunç durumda olması yanı sıra bir de bunu büsbütün körükleyecek bir iç bunalımın karşısında kalınca elimde olmayarak irkildim. Yüce zatınız gibi, ben de inandığım değer verme gücüme dayanarak iddia edebilirim ki, sizi benim kadar ruhunuzun en derin köşelerine kadar anlayabilmiş bir kişi yoktur. şimdiki durumda nasıl bir sebep, hükümet ile yüce şahsınız arasında bir anlaşmazlık yaratmıştır, bilemiyorum. şüphesiz ki bu durum, kötü niyetler etkisinde gerçekleri görememe durumunda olanların uydurmalarından kaynaklanmaktadır. İngilizler tarafından bazı komutanlarımıza uygulanan benzeri olmayan işlemlerin yüksek şahsınıza da uygulanması hiç de beklenilen bir durum olmamakla birlikte, her ihtimali göz önüne alarak bu işin iyi bir biçimde çözümlenmesi konusunu düşündüm. Haksızlıkları inkâr olunamayacak olan düşmanlarımızın, yüce kudretiniz ve vatanseverliğinizden duydukları korku, yüce şahsınızın böyle önemli bir askeri memuriyette bulunmalarından kaynaklanmaktadır ve bu sebeple sizi bu görevden ayırmak girişiminde bulunmuşlardır. Yenilgi devasız bir illettir. Birtakım uydurma sözlerle vatan menfaatlerinin yok olmasına sebep olacakları korkusuyla bunların arzularını önemsememek, üzülerek söylüyorum, hükümetin bir süre seçkin hizmet sunamamasına yol açacaktır. Sizlere karşı pek çok yakınlık duyan Padişah hazretleri bendenizi özel olarak kabul ederek bu işin iyi bir biçimde çözümlenmesi hususunda görüşme nezaketini gösterdiler. Sağlığınızdan bahsederek, gerek İstanbul’da ve gerekse arzu ettiğiniz herhangi bir yerde hava değişimi istediğiniz takdirde gereğinin yapılacağı, millet önünde ve hükümette, sahip . olduğumuz yeri korumuş ve düşmanlarımızın arzularına da bu şekilde son verilmiş olacağı düşüncesi yüce padişahça uygun görülmüş ve hatta kendileri bu durumun şerefli saraylarından da ayrıca sizlere yazılmasını emretmiş ve ferman buyurmuşlardır.

         Yüksek şahsınızın da kabul edeceği gibi, her arzunuzu elimden geldiği kadar yerine getirmeye çalışacak olan bendeniz işbu dileğimi hem resmi hem de özel olarak yapıyorum. Bu özel durumumdan dolayı şunu da söylemek istiyorum ki, acele olarak vereceğiniz olumlu cevap, yalnız hakkımdaki güven ve samimiyetinize delil değil, aynı zamanda bakanlık makamında ümit ettiğim başarıya da bir başlangıç olacaktır. Ellerinizden öperim.

         Padişah hazretlerine, hareket şeklim hakkında Harbiye Nezareti’ne yazdığımı arzettim. Ferit Paşa’ya da durumun gelişimi ile ilgili açıklamalarda bulunduktan sonra hava değişimi amacı ile Anadolu’da kalmakta bir engel görmediğimi yazdım.

         Harbiye Nazırı Ferit Paşa’nın Erzurum’da aldığım bir telgrafında:

         «İstanbul’a hareketlerinin çabuklaştırılmasını rica ederim» denilmekte idi.

         Telgraf başında da Ferit Paşa şunları söyledi:

         «Paşam! itilâf temsilcilerinin pek katı başvuruları beni bu günkü telgrafımı yazmağa zorladı. Yüksek şahsınızı benim kadar kimse tanıyamaz. Vatanımızın onuru ile ilgili yüksek amaçlarınızı bilmekteyim.

         Bendeniz İstanbul’a onur vereceğiniz konusunda hem padişah efendimize hem de temsilcilere söz verdim. Mahcup olmayacağıma eminim.

         İtilâf temsilcilerinin de burayı onurlandırdığınızda size karşı saygı göstereceklerini bildirmek isterim. Bu konuda kesinlik sağlanmıştır. (Gülmeler) Ancak ve ancak yüksek şahsınızın hemen oradan ayrılarak buraya gelmeniz gereklidir. (Beklesinler, sesleri ve gülmeler)

         Ferit Paşaya verdiğim cevapta şunları söyledim:

  1. Bendenizin vatan ve milletin kurtuluşuna hizmet etmekten başka bir amaç taşımadığımı ve şimdi bile devletin sınırları içindeki çalışma ve hareketimin bu konuya yönelmiş olduğunu, itilâf devletleri temsilcilerinin şahsımdan bu derece kuruntulu bulunmalarının birtakım dedikodulardan kaynaklandığını ve bunların, bendenizi bütün duygu ve düşünlerimle tanıyan Padişahın yüce buyrukları ile hükümet emrinde çalışacağıma inanmış bulunan yüksek şahsınız tarafından verilecek açıklama ve güvence ile düzeltilebileceğine ve giderilebileceğine eminim,
  2. Dört gün önce Padişah makamına göndermiş olduğum ve itilâf temsilcilerince de itiraz edilindiği anlaşılan yazımın cevabı alınıp incelenmeden İstanbul’a geleceğim konusunda söz verilmemeli idi.
  3. Hiçbir uygun sebep bulunmadan İzmir’in ve Antalya’nın, hükümetimizin bilgileri dışında düşman tarafından işgali ve silâhsız, çaresiz halkın Rum eşkıyasına doğratılması ve sonuç olarak iffet ve namusun ayaklar altına alınması ve şu anda da Aydın ilinin her tarafından bu uygunsuz durumun sürdürülmesi ve tekrarı bir süre önce bu bölgeden Nurettin Paşa’nın alınması ile ortaya çıkan bir komuta boşluğunun doğurduğu vahim sonuç değil midir? Bu yöre için de böyle kanlı bir sonuç hazırlanmış ve buna engel görülen komuta heyetlerinin değiştirilmesi gerekliliği hissedilmiş ise, temsilcilerin vatanı yok etmeye yönelik istekleri karşısında hükümet ileri gelenleri için ikinci bir hainliğe neden olmak yerine millet arasına kişi olarak karışmaları vatanperverliğin örnek bir davranışı olur. (Alkışlar)

         Doğudan Şevki ve İhsan paşaların alınması, vatanımızın batısındaki bir bölümün acımasızca işgali programının yürürlüğe konmasını önleyebildi mi?

         Ferit Paşa’nın verdiği cevap şudur:

         «Yüksek açıklamalarınız doğrudur. Ancak bir milli hareketin olacağına inanan İngilizleri, yüksek kudretiniz ve vatanı korumak çalışmalarınız endişelendirmiş ve düşmanlarımız tarafından her gün çeşitli nedenlerle yaratılan dedikodu, bu endişeyi artırmış olacak ki bu gün yüce şahsınızın ordunun başından alınıp İstanbul’a getirilmenizi Bab-ı âli’den istemişlerdir. Bu istekleri tehdit eder bir biçimde söylemişlerdir. Dört gün önceki duruma göre Padişah hazretlerinin yüksek onaylarına sunulan öneri bendenizden gelmiş idi. Fakat bu günkü durum böyle ani ve ivedi bir daveti gerektiriyor.

         Bab-ı âli’de makine başında geç zamana kadar sizi rahatsız etme nedenim, sizin de bildiğiniz gibi, bir zorunluluktan ve vatan menfaatinin gerekliliğinden doğmaktadır. Aynı zamanda İngilizler tarafından size hakkınız olan saygının gösterileceği konusunda Dışişleri Bakanı vekili tarafından söz alınmıştır. Bendeniz, ilk telgrafta da ima ettiğim gibi, Paris konferansı kararlarına boyun eğmekten başka yapılacak bir şey görememekteyim. Şimdilik iyi geçinme durumunu seçmek uygun gibi görülüyor. işte bu nedene dayanarak en kısa zamanda İstanbul’a hareket etmeniz beklenmektedir.

         Sizinle yapacağımız görüşmeler tabii ki bizi de aydınlatacaktır. Temsilcilere, emirleri gereğini duyurmak üzere, hareket kararınızın zamanının en kısa zamanda belirlenmesini rica ederek beklemekteyim.»

         Verdiğim cevapta şu maddeler vardı:

  1. Dün sizlerden aldığım telgrafta Paris Konferansı kararlarına boyun eğmekten başka yapılacak bir şey görülemediği söylenmektedir. Bu kararlar nelerdir? Ajansların en son duyurusu milli bağımsızlığımızı ve geleceğimizi pek ümitsiz bir durumda gösteriyor. Meselâ Paris Konferansı Trakya, Pontus, İzmir, Kilikya konularını devletin aleyhine olarak belirlemiş ve doğu illerinde Ermenistan egemenliğini kabul ederek onaylamış ise bu kararlara boyun eğmek için yetki ve sorumluluk alan ve değerlendirenler kimlerdir? Sadrazan Paşa hazretleri vatan ve milletin gelecek haklarını yok eden bu feci durumları ortadan kaldırmak ve değişirmek için ne gibi olumlu maddi güvence ve ümitle dönüyorlar.
  2. Padişahlık makamının, bütün devlet ve millet gerekçeleri ve hilâfet hakları üzerindeki oyunlar konusunda samimi bir şekilde ve uygun bir dille aydınlatılmaları ve görevlerinden dolayı sorumlu olmayan yüce Padişah hazretlerinin güç ve buyruklarını daima gerçek dini dileklere ve devlete yöneltmek gerekli bulunmaktadır. İstanbul’daki bazı kişiler ve özellikle bir iki ay bile iktidarda kalamayan değişken kabineler, kendilerinde oluşan görüş bozukluğu, vicdansızlık, milletin genel tutumuna ters düşen ve meşru olmayan düşüncelerle bakanlık yönetmek ve yetki kullanmak gibi tarihin en feci sorumluluklarından kesin olarak uzak kalmalıdırlar.
  3. Bendenize gelince; Çok yanlış ve hatalı anlayış içinde bulunulduğunu görüyorum. Bu gün vatanımızda bir millet kudreti varsa, bu akım, felâketler sonucu uyanan milletin kalp ve düşünce gücünden doğmuştur. Bendeniz de ancak buna uyuyorum. Benim buradan çekilmem ile ilgili düzenlemeler çok hatalı ve özellikle çok tehlikelidir. Bendenizin korunması hakkında Dışişleri Bakan vekili beyefendi tarafından İngilizler’den güvence alındığı söylenmektedir. Buna çok hayret ettim. Çünkü devletler ve milletler adına ve şerefine resmi bir şekilde imzaladıkları ateşkes hükümlerini korumaya bile asla uymayarak alabildiğine saldırılarda bulunan ve pek çok onur kırıcı durumlara neden olan İngilizlerin bu güvencesine inanmak pek saflık olur. Yalnız tam anlamı ile inanılmasını isterim ki, eğer memleketin kurtuluş ve esenliği benim çekilmeme bağlı olsaydı, kayıtsız şartsız ve geleceğim hakkında hiç bir ümit ve amaç beslemeyi aklıma getirmeden, benliğimi kurban etmek kadar vicdani ve basit bir şey olamazdı. (Alkışlar) Şunu eklemek isterim ki, aradaki büyük fark, gerçek durumun henüz karşı tarafça anlaşılamamış olmasındandır.
  4. Seçildiği açıklanan iyi geçinme yolunu çok üzücü buluyorum. Çünkü iyi geçinme, bir insanın zayıf noktasını hoş görmek ve onun devam etmesini sağlamak değildir. Üzücü olmakla birlikte, ateşkes antlaşmasının imzalanmasından bu güne kadar, hükümetlerin birbirine benzeyen yetersiz ve zayıf durumlar göstermesi ve milli kuvvetleri desteklenebilir bir kuvvet olarak kabul etmemesi, itilâf devletlerinin ülkemizi istilâ etmesine engel olamamış, tam tersine amaçlarını kolaylaştırmıştır.

         General Allenbi ile halen Padişah hazretlerinin başmabeyincisi olan eski Harbiye Nazırı Yaver Paşa’nın bizzat yaptığı konuşmaya ve adı geçen kişinin karşı karşıya bırakıldığı içler acısı duruma ve ayrıca bir yabancı general ile eski Harbiye Nazırı Abdullah Paşa’nın görüşmelerinde generalin kullandığı bağımsızlığı hiçe sayan sözlerine bu arada dikkatinizi çekmek isterim.

         Şimdiye kadar bundan önceki kabineler tarafından izlenen bu iyi niyet yolu nedeniyle Anadolu’nun batı kesimi ve saltanat başkentinden, Hilâfet makamındaki şerefli Hükümdarımızın saraylarına kadar her yer korkunç bir şekilde işgal edilmiştir. Ayrıca milli kuvvetler saptanarak yok edilmeye ve Doğu Anadolu için de aynı ilginç işlemler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle yüce şahsınızın ve içinde bulundukları bakanlar kurulunun böyle girişimlere yardımcı olmama vatanseverliği göstermeniz arzu edilir. Buna şunu da eklemek isterim. Görüş ve düşüncelerimin gerçekleşeceği konusundaki inancım tamdır. Çünkü bu görüş ve düşünce, her yöredeki bilgi ve milli onur sahibi kişilerin ortak ve genel görüşüdür ve özellikle milli vicdanın izlenimlerine dayanmaktadır.

         Anadolu’daki büyük komutan makamlarının bir süreden beri sarsılması ve o boşlukların yerine ancak yetersiz ve bilgisizlerin doldurulması gibi, Batı Anadolu’yu boğazlanmışçasına elinden kaptıran, onurlu kişilerin yerine geçenlerin izledikleri politikaya bir kez daha dikkatinizi çekerim.

         Ali ihsan Paşa ile Nurettin Paşa ve onun yerine getirilen Ali Nadir Paşa olaylarına milli tarih açıklık getirecektir. Bu gün yüce şahsınızın sahip bulundukları makam, vatan ve milletin kurtuluşunu sağlayacak bir güç olamadığına göre yeni iş başına gelenlerin açtıkları yaraları bu kez de vatan ve milletin doğu kısmına yaymalarına yüce şahsınız gibi varlığı ancak onurlu bir yaşam olması gereken değerli ve tecrübeli bir kişinin baş eğmesine hiç te gerekli ve zorunlu bir neden yoktur. Bağımsızlığını kaybeden makamınızdan ayrılarak tarihin açık olan korkusuz sayfalarında övünülecek bir şekilde yaşamanız sanırım bütün dürüst ve onurlu kişiler tarafından beklenmektedir. (Bravo sesleri)

         Ferit Paşa’ya en son verdiğim cevap şudur:

Harbiye Nazırı Ferit Paşa Hazretlerine
Erzurum, 6 Temmuz 1919

         Ermenistan’a bağlanmalarına söz verilmiş olduğunu öğrenmekle heyecana gelen ve coşan doğu illeri halkının arasından ayrılıp İstanbul’a gelmem konusundaki önerinizi yerine getirmek konusunda kişisel irademi kullanmaya manen ve maddeten imkân bulamıyorum. Durumun değerlendirilmesini, bilinen mertliğiniz ve samimiyetinize güvenerek arz ederim, efendim.

         Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
         M. KEMAL

                 Bunun ardından Sarayın yüce başkâtipliği eliyle aldığım telgrafta «Sizlerce gerçekleştirilen ulu girişimler her nasılsa İngilizlerce, vatan korunması şeklinde değil, başka bir şekilde kabul edilmektedir. İngilizler yüce şahsınıza karşı gurur kırıcı hiçbir davranışta bulunmayacakları konusunda kesinlikle söz verdiler » denilmekte idi.

         Buna cevap beklemeden şu telgrafı gönderdiler:

         «Yüksek memuriyetinize görülen lüzum üzerine son vermiş olduğundan hemen gecikmeden İstanbul’a dönmeniz Padişah hazretlerinin emirleri gereğidir.»

         Padişah Başkâtibi Ali FUAT

       

Son cevabım şu oldu:
         7 Temnıuz 1919 Erzurum

         Padişah hazretlerinin devletli mabeyni yüce başkâtipliği eliyle Padişah hazretlerinin yüce katına. şimdiye kadar gerek padişahlık yüce makamına ve gerek Harbiye Nezareti’ne yazdığımı yazılarda vatan ve milletin ve yüce hilafet makamının karşılaştığı üzücü olayları ve buna karşı ortaya çıkan tepkileri ve milli durumu bütün safhaları ve açığı ile ile arz ettim.

         Böyle davranmakla kutsal varlığımın bana yüklediği en yüksek ve en vicdani görevlerden birini yapmış oldum. Bendenizin çalışına ve faaliyetlerinin İngilizlerce vatan savunması olarak değil, başka bir şekilde yorumlanması nedeniyle yüce hükümetlerinin ağır baskı altında tutulduğu yazılıyor ve bildiriliyor. Yüce Hükümetiniz ve yüce Saltanat başkentinizin ne gibi baskı ve üzücü şartlar altında bulunduğu gerek benim tarafımdan ve gerekse bütün asil milletimizce tam anlamıyla ve her yönüyle bilinmekte olup bu baskı ve denetimin giderek daha da artması durumunda özellikle büyük sadaketle ve aşırı derecede bağlı bulunduğum müşfik ve yüce amaçlar taşıyan yüreğinizin sıkıntıya düşmesine hiçbir şekilde razı olamayacağım için, yalnız memuriyetime değil, bütün şan ve şerefini, vatan ve milletimin ve kutsal yüce makamınızın feyiz ve asalet nurundan alan ve pek çok sevdiğim kutsal askerlik yaşamıma da veda ederek özveride bulunduğumu arz etmek isterim. (Alkışlar) Yüce saltanat ve hilâfet makamınızın ve asil milletimizin sonuna kadar daima koruyucusu ve sadık bir kulu olarak kalacağımı içten gelen duygularımla arz ve temin ederim. Yüksek askerlik mesleğinden istifa ettiğimi Harbiye Nezareti’ne bildirdim. Onurlu padişaha sıhhat ve esenlikler diler ve her türlü kötülükten korumasını Cenabı Hak’tan dilerim. Yüce bilgilerinize sunarım.

Kulları
Mustafa KEMAL

         Birinci dönem ile ilgili olan açıklamalarım burada bitmiştir. Arkadaşlar, sizleri fazla yormamak için ufak bir aradan sonra devam etmek istiyorum.

         MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara)
         -Efendiler!

         Hepinizin bildiği gibi, 10 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’da Doğu Anadolu illerini kapsayan bir. milli kongre toplandı. Bu milli kongrenin koyduğu şartlar, sanırım bilinmektedir.. Fakat şimdiye kadar yaptıklarımıza bir başlangıç sayıldığı için sizlere hatırlatmak üzere önemli noktaları yeniden okuyacağım. Erzurum kongresinin koyduğu şartlardan birincisi; I. Dünya Savaşının genel durumu gereğince, düşmüş olduğumuz yenilgi nedeniyle vatanımızın birçok önemli bölümü düşmanlarımızın istilâsı altına girmişti.. Millet, bütün isteklerinde maddi ve gerçekçi düşünmek ve ancak kuvvet ve gücüyle sağlayacağı durumlarda kendine yeni bir sınır çizmek üzere idi. İşte kongre bu sınırı çizmiştir. Bu milli sınırın dostlukla korunması için demiştir ki: Ateşkes antlaşmasının imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinde çizilen hudut, sınırımız olacaktır. Vatanımızın sınırı olacak bu hududu, sanırım, ayrıntılarıyla bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Yeniden fazla ayrıntıya girmek istemediğim için. şu şekilde açıklayacağım. Doğu sınırını Kars, Ardahan ve Artvin’i içine alacak şekilde göz önüne getiriniz. Batı sınırı, bildiğiniz gibi, Edirne’den geçiyor. En büyük değişiklik güney sınırımızda olmuştur. Güney sınırımız İskenderun’un güneyinden başlar, Halep’le Kadıma arasında Cerablus köprüsünde sona eren bir hat ve doğu kısmı da Musul ili Süleymaniye ve Kerkük dolayı ve bu iki bölgeyi birbirinden ayıran hat.

Efendiler!

         Bu sınır sadece askeri gerekçelerle çizilmiş bir sınır değildir, milli sınırdır. Milli sınır, olmak üzere tespit edilmiştir. Fakat bu sınır içinde İslam ögesine sahip yalnız bir milletin olduğu düşünülmesin. Bu sınır içinde Türk vardır, Çerkez vardır ve diğer İslâm öğeleri vardır. işte bu sınır karışık bir halde yaşayan, bütün amacını tam anlamı ile birleştirmiş olan kardeş unsurların milli sınırıdır. (Hepsi İslam’dır, kardeştir sesleri) Bu sınır olayını kararlaştıran maddenin içerisinde büyük bir ana öğe vardır. Fazla olarak da bu vatan hududu içinde yaşayan İslam unsurlarının her birinin kendine özgü olan yörelerine, geleneklerine, ırkına özel olan ayrıcalıkları bütün samimiyeti ile ve karşılıklı olarak kabul etmiş ve onaylanmıştı. Doğal olarak bununla ilgili ayrıntılı bilgiler yoktur. Çünkü bu ayrıntılı bilgilere girmenin zamanı değildir. İnşallah, varlığımız kurtarıldıktan sonra (inşallah sesleri) kesin şeklini alacağından şimdilik ayrıntıya girilmemiştir. Fakat aslında bu, maddenin kapsamındadır. Yine Erzurum Kongresi’nin milli esaslarından birisi, efendiler, işte bu milli sınır içindeki yönetimin milli egemenlik esaslarına dayanmasıdır.

         Çünkü bizzat bulunmuş olmam dolayısıyla kongrenin o zamanki anlayışını yakından bilmekteyim. Her halde Osmanlı topluluğunun bütünlüğü, milli bağımsızlığın kazanılması, her şeyden önce yüce Saltanat makamının dokunulmazlığı, mutlaka güvenilir bir kuvvete ve sağlam bir yönetime bağlı olarak gerçekleşebilir. Bu ise ancak milli egemenlik esasına dayanan yönetim ve kuvvetle sağlanabilir. Erzurum kongresinde milli sınırlarımız içinde yaşayan Müslüman olmayan unsurlar bile göz önüne alınmıştır. Hepimizce bilinmektedir.

         Efendiler,

         Müslüman olmayan unsurlar, azınlıklar adı altında bütün dünyanın üzerinde durduğu ve özellikle bizim ülkemizle ilgili olunca pek büyük önemle göz önüne alınan bir sorundur. Doğal olarak bu olaya bir kural koymak gerekir ve bu o zaman da gerekli idi, Kongrenin koyduğu kural gereğince Müslüman olmayanlara, Müslüman olanlara verilmiş olan haklar aynen verilecektir. Bundan daha normal bir kural bulunamaz. Bununla aynı sınır içinde yaşayan insanlara aynı kanuni haklar verilmiş oluyordu. Yine en önemli kurallardan birisi, devletin, milletin iç ve dış bağımsızlığı idi. Millet bağımsızlığından vazgeçmiyor ve vazgeçmeyecek esas kabul edilmiştir. Ancak, bu ana şart daima saklı ve saygıdeğer tutulmak üzere, ülkemizin bayındırlık durumunu, milletimizin varlığını ve genel olarak düşünce düzeyimizi göz önünde tutacak olursak, bütün dünyadaki gelişme ile bunu karşılaştırdığımızda itiraf etmek zorundayız ki, biraz değil, çok geri durumdayız. Bu nedenle durunu değiştirmek için çok büyük kaynaklara, çok çeşitli araca, kısacası her şeye ihtiyacımız vardır. Milletimizin ilerleme ve yükselmesi için ve ülkenin bayındırlığı için, ihtiyaç duyduğumuz her şeyi dışarıdan almak konusunda doğal olarak tam bir olgunlukla hareket edeceğiz, dış ilgi ve yardımı tamamen uygun göreceğiz. Ancak arz ettiğim gibi, bağımsız kalmak görünüş ve yetkisini daima korumak şartı ile… Erzurum Kongresi’nin esas şartları bunlardan oluşuyordu.

         Kuruluştan ve bununla ilgili ayrıntılardan bahsetmeyeceğim. İşte, Erzurum Kongresi milletin yararı için ve halkımızla ilgili hayati konuları görüşmek için toplandığı sırada İstanbul’da iktidar mevkiinde bulunan Sadrazam Ferit Paşa kongreyi yönetenlerin tümünü suçlu ve haydut olarak kabul etmiş, derhal tutuklanarak İstanbul’a gönderilmelerini bütün resmi, mülki ve askeri makamlara bildirmiştir. Bunun da ayrıntılarını açıklamak istemiyorum. Buradan Sivas Kongresine geçeceğim. Erzurum Kongresinden sonra 4 Eylülde Sivas’ta genel bir kongre yapıldı. Erzurum Kongresi yalnız Doğu Anadolu’yu temsil etmiş oluyordu. Sivas’a Batı Anadolu’ dan ve Rumeli’den de delegeler gelmiş olması nedeniyle yaralı vatanın genel kurulu olarak, Anadolu ve Rumeli’de yaşayan bütün vatandaşlarımızın görüşü desteklenmiş oluyordu. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresinde tespit edilen şartları aynen kabul etmiş, yalnız adını yaymakla kalmamıştır. Bütün Anadolu ve Rumeli’yi içine almak üzere birlik ve milli dayanışma sağlanmıştır. Bu sırada içişleri Bakanı bulunan Adil Bey ve Harbiye Nazırı Şerif Paşa, Erzurum Kongresi sırasında olduğu gibi ve belki bundan daha da çok, yine milli egemenliğin kazanılması için, yine vatan uğruna ve milleti kurtarmak için çalışanlara karşı birtakım kararlar alıyor ve bu kararları akıl almaz bir hızla uyguluyorlardı. Tam kongre toplandığı sırada Ferit Paşa ve arkadaşı Malatya’da Elazığ Valisi Galip Beyin emir ve yönetimlerinde masum halkı aldatmak suretiyle bir kuvvet toplanmasına çalışmışlardı. Harbiye Nazırı Şefik Paşa da milletimizden ve dindaşlarımızdan kurulu bu masum askeri kuvveti desteklemek üzere emirler veriyordu. Ali Galip Bey bu kuvvetlerle ani olarak gelerek Sivas’ı basacak, orada bulunan milli kuvvetleri birer birer bir cani gibi asacak, kesecekti. Bütün bu düzenleme, kendisinin vilâyete ve komutanlığa atanması içindi. Hareket için bir padişah emri almışlar ve bu kişinin padişah emrini cebinde taşıdığı gerçeği anlaşılmıştı. Sivas’a vardıktan sonra derhal telgraf başında İstanbul ile konuşacak ve bunun ardından padişah emrini de yayımlayacaktı. Diğer taraftan Ankara’da vali bulunan Muhittin Paşa Çorum’a gitmiş ve orada yine Harbiye Nazırının kendi emrine vermiş olduğu askeri kuvvet ile hareket ederek iki taraftan Sivas’a baskın yapmayı plânlamıştı. Tesadüfen İstanbul ile bu kişiler arasında alınan ve gönderilen şifreli telgraflar elimize geçti. Bunun üzerine derhal İstanbul’a, başvurduk ve bunun gerekçesini anlamaya çalıştık. Tabii Ferit Paşa, Şerif Paşa, Adil Bey güvenilebilir kişiler değildiler. Millet adına Sivas’ta toplanmış olan kongre üyeleri yüksek hilâfet ve saltanat makamına, padişahlık makamına telgraflar gönderdiler. Bütün heyetler telgrafhaneye koşarak padişahtan haklarını istediler.

         MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Afyon Karahisar) – Paşa hazretleri, bir nokta var: İngiliz Amirali «Mister Nowil» in girişimlerini açıklamanız gerekli.

         MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara) – Pek doğru! İngilizlerden bahsetmek istemediğim için bu noktayı kaydetmedim, efendim. Gerçekten İngilizler daha önce bütün Kürtleri aldatarak, onları Türkler ve diğer dindaşlarından ayırmak için düşünebildikleri her şeyi uygulamaya çalışıyorlardı. Bu uygulamada en büyük çabayı gösteren de yüzbaşı veya bir söylentiye göre binbaşı rütbesine sahip bir kişi idi ve ne yazık ki ona Müslüman bir iki kişi de yardım ediyorlardı. Tam bu sırada Nowil adlı kişi Malatya’ya gelmiş ve Ali Galip Bey’le iş birliği kurmuştu ve bu kişi Sivas yönüne gönderilmesi düşünülen kuvvetin başında bulunuyordu. Yine bıraktığım noktaya dönüyorum. Durumu Padişah hazretlerine arz etmek istedik, bütün telgraf görüşmelerinin Ferit Paşa, Adil Bey ve arkadaşları tarafından kesildiğini gördük ve bizim Padişah hazretleri ile görüşmemize izin verilmedi.

         Önce Ferit Paşa’ya ve sonra da padişah hazretlerine başvurulduğunu arz etmiştim. Ferit Paşa’ya güvensizliğimizi ve başvurularımızda kendisine güvenmemekte olduğumuzu ve hatta durumu tümü ile açıkladıktan sonra Ferit Paşa Kabinesi’nin yerine artık her halde milletin amaçlarına uygun ve güvenine sahip bir hükümeti iktidara getirmek gereğini arz etmiş olduk. Bu arzımız Ferit Paşa’nın yolu kapaması ile padişahın bilgisine sunulamamıştır. Bundan sonra Ferit Paşa’ya dedik ki, bizi bu konuyu sunmakta serbest bırakmazsanız o zaman millet, davranışlarında kendini hür ve bağımsız saymakta haklı olacaktır. Cevap vermediler. Bağımsızlık kendiliğinden tanınmış oldu. Kongre kendini bağımsız olarak düşününce, tabii Mister Nowil’e, Ali Galip Beye ve onun aldattığı masum insanlara karşı önlemler aldı. İlk önlem, tabii aldatılmış olan dindaşlarımızı aydınlatmaktı ve bunu başarır başarmaz bütün aldatanlar, bütün o caniler yalnız kaldılar ve oradan kaçmayı başardılar. Çorum’da bulunan Muhittin Paşa da Sivas’a davet olundu, efendiler!

         İstanbul’da Ferit Paşa Kabinesi ile milletin, bütün mülki erkân ve ordunun bağlantısı bu suretle kesintiye uğratıldı ve bu durum tam 23 gün sürdü. 23 günlük sürede, hepinizce bilindiği gibi, milletimiz kutsal amacını gerçekleştirmek için birlik ve dayanışmasını ne dereceye kadar gösterebileceğini cesur davranışlarıyla ispat etti. Bu, millet için, hepimiz için gurur duyulacak ve övünülecek bir durumdur. Nihayet 23 gün, sonra Ferit Paşa işlediği büyük suçu, millet ve memleketin anladığını, milletin kararlı olduğunu ve kahramanlıktan geri kalınamayacağını sezerek istifa etmeye mecbur oldu. Bundan sonra iktidara Ali Rıza Paşa gelmişti. Ali Rıza Paşa’nın iktidara gelmesi ve bildiğiniz gibi, istediği kabineyi oluşturması hakkında Sivas Kongresi’nin veya Sivas Kongresi’nin görevlendirdiği temsil heyetinin hiçbir ilgi ve ilişkisi olmadığı bilinmektedir. Bunun için kongre temsil heyeti ile kendiliğinden karşı karşıya gelmiş oldu. İlk bakışta Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin bakanları Ferit Paşa Kabinesi’nden devredilmiş gibi göründü. Bu durumda güven duyma konusunda biraz kararsızlık oldu. İşte bu nedenle o zaman Ali Rıza Paşa’ya karşı bulunmak gerekliliği hissedilmiştir. Önemli olduğu için müsaadenizle aynen okuyacağım.

         İktidara gelen Ali Rıza Paşaya 3 Ekim 1919 günü şu telgrafla bilgilerimizi sunduk:

         Anlayışlı Sadrazam AIi Rıza Paşa Hazretlerine,

         Millet, şimdiye kadar devlet yönetimine geçenlerin, anayasaya ve milli amaçlara ters düşen ve bilinen tutumlarından üzülerek, hukuka uygunluğu sağlamak ve geleceğini güvenli ve becerikli ellerde görmek için kesin kararını vermiş ve gerekli cesaretli girişimlerde bulunmuştur. Düzgün bir kuruluşa bağlı milli kuvvetler, milletin kesin iradesinin, yüce Allah’ın emirleriyle tam anlamı ile gösterilmesini ispat etme kudretini kazanmıştır.

         Millet, kuvvet ve iradesini hiçbir zaman padişahlık makamına aykırı, ülke yararına aykırı ve millete ters bir biçimde kullanmak arzusunda değildir. Millet, Halife hazretlerinin kutsal şahsının güvenini kazanmış olan yüce şahsınızla yüce arkadaşlarınızı güç durumda bırakmaktan kesin olarak sakınmakta olup, tersine tam anlamı ile yardım etmeye bütün samimiyeti ile hazırdır. Ancak bakanlar kurulu içinde Ferit Paşa ile çalışmış kişilerin bulunması, yüce heyetlerinin düşünceleriyle milli isteklerin uygunluk derecesini olgunlukla anlamak zorunluluğunu doğurmuş bulunmaktadır. Millet olarak tam güvenliğe sahip olmadan atılmış olan her adım, düzelmeye başlamayı engelleyecek ve yarım çarelerle yetinilmesi, millet ile yüksek heyetiniz arasında da yanlış anlamalara neden olabileceğinden, uygun görülmemektedir. Bundan dolayı heyetimiz, kesin ve açık olarak Sadrazam makamının yüce sahibinden aşağıda belirtilen konuların yeni hükümetinizce uygun bulunup bulunmadığı ve kabul edilip edilmeyeceği konusunu büyük bir saygıyla anlamayı görevlerinden sayar.

    1.  Yeni hükümetin Erzurum ve Sivas kongrelerinde kararlaştırılan kuruluşa ve milletin meşru dileğine saygı göstermesi,
    2. Milli Meclis toplanıp, denetim gerçek olarak başlayıncaya kadar milletin geleceği hakkında hiçbir yükümlülük altına ve resmi işlere girilmemesi,
    3. Barış konferansında milletin ve memleketin geleceği kararlaştırılacağından, görevlendirilecek delegelerin bundan önceki gibi yeteneksiz kişiler değil, milletin amaçlarını tam anlamı ile bilen ve güvenilir, anlayışlı ve kudretli kişilerden seçilmesi.

         Bu konuda tamamen anlaşma olması durumunda milletin vicdanından doğmuş ve bütün itilâf devletlerince meşruluğu ve kudreti tanınmış olan milli kuruluşumuzun, hükümetin yardımcısı olacağı ve bu şekilde hükümetin millet ve memleketin geleceği hakkında barış konferansında meydana gelecek girişimlerinin daha güvenilir ve etkili olacağı tabiidir.

         Bir kez bu önemli noktalarda uygunluk sağlandığı anlaşıldıktan sonra, ileride olabilecek normal olmayan durumları gidermek için bazı ek sunuşlarda bulunmamız iznini yüce sadrazam makamına arz ederim.

Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına;
MUSTAFA KEMAL

        

         İşte bu önemli noktalar üzerinde anlaştıktan sonra, arada bazı yazılar yazdık. Ali Rıza Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerinden bilgisi olmadığını yazdı. «Gereği yerine getirilmek üzere önce bunları bildiriniz» dediler. Hepinizin bildiği bildiriyi kendilerine ilettik. Bakanlar kurulunun bunu incelemesinden sonra bile Sadrazamın verdiği cevapta önemli noktaların Bakanlar kurulunca kabul edildiği bildiriliyor ve ondan sonra da bizim hakkımızda birtakım kısıtlayıcı isteklerde bulunuluyordu. Bu kısıtlayıcı isteklerin başlıcası, olağanüstü olaylar ve ortaya çıkan yirmi üç günlük durumun giderilmesinden sonra, Meclis-i Mebusan seçimlerine ve hükümet işlerine karışılmaması konularını kapsıyordu. Bizim verdiğimiz cevabı aynen okursam olay daha çok açıklığa kavuşacaktır.

         Yüce Sadaret Makamına,

         «4 Ekim 1919 tarihli, sadaret makamının cevap telgrafının kapsamından anlaşıldığına göre, derneğimiz temsil kurulunun yapmış olduğu sunuş ve tekliflerin tamamen uygun görüldüğü ve kabul buyurulmuş olduğu, minnet duygulan izlenmiştir. Bununla birlikte tarafımızdan taahhüt edilmesini istediğiniz noktalarla ilgili olarak aşağıda olduğu gibi açıklamalarda bulunmamıza müsaade etmenizi içtenlikle rica ederiz. Hükümetin yol gösterici davranışında kanun hükümlerine tam anlamı ile uyulması doğal olup, kurulumuzca da bunun sağlanmasını görmek tek amacımızdır. Son zamanlarda ortaya çıkan uygun olmayan durumun ve kanunsuzluğun nedeni ve etkeni Ferit Paşa Kabinesi idi. Bu konu, adı geçen kabinenin düşmesi ile, yüksek kurulunuzca kanun hükümleri içinde çalışma ve Ferit Paşa Kabinesi tarafından yapılan kanun dışı işler ve davranışlar dolayısıyla ortaya çıkan durumun kaldırılması için gereken kesin önlemlerin alınması ve gereğinin yapılması ile ortadan kalkar ve böylece olması beklenen olay ve devam edebilecek olan davranışlara sebebiyet verilmemiş olur. Kurulumuzun, bakanlar kuruluyla kanuni hükümler içinde her türlü anlaşma ve görüşmelerde bulunabilmesi için, önce hükümetin meşru ve kanuna uygun olan milli kuruluşumuza iyi niyet göstereceğini açık ve kesin bir dille söylemesi gerekmektedir. Aksi halde, kurulumuz ile hükümetimiz arasında karşılıklı güven ve samimiyet bulunup bulunmadığı kuşkusu doğacak ve sonuç olarak bu da uyumsuz davranış ve girişimlerin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Başkent ile Anadolu’yu birbirinden ayırmaya kurulumuz ve temsilcisi bulunduğumuz millet bireyleri sebep olmamışlardır. Tam tersine, düşünülen hükümetin Paris Barış Konferansı’nda doğu illerimizi, tamamını geniş bir özerkliği olan Ermenistan olarak kabul edişi, Toroslar sınır gösterilerek iki üç ilimizin tümünün Osmanlı sınırı dışında bırakılması ve başkent ile illerimizin bazılarında ateşkes antlaşması hükümlerine aykırı birçok işgaller ve devlet ve milletin bağımsızlık gururunun kırılmasına seyirci kalınması, başkent ile Anadolu’nun birbirinden ayrı düşünmelerine neden olmuştur. Ayrıca, bu duruma milli varlığını korumak amacı ve dine dayanan azmi ile kutsal haklarını korumak için ayaklanan kongre üyelerini eşkıya çetesi gibi cezalandırmak amacı ile Elâzığ ilinde birtakım eşkıya toplayarak Sivas ve Elâzığ halkları arasında vuruşma için hazırlanma emri veren bundan önceki hükümetin meşru olmayan icraatı da neden olmuştur. Osmanlı topraklarının bir kısmının işgali tehlikesine gelince; Milli kuruluşunuzun kurulmasından bu güne kadar hiçbir işgal olmadığı gibi, tam tersine Ferit Paşa Kabinesi’nin hoşgörü ve günahının sonucu ateşkes hükümlerine aykırı olarak işgal edilen Merzifon ve Samsun gibi illerimiz boşaltılmıştır. Bundan dolayı, devletin birliğini heyetimiz değil, bundan önceki hükümetin bozduğunu söylemeye gerek görmediğimi arz ederim. Tarafımızdan hiçbir resmi daire işgal edilmemiş olup, ortada bulunmayan bir durumun düzeltilmesi gibi bir şey düşünülemez. Milli kuvvetlerimiz aleyhinde bundan önceki hükümetin yapmış olduğu yayının doğruluk derecesini araştırmak üzere gelen ve başkentte milletin güvenini taşıyan, milli kuvvetlere dayalı ve meşru olan bir hükümet bulamayan itilâf devletlerinin yollamış olduğu birtakım görevlilerle yaptığım görüşmeler de siyasi bir resmiyet taşımamaktadır. Bu görüşmelerin amacı, milletin geleceğe yönelik isteklerini milli kuruluşumuzun büyüklük ve kudretini, milli iradenin genişliği ve kesinliğini onlara yakından göstermek ve bununla milletimiz hakkında saygı ve güven sağlamakla sınırlandırılmıştır. Bunun da barış konferansında gelecek için zararlı değil, aksine çok yararlı sonuçlar sağlayacağı şüphe götürmez bir husustur. Milletvekili seçimi hakkında bundan önceki hükümetin verdiği emirler gereği hareket eden mahalli daireler henüz seçim kütüklerini bile hazırlamaya yeni başlamış olduklarından seçimlerde halkın hürriyetine saldırı ve engelleme şimdiye kadar maddeten mümkün olmadığı gibi, örneğimiz ve bir siyasi kuruluş olmadığından, siyasi ihtirastan tamamen uzak bulunacağını ve seçimlerde kesinlikle halkın anlayış ve vicdan hürriyetine karışmayacağım pek çok kere bildirileriyle açıklamış bulunmaktadır. Hükümet işlerinde olan duraklama, ancak resmi telefon görüşmelerinin arızasıdır ki, bu da milletin şefkatli babası ve şerefi olan padişahına sunuşunu ve ricalarını iletmesine engel olmuştur. Bu da padişah ve millet arasında bir engel oluşturan Ferit Paşa Kabinesi’nin uygun olmayan tutumunun zorunlu sonucudur. Şu noktayı da ciddi bir olgunluk ve önemle yüksek görüşlerinize sunmak zorundayız. Samimi açıklamalarınızda memleketimizde meşrutiyet gereğince milli egemenliğin yürürlükte bulunduğu açık ise de, feshedilmesinden itibaren Meclis-i Mebusan’ın dört ay içinde toplanması Anayasamızın açık hükümlerinden, olmasına rağmen bu güne kadar seçimlerle ilgili kütükler bile hazırlanmamıştır. Başka bir şekilde açıklanması. mümkün olmayan, dört ay içinde toplanma kanuni zorunluluğu altında bulunan Milli Meclisin şu ana kadar toplanamaması Ferit Paşa Kabinesi’nin açıktan açığa meşrutiyet idaresine bir darbesi ve Anayasaya açık bir saldırısı sayılır ve ceza kanunun özel maddesine dayanılarak bir cinayet sayılıp, sebep olanlar hakkında kanun hükümlerinin tam olarak uygulanması, milli egemenliği kabul eden ve kanun hükümlerinin uygulanmasını kendisi için bir kanuni görev sayan her meşru hükümet için ilk kutsal görev niteliğindedir. Bundan sonra ayrıntılarla ilgili bazı noktalar vardır.

         Efendim! Ali Rıza Paşa bu cevabımızdan sonra birkaç gün kendi isteği ile sustu. Nihayet üç gün sonra karşımıza bizimle konuşmak üzere Harbiye Nazırı Cemal Paşa çıktı. Cemal Paşa’nın verdiği telgraf, bakanlar kurulunun milli amaçlar içinde hareket için önerilen şartların tamamını kabul ettikleri konusunu içeriyordu ve karşılıklı olarak yapılan önerilerle hükümetle hepimizin çok ciddi ve samimi bir anlaşma yapmış olduğumuz izlenimini alıyorduk. Fakat bu anlaşmanın gerçekleşmesi sözünden sonra, Cemal Paşa yeniden bazı önerilerde bulundu. Bakanlar kurulu adına önerdiği konular önemli olduğu için birer birer açıklayacağım.

  1. İttihatçılıkla (İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilgili kimse.) ilişkili bulunmamak, ‘
  2. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na katılmasının doğru olmadığı ve sebep olanların adlarını tespit etmek için bazı yayınların yapılması ve haklarında kovuşturma açılması ve kanuni cezalarının verilmesi,
  3. Her nevi cinayet suçlularının cezadan kurtulamayacağı,
  4. Seçimlerin hür bir şekilde yapılabilmesi için güvence verilmesi, bildiriliyor ve isteniyordu.

         Buna verdiğimiz cevap, söylediğimiz düşünceler şöyle idi;

         Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine,

         9 Ekim 1919 tarihli yazınıza cevap vermeden önce temsil heyetimizin sayın bakanlar kurulu üyeleri hakkında saygı duyguları ile en iyi dileklerimi sunduğumu ve düşüncelerini birbirine söyleme ve birbirlerine düşüncelerini bildirme ile iki tarafın dürüstlük ve samimiyeti kendisine önder kabul ettiğine inandığımızı arz ederim. Çeşitli araçlarla duyurulması gerekli görülen yazınız ve açıklanan dört madde hakkında temsil heyetimizin görüşü ve düşüncesi aşağıda belirtilmiştir:

         Rum ve Ermenilerle İngilizler başta olmak üzere itilâf devletlerinin ve bunların suçlarına alet olan düşük Ferit Paşa Kabinesi’nin, milli birliğe ve vatan mutluluğuna yönelik her çeşit girişimi ve meşru milli faaliyeti genel olarak ittihatçılıkla suçlamayı bir meslek edinmiş oldukları hepimizce bilinmektedir. Girişimimizin ve milli kuruluşumuzun ittihatçılıkla hiçbir ilgisi olmadığı, kötü düşünen kişiler dışında gerek millet ve gerek ilişkide olan yalancılarca anlaşıldığı halde açıkladığınız kötü anlayışı tam olarak ortadan kaldırmak umuduyla Sivas Genel Kongre’sinin birinci oturumunda konuşmalara başlamadan önce bütün delegeler, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin canlandırılması için çalışmayacakları konusunda açık olarak, birer birer ant içmişler ve bu ant sureti her tarafta yayımlanmış ve ilân olunmuştur. Bundan başka, yeri geldiğinde ve özellikle yabancılarla ilişkide bulundukça bu önemli konu ile ilgili bildiride ve gerekli açıklamalarda bulunulmaktadır. Bununla birlikte, önerdiğiniz gibi bu konuda yine fırsat çıktıkça, açıklama ve yayımdan geri kalınmayacaktır. Yalnız bu konu göründüğünden başka bir biçimde ortaya çıkarsa, durumu nedeniyle özel bir önem verilmesi gerekmektedir. Bu yönüyle, sadece bakanlar kurulu üyeleri ile düşüncelerimizi karşılıklı söylememiz ve yüksek heyetinizde bu konuda hâkim olan düşünceyi öğrenmek amacı ile temsil heyetimizin buna ilişkin düşüncelerini arz etmeyi gerekli görmekteyiz. Biz Müslüman olmayan halk ile itilâf hükümetlerinin siyasi durum karşısında gördüklerini, genel olarak ittihatçılıkla suçlamalarını doğru bulmuyoruz. ittihatçılar içinde kötü yönetim ve yolsuzlukları ile memleketi harabeye çevirenlerden oluşan bir küçük grup vardır ki işte millet ve bizim gözümüzde asıl suçlu olanlar bunlardır. Yoksa ittihat ve Terakki üyesi olup tarafsızlığını korumuş, kötülüğe âlet olmamış onurlu kişilerin bu şekilde zan altında bırakılmaları ve özellikle her millette olduğu gibi iyiyi güzeli gerekli şekilde ayıramamak, halkın bir kısmını zan altında tutmak doğru değildir ve bunu ülkenin güvenliği, iç düzeni ve geleceği bakımından sakıncalı bulmaktayız.

         Bundan dolayı, kabinenin, bu maddenin asıl amacının ne olduğunu açıklamasını önemle rica ederiz.

         2. ikinci madde içeriğine gelince: Bu konu, çok yönlü düşünülmesi gereken ve çeşitli şekillerde yorumlanabilen bir husustur. Örnek olarak, kafa tutmayı bile akla getirmektedir. Sonucunda felâket ve çok üzücü olaylara neden olan ve bu gün için milletimizin memnuniyetsizliğine yol açan I. Dünya Savaşına katılmamış olmak tabii ki çok daha iyi olurdu. Fakat buna maddeten imkân yoktu. Çünkü katılmama, silahlanmış bir tarafsızlığı, yani boğazların kapalı bulundurulmasını gerektiriyordu. Halbuki vatanımızın coğrafi konumu, İstanbul’un stratejik durumu, Rusların itilâf hükümetleri yanında yer almış olması, bizim seyirci kalmamıza kesinlikle uygun değildi. Bunun yanı sıra silahlanmış bir tarafsızlığın devamı için paramız, silahımız, sanayiimiz, kısaca, gerekli araç ve gerecimiz de bulunmuyordu. İtilâf devletlerinin ve özellikle İngilizlerin para vermemesi bir yana, gemilerimize el koyarak milletin dişinden tırnağından artırarak biriktirdiği gemi yapımına ait yedi milyon liramızı zorla alıkoymaları, (Abdulkadir Kemali Bey: Kahrolsunlar) itilâf devletlerinin savaş ilân etmesi, bizim savaşa katılmamızdan dört ay önce her yönüyle Osmanlı hükümetinin zararına bir Ermenistan Cumhuriyeti kurulmasına karar verdiklerini ilan etmiş olmaları ve hatta Bolşeviklerin yayınladığı gizli antlaşmadan da anlaşıldığına göre, İstanbul’un Çarlık Rusya’sına vadedilmiş olması, savaşa itilâf devletlerine karşı girmemizin zorunlu olduğunu gösteren açık delillerdir.

         Bir de İngiltere ve Fransa’nın kendisine İstanbul’u vermeyi tasarladıkları Rusya dururken, Balkan Savaşı uğursuzluğundan sonra milli varlığımız ve askeri değerimize dayanmadan, milletimizi kendilerine katılmış saysak bile, halkımızın bunu arzuladığını düşünmek doğru olamaz. Savaşa girmemizi bir hainlik olarak nitelemek ve koca, bir milleti dört beş kişinin oyuncağı durumuna düşürmek, düşüncemize göre yarar sağlamak şöyle dursun,, tam tersine düşük Ferit Paşa’nın Paris’te sakat bir düşünce ile vermiş olduğu Avrupa’ dan merhamet dilenen demecine karşılık Clemenseau’nun cevabı olan hakaret dolu sözlerin, Tanrı korusun, bir kere daha duyulmasına neden olabilir. Bundan dolayı, mert bir biçimde gerçeği söylemek ve kahramanca savaşan bu koca. milletin yenik düşmesinin zorunlu sonuçlarına katlanmakla birlikte, bu olayın cinayet olarak kabul edilmemesi ve bu yüzden ceza verilmesinin düşünülmemesi kusursuz ve yararlı bir prensip olarak kabul edilebilir. (Bravo sesleri ve alkışlar)

         Savaşa sebep olanlar hakkındaki konuya gelince; Savaş ilanı sorumluluğu olmayan yüce padişahın yetkisi olduğuna ve o zamanki bakanlar kurulunun savaş ilânından dört ay sonra toplanan Millet Meclisi’ne yaptığı açıklamalar üzerine alkışlarla Meclisin güvenini sağladığına göre, olay Yüce Divan’ın incelemesinden geçmeden, olur olmaz şu veya bunun aleyhine suçlamalarda bulunmak doğru olmayabilir.

         3. Savaş sırasındaki kötü yönetimlerin açığa çıkarılıp cezalandırılması, vatanımızda sorumluluğun büyük ve küçük her kişiye dağıtılması ve kanun uygulamalarının tarafsız ve yüce adalete uygun olarak yürütülmesini sağlamak en büyük dileğimizdir. Fakat biz bunun, birçok tartışmalara neden olan kâğıt üzerinde, reklam şeklinde yayımlanmasından çok, fiilen uygulama ile yabancı dostlarımıza gösterilmesini uygun ve yararlı görüyoruz.

         4. Seçim hakkındaki görüşlerinizi bildiri ile yayımladık ve ilân ettik. Bu hususta akla gelebilecek başka sorularınız varsa, emirlerinizin bildirilmesini rica ederiz.

         Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına;

         MUSTAFA KEMAL

        

         Efendim! Ali Rıza Paşa kabinesi ile aranızdaki önemli yazışmalar burada son buluyor. Fakat bu son günde kabine, heyetimiz ile yakından görüşmek ve ayrıntılar üzerinde anlaşmak için Bahriye Nazırı (Deniz İşleri Bakanı) Salih Paşa’nın bizimle konuşmasını uygun görmüştür. Amasya’da kendisi ile görüştük. Salih Paşa hazretleri ile hemen hemen üç gün üç gece devam eden konuşmamız sırasında az önce açıkladığım kongrelerin kabul ettiği prensipler ve kuruluş tüzüğünün önemli maddeleri birer birer okundu, tartışıldı ve tam anlamı ile anlaşma sağladık. Görüşmelerimizde tutanak tutuluyordu ve bu tutanak Salih Paşa hazretleri ile kongre adına kendileriyle görüşen heyet tarafından imzalanmış ve uygunluk belirtilmiştir. Bunu aynen okumayacağım. Arz ettiğim konulardan oluşmaktadır. Bildiğiniz bu maddeler için yalnız Milli Meclisin onayı gerekmektedir. Bu görüşmelerin ayrıntılarına girmeyeceğim. Yalnız Salih Paşa hazretlerinin imza koydukları tutanakta bizim prensiplerimizde yer almayan bir durum kayıtlıdır. Oraya dikkatinizi çekmek istiyorum.

         Efendiler,

         Bu konu, Milli Meclisin kurulma yeri ve toplanma sorunu idi. Genel durumumuz, İstanbul’un özel durumu görüşüldü ve tartışıldı. O fıkrayı aynen okuyacağım.

         Bundan sonra Sivas Kongresi’nin 4 Eylül 1919 tarihli kararlarının kuruluş kısmı ile ilgili on birinci maddede yer alan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin durumu ile ileriye yönelik şekil ve faaliyetleri konusu görüşüldü. Bu maddede, milli iradeyi egemen kılacak olan Milli Meclisin güvenlik ve bağımsızlık içinde yönetim ve denetim görevini üstlenmesinden ve bu görevin Milli Meclisçe onaylanmasından sonra derneğin durumunun kongre kararı ile tespit edileceği açıkça belirtildi. Burada açıklanan kongrenin, şimdiye kadar yapılan Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi dışarıda ayrı bir kongre sayılması gerekli değildir. Derneğin programını onaylayan Milli Meclise, dernek tüzüğünde açıkça belirtilmiş olan delegelerin de katılmasıyla yapacakları özel toplantı kongre yerine geçebilir.

         Milli Meclisin İstanbul’da tamamen güvenlik içinde ve bağımsız olarak görev yapabilmesi gereklidir. Bu günkü şartlara göre bunun ne dereceye kadar sağlanabileceği ayrıntılarıyla düşünüldü. İstanbul’un yabancıların işgali altında bulunması nedeniyle milletvekillerinin yasama görevlerini gerekli şekilde yapmalarına pek uygun olamayacağı görüşü ortaya çıktı. Yetmiş seferinde Fransızların Liyon’da ve daha sonra Almanların Weimar’da yaptıkları gibi barış sağlanıncaya kadar geçici olarak Milli Meclisin Anadolu’da, yüce hükümetin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun görüldü. Milli Meclisin toplanmasından sonra, güvenliği ve korunması konusu ortaya çıkacağından bunun tam olarak sağlanması gereği ile, dernek temsil kurulunun kaldırılması ve kurulmuş olan kurumun çalışma hedefi, yukarıda açıklandığı gibi, kongre makamının yerine geçecek özel toplantıda kararlaştırılacaktır.

         Milletvekili seçimlerinin özgürce yapılalıilmesi gereği, yüce hükümetçe emir buyurulmuş olduğundan seçimlerin yapılmasında dernek temsil heyetinin en küçük bir etki veya baskısı bulunmamaktadır.

         Efendim, Salih Paşa Hazretleri tutanağa imza attıktan sonra bu konuda Milli Meclisin toplantısına İstanbul’dan başka bir yerde olması konusunu bazı bakanların uygun bulacaklarından emin olmadıklarını; bununla birlikte bakanlar kurulu adına buraya geldiklerini ve kabine adına bizimle görüştüklerini, onların uygun şekilde davranacaklarını umduklarını söylediler. Ancak kendilerinin vicdan, akıl ve düşünce yönünden buna inandıklarını ve bu vicdani düşüncelerini, bütün bakanlar kurulu üyelerine ve yüce padişaha anlatmaya gayret edeceklerini, eğer bunu kabul ettiremezlerse ve bu gerçek karşısında da hükümet Milli Meclisin İstanbul’da toplanmasını emrederse, bu konunun kendileri için bir onur meselesi olacağından görevlerinden ayrılmak zorunda kalacaklarını söylediler. Fakat zannederim, kendileri görevlerinden ayrılmamışlardır.

Salih Paşanın tahmin ettiği gibi, kendilerinin İstanbul’a dönüşlerinden sonra bu kez de Harbiye Nazırı Cemal Paşa tarafından yine kabine adına gelen hir telgrafta olay yeniden konu oldu. Çok önemli bulduğum için telgrafı aynen okuyacağım:

         Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine sunulacaktır.

         Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri ile Amasya’da yapmış olduğunuz görüşmelerin iyi bir sonuca ulaşması Bakanlar Kurulu üyelerince memnunlukla karşılandı. Yalnız, Meclisin hilâfet ve saltanat başkentinden başka bir yerde toplanması son derecede önemli ve tehlikeli görüldüğünden bu konudaki görüşümüz aşağıda arz olunur:

         İlk olarak Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmaması için gösterilen sebep, başkentte yabancı devletlerin kara ve deniz kuvvetlerinin bulunması nedeniyle görüşmelerin özgürce yapılmasının sağlanamayacağı ve bazı milletvekillerin oylarına bile saldırılmasının mümkün olduğu görüşüdür. (Gülmeler) – … Bu, bizim görüşümüzdür Bununla birlikte, İtilâf devletlerinin tümü, meşrutiyet (Hükümdarla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet şekli.) ile yönetildikleri için, Milli Meclislerin her türlü saldırıdan korunmasının önemi yanı sıra, böyle bir uygulamanın medeni dünyada ne derece kötü etki yapacağı gerçeği de kendilerince bilinmektedir. Bu nedenle Meclis-i Mebusan’ın görüşme güvenliğinin bozulması mümkün değildir. İtilâf devletleri tarafından kendilerine karşı davranış yapılması beklenebilecek kişilerin sayılarının aslında pek az olması nedeniyle, bu kişilerin millet ve devlet güvenliği için bir özveri daha göstererek milletvekilliğinden istifa etmeleri, bu engeli de ortadan kaldırabilir. Böyle bir durumun gerçekleştirilmesini, haklı olarak cömert ve saygıdeğer kişiliğinizden beklemekteyiz.

         İkinci olarak, bu buhranlı ortamda devlet büyükleri ile halkımızın birbirleri ile olan ilişkiyi sürdürmeleri ve görüş birliği içinde tek bir vücut olarak, yaşamakta bulunduğumuz tehlikeli durumdan var gücümüzle vatanımızı kurtarmak için çalışmaları gerekmektedir. Meclis-i Mebusan’ın taşrada toplanması durumunda, bir kısım bakanlık ve hükümet dairelerinin de oraya taşınması gerekeceğinden, bunun güç ve imkânsız yönleri bulunmasının yanı sıra, hükümetin taşınması yolunda bir başlangıç olarak düşünülebileceğini de bildirmeyi gereksiz görüyorum. Bakanlar ile milletvekilleri birbirleriyle ilişkiyi devamlı olarak sürdürmek zorunluluğunda bulunanlarından bakanların İstanbul’da, milletvekillerinin taşrada bulunması mümkün değildir. Hatta toplantı yeri olarak İstanbul’a en yakın olan Bursa bile seçilse, ulaşım durumuna bakarak düzenli ve zamanında gidip gelmek, yazıları ve belgeleri getirip götürmek mümkün görülmemektedir. Özellikle Sadrazam Paşa Hazretleri ile içişleri ve dışişleri bakanlarının Meclis ile devamlı ilişkilerini sürdürmeleri ve İstanbul’dan da ayrılmamaları gerektiğinden bu iki zorunlu durumun bağdaştırılması mümkün değildir.

         Üçüncü olarak, Meclis-i Mebusan’ın taşrada toplanması İstanbul’dan başka bir merkezin daha kurulması anlamını taşımasının yanı sıra, İstanbul’un geleceği henüz aydınlanmadığından, daima gözleme fırsatı bulan düşmanın ve özellikle Venizelos ve buna benzer kişilerin zararlı propagandalar yapması için de gerekçe oluşturur. İstanbul diğer devletlerin başkentleri gibi değildir. Yalnız Osmanlıların başkenti olmayıp yüz milyonlarca İslam’ın sevgisini belirttiği ve darda kalınca, başvurduğu yer olduğundan, her ne şekilde olursa olsun başlı başına hükümet merkezi olmak onurunu kaybetmesi durumunda asırlık Osmanlı saltanatının Avrupa’dan kaldırılarak bir Asya beyliği haline dönüştürülmesi ile kindarlara ve düşmanlara yeni bir silâh verilmiş olur. Bunu önlemek için, bütün ülke kuvvetlerinin İstanbul’da toplanması özellikle bu an için zorunlu görülmektedir.

         Dördüncü olarak, bazı siyasi partiler ile Müslüman olmayan unsurların seçilmesinin tarafsızca yapılamayacağı düşünülerek seçimlere girip girmemekte hâlâ kararsız durumda iken, Meclisin Anadolu’da toplanması, Meclisi Mebusan’ın sadece milli kuruluş mensuplarına kalacağı fikrini kuvvetlendirir. Bu nedenle, onlar seçimlere katılsalar bile milletvekillerinin bir kısmının Anadolu’ya gitmekten kaçınmaları ve İstanbul’da toplanma isteklerini bildirmeleri de akla gelebilecek bir konudur. Böylece Meclis-i Mebusan’ın ikiye ayrılarak, her ikisinin de çoğunluk sağlayamadığı duruma gelinir ve alınan kararların gerçek ve güvenilir olmaması üzücü sonucu ortaya çıkar. Genel ve özel durumumuzu devamlı olarak inceden inceye araştırma altında tutan ve Türklerin kendilerini yönetmeye ve zor zamanlarda bile anlaşma yapmaya gücü yoktur konusundaki düşünceleri için delil aramakta olan düşmanlara kullanılacak bir koz verilmiş olur. Zaten konferans önüne çıkmamız ve orada iyi bir şekilde kabul görmemiz, bütün milletin el ele, bir arada olması ve hükümetin de böyle bütünleşmiş bir topluluğa dayanmasının uygun olacağı açıklama istemeyen bir konudur.

         Meclisin Anadolu’da toplanacağı söylentisi şimdiden birtakım dedikoducular ve yabancılar tarafından çeşitli şekilde yorumlara yol açmıştır. Bunun çok tehlikeli sonuçlara ulaşabileceği konusuna önemle dikkatinizi çekerim.

         Harbiye Nazırı CEMAL

                 İşte efendiler,

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin Milli Meclisin İstanbul’da toplanması gerekliliğine ilişkin öne sürdüğü gerekçe ve düşünceler bunlardır.

         İşte bu görüş, şahıslarına bile saldırı yapıldığı fikridir ve bizim bütün bu düşüncelere karşı cevap olarak bildirdiğimiz görüşler de şunlardır:

         Bu gün, yüce saltanat başkentinde Milli Meclisin toplanması fikrini uygun görmeyenler, genellikle birbirine benzer düşünceler ortaya koymuşlardır.

Bizim bunlara 29 Ekim 1919 tarihinde verdiğimiz cevap şöyledir:

Sivas 29 Ekim 1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine,

         C. 27 ve 28 Ekim 1919 tarihli ve (300, 301) numaralı şifrelere.

         Bu gün yüce saltanat başkenti ve İslâm dininin hilâfet merkezi olan İstanbul, düşman donanmasının topları ve kuvvetlerinin işgali altında, düşman polis ve jandarmasının sorumluluğunda ve eli altında bulunuyor. Basın, itilâf devletleri tarafından denetim altında, kişisel hukuk ve sosyal durumumuz bunların baskısı altında, sayın kabine üyelerine varıncaya kadar giren ve çıkan herkes yabancılar tarafından inceleme ve denetim altında bulunmaktadır. Tam anlamı ile saltanat başkenti ve hilâfetimiz kuşatma altında olup bağımsızlığımız burada manen ve fiilen yürürlükte değildir. Buna, bir de Rum ve Ermenilerin hükümeti tanımamalarını ve itilâf devletlerine dayanarak bir çeşit ayaklanma durumunda bulunmalarını ve birtakım bozguncu kuruluşların yaptıklarını da eklersek, başkentimizin içinde bulunduğu üzücü ve korkunç durumu tam anlamı ile açıklamış oluruz.

         Bundan dolayı, bütün bu haksız uygulamalar ve bunların ayrıntıları ile bildirilmesi ve açıklanması sonucunda Avrupa’dan, kamu oyundan, hak ve adalet isteyecek ve kazanılmasını sağlayacak olan Milli Meclisin İstanbul’da görev yapmasına bizce imkân bulunmamaktadır.

         İtilâf devletlerinin meşrutiyet ile yönetilen birer hükümet olduğu bundan dolayı Milli Meclisimiz, zararına girişimlerde bulunmayacakları konusundaki görüşünüzü bir iyi niyet örneği olarak düşünmek zorundayız. (Alkışlar) Ancak Avrupa devletleri, milletimizi meşrutiyeti ve hürriyeti sağlayabilmiş olgun bir millet olarak kabul etmiş ve düşünmüş bulunsalardı, bu görüş doğru olabilirdi. Aslında durum, tamamen bir iyi niyetin tersine gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir.

         İmzalamış oldukları ateşkes antlaşması hükümlerine aykırı tutumları ve hükümetin yargı hakkına saldırıları, bizi insan olarak düşünmediklerine ve verdikleri söze uymamayı, bize karşı dürüst olmayan bir davranış olarak kabul etmediklerine bir delildir.

         Birkaç kişinin şahıslarına karşı olabileceği düşünülen işlemlerin nedeni, bu kişilerin Devlet ve milletin ve saltanat makamı ile hilâfetin bağımsızlığı ve bütünlüğü uğrundaki uğraşı ve çalışmaları ise, bunlardan başka aynı ruh ve düşüncede bulunan diğer kişilerin de saldırı hedefi olmayacağını kestirmek ve güven vermek kesinlikle mümkün olamaz. Bundan dolayı bu durum bütün Milli Meclise karşı da gerçekleşebilir.

         Aslında yukarıda ayrıntılarıyla anlattığımız gibi, İstanbul işgal altındadır ve tehlike fiilen mevcuttur. Milli Meclisin ise kesinlikle güvenlik içinde bulunması ön şarttır ve önemlidir. Bu nedenle taşrada tam güvenlik içinde bulunan bir yerde toplanılması kesin olarak zorunlu görülmektedir.

         Meclisin toplanması ve barışa kadar geçici olarak taşrada toplantılarını sürdürmesi durumunda, açıkladığınız gibi bakanların bazılarının ara sıra veya sürekli olarak İstanbul’dan ayrılmaları gerekmez. Bazı bakanların gidip gelmeleri veya yetkili bırakmaları kesinlikle hükümet merkezinin taşınması anlamına gelmez. Bundan başka, Milli Meclisin taşrada toplanması kesin bir zorunluluğa dayandığından, İstanbul’dan başka bir merkez daha kurulması anlamına da gelmemesi gerekir. özellikle geleceği şüpheli olan İstanbul yerine geleceği bilinen ve güvenliği tam olan bir yerden kurtarma çalışmalarının yapılması amaca daha uygun olur. Venizelos’un Atina’yı emin bulmadığı için bakanlar kurulunu bile Selânik’te oluşturması ve kurması sonucu Yunan başkentini tehlikede bırakmak yerine kurtardığı, bazı olaylarla ispatlanmıştır. Ferit Paşa’nın Sadrazam ve Dışişleri Bakanı iken Avrupa’da aylarca kalması hükümet tarafından sakıncalı görülmediğine göre, bu derecede önemli biı durumda hükümet üyelerinin gerektiğinde Milli Meclisin bulunacağı yere gelip gitmelerinde hiçbir engel olmayacağı açıktır. Bu toplantının İstanbul dışında olmasından dolayı, Venizelos ve buna benzer düşmanların propagandada bulunacakları pek tabii görülmektedir. Çünkü bu toplantının kendi zararlarına olacağını şimdiden kestirmekte oldukları şüphesizdir. Salih Paşa hazretleri ile bu konuda görüşeli iki gün olduğu halde, haberin memleket içinde anlaşılmasından önce yabancı yerlere ulaşmış olduğu anlaşılıyor. Aynı görüşten hareket ederek, bunun da pek tabii olduğu söylenilebilir. Her halde yabancıların, milletimizin düşüncelerini anlamak konusunda, inceden inceye araştırma yapmakta oldukları kesindir. Meşruiyetini ve hukukunu anlamış olan hiçbir milletin, düşman içinde, düşman baskısı altında kendi hukukunu korumak üzere toplanmak isteyeceğini kabul etmek doğru olamaz. Bu gün İstanbul’da toplanmayı istemek bütün ülke kuvvetlerini burada bir araya getirmek, bu kuvvetleri kıpırdayamaz hale sokmak, sonuçta intiharı amaçlamak demektir. Bundan başka, Milli Meclisin bu durum altında başkentte toplanması, milletin İstanbul’un işgal altında bulunmasını ve bunu gerçekleştirmiş olanların haksızlıklarını aynen kabul etmesi demektir. Bununla birlikte, Anadolu’da toplanması aynı zamanda başkentin üzücü durumunun dünyaya karşı açıkça ve eyleme dönüştürülerek kınanması yararını sağlar.

         Yüce Halifenin İstanbul’da bulunmaları göz önüne alınsa Meclisin taşrada bulunması nedeniyle hilâfet makamı için İslam dünyasının gözünde bir değişiklik ve ters tepki olamaz. Çünkü Milli Meclis milletimizi temsil eden kuruluştur. Hatta açılış için yüce padişahın bir vekil yollamaları da mümkündür. Hem bu şekilde İslâm dünyası Milli Meclisin hilâfet merkezinde toplanmaya cesaret bulamadığını görerek bu kutsal makamın düşman tehlikesi altında bulunduğunu hissedecektir ki, bunun yararı açıktır.

         Müslüman olmayan unsurlara gelince, bunlar daha Tevfik Paşa kabinesi zamanında seçimlere katılmayacaklarını ilân etmişlerdi. Bunların katılmamaları kendi zararlarından başka bir sonuç doğurmaz. İnşallah, vatan ve millet bağımsızlığını kazanınca ister istemez aynı , haklara sahip Osmanlı vatandaşı olarak oturmaya mecburdurlar.

         Siyasi partilerimizden bazılarının Anadolu’yu istememeleri tabii olarak milli kuvvetlerin etkisi altında kalmak korkusundan olacaktır. Halbuki milletin asıl büyük çoğunluğunu temsil eden milliyetçi milletvekilleri de İngilizlerin etki ve baskısı tehlikesi nedeniyle İstanbul’u istemeyeceklerdir. İstanbul’un çıkaracağı belirli sayıdaki milletvekillerinin önemli bir kısmı, hiç şüphesiz milletle beraber olacağına göre taşraya geleceklerdir. Hatta hiç gelmeyeceğini düşünsek ve meclisin ikiye ayrıldığını kabul etsek bile oy çoğunluğunun İstanbul’a mı, yoksa taşraya mı ait bulunacağını tabii şimdiden kestirmek mümkündür. Aslında bu gibi şüphe ve kararsızlığa düşecek milletvekillerinin vatan ve millet uğruna istifa ederek özveri gösterecekleri umulmalı ve beklenmelidir. Aydın kesiminde seçimlerle ile ilgili olarak yapıldığı bildirilen yakınmalar Yunan işgali altındaki yörelerde yapılıyor ise, bunun Rumlar tarafından düzenlendiğinden hiç kuşkumuz yoktur ve bu, çok doğal görülmektedir. Haksız işgal olunan bu sevgili ilimizin Milli Meclise milletvekili gönderebilmesi özel dileğimizdir. Böylece, millet fiilen işgali tanımadığını ve bu zengin topraklardan ayrılmaya asla razı olmadığını dünyaya ispat etmiş olacaktır. Buna hükümetin de resmen destek olması İzmir, Adana, Musul illeri ile Maraş, Antep, Urfa sancaklarına resmen seçim için kesin emirler vermesini siyasi durunun gereği olarak görüyoruz. Kurulumuzun verdiği sözü tutan kişilerden oluştuğuna güven duymanızı özellikle rica ederiz. Daha anlaşma yapıldığı gün, bunu bütün benliğimiz ile destekleyeceğimizi ve yardım edeceğimizi arz ederek söz vermiş, durumu bütün milletimize bildirmiştik. Aradan yirmi beş gün geçti. Bu süre sırasında bütün çalışma ve davranışlarımızla hükümet görevlerini kolaylaştırmaya, hükümet kuvvetlerini yüceltmeye çalışıyoruz. Buna karşılık kabinenin hâlâ özel tasarımızdan kuşku duyması ve uygulamalar için adım atmamış bulunması, üzüntülerimize sebep olmaktadır. Milli kuruluşumuzun amacının kanunlara uygunluğunu kabul ederek, gereğine uyularak yönetilmesini üstlenen hükümetin, kuruluşumuzu lağvedeceğini ve tüzüğünde açıkça belirtilen temsil heyetimizin şimdiki çalışma düzeninin değiştirilmesini isteyeceğini tabii ki aklımızdan geçirmiyoruz. Bu durumda nasıl direnme ve yardım istenebilir? Bu kanunun açıklığa kavuşturulmasını rica ederiz.

         Tam tersine, Temsil Heyeti, Ferit Paşa Kabinesi’nin yapmış olduğu haksızlıkların düzeltilmesi konusunun halâ ele alınmadığını görmekle üzgün bulunmaktadır. Milli Meclis konusunda Temsil Heyetimizin görüşünü yukarıda belirtmiş bulunuyoruz. Bununla birlikte, tutumumuzu milletin kamu oyu üzerine dayandırmak bizlerce genel kural olduğundan; bütün il merkezleri heyetlerinin bu konudaki görüşü de ayrıca sorulmuştur. Sonuca göre davranacağımız tabiidir, efendim.

Temsil Heyeti adına
MUSTAFA KEMAL

         Bizim bütün bu düşüncelere karşı cevap olarak bildirdiğinin görüşler şunlardır:

Bu gün yüce saltanat başkenti ve Milli Meclisin İstanbul’da toplanması fikrini kabul etmeyenler de hemen hemen genellikle aynı noktaya dayanarak düşüncelerini bildirmişlerdir. Bundan sonra Rıza Paşa kabinesi görüşünde ısrar etti. Bu düşünce o zaman yalnız bizim heyetimizin görüşü idi. Bu konu, kesin olarak kabul edilmiş bir karar şeklinde değildi. Onun için çeşitli araçlarla bütün milletin düşünce ve eğilimini anlamaya çalışıyordum. Burada olduğu gibi durumu açıkça belirterek sorduk: « Toplanma yeri neresi olmalı? » Gelen cevaplarda her yörede özel olarak durum anlaşılmıştı. Gerçekten İstanbul’da toplanmanın büyük bir felâket getireceği herkes tarafından açıkça söylenmişti. Ancak ortada bir konu vardı, o da hükümet kanadının bunu uygun bulmaması. Milli Meclisin, Milli Meclis olarak Anadolu’da daha güvenceli bir yerde toplanabilmesi, tabii ki, hükümetin uygun görüşü ile durumun yüce padişaha arzına ve böylece alınacak yüce emre bağlı bulunuyordu. Milletvekilleri dışarıda toplanır, Ayan oraya gelir ve Milli Meclis olarak bir araya gelir. İşte bu olmadıkça Milli Meclisin, Milli Meclis olarak toplanmasına maddeten imkân kalmamıştır. Bu konu bizim için son derecede önemli olduğu için arz ettiğim gibi halkın düşüncelerini öğrenmekle birlikte, Sivas’ta yetki sahibi bazı kişilerle, özellikle bütün komutanların katılmasıyla olağanüstü bir toplantı yaptık. Ayın sonuca vardık. Bu sonuca göre bir Şer vardı. 0 da milletvekillerinin tümünün aynı kanı ile durumu tehlikeli görüp kendiliğinden dışarda bir yerde toplanmaları ! Tabii ki bu topluluk Milli Meclis olamazdı.

         Belki bir millet meclisi olurdu. O nitelikte olmamakla birlikte, böyle basit bir kongre halinde toplanmış olsa bile yapabileceği görevden daha büyük görevi yapmış olacaktı. Benim düşünceme göre milletvekilleri İstanbul’a gitmeselerdi, Meclisi Mebusan orada toplanmasaydı, dışarıda güvenceli bir yerde toplanıp orada bütün ülkeyi, bütün milletin başkentinin geleceğini konuşmuş olsaydı, İstanbul işgal olunamazdı.

         İstanbul’un işgaline tek neden hükümetin birtakım saçma ve köksüz görüşlere saparak zaaf göstermiş olmasından kaynaklanmaktadır. Milli Meclisin dışarıda toplanması gerekliliği ve zorunluluğunu anlatmak konusunda da başarılı olamadıktan sonra artık görüşlerimizi bildirmekten vazgeçtik. Yalnız yine birçok felaketlerin ortaya çıkacağına olan inancımız sürdüğünden bazı önlemler alarak vatan görevimizi gerçekleştirmeye çalıştık. Önerilerimiz hepinizce bilinmektedir. Hiç olmazsa milletvekilleri İstanbul’un o zehirleyici çevresine, havasına girmeden önce dışta birbirleriyle görüşsünler, tanışsınlar ve birbirlerine düşüncelerini söyleyerek aydınlatsınlar. İşte biliyorsunuz, bu amaçla Erzurum’da, Trabzon’da, Samsun’da, kısacası çeşitli merkezlerde, bölge bölge, milletvekillerinin toplanmasını çok rica ettik. İstanbul’a gidecek milletvekillerinden de mümkünse düşüncelerimizi karşılıklı söylemek üzere Ankara’ya gelmelerini istedik. Bu önerilerimizin hem birincisi ve hem de ikincisi kısmen oldu, buraya gelen saygın milletvekilleriyle karşılıklı düşüncelerimizi anlattık, bütün tehlikeli olabilecek durumlar konuşuldu ve geleceğe ait bazı önlemler de düşünüldü. Hatırladığıma göre her şeyden önce Meclis-i Mebusan’da bir grup kurmak gerektiği şart olarak düşünüldü. Çünkü milletvekillerinin genel kurulu dayanışma içinde bulunmazsa hiçbir amacın savunulması ve korunmasına imkân kalmazdı. Yine burada görüldüğü gibi, kurulması düşünülen grup bütün anlamı ve görünümüyle Kuvay-i Milliye’ye dayanacaktır. Bütün dünya da bunu bilecektir. Milletin gücüne dayanmayan milletvekilleri hiçbir kimsenin gözünde güvenilir kişiler olamaz. (Sürekli alkışlar) .

         Burada toplantıya katılan arkadaşlarımız bu gereği tümüyle kabul etmişler ve bu fikirle İstanbul’a gitmişlerdir. Fakat uzaktan gördüğümüze göre bu kararda kesinlikle direnmemişlerdir. Direnmeyişlerinin nedeni de arz ettiğim gibi görünüşte Kuvay-i Milliye ile ilişkili kabul edilmelerindendir. Her iki tarafa yönelmiş bir cephe nasıl olur?

         Efendiler, yurt dışında bu milletvekillerinin milli teşkilât ile yeterince ilgili bulunmadıkları kararına varıldı. Bu durumda ya milli teşkilât yoktur ya da zayıftır. Milli teşkilât varsa, ya korkulacak bir şey değildir ya da bu milletvekilleri ile onun ilgisi yoktur.        Bu nedenle her iki durumda da bir güçsüzlük gözlenmiş oldu. Kuvay-i Milliye de önemsenmedi işte düşmanlarımız bundan son derecede cesaret aldılar. Artık Kuvay-i Milliye’den ve Meclis-i Mebusanı oluşturan sayın kuruldan korkuları kalmadı. Efendim, son bir bölüm daha var izin verir misiniz ?

         Sayın arkadaşlarımız,

İngilizlerin varlığımızı yok etmek için uyguladıkları gizli ve kirli sonsuz yöntemleri bulunduğunu: hepiniz bilirsiniz. işte bu söylediklerimizle ilgili olarak İngilizler, İstanbul’da yasama organımıza saldırı hazırlığı olmak üzere daha önce, bakanlar kuruluna saldırıya geçmeyi tasarlamışlardı. Bu davranışın en açık delili Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa’ya karşı yaptıkları saldırı idi. Hepinizin bildiği gibi, İngilizler bu iki kişinin milletin, yararına uygun olan çalışma ve davranışlarının kendi yararlarına uygun olmadığını görerek bunları düşürmek istediler. Ve aynı istekle yüce Osmanlı devletinin hükümetine de bir darbe vurmayı amaçlayarak Ali Rıza Paşa Kabinesi, uzun bir kararsızlık devresinden sonra nihayet İngilizlerin isteğini yerine getirmeye yöneldi ve sonuç olarak Cemal Paşa, Cevat Paşa görevlerinden alındılar. O zaman gönül isterdi ki, Ali Rıza Paşa hazretleri ortaya çıkan bu yabancı saldırıya karşı bütünüyle hükümeti ayağa kaldırsın, tepki gösterip olay yaratsın. Oysa her zaman olduğu gibi, kabinemiz kuruntuya düşme ve işi idare etme politikasına daha çok önem verdi ve düşmanın arzusunu yerine getirerek olayı kapattı. Bunun ardından İngilizler görünüşte tatlı, kamu oyunun gönlünü alacak bir genelge sundular. İngiliz siyasi temsilcisi, İngiliz Dışişleri Bakanlığı adına hükümetimize bir nota verdi. Notada şöyle deniliyordu: önce, itilâf devletlerine karşı başlatılmış olan ve Yunanlıları da içeren eylemleri durdurunuz. İkinci olarak, Türkiye’de Ermenilere karşı yapılan katliamdan vazgeçiniz. işte bu iki önerimizi yerine getirmeniz durumunda İstanbul size bırakılacaktır. Bu iki istek dikkate alınmazsa, barış şartları kötü biçimde etkilenmiş olacaktır.

         Efendiler, bu, tabii ki çok haince ve samimiyetten uzak bir istek idi. Çünkü her iki öneride de, gerçekte yeri olmayan konular üzerinde duruluyordu. Birincisi Yunanlıların da içinde bulunduğu İtilâf hükümetlerine karşı eylemde Bulunmamak, saldırıya geçmemek önerisi. Zaten böyle bir şey olmadı. Gerçi Yunan cephesinde, İzmir cephesinde, silâh ve mevzilenmiş birtakım kuvvetler, milli kuvvetler vardı, fakat bu, devlet kuvveti, hükümet kuvveti, ordu kuvveti değildi. Bu, Yunanlıların, ateşkes hükümlerine uymayan davranışları ve insanlığa karşı dünyada eşine rastlanmayacak biçimde zulmederek, facialar yaratmalarına karşın devletin koruyuculuğundan yoksun olan milletimizin kendi namusunu, onurunu korumak ve kollamak için silâha sarılmak zorunluluğundan kaynaklanıyordu. İtilâf devletleri bu masum İslam halkının korunmasından söz etmemişlerdi. Sadece onlara saldıran kuvvetin önüne set çekilmemesi gerektiğinden söz edilmişti. Diğer yörelerde bile itilaf devletlerine hiçbir saldırı yapılamamıştı. Bu nedenle, sozkonusu isteğin asıl içyüzü düşünüldüğünde bunun gerçekten uzak olduğu görülür. iktidardaki hükümet, doğal olarak buna cevap verebilecek kuvvete, kudrete ve yetkiye sahip bulunuyordu. Bu olayın tek ve en kesin çözümü, itilâf devletleri tarafından Yunanlılara, İslam hayatına ve milletin şeref ve namusuna saldırıda bulunmamalarının önerilmiş olması idi. İkinci istek ise, ülke içinde katliam yapılmaması ile ilgiliydi. Ermenilere karşı böyle bir tutum yoktu ve olay doğru değildi. Ülkemiz gerçeklerini hepimiz biliyoruz. Hangi yörede Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya yapılmaktadır? Genel savaşın başlangıcından söz etmek istemiyorum. Aslında, itilâf devletlerinin de bahsettikleri doğal olarak geçmişe ait durumlar değildir. Bu gün ülkemizde faciaların yaşandığı savunularak, bundan vazgeçmemiz isteniyordu. Kuşkusuz Ali Rıza Paşa Kabinesi bu önerilere cevap ermiştir. Ancak yine Ali Rıza Paşa Kabinesi’nden olan bakanlar kendi üyelerine, kendi memurlarına, kendilerine bağlı olanlara İngilizlerin umut verici güzel sözlerini önsöz yaparak bu iki isteği aktarmış ve sonuç olarak yapılması istenmeyen davranışlardan vazgeçilmesini bir genelge ile duyurmuşlardı. Bu işlem, hiç şüphesiz kötü niyetle yapılmış değildir. Fakat sorun, olayın anlatım şeklini bilememekten kaynaklanmıştır. Tabii ki, hükümet yetkililerinin yayımladığı bu genelgeler, düşmanlarca öğrenilmiştir. Bunların yayımlanması kesinlikle isteğin gerçek olduğunu kabul etmek değildi. isteklerine bu kadar uygun davranılmasından da İngilizler yeterince tatmin olmadılar. Bundan kısa bir süre sonra, Ali Rıza Paşa kabinesine Yunanlılar karşısında bulunan kuvvetlerin geriye çekilmesi önerisi yapılmıştır. Hepimizin bildiği gibi, milli hattına çekilmek konusu Ali Rıza Paşa, böyle bir öneriyi gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir konu olarak gördüğü için ve belki başka nedenlere de bağlı olarak, bu baskıyı gerekçe göstererek görevinden ayrıldı istifa etti.

         Ali Rıza Paşa Kabinesi 23 Mart 1920 günü istifasını verdi. Böylece, kabineye oy birliğine yakın bir çoğunlukla, güven oyu vermiş olan Meclis-i Mebusan’ın, bağımsızlıkla ilgili çalışmalarını yürütme kudretini kaldırmak ve milli istekleri gerçekleştirme yeri olan Milli Meclisi, herhangi bir şekilde barış üzerinde etkili olamayacak bir şekle dönüştürmek amacı açık olarak anlaşılıyordu. Bundan dolayı bütün millet bu durum karşısında, milletvekillerinin güvenine sahip olan Ali Rıza Paşa Kabinesinin istifasını ölçülü bir şiddetle ve ülkemizde pek az görülen bir birlik ve coşku ile protesto etti. Padişahlık makamına ve Meclis-i Mebusan’a, Anadolu’nun en uzak köşelerinden protesto telgrafları çekildi. Düşmanların bütün çalışması, barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda memleketimizi dışarıda ve içeride güçsüz bir durumda bırakarak istedikleri her şeyi bize kabul ettirmeyi amaçlıyordu.

         Şöyle ki:

         İzmir olayını yerinde inceleyen ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde inceleme ve araştırma yapmak için geziler yapan bütün Amerikalı ve Avrupalı kişiler ve heyetler daima lehimize düşüncelerle dolu olarak ülkelerine dönmüşlerdir. Bu kişiler ve kurullar Avrupa ve Amerika kamu oyunda çeşitli araçlarla ülkemiz aleyhine yapılan kışkırtıcı propagandalara karşı üstünlük sağlamışlarsa da, barış için kesin kararların belirlenmesini üstlenen barış konferansı çerçevesi içinde çok az etkinlik taşıyan, gerekli önemli vurgulayamayan bir durum yaratmışlardır. İşte böylece, geleceğe yönelik çıkarlarını, çeşitli baskılarla bütün dış ülkeleri aleyhimize çevirmekte gören bazı kuruluş ve unsurlar ise, tarafımıza yöneltilen bu akımı temelinden yıkmak ve bütün dış ülkelerin milletimiz lehine, düşüncelerinde değişiklikler olmasına fırsat vermemek için, tümüyle yalan olan en son Ermeni katliamı uydurmasını düzenlediler ve açıkladılar. Aslında pek az ve basit yalanlama araçlarımız olan gazetelerimize de, son derecede etkin bir sansür uygulayarak hiçbir araçla medeni dünyaya karşı haklarımızı korumamıza imkân tanımadılar. Böylece, insanlık hukukunun kutsal kuralı olan kendi kendini koruma hakkından da milletimizi tümüyle yoksun bırakarak, kamu oyunu ve dünya milletlerinin fikirlerini harap durumdaki ülkemiz ve ezilmiş milletimizi birçok suçlamalarla lekeleyerek büyük çapta etkilediler.

         Ülkemizin dış ülkelerdeki onurlu durumu ve hakları, çeşitli araçlarla dünya kamu oyu önünde küçük duruma sokulduktan sonra, sıra iç yönetimimize geldi. Meclis-i Mebusan’ımızı hor görerek kapatmak; ülkemizi, benzeri görülmemiş zorba bir yetki ile bütün dünya sorunlarını kendi isteklerine göre düzenlemek isteyen barış konferansının zalim kararlarını kabule zorlamak bunlar arasındadır. İşte Ali Rıza Paşa kabinesi bu çapraşık dış çabalar sonucu, yabancıların eline düşürülmüş oldu.

         Düşük kabinenin geçici olarak görev yaptığı buhranlı günlerde, Ferit Paşa’nın padişah huzuruna kabul edilerek saatlerce görüşme yapmış olmasına bakılarak milli amaçları yıkacak karşı bir kabinenin iş başına gelmesinin konuşulduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Böyle bir kabinenin iktidara gelmesi sonucunda ortaya çıkacak durumu anlamak güç değildir.

         Milli iradeyi tek meşru gerçekleştirme yeri olan Meclis-i Mabusanımızın yasama yetkisinin sağlamlaştırılması için millet içinden kaynaklanan coşku ve kınamalar gerçekleşmiş ve bu konu yeni kabinenin milli amaçlara karşı olan kişilerden kurulmasını önlemek için Meclis Başkanlık Divanı’nın Padişah huzurunda yapılması ile ilgili girişimleri kolaylaştırmıştır.

         İşte Salih Paşa Kabinesi bu şartlar altında kurularak göreve başlamıştır.

         İngilizler, bir yandan dış durumumuzu yeni toplu öldürme iftiraları ile sarsarak, diğer yandan da kabineyi, Meclisi Mebusanımızın çalışmalarına engel olmak konusunda kışkırtarak, içişlerimizde çok tehlikeli bunalımlar yaratacak biçimde çalışarak, tasarladıkları İstanbul işgalini kolaylıkla uygulayabilecek bir ortam hazırlıyorlardı. Bunun bizim elimizde bulunan ilk delili, daha Ali Rıza Paşa Kabinesi’ni düşürmeyi tasarladıkları sıralarda bir yandan da İstanbul işgaline hazırlık olmak üzere Anadolu telgraf kuruluşu hakkında etüt yapmaları ve posta – telgraf genel müdürünü ziyaret ederek Anadolu telgraf merkezleri hakkında incelemelerde bulunmaları, resmi telgraf haritalarını genel müdürlükten istemeleri ve almalarıdır.

         İngilizler, 12 Martta telgraf sınırlarımız hakkında tekrar araştırmalarda bulunmuşlardır. Telgraf görüşmelerinin durdurulması için İstanbul’da yapılacak uygulamaya karşı gerekli önlemlerin alınması, Temsil Heyetimizce düşünülmüştür. İstanbul’dan alınan 11 Mart tarihli şifrede inanılır bir kaynaktan alınan bilgiye dayanılarak İstanbul’daki arkadaşlarımın tutuklanacağı bildiriliyordu. Aynı gün (Ankara’daki İngiliz temsilcisi Withall’in İstanbul’a hareket edeceği ve bundan sonra trenlerin işletilmeyeceği) öğrenilmiş ve gerçekten Withall ertesi gün Ankara’dan ayrılmıştı.

         Fransız temsilcisi (Duvazo da ayrılmış ve Konya civarındaki İtalyanların da İstanbul’a gideceği haber alınmış olduğundan İstanbul ile ilgili kötü niyetin belirtileri açık bir biçimde hissedilmeye başlanmıştı. Durum, tarafımızdan şu biçimde değerlendirilmiştir. İtilâf devletleri bir yandan telgraf bağlantımızı incelerken bir yandan da Anadolu’daki çeşitli subaylarını ve kuvvetlerini İstanbul’a çağırıyor, aynı zamanda Anadolu’nun tren bağlantısını kesmeye hazırlanıyor ve Meclis-i Mebusan’da milletimizin hukukunu koruyan arkadaşlarımızı tutuklamayı tasarlıyorlar. Bu duruma göre çok yakında olağanüstü olaylar beklenebilir.

         Sezgimize göre İstanbul’da yeni bir durum oluşturmak Anadolu telgraf görüşmelerine el konabilir. Meclisteki milliyetçi kişileri tutuklayacaklar. Kara ve denizden Anadolu ulaşımını keserek genel nitelikte bir (Blows) kuşatma gerçekleştirilmiş olacak. Milletin şiddetli coşkusu karşısında iktidara getirmeyi başaramadıkları Ferit Paşa kabinesini bu yolla iktidar makamına getirerek istek ve amaçlarını gerçekleştirecekler ve belki de olumsuz bir biçimde açıklanmada bulunan barış şartları hükümete bildirilecek ve bu şiddetli baskı altında ya Anadolu’nun parçalanmasını bekleyerek bu acıklı durumu devam ettirecekler ya da İstanbul ve çevresine yığdıkları İngiliz, Fransız, Yunan kuvvetleriyle kuzeyden, İzmir cephesindeki Yunan ordusuyla batıdan, Adana’daki Fransız kuvvetleri ile de güneyden kuzeye saldırı düzenleyerek ve belki de bir kısım kuvvetlerle de Karadeniz sahillerinden güneye kuvvet kullanarak amaçlarını gerçekleştirmek isteyeceklerdir.

         İşte bu düşünceye dayanarak her türlü önlem alındı ve İstanbul’daki arkadaşlar Anadolu’ya gelmeye özendirildi.

         16 Mart 1920 saat 10’dan önce İstanbul telgrafçılarından (adını şimdi söylemeyeceğim) vatansever bir kişinin Ankara’da Ziraat Okulundaki merkezimize gönderdiği telgraf, İstanbul işgalinin kanlı bir biçimde başladığını bildiriyordu. İstanbul merkezinden, Harbiye telgrafhanesinden ve telgraf aleti başındaki birçok vatansever memurlardan, birbirini izleyen çeşitli telgraflar alıyorduk. Saat 11’e kadar toplanan bilgileri derhal bir genelge ile duyurduk.

         Bu saatten sonra artık İstanbul’la görüşme kesilmiş, başkentin beklenen durumu ve Anadolu’nun hali göz önünde tutularak gerekli önlemlerin alınmasının sırası gelmişti. Alınan başlıca önemli önlemler aşağıda belirtilmiştir:

A.   İzmir cephesinin arkasını zorlayan Biga yöresindeki Anzavur’un eylemleri için kuvvetli bir destek oluşturan ve büyük bir ihtimalle İstanbul’dan Anadolu’ya yapılacak itilâf kuvvetleri asker taşımacılığını gerçekleştirmek ve korumak görevini üstlenen Eskişehir ve Afyon Karahisarda’ki İngiliz kuvvetlerinin silâhtan arındırılması.

A.   İstanbul’daki yabancı baskısı karşısında parlayacak olan Anadolu düşüncesine baskı yapmak ve korkutmak üzere İstanbul ve Kilikya’dan gönderilebilecek düşman asker sevkiyatına imkân tanınarak ve Anadolu’daki önemli yerlerin kuvvetli bir işgal ve istilâ tehlikesi ile karşı karşıya kalmasını önlemek üzere Geyve ve Ulukışla civarlarında demiryolunun kullanılamaz duruma getirilmesi.

B.   Telgraf merkezleri İngilizlerin eline geçtiği için İstanbul’dan gelebilecek herhangi bir bildirinin meşru bir makamdan verilmesine imkân kalmadığından, İngiliz bildirileri ile halkın anlayışının karmakarışık duruma düşürülmesini önlemek amacı ile, telgraf görüşmelerinin kesilmesi konusunda mülki ve askeri makama gerekli bildirimin yapılması.

         İlk önlemlerimiz içinde mali konuları içeren başlıca noktaları da ihmal etmedik. Bununla ilgili olarak Anadolu’da bulunan resmi ve resmi olmayan bütün mali kuruluşların ellerinde bulunan nakit veya nakit yerine geçecek eşya miktarlarını illerden sorduk ve hiçbir kurumdan İstanbul’a para gönderilmemesi gerektiğini bildirdik. Diğer taraftan telgraf görüşmelerinin denetimi, limanlardan ve içten gelecek kişilerin araştırılması ve şüphelilerin izlenmesi, postanelerde şüpheli mektupların açılması gibi gerekli olan önlemler aldık ve gerekli yerlere bildirdik.

         Bu arada, çeşitli haberleşme araçlarının ve Anadolu’ya gönderilmeleri umulan, amaçları her çeşit yalan haberleri yaymak ve kargaşalık çıkartmak olan zararlı kişilerin milli dayanışmayı bozacak uğraşlarını engellemek için elden gelen çaba gösterildi.

         İstanbul’da yapılan tutuklamalara karşılık olmak üzere Anadolu’daki İtilâf devletleri subaylarının tutuklanması gerekiyordu. Göz önünde bulunanların tutuklanması için gerekli yerlere emir verdik.

         İstanbul’da telgraf görüşmeleri konusunda alınan önlemlerin gerekli olduğunu gösteren İngiliz girişiminin ortaya çıkması gecikmedi. 16 Mart 1920 saat 11’den sonra İstanbul telgrafhanesi Ankara merkezine bir resmi bildiri vermek istiyordu. İstanbul merkezinde telgraf başında bir İngiliz subayı bulunuyor ve bütün Anadolu’ya bu bildiriyi yayımlamaya çalışıyordu.

         Bu bildirinin, milli teşkilât kurucularını halk önünde ittifakçılıkla suçlayarak Anadolu’da bir anlaşmazlık ve ikilik yaratmak ve İstanbul’un fiili işgalini geçici göstererek, hilâfet hakları ve saltanata          indirilen darbenin feci durumunu saklamak ve sonuç olarak bütün saldırıyı milletimize olağan olarak kabul ettirmek amacı ile düzenlendiği anlaşılıyordu. Bu bildirinin imzası, itilâf devletleri temsilcileri olarak verildi. Memleketimizdeki düzen ve birliği bozacak, zayıf karakterli bazı insanları kandıracak ve korkutacak nitelikteki bu resmi bildirinin Anadolu telgraf merkezlerince kaydedilmemesi için mümkün olan önlem alındı. Bunun ardından, şüphesiz İngilizlerin baskısıyla hükümetin yazdığı İstanbul işgalindeki geçici durumun devamına neden olmamak için ülke içindeki sükûnetin korunması gerekliliğini belirten bir resmi bildirinin de İstanbul’dan Anadolu’ya geçirilmesi için girişimler tespit edildi ve yine aynı sakınca nedeniyle bunun gerçekleştirilmesi önlendi. İngilizler, Anadolu halkının fikrini bulandırmak için giriştikleri işbu resmi bildiri oyununda başarılı olamadıklarını görünce, Anadolu’nun İstanbul faciası karşısındaki ağır başlı ve ölçülü kararlılığını ve kahramanlığını bozarak, zararlı kötü düşüncelerinin yayımlanmasını sağlamak için tren, telgraf hatlarını aracı yapmayı denediler. Ankara istasyonundaki telgraf merkezinde çalışan bir İtalyan, İngiliz resmi bildirisinin Fransızca bir kopyasını aldığının duyulması üzerine yakalandı ve elindeki telgraf geçersiz sayıldı.

         Anadolu’da yerleşmiş Ermenilerin ve Rumların hükümet emirlerine ve milli amaçlara karşı gelmedikçe her türlü saldırıdan korunmaları ve tam anlamı ile mutlu ve rahat bir hayat yaşamaları öteden beri kabul edilmiş bir ana konu idi. Kilikya ve dolaylarında ve doğu hududumuz dışındaki resmi ve resmi olmayan Ermeni kuvvetlerinin dindaş ve ırkdaşlarımıza karşı yapılan cinayete varan saldırıları karşısında bile, ülkemizde yaşayan Ermenilerin her türlü taarruzdan korunmasını sağlamayı pek önemli bir medeni görev kabul ettik ve Anadolu’nun dış dünya ile ilişkisinin kesik olduğu bu günler de yüce vatan çıkarlarını amaçlayan önlemler içinde Ermeni halkının esenliğinin korunması gerekliliğini bütün makamlara bildirdik.

         İşte, İstanbul’un yabancı kuvvetlerce işgalinden bu güne kadar geçen acı günlerinde hiçbir dış ülkenin fiili korumasına erişemeyen Anadolu Ermenilerinden hiçbir kişinin, en küçük bir anlamda bile, saldırıya uğramamış olması, bize her nedenle cinayet yükleyen ve duyarlılığı kendi tekelinde sanan entrikacı Avrupalıların yüzlerini kızartacak ve milletimizin yaradılışından sahibi bulunduğu insanlık törelerinin yücelik derecesini ispat edecek çok önemli bir konudur.

         İstanbul işgalinin bu gün memlekette neden olacağı durum, aldığımız geçici önlemler ile geçiştirilecek bir nitelikte olmayıp, bu durumun devamı halinde ülkedeki yönetimin sağlam bir esasa bağlanması gerekiyordu. Karşımızda, hiçbir antlaşma ve hak tanımayan ve kendi özel yararlarından başka, insanlıkla ilgili hak ve davranışlara yer vermeyen bir itilâf heyeti; başımızda, vatan haklarını korumak, imzaladığımız antlaşma şartlarını uygulanarak, yabancı saldırılarını sınırlamak için her türlü araçtan tümüyle yoksun, esir bir hükümet vardır. Bunların birincisinin sonsuz baskısı, ikincisinin de tutsaklığı karşısında, başvuracak yeri olmayan şaşırmış ve çırpınıp duran bir millet !…

         İstanbul faciasıyla Anadolu’dan yansıyan durum böyle idi ve bu durumun sürmesi halinde vatanımızda çok büyük ve korkunç bir anarşinin başlaması doğaldı. işte bu düşünce sonucunda kesin bir karar vermek gerekti. Derhal gerekli mülki ve askeri makamlarla görüşerek ülkenin idaresini anarşiden kurtarmak üzere az önce anılan yerlerin başlarının bizimle birlikte hareket etmesi önerildi. Bu öneri samimi bir olgunlukla her kesimde iyi karşılandı.

         İşgal sonucunda ortaya çıkan olağanüstü durumun öncelikli gereğini ayrıntılarıyla düşünüp bunları uygulamaya çalışmakla birlikte, İstanbul işgalinden dolayı üzüntü ve elemimiz bütün dünyanın aydın insanlığına ve bütün İslam dünyasına özel bir bildiri ile duyuruldu. İtilâf devletleri temsilcileri ve tarafsız hükümet önünde kınandı. Bütün millet de bu kınamaya katıldı.

         İstanbul durumu ile ilgili bilgi alınacak inanılır kaynaklardan yoksun bulunuyorduk.

         18-19 Mart 1920 gecesi ilk kez ilişki kurulabildi ve hepiniz tarafından bilinen gerçekler öğrenildi. Bu arada Meclis-i Mebusanımızın bu saldırılar karşısında tatili görüştüğü anlaşıldı.

         Bunun üzerine 19 Mart 1920 tarihinde:

         Hilâfet makamının ve saltanatın bağımsızlığının dokunulmazlığını, milli bağımsızlığımızı ve milli sınırlarımız içinde yaşama imkân verecek bir barışı sağlayacak önerileri ayrıntıları ile tespit edip uygulayabilmek için, millet tarafından olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin Ankara’da toplanması gereğini millete duyurmakla ilgili milli görevimizi ve vatan borcumuzu da yerine getirdik.

         İstanbul’un işgali, şekil ve niteliği bakımından, Osmanlı devletinin egemenliğini kökünden kaldırmak ve milletin esir alınmasını ve hor görülmesini bir oldubittiye getirme amacına yönelik bir harekettir. Çünkü İstanbul’da doğrudan doğruya Devlet kuvvetlerine el konmuştur. Şöyle ki: önce Meclis-i Mebusan zorla susturulmuştur. Bu durumda yasama kudreti bulunmamaktadır.

         İkinci olarak, yürütme kudreti siyasi kısıtlamalara uğramıştır. Suçlu kim olursa olsun yabancı kanunlara göre yargılanacağı ilân edilmiştir. Bütün görüşmeler ve ulaşım denetim altına alınmış, insanın kendini koruma ilkesi tümüyle kaldırılmış ve saldırganların uyruğu altına alınmıştır. Bundan dolayı, bu aşağılık durumu destekleyen ve kabul etmiş olan Ferit Paşa Hükümeti, bağımsızlığına çok sıkı ve çok içtenlikle bağlı olan milletle arasındaki her türlü bağlantı ve ilişkiyi doğal olarak kaybetmiş ve milleti karşısına alarak, düşmanla iş birliği içinde hareket etmeye başlamıştır.

         Üçüncü olarak, devlet şeklinde oluşmuş bir topluluğun Anayasasında, yargı yetkisi bağımsızlığın önemi, açıklama istemeyen bir konudur. Milletlerin yargı yetkisi, bağımsızlıklarının birinci şartıdır. Yargı yetkilisi bağımsız olmayan bir milletin devlet oluşu kabul edilemez. Bununla birlikte, İstanbul halkından yüzlerce kişinin hiçbir kanuni suçları olmamasına karşılık sanık sayılarak tutuklanmalarına devam edilmesi, itilâf devletlerinin görüşüne aykırı söz söylenmesi bile suç sayılarak, Orta Çağ davranışları içinde onlara karşı saldırıda bulunulması yargı yetkisinin kaldırıldığını göstermektedir.

         Bu durumda millet, bu gün yedi yüz yıldan bu yana gerçek bir onur ve yücelikle koruduğu ve savunduğu bağımsızlığını ve var oluşunun devamı için İstanbul olaylarının oluşturduğu hukuki durumu onarmak zorundadır. Bunun için acele gereklidir. Sürüp gidecek olan egemenliğe ara verilmesi konusu, tanrı korusun da bir dağılma nedeni olarak düşmanlarımızın düşündüklerini fiilen gerçekleştirmalerine imkân sağlamasın. Bundan dolayı milletimizin her şeyden önce haklarını koruması ve var olmaya yetenekli bir millet olarak, uluslararası hukuk ve yetkilerine saygı gösterilmesini isteyebilmesi, medeni kuruluş ve anayasası ile, henüz yaşamakta olduğunu bütün dünyaya bu kez daha büyük bir kuvvet ve sağlamlılıkla duyurması gereğine inanıyorum. Bunun için. de kaldırılan Anayasamızın bıraktığı boşluğu derhal doldurmak zorundayız.

         İşte, anayasal durum ve hukukumuzun neden olduğu bu gereklilik ve zorunluluk dolayısıyla ve milli egemenliğin her şeyden önce sağlanması amacıyla Büyük Meclisimiz olağanüstü yetki ile toplanmıştır. Seçimlerin tam bir ivedilikle ve sıcak bir ilgi ile yapılması hukuki duruınumuzun bütün milletçe de aynı görüş içinde anlaşıldığını ve kavrandığını göstermektedir. Ayrıca, Büyük Meclisimizin kuruluş şekli ve esasları, milli iradeye içtenlikle ve büyük bir güçle dayandığını göstermektedir .

         Meclisimizde oluşan ve beliren milli kudretimiz, Hilâfet makamı ve saltanatı yabancı baskısından kurtaracak ve Osmanlı devletini dağılma ve tutsaklıktan kurtarma önlemleri alacaktır. Tam bağımsızlığa sahip, hilâfet makamına vicdani bağlılığı ile övünen, İslam dünyası içinde yaşama anlayışını kendinde gören bir milletin tutsak olamayacağı inancıyla, davranışlarımızı adım adım izleyen bütün medeni dünya ve insanlık sizlere yardımcı olacaktır. (Sıcak alkışlar) İstanbul faciasını izleyen günlerden şu ana kadar Temsil Heyetimiz milletler arasındaki birlik ve dayanışmayı korudu. Osmanlı kanunlarının yürürlüğünü sağladı. Çalışmalarından alıkonulan devlet gücünün yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Bundan dolayı genel güvenliği korumuş ve savunmuş olmakla görevini gereği gibi yaptığından emindir. Bu dakikadan itibaren, yedi yüz yıl boyunca onurlu ve yüce bir yaşam sürdükten sonra yok olma uçurumunun kenarında ancak ayakta durabilen Osmanlı Milletinin geleceğinin sorumluluğu, sayın Meclisinizin çalışma gücünü artıran bir neden olacaktır.

         Davamızın yasalara uygunluğu ve bütün millet ve ulusların, insanlık hak ve hukukundan paylarını almış olduğuna inandığımız yüreklerinin, bizimle birlik ve bize daima yardımcı ve destek olduğuna güvenimiz tamdır. Başarı ümitlerimizin kalplerimizde bir an bile karamsarlığa düşmemesini sağlayacak olan, sonsuz gücümüzdür, özellikle büyük tanrı her zaman bizimledir. (Amin, amin sesleri)

         Vermek istediğim bilgiler ve ayrıntılar bu kadardır.

Mustafa Kemal

 

(Kaynak: TBMM)

25 Nisan – Hukuk Takvimi

0
25 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
25 Nisan – Hukuk Takvimi
1599 İngiliz siyaset adamı Oliver Cromwell doğdu. (Ölümü: 3 Eylül 1658) İngiltere’nin yönetim biçimini krallıktan cumhuriyete çevirdi ancak 1653’ten ölümüne kadar Devlet Koruyucu Lord unvanı ile ülkeyi tek başına idare etti.
1792

Fransa Millî Meclisi, giyotinle idamı onayladı. Adını, mucidi Fransız Doktor Joseph Ignace Guillotin’den alan giyotin, ilk kez 25 Nisan 1792’de kullanıldı. Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsız infaz edildi. 

1871

Paris Komün Yönetimi, bombalamalar nedeniyle evleri yıkılanlar için “terk edilen konutlara el konulmasına” karar verdi.

1901 New York, otomobillere plaka uygulamasını zorunlu hale getiren ilk eyalet oldu.
1920 TBMM’de “Muvakkat İcra Encümeni” kuruldu.
1920

Müttefik devletler San Remo’da Mezopotamya’nın geleceğini kararlaştırdı. San Remo’da imza edilen Musul petrolleri konusundaki anlaşma ile galip devletlerin petrol payları tespit edildi. Petrol şirketi devamlı olarak İngiliz yönetiminde kaldı, İngiltere hisselerin %75’ine sahip oldu, eski Alman hissesi olan % 25’lik pay ise Fransa’ya devredildi.

1922 İstanbul’da, Garbi Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
1925 Mareşal Hindenburg, Almanya’nın halk oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
1926

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Merkezi İstatistik Dairesi” adıyla kuruldu.

1929

Zabitler ve askeri memurların 25 yaşını ikmal etmeden evlenmemelerine ilişkin kanun Türkiye Büyük Millet Meclis’inde kabul edildi.

1939

İstanbul- Berlin arasında 1 Haziran’dan başlayarak düzenli seferler yapılması konusunda Lufthansa ile sözleşme imzalandı.

1941 Üreticiler ellerindeki mısır stoklarını hükümete bildirmeye zorunlu tutuldu.
1945 Hukukçu Özdemir Özok dünyaya geldi. (Vefatı: 24 Nisan 2010)
1945

46 ülkeden gelen delegeler, Birleşmiş Milletler’i kurmak üzere San Fransisco’da toplandı.

1946  Yahudi asıllı Rus politikacı, türkolog ve avukat Vladimir Jirinovski doğdu.
1951

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, siyasi bildiri yayımladığı gerekçesiyle, Ord. Profesör Dr. Ali Fuat Başgil hakkında soruşturma başlattı.

1955

Savunma Kolaylıkları Yardım Programı’na Ait Anlaşma, 25 Nisan 1955 tarihinde kabul edildi. ABD’nin Askeri Tesisler Anlaşması ile Türkiye’de kuracağı üs ve tesislerden ötürü Türkiye’ye ek yükümlülükler getirildi.

1959 CHP’li Kemal Satır’ın İskenderun’da yaptığı konuşmayı yayımladığı için hakkında dava açılan Ulus gazetesi yazı işleri Beyhan Cenkçi 10 ay hapis cezasına mahkum edildi. Ulus gazetesi bir ay süreyle kapatıldı.
1960 Demokrat Parti, Meclis Tahkikat Encümeni’ne “sınırsız yetki” getiren yeni bir kanun teklifini Meclis’e sundu.
1962 Anayasa Mahkemesi, 22 Nisan 1962 tarihli “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” ile kuruldu ve kuruluş kanunu 25 Nisan 1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.
1967 Yunanistan’da Albaylar Cuntası yüzlerce siyasi mahkumu, 1946-1948 İç Savaşı’ndan sonra komünistlerin kapatıldığı 3 adaya nakletti.
1967 Kadınlar I-ıh derse” oyununun sahnelenmesinin yasaklanması üzerine 11 Nisan’da açlık grevine başlayan sanatçı Lale Oraloğlu ağırlaşarak hastaneye kaldırıldı.
1968 Andre Malraux’nun Türkçeye çevrilen Umut adlı kitabı komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle toplatıldı.
1969 1000 Türk işçisi Almanya’dan sınır dışı edildi.
1974 Portekiz’de 25 Nisan 1974’te Silahlı Kuvvetler Harekatı uzun direniş yılları sonucu faşist rejimi devirdi. Karanfil Devrimi şiddet kullanılmadan gerçekleştirildi. Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında, Portekiz Cumhuriyeti Anayasası’nı kabul etti.
1979 13 ilde süren sıkıyönetim 2 ay daha uzatıldı ve 6 ilde daha sıkıyönetim ilan edildi. CHP, MHP, CGP kabul, AP ve MSP ret oyu verdi.
1980 Sinematek Derneği’nin Sıraselviler’deki lokali ve sinema salonu film gösterimi sırasında polisçe arandı; 7 Sovyet ve 1 Çek filmine el konuldu.
1981 DİSK Araştırma Merkezi Müdürü, SBF’den emekli Prof. Dr. Sadun Aren, sabaha karşı Ankara’daki evinden gözaltına alındı.
1983 İstanbul Eczacı Odası Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri, “Anayasa taslağını referandum sürecinde halkın oyunu etkileyecek tarzda eleştirmek”ten 3 ay hapis cezası aldı.
1986 İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, muzır neşriyat kapsamına alınan Playboy dergisinin poşete konulmasına karar verdi.
1987 İHD’nin 25 Nisan 1987’de Adana’da düzenlediği ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’ konulu panelinde konuşan İlhan Selçuk, Akın Birdal ve Muzaffer İlhan Erdost halkı yasalara karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik ettikleri iddiasıyla Malatya DGM’de açılan davada beraat etti.
1991 141. ve 142. maddelerin kalkması sonucu Ankara Dev-Genç davası düştü.
1995 ANAP’lı İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’ın Boğaziçi’ndeki gerigörünüm ve etkilenme bölgelerini ”talana açan” 1988 tarihli planlarının iptali için Mimarlar Odası’nın açtığı ve 12 Ocak 1995’de kazandığı davada, Refah Partili yeni belediye yönetimi kararı temyiz etti.
1997 38 kurucusu bulunan Sosyalist İşçi Partisi İçişleri Bakanlığı’na yapılan bildirimle kuruldu. Partinin ismi bir süre sonra Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) olarak değiştirildi.
2001 Merkez Bankası‘na özerklik getiren yasa TBMM’de kabul edildi.
2001 Filipinler’in eski Devlet Başkanı Joseph Estrada, ülkesinin 80 milyon dolarını hortumlamak suçlamasıyla, Manila’daki evinde yakalanarak tutuklandı.
2002 Recep Tayyip Erdoğan, 1992 yılında Rize’de yaptığı bir konuşma nedeniyle, tutuklama istemiyle çıkarıldığı Ankara DGM Yedek Hakimliğince serbest bırakıldı.
2003 Güney Afrika’nın eski devlet Başkanı Nelson Mandela’nın eski eşi Winnie Madikizela- Mandela beş yıl hapse mahkum edildi. Afrika Ulusal Kongresi Kadın Birliği çalışanların adına sahte belgeyle kredi almak, 43 dolandırıcılık ve 25 hırsızlık vakasında suçlu bulundu. Mahkeme başkanı, Winnie’nin bir modern zaman Robin Hood’u olduğunu söyledi.
2003 1.362 kişi işkence veya kötü muamele gördüğü gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılıkları’na suç duyurusunda bulundu.
2004 Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, 25 Nisan 2004 tarihli ve 5176 sayılı ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun’ ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan 13 Nisan 2005 tarihli Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiştir.
2005 Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD ile askeri işbirliğine son verdi. Amerikalı subayların, kendisi aleyhine kampanya yürüttüklerini bu nedenle Venezüella’yı terk etmelerini istedi.
2006 Kentsel incelemeler alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınan Amerikalı-Kanadalı kadın gazeteci, yazar ve aktivist Jane Jacobs yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1916) Columbia Üniversitesi Genel Çalışmalar Okulu’nda iki yıl boyunca hukuk, jeoloji, zooloji, siyaset bilimi ve ekonomi dersleri aldı. Var olan mahalleleri gecekondu temizliğinden korumak gibi halka destek olan organizasyonlarıyla ve özellikle Greenwich Village bölgesinin yenilenmesini öneren Robert olan mahalleleri karşı duran fikirleriyle tanındı. OC, OOnt, Vincent Scully Ödülü ve Ulusal Yapı Müzesi Ödüllerine layık görüldü.
2007 Hizbullah üyesi altı kişi, aralarında Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve beş koruma polisinin öldürülmesi olmak üzere 24 kişiyi öldürmek, 31 kişiyi yaralamaktan müebbet hapis cezası aldı.
2011 Yücel Sayman 25 Nisan 2011 tarihinde hukuk profesörü unvanını kazandı.
2014 Deniz Feneri davasında Mahkeme Heyeti, eski RTÜK Başkanı Zahit Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da aralarında bulunduğu 18 kişinin mal varlıkları üzerine konulmuş olan tedbiri kaldırdı.
2016 Can Dündar, kaleme aldığı bir yazı dizisinde o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan ile bazı iş adamlarına hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada 28 bin 650 lira adli para cezasına çarptırıldı.
2017 Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye’yi siyasi denetim altına alma kararı verdi. Türkiye, 13 yıl sonra yeniden siyasi denetime alındı.
2018 Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında açılan davada karar açıklandı. Çok sayıda yönetici ve yazar ceza aldı.
2025 Ekrem İmamoğlu ve diğer kişilere yönelik operasyonlar kapsamında19 Mart sonrası tutuklananların avukatlığını yapanı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, İBB Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un avukatı Serkan Günel ve avukat Kazım Yiğit Akalın gözaltına alındı.
2025 İstanbul Asliye Ceza Mahkemelerindeki üç ayrı Saraçhane davasına devam edildi.  99 kişinin yargılandığı davalarda öğrenciler, gazeteciler hâkim karşısına çıktı. Bazı sanıkların avukatları iddianamede yazılı suç tarihinde müvekkillerinin gözaltında olduğunu söyledi. Duruşmaları  Uluslararası Af Örgütü
2025 İstanbul Eyüpsultan’da ücret konusunda anlaşamadığı ticari taksi sürücüsünü darp eden İngiliz boksör, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2025 CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptali talebiyle açılan davalar Ankara  42. Asliye Mahkemesi davasıyla birleştirildi.

24 Nisan – Hukuk Takvimi

0
24 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
24 Nisan – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1704

Amerika’nın ilk gazetesi olan The Boston News-LetterJohn Kampbell tarafından Boston‘da basıldı.

1800

Dünyanın en büyük kütüphanesi olan ABD Kongre Kütüphanesi kuruldu.

1812

Belçikalı hukukçu ve eski Başbakan Walthère Frère-Orban doğdu. (Ölümü: 2 Ocak 1896) Liège Üniversitesi ve State University of Leuven’da hukuk eğitimi gördü. Serbest avukat olarak çalıştı. Liberal partiye katıldı ve Katolik din adamları ile yapılan tartışmalarda öne çıktı. 1846’da liberal bir siyasi parti tüzüğü olarak kabul edilen programı yazdı. 1847’de Bayındırlık Bakanı oldu. 1848’den 1852’ye kadar Maliye Bakanlığı yaptı. Belçika ulusal bankasını kurdu, posta ücretini düşürdü, gazete vergisini kaldırdı ve serbest ticaretin güçlü bir savunucusu oldu. Muhafazakârlara karşı yöneltilen La mainmorte et la charité  adlı eseri Belçika’daki partilerin konumu üzerinde büyük bir etki yarattı. 3 Ocak 1868 – 2 Temmuz 1870 ve 19 Haziran 1878 – 16 Haziran 1884 arasında Belçika Başbakanı olarak görev yaptı.

   

1830

Osmanlı Hükûmeti, Yunan Devleti’nin varlığını resmen kabul etti. 

   

1898

İspanyolların Küba adasının boşaltılması istemini reddederek ABD’ye savaş ilan etmesiyle İspanyol-Amerikan Savaşı başladı.

1915

İstanbul’da Ermeni topluluğunun önde gelenlerinden 2.345 kişi tutuklandı

1916

İrlandalı cumhuriyetçiler, Büyük Britanya yönetimine karşı 24 Nisan 1916 tarihinde Dublin’de Paskalya Ayaklanması başlattı. Başarısız Paskalya Ayaklanmasının liderleri; Éamonn Ceannt, Thomas James Clark, James Connolly, Thomas MacDonagh, Patrick Pearse, Joseph Mary Plunkett, Sean MacDiarmada, Roger Kanat, Con Colbert, Edward Daly, Sean Heuston, John MacGelin, Michael Mallin, Michael O’Hanrahan ve William Pearse idam edildi. Ayaklanmada yaklaşık 2.000 kişi ölmüştü.

   

1920

110 oyla Büyük Millet Meclisi Reisliği’ne seçilen  Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşmasını irat etti. Celalettin Arif Bey ise 109 oyla ikinci başkan (reis-i sani) seçildi.

1920

San Remo Konferansı’nda İngiltere ile Fransa arasında varılan bir anlaşmayla Musul İngiltere’ye bırakıldı. Sykes-Picot anlaşması Kürtlerin geleceği ve günümüzdeki konumları açısından büyük önem taşıdı.

1920

 İlk Kanun özelliğini taşıyan Ağnam Resmi Kanunu, yeni açılan TBMM’de kabul edildi. 

1922

Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri kızı Temya hakkındaki hükmün ref’ine dair Kanun  kabul edildi.

   

1929

İcra ve İflas Kanunu Umumi mecliste kabul edildi.

   

1930

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Gerekçesi, Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine “Umumî Hıfzıssıhha kanunu esbabı mucibe lâyihası” adıyla 17 Nisan 1929 tarihinde sunuldu. 24 Nisan 1930 tarihinde 1593 kanun numarası ile mecliste kabul edildi, 6 Mayıs 1930 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun aradan geçen zamanda kısmi değişikliklere uğradı.

1940

Basın Yasası’na iki maddeyle “ulusal duyguları inciten, ulusal tarihi saptıran ve ülkenin güvenliği ile ilgili olarak yapılan soruşturmalardan, alınan önlemlerden söz eden” yazılar yazmak yasaklandı.

   

1946

Çiftçi ve Köylü Partisi 24 Nisan 1946 tarihinde Mudanya Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kapatıldı.

1952

Gayrimenkule tecavüzün defi hakkında Kanun, 5917 kanun numarası ile 16 Nisan 1952 tarihinde kabul edilerek 24 Nisan1952 tarihinde Resmî Gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edilen ve Resmî Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldı

   

1955

Hukukçu, Manisa Milletvekili, İstiklal Mahkemesi Başkanı ve eski adalet bakanlarından Refik Şevket İnce, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1885) İnce, gazeteci Emin Çölaşan’ın dedesidir.

1955

Endonezya’nın Bandung kentinde 18 Nisan’da, 29 bağlantısız Afrika ve Asya ülkesinin bir araya geldiği konferans sona erdi; sonuç bildirgesinde sömürgeciliğin ve ırkçılığın son bulması istendi.

1959

Mısır Devlet Başkanı Nasır, Shell ve Anglo-Egyptian petrol şirketlerini kamulaştırma emri verdi.

1959

İsmet İnönü’nün yaptığı bir konuşmanın Başbakan Adnan Menderes’in “şeref ve itibarını kıracak nitelikte” olup olmadığı araştırmak üzere savcılık soruşturma açtı. İnönü’nün dokunulmazlığının kaldırılması istendi.

1963

KDP, yeni lrak hükümetine bir. Kürdistan için bir iç ulusal otonomi programı öneren Memorandum sundu. Program uygulanmadı.

   

1968

Ada ülkesi Mauritius Cumhuriyeti, 24 Nisan 1968 günü Birleşmiş Milletler üyesi oldu.

1972

TBMM, Anayasa Mahkemesi’nden dönen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının infazına ilişkin kanunu 2.kez kabul etti. 273 oyla kabul edilen kanuna İnönü ve Ecevit dahil 46 CHP Mv. ile 1 TİP’li ve 1 bağımsız red, 29 CHP Milletvekili ile CHP’li 3 bakan kabul oyu verdi. CHP lideri İnönü oylamadan önce yaptığı konuşmada cezaların müebbet hapse çevrilmesini istedi.

1972

Askeri Yargıtay, THKO davasında ölüm cezasına mahkum edilen Mustafa Yalçıner ve 14 arkadaşından 4’ünün cezasını müebbet, 11’ini çeşitli hapis cezasına çevirdi.

   

1973

Seri katil, yamyam, tecavüzcü ve nekrofil Edmund Kemper 24 Nisan 1973’te tutuklandı. İşlediği suçlar için ölüm cezası verildi ancak yasa değişikliği nedeniyle cezası sekiz kere ömür boyu hapis cezasına çevrildi.

1975

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, Eczacıbaşı İlaç Fabrikası’ndaki direnişe katılan işçilerden 25’i ile “işçileri direnişe teşvik ettiği” gerekçesiyle Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı İsmail Topkar hakkında en az 5 yıl hapis istemiyle dava açtı.

1978

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ramiz Erinç Sağkan, doğdu. 

   

1980

Sinematek Derneği’nin Sıraselviler’deki lokali ve sinema salonu sivil polislerce arandı; 7 Sovyet ve 1 Çekoslovak filmine “incelenmek üzere” el konuldu.

1981

Haklarında 24 Şubat’ta dava açılan Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve 33 partilinin yargılanmasına Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başladı.

   

1983

Siyasi Partiler Kanunu 22 Nisan 1983 tarihinde 2820 kanun numarası ile kabul edildi. Resmî Gazetede 24 Nisan 1983 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun 124 maddeden oluşmakta ve Anayasanın 68 ve 69 maddelerinde düzenlenen siyasal haklara ve siyasi partilerin uyacakları esaslara uygun şekilde anayasaya aykırı olmayacak düzenlemeler içermektedir. MGK “Siyasi Partiler Yasası”nı kabul etti ve yayınladığı 76 numaralı bildiri ile siyasal faaliyetleri serbest bıraktı. Ancak yeni kurulacak partilerin kurucularını MGK inceleyecek ve özel yasak getirebilecekti. 

1983

Sosyal psikoloji profesörüdür Erol Güngör yaşamını yitirdi. (25 Kasım 1938, Kırşehir – 24 Nisan 1983).Üniversite hayatına İstanbul Hukuk’ta başlamış ancak daha sonra sosyal psikoloji alanına yönelmiştir.

1984

Bir Yeni Cumhuriyet İçin isimli  kitabından dolayı aldığı 8 yıl hapis cezası Askeri Yargıtay’da bozulan Gazi Üniversitesi eski öğretim görevlisi Doç. Dr. Yalçın Küçük’ü Askeri Mahkeme yeniden 8 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı.

1984

Selda Bağcan, 24 Nisan’da teslim oldu.1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra 16 Nisan’da serbest bırakılmış, itiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıkarılmıştır.

1985

Şiddet Suçu Mağdurlarının Zararlarının Tazmin Edilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi, Türkiye tarafından 24 Nisan 1985 tarihinde imzalandı. TBMM tarafından bir uygun bulma kanunu çıkarılmadığı için, iç hukuk metni haline gelememiştir. 

1989

Halkın Kurtuluşu örgütü üyesi idam mahkûmu Abdülkadir Konuk, İstanbul Çapa hastanesinden kaçırıldı.

1989

Uluslararası Af Örgütü’nün Nisan 1989 raporu açıklandı. “Aralık 1979’dan Mart 1988’e kadar işkenceden ölen 47 kişiden 40’ını Türk yetkililer kabul etti”

1989

Başbakan Turgut Özal ve eşi Semra Özal, 44.baskısı yapılan “Turgut Nereden Koşuyor” adlı kitabında kişilik haklarına tecavüz edildiği gerekçesiyle, gazeteci/yazar Emin Çölaşan ile Tekin Yayınevi sahibi Kemal Karatekin’e 50’şer milyon TL’lık dava açtı.

1992

Halk Partisinin kapatılmasına dair Anayasa Mahkemesi kararı 24 Nisan 1992’de Resmî Gazete’de yayımlandı.

1995

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Yavuz Önen, 4 ilde kurulan merkezlerde işkence görmüş 400’ü aşkın kişinin tedavi edildiğini açıkladı.

1996

Tansu Çiller’i Yüce Divan’a göndermeyi amaçlayan Refah Partisi’nin TEDAŞ önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 179 ret oyuna karşılık 232 oyla kabul edildi.

1998

Ruanda Hükümeti, 1994’te yaşanan soykırımda suçlu bulunan 22 kişiyi, halkın önünde idam etti. İnfazların dördü, başkent Kifali’deki futbol sahasında gerçekleştirildi.

   

1999

Coca-cola’ya ırkçılık davası açıldı. Dördü eski, beş siyah eleman, siyahlara daha az maaş ödendiği ve beyaz çalışanlara göre daha az yükselme şansları olduğu gerekçesiyle Coca-cola aleyhine dava açtı.

2000

İran’da 12 reformcu gazete ve dergi İslam’a ve devrime aykırı yayın yapıp halkı kışkırttıkları gerekçesiyle ikinci bir emre kadar kapatıldı.

2001

Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyaz Enerji Operasyonu’na ilişkin soruşturmayı tamamlayarak dava açtı.

2001

Hukukçu ve siyasetçi Hasan Dinçer yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1910) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Serbest avukatlık yaptı. Afyonkarahisar Cumhuriyet Savcılığı görevinde bulundu. Bolvadın Ceza Yargıçlığı yaptı.  Afyonkarahisar ve Konya Milletvekilliği ile Devlet, Millî Savunma ve Adalet Bakanlıkları yaptı. Ayrıca Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Müdürler Kurulu üyeliğinde bulundu.

2001

Sınır kontrolleri ve sınırın gözetiminin icra edilmesi hakkında kati, ayrıntılı hükümler ve uygulamaya dönük usuller hususunda Avrupa Konseyine icra gücü veren 24 Nisan 2001 tarihli 790/2001(EC) sayılı Konsey Tüzüğü kabul edildi.

2002

Stajyer avukatlar, avukatlığa geçişte sınav öngören yasayı eylemle protesto etti ce toplu olarak yeşil kart başvurusunda bulundu.

2003

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edildi Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapıldı. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.

2003

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 4852 Sayılı Kanun 17 Nisan 2003 günü mecliste kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 24 Nisan 2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

2004

24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen referandumda, Kıbrıs Rum kesimi (Güney Kıbrıs) %75.83 oranında, Annan Planı’nı reddetti. Kıbrıs Türk kesimi (Kuzey Kıbrıs) ise %64.91 oranında kabul oyu vermiştir. Kıbrıs Rum kesiminin reddetmesi nedeniyle Annan Planı uygulanamamıştır.

2004

Bilgi Edinme Hakkı Yasası yürürlüğe girdi. 

2005

KKTC’nin kurulduğu 15 Kasım 1983’ten beri cumhurbaşkanı olan hukuku Rauf Denktaş, görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat’a teslim etti. 

2005

Bulgaristan ve Romanya AB katılım anlaşmasına imza attı. Her iki ülkenin 2007’de AB’ye üye olması Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanmıştı. 

   

2007

Abdullah Gül de Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı adaylığı için TBMM Başkanlığına başvurdu.

   

2010

Hukukçu Özdemir Özok yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Nisan 1945) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1978 – 1980 yılları arasında Ankara Barosu Başkan Yardımcılığı yaptı.  1982- 2001 yılları arasında Türk Hukuk Kurumu Sayman Üyeliği, Ankara Barosu Başkanlığı, Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Üyeliği ve Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreterliği yaptı.  2001’de Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildi. 2003 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi ancak  CHP üyesi olması nedeniyle bu üyelikten kendi isteği ile çekildi.  Cilt kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi. İstanbul Barosu eski yönetim kurulu üyesi Av. Dr. Ayça Özok Ener‘in babasıydı.

   

2012

ABD Başkanı Barack Obama, Ermenilerin 1915’te yaşanan olayları anma günü olarak seçtiği 24 Nisan’daki konuşmasında, geçen yıl olduğu gibi “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” ifadesini kullandı.

 

 

2017

16 Nisan Anayasa değişikliği Referandumunda mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına karşı itirazları reddedilip 21 Nisan’da Danıştay’a başvuran CHP’nin, YSK’ya aynı gün verdiği dilekçeyle “resmî sonuçların açıklanması için Danıştay kararının beklenmesi” talebi YSK’ca reddedildi.

   

2017

ABD Başkanı Trump, Ermenilerin 1915 olaylarının yıl dönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan ile ilgili açıklamasında Ermenice “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” ifadesini kullandı.

   

2020

Gizli tanık ifadesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan ve adil yargılanma talebiyle önce açlık grevine başlayan ve eylemini kısa süre sonra ölüm orucuna çeviren Mustafa Koçak ölüm orucu eyleminin 297’nci gününde hayatını kaybetti.

2025

Silivri Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Burhan Bıçkı geçirdiği rahatsızlık sonucunda hayatını kaybetti.

2025

Selahattin Demirtaş hakkında 2016’daki konuşmaları nedeniyle 15 yıla kadar hapis ve siyasi yasak talebiyle yeni dava açıldı. İddianame Diyarbakır 18. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 

2025

Kurultay delegeleri Hatip Karaarslan ve Yılmaz Özkanat, 6 Nisan’da yapılan CHP’nin 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali için Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı. Dilekçede kurultayın baştan sona hükümsüz olduğu ileri sürüldü.

2025

Murat Ongun’un avukatları Serkan Günel ve Kazım Yiğit Akalın, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Avukatlar yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Hukuk Felsefesinin Değeri

0
Prof. Dr. Mustafa Tören YÜCEL- Otobiyografisi

Hukuk Felsefesinin Değeri / Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

“Felsefenin değerini tamamen ruhun zenginlikleri arasında aramak gerekir ve yalnızca bu zenginliklere karşı kayıtsız olmayan insanlar, felsefeyle uğraşmanın boşuna vakit harcamak olmadığına inandırılabilirler.”

 

Hakikat Her Zaman Hakikattir.

Soruyorsunuz, soruyorsunuz,

Durmaksızın, kafa tutarak:

Bize felsefenin ne lüzumu var?

Bize sanatın ne lüzumu var?

Hadi sanatın da lüzumu yok,

Bize felsefenin de lüzumu yok:

Fakat anlatılsa da anlasak:

Şu cehaletin ne lüzumu var?

Tevfik Flkret-1912

 

Hukuk Felsefesinin Değeri 

Genelde felsefenin ve özelde hukuk felsefesinin (legal philosophy veya jurisprudence) ne değeri olduğunu ve bunlarla niçin uğraşmak gerektiğini düşünmek iyi olacaktır.(1) Çoğu insan/hukuk pratisyenleri, bilimin/pratik aklın etkisi altında, felsefeyi zararsız, ama aslında bilmemize gerek olmayan (hukukun kaynağı, adalet, evrensel adalet gibi) şeyleri kılı kırk yararak inceleyen ve bunlar üzerinde çekişen (antinomi) faydasız bir oyun gibi görmek eğilimde olduklarından bu soruyu ele almak gerekmektedir.

Felsefe hakkındaki bu görüş, kısmen yaşamın anlamı ve amacı hakkındaki yanlış bir tasarımdan, kısmen de, felsefenin erişmek istediği amaç hakkındaki yanlış bir tasarımdan ileri gelmektedir. Doğa bilimleri ürünü olan icatlar ondan haberi olmayan sayısızca insana yarar sağlarken, felsefenin de yararı gündeme gelmektedir. işte öğrencileri doğa bilimleri öğrenimine yönelten bu yarar düşüncesi felsefenin işi değildir. felsefeye yabancılaşma, öte yandan, yalnızca maddi ihtiyaçları tanıyan, insanın bedeni için vitamine ihtiyacı olduğunu bilen, ama aklın da vitamine ihtiyacını unutan “pratik insan” düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Kuşkusuz, felsefenin değerini tamamen ruhun zenginlikleri arasında aramak gerekir ve yalnızca bu zenginliklere karşı kayıtsız olmayan insanlar, felsefeyle uğraşmanın boşuna vakit harcamak olmadığına inandırılabilirler.(2)

Hırs, güç objesi kendisini şimdilerde genellikle yalnızca para biçiminde göstermektedir. Rachel‘ln dediği gibi, servet zekanın ölçüsüdür. O insanları aptalın cennetinden uyandırmak için iyi bir söylemdir. Ne var ki, Hegel‘ln (1770-1831) belirttiği üzere, “sonuçta tatmin olması gereken iştah değil, fakat düşüncedir.” Her türden hayal eden için en uzak menzilli güç biçimi para olmayıp, idelerin hakimiyetidir. Örnek istiyorsanız, Leslie Stephen‘in XVIII. Yüzyılda İngiliz Düşünce Tarihi(3) adlı eserini okuyarak ölümünden yüz yıl sonra Descartes‘in soyut spekülasyonlarının insanların davranışlarını kontrol eden pratik bir güce dönüştüğünü görürsünüz. Büyük Alman hukukçularının eserlerini okuyarak dünyanın bugün Bonaparte‘dan daha çok Kant tarafından idare edildiğini görürsünüz. Ve mutluluğun, çoğu başarılı insanları tanıyan bir i olarak, büyük şirketlere sadece danışman olmakla ve elli bin dolar gelir elde etmekle sağlanamayacağından eminim. Yeteri kadar zekanın mükafat kazanması için başarı yanında başkaca gıdaya da ihtiyacı vardır.(4) O manevi gıda da felsefedir.

Felsefe her yerdedir; herkesin yaşamıyla ilgilidir ve herkesin yaşamını aydınlatabilir.

Felsefe sorgulama ile başlar. “Sorgulanmayan bir yaşam yaşamaya değmez” (Sokrates). Yalnızca limbik sistemle, hard disk’te ne varsa onunla yetinmek işte öyle bir şeydir. Önemli olan zihin hapishanesinden, Eflatun‘un mağara alegorisi/miti/meseli’nden/Albert Camus‘un duvarlarından kurtulmaktır. Bu eserin amacı da sizleri bu kurtuluşa yöneltmektir.

Eğitimin kökü acı ise de, meyvesi tatlıdır” (Aristoteles). Eğitim (education) kelimesinin de İngilizce etimolojik olarak “dışarı çıkarmak” anlamına geldiği unutulmamalıdır.

Felsefenin amacı, fikri çalışmaların tümünde olduğu gibi bilgidir. Söz konusu amaçlanan bilgi, bilimler kümesine sistem ve birlik veren tür ile inançlarımız, önyargılarımız ve kanılarımızın dayanaklarının eleştirisel bir incelemesinden çıkan türdür. Eleştiri ise (Yunan orijinindeki kritikein teriminden), tüm ayrımcılığın da üstünde olmak anlamındadır. Bugün için hatalı bir kullanımla polemik yaratmak ve daha kötüsü eleştirilen kişiye karşı polemik amaçlı kullanılmaktadır. Bu olgu toplumumuzda talihsiz bir çarpıtma olarak belirmektedir. Felsefede eleştiri esasta kişilere değil, fikirlere yöneltilmelidir: Kişiye saygılı olunmalı ve fakat hataya da ödün verilmemelidir.

Felsefede kişi evrenin dikkatli bir gözlemcisi olmalı; anlamak için sorular sormalıdır.

Analiz, her şeyin kendisine özgü anlaşılabilirliğini görmemize ve temel sorulara bir ilk yanıtlar vermeye elvermektedir. Bu sanatı yapmak, aklın gerçeği anlamasını geliştirmeye olanak sağlamaktadır. Anlamak, kavramaktır. Bu süreçte zeka, şeyleri ilişkilendirmemizi sağlamakta; bir şeyi anladığımızda bizle o şey arasındaki, J. Rawls‘un deyimiyle, cahillik peçesi kalkmakta; ve dünya ile etkileşim yaşam bulmaktadır.

Bunu sağlamak üzere, bir şeyi diğerinin yerine koyma hatası, önyargı, kafa karışıklığı ve illüzyondan kendimizi soyutlamamız gerekmektedir.

Yalnız felsefenin, kendi sorularına kesin karşılıklar bulmakta başarı gösterdiği iddia edilemez. Üzerinde kesin sonuçlar alınan bir konu da artık felsefe alanından çıkmaktadır.

Çoğu bilimlerin kendisinden ayrılıp bağımsız bir kimlik kazanmasına karşın felsefe ve hukuk felsefesi varlığını sürdürmektedir. Bunun nedeni, bir yandan, bilimlerin dışında ancak felsefenin araştırabileceği bir konunun bulunması, öte yandan felsefi düşüncenin salt teorik alanda kalmayıp, aynı zamanda pratik etkilerinin de (pratik hukuk felsefesi) bulunmasıdır.

Felsefe okuyan hakim veya avukat veya öğrenci olarak okuduğunu hatırlayan (büyük olasılıkla) mesleki kültürünü belirleyen kültürel öngörülerin ayakları altından kaydığını hissedebilir. Felsefe, özellikle pragmatik felsefe kuşkuyu ve kuşku da araştırmayı tahrik ederek, bir hakimi az dogmatik, fazlaca pragmatik veya açık fikirli bir yargılayıcı yapar.”(6)

Prof. Dr. Mustafa Tören YÜCEL- Otobiyografisi

Hukuk Felsefesi hukukun ne olduğunu, hukukun niteliğini belirlemeye çalışır. Burada hukuk, belli yer ve zaman boyutundaki hukuku(tikel) araştırma konusu yapan hukuk biliminin aksine, bütünü bakımından, tümel olarak ele alınmaktadır.’(7) Hakikati görmek evrensel ile bir karşılaşma/tanış olma ve özelden bir ayrılıştır.

Felsefenin ilk sorunu olan nitelik sorununa karşılık, hukuk felsefesinin de ilk sorunu hukukun niteliğidir. Yanıtlanması gereken soru hukukun nasıl olması gerektiği sorusu değil, hukukun nasıl olduğu, hukukun ne olduğu sorusudur.’ (8)  Özetle, ele alınan hukuk genellikle hukuktur, onun niteliğidir.

Pozitif hukukçu, yöntemsel düşündüğünde bir şeyi neden ötürü hukuk olarak onayıp, diğerlerini böyle kabul etmediğini kendi kendine soracak ve bunu sorduğunda da hukuk felsefesine başvurmak gereğini duyacaktır. Soru. tümel olana (hukukun bütününe) ilişkin bulunmakla tamamen felsefi niteliktedir.

Felsefeciler hukukun ekonomik analizinde merkezi bir konumda olan rasyonalite fikrini sorgulayabilirler; avukatlar ve hâkimlerin yapabileceğinden daha etraflıca adalet. özgür istence ve kast gibi felsefi kavramları analiz edebilirler, hukukta “akıl” ve “duygu” arasındaki ilişkiye açıklık getirebilirler.

Hukuk felsefesi yıllardır adaletin ve onu tam gerçekleştirecek bir hukukun açıklamasını ve tartışmasını yapagelmektedir. Adil hukuk (just law/unjust law) ölçütlerinin neler olduğu sorusu. eskiden beri hukuk felsefesinin başlıca sorunu olmuştur. Adaletin, hukukun son amacı olması gerekir: Hukuk sonunda adaleti gerçekleştirmelidir. Adalete, onu gerçekleştirmeye yönelmeyen bir hukuktan söz etmek, estetik değeri amaç edinmemiş bir sanat ya da hakikate sırt çevirmiş bir bilimden söz etmek kadar anlamsızdır.

R. Pound‘un belirttiği gibi. hukuk, bilim olmak uğruna bilimsel değildir. Sonuca doğru bir vasıta olarak bilimsellik, elde edilen sonuçları ile değerIendirilmeli; yoksa iç yapısının güzelliği ile değil; amaçlanan sonuçlan elde ettiği ölçüde değerlendirilmelidir; yoksa mantıki sürecin veya temelini oluşturan dogmalardan kesin bir şekilde neşet etmesi ile değil. Bu bağlamda iki soru yanıt beklemektedir: 1) Hukuk felsefesi hukuk yargılamasını ne şekilde etkilemektedir? 2) Bazı felsefeler hukuk kurumları için yararlı olurken diğerleri neden bundan yoksun kalmışlardır?

Hukuk biçimsel olarak üç boyutludur: Hukuki analist ekseriya hukuk teorisi, öğretisi ve uygulamayı birlikte ele almalıdır. Bu boyutlardan biri eksik veya yetersiz olduğunda hukuk, insanların düzenli bir şekilde işlerini yürütmesine elveren bir çerçeve olma işlevini yerine getiremez. Hukuk öğretisi, halkın ve (ve hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencilerinin hukuk olarak gördükleri) kişilerin davranışını yöneten kurallardır: Örneğin sözleşme hukukunu oluşturan kurallar. Böyle kurallar formüle edip bireysel gerçeklere uygulayarak ihtilafların karara bağlanması süreci biçimsel (formalistic) veya mekanik (mechanistic) olarak nitelendirilmektedir.

Kuşkusuz, biçimsel olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk, kurallar olmaksızın işlevini yerine getiremez. Hukuk ajanlarınca kuralsız uygun davranış. uygun olmayandan ayırt edilemeyeceği gibi kuralsız tasarlanan eylemin hukuki olarak doğru veya yanlış olduğu da söylenemez.

Hukuk öğretisinin formüle edilmesi rastgele bir süreç değildir. Öğretisel özün samandan ayırt edilmesine gereksinim vardır. İşte hukuk teorisi bu seçim işleminde yardımcı olmak üzere tasarlanmıştır. Haksız fiilde mutlak sorumluluk teorisinin irdelenmesi ve nedensellik ilkeleri bu niteliği açıkça sergilemektedir.

Yalnız hukuk teorisi, öğreti ihtiyacını göz ardı etmemektedir. Hukuk öğretisinin verili gerçeklere uygulanması da göz önüne alınmalıdır.

Hukuk belli gerçek durumlara uygulanmadıkça yararsızdır. Ortalama bir hakimin veya avukatın, daha az ölçüde ortalama bir vatandaşın, hukuk teorisini bilmeleri ve anlamaları (ve çoğu yoksun bulunmakta) ve özel gerçek durumlara güvenilir şekilde uygulaması beklenemez. Bu önerme, kuşkusuz, hâkimler ve avukatların eleştirisi anlamında değildir. Teori yalnızca gerçeklere doğrudan uygulanmayacak derecede oldukça soyut bulunmaktadır.

Hukuk teorisi çeşitli olası kurallardan hangisini seçmemiz gerektiğini söylemekte; böylece bu kuralların uygulanması ile hukuk uygulaması yönetilebilmektedir. Hukuk öğretisi, bu üç boyutlu hukuki muhakeme zincirinde, teori ve uygulama arasında önemli bir ara halkadır. İşte hâkimlerin hukuk teorisi ve öğretisini olabildiğince tutarlı uygulamaları ile özel hukukta ayni haklar, haksız fiil ve sözleşme kategorileri gelişmiştir. Hukuk felsefesi bu temeli sağlamasaydı özel hukuka özgü haklar körü körüne takip edilen, geçmişten kalan boş veya irrasyonel eksersizler olarak kalacaktı.

Bu noktadır ki, pratik hukuk biliminin, değerleri ve bu arada adaleti araştıran felsefeye, hukuk felsefesine olan ihtiyacı önemle belirmektedir.(9) Bu ihtiyacı algılayan ve yargılarına yansıtan hukukçuların sayıca artması sonucu yakın bir gelecekte ülkemizde hukuka özgü yeni felsefi oluşumlara tanık olunacaktır. İşte bu amaçla, toplumun, kendi işlerinin doğru gitmesi ve aydınlığa kavuşması için hukukta bir filozoflar sınıfının oluşmasına olanak sağlamak üzere hukuk fakültesi programlarında hukuk felsefesi/sosyoloji/ metodolojisi konularına en az dogmatik dersler kadar zaman ayırmalı; normal hukuk derslerini vermek üzere (yarı-tam zamanlı olarak) hukuk fakülteleri kadrosunda yer verilmelidir.(10)

Bu bağlamda hukuk öğrencilerine tavsiyem şu olacaktır:

Kaynak bir eseri okuyup kenara koyduğunuzda ne okuduğunuzu/yazarın ne söylemek istendiğini sorgulayarak yazılı veya seslice dile getirmeye çalışmanız; bunu başarabilme yetisini kazanmanız; bunu yaptığınızı hatırlamanız felsefi uğraşlarınız için önemli bir giriş olacaktır. Ayrıca seçkin hukukçuların yıllardır süregelen sorular üzerine sergilediği önemli fikirleri işleme ve eleştirme yolunu seçerek hukuk bilincinizi/argümantasyon teorinizi  geliştirme olanağına kavuşacağınızı unutmayınız. (11)

Çıkarım olarak, öğrencilerin kitapta yer alan filozofları anlamaları ve yorumlamalarının ilk başta yetersiz, bazen de olması normaldir. Rehberlikle aynı düşünceleri irdeleme yetisini zamanla kazanması da normaldir. Kuşkusuz, eleştiri olmadan hataya düştüğünü anlamasının bir yolu da yoktur. Hukuk fakülteleri, öğrencilerin pozitif hukuk metinleri ile içtihat hukukunu ezber mekânları olmak yerine, hukuk alanında yetkin bilgiye  dayalı eleştiri yoğun kültürel mekânlar olmalıdır. (12)

Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın vurguladığı üzere, hukuk felsefesi ve sosyolojisinin katkısı küçümsenmeyecek ölçüde olacaktır.(13)

“Hukukçular da hukukun diğer disiplinlerde olduğundan daha fazla felsefeden bağımsız olmadığını kabul etmek zorundadırlar.” (14)

Biz hukukçular ne yapıyoruz?

  1. S, Hilav. “Felsefenin F’si” Felsefe Yazıları, Yapı Kredi Yayınları ist„ 1995* 284285; A. O. Boztosun, “Hukuk Eğitiminde Felsefe Dersinin Gereği ve Önemi” Erciyes Üniv, Hukuk Fak. Dergisi C, 1, S. 1, 2006, s. 393; Bkz. H. Chodosh. “Hukuk Eğitimi: Trendler, Sorunlar ve Stratejiler” Selçuk Üniv, Hukuk Fak, C. 9$, 1-2, 2001, s. 330.
  2. Russel, “Felsefenin Değeri” Felsefe Meseleleri (Çev. H. Örs) Kültür serisi.9, Ist„ 1970, ss. 201-210/ “The Value of The Problems of Philosophy Oxford University Press 2001, pp. 8996; R, A. Posner “What Are Philosophers Good For” Overcominq Law, Harvard University Press, 1998,pp.444-467; S, Selçuk. ‘Filodoks” (laşan)lar ile “Kıen”(leşen)ler Kutuplaşmasında Bocalayan Hukukun Dramı Türkiye Adalet Akademisi Dergisi S. 12, 2013, ss. 9-64
  3. W. The Path of Law, Boston, 1981
  4. L Marinoff, Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? (Therapy for the sane), Peqasus, 2007.
  5. Hukuk felsefesinin sorunları için bkz. L B, Flores. “Hukuk Felsefesi için Savaşım: Yöntem ve Sorunlar (Çev. Ö, D. Aydın) HFSA 18    2008, s. 41.
  6. Posner, R. A. The Problematics of Moral and Legal Theory Harvard University Press, Cambridge, 1999 pp. 227228.
  7. Kendi kendimize, adalet nedir? diye soracak olursak, o zaman tabii, önce bir sıra adalete uygun iş sayarız ve bunların tümünde ortak olan şeyi ararız. Tüm adaletli olan işlerde bulunup, başkalarında bulunmayan ortak bir niteliğin var olması elbette zorunludur Ele alınan işleri adaletli kılan bu ortak nitelik adaletin kendisi, gündelik yaşamın gerçekleriyle karışmasıyla adaletli işleri meydana getiren salt nitelik olacaktır. Bu salt niteliğe Eflatun ‘ldea’ ya da biçim adını verir, ‘Adalet’ ldea’sı hiçbir adaletli
    şeyle aynı değildir; o özel nesnelerden tamamen ayrıdır ve özel nesneler yalnızca ondan pay alırlar.” B Russel, Felsefe Meseleleri {Çev. H. Örs) Kültür Serisl: 9, ist., 1970,ss. 132·133; V. Aral “Hukukta Felsefenin Önemi” İÜHFM 1973/1·4, 1st, ss. 623·646.
  8. R. Dworkin’e göre, “hukukçular her zaman filozoflardır; çünkü hukuk bilimi mekanik ve özellikleri olmayan bir biçimde de olsa, her hukukçunun hukukun ne olduğu konusundaki açıklamalarının bir parçasını oluşturur. Anayasa teorisinde felsefe tartışmanın yüzeyine yakın bir yerdedir ve eğer teori iyi ise ayrıca belirgin bir biçim sergilemektedir.”  Justice for Hedgehogs, Cambridge: Harvard Univ, Press, 2011, s. 157
  9. “Üstün bir konu olarak felsefe, şeylerin bir yönüne sağladığı nüfuzla diğer yanlarına bizleri körleştirmektedir ve bizler durağanlaşan zorunlu …..yanlış olmayan saptamayı ilerletmek için diğer insanların görüşlerine olumlu yaklaşmalıyız.” The Rational Foundations of Ethics, 1990. p. 5. D. Özlem, haklı olarak bu yaklaşımın felsefe …… gereği olduğuna vurgu yapmaktadır. D. Özlem, Evrenselcilik, İnsan Hakları ve Liberalizm üstüne” HFSA 7 İst. Barosu. 2003, S.54; İ. Kuçuradi. “Hukuk Felsefesini Yeniden Düşünmek.” Prof. Yılmaz Aliefendioqiu’na Armağan, Yetkin, 2009, ss. 279·284; R. E. Barnet, “”Foreword: Why We Need Legal Philosophy” 8 Harvard J of Pub P 1(1985); L. Fuller. The Principles of Social Order. (K. Wlnston edJ.1981, 249·50: “Gördüğüm üzere, hukuk felsefesinin amacı avukat, hakim, yasa koyucu ve hukuk hocalarına etkili ve anlamlı bir yön vermektir. Onların faaliyetlerine dokunmadığı ve günlük çalışmalarındaki sorular için hiçbir çıkarımı olmadığında hukuk felsefesi başarısızdır.” Ayrıca bknz. R.Pound, “Do we need a philosoph of aw” Columbia Law Revlew, Vol V.No.5 May1905, ss. 339· 353. 
  10. Ayrıca bkz. M. C. Nussbaum. “The Use and Abuse. of  philosophy in legal Education” 45 Stanford Law Review 1627 (1993); M. Tören Yücel, Hukuk Fakültesi Eğitim Kültürü üzerine Bir DenemeGüncel Hukuk Dergisi 2013/3·111, s. 60-63
  11. Felsefenin bir argümantasyon işi olduğu unutulmamalıdır. Bkz. L.J.Mazor. “Küçük Bir Hukuk Felsefesi Kongresi-HFSA 18, İst, SS 62-68, E. T. Feteris. Hukuki Argümantasyonun Temelleri, Paradigma, İst, 2010,  başka alanlarda olduğu gibi belli devimsel / dinamik bir anlayış olmadan yürütülen eğitim etkinliği felsefede de gerçekte ancak bir öğretim, giderek bir “ezberletime” dönüşmektedir.
  12. T. Giegerich. “Yargının Bağımsızlığı-Kavramsal Çerçeve – Tarihsel Gelişim, Tarafsızlıkla İlişkisi ve Türkiye Üzerine Gözlemler” Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Etkililiği, Adalet Akademisi Yayın No 6, 2009, s. 29
  13. Bkz. I. McLeod. “Why study Legal Theory” Legal Theory, 2. bası, Palgrave Macmillan, 2003, ss. 14-16.
  14.  R, Dworkin. Taklng Rights Serlously, 1977, s 149 

Makale, kapanan Güncel Hukuk Dergisinde yayımlanmıştır.

 

İnsan Hakları Hukuku İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

0

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar(Basic Principles and Guidelines on the Right to a Remedy and Reparation for Victims of Gross Violations of International Human Rights Law and Serious Violations of International Humanitarian Law) , 16 Aralık 2005 tarih ve 60/147 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı ile kabul ve ilan edilmiştir. Belgenin Türkçe tercümesi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi adına hukukçu ve bağımsız araştırmacı Güley Bor tarafından yapılmıştır.

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

16 Aralık 2005

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri, diğer ilgili insan hakları belgeleri ve Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı rehberliğinde,

Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları için başvuru ve onarım meselesinin ulusal ve uluslararası düzeyde sistematik ve etraflıca biçimde ele alınmasının önemini onaylayarak,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve alandaki uluslararası hukuku yeniden onayladığının farkında olarak,

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasların İnsan Hakları Komisyonu’nun 2005/35 sayılı ve 19 Nisan 2005 kararı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, Genel Kurul’un Temel İlke ve Esasları kabul etmesini öneren, 2005/30 sayılı ve 25 Temmuz 2005 tarihli kararı ile kabul edildiğini anımsayarak,

1. İşbu kararın ekindeki Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasları kabul eder;

2. Devletlere, Temel İlke ve Esasları dikkate almalarını, bunlara saygı gösterilmesini teşvik etmelerini ve bunları hükümetin bilhassa kolluk kuvveti yetkilileri ve ordu ile güvenlik güçleri dahil yürütme kurumlarına, yasama kurumlarına ve yargıya mensup olanların, mağdurların ve temsilcilerinin, insan hakları savunucularının ve avukatların, medyanın ve genel olarak kamunun dikkatine getirmelerini önerir;

3. Genel Sekreter’den, Temel İlke ve Esasları Hükümetlere ve hükümetler arası ile hükümetler dışı örgütlere iletmek ve Temel İlke ve Esaslara İnsan Hakları: Uluslararası Metinlerin Derlemesi başlıklı Birleşmiş Milletler yayınında yer vermek dahil olmak üzere, Temel İlke ve Esasların Birleşmiş Milletler’in tüm resmi dillerinde mümkün olan en geniş dağıtımını sağlayacak adımları atmasını talep eder.

Ek

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

Başlangıç

Genel Kurul,

Çok sayıda uluslararası metinde bulunan, uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri ve özellikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 6. maddesi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 14. maddesi, ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 39. maddesini, ve uluslararası insancıl hukukun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan 18 Ekim 1907 tarihli Kara Savaşı Kuralları ve Teamüllerine İlişkin Lahey Sözleşmesi’nin (IV. Sözleşme) 3. maddesi, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek ve Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunmasına ilişkin 8 Haziran 1977 tarihli Protokol’ün (Protokol I) 91. maddesi, ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 68 ve 75. maddelerini anımsayarak,

Bölgesel sözleşmelerde bulunan ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri, özellikle İnsan ve Halkların Hakları Afrika Şartı’nın 7. maddesi, İnsan Hakları Amerika Sözleşmesi’nin 25. maddesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 13. maddesini anımsayarak,

Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muameleye İlişkin Yedinci Birleşmiş Milletler Kongresi’ndeki müzakerelerden doğan Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’ni ve Genel Kurul’un Kongre tarafından önerilen metni kabul ettiği 40/34 sayılı ve 29 Kasım 1985 tarihli Kurul kararını anımsayarak,

Mağdurlara merhamet ve onurlarına saygı ile muamele edilmesi, mağdurların adalete ve giderim mekanizmalarına erişim hakkına bütünüyle saygı duyulması ve mağdurlar için uygun hakların ve başvuruların hızlıca geliştirilmesinin yanı sıra mağdurlara tazminat için ulusal fonların kurulması, güçlendirilmesi ve genişletilmesinin teşvik edilmesi gerektiği dahil olmak üzere Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’nde ifade edilen prensipleri yeniden onaylayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün “eski hale getirme, tazminat ve iyileştirme dahil olmak üzere, mağdurlara veya mağdurlar ile ilgili olarak onarıma ilişkin ilkelerin” oluşturulmasını gerektirdiği, Taraf Devletler Meclisi’nin Mahkeme’nin yargı yetkisine dahil suçların mağdurlarının ve bu mağdurların ailelerinin yararına bir emanet fonu kurulmasını gerektirdiği, ve Mahkeme’ye “mağdurların güvenliği, fiziksel ve psikolojik sağlığı, onuru ve mahremiyetini korumasını” ve “yargılamanın, Mahkeme’nin uygun olarak tespit ettiği aşamalarının” tümünde mağdurların katılımına izin vermesini emrettiğini belirterek,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların, çok şiddetli doğaları gereği insan onuruna tahkir teşkil eden uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine ilişkin olduğunu onaylayarak,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların uluslararası hukuk veya iç hukuk uyarınca yeni yükümlülükler şart koşmadığını, ancak normları bakımından tamamlayıcı olmakla birlikte farklı olan uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuk altında mevcut hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için mekanizmaları, usulleri, prosedürleri ve yöntemleri tespit ettiğini vurgulayarak, Uluslararası hukukun, Devletlerin uluslararası yükümlülükleri ve iç hukukun gerekliliklerine uygun olarak veya uluslararası yargı organlarının uygulanabilir tüzüklerinde öngörüldüğü şekilde, belirli uluslararası suçların faillerinin kovuşturulması yükümlülüğünü içerdiğini ve kovuşturma ödevinin, uluslararası hukuki yükümlülüklerin iç hukuktaki şartlar ve usuller uyarınca yürütülmesini sağlamlaştırdığını ve tamamlayıcılık kavramını desteklediğini anımsayarak,

Mağduriyetin çağdaş biçimlerinin özünde kişilere yöneltilmiş olmasına rağmen kolektif olarak hedeflenen kişiler topluluğuna da yöneltilebileceğini belirterek,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve uluslararası hukuk ilkelerinden hesap verilebilirlik, adalet ve hukukun üstünlüğünü yeniden onayladığının farkında olarak,

Mağdur odaklı bir bakış açısı kabul eden uluslararası toplumun, bu şekilde aşağıdaki Temel İlke ve Esaslara uygun olarak uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun ihlalleri dahil olmak üzere uluslararası hukuk ihlallerinin mağdurları ve ilaveten insanlığın bütünü ile de insani dayanışmayı onayladığına kanaat getirerek,

Aşağıdaki Temel İlke ve Esasları kabul eder:

I. Uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü

1. İlgili mevzuatlarda öngörülen, uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü aşağıdakilerden kaynaklanmaktadır:

(a) Bir Devletin taraf olduğu anlaşmalar;
(b) Uluslararası teamül hukuku;
(c) Her Devletin iç hukuku.

2. Devletler, henüz yapmadılar ise, uluslararası hukukun gerektirdiği üzere, aşağıdakiler aracılığıyla iç hukuklarının uluslararası hukuki yükümlülükleri ile uyumlu olmasını sağlayacaklardır:

(a) Uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun normlarını iç hukuklarına dahil etmek, ya da bu normları iç hukuk sistemlerinde başkaca şekilde uygulamak;
(b) Adalete adil, etkili ve hızlı erişim sağlayan uygun ve etkili yasal ve idari usulleri ve diğer uygun tedbirleri benimsemek;
(c) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, yeterli, etkili, hızlı ve uygun başvuru yollarını hazır bulundurmak;
(d) İç hukuklarının mağdurlar için en az uluslararası yükümlülüklerin gerektirdiği seviyede koruma sağladığını temin etmek.

II. Yükümlülüğün kapsamı

3. İlgili mevzuatlarda öngörülen uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki ödevleri içerir:

(a) İhlalleri önlemek için uygun yasal ve idari ve diğer uygun tedbirleri almak;
(b) İhlalleri etkili, hızlı, etraflı ve tarafsız biçimde soruşturmak ve, uygun olduğu hallerde, iç ve uluslararası hukuka uygun olarak sorumlu olduğu iddia edilenler hakkında işlem başlatmak;
(c) İhlal için sorumluluğu nihayetinde kimin taşıyacağına bakılmaksızın, bir insan hakları veya insancıl hukuk ihlalinin mağduru olduğunu iddia edenlere adalete eşit ve etkili erişim sağlamak; ve
(d) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, mağdurlara etkili başvuru yolları sağlamak.

III. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri

4. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri durumunda Devletlerin soruşturma ödevi ve, yeterli delil var ise, ihlallerden sorumlu olduğu iddia edilen kimseyi kovuşturma ödevi ve, eğer suçlu bulunursa, bu kişiyi cezalandırma ödevi bulunmaktadır. Buna ek olarak, bu durumlarda Devletler, uluslararası hukuk uyarınca birbirleriyle iş birliği yapmalı ve bu ihlallerin soruşturulması ve kovuşturulmasında yetkili uluslararası yargı organlarına yardımcı olmalıdır.

5. Bu maksatla Devletler, uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü halde veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca iç hukuklarına evrensel yetkiye dair uygun hükümleri dahil edecek veya bunları başka şekilde uygulayacaklardır. Buna ek olarak Devletler, uygulanabilir bir anlaşma veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca öngörüldüğü halde, iadeyi kolaylaştırmalı veya failleri diğer Devletlere ve uygun uluslararası yargı kurumlarına teslim etmeli ve uluslararası adalet arayışı kapsamında, uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun ve işkence ve diğer zalimane, gayriinsani veya küçültücü muamele veya cezaya ilişkin olanlar gibi uluslararası hukukun gerekliliklerine tabi olarak, mağdur ve tanıklara destek ve koruma sağlanması dahil, hukuki yardım ile diğer iş birliği biçimlerini sağlamalıdır.

IV. Zamanaşımı

6. Uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü veya başkaca bir uluslararası hukuk yükümlülüğünün içerdiği durumda, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine zamanaşımı uygulanmayacaktır.

7. Hukuk davaları ve diğer usullere uygulanabilir zamanaşımı süreleri dahil olmak üzere, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil etmeyen diğer çeşit ihlaller için iç hukuktaki zamanaşımı süreleri haksız yere kısıtlayıcı olmamalıdır.

V. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları

8. İşbu belgede yer aldığı haliyle mağdurlar, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem yahut ihmaller nedeniyle fiziksel ya da zihinsel yara, duygusal ızdırap, ekonomik kayıp ya da temel hakların önemli ölçüde zarar görmesi dahil olmak üzere, bireysel ya da kolektif olarak zarara uğrayan kişilerdir. Uygun olduğu hallerde ve iç hukuk ile uyumlu olarak “mağdur” terimi aynı zamanda doğrudan mağdurun yakın aile üyeleri ile doğrudan mağdurun bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve tehlikedeki mağdurlara yardım etmek veya mağduriyeti önlemek için müdahale ederken zarara uğrayan kişileri de kapsar.

9. Bir kimse, ihlalin failinin kimliğinin tespit edilmesi, yakalanması, kovuşturulması veya mahkum edilmesinden ve fail ile mağdur arasındaki ailevi ilişkiden bağımsız olarak mağdur kabul edilecektir.

VI. Mağdurlara muamele

10. Mağdurlara insaniyet ile ve onurları ve insan haklarına saygıyla muamele edilmeli ve hem kendileri hem ailelerinin güvenlikleri, fiziksel ve psikolojik sağlığı ve mahremiyetlerini sağlayacak uygun tedbirler alınmalıdır. Şiddet veya travmaya maruz kalmış bir mağdurun adalet ile onarım sağlamak için tasarlanan hukuki ve idari prosedürler esnasında yeniden travmatizasyonunu önlemek için Devlet, mümkün olduğu ölçüde, iç hukukunun mağdurun özel değerlendirme ve bakımdan faydalanacağını öngörmesini sağlamalıdır.

VII. Mağdurların başvuru hakkı

11. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru yolları, mağdurun uluslararası hukuk uyarınca öngörülen aşağıdaki haklarını içerir:

(a) Adalete eşit ve etkili erişim;
(b) Uğranılan zarar için yeterli, etkili ve hızlı onarım;
(c) İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim.

VIII. Adalete erişim

12. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi bir ihlali veya uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlalinin mağduru, uluslararası hukuk uyarınca öngörüldüğü üzere etkili bir başvuru yoluna eşit erişime sahip olacaktır. Mağdura sağlanan diğer başvuru yolları, idari ve diğer kurumlara erişimin yanı sıra iç hukuka uygun olarak yürütülen mekanizma, usul ve yargılamaları da içerir.

Uluslararası hukuktan doğan, adalete ve adil ve tarafsız yargılamalara erişim hakkını güvence altına almaya ilişkin yükümlülükler iç hukuka yansıtılacaktır. Bu maksatla Devletler:

(a) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için sağlanan tüm başvuru yollarına ilişkin bilgileri kamuya açık ve özel mekanizmalar aracılığıyla yaygınlaştırmalıdır;
(b) Mağdurların çıkarlarını etkileyen hukuki, idari veya diğer yargılamalar öncesi, esnası veya sonrasında mağdurların ve temsilcilerinin yanı sıra ailelerinin ve tanıkların külfetini en aza indirgemek, uygun olduğu hallerde mahremiyetlerine yapılan hukuksuz müdahalelere karşı korumak ve tehdit ve öç karşısında güvenliklerini sağlamak için tedbirler almalıdır;
(c) Adalete erişim arayan mağdurlara uygun destek sağlamalıdır;
(d) Mağdurların, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru haklarını kullanabilmelerini sağlamak için uygun olan tüm hukuki, diplomatik ve konsolosluklar ile ilgili araçları hazır bulundurmalıdır.

13. Devletler, adalete bireysel erişimin yanı sıra, uygun olduğu hallerde, mağdur gruplarının da onarım için talepler sunmalarına ve onarım elde etmelerine izin veren prosedürler geliştirmeye gayret etmelidir.

14. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için yeterli, etkili ve hızlı başvuru, bir kimsenin taraf sıfatına sahip olabileceği tüm mevcut ve uygun uluslararası süreçleri içermeli ve iç hukuktaki başkaca herhangi bir başvuru yoluna halel  getirmemelidir.

IX. Uğranılan zarar için onarım

15. Yeterli, etkili ve hızlı onarımın, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için giderim sağlayarak adalete katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Onarım, maruz kalınan ihlallerin ve zararın ağırlığı ile orantılı olmalıdır. Bir Devlet, iç hukuku ve uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak, Devlete atfedilebilen ve uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem ve ihmaller için mağdurlara onarım sağlayacaktır. Mağdura sağlanacak onarım için bir gerçek kişi, bir tüzel kişi ya da başka bir oluşumun sorumlu bulunduğu durumlarda, söz konusu taraf mağdura onarım sağlamalı veya Devlet mağdura halihazırda onarım sağlamış ise Devleti tazmin etmelidir.

16. Uğranılan zarardan sorumlu olan tarafların yükümlülüklerini yerine getiremediği veya getirmek istemediği halde Devletler, mağdurlara onarım ve başkaca destek için ulusal programlar oluşturmaya gayret etmelidir.

17. Devletler, mağdurların açtığı davalara ilişkin olarak, uğranılan zarardan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler aleyhine olan onarıma dair yerel mahkeme kararlarını icra etmeli ve iç hukuk ile uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak onarıma dair geçerli yabancı mahkeme kararlarını tenfiz etmeye gayret göstermelidir. Bu amaçla Devletler iç hukuklarında onarım kararlarının icrasına ilişkin etkili mekanizmalar öngörmelidir.

18. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarına, iç hukuk ile uluslararası hukuk uyarınca ve bireysel koşulları dikkate alarak, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, 19 ila 23’üncü ilkelerde düzenlenen şekliyle eski hale getirme, tazminat, iyileştirme, tatmin ve tekrarlanmama güvencelerini içeren tam ve etkili onarım sağlanacaktır.

19. Eski hale getirme mağduru, mümkün olduğu her durumda, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri gerçekleşmeden önceki başlangıç durumuna getirmelidir. Eski hale getirme, uygun olduğu hallerde, özgürlüğün, insan haklarından yararlanmanın, kimliğin, aile hayatının ve vatandaşlığın iade edilmesini, kişinin ikamet ettiği yere dönmesini, istihdama iade edilmeyi ve mülkün geri verilmesini içerir.

20. Tazminat, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinden kaynaklanan, ekonomik olarak değer biçilebilen herhangi bir zarara karşılık sağlanmalıdır, örneğin:

(a) Fiziksel veya zihinsel zarar;
(b) İstihdam, eğitim ve sosyal fayda dahil olmak üzere kaçırılan fırsatlar;
(c) Maddi zararlar ve kazanç potansiyeli kaybı dahil olmak üzere kazanç kaybı;
(d) Manevi zarar;
(e) Hukuki destek veya uzman desteği, ilaç ve tıbbi hizmetler ile psikolojik ve sosyal hizmetler için gereken masraflar.

21. İyileştirme tıbbi ile psikolojik bakımın yanı sıra hukuki ve sosyal hizmetleri içermelidir.

22. Tatmin, uygulanabildiği hallerde, aşağıdakilerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Devam eden ihlallerin sonlandırılmasına yönelik etkili tedbirler;
(b) Vakaların doğrulanması ve mağdur, mağdurun akrabaları, tanıklar veya mağdura yardımcı olmak veya başkaca ihlallerin gerçekleşmesini önlemek için müdahale etmiş olan kimselere başkaca zarar vermediği veya bunların güvenliğini ve çıkarlarını tehdit etmediği sürece hakikatin tümüyle kamuya açıklanması;
(c) Kayıpların bulunduğu yerlerin, kaçırılan çocukların kimliklerinin ve öldürülenlerin naaşlarının araştırılması ve mağdurların açıklanmış ya da varsayılan dileği ya da ailelerin ve toplulukların kültürel pratiklerine uygun olarak naaşların çıkarılması, kimliklerinin tespit edilmesi ve yeniden gömülmesi;
(d) Mağdurun ve mağdur ile yakın bağlantısı olan kişilerin onurunu, itibarını ve haklarını iade eden resmi bir beyan ya da yargı kararı;
(e) Vakaların kabulü ve sorumluluğun üstlenilmesi dahil olmak üzere kamuya açık özür;
(f) İhlallerden sorumlu kişiler aleyhine yargısal ve idari yaptırımlar;
(g) Anma törenleri ve mağdurlara saygı gösterilmesi;
(h) İhlallerin doğru anlatımının uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimine ve tüm seviyelerdeki eğitim materyaline dahil edilmesi.

23. Tekrarlanmama güvenceleri, uygulanabildiği hallerde, önlemeye de katkı sağlayacak olan aşağıdaki tedbirlerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Ordu ve güvenlik güçleri üzerinde etkili sivil kontrol sağlanması;
(b) Tüm sivil ve askeri yargılamaların uluslararası standartlardan adil yargılanma, adalet ve tarafsızlığa uyumunun sağlanması;
(c) Yargının bağımsızlığının güçlendirilmesi;
(d) Hukuk, tıp ve sağlık mesleklerinden, medya ve diğer ilgili mesleklerden kimselerin ve insan hakları savunucularının korunması;
(e) İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk konularında öncelikli ve devamlı olarak toplumun tüm kesimlerine ve kolluk kuvveti yetkilileri ile ordu ve güvenlik güçlerine eğitim verilmesi;
(f) Kolluk kuvveti, cezaevi, medya, tıp, psikoloji, sosyal hizmet ve ordu personeli dahil olmak üzere kamu görevlilerinin yanı sıra iktisadi teşebbüslerin meslek kuralları ile etik normlara, bilhassa da uluslararası standartlara, uyumunun teşvik edilmesi;
(g) Sosyal çatışmaların önlenmesi ve izlenmesi ile bunları çözümleri için mekanizmaların desteklenmesi;
(h) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine katkıda bulunan veya bunlara izin veren kanunların gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi.

X. İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim

24. Devletler, kamuyu ve bilhassa uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarını bu Temel İlke ve Esaslarda bahsedilen haklar ve başvuru yolları ile mağdurların erişim hakkına sahip olabileceği mevcut tüm hukuki, tıbbi, psikolojik, sosyal, idari ve diğer tüm hizmetler hakkında bilgilendirecek araçlar geliştirmelidir. Buna ek olarak mağdurlar ile temsilcileri, mağduriyetlerine yol açan sebepler ile uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin sebepleri ve bunların koşulları hakkında bilgi talep etme ve edinme ve bu ihlaller hakkındaki hakikati öğrenme hakkına sahip olmalıdır.

XI. Ayrımcılık yasağı

25. Bu Temel İlke ve Esasların uygulanması ve yorumlanması uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka uygun olmalı ve istisna söz konusu olmaksızın, hiçbir tür veya sebebe dayanan ayrımcılık içermemelidir.

XII. Derogasyon yasağı

26. Bu Temel İlke ve Esaslardaki hiçbir hüküm iç hukuk ve uluslararası hukuktan doğan herhangi bir hak veya yükümlülüğü kısıtlar veya ihlal eder biçimde yorumlanamaz. Özellikle, işbu Temel İlke ve Esasların uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun tüm ihlallerinin mağdurlarının başvuru ve onarım hakkına halel getirmediği anlaşılmaktadır. Bu Temel İlke ve Esasların uluslararası hukukun özel kurallarına halel getirmediği de anlaşılmaktadır.

XIII. Diğerlerinin hakları

27. Bu belgedeki hiçbir hüküm diğerlerinin uluslararası veya ulusal olarak korunan haklarını, bilhassa itham edilen kimsenin uygulanabilir hukuka göre adil yargılanma hakkını ihlal eder şekilde yorumlanamaz.