Deniz Göktaş Savunması

0
Deniz Göktaş Savunması

 

Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle Haziran 2026’da başlatılan soruşturma kapsamında 3 Temmuz 2026’da tutuklanmış; Ağustos ayında bir kez tahliye edilip cezaevi çıkışında başka bir şakası nedeniyle yeniden tutuklandıktan sonra, 28 Eylül 2026 tarihinde görülen ilk duruşmasında toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası alarak hükümle birlikte tahliye edilmiştir. Savcılığın toplamda 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep ettiği davada İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi, komedyenin “suçu ve suçluyu övme” suçlamasından beraatine karar verirken, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlarından ceza vermiş ve 88 günlük tutukluluk süresini göz önünde bulundurarak serbest bırakılmasına hükmetmiştir. Savunma, 28 Eylül 2026 günü İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi yapılmıştır. 

Deniz Göktaş Savunması

Buraya Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan getirildim. Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen bir cezaevi. 3 Temmuz’dan, bu duruşma gününe kadar günlerim güneş almayan, hiçbir tutuklu/hükümlü ile iletişim kuramadığım bir hücrede geçti. Ailemle de bu süreçte, yüksek güvenlik gerekçesiyle, diğer cezaevlerinden farklı olarak, haftada yalnızca 10 dakika telefonda konuşabiliyorum.

Bugün 28 Eylül, 3 Temmuz’dan bugüne 88 gün geçti. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndaki stand-up gösterimde bir komedyen olarak, komedyen kimliğimle söylediğim 4 cümle sebebiyle 88 gündür tutukluyum. Cümle başına 22 gündür yüksek güvenlikli bu hücrede tutuldum. Ki bunlar minimum rakamlar, şimdilik cümle başına 22 gün diyelim.

Tabii ki bir komedyen olarak cümlelerin etki gücünün bu kadar yüksek olduğunu görmek gururlandırıyor ama bir vatandaş olarak ülkemin ifade özgürlüğü sicili adına üzülüyorum.

Başıma gelenler işime olan inancımı arttırdı. Özgürlüğüme kavuştuktan sonra daha büyük bir heves ve özgüvenle yapmaya devam edeceğim. Tek kaygım, bu dava yüzünden sahneye çıkan insanların cesaretinin kırılması, daha fazla otosansüre yönelmeleridir. Umarım yazan, çizen, üreten herkes bardağın dolu tarafına odaklanır; her cümlemiz sandığımızdan daha büyük bir potansiyel taşıyor.

Bu davayı bilmeyen birine 2026 yılında 88 gün hücre hapsi gerektiren 4 cümle hakkında tahminlerini sorsak, muhtemelen cinnet geçiren birinin katliam çağrısı, nefret suçu, taciz gibi cevaplar alırız. Hâlbuki bu davaya konu olan cümleler, bir stand-up gösterisinde sarf edilmiş, seyircilerden alkış ve kahkaha almış, kabalık bile içermeyen şakalardan ibarettir. Tutuklanmamın gerekçesi olarak gösterilen bu dört cümleyi, “Ölü Deniz” adlı gösterimin videosundan önce, 197 kez sahnelerde söyledim, hâlâ arkasındayım şakalarımın, çünkü en küçük bir suç unsuru içermemekte sözlerim.

Komedyenlik ve stand-up gösteri videolarıyla ilgili şunu belirtmek isterim: Müzikteki albüm yayınlama ve konser düzeninin tersi bir çalışma şekline sahibiz. Müzisyenler önce albümü kaydedip sonra yayınlarlar, ardından o şarkıları seyircilerle birlikte söylerler. Çünkü konsere gittiğimizde bildiğimiz şarkıları duymak, müzisyene eşlik etmek isteriz. Müzikte aşinalık ve şarkı bilmek avantajken, komedide sürpriz ve ters köşe elzemdir. Komedyenler önce seyirci karşısında canlı olarak gösteriyi yıllarca yapar ve sonra turnelerinin sonunda da videoya kaydederler. Yani bu davaya konu olan 90 dakikalık gösteri videom, 3 yıl boyunca 100 binden fazla seyircinin canlı süzgecinden geçen metnin son temsilidir.

Yayınlanan ismi ile “Ölü Deniz” gösterisini birebir aynı şekilde, aynı cümleler ile ilk kez Ekim 2023’te Harbiye’de sahneye koydum. Son kez de Haziran 2026’da yine Harbiye’de sahneledim. Yani ilk gösteriden son gösteriye kadar davaya konu olan bu 4 cümleyi 198 kez, Türkiye’nin dört bir yanında 100 binden fazla biletli seyirci karşısında söyledim. Her seferinde kahkaha ve alkışla karşılandı.

Bu 3 yıl boyunca tanesi 22 gün hücre hapsi eden bu cümleler hakkında gelen şikâyet sayısı: 0. Samsun’da, Edirne’de, Mersin’de, Muğla’da, Çanakkale’de, Diyarbakır’da, Hatay’da, Trabzon’da, Adana’da, Çorlu’da, Artvin’de binlerce insan, hapse girmemi gerektiren bir cümle görmediler.Bu gösteriler her şehrin en büyük, en bilinen salonlarında gerçekleşti. Gösterilerimin hepsi afişle, reklamla duyuruldu. Toplumun her kesiminden gösteriye gelen seyirciler şikâyet etmek bir yana, sağ olsunlar arkadaşlarına, sevdiklerine tavsiye ettiler. Anne-babalarıyla, çocuklarıyla, sevgilileriyle tekrar tekrar aynı gösteriye geldiler. Onlar sayesindedir ki; “Ölü Deniz” gösterim 5 bin kişilik 2 Harbiye gösterisi dâhil olmak üzere, 3 yıl boyunca kapalı gişe oynadı. Bu 3 yıl boyunca duyduğum tek şikayet de; insanların bilet bulmakta zorlanmasına dairdi. O da biletlerin hızlı tükenmesi sebeplidir. Ve biraz önce anlattığım üzere; 3 yılın sonunda, bu gösteriyi başladığı yerde, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, 1 Haziran 2026 akşamında video olarak kaydettim. Çekimi yapılan günden 23 gün sonra, 24 Haziran 2026’da 90 dakika olarak YouTube’da yayınladım ve olaylar gelişti.

İlk gösterim Selam Selam’ı yine YouTube’dan 2023 yılında yayınlamıştım, 6 milyon izlendi. O yüzden bu gösterimin de ilgi göreceğini bekliyordum ama gerçekten de beklentimin çok üstünde bir ilgi gördü. 3 gün içinde milyonlarca kişi izledi, paylaştı; üzerine yayınlar yapıldı, köşe yazıları yazıldı. Ancak hepimizin malumu, sosyal medya gündemini troller belirliyor, kontrolleri dışında ve hoşlarına gitmeyen bir gündem olduğunda ise operasyonel hesaplarını kullanarak saldırmaya başlıyorlar. Bu troll ekibinden ilk gördüğüm paylaşım, Şamil Tayyar kullanıcı adını kullanan yüksek takipçili bir troll hesabının paylaştığı, “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçlamasına konu olan diktatör şakasıydı. Beklenen reaksiyonu alamadılar. İkinci gün de İmamoğlu şakasının bir bölümünü paylaşıp gösteriyi sahiplenen insanları soğutmaya çalıştılar. Ne var ki bu da bekledikleri reaksiyonu almadı. Aynı troll ekibinden olduğu anlaşılan kullanıcılar, ekip arkadaşlarına yalvarıyordu: “Dinle ilgili kısımlardan gidelim!” ve üçüncü gün soruşturmaya konu olan şakamın başını sonunu kesip, cımbızlayıp, bağlamından koparıp “Dinî Değerleri Aşağılayan Komedyen” olarak eş zamanlı yüzlerce hesaptan paylaştılar ve CİMER’e şikâyet kampanyası başlattılar. Bu kesinlikle organik bir tepki değildir. Bunun organik olmadığı da ufak bir paylaşım tarama araştırması ile kanıtlanabilir.

Sonraki gün yaptıkları yalan haberlerle bunu gösterdiler. Önce yurt dışına kaçtığımı yazdı aynı hesaplar, sonra bütün bu gösteri sürecinin iltica planımın parçası olduğunu yazdılar. Hâlbuki gösteriyi 24 Haziran’da yayınladım, 2027’de askere gitmek için bedelli askerlik ücretini, neredeyse yarım milyon TL, 22 Haziran’da yatırdım. Türkiye dışında yaşama planım hiçbir zaman olmadı.

Her yıl turnem biter bitmez tatil için yurt dışındaki arkadaşlarımın yanına giderim. Şu an 20–35 yaş arasındaki insanları 3 kategoriye ayırabiliriz. 1: Yurt dışına taşınanlar, 2: Taşınmaya çalışanlar, 3: Türkiye’de yalnız kalmamak için onları vazgeçirmeye çalışanlar. Ben 3. kategorideyim. Bütün yakın arkadaşlarım Türkiye’de bir gelecek görmedikleri için göçtüler. “Yurt dışına kaçtı” haberlerini Türkiye’ye dönmeye ikna etmeye çalıştığım arkadaşlarımla okumak trajikomik oldu. Ben beyin göçünü durdurmaya çalıştıkça Türkiye engel oluyor. Şimdi stand-up gösterisi sebebiyle 3 ay hapse girmiş bir komedyen olarak ikna etmeye çalışacağım. Bütün bu sürece dair yalan haberler ve manipülatif paylaşımları mahkemeye sunduk. Hemen ardından da “Soruşturma” haberi çıktı. Bize resmî bir bilgi ulaşmadan avukatım Metin Bey’i aradım. “Yakalama kararı yok ama dön istersen” dedi. Bu haberin ardından tatilimi yarıda kesip aynı gittiğim gibi; sırt çantamda üç tişörtle ilk uçağa atlayıp Türkiye’ye döndüm.

Uçaktan indikten sonra havaalanı pasaport polisine gidip “Benim hakkımda yakalama kararı olabilir” dedim. Beraber kontrol ettik, bekledik. Bir polis beni almaya geldi, onunla beraber havalimanı karakoluna yürüdük. O sırada havalimanında beni tanıyan insanlarla selamlaştım, iyi yolculuklar diledim. Ne koluma girildi ne de kelepçe takıldı. Karakoldaki memurlar şaşırdı: “Deniz niye döndün, deli misin? Ben olsam hayatta dönmem.” dediler. Güle oynaya komiseri bekledik. Polislerin bile ülkeden gitmek istemesine şaşırmıştım.

Komiser geldi ve söylediği ilk şey “Kelepçe yapın” oldu. “Kendim teslim oldum, kelepçe yapılacak bir durum yok” dedim. Zorunlu prosedürün bu olduğunu söyledi. Ben de “Rızam yok, zorla yapacaksınız o zaman” dedim. Bunun üzerine komiser vazgeçti, beni nezarete aldılar.

Bir süre sonra Vatan Emniyet Güvenlik Şube’den bir komiser geldi, yine “kelepçe” dedi. Aynı şeyleri söyledim. Bu sefer polislere dar gelen parlak yelekler giydirilmişti. Videoyla şov yapılacağını anladım, hem kelepçeye hem de görüntü alınmasına rızam olmadığını söyledim. Zorla yaptılar. Hayatımda ilk kez kelepçe taktırmamaya çalıştığım için 4 saniye kadar karşı koyabildim. Nihayetinde “Ya benim yakalama kararım var galiba” diye girdiğim havalimanından ters kelepçe ve başıma bastırılarak çıktım. Emniyet teşkilatını tebrik ediyorum: 4 cümle cephaneli suç makinesini kıskıvrak yakaladılar.

Önden, arkadan, yandan ters kelepçeli videolarımı çektiler. Hepsinde başımı kaldırıp kamerayı bulup güldüm. Yayınlayacaklarını biliyordum, istedikleri aşağılama ritüeli görüntüsünü yakalayamadıkları için uzak ve arkadan bir görüntü yayınladılar. Ardından Vatan Emniyet’in klimasız memur odasından, klimalı amir odasına, oradan da uyuşturucu kokulu, ful kapasite, yerin altındaki nezarethaneye indirildim. Abartmıyorum, bütün polis memurları Türkiye’ye neden döndüğümü soruyordu. Bendeki imkânlar onlarda olsa 1 dakika durmazlarmış. Çocukken ebeveynler “Devlet memuru ol, hayatın kurtulur” derdi, şu an onlar bile Türkiye’den gitmenin hayalini kuruyor. Harbiye’de insanları güldürdüm diye niye ömür boyu sürgün yaşayayım, insanların ülkeden bu kadar bıkmış olmasına üzüldüm.

Nezarette bizi korumakla görevli polisin yanımdaki adamı göstererek “Bu psikopat gece uyurken seni öldürse, başımıza iş olursun” demesiyle ülkenin hâlinden kendi hâlime geçtim. Bir süre sonra beni tekrar çıkardılar, adli tıpa götürdüler. Kan, idrar, saç ve tırnak örneği alındı. İddianame ve soruşturmada uyuşturucunun u’su geçmezken 0 delil, 0 suçlama, 0 somut sebeple uyuşturucu testine sokuldum. 88 gün geçti, hâlâ sonucunu bilmiyoruz.

O gece Vatan’da öldürülmeden sabah Çağlayan Adliyesi’ne getirildim. Sorguya konu olan gösterimi hatta o cümleleri bile izlememiş olan savcıya şakaları izah ettim. Savcılık sorgusundan çıkıp adliye koridorunda duruşmayı beklerken, üç kez sert ve net bir şekilde görüşmek istemediğimi söylememe rağmen, komiser emrivaki yaparak beni Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürdü. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de duruşma öncesi zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu “Neden yurtdışından döndün, imkân olsa bir dakika durmam burada” dedi. Yok. Maalesef bir tek o öyle demedi bu süreç boyunca konuştuğum insanlar arasında. Kendisi ile, ben tutukluyken üzerimden reklam yapılmasın diye görüşmek istemiyordum. Zorla olunca da sert, net ve olumsuz konuştum. Herkesin şahit olduğu konuşmamı bile yalanladılar. Memurlar “niye CHP’yi salın dedin” diye sordular. Avukatlarımı bile göremiyorken, ellerim kelepçeli bir hâlde adliyede zorla neden Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm? Hâlâ merak ediyorum.

Daha sonra çıkarıldığım mahkeme tarafından kaçma ve delil karartma şüpheleriyle tutuklandım. Oysa New York Comedy Festivali’nde gösteri yapmak için aldığım, oturum-çalışma izni sağlayan yetenek vizem olmasına rağmen soruşturmayı öğrenir öğrenmez Türkiye’ye dönmüştüm.

Aynı şekilde davanın konusu ve tek delili olan gösteri videom, resmi makamlarca erişim engeli getirilip karartılmaya çalışılırken diğer sosyal medya hesaplarımdan bizzat paylaşıp, delili karartmayı bırakın korumak için elimden geleni yaptım.

Hücremdeki ilk haftamda; ters kelepçeli videom, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ona söylediğim cümleyi inatla reddetmesini ve hakkımda CİMER kampanyası yapan yayın organlarının babam hakkındaki yalan haberlerini izledim. Bu troll ekibinin derdi çok açıkça din değildi, dinî hassasiyetleri kullanarak eleştirel her sesi sindirmekti.

88 gün boyunca bu duruşmaya çıkmayı bekledim. 4 cümlelik iddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Bu belirsiz bekleyiş psikolojik olarak yeterince yorucuyken, bir de tahliye edilip tekrar tutuklandım. 57. günde bir cuma günü apar topar SEGBİS’e götürüldüm. Tutukluluk incelemelerinde olduğu gibi yine avukatlarım çağrılmamıştı. Beni tutuklayan hâkim tekrar karşımdaydı. İtiraz sonucu iki suçlamadan da tahliye olduğumu söyledi. Es verdi. Kısa bir sessizlikten sonra yeni bir suçlamadan tutuklama istemi olduğunu belirtti. Bahsi geçen “Ölü Deniz” gösterisinden, yani aynı gösterinin ilk 5 dakikasında söylediğim bir cümlede, tutuklanmamın 2 ay sonrasında, tam tahliye olduğum anda yeni bir suç tespit edildiği için SEGBİS odasında yaşadığım 30 saniyelik özgürlüğün ardından Daltonlar çetesini övmekten tekrar tutuklandım.

Sonrasında Pazartesi günü diğer 2 suçtan da yeniden tutuklandım. Hücrede kendi kendime MasterChef izlerken, 2 iş günü içinde 3 farklı suçtan tutuklanmış oldum. 61. Asliye Ceza Mahkemesi hiç tahliye vermemiş olsa toplam suç sayım daha az olacaktı gibi hissediyorum. Ve buradayım, üstümde 30 gün önce bütün suçlamalardan tahliye olmuş insan rahatlığı ve tahliye olur olmaz 3 kere tekrar tutuklanmış insan tedirginliği var.

Anne ve babamın beni bir camın arkasından haftada yalnızca 1 saat görebilmek için 12 kez Ankara’dan Çorlu’ya gelmelerinin sebebi 4 cümleden ilki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediğim: “utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi, bizim başımıza gelenleri düşünmezsek, bir insan için olumlu bir ilerleme.” Ve BAM! 22 gün güneş yok Deniz’e.

Buradaki “utangaç bir diktatör” tanımlaması cumhurbaşkanına hakaret sayılmış olup “terapiye gidiyor kesin, en son güldüğü video mezarlıkta” ifadeleri de rencide edici bulunmuştur. ‘‘Diktatör’’ ifadesi bir hakaret değil, siyasi bir nitelemedir. Başka bir sanatsal üretimde otokrat denebilir, bir komedyen gösterisinde demokrat diyebilir, benden daha çok güldürebilir. Yazılan metnin ve sanatçının üslubuna göre seçilen kelimeler değişebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda AKP Genel Başkanı’dır. 25 yıldır iktidarda olan partinin ve Türkiye’nin en yetkili yöneticisi olarak bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hiciv sanatına/mizahi eleştiriye açık olmalıdır. Gösteride geçen “diktatör” benzetmesi otoriter eğilim gösteren bütün yöneticilere, dünyanın her yerinde sıklıkla yapılan bir benzetmedir.

“Mezarlıkta gülme” olarak geçen yer, “Sevgili Musa” olarak bilinen, Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce bir muhabirle konuşurken mezarlıklara yaptıkları çalışmaları övdüğü videoya atıftır. Cumhurbaşkanının içten kahkaha attığı nadir görüntülerden olduğu için sosyal medyada da sıkça paylaşılır ve gönderme yapılır. Bu nedenle gösterideki anlatım da rencide edici bir ifadeden ziyade basit bir mizahi tespittir.

Terapi ise herkesin gitmesi ve yararlanması gereken, hayatın doğal parçası olan bir psikolojik destek hizmetidir. Terapiye yıllardır giden ve imkânı olan herkese öneren biri olarak psikolojik bir rahatsızlık imasında bulunmadım; psikoloji mezunu olarak terapiye gitme eylemini negatif anlamda kullanmam söz konusu olamaz.

İddianamede toplumsal değerlerden ve onların korunması gerektiğinden söz ediliyor. Mizah da, hiciv de bu coğrafyanın yüz yıllara yayılmış birer değeridir. “Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız” cümlesi sık sık sarf edilmesine rağmen mevzu duymak istemediğimiz bir konu olduğunda engelleniyor ya da cezalandırılması gereken bir eğlence muamelesi görüyor. Hâlbuki bir şakadan rahatsız olursanız, verebileceğiniz cezalar bellidir ve gayet yeterlidir. Bir komedyeni sevmiyorsanız gülmezsiniz, gösterilerini seyircisiz bırakırsınız, şakalarını/metnini aynı sertlikte eleştirirsiniz. Ancak sahneye çıkan kişiye verilecek cezalar içinde sansürün, yasağın ve tutuklamanın yeri olmamalıdır. Bu sansür ve yasak algısı, tutuklanma korkusu sanatçılar ve ürettikleri için olduğu kadar, tüm vatandaşlar için de endişe vericidir. Siyasetçiler her kamu figürü gibi bu eleştirilere göğüs germek zorundadır.

Soruşturma Savcısı iddianamenin ilk sayfası boyunca Anayasa’nın ifade özgürlüğünü koruyan maddelerinden ve Türk Ceza Kanunu’nun hakaret suçunun sınırlarını çizen maddesinden geniş alıntılar yapmış. Bir komedyenin stand-up gösterisinde “diktatör” demesi iddianamedeki alıntılara göre de herhangi bir suç unsuru barındırmıyor. Benim gibi hukukçu olmayan birinin bunu anlaması için, bu bilgilere ihtiyacı yok aslında. Çünkü politik mizah ve hiciv ile ilk kez karşılaşmayan herkes bilir ki bu şakadaki eleştiri dozu çok hafif ve yumuşaktır. Ben çocukken televizyonda Levent Kırca izleyerek, mizah dergileri okuyarak büyüdüm. Ferhan Şensoy’un oyunlarını izledim; arşivlerden Gırgır ciltlerine, Devekuşu Kabare’nin oyunlarına baktım. Beni o ustalar izleseler “Bir komedyene göre fazla yumuşak dillisin” diyip beni korkak bulabilirlerdi. Ama onların döneminde bu eleştiriler toplum ve yöneticiler tarafından normal karşılanır, eserleri eleştiri alsa da yargının konusu olmazdı. Hâlbuki o yıllardaki söz konusu yasalar bugünle aynı. Ancak o zaman olsa yumuşak bulunacak politik mizah, bugün komedyeni hücrede hapis yatırıyor. Yasalar değişmedi, değişen ne? Yöneticiler.

Nasreddin Hoca’dan Cumhuriyet dönemine kadar onlarca hicivcinin eserleri ve efsaneleri hâlâ hatırlanmakta; eleştirdikleri yöneticilerin isimleri dahi, bu eleştirel eserler sayesinde anımsanmaktadır. Bana Türkçeyi ve mizahı sevdiren Ferhan Şensoy başta olmak üzere, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin; mizah dergileri Markopaşa, Diyojen, Akbaba, Gırgır, Leman, Penguen, Uykusuz, çoğu siyasetçiden daha kalıcı olarak bu toplumun hafızasında ve kültüründe yer edinmiştir. Ferhan Şensoy’un eleştirdiği ve onu sansürlemeye çalışan isimler çoktan unutulmuşken, en genç kuşaklardan bile Ferhan Şensoy’un oyunlarını ezbere bilenler var.

Hicvi, politik mizahı, bu toplumsal değeri ve sahnede ve hayatta tek başına olan komedyenleri; şakalarından rahatsız olan güç sahiplerine, öfkeli kalabalıklara karşı yargının koruması; yüzyıllardır bu toprakların değeri olan bu eleştirel kültürün özgürce icra edilebileceği bir ortamın yaratılması gerekiyor.

Eğer politik mizah bugünün Türkiye’sinde doğrudan yasak değilse, bu şakada bir suç unsuru yoktur. Çünkü 25 yıldır ülkeyi yöneten iktidar partisinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin geçmediği politik mizah gösterisinin bir samimiyeti de, gerçeklikle bir bağı da yoktur. Pertev Naili Boratav’ın derlemesinden bildiğimiz gibi otoriteden lafını sakınmayan Nasreddin Hoca bugün stand-up yapsa gösterinin yarısı gösterinin yarısı Recep Tayyip Erdoğan hakkında olurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bahsettiğim ters kelepçe uygulamasından, yurt dışına göçen gençlerden, göçme hayali kuran memurlardan, sanatçıların otosansüründen, ekonomik koşullara; Türkiye’de eleştirilebilecek ve hakkında şaka yapılabilecek her konunun birinci derece sorumlusudur, muhatabıdır veya çözmekle yükümlüdür. Doğal olarak da hepimizden daha çok bu sorumluluğunun farkında olarak, hakkında yapılan eleştiri ve şakalara olgunlukla yaklaşmalıdır.

Buna rağmen Türkiye ve gündeme dair onlarca farklı konu ve kişiden bahsettiğim bu 90 dakikalık stand-up gösterisinde hepi topu 5 dakika kendisi hakkındadır, bu 5 dakikanın da bir cümlesi iddianameye konu olmuştur.

“Diktatör olsam diktatör diyemezdiniz” şeklinde birçok demeci olmasına rağmen kendisine bir şakasında “utangaç bir diktatör” dedi diye komedyeninden şikâyetçi olan ve onu cümle başına 22 günlüğüne özgürlüğünden mahrum eden bir yönetici olması da eleştirilecektir. Herhangi bir hakaret kastım yoktur, beraatimi talep ederim.

Geri kalan 3 cümle “dini değerleri aşağılama” kapsamında ele alındı, daha sonra “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanma sebebim olarak gösterildi. 66 günümü hücrede geçirmeme gerekçe gösterilen bu 3 cümlenin halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğinin kanıtı olarak 185 CİMER şikâyeti gösterildi savcılık tarafından. Tutuklandığım 3 Temmuz günü, “Ölü Deniz” gösterisini 100 binden fazla seyirci canlı izlemişti; YouTube’da ise 6 milyon izlenme, 100 bin beğenme, 20 binden fazla olumlu yorum vardı. Bir yanda bunlar, öte yanda 185 CİMER şikâyeti.

Bu işleme koyulan 185 CİMER şikâyeti dava dosyasında mevcut. Hücrede vaktim bol olduğu için hepsine göz attım. Gösteri 24 Haziran’da paylaşılıyor, 3 gün boyunca internette ve medyada gündem oluyor, 3 günde yaklaşık 4 milyon izleniyor. Tahmin edin bu 3 günde gelen CİMER şikâyet sayısı kaç? Yalnızca 1. O da dini konular değil, cumhurbaşkanı hakkında. En başta anlattığım gibi 3 gün boyunca saldırıları tutmayan trollerin “Dini konulardan gidelim” demesiyle başlayan yapay bir rahatsızlık. Halkın bir şikâyeti yok. Bunu hem şikâyetlerdeki tarihlerden hem de eklenen görsellerden anlıyoruz. Şikâyet edenlerin ezici çoğunluğu gösterimi izlememiş, sosyal medyadaki operasyonel hesapların “İğrenç komedyen dinimize hakaret ediyor” başlıklı, başı sonu kesilmiş, manipülatif video kesitlerinden gelmişler. Bunu gösteren CİMER şikâyetlerindeki ekran görüntülerini mahkemeye sunduk. Ama video ile de yetinmiyorlar, bakın mesela “okadirmisiroglubey” sayfasından gören birçok CİMER şikâyeti var. Ekran görüntüsünde sayfanın “CİMER’e bildirin, etiket yapıp geçmeyin, kolaya kaçmayın” yazdığını görüyoruz.

Bu şikâyetler organik değil. Sanatla ve mizahla tek ilişkisi şikâyet yazmak olan sayfaların, videoları kırpıp biçerek takipçilerini yönlendirdikleri yapay bir kampanya. Şimdi bir sahne düşünelim: Konuşmalarını ve fikirlerini sevdiğiniz bir din adamı var. O din adamını seven bir grup, hocalarının konuşmalarını derleyip paylaştıkları bir Instagram sayfası kurmuşlar. Siz de o dini konuşmalar için 100 bin insanla beraber sayfayı takip ediyorsunuz. Sonra bir akşam normal yayın tarzı dışında bir paylaşım yapılıyor: “Bu şerefsizi şikâyet edin” başlıklı bir video, altında “CİMER’e şikâyet edin” yazıyor. Videoyu izliyorsunuz, bıyıklı bir çocuk alışık olmadığınız üslupta bir şeyler diyor, binlerce kişi kahkaha atıyor. Hakaret görmediniz diyelim ama kulağınızı tırmaladı. Sevdiğiniz sayfayı dinleyip CİMER’e mi gidersiniz, yoksa işin aslını merak edip YouTube’a mı giderdiniz? İşte bütün bu çabaya ve manipülasyona rağmen sadece 185 şikâyet! Çünkü bu cümlelerde aşağılama ve saygısızlık namına hiçbir şey yok. Onlarca yüksek takipçili hesap hedef göstermesine rağmen sadece 185 kişiyi ikna edebilmiş. Öte yandan 15 milyon izlenmiş, üzerine yazılar yazılmış, gündemi meşgul etmiş bir politik mizah gösterisinden bahsediyoruz. Dünyanın en huzurlu çizgi filmi bile Türkiye’de bu kadar gündem olsa 185 şikâyet gelirdi.

Dava dosyasındaki CİMER şikâyetlerini mutlaka incelemişsinizdir. Bu kampanyayı yapanlar sanatla ilgilenen, stand-up takip eden hesaplar değiller. Herhangi bir sanat eserini övmüşlükleri ya da olumsuz olsa bile bir eleştiri yapmışlıkları yoktur. Hepimiz bu hesapları tanıyoruz; sanatla ve mizahla tek etkileşimleri kadın sanatçıların kıyafetleri ve yasak çağrılarıdır. Yarın konserler yasaklansın, sonraki gün stand-up yasaklansın çağrısı yapabilirler. Halkı temsil etmiyorlar.

Keza ben içerideyken TV’de gördüm, beni hedef gösteren gazetelerden en ünlüsü “Karma Eğitim Kaldırılsın” kampanyası başlattı. Eminim 500 CİMER’i geçmiştir. Umarım onların lafıyla “halk böyle istiyor” denip kaldırılmaz.

Şikâyet eden insanların incindikleri ifadeyi anlamak için şikâyetlere tek tek baktım. 185 şikâyetten birisi “Selçuklu devletini salataya benzetiyor.” Böyle bir suçlama yok iddianamede, savcılık neden dahil etmiş anlamadım. Bir diğeri “Şahsın Instagram takipçi sayısı 100 bin azalıp 200 bin artıyor. Bunları yapan bir dış lobi olabilir ancak” diye şikâyet etmiş, savcılık 185 şikâyetten biri olarak almış. Bunlar araya kaynamıştır, olabilir. İddianameyi geçtim, böyle bir suç yok.

Ama gerçekten beni üzen ve hiç abartmadan alıntılayacağım iki şikâyet var. Kin ve düşmanlığa tahrik ettiğim halkın bir kesiminden iki kişi idam edilmemi istemiş. Dava dosyasında mevcut. “Ben sınır dışı edilmesini ya da bu konuyla ilgilenirseniz idam edilmesini en kısa zamanda istiyorum.” Bir başkası “İdam olan bir ülkede infaz edilsin, teşekkür ederim” demiş.

Öncelikle bu vatandaşı, beni geçtim, hiç kimse kin ve düşmanlığa tahrik edemez. Ondaki kin tüm Orta Doğu’ya yeter. Nefret inovasyonu yapmış: İdam cezası olmayan bir ülkesiniz ama elinizde idamlık komedyen var; diğer ülkede de idam cezası var ama kriminal komedyen yok. İdamlık komedyen ihracatı talep ediyor. Ve bu şikâyetin altında “Şikâyetiniz işleme alınmıştır” yazıyor. Savcılık “Halk Deniz’den rahatsız oldu” diye bu CİMER şikâyetini referans gösteriyor. Hukuki olarak vahim değil mi? Konu benim diye mi öyle geliyor yoksa?

Halkı herhangi bir şekilde suçlamadaki gibi kin ve nefrete teşvik ettiğimi düşünmüyorum. Benim alenen dini değerleri aşağılayarak şehir şehir dev salonlara çıkmam hayatın olağan akışına uygun değildir, inandırıcı da değildir. CİMER’deki 185 kişi halk da, gösterimi izlemek için salonları dolduran 100 bin kişi, olumlu yorum yapan 20 bin kişi, videoyu izleyen 15 milyon kişi halk değil mi? Ancak tabii ki yanlış anlaşılmasın; hiç kimse bu iki cümleden rahatsız olmamalı gibi kesinlikle bir iddiam yok. Tam tersine anlıyorum. Dini inanç insanların kırmızı çizgisi, bir insan bir komedi gösterisinde bu konulara girilmemesini isteyebilir, tabii ki kendi tercihidir. Gösteride kullanılan olumsuz, aşağılayıcı bir kelime olmasa da alışılagelmedik cümleler olabilir. O zaman da izlememek, eleştiri yapmak en doğal haklarıdır. Ama herhangi bir aşağılama veya saygısızlık olduğu iddialarını reddediyorum. Kimse de gösteremez, hepsi abartılı ve zorlama yorumlardır.

MasterChef’te Armağan, Eyyüp Can’la tartıştığında ‘‘Ben kendi dediklerimden sorumluyum Eyyüp Can, senin ne anladığından değil,’’ demişti. Ben de bu niyetle sorumlu olduğum cümleleri açıklayacağım.

Öncelikle iddianamedeki alıntılar çok eksik ve yönlendiricidir. Bir insanı yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakacak bir suçlamada cümlelerin yarısından başlaması üzücü. Şakada sokağa çıkarken korktuklarımı sayıyorum. Çevik kuvvet, oruç tutan otobüs şoförleri (bunun iddianamede olmaması büyük bir yanılgıya sebep olabilir) ve canlı bombalar ama en çok da oruç tutan canlı bombalar. Burada basit bir dil oyunu var. Gerçekten bu üç şeyden korkuyorum. Oruç tutan insanların sinirli hali malum. Nasıl, oruç tutan otobüs şoförleri dediğimde, oruç tutan kişilerin otobüs şoförü olmaya daha müsait ve uygun olduklarını iddia etmiyorsam; oruç tutan canlı bombalar dediğimde de böyle bir ima ve ilişkilendirme yoktur. Yalnızca sinir krizi ile patlamayı birleştirdiğim basit bir şakadır. Dini değerleri aşağılama niyeti veya iması mevcut değildir.

İddianameye konu olan diğer bir cümlemle devam edeceğim ama şunu belirtmek isterim ki; bu 3 yıl boyunca “Ölü Deniz” gösterimi şehir şehir gezdirip, 100 binlerce biletli seyirciye oynarken, bir seyircim sahneye koyduğum anlatımdan incindiğini söylese elbette üzülürdüm.

İddianamede geçen bir diğer ilgili şakamın içinde “Dördüncü kitap favorim” ve “Dört kitap arasında açık ara en iyisi” diyorum. Burada kutsal kitabı veya ona inanan insanları küçümsemeyi asla amaçlamıyorum. Böyle bir küçümseme belirtisi ile biraz önce dediğim gibi; şehir şehir gezip sahne alırken insanların inanç değerlerini aşağılamak ve sonraki her gösterime tekrar tekrar bilet satıp doldurmam hayatın olağan akışına da bir o kadar zıttır diye düşünüyorum. İnançlı bir insanın değerlerini aşağılamak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Sözlerimin ne anlama geldiğinin, şakanın bütünü ve sahnedeki anlatımla birlikte değerlendirilmesini istiyorum.

Cezaevinde manevi rehberlik servisi var. Oradaki din görevlisi beni tanıyormuş, “Çok iyi bir komedyensin ama o şakayı niye yaptın?” diye sordu. Ben de “Hocam, saygısızlık nerede var?” dedim. “Yazar” diyerek Tanrı’ya insani bir özellik atfettiğimi söyledi. “Yazar” kullanımı dini terminoloji açısından yanlış bir kullanım olabilir ama hiçbir şekilde olumsuz, alaycı veya aşağılayıcı bir anlam içermez. Böyle bir kastım yoktur, bu şekilde anlaşılmasını da garipsedim. “Ölü Deniz” gösterisi, bu savunmada da sık sık tekrar ettiğim gibi, bir stand-up gösterisidir, sanatsal bir üretimdir. Herhangi bir dini eğitim gayesi taşımamaktadır. Kelime seçimi hatalı ya da alışılmadık bulunabilir, ancak bu saygısızlık ya da aşağılama olduğu anlamına gelmez. Bütün bu şakada olumsuz tek bir ifade vardır: “İlk üç kitap iyiydi, 4.’nün çevirisi zayıf” ifadesi. Burada da kutsal kitabın kendisine değil, yıllardır duyduğum meal ve çeviri tartışmalarına atıf vardır.

Şu ana kadar savunmamı verdiğim 3 cümle ifade özgürlüğü açısından vahim olsa da bi nebze tanıdık ve beklediğim tartışmalardır. Cumhurbaşkanı eleştirilebilir mi? Ne hakarettir? Dini konularda mizah yapılabilir mi? Saygısızlık mı? İfade özgürlüğünün sınırı nedir? vs. Fakat şimdi sözünü edeceğim ‘‘Dalgıçlar’’ hakkındaki üçüncü cümle benim için de, Türkçe bilen herkes için de şoke edicidir. Çünkü burada açıkça söylediğim, hatta altını kalın bir şekilde çizdiğim anlamın, eleştirinin tam zıttıyla yargılanıyorum. Diğer üç cümleye dair tepkileri gözaltına alınmadan önce sosyal medyada görmüştüm.

Dalgıçlarla ilgili cümlenin böyle 180 derece zıt, tamamen yanlış yorumlandığına savcılık sorgusundan önce bir kere daha denk geldim. Nagehan Alçı’nın yorumunda. Kendisi mental retardasyon mağduru olduğu için üzerinde durmamıştım. Ancak ilgili cümleyi suçlama olarak gözaltına alındığım gün savcı sorgusunda duyunca şaşırıp ‘‘Suçlama ne?’’ diye sordum. Haşemalılara dair ayrımcılık olduğunu söyledi. Sonrasında gösteriyi izlemediğini, metinden okuduğunu söyledi. O zamandan iddianame hazırlanana kadar ‘‘Herhalde aceleyle karışıklık oldu o gün, iddianameye girmez,’’ diye düşündüm. Buraya kadar bu trajikomik ve zorlama suçlamanın gelmesini hiç beklemezdim. Türkçe için kara gün.

Dediğim gibi her ne kadar iddianamedeki alıntıda bile suçlamanın zıttı bir anlam çıksa da yine de sahnedeki şekliyle açıklayarak şakayı tekrar etmek istiyorum.

Şakaları sebebiyle yargılanan Amerikalı komedyen Lenny Bruce da benzer bir problem yaşamış; mahkemede metinler üzerinden şakalarının değerlendirilmesiyle ilgili: “Bir stand up gösterisi metinden okumak, bir sinema filminin ses kaydını dinlemek ve gibidir” demiş. Çünkü komedyenin gösterisindeki tavrı, esleri, seyircisinden gelen tepkisi, öncesinde ve sonrasında anlattıkları, performanstaki bütün bağlamı ve anlamı yaratır. Nasıl bir filmde replikler, kelimeler onu icra eden oyuncunun performansı ile vücut buluyorsa aynı şekilde komedide sahnede var olan komedyen için performans ve oyunculuk o kadar elzemdir. Komedi biraz da yanlış konuşmak ya da yanlış konuşuyormuş gibi yapmaktır. Bazen sonunu kesip sadece ortasına bakarak yanlışı bulabilirsiniz.

“Türkiye’de komedyen söyledikleri yüzünden yargılanıyor, halimize bak. İfade özgürlüğü nerde” diyor insanlar benim davam hakkında. Ama bu verdiğim örnekte de görüldüğü gibi Türkiye’ye özgü değil komedyen yargılaması. Bahsettiğim Amerikalı komedyen Lenny Bruce da şakalarından dolayı yargılanıyor, 1965’te! Onu yargılayan New York Mahkemesi’nin bağlı olduğu New York Valisi 40 yıl sonra bu yargılama sebebi ile komedyenden özür diliyor.

Neyse, şaka şöyle: Seçim 2023 yenilgisinden sonra bunalımdan çıkmak için gittiğim tatili anlatıyorum. “Şezlonga uzandım. Tamam dedim Deniz, hayat bu, her şey geride kaldı, Türkiye, seçim, siyaset… Bütün yılın stresini denize akıtacağım.” Seçim yenilgisi yaşayan muhalif seküler bir karakter var. Tatilde huzur bulmak üzereyken bir şey yaşanıyor. “Tam böyle düşünürken denizin içinden birkaç insan çıktı. Saçları görünmüyor. Bütün vücutlarını kaplayan siyah bir kıyafet.”

Seçim ve siyasetten biraz kaçtığım için seyircide büyük bir gerginlik yaşanıyor, tarif ettiğim profilin haşemalı kadınlar olduğunu düşünüyor %90’ı. Çünkü bu karikatür ve ezber bir kültürel tartışma yıllara damgasını vurmuş. Ve toplum çok yüksek bir tartışma. Seyircilerin muhafazakâr, özgürlükçü ya da feminist olanları… “Ama böyle biriysen Deniz büyük bir hayal kırıklığısın” diye nefesini tutuyor, geri kalanı da “salaksın mevzu bu mu?” diye düşünüyor, belki binde biri de “hah haşemalılar hakkında benim gibi düşünen biri sonunda” diyor. Es veriyorum. Herkes sessizliği hissediyor. Daha da geriliyor, sonra “siktiğimin dalgıçları” diyorum ve gösterinin en çok gülen ve alkışlanan yeri oluyor. Çünkü herkesi ters köşede bırakıyorum. Saçları görünmeyen, bütün vücudu kaplayan siyah bir kıyafet… Gerçekten dalgıç tarifine de uyuyor. Hatta haşemaların çoğunluğu siyah değil. O açıdan dalgıçlara daha uygun bir tarif. Seyirci hem ters köşeyi alkışlıyor hem de dalgıç yerine haşema olasılığından emin olmasına şaşırıyor. Bir yandan da hayal kırıklığı yaşatıp ayrımcı bir cümle sarf etmediğim için büyük bir psikolojik rahatlama yaşıyor. 5 bin tane birbirinden farklı insan ilk kez duyduğu bu cümleleri saniyeler içinde anlayıp reaksiyon gösteriyor ama nedense iddianameyi hazırlayanlar çok kez dinleyip okumalarına ve benim savunmalar-tutukluluk incelemelerindeki açıklamalarıma rağmen anlamamakta ısrar ediyor.

Hadi buraya kadar cümleler açık ama niyetim konusunda şüphelisiniz, bende ve 5 bin seyircide sinsi bir ima seziyorsunuz, şakanın devamı bir komedi gösterisi için fazlasıyla altı çizili ve net! Sağ olsun savcı suçlamayı boşa düşürmesine rağmen iddianameye bu kısmı koymuş: “Boşa alkışlamayın testi geçemediniz.” Bunun bir test olduğunu ve seyircinin testte yanlış tarafında kaldığını söylüyorum. “Siz de tanımış olduk” + ‘‘Harbiye ismini hakkını verdi” Eski ordu – başörtüsü gündemine göndermeyken “Deniz Baykal ölmedi, bilinçaltınızda yaşıyor.” derken de başörtü yasağı tartışmalarının sembol isimlerinden Deniz Baykal’ı, önyargıların bilinçaltındaki sebebi, kalmış etkisi olarak anıyorum. Her şey ve benim konumum gayet net. Ama devam ediyorum, bu şakayı anlatmayı neden sevdiğimi analiz ederek: “Seyircinin çoğunluğu tatlı insanlar, aşırı geriliyorlar” ? Dalgıç yerine haşemalı deme ihtimalinden çekinen insanlardan, ayrımcı bir söylemde bulunmamdan korkan insanlardan “tatlı” diye bahsederek tartışmadaki konumumu da net bir şekilde belirtiyorum. Devamında da dalgıçlardan gerçekten nefret ettiğim sebebiyle açıklıyorum. Nefret tabii ki komik olsun diye abartılmış bir şey, ama dalgıçlar derken dalgıçları kastettiğimin başka bir kanıtı.

Neden böyle bir konuda şaka yapıyorum? Komedi ve stand-up, bazı insanların gözünde sabun köpüğü konular hakkında alaycı ve gerçeklerden kaçıp eğlence sağlayan bir alandır. Hâlbuki onlarca yıldır diğer sahne sanatları gibi, sinema, roman gibi, stand-up da kişisel ve toplumsal konulara dair çok etkili sanat ürünleri çıkarmıştır. Ben kişisel olarak stand-up’ı özellikle tabu sayılan, çatışmalı, üzücü, gergin konularda diğer anlatılardan ve onların eserlerinden daha güçlü buluyorum. Neden derseniz; gülmek bir refleks olduğu için kontrollü bir tepki mümkün olmuyor. Bu da bazı filtrelerden kurtulmayı mümkün kılıyor. 90 dakikalık gösterimde kişisel utançlarım, çelişkilerim, tabularım, korkularım ve çatışmalarım ile toplumsal çatışmalar, gerginlikler, tabular ve çelişkiler beraber yer alıyor. Canlı bombaların ya da sokak çetelerinin günlük hayatta bizde yarattığı korku, medya figürleri, politik figürler, psikiyatri hastanesindeki stajım vs. hepsinin gösteri içinde yeri var.

Bu şakada da Türkiye tarihinde nedense çok uzun yıllar yer kaplayan kıyafet konusu üzerinden benzer bir şey yapıyorum. Kadınların kıyafeti, siyasetçi erkeklerin üzerine konuştuğu bir konu oldu yıllarca. Biz de izledik. Özgürlükçü geçinen bazı tanıdıklarımın “haşema” üzerinden söyledikleri hep çelişkili gelirdi çocukken bile. Artık böyle “seküler karikatür” diyebileceğim insanlarla karşılaşmasam da, seyirciler arasında da olduğunu düşünmüyorum, hepimizin bilinçaltında o tansiyon ve tartışmalardan bir tortu kaldı. Bu da kendi başına komik bir durum. Bunu böyle bir şakayla ortaya çıkardığım için mutluyum. Gösterideki favori yerlerimden.

İşin garibi, kendini dindar/muhafazakâr olarak tanımlayan seyircilerimin de favori kısmı bu. Görüldüklerini hissediyorlar. “Haşema demeyeceğini biliyordum, yanımdakine de söyledim” demişti birisi mesela. Yani muhafazakârların en sevdiği şakadan dolayı, dindar kesimi aşağılamaktan yargılanıyorum. Eğer bu cümlelerden dinî değerleri aşağılama suçlamasıyla yargılanıyorsam, şu an Türkiye’de herkes, herkes derken gerçekten 86 milyon insan, her cümlesiyle dinî değerleri aşağılama ile yargılanabilir. Bu anlamı çıkarmak, bu kadar zoraki ve utanç vericidir.

En uzun vakti bu şakaya ayırdım çünkü benim için en hassas konu bu. Diğer suçlamalar ifade özgürlüğünün sınırlarıyla ilgiliyken, burada hayat görüşümle ve gösterimle uyuşmayan bir şeyle itham ediliyorum. Bir yandan da iddianameye bu cümlenin eklenmiş olması benim için bir şanstır. Suçlama halkın dindar kesimine karşı ayrımcılık iken, burada seküler kesime dair bir eleştiri olduğu görülüyor. Suçlama kendi içinde eriyor; herhangi bir kesime dair bir düşmanlığım yok.

Yöneticilere eleştirim var, Türkiye’ye dair her konuya dair de şakalarım var. Sıradan insan hedefim değildir ve doğal olarak seyircimdir. İddianamede dalgıç derken haşemalı dediğimi savcılık sorgusunda kabul ettiğim yazıyor. Bu ya büyük bir hata ya da art niyetli bir yorumdur. Sorguyu hatırlıyorum, böyle bir şey demedim. Kayıtlara geçen ifademe göre de dedim ki; “Burada ben haşema ile denize giren insanlara karşı gösterilen ön yargıya yönelik eleştiride bulunuyorum. Hatta söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı önyargılı insanları eleştiriyorum. Söylemde “siktiğimin dalgıçları” diyerek ters köşeye düşürüyorum. Söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor ancak ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi önyargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum. Zaten söylemin devamında da “Harbiye testi geçemediniz” diyerek kastımın seyircinin önyargısını sergilemek olduğunu belli ettiğimi düşünüyorum.”

Dediğim gibi tüm Türkiye’yi dolaşıp haşemalılara hakaret edip alkışlanmam hayatın olağan akışına uygun değildir. Paranoyak ve arkaik bir fantezidir; siktiğimin dalgıçları derken haşemalı insanları kastettim ve 0 şikayet.

Halkı kin ve nefrete teşvik suçlamasına dâhil 3 cümle, beni siyasi sebeplerle sevmeyen ve itibarsızlaştırıp ceza almamı isteyen sosyal medya trollerinin yapay bir şekilde hedef göstermesinden ibarettir. Oruç tutmada açlık sinirine atıf vardır, 4. kitapta saygısızlık yoktur ve dalgıç şakası bu düşmanca yaklaşan hesapların aceleyle yaptıkları bir hatadır. Halk, 500 CİMER şikâyetinden ibaret değildir. Bir kampanya ile hedef gösterilmemin önünün açılmaması gerektiğini düşünüyorum. Cümlelerimin arkasındayım, beraatimi talep ediyorum.

Şu ana kadar kendimi savunduğum 4 cümle, hem tutuklanmama sebep olan hem de 61. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 30 gün önce hakkımda tahliye kararı verilen suçlamalardır. Tutuklanmamdan 57 gün sonra, tam tahliye edildiğim gün, aynı gösteriden 3. suçlama olarak Daltonlar çetesini övdüğüm gerekçesiyle tutuklandım.

İçinde bulunduğum toplumun önemli ve güncel bir problemini mesleğim çerçevesinde, mizahi ve kinayeli bir üslupla dile getirdim. Bu suç şebekelerinin nasıl çalıştığını anlatan bir gazeteci ya da hakkında bir iddianame düzenleyen bir savcı işini ne kadar doğru yapıyorsa, bir komedyen olarak bu şaka ile benim yapmak istediğim de budur.

Yukarıda belirtiğim gerekçelerle üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, hakkımda BERAAT ve TAHLİYE kararı verilmesini talep ediyorum.

Platon ve Ksenophon’un Şölen’lerinde Yürümek ve İçmek Üzerine

0

Platon ve Ksenophon’un Şölen’lerinde Yürümek ve İçmek Üzerine – Hilmi Şeker

Şarap, Ağrı Dağı’nın eteklerindeki asmaların, Babil’e taşınmasıyla var olur. Anavatanı Ağrı’dır yani. Trampa gücü yüksek, bebekten tutun, krala kadar herkesin içeceği, ilk para birimi Bira’ya göre dünkü çocuktur şarap. Bira, Babil’in ilk göz ağrısı, Güney Mezopotamyalı Enkidu’yu uygarlıkla tanıştıran esrarengiz içecektir. Uygarlaştıran ve uygarlığı temsil edendir. Hiç kimsenin olmadığı, için, herkesin içeceğidir. Şarap, Zagros’lu egzotik yabancıdır. Yüzünü nadiren gösterdiği için prestij sahibidir.

Şarabın, Ararat’ta başlayan yürüyüşüne, zamanın otantik halkları da iştirak eder. Ksenofon, Anabasis’ten arta kalan ordusunu Karadeniz’e sürerken, şarabın otantik, özgül, özge ve özgün izlerine de rastlar. Ermenilerin(Hayér) kokulu şarapla metali birleştiren eşsiz estetiğini tasvir etmeyi ihmal etmez.

Kurmanc, Acem ve Bedeviler’le tanışır. Dicle ve Fırat’ın Kelek’leriyle (antik sal) zenginliğini ulaşabildiği herkesle paylaşır. Adına Yanmış Şarap dense de Bedevi yarımadasında damıtılarak Brendi’ ye evirilir. Hafifler, sertleşir ve özüne döner. Şarabı özüyle buluşturan Bedevi’lerdir anlayacağınız. Çok sonraları, doğum yerinden hayli uzaklarda bira-viski ikilisinin de bu akıbeti paylaşacaklarına tanık olacağız.

Ksenophon Hellen ordusunun bir neferi olarak Onbinler’e katılır. Onbinlerin dönüş yolculuğu, şarabın anavatanına yönelen zorunlu yoluculuk manasına da gelmektedir. Ordu, Kardukh’u yedi günde geçer. Muharrir Ksenophon, geçit vermeyen bu topraklarda savaşsız ve çatışmasız bir gün olmadığını kayıtlar. Zırh delen mızrak, ok, yay ve sapan ustası savaşçılar, güzel evler ile duvarları sıvalı sarnıçlarda saklanan bereketli şarap savaş güncesinin unutulmazları arasındadır. Şarap, hiç olmadığı kadar boldur.

Kardukh’larla vedalaşan ordu, komşu Batı Armenia’ın başlangıcı Bitlis ırmağına, ardından da Murat nehrini besleyen Karasu’ya varır. Kar, rüzgâr ve süvarileri, nefis içecek, davar, kuru üzüm, sebze, buğday ve hoş kokulu yıllanmış şarap bu toprağın özelliklerinden, verdiklerinden ve yaşadıklarından bazılarıdır. Zeytin yağı yerini usulca domuzyağı, susam, acıbadem, sakızyağı ile bunlardan elde edilen hoş kokulu sıvılara bırakır.

Arpa, buğday ile testilerde demlenmiş ve taneleri yüzeyde gezinen arpa şarabı Armenia uygarlığının bir başka varsıllığıdır. Bu topraklarda arpa şarabı küp ve testilerde saklanır, içine sarkıtılan kamışlarla ikrama hazır tutulurdu. Ksenophon’un arpa şarabı dediği şey; saklanma biçimi, hammaddesi ve içime arz formu nazara alındığında, Sümer Ülkesi’nin gözdesi, uygarlığın muştusu biradan başkası değildir.

Mezopotamya’ya sığmayan şarap, en az iki koldan Avrupa’ya göç eder. Hicretten önce, altın kâse ile simbiyotik ilişki kurar, refahın sembolü olur. Güç, şiddet ve adaleti temsil eden kılıçla ittifak kurar. Taşlara şekil ve şemailini nakşeder, adını yazdırır. İktidar bileşeni olduğunu dost ve düşman herkese ilan eder. Mısır uygarlığıyla buluşur. Firavun ile dost olur, dünyevi zevki ve ahiret yolculuğuna refakat ederek misyon geliştirir.

Şarabın göçü tıpkı, otantik/doğulu müziğin batıya yolculuğu gibidir. Davud’un oğlu Süleyman’ın şehri mucize Tadmur(Palmira) garbe yolculuğun önemli kavşak ve güzergahlarından birisidir. Mucize Şehrin tacirleriyle, Hellen topraklarına temellük eden şarap, tanrılarla tanışır. Kimine göre de tanrı, içeceğini değiştirir. Kadim içecek Bal Nektarı gözden düşer. Antik günlerin gözdesi olur. Yerlisi olacağı yurdunda eğlenme, dinlenme, yeme ve neşenin sevgilisi olmakla yetinmez Şarap.

Düşünceye altın çağını yaşatacak düşler kurar. Tıpkı, kahvenin aydınlanma çağıyla ilgili hayalleri gibi. Çok geçmez zamanın nükte, şiir ve retorik konağı Şölen’lerin (Sympossion) favorisi olur. Tanrı içeceği soluklanır, demlenir, en nihayet düşünceye yar ve yarenlik eder. Şölen; şarabın gevşeten, yatıştıran, ferahlatan, korku ve kaygı gideren sedatif karakteriyle tanışır. İddia odur ki zeytinle birleşir ve Helenleri barbar olmaktan çıkarır.

“İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platon’un ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli bir üslupla ele alındığı; sanatla felsefenin, edebiyatla bilimin içi içe örüldüğü bir edebiyat şaheserine temel olur. Derin düşüncelerle eğlendirici hikâyelerin karışıp kaynaştığı, sanatın bilin ve felsefeyle buluştuğu bu eser, insana dair en esasi konulardan birini, aşkı el almakta ve Platon felsefesine olduğu kadar Yunan düşüncesine de bir giriş niteliği taşımaktadır.”

Şarap, düşünceyi ayak bağından ve ağırlığından kurtararak dile gelmesini sağlayan ve kolaylaştırandır. Birey, toplum ve kamuyla ilişkilerini yoluna koyar, rayında tutar. İyicil ve habis yönlerini büyüteç altında tartar, sayar ve derecelendirir. Düşünce, en nihayet şaraptan optimum istifadenin yer, zaman ve miktarını belirler. İçmesini bilmeyenleri barbar olarak tasnif eder, ayıklardı. Şarap yabanla, uygar olanı geliştirdiği testlerle sınayan bir ayraçtı aynı zamanda.

Hellen’lerde düşünceye sadece Şölen değil, yürüme de eşlik eder. Şölen, yürümenin demidir. Ya da bir eylem olarak yürümenin, düşünce ile kadim dost olduğunu söylesek yeridir. Sokrates, Aristodemos’la Şölen’ e doğru “yan yana giderken, baş başa verip ne diyeceğimizi düşünelim hele bir yürüyelim” derken, esasında baş başa vermenin diyalogdan öte bir diyalektik çağrısı olduğuna vurgu yapar. Dahası, yürümenin “baş başa vermenin” öncülü yahut ayak sesleri olduğunu benimser.

Felsefeye yarenlik eden yürümeyi, çağcıl felsefe de unutmaz. Yürümeyi düşünerek, geliştirdiği özellik ve anlam üzerine kafa yorar. Vefalıdır. Ondan aldıklarını, felsefesini yaparak aslına rücu eder. “Her almak, bir vermektir” özdeyişi, bu zaman mekân ve kişilerde anlamına ve tadına kavuşur. Yürümek, ruhi ve fiziki daralarından kurtulmak, rafine hale gelmek, özüne dönmektir. İnsanın kendisiyle konuşması, doğru ve gerçeği arama ihtiyacına özgülenen kadim diyalog ve diyalektik formudur.

Platon; Sokrates’i Aristodemos’u, Agathon’u, Eryksimakhos ve nice bilge ve genci idmanlardan sonra veya sokak aralarında yakalayarak, antik dere ve nehirlerin dingin, berrak sularının eşlik ettiği doğada, limanı kentle buluşturan şehir yolunda, Atina Burçlar’ının yanı başında bir zeytin ağacının altında, idmanlardan sonra ikindi vaktinde yürüterek tartıştırmayı unutmaz.  Yol hem konuşturan hem dinlendiren hem de dillendiren bir rahatlatıcı, Şölen kadar olmasa da doğurgandır. Eflatun, yürümenin farkındadır ve Apollodoros’u “Bir arkadaşla” bilhassa limanı şehre bağlayan yokuşta konuşturur.

Şölen, yer ve zamanına göre misafir ve bilgeleri yedirip içirir, dinlendirerek düşünmeye hazırlar. Sosyal ve politik ilişkilerin örüldüğü ağın bir parçasıdır. Biyolojik dürtülerin iradeyi kırma potansiyelini eğlenerek enterne eder. İkindi vakti günü karşılayan şölen, ritüellerle işine devam eder. Şölen iyilere açıktır. Düşüncelileri değil, düşünenleri kapıda ağırlar, baş tacı ederdi. Agathon’un, Arsitodemos’a “başka bir iş için geldiysen sonraya bırak demesi” bundandır. Şölen, başka işlerle meşgul düşüncelilere kapalı, düşünen iyilerden oluşan çoğulcu ve nesnel bir ortamdı.

Mesela Apollodoros’la ile Arkadaş’ın diyaloğunda Platon, sürüp sürmeleyerek güzelleştirdiği Sokrates’i Agathon’a doğru yürütürken hızını azaltır, yolunu uzatır, düşünceye daldıkça yükünü ağırlaştırır. Yol azaldıkça, yük çoğalır. Düşünceye yol verir yürüme, bir zaman gelir yol kütleye direnemez hale gelir. Sokrates, kendisiyle konuştukça Aristodemos ile arasındaki mesafe açılır, yürüyemez hale gelir. Hız, yoğunlaşarak özüne dönen düşünceye yenilir.

Yürüme düşündürmekle kalmaz, düşünceli hale de getirir. Sokrates, Aristodemos’a sen durma yürü derken, yürümeyi yüceltmekle kalmaz, yolu yoldaşıyla üleşerek, yarışacak düşünceyi de Şölen’e hazırlar. Maksadı düşünceyi özge, özgün hale getirip özerkleştirmektir. Sokrat, iyilerin sofrasına, davetsiz iyileri önden yürüterek Homeros’un, iyilerle kötüleri yer değiştiren mitosuna gönderme yapar.

Agathon, kaybolan Sokrates’i buldurur. Öylece durmaktadır komşu avluda. Hareket, devinimle yer değiştirmiştir bu kez. Komşu avluda düşünce, devinerek doruğa ulaşmanın hazzını yaşamaktadır. Hülasa durmak, düşünceyi kendinden geçirmektedir. Anlayacağınız yürümek, durmakla özdeştir Antik Dünya’da.

Sokrates, komşu avluda maddi olandan uzaklaşıp, düşüncenin dümen suyuna girerken, beri taraf tekmil şölene hazırlanmaktadır. Kölelerden biri, Aristodemos’u karşılar. Ötekisi ellerini temizlemesi için su tutar. Bir diğeri, Sokrates’in izini sürer. Şölen, karşılama ve arınmayla işine koyulur. Ortada herkese yakın, ancak hiçbirine ait olmayan bir sofra vardır. Değerli misafir, nal formunu alan sedirlerde, ev sahibinin sağında konuşlanır.  Sağına almak: kıymet yaratan antik bir değerlendirme biçimi, kadim bir onurlandırma ölçütüdür. Solda kalan, sağındakini övecek kadar sever. Birinin sağ kolu olmakla, onun sağında oturmak özdeş değildir.

Yuyulan beden, doyurularak açlığın elinden alınır. Ev sahibi emek, maharet ve tercihe saygılıdır, mutfaktan uzak kalır. O yüzden mutfağın özerkliği gelenektendir ve adeti biçimlendiren beğenidir. Köleyi özerk kılan maharetidir. Ağırlayan köle olsa da dimağ ve damağına güvenilen, işlerine karışılmadığında “canlarını çekeni getiren”, şöleni çekip çeviren, “yemediklerini yedirmeyen” evin çocuklarıdır.

Yemek; adetlerin yerine getirildiği, ritüelleri olan, şiirli, şarkılı, çalgılı uzun bir fasıldır. Bu fasıl Dionysos’a dökülen şarapla yerini yavaş yavaş Şölen’e bırakır. Nysa Dağı’nın antik üzümlerini şaraba tahvil eden Tanrı Dionysos’a şarap adamak, âdetten öte şükürdür. Şarap, mucidi ile her fırsatta buluşur. Onsuz yenmez, içilmez ve tartışılmaz bu sofralarda.

Doğum yeri değişse de doğacak yeni bir dağ bulmaktadır. Şarap dağlıdır. Ovalarla tanışıklığı çok sonradır. Mitleri akraba yapan, şarabın değişmeyen öyküsüne sadakattir. Şarap zamana, dağlara ve mitlere direnmektedir. Şarap gibi olmak: zamanı hafife alan sürdürülebilir yenilik veya güzelliğe tekabül eden uygarlıktır.

Eğlendirir, baş döndürür, neşelendirendir, hüzünlendirir. Yeri gelir yollara düşürüp delirtir ya da düşündürerek abdala dönüştürür. Şarap Tanrısı Dionysos’a deli denmesi, icadına olan tutkusundandır. İki yüzlü ve işlevlidir. Delirten bir sarhoşluk yapabileceği gibi, düşünceye yol vererek barışçıl, sosyal kolaylaştırıcı veya buluşçu da olabilmektedir.

Dionysos’sız şarap içilmez, yemek sonlanmaz. Şarap dökmek; hem adamak hem de tanrıyla paylaşmak, ondan geleni ona vermek demektir. Agathon, sağındaki Sokrates’e “birazdan bilgi bahsinde Dionysos’un hakemliğinde kozlarını paylaşacaklarını” söyler. Dionysos düşünenleri yarıştırmakla kalmaz, üçüncü göz sıfatıyla yarışı sevk ve idare de eder. Dahası ve mühimi, içilecek şarabın debisini belirleyerek, şarabı bilincin biçimlendirdiği bilgi ve erdemin emrine verir. Şarap içmek, kaideten yemekten şölene geçildiğine yahut düşünsel ve estetik şölene ramak kaldığına delalet eder.

Şölen devam ederken sözü Agathon’u seven Pausanias alır, “dostlar hepimiz dünden kalmayız, çoğumuz aynı durumdayız” der ve hep birlikte düşünüp, içmenin en zararsız yolunu bulmayı teklif eder. Sokrates, Pausanias’ teyit eder. Agathon, “ben de hal yok” der ve sözü uzatmadan, Eryksimakhos’a bırakır. Eryksimakhos, beden eğitimi taraftarı bir hekimdir. Atası ve ustasından aldığı elle, “sarhoşluk insan için zararlıdır” der ve aşkınlığa haddini bildirir. Durulması ve işin tadında bırakılması gereken yeri ima eder. Kafası tütsülü olanlara içmekten ırak durmalarını önerir.

Çünkü, içki hafife alındığında şölenden vandal çıkarma gizil gücüne sahipti. Antik akşamcılar bunu bilirlerdi. İsa’dan önceki Beşinci Yüzyılın siyasetçilerinden Perikles, kariyeri için riskli bulduğu için şölenle arasına olabildiğince mesafe koyardı. Mesafeyi motive eden şölenin tanrı tanımaz özerkliğiydi. Züppeler ile tanrıtanımazlara ev sahipliği yapan bir şölen, yoksullar demokrasisinin müstakbel önderleri için sevimsizliğe yol açabilirdi.

Söz sırası Eflatun’un adına “güzellik diyalogunu” adadığı, ince yapılı ve yakışıklı delikanlı Phaidros gelir. Phaidros, misafirleri bilhassa Eryksimakhos’u dinlemeye davet eder. Söz etkilidir, topluluk, öneriyi benimser ve içkiyi tadında bırakmaya, işi sarhoşluğa vardırmamaya karar verir. Tadında bırakma; sarhoşluğa geçişi yasaklayan, ölçüsüzlüğü haber veren bir uyarıdır. Yarar ile zarar arasındaki rekabet, sınırsız skalada tehlikenin dayandığı yer, zaman ve debiye tekabül eder.

İçmenin yazgısı, birlikte ve ortaklaşa kararla çizilirken, bireysel özerkliğin korunuyor olması şölenin demokratik ve çoğulcu motiflerini açığa çıkarıyordu. Nihayetinde seçkin erkekler, içmenin serbest, sarhoşluğun yasak, edebin de hadle tahdit edildiği yerde ittifak ederler. Durulacak yer, içkinin tadında bırakılacağı yer olur. Metaforik bu söylem, tekrarın yarattığı sıradanlığın, yozlaşma önleyen nirenginin, dilin körleştirdiği, aşınmanın yarattığı hissizliğin, tekrarın yarattığı tatsızlığın, utangaçlığın ahraz bıraktığı, sarhoşluğun düşünceyi sindirdiği yer ve zamanın adıdır.

Eryksimakhos, içkinin değil, sarhoşluğun zararlı olduğuna hükmeder. İçmek ile sarhoşluk arasındaki farkı ortaya koyar. Sarhoşluk: sağlık, huzur ve uykudan uzaklaşarak, fiziki ve psikolojik saldırganlığa geçişe tekabül eder. Ne kendisi ne de başkası için istediği gerçeğine vurgu yapar. Kişi, yer ve zaman üstü bir aşkınlık formu olarak mimler. Ona göre, sarhoşluk, zarar veren bir içme biçimidir. Zarar görmek istemediği gibi, vermek ve verilmesini de reddeder. Sıra “kafası dünden tütsülü olanlara” gelince, cümlenin önüne konulan “hele” bağlacıyla yasağı özneler için koyduğu tahditle pekiştirir. Dünün mestliğini ve sermestlerini, kendinden geçik esriklerini şölenin irfanından uzak tutar.

Eryksimakhos, bir dileği olduğunu söyler. Yemeğe flütü ile eşlik eden kıza izin verilmesini önererek, çalgıyı şölenden uzaklaştırmayı teklif eder. Böylelikle flüt, yerini konuşmaya bırakır. Çalgının, düşüncenin dikkatini dağıtmasına izin verilmemektedir. Çalgı; dikkat dağıtıp yoğunlaşmayı önlerken, şarap; yarattığı rahatlıkla, düşüncenin yoğunlaşmasına destek olur. Flüt, resital yapmak için mahremine çekilirken, Eryksimakhos, Euripides kaybolan tragedyası Melanippesi’ndeki, “hayır ben değilim bu sözleri söyleyen” mısrası aracılığıyla; sözü, sofranın sağ başında uzanmakta olan Phaidros’a bırakır. Böylece sözü Phaidros’un tanrısal bir sevgi formu olan övgüye getirerek, şöleni tahrik eder.

Şölen, sevginin görünüm biçimleri üzerine ivme kazanır. Söz, Pausanias’a bırakılır. Pausanias, hangi sevginin övülmesi gerektiği meselesinden önce, sevginin nasıl övülmesi gerektiği meselesine odaklanır. Akabinde Tanrıyı gereğince övmeye geçeceğini açıklar. Bu, sonuç ile yöntem arasındaki kadim ilişkinin, bir başka yer ve zamanda dile geliş biçimidir.

Afrodit’in soyut ve somut görünümü ile özdeşleşen yahut Tanrı’nın ikiliği aracılığıyla çoklu sevgiyi tasnif eder. Sevgiden hisselerine düşeni almaları haktır. Övebilmek için sevgiyi bilmek gerekir. Ona göre sonuç, yöntemin eseridir. Yöntem, özerk bir kıymettir. Usul, güzel ve çirkini tek başına ve onlardan bağımsız olarak belirleme tekeline sahiptir.

Övebilmek için sevmek, sevmek için sevgiye giden yol/yordamı bilmek ve sevmek gerekir. Sevginin var ettiği sevgi, övülecek olandır. Yaratanı ve yaratılanı sevgi olan şey övülecek sevgidir. Övgü bu ikilinin yaratısıdır. İş, tek başına ne güzel ne de çirkindir. İçki içmek, şarkı söylemek gibi, konuşmak da tek başına güzel değil, onları güzelleştiren yöntemle üslubun güzelliğidir. Şöleni övülesi hale getiren izlediği yöntem ve kullandığı araçlardır. Övgü, salt sevgiye değil, sevgiyi yaratanadır. Övülesi sevgi, sevgiden neşet edendir. Sevginin yolu, sevgiden geçer ve sevgisiz yaratı hiçtir. Varsa da çirkindir.

Şölen bir başına hiçtir. Varlık; üslubunca düşünmeyi, sorgulamayı, konuşmayı, tartışmayı, içmeyi ve söylemeyi bilmekle mümkündür. Şölen geride tutulur. Akıl, yöntem ve araç öne çıkarılarak yüceltilir. İçmek; erdeme giden yolu korku, endişe, sıkılganlık, utancın baskısından arındırıp özgürleştirir. Korku azalır, irade merak bağımlısı olur.

Şöleni, nadiren sarhoşlar da ziyaret eder. Şölen, davetsiz misafiri özgün savuşturma teknikleriyle reddetmesini öğrenmiştir. Red yahut benimseme, gelenin kim olduğuna bağlıdır. Şölen, sevginin peşi sıra giderken sevgi, kendisine atfedilen anlam ve değerle dilden dile dolaşır. Sokrates, sevginin bir yarına kalma formu olarak, her daim saygıyı hakkettiğini, dolayısıyla toplumsal bir meşguliyetin konusu olması gerektiğine vurgulayarak gücünü de över.

Bu sırada avlunun kapısı sarsılır. İçeriye bir alay sarhoşla çalgıcı kadının patırtı ve velvelesi girer. Konuklardan biri bilindiktir. Agathon, çocuklara seslenir. Bakın tanıdık ise içeri alın değilse, içkiyi bitirdik yatıyoruz deyin” der. Varanlar tasnif edilir, içlerinden biri meclise alınır, diğerleri elimine edilir. Bu fikri şölenin seçiciliğinin bir başka kanıtıdır.

Şölen, esrikliğe kapadığı kapıyı, Alkibides ile istisnaya uğratır. Şölen, güvenilmez içicilere kapalıdır. Çalgıcı kadın ve ahbaplarının desteğiyle ayakta kalabilen Alkibides, içmek için seçkinlerden destur istemekte, davet beklemektedir. Alkibides gülüşmelere eşlik eden selamlarla sedirdeki yerini alır.

Alkibides, Agathon ile Sokrates’ in arasına oturur. “Hey dostlar pek ayık duruyorsunuz” der. İçmenin hızını ve gidişatını beğenmez. Gevşemek yerine, içmeyi salık verir.  Geleneğe inat, emrivaki yapar ve içki başkanlığına el koyar. Agathon’a kocaman bir kâse getirtmesini söyler. Kâse ’den kasıt; cam, metal, balçık veya kilden yapılmış, kulpsuz, üzeri siyah motiflerle bezeli derince kaptır. Akabinde bundan vazgeçer ve “lan” diyerek çocuklara kil ya da metalden yapılı, yayvan ve küçük buz çanağını işaret eder.

İçki ve içen, şölenin markajındadır. Şölen davetlileri, Başkan olarak tabir edilen Mazi’ nin Sakisi ’ne teslim eder. Başkan: (Symposiarkh) demokratik yöntemle seçilen davetli ya da Şölenin Kralı olarak tabir edilen ev sahibiydi. Vazifesini bihakkın bazen de uşak vasıtasıyla yerine getiren başkan, şarabın kim tarafından nasıl ve ne şekilde içileceğinin yol ve yordamını yapardı. Kimine göre Sympossion’un sorumlusu olarak; Şarap ile suyun düetini tıpkı orkestra şefi gibi elindeki baget, jest ve stillerle sevk ve idare eder, icabında su ve şaraba repertuar sunar, yaratıcı performanslarını sergilemelerine zemin hazırlardı. Şölenin gündemini belirlemek, felsefe edebiyat ve siyaset arasındaki seçimi yapmak ve sapmaları önlemek görev tanımı dahilindeydi.

Başkan salt servisi yönetmemekte, mürşid-i kâmil olmasa da sohbetin ilerlemesini kolaylaştırmakta, düşünce şöleninin zihni skalasını renklendirmekte, motive etmekte dahası ve mühimi bir elinde, Hydria diğer elinde Krater ile ayıklık ile sarhoşluk arasında sürdürülebilir ahenkle denge inşa ederdi.

Kase’nin diğer adı Krater’di. Şölen, şarabı sek değil, su katarak ikram ederdi.  Sek içmek, Trakyalılar ile İskitler hariç Tanrı Dionysos’a mahsustu. Hydria üç tutacaklı, suyu serin tutan bir testiydi. Hydria, Krater ’in talebiyle bağlıydı. İstediği yer ve zamanda talebiyle uyumlu suyu arz etmekle ödevliydi. Yükümlülüğünü azaltma veya bertaraf etme şansı, ihtimali ve olanağı yoktu.

Bu oran, asla birebir veya eşit olmazdı. Her su şaraba katılmazdı. Uranüs’ün bahşettiği, perilerin mekân edindiği sular Şölen’in tercihiydi. Mütesavi terkip, sert yahut saf şarap addedilirdi.  Şarap, suyu dengi saymaz, eşitliği kabul etmez, ayağına asla gitmez, ağırlığını her daim muhafaza ederdi. Tanrı olmasa da tanrısaldı. Kimin, nasıl ve ne kadar sarhoş olacağını, sunu ustası barmenlerin antik versiyonu saki tayin ederdi.

Alkibides’in zikrettiği çanak sekiz kotyl’ den fazlasını alırdı. Güncel ölçekle iki litreden fazlası demekti. Bu alkolü hatırı sayılır debiye çıkarırdı. Şarap, kâseyle içilir, buz çanağa konulurdu. Sıcak Hellen akşamlarında; şarap, buz çanağında soğutulur, kâse ve çanak ikilisinden yudumlanırdı. Vazodan içmek, Dionysos’a mahsustu. Bunaltıcı havalarda şarap, samana sarılan karla kuytu, koyak ve kuyularda korunur, soğutulurdu.

Sokrates’in iki litreden fazla içmesine rağmen sarhoş olmadığını, Platon’un sufle verdiği Alkibiades’ ten duyuyoruz.  Platon, Alkibiades aracılığıyla şarap ile suyun ya da iyi ile kötünün ideal karışımının Sokrates’te vücut bulduğunu izaha çalışır. Benzerini Ksenophon ‘un de Şöleni de tecrübe eder.

Sokrates’in sarhoş olduğu duyulmamıştı, tanıklık eden de yoktu. Eryksimakhos, her şeye rağmen, yetkinliğinden aldığı kudretle vaziyete el koyar. Aşkınlığın, şölene hükmederek yozlaştırma girişimine izin vermez. Misafirler, yastıklarından aldıkları destekle saz, haz ile sözün etrafında uzanmaya davet ederler. Alkibiades, sohbetin raydan çıkmasını, tecrübeden neşet bilginin karizmasına yaslanarak önler. “Bir hekim tek başına birçok insana bedeldir” der ve Hekim’den müstakbel muhabbetin temasını belirlemesini ister.

Şu gerçektir ki Şölen dünden tütsülülerin de düşünme, konuşma ve felsefe yapmalarına imkân tanıyan koşulları hazırlama becerisine sahiptir. Çekinik bırakılma, ötelenme ve dışlanma ayrıksıdır. Bu konuda hem yetenekli hem de deneyimlidir. En çetin konuları tartışmaya açarak, akşamcıları yörüngede tutabilmektedir.

Alkibiades, Sokrates’e sevdalı olduğunu gizlemez. Sevgisini, meziyetlerine geçit yaptırıp, övgüye dönüştürecek zorlu bir sohbete adım atar. Sevgi ve methiye bu kez Sokrates’te tecessüm eder. Sokrates’i, tanrısal tınıların ustası Olympos ve Olympos’un üflediği kavalın mucidi Anadolu’lu Marsyas ile özdeşleştirir. Ona göre Sokrates, sırlara ve tanrılara erişmek isteyenleri deşifre eden çalgısız ve kavalsız Marsyas’tır.

Şarap, insana doğruyu söyletmektedir. Bir bakıma doğrunun adıdır Şarap. Ha çocuk ha şarap fark etmez, ikiliyi aynı paydada buluşturan yarattıkları saflıktır. Düşünce, her daim arılığa, duruluğa ve arınmaya muhtaçtır. Şölen çığ gibidir. Nerede, ne zaman duracağını kestirmek mümkün değildir. İlerleyen gece berisinde Agathon, Sokrates ve Aristophanes’i bırakır. Gece yorulsa da dur durak tanımayan kâse, üçlü arasında soldan, sağa doğru dolanmaya, dolaşmaya devam edecektir.

Sokrates, sevenlerini ve övdüklerini yatırmadan önce, onları aynı kişinin hem tragedya hem komedya yazabileceğine ikna eder. Gün ağarırken önce Agathon, ardından da Aristophanes uykuya yenilir.

Sokrates, Atina surlarının ötesindeki Lykeion’a gider. Yıkanır ve idman yapar. Gyimnasion, idman alandır. İdman: bedeni ve zihni eğitip, arındırarak yaratı döngüsüne hazırlayan yaşama biçimidir. Şarap, sabahın köründe anlatılanlarla, Sokrates aracılığıyla ideal içicinin hem güncesini tutar hem portresini çizer.

Gelelim, Ksenophon’ un Şölen’ine. Ksenophon meşhur Anabasis’in yaşayanı, yaratıcısı ve yazanıdır. Anabasis iki kardeşin bahane ile peçeledikleri iktidar savaşının anlatısı, Ksenophon ise öyküye konu ordunun lejyoneri, müşahidi ve vuslatın mimarıdır. Verimli Hilali içine alan sürprizlerle dolu seferin başında, başsız kalan ordunun başına geçer. Şarabı doğuran otantik toprakla tanışır, hisseder ve arşınlar. Güney batıyı, kuzeyle buluşturarak Karadeniz’e varan, görece sahili izleyerek, Trakya’da sonlanan güzergahın kâşifi, Onbinler’in artığı rical ordusunu, vatanıyla buluşturan komutandır.

Platon’un çağdaşı Ksenophon, sosyo politik ve kültürel bu kurumunun bir de kendi perspektifinden görülmesini ister. Hellenler’ de şölen çok çehreli, erekli ve karakterliydi. Kimi zaman eğitim, öğretim, eğlence bazen de Platon ve Ksenophon’un aktardıkları şekliyle güncel felsefenin temellerini atmaya özgülenirdi. Ksenophon da aralarında Sokrates’in de bulunduğu aktörleri bir başka yer ve zamanın şöleninde buluşturur. Kurguyu, felsefeciler onurlandırsa da Ksenophon’u tahrik eden; yemek, içmek, eğlenmek, oynamak ve düşünmekten ziyade, bunların yöntem ve araçlarıyla yarını tanıştırmaktır. Ksenophon, anı istikbale naklederek, dem ile devranı yaşatma ve var olmanın peşindedir.

Bu kez ev sahibi Kallias’ tır. Kallias, tutkulusu Autolykos ve babası şerefine şölen yapma hazırlığındadır. Şölenin sevgiliye ’ya adanması, katılımcı kompozisyonunu da özel ve özgün hale getirir. Şölen öncekileri aratmayacak, sonrakileri özletecektir. Ev sahibi, rastladığı Sokrates ve arkadaşlarını şölenin konağı androna davet eder.

Kallias ‘ın sabıkalı kibri ve şımarıklığı, iştirakin kabulünü güçleştirse de çağrıya icabet edilecektir. Davetliler heyecanlıdır. Bazıları olasılıkla Gyimnasion ’da idman yapar, yıkanır, dinlenir ve şöleni onurlandırırlar. Şölen; şıklık, temizlik, gösteriş, tatlı bakış, yumuşak seslerin, soylu bakışlarla hoş kokuların geçit resmi yaptığı zaman, yer ve mekândır aynı zamanda.

Yemek başlar. Sessizliği, Philippos’un patavatsızlığı bozar. Gelen, şölenin soytarısıdır. Sedirde bulduğu yere ilişir. Yoksulluğunu sermaye yapar ancak beklediği ilgiyi bulamaz. Yüzü düşer, mahzunlaşır. Umarını yarına erteler ve payına odaklanır. Maskara, şölenin gülen yüzü, katılımcıların neşesi, davetsiz misafiri veya günah keçisiydi. Seçkinleri jest, mimik ve esprileriyle güldürüp, eğlendirmekle ödevliydi. Kültürel sermayesini felsefeye tahvil ettiği için düşünür de sayılırdı.

Şölen, duasız, adaksız, hatta anmasız olmazdı. Bu vesileyle tanrıların şerefine içilen şarap, ilahiler eşliğinde Tanrıya da sunulurdu. Şarap dökme; göksel bir ikram olarak, onurlandırma ve şükranın Grek varyantıydı. Başlamakta olan yersel faslın da girizgahıydı. Takdim; maddi doyumdan görme, hissetme, duyma ve dokunmanın tatminine geçişin işaretiydi. Şarap, Platon’da Dionysos’a dökülürken, Ksenophon ’da tanrılara sunulurdu.

Sahneyi biri dansör, diğeri flüt çalan iki kız, Kithara çalıp raks edebilen bir delikanlı alır. Dans, gösteri ve akrobasi bahşiş mukabiliydi. Platon’un şöleninde eğlenceye flüt eşlik ederken, ardılı şölende flüt yanına gitarın atası ve Lir’i de almayı ihmal etmezdi. Yetenek, bedene beceri de ritim ve ahenge eşlik ederdi.  Demem odur ki, tel ve nefes, Antik Dünya’nın düet yapan maruf ve meşhur ikilisiydi.

Şölen eğlenceye doyduktan sonra, Sokrates ev sahibine teşekkür eder. Ev sahibi, gecenin “hoş kokudan” yoksunluğunu ima ederek, felsefeye eyleyeceği bir başka konu sunar. Sözü Sokrates alır. Ona göre koku göreceli, öznel ve özgündür. Esasında güzel koku da yoktur. Koku her bedende farklı bir hal ve tat alır. Güzellerin kokusu hastır ve doğuştandır, tabiatıyla yapay kokuya gereksinimleri yoktur. Suni koku, aynılaştırır. Köle ile özgür kişi arasındaki farkı bertaraf eder. İdman sahasının ürettiği kokunun; doğal, çekici ve şehvetin ulağı olduğunu ima eder. Yaşlılara kalan ise iyilik ve soylulukla özdeşleşen kokudur. Muhabbet Antik Parfüm, zeytinyağını anmayı da unutulmaz.

Kız dans eder, dans akrobasiye dönüşür. Kızın tehlikeyle dansı, cesaretin öğretilebilirliği üzerinden felsefeye keyif alacağı bir tat ve alan bahşeder. Kızla yer değiştiren oğlanın güzelliği, dansını peçelese de Sokrates ve dostları güzel vücudun, sağlığa ve egzersize ödüncü üzerine yeni bir fasıl açarlar.

Philippos’un, dansı sulandıran maskaralıklarını müteakip şarap istemesi, Sokrates’i, şarabın rol ve işlevi üzerine nutuk atmaya teşvik eder. Sokrates, “şarap tıpkı adamotu gibidir. Hem ruhları ıslatıp, acıları dindirir hem de insanları uyutur ”der. Şarapla, adamotunu aynılaştırarak, anestezik ajanların antik köklerini selamlar. Zeytin yağının ateşi körüklediği gibi, şarabın da tutkuları tahrik ettiğini vurgular, afrodizyak yanını hatırlatır.

Şarap, kontrol edilmez ise önce aklı sonra da bedeni yoldan çıkarır. Soluksuz kalmamak ve konuşabilmek için, şarabın küçük kadehlerle sıklıkla ve az olarak içilmesi gerektiği salık verilir. Sarhoşlukla baş edebilme ve neşelenmenin yegâne yolu; şarabın, insanın “hakkından gelmesini” önlemektir. Şarabı erdem, bilgelik yiğitlik ile müptezel ve müptelalık arasına hapsetmek ve burada tutmak bir Hellen buluşuydu. Kadehlerin kulağı, adete aşinaydı ve kaselerin sedirleri dolaşan duyarlılığı çoktan başlamıştı. Şölen, şarabın şahsında bireyin ve şölenin prestijinin korunmasına dair tecrübeyi yineleyip, toplulukla üleşiyordu.

Platon’la Ksenophon’un bileşkesi, şarabın içki adıyla Şölen’in odağına taht kurması ve burada eylemesidir. Şarap, düşünceyi düşünce ile sınayıp, karşı ve karşıttan birlik devşirirken birkaç adım ötede felsefenin konuğu ve konusu da olabiliyordu. Ksenophon, Sokrates’e, Sokrates’ de Hermogenes’e “içki taşkınlığının ne olduğunu?” sorarak, sarhoşluğun yarattığı sapma biçimlerine neşter atar. Ksenophon da tıpkı önceli Platon gibi, duygularla şahsiyeti şarapla sınayarak, onun felsefe ve muhabbete olan katkısını, yarar ve zararlarını açığa çıkarıyordu.

Fikri şölenin kaide, standart ve rehberi vardı. Andron’un duvarları, soyunun özelliklerini çağırmak üzere hafızasına kazımıştı. Bellek, kraterin ilkini sağlığa, ikincisini aşk ile hazza üçüncüsünü uykuya ayırıyordu. Bakiye yedi kerte, aşkınlığın türevleri arasında üleşiliyordu. Şarap, hem kuramsal hem de teorik bir fon eşliğinde, sosyo-kültürel bir idrake malzeme taşıyordu.

Hermogenes taşkınlığı: şarabın etkisiyle can sıkmak olarak tanımlar. İçki, şarapla özdeştir ve içki ile aynılaşan bir başka alternatiften söz edilmemektedir. Sokrates, “şu anda susarak bizlerin canını sıktığının farkında olup olmadığını” Hermogenes’e sorar. Susmanın taşkınlık şekli olduğunu ima edip ortamı tahrik eder, tartışmayı ateşler. Amaç taşma formlarını deşifre etmek, sohbetle buluşturmaktır. Örfe göre içmemek ile müptelalık özdeştir. Antik Yunan, içmeyenleri de sarhoş olanlarla aynı kefeye koyardı. İçmek; eylemekti. Susmak, yoksamak veya benimsemek değildi.

Şölen, sempozyumun atasıdır. Şarapla özdeşleşen toplantı olarak da anılırdı.  Şölen soylu erkeklere münhasır, belli amaç ve hedefleri olan mahsus bir toplantıydı. Andron denen özel ve özgün bir odada gerçekleşirdi.  Andron, evin kalbinin attığı yerdi. Mimari açıdan öncüydü. Diğer bileşenlerin kıblesi, her şey ve herkesin buraya göre konuşlandığı, şekillendiği ve tasarlandığı nevi şahsına münhasır bir mekandı.

Şarap, yemeğe nadiren eşlik ederdi. Gözü kulağı düşünsel şenlikte, hakikat arayışının yarattığı heyecandaydı. Kendisini ışıkla buluşacak nesneye ve nesneyle kurulacak temas anına hazırlardı. Enerjisini düşünce ile yapacağı mesaiye ayırırdı. Vargı, bugünün hasımlı yargısının da rahmiydi. Şarap kadirşinastı, Tanrıya ibadeti bilir ve kahramanları anmayı asla unutmazdı. Bu üçlüye olan borç, defaten ve tamamen ödemeden şölene başlamak mümkün olmazdı.

Asıl şölen, karnı tok yapılır ve açlığın sırrın ve gizin arkeolojisini engellemesini önlerdi. Şarap, tıpkı spatula, mala gibi sosyal bu kazının duyarlı malzemesiydi. Hakikat, şölensiz, şölen şarapsız açığa çıkmazdı. Şölenden, şölene fark vardı.

Güncel sempozyum varlığını atası Sympossion’a borçludur. Günümüz bilgi şölenlerine el vermiş, isim babalığı yapmış, genetik nüvelerini armağan etmiştir. Roma’nın aklı Sympossion’ da kalmıştır. Yarattığı Convivium’la Şöleni yaşatmaya çalışsa da Roma, asla Hellen olamamıştır. Convivium ne hakikat arayışına kaynaklık etmiş ne estetikle temas kurmuş ne de demokratik işleyişe ev sahipliği yapmıştır.

Aksine yavan, sığ dünyevi bir gösterişin kol gezdiği, kibrin yarıştığı, farklılıkların derinleşerek yayıldığı, felsefenin nesnelerin gölgesinde çoraklaştığı, yemeğin iradeyi esir aldığı görsel şölenden öteye gidememiştir.

Convivium, şarabın cinsi, kalitesi, yaşı, tadı, kokusu üzerinden yaratılan farklılıkların yüzeye çıktığı aristokratik bir ziyafetti. Antik sermayenin tüketildiği, genetik özelliklerini yitiren bu yerde, düşüncenin uç vermesi mümkün değildi.

 Hilmi Şeker/Yargıç/İstanbul

Kaynakça:

Thomas R. Martin; Perikles , İş Bankası Yayınları Kültür Yayınları, İstanbul, 2021

Platon; Şölen ve Dostluk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2008

Ksenophon; Şölen, Doğu Batı Yayınları, İstanbul, 2022

Ksenophon; Anabasis, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 2010

Tom Standage; Merkez Yayıncılık, İstanbul, 2005

Loukianos; Şölen, Pinhan, İstanbul

27 Eylül – Hukuk Takvimi

0

27 Eylül – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

 1722

Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Samuel Adams doğdu. (Ölümü: 2 Ekim 1803) Harvard Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. 1758’de avukatlık yapmaya başladı. 1765 yılında İngiltere’nin melasa vergi koyan Şeker Yasası’na karşı protesto hareketini örgütledi. Massachusetts Yasama Meclisin de üyelik yaptı. Amerika’daki İngiliz kolonilerinin direnmesini örgütleyen kolonilerarası komitelerin kurulmasında önemli rol oynadı. 1776 da yayınlanmış olan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi‘ne imza atanlardan  biridir. 1781’e kadar Kongre üyeliği yaptı. Konfederasyon Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulundu. Massachusetts vali yardımcılığı ve valiliği yaptı.

 1941

Hukukçu ve siyasetçi Necip Ali Küçüka, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1892) İstanbul Hukuk Mektebi  mezunudur. Eşme Müddeî-i Umûmîliği (Savcı), Sivas Kongresi Denizli Üyeliği, Denizli Mahkemesi Üyeliği, Sarayköy Müddeî-i Umûmîliği’nde görev yaptı.  II., III., IV., V. ve VI.Dönem Denizli Milletvekilliği, II.Dönem Ankara İstiklâl Mahkemesi Savcılığı, III.Dönem Divân-ı Riyâset Kâtipliği ve III. ve IV.Dönem Divân-ı Riyâset İdâre Memurluğu, Millî Müdâfaa Vekâleti Siyasi Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. 

1946 Hukukçu, Demokratik Seferberlik lideri ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yedinci Cumhurbaşkanı. Nikos Anastasiadis doğdu. Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi hukuk bölümünden mezun oldu ve University College London’da okudu. Üniversite eğitimi sırasında Yorgo Papandreu tarafından kurulan Atina merkezli Merkezi Koalisyonu’nun üyesi oldu. Nicos Chr. Anastasiades & Partners hukuk firmasının kurucusudur. Daha sonraları Kıbrıs’ta siyasete başladı. 1981 yılında Kıbrıs Temsilciler Meclisine seçildi. 1997’de Demokratik Seferberlik lideri seçildi. 2013 Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinden adaylığını koydu ve %58 oyla kazandı.
 1960  Türkiye ile Amerika arasında kredi antlaşması imzalandı
1961 Suriye’de askeri darbe oldu. Yeni hükümet, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldığını ilan etti. Türkiye, Suriye’nin yeni hükümetini tanıdı
 1965

Kanadalı hukukçu, muhafazakâr siyasetçi, ve eski bakan Peter MacKay, doğdu. 1987’de Acadia Üniversitesi/Carleton Üniversitesi’nde edebiyat bakalorya derecesine sahip oldu. Dalhousie Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve ardından Yeni İskoçya Barosu’na kaydoldu. 1997-2015 yılları arasında milletvekilliği yaptı. Atlantik Kanada Fırsatlar Ajansı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı görevlerinde bulundu. 2004- 2015 arasında Muhafazakâr Parti’nin başkanvekili olarak görev yaptı. 

 1970

Arap Zirvesi Mısır’da toplandı; Ürdün Kralı Hüseyin ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat ateşkes anlaşması imzaladı.

 1972

‘Umut’ filmini festival için yurtdışına izinsiz çıkardıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan Yılmaz Güney ve prodüktör Abdurrahman Keskiner’in yargılamalarına devam edildi.

1974 TRT’de kadın spikerlerin haber okuması yasaklandı.
 1976

Maden sektörü işverenleri direnişe katılan 483 DİSK‘li işçinin işine son verdi.

 1979

Senaryosu Peter Ustinov tarafından yazılan, Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ romanının film uyarlaması Sansür Kurulu’nca reddedildi.

 1983

Fransa’da düzenlenen anma gecesinde Nazım Hikmet’in ‘Beyazıt Meydanı’ndaki ölü’ ve ‘Vatan Haini’ şiirlerini okuduğu için yargılanan Işık Yenersu beraat etti.

 1984

Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB) Davası’nda 22 kişiye idam, 45 kişiye müebbet ve 191 kişiye 8 ay-24 yıl arası hapis cezası kararı verildi.

 1987

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu 1.5 yıl önce faaliyete geçti ve 200’ü aşkın kişi yargılandı.

 1993

İHD, Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerinde kadınların insanlık dışı aramaya maruz bırakıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

 1995

Yaşar Kemal’in Der Spiegel’deki yazısından dolayı yargılandığı davada DGM Savcısı iddianameye ‘halkı, ırk farklılığı gözeterek tahrik etme‘ suçunu da ekledi.

1995

İstanbul Küçükçekmece Belediyesi’nde çalışan Bem-Sen ve Tüm Bel-Sen üyesi memurlar alacaklarının ödenmemesi nedeniyle yarım gün çalışmadı. Genel-İş üyesi işçiler de Belediye’ye yürüdü.

 1998

Uluslararası Af Örgütü İstanbul Grubu, Piyalepaşa Bulvarı’na 29 ülkeden gözaltında kaybedilmiş kişilerin adlarını taşıyan 100 adet ağaç diktirdi. Dikime Rutkay Aziz ve Şanar Yurdatapan da katıldı.

 1999

Ulucanlar Cezaevi’ne yönelik operasyonda öldürülen 10 mahkumun otopsisine avukatların girmesine izin verilmedi.

 2000

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde, 1993 yılında 70 sokak çocuğunun öldürüldüğü katliamdan sağ kurtulan tanık genç kız, büyükannesi ve üç kız kardeşiyle birlikte evinde öldürüldü. 1993’teki katliamdan sağ kurtulan Maria mahkemede, askeri polisler aleyhine ifade vermişti. Maria bu şekilde öldürülen 41. tanıktı.

 2000

Peru’nun başkenti Lima’da yaklaşık 2 bin kadın hükümetin yoksul ailelere yapılan süt yardımını kesme girişimini protesto etti.

 2000 Zorunlu Deprem Sigortası uygulaması başlatıldı.
 2001

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin üç sözleşmesini imzaladı. Suç gelirlerinin aklanması, tespiti, haczedilmesi ve el konulması, Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuk Sözleşmesi ve Avrupa Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi hayata geçti. Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun(GRECO) Türkiye’de denetim yapmasının yolu açıldı.

 2003

ABD’nin Irak’ta sürdürdüğü işgal, 39 ülkede aynı anda gerçekleştirilen ‘Irak’ta İşgale Son, Filistin’e Özgürlük‘ mitingleriyle protesto edildi. Ankara, İstanbul ve Adana’da da yapılan mitingleri Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu düzenledi.

 2004

Gazi Davası’nda 3 kişinin ölümünü aydınlatabileceği sanılan bir fezlekenin, bir memur tarafından 2 yıldır sümenaltı edildiği ortaya çıktı. Gaziosmanpaşa Başsavcılığı’ndan Trabzon Başsavcılığı’na gönderilen fezlekeyi gizleyen memur Y.K. hakkında görevi ihmal davası açıldı.

2006 İsrailli insan hakları örgütü ordunun 28 Haziran’da Gazze’de bir elektrik santralını bombalayarak savaş suçu işlediğini ilan etti.
2006 Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanan eski Bosnalı Sırp lider Momcilo Krajisnik 27 yıl hapse mahkum oldu.
 2006 Tutuklu Yargılamalar Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi ülkeleri yetkili bakan delegelerinin 27 Eylül 2006 tarihinde yaptıkları 974 sayılı oturumunda kabul edildi. Konsey kararının amacı, keyfi tutuklamayı önlemek, tutuklama müessesesinin istismarını engellemek, tutuklama tedbirini nesnel koşullara bağlamak, tutuklama sonrası beraat ile sonuçlanacak yargılamalardan kaynaklı geri dönülmez zararlara mahal vermemektir.
2006 Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, 3 Mayıs 1996 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Temmuz 1999 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiş ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2008 Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınanlar içinde gazeteci Tuncay Özkan, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve eski Esenyurt Belde Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın da bulunduğu 6 kişi tutuklandı.
2013 BM Genel Kurulu için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Gezi olaylarına dair söyledikleri nedeniyle ‘Pinokyo protestosu’ yapıldı.
2016 Hukukçu, iktisatçı ve siyasetçi Cemşid Amuzegar, hayatını kaybetti. (Doğumu: 25 Haziran 1923) Üniversite eğitimini hukuk ve mühendislik alanlarında Tahran Üniversitesi‘nde tamamladı. Daha sonra, ABD’deki Cornell Üniversitesi‘nde doktora yaptı. İlk olarak  Sağlık Bakanı Cihanşah Salih’in altında bakan yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Ardından, Sağlık Bakanlığı görevine getirildi. 1964 yılında Emir Abbas Huveyda hükümetinde 9 yıl boyunca Maliye Bakanlığı yaptı. 1965 – 1971 yılları arasında çeşitli OPEC toplantılarına katıldı. Suudi Arabistan petrol bakanı Şeyh Ahmet Zeki Yamani ile birlikte yürüttüğü çalışmalarla petrol fiyatının dört kat artmasından kilit rol oynadı. Bu artış İran’ın altyapı, tarım ve savunmanın modernleştirilmesi için ihtiyaç duyulan kaynağı yarattı. 1974’te İçişleri Bakanı olarak atandı. 27 Eylül 2016 tarihinde 93 yaşındayken hayatını kaybetti.
2017 Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yaz saati uygulamasını sürekli hale getiren Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.
2020 Bangladeşli hukukçu ve siyasetçi Mahbubey Alam hayatını kaybetti. (Doğumu: 17 Şubat 1949) Bangladeş Yüksek Mahkemesi‘nde çalıştı. 2009’dan 2020’de ölümüne kadar Bangladeş Başsavcısı olarak görev yaptı. 
2024 Avustralya’nın Tazmanya eyaletinde,  bir müzede sadece kadınlara özel açılan bir serginin ayrımcılık içerdiği yönündeki alt mahkeme kararı Tazmanya Yüksek Mahkemesi tarafından bozuldu. Yüksek Mahkeme, yasağın erkeklere yönelik ayrımcılık teşkil etmediğine karar verdi.
 2024 Derik Kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk’ün öldürülmesine ilişkin dosyanın tek tutuklusu olan Şerif Mesutoğlu’nun yeniden yargılama talebi Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Safitürk, 10 Kasım 2016’da makamına konulan bombanın patlatılması sonucu ağır yaralanarak, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Olayın ardından gözaltına alınan 70 kişiden 15’i tutuklanmış, Mardin 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarda, 14 kişi beraat etmiş, Şerif Mesutoğlu hakkında 2 defa ağırlaştırılmış müebbet ve 28 yıl hapis cezası verilmiş, karar Yargıtay tarafından onanmıştı.
 2024 6 Şubat depremlerinde, Adana’da 96 kişinin yaşamını yitirdiği Alpargün Apartmanı davasının duruşması, Adana 12’nci Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı.
 2024 Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı New York’taki Rockville Piskoposluğu, cinsel istismar ve tacize uğrayanlara yaklaşık 323 milyon dolar ödeme konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. Faaliyet bölgesinde 1,4 milyon Katolik Hristiyan’a hizmet veren Rockville Katolik Piskoposluğu, bünyesindeki din görevlilerine karşı açılan yüzlerce cinsel taciz davası sonrası 2020 yılında iflas başvurusunda bulunmuştu.
 2024

Müstehcenlik suçlamasıyla tutuklu bulunan ve sosyal medyada ‘Jahrein’ ismiyle tanınan Ahmet Sonuç, kendisine ‘çomar’ dediği gerekçesiyle oyuncu Elçin Sangu hakkında şikayet dilekçesi verdi.

 2024

Zonguldak’ta, geçen yıl mayıs ayında cinsel istismar sonucu ölen Nisanur Ö.’nün (2) ablası R.Ö.’nün (10) fuhşa sürüklendiği iddiasıyla anne Meryem Ö. ve 3 erkek sanığın tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Bartın 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme heyeti, küçük R.Ö.’nün bir sonraki mahkemede psikolog ve pedagog eşliğinde dinlenmesine ve tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Küçük bebeğin ölümü ile ilgili Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan davada ise F.S. isimli şahıs ‘Kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve ‘Nitelikli cinsel istismar’ suçundan 30 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

2026

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

0

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi(Convention for the Protection of the Architectural Heritage of Europe), Avrupa Konseyi üye ülkeleri tarafından 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sözleşmeyi, 13 Nisan 1989’da onaylamış, onay kanunu 20 Nisan 1989’da resmi gazetede yayınlanmıştır.

Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkeler, sözleşmeyi imzalayarak Mimari Mirasın korunması için yasal önlemler almayı ve bu önlemler çerçevesinde anıtların, bina gruplarının ve ören yerlerinin korunmasını taahhüt etmiştir.

AVRUPA MİMARİ MİRASININ KORUNMASI SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN

—————————————————-
Sözleşmenin Kabul Tarihi ve Yeri : 03.10.1985, Granada
Geçerli Dili : İngilizce ve Fransızca
Depositer : Avrupa Konseyi Genel Sekreteri
Türkiye’nin İmza Tarihi : 03.10.1985
Onay Şekli : Onay Kanunu ve Bakanlar Kurulu Kararı
Onay Kanunu Tarihi : 13.04.1989
Onay Kanunu No : 3534
Resmi Gazete Tarihi : 20.04.1989
Resmi Gazete No : 20145
Bakanlar Kurulu Kararı Tarihi : 18.05.1989
Bakanlar Kurulu Kararı Sayısı : 89/14165
Resmi Gazete Tarihi : 22.07.1989
Resmi Gazete No : 20229
—————————————————-

Madde 1

3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da imzalanmış olan “Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin onaylanması uygun bulunmuştur.

Madde 2

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3

Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

18/4/1989
Bakanlar Kurulu Kararı
Karar Sayısı : 89/14165

3 Ekim 1985 tarihinde imzalanan ve 13/4/1989 tarihli ve 3534 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunan ekli Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığının 2/5/1989 tarihli ve KİÇT/3609-2227 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/5/1989 tarihinde kararlaştırılmıştır.
———————————————————-

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

DİBACE

İşbu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi üye Devletleri;
– Avrupa Konseyi’nin amacının, kendilerinin ortak mirası olan ideal ve prensipleri korumak ve gerçekleştirmek maksadıyla üyeleri arasında daha sıkı bir birlik sağlamayı başarmak olduğu hususunu göz önünde tutarak;
– Mimari mirasın, Avrupa kültür mirasının zenginliği ve çeşitlerinin eşsiz bir ifadesi, geçmişimizin değer biçilmez bir tanığı olduğunu ve bütün Avrupalıların bir ortak mirasını oluşturduğunu kabul ederek;
– 19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te imzalanan Avrupa Kültür Sözleşmesi ve bu Sözleşmenin 1. Maddesi bakımından;
– Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 26 Eylül 1975 tarihinde kabul edilen Avrupa Mimari Mirası Yasası ile milli kanun ve nizamnamelerin, mimari mirasın tümüyle korunması için gereken hususlara intibak ettirilmesi hakkındaki 14 Nisan 1976 tarihli ve 28 numaralı Karar (76)’ı nazarı itibara alarak;
– Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Mimari Mirasın korunmasına ilişkin 880 sayılı tavsiye kararını (1979) gözönünde tutarak;
– Mimar, mühendis, şehir ve peyzaj planlamacısı uzmanlarının yetiştirilmesi ile ilgili olarak Bakanlar Komitesinin üye ülkelere yaptığı R (80) 16 sayılı tavsiye kararı ile el sanatları çalışmalarının bazı dallarında yok olma tehlikesi bulunan mesleklere yapılacak yardımlara ilişkin R (81) 13 sayılı tavsiye kararını dikkate alarak;
– Kentsel ve kırsal çevreleri geliştirme ve böylece Devletlerin ve bölgelerin ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan kalkınmasına katkıda bulunma yoluyla, gelecek nesillere bir kültürel kaynaklar sistemi devredilmesinin önemini hatırda tutarak;
– Mimari mirasın korunması ve bu korunmanın yaygınlaştırılması hususunda ortak bir politikanın ana ilkeleri bakımından bir anlaşmaya varılmasının önemini kabul ederek, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
MİMARİ MİRASIN TANIMLANMASI
Madde 1

İşbu Sözleşmede geçen Mimari Miras deyimi aşağıda belirtilen kalıcı varlıkları kapsayacaktır.

1. Anıtlar: Tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal ve teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer binalar ile diğer yapılar ve bunların müştemilatı ile tamamlayıcı kısımları;

2. Bina Grupları: Topografik olarak tanımlanabilecek birimleri oluşturmaya yeterince uygun olan ve tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer, kentlerde veya kırsal bölgelerdeki mütecanis bina grupları;

3. Ören Yerleri (Sitler): Topografik olarak tanımlanabilecek derecede yeterince belirgin ve mütecanis özelliklere sahip, aynı zamanda tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan dikkate değer, kısmen inşa edilmiş, insan emeği ile doğal değerlerin birleştiği alanlar.

KORUNACAK VARLIKLARIN TESBİTİ
Madde 2

Korunacak anıt, bina grupları ile ören yerlerinin kesin olarak tesbit edilebilmesi için her bir taraf bu tarihsel varlıkların envanterlerini oluşturur ve bu tarihsel varlıklara zarar verebilecek tehlikeli durum doğduğunda, en kısa zamanda gerekli dokümanları hazırlamayı taahhüt eder.

YASAL KORUMA İŞLEMLERİ
Madde 3

Her bir Taraf,
1. Mimari Mirasın korunması için yasal önlemler almayı;

2. Bu önlemler çerçevesinde ve her ülkeye ve bölgeye has yöntemlere göre anıtların, bina gruplarının ve ören yerlerinin korunmasını taahhüt eder.

Madde 4

Her bir Taraf,
1. Sözkonusu varlıkların yasal korunması için gerekli denetim ve yetki işlemlerini uygulamayı;

2. Tüm korunan varlıkların bozulmasını, hasar görmesini veya yıkılmasını önlemeyi, taahhüt eder. Bu amaçla,

Her bir Taraf,
Aşağıdaki durumları kapsayan yasalar mevcut değilse, bu yasaların çıkarılmasını taahhüt eder:
a) Korunmakta olan veya korunma işlemine konu olan anıtların yıkım veya tadil projelerinin veyahut bunların çevrelerini etkileyen bir projenin yetkili bir makama sunulmasını sağlamak;

b) Tarihsel binalar grubunu veya bunların bir kısmını veyahut bir ören yerini etkileyen;
– binaların yıkımını,
– yeni binaların yapımını,
– binaların veya ören yerlerinin özelliklerini bozacak önemli tadilat çalışmaları ile ilgili projelerin yetkili bir makama sunulmasını,

c) Kamu makamlarının korunmaya alınan bir varlıkta gerekli çalışmaların yürütülmesini o varlık sahibinden istemeye veya varlık sahibi istenilen çalışmayı yapmazsa bizzat kamu makamlarının gerekli çalışmaları yapmasına izin vermeyi,

d) Korunmaya alınan bir varlığın istimlakine izin vermeyi.

Madde 5

Her bir Taraf,
Maddi koşulların tehlikeye düşürdüğü ve başka bir yere taşınmanın zorunlu olduğu durumlar dışında, korunmaya alınan bir anıtın tümünün ya da bir bölümünün taşınmasını yasaklamayı taahhüt eder. Bu gibi durumlarda, yetkili makamın, anıtın sökülmesi, nakli ve uygun bir yerde yeniden eski şekline getirilmesi için gerekli önlemleri alacaktır.

TAMAMLAYICI TEDBİRLER
Madde 6

Her bir Taraf, aşağıdaki hususları taahhüt etmeyi kabul eder:

1. Mimari Mirasın bulundukları yerlerde, bunların bakımı ve restorasyonları için kamu kuruluşlarınca, ulusal, bölgesel ve yerel yetkiler ve mevcut bütçe olanakları içinde, mali destek sağlamak,

2. Gerekirse, bu varlıkların korunmasını kolaylaştırmak için, parasal önlemlere başvurmak,

3. Mimari Mirasın bakım ve restorasyonu konusunda özel girişimleri teşvik etmek.

Madde 7

Her bir Taraf, anıtların çevresinde, bina gruplarının ve ören yerlerinin içinde, çevre düzenini geliştirmeyi amaçlayan önlemler almayı taahhüt eder.

Madde 8

Her bir Taraf, Mimari Mirasın fiziksel açıdan bozulma tehlikesini sınırlamak amacıyla;

1. Çevre kirliliğini ve bunun zararlı etkilerini saptayıp analizler yapmayı ve bu zararlı etkileri azaltmaya veya yok etmeye yönelik yolları tayin etmek için bilimsel araştırmaları desteklemeyi;

2. Mimari Mirasın korunması sırasında, çevre kirliliğine karşı alınacak önlemlerden doğabilecek özel nitelikli sorunları gözönünde bulundurma sorumluluğunu taahhüt eder.

YAPTIRIMLAR
Madde 9

Her bir Taraf, Mimari Mirasın korunmasını sağlayan mevzuata aykırı hareket edildiğinde, sahip oldukları yetkiler çerçevesinde, yetkili makam tarafından bu hususla ilgili ve yeterli bir tepkinin gösterilmesinin teminini taahhüt eder. Bu tepki, uygun durumlarda, zorunlu olan hususlara uymayacak bir biçimde yeni bir bina yapan kişinin bu binayı yıktırmasını gerektireceği gibi, korunan bir mimari mirasın eski durumuna gelmesi için restore edilmesini de icap ettirir.

KORUMA POLİTİKALARI
Madde 10

Her bir Taraf, aşağıda belirtilen entegre koruma politikalarını uygulamayı yükümlenir:

1. Mimari mirasın korunmasını kırsal yörelerle şehirlerin düzenlenmesinde başlıca hedefler arasına dahil etmek ve bu gereksinmenin hem düzenleme planlarının hazırlanması ve hem de sözkonusu planların uygulamaya konulması aşamalarında dikkate alınmasını sağlamak;

2. Mimari Mirasın restorasyonu ve bakımı ile ilgili programları teşvik etmek;

3. Mimari Mirasın korunması, bunun teşviki ve yaygınlaştırılmasını kültürel ve çevresel planlama politikalarının başlıca unsuru olarak kabul etmek;

4. Kırsal yöreler ve kent planlamasında koruma önlemlerinin mümkün olan her durumda alınmasını kolaylaştırmak ve işbu Sözleşmenin 3. Maddesi, 1. fıkrasının anlamı uyarınca korunmayı gerektirmediği halde, konumu bakımından bir değer taşıyan binaların da kentsel ve kırsal çevre ve yaşam tarzı çerçevesinde korunmasını ve kullanılmasını sağlamak;

5. Mimari Mirasın geleceğine esas teşkil etmek üzere, geleneksel becerilerin uygulanmasını ve kullanılan malzemenin geliştirilmesini teşvik etmek;

Madde 11

Her bir Taraf, Kültür mirasının mimari ve tarihsel özelliklerini koruma açısından,
– Korunan varlıkların, çağdaş hayatın gereksinmeleri gözönüne alınacak şekilde kullanımını,
– Uygun olan durumlarda, eski binaların yeni kullanımlara intibaklarını teşvik etmeyi,
taahhüt eder.

Madde 12

Her bir Taraf, korunan varlıkların halk tarafından ziyaret edilmesine müsaade olunmasının değerini kabul ederken, bu müsaadenin sonuçlarının özellikle yapısal gelişmelere ve bu varlıkların ve çevrelerinin mimari ve tarihsel özelliklerine zarar vermemesini taahhüt eder.

Madde 13

Bu politikaların uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, her bir Taraf, kendi siyasal, yönetimsel yapılarına göre koruma, kültürel ve çevresel planlama faaliyetinden sorumlu makamların çeşitli kademeleri arasında etkin bir işbirliğinin geliştirilmesini taahhüt eder.

KATILMA VE KURULUŞLAR
Madde 14

Her bir Taraf, Mimari Mirasın tesbiti, korunması, restorasyonu, bakımı, yönetimi ve sayılarının arttırılması açılarından resmi makamların çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla:

1. Karar alma süreçlerinin çeşitli aşamalarında Devlet, mahalli idareler, kültürel kurumlar ile kuruluşlar ve halk arasında, bilgi sağlama, danışmanlık ve işbirliğini geliştirmeyi;

2. Bu konuda çalışacak, parasal ve emek açılarından yardım edecek ve kazanç gayesi gütmeyen kuruluşların oluşturulup geliştirilmesini teşvik etmeyi taahhüt eder.

ENFORMASYON VE EĞİTİM
Madde 15

Her bir Taraf;

1. Mimari mirasın korunmasının bir kültürel kişilik unsuru olduğu kadar, bugünün ve geleceğin nesilleri için de bir ilham ve yaratıcılık kaynağı olarak değerlendirilmesi için halkın bilinçlendirilmesini geliştirmesi;

2. Bu amaçla, modern iletişim ve tanıtma tekniklerinin yardımıyla, özellikle aşağıdaki hedeflere ulaşmak üzere gerekli bilgiyi yayma ve uyandırılan ilgiyi arttırmak için politikaları teşvik etmek üzere,
a) Mimari mirasın korunması, insan tarafından düzenlenip yapılmış çevrenin ve binaların niteliklerine karşı halkın ilgisinin uyandırılması ve arttırılması için daha okul çağlarından başlayıp bu konulara yönelik çalışmaların uygulanmasını;
b) Avrupa düzeyinde veya ulusal veyahut bölgesel çapta kültürel varlıklar ile mimarlık, sanat, halk sanatları ve hayat tarzları arasında varolan birliği ortaya çıkararak, üzerinde durmayı taahhüt eder.

Madde 16

Her bir Taraf, Mimari mirasın korunmasıyla ilgili olarak çeşitli mesleklerde ve çeşitli el sanatları kuruluşlarındaki eğitimini teşvik etmeyi taahhüt eder.

KORUMA POLİTİKALARINDA AVRUPA KOORDİNASYONU
Madde 17

Taraflar, aşağıdaki konularda, koruma politikaları ile ilgili bilgi teati etmeyi taahhüt ederler:

1. Mimari mirasın, tarihsel gelişmesi ve sayılarındaki artış gözönüne alınarak, sözkonusu varlıkların incelenmesi, korunması ve muhafazası alanlarında kabul edilen metotlar;

2. Mimari miras varlıklarının korunması zorunluluğunu bugünün ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetiyle en iyi şekilde bağdaştıracak önlemler;

3. Mimari mirasın tesbit ve kayıt edilmesi ve malzemelerin bozulması ile mücadelede olduğu kadar, bilimsel araştırma, restorasyon çalışmaları alanlarında mirasın yönetim ve teşvik yöntemleri ile de ilgili olarak yeni teknolojinin sunduğu imkanlar;

4. Mimari yaratıcılığın, çağımızın Avrupa Mirasına katkıda bulunmasını sağlayacak şekilde geliştirmek için alınacak önlemler.

Madde 18

Taraflar, gerektiğinde, Mimari mirasın korunması konusunda tecrübe ve uzman teatisi şeklinde karşılıklı teknik yardımlaşmada bulunmayı taahhüt ederler.

Madde 19

Taraflar, ilgili ulusal yasalar ve bağlı oldukları uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Mimari mirasın korunması dalında Avrupa çapında devamlı eğitimden sorumlu olanlar da dahil olmak üzere uzman teatisini teşvik etmeyi taahhüt ederler.

Madde 20

İşbu Sözleşmenin amacına hizmet etmek üzere, Avrupa Konseyi Yasasının 17. maddesi uyarınca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulan Uzmanlık Komitesi, işbu Sözleşmenin uygulanmasını takip edeceği gibi aşağıda belirtilen hususlarda da görevlendirilmiştir:

1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne periyodik olarak, Sözleşmeye taraf Devletlerdeki Mimari mirasın korunma politikalarının durumu, sözleşmede öngörülen ilkelerin uygulanması ve bizzat kendi faaliyetleri ile ilgili raporlar sunmak;

2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, çok taraflı faaliyetler ve işbu Sözleşmenin gözden geçirilmesi veya değiştirilmesi ve halkın, Sözleşmenin hedefleri hakkında bilgi edinmesi gibi konular dahil olmak üzere, Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasına yönelik her türlü tedbiri önermek;

3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, Avrupa Konseyi’ne üye olmayan Devletleri Sözleşmeye girmeye davet hususunda önerilerde bulunmak.

Madde 21

Bu Sözleşmenin hükümleri 1. maddede belirtilen Mimari mirasın korunmasını ilgilendiren ve aşağıda belirtilen evvelki Sözleşmelerin daha belirli ve elverişli hükümlerinin uygulanmasına engel değildir.
– 16 Kasım 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Tabii Mirasının Korunması ile ilgili Sözleşme;
– 6 Mayıs 1969 tarihli Arkeolojik Mirasın Korunması Avrupa Sözleşmesi.

NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 22

1. İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme, onaylanmaya, kabule veya tasvibe tabidir. Onay, kabul veya tasvip belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim edilecektir.

2. İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye üç Devletin, bir önceki paragrafın hükümleri uyarınca, işbu Sözleşmeye bağlı olduklarına dair rızalarını belirten tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşmeyle bağlı olduğuna dair rızasını daha sonra ifade eden her Devlet için de Sözleşme onay, kabul veya tasvip belgelerinin Genel Sekretere tesliminden itibaren geçen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 23

1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğünün 20. Maddesinde öngörülen çoğunlukla alınmış bir karar uyarınca ve Komitede yer almaya hakkı olan üye Devletlerin temsilcilerinin oybirliği ile Konseye ve Avrupa Ekonomik Topluluğuna dahil olmayan her Devleti bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Sözleşmeye katılan her Devlet veya katıldığı takdirde Avrupa Ekonomik Topluluğu için, Sözleşme, katılma belgesinin, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim tarihinden itibaren geçen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 24

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tesliminde, işbu Sözleşmenin uygulanacağı toprak veya toprakları belirtebilir.

2. Her Devlet, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı bir beyanla, işbu Sözleşmenin imza sırasında belirtilen toprak veya topraklardan başka bir toprağa veya topraklara teşmil edileceğini belirtebilir. Sözleşme, sözkonusu genişletilen toprak veya topraklarla ilgili beyanın Genel Sekreter tarafından alınmasından sonra üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Bundan önceki iki paragraf uyarınca yapılan her türlü beyan, bu beyanda belirtilen bütün topraklarla ilgili olarak Genel Sekretere hitaben yapılacak bir ihbar ile geri çekilebilir. Geri çekme, ihbarın Genel Sekretere yapılış tarihinden sonra altı aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk gününden itibaren geçerli olur.

Madde 25

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veyahut katılma belgesinin tesliminde, madde 4, paragraf c ve d hükümlerine tümüyle veya kısmen uymama hakkını mahfuz tuttuğunu beyan edebilir. Başka çekince konamaz (kayıt konamaz.)

2. Bir önceki paragraf uyarınca, bir çekince bildiren her Akit Devlet, bunu Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen geri çekebilir. Geri çekme, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınması tarihinden itibaren geçerli olur.

3. Yukarıdaki 1. paragrafta zikredilen hükümler hakkında ihtirazi bir kayıt koyan Taraf, başka bir Tarafın bu hükmü uygulamasını talep edemez; bununla beraber, çekince kısmi veya şartlı ise, bu hükmün kendisinin kabul ettiği ölçüde uygulanmasını talep edebilir.

Madde 26

1. Taraflardan biri, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir ihbar göndererek işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

2. Sözleşmenin feshi, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı ay sonraki sürenin bitimini izleyen ayın ilk gününden itibaren geçerli olur.

Madde 27

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere, işbu Sözleşmeye katılan her Devlete ve katıldığı takdirde Avrupa Ekonomik Topluluğuna;
a) Tüm imza,
b) Tüm onay, kabul, tasvip ve katılma belgelerinin teslimi,
c) İşbu Sözleşmenin 23. ve 24. maddeler uyarınca, her türlü yürürlüğe giriş tarihini,
d) İşbu Sözleşme ile ilgili olan diğer bütün işlem, duyuru ve haberleşmeyi bildirecektir.

Tanık huzurunda, aşağıda imzalan bulunanlar, tam yetkili kişiler olarak işbu Sözleşmeyi İmzalamışlardır.

İşbu Sözleşme İngilizce ve Fransızca dillerinde, her iki metin de eşit olarak geçerli olmak üzere ve tek kopya halinde Avrupa Konseyi arşivlerinde muhafaza edilmek için 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Sözleşmesinin tasdikli bir kopyasını Avrupa Konseyine üye bütün Devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet olunan her Devlete veya Avrupa Ekonomik Topluluğuna gönderecektir.

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması

1

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması, Yunanistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 26 Eylül 1935 tarihinde Atina’da imzalanmıştır. Dışişleri Bakanlığını 2 Kasım 1935 tarihli yazısıyla Bakanlar Kuruluna gönderilen ve onaylanan kliring anlaşması, 12 Kasım 1935 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kliring, ülkeler arasındaki iki taraflı ticaret anlaşmalarının mal değiş tokuşu ile ödenmesini öngören bir türüdür. İki ülke arasında yapılan alışveriş karşılıklı mal takası ile gerçekleşmektedir. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan takas ve mahsup yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Kliring kurumları genellikle merkez bankası ya da kliring ofisi olarak belirlenmektedir.

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kliring Anlaşması

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti aralarındaki ticari münasebetlerin tesviyesine siyasî uzlaşma ve samimî teşriki mesai fikrini tatbik etmek ve ahvali hazır içinde kendilerinin ticarî mübadelelerine inkişaf imkânlarının kâffesini vermek için, iki memleket arasında halen mer’î 30 teşrinievvel 1930 tarihli ikamet, ticaret ve seyrisefain mukavelesi hükümlerini ihlâl etmemek şartile ticarî mübadelelerini aşağıdaki rejime tâbi tutmağa karar vermişlerdir.

Madde 1

Mülhak 1 numaralı listede sayılı Yunan menşeli mallar miktarla tahdid edilmeksizin ve 2 nci listede sayılılar, her madde için tayin edilen kontenjan hadleri dahilinde Türkiyeye ithal edileceklerdir.

Şurası mukarrerdir ki, bu iki listede sayılı olmıyan Yunan malları için, Yunanistan Türkiyede mer’î umumî ithal rejiminden istifade edecektir.

Madde 2 

Bu anlaşmanın mer’iyete girmesinden sonra her iki tarafça ihraç edilecek mallara ihracatçı memleketin salâhiyettar ticaret ve sanayi odası tarafından; mülhak Örneğe göre iki nüsha olarak verilmiş menşe şehadetnamesi terfik edilmiş olacaktır. Bu şehadetnameler malın sevk limanındaki F.O.B. kıymetini ihtiva edeceklerdir.

Bu şehadetnamelerin (B) Düplicatası ithalât gümrük bürosu tarafından mühürlenecek ve aşağıdaki hükümlere göre ithalâtçının tediyat yapacağı Merkez Bankasına kendisi tarafından gönderilecektir.

Madde 3

Türk mallarının Yunanistan’a ithalinden tahaddüs eden alacaklar Yunan ithalâtçısı tarafından Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası namına Yunan Bankasına mal kıymetinin drahmi olarak yatırılması ile tesviye edilmiş olacaktır.

Menşe şehadetnamelerine yazılmış fiatler, bu fiatlerin doğruluğundan ithalâtçı memleket Takdiri Kıymet Komisyonları tarafından ciddî sebeblerle şüphelenilmedikçe, aşağıdaki hükümler mucibince yapılacak tediyelerde esas olarak kabul edilecektir. Şüphelenildiği takdirde, ithalâtçı memleket Takdiri Kıymet Komisyonu, mevzuubahis malın hakikî kıymetini takdir için ihracatçı memleketin salâhiyettar komisyonu ile mutabık kalacaktır.

Yunan Bankası, bu suretle tediye edilmiş meblâğın % 50 sini kendi defterlerinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası namına açacağı faizsiz hususî bir A hesabına Türk lirası olarak ve mütebaki °/o 50 yi faizsiz hususî B hesabına Fransız frangı olarak geçirecektir.

Yukarıda sözü geçen hususî hesaba geçirilecek olan meblâğlar aşağıda yazılı hususlara tahsis edilecektir.

a) Türkiye’ye ithâl edilen Yunan menşeli malların tediyesine

b) 6 ay için ceman 7.500.000 Drahmilik bir miktarı geçmemek üzere adam başına 7.500 Drahmi olmak ve fazla olarak adam başına her ay için 16.000 Drahmiyi geçmemek üzere beş günden fazla ikamet halinde beher fazla gün için adam başına 1.500 Drahmi olmak üzere Yunanistan’a girecek olan Türk turistlerinin masraflarını ödemeğe,

c) Türkiye’nin Selanik Panayırına iştirak masrafları

d) Türk bayrağını taşıyan gemilerin Yunan limanlarında Yunan emtiası ile aprovizyonman masrafına.

B – Hususî hesabının matlûbuna geçirilmiş olan meblağlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının tamamen emrine tahsis edilecek ve serbestçe transfer edilebilecektir.

Madde 4

Maamafih Türk menşeli maden kömürü bundan evvelki maddede yazılı Yunanistana yapılan Türk ithalâtının umumî tediye rejiminden istisna edilecek ve bunun esmanı Yunanistan Bankasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası namına Türk lirası olarak açacağı faizsiz bir C hesabına geçirilmek üzere Yunan ithalâtçısı tarafından tediye edilecektir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu hesabdaki alacakları Türkiye ve Yunanistan’ın bir başka Kliring anlaşması ile bağlı oldukları veya olacakları ve Yunanistan’ın aktif ve Türkiye’nin pasif bir soldu bulunduğu memleketlerin Merkez Bankaları veya takas Ofislerinde Yunanistan Bankasının alacakları ile kompanse edilecektir.

Tripartit Kliringin otomatik bir surette işlemesini temin etmek üzere her iki Merkez Bankası Türkiye ve Yunanistan’ın Kliring anlaşmaları’ ile bağlı olduğu memleketlerin Merkez Bankaları veya takas Ofisleri nezdinde lâzım gelen teşebbüsleri müştereken yapacaklar ve bu müesseselerin Yunanistan için aktif ve Türkiye için pasif bir soldu husule gelir gelmez iki memleket Merkez Bankaları bundan telgrafla haberdar edilmelerini temin edeceklerdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının vereceği müsaade üzerine sözü geçen müesseseler tripartit kompansasyon muamelesini yapacaklardır.

Madde 5

Yunan menşeli malların Türkiyeye ithalinden husule gelecek alacaklar Türk ithalâtçısı tarafından bu malların Türk lirası olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına yatırılmak suretile tesviye edilecek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bu paralan Yunanistan Bankası hesabına defterlerinde açacağı faizsiz bir Comptd d’ordre’a geçirecektir.

Madde 6

Her iki Merkez Bankası kendilerine yapılan tediyelerden yekdiğerini günü gününe haberdar edeceklerdir.

Her tahsil ihbarnamesi alâkadar satıcıya yapılacak tediyeyi mümkün kılacak kayidleri ihtiva edecektir. Alâkadar satıcılara yapılacak tediyeler alıcılardan yapılan tahsilat sırasile ödenecektir. Fakat, bir Türk ihracatçısı veya bunun yerine bir Türk taciri derhal Yunan malı ithal etmeği taahhüd ettiği takdirde Cumhuriyet Merkez Bankası sıra beklemeksizin bu ihracatçıya tediyede bulunabilecektir.

Madde 7

Drahminin veya her hangi bir ecnebi parasının Türk lirasına tahvili, Cumhuriyet Merkez Bankasına ve
Yunanistan Bankasına yapılan tediye gününden bir evvelki günkü Zürich Borsasının son kursu üzerinden yapılacaktır.

Merkez Bankaları sıkı bir teşriki mesai ile işbu anlaşmanın en iyi tatbik şartlarını temine çalışacaklar ve anlaşma hükümlerinin tatbik usulleri üzerinde mutabık kalacaklardır. Bunu yapmakla beraber bundan evvelki anlaşmaların tatbiki esnasında müşahede edilen müşkülâtı izale etmeğe gayret edecek ve bilhassa iki memleketin paralarının alış ve satış kursu arasındaki farkı ve ticarî mübadelelerin tâbi tutuldukları külfetleri mümkün mertebe azaltmak suretile bu mübadeleleri imkân dairesinde kolaylaştırmağa çalışacaklardır.

Madde 8

İki taraftan biri Uluslararası ticaretine işbu anlaşmanın hüsnü surette tatbikına halel getirebilecek şekilde yeni bir umumî hüküm tatbik ettiği takdirde; diğer taraf işbu anlaşmanın yeni tatbika tetabuk ettirilmesini taleb edebilecektir.

Madde 9

İki taraf kendi ülkelerine yapılacak ithalâtın salâhiyettar her hangi bir gümrük dairesinden geçirilmesine
müsaade etmeği taahhüd ederler.

Madde 10

10 sonteşrin 1934 tarihli Türk-Yunan anlaşması hükümlerine tevfikan ihraç edilmiş olup işbu anlaşmanın mer’iyet mevkiine girdiği anda daha mevkii tedavülde bulunan bonolar bu anlaşma müddetince Türkiye’ye ithaline müsaade edilen Yunan menşeli mal mubayaasında kullanılacaktır. 10 sonteşrin 1934 tarihli anlaşma hükümleri mucibince yapılmakta olan hususî takas muameleleri işbu anlaşma müddetince tasfiye edilecektir.

Madde 11

İşbu anlaşma ile tesis edilen tediye usulleri ancak Yunanistan’a filen ithal edilmiş olan mallara tatbik edilecektir. Bu takyid hükmü transit yolu ile ve Yunan liman ve merkezleri vasıtasile ecnebi memleketlere ihraç edilen Türk mallarına aid dövizlere şamil olmayacaktır.

Madde 12

İşbu anlaşmanın devamı müddetince Yunan Hükümeti; Türk ticaretine, geçen sene kendisine verilmiş olan kontenjanlar üzerinden, geçen senenin aynı devresi zarfında Türkiye’den yapılan ithalâttan daha az miktarda olmamak üzere ithal hakkı temin edecektir.

Madde 13

İşbu anlaşma 1 ilkteşrin 1935 den itibaren 6 ay müddetle muteber olacaktır.

Bu devrenin inkızasından evvel biı aylık bir ihbar müddetile feshedilmediği takdirde 30 gün evvel feshi

ihbar edilmedikçe mer’iyette kalacaktır.

26 Eylül 1935 de Atina’da iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Çocuk Hakları Bildirgesi

0
ÇOCUK HAKLARI BEYANNAMESİ

Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer adıyla Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış, 26 Eylül 1924 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan en çok etkilenen kesim olan çocukları korumak, yapılması gerenleri saptamak ve çocuk sorunlarına çözüm bulmak amacıyla 1920 yılında Cenevre’de kurulan ‘Uluslararası Çocuklara Yardım Birliği’ isimli özel örgütün çabaları tarihteki ilk çocuk hakları bildirgesinin hazırlanmasını sağlamış, dünya milletleri hazırlanan metni onaylamışlardır.

Çocukların yaşatılmalarının, gelişmelerinin ve korunmalarının uluslararası bağlamda ilk kez temel ilke olarak ele alındığı beş maddelik bildirgeyi imzalayan devlet başkanları arasında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de yer almıştır. Bildirge, 1928 yılında Atatürk tarafından imzalanmıştır.

Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi, uluslararası alanda çocukların korunmasına yönelik yapılan ilk sözleşmedir. Cenevre Bildirgesi’nde; çocukların doğal biçimde gelişmesine olanak sağlanması, aç çocukların beslenmesi, hasta çocukların tedavi edilmesi, terk edilmiş çocukların korunması, felaket anında yardımın öncelikle çocuğa yapılması, çocukların her türlü istismara karşı korunması ve kardeşlik duyguları içinde eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Uluslararası iyi niyetin göstergesi olan bu çalışmaların sonuçları alınamamıştır. 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı döneminde bu alandaki çalışmalar kesintiye uğramış, Milletler Cemiyeti’nin yerine Birleşmiş Milletlerin kurulmasıyla Çocuk Hakları  alanındaki çalışmalar savaş sonrasında yeniden başlamıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Uluslararası Çocuk Günü fikri, 1924 yılında Cenevre’de 54 ülkenin katılımı ile yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı’ndan sonra doğmuştur. Dünya’daki bazı ülkeler 1 Haziran tarihini Çocuk Günü olarak kutlamaktadır. Çocuklar için düzenlenen özel gün Türkiye’de 23 Nisan’dır. 20 Kasım tarihi ise Çocuk Hakları günü olarak kutlanmaktadır.[/box]

İkinci Dünya Savaşından sonra 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayınlanmıştır. Savaş sonu çocukların durumunun daha da kötüleştiği düşünülerek beş madde daha eklenmiştir.

1989 yılına gelindiğinde 54 maddeden oluşan Çocuk Hakları Sözleşmesi imzaya açılmış ve 193 üye ülkenin 187 si tarafından onaylanmıştır.

Çocuk Hakları Bildirgesi

 “Umum Milletlerin erkek ve kadınları insanlığın haiz olduğu en mutena şeyi Çocuğa vermeye mecbur bulunduğunu, ırki, milli ve dini her türlü telkinler haricinde bir vazife olmak üzere kabul ettikleri Cenevre Beyannamesi ismi verilen bu Çocuk Hakları Beyannamesi ile tasdik ederler;

  1. Çocuk bedensel ve ruhsal bakımdan doğal biçimde gelişmesine olanak sağlayacak koşullar içinde bulundurulmalıdır.
  2. Acıkan çocuk beslenmeli, hasta çocuk tedavi edilmeli, fikren geri kalmış çocuk eğitilmeli, yoldan çıkmış çocuk yola getirilmeli, terk edilen çocuklar korunmalıdır.
  3. Herhangi bir felaket anında öncelikle çocuğa yardım yapılmalıdır.
  4. Çocuk hayatını kazanabilecek hale getirilmelidir ve her türlü istismara karşı korunmalıdır.
  5. Çocuk yeteneklerini kardeşlerinin hizmetine adayacak bir ruh ve düşünce içinde yetiştirilmelidir.

Çocuk Hakları Beyannamesi

26 Eylül Hukuk Takvimi

0
26 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
26 Eylül – Hukuk Takvimi
 1328 

Arap bilgin İbn Teymiyye yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ocak 1263) Arap dili grameri, Arap tarihi, Felsefe ve mantık ilimleriyle ilgilendi. İbn-i Teymiye fakih (hukuk âlimi) ve muhaddis (hadis âlimi) kişiliğinin yanı sıra akaid konularında da çeşitli görüşler geliştirdi. İslâm hukuku (fıkıh), hadis ilmi ve siyasî düşünce başta olmak üzere birçok konuda uzmanlaştı. Dört Sünni İmam’ın görüşlerinin dışında kalan özgün düşünce ve görüşlere sahipti. Boşanmanın yemin ile yapılmasını doğru bulmamış, çoğunlukla bu yemini eden kişinin eşini boşamak gibi bir niyeti olmadığını belirtmiş ve bu nedenle boşanmanın yemin konusu yapılmasının boşanmaya yol açmayacağını iddia etmiştir.

1828  Fransız hukukçu ve siyasetçi René Goblet, doğdu. (Ölümü: 13 Eylül  1905)

Fransız Hukukçu ve devlet adamı René Goblet
1887 Emile Berliner gramofonun patentini aldı.
1906

Kibrit yapımımla beyaz fosfor kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin Sözleşme, Bern’de imzalandı.

1907  Yeni Zelanda, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti.
1918 Alman sosyolog ve filozof Georg Simmel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1858)
1921 26 Eylül 1921  Kars’ta Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Sovyet Rusya temsilcileri ile Kazım Karabekir arasında barış görüşmeleri başladı.
1924  Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer adıyla Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış ve 26 Eylül 1924 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
1932 I. Türk Dili Kurultayı toplandı. Dil Bayramı ilk kez kutlandı. 26 Eylül günü aynı zamanda Avrupa Konseyi girişimi ile 2001 yılından beri Avrupa Birliği ülkelerinde Avrupa Diller Günü olarak kutlanmaktadır.
1935 Türkiye-Yunanistan Kliring Anlaşması 26 Eylül 1935 tarihinde kabul edildi.
1960 Küba lideri Fidel Castro, 4 saat 29 dakika ile BM tarihindeki en uzun konuşmayı yaptı.
1966 ANT dergisinde Atatürk’ün Ekim Devrimi’ne dair sözlerini yazan Fethi Naci hakkındaki 1.5 yıl hapis kararı Yargıtay’ca bozuldu.
1970 15/16 Haziran İşçi Direnişi için Lastik-İş’te yaptıkları toplantıdan dolayı tutuklu bulunan 20 DİSK yöneticisi tahliye edildi.
1973 Ankara ve İstanbul’da yaklaşık 2.5 yıldır süren sıkıyönetim kaldırıldı.
1975 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Mimari Mirası Yasası’nı kabul etti.(Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi)
1978 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter Türkiye‘ye uygulanan ambargoyu kaldıran yasayı onayladı.
1979 Temmuz 1979’da Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğini basarak üç kişinin ölümüne yol açan Filistinli gerillaların yargılanmasına başlandı.
1979

TEP (Türkiye Emekçi Partisi) Genel Başkanı Mihri Belli’yi silahla yaralamaktan sanık Cengiz Ayhan tutuklandı.

1983 Barış Derneği Davası sürerken yapılan ek soruşturmalar neticesinde Sıkıyönetim Savcılığı “Barış-2” adlı 48 sanıklı yeni bir dava açtı.
1984  Çin ile Birleşik Krallık, Hong Kong’un 1997’de Çin kontrolüne geçmesi için anlaştılar.
1989 Rahmi Saltuk son kaseti “Hoy Nare”de yorumladığı Kürtçe şarkılardan dolayı”bölücülük yaptığı” iddiasıyla yargılanmaya başladı.
1997 Yargı sistemini eleştiren sözleri nedeniyle yargılanan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) savcısı Mete Göktürk, beraat etti.
2000 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Emlak, Ziraat ve Halk bankalarının özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararnameyi Bakanlar Kurulu’na iade etti
2000 İstanbul’da 200 kişi Ulucanlar Katliamı‘nın yıldönümünde sorumluların yargılanması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
2001 Prof. Dr. Faruk Erem’in adını ve hatırasını yaşatmak üzere, Ankara’da, Faruk Erem Kültür ve Sanat Vakfı kuruldu.
2002 Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları Recep Tayyip Erdoğan ve  Ali Müfit Gürtuna ile birlikte 19 kişi hakkında Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde ”Haliç’in temizlenmesi”, ”Güngören Belediye binasının yapımı” ve “sinek ilacı alımı” ihalelerine fesat karıştırıldığı suçlamasıyla dava açıldı.
2004  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
2004  İsviçre’de yapılan referandumda halkın yüzde 51’inin yabancıların ve göçmenlerin torunlarına otomatik olarak vatandaşlık verilmesini reddettiği açıklandı.
2006 ‘Düşünce Suçuna Karşı Girişim’ nedeniyle TCK 301. maddeden yargılanacak olan gazeteci Hrant Dink’le birlikte yargılanmak için imza kampanyası başlatıldı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 301. madde değişikliği için muhalefetten destek isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “başka kapıya” dedi.
2012 İslam dinine ve Muhammed peygambere hakaret içerdiği iddialarıyla birçok ülkede şiddetli protestolara neden olan ve yasaklanan “Müslümanların Masumiyeti” adlı film Türkiye’de de yasaklandı.
2013 Ankara’da Altındağ Belediyesince restore edilen Ulucanlar Cezaevi Müzesi açıldı.
2017 Suudi Arabistan Kraliyet Divanının yayınladığı kararnameyle kadınların da ehliyet alarak araç sürmesine imkan tanındı.
2022
  • Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan hakkında Rosa Kadın Derneği’ne yönelik soruşturma kapsamında Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme duruşmayı 11 Ocak 2023 tarihine erteledi.
  • BirGün Gazetesi Editörü Gökay Başcan hakkında gazetedeki bir haber gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı’nın eşinin şikâyeti üzerine ‘hakaret’ gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘hazırlanan iddianame İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
  • DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şirin Tunç hakkında Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme Mehmet Şirin Tunç hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebini reddederek duruşmayı 15 Kasım 2022 tarihine erteledi.
  • Gazeteci Sabahattin Önkibar hakkında sosyal medya üzerinden yaptığı bir açıklamada Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul Anadolu 53. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması görüldü. Mahkeme Sabahattin Önkibar’ı 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırdı.
  • Samsun’da M.D. (46) isimli erkek, karısı Havva D.’yi (45) tabancayla öldürdü. Kadın, kaldırıldığı hastanede öldü. Erkek gözaltına alındı.
2023
  • İyi Parti Genel Başkan Meral Akşener hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda kovuşturmaya yer olmadığı dair kararla sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlallerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuru hakkında bilgi veren İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, avukatlar tarafından “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ve siyasi saiklerle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin Anayasa kuralının ihlal edilmesinden dolayı Meral Akşener adına bireysel başvuruda bulunulduğunu söyledi.
  • “Forex yatırımı” vaadiyle dolandırıcılık yaptıkları tespit edilen 38 şüpheliden 29’u gözaltına alındı.
  • Gazeteci Levent Gültekin hakkında “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianame Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 27 Eylül 2022’de bir televizyon kanalında yayımlanan programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik hakaret içeren ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlarınca şikayette bulunulduğu belirtildi.
  • Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te 33 yazar, aydın ve sanatçının yakılarak katledilmesine ilişkin davada mahkemenin zamanaşımı kararı vermesiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi: “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz!”
  • Şarkıcı Gülşen Çolakoğlu’na, Ataşehir’de 30 Nisan 2022’de verdiği konser esnasında imam hatip liselilere yönelik sözleri nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan 10 ay hapis cezası veren mahkeme, cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. İstanbul 11’inci Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ByLock kullanmak, Banka Asya’da hesabı olmak ve gizli bir tanığın ifadesiyle mahkum olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın açtığı davada Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti. 17 Mart 2020 yılında yapılan başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “kanunsuz ceza olamayacağını” öngören 7. maddesinin, örgütlenme ve toplanma hakkıyla ilgili 11. maddesi ve adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.  Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “AİHM’in yetkisini aşarak delil incelemesi yapmak suretiyle ihlal kararı vermesi kabul edilemez” dedi. 
  • Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) tutuklu Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya, yurtdışında gösterime giren ‘Mahalle’ isimli filmin senaryo ekibinde yer aldığı için ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlamasıyla açılan davada karar çıktı. Mahkeme, Kozağaçlı’nın delil yetersizliğinden beraatına karar verdi. Filmin senaryosunu Veysel Sahin, Vedat Özdemir, Selçuk Kozağaçlı ve İnan Altın yazmış, yönetmenliğini ise İnan Altın üstlenmişti. Filmde Melek Tanker, İzzet Başlak, Serdar Orçin, Selma Altın, Gizem Soysaldı, Nejmi Aykar, Miray Akay ve Defne Halman rol almıştı.
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 571 sayfalık 2022 İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye’nin, altına imza attığı uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere, kendi iç hukukunu da uygulamadığı ifade edildi: “Kişiler yazdıkları yazılar, yaptıkları konuşmalar, attıkları tweetler nedeniyle sorgusuz sualsiz tutuklanıyor, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve 10. maddeleri sürekli ihlal ediliyor.”
  • ABD’de hakkında ‘rüşvet’ iddiasıyla soruşturma başlatılan Demokrat Partili Senatör Bob Menendez’e kendi partisinin içinden istifa çağrıları geldi. Soruşturma sebebiyle geçen hafta geçici olarak ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığı’ndan ayrıldığı açıklanan Menendez ise istifa etmeyeceğini söylemişti.
2024
  • 1968 yılında patronunu, karısını ve iki genç çocuğunu öldürmekten ve evlerini ateşe vermekten suçlu bulunarak idama mahkum edilen 88 yaşındaki Iwao Hakamada’nın suçsuz olduğu anlaşıldı. Şahıs, 2014 yılında yeni kanıtların ortaya çıkması ve yeniden yargılanma kararı verilmesiyle serbest bırakıldı. 46 yıl idam hücresinde kaldı.
  • Demokrat Partili New York Belediye Başkanı Eric Adams hakkında, aralarında yolsuzluk ve rüşvet dahil beş konuda suçlamaların yöneltildiği iddianame hazırlandı. 57 sayfalık iddianameyi hazırlayan Savcı Damian Willams, iddianemeyle ilgili basın toplantısın yaptı. İddiananame’de Türkevi (Tuskish House) ve Türk iş insanları ile ilgili unsurlar da bulunuyor. Ayrıca, belediye başkanlığı seçimi kampanyasında kamu fonlarını milyonlarca dolarlık zarara uğratıldığı anlatılıyor. Suçlamaların ardından kısa bir basın açıklaması yapan Adams, suçsuz olduğunu, tüm seçim kampanyası boyunca kanunlara uyduğunu ve istifa etmeyeceğini açıkladı.
  • İstanbul 2 Nolu Barosu’nun ‘Avukatlar adliye otoparklarına ücret ödememelidir‘ talebini değerlendiren Adalet Bakanlığı, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca takdir edilecek sayıda otopark yerinin avukatlara ücretsiz olarak kullandırılmasının sağlanması talimatını verdi. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından başsavcılıklara gönderilen yazıda, “Avukatların görevlerini ifa etmek amacıyla adliye binalarına gelmelerinin görevlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu kuşkusuzdur.” denildi.

2026
  • İFÖD EngelliWeb’e göre son bir haftada X hesapları erişime engellenenler arasında Veysel Ulusoy, Yaman Akdeniz, Haluk Hepkon, Başaran Aksu, Engin Solakoğlu, Ümit Şıracı, Canan Kaya, Abdullah Güzeldülger, Ali Tarakçı, Hilmi Hacaloğlu, Alptekin Dursunoğlu, Razi Canikligil, Emre Şirin, İnan Mutlu ve Barış Övgün bulunduğu açıklandı.
  • Emniyet Teşkilatı Sendikası, son beş günde yedi teşkilat mensubunun yaşamına son verdiğini belirterek, ekonomik ve sosyal sorunlara, çalışma koşullarına ve özlük haklarındaki eşitsizliklere dikkat çekmek amacıyla 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma kararı aldığını açıkladı.
  • “Çok önemli bir bakan Cuma günü istifa edecek” şeklindeki sosyal medya paylaşımı yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan gazeteci Ali Tarakcı tutuklandı.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturmasında 46 şirket, 18 fon ve 42 kişinin malvarlığının dondurulduğunu açıkladı.
  • Körfez ve Orta Doğu’daki gelişmeler üzerinden dezenformasyon yaptığı, manipülatif borsa paylaşımlarında bulunduğu ve milli güvenliği hedef aldığı iddia edilen toplam 133 X hesabına erişim engeli getirildi.
  • Almanya’da savcı olarak görev yapan, Hamburg doğumlu Alman vatandaşı Sibel Tunç, eşi Aykut T. ile birlikte tatil amacıyla geldikleri Türkiye’de yaşamını yitirdi.  Tunç, Silivri’de toprağa verildi.

26 Eylül Hukuk Takvimi

Evrensel İslam İnsan Hakları Bildirgesi

0

Evrensel İslam İnsan Hakları Bildirgesi- İslâm’da İnsan Hak Ve Hürriyetleri Beyannâmesi

İslâm Konferansı Teşkilatı Genel Sekreterliği’nde Dünya İslâm Konseyi, İslâm’da İnsan Hakları Beyânnâmesi hazırlıklarına 1979 yılında başlamış, Muâsır İslâm Hukukçuları, Dünya İslâm Hukuku’nun temel kaynaklarına dayanarak konuyu bütün ayrıntıları ile incelemiş ve 19 Eylül 1981’de “Meşru’-i Vesika-i Hukuk ve Vâcibât’il İhsâniye Fi’l-İslâm” adıyla Arapça, Fransızca ve İngilizce olarak bu beyânnâmeyi yayınlamıştır. Beyânnâme Birleşmiş Milletlerce de kabul edilmiştir

Evrensel İslam İnsan Hakları Bildirgesi
        Sadece yüce Allah hükmün yazarıdır, failidir, insanın haklarının kaynağıdır. İlahi kaynaklı olması itibariyle hiçbir hükümet yöneticisi, hiçbir meclis, hiçbir otorite bunları sınırlayamaz, yürürlükten kaldıramaz. Hiç bir kimse onun gereğini yapmazlık edemediği gibi, haklara tecavüz edemez.
   -Bütün Müslüman yönetimler, insan haklarını tanımak ve yürütmek zorundadırlar.
   -Bütün insanlar eşittir, cinsleri, ırkları, renkleri dilleri ve menşeleri itibariyle hiçbir imtiyazları, ayrıcalıkları aşağılanmaları yoktur,
   -Bütün insanlar hür doğarlar,
   -Bütün kölelikler ve zorla çalıştırmalar yasaktır,
   -Sosyal hayatın temeli olması itibariyle aile kurumunu yüceltmek, korumak ve kollamak şartı vardır.
   -Yönetenler ve yönetilenler kanun önünde eşittirler.
   -Yalnız ilahi kanuna(şeriat) uygun emirlere itaat edilir.
   -Her türlü yerel iktidarlar, şer’i sınırlar içinde uygulanmak üzere bir emanet olarak telakki edilir.
 – İlahi lütuf olarak verilmiş bütün ekonomik kaynaklar Kur’an ve Sünnet sınırları içerisinde insanlığın hizmetine sunulur. Herkes bu çerçeve içinde bu kaynaklardan faydalanır.
    -Belirlenmiş ve tayin edilmiş umumi işler, tespit edilmiş idari işler, şeriatla uyuşan bir tarzda bu konuda yetkili müminlerle şura ile yapılarak temin edilmelidir.
    -Herkes selâhiyetine göre yükümlülüklerini üslenir ve bundan sorumlu olur.
    -Haklarının tecavüze uğraması halinde her şahıs için şer’i her türlü tedbir alınır.
    -Her kişi kendine şeriatça verilmiş haklarından mahrum edilemez, sadece şeriatın belirlemesi ve ona uygun tedbirler hariç olmak üzere,
    -Her birey, topluma ve onun fertlerine yönelik bir cinayete karşı hak arama selahiyetine sahiptir.
    -İnsanlığın kötüye kullanılmasından, haksızlıktan, insanları şiddet ve baskıdan kurtarmak için her türlü tedbir alınmalıdır, kanunla tespit edilmiş olarak herkesin haklarının ve şerefinin, hürriyetinin korunmasına elzemdir. Buna inanıyoruz.
Madde 1-Hayat hakkı:
 a)İnsan hayatı kutsaldır, tecavüz edilemez. Onu koruma için bütün önlemler alınmalıdır. Kanunun hükmü dışında, insanlar yaralanamazlar ve öldürülemezler.
 b) Hayatta oluğu gibi ölümden sonra da bedenin kutsiyeti korunur.
Madde 2- Hürriyet hakkı
İnsanlar hür doğar; kanunların tespit ettiği durumların dışında hürriyetlerine sınırlama getirilemez.
Her fert ve her toplum, devredilemez, fizikî, kültürel, iktisadi ve siyasi haklara sahiptir. Bu hakların kullanılmasını engelleyen her türlü şiddet yasaklanmıştır. Bu haklardan mahrum bırakılmış her fert ve toplum, onları koruma hakkına sahiptir.
Hiç kimse çalışma hakkından mahrum bırakılamaz ve fiziki bir eksikliğinden, dininden, cinsinden, ırkından, renginden dolayı ayırıma tâbi tutulamaz.
Madde 3- Eşitlik hakkı ve her türlü ayırımcılığın yasaklanması
Bütün insanlar kanun önünde eşittir. İmkânlardan eşit olarak faydalanma hakları vardır. Kanundan eşit tarzda korunma hakları vardır.
Herkes, eşit iş için eşit ücret alma hakkına sahiptir.
Hiç kimse, çalışma imkânından mahrum bırakılamaz; din, dil, renk, inanç, cinsiyet gibi hususlarla çalışmada ayrımcılık karşısında bulundurulamaz.
Madde 4- Adâlet hakkı
Her fert, sadece kanuna uygun olarak muamele görmelidir,
Her fert, hukuksuzluğa karşı çıkma hakkına sahiptir.
Her fert, diğer kişilerin ve toplumun haklarını savunma hakkına sahiptir(hisbe),
Hiç kimse özel ve umumi haklarını savunurken ayırımcığa maruz tutulamaz.
Her Müslüman, Kanuna(şerita) aykırı her türlü emre itaati ret etme görev ve hakkına sahiptir.
Madde 5- Hakkaniyetli dava hakkı
Hiçbir kimse bağımsız mahkemeler önünde savunma yapmadan ve suçu sabit olmadan suçlanamaz.
Hakkaniyetli bir mahkemede davası görülmeden ve kendini serbestçe müdafaa etmeden hiç kimse suçlu olarak muamele göremez.
     Cezalar, kanuna(şeriata) uygun olarak tespit edilmeli ve suçun işlenmesinin ciddiyetine münasip tarzda verilmelidir.
c) Hiçbir eylem kanunda ön görüldüğünden farklı olarak cinayet olarak nitelendirilemez.
d) Her fert kendi eylemlerinden sorumludur. Katılımları olmaksızın aile fertleri veya başka hiç kimse cinayetten suçlu tutulamaz.
Madde 6- İktidarın yanlış uygulamalarına karşı korunma hakkı
   Her fert, resmi organların tedirgin etmelerine karşı korunmuştur. Suça iştirak tam olarak tebellür etmeden şüphe üzerine suçlama yapılamaz.
Madde 7- İşkenceye karşı korunma
 Hiçbir kimse, zihnî, fizikî, medenî haklarından mahrum bırakılma işkencelerine maruz
bırakılamaz. Kendisine karşı yöneltilmiş tehdit işkencesine, bir cinayeti kendisine zorla kabul ettirmeye ve kendi menfeatlerine aykırı bir eylemi yapmaya zorlamaz.
Madde 8- Şeref ve haysiyetinin korunması hakkı
 Her ferdin şeref ve haysiyeti iftiralara, haksız suçlamalara, şantajlara karşı korunmalıdır.
Madde 9- Sığınma hakkı
Mazlum ve mağdur her fert, sığınma arama hakkına sahiptir. Bu hak, cinsi, ırkı dini rengi ne olursa olsun teminat altına alınmıştır.
 Mekke’deki Mescidi Haram bütün Müslümanlar için sığınma yeridir.
Madde 10- Azınlık hakkı
“Dinde zorlama yoktur” Kur’ani ilkesi Müslüman olmayan azınlıkların haklarını düzenler.
Müslüman bir ülkede dini azınlıklar, şahsi ve sivil işlerini İslâmiyete veya kendi dinlerine göre yönetme seçimine sahiptirler.
Madde 11- Umumi işleri idare ve yönetme hakkı ve yükümlülüğü
Kanun istisnaları hariç toplumun(ümmetin)her ferdi, umumi bir işi yapma hakkına sahiptir.
Şura, hükümet ile halk arasındaki idari ilişkilerin esasını teşkil eder. Halk, bu ilkeye uygun olarak hükümeti seçme veya görevden alma hakkına sahiptir.
Madde 12- İnanç, düşünce ve söz hürriyeti hakkı
a) Her fert, kanunla belirtilmiş sınırlar içerisinde düşüncelerini, kanaatlerini açıklama hürriyetine sahiptir. Aksine hiç kimse, yalan yayma, toplumun ve kişilerin vakârına hakaret etmeye yönelik haberler yayamaz.
b) Gerçeğin araştırılması ve bilgisi, bütün Müslümanlar için sadece bir hak değil, aynı zamanda bir görevdir.
c) Her Müslüman her türlü zulüm ve tehlikelerden korunma hak ve görevine sahip olduğu gibi, Kanunca(şeriatça) belirlenmiş sınırlar içinde mücadele etme hakkına da sahiptir; hatta bu, devletin en yüksek otoritelerine karşı mücadeleye götürse bile.
d) Toplumun ve Devletin düzenini tehlike atmadığı ve Kanunun(Şeriatın)çizdiği sınırlar içinde kaldığı sürece bilgilerin propagandasını yapma hususunda hiçbir engel bulunmamalıdır.
e) Kadın veya erkek hiç kimse bir başkasının dini kanaatlerinden dolayı kınayamaz, küçük göremez, toplumu da onlara karşı düşmanca tavırların içine çekemez. Herkesin dini duygularına saygı gösterme bütün Müslümanlar için bir mecburiyettir.
Madde 13-Dini hürriyet hakkı
   Herkes düşünce, kanaat ve inancına göre dinini yaşama hürriyetine sahiptir.
Madde 14- Serbest iştirak hakkı
   a) Her şahısın ferdi veya içtimai olarak ait olduğu toplumunun dini, kültürel, siyasi ve sosyal faaliyetlerine katılma, iyiliği yaygın hale getirme (emri bi’l-maruf) ve kötülüğe engel olma (nehyi ani’l-münker) için kurumlar teşkil etme ve onlara kaydolma hakkı vardır.
   b) Her şahıs, haklarını uygulamaya koymak için gerekli müesseseleri kurma teşebbüsü hakkına sahiptir. Toplum, müştereken, fertlerinin şahsiyetlerini tamamen geliştirecek müesseseleri ve bunların şartlarını oluşturma görevini taşır.
Madde 15- Ekonomik düzen ve gerektirdiği haklar:
   a) Bütün şahıslar, iktisadî faaliyetlerinde tabiatın sunduğu bütün nimetlerden ve  imkânlardan faydalanma hakkına sahiptir. Bunlar, yüce Allah’ın bütün insanlığa bahşettiği nimetlerdir.
 b) Her şahıs, rızkını, meşru olarak, kazanma hak ve selahiyetine sahip bulunur.
 c) Her kişi, ferden veya topluca olarak mallarına malik olma hakkına sahiptir. Bazı iktisadî malların millileştirilmesi toplumun menfeatine olduğu takdirde yasal olabilir.
   d) Fakirlerin, zenginlerin mallarında, belirlenmiş bir hakları mevcuttur ve bunu zekât tanzim etmiştir. Bu hak, idareciler tarafından iptal edilemez, engellenmez, bu hususta herhangi bir müsamaha gösterilmesi câiz değildir; zekât vermeyenlerle savaş etme sonucu zuhur etse bile hak mutlaka sahibine verilir, engelleyenlere müsâmaha gösterilmez.
   e)Tabiî servet kaynaklarını ve üretim yollarını, İslam ümmetinin maslahatı için yönlendirmek ve tanzim etmek, devletin vazifesidir; bunların ihmâli yahut  kötü kullanımları aslâ caiz değildir. Tabiî kaynakların İslam hukukunun haram kıldığı yahut toplumun maslahatına zarar veren işlerde kullanmak da caiz değildir.
     f)Dengeli bir ekonominin gelişimini temin ve işletmeci toplumu korumak maksadıyla şeriat, her türlü tekeli, kısıtlayıcı ticari faaliyetleri, kötü kullanımları, aldatmaları, sonucu itibariyle anlaşmazlığa sebep olacak muameleleri, ihtikârı karaborsacılığı ve aldatıcı, yalancı reklamları yasaklar.
   g) Ümmetin menfeatlerine aykırı olmayan, şeriatı zedelemeyen ve İslami değerlere karşı
olmayan ticaretler yasal addedilir.
Madde 16- Umumun menfeati söz konusu olmadıkça ve malın kıymetine denk bir bedel ödenmedikçe, helal olarak kazanılmış mülkiyete el konulamaz ve malik olma hakkı alınamaz.
Kamu mülkiyetinin dokunulmazlığı esas olup tecâvüzün cezası daha ağırdır.
Madde 17- İşçinin hakkı ve konumu
 İslam çalışmayı ve çalışanı över. Müslümanların çalışanlara âdil tarzda muamele etmelerini ve cömertçe davranmalarını emreder. İşçi, sadece çalışmasının tam karşılığını almakla kalmaz, gerekli dinlenme ve tatil hakkına da sahiptir.
Madde 18- Sosyal güvenlik hakkı
 Her şahıs, ümmetin imkânlarına bağlı olarak,   beslenme, barınma, giyinme, öğrenme ve tıbbî ihtimam hakkına sahiptir. Ümmetin bu mecburiyeti, kendisine bakma hususunda geçici ve devamlı bir imkânsızlık söz konu olduğu zaman toplumun bütün fertlerini içine alır.
Madde 19 – Aile teşkil etme Hakkı
 a) Her şahsın, evlenme, yuva kurma, çocuklarını, dinine, kültüJrüne gelenek ve göreneklerine uygun olarak yetiştirme hakkı vardır. Her eş, belirtilen hak ve imtiyazlara sahip olup bu konuda Şeriatça açıkça bildirilmiş mecburiyetlere uyma zorunluluğunu taşır.
 b) Çiftlerden her biri, diğerinden, haklarına ve değerlerine saygı bekleme hakkına sahiptir.
 c) Her eş, imkânları nispetinde, hanımının ve çocuklarının bakımını üslenir.
 d) Her çocuk, anne-babaları tarafından en iyi şekilde bakılma ve yetiştirilme hakkına sahiptir.  Genç çocukları çalıştırmak yasaktır. Aynı şekilde çocuğun karşı çıktığı bir işte onları çalıştırmak veya onun tabii gelişimine zararlı herhangi bir işi ona zorla kabul ettirmek de yasaktır.
 e) Eğer herhangi bir sebeple anne ve baba çocuklarının bakımını yerine getirme imkânına sahip bulunamıyorlarsa kamu harcamalarından çocuklarının bakımını üslenmek topluma ait olur.
 f) Her şahıs, çocukluğunda, ihtiyarlığında ve güçsüz kaldığında, ailenin tıbbi ihtimam ve koruması yanında maddi desteklerinden yararlanma hakkına sahiptir. Anne ve babalar, çocukları tarafından korunma, tıbbi ihtimam ve maddi desteklerinden faydalanma hakkına sahiptirler.
 g)Annelik müessesesi, ailenin ve toplumun(ümmetin) kamusal teşkilatlarının özel yardımı, ihtimamı ve saygısı hakkına sahiptir.
 h)Aile içinde, kadınlar ve erkekler, çocukları ve anne-babalarına karşı müşterek sorumlukları esasında, cinslerine, yeteneklerine, kabiliyetlerine, tabii eğilimlerine bağlı olarak sorumluluklarını ve mecburiyetlerini yerine getirmekle mükelleftirler.
 ı) Hiçbir kimse rızasına aykırı olarak evlendirilemeyeceği gibi bu husustaki hukuku haklarından mahrum bırakılamaz.
Madde 20- Evli Kadının hakları
Her evli kadının,
 a)kocasının yaşadığı evde yaşama hakkı vardır,
 b)eşinin yaşadığı seviyeden aşağı olmamak kaydıyla belli bir hayat seviyesinde yaşamak için gerekli imkanlara sahip olmak; boşanma gerçekleşmiş ise gelirleri, maddi imkânları ve kendi kazançları ne olursa olsun yasal bekleme süresince(iddet) kocasının kaynaklarıyla kendisinin olduğu gibi, bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının da varlıklarını uygun tarzda devam ettirmek imkânlarına sahip olma hakkı vardır;
 c)Kadın, şeriatın getirdiği usuller çerçevesinde, evliliğin kanuni bir şekilde sonlandırılmasını isteme ve evliliğe son verme hakkına sahiptir; bu hak, hâkimler önünde boşanma isteğine ilave edilir.
 d)Aynı şekilde, kanunî olarak, eşine, anne-babasına, çocuklarına ve diğer yakın akrabalarına varis olma hakkına sahiptir,
 e)-Eşlerin her biri, evlilik süresince veya boşanma vuku bulmuş olsa bile hayat arkadaşına ait değerleri korumak, onun gizli sırlarını ifşa etmemek ve ahlaken yahut yaratılıştan var olabilecek gizli ayıplarını açığa vurmamakla mükelleftir. Bu hak, eşinin karşısında olduğu zamanlarda ve boşanma sonrasında da devam eder.
Madde 21– Eğitim Hakkı
    a) Her şahıs, tabii kabiliyetleri gereğince bir eğitim alma hakkına sahiptir.
    b) Her şahıs, tabii yeteneklerine uygun tarzda işini ve mesleğini serbestçe seçme hakkına sahiptir.
Madde 22- Özel Hayatın Korunması Hakkı
     Her şahsın özel hayatı mukaddestir ve her türlü tecavüzden korunmuştur.
Madde 23- İkamet ve seyahat hürriyeti hakkı
     a)İslam dünyasının gerçek İslam topluluğu(İslam ümmeti) olduğu kabul edildiğinden her Müslüman bütün İslam ülkelerine serbestçe girme ve çıkma hürriyetine sahip olmalıdır.
     b) Hiçbir kimse, ikamet ettiği ülkeden zorla çıkartılamaz, aynı tarzda de şeriatın belirttiği çizgiler içinde kalmak kaydıyla ülkesinden sürgün edilemez. İslam İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi nasıl olmalıdır sorusuna 19 Eylül 1981 de Paris’te Avrupa İçin İslam Heyeti genel sekreteri Salem Azam tarafından Unesco’ca tanzim edilmiş bir toplantıda açıklanan “Declaration İslamique Universelle des Droits de l’Homme” başlıklı metinden özetlediğimiz hususla cevap verebiliriz.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu

0

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, teşkilatın en geniş ve tüm üyelerine açık organıdır.

Genel Kurul, tüm üye ülkelerin birer oy hakkı bulunan temsilcilerinden oluşmaktadır. Barış ve güvenlik, yeni üyelerin katılımı, bütçe gibi önemli konuları ilgilendiren kararlarda üçte iki çoğunluk gereklidir.

Diğer konuları ilgilendiren kararlar salt çoğunlukla alınmaktadır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Görev ve Yetkileri

Genel Kurul’un Antlaşma’da belirtilen görev ve yetkileri şunlardır:

  • Silahsızlanma ve silahların kontrolünü öngören düzenlemeler dahil olmak üzere uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik konuları ele almak ve tavsiye kararları vermek;
  • Güvenlik Konseyinde ele alınan ihtilaflar ve konuları kapsamamak üzere Dünya barışı ile ilgili konularda oturumlar düzenlemek ve tavsiye kararları almak;
  • Güvenlik Konseyi’inde ele alınan ihtilaflar ve konular hariç olmak üzere Antlaşma kapsamına giren konularda ve Birleşmiş Milletler organlarının görev ve yetkilerini kapsayan başlıklarda oturumlar düzenlemek ve tavsiye kararları almak;
  • Uluslararası siyasi işbirliğini, uluslararası hukukun geliştirilmesi ve tedvini, herkesi kapsayan temel insan hak ve özgürlüklerinin hayata geçirilmesi ve ekonomik, toplumsal, kültürel, eğitim, sağlık alanlarında uluslararası işbirliği sağlanması için çalışmalara başlamak ve tavsiyede bulunmak;
  • Kökeni her ne olursa olsun milletler arasındaki dostça ilişkileri bozacak herhangi bir sorunun barışçıl yolla çözülmesi konusunda tavsiyede bulunmak;
  • Güvenlik Konseyi ve diğer Birleşmiş Milletler organlarının vereceği raporları değerlendirmek;
  • Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyelerini, Ekonomik ve Sosyal Konsey üyelerini ve Vesayet Konseyi’nin ek üyelerini (gerekli olması durumunda) seçmek; Güvenlik Konseyi ile birlikte Uluslararası Adalet Divanı Yargıçlarını seçmek; ve Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi doğrultusunda Genel Sekreteri atamak.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Toplantıları
Genel Kurul oturumları geleneksel olarak her yıl Eylül ayının en az bir iş günü bulunan ilk haftasından sonraki üçüncü Salı günü açılmakta, 21 as başkan ve 6 ana komitenin oturum başkanları ile Genel Kurul Başkanının seçimi normal oturumların başlamasından en az 3 ay önce yapılmaktadır. Eşit coğrafi temsili temin etmek için, Kurul Başkanı her yıl sırayla 5 bölgeden (Afrika, Asya, Doğu Avrupa, Latin Amerika ve Karayipler, Batı Avrupa ve diğer devletler) seçilmektedir.

Ayrıca, Güvenlik Konseyinin ya da Birleşmiş Milletler üyelerinin çoğunluğunun talebi üzerine Genel Sekreterin çağrısı aracılığıyla özel oturumla toplanabilmektedir.

Her olağan oturumun başında Genel Kurul, devlet ya da hükümet başkanları en acil sorunlar hakkındaki görüşlerini dile getirmekte, daha sonra bu sorunlar 6 ana komitede ele alınmaktadır:

  • Birinci Komite (Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik konuları);
  • İkinci Komite (Ekonomik ve Mali İşler);
  • Üçüncü Komite (Sosyal, İnsani ve Kültürel konular);
  • Dördüncü Komite (Özel Politika ve Sömürgeciliğin Sonlandırılması);
  • Beşinci Komite (Yönetim ve Bütçe konuları);
  • Altıncı Komite (Hukuki konular).

Bazı konular Genel Kurul’da ele alınırken bazıları bu 6 ana komiteye gönderilmekte komitelerin tavsiyelerini de içeren kararlar ve hükümler genelde Aralık ayındaki olağan oturumdan önceki genel kurulda ele alınmakta, oylama ile ya da oylama yapılmaksızın kabul edilebilmektedir.

Genel Kurul’da kararlar genellikle üyelerin çoğunluğunun katıldığı ve oy kullandığı oturumlarda alınmaktadır. Uluslararası barış ve güvenliği, bazı ana organların üye seçimi ve bütçe konuları gibi önemli konularda üçte iki çoğunluk gerekli olup oylama imzalı, el kaldırarak ya da ad okuyarak yapılabilmektedir.

Genel Kurul’da alınan kararların hükumetler için hiçbir bağlayıcı niteliği bulunmamakta, dünya kamuoyunun ahlaki otoritesini ve  ağırlığını taşıyan kararlara üyelerin uyması beklenmektedir.

Birleşmiş Milletler’in bir yıl süreli öncelikli çalışma konuları Genel Kurul tarafından, yani üye ülkelerin çoğunluğunun aldığı kararlar sonucu belirlenmektedir.

Çalışmalar;

  • silahsızlanma, barışın korunması, insan haklarının geliştirilmesi gibi belli başlı konularda çalışmak üzere Genel Kurul tarafından oluşturulan organlar ve komiteler;
  • Kurul’ un talep ettiği uluslararası konferanslar;
  • Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği – Genel Sekreter ve uluslararası memurlar tarafından yürütülmektedir.

25 Eylül – Hukuk Takvimi

0
25 Eylül Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
25 Eylül – Hukuk Takvimi
1561 Şehzade Bayezid idam edildi.
1617 İspanyol Cizvit rahibi, skolastik filozof, hukukçu ve teolog Francisco Suárez, yaşamını yitirdi. (Doğumu:5 Ocak 1548, Granada – Ölümü: 25 Eylül 1617, Lizbon), İspanyol
1694 Büyük Britanya Başbakanlığı da yapan ve döneminde önemli hukuk olayları meydana gelen Henry Pelham, dünyaya geldi. (Doğumu: 25 Eylül 1694 – Ölümü: 6 Mart 1754)
1896 Hukukçu ve İtalyan Cumhurbaşkanı (1978-1985) Alessandro (Sandro) Pertini Savona ilinin Stella kentinde doğandünyaya geldi. (Doğumu: 25 Eylül 1896 – Öümü: 24 Şubat 1990) İtalyan sosyalist politikacı ve İtalya Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı (1978-1985) olarak görev yaptı. 1988 yılında Otto Hahn Barış Ödülü aldı.
Francisque Bouillier (12 Temmuz 1813 – 25 Eylül 1899) Lyons’da doğan Fransız bir filozoftur. Paris’teki École Normale Supérieure’de okudu ve 1839’da Lyons Üniversitesi’ne felsefe profesörü olarak atandı. 1849’dan 1864’e kadar Lyons’da fakülte dekanı ve 1867’den 1870’e kadar École Normale Supérieure’de müdürlük yaptı.
1913 1964-70 arasında Lübnan devlet başkanlığı yapan, hukukçu Şarl Helu, dünyaya geldi.  (‎Doğumu: 25 Eylül 1913 – Ölümü: 7 Ocak 2001) Fransızca konuşulan ülkelerin oluşturduğu birliğin (Assemblée parlementaire de la francophonie) onursal başkanlığını da yapmıştır.
1915 Ethel Greenglass Rosenberg 25 Eylül 1915’te New York’ta Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. (Doğumu: 25 Eylül 1915 – Ölümü:  19 Haziran 1953)  Kendisi gibi Yahudi olan ve aynı acı kaderi paylaşan Julius Rosenberg ile (Doğumu:  12 Mayıs 1918 – Ölümü: 19 Haziran 1953) birlikte Amerikan vatandaşı ve Amerika Birleşik Devletleri Komünist Partisi (CPUSA) üyesiydiler. Şair Melih Cevdet Anday’ın Rosenberg’ler için yazdığı ve Zülfü Livaneli tarafından bestelenen “Bir Çift Güvercin Havalansa” adlı bir şiiri bulunmaktadır.
1917 Hukukçu ve devrimci Lev Troçki, Petrograd Sovyeti Başkanı seçildi.
1925 İstanbul’da, 25 Eylül 1925’te, tulumbacı teşkilâtının yerine, modern motorlu itfaiye teşkilâtı kuruldu. Türkiye’nin itfaiyecilik teşkilatı, Osmanlı döneminde 1714 yılında Yeniçeri Ocağı’na bağlı olarak Tulumbacılar Ocağı adıyla kurulmuştu. 
1950 Birleşmiş Milletler askerleri Kore’de Seul’u ele geçirdi. 
1952 Amerikalı yazar ve kadın hakları savunucusu Gloria Jean Watkins dünyaya geldi. Takma adı olan bell hooks olarak tanındı. (Doğumu: 25 Eylül 1952, Hopkinsville, Kentucky, ABD –Ölümü: 15 Aralık 2021, Berea, Kentucky, ABD) ABD’deki ırkçılık, sınıfçılık, cinsiyetçilik üzerine çalışmaları ile tanınmış bir entelektüel ve akademisyendir. Otuzun üzerinde kitabı ve çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Feminizmin beyaz, orta sınıf, eğitimli kadınların hareketi olmadığını; sınıf ayrımcılığı, ırkçılık, milliyetçilik, militarizm, homofobi ve transfobi ile mücadele edilmediği müddetçe kadınlar arasında gerçek bir dayanışmanın sağlanamayacağını savunmuştur.
1956 İstanbul’da istimlak başladı. Başbakan Adnan Menderes “Memleket baştan aşağı yeniden inşa olmaktadır” dedi.
1957 Amerika Birleşik Devletleri’nin Arkansas eyaletinde 9 siyah öğrencinin beyazların okuduğu Little Rock Lisesi’ne gitmesi beyazlarca protesto edildi. 1500 beyaz gösterici eylem yaptı, 7 kişi tutuklandı. Siyah öğrenciler Başkan Eisenhower’ın gönderdiği federal askeri birliklerin korumasında okula girdiler.
1960 1960 İhtilali ile görevden alınan devrik cumhurbaşkanı Celal Bayar, tutuklu bulunduğu Yassıada’da intihara kalkıştı, fakat bir subay tarafından kurtarıldı.
1962 Viasna İnsan Hakları Merkezi’ndeki çalışmalarıyla tanınan Belaruslu aktivist, Ales Viktaravich Bialiatski dünyaya geldi. 1980’lerin başından itibaren Belarus’un bağımsızlığı ve demokrasisi için çalıştı. Belarus Halk Cephesi’nin kurucu üyesidir.Belarus muhalefetinin Koordinasyon Konseyi’nin üyesidir . Doğu Avrupa’daki insan hakları hareketinin önemli isimlerinden biri olarak bilinmektedir. Çok sayıda uluslararası ödül kazanmıştır. 2020’de, “Alternatif Nobel Ödülü” olarak bilinen Right Livelihood Ödülü’nü kazandı. 2022’de Bialiatski, Memorial ve Centre for Civil Liberties kuruluşlarıyla birlikte 2022 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. İki kez hapse girdi.
1970 Eserleri Nazi Almanyası’nda yasaklanan savaş karşıtı, Erich Maria Remarque (72) yaşamını yitirdi. En önemi eseri: “Batı Cephesinde Yeni Birşey Yok”
1972 Sıkıyönetim uygulaması  9’uncu kez 11 ilde iki ay daha uzatıldı.
1976 İspanya’da Franco döneminin sona ermesi ile birlikte, ilk kez işçilere pahalılık ve enflasyona karşı “gösteri izni” verildi.
1979 Cumhuriyet Başsavcılığı Milliyetçi Hareket Partisi’nin Batı Almanya’daki faaliyetleri ile ilgili bilgi talep etti.
1980 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı bildiri yayınladı: “İşçinin işi yavaşlatması ve işverenin işyerini kapatması suçtur.”
1981 Tutuklu DİSK yöneticileri DGM ve 30 Nisan direnişlerinden dolayı 2 ayrı sivil mahkemede yargılandı.
1983 Hukukçu, yargıç ve İzlanda eski Başbakanı Gunnar Thoroddsen yaşamını yitirdi. (Doğumu:  29 Aralık 1910, Reykjavík – Ölümü: 25 Eylül 1983) 1947-1959 yıllarında Reykjavík belediye başkanlığını yürüttü.  1980 – 1983 yılları arasında İzlanda Başbakanı olarak görev yaptı. Yüksek mahkeme hakimi, Maliye Bakanı, Danimarka büyükelçisi, profesör, Sanayi ve Sosyal İşler Bakanı ve Parlamento Üyesi olarak da görev yaptı. Anayasa Hukuku ve Hakaret suçlarına ilişkin çalışmaları bulunmaktadır.   
1988 Cezaevlerinde, siyasal hükümlülerin haklarına kısıtlama getiren 1 Ağustos genelgesi uygulanmaya başladı.
1995 Buca Cezaevi’nde 3 mahkumun öldürülmesini İstanbul’da protesto etmek isteyenlerden 30 kişi gözaltına alındı.
1996 “Düşünceye Özgürlük” kitabının yayıncısı 98 sanatçı, yazar ve bilim insanı DGM’de yargılandı.
1996 Diyarbakır Cezaevi’nde 10 mahkumun cop ve dipçik darbeleriyle dövülerek öldürüldükleri anlaşıldı.
1997 AİHM, Derik’te 21 yaşındaki Ş.A.’ya jandarma karakolunda tecavüz ve işkenceden dolayı Türkiye’yi mahkum etti. Mahkeme ayrıca, başvurucunun İngiliz avukatlarına 34 bin, Türk avukatlarına da 3 bin sterlin ödenmesini kararlaştırdı.
2001 37 maddelik Anayasa değişikliği paketinin dokuz maddesi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
2002 Kuzey Irak’ta Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) “Irak Federal Cumhuriyeti anayasa taslağı”nda anlaştı. Irak’ı Kürdistan-Arap federasyonu olarak ayıran taslakta Kuzey’de yaşayan Türkmenler, Süryaniler, Şiiler etnik ve dini azınlık olarak kabul edildi.
2002 “İbo-İbrahim Kaypakkaya” adlı kitabın bir paragrafında “bölücülük propagandası yapıldığı” iddiasıyla Ozan Yayıncılık sahibi Mustafa Demir ile yazar Turhan Feyizoğlu’nun 3 ile 5 yıl arası hapis cezası istemiyle DGM’de yargılanmalarına devam edildi. 2000’de çıkan kitaptan dolayı Eylül 2001’de yargılanan Feyizoğlu ve Demir için ”TKP/ML-TİKKO örgütü propagandası ve “yardım ve yataklık yapıldığı” iddialarından verilen beraat kararını Yargıtay 9.Dairesi 10 Aralık 2001’de bozmuş, yargılamanın ”bölücülük”ten yapılması kararı almıştı.
2003- Irak savaşına gerekçe gösterilen kitle imha silahlarını araştıran Irak Gözlem Grubu Irak’ta bu silahların olmadığına karar verdi. Irak Gözlem Grubu (ISG) Britanyalı ve Amerikalı 1400 bilim insanı, uzman, asker ve istihbaratçıdan oluşuyordu.
2003 İsrail ordusu tarihinde ilk kez 27 pilot, Hava Kuvvetleri Komutanı Dan Halutz’e toplu dilekçe verdi. “Masum sivillerin ölümüne yol açması” sebebiyle Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki görevlerini reddettiklerini açıkladılar.
2003 Nijerya’da Şeriat Mahkemesi, Emine Laval’a zina yaptığı gerekçesiyle verilen recm (taşlanarak öldürme) cezası kararını kaldırdı.
2004 Güneydoğu Asya ülkesi Brunei’nin sultanı Hassanal Bolkiah, halkın sol partiyi desteklemesi nedeniyle, 1984’te Britanya’dan bağımsızlığın kazanılmasının ardından kapatılan meclisi 20 yıl sonra açtı. Hükümeti atadı.
2005 Bilgi Üniversitesi’nde bir kez ertelenen, bir kez de yargı kararıyla durdurulan Ermeni Konferansı sona erdi.
2005 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin TMY’nın 8. maddesi uyarınca Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi’nin 16 kitabına verilen toplatma kararı, Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde oybirliğiyle bozuldu.
2006 Daha önce “Türklüğü aşağıladığı” gerekçesiyle TCK’nın 301. Maddesinden aldığı altı aylık hapis cezası ertelenen Hrant Dink’e aynı gerekçe ile yeniden dava açıldı. Hrant Dink davayla ilgili olarak “Özellikle hedef alındığımı düşünüyorum. Burada amaç beni yıldırmak ve haddini bildirmek. Ama yılmayacağım” dedi.
2006 Afganistan’da kadın hakları savunucusu, Kadın İşleri Bakanlığı’nın Kandahar müdürü Safiye Ahmedcan silahlı saldırıda öldürüldü.
2011 İspanya’nın doğusundaki Katalonya özerk yönetimi, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren tüm Katalonya bölgesinde boğa güreşlerini yasakladı.
2013 Bingöl M Tipi Ceza İnfaz Kurumunda aralarında PKK sanıklarının da bulunduğu 18 tutuklu ve hükümlü tünel kazarak firar etti.
2015 İsviçre Savcılığı, FIFA Başkanı Joseph Blatter’e ceza soruşturması açtı. Suçlamalar arasında Blatter’in, UEFA Başkanı Michel Platini’ye 2 milyon dolar verdiği iddiası da yer aldı.
2016 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturmada gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan eski Washington Silahlı Kuvvetler Ataşesi Tuğgeneral Yavuz Çelik, yeniden çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2017 Irak’taki, Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından bağımsızlık referandumu yapıldı.
2018 Bill Cosby, cinsel saldırı suçundan 3 – 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı
2024 İtalya’nın başkenti Roma’da 5 Ekim Cumartesi günü yapılması planlanan Filistin’e destek gösterilerinin Roma Emniyet Müdürlüğü tarafından yasaklandı
2024 Polis Şeyda Yılmaz’ı öldüren Yunus Emre Geçti‘nin çöp poşeti giydirilerek hayvan aracıyla adliyeye sevk edilmesine ilişkin olarak, Prof. Dr. Adem Sözüer konuştu:  “Başına çöp torbası geçirilen hukuktur.” Sözüer, 2004 yılında hazırlanan yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mimarlarındandı.
2024 Ayşenur Ezgi Eygi’nin işgal altındaki Batı Şeria’da katıldığı barışçıl gösteride İsrail askerlerinin ateş açması sonucu öldürülmesine yönelik bağımsız bir soruşturma açılması için ABD Kongresi’nden 103 vekil Washington yönetimine çağrısında bulundu.
2024 Bakırköy’de insanların üzerine araba süren eski hakim ve savcının oğlu Görkem Sertaç Göçmen taşındığı Sinop’ta da bir olaya karıştı. Göçmen bu kez de ‘birden fazla kişiye karşı silahla tehdit’ ve ‘kamu görevlisine alenen hakaret’ suçlarından 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi.  Annesi ve babası emekli hakim ve savcı olan şahıs hakkında çeşitli diğer suçlardan 9 adet HAGB kararı verildiği  iddia edildi.
2024 Çiftlik Bank davası sanığı ’Tosuncuk’ lakaplı Mehmet Aydın ve ağabeyi Fatih Aydın’ın da aralarında bulunduğu 20 sanığın yargılandığı davada savcı mütalaasını açıkladı. Sanıklar Mehmet Aydın, Fatih Aydın ve Osman Naim K hakkında “Bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık” suçundan 4 bin 414 kez olmak üzere “suç örgütü kurma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından toplamda 88 bin 302’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.  Tutuksuz yargılanan Osman Naim Kaya yeniden tutuklandı.
2024 Gezi Davası‘nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hak ihlali kararının uygulanmaması nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından istenen savunma yapıldı. Türkiye’nin savunması, “iç hukuk yollarını tüketilmeden AİHM’e başvurulduğunu, bu nedenle söz konusu AİHM kararının geçersiz olduğunu”  savundu.
2024
  • CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması aşamasında çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin davanın ilk duruşması İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yapıldı. Duruşma, salonun küçük olması nedeniyle 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 29 Kasım’a ertelendi. İddianamede, eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ve danışmanı Melih Morsümbül, eski Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, eski CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, eski CHP İstanbul İl Başkanlığı Basın Danışmanı Mustafa Can Poyraz, İmamoğlu İnşaat Şirketi’nin Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 22 sanığın tamamı hakkında, Siyasi Partiler Kanunu’nun “kanuna aykırı bağış, kredi veya borç alınması, borç verilmesi” maddesi gereğince 6’şar aydan 1’er yıla kadar hapis cezası isteniyor.
  • ABD’nin California eyaletinde bulunan Santa Maria Adliyesi’nde patlama meydana geldi Patlamada, iki kişi yaralandı. Bir kişi gözaltına alındı. Patlama kasıtlı olarak yerleştirilmiş bir el yapımı patlayıcıdan kaynaklandı.
2026 İspanya’da 87 yaşındaki Mari Carmen’in, 70 yıldır yaşadığı evden yüksek kira artışı nedeniyle polis zoruyla tahliye edilmesi üzerine Madrid ve Barselona başta olmak üzere 12 kentte binlerce kişi protesto gösterileri düzenledi.

25 Eylül Hukuk Takvimi

24 Eylül – Hukuk Takvimi

0
24 Eylül - Hukuk Takvimi

24 Eylül – Hukuk Takvimi

1884 Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa İsmet İnönü, İzmir’de doğdu. (Ölümü: 25 Aralık 1973, Ankara)
1896
Louis Gerhard De Geer
Louis Gerhard De Geer

İsveçli hukukçu, yazar ve ilk Başbakan Louis Gerhard De Geer, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Temmuz 1818)

1934 Alman hukukçu, siyasetçi, diplomat ve NATO Genel Sekreteri Manfred Hermann Wörner dünyaya geldi.  (Ö. 13 Ağustos 1994)
1938 Hatay Cumhuriyeti’nde genel af ilan edildi. Hatay Devleti, İskenderun Sancağı’nın 2 Eylül 1938’de bağımsızlığını ilan etmesi ile kurulmuştu.
1947 Hindistan’da Müslüman mültecileri taşıyan tren Pencap sınırında durduruldu, Sihler 1.200 mülteciyi kurşuna dizdi.
1948

Akademisyen ve anayasa hukukçusu Prof. Dr. Yavuz Sabuncu, dünyaya geldi. (Ölümü: 12 Şubat 2007)  

1956 Türk Dil Kurumu En İyi Yapıt Ödülünü, Ali adlı romanıyla Orhan Hançerlioğlu kazandı. 
1960 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti (DP) yönetiminin yargılanması için Yüksek Adalet Divanı kuruldu.  
1965 Musa Anter’in de aralarında bulunduğu 16 kişi ‘Kürtçülük ve bölücülük’ suçlamasından 1 yıl 4’er ay hapis ve 5 ay 10’ar gün sürgün cezasına çarptırıldı.
1978 Malatya şehir merkezinde, saçları uzun olduğu gerekçesiyle, zorla berbere sokularak saçları kesilmek istenen iki kişinin direnmesi üzerine açılan ateş sonucunda Ali Bilinmez yaşamını yitirdi. 
1981 Sıkıyönetim Mahkemesi Savcılığı, 1981 yılı 28 Temmuzunda polis tarafından gözaltına TKP/ML Genel Sekreteri Süleyman Cihan’ın bir apartman dairesinden atlayarak yaşamını yitirdiğini açıkladı. Polis tarafından gizlice kimsesizler mezarlığına gömülen Cihan’ın işkence sonucu öldüğü Adli Tıp Kurumu raporuyla belgelendi.
1982
  •  Milli Güvenlik Konseyi, Yeni Anayasa için yapılacak referandumda oy kullanmayacak olanlar için, 5 yıl içinde yapılacak tüm seçimlerde aday olamama ve oy kullanamama müeyyidesini getirdi.
  • ILO 164 No’lu Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 24 Eylül 1982 tarihinde kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihli ve 4945 sayılı yasa ile onaylandı ve Resmi Gazete’de yayımlanarak Türkiye’de de yürürlüğe girdi.
1983 Milli Güvenlik Konseyi kamu çalışanları için emeklilik yaşını kadınlarda 45’e, erkeklerde 50’ye yükselten düzenlemeyi yasalaştırdı. 
1987
  • Eminönü Belediyesi’nde görevli Genel-İş üyesi 300 kadar işçi uzun süredir ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle Saraçhane Parkı’ndan Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne yürüyüp şikayet dilekçesi verdi.
  •  1984 yılında cezaevlerindeki ölüm orucu sürecini anlatan, Devrimci Sol davasından tutuklu Dursun Karataş’ın da aralarında bulunduğu 8 yazarın eseri olan ‘Direniş, Ölüm ve Yaşam’ adlı kitap toplatıldı.
  • Sağmalcılar Cezaevi’ndeki açlık grevine destek için cezaevi önünde 3 günlük açlık grevine başladıkları sırada gözaltına alınıp dava açılan 19 tutuklu ve hükümlü yakınının yargılanmasına İstanbul DGM’de başlandı. 
1991

Halk Partisi 24 Eylül 1991 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Parti, 20 Aralık 1989’da Selahattin Bingöl liderliğinde Ankara’da kuruldu. 13 Temmuz 1990’a kadar Halk Partisi adıyla tüzel kişiliğini sürdürdü. Partinin kurucular kurulu 13 Temmuz 1990’da partinin adını “Cumhuriyet Halk Partisi” olarak değiştirildi. Partinin, 1980 Askerî Darbesi’nden sonra 16 Ekim 1981’de tüm siyasal partilerle birlikte kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi’nin adını almasının ardından Anayasa Mahkemesi’nde dava açıldı. Partinin adından “Cumhuriyet” sözcüğü çıkarılmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi 24 Eylül 1991’de verdiği kararla partinin “2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 96. maddesine aykırı davranışları” gerekçesiyle kapatılmasına karar verdi. Karar 24 Nisan 1992’de Resmî Gazete’de yayımlandı.

CHP eski Kurucu Başkanı Selahattin Bingöl
1993
  • Refah Partili Kağıthane Belediyesi’nden Ocak ayında çıkarılan 340 işçi bir dilekçe ile Birleşmiş Milletlere başvurarak arabulucu olmasını istedi. 
  • Bağımsız Devletler Topluluğu, Moskova’da başbakanlar seviyesinde yapılan zirvede Ekonomik Birlik Anlaşması imzalandı. 1996Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 12 siyasi mahkum dövülerek öldürüldü. 
1996

‘Düşünceye Özgürlük-Herkes İçin’ kitabının dağıtıcısı Şanar Yurdatapan hakkında 3 yıl hapis talebiyle dava açıldı. 

1998 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği 10 aylık hapis ve 716 milyon liralık para cezası Yargıtay tarafından onaylandı. 
2000 Ulucanlar Cezaevi Katliamında yaşamını yitiren Ümit Altıntaş için Karacaahmet Cemevi’nde toplanıp mezarlıkta sloganlarla anma yapan yaklaşık 300 kişi, anma sonrasında dövülerek gözaltına alındı.
2001 Pakistan’daki İslamcı örgütlerin oluşturduğu Pakistan-Afganistan Savunma Konseyi, Taliban’ın cihat çağrısına uyup ABD’ye karşı kanının son damlasına kadar direnileceğini ilan etti. Pakistan, Afganistan’daki tüm diplomatik temsilciliklerini kapatıp görevlileri geri çekti. 
2003
  • Almanya’da Anayasa Mahkemesi, öğretmenin derse başörtülü girişini yasaklayan kararı bozdu. Ancak, eyaletlerin kamu okullarında dini kıyafet giyilmesini yasaklayacak yeni yasalar çıkarılabileceğine hükmetti.
  • Almanya’da 11.Kürt Festivalindeki konseri nedeniyle PKK-KADEK’e yardım ve yataklık suçlamasıyla 21 Eylül’de Ankara’daki konseri sonrası gözaltına alınıp Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından serbest bırakılan Haluk Levent “Asıl sorumlu, uyum yasalarını çıkarıp uygulatmayan AKP hükümetidir” dedi.

Haluk Levent – 2003
2004
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kapatılan HEP yöneticilerinin 1998’de yaptığı başvuruyu karara bağladı. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesini ihlal ettiğini belirten mahkeme, Türkiye’yi 24 bin Euro ödemeye mahkum etti.   
  • Kıbrıs Rum Yönetimi Yüksek Mahkemesi, KKTC’de yaşayan Arif Mustafa’nın güneydeki malların iade edilmesi yönünde açtığı davayı haklı bularak, 1974 sonrasında Girne’den gelen bir Rum ailenin işgal ettiği Limasol yakınlarındaki evinin ve bahçesinin iadesini kararlaştırdı. Arif Mustafa, son çare olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmayı planlıyordu. Ancak Rum Yüksek Mahkemesi kararı sayesinde evine kavuştu.
2005 Ermeni Konferansı, Bilgi Üniversitesi’nde başladı. İlk girişim Mayıs’ta Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in ihanet suçlamasıyla ertelenmiş, ikincisi idare mahkemesi kararıyla durdurulmuştu. Ülkücüler ve İşçi Partililer konferansın yapıldığı Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nün önünde konferansı protesto etti. Konferansa katılmak isteyenlere domates ve yumurta atıldı. 
2011
  •  28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü; 24 Eylül 2011’de İstanbul’da ‘Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumunda, dönemin Sağlık Bakanı’na yapılan talep sonucunda ilan edildi. Sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarının görevi sırasında hasta ve hasta yakınlarının şiddet, baskı, zor kullanarak değil, karşılıklı iyi niyet ve saygı çerçevesinde ulaşılması gerekliliğini vurgulamak ve farkındalığı arttırmak amacıyla bu özel gün belirlenmiştir.
  • Küresel Eylem Grubu “İklimi değil, sistemi değiştir” çağrısıyla Kadıköy’de miting düzenledi.
2012 BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Türkiye tarafından 24 Eylül 2012 tarihinde imzalandı. İhtiyari Protokol, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edilmiş, 14 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti.
2013
  • Ankara 12’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Abdullah Öcalan’ın avukatlarının yeniden yargılanmasına ilişkin taleplerinin 11. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmesi üzerine yaptıkları itirazların reddine karar verdi. Öcalan’ın avukatları, 26 Temmuz’da, müvekkillerine daha önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak müvekkillerinin yeniden yargılanmasını talep etmişti. 4’üncü yargı paketi olarak bilinen 6459 sayılı yasanın 21’inci maddesinin yeniden yargılamaya ilişkin hükümlerine dayandırılan yeniden yargılama ve infazın durdurulması talebi 2 Ağustos’ta oybirliğiyle reddedilmişti.
  • Silahlı örgüt suçunu düzenleyen TCK 314’ten son dört senede toplam 66 bin 126 kişi savcılık soruşturması geçirdiği açıklandı. Bir soru önergesine Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından verilen cevapta, silahlı örgüt suçunu düzenleyen TCK 314’ten son dört senede toplam 66 bin 126 kişi savcılık soruşturması geçirdiği bildirildi.Gözaltına alınan kadınların Kadıköy/Rıhtım Polis Merkezi’nde zorla çıplak aramaya tabi tutulması protesto edildi.
  • THY’nin Hava İş grevinin “yasa dışı” olduğuna dair açtığı ve mahkemenin sendika lehine karar verdiği davada Yargıtay 22. Hukuk Dairesi yerel mahkeme kararını uygun bularak onadı.
2014 Yüzü maskeli IŞİD teröristleri, Musul’da tutuklulara ve yoksullara yönelik çalışmalarla bilinen hukukçu ve insan hakları savunucusu Samira Saleh Naimi’yi öldürdü. GCHR, BM’den “insanlığa karşı suçun” soruşturulmasını talep etti.

New York’ta Halkın İklim Yürüyüşü yapıldı. 2014 İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, soL gazetesinin 13 Mayıs 2014 sayısı için kaleme aldığı “Yasin ile Reza” başlıklı yazısında Suudi yatırımcı Yasin El Kadı’ya hakaret ettiği iddiasıyla şikayet edilen gazeteci Erbil Tuşalp’a dava açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

2015 MAZLUMDER Genel Merkezi adına Çatışma İzleme ve Çözüm Grubu Cizre Olayları Gözlem Raporu yayınlandı. Diyarbakır Barosu da, Şırnak’ın Cizre ilçesinde 4 Eylül – 12 Eylül 2015 tarihleri arasında Şırnak Valiliği’nce ilan edilen sokağa çıkma yasağı boyunca yaşananlara ilişkin inceleme raporunu yayınladı. Baro, Birleşmiş Milletler (BM) Hukuk Dışı, Kısayoldan Keyfi İnfazlar Özel Raportörü‘nü Cizre’ye davet edeceğini açıkladı.
2019
  • Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, parlamentonun askıya alınmasını oybirliği ile hukuka aykırı buldu. Başbakan Boris Johnson’ın parlamentoyu beş hafta askıya alma kararı, Kraliçe 2. Elizabeth tarafından da onaylanmıştı. Kararda “makul gerekçe olmadan Parlamento’nun anayasal işlevlerini yerine getirmesinin engellediği” kaydedildi.
  • RedHack Davasında, gazetecilere yönelik adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verildi. Mahkeme, suç unsuru bulunmayan dijital materyallerin iadesine karar verdi.
  • Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, Yargı Reformu‘na ilişkin, açıklamalarda bulundu. Siirt’te konuşan Feyzioğlu, Yargı Reformu ile ilgili hazırlıkların başından sonuna kadar yer aldıklarını belirtti. Yargı reformunun tek başına çözüm olmadığını ifade eden Feyzioğlu, “Bazı sürekli umutsuzlar ya da her çözüme bir sorun üretenler, ‘Biz çok reform gördük, çok şey gördük. Hayata geçmedi, o olmadı, bu olmadı’ diyor. İddia ediyorum, böyle bir çalışmayı, birlikte çalışmayı daha önce görmediniz” dedi. Taslakta 15 yıllık avukatlara hususi pasaport verilmesi de bulunuyordu.
  • Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanvekili Engin Yıldırım, “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi”nin İstanbul’daki kapanış konferansında konuştu. Yargıç Yıldırım “Türk yargı sistemine güven son derece düşük. Belki şu veya bu yargı organı olarak bakıldığında az bir şekilde farklılıklar meydana geliyor ama genel olarak Türkiye’de yaşayan insanlar Türk yargı sistemine pek fazla güvenmiyor. Bu çok ciddi bir sorun” dedi.
2020
  • Gazeteci Mümtazer Türköne hakkında FETÖ üyeliği suçlamasıyla verilen 10 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. Türköne’nin tahliyesine karar verildi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 23 Haziran’da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Dileğim bir haksızlık varsa bunun acilen düzeltilmesidir. Osman Kavala’nın, Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın ve daha pek çok sorunlu kişinin masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde şehit ağabeyi Mümtaz’er Türköne’nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir.” demişti.
  • “Çoklu Baro” düzenlemesinin yasalaşmasının ardından İstanbul’da ikinci baronun kurulması için gerekli olan 2 bin imza toplanarak TBB’ye başvuru dilekçesi teslim edildi.
 2021
  • Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso)  11 Eylül 2021 tarihinde uzun yıllardır tek başına kaldığı hücresinin bulunduğu Callao Deniz Üssü’nde, 86 yaşında ölmüştü. Cesedi 24 Eylül 2021 günü yakıldı ve külleri bilinmezliğe savruldu. Kendisi gibi hukukçu olan Fidel Castro‘dan sonra devrime en çok yaklaşan kişi olarak tanımlandı.
  • İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, 17 Haziran’da HDP İzmir İl Binası’na düzenlenen saldırıda O.G. tarafından katledilen Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz ve babası Abdullah Poyraz’ı ifadeye çağırdı. Başsavcılıktan aileye gönderilen tebligatta “müşteki olarak ifadeleri alınacağı” belirtildi.
  • İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Spinal Musküler Atrofi (SMA) hastaları ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifi verdi. Gerekçede, “Bahse konu olan bu kanun teklifi, Zolgensma adlı ilacın yurtdışından getirilerek SGK kapsamında ücretsiz ve koşulsuz olarak, 2 yaşından küçük veya 21 kilodan az olan tüm tip Spinal Müsküler Atrofi hastalığının tedavisinde kullanılmasını amaçlamaktadır.” denildi. 2021
  • Eski Bianet muhabiri Beyza Kural’a “Hiçbir şey eskisi gibi değil artık, bunu öğreteceğiz size” diyerek şiddet uygulayan üç güvenlik şube polisine açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yapıldı. Sonraki duruşma günü 10 Aralık 2021 olarak belirlendi.
 2023
  • Yunanistan Göç Bakanı, 2016’da AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci anlaşmasının yenilenmesini istediklerini söyledi.
  • Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir duruşmaya izleyici olarak katıldı. Gergerlioğlu, mahkemenin yaptığı yargılamayı sosyal medyadan eleştirdiği gerekçesiyle duruşma başladıktan sonra hakimin kendisini salondan dışarı çıkardığını açıkladı.
  • Bursa’da yaşayan emekli emniyet müdürü C.D, “kart aidatı iadesi” reklamına tıkladıktan sonra mobil bankacılık şifrelerini kaptırarak 277 bin lira dolandırıldı. Emekli emniyet müdürü Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Savcılık şüpheli Recep S. hakkında ‘dolandırıcılık’ suçundan soruşturma başlattı. Büyükçekmece Adliyesi’ne getirilen şüpheli savcılık ifadesinin ardından, tutuklamaya sevk edilmeden serbest bırakıldı. İlgili banka, sorumluluk kabul etmedi ve paranın iadesi talebini reddetti.
 2024
  • Diyarbakır’da 6 Şubat depreminde 100 kişinin yaşamını yitirdiği Hisami Apartmanı davasında 2 müteahhit ve 2 arsa sahibine 17 yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. Dava Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
  • İspanyolca öğretmeni B.N.Ç, çğrencisi olan 14 yaşındaki çocuğa cinsel istismar suçlamasıyla 14 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık,”15 yaşından küçük olduğunu bilmiyordum” şeklinde savunma yaptı. Dava konusu olan olay İstanbul Gaziosmanpaşa’da yaşanmıştı.
  • İran’da ‘ahlak polisi’ tarafından gözaltına alındıktan sonra katledilen Emini için ‘Baraye’ isimli bir şarkı yapan ve 3 yıldan fazla hapis cezası alan Hacıpur, çıkarılan aftan yararlandığını açıkladı.
  • İstanbul’da sosyal medya üzerinden verdikleri ‘ucuz kiralık araç’ ilanlarıyla kurdukları siteye yönlendirdikleri kişilerin kredi kartı bilgilerini çaldıkları tespit edilen iki şüpheli yakalandı. Şüphelilerden Yener A.’nın daha önceden 69 suç kaydı olduğu ayrıca hakkında 3 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunduğu belirlendi. Diğer şüpheli Ramazan S.’nin ise daha önceden 90 suç kaydı olduğu belirlendi. Ramazan S.’nin de hakkında kesinleşmiş 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla arandığı ortaya çıktı.
  • Myanmar’da cunta yönetiminin darbe karşıtlarının infazına devam ettiğini bildiildi. Birleşmiş Milletler (BM) Myanmar Bağımsız Soruşturma Mekanizması Başkanı Nicholas Koumjian da, Myanmar’da kamuya kapalı görülen davalarda verilen idam cezalarına ilişkin infaz planlarına tepki göstererek, bunun ciddi bir uluslararası suç teşkil edebileceğini açıkladı.
  • Marcellus Williams, 24 Eylül’de Missouri eyaletinde idam edildi. 1998’de işlenen bir cinayet nedeniyle Bonne Terre Hapishanesi’nde bulunan Williams zehirli iğne yöntemiyle infaz edildi. Amerika-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR), infazı kınayarak Williams’ın cezasının durdurulması için kampanya başlatmış, 50 bine yakın imza toplamıştı.
 

 

24 Eylül Hukuk Takvimi

Orhan Hançerlioğlu

0
Orhan Hançerlioğlu

Orhan Hançerlioğlu 19 Ağustos 1916’da İstanbul’da doğdu.

1935’te Şişli Terakki Lisesi’nden mezun oldu. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Hukuk eğitiminin yanı sıra felsefe ve edebiyatla da yakından ilgilendi. Üniversite yıllarından itibaren şiir ve öykü denemeleri yayımlandı.

1943-1947 yıllarında, Meriç (3 Haziran–25 Temmuz 1943), Keşan (26 Temmuz 1943–12 Ocak 1944) ve Karaisalı’da (29 Kasım 1945–28 Haziran 1947) kaymakamlık yaptı.

Kaymakamlığın akabinde İstanbul Belediye Müfettişliği görevine getirildi. 26 Ağustos 1951’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü III. Şube Müdürlüğüne atandı ve burada kısa süre görev yaptı.

17 Nisan 1952’de ise İstanbul Şehir Tiyatroları Müdürlüğü görevine atandı.

Hançerlioğlu 3 Ağustos 1953’te İETT İşletmeleri Umum Müdürlüğü Hukuk İşleri müdür muavinliğine atandı, 1954’ten sonra İETT Hukuk İşleri Müdürü olarak çalıştı. 1978 yılında bu kurumdan emekliye ayrıldı. 

Hukukçu, kamu idarecisi, yazar ve araştırmacı kimlikleri ile çok yönlü ve üretken bir yaşam sürdü.

Sanat hayatına şiirle girdi. 1936 yılında Kıvılcım isimli bir şiir kitabı çıkardı.

Türk Dil Kurumu üyesiydi. Dil ve düşünce alanında yaptığı çalışmalarla tanındı. 1955’te yayımlanan “Ali” adlı romanıyla 1956 yılında Türk Dil Kurumu Ödülü’nü kazandı.

Romanlarında kırsal kesimin sorunlarını ve kent yaşamında insan ilişkilerini, kişilerin psikolojik açmazlarını irdeledi. Düşünce akımlarını, düşünce sorunlarını konu edinen ve erdem açısından ele alan eserler yazdı.

1953-1957 yılları arasında İstanbul Radyosu’nda sanat ve edebiyat konulu konuşmalar yaptı. 1956-1958 yılları arasında İstanbul Radyosu’nun uzun dalga yayınında akşam saatlerinde yayımlanan “Binbir Gece Masalları” programında masallar seslendirdi.

1970’li yıllardan itibaren çok önemli bir kültür hizmeti sundu. Özellikle “Felsefe Sözlüğü” ve “Dünya İnançları Sözlüğü” gibi ansiklopedik çalışmaları, Türkiye’de felsefe, dinler tarihi ve düşünce akımlarına dair temel başvuru kaynakları arasında yer aldı. Türkiye’de felsefi kavramların Türkçeleştirilmesi ve halka ulaşması konusunda öncü bir rol oynadı. Sosyal sorunları edebiyat aracılığıyla dile getirmesi, onu aynı zamanda bir toplumcu gerçekçi yazar kimliğiyle öne çıkardı.

Varlık, Yeditepe, Fikirler, Beş Sanat, Şadırvan, Ağaç ve başka çeşitli dergilerde şiir, hikâye ve yazıları yayımlandı.

 9 Temmuz 1991 tarihinde, İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Roman ve Öykü Kitapları
  • Yedinci Gün
  • Ali
  • Ekilmemiş Topraklar
  • Bordamıza Vuran Deniz
  • Karanlık Dünya
  • Kutu Kutu İçinde
  • Oyun
  • Büyük Balıklar
  • Başka Dünyalar
  • İnsansız Şehir
Sosyal Bilimler Alanındaki Eserleri
  • Felsefe Ansiklopedisi (Kavramlar ve Akımlar, 7 cilt – Düşünürler Bölümü, 2 cilt)
  • İnanç Tarihi
  • Erdem Açısından Düşünce Tarihi
  • Mutluluk Düşüncesi
  • Başlangıcından Bugüne Kadar Özgürlük Düşüncesi
  • Düşünce Tarihi
  • Musahipzade Celal

“Günümüz düşünce kültürüne temel olan kavramları açıklayan seçkin bir başvuru kaynağı!” Orhan Hançerlioğlu’nun yıllarca ve özenle üstünde çalıştığı bu sözlük, felsefe akım ve kavramlarını kuşatıcı bir biçimde açıklıyor. Bu niteliğiyle Felsefe Sözlüğü, bir yandan evrensel düşünce dünyasının panoramasını çizerken öte yandan felsefecilerin yaklaşımlarıyla ilgili önemli ayrıntıları da ele alıyor. Felsefe Sözlüğü, felsefe akım ve kavramlarının Osmanlıca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve İtalyanca karşılıkları ile bu dillerde ayrı ayrı kavramlar dizinine ek olarak felsefe alanında geniş bir kişi diziniyle konusunda kapsamlı bir rehber…

Sözlük Çalışmaları
  • Felsefe Sözlüğü
  • Türk Dili Sözlüğü
  • Dünya İnançları Sözlüğü
  • İslam İnançları Sözlüğü
  • Ruhbilim Sözlüğü
  • Toplumbilim Sözlüğü
  • Ekonomi Sözlüğü
  • Ticaret Sözlüğü

“FELSEFE ANSİKLOPEDİSİ iki bölümde düzenlenmiştir. Birinci bölüm kavram ve akımları, ikinci bölüm düşünürleri kapsar. Her bölüm, bağımsız bir bütündür. Genel dizin ve kişi adları dizininden başka Türkçe, Osmanlıca, Fransızca, Almanca, İngilizce, İtalyanca, Yunanca, Latince, Arapça, Farsça, Sanskritçe, İbrânice, Çince, Slavca olmak üzere on dört dilde düzenlenmiş olan özel dizinler, her bölüm ve her cilt için ayrı ayrı hazırlanmıştır. Yazarın, anlaşılmaz sanılanı anlaşılıra dönüştürmekte ve yapraklar dolusu sözle anlatılabilecek olanı birkaç satırla anlatabilmekte gösterdiği büyük yetenek, ansiklopediyi herkesin rahatça okuyabileceği bir anlatıma kavuşturmuştur”

Türk Dil Kurumu

0
Türk Dil Kurumu

 

Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif’at, Ruşen Eşref, Celâl Sâhir ve Yakup Kadri’dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif’at’tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” olarak tespit edilmiştir. Kurulan cemiyet bu amacını Türk dilini tetkik ve elde edilen neticeleri neşir ve tamim ederek gerçekleştirecektir.

Bu amaca ulaşmak için de şu yol takip edilecektir: 1. Toplanıp ilmî müzakerelerde bulunmak; 2. Türk dilini kendi meşelerine, tekâmülüne ve ihtiyaçlarına göre tespit ve tedvin etmek; 3. Türk dilini tetkike yarayacak vesaik ve malzemeyi elde etmek, eski kitaplardan ve memleketin her mıntıkasındaki halk dilinden derlemeler yapmak ve yaptırmak; 4. Cemiyet mesaisinin semerelerini her türlü yollarda neşre çalışmak.

Atatürk’ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de ilmî bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun “Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın” adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934’te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.

 Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür:
1. Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;

2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.

Atatürk’ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940’larda yayın hayatına çıkabilen Dîvânu Lügâti’t-Turk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü‘yle ilgili çalışmalar da Atatürk’ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.

Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk’ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra da öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuştur.

1936 Kurultayı’nda kabul edilen tüzük değişikliği ile tüzüğün birinci maddesi ad değişikliğini bildirmekle birlikte TDK’nin Atatürk’ün öncülüğünde kurulduğu şu sözlerle ifade edilmiştir: Ulu önder Atatürk’ün kutlu eliyle ve onun yüce Kurucu ve Koruyucu Genel Başkanlığı altında 12 Temmuz 1932’de kurulmuş olan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu” adını almıştır.

Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.

Atatürk, 1 Kasım 1936’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş  derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.”

Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk’ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951’de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. Söz konusu Kurultay’da yapılan tüzük değişikliği ile Cumhurbaşkanlarının Kurumu koruyuculuk özellikleri, Millî Eğitim Bakanlarının doğal Kurum başkanlıkları hükümleri kaldırılmış, Yönetim Kurulunun kendi içinde başkan seçmesi kuralı getirilmiştir. Böylece Kurumun 1951 yılına kadar süren devlet himayesindeki dernek statüsüne son verilmiştir. Bu tarihten sonra bir dernek yapısındaki TDK’nin Başkanı, hemen her meslekten kişilerin bulunduğu üyeler tarafından seçilen Yönetim Kurulu içerisinden seçilecektir. Bu hüküm, izleyen kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde yer almıştır.

İlk büyük yapı değişikliğinin yaşandığı 1951 yılındaki Olağanüstü Türk Dil Kurultayı’nda Kurumun amaç maddesi de değiştirilerek “dil araştırmalarının devrimci bir anlayışla ve bilim metotlarına uygun olarak yapılmaya çalışılacağı” belirtilmiştir. Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan amaç maddesinin Atatürk’ten sonra değiştirilmiş bu biçimine 1954, 1956, 1964, 1973, 1979 yıllarındaki kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde aynen yer verilmiştir.

İkinci önemli yapı değişikliği 1982 Anayasası ile gerçekleşmiştir. Atatürk’ün 1936 yılı meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim” şeklindeki isteği dikkate alınarak her iki kurum da bu değişiklik ile akademik bir yapıya kavuşturulmuştur. 1982’de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.

Anayasanın 134. maddesiyle Atatürk’ün manevi himayelerinde Cumhurbaşkanlarının gözetim ve desteğiyle başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştur. Anayasanın bu maddesine bağlı olarak kabul edilen 2876 Sayılı Kanun ile Türk Dil Kurumu; Atatürk, Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi ile birlikte kamu tüzel kişiliğine sahip dört kurumdan biri olarak tanımlanmıştır.

Yeni dönemde Türk Dil Kurumu başkanı artık atama yoluyla göreve getirilmektedir. Bununla beraber 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun TDK ile ilgili bölümünde Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan ifadelerin aynen korunduğu, hatta bazı ifadelerin tırnak içerisinde aynen aktarıldığı görülmektedir. Ayrıca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilmiştir.

 Bu dönem içinde Türk Dil Kurumu ve diğer Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bağlı kuruluşları, 20’si Yüksek Öğretim Kurumu; 20’si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeden oluşan Bilim Kurullarına sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturmaktaydı. Kurumun ilmi çalışmaları bu kurul tarafından planlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile ilmi çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilmekteydi.

Türk Dil Kurumu teşkilat yapısında yapılan son değişiklik 02.11.2011 tarihinde 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmıştır. Söz konusu kararname ile Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun tüzel kişilikleri korunarak malî menfaatler saklı tutulmuş ve kendilerine tahsis edilmiştir.

664 Sayılı Kararname’ye bağlı olarak yürürlüğe giren Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Asli, Şeref ve Haberleşme Üyeleri Yönetmeliği hükümlerine göre Kurumun görev alanına giren konularda üstün nitelikli ilmî araştırma ve eserleriyle, eğitim, öğretim, kültür ve sanat hizmetleriyle temayüz etmiş, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu kişiler arasından seçilen 40 aslî üye Bilim Kurulunu oluşturmaktadır. Aslî üyeler, Yüksek Kurum Başkanı ile ilgili Kurum başkanının birlikte önereceği iki katı aday arasından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunca seçilmektedir.

Bilim Kurulu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre de İlmî çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de Bilim Kurulu tarafından seçilmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İlmî çalışmaları yürüten kollar şunlardır:

1. Türk Yazı Dilleri ve Ağızları Kolu

2. Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi Kolu

3. Yazıt Bilimi Kolu

4. Sözlük Kolu

5. Yayın ve Tanıtma Kolu

6. Dil Bilimi ve Dil Bilgisi Kolu

Türk Dil Kurumunun Türk dilinin çeşitli alanlarına, dönemlerine ve konularına yönelik ilmî araştırmaları bilim ve uygulama kolları ile sınırlı değildir. Bilim ve uygulama kollarının yanı sıra Türk Dil Kurumunun desteklediği projelerle Türk dili ile ilgili bazı alanlarda ve konularda da araştırmalar yürütülmesi, bu araştırmaların yayına dönüştürülmesi ile ilim dünyamıza yeni yayınlar kazandırılması amaçlanmaktadır. Türk Dil Kurumunda şu anda şu projeler yürütülmektedir:

1.Türk Dili ile İlgili Yabancı Dillerdeki Temel Eserlerin Tercüme Edilmesi

2.Türkiye Türkçesi Köken Bilgisi (Etimoloji) Sözlüğü’nün Hazırlanması

3.Türk İşaret Dili Sisteminin Oluşturulması, İşaret Dili Sözlüğü’nün Hazırlanması

4.Uzaktan Öğretim Yöntemiyle Yabancılara Türkçe Öğretimi Yazılımı

5.Farklı Kültürlerin Temel Düşünce ve İlim Eserlerinin Türkçeye Çevirisi

6.Türk Dili Belgesel ve Film Yapımı

    Türkiye Türkçesinin çağdaş sözlüğünü sürekli geliştirerek Genel Ağ ortamında sürekli güncelleyen Türk Dil Kurumu, 2011 yılı içinde Türkçe Sözlük’ün 11. baskısını yayımlamıştır.   Türkçe Sözlük‘ ün son baskısında 122.000 civarında kelime yer almıştır. Yazım Kılavuzu‘nun son baskısı 2012 yılında yayımlanmıştır. İlköğretim müfredatına göre seçilen 11.630 kelimenin tanım ve anlamlarının yer aldığı İlköğretim Okulları için Türkçe Sözlük’ ün 5. baskısı gerçekleştirilmiştir.Anlamlarının verilmesinde hem ilköğretim ders içerikleri hem de ilköğretim öğrencilerinin söz varlığı göz önünde bulundurulmuştur. İlköğretim Okulları için Yazım Kılavuzu’ güncellenerek içeriğine “Yazım Kuralları”, “Konu Dizini”, “Genel Dizin” bölümlerine yer verilmiş ve 6. baskısı yayımlamıştır.

     Son dönemde, yılda 30-40 ilmî eseri yayın dünyasına kazandıran Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil ve edebiyat konuları ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Azeri, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen ilmî araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı iki cilt yayımlanır. Uluslararası hakemli dergi niteliğindeki Türk Dünyası, ASOS Index, SOBIAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini) ve Google scholar tarafından taranmaktadır. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi’ne ULAKBİM (DergiPark) üzerinden de ulaşılabilmektedir. Alanımızın önemli dizinlerinden MLA ile yazışmalarımız tamamlanmış, taranma talebimiz kabul edilmiştir. TURKOLOGISCHER ANZEIGER ve TURKOLOGY ANNUAL tarafından taranan Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisi,  Üniversiteler Arası Kurul Başkanlığının Filoloji Temel Alanları için kabul ettiği ‘ulusal hakemli’ dergi niteliğini taşımaktadır. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisine de ULAKBİM (DergiPark) üzerinden ulaşılabilmektedir.

Türk Dil Kurumu kuruluşundan bugüne içinde bilim sanat terimleri sözlükleri, ağız araştırmaları, Türk dünyası destanları ve edebî metinlerinin bulunduğu geniş bir yelpazede 1163’ü geçen eseri yayımlayarak bilim kültür dünyasına sunmuştur. Günümüzde Türk Dil Kurumu, zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye’nin önde gelen araştırma ve kültür kurumu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Abimael Guzmán

0

Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso)  3 Aralık 1934 tarihinde doğdu.

San Agustín Ulusal Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk eğitimi gördü.  Öğrencilik döneminde Marksizm ile tanıştı, 1962 yılında San Cristóbal Huamanga Üniversitesi felsefe bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı.

1965 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret etti. Sovyet emperyalizmini ABD emperyalizmine benzetti ve eleştirdi.

1970’li yıllarda hükûmet karşıtı gösterilerde iki kez tutuklandı, daha sonra üniversitedeki görevinden istifa ederek yer altı örgütlerine katılarak benzer düşüncede devrim yaratmaya kendini adamış genç akademisyeni etrafında topladı. Peru üniversitelerindeki akademik çevrelerle sınırlı hareket zamanla genişledi. Peru’daki, Aydınlık Yol devrimci hareketinin liderliğini üstlendi ve Gonzalo takma adını alarak Maoist modele göre devrimci köylü halk savaşını başlattı. Yoğun iç savaş ortamında yaklaşık 70 bin kişi hayatını kaybetti. Takipçileri, onu Marx , Lenin ve Mao’dan sonra Komünizmin Dördüncü Kılıcı ilan etti.

Abimael Guzmán, 1985 yılında, Aydınlık Yol posterinde

17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arama kararı çıkarıldı ve 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından bir bale okuluna yapılan baskında diğer örgüt mensupları ile birlikte yakalandı. Hâkimlere karşı gerillalar tarafından saldırı yapılmasından çekinen hükûmet başları kapalı askeri hâkimlerce yargılanmasını uygun gördü. Üç gün süren duruşmalarda, başları kapalı askeri yargıçlarca yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Lima’daki Callao askeri deniz üssü hapishanesine gönderildi. Peru hükûmeti tarafından bir kafesin içerisinde mahkûm kıyafetleriyle kamuoyuna teşhir edildi.

The Dancer Upstairs – Yukarıdaki Dansçı

Yakalanmasının ardından hükümet tarafından çıkarılan af kanunu sonucunda 23.000 civarındaki gerilladan altı bini silah bırakarak teslim oldu. Silahlı mücadeleye devam kararı alan Aydınlık Yol gerillaları ise Oscar Ramirez Durand önderliğinde yollarına devam etti.  Ancak 1999 yılında Ramirez’in de yakalanmasıyla örgüt daha büyük bir darbe aldı.

Peru Anayasa Mahkemesinin antiterör yasasını iptal etmesi ile Guzmán, 2004 yılında basına kapalı olarak yeniden yargılandı ve 13 Ekim 2006 tarihinde yeniden ömür boyu hapis cezası verildi. Ölümüne kadar Lima yakınlarındaki Callao Deniz Üssü’nde hükümlü olarak hapis hayatı yaşadı.

Anıları ve değerlendirmelerini, De puño y letra isimli kitapta topladı. Kitapta gerilla savaşı döneminde yaşadıklarını, yakalandıktan sonra mahkemede yaptığı savunmalarını ve geleceğe dönük düşüncelerini açıkladı. Sıkı güvenlik tedbirleri uygulanan hapishane hücresinden el yazması bu kitabın dışarıya çıkarılabildiği halen gizemini korumaktadır.

11 Eylül 2021 tarihinde uzun yıllardır tek başına kaldığı hücresinin bulunduğu Callao Deniz Üssü’nde, 86 yaşında öldü. Cesedi 24 Eylül 2021 günü yakıldı ve külleri bilinmezliğe savruldu.

Kendisi gibi hukukçu olan Fidel Castro‘dan sonra devrime en çok yaklaşan kişi olarak anıldı.

Avrupa Demokratik Güç Birliği) Peru devletini protesto etmek için yayımladığı basın açıklamasında, Guzan’ın ağır hastalıklarına ve yaşına rağmen serbest bırakılmaması eleştirilmiş ve “Dr. Abimael Guzmán Reynos’un (Başkan Gonzalo) Katili Peru Devletidir!” demiştir. 

The Dancer Upstairs(Yukarıdaki Dansçı), başrollerini Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante’nin oynadığı yapımcılığını ve yönetmenliğini John Malkovich’in yaptığı Abimael Guzmán’ın yakalanma hikayesini anlatan 2002 İspanyol-Amerikan suç gerilim filmidir. Hikaye  Perulu  Maoist gerilla örgütü Shining Path’den esinlenmiştir. Başkan Gonzalo takma adıyla tanınan  lideri Abimael Guzmán’dır. Film, senaryoyu da yazan Nicholas Shakespeare’in 1995 tarihli The Dancer Upstairs adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmeni John Malkovich olan filmde Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante oynamıştır. 

Yavuz Sabuncu

0

Yavuz Sabuncu, 24 Eylül 1948 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. (Ölümü: 12 Şubat 2007) Sultanahmet İlkokulunu bitirdi.

İstanbul Erkek Lisesi’nin Edebiyat Şubesi’nden 1966 yılında mezun oldu.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okudu. 1970 yılında, Siyaset ve İdare Bölümü’nden  mezun oldu. Aynı fakültede Siyasi İlimler doktora programına başladı.

1970-1971 ders yılında Avusturya hükümetinin burslusu olarak Linz Sosyal Bilimler Yüksek Okulu’nda misafir öğrenci olarak akademik çalışmalarını sürdürdü.

Akademik çalışmaları sırasında, kısa bir süre banka müfettiş muavinliği yaptı. Fakat ardından 1974 yılında askerlik görevine başladı.

Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, 1976 yılında, Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Hukuku kürsüsünde asistan olarak akademik hayatına başladı.

1979 yılında, doktorasını tamamlayarak hukuk doktoru unvanını kazandı. Sonrasında, 1990 yılında aynı bilim dalında doçent, 1995 yılında ise profesör oldu.

Ayrıca, 1984-1986 yıllarında Avrupa Konseyinden ve 1989’da DAAD’dan aldığı burslarla Almanya’da bilimsel çalışmalarda bulundu.

2000-2005 yılları arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü.

Sabuncu, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku derslerini verdi. Aynı yıllarda, KKTC Yakın Doğu Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku derslerine girdi. Ayrıca, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu başkanlığını yaptı. Aynı fakültede, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün Müdürü olarak çalıştı.

Siyasi İlimler Türk Derneği, TESEV Vakfı ile Türk-Alman Kamu Hukukçuları Forumu üyesiydi. Bunun yanı sıra, bir süre Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olarak da görev yaptı.

Ayrıca, TBB İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Akademik ve Bilimsel Danışma Kurulunda görev yaptı.

Hukuk fakültelerinde, Anayasa Hukukuna Giriş, Türkiye’nin Anayasal Düzeni, Çağdaş Devlet Düzenleri, Temel Haklar ve Özgürlükler, Türkiye’nin Güncel Siyasal Sorunları derslerini verdi.

12 Şubat 2007’de yaşama veda etti.

Öğrencileri tarafından her yıl anılmakta, İstanbul Mülkiyeliler Birliği’nde ve başkaca platformlarda “Yavuz Rakısı” adıyla buluşmalar yapılmaktadır.

Kuzguncuk'ta 7'nci 'Yavuz Rakısı' buluşması

Prof. Dr. Yavuz Sabuncu’nun Eserleri:
  • Anayasa Hukukuna Giriş
  • Çağdaş Devlet Düzenleri
  • Seçim Sistemleri
  • Siyaset Bilimine Giriş
  • Türk Anayasa Sistemi

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi

0

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi (European Convention on the Suppression of Terrorism ) , 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalanmıştır. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalamış ve 27 Ekim 1980 tarihinde onaylamış, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, terör eylemlerinin cezalandırılması ve önlenmesi konusunda üye devletler arasında hukuki ve cezai iş birliğini teşvik etmektedir. Özellikle, terör eylemlerinin siyasi suç olarak değerlendirilemeyeceğini ve faillerin iadesi gibi konularda devletlerin sorumluluklarını belirlemektedir. Terörizme karşı daha etkin bir mücadele için ortak kurallar getirerek, teröristlerin sığınak bulmalarını zorlaştırmayı amaçlamaktadır.

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi

Bu sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Konseyi amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğunu nazırı dikkate alarak;

Artan Tedhişçilik suçlarının sebep olduğu büyüyen endişeyi müdrik olarak;

Bu kabil suç faillerinin, kovuşturma ve cezadan kurtulmamaları için etkin önlemlerin alınmasını temenni ederek;

Bu sonuca varabilmek için suçluların iadesinin özellikle etkili bir çare olduğuna inanarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Madde 1

Akit Devletler arasında suçluların iadesi maksadıyla, aşağıda belirtilen suçların hiçbiri siyasi suça murtabit suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç niteliğinde telakki edilmeyecektir.

a) 16 Aralık 1970 tarihinde La Haye’de imzalanan uçakların kanun dışı yollarla ele geçirilmesinin önlenmesine ilişkin Sözleşmenin kapsamına giren suçlar;

b) 23 Eylül 1971 tarihinde Montreal’de imzalanan sivil havacılığın güvenliğine karşı kanun dışı eylemlerin önlenmesine ilişkin Sözleşmenin kapsamına giren suçlar;

c) Diplomatik Ajanlar dahil olmak üzere Uluslar arası bir himayeye tabi olan şahısların hayat, fiziki bütünlüğü veya hürriyetine bir saldırıyı kapsayan vahim suçlar;

d) Adam kaldırma, rehin alma veya gayri kanuni hürriyeti tehdit eden suçlar;

e) Şahısların hayatı için tehlike teşkil ettiği ölçüde bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup veya koli kullanmak suretiyle işlenen suçlar;

f) Yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs veya böyle bir suçu işleyen veya işlemeye teşebbüs eden bir sahsın fiiline suç ortağı olarak iştirake ilişkin suçlar;

Madde 2

1- Üye Devletleri arasında iadenin amaçları bakımından, bir Akit Devlet, bir şahsın hayati, fiziki bütünlüğü veya hürriyeti aleyhine işlenip, 1 nci madde kapsamına giren herhangi bir suçtan başka bir şiddet eylemini içeren vahim bir suçu, siyasi suç ile irtibatlı suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç saymamaya karar verebilir

2- 1. madde zikredilenlerin dışında şahıslar için toplu bir tehlike teşkil ettiği takdirde mülkiyet aleyhine bir fiili içeren vahim bur suça da aynı kaide uygulanacaktır.

3- Yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs veya böyle bir suçu işleyen veya işleyeme teşebbüs eden bir şahsın fiiline suç ortağı sıfatıyla katılma halinde de aynı kaide uygulanacaktır.

Madde 3

Suçluların iadesine dair Avrupa Sözleşmesi dahil Akit Devletler arasında uygulanan suçluların iadesi konusundaki bütün Antlaşma ve Sözleşme hükümleri Akit Devletler arasında bu Sözleşme hükümleri ile bağdaşmadıkları ölçüde değiştirilmiştir.

Madde 4

Akit Devletler arasında yürürlükte bulunan suçluların iadesinde dair Antlaşma ve Sözleşmelerde 1 ve 2 nci maddelerde belirtilen herhangi bir suç iade listesinde sayılmadığı takdirde bu Sözleşmenin uygulamasında dahil edilmiş sayılacaktır.

Madde 5

Talep edilen Devletler, 1. ve 2. maddelerde öngörülen suçlar için varit iade talebinin bir şahsı ırk, din, milliyet, siyasi kanaatleri dolayısıyla kovuşturma veya cezalandırma gayesi için yapıldığına veya bu şahsın durumunun bu sebeplerden biri ile ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde bu Sözleşmenin hiçbir hükmü suçluların iadesi konusunda yükümlülük tahmil edecek
şekilde yorumlanmayacaktır.

Madde 6

1- Her Akit Devlet, şüphe edilen sanığın kendi ülkesinde bulunması ve kaza yetkisi talep edilen devletin hukukuna eşit şekilde yürürlükte olan yargı hakkı iadesine dayanan bir Akit Devletten aldığı iade talebini
müteakip, sanığı iade etmemesi halinde, 1. maddede zikredilen suç hakkında kendi kaza yetkisini tesis etmek için gerekli tedbirleri alacaktır.

2- Bu Sözleşme Milli Hukuk’a uygun şekilde uygulanan herhangi bir ceza yargı yetkisini bertaraf etmez.

Madde 7

Ülkesinde 1. maddede zikredilen bir suçu işlediğinden şüphe edilen şahsın bulunduğu her akit devlet; 6. maddenin 1. paragrafından zikredilen şartlar dahilinde iade talebi aldığında, bu şahsı iade etmediği takdirde, her ne suretle olursa olsun istisnasız ve lüzumundan fazla gecikmeden dolayı kovuşturma maksadıyla kendi yetkili merciilerine intikal ettirecektir. Bu yetkili merciiler, o Devletler kanunları gereğince vahim nitelikte herhangi bir suç olayındaki gibi karar vereceklerdir.

Madde 8

1- Akit Devletler; 1. veya 2. maddelerde zikredilen suçlara taalluk eden kovuşturmalarla ilgili ceza meselelerinde yekdiğerine en geniş adli yardımı sağlayacaklardır. Talep edilen Devletin ceza meselelerinde karşılıklı adli yardıma taallük eden kanun bütün hallerde uygulanacaktır. Bununla beraber, bu yardım, siyasi bir suç veya siyasi nedenlerle işlenmiş bir suçla ilgili olduğundan bahisle sadece bu sebeple reddedilmeyecektir.

2- Talep edilen Devlet; 1. ve 2. maddelerde zikredilen bir suçtan dolayı adli yardım talebinin, kişinin, ırk, din, milliyet veya siyasi kanaatleri dolayısıyla kovuşturma veya cezalandırma sayesiyle yapıldığına veya bu
şahsın durumunun bu sebeplerden biri ile ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü adli yardımın yerine getirilmesi için yükümlülük tahmil
edecek şekilde yorumlanmayacaktır.

3- Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi dahil, Akit Devletler arasında uygulanan ceza işlerinde karşılıklı adli yardım konusundaki bütün antlaşma veya sözleşme hükümleri, Akit Devletler arasında bu Sözleşme hükümleri ile bağdaşmadıkları ölçüde değiştirilmiştir.

Madde 9

1- Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi, bu Sözleşmenin uygulanmasını takip edecektir.

2- Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi, bu Sözleşmenin uygulanmasından doğabilecek herhangi bir itilafı dostluk çerçevesinde çözümlenmesini kolaylaştırmak için gerekli her şeyi yapacaktır.

Madde 10

1- Bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda Akit Devletler arasında ortaya çıkacak herhangi bir itilaf 9. maddenin 2. paragrafına göre çözümlenemediği takdirde taraflardan birinin istemi üzerine anlaşmazlık hakeme havale edilecektir. Taraflardan her biri bir hakem ve bu iki hakem de üçüncü bir hakemi tayin edeceklerdir. Tahkim talebinden itibaren üç ay içinde taraflardan birisi bir hakem atamadığı takdirde bu hakem diğer tarafın istemi üzerine Avrupa İnsan Hakları Divanının Başkanı tarafından atanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Divanı Başkanı taraflardan birinin tebaası olduğu takdirde hakemin atanması, Divanın Başkan Vekiline, adı geçen de aynı durumda bulunuyorsa taraflardan birinin tebaası olmayan daha kıdemli Divan üyesine ait olacaktır. Üçüncü hakemin atanması hususunda iki hakem anlaşamadıkları takdirde de aynı yöntem uygulanacaktır.

2- Hakem Mahkemesi kendi muhakeme usulünü vazedecektir. Karar çoğunluk oyu ile alınacak ve kesin olacaktır.

Madde 11

1- Bu Sözleşme Avrupa Konseyi Üye Devletlerin imzasına açık tutulacaktır. Sözleşme tasdik, kabul ve tasvibe tabi tutulacaktır. Tasdik, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri nezdinde tevdi olacaktır.

2- Sözleşme, üçüncü tasdik, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

3- Sonradan tasdik, kabul veya tasvip eden imzacı Devletle ilgili olarak, Sözleşme tasdik, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden 3 ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 12

1- Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya tasdik, kabul veya tasvip belgesini tevdii ederken, Sözleşmenin uygulanacağı Ülke veya ülkeleri saptayacaktır.

2- Herhangi bir Devlet, tasdik, kabul veya tasvip belgesini tevdii ederken veya daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı beyan ile bu Sözleşmenin uygulanmasını ilişkilerden sorumlu
olduğu veyahut namlarına hakaret etmeye mezun bulunduğu diğer ülke veya ülkelere de teşmil edilecektir.

3- Yukarıdaki paragrafa uygun olarak yapılan her beyan, bu beyanda zikredilen ülke hakkında olmak üzere, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildiri ile geri alınabilecektir. Bu geri alma hemen veya bildiride gösterilebilecek daha sonraki bir tarihte geçerli olacaktır.

Madde 13

1- Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya tasdik, kabil veya tasvip belgesini tevdii ederken, aşağıda yazılı hususlar dahil suçun kendisine has vahim yönlerini suçun değerlendirilişinde göz önüne elmayı taahhüt etmek kaydıyla, siyasi suç, siyasi suçla ilişkili suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç mahiyetinde telakki edeceği 1. maddede zikredilen herhangi bir suça ilişkin iade talebini reddetmek hakkını mahfuz tuttuğunu beyan edebilir:

a- Suçun; şahısların hayati, fiziki bütünlüğü veya özgürlükleri için toplu bir tehlike yaratması; veya

b- Suçun; işlendiği saikle ilişkisi bulunmayan şahısları etkilemesi; veya

c- Suçun; işlenmesinde zalimane veya hırçın usullerin kullanılmış olması,

2- Herhangi bir devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı ve kabul tarihinde hüküm ifade edecek olan bir tebligat ile bundan evvelki paragrafa uygun olarak beyan ettiği kaydı ihtiraziyi tamamen veya kısmen geri alabilecektir.

3- Bu maddenin 1. paragrafına uygun olarak ihtirazi kayıt beyan eden bir Devlet 1. maddenin başka bir Devlet tarafından tatbik edilmesini isteyemez; bununla beraber kaydı ihtirazinin kısmi veya şartlı olduğu ahvalde sözü edilen maddenin kendisinin kabul ettiği ölçüde tatbik edilmesini isteyebilir.

Madde 14

Her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir tebligat ile bu Sözleşmeyi feshedebilecektir. Keyfiyet aynı anda veya tebligatta belirtebilecek daha sonraki bir tarihte hüküm ifade edecektir.

Madde 15

Avrupa Konseyinden çekilen veya üyeliği kalkan her Akit Devlet bakımından bu sözleşme hüküm ifade etmez.

Madde 16

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Konseyi Üyesi Devletlere aşağıdaki hususları bildirecektir.

a- Her imzayı;

b- Her onaylama, kabul veya tasvip belgesinin tevdi edilmesini

c- Bu sözleşmenin, 11. maddeye uygun olarak kabul edilen her bildiri veya tebligatı;

d- 12. maddeye uygun olarak kabul edilen her bildiri veya tebligatı;

e- 13. maddenin 1. paragrafına uygun olarak beyan edilecek her kaydı ihtiraziyi;

f- 13. maddenin 2. paragrafına uygun olarak ihtirazi kaydın geri alınmasını;

g- 14. maddeye uygun olarak alınmış bulunan her tebligatı ve fesih keyfiyetinin yürürlüğe giriş tarihini;

h- 15. maddeye uygun olarak Sözleşmenin hüküm ifade etmemesi halini;

Bu hükümleri tasdik zımnında bu hususta tam yetkili kılınan ve aşağıda imzaları bulunan Temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Bu sözleşme tarihinden Strasbourg’da Fransızca ve İngilizce her iki metin de geçerli olmak üzere Avrupa Konseyi arşivlerine tevdii edilmek üzere düzenlenmiştir.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bunun usulüne uygun bir kopyasını imzacı hükümetlerin her birine gönderecektir

23 Eylül – Hukuk Takvimi

0
23 Eylül - Hukuk Takvimi
23 Eylül – Hukuk Takvimi
MÖ63 Sezar’ın mirasçısı, Roma İmparatoru  Augustus dünyaya geldi. (Ölümü: MS 14)
1122  Worms Konkordatosu, Kutsal Roma İmparatoru V. Heinrich ile Papa II. Callixtus arasında 23 Eylül 1122 tarihinde imzalandı.
1883 Grigori Yevseyeviç Zinoviyev Ukrayna’nın Herson ili Kirovograd kentinde dünyaya geldi. (23 Eylül) 1883 – 25 Ağustos 1936)
1910 Denizlerde çarpışına, yardım ve kurtarma işlerine ilişkin kimi kuralların birleştirilmesiyle ilgili 23 Eylül 1910 günlü Sözleşme imzalandı.
1889 Yazar, gazeteci, siyaset bilgini Walter Lippmann dünyaya geldi. (Doğumu: 23 Eylül 1889 – Ölümü: 14 Aralık 1974)
1922 Müttefik Devletler tarafından 23 Eylül 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne nota verildi ve Ankara hükümeti resmi muhatap kabul edildi. Gazi Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin 23 Eylül notasına yanıt vererek, Mudanya Konferansı’nın kabul edildiğini, İsmet (İnönü) Paşa’nın delege olarak atandığını bildirdi.
1929 “Türkiye’de İlk Tahsillerini Mektepte Yapacak Türk Vatandaşı Çocukların Türk Mekteplerine Girmelerine Dair, 23 Eylül 1911 Tarihli Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu’na Müzeyyel Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Kanun, Türk vatandaşı çocukların ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapmalarını zorunlu kılıyordu.
1933 Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması uzatıldı. 23 Eylül 1933 günü Sofya’da imzalanan Uzlaşma Protokolü ile ilk 5 yıllık sürenin sona ereceği 3 Aralık 1934 gününden başlamak üzere antlaşmanın geçerliliği yeni bir 5 yıl için uzatıldı.
1939 Sigismund Schlomo Freud öldü. (Doğumu: 6 Mayıs 1856 – Ölümü: 23 Eylül 1939)
 1940

Brezilyalı avukat ve siyasetçi Michel Temer, doğdu. 

1941 Bakanlar Kurulu, Vakit gazetesini 10 gün süreyle kapattı.
1942 Nazi Almanyası, Auschwitz’te gazla öldürme yöntemi uygulanan katliamlara başladı.
1951 Kolombiyalı avukat, siyasetçisi, diplomat ve bilim adamı  Carlos Holmes Trujillo, doğdu. (Ölümü: 26 Ocak  2021) 
1954

Yeni Ulus gazetesinde yayımlanan yazıları nedeniyle Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam ve İbrahim Cüceoğlu hapis cezasına, Nihat Erim ise para cezasına çarptırıldı.

1954 Doğu Almanya polisi, 400 kişiyi, Amerika Birleşik Devletleri ajanı olmak iddiasıyla tutukladı.
1956

Pakistan, Türkiye-Irak Karşılıklı İşbirliği Antlaşması’na katıldı. Bağdat Paktı üyeleri Türkiye, Irak ve Pakistan oldu.

1966

Pancar Motor’da istedikleri sendikaya girmelerine engel olan işvereni protesto için 95 işçi Ankara’ya yürümeye başladı.

1966 Cumhuriyetçi Parti 23 Eylül 1966 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla kapatıldı.
1967 Sovyetler Birliği, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’yle yardım paktı imzaladı.
1968 İzmit’te Kimya-İş Sendikası ile Mutfakgaz Fabrikası işvereni arasında iki yıl süreli yapılan toplu sözleşme ile işçiler Türkiye’de ilk kez fabrika yönetimine yarı yarıya katıldı. Beş kişilik yönetim kurulunda iki işçi, iki işveren temsilcisi ve tarafsız bir başkan vardı.
1969 1968 öğrenci hareketi liderlerinden Mustafa Taylan Özgür öldürüldü. (Doğumu: 23 Şubat 1948, Ankara – Ölümü: 23 Eylül 1969, İstanbul), Beyazıt’ta polislerden kaçarken bir sivil tarafından tabancayla vuruldu. Ankara’dan Taylan Özgür‘le birlikte İstanbul’a gelen Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı’dan okuldan ihracının hesabını sordu. Arkadaşları okulu saran polislere direnerek Deniz Gezmiş’i vermedi. Daha sonra Gezmiş, Emniyet Müdür Muavini’ne teslim oldu. Taylan Özgür’ün ölümünden sonradan haberdar olan, Haziran’daki İstanbul Üniversitesi işgalinden dolayı da aranan Deniz Gezmiş ‘ruhsatsız tabanca taşıma, görevli memura karşı gelme, Hukuk Fakültesi Dekanı’nı tehdit’ suçlamalarından dolayı tutuklandı. Taylan Özgür’ün katledilişinin 9. yıldönümünde annesi ile kız kardeşi Hale Kıyıcı İstanbul Tabip Odası’nda basın toplantısı düzenledi. Hale Kıyıcı kardeşinin Hasan Çakıcı isimli bir polis memuru tarafından öldürüldüğünü ileri sürdü.
1970 Denizyol-İş Sendikası 11 gemide görevli yaklaşık 3 bin deniz adamı için grev başlattı.
1971 Sivil Havacılık Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme, 8-23 Eylül 1971 tarihleri arasında Montreal’de düzenlene Uluslararası Hava Hukuku Konferansı sonunda, 23 Eylül 1971 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşme bu nedenle, Montreal Sözleşmesi olarak bilinmektedir.
1976 Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) direnişinden dolayı ‘İşçileri kanunsuz greve teşvik ettikleri’  gerekçesiyle tutuklanan DİSK yöneticileri tahliye edildi. Mahkeme verdiği kararda tutuklama gerekçesinin yerinde olmadığını açıkladı. Ankaralı Sanayiciler DGM’ye karşı girişilen eylemlerin sanayi aleminde olumsuz etkiler yaptığını ileri sürdü ve bu olayları kınadı.
1979 Tarsus, Mersin’de Tarsus Cumhuriyet Savcısı Süreyya Eminsoy öldürüldü. Olaydan sonra Türk İntikam Tugayı mensubu 2 militan ile örgütü yönettiği iddia edilen MHP Tarsus Gençlik Kolları Başkanı Mahmut Tart tutuklandı.. “
1981 Gırgır mizah dergisi Yazı İşleri Müdürü Turhan Günay ile karikatürist Oğuz Aral, dergi kapağında Müşerref Tezcan’ın çizildiği derginin 467. sayısından dolayı yargılandı.
1985 Fransa’da 23 Eylül 1985 tarihli bir kararnameyle danışma işlevli bir Bölgesel Diller ve Kültürler Ulusal Konseyi kuruldu. Bu kuruluşun örgütlenmesi çerçevesinde kimi bölgelerde Bölgesel Kültür Ofisi kurulması yoluna gidildi.
1989 Toplumsal Kurtuluş dergisindeki Abdullah Öcalan röportajından dolayı gözaltına alınan Yalçın Küçük 48 saatlik yasal gözaltı süresi dolduktan sonra 5. gününde de gözaltında tutulmaya devam etti. 
1995 İstanbul Üniversitesi Öğrenci Koordinasyonu üyesi öğrenciler %350’lere varan harç zamlarını Galatasaray’da protesto etti.
1996 Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nda evli erkeğe zinada ayrıcalık tanıyan maddeyi iptal etti.
1998 Yargıtay 8. Ceza Dairesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı R. Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır 3 No’lu DGM’nin verdiği 10 ay hapis ve para cezasını onadı. Başkanlığı düşürülecek olan Erdoğan, İnfaz Yasası gereği 4 ay 12 gün hapis yatacak, seçilme yeterliliğini yitirecekti.
2000 İnsan hakları Derneği (İHD) eski Genel Başkanı Akın Birdal, 1 Eylül 1995 ve 1 Eylül 1996 tarihlerinde yaptığı konuşmalar nedeniyle ve TCK’nın 312. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum oldu. İnfaz Yasası gereği 10 ay cezaevinde kaldı. 23 Eylül 2000 tarihinde cezasını tamamlayarak tahliye oldu. 
2002 AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Seçim Kurulu’nun milletvekili olamayacağı yönünde verdiği karar hakkında AİHM’e ihtiyati tedbir talepli başvuru yaptı.  CHP lideri Deniz Baykal, Erdoğan’ı siyasi yasaklı hale getiren Anayasa’nın 76. maddesi dahil, siyasi yasakların kaldırılması gerektiğini savundu.
2003 AB’ye uyum yasalarının uygulanmasını izlemek için oluşturulan Reformları İzleme Grubu ilk toplantısını yaptı ve ilk kararını Kürtçe ad yasağını kaldıran yasa değişikliğinin sonuç vermesi için İçişleri Bakanlığı’nca tüm nüfus müdürlüklerine genelge gönderilmesi hakkında aldı. Karara göre Kürtçe adların Türk alfabesine uygun yazılması öngörüldü. 
2005 Güney Afrika’da, Toprak Haklarının İadesi Komisyonu, beyazların topraklarının üçte birinin 2014 yılına dek siyahilere dağıtılacağını açıkladı.
2008  Gazeteci Tuncay Özkan Bebek’teki evinde Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.
2011 Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan Şerzan Kurt davasında, İçişleri Bakanlığı Mahkeme’ye savunma gönderdi. Bakanlık, ‘Olayların bu noktaya gelmesinde kusur Şerzan Kurt’a aittir’ şeklinde iddialarda bulundu. Tazminat davası  28 Mart 2013’te sonuçlandı. Mahkeme, “polis memurunun kastla adam öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, bu olayda davalı idarece yürütülen kamu hizmetinin, personelinin kusuru nedeniyle gereği gibi yerine getirilememesi sebebiyle hizmet kusurunun bulunduğu ve meydana gelen zararı tazminle yükümlü olduğu sonucuna” ulaşıldı. Kurt ailesine maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verildi. Kurt, Muğla’da 11-12 Mayıs 2010’da iki öğrenci grubu arasında çıkan olaylarda polis memuru G.Ş. tarafından açılan ateş sonucunda hayatını kaybetmişti
2011 Müteahhit Zamanhan Ablak, 23 Eylül 2011’de tahliye edildi.İstanbul’da müteahhitlik yapan Zamanhan Ablak’ın da aralarında olduğu çok sayıda kişi hakkında ‘uyuşturucu ticareti’ yapmak suçlaması ile dava açıldı. Yürütülen soruşturma kapsamında Ablak 4 Mayıs 2011’de tutuklandı. Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Ablak, 143 gün tutuklu kalan Ablak, tahliye olmasına rağmen, yargılaması 10 yıl sürdü. Yapılan yargılama sonrası Ablak hakkında geçen 20 Mayıs 2021’de beraat kararı verildi. 143 gün tutuklu kalması ve 10 yıl yargılanıp beraat etmesi sonucunda 150 bin liralık tazminat tazminat davası açan Ablak’a 17 bin lira tazminat ödenmesine hükmedilmişti.
2012 Fransa Eski Adalet Bakanı Jean Taittinger yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 25 Ocak 1923 – Ölümü: 23 Eylül 2012)  Fransız bir politikacıydı ve şampanya üreten Taittinger ailesinin bir üyesiydi . Taittinger, 7 Ocak 1971 ile 5 Nisan 1973 arasında Bütçe Bakanı olarak görev yaptı. Ayrıca 5 Nisan 1973 ile 28 Mayıs 1974 arasında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Taittinger, 18 yıl boyunca Reims Belediye Başkanı olarak görev yaptı ve 1977’de bu görevi bıraktı. 2012’de yaşamını yitirdi.
2012 Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren anayasal yargı denetim başladı. Buna göre, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla herkes, Anayasa’mızda güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkını elde etti.
2013 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısının tutanakları, davanın görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na gönderildi. Tutanaklar duruşma salonunda okundu.
2016 Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) liderleri, Kolombiya hükümeti ile vardıkları barış anlaşmasını oy birliğiyle kabul etti.
2016 Gazeteci ve bianet Proje Danışmanı Nadire Mater, gazeteciler Tuğrul Eryılmaz, Hasan Cemal ve Mehmet Güç Özgür Gündem gazetesine destek için başlatılan “Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları için Çağlayan Adliyesi’nde ifade verdi. Hasan Cemal, “Öcalan’la röportaj yaptığımda bile soruşturma açılmadı” dedi.
2016 Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) medya oluşumuyla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılan yeniden gözaltına alınan Taraf Gazetesi eski Genel yayın Yönetmeni Ahmet Altan, tutuklandı. Altan, “Silahlı terör örgütüne üye olmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlarından tutuklandı.
2017 Iraklı Kürtlerin bağımsızlık referandumu oylaması resmen başladı. 
2017 Danıştay, Tekirdağ ve İstanbul’da yapılması planlanan kömürlü termik santral projesinde, Çerkezköy Belediyesi’nin “acele kamulaştırmanın durdurulması” gerekçesiyle açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı verdi.
 

 2022 AYM Başkanı Zühtü Arslan, “Türkiye’de Bireysel Başvurunun 10. Yılı Uluslararası Konferansı”ndaki açılış konuşmasında mahkemede görüşülmeyi bekleyen “yaklaşık 123 bin derdest başvuru bulunduğunu ve mevcut başvuruların 68 bin kadarının (yaklaşık yüzde 55) makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetler olduğunu” söyledi.  “Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruda tek tek sivrisinekleri öldürmek suretiyle bir mücadele yürütemez. Yapılması gereken hak ihlaline sebep olan bataklığın kurutulmasıdır.”
2022 Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, ‘kamu görevlisine hakaret’ suçlamasıyla yargılandığı davaya Küçükçekmece 23’ncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Selahattin Demirtaş hakkındaki şikayetinden vazgeçtiğini açıklayan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, Demirtaş’ın, ‘kamu görevlisine hakaret suçunda yargılandığı davada şikayetinden vazgeçmediği ortaya çıktı.
2023 Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ile Siber Suçlarla Mücadele, İstihbarat ve Güvenlik Daire başkanlıklarının sosyal medya üzerinden “mültecilerle ilgili paylaşım yapan” hesaplara yönelik başlattığı operasyon kapsamında 20 Eylül’de gözaltına alınan 27 kişiden sekizi dün gece (23 Eylül) tutuklandı. Tutuklananlar arasında Aykırı Haber Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak, Ajans Muhbir’in editörü Süha Çardaklı ve Haber Report sayfasının yöneticisi Furkan Güngör ve Zafer Partisi Merkez Denetleme Kurulu (MDK) üyesi ve “Suriyeliler Suriye’ye Platformu” Başkanı Eray Ertürk’ün de olduğu bildirildi.
2023 Ankara Ticaret Odası (ATO) Emlak Komitesi Başkanı Kenan Bayram, kira uyuşmazlıkları nedeniyle tahkime taşınan davalarda emlak danışmanlarından oluşan bir hakem heyetinin bilirkişi olarak yer alacağını bildirdi.
2023 Rus paralı asker grubu Wagner’in eski komutanlarından Andrei Medvedev’in sığınma başvurusunda bulunduğu Norveç’ten Rusya’ya ‘yasa dışı yollardan’ geri dönmeye çalıştığı ileri sürüldü. Medvedev, gözaltına alındı. Medvedev’in avukatı, konuya ilişkin açıklama yaparak, ocak ayında Arktik sınırı üzerinden Rusya’dan Norveç’e geçen müvekkilinin yasa dışı bir şekilde Rusya’ya geri gitmeye çalıştığı şüphesiyle gözaltına alındığını bildirdi. 
 
   
   
 

23 Eylül Hukuk Takvimi

Carlos Holmes Trujillo

0
Carlos Holmes Trujillo

Kolombiyalı avukat, siyasetçisi, diplomat ve bilim adamı Carlos Holmes Trujillo, 23 Eylül 1951’de doğdu. (Ölümü: 26 Ocak  2021)  Cauca Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim aldı.

25 yaşında iken Japonya’nın Tokyo kentine konsolos olarak atandı, burada çalışmalarına devam etti ve Uluslararası İşletme alanında yüksek lisans derecesi elde etti. Universidad del Rosario’da profesör olarak görev yaptı ve çeşitli ulusal medya kuruluşlarında köşe yazarlığı yaptı. 

1983’te Kolombiya’ya döndükten sonra Belediye Başkanı Julio Riascos tarafından Cali’nin Maliye Sekreteri olarak atandı. Kolombiya metal federasyonunun yöneticisi oldu.

Babasının başkanı olduğu Liberal Parti’de siyasi kariyer yaptı. Siyasi makamlardaki kariyerini sıralı ve disiplinli bir şekilde yürüttü.

1988’de Cali’nin seçilerek başa gelmiş ilk  belediye başkanı oldu ve 1990’a kadar bu pozisyonda kaldı. Kolombiya Belediyeler Federasyonu’nu(FCM) kurdu ve başkanı olarak siyasi gücünü artırdı.

Kolombiya’nın 1991 anayasasının formüle edilmesinde görev aldı. Cumhurbaşkanı César Gaviria kendisini milli eğitim bakanı olarak atadı. Siyasi kariyerinde savunma, dışişleri, içişleri ve eğitim bakanı olarak görev yaptı.

1994’te Avusturya büyükelçisi olarak atandı. 1999 ve 2001 yılları arasında Rusya Büyükelçisi olarak görev yaptı. 

Barış Yüksek Komiseri olarak atandıktan sonra iki yıllık süre boyunca, CONVIVIR  ve ACCU gibi yasadışı paramiliter gruplar ile FARC ve ELN gibi aşırı sol gerilla gruplarıyla acımasızca mücadele etmek ve solcu politikacılara suikast düzenlemek için uyuşturucu kaçakçıları ve orduyla işbirliği yaptı. 

2004 yılında  İskandinavya ve 2006 yılında Avrupa Birliği büyükelçisi olarak atandı.

Carlos Holmes Trujillo, 26 Ocak  2021’de, 69 yaşında iken COVİD- 19 sebebiyle hayatını kaybetti.

Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması (1929)

0

Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması, 6 Mart 1929’da iki ülke arasında akdedilmiştir. “Tarafsızlık, Uzlaşma, Adli Tesviye ve Tahkim Antlaşması” adıyla düzenlenerek Ankara’da imzalanmıştır.

Antlaşma, 27 Mart 1929 tarihinde gerekçesi de sunularak meclisin onayına sevk edilmiştir. 25 Mayıs 1929’da TBMM’de kabul edilerek Zabıt Ceridesinde yayınlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Döneminde imzalanan ilk uluslararası antlaşmalardan olmuştur.

Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması (1929)

Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması, 29. Madde uyarınca, onay belgelerinin Sofya’da verildiği 3 Aralık 1929 günü, 5 yıllık bir dönem için, yürürlüğe girmiştir. 23 Eylül 1933 günü Sofya’da imzalanan Uzlaşma Protokolü ile ilk 5 yıllık sürenin sona ereceği 3 Aralık 1934 gününden başlamak üzere, geçerliliği yeni bir 5 yıl için uzatılmıştır.

Türkiye ve Bulgaristan, karşılıklı olarak izledikleri uzlaşmacı politika ve anlaşmanın amacı yayılmacı amaçlar güden ve Balkanlara sızmaya çalışan İtalya’ya karşı sınırlarını güvence altına almak istemiştir. İmzalanan Anlaşma, 1925 Türk – Bulgar Dostluk Anlaşmasıyla kurulan bağları daha da güçlendirmiştir.

Antlaşmanın temel amacı, bölgedeki gerilimleri azaltmak, özellikle Balkanlar’da siyasi istikrarı sağlamak ve karşılıklı güveni artırmaktır. Antlaşma, her iki ülkenin de birbirlerinin içişlerine müdahale etmeyeceği öngörmektedir. Öte yandan, herhangi bir askeri çatışma durumunda her iki ülke tarafsız kalacaktır.

Türkiye, Bulgaristan ile 1925 yılında oluşturulan olumlu ilişkileri aradan uzun zaman geçmeden pekiştirmek ve Balkanlarda Yunanistan ile ilişkilerin kötüleşmesi durumunda yalnız kalmamak için antlaşmayı imzalamak istemiştir.

Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması, iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin bir yansımasıdır. Bu belge ile, tarafların birbirlerine karşı barışı ve istikrarı koruma taahhüdü pekişmiştir.

Anlaşma tarafları iki taraftan birinin bu anlaşmadan sonra girişeceği taahhütlerin 1929 anlaşmasına hiçbir biçimde halel getirmeyeceği ve önemini azaltmayacağı konusunda uzlaşmışlar, her iki ülkenin başka ülkelerle girişeceği ortaklıkları engellemek istemişler; iki devletten birinin başka bir devletin saldırısına uğraması halinde diğerinin tarafsız kalmasını öngörmüşlerdir.

Türkiye – Bulgaristan dostluk antlaşması, 1934 Balkan Paktı’ndan sonra da bozulmamıştır. Antlaşmanın amacı gerçekleşmiş, İkinci Dünya Savaşı sırasında da bu durum korunmuştur.

Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşmasının Meclise Sunulan Gerekçesi 

Esbabı Mucibe

Komşularile vesair dost Devletlerle uzlaşma ve hakem muahedeleri akdetmek suretile sulhu temin için açdığı yolda devam eden Türkiye Cumhuriyetinin bu defa da komşusu bulunan, Bulgaristan ile imza eylediği Bitaraflık, Uzlaşma, Adlî tesviye ve Hakem Muahedesi kanun lâyiha, ile birlikte. Büyük meclisin, tetkik ve tasvibine arzediliyor. 

Bulgaristan 18 Teşrinievvel 1925- tarihinde Ankara’da imza edilmiş olan ve iki memleket beyninde samimî sulhu ve daimî muhadeneti tevsik eden muahedenin bir zeyli olan işbu Hakem Muahedesi yekdiğerine karşı dostluk hislerini besliyen iki komşu millet arasında tevellüt edebilecek her hangi bir ihtilâfın diploması tarikile halli mümkün olmadığı takdirde uzlaşma veya hakem suretile halledilmesi usullerini göstermektedir.

İşbu muahede ile iki Devlet, 18 teşrinievvel 1925 tarihli dostluk muahedesile taaruz eden, siyasî ve iktisadî hiç bir itilâfa girmemeği taahhüt etmişlerdir, akitlerden biri muslihane hareketine rağmen diğer bir veya bir kaç Devlet tarafından tecavüze uğradığı takdirde diğer taraf ihtilâfın’ bütün devamı müddetince bitaraflığa riayet edecektir. Akitler beyninde tahaddüs edip diplomasî tarikile halledilemiyen bilcümle ihtilâfları evvel emirde bir uzlaşma komisyonuna havale etmeği ve orada da hallü fasıl edilemez ise Beynelmilel Adalet- Divanına veya tahkimname tanzimi suretile hakem mahkemesine havale etmeği , kabul eylemişlerdir.

Muahedenin diğer maddeleri, uzlaşma ve hakem usullerinin ne suretle tatbik olunacağı ve, iki taraftan  birinin salahiyetine veya hakimiyet hakkına tealluk eden meselelerin muahede ahkâmından hariç kalacağı hususunda tafsilâtı havidir.

Türkiye Cumhuriyeti Bulgaristan’la bu muahedeyi aktetmekle iki memleket beyninde mevcut olan dostluğu kuvvetlendirmek ve iki komşu arasında hadis olabilecek ihtilâfları da halletmek gayesini takip eylemiştir.  Yakın Şarkta sulhun yerleşmesini ve devamını temin için mühim bir vasıta olan bu muahede, Büyük Meclisin yüksek tasvip ve tasdikına arzedilir.

Türkiye ile Bulgaristan arasında akit ve imza edilen bitaraflık, uzlaşma, adlî tesviye ve hakem muahedesinin tasdiki hakkında kanun:  25/5/1929

Kanun No 1458 Kabul tarihi –  25.05/1929

Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Kırallığı arasında aktedilip 6 mart 1929 tarihinde Ankarada imza edilen bitaraflık, uzlaşma, adlî tesviye ve hakem muahedesi tasdik olunmuştur.

Madde 2

İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3

İşbu kanunun icrasına Hariciye Vekili memurdur.

Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Kırallığı beyninde aktolunan Bitaraflık, Uzlaşma, Adlî tesviye ve hakem muahedenamesi

Bir taraftan Türkiye

Diğer taraftan Bulgaristan,

Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Kırallığını bir birine bağlayan an’anevî rabıtaları kuvvetlendirmek ve iki memleket beyninde tahaddüs edecek olan ihtilâfları, uzlaşma, hukukî tesviye ve hakem usulile halleylemek arzusu ile mütehassıs oldukları halde bu hususta bir muahede aktine karar vermişler ve bu maksatla murahhasları olarak

Türkiye Reisicumhuru Hazretleri, Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili, İzmir Meb’usu Dr. Tevfik Rüştü Beyfendiyi; Haşmetli Bulgarlar Kiralı Hazretleri, Bulgaristanın Ankara Fevkalâde Murahhas ve Orta Elçisi Müsyü Th. C. Pavloff Cenaplarını tayin etmişler, ve müşarünileyhler bu baptaki mezuniyet vesikalarını yekdiğerine tebliğ ile usul ve kaidesine muvafık bularak atideki hükümleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Yüksek Akitler, Bulgaristan ile Türkiye beyninde 18 Teşrinievvel 1925 tarihinde münakit dostluk muahedenamesinin birinci maddesile taaruz edecek olan siyasî ve iktisadî hiç bir itilâfa girmemeği taahhüt ederler.

Madde 2

Yüksek Âkitlerden biri, muslihane tavır ve hareketine rağmen diğer bir veya müteaddit devletler tarafından tecavüze uğradığı taktirde, diğer taraf ihtilâfın bütün devamı müddetince bitaraflığı muhafaza edecektir.

Madde 3

Yüksek Akitler arasında hadis olupta diplomasi tarikile hal ve faslı mümkün olmayan her türlü ihtilâflar işbu, muahedede tespit edilmiş olan şerait dahilinde uzlaşma, hukukî tesviye \eya hakem usullerine tabi tutulacaktır.

Madde 4

Üçüncü maddenin ahkâmı, Yüksek Akitler beyninde mer’i muahedeler mucibince iki taraftan birinin salâhiyetine dahil olan meselelerde tatbik olunmayacaktır.

Mezkûr ahkâm, hakkı hakimiyete taalluk eden mes’elelerde de tatbik edilmeyecektir. Yüksek akitlerden her biri, bir mes’elenin hakkı hakimiyete taalluk edip etmediğini tahrirî bir beyanname ile tespit etmek hakkına malik olacaktır.

Maamafih diğer taraf bu mes’elenin hakimiyet sahasına girdiğine itiraz ettiği takdirde mezkûr mes’elenin hakkı hakimiyete taalluku olup olmadığını tayin ettirmek için hakeme müracaat edebilecektir.

Madde 5

1 – Eğer bir ihtilâfın mevzuu, iki taraftan birinin dahilî kanunlarınca, makamat-ı adliyenin salâhiyetine taalluk ediyorsa, bu taraf ait olduğu makamca makul mühletler zarfında kat’î bir karar verilmeden evvel bu ihtilâf hakkında işbu muahedede mezkûr muhtelif usullere müracaata muhalefet edebilir.

2 – Bu taktirde, işbu muahedede tasvip edilmiş olan usullere müracaat etmek isteyen taraf bu arzusunu, mevzuubahis karardan itibaren bir sene zarfında diğer tarafa bildirecektir.

Madde 6

Akitlerin birbirinden bir hak mutalebe etmelerini tazammun eden ve diplomasi ve uzlaşma tarikiyle halli mümkün olmayan ihtilâflar, eğer akitler müttehiden tahkimname tanzimi tarikile ve atide münderiç şerait dairesinde bir hakem mahkemesine müracaat için ittifak edemezler ise hükmedilmek üzere Beynelmilel Daimî Divanı Adalete tevdi olunacaktır.

Kazaî veya hakemî karar, hukuku dü\el prensiplerine tevfikan verilecektir.

Madde 7

Akitler evvelki maddede istihdaf olunan ihtilâfların bir hakem mahkemesine tevdii hususunda müttefik oldukları takdirde bir tahkimname kaleme alınarak bunda ihtilâfın mevzuu, hakemlerin intihabı ve takip olunacak usul tespit edilecektir.

Tahkimnamede kâfi derecede malumat vuzuh ve kat’iyet bulunmadığı takdirde beynelmilel ihtilâfların muslihane surette halline müteallik 18 Teşrinevvel 1907 La Haye mukavelenamesi ahkâmı kendiliğinden tatbik olunacaktır.

Madde 8

Evvelki maddede mevzubahis olan tahkimname hakkında akitler itilâf edemezlerse veya hakemler tayin edilemezse üç aylık bir mühletten sonra âkitlerden her hangi biri ihtilâfı doğrudan doğruya ve istida ile Beynelmilel Daimî Divan Adalete arzetmekte muhtar bulunacaktır.

Madde 9

Kazaî veya hakemî karar, âkitlerden birinin makamat-ı adliyesi veya her hangi diğer bir makamı tarafından verilen bir karar veya ittihaz olunan bir tedbirin hukuku düvele tamamen veya kısmen muhalif olduğunu dermeyan eyler ve mevzubahis tarafın hukuku esasiyesi bu karar veya tedbirin netayiç ve avakıbının iptaline cevaz vermez veya ancak gayri kâfi surette iptalini mümkün kılarsa kazaî veya hakemî hükümden dolayı mutazarrır olan tarafa muhik bir tazminat verilmesi hususunda akitler müttefik kalmışlardır.

Madde 10

1-Üçüncü maddede mevzubahis her türlü ihtilâflar için, dördüncü madde ahkâmı mahfuz kalmak üzere, Yüksek Akitler, Beynelmilel Daimî Divanı Adalet huzurunda bir muameleye girişmeden veyahut hakem usulüne müracaat etmeden evvel işbu muahedede mündemiç uzlaşma usulüne müracaat eylemeği taahhüt ederler.

2-Uzlaşma teşebbüsü akamete uğradığı takdirde ve uzlaşma komisyonunun mesaisinin hitamından itibaren bir aylık mühletin mürurunu müteakip ihtilâf, Beynelmilel Daimî Divanı Adalete veyahut 7 inci maddede münderiç hakem mahkemesine tevdi edilecektir.

Madde 11

Evvelki maddede mevzubahis olan ihtilâflar akitler tarafından teşkil edilecek olan daimî veya hususî bir uzlaşma komisyonuna tevdi olunacaktır.

Madde 12

Âkitlerden birinin diğerinden talebi üzerine altı ay zarfında bir daimî uzlaşma komisyonu teşkil edilecektir.

Madde 13

Uzlaşma atide gösterildiği surette intihap edilecek olan üç azadan müteşekkil bir uzlaşma komisyonuna tevdi edilecektir. Yüksek âkitlerdan her biri mütekabilen kendi vatandaşları arasından intihap edilecek birer komiser tayin edecekler ve komisyon reisini de müttefikan bir üçüncü devlet tebaasından intihap eyleyeceklerdir. Komiserler üç sene için tayin olunacaklardır. Bunlar tekrar intihap edilebilirler. Müttefikan tayin edilmiş olan komiser memuriyeti esnasında tarafeynin ittifakile istihlâf edilebilir. Bundan maada âkitlerden her biri kendisi tarafından tayin edilmiş olan komiseri daima değiştirebilir. İstihlaf edilmelerine rağmen komiserler elde olan işlerini nihayete erdirmek üzere mevkilerinde kalacaklardır.

Ölüm istifa veya her hangi bir mani dolayisiyle münhal olacak yerler, en kısa bir müddet zarfında mevzubahis tayinler usulüne tevfikan doldurulacktır.

Madde 14

Bir ihtilâfın hudusunda, akitlerce tayin edimiş bir daimî uzlaşma komisyonu mevcut bulunmayor ise, ihtilâfın tetkiki için, akitler başka türlü bir karar vermedikleri takdirde evvelki maddede mevbahs tayin şeraitine tavfikan hususî bir komisyon teşkil edilecektir.

Madde 15

Yüksek âkitlerden birinin uzlaşma usulüne müracaat hususundaki niyet ve arzusunu diğerine iblağından itibaren üç ay müddet zarfında, mukabil taraf komiseri tayin edilmediği veyahut Yüksek akitlerce müttefikan komisyon reisi intihap olunmadığı taktirde İsviçre Konfederasyonu reisinden lâzımgelen tayinlerin icrası rica olunacaktır.

Madde 16

1 – Uzlaşma komisyonuna müracaat keyfiyeti müttefikan hareket eden akitlerin beraberce ve ittifak olunamadığı takdirde akitlerin biri veya diğeri tarafindan reise bir istida vermek suretiledir.

2 – İstida, ihtilâf mevzuunu muhtasaran anlattiktan sonra komisyondan bir uzlaşmaya vardıracak her türlü tedbirlere müracaat eylemesi talebini ihtiva edecektir.

3 – İstida âkitlerden yalnız bir canibinden verilmiş ise müstedi tarafından derhal diğer tarafa tebliğ edilecektir.

Madde 17

1 – İhtilâfın âkitlerden biri tarafından daimî uzlaşma komisyonuna havale edildiği tarihten itibaren 15 gün zarfında âkitlerden her biri bu ihtilâfı tetkik için komiserini bu işte ihtisası olan bir kimse ile istihlâf edebilir.

2 – Bu hakkından istifade eden taraf keyfiyeti derhal diğerine ihbar edecektir. Diğer tarafda bu takdirde ihbarın vaki olduğu tarihten itibaren on beş gün zarfında ayni tarzda hareket etmekte muhtardır.

Madde 18

Uzlaşma komisyonu, akitlerin muhalif bir kararı olmadığı takdirde, reisi tarafında tayin edilecek mahalde içtima edecektir.

Madde 19

Uzlaşma komisyonu mesaisinin neşir ve ilânı , ancak akitlerin muvafakati ile komisyon tarafından ittihaz olunacak bir karara mütevakkıftır.

Madde 20

1 – Hilâfında bir hüküm olmadıkça uzlaşma komisyonu, mesai usulünü bizzat tanzim edecek \e bu usul behemehal murafaa şeklinde olacaktır, tahkikat hususunda, komisyon müttefikan başka türlü bir karar vermez ise, beynelmilel ihtilâfların muslihane halline dair 18 Teşrinevel 1907 La Haye mukavelenamesinin üçüncü faslı ahkâmına ittiba eyleyecektir.

2 – Akitler uzlaşma komisyonu nezdinde kendilerile komisyon arasında mutavassıt hizmetini gören ajanlar tarafından temsil edileceklerdir. Bundan maada akitler kendileri tarafından bu husus için tayin edilen müşavir ve mutahassısların yardımına müracaat edebilecekleri gibi şahadetlerini kendilerince faydalı addettikleri her türlü eşhasın komisyonca istimaını talep eyleyebileceklerdir.

3 – Komisyon dahi her iki tarafın ajanları ile müşavir ve mütehassıslarından şifahi izahat talep etmek \ve herhangi bir şahsı hükümetinin muvafakatile celp ve istima eylemek salâhiyetini haiz olacaktır.

Madde 21

Hilâfında akitlerin bir itilâfı olmadıkça, uzlaşma komisyonunun kararları ekseriyeti âra ile ittihaz olunacaktır ve komisyonda ihtilâfın esası hakkında ancak bütün azaları mevcut bulunduğu takdirde hükmünü verebilecektir. Şu kadar ki komisyonun celselerinden muntazaman haberdar olan Yüksek Akitler kendilerini komiserleri veya bunların bir manii zuhurunda on yedinci maddede mevzubahis şerait dahilinde tayin edecekleri bir vekil marifetile temsil ettirmek mecburiyetindedirler.

Madde 22

Akitler uzlaşma komisyonunun mesaisini kolaylaştırmayı ve alelusul mümkün olabilen en geniş mikyasta kendisine bütün vesaiki ve faydalı, malûmatı vermeği ve komisyonun memleketleri dahilinde kanunlarına tevfikan müşahitler veya mütehassıslar ikame ve istimaı ile vak’a mahalline gitmesini temin için malik oldukları bütün vasıtaları kullanmayı taahhüt ederler.

Madde 23

1 – Mesaileri müddetince komiserlerden her birine miktarı akitler tarafından müttefikan tespit ve müsavi surette taksim edilecek olan bir tazminat verilir.

2 – Komisyonunun faaliyeti dolayisile hasıl olacak masarifi umumiye de ayni veçhile taksim edilecektir.

Madde 24

1 – Uzlaşma komisyonunun vazifesi muhtelifünfih meseleleri tavzih etmek, bu uğurda faydalı malûmatı tahkikat yolu ile veya başka bir şekilde toplamak, ve tarafeyni uzlaştırmağa gayret etmektir. Komisyon meseleyi tetkik ettikten sonra muvafık gördüğü hal tarzını akitlere izah ve bu hususta fikirlerini beyan için kendilerine bir mühlet ita eyleyebilir.

2 – Mesaisinin hitamında komisyon, ahvale göre ya akitlerin uzlaştığını gösteren ve mevcut ise uzlaşma şartlarını ihtiva eden veyahut uzlaşma imkânı bulunmadığını kaydeyleyen bir zabıtname tanzim eder. Zabıtname komisyon mukarreratının ittifakı âra ilemi kabul edildiğinden veya edilmediğinden bahsetmeyecektir.

3 – Komisyon mesaisi, akitler başka türlü bir karar vermedikçe muhtelifünfih meselenin tevdii gününden itibaren altı ay zarfında nihayete ermiş bulunacaktır.

Madde 25

Komisyonun zabıtnamesi bilâ tehir akitlere bildirilecektir. Bunun neşrü ilânı akitlerin kararına vabestedir.

Madde 26

1 – Uzlaşma komisyonu mesaisinin hitamını teakup eden ay zarfında akitler uzlaşmaz ise , beher taraf ihtilâfın hukuku düvel prensiplerine tevfikan hükmedecek olan beynelmilel Daimî Divanı Adalete tevdiini talep edebilir.

2 – İhtilâf, Divanın reyine nazaran hukukî mahiyette olmadığı takdirde akitler işbu ihtilâfı Divanın, bir hukuku düvel kaidesi tatbik edilemezse, hakkaniyet ve nısfet dairesinde halledilebileceği hususunda müttefikdirler.

Madde 27

1-Akitler, adlî ve hakem î kararların veya uzlaşma komisyonu tarafından teklif edilecek olan anlaşma tarzlarının tatbikim ihlâl kabiliyetinde olan her gûna tedabirden tevakki ile, sureti umumiyede ihtilâfı teşdit veya tevsi edebilecek her türlü harekâttan içtinap eylemeği taahhüt ederler.

2-İhtilâf uzlaşma komisyonuna havale edilmiş bulunuyorsa komisyon muvafık gördüğü muvakkat tedabiri akitlere tavsiye edebilir.

Madde 28

İşbu muahedenin tefsir ve tatbikına ait ihtilâflar Beynelmilel Daimî Divanı Adalete tevdi edilecektir.

Madde 29

1 – İşbu muahede tasdik olunacak ve tasdiknameler Sofya’da teati olunacaktır.

2 – Mezkûr muahede tasdiknamelerin teatisi tarihinden itibaren beş sene müddet için aktolunmuştur.

3 – İnkizası tarihinden asgarî altı ay evvel fesholunmazsa ikinci bir beş senelik müddet daha mer’i kalacak ve temdit şekli bu tarzda devam edecektir.

4 – Akitlerin biri tarafından muahedenamenin fesih hakkı mahfuz olmakla beraber müddetin hitamı esnasında başlanmış olan davalar neticeleninceye kadar tabiî cereyanlarını takip edeceklerdir.

Balâda isimleri zikredilen murahhaslar işbu muahedeyi imza etmişlerdir.

Ankara’da 6 mart 1929 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Dr. T. Rüştü         Th. Pavloff

Atatürk’ün Bulgaristan’a gidecek olan gazetecilere Türk-Bulgar dostluğu hakkında yapmış olduğu konuşma: 24 Temmuz 1930

“Efendiler, ben Balkan muharebesinden sonra, Sofya’ya Ataşemiliter olarak gitmiştim. Orada en aşağı bir yıl kaldım. Bulgarlarla çok ve ailevi denecek kadar yakından temasta bulundum. Bu temaslar bende dikkate lâyık intibalar uyandırdı.

Bunu, bu noktayı ayrıca tetkik ve tahlile lüzum gördüm. Anladım ki bu hisle Türkle Bulgarin bir asıldan gelmiş olmasının tesiri vardır. Türk, Bulgar aynı menşe olan Orta Asya yaylasından gelmiş, aynı kanı muhafaza etmiştir. Daha o zamanlar bu noktayı en özlü Bulgar’lara söylemişimdir. Bunlardan tarih cereyanlarını, beşeriyet safhalarını takip etmiş, anlamış olanlar beni teyit etmişlerdir.

Bulgaristan’da yaşadıkça onlara muhabbetim arttı. Çok tabiidir ki, benim Bulgarlara gösterdiğim bu muhabbet ve merbutiyyette onlar tarafından aynı muhabbet ve hisle karşılandım.

O günden bugüne kadar bu ciddi, samimi, kardeş yakınlığının sebep ve manası da büyük bir vuzuh ve sarahat almıştır.

Şüphesiz, Türklerde, belki Bulgurlarda, dil ve din ihtilaflarını yapan âmiller olmuştur. Fakat artık bugün, 1930 senesinde, hâlâ bu âmillere’, masallardan, hurafelerden, âdi politika cereyanlarından ibaret bu âmillere ne Türk.’lerin, ne Türklerle aynı kandan olan Bulgarların ehemmiyet vereceğini zannetmiyorum.

Size son sözüm: Bulgaristan’a gidiniz. Onları seveceksiniz. Samimi görüşünüz ve hatırlatınız ki ben, 1914’de Sofya’da bulunmuş, kankardeş Bulgarlarla yüksek dostluk yapmış adamım.”

Grigori Zinoviyev

0
Grigori Zinoviyev

Ukraynalı hukukçu, devrimci ve Sovyet komünist lider Grigori Zinoviyev, 23 Eylül 1883 tarihinde, Rus İmparatorluğunda bugünkü Ukrayna’nın Herson ili Kirovograd kentine Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Asıl adı Ovsel Gerşon Aronov Radomıslski’dir. Babası süt danası yetiştiren bir çiftlik sahibiydi. Gençliğinden itibaren devrimci faaliyetlerine katıldı ve 1901 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisine üye oldu.

1902 yılında tutuklanmaktan kurtulmak için İsviçre’nin Bern kentine iltica etti ve Paris’te de faaliyetlerini sürdürdü. Bu dönemde Bern Üniversitesi’nde kimya ve hukuk okudu.

1903 yılında parti bölündüğünde Bolşevik’in kurucuları arasında yer aldı ve Vladimir Ilyich Lenin’in en yakın yoldaşı olarak tanındı. 1917’de Lenin ile birlikte Rusya’ya döndü. 1919’da kurulan III. Enternasyonal (Komintern) yürütme komitesinin başkanlığına getirildi. Ayrıca Parti Politbüro üyesi seçildi.

1924 yılında Lev Troçki’ye karşı cephe alıp Lev Kamenev ve Josef Stalin’le birlikte “Troika”‘yı kurdu. 1925’de Leningrad merkezli yeni bir muhalefet oluşturdu.

14. Parti Kongresi’nde Josef Stalin’in savunduğu “Tek ülkede sosyalizm” tezine karşı çıkarak Lev Troçki ile “Birleşik Muhalefet”i örgütledi. 1926’de Politbüro üyeliği ve Komintern başkanlığından alınarak partiden ihraç edildi.

1927 yılında 15. Parti Kongresi’nde öz eleştirisini yaparak tekrar partiye döndü. Kazan Üniversitesi rektörlüğü ve Komünist Partisinin organ yanını olan Bolşevik’in genel müdürlüğüne getirildi.

1932’de tekrar partiden ihraç edilerek Kaluga’ya sürgüne gönderildi. 1933’de tekrar affedilerek Moskova’ya döndü ve Moskova Tüketici Birliği Merkez Birliği kadrolarına alındı.

Yargılanması, İdamı ve İade-i İtibar

1 Aralık 1934’te suikasta uğrayan Sergey Mironoviç Kirov’un cinayetine adı karıştığı iddiasıyla partiden ihraç edilerek tutuklandı. 1935 yılında 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve  siyasi mahkûm kampına gönderildi. 1936’de “Moskova Davası”nda 1932’deki Stalin’e karşı olan suikastı planladıklarına dair iddiaya dayanan “Birleşik Merkezi” olayının yanı sıra Ekim Devrimine karşı ihanet ettiği için de yargılandı. Stalin’in kendilerini öldürmeyeceğine dair sözüne inanarak kerhen suçlarını kabul etti. Ancak 25 Ağustos 1936’da idama mahkûm edilip aynı günü tüm ailesiyle beraber idam edildi. 13 haziran 1988’de SSCB Yüksek mahkemesi, 1936’da Zinovyev hakkında verilen kararı iptal etti.

49’lar Davası

0

49’lar Davası, İleri Yurt gazetesini çıkaran Musa Anter, Canip Yıldırım ve Yusuf Azizoğlu’nun yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle 1961 yılında açılan davadır. Sanıkların 16’sı hukukçulardan oluşmaktadır.

Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alınmış, 22 eylül 1959’da tutuklamalar başlamıştır. Gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kalmış ve dava bu sayıyla anılır olmuştur. Sanıklar 14 ay tutuklu kalıp mahkemeye çıkarılmayı bekmiş, bu sırada 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş ve 3 Ocak 1961 tarihinde yargılama başlamıştır.

Cumhuriyet Savcılığı, 49 sanığın 24 ‘ü hakkında TCK’nun 125. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti topraklarının tamamını veya bir kısmını bir ecnebi devlet idaresine geçirmeğe veya devletin istiklalini tenkise veyahut memleketin bir parçasını hükümet idaresinden çıkarmağa teşebbüs eden kimse idama mahkum olur.” hükmüne göre yargılanması istemiştir.  Yargılananlardan; Şevket Turan, Naci Kutlay, Ali Karahan, Koço Elbistan, Yavuz Çamlıbel, Mehmet Ali Dinler, Yusuf Kaçar, Ziya Nami Şerefhanoğlu, Medet Serhat, Hasan Akkuş, Örfi Akkoyunlu, Selim Kılıçoğlu, Şahabettin Septioğlu, Sait Elçi, Sait Kırmızıtoprak, Yaşar Kaya, Faik Savaş, Haydar Aksu, Ziya Acar, Fadıl Budak, Halil Demirel, Necati Siyahkan, A. Efem Dolak, Musa Anter, Canip Yıldırım ve Mehmet Bilgin’in idamı talep edilmiştir.

14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş, Bağımsız bir Kürt devleti kurmayı amaçlamakla suçlanan 49 kişinin yargılanmasına Ankara’da, 3 Ocak 1961 tarihinde başlamıştır.

49’lar Davasında yargılanan kişiler şu isimlerden oluşmaktadır:

  1. Şevket Turan, (Mardin – Gülhane Tıp Akademisi Maliye Şube müdürü ve levazım binbaşısı)
  2. Naci Kutlay, (Kars – Çamlıdere Devlet Hastanesi’nde uzman doktor)
  3. Ali Karahan, (Siverek – Avukat)
  4. Koço Elbistan, (Hassa – Kırıkhan’da ilçe doktoru)
  5. Yavuz Çamlıbel, (Doğubayazıt – Yedek topçu asteğmen)
  6. Mehmet Ali Dinler, (Cizre – Ankara Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisi)
  7. Yusuf Kaçar, (Dersim, Nazimiye – Birinci İnşaat Tekniker Okulu öğrencisi)
  8. Nurettin Yılmaz, (Cizre – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  9. Ziya Nami Şerefhanoğlu, (Bitlis – Avukat)
  10. Medet Serhat, (Iğdır – İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  11. Hasan Akkuş, (Urfa – İktisat Fakültesi öğrencisi)
  12. Örfi Akkoyunlu, (Pötürge – Madeni eşya fabrikatörü)
  13. Selim Kılıçoğlu, (Varto – Kıdemli üsteğmen)
  14. Şahabettin Septioğlu, (Palu – Yüksek Ziraat Mühendisi, Levazım Asteğmeni)
  15. Said Elçi, (Bingöl – Muhasebeci)
  16. Sait Kırmızıtoprak, (Dersim, Nazımiye – İstanbul Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  17. Yaşar Kaya, (Iğdır – İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  18. Faik Savaş, (Genç – İstanbul Hukuk Fakültesi Öğrencisi)
  19. Haydar Aksu, (Kiğı – Stajyer Avukat)
  20. Ziya Acar, (Kulp – İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi
  21. Fadıl Budak, (Diyarbakır – İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  22. Halil Demirel, (Islahiye – Yardımcı topçu asteğmen)
  23. Ferit Bilen, (Diyarbakır – Kundura mağazası sahibi)
  24. Esat Cemiloğlu, (Diyarbakır – Yüksek Ziraat Mühendisi)
  25. Mustafa Nuri Direkçigil, (Diyarbakır – Sağlık Müfettişi)
  26. Fevzi Avşar, (Kars – İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi)
  27. Necati Siyahkan, (Siverek – İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi)
  28. Hasan Ulus, (Erzurum)
  29. Nazmi Balkaş, (Lice – İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi)
  30. Hüseyin Oğuz Üçok, (Diyarbakır – İstanbul Tıp Fakültesi Diş Hekimliği öğrencisi)
  31. Mehmet Nazım Çiğdem, (Ankara – Boya ve inşaat işleri ustası)
  32. Fevzi Kartal, (Van – Yedek asteğmen)
  33. Mehmet Aydemir, (Siverek – İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi)
  34. Abdurrahman Efem Dolak, (Diyarbakır – İleri Yurt Gazetesinin sahibi ve Güven Gazetesinin ortağı)
  35. Musa Anter, (Nusaybin)
  36. Canip Yıldırım, (Diyarbakır – Avukat)
  37. Emin Kotan, (Muş – Elektrik Muhasibi)
  38. Ökkeş Karadağ, (Maraş)
  39. Muhsin Şavata, (Malatya – Hayvan Tüccarı)
  40. Turgut Akın, (Ergani – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf örgencisi)
  41. Sıtkı Elbistan, (Hassa – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  42. Şerafettin Elçi, (Cizre – Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi)
  43. Mustafa Ramanlı, (Beşiri – Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  44. Mehmet Özer, (Siverek – Ankara Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  45. Feyzullah Demirtaş, (Palu – Ziraat teknisyeni)
  46. Cezmi Balkaş, (Lice – Orman Fakültesi öğrencisi)
  47. Halis Yokuş, (Kars – İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi öğrencisi)
  48. İsmet Balkaş, (Lice – Tıp Fakültesi öğrencisi)
  49. Sait Bingöl, (Bingöl – İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi)

49’lar Davasında idamla yargılanan 25 sanıktan 10’u beraat etmiş, 15’i ise 1965 yılında TCK’nun 141 ve 142. maddelerinden 16 ay hapis, 5 ay 10 gün sürgün cezası almıştır.

İdam hükmü öngören TCK maddesi 2004 yılında AB düzenlemeleri kapsamında müebbet hapis öngören düzenleme ile değiştirilmiştir.

Sanıklardan Ali Karahan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1956’da kısa süreliğine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yardımcılığı yapıştır. Hakkari ve ilçelerinde hakimlik yaptıktan sonra 1959’da 49’lar Davası‘nda en yaşlı sanık olarak tutuklanmıştır. 

Sanıklardan hukukçu da olan Şerafettin Elçi, TKDP kurucusudur ve daha sonra Bayındırlık Bakanlığı yapmıştır. 

Davada yargılananlardan Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesi Avukat Medet Serhat’ 12 Kasım 1994 yılında İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir.

Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’ın Seyrantepe mahallesinde uğradığı silahlı saldırıda sol bacağına iki, kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak öldürülmüştür. Ölümü, TRT 6 ekranlarında yayınlanan JAN (Sızı) dizisine konu edilmiştir.

Kırkdokuzlar Olayı ya da 49’lar Davası olarak tarihe geçen yargılamalar,  Yavuz Çamlıbel  tarafından bir kitap incelemesine konu edilmiş, “49’lar Davası: Bir garip ülkenin idamlık Kürtleri” isimli kitap Algı Yayıncılık tarafından 2007 yılında yayınlanmıştır.

Olayın tarihçesi, TRT6 televizyon kanalında Fetullah Kaya tarafından belgesel formatında yayınlanmış, Askeri Mahkemenin tüm iddianame, ifade ve kararlarına ulaşılmış, geniş bir arşiv taraması yapılmış, davanın son yaşayan mahkumları ile yapılan röportajlara yer verilmiştir.

Yargılananlardan, Avukat Medet Serhat, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) kurucu üyesidir ve 12 Kasım 1994 tarihinde İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir. 

 

“Diyorum ki; kamera şöyle bir kare ile başlasa! Ülke, istibdada hâlâ meyilli birilerinin “Artık yeter. Söz milletin” sloganına güvenip oy vererek yeni bir sürece girmiştir. Bolluk, refah ve hürriyet vaadi vardır söylemlerde. Bir gün gelmiştir ki; bu vaatleri paylaşanlar imtina etmişlerdir sözlerinden. Bu kez kamera kerli felli bir adamın dudaklarından dökülen kelimelere takılı kalmıştır: Üstelik zat ülkenin cumhurbaşkanıdır; “Kürtlerden bin tanesini Taksim Meydanında sallandıralım ki diğerlerine ibret-i âlem olsun” demektedir. Yetmemiştir muhterem zatın söyledikleri, ülkenin Başbakanı da teyit etmektedir: “Sallandıralım. Ama dış kamuoyuna da Komünist Kürtçü bir hareket olarak yansıtalım ki ekonomik anlamda bunu bir avantaja dönüştürelim”. Ve sonra kurulur tezgâh. 50 kişilik onay alınır. İsimlerin yazılacağı yerler boş bırakılıp sonra doldurulmak kaydıyla. Toparlanır 50 Kürt şahsiyeti. Mekân, İstanbul Harbiye Merkez Kumandanlığı olarak seçilir. Hücre sayısı 40 kişilik olduğundan 10 kişi duruşmalara dışarıdan katılır. Ve ülke 1959 senesinde Kürt şahsiyetler hakkında savcının idam istemiyle gündem tutar. Çok acı çeker içerdekiler. Biri ölür. İçerdekilerin yakınları perişan olur. Dört yıl sonra tümü beraat eder. Ama olayın yaşandığı tarihten tam 50 yıl sonra biri, Yavuz Çamlıbel çıkar ve bir kez daha 49’lar dosyasını, kendi tanıklığında yeniden açar.”

22 Eylül – Hukuk Takvimi

0
22 Eylül - Hukuk Takvimi
22 Eylül – Hukuk Takvimi
1499 İsviçre ile Svabya Savaşı’nı sona erdiren Basel Antlaşması, kabul edildi. 
1692 Martha Corey, Mary Eastey, Alice Parker, Mary Parker, Ann Pudeator, Wilmot Redd, Margaret Scott ve Samuel Wardwell, Salem Cadı Davalarında idam edilenlerin sonuncuları olarak asıldı
1776  Nathan Hale, Amerikan Devrimi sırasında casusluktan dolayı idam edildi.
1792  Fransa’da cumhuriyet ilan edildi.
1822 Portekiz’in ilk anayasası 22 Eylül 1822’de kabul edildi.
1862 Abraham Lincoln tarafından Kurtuluş Bildirgesi’nin ön taslağı yayımlandı.
 1878

Japon hukukçu ve siyaset adamı Şigeru Yoşida, doğdu. (Ölümü: 20 Ekim 1967)

Şigeru Yoşida
 1908 Bulgaristan, Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan etti.
 1919

Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası 22 Eylül 1919′ da kuruluşunu ilan etti. Resmi kuruluş onayı 17 Aralık 1919’dur. Fırka 1924’de feshedilmiştir.

 1920 TBMM Hükûmeti tarafından sekiz maddelik Telgraf ve Telefon Muhaberatı Hakkındaki Kararname kabul edildi. Millî Mücadele döneminde haberleşmenin düzenlenmesi ve telgraf hatlarının kullanımına ilişkin hükümler içermektedir
 1924
  • Gazi Mustafa Kemal, Samsun’da, İstiklal Ticaret Mektebi’nde öğretmenlerle yaptığı konuşmada: “Dünyada her şey için medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir” dedi.
  • Milletler Cemiyeti Genel Kurulu, uluslararası hukukun tedrici kodifikasyonu amacıyla Committee of Experts for the Progressive Codification of International Law kurulmasını öngören kararı kabul etti. Komite 17 uzmandan oluşacaktı ve uluslararası anlaşmalarla düzenlenmeye elverişli konuları belirlemekle görevlendirildi. Bu çalışma daha sonra 1930 Lahey Kodifikasyon Konferansı’na uzanan sürecin temel aşamalarından biri oldu.
 1931

Fransız bürokrat ve Danıştay üyesi Alain Bacquet (Alain Jehan Marie Xavier Bacquet), Le Mans’ta doğdu.

 1940

Bakanlar Kurulu, İstanbul’da çıkan Le Journal d’Orient gazetesini yedi gün süreyle kapattı. Gazetenin resmi dış politikaya aykırı yayın yaptığı ileri sürüldü. 

 1941
  • Alman SS birlikleri Ukrayna’nın Vinnytsia kentinde 6.000 Yahudiyi katletti . Bunlar, birkaç gün önce gerçekleşen ve yaklaşık 24.000 Yahudinin idam edildiği önceki katliamlardan sağ kurtulanlardı.
  • Türkiye ile Macaristan arasında 3 Mayıs 1941’de imzalanan Ticaret ve Tediye Anlaşmaları ile eklerinin onaylanmasına ilişkin kanun 22 Eylül 1941’de TBMM tarafından kabul edildi. 4117 sayılı Kanun 25 Eylül 1941 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 
 1945

Hukukçu ve siyasetçi Galip Bahtiyar Göker, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1881, İstanbul)

Galip Bahtiyar Göker
 1950
  • ABD Kongresi, Başkan Harry Truman‘ın vetosunu 22 Eylül 1950’de aşarak Internal Security Act’i kabul etti.  Nevadalı Demokrat Senatör Patrick A. McCarran tarafından hazırlanan yasa, dönemin Kızıl Korku (Red Scare) atmosferinde ve Kore Savaşı’nın başlarında kabul edildi. Komünist faaliyetleri ve yıkıcı hareketleri engellemek amacıyla çıkarılan federal bir yasadır.
  • Yeni Baştan gazetesinin kurucusu ve yazarı Aziz Nesin, sosyal düzeni yıkmaya yönelik yayın yapmakla suçlanarak hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi. 

Yazar Aziz Nesin
 1952

Selim Nafiz Akyollu, Yargıtay Başkanlığına seçildi.

 1959

49’lar Olayında tutuklamalar başladı. İleri Yurt gazetesi yazarı Musa Anter’e yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle dava açıldı. Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kaldı ve dava bu sayıyla anılır oldu. 14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerlerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşti. 3 Ocak 1961 tarihinde yargılamaları başlandı.

 1966

Türkiye İşçi Çiftçi Partisi 22 Eylül 1966 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.

 1967

Harp-İş Federasyonu İncirlik’ten sonra Ankara’da Amerikalılara ait 7 işyerinde greve başladı. Greve 600 işçi katıldı.

 1970 Polonya’da Dayanışma Sendikası kuruldu.
 1971

20 Eylülde kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının bazı maddelerinin değiştirilmesi ve geçici maddeler eklenmesi hakkında Anayasa Değişikliği resmi gazetede yayımlandı. 1971 Anayasa değişiklikleri, 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında kurulan Nihat Erim hükûmetleri döneminde, 1961 Anayasası‘nın getirdiği özgürlükçü ve çoğulcu yapıyı daraltmak ile yürütme erkini güçlendirmek amacıyla yapılmış en kapsamlı anayasa düzenlemeleridir.

 1973 Belçikalı avukat, ekonomist, Katolik politikacı ve devlet adamı Paul Guillaume van Zeeland yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Kasım 1893) 

Avukat Paul Guillaume van Zeeland
 1975

İzmir Tariş Üzüm Birliği İşletmesi önünde işçileri direnişe sevk ettikleri gerekçesiyle Türkiye Sosyalist İşçi Partisi İzmir İl Başkanı ile birlikte 29 kişi gözaltına alındı.

 1975

Terörizm suçlamasıyla Franco rejimince ölüm cezasına çarptırılan FRAP ve ETA örgütlerinden 11 kişinin cezalarının hapse çevrilmesi için Madrid’de basın toplantısı yapmak isteyen C. Gavras, Y. Montand, R. Debray ve Michel Foucault’nun da bulunduğu 6 Fransız sınır dışı edildi.

 1976

Haklarında işçiyi kanunsuz greve teşvik ettikleri iddiasıyla tutuklama kararı verilen DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve yürütme kurulunun dört üyesi İstanbul’da savcılığa teslim oldu. Sendikacılar tutuklanıp Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderildi. İstanbul Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü ve 15 temizlik işçisi, DGM direnişinde işçileri çalışmamaya sevk ettikleri gerekçesiyle gözaltına alındı. Ankara’da Belediye Fen İşleri Müdürlüğü Asfalt Şantiye Şefi DGM direnişine dair Cumhuriyet Savcısı’na bilgi vermediği gerekçesiyle tutuklandı. AEG-Profilo’ da Maden-İş’e üye 15 işçinin DGM direnişinden dolayı atılması üzerine 2 bine yakın işçi çalışmadı, işçiler işyerini de terk etmedi. TİP ve Sosyalist Parti Genel Başkanları Behice Boran ve M. Ali Aybar ile Oyun Yazarları Derneği Başkanı Melih Cevdet Anday DGM’ye karşı direniş çağrısı yaptı. 15 demokratik kitle örgütü DGM yasa tasarısını protesto için Ankara’da bir miting düzenleme kararı aldı. Adana Cezaevi’nde 24 siyasi tutuklu ve hükümlü, DGM yasa tasarısına karşı 3 günlük açlık grevine başladı. TPAO Genel Müdürü, direnişten dolayı Aliağa’da 650, İpraş’ta 104 işçinin iş akitlerinin fesh edilip 225 yeni işçi alındığını açıkladı. DİSK/Petkim-İş, DGM direnişi nedeniyle Aliağa Rafinerisi’nden atılan 1.150 işçinin yerine 300 silahlı ülkücünün yerleştirildiğini iddia etti.

 1980 Türk-İş’e bağlı kapatılan sendikaların yeniden açılmasına karar verildi.
 1980 Lech Walesa liderliğindeki Dayanışma Sendikası kuruluşundan 10 yıl sonra Polonya’da yasallık kazandı.
 1981

Askeri Yargıtay, 2 MHP’liyi öldürmekten ölüm cezasına çarptırılan Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP) üyesi Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun ve Necati Vardar’ın cezalarını onayladı.

 1981

Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Ataol Behramoğlu, Cem Yayınevi’nden çıkan ‘Ne Yağmur… Ne Şiirler’ kitabındaki şiiri ve ‘Yılmaz Güney İçin’ adlı şiirinden dolayı yargılandığı davada beraat etti.

Ne Yağmur… Ne Şiirler / Ataol Behramoğlu
 1983

2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu 22 Eylül 1983’te kabul edildi. Kanun, Türk bayrağının şekli, yapımı, korunması, çekilmesi ve indirilmesine ilişkin esasları düzenledi.

 1984
  • İngiltere’de kömür madenleri çalışanlarının grevi 6.ayına girerken, Güney Yorkshire bölgesinde bir kömür madeninde polisin grev kırıcı işçileri madene sokmak istemesine karşı çıkan 6 bin grevci ve 600 kadar polisle çatışmada 3 polis yaralandı, 5 grevci tutuklandı.
  • TEKSİF Sendikası ile Tekstil Sendikası arasında 80 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme görüşmeleri anlaşmayla sonuçlandı.
 1992
  • Viranşehir ve Batman’da 3 kişi daha öldürüldü. Ocak 1992’den itibaren aynı yıl içindeki faili meçhul cinayetlerin sayısı 220’ye ulaştı. 
  • Kuzeydoğu Atlantik Deniz Çevresinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (OSPAR) imzalandı: Sözleşme  25 Mart 1998’de yürürlüğe girdi.
 1995

Buca Cezaevi’nde 3 mahkumun öldüğü, 42 mahkum ve 15 jandarmanın yaralandığı operasyonu protesto için Cezaevi önünde toplanıp Adli Tıp’a yürüyen tutuklu ve hükümlü yakınlarına polis müdahale etti. 12 avukat ve 40 tutuklu ve hükümlü yakını coplanarak gözaltına alındı.

 2000 Bakanlar Kurulu, Kopenhag Kriterleri ile paralel olan İnsan Hakları Raporu’nu kabul etti.
 2003

Burdur Cezaevi’nde yapılan operasyonda kolu kopan Veli Saçılık’ın yaşadıklarının anlatıldığı ‘Kelepçe’ adlı belgesel Macaristan’da düzenlenen Retina Uluslararası Film ve Video Festivali’nde ödül aldı. Saçılık, sonraki yıllarda birçok kez gözaltına alındı ve hakkında davalar açıldı.

Veli Saçılık
 2005

Manisa’da Türkiye Ziraat Odaları Birliği‘nin düzenlediği mitingde 60 bin üretici hükümetin IMF ve Dünya Bankası destekli tarım politikalarını protesto etti.

 2005

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, Boğaziçi, Bilgi ve Sabancı üniversitelerinin ortaklaşa düzenlediği ‘İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri, Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları‘ başlıklı konferans hakkında yürütmeyi durdurma kararı aldı. Akademisyenler kararı bilime müdahale olarak değerlendirdi. Toplantı ile aynı ismi taşıyan kitap daha sonra Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı.

İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları
 2010

Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeleri, aynı işi yapan çalışanlar arasındaki ücret eşitsizliklerine karşı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Ek Hizmetler binası önünde toplanarak 1 saat süreyle iş bıraktı.

 2017

Prof. Dr. Mehmet Altan tutuklandı. 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen askerî darbe girişimi sonrasında başlatılan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında, darbe girişiminden bir gün önce, kardeşi Ahmet Altan ile birlikte katıldıkları televizyon programında darbe çağrışımıyla ilgili subliminal mesaj içeren söylemlerde bulundukları iddiasıyla hakkında başlatılan soruşturma nedeniyle 10 Eylül 2016 tarihinde gözaltına alındı. Altan, ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’, ‘Örgüt propagandası yapmak’ ve ‘Örgüte yardım ve yataklık’ suçlamasıyla çıkarıldığı İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 22 Eylül 2016 tarihinde tutuklandı. Ahmet Altan ise aynı gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ancak daha sonra o da tutuklandı.

Ahmet Altan / Mehmet Altan
2017 Danıştay, Tekirdağ ve İstanbul’da yapılması planlanan kömürlü termik santral projesinde, Çerkezköy Belediyesi’nin “acele kamulaştırmanın durdurulması” gerekçesiyle açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı verdi.
2017 HDP Hukuk Komisyonu, Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan saldırıyla ilgili suç duyurusunda bulundu. Komisyon, Bakan Soylu ve kolluk kuvvetleri için de soruşturma talep etti. Saldırganlar hakkında, tehdit, inanç ve düşünce hürriyetinin kullanılmasını engelleme, nefret suçu, hakaret, kişinin hatırasına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik gibi suçlardan işlem yapılmasını istendi.
2021
  • Yargıtay, kapatılan İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin, gazeteci Aziz Oruç hakkında 2011’de verdiği 6 yıl 3 aylık hapis cezasını bozdu. Oruç, Denizli Pamukkale Üniversitesi’nde öğrenci olduğu sırada katıldığı bir eylem nedeniyle “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten (TCK 220/6)” hapis cezasına çarptırılmıştı.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması‘nın onaylanacağını, ilgili kararın meclise sevk edileceğini açıkladı.
2023
  • İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık‘ın 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın duruşması yapıldı. 15 yıla kadar hapsi istenen Saltık beraat etti. Saltık, “Sadece Berlin’de değil, Türkiye’de de hakimler var” dedi.
  • Munzur Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ülkü Özbey’in, WhatsApp durumunda yayımladığı bir videoyu paylaştığı için ‘özel hayatın gizliliğini ihlalden’ yargılanan Bianet muhabiri Ruken Tuncel beraat etti. Savcılık, karara itiraz ederek istinaf dilekçesi sundu.
  • Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel kategorisine yer alan “Kanun Hükmü” filmi, belgeseldeki bir kişi hakkında yargı sürecinin devam ettiği iddiasıyla festivalden çıkarıldı. Yazılı açıklama yapan Antalya Altın Portakal Film Festivali Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, Ulusal Belgesel Film Yarışması bölümüne seçilen “Kanun Hükmü” filminde yer alan bir kişi ile ilgili yargı sürecinin devam ettiği saptadıklarını aktardı. Filmi yönetmen Nejla Demirci ise, belgeselde Kanun Hükmünde Kararname ile görevlerinden ihraç edilen doktor Yasemin Demirci ve öğretmen Engin Karataş’ın hikayesini anlattıklarını, haklarında bir yargılama olmadığını açıkladı.
  • Diyarbakır Barosu uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili rapor hazırladı. Baro Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir, “Çocuklar açısından 2021-2022 yılı arasında yüzde yüzlük bir artış görmekteyiz” dedi. Diyarbakır barosu CMK servisi OCAS(otomatik CMK avukat atama sistemi) kayıt sisteminde yer alan istatistiki veriler gözetilerek, yıllara artış gösteren madde kullanımına dair, tespit ve önleyici faaliyetlere ilişkin değerlendirmeler bir rapora dönüştürülerek kamuoyu ile paylaşıldı.
2024
  • Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında elektrik bağlantısı için anlaşma imzalandığı duyuruldu. Hattın, 1240 km ile ‘dünyanın en uzun’ yüksek gerilim kablosu olacağı, Great Sea Interconnector (GSI) adlı 1,9 milyar euro’luk projeyle Avrupa’daki iletim ağlarının Kıbrıs’a bağlanacağı ve bu hattın daha sonra İsrail’e uzanacağı açıklandı.
  • Berlin’de Filistin eylemine katılan 10 yaşındaki çocuk gözaltına alındı.
  • Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, arabuluculuk yöntemiyle anlaşma sağlanan dosya sayısının 4 milyonu aştığını açıkladı.
  • N.A. isimli kadını öldüren ve müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan A.M.B.’nın yeniden yargılandığı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada yeni karar çıktı. Müebbet hapis cezası veren mahkeme, cezayı 25 yıl hapse çevirdi. Mahkeme, CMK’nın 307/4 maddesi gereği Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemeyeceği kesin hükmü nedeniyle sanığı “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırarak iyi hal nedeniyle 25 yıla indirdi. Mahkeme, 12 Nisan 2018’de açıkladığı ilk kararında, sanığı “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmış, iyi hali gerekçesiyle cezayı müebbet hapse çevirmişti.
  • Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, 22 Eylül 2024’ten önce işlenen suçlar için geçerli olmak üzere genel af ilan etti. Af Kararnamesinin, asker kaçaklarını da kapsadığı, affın yurtiçinde 3, yurtdışında 4 ay içinde teslim olma koşuluyla geçerli olacağı açıklandı. Suriye, daha önce birçok af ilan etmiş, son olarak 2022’de ülke içinde ve dışındaki asker kaçakları için genel af kanunu çıkarmıştı.
  • Amedspor, saha tadilatı taahhüdünü yerine getirmeyen Diyarbakır Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu. Şikayette, kamu görevlilerinin ağır ihmallerine dikkat çekildi.
2025 Dün ne oldu? – 22 Eylül 2025 – Dünyada ve Türkiye’den Hukuk Haberleri
 2026
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York kentinde düzenlenen BM 81. Genel Kurulu’nda bir konuşma yaparak Filistin’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekti, KKTC’nin tanınmasını istedi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) reform yapılmasını istedi.
  • Birleşmiş Milletler insan hakları Özel Raportörü, İnsan Hakları Konseyi‘ne sunduğu raporda, Rus güvenlik servislerinin ‘sistematik, kurumsallaşmış’ şekilde Avrupa genelinde muhalifleri öldürdüğünü veya öldürmeye teşebbüs ettiğini belirterek bağlayıcı bir BM sözleşmesi çağrısında bulundu. 
  • Otomobil üreticisi Tesla’nın ırk ayrımcılığı içeren işe alım uygulamalarıyla ilgili dava, Pazartesi günü Kaliforniya’nın Alameda bölgesinde başladı. Ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 6.000’den fazla siyahi işçiyi kapsayan dava 30 Ekim 2026’ya kadar sürecek.
  • Güney Kore Gıda ve İlaç Güvenliği Bakanlığı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Kore Anayasa Mahkemesi’nin 2019’da ülkedeki kürtaj yasağını kaldıran kararının ardından oluşan yasal boşluğu doldurmak amacıyla, ülkenin ilk kürtaj hapını 2027 yılının ilk çeyreğinde onaylamayı hedeflediğini açıkladı.
  • Avrupa Parlamentosu, Hong Kong’daki insan hakları ihlallerine ilişkin bir karar kabul ederek Avrupa Birliği Konseyi’ni AB Küresel İnsan Hakları Yaptırımları Rejimi kapsamında Hong Kong yetkililerine yönelik yaptırımlar uygulamaya çağırdı.
  • UNICEF  yaptığı açıklamada, Yemen genelinde şiddetin artmasının 57.000’den fazla çocuğun zorla yerinden edilmesine yol açtığını ve bunun da on yıldır süren iç savaş, ekonomik çöküş, iklim krizleri ve çökme noktasına gelen sağlık sistemi nedeniyle zaten ağır olan insani krizi daha da kötüleştirdiğini belirtti.
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma ile Manisa’daki okul saldırısıyla ilgili sosyal medya ağlarında halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işleyen 92 X hesabı erişime engellendi. RTÜK, silahlı saldırı olayına ilişkin yayın yasağı getirdi.
  • Mardin’de ‘Mardinli Marilyn Monroe’ olarak bilinen ve FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin sanal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan tutuklanan Melek Karahan (50) ilk duruşmasında tahliye edildi.
  • Edirne’de çeşitli suçlardan toplam 20 yıl 4 ay hapis cezası bulunan Serpil S. ile 11 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan oğlu Şaban K. polis tarafından yakalandı.
  • 51’i tutuklu 435 sanıklı Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Davası, 85’inci duruşma günü ile devam etti.

22 Eylül – Hukuk Takvimi

Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Onur Ödülü

0
Avukat Noyan Özkan

Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Onur Ödülü, Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından her yıl çevre ve doğayı koruma amacıyla barışçıl mücadele yürüten kişi ve oluşumlara verilen prestijli bir ödüldür. İzmir Barosu’nun 2000-2002 dönemi başkanı olan, çevre hukukuna büyük katkılar sunmuş merhum Av. Noyan Özkan anısına düzenlenmektedir.

Ödül, doğa ile birlikte eşit, özgür ve adil bir yaşam için meşru, barışçıl, şiddet içermeyen ve her türlü ayrımcılıktan uzak yöntemlerle mücadele eden kişi, yurttaş grupları, inisiyatif, platform ve derneklere verilmektedir.

Türkiye Barolar Birliği, 2014 yılında yaptığı açıklama ile “kişiliği, savunuculuk perspektifi, mücadele azmi ve ürettiği değerlerle, çevre ve ekoloji mücadelesinin simge isimlerinden biri olan ve 2013 yılında aramızdan ayrılan, İzmir Barosu’nun eski başkanlarından sayın Avukat Noyan Özkan anısına, her yıl düzenli olarak “Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülü” verilmesini” kararlaştırmıştır. İlk ödül 2014 yılında verilmiştir. Ödüle ilişkin yönerge ise TBB Yönetim Kurulu’nun 7 Şubat 2014 tarihli ve 2014-485 sayılı kararıyla kabul edilmiştir. (Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülü Yönergesi)

Çevre hakkı için mücadeleyi teşvik etmek amacıyla verilen ödüle çevre ve ekoloji alanında çalışma yapan herkes aday gösterilebilmektedir. Ödül onur belgesi ve ekoloji mücadelesini betimleyen plaketten oluşmaktadır. Jüri beş kişiden oluşmakta; İzmir Barosu Kent ve Çevre Komisyonu’ndan iki kişi, TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’ndan iki kişi ve Avukat Noyan Özkan’ın ailesinden bir kişi jüride yer almaktadır. Ödüle hak kazanan adayın belirlenmesinde konsensüs esastır.

 

Ödülün Amacı ve Kapsamı

Ödül Yönergesi gereğince ödül; “…doğamızı ve hayatlarımızı tahakküm altına almaya çalışan çevre politikalarına karşı şiddet içermeyen ve her türlü ayrımcılıktan uzak mücadele yöntemleriyle mücadele eden, bu idealler uğruna risk alan, insanlara ilham ve umut veren kişilere, yurttaş gruplarına, tüzel kişiliği olsun ya da olmasın inisiyatif, platform, dernek ve benzeri adlar altında bir araya gelmiş oluşumlara” verilmektedir.

  • Hedef Kitle: Doğayı ve yaşam alanlarını korumak için ayrımcılıktan uzak ve şiddetsiz yöntemlerle mücadele edenler.
  • Kimler Alabilir: Risk alan, topluma umut ve ilham veren kişiler, yurttaş grupları, platformlar, dernekler veya sivil inisiyatifler.
  • Aday Gösterme: Çevre ve ekoloji alanında emek veren herkes bu ödül için aday gösterilebilmektedir.

Yönergede, ödülün 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında verilmesinin öncelikli olduğu da belirtilmektedir.

Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülleri

Ödüle Layık Görülenler Listesi

Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülü’nü ilk verildiği tarihten itibaren kazanan tüm kişi, kurum ve platformların kronolojik listesi aşağıdadır.

2026 Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Onur Ödülü için son başvuru tarihi 29 Ağustos 2026 olarak belirlenmiştir. Ödül Töreni, 19 Eylül 2026 tarihinde İzmir Barosu’nun ev sahipliğinde düzenlenmiştir. 

Bireysel Ödül: Diyarbakır’ın Lice ilçesi Mizak Mahallesi’nde bakır madenciliğinin çevresel etkilerine karşı köylülerle birlikte yürüttüğü mücadele nedeniyle Azize Alan ile Denizli’nin Tavas ilçesindeki Avdan yöresinde kömür madenciliğine karşı yürüttüğü çevre mücadelesi nedeniyle Hatice Kocalar. 

Kurumsal Ödül: Çevre mücadelelerini ülke ölçeğinde bir araya getiren ve Avukat Noyan Özkan’ın da kurucuları arasında yer aldığı EGEÇEP (Ege Çevre ve Kültür Platformu)

2025 Yılı Ödülleri

  • Bireysel Ödül: İkizköy Akbelen’deki orman ve çevre direnişiyle öne çıkan aktivist Esra Işık.
  • Bireysel Ödül (Anısına): Artvin Cankurtaran’da orman parkı projesine karşı doğayı savunurken uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Reşit Kibar. Ödül ailesine takdim edilmiştir.
  • Kurumsal Ödül: Bölgedeki maden, HES ve taş ocaklarına karşı yürüttüğü hukuki ve toplumsal faaliyetler nedeniyle Ordu Çevre Derneği (ORÇEV). 2025 yılı ödül sahiplerine ilişkin TBB açıklaması

2024 Yılı Ödülleri

  • Bireysel Ödül: Gezi Parkı davaları nedeniyle cezaevinde bulunan, meslek hayatı boyunca kent hakları ve kamusal yeşil alan savunuculuğu yürüten şehir plancısı Dr. Tayfun Kahraman.
  • Kurumsal Ödül: Kocaeli ve Karamürsel bölgesindeki kontrolsüz RES ve sanayi projelerine karşı açtığı davalarla ekolojik dengeyi korumaya çalışan Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği (KEYDER). 2024 yılı ödül sahiplerine ilişkin TBB açıklaması

2023 Yılı Ödülleri

  • Grup Ödülü: Muğla Milas’taki linyit madeni genişleme sahasına karşı Akbelen Ormanı’nı korumak için nöbet tutan ve direnen İkizköy Akbelen Köylüleri.
  • Bireysel Ödül (Anısına): Antalya Finike’de taş ocaklarının doğaya verdiği zarara karşı mücadele ederken öldürülen çevre aktivistleri Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti. Ödül kızları Av. Emine Büyüknohutçu’ya verilmiştir. 2023 yılı ödül sahiplerine ilişkin TBB açıklaması

2022 Yılı Ödülü

2019 – 2021 Yılları Arası

  • Bu dönemde ödül töreni gerçekleştirilememiş ve herhangi bir kişi veya kuruma ödül takdim edilmemiştir. TBB Başkan Yardımcısı Av. Gürkan Altun, 2023 yılında yaptığı açıklamada ödül törenlerinin pandemi ve önceki dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle üç yıl aksadığını belirtmiştir. 2023 yılı ödül törenine ilişkin TBB açıklaması

2018 Yılı Ödülü

  • Ödüle layık görülen oluşum: İzmir ve Ege genelindeki çevre mücadelelerine ve sanayi kirliliğine karşı yürüttüğü hukuki ve toplumsal çalışmalarla öne çıkan Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP).
  • Ödüle layık görülenler (anısına): Antalya Finike’de taş ocaklarının doğaya verdiği zarara karşı mücadele ederken öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti.

2018 yılında Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu jürisi, ödülün EGEÇEP ve Antalya Finike’de katledilen çevreciler Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftine verilmesini kararlaştırmıştır. TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nun 17 Şubat 2018 tarihli toplantı kararlarında ödül töreninin 2 Haziran 2018 tarihinde yapılmasının planlandığı görülmektedir. Ancak o dönem Metin Feyzioğlu yönetimindeki TBB merkez yönetimi ile komisyon arasında yaşanan görüş ayrılıkları ve yönetimsel müdahaleler nedeniyle ödül töreni ertelenmiş, ardından komisyon üyeleri tasfiye edildiği için ödüller o yıl fiilen takdim edilememiştir. Komisyon üyelerinin görevden alınması ve ödül töreninin ertelenmesine ilişkin dönemin haberlerinde ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. 2018 yılında yaşanan gelişmelere ilişkin haber Ödül töreninin ertelenmesi ve komisyonla yaşanan gelişmelere ilişkin haber

2017 Yılı Ödülü

2016 Yılı Ödülleri

  • Bireysel Ödül: Çevre sorunlarına dikkat çekmek amacıyla yaptığı bireysel yürüyüşler ve eylemlerle “Yalnız Efe” olarak bilinen aktivist Ahmet Karaçam.
  • Kurumsal Ödül: Trakya bölgesindeki Ergene Nehri kirliliği ve termik santral projelerine karşı bilimsel raporlar ve hukuki itirazlar hazırlayan Trakya Platformu. 2016 yılı ödül sahiplerine ilişkin TBB yayını

2015 Yılı Ödülü

2014 Yılı Ödülleri (İlk Ödül Dönemi)

  • Bireysel Ödül: Rize Loç Vadisi ve Karadeniz’deki HES projelerine karşı açtığı davaların mahkeme masraflarını karşılamak adına ahırındaki ineğini satarak çevre mücadelesinin sembolü haline gelen Kazım Delal.
  • Kurumsal Ödül: Sinop Gerze’de kurulmak istenen termik santral projesine karşı verdikleri çetin yerel mücadele sonucunda şirketin projeden çekilmesini sağlayan Yeşil Gerze Platformu (YEGEP). 2014 yılı ödül törenine ilişkin TBB açıklaması

Noyan Özkan

Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi

0
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi

ILO 77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 19 Eylül 1946 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 16.08.1983 tarihli ve 2878 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 18.08.1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kamusal veya özel sınai işyerlerinde veya bu işyerleriyle ilgili işlerde çalıştırılan veya çalışılan çocuklar ve gençlere uygulanmak üzere kabul edilmiştir.

77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 19 Eylül 1946
Kanun Tarih ve Sayısı: 16.08.1983 / 2878
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 18.08.1983 / 18139
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 11.07.1984 / 84-8284
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 15.08.1984 / 18490

 

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Montreal’e davet edilerek, orada 19 Eylül 1946 tarihinde Yirmi Dokuzuncu toplantısını yapan, Milletlerarası Çalişma Teşkilatı Genel Konferansı, Toplantı gündeminin üçüncü maddesini teşkil eden çocukların ve gençlerin sanayide istihdama elverişlilikleri ile ilgili sağlık muayenesine tabi tutulmaları hakkında bazı tekliflerin kabulüne ve bu tekliflerin bazılarının uluslararası bir sözleşme haline gelmesine karar vererek, bin dokuz yüz kırk altı yılı Ekim ayının işbu dokuzuncu günü, Gençlerin Sanayide Sağlık Muayenesine tabi tutulmalarına dair 1946 Sözleşmesi şeklinde adlandırılacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder.

BÖLÜM I
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 1

Bu Sözleşme, kamusal veya özel sınai işyerlerinde veya bu işyerleriyle ilgili işlerde çalıştırılan veya çalışılan çocuklarla gençlere uygulanır.

Bu Sözleşmenin uygulanmasında:

a. Maden ve taş ocakları ile her türlü madddenin topraktan çıkarılmasıyla ilgili işyerleri,

b. Maddelerin imal ve tadil edildiği, temizlendiği, onarıldığı, süslendiği, tamamlandığı, satış için hazırlandığı işyerleriyle, gemi yapımı, elektrik ve genel olarak her türlü itici güç üretme, tahvil ve iletme işleri dahil, maddelerin şekillerinin değiştirildiği işyerleri,

c. Yapım, onarım, bakım, değişim ve yıkım işleri dahil bina yapımı ve bayındırlık işleriyle ilgili müesseseler ,

d. Dok, rıhtım, iskele, antrepo ve uçak alanlarında eşyanın elle taşınması dahil, kara, demir yolu, nehir, kanal ve göllerde veya hava yolu ile yapılan insan ve eşya nakliyatıyla uğraşan müesseseler,<Sanayi işyerlerinden> sayılır.

Yetkili makam, bir taraftan sanayi ve diğer taraftan tarım, ticaret ve sanayiden sayılmayan diğer işler arasındaki hududu tayin eder.

MADDE 2

Çocuklar ve 18 yaşından aşağı olan gençler, ancak çalıştırılacakları, işe elverişli oldukları esaslı bir sağlık muayenesi sonucunda kabul edildiği takdirde, sınai bir müessese tarafından işe alınabilirler.

İşe elverişliliği tayin ile ilgili sağlık muayenesi, yetkili makamca tensip edilmiş kalifiye bir hekim tarafından yapılacak bir sağlık belgesi ile yahut çalışma iznine veya karnesine kaydedilmek suretiyle tevsik olunur.

İşe elverişliliği tayin yönünden sağlık muayenesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından sorumlu bulunan makam tarafından bir grup halinde tasnif edilen ve sağlıkla ilgili benzer tehlikeler arz eden belirli bir iş veya meslek grupları için verilebilecektir.

Milli mevzuat işe elverişliliği tevsik eden belgeyi tanzimle yükümlü yetkili makamı tayin edecek ve bu belgenin tanzim ve verilme usul ve şartlarını belirleyecektir.

MADDE 3

Çocukların ve gençlerin işe elverişli bulunup bulunmadıkları, on sekiz yaşına kadar sürdürülen bir sağlık kontrolüne tabi tutulmalarını gerektirecektir.

18 yaşından küçük bir çocuğun yahut gencin sürekli olarak çalıştırılması, ancak bir yılı geçmeyen aralıklarla sağlık muayenesinin yenilenmesi şartına bağlı olabilecektir.
Milli Güvenlik Konseyi (S. sayısı 636)

Milli mevzuatın :

a. İşin arz ettiği tehlikelerle ve çocuğun yahut gencin evvelki muayenelerle açıklanmış bulunan sağlık durumu ile ilgili kontrolün tesirli olmasını sağlamak için, ya sağlık muayenesinin hangi özel şartlar dahilinde yıllık muayeneye ilaveten yapılması yahut daha sık olarak yenilenmesi gerektiğini öngörmesini, yahut,

b. Sağlık muayenesinin istisnai durumlarda yenilenmesinde yetkili makamı görevli kılmasını gerektirecektir.

MADDE 4

Sağlık bakımından büyük tehlikeler arz eden mesleklerde işe elverişliliği tesbit etmek bakımından sağlık muayenesi ve bu muayenenin yenilenmesi en az yirmi beş yaşına kadar yapılmalıdır.

Milli mevzuatın, işe elverişiliği tayin bakımından sağlık muayenesinin en az yirmi bir yaşına kadar yapılmasına matuf işleri veya iş kategorilerini ya tayin etmesi veya tayin etme yetkisini uygun bir makama tevdii gerekecektir.

MADDE 5

Yukarıdaki maddelerde öngörülen gerekli sağlık muayenelerinin çocuklar, gençler veyahut aileleri için hiçbir masrafı gerektirmemelidir.

MADDE 6

İşe elverişsizlikleri veya bedeni eksiklik ve aksaklıkların bulunduğu sağlık muayenesince tesbit edilen çocuklarla gençlerin yeniden yönetilmesi ve yeniden bedeni ve mesleki intibakı için yetkili makam tarafından gerekli her türlü tedbir alınacaktır.

Bu tedbirlerin nitelik ve kapsamı yetkili makamca tesbit olunacak; bu amaçla konuyla ilgili çalışma, eğitim, sosyal ve sıhhi servisler arasında bir işbirliği kurulması ve bu tedbirlerin uygulanması için bu servisler arasında tesirli irtibatın idame ettirilmesi gerekecektir.

a. Milli mevzuat, işe elverişliliği açıkça kabul edilmemiş olan çocukları gençlere:

b. Bitiminde genç işçinin yeni bir muayeneye tabi tutulacağı bir devre için geçerli, geçici iş permilleri yahut sağlık belgeleri:

c. Özel mahiyette çalıştırma şartları koyan permiler yahut belgeler verilmesini zorunlu kılabilecektir.

MADDE 7

İşverenin, mevzuat ile konulacak hükme göre, işe elverişliliğe aykırı bir cihet bulunmadığını tevsik eden sağlık karnesini yahut çalışma permisini veya karnesini dosyalayarak bunu iş teftişi sırasında tetkike amade tutması gerekecektir.

Milli mevzuat, bu Sözleşmenin sıkı bir şekilde uygulanmasını sağlayabilecek diğer denetim metotlarını tayin eder.

BÖLÜM II
BAZI ÜLKELER İÇİN ÖZEL HÜKÜMLER
MADDE 8

Bir üye ülkenin toprakları, nüfusunun dağınıklığı yahut gelişme seviyesi bakımından bu Sözleşme hükümlerinin yetkili makamca uygulanmasına imkan görülmediği geniş bölgeleri ihtiva ettiği hallerde, bu makam, söz konusu bölgeleri ya genel bir şekilde yahut bazı müesseseler veya bazı işler hakkında gerekli gördüğü istisnalarla Sözleşmeyi uygulamaktan muaf tutulabilir.

Her üye Milletlerarası Çalışma Teşkilatı statüsünün 22 nci maddesi gereğince bu Sözleşmenin uygulanması hakkında vereceği ilk yıllık raporda bu madde hükümlerine başvurmayı tasarladığı herhangi bir bölgeyi belirtmelidir. Sonradan hiçbir üye bu suretle belirtilmiş olduğu bölgelerden başka bölgeler dışında bu madde hükümlerine başvuramaz.

Bu madde hükümlerine başvuran her üye, daha sonraki yıllık raporlarında hangi bölgeler için bu hükümlere başvurmak hakkından vazgeçtiğini belirtmeilidir.

MADDE 9

Bu Sözleşmenin onaylanmasını mümkün kılan mevzuatın kabul edildiği tarihten önce, çocukların ve gençlerin sanayide çalıştırılmaya elverişliliklerini tayin bakımından sağlık muayenesiyle ilgili mevzuatı olmayan her üye, onaylama belgesine ek bir beyan ile 2 nci ve 3 ncü maddelerde öngörülen on sekiz yaş yerine hiçbir şekilde on altı yaştan aşağı olmamak üzere yirmi bir yaştan aşağı bir yaş haddi koyabilir.

Böyle bir beyanda bulunmuş olan her üye, onu, daha sonraki bir beyan ile her zaman iptal edebilir.

Hakkında bu maddenin 1 inci paragrafına uygun suretle yapılmış bir beyan yürürlükte olan her üye, her yıl, bu Sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili yıllık raporunda Sözleşme hükümlerinin tam olarak uygulanması yolunda ne ölçüde ilerleme gerçekleştirildiğini belirtmelidir.

MADDE 10

a. Bu Sözleşmenin 1 inci Bölümünün hükümleri, bu maddede öngörülen hüküm değişikliklerle Hindistan’a uygulanır.

b. Söz konusu hükümler, Hindistan mevzuatının uygulamaya yetkili kıldığı bütün topraklarda uygulanır.

c. <Sınai müessese> kavramı aşağıdakileri kapsar:

  1. <Hindistan Fabrika Kanunu> kapsamına giren fabrikalar,
  2. <Hindistan Maden Ocakları Kanunu> kapsamına giren maden ocakları,
  3. Demiryolları
  4. Çocukların çalıştırılması hakkındaki 1938 tarihli kanun kapsamına giren bütün işler.

d. 2 nci ve 3ncü maddeler çocuklara ve onaltı yaşından aşağı olan gençlere uygulanır.

e. 4 üncü maddedeki <ondokuz yaş> ibaresi, <yirmibir yaş>ın yerine kullanılacaktır.

f. 6 ıncı maddenin 1 inci ve 2 nci paragrafları Hindistan’a uygulanmaz.

Bu maddenin 1 inci paragrafındaki hükümler aşağıdaki usulle tadil edilebilecektir:

a. Milletlerarası Çalışma Konferansı, konunun gündeminde bulunduğu herhangi bir toplantıda üçte iki çoğunlukla, bu maddenin 1 inci paragrafı hakkında tadil tasarıları kabul edebilir.

b. Böyle bir tadil tasarısı, konferans toplantısının kapanmasından itibaren bir yıllık yahut olağanüstü durumlarda, 18 aylık bir müddet içinde Hindistan’da bu tadil tasarısını kanun haline getirmek yahut başka yoldan tedbirler almak maksadıyla konu itibariyle yetkisi dahiline giren makama yahut makamlara sunulur.

c. Hindistan,yetkili makamın yahut makamların olurunu aldığı takdirde; tadilini, kesin onaylama belgesini tescil edilmek üzere, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderir.

d. Hindistan tarafından onaylanan böyle bir tadil tasarısı, bu Sözleşmenin tadili olarak yürürlüğe girer.

BÖLÜM III
Son Hükümler
MADDE 11

Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, onda derpiş olunanlardan daha elverişli şartlar sağlayan hiçbir kanun, karar, adet yahut işverenlerle işçiler arasındaki mevcut anlaşma hükümlerine halel getiremez.

MADDE 12

Bu Sözleşmenin kesin onama belgeleri, tescil edilmek üzere Milletlerarası Çalışma Müdürüne gönderilir.

MADDE 13

Bu Sözleşme, ancak onaylama belgesi Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından tescil edilen Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlar.

Sözleşme, iki üyenin onaylama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescilinden itibaren 12 ay sonra yürürlüğe girer.

Bundan sonra, bu Sözleşme her üye hakkında kendisinin onaylama belgesinin tescilinden itibaren 12 ay geçince yürürlüğe girer.

MADDE 14

Bu Sözleşmeyi onaylayan her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne yollayacağı ve bu Müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedilebilir. Fesih tescil tarihinden bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onayıp da onu bundan evvelki fıkrada yazılı on yıllık mühletin geçmesinden itibaren bir yıl zarfında, bu madde gereğince feshetmek hakkını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi her on yıllık devre bitince, bu madde de öngörülen şartlar içinde feshedilebilecektir.

MADDE 15

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onaylama ve fesihlerin tescil edildiklerini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine yazıyla bildirir.

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, kendisine gönderilen ikinci onaylama belgesinin tescil edildiğini,Teşkilat üyelerine yazıyla bildirirken bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında Teşkilat üyelerinin dikkatini çeker.

MADDE 16

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü yukarıdaki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu bütün onaylama ve fesihlerle ilgili ayrıntılı bilgileri Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterişne tevdi eder.

MADDE 17

Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren her on yıllık bir devre sonunda Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi keyfiyetinin Konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verir.

MADDE 18

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen ve yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme başka hükümleri ihtiva etmediği takdirde;

  1. Tadil edici yeni sözleşmenin her üye tarafından onaylanması keyfiyeti, yukarıdaki 14 üncü madde nazara alınmaksızın tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmiş olması kayıt ve şartıyla, bu Sözleşmenin derhal ve doğrudan doğruya feshini gerektirecektir.
  2. Tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren, bu Sözleşme üyelerin onaylamasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme, onu onaylayıp da tadil edici Sözleşmeyi onaylamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve muhtevası ile geçerli olmakta devam edecektir.

MADDE 19

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi de aynı şekilde geçerlidir.

 

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

Dünya Barış Günü

0
Hukuk ve Demokrasi Günleri

Dünya Barış Günü (Uluslararası Barış Günü – International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan  uluslararası bir bayramdır. “Dünya Barış Günü” sadece Türkiye ve KKTC tarafından 1 Eylül tarihinde kutlanmaktadır.

Barışı ve insanlığın huzur içinde yaşamasını savunanlar için simge bir gündür.

Dünya Barış Günü İlanı – 21 Eylül

Birleşmiş Milletler ve Dünya Barış Günü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, “BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Varşova Paktı’nın İlk Barış Günü: 1 Eylül

Birleşmiş Milletler tarafından küresel anlamda bir Barış Günü kabul edilmeden önce, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler, barış içinde bir dünya hayalini yaşatmak için, Nazi Almanya’sının ikinci dünya savaşını başlattığı ve 1939 yılında Polonya’yı işgal ettiği tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutlamaya başlamışlardır. Almanya’nın Polonya işgaline başladığı tarih olan 1 Eylül 1939, her yıl hatırlanmak üzere Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyeleri tarafından Barış Günü ilan edilmiştir.

Jeremy Gilley ve Barış İçin Bir Gün: Peace One Day

BM’nin 7 Eylül 2001 tarihindeki oturumunda,, tüm dünyada “savaşsız bir gün” adı altında, özellikle çatışma olan bölgelerde bir günlük ateşkes ilan edilmesini teşvik etmek ve bu şekilde kalıcı barışın sağlanabileceği gösterilmek istenmiştir. Bu tarihin seçilmesinde İngiliz film yapımcısı Jeremy Gilley’in 1999 tarihinde başlattığı ve “hiç olmazsa tüm dünyada bir günlük barış olsun” fikriyle ortaya koyduğu ‘Peace One Day’ isimli kampanyası etkili olmuştur. Gilley, 1999’da başlattığı kampanyasında dünyada tüm çatışmaların bir gün süreyle durmasını ve çocukların o gün savaşlarda ölmemesini, sakat kalmamasını hedeflemiştir. Aralarında savaşan ülkelerin liderlerinin de olduğu tüm dünya liderlerine mektuplar yazan ve bazılarıyla da yüz yüze görüşen Gilley’in kampanyası zaman içinde ses getirmeye başlamış ve tüm dünyada destek görmüştür. Gilley daha sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı da ikna etmeyi başarmış ve BM, aldığı bir kararla tüm dünyada 21 Eylül’ün “Dünya Barış Günü” olarak kutlanmasını kabul etmiştir.

Kofi Annan’ın “Dünya Barış Günü” ile ilgili açıklaması

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005 yılındaki “Dünya Barış Günü” ile ilgili açıklaması şöyledir: “Dünya Barış Günü, tüm dünyada, tüm ülkelerin ve tüm insanların düşmanlıkları ve savaşı 24 saat süreyle durdurdukları, küresel ateşkesin ilan edildiği bir gün anlamına geliyor. Ve bu gün tüm dünyada yerel saatle 12’de bir dakikalık saygı duruşu yaptıkları gündür.”

Türkiye’nin Barış Anlayışı: Yurtta Sulh Cihanda Sulh

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Devrimleri ile birlikte yeşeren “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ’anlayışını hakim kılmak için, Balkan Baktı, Sadabat Paktı ve başkaca birçok girişimde bulunmuş, toplumsal huzurun evrensel barışı zorunlu kıldığını tüm dünyaya deklare etmiş, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Güney Amerika’daki barış girişimlerine dahi destek vermiştir.

Birleşmiş Milletler ve Barış Günü Faaliyetleri

Birleşmiş Milletler, Barış Günü’nde, tüm dünya çapındaki çatışmaların önlenmesi ve gerçek bir barışın inşası amacıyla bilinçlendirme kampanyaları düzenlemektedir. Bu bağlamda, 2007 yılında barış çağrısı yapılmış, 2008 yılında İnsan Haklarını ve Barışı Koruma yönünde bildirgeler yayınlanmış, 2009 yılında silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi yönünde çalışmalar yoğunlaştırılmış, 2010 yılında Barış İçin Gençliğe Çağrı gerçekleşmiş, 2013’te Barış İçin Eğitim, 2014’te Halkların Barış Hakkı, 2015 yılında Herkes İçin Onur, 2016’da Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, 2017’de yılında Herkes İçin Saygı, Güvenlik ve Haysiyet etkinlikleri gerçekleştirilmiştir.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü (Institute for Economics & Peace) tarafından 2007 yılından beri her yıl Küresel Barış Endeksi (KBE) yayınlanmakta, ülkelerin barış durumunu ve güvenlik seviyesini 23 ayrı kritere göre ölçmektedir. Türkiye, Küresel Barış Endeksinde 152. sıradadır. Dünyadaki en barışçı ve güvenli bölge Avrupa, en huzursuz ve tehlikeli bölge ise Orta Doğu’dur. İstatistikler, Türkiye’nin güvenliği ve huzurunun Avrupa’ya yaklaştıkça artmakta olduğunu, Ota Doğu’ya yaklaştıkça azaldığını göstermektedir.

Kopenhag Kriterleri

0
Kopenhag Kriterleri

Kopenhag Kriterleri, Avrupa Birliği’ne üye olmak isteyen ülkelerin karşılaması gereken siyasi, ekonomik ve hukuki koşullardır. Kriterler, 21-22 Haziran 1993 tarihlerinde gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi’nde Avrupa Birliği üyesi devletlerin devlet veya hükümet başkanlarından oluşan Avrupa Konseyi tarafından belirlenmiştir.

Kopenhag Kriterleri, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği’ne üyeliklerinin temel koşullarını ortaya koymaktadır. Aday ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce demokratik kurumlarını güçlendirmeleri, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olmaları ve Avrupa Birliği müktesebatını üstlenebilecek kapasiteye ulaşmaları beklenmektedir.

Kriterler üç ana başlık altında incelenmektedir:

  • Siyasi kriterler: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıkların korunması ve istikrarlı demokratik kurumlar.
  • Ekonomik kriterler: İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı ve AB içindeki rekabet baskısıyla başa çıkabilme kapasitesi.
  • AB müktesebatına uyum kriteri: AB’nin siyasi, ekonomik ve parasal birliğinin amaçlarına bağlılık dahil olmak üzere, AB müktesebatını üstlenme ve uygulama kapasitesi.

Avrupa Birliği, 1 Kasım 1993’te Maastricht Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle kurulmuştur. Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in 1 Ocak 1995’te Birliğe katılmasıyla üye devlet sayısı 15’e yükselmiştir. Avrupa Birliği, 2013 yılında Hırvatistan’ın katılımıyla 28 üyeye ulaşmış; Birleşik Krallık’ın 31 Ocak 2020’de Birlikten ayrılmasıyla üye devlet sayısı 27’ye düşmüştür.

Bosna-Hersek, Şubat 2016’da Avrupa Birliği üyeliği için başvuruda bulunmuştur. Ülkeye Aralık 2022’de aday ülke statüsü verilmiş, Mart 2024’te ise katılım müzakerelerinin açılmasına karar verilmiştir.

Siyasi Kriterler

Siyasi kriterler, aday ülkede aşağıdaki ilkeleri güvence altına alan istikrarlı kurumların bulunmasını gerektirir:

  • Demokrasi,

  • Hukukun üstünlüğü,

  • İnsan hakları,

  • Azınlıklara saygı,

  • Azınlıkların korunması.

Aday ülkede demokratik kurumların etkili biçimde işlemesi, düzenli ve çoğulcu seçimlerin yapılması, kuvvetler ayrılığı ilkesine uyulması ve kamu makamlarının hukukla bağlı olması gerekmektedir. Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği de hukukun üstünlüğünün temel unsurları arasında yer almaktadır. Aday ülkelerin, Avrupa Birliği hukukunun ve Avrupa insan hakları standartlarının gerektirdiği temel hak ve özgürlükleri güvence altına alması beklenmektedir. Bu kapsamda yaşam hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı gibi temel hakların etkili biçimde korunması gerekmektedir. Irk, etnik köken, din, cinsiyet veya başka herhangi bir temele dayalı ayrımcılığın önlenmesi; kadın ve erkeklerin eşitliğinin sağlanması; işkence ve kötü muamelenin yasaklanması da insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinin gereğidir. Azınlıkların kültürel, dilsel, dinsel ve siyasal haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların hukuk tarafından korunması gerekir. Ancak siyasi kriterlerin varlığı yalnızca anayasal veya yasal düzenlemelerin yapılmasıyla sınırlı değildir. Bu ilkelerin uygulamada etkili, sürekli ve ayrım gözetmeden hayata geçirilmesi de şart koşulmaktadır.

Ekonomik Kriterler

Ekonomik kriterler, aday ülkede işleyen bir piyasa ekonomisinin bulunmasını ve ülkenin Avrupa Birliği içindeki rekabetçi baskılarla ve piyasa güçleriyle baş edebilecek kapasiteye sahip olmasını gerektirmektedir.

İşleyen bir piyasa ekonomisinin temel unsurları şunlardır:

  • Arz ve talebin büyük ölçüde piyasa güçleri tarafından belirlenmesi,

  • Fiyatların ve ticaretin serbest piyasa koşullarında oluşması,

  • Piyasaya giriş ve piyasadan çıkışın önündeki engellerin azaltılması,

  • Özel mülkiyet hakkının ve sözleşme özgürlüğünün güvence altına alınması,

  • Mülkiyet haklarını koruyan bağımsız ve etkili bir hukuk sisteminin bulunması,

  • Etkin bir yargı sisteminin mevcut olması,

  • Makroekonomik istikrarın sağlanması,

  • Sürdürülebilir kamu maliyesinin ve dış dengenin korunması,

  • Mali sektörün yeterli ölçüde gelişmiş olması,

  • Girişimciliğin ve özel sektörün desteklenmesi.

Ekonomik kriterler, aday ülkenin Avrupa Birliği’nin tek pazarı içinde faaliyet gösterebilecek, rekabet edebilecek ve ekonomik bütünleşmenin getirdiği yükümlülükleri yerine getirebilecek bir yapıya sahip olmasını amaçlamaktadır. Aday ülkenin, Avrupa Birliği içindeki rekabetçi baskılarla baş edebilmesi için yeterli fiziki, beşeri ve teknolojik altyapıya sahip olması gerekir. Eğitim, araştırma ve teknoloji alanlarındaki gelişmişlik; işletmelerin yeniliklere uyum sağlama kapasitesi; işgücü piyasasının niteliği ve şirketlerin rekabet gücü bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Avrupa Birliği Müktesebatını Üstlenme ve Uygulama Kriteri

Aday ülkenin, Avrupa Birliği üyeliğinden doğan yükümlülükleri üstlenebilecek ve uygulayabilecek kapasiteye sahip olması gerekir. Bu yükümlülükler, Avrupa Birliği’nin siyasi, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılığı da kapsamaktadır. Aday ülkelerin Avrupa Birliği müktesebatını kendi iç hukuklarına aktarması ve bu kuralları etkili biçimde uygulaması beklenmektedir. Avrupa Birliği müktesebatı; Birliğin kuruluş antlaşmalarını, ikincil mevzuatını, tüzük ve direktiflerini, Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarını ve Birliğin ortak politika alanlarına ilişkin düzenlemelerini içermektedir.

Aday ülkelerin özellikle aşağıdaki alanlarda Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlaması gerekir:

  • Malların serbest dolaşımı,

  • Kişilerin serbest dolaşımı,

  • Hizmetlerin serbest dolaşımı,

  • Sermayenin serbest dolaşımı,

  • Rekabet politikası,

  • Kamu ihaleleri,

  • Tarım ve kırsal kalkınma,

  • Balıkçılık,

  • Ulaştırma,

  • Enerji,

  • Çevre ve iklim politikası,

  • Tüketicinin korunması,

  • Vergilendirme,

  • İstatistik,

  • Sosyal politika ve istihdam,

  • Eğitim ve gençlik,

  • Bilim ve araştırma,

  • Bilgi toplumu ve iletişim teknolojileri,

  • Bölgesel politika,

  • Adalet ve içişleri,

  • Gümrük birliği,

  • Dış ilişkiler,

  • Ortak dış ve güvenlik politikası.

Aday ülkenin yalnızca mevzuatını Avrupa Birliği kurallarına uyarlaması yeterli değildir. Bu mevzuatı uygulayabilecek bağımsız ve etkin bir yargı sistemine, nitelikli kamu kurumlarına, etkili denetim mekanizmalarına ve yeterli idari kapasiteye de sahip olması gerekir. Aday ülkeler ayrıca Avrupa Birliği’nin ortak dış ve güvenlik politikasına, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine ve üyelikten doğan diğer yükümlülüklere uyum sağlayabilecek durumda olmalıdır.

Birliğin Genişleme Kapasitesi

Kopenhag Kriterleri aday ülkelerin yerine getirmesi gereken koşulları ortaya koymakla birlikte, Avrupa Birliği’nin yeni üyeleri kabul edebilme kapasitesi bulunmalıdır. Birliğin genişleme kapasitesi; Avrupa Birliği kurumlarının etkili biçimde çalışmasını, karar alma mekanizmalarının korunmasını ve Avrupa bütünleşmesinin sürdürülebilmesini ifade etmektedir. 1995 Madrid Zirvesi’nde, aday ülkelerin Avrupa Birliği müktesebatını yalnızca iç hukuklarına aktarmalarının yeterli olmadığı; bu kuralları etkili biçimde uygulayabilecek idari ve kurumsal kapasiteyi de geliştirmeleri gerektiği vurgulanmıştır.

The Sweet Hereafter – Başka Bir Dünya

0

Başka Bir Dünya, gerçek bir olaya dayanan trajik bir hikayenin sinemaya aktarılmış versiyonu ve önemli bir hukuk filmidir. Tarihler 21 Eylül 1989’u gösterdiğinde ABD’nin Texas eyaletinde bir kasabada freni patlayan bir kamyon okul otobüsüne çarpmış ve 21 çocuk hayatını kaybetmiş, 14 yaşındaki Nichole Burnell kazadan felçli olarak kurtulmuştur.

Bu korkunç kazadan sonra Stephens adında bir Avukat çıkagelmiş ve çocuklarının acısına boğulan aileleri temsilen kazanın sorumlularını aramak ve büyük bir tazminat kazanmak için kolları sıvamıştır. Avukat Stephens, çocuklarını kaybeden ailelere hukukun çözümlerini önermektedir. Kendisi de bir baba olan avukat, kazazede ailelerle konuşarak onları dava açmaya teşvik etmektedir.

Olay, sinemaya aktarılmadan önce 1991 yılında Russell Banks’ın yazdığı bir kitapta hikayeleştirilmiştir.

Kitapta, kazanın meydana gelme biçimi kısmen değiştirilmiş, yoldan çıkan okul otobüsünün donmuş bir göle savrulup battığı şeklinde kurgulanmıştır. Filmin yönetmeni Atom Egoyan, kitaptaki kurguya büyük oranda bağlı kalmıştır.

Film, dünya sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Atom Egoyan tarafından Kanada’da çekilmiştir. Dolores, sahip olduğu okul otobüsü ile fakir çocukları okula götüren bir kadındır. Ağır sonuçları olan bir kazaya karışan bu iyi niyetli kadın, bütün çocukların buzlar altında donarak ölmesine sebep olmuştur. Dolores ağır bir suç ve vicdanıyla baş başadır. İzleyici, yaşanan olayları farklı karakterlerdeki dört kişinin bakış açılarıyla takip etmektedir.

The Sweet Hereafter – Başka Bir Dünya – Fragman 

Süresi
97 Dakika
Yapım Yılı
 1997
Film Dili
 İngilizce
Ülke
Kanada
Tür
Dram
Yönetmen
Atom Egoyan
Oyuncular
Sarah Polley, Ian Holm, Arsinee Khanjian, Gabrielle Rose, Alberta Watson, Bruce Greenwood

Hukukun olayları çözmek ve yaşamı anlamlandırmakta yeterli olup olmadığı çocuklarının yaşamını yitiren aileler nezdinde sorgulanmaktadır. Yaşamın görünmeyen ve acımasız yönleri izleyicinin karşısına dava ile ortaya çıkmakta, davaya bakan avukat da dahil olmak üzere baba figürleri incelenmektedir.

Yönetmen, kaza ile ortaya çıkan trajediyi kullanarak bireylerin özel alanına girmekte, büyük bir trajedinin öncesi ile sonrasını, pişmanlıkları, acıları, hüzünleri ve hesaplaşmaları ustalıkla ekrana yansıtmakta, insanların iç dünyalarını ortaya çıkarmaktadır. Aileyi sorgularken taşra hayatını, insan psikolojisini ve babaların çocukları ile olan  ilişkilerini incelemektedir. Film, Fareli Köyün Kavalcısı hikayesini de kullanarak, büyüklerin günahlarının bedelini ödeyen çocukları resmetmekte, bir hukuk filmi olmanın ötesinde çocuklar üzerinden büyüklere ders vermekte, yaşamda karşılaşılan trajedileri hukuk yoluyla çözmenin zorluklarına izleyicinin dikkatini çekmektedir.

Fazlur Rahman Malik

0
Fazlur Rahman Malik

Fazlur Rahman Malik, Pakistan’ın kuzeybatısında yer alan Hezâre şehrinde dindar bir ailenin çocuğu olarak, 21 Eylül 1919’da dünyaya geldi. (Ölümü: 26 Temmuz 1988)

İlk olarak, Mevlana Şehabeddin Diyûbend’ de eğitim gördü. İslam hukuku alanında çalışmalar yaptı ve âlim derecesine yükseldi. Pencap Üniversitesi Arapça bölümünden mezun oldu. 1942’de aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı.

Doktora çalışmasına 1946 yılında gittiği İngiltere’deki Oxford Üniversitesi‘nde devam etti. Bu sırada, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Fârâbî, İbn Sînâ ve Gazzâlî  üzerine araştırmalar yaptı. Doktora çalışmasını, İbn-i Sina’nın en-Necât isimli yapıtının “en-Nefs” bölümü üzerine yaptı. Tez çalışması sırasında Grekçe, Latince, Fransızca ve Almanca öğrendi. Avicenna’s Psychology adlı doktora tezini 1949 yılında bitirdi ve 1952 yılında yayınlattı.

1950 yılında Durham Üniversitesi‘nde akademisyen olarak göreve başladı. Burada, İslam felsefesi ve İran medeniyeti üzerine dersler verdi.

 İngiltere’den Kanada’ya geçerek araştırmalarına ve akademisyenlik yaşamına 1958 yılında devam etti. Montreal’deki McGill Üniversitesi Institute of Islamic Studies’de İslâmî ilimler doçenti olarak 1961 yılına kadar görev yaptı.

1962’de Pakistan İslami Araştırmalar Enstitüsü’nün başına getirildi. 1968 yılına kadar devam ettirdi.

1966 yılında İslam adlı eserini yayınlaması üzerine Pakistan’da büyük bir infial meydana geldi.

İslâm felsefesindeki çalışmalarını günümüz İslâm dünyasının problemlerine uyarlamaya çalıştı.  İslâm hukukunun dinamizmini içtihadın oluşturduğunu, içtihattın bulunmadığı yerde uygulamaya yönelik İslâm hukukunun söz konusu olamayacağını savundu. 

Hakkındaki İnfaz Kararı ve Pakistan’ı Terk Edişi  

Kendisini eğitim reformuna ve içtihadın farklı bir anlayışla yeniden canlanmasına adadı. Ayrıca, akademik faaliyetlerinin yanı sıra Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Eyüp Han’a danışmanlık yaptı. Eyüp Han’ın muhalifleri, katlini gerçekleştirene 10.000 rupi ödül vaadetti. Bu nedenle, Pakistan’ı terk ederek ABD’ye yerleşti.

1977 yılında, Türkiye’yi ilk kez ziyaret etti ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde halka ve din adamlarına yönelik konferanslar verdi.

İslam’ın önde gelen bir reformcusu olarak anılmakta ve tarihselci görüşleri ile bilinmektedir.  Kendisini eğitim ve din reformuna adamış, İslam dininin önde gelen reformcuları arasında yer almıştır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanı olduğu 1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından “İslam ve Modernizm: Fazlurrahman Tecrübesi” konulu uluslararası sempozyum düzenlenmiştir.

1969 yılından  ölümüne kadar Chicago Üniversitesi’nde İslam düşüncesi profesörü olarak görev yapmıştır. Hukukçu, akademisyen, ilim ve fikir adamı  olarak tarihte iz bırakmıştır.

26 Temmuz 1988 tarihinde, Chicago’da yaşamını yitirmiştir.

Fazlur Rahman Malik’in; “İslam”,  “İslamî Yenilenme”, “İslam’da İhya ve Reform”, “İslam ve Modernizm(İslam ve Çağdaşlık)”, “Ana Konularıyla Kuran”, “İslam’da Nübüvvet, Felsefe ve Ehl-i Sünnet”, ” İslam Felsefesi Problemleri”, “İslam Geleneğinde Sağlık ve Tıp” ve “Tarih Boyunca İslamî Metodoloji Sorunu” başlıklı eserleri Türkçe’ye çevrilmiştir. Hakkında birçok kitap ve makale yazılmıştır.

Eserleri:

Avicenna’s Psychology (Oxford 1952)

Prophecy in Islam: Philosophy and Orthodoxy (London 1958; Chicago 1979)

Avicenna’s de Anima (London 1959)

Islamic Methodology in History (Karachi 1965; Islamabad 1976, 1984)

Islam (London 1966; Chicago 1979)

Letters of Shaikh Ahmad Sirhindi (Karachi 1968)

The Philosophy of Mullā Ṣadrā (Albany 1975)

Major Themes of the Qur’ān (Minneapolis 1980, 1989, 1994)

Islam and Modernity: Transformation of an Intellectual Tradition (Chicago 1982)

Health and Medicine in Islamic Tradition (New York 1987)

21 Eylül – Hukuk Takvimi

0
21 Eylül - Hukuk Takvimi
21 Eylül – Hukuk Takvimi
 1792 Yasama Meclisi’nce, Krallık devrilerek yerine Birinci Fransız Cumhuriyeti ilan edildi. 1804 yılına kadar devam etti. Sloganı, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik ” idi. 1789 Fransız Devriminde İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi yayımlanmış, kralın yetkileri kısıtlanmış ancak tam bir cumhuriyet ilan edilememişti.  
 1798

Amerikalı hukukçu ve politikacı George Read, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Eylül 1773)

George Read
 1919

Pakistanlı hukukçu, akademisyen, ilim ve fikir adamı Fazlur Rahman Malik, doğdu. (Ölümü: 26 Temmuz 1988)

Fazlur Rahman Malik
 1936

Yunan hukukçu, sosyolog ve filozof ve marksist siyaset toplum bilimcisi Nicos Poulantzas (Nikos Pulancas), doğdu. (Ölümü: 3 Ekim 1979) 

Nikos Pulancas
 1946

İsviçreli avukat ve siyasetçi Moritz Leuenberger, doğdu. 

Moritz Leuenberger
 1960 27 Mayıs günü, ‘Milli Birlik ve Hürriyet Bayramı‘ olarak kabul edildi.
 1962

Kadınlar, artan kadın kaçırma olaylarını protesto etmek için yürüdüler. Pankartlardan birinde, ‘Başkaları ayla, biz ayılarla uğraşıyoruz’ yazıyordu.

 1964

Malta, İngiltere’den bağımsızlığını kazandı.

 1966

Fransız hukukçu, siyasetçi ve eski başbakan Paul Reynaud, hayatını kaybetti. (Doğumu:  15 Ekim 1878)  

Paul Reynaud
 1972

Hukukçu ve Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos, 21 Eylül 1972’de komünist ve yıkıcı güçleri gerekçe göstererek sıkıyönetim ilan etti. Muhalif politikacıları tutukladı ve silahlı kuvvetleri rejimin bir baskı aracı haline getirdi. 17 Ocak 1981’de sıkıyönetimi kaldırdı.

Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos
 1976

DİSK’in Devlet Güvenlik Mahkemelerini protesto ve Genel Yas Direnişi sona erdi. DİSK Genel Merkezi’nde yapılan aramada karar defterlerine el konuldu. DİSK Genel Sekreteri Mehmet Karaca İstanbul’da tutuklandı. Genel Başkan Kemal Türkler ve 4 yönetici hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Aliağa’da 850 işçinin görevine son verildi. Ankara ve İstanbul’da otobüsler çalışmaya başladı.

DGM Direnişi ve Genel Yas Eylemine ilişkin gazete haberi
 1976

İSDEMİR’de bir işçi oruç tutmadığı ve sigara içtiği için başka bir işçi tarafından başına boru parçasıyla vurularak öldürüldü.

 1980 1402 Sayılı ve 13 Mayıs 971 Tarihli Sıkıyönetim Kanunu yapılan esaslı değişikliklerle birlikte yeniden yürürlüğe girdi.
 1981 Belize, bağımsızlığını kazandı.
 1982

Barış Derneği Davası’nda İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın: ‘Derneğin kuruluşuna ilişkin toplantıyı ben düzenledim. Benim TKP’nin güdümünde olduğuma İddianame’de cesaret edilemediğine göre, derneğin TKP’nin yan kuruluşu olarak oluşturulduğu iddiası havada kalmaktadır ‘ açıklamasında bulundu.

 1988
 Yeni Çözüm dergisi Yazı İşleri Müdürü Ertuğrul Mavioğlu Komünizm ve bölücülük yaptığı gerekçesiyle 3 yıl hapse mahkum edildi.

Ertuğrul Mavioğlu
 1989

Tarihler 21 Eylül 1989’u gösterdiğinde ABD’nin Texas eyaletinde bir kasabada freni patlayan bir kamyon okul otobüsüne çarpmış ve 21 çocuk hayatını kaybetmiş, 14 yaşındaki Nichole Burnell kazadan felçli olarak kurtulmuştu. Hukuk Filmleri arasında seçkin bir yer edinen The Sweet Hereafter (Başka Bir Dünya) gerçek bir olaya dayanan trajik bir hikayenin sinemaya aktarılmış versiyonu ve önemli bir hukuk filmi olarak öne çıkıyor.

1990 

Oyunda slogan atıldığı gerekçesiyle İstanbul Valiliği’nin getirdiği yasaklama kararının yürütmesi İdare Mahkemesi’nce durdurulunca, Ankara Birlik Tiyatrosu, Erol Toy’un yazıp Zeki Göker’in yönettiği Pir Sultanı Muammer Karaca Tiyatrosu’nda oynamaya başladı.

 1995

Buca Cezaevinde yoğunlaşan baskıları protesto için sayım vermeyen mahkumlara yönelik operasyonda jandarma kuvvetleri silah kullandı. Devrimci Sol davalarından yargılanan Yusuf Bağ, Turan Kılıç ve Uğur Sarıaslan jandarma kurşunuyla öldü, 15 er ve 41 tutuklu yaralandı. Olay, Buca Katliamı olarak tarihe geçti.

 2000

Bakanlar Kurulu, Kopenhag Kriterleri ile paralel İnsan Hakları Raporunu kabul etti. 

 2000

Ermeni soykırımı yasa tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi’nin Uluslararası Operasyonlar ve İnsan Hakları Alt Komitesi’nde oy çokluğuyla kabul edildi. Ermeni Soykırımı, ABD Temsilciler Meclisinde

 2001

Dünya Barış Günü (Uluslararası Barış Günü – International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan  uluslararası bir bayramdır. “Dünya Barış Günü” sadece Türkiye ve KKTC tarafından 1 Eylül tarihinde kutlanmaktadır. Barışı ve insanlığın huzur içinde yaşamasını savunanlar için simge bir gündür. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, “BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir.

2010

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, KPSS ile ilgili iddialar konusundaki gelişmeler üzerine, başkanlık görevinden istifa etti.

 2011

ABD’nin Georgia eyaletinde 1989’de polis memuru Mark MacPhail’i öldürmekten hüküm giyen Troy Davis, uluslararası protesto kampanyalarına rağmen zehirli iğneyle öldürüldü.

 2013

Gezi olaylarında, “Camide içki içildiğini görmedim” diyen Dolmabahçe Camii müezzini Fuat Yıldırım, 6 aylığına Kayabaşı köyüne sürüldü.

 2017

Okmeydanı Cemevinde, 25 Mayıs 2014’te, bir cenaze için bulunduğu sırada polis tarafından üzerine açılan ateş sonucu başından vurularak hayatını kaybeden Uğur Kurt’un ailesinin İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davada, Bakanlık tam kusurlu bulundu. Bakanlık aileye toplam 734 bin 162 TL maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Kurt davasında sanık polis taksirden ölüme sebebiyet vermekten suçlu bulundu. 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan polisin cezası 12 bin 10 TL adli para cezasına çevrildi.

Uğur Kurt
2024

Mersin’de iki sağlık çalışanını darp eden hasta yakını, sevk edildiği mahkeme tarafından tutuklandı. Mersin’de Aile Sağlık Merkezinde(ASM) çalışan doktor ve hemşire, hasta yakını S.K. tarafından sözlü ve fiziki saldırıya uğramıştı.

2024

Üsküdar’daki bir kahvehanede 4 kişinin öldüğü iki grup arasındaki silahlı çatışmaya ilişkin 12’si tutuklu 5’i aynı zamanda müşteki olan 27 sanık hakkında dava açıldı. 12’si tutuklu 13 sanık hakkında 4 kişiye karşı “kasten öldürme” suçundan ayrı ayrı 4’er kez müebbet hapis talep edilen iddianamede, bu sanıkların ayrıca “silahla kasten yaralama” ve “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” suçlarından da cezalandırılması istendi. Diğer 14 sanık hakkında “kasten öldürmeye teşebbüs”, “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet”, “kasten yaralama”, “kasten öldürmeye yardım etme” gibi suçlardan da 10 yıl ila 65 yıl 6 ay arasında hapis cezaları öngörülen iddianame, Anadolu 23. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

2024

Seçimi kazandıktan sonra hakkında soruşturma başlatılan ve İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Başkanı iken Mehmet Sıddık Akış’a ilişkin soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. İddianamede, iddianamede, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” ve “kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılma” suçlamaları getirildi. İddianameyi kabul eden Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk duruşmanın 11 Ekim’de görülmesine karar verdi.

2024

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nda yeniden toplandı. 1017. haftada, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından 18 Eylül 1980 akşamı gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün akıbeti soruldu.

2024
  • Özbekistan Senatosu, ülke hakkında ‘uygunsuz konuşan’ yabancıların yurtta bulunmalarının ve girişlerinin yasaklanmasını öngören yasa değişikliğini onayladı. Yasaya göre, Özbekistan’ın ve halkının ‘şerefi, haysiyeti veya geçmişine hakaret eden veya bu tür eylemlerde bulunanların’ ülkeye girişi yasaklanacak. Bu kişiler, Özbekistan topraklarında bulunmaları halinde ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek haklarında ülkeden sınır dışı işlemi yapılacak. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev​​​​​​​’e gönderilen yasa değişikliği, imzalanmasının ardından yürürlüğe girecek.
  • “Türk Escobar” adıyla anılan suç örgütü lideri Urfi Çetinkaya, kesinleşmiş 24 yıl cezasını nedeniyle bulunduğu İzmir’deki Menemen Cezaevi’nde 20 Eylül’de vefat etmişti. Çetinkaya’nın cenazesi İstanbul’da toprağa verildi.
 2026 26 Haziran 2026’da yaşamını yitiren usta oyuncu Kadir İnanır’ın, ölümünden dört yıl önce hazırladığı vasiyetnameyle maddi ve manevi tüm mirası ile telif haklarını hayat arkadaşı Jülide Kural’a, onun yaşamda olmaması halinde ise TİHV, İHD ve Nesin Vakfı’na bıraktığı açıklandı.

Avrupa Birliği, Avustralya, Barbados, Brezilya, Kanada, Hindistan ve Kenya, 21 Eylül 2026’da New York’ta düzenlenen BM  Genel Kurulu toplantıları çerçevesinde “Partners for Multilateralism” (Çok taraflılığa, uluslararası hukuka, barışa ve refaha yönelik ortak bir taahhüt) girişimini başlatmıştır. Girişim; çok taraflı sistemi ve BM’yi güçlendirmeyi, uluslararası hukuka bağlılığı korumayı, barış ve iş birliğini geliştirmeyi ve iklim değişikliği, yapay zekâ, küresel sağlık ve uluslararası finans gibi küresel sorunlarda ortak hareket etmeyi amaçlamaktadır.

21 Eylül – Hukuk Takvimi

20 Eylül – Hukuk Takvimi

0
20 Eylül - Hukuk Takvimi
20 Eylül – Hukuk Takvimi
 1633

Galileo Galilei, İspanyol engizisyon mahkemesinde, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söylediği için yargılandı.

 1898

Demiryolları ile eşya taşınmasına ilişkin sözleşme Bern’de imzalandı. Türkiye, bu sözleşmeyle birlikte, 14 Ekim 1890, 20 Eylül 1893, 16 Temmuz 1895, 16 Haziran 1898 ve 19 Eylül 1906 tarihlerinde yapılan diğer  benzer sözleşmeleri de Lozan‘da tanıdı.

1928

İtalya’da Yüksek Faşist Konsey en yüksek yasama organı oldu.

 1940

Afganistan hukukçu, devlet başkanı Burhaneddin Rabbani, doğdu. (Ölümü: 20 Eylül 2011) El Ehzer İslam Üniversitesi’nde eğitim gördü.  Kâbil Üniversitesi’nde İslam hukuku profesörü görevini yürüttü. Politik hayatının ilk yıllarında Afganistan’da iktidarda bulunan Sovyetler Birliği’nin laik politikalarına karşı mücadele etti.  1992 yılında mücahit örgütleri tarafından devlet başkanı ilan edildi. Taliban’ın 2001 yılında devrilmesine kadar geçen süreç boyunca Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası alanda hukuken Afganistan’ın devlet başkanı olarak tanındı.

 1942 Basın Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
 1951 Türkiye’nin NATO’ya katılması kabul edildi.
 1969

Haziran’daki İstanbul Üniversitesi işgalinden dolayı Üniversite’den ihraç edilen ve polisçe aranan Deniz Gezmiş saklandığı yerde Günaydın muhabirine röportaj verdi.

 1971 Erim Hükümeti tarafından hazırlanan Anayasa değişikliği Meclis’te kabul edildi.
 1972 Rumen hukukçu ve Başbakan Victor Ponta, doğdu.
 1974 ABD Senatosu Türkiye’ye yapılmakta olan askeri yardımın tümüyle kesilmesini öngören bir karar aldı.
 1975

DİSK’in düzenlediği ‘Demokratik Hak ve Özgürlükler İçin Mücadele’ mitingi Taksim’de yapıldı. Mitingde bir grubun Kürt meselesi’ ne dair açtığı bir pankart ve dağıttığı bildiriden dolayı gruplar arasında bir süre çatışma yaşandı.

 1976

DİSK’in Milliyetçi Cephe ve DGM’ye karşı direnişinde İPRAŞ’ ta üretimi durduranlardan 23 işçi, İzmir’de 8 işçi, Adana’da 42 işçi ve sendikacı tutuklandı. T. Barolar Birliği DGM’lere karşı DİSK eylemlerini destekleme kararı aldı. Ereğli Demir Çelik işçileri, DGM’lere karşı başlattıkları eylemle amaçlarına ulaştıklarını belirterek eylemlerine son verdiler. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), DİSK’in Genel Yas eylemi sürerse, eyleme katılan işçilerin tazminatsız işten çıkarılacağını bildirdi.

 1977

TCDD, federasyonun 45 bin işçi için aldığı grev kararına karşı lokavt ilan etti. Lokavt kararı Türkiye’deki tüm TCDD işyerlerini kapsamaktadır.

 1977 Kuzey Vietnam, Birleşmiş Milletler’ e kabul edildi.
 1980

Sıkıyönetimce aranan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Fehmi Işıklar yakalandı.

 1981 İran, 149 solcu militanı idam ettiğini açıkladı.
1983 Cezaevi idaresine karşı 2 kez ayaklanıp hüküm giyen, 4 kez disiplin suçu işleyen mahkumlar şartlı salıvermeden yararlanamayacak.
1985 

TİKKO-7 Davası’nda tek tip elbiseyi protesto için duruşmaya şort-atlet ile katılan ve kimlik beyan etmeyen 12 sanık salondan çıkarıldı.

 1987

İstanbul’da 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası ilk işçi mitingi olan Kazlıçeşme’de ki 124 işyerinde yapılan 90.günündeki greve karşı işverenin ilan ettiği lokavtı Deri-İş Sendikası 5 bin işçiyle protesto etti.

 1988

Kocaeli’ndeki 21 işyerinde Bağımsız Otomobil-İş üyesi 5 bin işçi MESS’in toplu görüşmelerdeki tutumunu protesto eylemleri yaptı. MESS dayatmalarına hayır yazılı kahverengi şapkalarla servislerden erken inip toplu yürüyüşler yapan işçilerden yüzlercesi gözaltına alındı.

 1990 Güney Osetya, Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan etti.
1993

2 aydır ücretlerini alamayan Eminönü Belediyesi’nin DİSK/Genel-İş üyesi işçileri Kadırga’dan Çemberlitaş’taki kaymakamlığa yürüyerek belediye başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu.

 1994

Bakü’de petrol anlaşması imzalandı. İngiliz BP, Amerikan Amaco, Penzol, Rus Lukoil ve TPAO, bir konsorsiyum oluşturdu.

 1995

Türk-İş, 123 bin işçinin kademeli olarak başladığı grevle hükümete bayrak açtı. 160 bin işçi greve çıktı. Grev yasağı kapsamındaki 190 bin işçi de 1 gün süreyle iş bırakarak destek verdi. Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, grevleri başlatırken, ‘Bizimle dalga geçmesinler’ diyerek hükümeti uyardı. İstanbul’da Yol-İş Sendikası üyesi Karayolları işçileri de 20 yıl aradan sonra greve çıktılar. İşçiler, ‘Hükümet istifa, ekmek yoksa barış da yok’ sloganları attılar. 5 bin işçinin çalıştığı Gölcük Tersanesi’ndeki grev şimdilik askıya alındı.

 2001

F tipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm orucu eylemine dışarıdan destek veren Abdülbari Yusufoğlu, eyleminin 137’nci gününde yaşamını kaybetti. Eylemde hayatını kaybedenlerin sayısı 36’ya yükseldi.

 2002 Hukukçu ve diplomat İsmail Necdet Kent hayatını kaybetti. Yüksek öğrenimini New York Üniversitesi Kamu Hukuku bölümünde tamamladı. 1937 yılında Dışişleri Bakanlığına girdi. 1944 yılına kadar Marsilya Başkonsolosluğundaki görevinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok Yahudi’ye Türk pasaportu vererek hayatlarını kurtardı.
 2002

Üsküdar 2.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İsmail Rüştü Cirit Yargıtay üyeliğine seçildi.

 2002

Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelik Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 

2006 Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin, yargıç değişikliğini protesto için mahkemede oturmayı reddedince, yeni atanan yargıç Muhammed El Ureybi, Saddam Hüseyin’i salondan çıkarttı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Saddam davasındaki yargıç değişikliğini eleştirdi. Olayı yargı bağımsızlığına ciddi bir tehdit olarak niteledi.
 2006 Yazar Elif Şafak, ‘Baba ve Piç’ romanında, TCK 301.Maddesi’nde yer alan Türkiye’yi aşağılamak suçunu işlediği iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasında beraat etti. Beyoğlu Adliyesi’ndeki duruşmada Yargıç, romanı yargıya taşıyan Avukat Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarının müdahil olma isteğini reddetti. Ülkücü avukatlar getirdikleri Elif Şafak afişini yaktı.
 2007 AİHM 2002’de 17 yaşındayken Diyarbakır’da gözaltında işkence gören Sıddık Onay’ın davasında, Türkiye’yi işkenceden ve işkenceyi etkili soruşturmamaktan dolayı mahkum etti. Onay’a beş bin avro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
 2010 Kürt Dili Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Hareketi’nin (TZP-Kurdî) anadilde eğitim hakkı için yaptığı bir haftalık okul boykotu çağrısı nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok kentinde çok sayıda okulda sınıflar boş kaldı.
 2011 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çorum Şubesi üyeleri zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle eylem yaptı.
 2011 Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik, Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca ve bu kanun hükümlerinin uygulandığı yargısal işlerde kullanılabilmekte olan SEGBİS Sistemini düzenlemektedir. Yönetmelik 20 Eylül 2011 tarihinde Resmi Gazete‘ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 
 2012 Fatih Atatürk İlköğretim Okulu’nun İmam Hatip’e dönüştürülmesine karşı öğrenci, veli, öğretmenler ve Eğitim-Senliler eylem yaptı.
 2012 Tunceli Ovacık Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun, 19 Eylül 2012’de Ovacık Kandolar Mahallesi’nde adliye lojmanlarındaki evinin bulunduğu binaya girdiği sırada uğradığı terörist saldırıda ağır yaralanmıştı. Uzun, kaldırıldığı hastanede 20 Eylül’de yaşamını yitirdi.
 2013 Anayasa Mahkemesi, 4+4+4 diye bilinen 6287 sayılı yasanın bazı hükümlerinin iptali amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan başvuruyu esastan görüştü ve iptal isteminin reddine karar verdi.
 2013 Kürtçe konuştukları için bıçakla yaralanan 2 arkadaşları için bir inşaat şirketinin işçileri TEM’i trafiğe kapattı.
2013 Twitter’da Ömer Hayyam’ın bir dörtlüğünü paylaştığı için dini değerlere hakaretten 10 ay hapse mahkum olan Fazıl Say, üst mahkemenin kararı bozması üzerine yeniden yargılandığı davada yine 10 ay hapis cezası aldı. Ceza denetimli serbestlikle 2 yıl süreyle ertelendi.
2014 İskoçya’da 18 Eylül’de yapılan referanduma katılanların yüzde 55,4’ü, ülkenin Birleşik Krallık’ta kalmasından yana oy kullandığı açıklandı. Referanduma katılım oranı yüzde 84,5 ile 1950’den sonraki en yüksek oran oldu.
2016 Aralık 2012’de Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 45 ODTÜ öğrencisine 10’ar ay hapis cezası verildi.
2017 12 Eylül 2017^de gözaltına alınan 16 avukat İstanbul Adliyesi’nde ifade vermeye başladı. Gözaltındaki avukatlar, Barkın Timtik, Ebru Timtik, Behiç Aşçı, Aytaç Ünsal, Naciye Demir, Ezgi Çakır, Süleyman Gökten, Didem Baydar Ünsal, Ayşegül Çağatay, Şükriye Erdem, Engin Gökoğlu, Özgür Yılmaz, Ahmet Mandacı, Yağmur Ereren, Zehra Özdemir, Aycan Çiçek’ten oluşuyordu.
2017 Taş ve mermer ocaklarına karşı yürüttükleri mücadeleyle tanınan Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin cinayet zanlısı Ali Yamuç’un, tutuklu olduğu Alanya L Tipi Cezaevi’nde intihar ettiği açıklandı. Cinayet zanlısı hakkında henüz iddianame düzenlenmemişti.
2019 Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, parlamentonun askıya alınmasına ilişkin kararını ileri bir tarihe erteledi. 24 Eylül’de kararını veren Yüksek Mahkeme parlamentonun askıya alınmasını hukuka aykırı buldu. Karar, Kararın 11 yargıç tarafından oybirliğiyle alındı.
 2024 Seks ticareti ve şantaj suçlamalarıyla tutuklanan ünlü rap şarkıcısı Sean ‘Diddy’ Combs, kefaletle serbest bırakılma talebinin mahkemece reddedilmesinin ardından intihara meyilli mahkumlar için uygulanan önlemler çerçevesinde gözetim altına alındı.
2024 Gürcistan parlamentosu, 0’a karşı 84 oyla LGBTİ+ haklarına kısıtlamalar getiren yasayı onayladı.  Aile Değerlerini ve Çocukları Korumaya ilişkin hükümler, Gürcistanlıları ‘LGBTİ+ propagandasından’ koruma gerekçesine dayandırıldı.
2024 Aralarında sosyal medya fenomeni Gizem Karamelek’in de bulunduğu 30 sanıklı davaya 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. 6 sanık hakkında tahliye kararı verildi.
2024 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 10 Aralık 2019 tarihinde açıklanıp 11 Temmuz 2022 tarihinde onaylanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına uyulmaması nedeniyle Türkiye’yi bir kez daha mahkeme kararlarına uymaya ve Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen Kavala’yı derhal serbest bırakmaya çağırdı.
2024

Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak’ suçlarından tutuklanan Bahar ve Nihal Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanığın yargılandığı davaya Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.

 

Eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek hakkında, eski avukatı Esennur Ezgi tarafından tahsil edilemeyen vekalet ücreti alacaklarıyla ilgili ihtiyati haciz kararı alındı. İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi,Esennur Ezgi’nin açmış olduğu alacak davasını kabul etmişti.

 

Yüksek getirili gizli fon vaadiyle aralarında Fatih Terim ile Fernando Muslera, Arda Turan, Emre Belözoğlu gibi ünlü futbolcuların da olduğu 30’dan fazla kişiyi yüksek getirili gizli fon vaadiyle dolandırdığı iddiasıyla 11 Nisan 2023’ten beri tutuklu olan Denizbank’ın eski Florya Şube Müdürü Seçil Erzan ve diğer sanıkların, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılanmasına devam edildi. Tutuklu sanık Ali Yörük tahliye edildi. Ayrıca, Denizbank çalışanları hakkında, “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

 

‘Türk Escobar’ı olarak bilinen Urfi Çetinkaya cezaevinde öldü. “Teşekkül halinde uyuşturucu madde imal etmek ve nakletmek” suçlarından kesinleşmiş 24 yıl hapis cezası bulunan ve kırmızı bültenle aranırken İstanbul’da yakalanan Urfi Çetinkaya 12 Nisan 2023’te hapishaneye gönderilmişti.

 

20 Eylül – Hukuk Takvimi

 

19 Eylül – Hukuk Takvimi

0
19 Eylül - Hukuk Takvimi
18 Eylül – Hukuk Takvimi
1802

Macar Demokrasisinin Babası, Macar Devlet Adamı, Özgürlük Savaşçısı, avukat, gazeteci, politikacı Lajos Kossuth doğdu.(Öümü:20 Mart 1894) 

1881 ABD’nin hukukçu başkanlarından James Abram Garfield yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Kasım 1831)

James Abram Garfield
1881

ABD’nin hukukçu başkanlarından Chester A.Arthur 4 Mart 1881’de göreve başladı ve 4 Mart 1885 tarihine kadar başkanlık yaptı.

1893

Yeni Zelanda Kolonisi, kadınlara oy hakkı tanıyan ilk ulus oldu. Kadın Hareketi“ni başlatan Kate Sheppard oldu. 

1907

Amerikalı avukat ve yüksek yargıç Lewis Franklin Powell dünyaya geldi. (Ölümü:25 Ağustos 1998) Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu ve II. Dünya Savaşında Birleşik Devletler Ordusu Hava Kuvvetleri’nde görev yaptı.  Richard Nixon tarafından yüksek mahkemeye atandı. 1971 yılından 1987 yılına kadar ABD Yüksek Mahkemesinde yargıçlık yaptı. Yüksek Mahkeme’de genel olarak muhafazakar kanatta yer aldı.

Lewis F. Powell
1908 Demiryolları ile eşya taşınmasına ilişkin Sözleşmeler, 19 Eylül 1906 tarihinde Bern’de imzalandı. Aynı konuda bir sözleşme «Uluslararası Demiryolu Taşımalarına İlişkin Sözleşme (COTIF)” adıyla 9 Mayıs 1950’de imzalandı. 
1908 Fransız siyasetçi ve hukukçu Robert Lecour doğdu. (Ölümü: 9 Ağustos 2004) Rouen Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü ve Rouen’da avukatlık yaptı. 1932’de Paris İstinaf Mahkemesi’nde görev yaptı. Adalet Bakanlığı, Başbakan yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı görevlerinde bulundu. 1962 yılında Avrupa Adalet Divanı hakimliğine atandı ve mahkemenin 1967-1976 yıllarında başkanlığını yaptı.

Robert Lecourt
1921 TBMM, Mustafa Kemal Paşa’ya, “Mareşal” rütbesi ile “Gazi” unvanı verdi
1935 Almanya’da, Yahudilerin kamu sektöründe çalışması yasaklandı.
1945  Finlandiya ile Sovyetler Birliği ateşkes imzaladı.
1946 ILO 77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 19 Eylül 1946 tarihinde kabul edildi. Türkiye, sözleşmeyi 16.08.1983 tarihli ve 2878 sayılı kanun ile kabul etti ve Resmi Gazetenin 18.08.1983 tarihli sayısında yayınlayarak yürürlüğe soktu. Sözleşme, kamusal veya özel sınai işyerlerinde veya bu işyerleriyle ilgili işlerde çalıştırılan veya çalışılan çocuklar ve gençlere uygulanmak üzere kabul edilmiştir.
1946 ILO 80 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 19 Eylül 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 24.05.1949 tarihinde 5393 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşme, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyetinin feshi ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün değiştirilmesi sebebiyle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş sözleşme metinlerindeki bazı kavramların yeni literatüre göre değiştirilmesini öngörmektedir.
1650

Ermeni asıllı milletvekili Zakar Tarver, 27 Mayıs Darbesi sonrasında Adnan Menderes ile birlikte sevk edildiği Yassıada’da 19 Eylül 1960 gününde yaşamını yitirdi.

Dr.Zakar Tarver
1951

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Türkiye ve Yunanistan’a örgüte katılma çağrısı yaptı.

1981 “Declaration İslamique Universelle des Droits de l’Homme” Paris’te, Avrupa İçin İslam Heyeti genel sekreteri Salem Azam tarafından açıklandı.
1993 Emlak Bankası Genel Müdürü Engin Civan’ın vurulmasıyla ortaya çıkan ve “Civangate Skandalı” olarak adlandırılan skandal meydana geldi.
2001 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi “Polis Etiği Avrupa Yasası Hakkında Bakanlar Komitesinin üye Devletlere yönelik olarak aldığı Tavsiye Kararı (2001)10” adıyla yayınlanan belgeyi 19 Eylül 2001 tarihinde kabul etti. (Avrupa Polis Etiği Kuralları)
2001 Avrupa Polis Etiği Kuralları(The European Code of Police Ethic), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 19 Eylül 2001 tarihinde kabul edildi. Avrupa Polis Etiği Kuralları, polisin hedefleri, polisin hukuk devletindeki yasal dayanakları, polis ve ceza adalet sistemi arasındaki ilişki, polisin örgütsel yapısı, polis eylem ve müdahaleleri gibi konuları ele almaktadır.
2002 Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol(Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the sale of children), Türkiye açısından 19 Eylül 2002 tarihinde yürürlüğe girdi. 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine Ek olarak Genel Kurulun 25 Mayıs 2000 tarihli ve 54/263 sayılı Kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açılan Sözleşme Türkiye tarafından 8 Haziran 2000 tarihinde imzalanmış ve 9 Mayıs 2002 tarihinde onaylanarak 4755 Sayılı  Kanun 14 Mayıs 2002 gün ve 24755 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.
2005 Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Amerika Birleşik Devletleri’nde 19 Eylül – 7 Ekim 2005 tarihleri arasında düzenlenen “Criminal Law in the United States” programına uluslararası ziyaretçi ve bilim insanı olarak katıldı.
2018 Hint komünist devrimci siyasetçi lider, feminist ve yazar Kondapalli Koteswaramma, yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 1918)
2020 İngiltere doğumlu avukat ve politikacı, David Somerville Cook yaşamını yitirdi (Doğumu: 1944) Siyasi kariyerinden önce avukatlık mesleğini icra etti. 1973’ten 1986’ya kadar Belfast Kent Konseyi’nde görev yaptı. 1978 yılında, 1898’den beri Belfast’ın Birlik yanlısı olmayan ilk Belediye Başkanı oldu. 1982 Kuzey İrlanda Meclisi üyeliğine seçildi, 1986’ya kadar bu makamda görevi yürüttü. 1994 yılında Kuzey İrlanda Polis İdaresi Başkanlığına atandı ve 1996’da istifa etti. 19 Eylül 2020’de Craigavon Bölge Hastanesinde COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdi.

Avukat David Somerville Cook
2020

Kanadalı hukukçu ve devlet adamı John Turner, 91 yaşında hayata veda etti. (Doğumu: 7 Haziran 1929) Ashbury College ve St Patrick’s College^de eğitim aldı. British Columbia Üniversitesi’ne  devam etti.  Oxford Üniversitesi’nden 1951’de Hukuk Bilimi alanında lisans derecesi elde etti. Oxford’da atletizm takımında yer aldı.  Montreal’deki Stikeman Elliott firmasında avukatlık yaptı.  1962’de parlamenter olduve Ottawa’. 1yı temsil etti, 1968’den 1972’ye kadar Adalet Bakanı ve 1972’den 1975’e kadar Maliye Bakanı olarak görev yaptı. Kanada’nın 17. Başbakanı olarak, 30 Haziran – 17 Eylül 1984 tarihleri ​​arasında görev aldı.

Avukat John Turner
2021 Avukat Ramiz Erinç Sağkan Ankara Barosu Başkanlığına ikinci kez seçildi. Sağkan, 24 Nisan 1978 yılında doğdu. 1995 yılında eğitime başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1999 yılında mezun oldu. 200 yılında Ankara Barosuna kaydoldu ve 21 Ekim 2018 tarihinde baro başkanı oldu. Sağkan daha sonra TBB başkanı oldu.

Avukat Erinç Sağkan   
 2022 Yeni Yaşam Gazetesi muhabiri Hatice Şahin “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın karar duruşmasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme ayrıca Şahin’in hakkındaki adli kontrol tedbirinin hüküm kesinleşinceye kadar devamına karar verdi. Şahin’in avukatı Resul Temur, kararı istinaf mahkemesine taşıyacağını söyledi.
  2022 Arnavutluk Ombudsmanlığı, kamuoyunda Sedat Peker’in basın danışmanı olarak bilinen Emre Olur’un Türkiye’ye iadesine ilişkin idari bir soruşturma başlattığını ve belgeleri incelemeye aldığını açıkladı. İnceleme, Emre Olur’un avukatlarının talebiyle başlatıldı.
 2022  “Amirallerin Montrö Bildirisi” olarak bilinen açıklamada imzası bulunan 103 emekli amiral hakkında 12’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davaya Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma ile devam edildi.
 2022 İran’ın, ABD’nin kendisine ait mal varlıklarını dondurmasının 1955’te iki ülke arasında imzalanan “Dostluk, Ekonomik Münasebetler ve Konsolosluk Hukuku” anlaşmasına aykırı olduğu gerekçesiyle Birleşmiş Milletlerin (BM) yargı organı olan ve Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı(ICJ)’da açtığı davada duruşmalar başladı. ABD, İran’ın terör faaliyetlerinde bulunarak ve birçok eylemi bizzat destekleyerek uluslararası hukuka aykırı hareket ettiğini savundu.
2024

Küçükçekmece’de Nurcan Arslan’ı öldürdüğü gerekçesiyle çarptırıldığı müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan Abdullah Melih Barış’a Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi25 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, 12 Nisan 2018’de açıkladığı ilk kararında, sanık Abdullah Melih Barış’ı “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.

2024

Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Fethi Pekin, Galatasaray hakkında, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı (Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı), SPK, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı, Bankalar Birliği ve TFF‘ye şikayette bulunduklarını açıkladı. Pekin, “Adalet, toplumun düzenidir. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şeyin hakka ve hukuka uygun olması, sportif rekabetin eşit şartlarda gerçekleşmesi mümkün değildir.” dedi.

2024 Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’a tehdit suçundan 2 yıl bir ay hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilen karar istinaf mahkemesince teyit edildi. Adana’nın Ceyhan İlçesi Belediye Başkanı CHP’li Kadir Aydar ile CHP İlçe Başkanı kardeşi Caner Aydar ve amcası Ertan Aydar, ‘Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit’ suçundan 2 yıl 1’er ay hapis cezasına mahkum edilmişti.
2024

Van’da görev yapan üç jandarma görevlisinin bir imamı önce darp, sonra gasp ettiği olayın soruşturması kapsamında tutuklanan astsubay Gül Kılıç’ın, “Ben mağdurum. İmam bana cinsel saldırıda bulundu” sözleri Savcılık tarafından gerçek bulunmadı. Van Cumhuriyet Başsavcılığı imam hakkında yapılan şikâyete takipsizlik verdi.

2024

Manisa’nın Salihli ilçesinde İzzet Doğan’ın (61) üzüm bağında öldürülmesi ile ilgili yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 3 şüpheliden 2’si tutuklandı, 1 kişi ise adli kontrol şartı ile serbest kaldı.

 

19 Eylül – Hukuk Takvimi

Ruth Bader Ginsburg

0
Ruth Bader Ginsburg

Ruth Bader Ginsburg, Avrupa’dan Amerika’ya göç etmiş Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 15 Mart 1933 tarihinde doğmuştur. Babası kürkçü olan Ginsburg, annesini genç yaşta kaybetmiş, 1930’lu ve 40’lı yıllarda Brooklyn’de büyümüş; lisans derecesini 23 Haziran 1954 tarihinde tamamladığı Cornell Üniversitesinde tanıştığı eşi Martin Ginsburg ile mezun olduktan sonra evlenmiştir.

Ruth Bader Ginsburg ve kocası Martin D. Ginsburg – 1954

Hukuk Kariyeri, Üniversite ve Yargıçlık Yaşamı

1950’li yıllarda Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giden sınırlı sayıdaki kadından biri olmayı başarmış, 500 erkekten oluşan okulda dokuz kadından biri olarak okumuş ve okulu birincilikle bitirmiştir.

Rutgers Hukuk Fakültesi ve Columbia Hukuk Fakültesi’nde profesör unvanını kazanmış; Amerika Birleşik Devletleri’nde o dönemdeki yirmiden az olan kadın hukuk profesöründen biri olmuştur.

Ruth Bader Ginsburg – Time Dergisi Kapağında

Ruth Bader Ginsburg, 1970 yılından itibaren kadın haklarına odaklanmış ve bu alanda yayın yapan bir çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlanmıştır. Hayatını anlatan Eşitlik Savaşçısı filminde kendisini canlandıran Felicity Jones ile birlikte Ginsburg, 1972 yılında Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nde (ACLU) Kadın Hakları Projesi’ni başlatmış ve 1973’te projenin genel danışmanı olmuştur.  1974 yılına kadar Kadın Hakları Projesi ve ilgili ACLU projeleri, 300’den fazla cinsiyet ayrımcılığı olayıyla ilgilenmiş; 1973-1976 arasında Yüksek Mahkeme’de altı cinsiyet ayrımcılığı davasını savunmuş ve beşini kazanmıştır.

ABD’deki en büyük feminist örgüt olan National Organization for Women (Ulusal Kadın Örgütü) için 20 yıl boyunca avukatlık yapmıştır.

Başkan Jimmy Carter tarafından, 1980 yılında Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesine yargıç olarak atanmış, 30 Haziran 1980 – 9 Ağustos 1993 tarihleri arasında bu görevi yürütmüştür.

Yargıç Bader Ginsburg, ABD Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi Hakimi olarak görev yapmıştır – 1980

Ginsburg, ABD Eski Başkanı Bill Clinton tarafından 1993 yılında ABD Yüksek Mahkemesine atanmış, 10 Ağustos 1993 tarihinde yemin ederek görevine başlamış, kadın hakları mücadelesini mahkeme üyesi olarak da sürdürmüş, en uzun süre görev yapan üye olmuştur.

Ruth Bader Ginsburg, Yüksek Mahkemede 10 Ağustos 1993 tarihinde yemin töreninde Bill Clinton ile

2013 yılında, eşcinsel evliliklerini yasaklayan yasaya karşı çıkmıştır. ABD Yüksek Mahkemesi’nin dokuz yargıcından biri olan ve kadın hakları alanındaki liderlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Cinsiyet ayrımcılığının hem erkekler hem de kadınlar için zararlı olduğunu savunmuş, cinsiyet yerine ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını kullanmış; hukukun gelişimi için uluslararası hukuk ve normların dikkate alınmasını savunmuştur.

Ruth Bader Ginsburg’a 1999 yılında kanseri teşhisi konmuş ve ameliyat olmuştur. Eşi Martin Ginsburg 2010 yılında, kendisi ise 18 Eylül 2020, Washington, DC’de yaşamını yitirmiştir. 

Amerikan Yüksek Mahkemesi Yargıcı Ginsburg’un biyografisi, Mary Hartnett ve Wendy W. Williams tarafından 2016 yılında kitap olarak yayınlanmıştır.

Ödülleri ve Fahri Doktoraları

Ginsburg Ulusal Kadınlar Onur Listesi’ne seçilmiş,  2009 yılında En Güçlü 100 Kadından biri olarak belirlenmiştir.

Glamour dergisi tarafından 2012 Yılının Önemli Kadını ve  Time dergisi tarafından 2015 yılında En Etkili 100 kişiden biri olarak seçilmiştir.

Willamette Üniversitesi tarafından 2009 yılında, Princeton Üniversitesi tarafından 2010 yılında ve Harvard Üniversitesi  tarafından 2011 yılında fahri doktora unvanı verilmiştir.

Amerikan Yüksek Mahkemesi Yargıcı Ginsburg’un biyografisi, Mary Hartnett ve Wendy W. Williams tarafından 2016 yılında kitap olarak yayınlanmıştır.

Ruth Bader Ginsburg’un Hayatını Konu Alan Filmler 

Hayatını anlatan Eşitlik Savaşçısı ( On The Basis of Sex) isimli film 2018 yılında gösterime girmiştir. Film genç bir avukat olan Ginsburg’un Anayasa Mahkemesi’nin cinsiyet eşitliği  aleyhine verdiği bir kararı bozmaya çalıştığı hukuk mücadelesini anlatmaktadır.

Eşitlik Savaşçısı – On the Basis of Sex

Hayatını konu alan ve Julie Cohen ile Betsy West’in yönetmenliğini üstlendikleri bir belgesel RBG Oscar’a aday gösterilmiştir. Belgesel, Ginsburg’un New York’taki gençlik yıllarını, üniversite eğitimini, hukuk profesörlüğü yaptığı yılları ve Bill Clinton tarafından Yüksek Mahkeme’ye atanmasına kadar tüm hayatını konu almaktadır.

Medeni Hukuk Meselelerinde Arabuluculuk Konusunda Tavsiye Kararı

0
Arabuluculuk Daire Başkanlığı
Avrupa Konseyi Medeni Hukuk Meselelerinde Arabuluculuk Konusunda Tavsiye Kararı

Medeni Hukuk Meselelerinde Arabuluculuk Konusunda Rec(2002) 10 Sayılı Tavsiye Kararı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince Bakan Vekillerinin 18 Eylül 2002 tarihli 808.toplantısında kabul edilmiştir.

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca; Adli yargıya alternatif oluşturan ihtilaf çözme yollarının geliştirilmesini memnuniyetle karşılayarak ve böyle yolların kullanımı halinde teminatlar sağlayan kuralların arzu edilir olduğunu kabul ederek;

Her yargı alanının kendine has özellikleri olduğunu göz ardı etmeden, ihtilafları çözme yöntemlerini iyileştirmeye yönelik çabaları sürdürmenin gerekli olduğunu vurgulayarak;

Bir arabulucunun, taraflara, uyuşmazlık konusu olan meseleler üzerinde görüşmeleri ve kendi ortak kararlarına varmaları konusunda yardımcı olduğu bir süreç olan arabuluculuk için belirli kurallar koymanın faydalarına inanarak;

Uygun durumlarda, medeni hukuk meselelerinde arabuluculuğun faydalarını kabul ederek;

Hukukun diğer dallarında arabuluculuğu düzenleme ihtiyacının farkında olarak;

Aile arabuluculuğu ile ilgili Tavsiye Kararı No. R (98)1’i, cezai meselelerde arabuluculuk ile ilgili Tavsiye Kararı No. R(99)19’u ve idari makamlar ile özel taraflar arasındaki uyuşmazlıkların yargı yoluyla çözümlenmesine alternatifler ile ilgili Tavsiye Kararı Rec(2001)9’u ve Avrupa Konseyi sathında ve ulusal seviyede yürütülen diğer faaliyetlerin ve araştırmaların sonuçlarını göz önüne alarak;

Özellikle, Avrupa Adalet Bakanları tarafından, 8-9 Haziran 2000 tarihinde Londra’da düzenlenen 23. Konferans’ta kabul edilen “21.Yüzyılda adaletin dağıtılması” ile ilgili 1 No.lu kararı ve özellikle Avrupa Adalet Bakanlarının, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesini, Avrupa Birliği ile işbirliği halinde, uygun olan durumlarda, mahkeme dışı ihtilaf çözümü süreçlerinin kullanılmasını teşvik eden bir çalışma programını hazırlamaya davet etmesini göz önüne alarak;

Arabuluculuğun teşvik edilmesinde mahkemelerin rolünün öneminin farkında olarak; Arabuluculuğun, mahkemelerin iş yükünün ve ihtilafların azalmasına yardımcı olmasına rağmen; etkili, adil ve kolaylıkla erişilebilen bir adli sistemin yerine geçemeyeceğini belirterek:

A. Üye devletlerin hükumetlerine:

i. Uygun olduğunda, medeni hukuk meselelerinde arabuluculuğun kullanımını kolaylaştırmalarını;
ii. Aşağıda belirtilen “Medeni hukuk meselelerinde arabuluculuk ile ilgili yol gösterici ilkeler”in tedricen uygulanması için gerekli gördükleri tüm tedbirleri, duruma göre, almalarını veya takviye etmelerini tavsiye eder.

Medeni Hukuk meselelerinde arabuluculuk ile igili yol gösterici ilkeler
I. Arabuluculuğun tanımı

Bu Tavsiye Kararı’nda, “arabuluculuk”, tarafların, bir veya daha fazla arabulucunun yardımı ile, bir anlaşmaya varmak için ihtilaf konusu meseleler üzerinde görüşme yaptıkları bir ihtilaf çözüm sürecini ifade eder.

II. Uygulamanın kapsamı

Bu Tavsiye Kararı, medeni hukuk meseleleri için geçerlidir. Bu Tavsiye Kararı’nda, “medeni hukuk meseleleri”; ticaret hukuku, tüketici hukuku ve iş hukuku kaynaklı meseleler de dahil olmak üzere medeni haklar ve yükümlülüklerle ilgili meseleleri ifade eder. İdare hukuku ve ceza hukuku meseleleri kapsam dışındadır. Bu Tavsiye Kararı, aile arabuluculuğu ile ilgili

Tavsiye Kararı No. R(98)1’in hükümleri saklı kalmak üzere geçerlidir.

III. Arabuluculuğun teşekkülü

Devletler, medeni hukuk meselelerinde arabuluculuğu, kamu veya özel sektör vasıtasıyla, en uygun şekilde kurmakta ve teşkilatlandırmakta serbesttirler.

Arabuluculuk, mahkeme süreçlerinin içinde veya dışında gerçekleştirilebilir.

Taraflar arabuluculuktan yararlansa bile, tarafların haklarının korunması için nihai teminatı teşkil ettiği için yargı yoluna başvuru mümkün olmalıdır.

Devletler, arabuluculuk sistemini kurarken, süre sınırlamasına olan ihtiyaç ve böyle sürelerin etkileri ile, hızlı ve kolayca erişilebilir arabuluculuk süreçlerinin teşvik edilmesi arasında bir denge kurmalıdırlar.

Devletler, arabuluculuğu kurarken, (i) gereksiz gecikmelere ve (ii) arabuluculuğun bir geciktirme taktiği olarak kullanılmasına yol açmaktan kaçınmaya dikkat etmelidirler. Arabuluculuk, özellikle, adli süreçlerin tek başına yetersiz kaldığı ve özellikle maliyetleri nedeniyle taraflar için daha az uygun olduğu durumlarda veya taraflar arasında diyaloğun veya temasların sürdürülmesine ihtiyaç duyulan durumlarda yararlı olabilir.

Devletler, tamamen veya kısmen ücretsiz arabuluculuk imkanı sunma veya özellikle taraflardan birinin menfaatlerinin özel koruma gerektirmesi halinde arabuluculuk için hukuki yardım sunma fırsatını gözden kaçırmamalıdırlar.

Arabuluculuğun maliyetleri olması halinde, bunlar makul ve söz konusu meselenin önemi ve arabulucu tarafından yapılan işin miktarı ile orantılı olmalıdır.

IV. Arabuluculuk süreci

Devletler, ihtilafları arabulucuya havale etme anlaşmalarının hangilerinin, tarafların dava haklarını ne kadar kısıtlayacağını değerlendirmelidir.

Arabulucular, bağımsız ve tarafsız olarak hareket etmeli ve arabuluculuk süreci esnasında, “silahların eşitliği” ilkesine uyulmasını temin etmelidirler. Arabulucunun, taraflara bir çözüm dayatma yetkisi yoktur.

Arabuluculuk sürecine ilişkin bilgiler gizlidir ve taraflarca kararlaştırılmadıkça veya iç hukuk izin vermedikçe, sonradan kullanılamaz.

Arabuluculuk süreçlerinde, taraflara, sözkonusu meseleleri ve ihtilafın diğer muhtemel  çözümlerini düşünmelerine yetecek zaman verilmelidir.

V. Arabulucuların eğitimi ve sorumluluğu

Devletler, uluslararası meselelerle ilgilenen arabulucuları da içerecek şekilde arabulucuların seçimi, sorumlulukları, eğitimi ve yeterliliği ile ilgili uygun standartların kabul edilmesine yönelik tedbirler almalıdırlar.

VI. Arabuluculukta varılan anlaşmalar 

Anlaşmanın konusunu, kapsamını ve sonuçlarını tespit etmek için, her arabuluculuk sürecinin sonunda, bir yazılı belge düzenlenmelidir ve bu belge düzenlendikten sonra ve imzalanmadan önce, taraflara, düşünmeleri için, tarafların üzerinde anlaştığı sınırlı bir süre tanınmalıdır.

Arabulucular, varılan anlaşmaların etkilerini ve taraflardan birinin veya her ikisinin anlaşmayı uygulamaya koymak istemesi halinde atılması gereken adımları taraflara bildirmelidirler.

Böyle anlaşmalar, kamu düzenine aykırı olmamalıdır.

VII. Arabuluculuk ile ilgili bilgiler

Devletler, medeni hukuk ihtilafları olan kişilere ve halka, arabuluculuk konusunda genel bilgiler vermelidirler.

Devletler, medeni hukuk meselelerindeki arabuluculuk hakkında, diğer hususların yanı sıra, arabuluculuğun maliyetlerini ve etkililiğini içeren ayrıntılı bilgileri toplamalı ve yaymalıdırlar.

Fertlerin, telefon, yazışma veya e-posta gibi yollarla, arabuluculuk hakkında tarafsız tavsiye ve bilgiler alabileceği bir bölgesel ve/veya yerel merkezler ağını, ulusal hukuka ve teamüle uygun olarak kurmak için adımlar atılmalıdır.

Devletler, adaletin işlemesi ile uğraşan profesyonellere, medeni hukuk meselelerinde arabuluculuk ile ilgili bilgiler vermelidirler.

VIII. Uluslararası hususlar

Devletler, uluslararası bir unsur içeren meselelerin çözümünde arabuluculuğun kullanılmasını teşvik edecek mekanizmaların kurulmasını desteklemelidirler.

Devletler, uluslararası arabuluculuğun kullanımını kolaylaştırmak amacıyla, medeni hukuk meselelerinde arabuluculuk ile ilgili mevcut kurumlar arasında işbirliğini teşvik etmelidirler.

Bu Tavsiye Kararı’nın takibinde, Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği arasında işbirliğini teşvik etmek ve özellikle, bu Tavsiye Kararı’nda bahsedilen konular ile ilgili olarak devletlerdeki kanunlara ve süreçlere ilişkin bilgileri bir internet sitesi vasıtasıyla yaymak için; ve Avrupa Birliği’ni, Avrupa Topluluğu seviyesinde kurallar hazırlanırken, bu Tavsiye Kararı’nın hükümlerini tamamlamaya veya güçlendirmeye veya burada yer alan ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırıcı hükümler getirmeye teşvik etmek için,

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne, bu Tavsiye Kararını, Avrupa Birliğinin yetkili makamlarına iletmesi talimatını verir.

Ottawa Sözleşmesi

0

Ottawa Sözleşmesi (Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme)” Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilerek 4 Aralık 1997 tarihinde Kanada’nın Ottawa’da kentinde imzaya açılmış ve 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

2002 yılı Aralık ayında, BM Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi´ne dair bir Çalışma Grubu kurulmuş ve patlamayan teçhizatın neden olduğu ölüm ve yaralanmaları durdurmayı amaçlayan tedbirler, tespit etmekle görevlendirilmiş, bu çalışmalar sonucunda sözleşme hazırlanarak imzaya açılmıştır.

Ottawa Antlaşması 131 ülke tarafından onaylanmış ve 146 ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye ABD taraf değildir.

Türkiye Bakanlar Kurulunun 28 Mart 2003 tarihli kararı ile sözleşmeye katılmaya karar vermiş, Resmi Gazete’de 14 Nisan 2003 tarihinde yayınlanan karar gereğince Sözleşme, Türkiye açısından 1 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kanun No : 4824
Kabul Tarihi : 12.3.2003
Resmi Gazete : 15.3.2003 – 25049

ANTİ-PERSONEL MAYINLARIN KULLANIMININ, DEPOLANMASININ,
ÜRETİMİNİN VE DEVREDİLMESİNİN YASAKLANMASI VE
BUNLARIN İMHASI İLE İLGİLİ SÖZLEŞME

Giriş

Taraf Devletler,

Her hafta çoğu masum ve korunmasız sivillerden ve özellikle çocuklardan oluşan yüzlerce kişiyi öldüren veya sakat bırakan, ekonomik kalkınmayı ve yeniden yapılanmayı engelleyen, mültecilerin ve iç göçe maruz kalmış kişilerin yurtlarına dönmelerine manî olan ve yerleştirildikten sonra yıllarca diğer vahim neticeler yaratan anti-personel mayınların neden olduğu acılara ve kayıplara son vermeye kararlı olarak,

Dünyanın her tarafında yerleştirilmiş bulunan anti-personel mayınların kaldırılması mücadelesine etkili şekilde ve eşgüdüm içerisinde katkıda bulunmak için ellerinden gelen azamî gayreti göstermenin ve bunların imhasını sağlamanın gerekli olduğuna inanarak,

Mayın kurbanlarının, sosyal ve ekonomik bakımlardan yeniden uyum sağlamaları dahil, bakım ve rehabilitasyonlarına yardım etmek için ellerinden gelen azamî çabayı harcamayı arzu ederek,

Anti-personel mayınların tamamen yasaklanmasının aynı zamanda önemli bir güven artırıcı önlem olacağını kabul ederek,

Aşırı Derecede Yaralayıcı ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması Sözleşmesinin 3 Mayıs 1996 tarihinde tadil edilen Mayınlar, Bubi Tuzakları ve Diğer Teçhizatın Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması hakkındaki Ek Protokolünün kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak ve henüz onaylamamış bulunan bütün Devletlere en erken zamanda bu Protokolü onaylamaları için çağrıda bulunarak,

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, bütün Devletleri anti-personel kara mayınlarının kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanması için etkin, hukukî bağlayıcılığı olan uluslararası bir anlaşmayı gayretli bir şekilde takibe teşvik eden, 10 Aralık 1996 tarihli ve 51/45 S. sayılı Kararını da memnuniyetle karşılayarak,

Anti-personel mayınların kullanımını, depolanmasını, üretimini ve devredilmesini yasaklamak, sınırlamak, veya askıya almak amacıyla geçmiş yıllarda alınan tek ve çok taraflı önlemlerden ayrıca memnuniyet duyarak,

Anti-personel mayınların bütünüyle yasaklanması için yapılan çağrının da kanıtladığı gibi, kamu vicdanının insanî ilkelerin daha ileriye götürülmesindeki rolünü vurgulayarak ve Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketinin, Kara Mayınlarının Yasaklanması Uluslararası Kampanyasının ve dünyanın her yerindeki çok sayıdaki diğer hükümet dışı kuruluşların bu amaçla gösterdiği çabaları tanıyarak,

Uluslararası topluluğu anti-personel mayınların kullanımını, depolanmasını, üretimini ve devredilmesini yasaklayan, hukukî bağlayıcı olan uluslararası bir anlaşma müzakere etmeye çağıran 5 Ekim 1996 tarihli Ottava Deklarasyonunu ve 27 Haziran 1997 tarihli Brüksel Deklarasyonunu anımsayarak,

Bütün Devletlerin bu Sözleşmeye katılmaya özendirilmeleri arzusunu vurgulayarak ve bu Sözleşmenin evrenselleştirilmesinin teşviki yönünde, diğerlerinin yanı sıra, Birleşmiş Milletler, Silahsızlanma Konferansı, bölgesel kuruluş ve gruplar ve Aşırı Derecede Yaralayıcı ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması Sözleşmesi gözden geçirme konferansları dahil, konuyla ilgili bütün forumlarda büyük  bir gayretle çalışmaya kararlı olarak,

Silahlı çatışmalarda tarafların savaş yöntem ya da araçlarını seçme haklarının sınırsız olmadığına dair uluslararası insanî hukuk ilkesini, silahlı çatışmalarda aşırı yaralanmaya veya gereksiz acıya yol açabilecek nitelikteki silahların, fırlatma vasıtalarının ve diğer savaş araçlarının ve yöntemlerinin kullanılmasını yasaklayan ilkeyi ve siviller ile savaşanlar arasında bir ayırım yapılması gerektiğine ilişkin ilkeyi kendilerine esas alarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmaya varmışlardır :

Madde 1
Genel yükümlülükler

1. Taraf Devletlerden her biri, hangi koşullar altında olursa olsun, hiçbir zaman :

a) Anti-personel mayın kullanmamayı;
b) Anti-personel mayın geliştirmemeyi, üretmemeyi, bir başka şekilde edinmemeyi; depolamamayı, elde tutmamayı veya doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan bir başkasına devretmemeyi;

c) Bu Sözleşme çerçevesinde bir Taraf Devlete yasaklanmış bulunan herhangi bir faaliyetle iştigal etmekte olan herhangi bir kimseye, hiçbir şekilde yardımcı olmamayı, cesaret vermemeyi veya bunları teşvik etmemeyi,

taahhüt eder.
2. Taraf Devletlerden her biri, bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, bütün anti-personel mayınları imha etmeyi ya da bunların imha edilmesini sağlamayı taahhüt eder.

Madde 2
Tanımlar

1. “Anti-Personel Mayın (APM)”, bir kişinin mevcudiyeti, yaklaşması veya teması ile infilak edecek biçimde tasarımlanan ve bir veya birden fazla kişiyi etkisiz hale getirecek, yaralayacak veya öldürecek mayındır. Şahıslara yönelik olmayıp, araçların yaklaşması, üzerine basması veya dokunması ile patlayacak şekilde tasarımlanmış ve bunların yerinden sökülmesini engelleyen sistemlerle teçhiz edilmiş mayınlar, bu şekilde teçhiz edilmiş olmaları nedeniyle, anti-personel mayın olarak telakki edilmezler.

2. “Mayın”, toprağın veya başka bir yüzey alanının altına, üstüne ya da yakınına yerleştirilmek ve bir kişinin veya aracın mevcudiyeti, yaklaşması veya teması ile infilak etmek üzere tasarlanmış mühimmattır.

3. “Mayın tuzaklama cihazı” bir mayının korunmasını amaçlayan ve mayının parçası, mayına bağlı, iliştirilmiş veya mayının altına yerleştirilmiş ve mayına dokunulmaya teşebbüs edildiğinde veya mayın bir başka biçimde kasten kurcalandığında faaliyete geçen bir aygıttır.

4. “Devir”, anti-personel  mayınların ulusal topraklardan içeri veya dışarı fiziksel olarak nakledilmesine ilaveten, mayınlar üzerindeki hak ve denetimin devredilmesini de içerir, ancak döşenmiş anti-personel mayınları içeren toprakların devredilmesini kapsamaz.

5. “Mayınlı alan”, mayınların mevcudiyeti veya mevcudiyetinden kuşkulanılması nedeniyle tehlikeli olan alandır.

Madde 3
İstisnalar

1. Madde 1’de belirtilen genel yükümlülüklere karşın, mayın tespit, mayın temizleme veya mayın imha tekniklerinin geliştirilmesi veya bu teknikler hakkında eğitim verilmesi için bir miktar anti-personel mayının bulundurulması veya devredilmesi mümkündür. Bu tür mayınların miktarı yukarıda sözü edilen amaçlar için kesinlikle gerekli olan asgarî sayıyı geçmeyecektir.

2. Anti-personel mayınların imha amacıyla devri yapılabilir.

Madde 4
Depolanmış anti-personel mayınların imhası

Madde 3’te belirtilen durumlar dışında, Taraf Devletlerin her biri, sahip olduğu veya tasarrufunda bulunan, ya da yetkisi veya kontrolü altında olan depolanmış bütün anti-personel mayınları, mümkün olan en kısa zamanda, ancak bu Sözleşmenin söz konusu Taraf Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra dört yıldan daha geç olmamak şartıyla, imha etmek veya imha edilmesini sağlamakla yükümlüdür.

Madde 5
Mayınlı alanlardaki anti-personel mayınların imhası

1. Taraf Devletlerden her biri, yetkisi ya da denetimi altında olan mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınları bu Sözleşmenin söz konusu Taraf Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra on yıldan daha geç olmamak şartıyla mümkün olan en kısa zamanda imha etmek ya da imha edilmesini sağlamakla yükümlüdür.

2. Taraf Devletlerden her biri, anti-personel mayın bulunduğu bilinen veya döşenmiş bulunduğundan kuşkulanılan, yetkisi ya da denetimi altındaki bütün alanları belirlemek için elinden gelen her çabayı gösterecek ve bu alanlarda bulunan bütün anti-personel mayınlar imha edilinceye kadar sivillerin etkili bir biçimde  bu alanların dışında tutulmalarını temin etmek için, yetkisi ya da denetimi altında bulunan mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınların, en kısa zamanda, çevreleri işaretli, gözetim altında ve çitler ya da başka yöntemlerle korunuyor olmalarını sağlayacaktır. İşaretleme, en azından, Aşırı Derecede Yaralayıcı ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması Sözleşmesinin, Mayınların, Bubi Tuzaklarının ve Diğer Aletlerin Kullanımlarının Yasaklanması ya da Kısıtlanmasına ilişkin Ek Protokolünün 3 Mayıs 1996 tarihinde değiştirilen şeklinde belirlenen standartlarda olmalıdır.

3. Bir Taraf Devlet, 1 inci fıkrada söz konusu anti-personel mayınların hepsini belirtilen zaman zarfında imha edemeyeceği veya imha edilmesini sağlayamayacağı kanaatine varırsa, Taraf Devletler Toplantısına veya Gözden Geçirme Konferansına, bu tür anti-personel mayınların imhasını tamamlamak için son mühletin 10 yıla kadar uzatılması talebinde bulunabilir.

4. Her talep,

a) Önerilen ek mühletin süresini;
b) Önerilen ek mühletin,
(i) Mayınlardan arındırma ulusal programları çerçevesinde yürütülen çalışmaların hazırlıklarını ve mevcut durumunu,
(ii) Taraf Devletin bütün anti-personel mayınların imha edilmesi için kullanabileceği malî ve teknik araçları ve
(iii) Taraf Devletin, mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınları imha etmesine engel olan koşulları da kapsayan nedenlerinin ayrıntılı bir açıklamasını;
c) Ek mühletin insanî, toplumsal, ekonomik, ve çevresel açılardan getireceği sonuçları ve
d) Önerilen ek mühlet talebiyle bağlantılı diğer bilgileri içermelidir.

5. Taraf Devletler Toplantısı veya Gözden Geçirme Konferansı, 4 üncü fıkra kapsamına giren hususları göz önünde bulundurarak talebi değerlendirecek ve mevcut Taraf Devletlerin oy çokluğuyla ek mühlet talebinin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecektir.
6. Bu Maddenin 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci fıkralarına uygun olarak yeni bir taleple başvurulması halinde söz konusu uzatma yenilenebilecektir. Daha fazla uzatma süresi talep eden Taraf Devlet, bir önceki uzatma döneminde bu Madde uyarınca neler yapıldığına ilişkin ek bilgi verecektir.

Madde 6
Uluslararası işbirliği ve yardım

1. Taraf Devletlerin her biri bu Sözleşmeye göre yükümlülüklerini yerine getirirken, mümkün olan durumlarda, diğer Taraf Devletlerden imkânlar dahilinde yardım isteme ve alma hakkına sahiptir.

2. Taraf Devletlerden her biri, bu Sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili teçhizat, malzeme ve bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişini kolaylaştırmakla yükümlüdür ve bu alışverişe mümkün olan en geniş şekilde katılmak hakkına sahiptir. Taraf Devletler, insancıl amaçlar için kullanılacak mayın temizleme teçhizatının ve ilgili teknolojik bilginin tedarikine gereksiz kısıtlamalar getirmeyeceklerdir.

3. İmkânı olan her Taraf Devlet mayın kurbanlarının bakımına ve rehabilitasyonuna, sosyal ve ekonomik uyumuna ve mayınlar konusundaki bilinçlendirme programlarına yardım sağlayacaktır. Bu yardım, diğerleri meyanında, Birleşmiş Milletler sistemi, uluslararası, bölgesel ya da ulusal örgütler veya kuruluşlar, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Ulusal Kızılhaç ve Kızılay kurumları ve bunların Uluslararası Federasyonu, hükümet dışı örgütler aracılığıyla veya ikili düzeyde sağlanabilecektir.

4. İmkânı olan her Taraf Devlet mayın temizliğine ve bağlantılı faaliyetlere yardım sağlayacaktır. Bu yardım, diğerleri meyanında, Birleşmiş Milletler sistemi, uluslararası veya bölgesel örgüt ya da kuruluşlar, hükümet dışı örgüt veya kuruluşlar aracılığıyla ya da ikili düzeyde veya Birleşmiş Milletler Mayın Temizlemeye Yardım Gönüllü Vakıf Fonuna ya da mayınlardan arındırmayla uğraşan diğer bölgesel fonlara katkıda bulunarak sağlanabilecektir.

5. İmkânı olan her Taraf Devlet  depolanmış anti-personel mayınların imha edilmesi için yardım sağlayacaktır.

6. Taraf Devletlerden her biri, Birleşmiş Milletler sistemi içinde kurulmuş olan mayın temizlemeyle ilgili veri tabanına, özellikle mayın temizlemenin çeşitli yöntem ve teknolojilerine ilişkin bilgileri ve mayın temizlemeyle ilgili uzmanların, uzman kurumlarının veya ulusal temas noktalarının listelerini sağlamayı taahhüt eder.

7. Taraf Devletler, bir ulusal mayınlardan arındırma programının geliştirilmesinde :

a) Anti-personel mayın sorununun boyutunun ve kapsamının;
b) Programın uygulanması için gerekli olan malî, teknolojik kaynakların ve insan kaynaklarının;

c) İlgili Taraf Devletin yetkisi veya kontrolü altında bulunan mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınları imha etmek için gerekli olan tahmini yıl sayısının;

d) Mayından kaynaklanan yaralanma veya ölüm olaylarını azaltmak için mayınlar konusundaki bilinçlendirme faaliyetlerinin;

f) Mayın kurbanlarına yardımın; ve

g) İlgili Taraf Devletin Hükümeti ile programın uygulanmasında çalışacak, konuyla ilgili hükümet, hükümetlerarası veya hükümet dışı kuruluşlar arasındaki ilişkinin;

belirlenmesi için Birleşmiş Milletler, bölgesel örgütler, diğer Taraf Devletler veya diğer yetkili hükümetlerarası ya da hükümet dışı kuruluşlardan kendi yetkililerine yardımcı olmalarını talep edebileceklerdir.
8. Bu Maddenin hükümleri uyarınca yardım alan ve veren Taraf Devletlerden her biri, kararlaştırılmış yardım programlarının bütünüyle ve seri bir biçimde uygulanmasını teminen işbirliği yapacaktır.

Madde 7
Şeffaflık önlemleri

1. Taraf Devletlerden her biri, mümkün olduğunda, ancak her halükârda bu Sözleşme söz konusu Taraf Devlet için yürürlüğe girdikten sonra en fazla 180 gün içerisinde :

a) Madde 9’da değinilen ulusal uygulama önlemleri;
b) Sahip olduğu ya da yetkisi veya denetimi altında bulunan depolanmış bütün anti-personel mayınlarının, türü, miktarı ve mümkünse depolanmış her anti-personel mayın türü için seri numarasını da içerecek biçimde sınıflandırılmış, toplam sayısı;

c) İmkânlar ölçüsünde, her mayınlı alanda bulunan anti-personel mayınların türüne ve her tür anti-personel mayının sayısına ve ne zaman döşendiklerine ilişkin mümkün olduğunca ayrıntılı bilgileri içerecek şekilde, anti-personel mayın bulunan ya da bulunduğundan kuşkulanılan yetkisi veya denetimi altındaki bütün mayınlı alanların yerleri;

d) Mayın tespit, mayın temizleme veya mayın imha etme tekniklerinin geliştirilmesi ve bu tekniklerle eğitim vermek amacıyla bulundurulan veya devredilen, ya da imha edilmek üzere devredilen bütün anti-personel mayınların türleri, miktarları ve mümkünse seri numaraları ile bir Taraf Devlet tarafından anti-personel mayınları bulundurmak ya da devretmek üzere Madde 3 uyarınca yetkili kılınmış kurumlar;

e) Anti-personel mayın üreten işletmelerinin başka amaçlı kullanım için dönüştürülmelerine ya da hizmet dışı bırakılmalarına ilişkin programların durumu;

f) İmha için kullanılacak yöntemler, imha alanlarının yerleri ve güvenlikle ve çevreyle ilgili izlenilecek uygulanabilir standartların ayrıntılarını içerecek şekilde, anti-personel mayınların imha edilmesine ilişkin madde 4 ve 5 uyarınca yürütülen programların durumu;

g) Bu Sözleşmenin söz konusu Taraf Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra imha edilen tüm anti-personel mayınların, sırasıyla 4 üncü ve 5 inci maddeler uyarınca imha edilen her bir türdeki anti-personel mayının miktarının dökümünü içerecek şekilde, türleri ve miktarları, bunun yanısıra, mümkünse, 4 üncü madde uyarınca imha edilen her bir türdeki anti-personel mayının seri numaraları;

h) Bir Taraf Devlet tarafından üretilen ve o Taraf Devletin halen sahip olduğu veya tasarrufunda bulundurduğu herbir türdeki anti-personel mayının, makul olan hallerde söz konusu mayınların teşhisi ve temizlenmesini kolaylaştıracak kategorilerde bilgi verilecek şekilde- bu bilgi asgarî olarak, mayının boyutlarını, fünye cinsini, patlayıcı madde cinsini, metal madde cinsini, renkli fotoğraflarını ve mayın temizlemeyi kolaylaştıracak diğer bilgileri içerecektir- bilindiği ölçüde teknik özellikleri; ve

i) Maddenin 2 nci fıkrasında tanımlanan bütün alanlarla ilgili olarak, halka derhal ve etkili bir uyarıda bulunulmasını sağlamak için alınan önlemler

hakkında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine rapor verecektir.
2. Bu Madde uyarınca sağlanan bilgiler, son takvim yılını kapsayacak şekilde Taraf Devletlerce yıllık olarak güncelleştirilecek ve her yıl en geç 30 Nisan’da Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunulacaktır.

3. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, aldığı bütün bu tür raporları Taraf Devletlere iletecektir.

Madde 8
Sözleşmeye uymanın kolaylaştırılması ve açıklık kazanması

1. Taraf Devletler, bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak birbirlerine danışmayı ve birbirleriyle işbirliği yapmayı ve Taraf Devletlerin Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerini kolaylaştırmak için işbirliği ruhu içerisinde birlikte çalışmayı kabul ederler.

2. Bir veya daha fazla Taraf Devlet başka bir Taraf Devletin bu Sözleşmenin hükümlerine uymasına ilişkin soruları açıklığa kavuşturmak ve çözmek istiyorsa, bu konu hakkında söz konusu Taraf Devlete Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Açıklama Talebi sunabilir. Bu tür bir talep, bütün gerekli bilgilerle birlikte yapılmalıdır. Taraf Devletlerden her biri dayanağı olmayan Açıklama Taleplerinden kaçınmalı, suiistimale meydan verilmemesine özen gösterilmelidir. Bir Açıklama Talebi alan Taraf Devlet, bu konunun açıklığa kavuşmasına yardımcı olacak bütün bilgileri 28 gün içinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla talepte bulunan Taraf Devlete ulaştıracaktır.

3. Talepte bulunan Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla belirtilen süre zarfında bir yanıt almaz veya Açıklama Talebine aldığı yanıtı tatmin edici bulmazsa, konuyu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri vasıtasıyla bir sonraki Taraf Devletler Toplantısına sunabilecektir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Açıklama Talebine ait bütün gerekli bilgilerle birlikte konuyu bütün Taraf Devletlere iletecektir. Bütün bu bilgiler, yanıt verme hakkı olan, talepte bulunulan Taraf Devlete de sunulacaktır.

4. Bir Taraf Devletler Toplantısı gerçekleşinceye kadar, endişe duyan Taraf Devletlerden herhangi birisi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinden, talep edilen açıklamayı kolaylaştırmak için dostça girişimde bulunmasını isteyebilir.

5. Talepte bulunan Taraf Devlet, konunun ele alınmasını teminen, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla bir Taraf Devletler Özel Toplantısı düzenlenmesini önerebilir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu doğrultuda, konuyu ele almak amacıyla bir Taraf Devletler Özel Toplantısı düzenlenmesinden yana olup olmadıklarını belirtmeleri talebiyle birlikte, söz konusu öneriyi ve ilgili Taraf Devletlerce teslim edilen tüm bilgileri bütün Taraf Devletlere iletecektir. Bu tür bir duyuruyu izleyen 14 gün içerisinde Taraf Devletlerin en azından üçte birinin Özel Toplantıyı onaylaması halinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Taraf Devletlerin Özel Toplantısını bir sonraki 14 gün içinde toplayacaktır. Toplantı yeterlilik sayısını Taraf Devletlerin çoğunluğu oluşturacaktır.

6. Taraf Devletler Toplantısı veya duruma göre Taraf Devletler Özel Toplantısı, önce ilgili Taraf Devletlerin sundukları bütün bilgileri dikkate alarak konuyu daha fazla inceleyip incelemeyeceğini belirleyecektir. Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı, oydaşma ile bir karara varmak için her türlü çabayı gösterecektir. Bu yöndeki bütün çabalara karşın mutabakat sağlanamadığı takdirde, bu kararı katılan ve oy kullanan Taraf Devletlerin çoğunluğu ile alacaktır.

7. Bütün Taraf Devletler, konunun gözden geçirilmesinin sağlanmasını teminen Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı ile, 8 inci fıkra uyarınca veri toplama heyetlerinin yetkilendirilmesi hususu dahil, bütünüyle işbirliği yapacaklardır.

8. Konuya daha fazla açıklık getirilmesine gerek duyulduğu takdirde, Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı bir veri toplama heyeti yetkilendirecek ve katılan ve oy kullanan Taraf Devletlerin çoğunluğu ile görev yönergesini kararlaştıracaktır. Açıklama istenen Taraf Devlet, istediği zaman ülkesine bir veri toplama heyeti davet edebilecektir. Bu görev Taraf Devletler Toplantısının veya Taraf Devletler Özel Toplantısının böyle bir görev için yetki veren kararı olmadan gerçekleşecektir. 9 uncu ve 10 uncu fıkralar uyarınca tespit edilen ve onaylanan en fazla 9 uzmandan oluşan heyet, ihlal iddiasına konu olan noktada veya açıklama istenen Taraf Devletin yetkisi veya denetimi altında bulunan ihlal iddiasıyla doğrudan ilgili diğer mahallerde ek bilgi toplayabilecektir.

9. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Taraf Devletlerin sağladıkları nitelikli uzmanların isim, milliyet ve alakalı diğer bilgileri içeren listesini hazırlayıp güncelleştirerek bütün Taraf Devletlere iletecektir. Bir Taraf Devlet kabul etmediği yazılı olarak bildirmediği sürece, bu listeye dahil olan herhangi bir nitelikli uzmanın bütün veri toplama heyetlerinde yer alacağı varsayılacaktır. Kabul edilmeyen uzman, kabul edilmediği bu göreve atanmasından önce bildirilmiş olduğu takdirde, karşı çıkan Taraf Devletin topraklarında veya yetkisi ya da denetimi altındaki başka bir yerde görevli veri toplama heyetlerine katılmayacaktır.

10. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Taraf Devletler Toplantısının veya Taraf Devletler Özel Toplantısının talebini aldığında, açıklama talep edilen Taraf Devlete de danıştıktan sonra, heyet üyelerini ve başkanını atayacaktır. Araştırma görevini talep eden ya da bu talepten doğrudan etkilenen Taraf Devletlerin vatandaşları bu göreve tayin edilmeyeceklerdir. Veri toplama heyetinin üyeleri 13 Şubat 1946 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Bağışıklıkları Sözleşmesinin VI. Maddesinde yer alan ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanacaklardır.

11. Veri toplama heyeti üyeleri, en az 72 saat önceden haber vermek suretiyle, en erken zamanda açıklama istenen Taraf Devletin topraklarına ulaşacaklardır. Açıklama istenen Taraf Devlet, heyeti kabul etmek, ulaşımını ve ibatesini sağlamak için gerekli idarî önlemleri alacak ve denetimi altındaki topraklarda bulunduğu süre boyunca heyetin güvenliğini mümkün olan en yüksek düzeyde sağlamaktan sorumlu olacaktır.

12. Veri Toplama heyeti, açıklama istenen Taraf Devletin egemenlik haklarına halel getirmeden, sadece ihlal iddiası hakkında bilgi toplamak amacıyla kullanılmak üzere gerekli olan teçhizatı söz konusu Taraf Devletin topraklarına sokabilecektir. Heyet, hakkında açıklama istenen Taraf Devlete, inceleme görevi sırasında kullanmayı öngördüğü teçhizatı varışından önce bildirecektir.

13. Açıklama istenen Taraf Devlet, veri toplama heyetinin iddia edilen ihlal konusuna ilişkin bilgi verebilecek bütün ilgili kişilerle görüşmesine imkân verilmesini sağlamak için bütün çabayı gösterecektir.

14. Açıklama istenen Taraf Devlet, veri toplama heyetinin iddia edilen ihlal konusuyla ilgili bilgi toplanması ihtimali bulunan, denetimi altındaki bütün alanlarla ve tesislere girmesine izin verecektir. Bu uygulama, açıklama istenen Taraf Devletin;

a) Hassas teçhizatın, bilginin ve alanların korunması,
b) Taraf Devletin mülkiyet haklarına, aramalara ve el koymalara ilişkin anayasal yükümlülüklerinin veya diğer anayasal hakların korunması ya da,
c) Veri toplama heyeti üyelerinin fiziksel korunması ve güvenliği için gerekli göreceği düzenlemelere tabi olacaktır.

Hakkında araştırma istenen Taraf Devlet bu tür düzenlemeler yaptığı takdirde, bu Sözleşmeye uyduğunu göstermek için makul olan her türlü çabayı sarfedecektir.
15. Aksine anlaşmaya varılmadığı takdirde, veri toplama heyeti ilgili Taraf Devletin topraklarında 14 günden ve herhangi belirli bir yerde 7 günden fazla kalamayacaktır.

16. Gizlilik esasına göre sağlanan ve veri toplama heyetinin göreviyle bağlantılı olmayan tüm bilgiler gizli tutulacaktır.

17. Veri toplama heyeti, bulgularının sonuçlarını Taraf Devletler Toplantısına veya Taraf Devletler Özel Toplantısına Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla bildirecektir.

18. Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı, veri toplama heyeti tarafından sunulan rapor da dahil olmak üzere, konuya ilişkin bütün bilgileri değerlendirecek ve araştırma istenen Taraf Devletten ihlal konusuna yönelik olarak belirli bir zaman zarfında önlemler almasını talep edebilecektir. Araştırma istenen Taraf Devlet bu talep doğrultusunda alınan bütün önlemler hakkında rapor verecektir.

19. Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı, incelenmekte olan konunun daha fazla açıklığa ya da çözüme kavuşturulmasını teminen, uluslararası hukuka dayanan gerekli işlemlerin başlatılması da dahil, ilgili Taraf Devletlere yol ve yöntemler önerebilecektir. Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı, incelenen konunun araştırma istenen Taraf Devletin denetimini aşan koşullardan kaynaklandığının belirlendiği durumlarda, 6 ncı Maddede atıfta bulunulan işbirliği önlemlerine başvurulması dahil, uygun önlemler tavsiye edebilecektir.

20. Taraf Devletler Toplantısı veya Taraf Devletler Özel Toplantısı, 18 inci ve 19 uncu fıkralarda değinilen kararları oydaşmayla, aksi takdirde mevcut ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğuyla almak için her türlü çabayı gösterecektir.

Madde 9
Ulusal uygulama önlemleri

Taraf Devletlerin her biri, yetkisi veya denetimi altındaki kişiler tarafından veya bölgelerde yapılan, bu Sözleşmeye tabi olan Taraf Devletlere yasaklanmış olan faaliyetleri engellemek ve ortadan kaldırmak için, cezai yaptırımlar da dahil olmak üzere, gerekli bütün yasal, idarî ve diğer önlemleri alacaktır.

Madde 10
Uyuşmazlıkların çözülmesi

1. Taraf Devletler, bu Sözleşmenin uygulanması veya yorumlanmasına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek her türlü uyuşmazlığı çözmek için birbirlerine danışacak ve işbirliği yapacaklardır. Taraf Devletlerin her biri, bu tür herhangi bir anlaşmazlığı Taraf Devletler Toplantısına sunabilecektir.

2. Taraf Devletler Toplantısı, dostça girişim önermek, bir uyuşmazlığa taraf olan Devletleri kendi tercih edecekleri bir uzlaşma sürecini başlatmaya davet etmek ve üzerinde mutabakata varılacak herhangi bir yöntem için bir zaman sınırlaması koymak dahil, uygun gördüğü herhangi bir şekilde uyuşmazlığın çözülmesine katkıda bulunabilecektir.

3. İşbu Madde, bu Sözleşmeye riayetin kolaylaştırılması ve açıklığa kavuşturulmasına ilişkin diğer hükümlerine halel getirmeyecektir.

Madde 11
Taraf Devletler toplantıları

1. Taraf Devletler, Sözleşmenin yürütülmesiyle ve uygulanmasıyla ilgili olarak:

a) Sözleşmenin işleyişi ve statüsü;
b) Sözleşmenin hükümleri uyarınca sunulan raporlardan kaynaklanan konular;

c) 6 ncı Madde uyarınca yapılan uluslararası işbirliği ve yardımlaşma;

d) Anti-personel mayınların temizlenmesi ile ilgili teknolojilerin geliştirilmesi;

e) Taraf Devletlerin 8 inci Madde uyarınca yaptıkları sunuşlar; ve

f) Taraf Devletlerin 5 inci Madde uyarınca yaptıkları sunuşlara ilişkin kararlar,

dahil bütün konuları değerlendirmek amacıyla düzenli olarak toplanacaktır.
2. İlk Taraf Devletler toplantısı, bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra bir yıl içerisinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından düzenlenecektir. İzleyen toplantılar, birinci Gözden Geçirme Konferansına kadar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından yıllık olarak düzenlenecektir.

3. 8 inci Maddede belirtilen koşullarda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bir Taraf Devletler Özel Toplantısı düzenleyecektir.

4. Kararlaştırılan Usul Kurallarına uygun olarak, bu Sözleşmeye taraf olmayan Devletlerin yanı sıra, Birleşmiş Milletler, diğer ilgili ulaslararası örgütler ve kuruluşlar, yerel örgütler, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve ilgili hükümet dışı örgütler, bu toplantılara gözlemci olarak katılmaya davet edilebileceklerdir.

Madde 12
Gözden Geçirme Konferansları

1. Bu Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra beş yıl içerisinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından bir Gözden Geçirme Konferansı düzenlenecektir. Sonraki Gözden Geçirme Konferansları, bir ya da daha çok Taraf Devlet tarafından talep edildiği takdirde, iki konferans arası hiçbir şekilde beş yıldan daha az olmamak kaydıyla, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından toplanacaktır. Sözleşmeye Taraf Devletlerin hepsi her Gözden Geçirme Konferansına çağırılacaklardır.

2. Gözden Geçirme Konferansının amacı:

a) Sözleşmenin işleyişini ve statüsünü gözden geçirmek,
b) 11 inci Maddenin 2 nci fıkrasında atıfta bulunulan Taraf Devletler Toplantılarına ilave toplantıların gerekliliğini ve aralıklarını kararlaştırmak,

c) Taraf Devletlerin 5 inci Madde uyarınca yaptıkları sunuşlara ilişkin kararlar almak ve

d) Gerektiği takdirde, kapanış raporunda Sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili kararlara yer vermek olacaktır.

3. Kararlaştırılan Usul Kurallarına uygun olarak, bu Sözleşmeye taraf olmayan Devletlerin yanı sıra, Birleşmiş Milletler, diğer ilgili uluslararası örgütler ve kuruluşlar, yerel örgütler, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve ilgili hükümet dışı örgütler, her Gözden Geçirme Konferansına gözlemci olarak katılmaya davet edilebileceklerdir.

Madde 13
Değişiklikler

1. Taraf Devletlerin her biri Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra herhangi bir tarihte Sözleşmede değişiklikler önerebilecektir. Her değişiklik önerisi Sözleşmenin Saklayıcısına iletilecek, o da bunu bütün Taraf Devletlere duyuracak ve önerinin ele alınması için bir Değişiklik Konferansı toplanması konusundaki görüşlerini soracaktır. Taraf Devletlerin çoğunluğunun duyurudan sonra 30 gün içerisinde önerinin ele alınmasını desteklediklerini Saklayıcıyla bildirmeleri halinde, Saklayıcı bütün Taraf Devletlerin davet edileceği bir Değişiklik Konferansı toplayacaktır.

2. Kararlaştırılan Usul Kurallarına uygun olarak, bu Sözleşmeye taraf olmayan Devletlerin yanı sıra, Birleşmiş Milletler, diğer ilgili uluslararası örgütler ve kuruluşlar, yerel örgütler, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve ilgili hükümet dışı örgütler, Değişiklik Konferanslarının her birine gözlemci olarak katılmaya davet edilebileceklerdir.

3. Taraf Devletlerin çoğunluğu daha önce yapılmasını talep etmediği takdirde, Değişiklik Konferansı, Taraf Devletler Toplantısının veya Gözden Geçirme Konferansının hemen ardından toplanacaktır.

4. Değişiklikler, Değişiklik Konferansında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte ikilik çoğunluğu tarafından kabul edilecektir. Saklayıcı bu şekilde kabul edilen bütün değişiklikleri Taraf Devletlere duyuracaktır.

5. Bu Sözleşmede yapılan bir değişiklik, kabul eden Taraf Devletler için; Taraf Devletlerin çoğunluğunun kabul ettiklerine dair belgeleri Saklayıcıya teslim etmeleriyle yürürlüğe girecektir. Bundan sonra, diğer Taraf Devletler için değişiklik, kabul etme belgelerini teslim ettikleri tarihte yürürlüğe girecektir.

Madde 14
Masraflar

1. Taraf Devletler Toplantılarının, Taraf Devletler Özel Toplantılarının, Gözden Geçirme Konferanslarının ve Değişiklik Konferanslarının masrafları, Birleşmiş Milletler katkı payı oranlarına göre uyarlanarak, Sözleşmeye Taraf Devletler ile Sözleşmeye taraf olmayan katılımcı Devletler tarafından karşılanacaktır.

2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin 7 nci ve 8 inci Maddeler çerçevesinde belirlediği masraflar ile veri toplama heyetlerinin masrafları; Birleşmiş Milletler katkı payı oranlarına göre uyarlanarak Taraf Devletler tarafından karşılanacaktır.

Madde 15
İmza

18 Eylül 1997 tarihinde Oslo, Norveç’te hazırlanan bu Sözleşme, 3 Aralık 1997 tarihinden 4 Aralık 1997 tarihine kadar Ottava, Kanada’da ve 5 Aralık 1997 tarihinden yürürlüğe girmesine kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezinde bütün Devletler için imzaya açık olacaktır.

Madde 16
Onaylama, kabul etme, uygun bulma veya katılma

1. Bu Sözleşme, imzacıların onayına, kabul etmelerine veya uygun bulmalarına tâbi olacaktır.

2. Sözleşme, imzalamamış olan her Devletin katılımına açık olacaktır.

3. Onaylamaya, kabul etmeye, uygun bulmaya veya katılmaya ilişkin belgeler Saklayıcıda toplanacaktır.

Madde 17
Yürürlüğe girme

1. Bu Sözleşme, onaylama, kabul etme, uygun bulma veya katılma belgelerinin kırkıncısının tevdi edildiği aydan sonraki altıncı ayın ilk gününde yürürlüğe girecektir.

2. Bu Sözleşme, onaylama, kabul etme, uygun bulma veya katılma belgesini kırkıncı onaylama, kabul etme, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdi edilmesinden sonra veren her Devlet için, sözkonusu Devletin onaylama, kabul etme, uygun bulma veya katılma belgesini verdiği tarihten sonraki altıncı ayın ilk gününde yürürlüğe girecektir.

Madde 18
Geçici uygulama

Devletlerin her biri, Sözleşmeyle ilgili onaylama, kabul etme, uygun bulma veya katılma işlemi sırasında, 1 inci Maddenin 1 inci fıkrasını Sözleşme yürürlüğe girinceye kadar geçici olarak uygulayacağını açıklayabilecektir.

Madde 19
Çekinceler

Bu Sözleşmenin Maddeleri çekincelere tâbi olmayacaktır.

Madde 20
Yürürlük süresi ve çekilme

1. Bu Sözleşmenin yürürlük süresi sınırsız olacaktır.

2. Taraf Devletlerin her biri, ulusal egemenlik hakkını kullanarak bu Sözleşmeden çekilme hakkına sahiptir. Bu durumda çekildiğini bütün diğer Taraf Devletlere, Saklayıcıya ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine bildirecektir. Sözkonusu çekilme kararıyla ilgili belgelerde çekilmeye yol açan sebeplerin tam bir açıklamasına yer verilecektir.

3. Çekilme, ancak çekilmeyle ilgili belgelerin Saklayıcı tarafından alınmasından altı ay sonra yürürlüğe girecektir. Bununla birlikte, altı aylık süre dolduğunda çekilen Taraf Devletin bir silahlı çatışmanın içinde bulunması halinde, çekilme silahlı çatışma sonuçlanmadan önce yürürlüğe girmeyecektir.

4. Bir Taraf Devletin Sözleşmeden çekilmesi, Devletlerin ilgili uluslararası hukuk kurallarından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürdürme sorumluluklarını hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

Madde 21
Saklayıcı

Bu Sözleşmenin Saklayıcısı olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri görevlendirilmiştir.

Madde 22
Geçerli metinler

Bu Sözleşmenin her biri eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca orijinal metinleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından saklanacaklardır.

İbrahim Ethem Menderes

0

İbrahim Ethem Menderes, 1899 yılında İzmir’de dünyaya geldi.

3 Ekim 1916 ile 7 Kasım 1918 tarihlerinde askerlik hizmetini yerine getirdi.

1919’da İstanbul Yeditepe Askeri Lisesi’ni, ardından 1923’te ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.  Bir süre avukatlık ve çiftçilik yaptı.

13 Aralık 1920’de Kurtuluş Savaşı’na katılarak yeniden silahlı kuvvetlerde görev aldı. 23 Ağustos 1923’te askerlik görevini tamamlayarak terhis oldu

Siyasi kariyerine, Cumhuriyetçi Serbest Fırka ile başladı. Daha sonra  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne geçti ve on beş yıl CHP Aydın İl Başkanlığı yaptı.

Ethem Menderes, 1933 yılında Aydın İli Daimi Encümen Üyeliği görevini üstlendi. Daha sonra Aydın’da 15 yıl Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı yaptı.

1 Kasım 1938’de Aydın Belediye Başkanı oldu. Ancak, Belediye Başkanı iken 24 Nisan 1941’de yeniden silah altına alındı. 21 Ocak 1942’de rütbesi Üsteğmenliğe yükseldi.1 Ağustos 1942’de terhis oldu.

 1945’te CHP’den istifa etti. Aydın’da Demokrat Parti teşkilatını kurdu.

1950, 1954 ve 1957 seçim dönemlerinde Demokrat Parti’den Aydın Milletvekili olarak meclise girdi. Bu dönemde, farklı hükümetlerde görev aldı  Menderes Hükümetlerinde, 1 Ağustos 1952’de İçişleri Bakanlığı, 17 Mayıs 1954’te Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı, 15 Eylül 1955’te Devlet Bakanlığı, 30 Eylül 1955’te Dahiliye (İçişleri) Bakanlığı, 12 Ekim 1956’da  Nafıa (Bayındırlık) Bakanlığı, 19 Ocak 1958’de ikinci defa Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı görevlerini üstlendi.

İbrahim Ethem Menderes, Türkiye Jokey Kulübü’nün eski 2. Başkanıdır. 1956 -1960 yılları arasında görev yaparak atçılık, yarışçılık ve yetiştiriciliğine katkıda bulunmuştur.

Yargılanmaları ve Ölümü 

27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu ve Ethem Menderes’i tutukladı. Anayasayı çiğneme suçlamasıyla Yassıada’da Adnan Menderes ile birlikte Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılandı. yargılama sonucunda 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

1964 yılında sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi ve aynı yıl çıkan Af Yasasından da yararlandı.

İbrahim Ethem Menderes, 1962 yılında Menderes İnşaat Şirketi’ni kurdu. Ömrünün sonuna kadar bu şirketin müdürlüğünü yürüttü. 1978 yılında en iyi yönetici ödülünü kazandı. 1980 askeri darbesinden sonra, ‘Devlet İhalesine Fesat Karıştırmak’ suçu nedeniyle 12 yıl hapis cezası aldı.

Ethem Menderes, 18 Eylül 1992’de, hapis cezasının bitiminde tam kapıdan çıkmak üzereyken geçirdiği beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Aydın Telli Baba Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Eski Başbakan Adnan Menderes’in çocukluk arkadaşı olmasına rağmen aralarında akrabalık bağı bulunmamaktadır.

Türkiye Jokey Kulübü tarafından İbrahim Ethem Menderes Koşusu düzenlenmekte ve anısı yaşatılmaya çalışılmaktadır.

İbrahim Ethem Menderes, İsmet İnönü ile birlikte (Kaynak: İnönü Vakfı)

Ethem Menderes Yassıada duruşmasında savunma yaparken

The Magna Charta Universitatum

0

MAGNA CHARTA UNIVERSITATUM​

ÖNSÖZ

Avrupa’nın en eski üniversitesi olma özelliğini taşıyan Bologna Üniversitesi’nin dokuz yüzüncü kutlama törenine katılan Avrupa Üniversiteleri Rektörleri, Avrupa ülkeleri arasındaki sınırların tümden kaldırılmasına dört senelik bir süre kaldığı ve tüm Avrupa toplulukları arasındaki karşılıklı işbirliğinin daha da geliştirilmesinin öngörüldüğü bu günlerde devletler ve halkların, değişim içerisinde olan ve uluslararası boyutlara doğru açılan bir toplumda, üniversitelerin oynayacağı rolün öneminin bilincinde olmalarını dile getirmişler ve bu konuya ilişkin inançlarını şöyle sıralamışlardır:

1. Bin yıllık bir devrenin kapanmakta olduğu bu dönemde insanlığın geleceği büyük bir ölçüde gerçek anlamdaki üniversiteler nezdinde kültür, bilgi ve araştırma merkezlerinde yapılan çalışma sonuçlarının oluşturacağı kültürel, bilimsel ve teknik gelişmeye bağlı olacaktır.
2. Üniversitelerin genç kuşaklara bilgi yayma görevi bugün için tüm topluma yönelik olmayı gerektirmektedir. Bir toplumun kültürel, sosyal ve ekonomik geleceği sürekli eğitim konusunda yapılacak özel ve hatırı sayılır yatırımlara bağlıdır.
3. Üniversiteler gelecek kuşaklara öğretim ve eğitim konularında doğal çevre ve içindeki yaşam öğelerine saygılı bir sistemi garanti etmelidir.

Avrupa Üniversiteleri Rektörleri tüm devletlerin ve ulusların vicdanı nezdinde aşağıdaki temel ilkelerin şimdi ve her zaman için üniversite kurumu anlayışına destek ve yön vereceğini bildirir.

TEMEL İLKELER

1. Üniversiteler bulundukları ülkelerin coğrafi ve tarihi koşullarına göre değişik şekillerde düzenlenmiş özerk kurumlar olup araştırma ve öğretim öğeleri aracılığıyla kültür üretimi ve iletişiminde bulunur. Üniversitelerin, içinde var oldukları dünyanın gereksinimlerine hazır olabilmeleri, araştırma ve öğretim çalışmalarının tüm diğer ekonomik ve siyasi güçlerden manevi entelektüel yönlerden bağımsız olmasıyla mümkündür.
2. Öğretim, gerek toplumun gerekse bilimin ihtiyacı ve gereksinimlerini izleyecek bir yapı arz ediyorsa, o zaman eğitim ile araştırma çalışmaları birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur.
3. Üniversite yaşamının temel ilkeleri öğretim, araştırma ve olgunlaştırma öğelerinde özgürlük olduğundan gerek hükümetlerin gerekse üniversitelerin her biri kendi sorumluluk alanında olmak üzere, bu ilkeleri korumaları gerekir. Hoşgörülü ve her zaman diyaloga açık olunması üniversite ortamını ideal hale getireceğinden öğretim görevlilerinin bilgi aktarımını en iyi şekilde yapabilmelerine, araştırma ve yenilik aracılığıyla bilginin geliştirilmesini sağlamalarına zemin hazırlayacağı gibi öğrencilerin yetenekli ve gönüllü olarak bu bilgilerle kendilerini zenginleştirmelerine de olanak sağlayacaktır.
4. Üniversite Avrupa hümanist geleneklerinin bir vekili olup, evrensel bilgiye ulaşmayı amaçlar. İşlevliğini daha da artırabilmek için tüm coğrafi ve siyasi sınırları reddeder ve değişik kültürlerin birbirini tanımasını ve birbirine nüfuzunu destekler.

UYGULAMA ŞEKLİ

Temel ilkeler halinde belirtilen bu amaçların gerçekleştirilmesinde, içinde bulunulan duruma uygun nitelikteki etkin araçlar kullanılmalıdır.

1. Araştırma çalışmalarında ve öğretimde özgürlüğün korunmasını sağlayacak uygun imkanlar tüm üniversite topluluğunun elinde hazır bir tarzda bulunmalıdır.
2. Öğretim üyelerinin görevlendirilmesi ve unvanlarının düzenlenmesinde araştırma ve öğretimin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil ettiği ilkesine bağlı kalınmalıdır.
3. Her bir üniversite, içinde bulunduğu özel şartlara uygun tarzda, öğrencilerinin özgürlüklerini koruyup kültürel ve eğitim hedeflerine ulaşabilmeleri için gerekli şartları garanti altına almalıdır.
4. Üniversiteler, özellikle Avrupa’dakiler, bilginin sürekli olarak ilerlemesi için enformasyon ve dokümantasyonun karşılıklı değişimini ve ortak proje uygulamalarını vazgeçilmez unsurlar olarak görür.

Bu amaçla, tarihin erken devirlerinde olduğu gibi, bugün de öğretim görevlileri ve öğrenciler arasında değiş-tokuşun teşvik edilmesi, ayrıca statü, unvan ve sınav değerlerinin (ulusal diplomanın geçerliliği korumakla beraber) eşdeğer kabul edilmesi ve burs dağıtımı genel politikasının hizmetin devamını garanti etmesi açısından vazgeçilmez olduğu kanaatinde hemfikir olunmaktadır.

Bildirgeyi imzalayan tüm Rektörler, kendi üniversiteleri adına yetkileri dahilinde tüm ulusları ve uluslararası kuruluşları, üniversitelerce oybirliğiyle saptanmış ilkeleri içeren bu ‘Magna Carta’dan esinlenmeleri için teşvik görevini üstlenirler.

Nyon Anlaşması

0

Nyon Antlaşması, İsviçre’nin Nyon kentinde 9-14 Eylül’de toplanan konferansa katılan ülkeler tarafından 14 Eylül 1937 tarihinde kabul edilmiştir. Konferansın amacı, Akdeniz’deki korsanlık olaylarının önlenmesi ve Akdeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması olmuştur.

Antlaşma, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda, Bulgaristan, Mısır, Fransa, Yunanistan, Romanya, Türkiye, SSCB ve Yugoslavya arasında imzalanmıştır.

Anlaşmaya imza eden devletlerden Türkiye adına Dışişleri Bakanı Doktor Tevfik Rüştü Aras, İngiltere adına Dışişleri Bakanı Eden, SSCB adına Dışişleri Bakanı Litvinof, Fransa adına Dışişleri Bakanı Delbos, adına Romanya adına Dışişleri Bakanı Antonesco, Bulgaristan adına Dışişleri Bakanı Maksimüs ve Yugoslavya adına Dışişleri Bakanı Yeftik konferansta hazır bulunmuşlardır.

Bu iş birliği, deniz yoluyla yapılan korsanlık faaliyetlerinin önlenmesine yönelik ortak bir çabanın eseri olan  antlaşma ile sonuçlanmıştır.

Türkiye’nin antlaşmayı onayladığına dair kanun 18 Eylül 1937’de TBMM’de kabul edilmiştir. 

“Nyon Anlaşması -İkinci Dünya Savaşı Öncesi Akdeniz’de Korsan Denizaltılar Sorunu: 

İspanya’da, 1936-1939 yılları arasında İspanyol Milliyetçiler ile Cumhuriyetçiler arasında, üç yıl süren oldukça kanlı bir iç savaş yaşanmıştır. Bu iç savaş sırasında İtalya ve Almanya Milliyetçileri, Sovyetler Birliği de Cumhuriyetçileri desteklemiştir. General Franco liderliğindeki Milliyetçiler, İtalya’nın da desteğiyle, Sovyetler Birliği’nden Cumhuriyetçilere deniz yoluyla gelen yardımı kesmek istemişlerdir. Bu amaçla Akdeniz’de Cumhuriyetçilere silah ve malzeme taşıyan gemilere, hangi ülkeye ait olduğuna bakmaksızın, saldırılar düzenlemişlerdir. Bu saldırıların büyük bir çoğunluğunu da denizaltılar vasıtasıyla gerçekleştirmişlerdir. Ancak bu denizaltıların üzerinde, kime ait olduğu anlaşılmasın diye, herhangi bir bayrak ya da işaret bulundurmamalardır. Bu yüzden de Milliyetçiler ve onlara yardım eden İtalyanlar, kendilerine yapılan suçlamaları reddetmişlerdir.

Akdeniz’de, Ağustos 1937’de hangi devlete ait olduğu bilinmeyen(korsan) denizaltıların düzenledikleri saldırıların artması, bu denizde büyük menfaatleri olan İngiltere ve Fransa’yı harekete geçirmiştir. Nitekim ingiliz ve Fransız devlet adamları, Akdeniz’deki korsan denizaltılar sorununu çözmek için birlikte hareket ederek İsviçre’nin Nyon kentinde bir konferans düzenlemeye karar vermişlerdir.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde gerçekleştirilen bu konferans, birçok devletin tarafını belirlediği bir konferans olmuştur. Bu konferans sonrasında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu dokuz devlet, Akdeniz’deki korsan denizaltılar sorununu çözüme kavuşturan Nyon Antlaşması’nı imzalamıştır.”

Nyon Anlaşması: Akdenizde korsanlık ef’aline kargı ittihaz edilecek müşterek tedbirler hakkındaki Nyoıı anlaşmasının ve zeylinin tasdikına dair kanun

Kanun No: 3266

Kabul tarihi: 181911937

Madde 1

ispanyada mücadele halinde bulunan taraflardan hiç birine aid olmıyan ticaret gemilerine, denizaltı gemileri tarafından Akdenizde ispanya ihtilâfı münasebetile vaki olan korsanlık ef’aline karşı alınacak müşterek tedbirler hakkında Nyonda 14 eylül 1937 tarihinde Türkiye, Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı, Bulgaristan, Mısır, Fransa, Yunanistan, Romanya, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya arasında imza olunan anlaşma ile buna müzeyyel ve denizüstü gemilerinin ve hava kuvvetlerinin korsanlığına karşı tedabiri mutazammın olarak Cenevrede 17 eylül 1937 tarihinde aynı Devletler arasında akdedilen ve Nyon anlaşmasının mütemmim eczasından bulunan anlaşma kabul ve tasdik edilmiştir.

Madde 2

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3

Bu kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

18/9/1937

Nyon Anlaşması

Nyon Anlaşması ispanyada mücadele halinde bulunan taraflardan hiç birine aid olmıyan ticaret gemilerine karşı denizaltı gemileri tarafından Akdenizde ispanya ihtilâfı münasebetile mükerrer tecavüz vaki olduğunu,

Bu tecavüzlerin, ticaret gemilerinin tahribi hakkındaki 22 nisan 1930 tarihli Londra Muahedesinin 4 üncü kısmında münderiç Hukuku Düvel kaidelerini ihlâl ettiğini, en iptidaî insaniyet prensiplerine mugayir olduğunu ve bunların bihakkın korsanlık hareketi olarak tavsif edilmesi lâzım geldiğini,

Ve ispanyada mücadele halinde bulunan taraflardan biri veya diğerinin muharib hukuku kullanmak veya deniz muharebesi kanunlarına riayet etse bile açık denizde ticarî seyrüseferi kontrol etmek hakkını hiç bir suretle tanımaksızın ve işbu mukaveleye iştirak eden herhangi bir Devletin açık denizde her türlü müdahalelere karşı kendi ticarî seyjüseferini himaye etmek üzere ittihazını muvafık göreceği her hangi bir harekette bulunmak ve sonradan kararlaştırılacak müşterek diğer tedbirleri almak hakkına halel gelmemek şartile evvelemirde, denizaltı gemileri tarafından yapılan korsanlık af alille karşı, müşterek tedabiri mahsusayı kararlaştırmak icab ettiğini nazarı itibara alarak,

Kendi Hükümetleri tarafından usulüne tevfikan salâhiyeti haiz olub aşağıda imzası bulunanlar Nyonda konferans halinde 9 Eylülden 14 eylül 1937 ye kadar toplanarak hemen mer’iyete girecek olan atideki hükümleri kararlaştırmışlardır:

I- Konferansa iştirak eden Devletler kendi bahrî kuvvetlerine, ispanyada mücadele halinde bulunan taraflardan birine aid olmıyan ticaret gemilerini himaye etmek üzere aşağıdaki iki ve üç numaralı fıkralara tevfikan hareket etmeleri için talimat vereceklerdir.

II- Bahrî teslihatın tahdid ve tenkisi için Londrada 22 nisan 1930 tarihinde imza olunan muahedede zikrolunub Lonrada 6 teşrinisani 1936 da imza olunan protokol ile teyid edilen Hukuku Düvel kaidelerine muhalif olarak böyle bir gemiye taarruz eden herhangi bir denizaltı gemisine bilmukabele taarruz edilecek ve mümkünse bu gemi tahrib edilecektir.

III- İspanyada mücadele halinde bulunan taraflardan hiç birine aid olmıyan bir geminin yukarıdaki fıkrada zikredilen kaideler hilâfına olarak taarruza uğradığı bir nokta civarında tesadüf edilen denizaltı gemisine -tesadüf olunduğu ahval, taarruzun faili kendisi olduğu fikrini tevlid ediyorsa- yukarıda zikrolunan hükümler kezalik tatbik olunacaktır.

IV- Yukarıda zikredilen kararlan pratik bir surette icra için konferansa iştirak eden Devletler aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır:

1) Garbî Akdenizde ve Malta kanalında, nezaret hususu ayrı hükümlere tâbi olacak Tirenyen mmtakası müstesna olmak üzere, işbu icraat, açık denizde ve konferansa iştirak eden Devletlerin kara sularında ingiliz ve Fransız donanmalarına -iki Hükümet arasında kararlaştırılacak tevzi şekline göre- terettüb eder.

2) Şarkî Akdenizde:

a) Bu icraat karasularında, alâkadar Hükümetlerden her birine, kendisine aid kısımda terettüb eder.

b) Açık denizde, Adriyatik denizi müstesna olmak üzere, Çanakkale boğazının medhaline kadar işbu icraat, İngiliz ve Fransız donanmalarına – seyrisefainin, tehlikeli olduğu korkulan mmtakalarda, iki Hükümet arasında takarrür edecek tevzie göre – terettüb eder.

İşbu konferansa iştirak eden Devletlerden Akdenize sahildar olanlar, kendi vasıtaları nisbetinde, bu donanmalara istenecek müzaherette bulunmağı taahhüd ederler: Bilhassa donanmaların harekâtını kendi kara sularında takib etmelerine ve kezalik intihab edecekleri limanlardan bu donanmaların istifade eylemelerine müsaade edeceklerdir.

3) Şurası da mukarrerdir ki yukarıda 1 ve 2 numaralarda zikredilen mıntakaların hududu ve tevziatı her zaman, vaziyetteki her türlü değişiklik hesaba katılmak üzere, konferansa iştirak eden Devletler tarafından değiştirilebilir.

V- Konferansa iştirak eden Devletler şu hususta mutabık kalmışlardır ki yukarıdaki hükümlerin icrasını kolaylaştırmak maksadile kendi denizaltı gemilerinin Akdenizde istimalini atideki şekilde tahdid edeceklerdir:

a) Aşağıdaki b ve ç fıkralarında derpiş edilen ahval müstesna [ olmak üzere hiç bir denizaltı gemisi Akdenizde denize çıkmıyacaktır.

b) Denizaltı gemileri konferansa iştirak eden Devletlerden herbirine tebligatta bulunulduktan sonra deniz üzerinde ve bir suüstü gemisi refakatinde olmak şartile seyredebileceklerdir.

c) Konferansa iştirak eden Devletlerden her biri aşağıdaki 1 numaralı melfufta tayin edilip a ve b fıkralarında mündemiç tahdidata tâbi tutulmıyacak olan bazı mıntakaları talim için kendi denizaltı gemilerine tahsis edebilirler.

Kezalik Konferansa iştirak eden Devletler şu hususta mutabıktır ki mecburî tevakkuf veya yukarıdaki b fıkrasında derpiş edilen şartlar müstesna olmak üzere kendi kara sularında hiç bir ecnebi denizaltı gemisinin bulunmasına müsaade etmiyeceklerdir.

VI- Kezalik, konferansa iştirak eden Devletlerce mukarrerdir ki yukarıda yazılan programın icrasını kolaylaştırmak için kendi ticaret gemilerine Akdenizde aralarında takarrür edecek bazı esaslı yolları
tavsiye edecekelerdir.

VII- İşbu anlaşmanın hiç bir hükmü, konferansa iştirak eden Devletlerin kendi denizüstü gemilerini Akdenizin her hangi bir kısmına göndermek hakkını tahdid etmez.

VIII- Yukarıdaki hükümler Milletler Cemiyeti Kâtibliğine tescil ettirilmiş olan beynelmilel taahhüdleri hiç bir suretle ihlâl etmez.

IX – Konferansa iştirak eden Devletlerden biri işbu anlaşmadan çekilmek niyetinde bulunduğunu haber verirse böyle bir tebliğ 30 günlük bir vadenin hitamında muteber olacaktır ve konferansa iştirak eden Devletlerden her hangi bir diğeri de bu husustaki niyetini mezkûr tarihten evvel bildirmek şartile ayni tarihte anlaşmadan çekilebilecektir.

Her iki metni aynı derecede muteber olmak üzere Fransızca veİingilizce tek bir nüsha olarak Nyonda 14 eylül 1937 tarihinde tanzim edilmiştir. Bu nüsha Milletler Cemiyeti Kâtipliği Arşivine tevdi olunacaktır.

Büyük Britanya ve Şimali İrlânda Birleşik Kırallığı, Bulgaristan, Mısır, Fransa, Yunanistan, Romanya, Türkiye, Sovyetler, Yugoslavya.

Akdeniz konferansı – Nyon anlaşmasına müzeyyel îtilâfname

Akdenizde denizaltı gemileri tarafından ika olunan korsanlık fiillerine karşı hususî müşterek tedbirler hakkındaki kararları havi olarak 14 eylül 1937 tarihinde Nyon da imza olunan anlaşmada, iştirak eden Devletler, denizüstü gemileri veya hava sefineleri tarafından ika olunan bu gibi fiillere karşı ileride müşterek tedbirler ittihazı imkanını muhafaza ettiklerini ve şimdi bu gibi tedbirlere tevessül etmek münasib olduğunu nazan dikkate alarak, Hükümetleri tarafından usulü dairesinde mezun bulunan aşağıdaki imzalar sahibleri 17 eylül 1937 tarihinde Cenevrede toplanıp derhal meriyete girecek olan berveçhi ati hükümlerini kararlaştırmışlardır.

1 — İşbu itilafname Nyon anlaşmasını tamamlar ve onun mütemmim cüzü addolunur.

2 — İşbu îtilâfname ispanyada mücadele halinde bulunan taraflardan hiç Birine aid olmryan bir ticaret gemisine karşı Akdenizde bir denizüstü gemisi veya hava gemisi tarafından deniz muharebemi Hukuku düveli ile musaddak olub 22 nisan 1930 tarihli Londra Muahedenamesinin 4 üncü kısmında tadad ve 6 teşrinisani 1936 tarihinde Londrada imza edilen protokol ile teyid olunan insaniyet prensiplerini nazarı itibare almaksızın bir denizüstü veya hava gemisi tarafından yapılan bilcümle hücumlar hakkında tatbik olunur.

3 — Nyon anlaşmasına tevfikan açık denizde ticari seyrisefainin himayesine iştirak eden ve 1 inci maddede zikredilen şerait dairesinde yapılan bir hücuma şahid olan her denizüstü gemisi,

a) Eğer hücum bir hava gemisi tarafından vaki ise ona karşı ateş açacak,
b) Eğer bir denizüstü gemisi tarafından vaki ise o hücuma karşı kendi vasıtalarile ve icabı halinde onların kara suları dahilinde, çağırılması mümkün olan takviyeye müracaat eyleyerek müdahele edecektir.

İştirak eden Devletlerden her biri, kendisine aid hususlarda, kendi barb gemilerinin işbu îtilâfname ruhuna göre hattı hareketlerini tanzim edeceklerdir.

Aynı derecede muteber olmak üzere Fransızca ve İngilizce olarak tek bir nüsha halinde Cenevrede 17 eylül 1937 de tanzim olunmuştur.

Bu nüsha Milletler Cemiyeti Kâtipliği Hazinei Evrakına tevdi olunacaktır.

Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Müttehid Kırallığı, Bulgaristan, Mısır, Fransa, Yunanistan, Romanya, Türkiye, Sovyetler Birliği, Yugoslavya.

Nyon anlaşmasının .maksadı ve onun yüklediği mükellefiyet hududu dahilinde kalmak şartile anlaşmalar akdi için Hükümete salâhiyet verilmesi hakkında kanun
Kanun No:3267
Kabul tarihi:18/9/1937 tarihi 18/9/1

Madde 1

Nyon anlaşmasının makside ve onun yüklediği mükellefiyet hududu dahilinde kalmak şartile anlaşmalar akdi için Hükümete salâhiyet verilmiştir.

Madde 2

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3

Bu kanunun hükümlerini icraya icra Vekilleri Heyeti memurdur.

18/9/1937

Nermin Abadan Unat

0
nermin abadan unat

Nermin Abadan Unat, 18 Eylül 1921 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

1944 yılında girdiği Ulus gazetesinde 1950 yılına kadar çalıştı. Kazandığı bir bursla ABD’ye giden Unat, Minnesota Üniversitesi’nde aldığı lisansüstü eğitimden sonra 1953 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistan olarak göreve başladı. Beş yıl sonra doçent, 1966 yılında ise hukuk profesörü oldu.

Unat, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyasal Davranış Enstitüsünü kurdu. Yurt dışındaki göçmen Türk işçiler ve kadın sorunları konularıyla ağırlıklı olarak ilgilendi. Türk Toplumunda Kadın adlı kitabı, Almanca ve İngilizce dillerinde yayımlandı. Public Opinion sözcüğünün Türkçe karşılığı olan Kamuoyu sözcüğünü Türkçeye kazandırdı. Ayrıca Public Relations teriminin Türkçe karşılığı olan Halkla İlişkiler sözcüğünü literatürde ilk kez kullanan kişi oldu.

 1978 – 1980 yılları arasında Cumhuriyet Senatosu’nda görev yaptı.

1989 yılında SBF’den emekli oldu ancak Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi ders vermeye devam etti.

 

Sivil Toplum Çalışmaları ve Aldığı Ödüller 

Uluslararası Siyasi İlimler Derneği (IPSA) Başkan Yardımcılığı, Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanlığı ve 1978’den itibaren Avrupa Konseyi Kadın-Erkek Eşitlik Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Hocaların hocası unvanını taşıyan Unat, 100 yaşında iken Boğaziçi Üniversitesinde devam eden Kayyım Rektör protestolarında aktif rol aldı.

2012 yılında Vehbi Koç Ödülüne layık görüldü.

Yurt dışındaki Türk işçiler konusunda yaptığı çalışmalar nedeniyle Almanya Devlet Başkanı’ndan liyakat nişanı kazandı.

2016 yılında Mülkiyeliler Birliği, Mülkiye Büyük Ödülü ve 2017 yılında da Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri, Jüri Özel Ödülü, kendisine tevcih edildi. 

Hukukçu, akademisyen, yazar, sosyolog, siyaset ve iletişim bilimci Nermin Abadan Unat’ın 100. yaş günü hukuk kurum ve kuruluşları tarafından 18 Eylül 2021 tarihinde kutlandı.

11 Aralık 2025 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Nermin Abadan Unat’ın Eserleri

Yeşil Gözler Diyarı (1950), Halk Efkârı Mefhumu ve Tesir Sahaları (Kamuoyu, Kavram ve Etki Alanı,1955), Bürokrasi (1959) ve Devlet Felsefesi:Seçilmiş Okuma Parçalar (1959), Üniversite Öğrencilerinin Serbest Zaman ve Faaliyetleri (1961), Federal Batı Almanya’nın Siyasal Partileri (1962), Social Chance and Turkish Women (1963), Batı Almanya’daki Türk İşçileri ve Sorunları (1964), Modern Toplumlarda Halkla Münasebetler (1964), Anayasa Hukuku ve Siyasî Bilimler Açısından 1965 Seçimlerinin Tahlili (1966), Arbeitsplatz Europa (ortak yayın, Türklerle ilgili kısmı, 1966), Batı Avrupa ve Türkiye’de Basın Yayın Öğretimi(1972) Göç ve Gelişme (Ruşen Keleş ile, 1976), Turkish Workers in Europe (1976), Türk Toplumunda Kadın (1979; Women in Turkish Society adıyla İngilizcesi 1981), Women in the Developing World: Evidence from Turkey (1986), Kum saatini izlerken, (1996) Bitmeyen Göç Konuk İşçilikten Ulus Ötesi Yurttaşlığa (2002).

Ayrıca 1954 yılında, Marshall Edward Dimock’un ‘Amme İdaresinin Prensipleri’ni ve 1967’de Hans Freyer’in “Sosyolojiye Giriş’ isimli eserlerini Türkçeye çevirdi.

Demografik hareketlerin tarihçesini, bunun Türk toplum yapısında yarattığı değişimleri ve uluslararası alanda oynadığı rolü irdelediği ‘Bitmeyen Göç : Konuk İşçilikten Ulus-ötesi Yurttaşlığa’ isimli eserinin son baskısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ tarafından basıldı. Yüz Yıllık Umut adlı eserini ise 100 yaşındayken yazdı.

Bitmeyen Göç: Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa

18 Eylül – Hukuk Takvimi

0
18 Eylül - Hukuk Takvimi
18 Eylül – Hukuk Takvimi
1733 Amerikalı hukukçu ve politikacı George Read, doğdu. (Ölümü: 21 Eylül 1798) 

George Read
 1779 Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı Devleti arasında Belgrad Antlaşması imzalandı.
 1779

Amerikalı avukat ve yargıç Joseph Story, Massachusetts’te doğdu. (Ölümü: 10 Eylül 1845).

Joseph Story
 1810

Şili, İspanya’dan bağımsızlığını sağlamak üzere harekete geçti. Bağımsızlık 12 Şubat 1818 edildi. Şili’nin mevcut anayasası 11 Eylül 1980 tarihlidir. 

 1830 Yeni Güney Galler’in(Avustralya’da bir eyalet)’in altıncı Yüksek Yargıcı Frederick Matthew Darley, doğdu. (Ölümü: 4 Ocak 1910) 
 1920 Mustafa Kemal’in “Halkçılık Programı” TBMM’de okundu
 1921

Hukukçu, akademisyen, yazar, sosyolog, siyaset ve iletişim bilimci Nermin Abadan Unat, 18 Eylül 1921 tarihinde dünyaya geldi. 

 1922

İtilaf Devletleri, İstanbul ve Boğazlardaki tarafsız bölgelerin tarafsızlığına uyulması konusunda Ankara Hükümetine nota verdi.

 1923

Hindistan Ulusal Kongresi, şiddet içermeyen sivil itaatsizlik kampanyasını başlattı.

 1937 Nyon Antlaşması, 18 Eylül 1937’de TBMM’de kabul edildi. Antlaşma, İsviçre’nin Nyon kentinde toplanan konferansa katılan, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda, Bulgaristan, Mısır, Fransa, Yunanistan, Romanya, Türkiye, SSCB ve Yugoslavya arasında, 14 Eylül 1937 tarihinde kabul edilmişti.
 1960

Milli Birlik Komitesi’nin DP iktidar üyelerinin Yassıada’da yargılanmalarına karar vermesi üzerine kurulan araştırma komisyonları çalışmasını tamamladı. Eski iktidara atfedilecek suçlar Anayasa’yı ihlal, vatana ihanet, 28 Nisan olayları, İsmet İnönü’ye hazırlanan suikastlar, yolsuzluklar ve döviz kaçakçılığı olarak belirlendi.

 1967

Yargıtay eski başkanlarından Ahmet Coşar, Yargıtay üyeliğine atandı.

Ahmet Coşar
 1968

İstanbul Üniversitesi Fakültelerarası İşgal Komitesi’nin önderliğinde bir grup öğrenci, hilafetçi bir vaiz hakkında soruşturma açılması gerektiğini söylediği için dincilerden hakaret ve tehditler alan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’ya destek için rektörlüğe yürüdü.

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı
 1970

İpraş grevi milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü gerekçesiyle Bakanlar Kurulu’nca 30 gün süreyle ertelendi.

 1974

Ülker Bisküvi Fabrikası’nda DİSK/Gıda-İş üyesi 1.800 işçinin, diğer sendika Tek Gıda-İş’e tanınan hakların kendilerine de tanınması talebiyle başlattığı oturma eyleminin panzerlerle kırılmasının ardından gözaltına alınan 16 işçi, tahrikten DGM’de yargılanacak.

 1976 DİSK 18 Eylül ‘de Milliyetçi Cephe’ye ve çıkarmak istediği Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Kanunu’na karşı Beşiktaş’tan Taksim’e araçlı yürüyüş düzenledi ve eyleme binlerce işçi katıldı. Taksim’e araçlarla gelen işçiler Anıta çelenk koyup saygı duruşundan sonra alandan ayrıldı. DGM’lere karşı 100 binin üzerinde işçinin başlattığı eylem, Ereğli Demir-Çelik işletmesine geçti. Üretim tamamen durdu. Türk-İş içindeki sosyal-demokrat sendikalardan Yol-İş, Tez Büro-İş ve Petrol-İş DİSK’in direnişine karşı çıkan Genel Merkez’i eleştirdi. DİSK’in Milliyetçi Cephe ve DGM direnişi nedeniyle 3 gündür çalışma yapılmayan Aliağa Rafinerisi’nden akaryakıt dağıtımı tümüyle durdu. Rafineri yaklaşık 600 komando eri ile ablukaya alındı. Direnişte ısrar eden işçiler dışarı çıkarıldı ve savcılığa sevk edildi.

DGM Direnişi ve Genel Yas Eylemine ilişkin gazete haberi
 1978 Bursa Renault fabrikasında yaklaşık 1.500 işçi 2 işyeri temsilcisinin işten çıkarılmasını protesto için 5 saat süreyle iş bıraktı.
 1980 Milli Güvenlik Konseyi, 8 No’lu kararı ile DİSK’in taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına el koyduğunu açıkladı. DİSK, MİSK ve Hak-İş’ten sonra Türk-İş ve bağımsız sendikalara ait para, malzeme ve evraklara da Sıkıyönetimce el konuldu.
 1981

 Fransa’da idam cezası kaldırıldı.

 1984 DİSK Genel Sekreteri Fehmi Işıklar ve Yürütme Kurulu üyelerinin Ağustos’ta tahliyelerinin ardından DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk de Yargıtay kararıyla 4 yıl 7 gün sonra cezaevinden tahliye edildi.Yeni Günaydın Gazetesi yazarı Gündüz Etil, 18 Eylül1991 günü İstanbul’da öldürüldü. 
 1988 The Magna Charta Universitatum(Great Charter of Universities), Bologna Üniversitesi‘nin 900. yıldönümü olan 18 Eylül 1988’de toplanan Avrupa Rektörler Konferansında, (EUA-The European University Association) Avrupa’nın her yerinden ve dünyanın başka bölgelerinden gelen 388 üniversite rektörü ve yöneticisi tarafından Barselona’da imzalandı. 
 1991 Yeni Günaydın Gazetesi yazarı Gündüz Etil, 18 Eylül1991 günü İstanbul’da öldürüldü. 
 1992 Hukukçu ve siyasetçi İbrahim Ethem Menderes, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1899) 

İbrahim Ethem Menderes
 1993

İHD İzmir Şubesi Başkanı Dr. Yeşim İşlegen’in başkanlığının Sağlık Bakanlığı’nın talimatıyla İzmir Valisi tarafından düşürülmesi, Tüm Sağlık-Sen üyelerince İHD’ye toplu üye olma eylemiyle protesto edildi.

 1997 Ottawa Sözleşmesi (Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme) Norveç’in Oslo kentinde hazırlandı. Sözleşme, 3 Aralık 1997 tarihinden itibaren  Ottava/Kanada’da ve 5 Aralık 1997 tarihinden yürürlüğe girmesine kadar da New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezinde bütün Devletler için imzaya açıldı.
 2000 130 bin reklam oyuncusu 1 Mayıs’tan beri grevdeydiler. Amerikalı aktör Harrison Ford, reklam oyuncularının grevini desteklemek için Ekran Oyuncuları Derneğine yüz bin dolarlık bağış yaptı. 
 2002 Medeni Hukuk Meselelerinde Arabuluculuk Konusunda Rec(2002) 10 Sayılı Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince Bakan Vekillerinin 18 Eylül 2002 tarihli 808.toplantısında kabul edildi. 
 2003 Adalet Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarının temel kaynak olarak kullanılmasını istedi. Bakanlık, AİHM kararlarını içeren ilk cildi hakim ve savcılara dağıttı.
 2008 Uluslararası Yayıncılar Birliği(IPA), 2008 Yayımlama Özgürlüğü Ödülü’nü, Türkçe’ye kazandırdığı kitaplar nedeniyle yıllardır hapis tehdidiyle yargılanan Belge Yayınları sahibi ve Yazar Ragıp Zarakolu’na verdi.

Ragıp Zarakolu
 2009 AİHM, 1974’teki Kıbrıs harekatı sırasında dokuz Rum’un kaybolmasıyla ilgili Türkiye’yi yaşam hakkı ve onur kırıcı muamele yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle masraflar ve manevi tazminatla birlikte 396 bin TL ödemeye mahkum etti. 
 2010 Anayasa Mahkemesi’nin kararı gecikince atamaları yapılamayan ve tazminat alamayan tekel işçileri gelirden tamamen yoksun kaldı.
 2012 10 Eylül Pazartesi günü, ABD’nin en büyük üçüncü okul bölgesi olan Şikago’ da, yaklaşık 30 bin öğretmenin katılımıyla başlayan grev, tarafların uzlaşması sonucunda sona erdi. 350 bin öğrencinin eğitim gördüğü birçok okulda bu süre boyunca eğitim yapılamadı. 
 2013 Ankara’da Erdoğan’ın araç konvoyunun geçişi sırasında ODTÜ arazisinden yol geçirilmesini dövizlerle protesto eden yurttaşların eylemi için Erdoğan daha sonra yaptığı konuşmada: “Orman isteyenler için orman bol, gönderelim ormanlarda yaşayın” dedi.
 2015

Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği(TBYM) tarafından 17-18 Eylül 2015 tarihinde “Metin ve Görsel Alanda Hakların Toplu Yönetimi Çalıştayı düzenlendi.

İzmir Adliyesi hakimi Cem Reşit Eyüpoğlu, Ege Otoyolu Menemen gişelerinde kontrolden çıkarak gişenin duvarına çarpan araçtan Eyüpoğlu ölü olarak çıkarıldı.

 2015

Amerikalı kadın avukat ve yüksek mahkeme yargıcı Ruth Bader Ginsburg, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Mart 1933) 

Ruth Bader Ginsburg – Time Dergisi Kapağında
 2021

İzmir Adliyesi hakimi Cem Reşit Eyüpoğlu 51 yaşında hayata veda etti. Eyüpoğlu, Ege Otoyolu Menemen gişelerinde kontrolden çıkarak gişenin duvarına çarpan araçtan ölü olarak çıkarıldı.

   
 2024

Hayalet’ siber suç platformu çökertildi, 51 şüpheli gözaltına alındı. Europol Direktörü Yardımcısı Jean-Philippe Lecouffe, “Bu, gerçek anlamda küresel bir kedi-fare oyunuydu; bugün oyun bitti” dedi. Operasyon, Avustralya, Kanada, Fransa, İzlanda, İrlanda, İtalya, Hollanda, İsveç ve ABD’li yetkililerin yardımıyla düzenlendi. Soruşturmanın devam ettiği açıklandı.

 2024

İsrail istihbarat servisine (MOSSAD) casusluk yaptıkları iddiasıyla yargılanan 57 sanıklı dava, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nce karara bağlandı. 19 sanık “yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini” suçundan beraat etti. Diğer sanıklar çeşitli cezalara çarptırıldı.

   

18 Eylül – Hukuk Takvimi

Türkiye-Litvanya Dostluk Antlaşması

0
Türkiye-Litvanya Dostluk Antlaşması

Türkiye-Litvanya Dostluk Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti ile Litvanya Cumhuriyeti arasında 17 Eylül 1930 tarihinde Moskova’da imzalandı. Türkiye adına Moskova Büyükelçisi Hüseyin Ragıp (Baydur), Litvanya adına ise Moskova Orta Elçisi Jurgis Baltrusaitis tarafından imzalanan antlaşma, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının temel hukuki belgesi oldu. Antlaşma, ertesi yıl Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Litvanya Cumhurbaşkanı Antanas Smetona tarafından onaylandı.

Türkiye-Litvanya Dostluk Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti ile Litvanya Cumhuriyeti arasında 17 Eylül 1930 tarihinde imzalanan ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin hukuki temelini oluşturan antlaşmadır. Antlaşma, Türkiye’de Resmî Gazete’nin 1762 sayılı nüshasında yayımlanmıştır.  Bu çerçevede Türkiye, 1940’da Rusya’nın Litvanya’yı işgalini kabul etmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti ve Lituanya Cumhuriyeti arasında aktolunan mulıadenet muahedesinin tasdikına dair kanun 

Kanun No: 1781

Kabul Tarihi 23 Mart 1931

Madde 1 — Türkiye Cümhuriyeti ile Lituanya Cümhuriyeti arasında 17 Eylül 1930 tarihinde Moskovada aktolunan muhadenet muahedesi tasdik edilmiştir.
Madde 2 — Bu Kanun neşri tarihinden mer’idir.
Madde 3 — Bu Kanunun ahkâmının icrasına İcra Vekilleri
Heyeti memurdur. 28/3/1931

Türkiye – Lituanya arasında Muhadenet muahedesi

Bir taraftan,
Türkiye,
Diğer taraftan,
Lituanya,

Türkiye Cümhuriyeti ile Lituanya Cümhuriyeti arasındaki samimî dostluk rabıtalarını tesis ve takviye arzusile mütehassis ve iki Devlet beyninde münasebat tesisi her iki milletin refah
ve saadetine hizmet edeceği kanaatile meşbu olarak,

Bir muhadenet muahedesi aktini kararlaştırmışlar ve bu husus için,

Türkiye Reisicümhuru, Türkiye Cümhuriyetinin Moskova fevkalâde Büyük Elçisi Hüseyin Ragıp Beyi,
Lituanya Reisicümhuru, Lituanya Cümhuriyetinin Moskova fevkalâde Murahhas ve Orta Elçisi Müsyü Jurgis Baltrusaitisi murahhas tayin eylemişlerdir.

Murahhaslar usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini teati eyledikten sonra âtideki mevat üzerinde itilâf etmişlerdir:

Madde 1 — Türkiye Cümhuriyeti ile Lituanya Cümhuriyeti arasında gayri kabili ihlâl sulh ve samimî ve daimî dostluk cari olacaktır.

Madde 2 — Âli Tarafeyni Âkideyn, hukuku düvel prensiplerine tevfikan iki Devlet arasında siyasî münasebat tesisi hususunda itilâf eylemişlerdir. Her iki taraf siyasî mümessillerinin mütekabiliyet şartile, diğerinin arazisinde hukuku umumiyei düvel kavaidi umumiyesince tesbit olunan muameleden müstefit olmalarına muvafakat eylerler.

Madde 3 — Âli Tarafeyni Âkideyn, kendi memleketleri arasında ticaret ve konsolosluk muamelâtını ve her birinin arazisinde diğer taraf tebaasının ikamet şeraitini ileride umumî hukuku düvel kavaidine tevfikan ve tam bir mütekabiliyet esası dairesinde tanzim eylemek hususunda itilâf eylemişlerdir.

Madde 4 — İşbu muahede tasdik edilecek ve tasdiknameler mümkün mertebe sür’atle Ankarada teati edilecektir.

Muahede teatiden on beş gün sonra mevkii mer’iyete girecektir.

Tasdikan lilmakal tarafeyn murahhasları işbu muahedeyi imza ve mühürlerini vazeylemişlerdir.

Moskovada iki nüsha olarak 17 eylül 1930 tarihinde tanzim edilmiştir.

Hüseyin Ragıp

Jurgis Baltrusaitis

Bandung Deklarasyonu

0
Bandung Deklarasyonu

Bandung Deklarasyonu, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin anayasa yargısı makamları arasındaki kurumsal iş birliğinin geliştirilmesine yönelik olarak 2021 yılında Endonezya’nın Bandung kentinde kabul edilen uluslararası bir belgedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin de kurucu ve öncü aktörleri arasında yer aldığı deklarasyon, anayasa yargısı alanında bilgi ve tecrübe paylaşımını, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları konularında iş birliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Anayasa yargısı ve yargısal iş birliğine odaklanan deklarasyon, İslam dünyasındaki anayasa yargısı makamları arasında kurumsal bir iş birliği platformunun oluşturulmasının temelini oluşturmuştur. (BANDUNG DECLARATION ON HUMAN RIGHTS AND CONSTITUTIONALISM)

 

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’NA ÜYE DEVLETLERİN ANAYASA/YÜKSEK
MAHKEMELERİ/KONSEYLERİ VE MUADİLİ KURUMLARI 2. KONFERANSI

 İNSAN HAKLARI VE ANAYASACILIK HAKKINDA BANDUNG DEKLARASYONU


“İnsan Hakları ve Anayasacılık: Müslüman Ülkelerin Yargı Sistemlerinin Katkısı” konulu, İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) Üye Devletlerin Anayasa/Yüksek Mahkemeleri/Konseyleri ve Muadili Kurumları 2. Konferansı 15-17 Eylül 2021 tarihinde Endonezya Anayasa Mahkemesinin ev sahipliğinde Bandung’da gerçekleştirilmiştir.

İİT Üye/Gözlemci Devletlerden 38 Anayasa Mahkemesi/Yüksek Mahkeme/Konsey ve Muadili Kurum, konuk mahkemeler ve uluslararası kuruluşlardan Başkan ve Temsilciler konferansa katılım sağlamıştır. Konferans vesilesiyle insan hakları, anayasacılık ve demokrasinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesine ilişkin anayasal konularda özellikle de Yargının İnsanlığı ve Demokrasiyi Geliştirmedeki Rolü ile Çoğulcu Toplumda Medeni ve Siyasi Hakların yanı sıra Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hakların Korunması konusunda bilgi, deneyim ve iyi uygulamaları tartışma ve bu hususlarda paylaşımda bulunma imkânı sunulmuştur.

Anayasa mahkemeleri/konseyleri veya yüksek mahkemeler/konseyler, anayasal yetkileriçerçevesinde ulusal anayasaların uygulanmasına, hukukun üstünlüğü ilkesine, demokrasiye ve insan haklarına saygı gösterilmesini temin etmede etkili bir rol oynamaktadır.

Anayasanın, hukukun üstünlüğünün, demokrasinin ve insan haklarının koruyucuları olarak biz, İİT Üye Devletlerinin Anayasa/Yüksek Mahkemeleri/Konseyleri ve Muadili Kurumlarının Başkan ve Temsilcileri, hukukun üstünlüğünü sağlama taahhüdümüz ile hukukun üstünlüğüne ve tüm insanlığın onurlu bir şekilde, çeşitli din ve inançlarla bir arada barış içerisinde yaşamasına zarar veren yaygın yabancı düşmanlığı ve İslamofobi teşkil eden söylem ve uygulamaların yanı sıra terörizme karşı mücadelemiz konusundaki taahhüdümüzü bildiririz.

Hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesi ve iyileştirilmesi amacıyla anayasal hususlar bağlamında bilgi ve iyi uygulamalar hakkında paylaşımlarda bulunarak paydaşlık oluşturma yönündeki taahhüdümüzü teyit ederek işbu belge ile aşağıdaki hususları kabul ettiğimizi beyan ederiz:

1. Hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla, tarafları ilgilendiren anayasal hususlar ve anayasa yargısı konularında deneyim ve bilgi alışverişinde bulunulmasına imkân sağlayan bağımsız bir forum statüsünde faaliyet gösterecek, İİT Üye Devletleri anayasa yargıları resmî platformunun kurulması;

2. Platformun, İİT Üye Devletleri Anayasa Yargısı Konferansı (İİT-AYK/CCJ-OIC) ismiyle resmî olarak faaliyete geçirilmesi;

3. İİT-AYK (CCJ-OIC) açılış kongresinin gelecek sene Türkiye’de İstanbul’da gerçekleştirilmesi;

4. Aşağıdaki materyaller de dâhil olmak üzere ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla, kongreye sunulmak üzere konferansa ilişkin çalışma belgelerinin hazırlanması için Endonezya, Türkiye, Cezayir, Pakistan ve Gambiya’dan oluşan Çalışma Komitesinin yetki ve sorumluluğunun devam ettirilmesi:

• İİT-AYK (CCJ-OIC) tüzüğü,
• İİT-AYK (CCJ-OIC) ve İslam İşbirliği Teşkilatı ilişkisi üzerine görüşler.

Burada hazır bulunan Heyet Başkanları ve Temsilcileri, başarılı ve verimli geçen bu konferans ile gösterdiği misafirperverlik için Endonezya Anayasa Mahkemesineteşekkürlerini sunar.

Bandung, 17 Eylül 2021

Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Tavsiye Kararı

0

Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Tavsiye Kararı, “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik R(87) 18 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla Bakan Vekillerinin 17 Eylül 1987 tarihinde yapılan 410. Toplantısında kabul edilmiştir.

Tavsiye kararı, mahkemelerdeki iş yükü artışına karşı önlemler almayı, yargılamaların uzamamasını, suç içeren eylemlere karşı pratik ve daha etkili yollar bulmayı ve mevzuatın sadeleştirilmesini öngörmektedir. Soruşturma aşamasında uyulacak kurallar oluşturulması, kovuşturma aşamasında ve ceza mahkemelerinin yapılanmasında ortak prensipler geliştirilmesi, mahkeme dışı basit usullerle alternatif seçeneklerin yaratılması, basit suçlar için para cezaları ile yetinilmesi, duruşma usulüne ilişkin standartlar konulması, tutuklama hallerinde yargılamanın tamamlanması için kesin süreler konulması gibi hususlar tavsiye kararının kapsadığı konulardan bazılarıdır.

Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha büyük bir birlik gerçekleştirmek olduğunu göz önünde bulundurarak;

Ceza adaletinin işleyişini hızlandırma ve sadeleştirme işleminde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin özellikle 5. ve 6. maddelerinde öngörülen şartları dikkate alınması gerektiğini göz önüne alarak;

Mahkemelere intikal eden ceza davalarının kabarıklığı ve özellikle hafif cezaları gerektirenler ile ceza yargılamasındaki uzunluğun neden olduğu sıkıntılara bakarak;

Suçlara karşı tepkideki gecikmelerin ceza hukukunu zayıflattığı ve uygun adalet idaresini menfi yönde etkilediğini göz önüne alarak;

Ceza adaletindeki gecikmelerin, yalnızca özel kaynakların tahsis edilmesi ile bu kaynakların verimli kullanımı ile giderilemeyip suç siyasetinin yürütülmesinde önceliklerin biçim ve içerik yönünden açıkça belirlenmesine de gerek vardır ve bu şunlarla sağlanabilir:

  • ithamda takdirilik ilkesini uygulayarak;
  • hafif suçlar ile kitle suçları için şu tedbirlerin öngörülmesi:
  • ceza kararnamesi,
  • savcılığa alternatif olarak yetkili makamlarca ceza işlerinde mahkeme dışı anlaşmalar sağlanması,
  • sadeleştirilmiş usuller,
  • normal adli usullerin basitleştirilmesi ile giderilebileceğini göz önüne alarak;

Avrupa Adalet Bakanlarının 10 Eylül 1981 tarihli Montrö Toplantısı Sonuçlarına bakarak, Üye ülke hükumetlerine, kendi anayasal ilkeleri veya hukuki örflerini dikkate alarak aşağıda belirtilen ilkeleri uygulamak üzere uygun görülecek bütün tedbirleri almalarını tavsiye eder:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

I. İthamda takdirilik

a. Takdiri kovuşturma ilkesi

1. Tarihsel gelişim ve anayasa elverdiğinde ithamda takdirilik ilkesi getirilmeli veya uygulama alanı genişletilmeli, aksi takdirde aynı amaca yönelik tedbirler geliştirilmelidir.

2. Takdiri nedenlerle takipsizlik kararı verme yetkisine yasada yer verilmelidir.

3. Bu ilke ışığında ancak savcılıkça suçluluğa ilişkin yeterli delil olduğunda takipsizlik kararı verilebilir.
4. Bu ilke kamu yararı gibi genel bir temele dayalı olarak uygulanmalıdır.

5. Bu yetkinin kullanımında, yetkili makam iç hukuka uygunluk bağlamında bütün vatandaşların yasalar önünde eşitliği ilkesi ile ceza adaletinin bireyselleştirilmesi ve özellikle aşağıdakilere göre hareket etmelidir:

  • suçun ciddiyeti, tabiatı, koşul ve sonuçları,
  • zanlının kişiliği,
  • mahkemece hükmedilecek muhtemel yaptırım,
  • mahkumiyetin suçlu üzerindeki etkileri,
  • mağdurun durumu.

6. Takipsizlik kararı, yalnızca ihtar veya ikaz içerikli sade ve basit olabileceği gibi zanlının bazı koşullara mesela davranış kuralları, para cezası, mağdurun tazmini veya gözetimli ertelemeye tabi tutulması koşulu ile de verilebilir.

7. Şartlı takipsizlik kararı söz konusu olduğunda, zanlının rızası alınmalıdır. Bu rızanın yokluğunda, savcılıkça başkaca bir nedenle itham düşünülmedikçe zanlı hakkındaki takip sürdürülmelidir.

Kararlaştırılan tedbire itiraz edilmediği veya 6. paragrafta öngörülen koşula uyulduğunda rıza var sayılır.
Bahsedilen rızanın serbestçe ve hiçbir zorlama olmaksızın verilmesini sağlayacak kurallar vazedilmelidir.

8. Genel olarak, takipsizlik kararı itham için yasal süreyle sınırlı olmak üzere geçici veya nihai olabilir.

9. Şartlı takipsizlik kararı verilmesi halinde, bu karar kişinin mükellefiyetini yerine getirmesiyle son bulur.

Zanlı suçunu itiraf etmedikçe, karar mahkumiyete denk bir işlem görmemeli ve diğer şeylerin yanı sıra, sabıka oluşmamalıdır.

10. Takipsizlik kararı, mümkün olduğunda müştekiye tebliğ edilmelidir.

11. Mağdur suç nedeniyle gördüğü zararı, hukuk veya ceza mahkemesinde tazmin cihetine gidebilmelidir.

12. Karar basit bir takipsizlik şeklinde ise, zanlıya tebligat gerekli değildir.

b. İthamda takdiriliğe benzer amaçlı tedbirler

Tarihsel gelişim ve anayasa doğrultusunda ithamda kanunilik ilkesini uygulayan devletlerce ithamda takdirilikten farklı olmasına rağmen, yine de ithamda takdiriliğe benzer amaçlı tedbirler tanıtılmalı ve bunların kullanımı genişletilmeli ve her şeyden öte:

i. kamu davasının şarta bağlı olduğu dava sayısı genişletilmeli, özellikle kamu yararı egemen olmadığında, ithamın mağdurun istemi veya rızası şartına bağlanabilmesi sağlanmalı;
ii. ithamda takdirilik sistemi için savcılıkça uygulanan usule benzer şekilde kullanılmak üzere hakimlere şartlı olarak erteleme veya sonlandırma yetkisi yasal olarak verilmelidir.

II. Ceza Kararnamesi, mahkeme dışı çözümler ve basit usuller

a. Hafif suçlar bakımından suç olmaktan çıkarma ve ceza kararnamesi

İdari ve cezai suç ayrımı yapan hukuk sistemlerinde, hafif suçlar olması koşuluyla özellikle trafik, vergi ve gümrük yasalarındaki kitle suçlarını suç olmaktan çıkarmak için gereken yapılmalıdır. Bu suçlar için maddi unsur manevi unsura göre öncelik arz ettiğinden (suç işleme niyeti), ilk etapta hakimin hizmetini gerektirmeyecek ceza kararnamesi veya yazılı usuller devletlerce kullanılmalıdır.

Zorlayıcı hiçbir fiziki tedbire, özellikle hürriyetten yoksun bırakmaya, başvurulmamalıdır.

Uygulanan yaptırım türü nakdi olmalı ve oranı yasal olarak saptanarak sabit veya maktu bir miktar olmalıdır. Hürriyetten yoksunluk dışındaki hak kısıtlamaları veya mahrumiyeti ancak yasal olarak öngörülen davalar için vazedilebilir. Bu nakdi cezalar, iş yükünün kabarıklığı göz önünde tutularak, suçu saptayan görevli tarafından mahallinde tahsil edilmeli veya sonradan yetkili idari veya adli makamca tahsili için otomatik veri işleme metodu ile tebligat ve tahsili işlemi yürütülmelidir.

Teklif niteliğindeki bu usul açık veya dolaylı kabul şeklinde para cezasını ödeme veya anlaşmaya uygun yaptırıma uymaya tabi olmalıdır. Dolaylı kabul halinde, bildirim usulü bildirim yapılan tarafın bütün haklarını açıkça koruyacak şekilde olmalıdır. Bu teklifi kabul veya buna uyumlu davranmak aynı sübutla ithamı önleyecektir (ne bis in idem).

Bu usul zanlının davasını yetkili adli makam önüne getirmek hakkını bertaraf etmemelidir.

b. Mahkeme dışı çözümler 

1. Anayasal gerekler ışığında üye devletler özellikle hafif suçlar için aşağıdaki ilkeler çerçevesinde yetkili makamların mahkeme dışı çözümlerine imkan verici şekilde yasaları gözden geçirmelidir:

2. Zanlıya önerilecek koşullar ve özellikle aşağıda sıralananlar yasalarca belirlenmelidir:

i. bir miktar paranın devlete veya bir kamu veya hayır kurumuna ödenmesi;
ii. suçla edinilen eşya veya menfaatin iadesi;
iii. çözüm öncesi veya onun bir kısmı olarak mağdura uygun bir tazminatın verilmesi.

3. Bu teklifi yapacak makamın yetkisi ile suç kategorileri yasaca belirlenmelidir. Yetkili makam, zanlının menfaatine olarak, yapılan teklife zanlıca vaki muhtemel itirazlara göre teklifi değiştirebilmelidir.

4. Makamlarca mahkeme dışı çözümlere özgü durumlar ile yasalar önünde eşitlik ilkesi gereğince mahkeme dışı çözümler için ödenecek miktarlar tablosu ve rehber kurallar belirlenmelidir. Bu amaçla anılan durumlar, rehber kurallar ve ödenecek miktarlar için tablolar yayınlanmalıdır.

5. Mahkeme dışı çözüm teklifi kabul etmek istemeyen zanlı, teklifi serbestçe göz ardı veya ret edebilmelidir.

6. Mahkeme dışı çözüm teklifinin zanlıca kabul ve şartlarının ifası itham hakkını kesin olarak bertaraf eder.

7. Makamlarca mahkeme dışı çözüm yetkilerinin nasıl kullanıldığı zanlıların ismi belirtilmeksizin yıllık raporlarda yer almalıdır.

c. Davanın durumları gereği hafif nitelikteki suçlara özgü basit usuller

1. Hafif suçlarda maddi gerçeğin iyice saptanmış olması ve zanlının suçu işlediğine kesin gözle bakılması halinde ceza kararnamesi usulünde olduğu gibi basit usulle, bir başka deyişle adli makamca yazılı usulle, duruşma yapılmaksızın hüküm niteliğinde karar verilmelidir.

2. Ceza kararnamesi, zanlının bu kararnameyi kabul etmesinin sonuçları hakkında bilgilenmesi için açıklamayı içermelidir. Kendisine arzu ettiğinde hukuki danışmanlık için makul bir süre tanındığı açık bir dille duyurulmalıdır.

3. Ceza kararnamesine konu olabilecek yaptırımlar, hürriyeti bağlayıcı ceza dışında para cezası ile hak kaybıyla sınırlı tutulmalıdır.

4. Sanığın ceza kararnamesine rızası açık veya zımni olabilir ve bu durum kararnameyi mahkemece normal olarak verilen hüküm değerinde bütün hukuki sonuçları ile (ne bis in idem ilkesinin uygulanması, infaz kabiliyeti, adli sicilde sabıka tesisi) geçerli yapar.

5. Sanığın ceza kararnamesine, sebep göstermeksizin yapabileceği itiraz, talimatı ipso facto geçersiz yapmakta ve reformatio in peius durumunun uygulanmasını yasaklamaksızın normal usul işlemlerine başvuru ihtiyacını ortaya koymaktadır.

6. Ceza kararnamesinden bağımsız olarak zanlının alternatif yaptırıma hükmedilmesini istemesi halinde savcının itiraz etmemesi, hakimin de bu talebi tavsiyeye şayan görmesi halinde duruşma yapılmadan karar verilebilmelidir.

III. Normal adli usullerin basitleştirilmesi

a. Duruşma öncesi ve duruşmada adli soruşturma

1. Adli makamca dava mahkemeye intikal etmeden yapılan soruşturmalar sanık için bir güvence ise de, genelleştirilmemeli veya zorunlu olmamalıdır.

2. Adli makamca yapılacak böyle ön soruşturmalar dava hazırlığının tamamlanması ile sonradan zanlının suçluluğu veya masumiyetini tespit bakımından yararlı olacak davalarla sınırlı tutulmalıdır.

3. Adli makamca ön soruşturmanın yararlı olup olamayacağı, kolluk kovuşturmaları, davanın ağırlığı, giriftliği ve sanık tarafından maddi gerçeklere karşı çıkılıp çıkılmadığı göz önüne alınarak belirlenmelidir.

4. Ön soruşturmada gereksiz formalitelerden kaçınarak, özellikle sanığın maddi gerçeklere karşı çıkmadığı davalarda tanıkların bir duruşmada dinlenmesinden kaçınılmalıdır.

5. İlgili adli makam, ön soruşturmayı yararlı görmediğinde dava doğrudan mahkemeye gönderilmelidir.

6. Adli soruşturmaya yer verilen sistemlerde bunun terk edilmesi üç aşamalı güvencelerle sağlanmalıdır:
  •  kolluk evresinde adli makam kolluk faaliyetlerini yönlendirmekte ve kontrol etmekte veya zanlının hakları geniş ölçüde göz önüne alınmaktadır;
  • zanlılar kolluk kovuşturmaları tamamlanıp mahkeme önüne çıkarılmalarına kadar nezarette oldukları hallerde, bu eylem bağımsız bir veya birden fazla hakimce
    denetlenmelidir;
  • duruşma sırasında, mahkeme ithamların geçerliliğini belirlemek için duruşmada etraflı soruşturma yapabilmeli ve yararlı gördüğünde ek kovuşturmalar için bağımsız bir adli makamı görevlendirmelidir;

7. Anayasal ve hukuki gelenekler elverdiğinde, “suç ikrarı” usulü ile zanlı, sürecin erken bir evresinde aleni olarak kendine karşı yapılan ithamı kabul veya redde imkan vermek üzere hakim huzuruna çıkartılmalı veya benzer usuller ihdas edilmelidir. Bu tür davalarda, duruşma hakimi soruşturma sürecinden kısmen veya tamamen vazgeçerek doğrudan suçlunun kişiliğine eğilerek, yaptırıma ve uygun olduğunda tazmine hükmedebilmelidir.

8.

i. “Suç ikrarı” usulü mahkemece aleni duruşmada icra edilmelidir.
ii. Suçlu tarafından kendisine yapılan ithama karşı müspet cevap gelmelidir.
iii.”Suç ikrarı” usulünde yaptırıma hükmetme öncesinde hakime davanın taraflarını inleme fırsatı verilmelidir.

9. Sanığın suçunu itiraf etme arzusuna rağmen duruşmada soruşturma sürecine devam edildiğinde, soruşturma duruşma öncesi yapılan usul işlemleri göz önüne alınarak maddi gerçeği tespit etmek üzere mutlak olarak gerekli olan adımlarla sınırlı tutulmalıdır. Özellikle adli makam önünde dinlenen tanıkların mümkün olduğunca yeniden dinlenmesinden kaçınılmalıdır.

b. Duruşma usulü

1. Suçlar nerede işlenmiş olursa olun, her üye devlet yasasınca, farklı mahkemelerce birbirini takip eden kararların verilmesini önlemek için sanığa ait davaların birleştirilmesi sağlanmalıdır.

2. Duruşmada gereksiz bütün formaliteler giderilmelidir. Özellikle usul işlemlerinin geçersiz olabilmesi yalnızca kesin olarak tanımlanan hallerde, bu usul gereklerine riayetsizlik savunma veya ithamın menfaatlerine gerçek bir zarar verdiğinde söz konusu olabilecektir.

3. Üye devletler, en azından hafif suçlarda hükmedilecek yaptırımı da göz önüne alarak sanığın gıyabında davanın görülüp karara bağlanmasına, sanığın bundan, uygun olarak, duruşma tarihi ile kendisini hukuki olarak temsili hakkında bilgilendirilmesi halinde yasal imkan verilmesini sağlamalıdır.

c. Duruşma zabıtları ve adli kararların verilmesinde basitleştirme

1. Sanığın tutuklu olması halinde, mahkemece sınırları kesin olarak belirlenmiş bir zaman dilimi içinde karar verilmelidir.

2. Duruşma manyetik teybe kaydedildiğinde veya dosyadakilerden farklı yeni bir maddi gerçek görülmediğinde, duruşmanın yazılı zabıtları en azla sınırlı tutulmalı ve yalnızca özet zabıtla yetinilmelidir.

3. Anayasa izin verdiğinde, davaların ciddi olmaması veya tarafların mutabık kalması halinde mahkeme, hükmün yazılı olması mükellefiyetinden muaf tutularak dosyaya yalnızca tespit edilenler kaydedilmelidir.

4. Hükmün yazılı olması gerektiği diğer davalarda ise, kararda tarafların gerekli gördüğü bilgiler, temyiz veya hükmü infaz edecek yabancı makamlar için gerekli olan bilgiler, gerekçeler, suçluluğa ilişkin karar ve uygun olduğu hallerde yaptırım ve zarar gören için tazminat yer almalıdır. Hükümde soruşturma, maddi gerçekler ve tarafların iddiaları açısından yazılı olarak sundukları yazılı özet veya teyp kaydına atıfta bulunulmalıdır.

5. Hükmün geniş olarak aleni duruşmada okunması kuralı olduğunda da, bu kural yumuşatılarak, mesela mahkemenin – davanın heyet tarafından görülmesi halinde mahkeme reisinin yokluğunda bir hakimce – suçluluk, ceza ve tazmine ilişkin olanını yüksek sesle okumasına izin verilmelidir.

6. Kararlar ve celplerin tebligatı posta da dahil olmak üzere, basit, hızlı usullerle yapılmalıdır. Gerekli olduğunda adli sürecin başlangıcında, sanığın, bütün haberleşme ile tebligatın duruşma bitimine kadar gönderileceği resmi bir adres göstermesi mecbur tutulabilir.

d. Mahkemelerin oluşumu ve uzmanlaşma

1. Genel bir ilke olarak, üye devletlerdeki anayasal ve hukuki örf elverdiğince mahkemelerin oluşumu, isnat edilen suçun ciddiyeti, tabiatı, teknik yönü ve giriftliği göz önüne alınarak tayin edilmelidir.

2. Duruşmaya profesyonel hakimler heyetince bakıldığında, heyetteki hakim sayısı en aza indirilmeli, davanın ciddiyeti izin verdiğinde duruşma tek hakimce yürütülmelidir.

3. Jürili duruşmalar ise, belirlenmiş çok ciddi suç türüyle sınırlı tutulmalıdır. Yargılama, jürinin görevini kolaylaştıracak şekilde düzenlenerek, başlangıçta mümkün olduğunca açık bir şekilde hüküm için üzerinde düşünecekleri hususlar ile ilgili mevzuat jüriye bildirilmelidir.

4. Suçluluk konusu, ister jüri veya profesyonel hakimler heyeti veya halktan seçilen kişilerin profesyonel hakimlerle verdiği kararla belirlensin karar, oy birliği mecburiyeti olmaksızın basit veya vasıflı ekseriyetle verilmelidir.

5. Ekonomik suçları içeren dava türlerinde teknik olarak oldukça girift olan delil toplanması, uygun eğitim, bilgi ve deneyim sahibi görevliler ile hakimlere verilmelidir.

6. Anayasa izin verdiğinde bu davalara, uygun olduğu hallerde, bunların tabiat ve giriftliğinden kaynaklanan zorlukları aşabilmek için özel olarak üzere kurulmuş itham ve soruşturma makamlarınca ve mümkünse mahkemelerce bakılmalıdır.

7. İtham, soruşturma ve davaların yargılanma makamlarına gerektiğinde sosyal psikoloji, tıp, psikiyatri, muhasebe, ekonomi, maliye veya adli tıp alanlarındaki yeter sayıda uzmanların yardımları sağlanarak suçun artan teknik yönü ve delil toplanmasıyla ilgili zorlukları aşabilmeleri sağlanmalıdır.

(Bu Tavsiye Kararı kabul edildiğinde Federal Almanya Cumhuriyeti Temsilcisince, Bakan Vekillerinin toplantılarına yönelik Usul Kurallarının 10.2.c no’lu Maddesi uyarınca, Tavsiye Kararının 11.a.3 ile 11.a.4 no’lu Maddelerine hükümetinin uyup uymama hakkını saklı tutmuştur. )

Jan Eliasson

0
Jan Eliasson

Jan Eliasson, 17 Eylül 1940’ta İsveç’in Göteborg kentinde doğdu.

İşletme, Ekonomi ve Hukuk alanında eğitim aldı. Amerikan Üniversitesi, Göteborg Üniversitesi  ve Uppsala Üniversitesi’nden onursal dereceler kazandı.

1982-1983 yıllarında İsveç Başbakanı Olof Palme’nin Diplomatik Danışmanlığını yürüttü. 1983-1987 yılları arası Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Genel Müdürü olarak görev aldı. 

1988’den 1992’ye kadar İsveç’in New York’taki Birleşmiş Milletler misyonuna katılarak Daimi Temsilcisi olarak görev yaptı. Bu görevi ile birlikte Genel Sekreter’in İran/Irak Kişisel Temsilcisi olarak görev yaptı.

Eliasson, 1993-94 yıllarında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) adına, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Karabağ Sorununda arabuluculuk yaptı.

1994-1999 yıllarında İsveç Dışişleri Devlet Sekreteri olarak çalıştı.

2000’den 2005’e kadar Washington’da, İsveç Büyükelçisi olarak görev aldı. 13 Haziran 2005 tarihinde oybirliğiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 60. oturumuna başkanlık yaptı.

24 Nisan 2006–6 Ekim 2006 arasında İsveç Dışişleri Bakanı olarak görev yürüttü.

2006’da, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Sudan Özel Temsilcisi olarak atandı ve 2008’e kadar bu görevi sürdürdü.

1 Temmuz 2012-31 Aralık 2016 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Yardımcısı oldu.

2017 yılında, Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandı.

İsveççe, İngilizce, Almanca ve Fransızca bilmektedir. Eliasson, “Yeni Yüzyıl İçin Barışı Sağlama ve Barışı Koruma”  ve “Hukukun Üstünlüğü ve Anayasa İnşası: Bölgesel Örgütlerin Rolü” başlıklı kitaplara katkıda bulunmuştur. Ayrıca çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

1988 yılından beri Uppsala Üniversitesi’nde arabuluculuk, çatışma çözümü ve BM reformu konusunda misafir öğretim üyesi görevini yapmaktadır. Çeşitli üniversitelerde dış politika ve diplomasi konusunda sık sık ders vermektedir.

Jan Eliasson

17 Eylül- Hukuk Takvimi

0
17 Eylül- Hukuk Takvimi
17 Eylül- Hukuk Takvimi
1517 Yavuz Sultan Selim, Venedik Cumhuriyeti’ne ikinci bir ahidnâme verdi. Belge, Venedik’in Kıbrıs üzerindeki hâkimiyeti karşılığında Memlük Sultanlığı’na ödediği yıllık 8.000 duka altınının bundan böyle Osmanlı hazinesine ödenmesini öngörüyordu. Bu düzenlemeyle Venedik, Kıbrıs üzerindeki Osmanlı yüksek hâkimiyetini kabul etmiş oldu.
1577 Fransa Kralı III. Henri ile Huguenotlar arasında Bergerac Antlaşması imzalandı. Fransız Din Savaşları sırasında Katolikler ile Protestanlar arasındaki çatışmaları sona erdirmeye yönelik düzenlemeler içeren antlaşmalardan biridir
1650 İrlandalı piskopos Heber MacMahon 1650 yılında idam edildi.
1678 Fransa ile İspanya arasında Nijmegen Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşma, 1672’de başlayan Fransız-Hollanda Savaşı’nın sona erdirilmesi amacıyla Nijmegen’de yürütülen barış görüşmelerinin önemli belgelerinden biridir. Fransa ile İspanya arasındaki savaşı sona erdiren antlaşmayla iki devlet arasında barış, ittifak ve dostluk tesis edilmiş; toprakların iadesi ve devrine ilişkin hükümler de düzenlenmiştir.
1682 Rus soylusu ve isyancı Ivan Andreyevich Khovansky 1682’de idam edildi.
 1778 Amerika Birleşik Devletleri ile Lenape (Delaware) ulusu arasında Fort Pitt Antlaşması imzalandı. Antlaşma, ABD ile bir Kızılderili ulusu arasında yapılan ilk resmî antlaşma olarak kabul edilmektedir.
 1787 Amerika Birleşik Devletleri Anayasası,  Pennsylvania’da toplanan Anayasa Konvansiyonu tarafından kabul edilerek imzalandı.  
 1789 George Washington, yerli uluslarla yapılan antlaşmaların ABD hükümeti tarafından onaylanması gerektiğine ilişkin görüşlerini Senato’ya sundu. Washington, imzalanmış antlaşmaların hükümet tarafından onaylanmadan kesin ve bağlayıcı kabul edilmemesi gerektiğini savunuyordu. Bu belge, ABD’nin antlaşma hukukunun ve Senatonun antlaşmalar üzerindeki anayasal rolünün erken uygulamalarından biridir.
1809 İsveç ile Rusya arasında Fredrikshamn Antlaşması 17 Eylül 1809 tarihinde imzalandı. Antlaşmayla İsveç, Finlandiya’yı Rusya’ya bıraktı ve Finlandiya’nın Rus İmparatorluğu içinde özerk Büyük Dükalık statüsü kazanmasının hukuki temellerinden biri oluştu.
1877 Osmanlı Hükûmeti ile Osmanlı tahvillerinin hamillerini temsil eden taraflar arasında Londra’da bir anlaşma yapıldı. Anlaşmayla bazı Osmanlı borçlarının faiz oranları yeniden düzenlendi.
 1907 Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin 15. Başyargıçı Warren E. Burger,  ailenin yedi çocuğundan biri olarak Minnesota’da dünyaya geldi . (Ölümü: 25 Haziran 1995) 1969’dan 1986 yılına kadar 15 yıl devam eden mahkemedeki görev süresi boyunca kürtaj, ölüm cezası, dini kurum ve okullarda ırk ayrımcılığına ilişkin özgürlükçü kararlar verdi. 

Başkan Richard Nixon ve Warren E. Burgerbir arada
 1914 17 Eylül 1914 tarihli Takvim-i Vekayi’nin 1938. nüshasında yayımlanan “İmtiyazât-ı Ecnebiyenin İlgası Hakkında İrade-i Seniyye” (Yabancı İmtiyazların Kaldırılmasına Dair Padişah Fermanı) ile Osmanlı Devleti, kapitülasyonları 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tek taraflı olarak kaldırdığını resmen ilan etti.  Bu karar, I. Dünya Savaşı’nın hemen başlarında (Osmanlı henüz savaşa fiilen girmeden önce) ekonomik ve hukuki bağımsızlığı kazanmak adına atılmış çok kritik bir adımdır. Ancak kapitülasyonların uluslararası hukukta tamamen ve kesin olarak ortadan kalkması, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki 1923 Lozan Barış Antlaşması ile mümkün olmuştur.Sırbistan Başbakanı Nikola Pašić ile Arnavut siyasetçi Essad Paşa Toptani arasında Niş’te gizli bir ittifak antlaşması imzalandı. On beş maddeden oluşan antlaşma, iki taraf arasında siyasi ve askerî iş birliği kurulmasını, ortak kurumlar oluşturulmasını ve Sırbistan’ın Toptani’nin Arnavutluk’taki siyasi konumunu desteklemesini öngörüyordu.
1923 Yunan yargıç, siyasetçi, ve yazar Stephanos Dragumis, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1842) 

Stephanos Dragumis
 1925 Hukukçu ve diplomat Haluk Afra, doğdu. (Ölümü: 6 Nisan 2001)  
 1930 Moskova’da Türkiye ile Litvanya(Lituanya) arasında Dostluk Antlaşması imzalandı. Antlaşma, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının temel hukuki belgelerinden biri oldu.
 1934

Türkiye Cumhuriyeti, Cemiyet-i Akvam Konseyine kabul edildi. Milletler Cemiyeti Konseyi, Milletler Cemiyeti’nin siyasi anlaşmazlıkları çözmek ve uluslararası barışı korumakla görevli, daimi ve geçici üyelerden oluşan ana karar organıydı. Bugünkü Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, doğrudan Milletler Cemiyeti Konseyi örnek alınarak ve onun eksikliklerinden ders çıkarılarak tasarlanmıştır. Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam), 28 Haziran 1919 tarihinde imzalanan Versay Barış Antlaşması ile kurulmuş, Cenevre’de faaliyete geçmiş, Türkiye 18 Temmuz 1932’de üye olmuştur. Türkiye’nin üyeliğinin ardından Konseye seçilmesi, Cumhuriyet Türkiye’sinin uluslararası örgütler ve uluslararası hukuk bakımından önemli gelişmelerinden biri olmuştur. Türkiye, Sovyetler Birliği’nin Milletler Cemiyetine kabulünü de desteklemiş ve Sovyetler Birliği 18 Eylül 1934 tarihinde Cemiyetin üyesi olmuştur. 

 1939

ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı David H. Souter, dünyaya geldi. (Ölümü: 8 Mayıs 2025)

David H. Souter
 1940

İsveçli hukukçu ve diplomat Jan Eliasson, doğdu. 

Jan Eliasson
1945
  • İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi toplama kamplarındaki savaş suçları nedeniyle açılan Belsen Davası, Lüneburg’da başladı.
  • ABD ve Sovyetler Birliği’nin Almanya’daki işgal bölgeleri arasındaki sınırın değiştirilmesine ilişkin Wanfried Anlaşması imzalandı. Anlaşmayla iki işgal bölgesi arasındaki sınır belirli bir demiryolu hattının kesintisiz işletilebilmesini sağlayacak şekilde değiştirildi; bölgede yaşayanların yerlerinde ve mallarıyla kalmaları da öngörüldü. Anlaşma aynı gün yürürlüğe girdi.
1948

Lehi (İsrail Özgürlük Savaşçıları) örgütü, Birleşmiş Milletler Filistin Arabulucusu Folke Bernadotte’yi Kudüs’te öldürdü.

1953 ABD’de ilk Citizenship Day kutlaması” yapıldı.
1956 Avukat Celal Tekiner’in Haksızlığa İsyan adlı şiir kitabı toplatıldı. Kitap, aynı yıl Güney Basımevi tarafından Adana’da yayınlanmıştı. Kırşehir’in ilçeye dönüştürmesini kitabı ile dile getiren Tekiner bir süre Adana’da cezaevinde yattı. Demokrat Parti’nin 1954 yılında il olan Kırşehir’i ilçeye dönüştürmesi üzerine iktidara kafa tutmuştu. Tekiner, gazete yazıları, dilekçeleri ve telgrafları ile karşılaştığı haksızlıkları yetkililere iletiyor ve tepkisini dile getiriyordu. Hakkında birçok dava açıldı, ancak beraat etti. “Yeni Kırşehir” gazetesinde “Toprağımdan” başlıklı köşesinde makaleler yazıyordu.

Avukat Celal Tekiner
1957 Malezya BM üyesi oldu.
 
 1961 Hukukçu ve Eski Başbakan Adnan Menderes, 27 Mayıs Askeri Darbesi sonrasında asılarak idam edildi. (Doğumu:1899) 

Adnan Menderes’in İdamı asılarak gerçekleştirilmişti.
 1968 Komünizm propagandası yapmaktan yargılanan siyasetçi ve yazar Mihri Belli’ye 5 yıl hapis, 3 yıl sürgün ve 5 yıl meslek ve faaliyetten men cezası verildi.

Mihri Belli mahkemede
 1968 Che’nin Ant Yayınları’ndan çıkan Gerilla Günlüğü kitabı komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle toplatıldı ve çevirmeni Hüseyin Güneş hakkında kovuşturma başlatıldı.
 1971 Türk-İş’in sahibi olduğu Akşam Gazetesi’nde dizgi, tertip ve baskıda çalışan DİSK/Basın-İş üyesi 35 işçi işten atıldı.
 1971 Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşme’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 9 Eylül 1971 tarihinde kabul edilmesinin ardından kanun Resmî Gazetenin 17 Eylül 1971 tarihli ve 13959 sayılı nüshasında yayınlandı. Sözleşme, 24 Ekim 1956 tarihinde La Haye’de kabul edilmiş, Türkiye 10 Haziran 1970 tarihinde imzalamıştı. 
 1974
  • Referandum hakkını kullanmak isteyen Ülker Fabrikası işçilerine polis panzerlerle saldırdı, iki işçi yaralandı. Olaylar Ülker işçilerinin 11 Mart’ta Türk-İş’e bağlı Tekgıda-İş’ten topluca istifa ederek DİSK/Gıda-İş’e üye olmalarıyla başladı. 
  • Bangladeş, Grenada ve Gine-Bissau Birleşmiş Milletler’e kabul edildi.
 1976 DİSK, Milliyetçi Cephe iktidarının çekilmesini sağlamak ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasasının meclise yeniden getirilmesini protesto amacıyla 17 Eylül 1976 da genel yas ilan etti. Ülke çapında çeşitli tesislerde çalışan DİSK’e bağlı işçiler direnişe geçti 3 büyük ilde çöpler toplanmadı, otobüs ve troleybüsler çalışmadı. İpraş ve Aliağa rafinerilerinden sonra İskenderun Demir Çelik’te de üretim durdu. İpraş Rafinerisi jandarma ve askeri birliklerce kordon altına alındı. 48 işçi gözaltına alındı. İpraş ve Aliağa rafinerilerinde üretim durdu. Türkiye İşveren Sendikası Konfederasyonu eyleme sert tepki gösterdi ve Direniş sürerse katılan işçiler için cezai müeyyidelerin uygulanacağını açıkladı. TÖB-DER, TMMOB, TÜM-DER, TÜTED, Halkevleri, İKD, ÇHD ve öğrenci kuruluşları Milliyetçi Cephe’ye ve DGM’lere karşı DİSK’in yanında eylem kararı aldı. İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi/Bornova Mimarlık öğrencileri DİSK’in eylemine destek için 3 günlük boykota başladı. DİSK’in ülke genelindeki genel yas eyleminde işverenlerin savcılığa başvuruları nedeniyle birçok sendika yöneticisi sorgulandı.
 1978 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter öncülüğünde, 12 gün süren gizli görüşmeler sonunda, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menachem Begin, Camp David Barış Anlaşmasını imzaladı.
 1980 12 Eylül’ün artçıları devam etti. 86 sendikanın faaliyeti durduruldu. İstanbul’da 14 ilçe ve 24 çevre belediyesinin Meclis ve Encümenleri feshedildi. Gözaltında tutulma süresi 15 günden 30 güne çıkarıldı.
 1982 12 Eylül darbe yönetiminin oluşturduğu Danışma Meclisi, halkoyuna sunulacak yeni Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın  sorumluluğu ve yetkilerini çizen maddeleri kabul etti.
 1987
 1987
  • Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Tavsiye Kararı, “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik R(87) 18 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla Bakan Vekillerinin 17 Eylül 1987 tarihinde yapılan 410. Toplantısında kabul edildi. 
  • TÜMTİS’in 45 işyerinde başlattığı greve karşılık işveren sendikası Nak-İş 104 işyerinde birden lokavt ilan etti.
  • Okulları Olgunlaşma Enstitüsü’ne verilen tarihi Beylerbeyi İlkokulu’nun 30 öğrencisi, okullarının iadesi için pankart açarak izinsiz yürüyüş yaptıkları için Beylerbeyi Karakolu’na götürülüp 2 saat süreyle gözaltında tutuldu. Öğrencilerin yaşları 7 ile 12 arasındaydı. 
 1988 Farklı sol örgütlerden 18 hükümlü ve tutuklu 118 metre uzunluğunda tünel kazarak Kırşehir E Tipi Cezaevi’nden firar etti.
1990
  • Suudi Arabistan ve Sovyetler Birliği diplomatik ilişkilerini yeniden başlattı.
  • Avrupa Konseyi, Macaristan ve Polonya dışındaki Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine de ekonomik yardımın genişletilmesini öngören 2698/90 sayılı Konsey Tüzüğünü kabul etti. Belge, Avrupa Toplulukları hukukunun Doğu Avrupa’daki siyasal ve ekonomik dönüşüme verdiği kurumsal cevabın erken örneklerinden biridir.
  • Avrupa Konseyi, Almanya’nın birleşmesi sonrasında eski Demokratik Alman Cumhuriyeti topraklarında Topluluk hukukunun uygulanmasına ilişkin geçici tedbirleri düzenleyen 90/476/EEC sayılı Direktifi kabul etti. Direktif, birleşme sonrasında Topluluk hukukunun eski Doğu Almanya topraklarında uygulanmasından doğabilecek hukuki ve idari sorunlara ilişkin geçiş düzenlemeleri öngörüyordu.
  • Avrupa Konseyi, Topluluk içindeki eşya taşımacılığında gümrük işlemlerini ve sınır geçişlerini düzenleyen 2726/90 sayılı Konsey Tüzüğü’nü kabul etti. Tüzük, Topluluk transit rejimini yeniden düzenleyerek malların üye devletler arasındaki hareketinde gümrük formalitelerinin azaltılmasını ve ortak bir transit sisteminin uygulanmasını amaçlıyordu.
 1991
  • Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Sabah Gazetesi aleyhine 5 milyar liralık tazminat davası açtı.
  • Ukrayna Parlamentosu, Ukrayna’nın bağımsızlığına ilişkin anayasal düzenlemeleri kabul etti.
  • Letonya, Kore Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Estonya, Mikronezya ve Marşal Adaları BM üyesi oldu.
1997 Montreal Protokolü Taraflar Toplantısının dokuzuncu toplantısında Montreal Protokolü‘nde önemli bir değişiklik kabul edildi. Değişiklik, özellikle Montreal Protokolü’ne taraf olmayan devletlerden belirli ozon tabakasını incelten maddelerin ithalatının ve bu maddelerin söz konusu devletlere ihracatının yasaklanmasına ilişkin hükümler getirdi. Değişiklik 10 Kasım 1999’da yürürlüğe girdi
1998 Öldürülen gazeteci Metin Göktepe‘nin katil zanlılarının yargılandığı davada, tutuklu yargılanan 5 polisin tahliye istemi reddedilirken, tutuksuz yargılanan bir polis hakkında daha gıyabi tutuklama kararı alındı. Göktepe, 8 Ocak 1996’da, gözaltında dövülerek öldürülmüş, 4 yıl süren dava 1999 yılında sonuçlanmış, 11 memurdan altısına 7 yıl 6 ay hapis cezası verilmiş, karar usulden bozulmuş, daha sonra 5 Mayıs 1999’da Yargıtay, ceza alan beşinin cezasını onamıştı. Sanıklar, Rahşan affı olarak bilinen şartlı tahliyeden yararlandı. Metin Göktepe gözaltında öldürülmüş gazeteciler içinde katilleri için mahkumiyet kararı verilen ilk gazeteci olmuştu.

Metin Göktepe
 2004 ABD’de 1953’ten beri Citizenship Day olarak kutlanan Anayasa gününün adı Constitution Day and Citizenship Day olarak değiştirildi.
 2009 İstanbul Kongre Merkezi’nin açılış konuşması sırasında Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 6 kişi gözaltına alındı.
 2011 ABD’nin New York kentinde gelir dağılımı eşitsizliğini, Wall Street’i, bankerlerini, ekonomik politikaları ve işsizliği protesto etmek amacıyla Zuccotti Park’ta “Wall Street İşgal Et” protestoları başladı.
 2012 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 1993 yılındaki ölümüyle ilgili iddialar üzerine soruşturma yürüttüğü 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın mezarının açılarak inceleme yapılmasına karar verdi.

Başbakan Turgut Özal, 1988 yılında ANAP kongresinde konuşurken 2 el ateş açılmış ve m mikrofondan seken kurşun parmağını yaralamıştı.
 2013 Gezi Olayları sırasında Başbakan Erdoğan ile görüşen Taksim Dayanışması heyetindeki 6 kişiye soruşturma açıldı.
 2017 Irak Milli Güvenlik Konseyi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumunu anayasaya aykırı olduğu için reddettiğini açıkladı.
 2019 Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen davada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Maliye eski Bakanı Kemal Unakıtan’ın adı geçen bir fıkrayı yayınlayan Ekspres gazetesi çalışanı Sevda Turaçlar’a hakaret suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, cezayı erteledi. Turaçlar, “20 yıldır gazetecilik yapıyorum, ilk kez böyle bir şey yaşadım.! dedi.  
2020  Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Kadri Enis Berberoğlu’nun, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oy birliğiyle hükmedildiğini açıkladı.
2020 Giresun’un Eynesil ilçesinde 2018’de şüpheli şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan‘ın ölümüne ilişkin soruşturmada 16 Temmuz 2020 tarihinde verilen takipsizlik kararının ardından Rabia Naz Vatan’ın ailesi Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.
“Fotoğraf”, “Uzak”, “Fırtına/Bahoz”, “Bir Varmış Bir Yokmuş” ve “Zer” isimli filmlerin yönetmeni Kazım Öz, hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istenen davada 1 Eylül 2020’de beraat kararı verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı istinaf başvurusunda bulunarak karara itiraz etti.

Yönetmeni Kazım Öz
 
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), hukukçuların gözaltına alınmasının uluslararası hukuku ihlal ederek avukatları müvekkillerine isnat edilen suçlarla tanımlamaya çalışmak olduğunu, bunun da adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine yönelik açıklama yayınladı.
  • Hintli avukat ve politikacı Ashok Gasti, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1965) BJP’nin OBC Hücresinin eski genel sekreteri olarak ve  State Backward Class Development Corporation’ın başkanı olarak görev yaptı. Bharatiya Janata Partisi ve Rashtriya Swayamsevak Sangh üyesiydi. Bellary bölgesi, Koppal bölgesi ve Raichur ilçesinden sorumlu olarak görev yaptı. 55 yaşında Covid- 19 nedeniyle hayata veda etti.

Avukat Ashok Gasti
2021
  • Uluslararası Af Örgütü, 8 Temmuz 2021’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek yasalaşan 4. Yargı paketine ilişkin yazılı açıklama yayımladı: “4. Yargı Paketi yargı sistemindeki derin kusurları gidermekte yetersiz kalıyor.”
  • İslam Dünyası Anayasa Yargı Mercileri Konferansı’nın (CCJ-I) kurulmasına ilişkin İNSAN HAKLARI VE ANAYASACILIK HAKKINDA BANDUNG DEKLARASYONU kabul edildi. Bildiri, İslam dünyasındaki anayasa ve yüksek mahkemeler arasında sürekli bir yargısal platform oluşturulmasının temelini oluşturdu; Statü daha sonra kabul edilerek konferans resmen kuruldu
2022 BM Genel Kurulu tarafından 1979′da kabul edilen, 1981′de yürürlüğe giren, Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanan ve Birleşmiş Milletler(BM)’in dokuz temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ni(CEDAW) izleme komitesi  Türkiye raporunun 8. sini  açıkladı.
2022 Alman Katolik Kilisesi’nin kiliselerinde son yıllarda gerçekleşen cinsel saldırılar hakkında hazırlanan raporlar üzerine 2019’da oluşturduğu Ortak Yol Kurulu (Synodaler Weg) kadınların ve eşcinsellerin kilisede görev almalarını kapsayan önergeleri onayladı.
2022 Diyarbakır’da tutuklu 16 gazetecinin avukatları, tutukluluğun hukuka aykırı olduğu ve haberciliğin suç olamayacağı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu.
2024 Merkez Bağlar ilçesinin Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybolan ve daha sonra cesedi bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen Adli Tıp Raporu’na göre, çocuğun kemik ve doku örnekleri üzerinde yapılan incelemede ‘boğazı sıkılarak’ öldürüldüğü tespit edildi. Soruşturma kapsamında aile bireyleri de dahil olmak üzere 12 kişi tutuklanmıştı.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, gelecek 5 yıllık dönemde görev yapacak başkan yardımcılarını açıkladı. İspanya’dan Teresa Ribera “Temiz, Adil ve Rekabetçi Dönüşüm”, Fransa’dan Stephane Sejourne “Refah ve Sanayi Stratejisi”, Estonya’dan Kaja Kallas “Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası”, İtalya’dan Raffaele Fitto “Uyum ve Reform”, Finlandiya’dan Henna Virkunen “Teknolojik Bağımsızlık, Güvenlik ve Demokrasi”, Romanya’dan Roxana Minzatu “Halk, Yetenekler ve Hazırlılık”tan sorumlu başkan yardımcıları oldu.
2024

İzmir’in Bayraklı ilçesinde yolda yürüyen 2 kadını taciz ettiği suçlamasıyla gözaltına alınan motosikletli kurye, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

2024

Cumartesi Anneleri‘nin 957. hafta eyleminde milletvekili danışmanı Ekinsu Danış’ı darp ettiği iddiasıyla, “Kadına karşı basit yaralama” suçundan  İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan eski Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin Zengin, görev yetki ve sınırlarını aşmadığını, görevini yaptığını ve hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini söyledi. Esas hakkında mütalaasını açıklayan iddia makamı, Zengin’in beraatını talep etti.

2024

Deniz Akkaya, Efe Önbilgin ile birlikteliğinden dünyaya gelen 16 yaşındaki kızı A. Ö.’e şiddet uyguladığı gerekçesiyle 4 ay 27 gün hapis cezasına çarptırıldı. Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Akkaya hakkında “Alt soya karşı kasten yaralama” suçundan soruşturma başlatmış, 4 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Mahkeme cezayı ertelemedi.

İtalya’nın tanınmış isimlerinden Cinzia Dal Pino, arabasının camından çantasını çalan hırsızı çarparak öldürmesi nedeniyle önce tutuklandı, ardından ev hapsine alındı.
2024  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame ile Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında, Eski CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nu yargılayarak mahkumiyet kararı veren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı ve üyelerine dönük “Zincirleme şekilde Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Alenen Hakaret” suç işlediği iddiasıyla 1 yıl 5 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis ve siyasi yasak talep edildi.
 2026
  • Konya’da bir müvekkil hakkında yerel mahkemede verilen karara istinaf aşamasındayken aracılarla müdahale etmeyi vadettikleri iddiasıyla tutuklanan avukat ve katibe 2 yıl 1’er ay hapis cezası verildi. Önceki duruşmada tanık olarak dinlenen iki avukat hakkında ise suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.
  • Kocaeli merkezli ‘İkizler’ suç örgütüne yönelik soruşturmanın 2’nci dalga operasyonunda gözaltına alınan 12 şüpheliden 8’i tutuklandı. Toplam tutuklu sayısı 22’ye yükseldi.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıda korku ve paniğe neden olacak spekülasyon amaçlı paylaşımlarda bulunduğu tespit edilen 246 sosyal medya hesabına erişim engeli kararı alındığını duyurdu.
  • Mudanya Mütarekesi’nin 104. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında verilen Mudanya Mütarekesi Barış Yolu Ödülü, bu yıl Başkent Üniversitesi’nin kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’a layık görüldü.
  • Anayasa Mahkemesi’nin (AYM); Hasan Cemal Kaya’nın “Çözüm Sürecinde Kürdistan Günlükleri” ile “Delila Bir Genç Kadın Gerillanın Dağ Günlükleri” kitapları, Tuğçe Tatari’nin “Anneanne Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim” kitabı, “Boyun Eğme” dergisi ve CHP tarafından basılan “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” isimli kitapçık gibi çok sayıda basılı materyale ilişkin çeşitli tarihlerde verilen toplatma, dağıtım ve satış yasağı kararlarına yapılan itirazları birleştirerek değerlendirdi. Yüksek Mahkeme ihlal kararı verdi.
  • Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul’da adliyedeki dosyalara ‘müdahale’ eden suç örgütüne operasyon düzenlendiğini duyurdu. Başsavcılık, soruşturma kapsamında ikisi avukat 6 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiğini aktardı.
  • MİT üyesi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile Kaşifoğlu’nun koğuş arkadaşı emekli Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur’un da aralarında olduğu 4 isim hakkında gözaltı kararı verildi.
  • Diyarbakır’da, kamuoyunda ‘Daltonlar’ olarak bilinen çıkar amaçlı silahlı suç örgütünün kentteki yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 8 şüpheli, tutuklandı.
  • Manisa’daki uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 23 şüpheliden 20’si tutuklandı.
  • Zonguldak’ta 17 yaşındaki kızlarını darbederek zincirlendiği iddiasıyla gözaltına alınan anne ve baba tutuklandı. 4 kardeş koruma altına alındı.
  • Muğla’nın Fethiye ilçesi merkezli 3 ilde düzenlenen fuhuş operasyonunda gözaltına alınan 8 şüpheliden 7’si tutuklandı.

Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Tavsiye Kararı

17 Eylül- Hukuk Takvimi

Warren E. Burger

0
Warren E. Burger - ABD Başyargıcı

Warren Burger, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin 15. Başyargıçı olarak görev yapan hukukçudur.

Ailenin yedi çocuğundan biri olarak 17 Eylül 1907’de Minnesota’da dünyaya geldi.

1931 yılında St. Paul Hukuk Fakültesi‘nden onur derecesiyle mezun oldu. Ayrıca, hukuk eğitimi sırasında, bir sigorta şirketinin muhasebe bölümünde çalıştı.

1931’den 1953’e kadar St. Paul’daki bir hukuk şirketinde avukatlık yaptı.

1 Mayıs 1953 ile 14 Nisan 1956 arasında başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı. 1956’da Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesine atadı. 23 Haziran 1969’a kadar bu mahkemede görev yaptı.

Eyalet Mahkemeleri Ulusal Merkezi’nin ve Yüksek Mahkeme Tarih Kurumu’nun kurulmasına yardımcı oldu.

Başkan Richard Nixon tarafından 23 Mayıs 1969 tarihinde Yargıç Earl Warren’ın yerine geçmesi için aday gösterildi. Başkanın önerisi 9 Haziran 1969’da Amerika Birleşik Devletleri Senatosu tarafından onaylandı ve 23 Haziran 1969’da yüksek mahkemedeki görevine yemin ederek başladı.

Emekli olduğu 1986 yılına kadar 17 yıl devam eden mahkemedeki görev süresi boyunca kürtaj, ölüm cezası, dini kurum ve okullarda ırk ayrımcılığına ilişkin özgürlükçü kararlar verdi. Okullarda ırk ayrımcılığını azaltmak için verilen kararda öncülük yaptı. Kadınların kürtaj hakkını güvenceye alan 1973 tarihli karara imza attı.

Yargı sisteminin verimliliğini artırmak için çalıştı.

1986’da Yüksek Mahkeme’den emekli oldu ve Bicentennial Komisyonu Başkanlığına getirili.

Watergate Skandalından kaynaklı davada kendisini mahkemeye atayan Nixon aleyhine karar verdi.

Warren E. Burger, 25 Haziran 1995 tarihinde yaşamını yitirdi.

Yargıç Warren E. Burger

Adil Yargılanma Hakkı

0
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Adil Yargılanma Hakkı, Evrensel İnsan Hakları Bildirisinin 10. maddesinde “Herkes, haklarının ve yükümlülüklerinin ve kendisine karşı herhangi bir suç isnadının karara bağlanmasında, tam bir eşitlikle, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948’de imzalanmıştır.

Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi

Adil Yargılanma Hakkı, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 14. maddesinde de benzer şekilde tanımlanmış, “Herkes mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşittir. Herkes, hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Davayı izleyenler ve basın mensupları, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni (ordre public) veya ulusal güvenlik nedeniyle veya tarafların özel yaşamlarının menfaatinin gerektirmesi halinde veya mahkemenin görüşüne göre aleniliğin adaletin gerçekleşmesine zarar vereceği özel şartların kesinlikle gerektirdiği ölçüde, duruşmalardan tamamen veya kısmen çıkarılabilir. Ancak bir ceza davasında veya hukuk davasında verilen hüküm, gençlerin menfaati veya aile uyuşmazlıkları veya çocuğun velayeti ile ilgili davalar aksini gerektirmedikçe aleni olarak tefhim edilir.” şeklinde sözleşme tarafı devletler tarafından imzalanmıştır. Anayasa ve diğer yasalarda sözleşmeye uygun güvenceler tesis edilmiştir.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi

Madde 6

Adil yargılanma hakkı

1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

Adil Yargılanma Hakkının Unsurları

Adil yargılanma hakkının temel unsurları, kanuni, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde dava açma hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, makul süre içinde yargılanma hakkı ve aleni surette yargılanma hakkı olarak belirlenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36.maddesi “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” şeklinde bu güvenceyi sağlamaktadır. Adil Yargılanma Hakkı, hukuki uyuşmazlıklarda da geçerli olmasına karşın genellikle ceza yargılaması pratiğinde gündeme gelmektedir.

Adil yargılanma hakkının hukuki metinlerde düzenlenmiş olması hukuk sisteminin adil olarak yürütülmesine ve adalet üretmesine yetmemektedir. Devletler, adil yargılanma hakkının uygulamada da korunabilmesi için gerekli tedbirleri almalıdır. Adil yargılanma ile birlikte yargıç güvencesi ve bağımsızlığı tam ve de mutlak olarak sağlamalı; devletin yargılama yetkisinin kullanılması sırasında tüm mahkemelerde ve yönetim birimlerinde karmaşık ve süreci uzatan nitelikteki prosedürlerden uzak durmalıdır.

Adil Yargılanma hakkının ihlali nedeniyle AİHM‘e yapılan başvuruları azaltmak amacıyla Türk Anayasa Mahkemesi‘ne bireysel başvuru yapma hakkı 2012 yılında tanınmıştır. Bu kapsamda, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve AİHM’den önce Anayasa Mahkemesine başvurmak zorunlu hale getirilmiştir.

Adil yargılanma hakkı kapsamında; 
  • Yargı makamları, her türlü müdahaleden ari olmalı, Yargı Bağımsızlığı ve tarafsızlığı tam olarak sağlanmalıdır.
  • Yargılama, aleni olmalı, duruşmalar standartlara uygun şekilde yürütülmelidir.
  • Davada,  taraflar arasında ayırımcılık yapılmamalıdır. Yargıçlar; ırk, din, inanç, siyasi ve felsefi düşünce ayrımı yapmamalı, somut normlar ve kurallar ile hareket etmelidir.
  • Yargılamalarda Silahların Eşitliği Prensibi egemen olmalı, iddia ve savunma makamları eşit şartlara sahip olmalıdır.
  • Doğal Yargıç İlkesi’ne aykırı hareket edilmemelidir.
  • Gözaltına alınan, yakalanan, suç isnadında bulunan kişiye, suçlamanın konusu açıklanmalıdır.
  • Suçlanan kişi suçlamaya karşı hukuki yardım alabilmelidir. Hukuki yardım alma imkanından yoksun kişiye devlet tarafından avukat tayin edilmelidir.
  • Suç isnadında bulunan kişi hakkında mahkumiyet kararı verilip bu karar kesinleşinceye kadar, masumiyet karinesinden faydalanabilmeli ve suçlu sayılamayacağı kabul edilmelidir.
  • Bir suç ile itham edilen kişi, her türlü baskıdan uzak bir şekilde, aleyhindeki delillere karşı, karşı delil sunabilmelidir.
  • Yakalanan ya da gözaltına alınan kişi, mümkün olan en kısa sürede, tarafsız ve bağımsız mahkeme önüne çıkarılmalıdır.
  • Yargılama, makul bir sürede bitmeli, olağanüstü uzamamalı ve sürüncemede bırakılmamalıdır.
  • ,Gerekçeli karar alma hakkı sağlanmalıdır.
  • Hükme karşı bir üst mahkemeye itiraz hakkı olmalıdır.
  • Her türlü karar, usulüne uygun şekilde tebliğ edilmelidir.

Anayasa Mahkemesi Binası-Ankara

16 Eylül – Hukuk Takvimi 

0
16 Eylül - Hukuk Takvimi 
16 Eylül – Hukuk Takvimi
 1928 Amerikalı kadın hakim Patricia Wald, doğdu. (Ölümü: 12 Ocak 2019) Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1967’de Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı’na katıldı.1968’den 1970’e kadar Washington DC’de çalıştı, Şiddetin Nedenleri ve Önlenmesi Ulusal Komisyonu’nda danışman olarak görev yaptı. Ayrıca 1970 yılında Ford Vakfı’nın Uyuşturucu Bağımlılığı Araştırma Projesi’nin eş-yöneticiliğini yaptı. Daha sonra Hukuk ve Sosyal Politika Merkezi’nde ve 1971-1972 yılları arasında Ruh Sağlığı Hukuku Projesi’nde çalıştı. Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi hakimi olarak atanan ilk kadın hakim oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi hakimi ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yaptı. Amerikan Barolar Birliği Uluslararası Hukuku Bölümünde ve Amerikan Hukuk Enstitüsü Konseyi’nde bulundu. 2011 yılında Obama tarafından The Privacy and Civil Liberties Oversight Board‘a aday gösterildi ve 2017’ye kadar görev yaptı. Amerikan Hukuk Enstitüsü, Amerikan Felsefe Derneği, ve Whitney R. Harris Dünya Hukuk Enstitüsü’nün üyesiydi.  Amerikan Barolar Birliği‘nden madalya aldı. 2019’da yaşamını yitirdi. 

Patricia Wald, aynı zamanda hukukçu olan Başkan Obama ile birlikte
 1950 Avukat ve siyasetçi Mehmet Ali Şahin, doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu ve 1983 yılına kadar serbest avukat olarak çalıştı. Refah Partisi Eminönü İlçe Başkanlığı yaptı. 1987 genel seçimlerinde Refah Partisi’nden Çankırı milletvekili adayı oldu. 2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı ve 2002 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti İstanbul milletvekili olarak meclise girdi.  2012 ve 2014 yılları arasında AK Parti Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.  2007–2009 yılları arasında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. 2009–2011 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı görevini üstlendi. 
1960  Milli Korunma Kanunu, Resmi Gazetede yayınlandı. Kanun, 18 Ocak 1940 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinden sonra “Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun”  adıyla 10 Eylül 1960 tarihinde kabul edilen 79 numaralı yasa ile ilga edilmişti. Kanun ile kurulan Milli Korunma Mahkemeleri de tamamen lağvedilmiştir.
 1961 Yassıada Yargılamaları neticesinde idama mahkûm edilen Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cezaları infaz edildi. Başbakan Adnan Menderes’in idam cezasının infazı ise, intihar girişiminde bulunması nedeniyle ertelendi.
 1961 Hukukçu, bürokrat ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu hakkındaki idam cezası infaz edildi. (Doğumu: 20 Nisan 1910) Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Dışişleri Bakanlığı’na bağlı çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1951’de Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri oldu. 1952’de Büyükelçiliğe yükselerek Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’nda (NATO) Türkiye daimi temsilciliğine getirildi. 1957’de Demokrat Parti’den Çanakkale Milletvekili seçildi. Adnan Menderes Hükûmetlerinde Başbakan Yardımcılığı,  Devlet Bakanlığı  ve Dışişleri Bakanlığında bulundu. 1957 yılında Kıbrıs Türklerini EOKA terörüne karşı korumak için Türk Mukavemet Teşkilatı‘nın kurulmasını sağladı. 1960 yılında 27 Mayıs Darbesi’nden sonra diğer hükûmet üyeleri ve DP yöneticileriyle birlikte tutuklanarak, yeni oluşturulan “Yüksek Adalet Divanı” tarafından Yassıada’da yargılandı. Bu mahkeme 14 sanıkla birlikte Fatin Rüştü Zorlu’yu da idam cezasına çarptırdı. 16 Eylül 1961′ de idam edilerek yaşamına son verildi.

Fatin Rüştü Zorlu’nun idamına ilişkin gazete haberi
 1964 29 Ekim 1940’da Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Hükümeti arasında aktolunan İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi, Kıbrıs’ta gelişen olaylardan ötürü yürürlükten kaldırıldı.
 1966

Turgut Özakman’ın Duvarların Ötesi adlı oyunu, sol propaganda yapıldığı gerekçesiyle Karabük’te yasaklandı.

 1967

Cumhuriyet sonrasında ilk kez, Türkiye İşçi Partisi’nin doğu miting ve gösterilerinde Kürt etnik varlığı dillendirildi. TİP, 12 Mart Askeri Muhtırası sonrasında, 20 Temmuz 1971 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı, parti liderleri tutuklandı ve 15 yıla kadar değişen hapis cezaları aldı. Bir kısmı 1974 affıyla serbest kaldı.  2018 yılında, Anayasa Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi hakkındaki yargılamanın yenilenmesi yönündeki başvuruyu oy birliği ile reddetti.

 1970

15-16 Haziran işçi olaylarından sonra İstanbul ve Kocaeli’ de ilan edilen sıkıyönetim kaldırıldı. İstanbul merkezli olarak başlayan ve yayılan, Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerine 75.000 dolaylarında işçi katıldı. Gösterilen tepki esas olarak DİSK üyesi işçilerden geldiği halde, yürüyüşlere çok sayıda Türk-İş işçisi de toplu halde katıldı. Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandı ve yargılandı. Kadıköy’de meydana gelen olaylarda 2 işçi, 1 polis ve 1 esnaf yaşamını yitirdi.

15-16 Haziran İşçi Olayları – 1970
 1973 Şilili devrimci şarkıcı Estadio Víctor Jara, ABD destekli darbeci, faşist lider Augusto Pinochet’in askerlerince elleri kırıldıktan sonra kurşuna dizilerek öldürüldü. Vücudunda 44 kurşun bulundu.  (Doğumu: )  Öldürülmesinin 30. yıldönümünde katledildiği Şili Ulusal Stadyumu’nun ismi Estadio Víctor Jara olarak değiştirilmiştir.

Victor Jara
 1978 Amerikalı avukat ve sivil haklar savunucusu Brian Sims, doğdu. Michigan Üniversitesi‘nde Hukuk okudu. Philadelphia Barosu Politika ve Planlama Teşkilatı için danışman olarak görev yaptı. Baroda görev yaptığı süre boyunca kadın ve erkek arasındaki haksızlık ve hukuksuzlukla mücadele etmek için avukatlar, yasa koyucular ve toplum örgütleri ile çalıştı. Toplum içi eşitsizliği en asgari seviyeye indirmek için gayret harcadı. Equality Pennsylvania adlı vakıfta görev aldı. Pensilvanya Temsilciler Meclisi’nde tarih boyunca seçilen ilk açık eşcinsel kişi oldu.
1984 Aydınlar Dilekçesi’ ne imza koyan Ankara Üniversitesi, Hacettepe ve ODTÜ’de görevli öğretim üyeleri Prof. İlhan Tekeli, Dr. Ali Gitmez, Prof. Hüsnü Göksel, Prof. Bozkurt Güvenç, Dr. Sargut Şölçün, Doç. Mehmet Haberal, Doç. Zafer Öner, Prof. Şerafettin Turan’a rektörlerce kınama cezası verildi.
 1986 Mahkemelerin Aşırı İş Yükünü Önleyici ve Azaltıcı Tedbirler Hakkında 1986 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yönelik R(86) 12 Sayılı Tavsiye Kararı olarak 16 Eylül 1986 tarihli 399. Toplantıda kabul edildi. Tavsiye Kararı, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için yargı makamlarının asli işi olmayan bir takım işlerin devletlerin diğer organlarının yetki alanına aktarılmasını öngörmektedir.
 1993 Demokrasi Partisi (DEP) Genel Başkanı Yaşar Kaya, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı. Partisi 16 Haziran 1994’de Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliği ile kapatıldı.
 1996 AİHM, Dicle/Kelekçi köyünde 9 köylünün evlerinin yakılmasına ilişkin H. Akduvar ve Diğerleri davasında Türkiye’yi suçlu buldu.
 1997 Gazi Katliamında 7 kişinin ölümünden sorumlu tutulan 20 polisin Trabzon’da devam eden duruşmasında 8 polis hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.
 2002 Hindistan’da Yüksek Mahkeme, başta Pepsi ve Coca Cola şirketleri olmak üzere 12 firmaya Himalaya Dağları’nı reklam panosu olarak kullanmaktan ötürü para cezası verdi. 
 2002 Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme 16 Eylül 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edildi. Türkiye tarafından kabul edilen Sözleşme 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlandı ve Türkiye’de 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye sözleşmeye çekince koyarak, sözleşmenin yorum veya uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkların Uluslararası Adalet Divanı’nda çözümlenmesini kabul etmedi.
 2004 BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Bush yönetiminin Irak savaşına Güvenlik Konseyi’nin onayı olmadan giriştiğini, bunun da BM Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu söyleyerek ABD’nin Irak savaşını yasadışı olarak niteledi.
 2004 Dan Brown’ın, Da Vinci’nin Şifresi adlı romanı Lübnan’da Katolik liderlerin, Hıristiyanlığı rencide ediyor yönündeki şikayeti üzerine yasaklandı.
 2004 Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve meslek odalarından 5 bin kişi Diyarbakır’da çoğu çocuk 10 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırıyı protesto etmek için sessiz yürüyüş yaptı.
 2008 14 yaşındaki B. Ç.’ ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklu olarak yargılanan Vakit yazarı Hüseyin Üzmez 13 yıl hapis cezasına mahkum edildi.

Hüseyin Üzmez
2009 İstanbul Çapa Kızılay Kan Merkezi’nde DİSK/Dev Sağlık-İş örgütlenmesi nedeniyle Ekim 2008’de işten atılan çalışanlar işe iade davasını kazandı.
 2016 Hukukçu ve siyasetçi António Mascarenhas Monteiro yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Şubat 1944) Leuven Katolik Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. 1977 ile 1980 yılları arasında, Atlas okyanusundaki Yeşil Burun Adaları ulusal meclisinde genel sekreterlik görevini üstlendi. 1980 yılında Yeşil Burun Adaları Anayasa Mahkemesi başkanlığına getirildi. Yeşil Burun Adaları’nın ikinci devlet başkanı olarak 1991 ile 2001 yılları arasında devlet başkanlığı makamında bulundu.

António Mascarenhas Monteiro
 2016 İtalyan hukukçu, siyasetçi ve bankacı Carlo Azeglio Ciampi, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Aralık 1920) 1946’da Pisa Üniversitesi hukuk bölümünden mezun olup İtalyan Bankasında işe başladı. 1973’te Merkez Bankasında genel sekreter, 1976’da genel müdür yardımcısı, 1978’de Genel Müdür oldu ve 1003 yılına kadar bu görevde kaldı. 1993-1994 yıllarında teknokratlar hükûmetinin başbakanı olarak atandı. 18 Mayıs 1999 – 15 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Tüm partiler tarafından saygı gördü, ikinci dönem cumhurbaşkanı olması yönündeki teklifleri reddetti. Herkesin anayasaya saygılı olması gerektiğini sık sık dile getirdi. 2005 Mart ayında Oxford Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora verildi.

Carlo Azeglio Ciampi
 2022 Hukukçu ve milletvekili  Haluk Pekşen, Ankara’da yaşamını yitirdi. (11 Eylül 1961, Trabzon – 16 Eylül 2022, Ankara)
2022 Rusya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nden (AİHS) 16 Eylül 2022 tarihinde resmen çıktı. Rusya, Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi sonrasında, ihraç edileceğini öngörerek Avrupa Konseyine ayrılma kararını 15 Mart 2022 resmen bildirmiş ve resmi tebligatı sunmuş, 26 yıllık Konsey üyeliği 16 Mart 2022’de resmen sona ermişti. 
 2023 Eski İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süleyman Salih Zoroğlu, çocuk hastalarına uyuşturucu ilaç verip manipüle ederek ailelerini tecavüzle suçlattığı iddiasıyla tutuklandı. Bakırköy’de, 5 çocuğun cinsel istismara uğradığı gerekçesiyle yaptıkları şikayetin ardından savcılığın başlattığı soruşturma sonucunda şikayetçi olan çocukların raporlarının aynı psikiyatr üzerinden gönderildiğinin öğrenilmesi üzerine Psikiyatri kliniği hakkında inceleme başlatılmış ve Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Pof. Dr. Süleyman Salih Zoroğlu, diş hekimi olan eşi Özgül Zoroğlu (49), şüpheli profesörün yardımcısı Dr. Ahmet A. (27), asistan doktor Zeynep A. (32), devlet hastanesi acil servisinde çalışan ve Prof. Süleyman Salih Z.’ye ketemin ilaçlarının temin ettiği belirtilen Hüsna A. (29) ile klinik sekreteri İnci A. (51) gözaltına alınıştı. Şüphelilerden Süleyman Salih Zoroğlu ve  Ahmet A. tutuklandı. Diğer şüphelilerin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Zoroğlu’nun Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu üyesi ve çocuk cinsel tacizlerine bakan tek isim olduğu ortaya çıktı. 
 2024 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gezi Davası’nda mahkum edildiği ceza nedeniyle iki buçuk yıldır cezaevinde tutulan ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına rağmen tahliye edilmeyerek milletvekilliği düşürülen Can Atalay’ın bireysel başvurusu kapsamında hükümetten savunma istedi.
 2024 Tekirdağ’da cinsel istismara uğrayan iki yaşındaki bebekle ilgili soruşturmada tutuklanan 13 ve 14 yaşındaki çocuklara tatbikat yaptırıldı.
 2024

Mahkemelerin Aşırı İş Yükünü Önleyici ve Azaltıcı Tedbirler Hakkında 1986 Tarihli Tavsiye Kararı

16 Eylül – Hukuk Takvimi

Reis Bey

0

Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek tarafından yazılmış, tiyatro eseri olarak sahnelenmiş ve 2 Mart 1990 tarihinde sinema eseri olarak sahneye konulmuştur. Hukuk Filmleri kategorisinde Türk yapımı bir başyapıt olarak sinema tarihine geçmiştir. Başrolde Haluk Kurtoğlu rol almıştır.

Reis Bey, görevinde hiç taviz vermeyen, kanunlara son derece bağlı ve kararlarında acımasız bir yargıçtır. Sanıkların suçlu olduğuna kanaat getirirse, onları idam sehpasına göndermekten çekinmeyen kahramanımızın hayatı trajik bir şekilde değişecek, idam sehpasına gönderdiği bir katil zanlısı yaşamını alt üst edecektir.

Tüm deliller, mahkemeye gelen zanlının suçlu olduğunu göstermektedir ve Reis Bey, onu hiç çekinmeden idama  mahkum ettirecektir.

Tüm deliller, annesini öldürmekle suçlanan sanığın suçlu olduğunu göstermektedir. Sanık, suç işlemediğini ısrarla söylese ve yargıçtan sürekli ”merhamet” istese de kurtulamayacaktır. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uygulanmamış, sanığın cinayet anında başka bir yerde olduğuna şahitlik edecek tanık dinlenmemiş, peşin hükümlü bir yargılama yapılmıştır.

Reis Bey, birey yerine toplumu düşünmekte ve onu korumaya çalışmaktadır. Onun için korunması gereken toplumdur; toplumu korumak için sert önlemler almak zaruridir.

İdamdan sonra sanığın suçsuz olduğu anlaşılmış, gerçek suçlu ortaya çıkmış, suçunu itiraf etmiştir. Asıl suçlunun başka biri olduğu anlaşıldıktan sonra hakimin yaşadığı ruhsal değişim bambaşka bir hal almıştır. Bu sırada görevi bırakan Reis Bey, bütün yaşam felsefesini değiştirmiş, artık hayatını merhamet duygusunun yaygınlaşmasına adamıştır. Belalı insanların bulunduğu bir kahvede insanlara merhameti anlatmakta, kötülük saçan insanlara iyiliği hatırlatma görevi üstlenmektedir.

Herkes, bu eski yargıca büyük bir saygı göstermektedir. Bir gün, bir polis baskını sırasında kahvehanede bulunanlardan biri, polise yakalanmamak için yanındaki uyuşturucuyu emekli yargıcın cebine saklamış ve eski ceberut hakim suçüstü halinde polise yakalanmıştır.

Reis Bey, yıllarca hakim koltuğunda tüm haşmetiyle oturduğu ve etrafa korku saldığı mahkeme salonunda, bir iftira sonucu artık sanık olarak yer alacak fakat adil bir şekilde yargılanacaktır.

Vizyon Tarihi :02 Mart 1990

Yapımı            :1988 – Türkiye

Tür                  :Dram,  Politik, Adliye

Süre                :80 Dak.

Yönetmen      :Mesut Uçakan

Oyuncular      :Sümer Tilmaç ,  Bülent Polat,  Nihat Nikerel,  Ümit Acar , Murat Soydan

Senaryo        :Mesut Uçakan

Yapımcı        :Ali Moroğlu

Gerçek katilin suçunu itiraf ettiği sorgu sahnesi

Reis Bey’den adalet ve hukukla ilgili replikler

“Ceza felsefesinde bir görüş vardır: Bir masuma kıymaktansa, bin cürümlüyü cezasız bırakmak yeğdir. Ben de diyorum ki, cemiyette bir ferdi korumak için, bin kişiye bu gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır. O bir kişi, bütün bir cemiyettir.”

“Kanunu, bir şey ortadan kalksın, yapılamaz olsun diye değil, bizim başka türlü yaptığımızı, bazıları bu türlü yapmasın diye çıkarıyoruz.”

“Ümit kalmayınca telaş da biter.”

“Bizi daima işlenen suçun cüzzamlı suratına bakmaktan kaçıran bu edebiyat esnaflığını bir yana bıraksınlar!” ve bu görünen suçun görünmeyen bir yanı varsa onu ortaya döksünler!”

“Dışımda ne arıyorlar; içime doğru suçluyum ben… Yapamadıklarımın, işlemediklerimin de suçlusu…”

“Gözyaşı suçun rengini soldurmaz.”

‘Herkes başucuna “Suçlu benim, herkes suçsuz.” levhasını asmalıdır.’

“Etmeyin Reis Bey, siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!”

“Bir adam yalan söyleyebilir; fakat yalan sayıklayamaz.”

“-Merhamet suç mu efendim?

-Hem de idamlık…”

“Merhamet! Ağızların iğrenç sakızı!”

“Hiçbir makam âdi değildir; âdi olan, insanlar..”

“Affı anlayınca kendinizden başka her insanı mazur göreceksiniz.”

“Boş toprakta define aranırcasına suçlu aranmaz, ancak meydana çıkarsa görülür.”

“…En merhametsiz ceza ölçülerinin kurtarabileceği çürük bir cemiyette, paltosunun astarında esrar bulunmuş bir insanı temize çıkaramam. Bu yüzden bütün karşı delilleri reddediyor ve onu mahkûm ediyorum. Mahkûm ettiğim, o değil, mücerret fiildir. Ferde verdiğim ceza isabetsiz olabilir; cemiyete aradığım deva, isabetlidir. Varsın, bir kötünün bürünmesi ihtimali olan masumluk maskesini kullanılmaz hale getirmek için bin masum feda edilsin.”

“Her sanığı, suçu sabit oluncaya kadar masum kabul etmeğe mecbur değil misiniz? Hangi msum, masumluğunu ispat için suçluyu bulmakla mükellef tutulabilir?” 

Reis Bey, emeklilik sonrası kumarhanedekilere nasihat ediyor

Sami Selçuk

0
Sami Selçuk
Sami Selçuk

Prof. Dr. Sami Selçuk, 1937 tarihinde Konya-Taşkent’te doğmuş, 1955’te Konya Lisesini ve 1959’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Selçuk, askerliğini Merzifon’da yedek subay olarak yaptıktan sonra Ankara yargıç adayı olarak mesleğe başlamış ve sırasıyla, Sütçüler, Akşehir, Yenice ve 1972’den sonra Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunmuştur.

Prof. Dr. Sami Selçuk, Sami Selçuk, 21.09.1982 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 10.07.1990 tarihinde ilk kez, 13.07.1994 tarihinde ikinci kez, 13.07.1998 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.

Sami Selçuk: Yargı Hep Bağımlı

Uzun yıllar yürüttüğü yargıçlık mesleğinin zirvesindeyken Yargıtay Eski Başkanlığı yapmış ve sonrasında da Yargıtay Onursal Başkanı seçilmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 07.07.1999 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen ve bu görevden 15.06.2002 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılan Selçuk, Fransızca ve İtalyanca bilmektedir.

Prof. Dr. Sami Selçuk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktora yapmış, 1986’da Doçent, 2006’da Profesör olmuştur. Sami Selçuk, doktorasını 1982’de Ankara Üniversitesinde tamamlamıştır. Bilkent Üniversitesi’ne katılmadan önce Yargıtay başkanlığı da yapmış olan Selçuk, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku derslerini vermektedir. Selçuk, felsefe, sosyoloji ve siyaset bilimine yoğun ilgi göstermektedir.

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Prof. Dr. Sami Selçuk

Eserleri 

Prof. Dr. Sami Selçuk, hukuk alanında birçok esere imza atmıştır. Atatürkçülük, ceza ve ceza yargılama hukuku, laiklik ve dil gibi alanlarda araştırmaları, denemeleri ve Dolandırıcılık, Dolandırıcılık Suçunun Kimi Suçlardan Ayrımı, Temsili ve Katılımcı Demokrasinin Kökeni, Çürütmeler, Önce Dil, Çek Suçları, Laiklik, Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne, Demokrasiye Doğru, Konuşma, Özlenen Demokratik Türkiye, Longing for Democracy, Türkiye’nin Demokratik Dönüşümü, Özlenen Hukuk/ Yaşayan Hukuk, Beccaria’nın İnsanlığa Mesajı, Bağımsız Yargı/Özgür Düşünce, 2007’nin Hukuk Olayı/Anayasa Mahkemesinin 367 Kararı, Kısıtlı Demokrasi/Sancılı Hukuk, Batıgil Demokrasinin ve Hukukun Doğugil Serüveninden Kesitler, Adalet ve Yaşayan Hukuk, Demokratik Yönetim/ Özgür Birey, Doğru Çözüm: Yepyeni Bir Anayasa, Hukuki Tanıda Yanılgı, Dreyfus Davası, Kendini Tüketen Hukukun Dramı başlıklı yapıtlarının yanı sıra Cesare Beccaria’dan Suçlar ve Cezalar Hakkında, André Gide’den Cinayet Mahkemesi Anıları, Filippo Gramatica’dan Toplumsal Savunma İlkeleri adlı çevirileri bulunmaktadır.

Uluslararası Demokrasi Günü

0
Demokrasi Üzerine Evrensel Bildirge

Uluslararası Demokrasi Günü, Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 15 Eylül’de kutlanan, demokrasinin temel ilkelerinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün ve demokratik yönetime katılımın önemine dikkat çekmeyi amaçlayan uluslararası gündür.

Uluslararası Demokrasi Günü, Birleşmiş Milletler tarafından demokrasinin temel ilkelerine, demokratik kurumlara, siyasal katılıma, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dikkat çekmek amacıyla ilan edilen uluslararası gündür. Her yıl 15 Eylül’de kutlanmaktadır.

Tarihçesi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 8 Kasım 2007 tarihinde kabul ettiği 62/7 sayılı kararla 15 Eylül’ü Uluslararası Demokrasi Günü olarak ilan etmiştir. Günün ilk kutlaması 2008 yılında gerçekleştirilmiştir.

15 Eylül tarihinin belirlenmesinde, Parlamentolar Arası Birlik (IPU) tarafından demokrasiye ilişkin olarak hazırlanan Evrensel Demokrasi Bildirgesi önemli bir yere sahiptir. Bildirge, 16 Eylül 1997 tarihinde Kahire’de kabul edilmiştir.

Amacı

Uluslararası Demokrasi Günü, demokratik yönetimin temel unsurları konusunda kamuoyunda farkındalık oluşturmayı ve devletlerin demokratik kurumlarını güçlendirmeye yönelik çabalarını desteklemeyi amaçlamaktadır. Birleşmiş Milletler, bu günü aynı zamanda dünyadaki demokrasinin durumunu değerlendirmek için bir fırsat olarak görmektedir.

Demokratik yönetim; özgür ve adil seçimler, siyasal katılım, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, çoğulculuk, eşitlik, insan haklarının korunması ve hukukun üstünlüğü gibi ilkelerle ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle Uluslararası Demokrasi Günü, yalnızca seçimlerin yapılmasını değil, bireylerin ve toplumların kamu işlerinin yönetimine anlamlı biçimde katılabilmesini de demokrasi kavramının bir unsuru olarak ele almaktadır.

Evrensel Demokrasi Bildirgesi

IPU tarafından kabul edilen Evrensel Demokrasi Bildirgesi, demokrasinin evrensel ilkelerini ortaya koyan önemli uluslararası metinlerden biridir. Bildirge, demokrasiyi halkın kendi geleceğini belirleme ve kamu işlerinin yönetimine katılma hakkıyla ilişkilendirmekte; demokratik yönetimin insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Önemi

Uluslararası Demokrasi Günü, demokratik kurumların işleyişinin, yurttaşların siyasal yaşama katılımının ve temel hak ve özgürlüklerin korunmasının değerlendirilmesi bakımından uluslararası bir farkındalık günü niteliğindedir. Gün kapsamında Birleşmiş Milletler, parlamentolar, hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve diğer kuruluşlar tarafından demokrasiye ilişkin çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

Uluslararası Demokrasi Günü, 15 Eylül tarihinde demokrasinin evrensel değerlerini ve demokratik yönetimin insan hakları ile hukukun üstünlüğüyle olan bağlantısını gündeme taşımaktadır.