Demokrasi Üzerine Evrensel Bildirge

0
Demokrasi Üzerine Evrensel Bildirge

Demokrasi Üzerine Evrensel Bildirge

Parlamentolararası Konsey’in 161. oturumunda oylama yapılmadan kabul edilen bildiri*

(Kahire, 16 Eylül 1997)

Parlamentolararası Konsey,

Parlamentolararası Birliğin barış ve kalkınmaya olan bağlılığını yeniden teyit eden ve demokratikleşme sürecinin ve temsili kurumların güçlendirilmesinin bu hedefe ulaşılmasına büyük katkı sağlayacağına inanan bizler,

Parlamentolararası Birliğin dünyada demokrasiyi teşvik etme ve çoğulcu temsili hükümet sistemlerinin kurulmasına yönelik çağrısını ve bağlılığını yeniden teyit eden ve bu alandaki sürdürülebilir ve çok yönlü faaliyetlerini güçlendirmeyi arzulayan bir bildiri,

Her devletin, Birleşmiş Milletler Şartı’na sıkı sıkıya bağlı kalarak, kendi halkının iradesine uygun olarak, diğer devletlerin müdahalesi olmaksızın, kendi siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel sistemlerini özgürce seçme ve geliştirme egemen hakkına sahip olduğunu hatırlatarak,

Ayrıca, 10 Aralık 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni, 16 Aralık 1966’da kabul edilen Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ni, 21 Aralık 1965’te kabul edilen Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi ve 18 Aralık 1979’da kabul edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’yi hatırlatarak,

Mart 1994’te kabul ettiği ve herhangi bir devlette hükümetin yetkisinin ancak gerçek, özgür ve adil seçimlerde ifade edilen halkın iradesinden kaynaklanabileceğini teyit ettiği Özgür ve Adil Seçim Kriterleri Bildirgesi’ni hatırlatarak,

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 20 Aralık 1996’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 51. oturumuna sunduğu Demokratikleşme Gündemi’ne atıfta bulunarak,

Aşağıdaki Evrensel Demokrasi Bildirgesi’ni kabul eder ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetleri ve parlamentoları içeriğine göre hareket etmeye çağırır:

BİRİNCİ BÖLÜM – DEMOKRASİNİN İLKELERİ

1. Demokrasi, kültürel, siyasi, sosyal ve ekonomik farklılıklardan bağımsız olarak, dünya topluluğundaki halklar tarafından paylaşılan ortak değerlere dayanan, evrensel olarak kabul görmüş bir ideal ve bir hedeftir. Bu nedenle, özgürlük, eşitlik, şeffaflık ve sorumluluk koşulları altında, görüş çeşitliliğine gereken saygı gösterilerek ve siyasi sistemin çıkarları doğrultusunda kullanılması gereken temel bir vatandaşlık hakkıdır.

2. Demokrasi, hem izlenmesi gereken bir idealdir hem de uluslararası kabul görmüş ilke, norm ve standartlardan sapmadan, deneyim çeşitliliğini ve kültürel özellikleri yansıtan yöntemlere göre uygulanması gereken bir yönetim biçimidir. Dolayısıyla, sürekli olarak mükemmelleştirilen ve her zaman mükemmelleştirilebilir bir durumdur ve ilerlemesi çeşitli siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlere bağlıdır.

3. Bir ideal olarak demokrasi, özünde bireyin onurunu ve temel haklarını korumayı ve geliştirmeyi, sosyal adaleti sağlamayı, toplumun ekonomik ve sosyal gelişimini desteklemeyi, toplumun birliğini güçlendirmeyi ve ulusal huzuru artırmayı, ayrıca uluslararası barış için elverişli bir ortam yaratmayı amaçlar. Bir yönetim biçimi olarak demokrasi, bu hedeflere ulaşmanın en iyi yoludur; aynı zamanda kendi kendini düzeltme kapasitesine sahip tek siyasi sistemdir.

4. Demokrasinin başarısı, toplum işlerinin yürütülmesinde erkekler ve kadınlar arasında eşitlik ve tamamlayıcılık içinde çalışarak, farklılıklarından karşılıklı olarak zenginleşerek gerçek bir ortaklığı gerektirir.

5. Demokrasi devleti, iktidara ulaşma, iktidarı kullanma ve iktidarın el değiştirme süreçlerinin serbest siyasi rekabete olanak sağlamasını ve halkın açık, özgür ve ayrımcılık yapmayan katılımının bir ürünü olmasını, hukukun üstünlüğü ilkesine hem lafzıyla hem de ruhuyla uygun olarak uygulanmasını sağlar.

6. Demokrasi, önsözde hatırlatılan uluslararası belgelerde belirtilen haklardan ayrı düşünülemez. Bu nedenle bu haklar etkin bir şekilde uygulanmalı ve bunların doğru bir şekilde kullanılması bireysel ve kolektif sorumluluklarla eşleştirilmelidir.

7. Demokrasi, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarının uygulanmasına dayanır. Demokratik bir devlette hiç kimse kanunun üstünde değildir ve herkes kanun önünde eşittir.

8. Barış ve ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma, demokrasinin hem koşulları hem de meyveleridir. Dolayısıyla barış, kalkınma, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygı ve bunların gözetilmesi arasında karşılıklı bir bağımlılık vardır.

İKİNCİ BÖLÜM – DEMOKRATİK YÖNETİMİN UNSURLARI VE UYGULANMASI

9. Demokrasi, iyi yapılandırılmış ve iyi işleyen kurumların varlığına, bir standartlar ve kurallar bütününe ve hak ve sorumluluklarının tam olarak farkında olan toplumun genel iradesine dayanır.

10. Toplumsal uyumu ve dayanışmayı artırmak için, çeşitlilik ve tekdüzelik, bireysellik ve kolektiviteye dair rekabet eden talepler arasındaki gerilimleri gidermek ve dengeyi sağlamak demokratik kurumların görevidir.

11. Demokrasi, herkesin kamu işlerinin yönetimine katılma hakkına dayanır; bu nedenle, her düzeyde temsili kurumların ve özellikle de toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği ve halkın iradesini yasama ve hükümet eylemlerini denetleme yoluyla ifade etme yetkisine ve araçlarına sahip bir Parlamentonun varlığını gerektirir.

12. Demokrasinin işleyişinde kilit unsur, halkın iradesinin ifade edilmesini sağlayan düzenli aralıklarla özgür ve adil seçimlerin yapılmasıdır. Bu seçimler, tüm seçmenlerin temsilcilerini eşitlik, açıklık ve şeffaflık koşullarında seçebilmeleri ve siyasi rekabeti teşvik edebilmeleri için evrensel, eşit ve gizli oy hakkı temelinde yapılmalıdır. Bu amaçla, medeni ve siyasi haklar, özellikle de oy kullanma ve seçilme hakkı, ifade ve toplanma özgürlüğü hakkı, bilgiye erişim hakkı ve siyasi partiler kurma ve siyasi faaliyetlerde bulunma hakkı esastır. Demokratik süreçlerin bütünlüğünü sağlamak için parti örgütlenmesi, faaliyetleri, finansmanı, fonlaması ve etiği tarafsız bir şekilde düzenlenmelidir.

13. Devletin temel işlevlerinden biri, vatandaşlarının medeni, kültürel, ekonomik, siyasi ve sosyal haklarından yararlanmalarını sağlamaktır. Dolayısıyla demokrasi, etkili, dürüst ve şeffaf, özgürce seçilmiş ve kamu işlerinin yönetimi konusunda hesap verebilir bir hükümetle el ele gider.

14. Demokrasi için hayati önem taşıyan kamu hesap verebilirliği, seçilmiş veya seçilmemiş olsun, kamu yetkisine sahip olan herkesi ve istisnasız tüm kamu otoritelerini kapsar. Hesap verebilirlik, hükümetin faaliyetleri hakkında bilgiye erişim hakkını, hükümete dilekçe verme hakkını ve tarafsız idari ve yargı mekanizmaları aracılığıyla hak arama hakkını içerir.

15. Kamusal yaşamın bütünü etik anlayışı ve şeffaflıkla şekillenmeli ve bunları korumak için uygun normlar ve prosedürler oluşturulmalıdır.

16. Her düzeyde demokratik süreçlere ve kamusal hayata bireysel katılım, adil ve tarafsız bir şekilde düzenlenmeli ve her türlü ayrımcılıktan, ayrıca devlet ve devlet dışı aktörler tarafından yıldırma riskinden kaçınılmalıdır.

17. Yargı kurumları ve bağımsız, tarafsız ve etkili denetim mekanizmaları, demokrasinin temelini oluşturan hukukun üstünlüğünün güvencesidir. Bu kurum ve mekanizmaların kurallara saygıyı tam olarak sağlaması, süreçlerin adaletini iyileştirmesi ve adaletsizlikleri gidermesi için, herkesin eşitlik temelinde idari ve yargısal çözüm yollarına erişimi ve hem devlet organları ve kamu otoritelerinin temsilcileri hem de toplumun her üyesi tarafından idari ve yargısal kararlara saygı gösterilmesi gerekmektedir.

18. Aktif bir sivil toplumun varlığı demokrasinin temel bir unsuru olmakla birlikte, bireylerin demokratik süreçlere katılma ve yönetim tercihleri ​​yapma kapasitesi ve istekliliği garanti edilemez. Bu nedenle, katılımcı hakların gerçek anlamda kullanılabilmesi için elverişli koşullar geliştirmek ve bu kullanımı engelleyen, zorlaştıran veya kısıtlayan engelleri ortadan kaldırmak gereklidir. Bu nedenle, başta eşitlik, şeffaflık ve eğitim olmak üzere, sürekli olarak geliştirilmesi ve cehalet, hoşgörüsüzlük, ilgisizlik, gerçek seçenek ve alternatiflerin eksikliği ve sosyal, kültürel, dini ve ırksal nitelikteki veya cinsiyet nedeniyle ortaya çıkan dengesizlikleri veya ayrımcılığı gidermeye yönelik önlemlerin yokluğu gibi engellerin ortadan kaldırılması şarttır.

19. Sürdürülebilir bir demokrasi durumu, eğitim ve diğer kültür ve bilgi araçlarıyla sürekli olarak beslenen ve güçlendirilen demokratik bir iklim ve kültür gerektirir. Dolayısıyla, demokratik bir toplum, terimin en geniş anlamıyla eğitime ve daha özel olarak yurttaşlık eğitimine ve sorumlu bir yurttaşlık anlayışının şekillendirilmesine kendini adamalıdır.

20. Demokratik süreçler elverişli bir ekonomik ortamla desteklenir; bu nedenle, kalkınmaya yönelik genel çabalarında toplum, en dezavantajlı kesimlerin temel ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaya ve böylece onların demokratik sürece tam entegrasyonunu sağlamaya kendini adamalıdır.

21. Demokrasi hali, düşünce ve ifade özgürlüğünü ön varsayar; bu hak, müdahale olmaksızın görüş sahibi olma ve herhangi bir medya aracılığıyla ve sınırları aşmaksızın bilgi ve fikir arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.

22. Demokrasinin kurumları ve süreçleri, çeşitliliği, çoğulculuğu ve farklı olma hakkını hoşgörü ortamında korumak için hem homojen hem de heterojen toplumlardaki tüm insanların katılımını sağlamalıdır.

23. Demokratik kurumlar ve süreçler, aynı zamanda yerel ve bölgesel yönetim ve idarenin merkeziyetçilikten uzaklaştırılmasını da desteklemelidir; bu bir hak ve bir zorunluluktur ve kamu katılımının tabanını genişletmeyi mümkün kılar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM – DEMOKRASİNİN ULUSLARARASI BOYUTU

24. Demokrasi, uluslararası kuruluşlara ve devletlerin uluslararası ilişkilerine uygulanabilir bir uluslararası ilke olarak da kabul edilmelidir. Uluslararası demokrasi ilkesi, yalnızca devletlerin eşit veya adil temsilini değil, aynı zamanda devletlerin ekonomik hak ve yükümlülüklerini de kapsar.

25. Demokrasi ilkeleri, küresel öneme sahip konuların ve insanlığın ortak mirasının, özellikle de insan çevresinin uluslararası yönetiminde uygulanmalıdır.

26. Uluslararası demokrasiyi korumak için Devletler, davranışlarının uluslararası hukuka uygun olmasını sağlamalı, güç kullanımından veya güç tehdidinden ve diğer Devletlerin egemenliğini, siyasi veya toprak bütünlüğünü tehlikeye atan veya ihlal eden her türlü davranıştan kaçınmalı ve anlaşmazlıklarını barışçıl yollarla çözmek için adımlar atmalıdır.

27. Bir demokrasi, uluslararası ilişkilerde demokratik ilkeleri desteklemelidir. Bu bağlamda, demokrasiler antidemokratik davranışlardan kaçınmalı, demokratik hükümetlerle ve demokrasi ve insan hakları için çalışan sivil toplum örgütleri gibi devlet dışı aktörlerle dayanışma göstermeli ve antidemokratik rejimlerin elinde insan hakları ihlallerine maruz kalanlara dayanışma göstermelidir. Uluslararası ceza adaletini güçlendirmek için demokrasiler, uluslararası suçlar ve temel insan haklarının ciddi ihlalleri için cezasızlığı reddetmeli ve kalıcı bir uluslararası ceza mahkemesinin kurulmasını desteklemelidir.

Sandra Day O’Connor

0
Sandra Day O’Connor

Sandra Day O’Connor, 26 Mart 1930’da El Paso, Teksas’ta doğdu. Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve ABD Yüksek Mahkemesi’nin ilk kadın yargıcıdır. 1981-2006 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı olarak görev yaptı ve Mahkeme’ye atanan ilk kadın yargıç oldu. Başkan Ronald Reagan tarafından 19 Ağustos 1981’de aday gösterilen O’Connor’ın adaylığı, Senato tarafından 21 Eylül 1981’de 99-0 oyla, yani oy birliğiyle onaylandı. 25 Eylül 1981’de yemin ederek görevine başladı.

O’Connor çocukluğunun önemli bir bölümünü Arizona’nın güneydoğusunda, Arizona ile New Mexico sınırına yakın, ailesine ait Lazy B adlı büyükbaş hayvan çiftliğinde geçirdi. Çiftliğin bulunduğu bölgedeki eğitim imkânlarının sınırlı olması nedeniyle öğreniminin önemli bir bölümünü El Paso’da sürdürdü. Radford School for Girls’te ve daha sonra Austin High School’da eğitim gördü. 1946’da Stanford Üniversitesi’ne girdi. Ekonomi öğrenimi gördü ve 1950’de magna cum laude derecesiyle mezun oldu.

Ardından Stanford Hukuk Fakültesi’nde hukuk eğitimi aldı. Stanford’un hızlandırılmış programı kapsamında hukuk eğitimini iki yılda tamamlayarak 102 kişilik sınıftan 1952’de üçüncü olarak mezun oldu. Hukuk eğitimi sırasında Stanford Law Review yayın kurulunda görev aldı ve akademik başarı gösteren hukuk öğrencilerinin kabul edildiği Order of the Coif adlı hukuk onur topluluğuna alındı.

O’Connor, hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra kadın hukukçulara yönelik ayrımcı tutumlar nedeniyle özel hukuk bürolarında iş bulmakta zorlandı. Bunun üzerine Kaliforniya’daki San Mateo County savcılık makamında çalıştı ve 1952-1953 yıllarında Deputy County Attorney olarak görev yaptı. Başlangıçta maaş almadan ve kendisine tahsis edilmiş bir büro olmadan çalışmayı kabul etti.

1954-1957 yılları arasında Frankfurt’ta, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’nun Quartermaster Corps bünyesindeki Quartermaster Market Center’da hukuk müşaviri olarak çalıştı. 1957’de Arizona’ya dönerek Phoenix çevresinde özel hukuk alanında çalışmaya başladı. Bu dönemde ailesiyle ilgilendi ve üç çocuğunun yetişmesine önemli ölçüde zaman ayırdı.

O’Connor, 1965’te Arizona Başsavcı Yardımcısı olarak kamu görevine döndü.

1969’da Arizona Eyalet Senatosu’nda ortaya çıkan bir üyelik boşluğunu doldurmak üzere Vali Jack Williams tarafından senatörlüğe atandı. 1970’te ve 1972’de yeniden bu göreve seçildi. 1972’de Arizona Eyalet Senatosu çoğunluk lideri oldu. Böylece Amerika Birleşik Devletleri’nde bir eyalet senatosunun çoğunluk liderliğine gelen ilk kadın oldu. Senatörlüğü sırasında kadınlara karşı ayrımcılık içeren bazı yasal düzenlemelerin değiştirilmesi için mücadele etti. Kadınların çalışma ve mülkiyet haklarını sınırlayan düzenlemelerin değiştirilmesi, kamu makamlarında kadınlara yönelik görev kısıtlamalarının kaldırılması ve aile hukukundaki eşitsizliklerin giderilmesi için çalışmalar yürüttü. Ayrıca kamu yönetimi, eyaletler arası ilişkiler, çevre hukuku ve yargı teşkilatına ilişkin çeşitli yasama faaliyetlerinde bulundu. Çoğunluk liderliği görevini 1974 yılına kadar sürdürdü.

1974’te Maricopa County Superior Court yargıçlığına seçildi ve bu görevde 1979’a kadar kaldı. 1979’da Arizona Valisi Bruce Babbitt tarafından Arizona Court of Appeals yargıçlığına atandı. O’Connor, 1981’de Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’ne atanana kadar bu görevini sürdürdü.

Başkan Ronald Reagan’ın O’Connor’ı Yüksek Mahkeme’ye aday göstermesi, 1980 başkanlık kampanyası sırasında kadın bir yargıç atama yönündeki vaadiyle de bağlantılıydı. O’Connor’ın adaylığı Senato tarafından 99-0 oyla onaylandı ve O’Connor, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi tarihinde görev yapan ilk kadın yargıç oldu.

O’Connor, Yüksek Mahkeme’de ölçülü ve pragmatik yargısal yaklaşımıyla tanındı. Özellikle oyların birbirine yakın olduğu davalarda Mahkeme’nin kararını etkileyebilen merkezî bir konumda bulundu. Bu nedenle basında sıklıkla swing vote (belirleyici oy) olarak nitelendirildi. Yargıçlığı döneminde anayasa hukuku, federalizm, eşitlik, seçim hukuku ve temel haklar başta olmak üzere birçok alanda görüş kaleme aldı. O’Connor’ın anayasa hukukundaki etkisinin görüldüğü önemli kararlar arasında Planned Parenthood of Southeastern Pennsylvania v. Casey (1992), New York v. United States (1992), Bush v. Gore (2000) ve Grutter v. Bollinger (2003) bulunmaktadır. Planned Parenthood of Southeastern Pennsylvania v. Casey kararında O’Connor, kürtaj hakkına ilişkin anayasal korumanın temel unsurlarının belirlenmesinde önemli rol oynadı. Karar, devlet tarafından getirilen düzenlemelerin, kadının gebeliği sona erdirme kararına önemli bir engel oluşturup oluşturmadığını belirlemeye yönelik undue burden (aşırı engel) standardını ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. New York v. United States kararında ise federal hükümetin eyaletlerle ilişkilerine dair anayasal bir içtihadın yaratılmasına katkıda bulundu. Kararda, federal hükümetin eyaletleri belirli bir düzenlemeyi uygulamaya zorlayamayacağına hükmedildi. Bu karar, federal hükümet ile eyaletler arasındaki yetki ilişkileri ve federal yapının korunması bakımından önem taşımaktadır. Grutter v. Bollinger davasında O’Connor, öğrenci kabulünde ırkın tek başına değil, adayların bireysel nitelikleriyle birlikte ve sınırlı biçimde dikkate alınabileceğine karar verdi. Bush v. Gore kararında O’Connor, Florida’daki başkanlık seçimlerinde oyların yeniden sayımına ilişkin uyuşmazlıkta çoğunluk görüşünde yer aldı. Karar, 2000 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçiminin sonucu üzerindeki etkisi nedeniyle Amerikan anayasa ve seçim hukukunun en çok tartışılan kararlarından biri oldu.

O’Connor, 1 Temmuz 2005’te Yüksek Mahkeme’den emekliye ayrılacağını açıkladı. Emeklilik kararında, eşi John Jay O’Connor III’ün Alzheimer hastalığına yakalanmasının da etkili olduğu belirtildi. Samuel Alito’nun O’Connor’ın yerine atanmasının ardından 31 Ocak 2006’da Yüksek Mahkeme’deki görevinden ayrıldı. Böylece Mahkeme’de 24 yılı aşkın süre görev yapmış oldu.

Emekliliğinden sonra yurttaşlık eğitimi ve demokratik katılım alanında çalışmalar yürüttü. Gençlerin anayasal sistem ve yurttaşlık sorumlulukları konusunda eğitim almasını amaçlayan Our Courts girişimini başlattı. Bu girişim daha sonra iCivics adını aldı ve yurttaşlık eğitimi alanında dijital eğitim materyalleri, ders planları ve etkileşimli uygulamalar geliştirdi. iCivics, kendi tarihçesine göre 2009’da O’Connor tarafından kurulmuştur.

2009’da Başkan Barack Obama tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nin en yüksek sivil nişanlarından biri olan Presidential Medal of Freedom (Başkanlık Özgürlük Madalyası) ile ödüllendirildi.

O’Connor, 23 Ekim 2018’de yayımladığı açıklamada, erken evrede Alzheimer hastalığı olabileceğini ve demans belirtileri yaşadığını kamuoyuna bildirdi. Aynı açıklamada kamusal yaşamdan çekileceğini belirtti. Sandra Day O’Connor, 1 Aralık 2023’te Phoenix, Arizona’da 93 yaşında hayatını kaybetti.

Sandra Day O’Connor, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nin ilk kadın yargıcı olarak Amerikan anayasa ve hukuk tarihinde kalıcı bir yer edinmiştir. Yaklaşık çeyrek yüzyıllık görev süresinde anayasa hukuku, federalizm, eşitlik, seçim hukuku ve temel haklar alanındaki önemli uyuşmazlıklarda verdiği oylar ve kaleme aldığı görüşlerle Mahkeme içtihatlarının şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Ölçülü ve pragmatik yargısal yaklaşımı, özellikle Mahkeme’nin yakın oylarla sonuçlanan davalarında belirleyici olmasını sağlamış ve onu Amerikan hukuk tarihinin en etkili yargıçlarından biri hâline getirmiştir.

Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi

0
Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi

Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi (Convention on Registration of Objects Launched into Outer Space), uzaya gönderilen cisimlerin ulusal ve uluslararası düzeyde tesciline ilişkin kuralları belirleyen ve devletlerin uzay faaliyetlerinden doğan sorumluluklarının belirlenmesine katkı sağlayan bir uluslararası uzay hukuku sözleşmesidir. Sözleşme, 1962’den itibaren Birleşmiş Milletler Hukuk Alt Komitesi tarafından incelenip müzakere edilmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 12 Kasım 1974’te 3235 (XXIX) sayılı kararla kabul edilmiş, 14 Ocak 1975’te imzaya açılmış ve 15 Eylül 1976’da yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Sözleşmeye 5151 sayılı Kanun’la katılmayı uygun bulmuş; söz konusu Kanun 28 Nisan 2004’te kabul edilmiş ve 4 Mayıs 2004’te yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi

Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi, uzaya gönderilen cisimlerin ulusal ve uluslararası düzeyde tesciline ilişkin kuralları belirleyen ve devletlerin uzay faaliyetlerinden doğan sorumluluklarının belirlenmesine katkı sağlayan bir uluslararası uzay hukuku sözleşmesidir.

Sözleşme uyarınca, Dünya çevresinde yörüngeye girmek veya daha uzağa gitmek amacıyla fırlatılan uzay cisimlerinin, fırlatan devlet tarafından ulusal bir tescil sistemine kaydedilmesi ve bu tescilin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirilmesi öngörülmektedir. BM Genel Sekreteri ise taraf devletler tarafından sağlanan bilgilerin tutulduğu uluslararası bir Tescil Sistemini muhafaza etmektedir. Tescil kapsamında uzay cismini fırlatan devlet veya devletlerin adı, cismin adı veya tescil numarası, fırlatılma tarihi ve yeri, temel yörünge parametreleri ve uzay cisminin genel işlevi gibi bilgilerin bildirilmesi gerekmektedir.

Sözleşme, uzay cisimlerinin tespit ve teşhis edilmesini, uzay faaliyetlerinin uluslararası hukuk çerçevesinde izlenebilirliğini ve devletlerin uzay faaliyetleri bakımından üstlendikleri uluslararası yükümlülüklerin uygulanmasını güçlendirmektedir. Ayrıca uzay cisimlerinin neden olduğu zararlara ilişkin uluslararası sorumluluk rejimiyle bağlantılı bir tescil mekanizması oluşturmaktadır.

William Howard Taft

0
William Howard Taft

William Howard Taft, 15 Eylül 1857’de Cincinnati, Ohio’da doğan Amerikalı hukukçu, hâkim ve devlet adamıdır. Yale Üniversitesi’nden 1878’de mezun olduktan sonra Cincinnati Law School’da hukuk öğrenimi görmüş, 1880’de hukuk diplomasını alarak Ohio barosuna kabul edilmiş ve avukatlık yapmaya başlamıştır. 1881-1882 yılları arasında Hamilton County savcı yardımcısı, 1887-1890 yılları arasında ise Cincinnati Superior Court hâkimi olarak görev yapmıştır. Taft, 1890-1892 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Solicitor General’ı olmuş, 1892’de Altıncı Daire Federal Temyiz Mahkemesi hâkimliğine atanarak 1900’e kadar bu görevi sürdürmüştür. 1900’de Filipin Komisyonu başkanlığına getirilen Taft, 1901’de Filipinler’in ilk sivil valisi olmuş ve bölgede sivil yönetimin kurulmasına katkıda bulunmuştur. 1904-1908 yılları arasında Başkan Theodore Roosevelt’in Savaş Bakanı olarak görev yapan Taft, bu dönemde Filipinler, Panama Kanalı ve Küba’ya ilişkin yönetim ve dış politika meselelerinde de sorumluluk üstlenmiştir.

Taft, 1909-1913 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin 27. başkanı olarak görev yapmıştır. Başkanlığı döneminde büyük şirketlere ve tröstlere karşı antitröst davalarının sürdürülmesini desteklemiş, dış politikada ABD’nin ekonomik ve diplomatik etkisini artırmayı amaçlayan “Dolar Diplomasisi” anlayışını uygulamıştır. Bununla birlikte, 1909 tarihli Payne-Aldrich Tarifesi ile Cumhuriyetçi Parti içindeki muhafazakârlar ve ilericiler arasındaki anlaşmazlıklar, başkanlığının önemli tartışma konuları olmuştur. Taft’ın başkanlığı sırasında federal gelir vergisinin anayasal temelini oluşturan 16. Anayasa Değişikliği eyaletler tarafından onaylanmış; senatörlerin halk tarafından seçilmesini sağlayan 17. Anayasa Değişikliği ise Kongre tarafından 1912’de önerilerek eyaletlerin onayına sunulmuştur. 17. Anayasa Değişikliği, Taft’ın görevden ayrılmasından sonra, 31 Mayıs 1913’te yürürlüğe girmiştir. Taft, 1912 seçimlerinde yeniden aday olmuş, ancak Theodore Roosevelt’in İlerici Parti adayı olarak seçime katılması Cumhuriyetçi Parti’nin oylarının bölünmesine yol açmış ve seçimi Demokrat Parti adayı Woodrow Wilson kazanmıştır.

Başkanlığının ardından Yale Üniversitesi’nde hukuk profesörlüğü yapan Taft, 1921’de Başkan Warren G. Harding tarafından Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi başkanlığına atanmıştır. 11 Temmuz 1921’de görevine başlayan Taft, 3 Şubat 1930’da sağlık sorunları nedeniyle istifa edene kadar bu görevi sürdürmüştür. Böylece hem Amerika Birleşik Devletleri başkanlığı hem de Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi başkanlığı görevlerinde bulunan tek kişi olmuştur. Yüksek Mahkeme başkanı olarak mahkemenin çalışma düzeninin ve federal yargının idari yapısının güçlendirilmesine katkıda bulunmuş; ayrıca 1925 tarihli Yargı Yasası’nın (Judiciary Act of 1925) kabul edilmesinde etkili olmuştur. Bu düzenleme, Yüksek Mahkemenin temyiz başvuruları arasından inceleyeceği davaları seçme yetkisini önemli ölçüde genişletmiştir. William Howard Taft, 8 Mart 1930’da Washington, DC’de hayatını kaybetmiş ve Arlington Ulusal Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Taft, hukuk, anayasa ve kamu yönetimi alanlarında da önemli eserler kaleme almıştır. Başlıca çalışmaları arasında 1906’da yayımlanan Four Aspects of Civic Duty, 1908’de yayımlanan Present Day Problems, 1913’te yayımlanan Popular Government, 1914’te yayımlanan The United States and Peace ile The Anti-Trust Act and the Supreme Court, 1915’te yayımlanan Ethics in Service, 1916’da yayımlanan Our Chief Magistrate and His Powers, 1920’de yayımlanan Taft Papers on League of Nations ve 1922’de yayımlanan Liberty Under Law bulunmaktadır. Bu eserlerinde anayasal yönetim, başkanlık yetkileri, yargı bağımsızlığı, antitröst hukuku, kamu hizmeti etiği ve uluslararası barış konularını ele almıştır. Taft’ın kitapları, konuşmaları, başkanlık belgeleri ve seçilmiş yargı görüşleri, 2001-2004 yılları arasında yayımlanan The Collected Works of William Howard Taft adlı sekiz ciltlik külliyatta bir araya getirilmiştir.

15 Eylül – Hukuk Takvimi 

0
15 Eylül – Hukuk Takvimi
15 Eylül – Hukuk Takvimi
1616  Avrupa’da aristokrat olmayan ilk ücretsiz devlet okulu İtalya’nın Frascati kentinde açıldı.
1787 Philadelphia’daki Anayasa Konvansiyonu, 15 Eylül 1787’de metin üzerindeki çalışmalarını tamamladı ve Anayasa’nın değiştirilmiş son hâlini oybirliğiyle kabul etti. Aynı gün, hiçbir eyaletin rızası olmaksızın Senato’daki eşit temsil hakkından yoksun bırakılamayacağı ilkesi kabul edildi.
1820 Portekiz’de Lizbon Liberal Devrimi başladı. 15 Eylül 1820’de Lizbon’da başlayan anayasal hareket, Portekiz’de mutlakiyetçi yönetimden anayasal yönetime geçişin önemli aşamalarından biri oldu. Hareketin devamında 1822 Portekiz Anayasası kabul edildi.
1821  Guatemala, İspanyol İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.  
1857
  • ABD’nin 27. Başkanı ve ABD Yüksek Mahkemesi Başkanı William Howard Taft doğdu.
  • New Yorklu Timothy Alder, bir dizgi makinesinin patentini aldı.
1863 Başkan Abraham Lincoln, askerî makamların gerekli gördükleri durumlarda habeas corpus güvencesini askıya alabileceğini açıkladı.
1870 Hollanda, 15 Eylül 1870’te kabul ettiği kanunla barış dönemindeki suçlar için ölüm cezasını tamamen kaldıran ilk Avrupa ülkelerinden biri oldu. Bu tarihi karar, ceza hukukunda modernleşme ve insan hakları odaklı dönüşümün en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.
1898 New York, Rochester’da Ulusal Afro-Amerikan Konseyi kuruldu.
 1908

İzmir-Turgutlu’da Demiryolu Kumpanyasının memur ve işçileri, ücretlerinin yükseltilmesi, iş gününün kısaltılması, hafta tatilinin kabulü, ihtiyarlık sandığının kurulması, terfilerin liyakate göre yapılması talepleriyle greve gitti. 18 Eylül’de tekrar işbaşı yapıldı.

 1910   İlk Türk sosyalist siyasi partisi olan Osmanlı Sosyalist Fırkası kuruldu.
 1917 Başbakan Aleksandr Kerenskiy, Rusya’da cumhuriyeti ilan etti.
 1929 Hukukçu ve Anayasa hukuku profesörü Mümtaz Soysal dünyaya geldi. (Ölümü: 11 Kasım 2019, İstanbul)

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
1935 Nazi Almanyası’nda Reichstag tarafından Reich Vatandaşlık Yasası ile Alman Kanının ve Alman Onurunun Korunması Yasası kabul edildi. Nürnberg Yasaları olarak bilinen bu düzenlemeler, Yahudileri Reich vatandaşlığından dışlamış ve Almanlarla Yahudiler arasındaki evlilikleri yasaklamıştır. Irkçı ayrımcılığın hukuk yoluyla kurumsallaştırılmasının en önemli tarihsel örneklerinden biridir
 1946 Bulgaristan’da 8 Eylül’de yapılan oylamada halkın %93’ünün oyu ile monarşiye son verildi. Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edildi.
1952

Eritre’nin Etiyopya ile federasyonu yürürlüğe girdi. Birleşik Krallık’ın yönetimi Eritre ve Etiyopya’nın oluşturduğu federal yönetime devretmesiyle, Birleşmiş Milletler tarafından öngörülen Eritre Federasyonu uygulamaya konuldu.

 1955 Türk Parasının Kıymetinin Korunması hakkındaki kararname yürürlüğe girdi.
 1959 Avukat ve Amerika Birleşik Devletleri Senatörü Mark Kirk doğdu. 

Mark Kirk
1961 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası kurulan Yassıada Yüksek Adalet Divanı kararları açıklandı. Aralarında eski cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın da bulunduğu 15 kişiye idam, 31 kişiye ömür boyu hapis, 408 kişiye çeşitli hapis cezaları, 133 kişiye de beraat kararı verildi.

Adnan Menderes’in İdamı asılarak gerçekleştirilmişti.
 1975 Türk-Alman Tarım Anlaşması, Bonn’da imzalandı. 
 1976

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin başvurusu üzerine incelediği kamu iktisadi kuruluşları hisselerinin yüzde 49’una kadar olan bölümlerinin özel sektöre satılmasına ilişkin yasa maddesini iptal etti.

1976 Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi, uzay cisimlerinin tesciline ilişkin uluslararası kuralları belirleyen uzay hukuku sözleşmesidir. 1974’te kabul edilmiş ve 15 Eylül 1976’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşmeye 5151 sayılı Kanun’la 2004 yılında katılmıştır.
 1980

12 Eylül Askeri darbesinden sonraki günlerde grev ve lokavtlar kaldırıldı. 14 Eylül’de darbe öncesinde grevde olan yaklaşık 51 bin işçi, MGK’nın grev ve lokavt yasağı kararının ardından işbaşı yaptı. Belediye başkanları görevlerinden alınmaya başladı ve yerlerine çoğunlukla subaylar atandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) ve Hak-İş’in bankalardaki paraları bloke edildi. Sendika yöneticileri ile işyeri temsilcileri teslim olmaya başladı. Eski Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi başkanları Kenan Evren’e “başarı mesajı” gönderdi. 

1981 Sandra Day O’Connor‘ın ABD Yüksek Mahkemesi üyeliğine adaylığı Senato Yargı Komitesi tarafından onaylandı; O’Connor daha sonra Mahkemenin ilk kadın yargıcı oldu.
 1983
  • Hüseyin Karakaş’ın işkenceyle ölümüne sebep olmaktan 3 polise verilen 3’er ay hapis cezası, önceki sicilleri dikkate alınarak ertelendi. 
  • Milliyet gazetesi yazarlarından Metin Toker ve yazı işleri müdürü Doğan Heper 3’er ay hapis cezasına çarptırıldılar. Doğan Heper’in cezası paraya çevrildi.
  • DİSK’e bağlı Tümka-İş’in (Tüm Kağıt ve Selülöz Sanayi İşçileri Sendikası) 10 yöneticisinin 6-20 yıl arası hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. Duruşmada okunan iddianamede yasal olarak kurulan sendikanın yasadışı örgüte dönüştürüldüğü ileri sürüldü.
 1984 Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği panelde konuşan Başbakan Turgut Özal yaptığı konuşmada, “Türkiye’yi bölmek isteyenler işe polisten başlıyor, önce polisin yetersiz olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. İşkence iddialarında bulunuyorlar ve sonuçta ‘polis faşisttir‘, diyorlar” dedi.

 1985 Alman hukukçu ve sosyal siyaset tarihçisi Wolfgang Abendroth, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Mayıs 1906) 

Wolfgang Abendroth
 1987

YÖK’ü protesto için 18 Haziran’da İstanbul Üniversitesi ana kapısının önüne yürüyerek siyah tabut bırakan 11 öğrencinin 2 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılanmasına İstanbul DGM’de devam edildi.

 1989

Cizre/ Yeşilyurt Köyü halkının, Binbaşı Çağlayan tarafından eziyet ettirilip insan dışkısı yedirildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na yaptıkları başvuru kabul edildi. 

 1990

İstanbul’da bir grup kadın, Medeni Kanun’un kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan 159. maddesinin kaldırılması için topladıkları 2 bin 500 imzalı dilekçeyi Sirkeci Postanesi’nden Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

 1997

Eşber Yağmurdereli

Avukat Eşber Yağmurdereli hakkındaki mahkumiyet kararının düzeltilmesi talebi Yargıtay tarafından reddedildi. Yağmurdereli 22.5 yıl hapis cezasına hükmedilmişti.

 1999

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı, “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Ceza İşlerinde Arabuluculuk Konulu R (99) 19 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla yayınlanmıştır. Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi delegelerinin 15 Eylül 1999 tarihli 679.oturumunda Bakanlar komitesi tarafından kabul edilmiştir.

 2000

Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) Türban yasağı yeterince uygulanmıyor uyarısı üzerine YÖK rektörlüklere genelge göndererek  türbana göz yuman öğretim üyelerine yasal işlem yapılacağını bildirdi.    

 2001

F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucunda iken tahliye edilip eylemi dışarda sürdürürken hayatını kaybeden DHKP-C’li Ümit Şahingöz için Küçükarmutlu’da cenaze törenine izin vermeyen ve kurulan barikatları panzerle dağıtan polisle protestocu gruplar arasında çıkan çatışmada 30 kişi gözaltına alındı.

 2002

Manisa Etnografya ve Arkeoloji Müzesi soyuldu. Soygunda, Helenistik döneme ait Marsyas ve Roma dönemine ait Eros heykelleri çalındı.

 2004

Tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu gerekçesiyle kapatılması istenen Eğitim-Sen davası, Ankara 2. İş Mahkemesi’nce reddedildi. Mahkeme yargıcı, anadilde eğitim hakkını savunmanın suç olmadığı sonucuna vardı.

 2006

Gazeteci Hrant Dink’in cezasını onaylayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gerekçeli kararı 15 Eylül 2006 tarihinde açıklandı. Kararda, eleştirilerin sert olabileceği, ancak hakaretin kabul edilemez olduğu, Dink’in ustaca bir üslupla Türklüğü aşağıladığı belirtildi. Karara karşı çıkan ve şerh koyan iki yargıç ise “Türkiye’de fikirlerin serbestçe söylenmesinden korkuluyor” düşüncesini savundu.

Hrant Dink, 2007 yılında öldürülmüştü. 
2007 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, demokrasinin temel ilkelerine dikkat çekmek amacıyla 15 Eylül’ü Uluslararası Demokrasi Günü olarak kabul etti. Gün; insan hakları, hukukun üstünlüğü, siyasal katılım ve demokratik kurumların korunması talebiyle tüm dünyada kutlanmaktadır.
 2008
  • Çanakkale E-Tipi Cezaevi’nde, sekiz yıl önce yapılan ve ‘Hayata Dönüş‘ adı verilen operasyonla ilgili 563 güvenlik görevlisi ve 154 siyasi hükümlünün yargılandığı davada beraat kararı verildi. 
  • Lehman Brothers iflas başvurusunda bulundu. Başvuru, ABD tarihinin o tarihe kadarki en büyük iflası olmuş ve dünya finans hukukunu, iflas hukukunu ve sınır aşan şirketler hukukunu derinden etkileyen çok sayıda davanın başlangıcı olmuştur.
 2009

İstanbul Kadın Platformu, Pameks Tekstil çalışanı 8 kadının Halkalı’da yük taşımak için kullanılan bir servis aracının içinde sele kapılarak ölümünü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde protesto etti

 2011 İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Koordinatörü, Türkiye’de kadın cinayetlerinin sayısının son yedi yılda yüzde 1400 arttığını ve İstanbul’da boşanma başvurularının yüzde 85’inin nedeninin şiddet olduğunu açıkladı.
 2012 Eğitim-Sen öncülüğünde Ankara’da bir araya gelen on binlerce kişi 4+4+4 eğitim sistemine karşı tepki göstermek için bir miting düzenledi.
 2024 Kemal Çağlar Temel’in 10 Eylül’de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmesine ilişkin gözaltına alınan 17 kişi tutuklandı. Cinayet Üsküdar ilçesine bağlı Burhaniye Mahallesi Burhaniye Abdullahağa Caddesi’ndeki kozmetik ürünleri satan bir firmanın önünde işlenmişti.
2024 Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello, 400 silahın ele geçirildiği operasyonda, “Maduro’ya suikast planlamak ve terörist eylemler düzenlemek için hazırlık yapmak’ iddiasıyla 3 ABD’li, 2 İspanyol ve bir Çekya vatandaşının tutuklandığını açıkladı.
2024

Yalova’da kiracı A.S., tahliye işlemleri için işlem yaptırması nedeniyle mülk sahibi K.A.’nın cinsel organını kesti. Ev sahibi tedaviye alındı. Kiracı, çıkarıldığı Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinde tutuklandı.

2024 Ele geçirdikleri gizli bilgileri MOSSAD’la paylaştığı iddia edilen 20 sanık hakkında, 18 yıl 9’ar aydan 45’er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, 16’sı tutuklu 20 sanığın İsrail Dış İstihbarat Servisi MOSSAD adına “uluslararası casusluk” faaliyeti yaptıkları iddia edildi. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame kapsamında sanıklar, 2024 Kasım ayında Marmara Cezaevi’nin karşısındaki duruşma salonunda hakim karşısına çıkacak.

15 Eylül – Hukuk Takvimi

14 Eylül – Hukuk Takvimi 

0
14 Eylül - Hukuk Takvimi
14 Eylül – Hukuk Takvimi
1321 

Dünyaca ünlü düşünür Dante Alighieri, Ravenna’da yaşamını yitirdi. Evrensel Krallık teorisini ortaya attı ve dünya barışını hedefledi.

Dante Alighieri
1641 

Fransa Kralı XIII. Louis ile Monako Prensi II. Honoré arasında imzalanan Péronne Antlaşması ile Monako, İspanyol himayesinden çıkarılarak Fransız himayesine girdi.

1829  Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında Edirne Antlaşması imzalandı. 
 1854 14 Eylül 1854’te kabul edilen English Acts Act (Yeni Zelanda) ile Britanya İmparatorluğu Parlamentosu’nun çeşitli kanunlarının, Yeni Zelanda Kolonisi’nde de geçerli kabul edilerek uygulanması kararlaştırıldı.
1872 Cenevre Tahkim Mahkemesi, Amerikan İç Savaşı sırasında tarafsızlık yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Birleşik Krallık’ın ABD’ye 15,5 milyon dolar altın tazminat ödemesine karar verdi. Karar, uluslararası tahkimin gelişiminde önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur.
1901  ABD’nin hukukçu başkanlarından William McKinley suikaste uğraması nedeniyle  hayatını kaybetti. Yerini bir başka hukukçu başkan olan Theodore Roosevelt‘e bıraktı.
1915 Ülkeyi terk edenlerin emval-i metrukeleri ile ilgili 11 maddeden oluşan geçici bir kanun Takvim-i Vakayi’de yayınlandı.(14 Eylül 1331 / 27 Eylül 1915, No. 2303 – “Ahar Mahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Düyun ve Matlubat-ı Metrukesi Hakkında Kanun-ı Muvakkat)
1920 TBMM’de “Men-i Müskirat Kanunu(İçki Yasağı) kabul edildi. Kanun, 28 Şubat 1921’de Resmi Gazetede yayınlandı.
1922 İstanbul Hükümeti’nin 8 Ocak 1920 tarihli kararnamesi, 14 Eylül 1922’de Redd-i Emval Kararnamesi ile iptal edildi. 27 Eylül 1915 tarihli Emval-i Metruke Kanunu yeniden yürürlüğe konuldu. 
1929 Milletler Cemiyeti Genel Kurulu, Daimî Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü’nün değiştirilmesine ilişkin Revizyon Protokolü’nü kabul etti. Protokol, Divan Statüsü’nde çeşitli değişiklikler öngörmüş ve 1 Şubat 1936’da yürürlüğe girmiştir.
1933

Türkiye ile Yunanistan Dostluk Antlaşması imzaladı.. Resmi adıyla “Samimi Anlaşma Misakı” olan antlaşma 14 Eylül 1933’te, Yunanistan Başbakanı Çaldaris ile Dışişleri Bakanı Maksimos’un Ankara’yı ziyaretleri sırasında “Yürekten Uyuşma Paktı” (Pacte d’Entente Cordiale) olarak imzaladı. (Samimi anlaşma misakı)

1936 

Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı,  ilkokullarda okutulacak Alfabe kitabını kabul etti.

1937  Nyon Antlaşması, İsviçre’nin Nyon kentinde toplanan konferansa katılan, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda, Bulgaristan, Mısır, Fransa, Yunanistan, Romanya, Türkiye, SSCB ve Yugoslavya arasında, 14 Eylül 1937 tarihinde kabul edildi. Amacı, Akdeniz’deki korsanlık olaylarının önlenmesi ve Akdeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması olmuştur. Türkiye’nin antlaşmayı onayladığına dair kanun 18 Eylül 1937’de TBMM’de kabul edilmiştir.
1939  Mültecilerin haklarına ilişkin 14 Eylül 1939 tarihli Protokol imzalandı.
1960 

Irak, İran, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela OPEC‘i kurdu.

1963 Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin 14 Eylül 1963 Tarihli Tokyo Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmenin Türkiye tarafından kabulüne dair kanun 8 Aralık 1975 tarihli resmi gazetede yayınlandı.
1972 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 14 Eylül 1972 tarihinde, “Hava Ulaştırma Anlaşması” imzalandı.
1972  Aşık Mahsuni, Başbakan‘a hakaret ettiği iddiasıyla yargılandı.
1973  Hayali ihracat olayı; Bir şirketin sahte belge ile yapmadığı ihracata karşılık vergi iadesi adıyla devletten 1 milyon lira tahsil ettiği belirlendi. Sahtekârlık Ticaret Bakanlığı’nca ortaya çıkarıldı.
1975  DİSK’in 3 bin işyeri temsilcisinin toplantısında, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne karşı demokratik haklar eylemi için karar alındı.
1977  Bakanlar Kurulu toplu sözleşme anlaşmazlığı nedeniyle DYF’nin devlet demiryollarında aldığı grev kararını bir ay süreyle erteledi.
1980  Sıkıyönetim komutanlıklarınca Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) yöneticilerinin teslim olması istendi. İşçi ve memur maaşlarına %70 zam yapıldığı ve tüm grevlere son verildiği açıklandı.
1980 

Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde 12 Eylül Darbesi  hakkında,  “Devlet,  devlet olmaktan çıkar; parlamento, on beş gün içinde seçilmesi gereken cumhurbaşkanını seçmez ve ülke baştan başa örtülü bir iç savaşın kanlı arenasına dönüşürse Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasından doğal ne olabilir ki?” dedi.

1983  Sıkıyönetim Askeri Savcısı, SODEP eski Genel Başkanı Prof. Erdal İnönü hakkında en az 3 ay hapis istemiyle dava açtı. Davanın açılma sebebi SODEP adaylarının Milli Güvenlik Konseyi’nce veto edilip seçimlere katılmasının engellenmesi üzerine İnönü’nün yaptığı açıklamadır.

Prof. Dr. Erdal İnönü
1984 Aydınlar Dilekçesi Davası’na Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde sorgularla devam edildi. Uğur Mumcu, Erbil Tuşalp, Yalçın Küçük M.Tali Öngören, Mete Tunçay, Halit Çelenk, Şerafettin Turan ve Prof. Tekeli, bildiriyi savunarak, suçlamaları reddettiler.
1990  Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Türkiye, tarafından 14 Eylül 1990 tarihinde imzalandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açılan Sözleşme, 49. maddeye uygun olarak 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 17, 29 ve 30. maddeleri hükümlerini T.C. Anayasası ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Anlaşması hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama hakkını saklı tutarak imzaladı.
1990 Paris’te yapılan ve 3 Eylül’de başlayan, Birleşmiş Milletler, İkinci En Az Kalkınmış Ülkeler Konferansı sona erdi.
1996 Abdi İpekçi ve Papa cinayetleri ile silah-uyuşturucu kaçakçılığı sanıklarından ülkücü Oral Çelik, tutuklu bulunduğu İsviçre’den kendi isteği ile Türkiye’ye getirildi.
 1998 Düş ve Yaşam adlı kitabından dolayı Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanıp 1.5 yıl hapis ve ağır para cezasına çarptırıldığı duruşmada, mahkeme asayişini bozduğu ve heyete hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan, hukukçu, şair, yazar ve gazeteci Yılmaz Odabaşı 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. 

Yılmaz Odabaşı
1999 

YÖK Rektörler Komitesi, üniversite yerleşkelerinde, açık ya da kapalı alanlarda baş örtüsünü yasaklayan ortak karar aldı. Kimlik kartındaki fotoğraf, derslikler, laboratuvarlar, sosyal tesis ve spor alanlarında da baş  örtüsü yasağı konuldu. 

2004

Bergamalı köylüler, Ovacık altın madeninde siyanürle altın arama çalışmasını durduran mahkeme kararının bir an önce uygulanması talebiyle Taksim’den Tünel’e yürüyüşe geçti. Galatasaray’da engellenen köylüler bir süre oturma eylemi yaptıktan sonra basın açıklaması yaptı.

2004

Çeşitli illerden Ankara’ya gelen kadın örgütleri üyeleri, AKP hükümetinin zinanın suç sayılması girişimlerine karşı Meclis’e yürüdü.

2008 Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Ergenekon soruşturması kapsamında tutukluyken kansere yakalanan ve tahliyesinden beş gün sonra ölen Kuddusi Okkır‘la ilgili raporunu kamuoyuna açıkladı. Rapora göre, cezaevi ve hastane sürçlerinin aşamasında ihmal olduğu, adli otopsi yapılmadığı için Okkır’ın kesin ölüm nedeninin bilinmediği, cezaevinden hastaneye her sevkte “Ergenekon terör örgütü üyesi”, “dikkat, kaçar, kaçırılır” ibareleri düşüldüğü, sevklerin geç ve mesai saatleri dışında yapıldığı, tıbbi kayıtların düzenli tutulmadığı açıklandı. TTB olayı “başlı başına bir insan hakları ihlali” olarak niteledi.
2009 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “Ergenekon terör örgütü”ne ilişkin davada, ikinci ve üçüncü iddianameler Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından okunmaya başlandı. Av. Celal Ülgen iddianamenin okunmasının aslında sanık hakkı olduğunu belirterek, “Ancak bu hak bu dava için bir sıkıntıya, eziyete dönüştü. 500 sayfa 15-20 günde okunur. Özetin özetinin okunmasını istiyoruz” dedi. Duruşmaya 48 tutuklu sanık ile tutuksuz diğer  sanıklar katıldı.
2010 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul Şişli’de katledilmeden önce ve sonrasında yapılan başvurular kapsamında Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği, mahkemelere etkin başvuru hakkını kısıtladığı ve ifade özgürlüğü hakkını çiğnediği gerekçesiyle mahkum etti. Beş ayrı başvuruyu birleştiren AİHM, yaşam hakkını güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin, ifade özgürlüğünü savunan 10. maddesi ve “mahkemeye etkin başvuru hakkı”nı düzenleyen 13. maddenin de ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetti. AİHM ayrıca Rakel Dink ve çocuklarına 100 bin avro (192 bin TL) ve Hrant Dink’in kardeşi Hosrof Dink’e de 5 bin avro (9 bin 600 TL) manevi tazminat ödenmesi ve mahkeme gideri karşılığında da 28 bin 595 avro (54 bin 902 TL) ödenmesine hükmetti.

Hrant Dink
2010 Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, “PKK örgütünün propagandasını yaptıkları” iddiasıyla yargıladığı kapatılan Demokratik Toplum Partili (DTP) 54 belediye başkanı hakkında beraat kararı verdi.
2010

MAZLUMDER, İzmir ve Bursa’da ise EDP, 1980 darbesinin lideri Kenan Evren, dönemin kuvvet komutanları ve tüm sorumlular hakkında “darbe yapmak”tan suç duyurusunda bulundu.  EDP üyeleri, Evren ve dönemin kuvvet komutanları başta, Emniyet ve MİT görevlilerinin arasında bulunduğu 514 ismin yargılanmasını istedi.

Fotoğraf (Soldan sağa): Nejat Tümer, Sedat Celasun, Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya, Nurettin Ersin.
2010

Şili’nin ilk kadın cumhurbaşkanı Michelle Bachelet, BM’nin kadın haklarının teşviki ve kadınların tam katılımı programları üzerine çalışacak olan yeni örgütü BM Kadın’ın (UN WOMEN) başına geçirildi. Bachelet, 1 Eylül 2018 tarihi itibarıyla İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevini üstlendi.

Michelle Bachelet
2011

ODTÜ’deki “Başkaldırıyoruz” eylemine katıldıkları ve polise direndikleri gerekçesiyle yargılanan öğrencilerin bir yıl dokuz aydan 10 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşması yapıldı. “Başkaldırıyoruz” pankartıyla yapılan protesto gösterisi sırasında çıkan olaylarla ilgili olarak, 117 kişi hakkında, ”Mala zarar verdikleri” ve ”İzinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşünün dağıtılması sırasında kamu görevlisine direndikleri” iddiasıyla açılan dava Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

2012

Ergenekon Soruşturmaları kapsamında açılan OdaTV davasında yapılan duruşmada, mahkeme sanıklardan Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ı tahliye ederken, Yalçın Küçük, Soner Yalçın ve Hanefi Avcı’nın tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

2012

MHP, 12 Eylül döneminde çeşitli suçlardan hüküm giyen fakat af ve infaz yasaları ile tahliye edildikten sonra sonra başka nedenlerle tekrar ceza aldıkları için infazları yananlar için bir kanun teklifi verdi. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

2012 Afyon’da 25 askerin hayatını kaybettiği patlamayla ilgili soruşturma yürüten Eskişehir Birinci Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığı, gelinen aşama itibarıyla olayın sabotaja bağlı olarak gerçekleştiğine dair herhangi bir delil ve emare elde edilemediğini açıkladı.
2015

Doğan Medya Grubu’na terör örgütü propagandası yapıldığı iddiasıyla soruşturma açıldı. Savcı, Güneş Gazetesi’nde yer alan bir haberi ihbar kabul etti.

2017 İşlerine iade talebiyle 190 gündür açlık grevinde ve 115 gündür tutuklu olan Gülmen ve Özakça’nın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasına bin 30 avukat yetki belgesi verdi. Salona 200 avukat girdi. Gülmen ve Özakça duruşmaya getirilmedi. Savcı, tutukluluğun devamını istedi. Tahliye kararı çıkmadı.
2017  Senegalli hukukçu sosyalist siyasetçi ve eski bakan Djibo Leyti Kâ, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Şubat 1948) Dakar Üniversitesi‘nde Ekonomik Bilimler ve Hukuk Fakültesi eğitimini tamamladı. 1981-1988 yılları arasında Telekomünikasyon ve Enformasyon Bakanı, 1988-1990 yılları arasında Plan ve İşbirliği Bakanı, 1990-1991 yılları arasında Millî Eğitim Bakanı, 1991-1993 yılları arasında Dışişleri Bakanı ve 1993-1995 yılları arasında İçişleri Bakanı oldu. 2004-2007 yıllarında Deniz Ekonomisi Bakanı, 2007-2012 yılları arasında ise Devlet Bakanı, Yapay Göller, Koruma Havzaları, Doğayı Koruma ve Çevre Bakanı oldu. 14 Eylül 2017’de 69 yaşında iken yaşama veda etti.

Djibo Leyti Kâ
2018 

İstanbul Yeni Havalimanı‘nın yapım aşamasında kötü çalışma koşulları sebebiyle inşaat işçileri grev yapmaya başladı. 

2018 

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılanan Evrensel gazetesinin eski sorumlu yazı işleri müdürü Vural Nasuhbeyoğlu ile eski imtiyaz sahibi Arif Koşar 7’şer bin liralık tazminat cezasına mahkum edildi.

2021 

Güney Kore Rekabet Kurumu, Korea Fair Trade Commission (KFTC), Google’ın Android işletim sisteminin (OS) özelleştirilmiş versiyonunu engellemesinden dolayı ABD’li şirkete 207 milyar won (176.64 milyon dolar) ceza kesti. Gerekçe, Google’ın piyasadaki baskın pozisyonunu kötüye kullanması ve mobil işletim sistemi pazarında rekabeti kısıtlaması oldu. Ceza, Güney Kore’nin ‘Google Karşıtı Yasa’ olarak bilinen Telekomünikasyon Yasası  değişikliğinin yürürlüğe girdiği gün açıklandı.

2022 

AKP’li milletvekili Vahit Kiler’e “Kurt siyasetçi” dediği için ceza alıp tutuklanan gazeteci Sinan Aygül, tutuklu bulunduğu cezaevinden koronavirüs izini kapsamında tahliye edildi. Bitlis Açık Cezaevi’nden serbest bırakılan Aygül burada yaptığı açıklamada, ilkesel bir karar aldığını ve aldığı kararın arkasında olduğunu söyledi.

2024  CHP, TBMM bünyesinde ”Çocuk Hakkı İzleme Komisyonu” kurulması için kanun teklifi verdi. Teklifin gerekçesinde “TBMM’de çocuk haklarının geliştirilmesi, çocukların korunması alanında profesyoneller ve sivil toplum kuruluşları ile iletişimi sağlayacak, her yasa tasarısını çocuk haklarına uygunluk açısından inceleyecek, yıllık bütçelerde çocuklara yeterli kaynak ayrılmasını sağlamayı önceleyecek daimi bir ihtisas komisyonunun kurulmasına ihtiyaç vardır.” denildi.
2024

Kemal Çağlar Temel’in 10 Eylül’de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmesine ilişkin gözaltına alınan 16 kişi adliyeye sevk edildi.

 2024
  • Resmi Gazete‘de yayımlan Cumhurbaşkanı Kararı ile, özel tüketim vergisi oranları ile maktu vergi tutarları yeniden belirlenerek sigaranın vergileme yapısında değişikliğe gidildi. Sigara üzerinden alınan nispi vergi indirildi, maktu vergi artırıldı.
  • Yazar Yavuz Ekinci 10 yıl önce Doğan Kitap’tan basılıp geçen yıl toplatılan ‘Rüyası Bölünenler’ romanı nedeniyle açıklama yaptı: “Yazarlar yazdıklarıyla suçlanacaksa Dostoyevski cinayetten yargılanmalı“
  • Asal Araştırma tarafından yapılan araştırmanın sonuçları yayımlandı. “Türkiye’de en güvendiğiniz kurum hangisidir?” sorusuna verilen yanıtlarda Yargı % 1,4 oranı ile Ordu, Polis, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Bankalar, ÖSYM, YSK, Belediyeler, Diyanet’in ile 10. sırada çıktı. Kurumun diğer araştırmasında ise “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna %54,5 oranında “Ekonomi/Hayat Pahalılığı”, %10.8 oranında Adaletsizlik çıktı. 
2026
  • 5 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) ve kurumlarına yönelik 22 kentte yapılan operasyonda gözaltına alınarak tutuklanan ETHA muhabiri gazeteci Pınar Gayıp  İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme tahliye kararı verdi.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu sabah ülke genelinde başlatılan ‘Sokaklar Güvende’ operasyonlarında 1613 kişinin gözaltına alındığını, 618 kişi hakkında ise yakalama kararı verildiğini duyurdu.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, 81 ildeki 175 ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığına “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” konulu genelge gönderildiğini bildirdi.
  • CHP’nin Parti Sözcüsü Müslim Sarı, partisinin 38. Olağan Kurultay’a ilişkin istinaf mahkemsinin verdiği mutlak butlanla iptal kararına karşı Yargıtay’da yaptığı temyiz başvurusundan feragat ettiğini açıkladı.
  •  Cezaevlerinde uyuşturucu bağlantılı suçlardan 182 bin 693 hükümlü ve tutuklu bulunduğu açıklandı.
  • Aralarında Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Barış Akademisyenleri ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) hesaplarının da bulunduğu çok sayıda X ve Instagram hesabı erişime engellendi.
  • İçişleri Bakanlığı, 8 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonlarında, hesaplarında toplam 17 milyar 750 milyon liralık para hareketliliği tespit edilen 177 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını açıkladı.
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, sosyal medya platformları üzerinden “yeni nesil suç örgütlerinin” eylem tiplerine uygun propaganda yaptığı tespit edilen 114 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.
  • AYM, Gezi Parkı eylemleri sırasında İstanbul’da işe gittiği esnada polisin attığı gaz fişeğinin gözüne isabet etmesi sonucu yaralanan Selçuk Yıldız’ın başvurusu sonucu devleti 540 bin lira tazminata hükmetti.
  • İzmir’de “Ailem Güvende” adı altında LGBTİ bireylere ve gruplara yönelik yürütülen operasyonda gözaltına alınan 18 kişiden 16’sı tutuklandı.
  • 414 sanıklı İmamoğlu Suç Örgütü davasına Silivri’de 80. duruşmasıyla devam edildi.
  • Elazığ T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda akşam saatlerinde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangından etkilenen 19 mahkum kentteki hastanelere sevk edildi.
  • Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca, Silivri Cezaevi’nde 2011’de yaşamını yitiren Kaşif Kozinoğlu‘nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan, “bilgi sahibi” sıfatıyla ifade verdi.

14 Eylül – Hukuk Takvimi

Türkiye – Yunanistan Dostluk Antlaşması -1933

0

Türkiye – Yunanistan Dostluk Antlaşması, (Resmi adıyla “Samimi Anlaşma Misakı (Yürekten Uyuşma Paktı – Pacte d’Entente Cordiale) 14 Eylül 1933’te imzalanmıştır.

“Türkiye ile Yunanistan arasında Ankara’da 14 eylül 1933 tarihinde imzalanan samimi anlaşma misakının tasdikına dair 2384  Sayılı kanun” 6 Mart 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kabul edilmiştir. Kanun, Resmi Gazete’nin 12 Mart 1934 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye-Yunanistan Dostluk Antlaşması : Tarihsel Önemi

Antlaşma, 1930 yılında atılan dostluk temellerinin üzerine inşa edilmiştir ve iki ülke arasındaki barışı pekiştirmeyi amaçlamıştır.

Bu anlaşma, Türkiye’nin batı sınırlarını güvence altına alarak dış politikada geniş bir manevra alanı sağlamıştır. Aynı zamanda Bulgaristan’ın revizyonist politikalarına karşı bir güvenlik ve iş birliği ortamı oluşturulmuştur.

14 Eylül 1933’te, Yunanistan Başbakanı Çaldaris ve Dışişleri Bakanı Maksimos’un Ankara ziyaretleri sırasında imzalanan anlaşma, bölgedeki istikrarı koruma ve iş birliği yapma hedefini taşımaktadır. Türkiye, bu anlaşma ile komşu ülkelerle barış ve iş birliği içinde olma politikasını açıkça ortaya koymuştur.

Yakın geçmişte savaşmış iki ülke arasındaki bu antlaşma, yeni kurulan Cumhuriyet’in çevresi ile uyumlu ve barış içinde olduğunu gösteren “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin en önemli örneklerinden biridir. Bu iş birliği, Türkiye ve Yunanistan’ın daha geniş kapsamlı bölgesel ittifaklara kapı aralamış ve bölgedeki revizyonist tehditlere karşı birlikte hareket etmelerini sağlamıştır. Ayrıca, bu iş birliği 1934’te kurulan Balkan Paktı‘na zemin hazırlamış ve Yunanistan, Romanya, Yugoslavya ve Türkiye’nin bölgesel iş birliği içinde hareket etmelerine katkıda bulunmuştur.

Türkiye ile Yunanistan Arasında Ankara’da 14 Eylül 1933 Tarihinde İmzalanan Samimi Anlaşma Misakının Tasdikına Dair Kanun

Kanun No:2384

Kabul tarihi: 6/3/1934

Madde 1

Türkiye ile Yunanistan arasında 14 eylül 1933 tarihinde Ankara’da imzalanan samimî anlaşma misakı kabul ve tasdik edilmiştir.

Madde 2 

Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3

Bu Kanunun ahkâmını icraya Hariciye Vekili memurdur.

8/3/1934

Samimi anlaşma misakı – Yürekten Uyuşma Paktı – Pacte d’Entente Cordiale

(Pacte d’Entente Cordiale) Samimî teşriki mesai, anlaşma ve dostluk siyasetlerine sadıkane merbut olan, Ve tesiratı gerek beynelmilel ve gerek millî faaliyet sahalarında müşahede kılınan bu politikanın devamlı surette inkişafını temine karar veren,

Ve diğer cihetten Briand – Kellogg misakı mefhumundan ve diğer imza etmiş bulundukları beynelmilel senetlerden mülhem bulunan ve sulh gayesine merbutiyetlerinin yeni bir delilini göstermek istiyen

Türkiye ve Yunanistan:

Bir misak aktine karar vermiş ve bu hnsusta murahhasları olarak:

Türkiye Reisi Cumhuru Hazretleri: Başvekil, Malatya Mebusu, İsmet Paşa Hazretlerini ve Hariciye Vekili İzmir Mebusu, Tevfik Rüştü Beyfendi Hazretlerini;

Yunan Reisi Cumhuru Hazretleri de: Başvekil Müsyü Panaghis Tchaldaris- Hazretlerini ve Hariciye Nazırı Müsyü Demétre Máximos Hazretlerini tayin buyurmuşlardır.

Müşarıleyhim usulüne muvafık bulunan salâhiyetnamelerini yekdiğere tebliğ ettikten sonra atideki ahkâmı kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Türkiye ve Yunanistan, müşterek hudutlarının tecavüzden masuniyetini mütekabılen tekeffül ederler.

Madde 2

Yüksek âkit taraflar, beynelmilel mahiyette olup kendileri için bir alâka tevlit edebilecek olan her meselede evvelemirde istişare etmeği, anlaşma ve teşriki mesai siyasetlerinin hututu umumiyesine ve müşterek ve mütekabil menfaatlerine uygun bulurlar.

 Madde 3

Temsil keyfiyeti tahdit edilmiş olan bilcümle beynelmilel içtimalarda Türkiye ve Yunanistan, bir taraf murahhasının her iki tarafın hususî ve müşterek menfaatlerini müdafaa etmek vazife ve salâhiyetini haiz olmasını muvafık görür ve,

Bu müşterek temsilin, gerek sıra ile her birine ve gerek en ziyade alâkadar memleketin hususî menafii mevzuubahis olduğu ahvalde p tarafa temini için tevhidi mesai etmeği taahhüt ederler.

Madde 4

Bu misak, on sene için muteber olmak üzere aktedilmiştır. Hitamından bir sene evvel Yüksek Âkit taraflardan biri tarafından feshedilmedikçe yeni bir on senelik devre için mer’i kalacaktır.

Madde 5

Bu misak, tasdik edilecek ve tasdiknameleri mümkün olduğu kadar süratle Atinada teati olunacaktır.

Son tasdikin bir nota ile diğer Âkit Tarafa tebliği ile beraber mer’iyet mevkiine girecektir.

Ankara’da 14 eylül bin dokuz yüz otuz üç senesinde tanzim edilmiştir.

İsmet
Panaghis Tchaldaris
Dr. Tevfik Rüştü
Demétre Máximos

Dante’nin Evrensel Krallığı Evrensel Hukuka Dönüşür mü?

0

Dante’nin Evrensel Krallığı Evrensel Hukuka Dönüşür mü? isimli makale ilk olarak Toplumcu Düşünce Dergisi internet sitesinde 1 Aralık 2020 tarihinde yayınlanmıştır. 

Dante Alighieri, Orta Çağın karanlığında yaşamış, 13. ve 14. Yüzyılların mücadeleleri ve çileleri içinde bir hayale kapılmıştı

İbrahim Aycan – Dante’nin Evrensel Krallığı Evrensel Hukuka Dönüşür mü?

Bundan 700 yıl önce Orta Çağın karanlığında yaşayan Dante Alighieri, 13. ve 14. Yüzyılların mücadeleleri ve çileleri içinde bir hayale kapılmıştı.

Bu büyük hayali kısa ömrüne sığdırmış ve insanlığa hem bir müjde vermiş hem de bir hedef koymuştu: Evrenselleşmiş Krallık!  Laik düşünceye de kapı aralayan bu hayalin gerçeğe dönüşmesine bir adım kalmışken bu hayali söndürecek gelişmeler de aynı dönem içinde yaşanmaktaydı.

Yaşadığı zamanın aydınlığını temsil eden Dante için bugün üniversitelerde kürsüler açılıyor, adı ve felsefesi onurla yaşatılıyor. Onun ideali olan “evrensellik” düşüncesi bugün karşımızda bir gerçeklik olarak duruyor. Kimileri için küresel ekonomik düzenden ibaret olsa da karşımızda duran hakikat evrenselleşmekte olan bir dünyadır.

Ortaçağın toplumsal gerçekliği içinde, bir kralın ya da kilisenin önderliğinde bile olsa evrensellik düşüncesine ilham kaynağı olan Dante’nin düşüncesi 20. Yüzyılda Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler gibi evrensel kuruluşlarla ete kemiğe bürünmüştür. Avrupa Birliğinin ulus devletlerin yetkilerini merkezi otoriteye devreden yapısı ise evrensel krallık düşüncesini daha somut ama bölgesel olarak karşılayan bir yapılanmadır.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan iki kutuplu dünyada kurumsal olarak ilk defa vücut bulan bu düşünce, uluslararası ve ulus ötesi sözleşmelerle bağıtlanan dünyada yepyeni bir dönemi başlatmıştı. Üstelik diplomasi hiç olmadığı kadar gelişti ve uluslararası iletişim ağı devletler ve toplumlar arasında sınırların kaldırıldığı bir bütünleşme imkânı yarattı.

Dante’nin Evrensellik Düşüncesi ile Evrensel Hukuk Arasındaki İlişki

Dante, dünyanın, Evrensel Kralın sınırsız otoritesi altında bir birlik oluşturmasını ve tek siyasal erk etrafında biçimlenmesini öngörüyordu. Bu fikir günümüzde, onlarca devletin bir araya gelerek ortak normlar oluşturması sayesinde hayal olmaktan çıkarak kurumsal bir yapının kurulabileceğini gösterdi. Evet, artık krallar hüküm sürmüyor ancak kralların bırakmak zorunda kaldığı yetkiler halkların seçtiği hükümetler tarafından temsil ediliyor.

Evrensel Krallık kuramı, aynı zamanda evrensel barışı hedefliyordu. Yaşadığı dönemde insanlığın geleceğinden endişe duyan birçok filozof ve devlet adamı gibi Dante de evrensel barışa büyük bir özlem duymuş, siyaset ve yaşam felsefesini bu özlem temelinde kurgulamıştır.  Aynı dönemdeki imparatorların dünya devleti kurma hayalleri ise evrensel bir barıştan ziyade evrensel bir güce sahip olma düşüncesi idi. İmparatorların bu düşüncesinin aksine, devletlerin sonu gelmez savaşlarla insanları telef etmesi yerine ortak çıkarlar ve barış için çalışmak Dante’nin idealiydi. Nitekim evrensel hukukun temelini oluşturan tüm ulus-ötesi sözleşmeler ve evrensel normlar da barışı hedefleyerek inşa ediliyor. Evrensel barış düşüncesi, çağlar arasındaki derin uçurumlara rağmen halen güncelliğini koruyor ve bu barışı kuracak güç ve otoritenin nasıl bir yapılanma olacağı tartışması da zaman zaman alevleniyor.

Ortaçağdaki kilisenin otoritesini baz alarak ortaya çıkan bu fikir gerçek anlamda dinler ve uluslar üstü bir yapı olarak Bileşmiş Milletler teşkilatında kurumsallaşmış ve devletlerin otoritelerini kısmen de olsa sınırlayabilmiş, dinsel olmayan bir iktidarın evrenselleşmesi dünya tarihinde ilk defa gerçek bir teşkilata dönüşmüştür. Bunun bölgesel versiyonu olan Avrupa Birliği ise organizasyon yapısı daha güçlü olan bir yapı olarak ulus devletlerin etkisini en üst düzeyde kısıtlamıştır.  Devlet olmanın asli unsurlarından olan para basma hakkı Avrupa Birliğinde ilk defa devlet üstü bir kuruma devredilmiş bulunuyor. Bir süre sonra Küresel bir para birimine geçmek imkânı hala tartışılmakta.

Eleştirilerin odağında olsa da dünya ölçeğinde evrenselliği sağlayacak otorite olarak Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi ve askeri güç olarak da Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra küresel çapta askeri güç olarak sadece NATO kalmış bulunuyor.  Öte yandan, hukuk güvenliğini sağlamak üzere; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sonucunda kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Roma Sözleşmesi ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, Birleşmiş Milletler’e bağlı olarak kurulan Lahey Adalet Divanı ve Luxemburg’da kurulmuş olan Avrupa Birliği Adalet Divanı bulunuyor.

Küresel bir yargı sistemi, küresel çapta yasa yapma hakkına sahip parlamento kurulması ve çıkarılacak yasaların icra yetkisine sahip uluslararası mahkemeler tarafından uygulanması halinde evrensel krallığın fiili olarak kurulmuş olduğu sonucuna varabileceğiz.

Laiklik ve Evrensel Düşünce

Dante’nin içinde yaşadığı çağın atmosferine uygun olarak kilisenin hegemonyası üzerinden hareket etmesi fikirlerinin laik düşünceden uzakta olduğu anlamına gelmemektedir. Ortaçağın bu hayalperest ozanı çağdaş laiklik kavramının yaratılmasında öncü sayılabilecek bir rol oynamış ve laik düşünceye kapı aralamıştır. Devleti dinin etkisindeki bir erkten ziyade güç ve otoritenin adalet dağıtan ve barışı sağlayan bir mekanizmaya dönüşmesini arzulaması laik düşüncenin de nüvesini teşkil etmiştir. Yoksa dinsel bir otoritenin dünyaya hükmetmesi düşüncesi bulunmamaktadır.  Aynı dönemde dünyanın diğer bölgelerindeki düşünsel kısırlık ile kıyaslandığında kilisenin hegemonyası altında yaşarken de olsa önemli bir hayalin peşine düştüğü kabul edilmelidir. Bugün tüm insanlığın birleştirici gücü hukuk olmak zorundadır.

Evrensel Krallığın günümüze uyarlaması evrensel normlar ve yasalar ile sağlanmak üzeredir. Bu normların olmazsa olmazları; Devletler Hukukunun İç Hukuka Üstünlüğü İlkesi, Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözülmesi İlkesi, Yargı Bağımsızlığı, İnsan Hakları, Çevre Hakkı, Su Hakkı, Kadın Hakları, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Hukukun Üstünlüğü, Yaşam Hakkının Korunması, Mülkiyet Hakkı, İşkence Yasağı, Irkçılığın ve Ayrımcılığın Yasaklanması ve Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi ve benzeri ilkelerin müeyyideye bağlanmış bir şekilde uluslararası hukuk tarafından korunmasıdır. Uluslararası Hukuk bu normları koruduğu ve geliştirdiği ölçüde evrenselliği, barışı ve dünya çapında huzuru koruma yolunda ilerleme sağlanabilecektir.

Dante’nin romantizmi aydınlanma devrinde temelleri atılan demokratik toplum kurumları ile ve 20. yüzyılın ete kemiğe bürünen evrensel norm ve kurumları sayesinde hayatın gerçekleri ile buluşmaya başlamıştır. Savaşlarla kan gölüne dönen dünyanın kasırgasını dinginleştirmek isteyen çağımız insanı milyonlarca insanın öldüğü ikinci dünya savaşı sonrası nihayet enternasyonal bir çabaya girişmek zorunda kalmıştır.

Devletlerin asıl görevinin özgürlüğü, adaleti ve barışı sağlamak olduğu küresel toplumun nihayet aklına gelmiş, insan ırkı birlik ve hukuk içinde hareket etmesini sağlayacak mekanizmalar da bundan sonra kurulmuştur. Hukuk artık evrensel bir boyut kazanmaya başlamış, ilk uluslararası mahkemeler de bu dönemde kurulmuştur. Uluslararası mahkemeler tarafından yapılan ilk yargılamaların insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçları olması da buna paralel bir gelişmedir. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra tüm uygarlıkların ve ülkelerin benimsediği, uluslarüstü kurumlarca geliştirilen ve kaleme alınan evrensel değerler ve uygarlık kriterleri gelişmiştir. Bu durum tarihte ilk defa meydana gelmektedir ve insanlığın uzun tarihi içinde yepyeni bir gelişmedir. Bugün artık laik düşünce olmaksızın evrensellik iddiasının ileri sürülemeyeceği, evrensel olmayan bir düşüncenin de barışı getiremeyeceği genel kabul görmüş bir teoridir. Dünyada savaşların ve iç çatışmaların en çok olduğu bölgelerin laik düşünceden uzak ülkeler olması bu teoriyi doğrulayan en önemli unsurdur.

İnsanlığın ve Evrensel Hukukun Önündeki Açmazlar

Dünyanın nüfusu ilk defa bu kadar artmış, teknoloji ve iletişim ilk defa bu kadar gelişmiş, internet ve telekomünikasyon sayesinde dünya küçük bir köye dönüşmüş, insan elinin değmediği alan neredeyse kalmamıştır. Bu nedenle, geçmiş yüzyıllarda yapılmış tüm devlet ve medeniyet yorumlarını bir kenara bırakarak bu yeni duruma göre dünyayı yeniden yorumlamak gerekmektedir.

Çünkü kısıtlı kaynaklar, doğa, toprak, su, ormanlar gibi varlıkların azalması, buzulların erimesi, ekolojik dengenin bozulması, Moğolistan ve Sibirya gibi bölgeler dışında tüm topraklarda yerleşimin yaygınlaşması ve popülasyonun artması ile dünyadaki kaynaklar azalmakta, çevre kirlenmekte, ekonominin gelişmesine rağmen yaşam kalitesi azalmaktadır. Nüfusun artmasına, doğanın tüketilmesine rağmen iletişimin güçlenmesi insanlığın birleşerek ortak noktalar ve ortak çözümler bulmasını kolaylaştırabilecektir. Özellikle salgın ve ekolojik felaketler çağında bu uzlaşmanın ve iletişimin sağlıklı bir şekilde kurulması büyük önem taşımaktadır.Bu durum aynı zamanda çıkar çatışmalarının ve kavgaların artmasına da neden olabilecektir.

Bu noktada çözüm, uluslarüstükurumlar vasıtası ile tüm insanlığı kapsayacak yasaların yapılması ve tüm dünyaya uygulanacak kuralların belirlenmesidir. Bu yasalaşma sözleşmelerle kısmen yapılmıştır. Uluslararası mahkemelerin sayısı artırılmalı, acilen bir Çevre ve Doğa Hakları Mahkemesi kurulmalıdır. Uluslararası mahkemelere icra yetkisi verilerek daha etkin hal getirilmesi ve devletlerin bu mahkemeler karşısında evrensel hukuka aykırı hareket edemez hale getirilmesi ve uluslararası hukuka uygun hareket tarzına göre yapılandırılması gerekecektir.

Artık kötülükler de iyilikler de küresel hale gelmiş bulunuyor. Moda, sanat, insan hakları mücadelesi, kadın hakları hareketleri, çevrenin korunması ve birçok alan küresel bir mesela haline geldi. Buzulların erimesinin tüm küreyi tehdit ettiğinin ayırdına varan bir uluslararası toplum oluştu. Çevresel atıkların denize bırakılmasının başka ülkelerin insanını zehirlediği artık biliniyor ve devletlerarası bir soruna dönüşebiliyor. Romanya’dan bırakılan atıkların Trakya çevresini zehirlediği herkesin malumu. Bilim insanları, sadece iki nesil sonra insanların büyük çoğunluğunun ciddi su sıkıntısı yaşayacağını söylemekte. Amazonların tahrip edilmesinin tüm dünya için bir tehdit olduğunu bilen bir uluslararası toplum var karşımızda.

Bir yandan evrensel normlar gelişirken bir yandan da kötülükler sistematik hale gelmekte ve iyilik ile kötülüğün savaşı devam etmekte. Üstelik dünya siyaset sahnesinin zirvelerinde bu savaşı açıkça görüyoruz. Dünyanın güç merkezi olan ABD’yi dört yıl boyunca yöneten Donald Trump hem seçilmeden önce hem de seçildikten sonra dünyanın tüm demokratik değerlerine açıkça ve pervasızca saldırarak kendine siyaset alanı açabildi. Tüm diplomasi kurallarını, tüm retorikleri ve normları altüst etmeyi göze alarak ilerlemesine rağmen toplumdan destek alabileceğini gösterdi. Fakat her halükarda; tüm dünyaya kötü bir kültür ve umutsuzluk yayan, faşist, ırkçı ve kanunsuzluk yapmaktan kaçınmayan siyasetin tasfiye edilmesi olumlu bir gelişmedir. Topal ördek iken bile Açık Semalar Sözleşmesinden çekilebilen siyasal saldırı püskürtülmüş gibi görünse de toplumların derin katmanlarında bu savaş devam ediyor ve edecek. 1984’ün Büyük Birader’inin merkezi kamera sistemine teslim olmak ya da olmamak insanlığın önünde bir tercih olarak duruyor.  Evrensel normlarla çalışan bir hukuk düzeni mi kurulacağına yoksa totalitarizmin pençesinde insanlığın tüm değerlerini yok eden vahşi bir rant zincirine mi teslim olacağına dünya toplumları karar verecek. İnsanlık hangisini tercih edecek?  Evrensel hukuku, her türlü teknolojik vasıta ile denetlenen baskıcı bir rejim olarak tasarlamak da mümkün, birey olmayı seçmiş insanlarından oluşan ve ortak norma saygılı bilinçli dünya yurttaşlığını kuran yeni bir düzen olarak da.

Dante, Evrensel Krallık hayalini ortaya attı ve bu hayalin gerçeğe dönüşmesine sadece bir adım kaldı. Kötülüğün sıradanlaşmasına alışmadan dirençle iyiliğin ve insanın özüne uygun olanın peşinde koşacağız. Tek ırk insan ırkıdır diyerek yolumuza devam edeceğiz. Umudumuz binlerce yıllık birikimin ışığında oluşan evrensel normların egemen olduğu yepyeni bir dünya ve yepyeni bir insanlık olmaya devam edecek. Sümerli yargıçların yaydığı ışığı 21. yüzyılda bile köreltmeye çalışan faşist zihniyete rağmen! Evrensel normlar oluşturmanın yanında yerel anlamda hukuka ve normlara uygun davranan bir toplum inşasının önemini de unutmayarak.

Çocuk Hakları Sözleşmesi

0

Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen sözleşme 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Türkiye de dâhil olmak üzere yaklaşık 142 ülke sözleşmeyi imzalamış ya da onay ve katılma yoluyla taraf devlet durumuna gelmiştir. Türkiye, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 2 Ekim 1995’te uygulamaya başlamıştır. Sözleşmeyle çocuk haklarının korunması amaçlanmış ve taraf devletlerin sözleşme maddelerine kesinlikle uymaları gerektiği hükme bağlanmıştır.

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler: Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin, doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu düşünerek,Birleşmiş Milletler halklarının, insanın temel haklarına ve bireyin, insan olarak taşıdığı haysiyet ve değere olan kesin inançlarını Birleşmiş Milletler Antlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha geniş bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama yolundaki kararlılıklarını hatırda tutarak,

Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yer alan hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip olduklarını benimsediklerini ve ilân ettiklerini kabul ederek,

Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Birleşmiş Milletlerin, çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğunu ilân ettiğini anımsayarak,

Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin ve özellikle çocukların gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,

Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini kabul ederek,

Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ülküler ve özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini göz önünde bulundurarak,

Çocuğa özel bir ilgi gösterme gerekliliğinin, 1924 tarihli, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi‘nde ve 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler (27 Ocak 1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmi Gazete’den aynen alınmıştır).

Teşkilatı Genel Kurulunca kabul edilen Çocuk Hakları Bildirisinde belirtildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde (özellikle 23 ve 24 üncü maddelerinde) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmede (özellikle 10 uncu maddesinde) ve çocukların esenliği ile ilgili uzman kuruluşların ve uluslararası örgütlerin kurucu ve ilgili belgelerinde tanındığını hatırda tutarak,

Çocuk Hakları Bildirisinde de belirtildiği gibi “çocuğun gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğe ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve koruma gereksiniminin bulunduğu” nu hatırda tutarak,

Ulusal ve uluslararası düzeyde çocukları aile yanına yerleştirme ve evlât edinmeye de özel atıfta bulunan Çocuğun Korunması ve Esenliğine İlişkin Toplumsal ve Hukuksal İlkeler Bildirisi; Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing Kuralları) ve Acil Durumlarda ve Silâhlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına İlişkin Bildirinin hükümlerini anımsayarak, Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci içinde,

Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi göz önünde tutarak,

Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin bilincinde olarak, aşağıdaki kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

Madde 1 

Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Madde 2 

1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tâbi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.

Madde 3 

1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.

Madde 4 

Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslararası işbirliği çerçevesinde bu tür önlemler alırlar.

Madde 5 

Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.

Madde 6 

1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.

Madde 7 

1. Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olacaktır.

2. Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması söz konusu olduğunda kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını taahhüt ederler.

Madde 8

1. Taraf Devletler, yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti, ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.

2. Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılarından veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar.

Madde 9

1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana-babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana-babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana-babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.

2. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

3. Taraf Devletler, ana-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.

4. Böyle bir ayrılık, bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun kendisinin ana veya babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını, hapsini, sürgün, sınır dışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm dahildir) tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu Taraf Devlet, istek üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu ile; ana-babaya, çocuğa veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine, söz konusu aile bireyinin ya da bireylerinin bulunduğu yer hakkında gereken bilgiyi ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME verecektir. Taraf Devletler, böyle bir istemin başlı başına sunulmasının ilgili kişi veya kişiler bakımından aleyhe hiç bir sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt ederler.

Madde 10

1. 1.9 uncu Maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, çocuk veya ana-babası tarafından, ailenin birleşmesi amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet ülkesine girme ya da onu terk etme konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani ve ivedi bir tutumla ele alınacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir başvuru yapılmasının başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine sonuçlar yaratmamasını taahhüt ederler.

2. 2.Ana-babası, ayrı devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem ana hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasına göre Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, Taraf Devletler çocuğun ve ana-babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir ülkeyi terk etmeye ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler. Herhangi bir ülkeyi terk etme hakkı, yalnızca yasada öngörüldüğü gibi ve ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığı ve ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacı ile ve işbu Sözleşme ile tanınan öteki haklarla bağdaştığı ölçüde kısıtlamalara konu olabilir.

Madde 11

1. Taraf Devletler, çocukların yasa dışı yollarla ülke dışına çıkarılıp geri döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.

2. Bu amaçla Taraf Devletler iki ya da çok taraflı anlaşmalar yapılmasını ya da mevcut anlaşmalara katılmayı teşvik ederler.

Madde 12

1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.

2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.

Madde 13

1. Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.

2. Bu hakkın kullanılması yalnızca:

a) Başkasının haklarına ve itibarına saygı,
b) Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yapılan sınırlamalara konu olabilir.

Madde 14

1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.

2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.

3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.

Madde 15

1. Taraf Devletler, çocuğun dernek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.

2. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlâkın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.

Madde 16

1. Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamaz.

2. Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Madde 17

Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlâki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:

a) Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29 uncu maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler;
b) Çeşitli kültürel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan gelen bu türde bilgi ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayımı amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik ederler;
c) Çocuk kitaplarının üretimini ve yayılmasını teşvik ederler;
d) Kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;
e) 13 ve 18 inci maddelerde yer alan kurallar göz önünde tutularak çocuğun esenliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelere karşı korunması için uygun yönlendirici ilkeler geliştirilmesini teşvik ederler.

Madde 18

1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.

2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.

3. Taraf Devletler, çalışan ana-babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.

Madde 19

1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.

2. Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.

Madde 20

1. Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.

2. Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.

3. Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aile yanına verme, slâm Hukukunda kefalet (kafalah), evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir.

Madde 21

Evlât edinme sistemini kabul eden ve/veya buna izin veren Taraf Devletler, çocuğun en yüksek yararlarının temel düşünce olduğunu kabul edecek ve aşağıdaki ilkeleri gerçekleştireceklerdir:

a) Bir çocuğun evlât edinilmesine ancak yetkili makam karar verir. Bu makam uygulanabilir yasa ve usullere göre ve güvenilir tüm bilgilerin ışığında; çocuğun, ana-babası, yakınları ve yasal vasisine göre durumunu gözönüne alarak ve gereken durumlarda tüm ilgililerle yapılacak görüşme sonucu onların da evlât edinme konusundaki onaylarını alma zorunluluğuna uyarak, kararını verir.
b) Çocuğun kendi ülkesinde elverişli biçimde bakılması mümkün olmadığı veya evlât edinecek veya yanına yerleştirilecek aile bulunmadığı taktirde, ülkelerarası evlât edinmenin çocuk bakımından uygun bir çözüm olduğunu kabul ederler.
c) Başka bir ülkede evlât edinilmesi düşünülen çocuğun, kendi ülkesinde mevcut evlât edinme durumuyla eşdeğer olan güvence ve ölçülerden yararlanmasını sağlarlar.
d) Ülkelerarası evlât edinmede, yerleştirmenin ilgililer bakımından yasadışı para kazanma konusu olmaması için gereken bütün önlemleri alırlar.
e) Bu maddedeki amàçları, uygun olduğu ölçüde, ikili ya da çok taraflı düzenleme veya anlaşmalarla teşvik ederler ve bu çerçevede, çocuğun başka bir ülkede yerleştirilmesinin yetkili makam veya organlar tarafından yürütülmesini güvenceye almak için çaba gösterirler.

Madde 22

1. Taraf Devletler, ister tek başına olsun isterse ana babası veya herhangi bir başka kimse ile birlikte bulunsun, mülteci statüsü kazanmaya çalışan ya da uluslararası veya iç hukuk kural ve usulleri uyarınca mülteci sayılan bir çocuğun, bu Sözleşmede ve insan haklarına veya insani konulara ilişkin ve sözkonusu Devletlerin taraf oldukları diğer Uluslararası Sözleşmelerde tanınan ve bu duruma uygulanabilir nitelikte bulunan hakları kullanması amacıyla koruma ve insani yardımdan yararlanması için gerekli bütün önlemleri alırlar.

2. Bu nedenle, Taraf Devletler, uygun gördükleri ölçüde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onunla işbirliği yapan hükümetlerarası ve hükümet dışı yetkili başka kuruluşlarla bu durumda olan bir çocuğu korumak, ona yardım etmek, herhangi bir mülteci çocuğun ailesi ile yeniden biraraya gelebilmesi için ana-babası veya ailesinin başka üyeleri hakkında bilgi toplamak amacıyla işbirliğinde bulunurlar. Herhangi bir nedenle kendi aile çevresinden sürekli ya da geçici olarak ayrı düşmüş bir çocuğa bu Sözleşmeye göre tanınan koruma, aynı esaslar içinde, ana-babası ya da ailesinin başkaca üyelerinden hiçbirisi bulunmayan çocuğa da tanınacaktır.

Madde 23

1. 1.Taraf Devletler zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler.

2. 2.Taraf Devletler, özürlü çocukların özel bakımdan yararlanma hakkını tanırlar ve eldeki kaynakların yeterliliği ölçüsünde ve yapılan başvuru üzerine, yardımdan yararlanabilecek durumda olan çocuğa ve onun bakımından sorumlu olanlara, çocuğun durumu ve ana-babanın veya çocuğa bakanların içinde bulundukları koşullara uygun düşecek yardımın yapılmasını teşvik ve taahhüt ederler.

3. Özürlü çocuğun, özel bakıma gereksinimi olduğu bilincinden hareketle bu maddenin 2 nci fıkrası uyarınca yapılması öngörülen yardım, çocuğun ana-babasının ya da çocuğa bakanların parasal (mali) durumları gözönüne alınarak, olanaklar ölçüsünde ücretsiz sağlanır. Bu yardım; özürlü çocuğun eğitimi, meslek eğitimi, tıbbi bakım hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, bir işte çalışabilecek duruma getirme hazırlık programları ve dinlenme/eğlenme olanaklarından etkin olarak yararlanmasını sağlamak üzere düzenlenir ve çocuğun en eksiksiz biçimde toplumla bütünleşmesi yanında, kültürel ve ruhsal yönü dahil bireysel gelişmesini gerçekleştirme amacını güder.

4. Taraf Devletler, uluslararası işbirliği ruhu içinde, özürlü çocukların koruyucu sıhhi bakımı, tıbbi, psikolojik ve işlevsel tedavileri alanlarına ilişkin gerekli bilgilerin alışverişi yanında, rehabilitasyon, eğitim ve mesleki eğitim hizmetlerine ilişkin yöntemlerin bilgilerini de içerecek şekilde ve Taraf Devletlerin bu alanlardaki güçlerini, anlayışlarını geliştirmek ve deneyimlerini zenginleştirmek amacıyla bilgi dağıtımını ve bu bilgiden yararlanmayı teşvik ederler. Bu bakımdan, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri, özellikle gözönüne alınır.

Madde 24

1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.

2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak uygulanmasını takip ederler ve özellikle:

a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının düşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın ve tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek sağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve başka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilen tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönüne alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi:
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun bakımın sağlanması;
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babaya rehberliğini, aile planlanması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi; amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her türlü önlemi alırlar.

4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle gözönünde tutulur.

Madde 25

Taraf Devletler, yetkili makamlarca korunma ve bakım altına alma, bedensel ya da ruhsal tedavi amaçlarıyla hakkında bir yerleştirme tedbiri uygulanan çocuğun, gördüğü tedaviyi ve yerleştirilmesine bağlı diğer tüm şartları belli aralıklarla gözden geçirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

Madde 26

1. Taraf Devletler, her çocuğun, sosyal sigorta dahil, sosyal güvenlikten yararlanma hakkını tanır ve bu hakkın tam olarak gerçekleşmesini sağlamak için ulusal hukuklarına uygun, gerekli önlemleri alırlar. 2. Sosyal Güvenlik, çocuğun ve çocuğun bakımından sorumlu olanların kaynakları ve koşulları gözönüne alınarak ve çocuk tarafından ya da onun adına yapılan sosyal güvenlikten yararlanma başvurusuna ilişkin başkaca durumlar da gözönünde tutularak sağlanır.

Madde 27

1. Taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler.

2. Çocuğun gelişmesi için gerekli hayat şartlarının sağlanması sorumluluğu; sahip oldukları imkânlar ve mali güçleri çerçevesinde öncelikle çocuğun ana-babasına veya çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere düşer.

3. Taraf Devletler, ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde, anababaya ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinim olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar.

4. Taraf Devletler, Taraf Devlet ülkesinde veya başka ülkede bulunsun; ana-babası veya çocuğa karşı mali sorumluluğu bulunan diğer kişiler tarafından, çocuğun bakım giderlerinin karşılanmasını sağlamak amacıyla her türlü uygun önlemi alırlar. Özellikle çocuğa karşı mali sorumluluğu olan kişinin, çocuğun ülkesinden başka bir ülkede yaşaması halinde, Taraf Devletler bu konuya ilişkin uluslararası anlaşmalara katılmayı veya bu tür anlaşmalar akdinin yanısıra başkaca uygun düzenlemelerin yapılmasını teşvik ederler.

Madde 28

1. Taraf Devletler, çocuğun eğitim hakkını kabul ederler ve bu hakkın fırsat eşitliği temeli üzerinde tedricen gerçekleştirilmesi görüşüyle özellikle:

a) lk öğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirirler;
b) Orta öğretim sistemlerinin genel olduğu kadar mesleki nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesini teşvik ederler ve bunların tüm çocuklara açık olmasını sağlarlar ve gerekli durumlarda mali yardım yapılması ve öğretimi parasız kılmak gibi uygun önlemleri alırlar;
c) Uygun bütün araçları kullanarak, yüksek öğretimi yetenekleri doğrultusunda herkese açık hale getirirler;
d) Eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütün çocuklar için elde edilir hale getirirler;
e) Okullarda düzenli biçimde devamın sağlanması ve okulu terketme oranlarının düşürülmesi için önlem alırlar.

2. Taraf Devletler, okul disiplininin çocuğun insan olarak taşıdığı saygınlıkla bağdaşır biçimde ve bu Sözleşmeye uygun olarak yürütülmesinin sağlanması amacıyla gerekli olan tüm önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler eğitim alanında, özellikle cehaletin ve okuma yazma bilmemenin dünyadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve çağdaş eğitim yöntemlerine ve bilimsel ve teknik bilgilere sahip olunmasını kolaylaştırmak amacıyla uluslararası işbirliğini güçlendirir ve teşvik ederler. Bu konuda, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle gözönünde tutulur.

Madde 29

1. Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;

a) Çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi;
b) Insan haklarına ve temel özgürlüklere, Birleşmiş Milletler Andlaşmasında benimsenen ilkelere saygısının geliştirilmesi;
c) Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi;
d) Çocuğun, anlayışı, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve ister etnik, ister ulusal, ister dini gruplardan, isterse yerli halktan olsun, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, yaşantıyı, sorumlulukla üstlenecek şekilde hazırlanması;
e) Doğal çevreye saygısının geliştirilmesi,

2. Bu maddenin veya 28 inci maddenin hiçbir hükmü gerçek ve tüzel kişilerin öğretim kurumları kurmak ve yönetmek özgürlüğüne, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen ilkelere saygı gösterilmesi ve bu kurumlarda yapılan eğitimin Devlet tarafından konulmuş olan asgari kurallara uygun olması koşuluyla, aykırı sayılacak biçimde yorumlanmayacaktır.

Madde 30

Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 31

1. Taraf Devletler çocuğun dinlenme, boş zaman değerlendirme, oynama ve yaşına uygun eğlence (etkinliklerinde) bulunma ve kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını tanırlar.

2. Taraf Devletler, çocuğun kültürel ve sanatsal yaşama tam olarak katılma hakkını saygı duyarak tanırlar ve özendirirler ve çocuklar için, boş zamanı değerlendirmeye, dinlenmeye, sanata ve kültüre ilişkin (etkinlikler) konusunda uygun ve eşit fırsatların sağlanmasını teşvik ederler.

Madde 32

1. Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.

2. Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını sağlamak için yasal, idari, toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve öteki uluslararası belgelerin ilgili hükümleri gözönünde tutularak, Taraf Devletler özellikle şu önlemleri alırlar:

a) işe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tesbit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri yaparlar.
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun yaptırımlar öngörürler.

Madde 33

Taraf Devletler, çocukların uluslararası anlaşmalarda tanımladığı biçimde uyuşturucu ve psikotrop maddelerin yasadışı kullanımına karşı korunması ve çocukların bu tür maddelerin yasadışı üretimi ve kaçakçılığı alanında kullanılmasını önlemek amacıyla, yasal, sosyal ve eğitsel niteliktekiler de dahil olmak üzere, her türlü uygun önlemleri alırlar.

Madde 34

Taraf Devletler, çocuğu, her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi verirler. Bu amaçla Taraf Devletler özellikle:

a) Çocuğun yasadışı bir cinsel faaliyete girişmek üzere kandırılması veya zorlanmasını;
b) Çocukların, fuhuş, ya da diğer yasadışı cinsel faaliyette bulundurularak sömürülmesini;
c) Çocukların pornografik nitelikli gösterilerde ve malzemede kullanılarak sömürülmesini, önlemek amacıyla ulusal düzeyde ve ikili ile çok taraflı ilişkilerde gerekli her türlü önlemi alırlar.

Madde 35

Taraf Devletler, her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhuşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde ve ikili ve çok yanlı ilişkilerde gereken her türlü önlemleri alırlar.

Madde 36

Taraf Devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başka her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar.

Madde 37

Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:

a) Hiçbir çocuk, işkence veya diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya tâbi tutulmayacaktır. Onsekiz yaşından küçük olanlara, işledikleri suçlar nedeniyle idam cezası verilemiyeceği gibi salıverilme koşulu bulunmayan ömür boyu hapis cezası da verilmeyecektir.
b) Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.
c) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri gözönünde tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yüksek yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma hakkına sahip olacaktır.
d) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuk, kısa zamanda yasal ve uygun olan diğer yardımlardan yararlanma hakkına sahip olacağı gibi özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığını bir mahkeme veya diğer yetkili, bağımsız ve tarafsız makam önünde iddia etme ve böylesi bir işlemle ilgili olarak ivedi karar verílmesini isteme hakkına da sahip olacaktır.

Madde 38

1. Taraf Devletler, silahlı çatışma halinde kendilerine uygulanabilir olan uluslararası hukukun, çocukları da kapsayan insani kurallarına uymak ve uyulmasını sağlamak yükümlülüğünü üstlenirler.

2. Taraf Devletler, onbeş yaşından küçüklerin çatışmalara doğrudan katılmaması için uygun olan bütün önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, özellikle onbeş yaşına gelmemiş çocukları askere almaktan kaçınırlar. Taraf Devletler, onbeş ile onsekiz yaş arasındaki çocukların silah altına alınmaları gereken durumlarda, önceliği yaşça büyük olanlara vermek için çaba gösterirler.

4. Silahlı çatışmalarda sivil halkın korunmasına ilişkin uluslararası insani hukuk kuralları tarafından öngörülen yükümlülüklerine uygun olarak, Taraf Devletler, silahlı çatışmadan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlamak amacıyla mümkün olan her türlü önlemi alırlar.

Madde 39

Taraf Devletler, her türlü ihmal, sömürü ya da suistimal, işkence ya da her türlü zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulaması ya da silahlı çatışma mağduru olan bir çocuğun, bedensel ve ruhsal bakımdan sağlığına yeniden kavuşması ve yeniden toplumla bütünleşebilmesini temin için uygun olan tüm önlemleri alırlar. Bu tür sağlığa kavuşturma ve toplumla bütünleştirme, çocuğun sağlığını, özgüvenini ve saygınlığını geliştirici bir ortamda gerçekleştirilir.

Madde 40

1. 1.Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddia edilen ve bu nedenle itham edilen ya da ihlâl ettiği kabul edilen her çocuğun; çocuğun yaşı ve yeniden topluma kazandırılmasının ve toplumda yapıcı rol üstlenmesinin arzu edilir olduğu hususları göz önünde bulundurularak, taşıdığı saygınlık ve değer duygusunu geliştirecek ve başkalarının da insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı duymasını pekiştirecek nitelikte muamele görme hakkını kabul ederler.

2. Bu amaçla ve uluslararası belgelerin ilgili hükümleri göz-önünde tutularak Taraf Devletler özellikle, şunları sağlarlar:

a) İşlendiği zaman ulusal ya da uluslararası hukukça yasaklanmamış bir eylem ya da ihmâl nedeniyle hiçbir çocuk hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddiası ya da ithamı öne sürülemeyeceği gibi böyle bir ihlâlde bulunduğu da kabul edilmeyecektir.
b) Hakkında ceza kanununu ihlâl iddiası veya ithamı bulunan her çocuk aşağıdaki asgari güvencelere sahiptir:
i) Haklarındaki suçlama yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılmak;
ii) Haklarındaki suçlamalardan kendilerinin hemen ve doğrudan doğruya; ya da uygun düşen durumlarda ana-babaları ya da yasal vasileri kanalı ile haberli kılınmak ve savunmalarının hazırlanıp sunulmasında gerekli yasal ya da uygun olan başka yardımdan yararlanmak;
iii) Yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde adli ya da başkaca uygun yardımdan yararlanarak ve özellikle çocuğun yaşı ve durumu göz önüne alınmak suretiyle kendisinin yüksek yararına aykırı olduğu saptanma-dığı sürece, ana-babası veya yasal vasisi de hazır bulundurularak yasaya uygun biçimde adil bir duruşma ile konunun gecikmeksizin karara bağlanmasının sağlanması;
iv) Tanıklık etmek ya da suç ikrarında bulunmak için zorlanmamak; aleyhine olan tanıkları sorguya çekmek veya sorguya çekmiş olmak ve lehine olan tanıkların hazır bulunmasının ve sorgulanmasının eşit koşullarda sağlanması;
v) Ceza yasasını ihlâl ettiği sonucuna varılması halinde, bu kararın ve bunun sonucu olarak alınan önlemlerin daha yüksek yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde yasaya uygun olarak incelenmesi;
vi) Kullanılan dili anlamaması veya konuşamaması halinde çocuğun parasız çevirmen yardımından yararlanması;
vii) Kovuşturmanın her aşamasında özel hayatının gizliliğine tam saygı gösterilmesine hakkı olmak;

3. Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddiası ileri sürülen, bununla itham edilen ya da ihlâl ettiği kabul olunan çocuk bakımından, yalnızca ona uygulanabilir yasaların, usullerin, onunla ilgili makam ve kuruluşların oluşturulmasını teşvik edecek ve özellikle şu konularda çaba göstereceklerdir:

a) Ceza Yasasını ihlâl konusunda asgari bir yaş sınırı belirleyerek, bu yaş sınırının altındaki çocuğun ceza ehliyetinin olmadığının kabulü;
b) Uygun bulunduğu ve istenilir olduğu takdirde, insan hakları ve yasal güvencelere tam saygı gösterilmesi koşulu ile bu tür çocuklar için adli kovuşturma olmaksızın önlemlerin alınması.

4. Koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programları ve diğer kurumsal bakım seçenekleri gibi çeşitli düzenlemelerin uygulanmasında, çocuklara durumları ve suçları ile orantılı ve kendi esenliklerine olacak biçimde muamele edilmesi sağlanacaktır.

Madde 41

Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus, çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha çok yardımcı olan ve;

a) Bir Taraf Devletin yasasında; veya
b) Bu Devlet bakımından yürürlükte olan uluslararası hukukta yer alan hükümleri etkilemeyecektir.


II. KISIM

Madde 42

Taraf Devletler, Sözleşme ilke ve hükümlerinin uygun ve etkili araçlarla yetişkinler kadar çocuklar tarafından da yaygın biçimde öğrenilmesini sağlamayı taahhüt ederler.

Madde 43

1. Taraf Devletlerin bu Sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusunda kaydettikleri ilerlemeleri incelemek amacıyla, görevleri aşağıda belirtilen bir Çocuk Hakları Komitesi kurulmuştur.

2. Komite bu Sözleşme ile hükme bağlanan alanda yetenekleriyle tanınmış ve yüksek ahlâk sahibi on uzmandan oluşur. Komite üyeleri Taraf Devletlerce kendi vatandaşları arasından ve kişisel olarak görev yapmak üzere, adil bir coğrafi dağılımı sağlama gereği ve başlıca hukuk sistemleri göz-önünde tutularak seçilirler.

3. Komite üyeleri, Taraf devletlerce gösterilen kişiler listesinden gizli oyla seçilirler. Her Taraf Devlet, vatandaşları arasından bir uzmanı aday gösterebilir.

4. Komite için ilk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girişini izleyen altı ay içinde yapılır. Sonraki seçimler iki yılda bir yapılır. Her seçim tarihinden en az dört ay önce, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, Taraf Devletleri iki ay içinde adaylarını göstermeye yazılı olarak davet eder. Daha sonra Genel Sekreter böylece belirlenen kişilerden, kendilerini gösteren Taraf Devletleri de işaret ederek, alfabetik sıraya göre oluşturduğu bir listeyi, Taraf Devletlere bildirir.

5. Seçimler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Merkezinde, Genel Sekreter tarafından davet edilen Taraf Devletler toplantılarında yapılır. Nisabı, Taraf Devletlerin üçte ikisinin oluşturduğu bu toplantılarda, hazır bulunan ve oy kullanan Devletlerin salt çoğunluğuyla en fazla oy alan kişiler Komiteye seçilir.

6. Komite üyeleri dört yıl için seçilir. Aday gösterildikleri takdirde yeniden seçilebilirler. lk seçimde seçilmiş olan beş üyenin görevi iki yıl sonra sona erer, bu beş üyenin isimleri ilk seçimden hemen sonra toplantı başkanı tarafından çekilen kura ile belirlenir.

7. Bir komite üyesinin ölmesi veya çekilmesi ya da başka herhangi bir nedenle bir üyenin Komitedeki görevlerini yapamaz hale gelmesi durumunda adaylığını öneren Taraf Devlet, Komitenin onaylaması koşuluyla, böylece boşalan yerdeki görev süresi doluncaya kadar, kendi vatandaşları arasından başka bir uzmanı atayabilir.

8.Komite, iç tüzüğünü kendisi belirler.

9. Komite, memurlarını iki yıllık bir süre için seçer.

10. Komite toplantıları olağan olarak Birleşmiş Milletler Teşkilatı Merkezinde ya da Komite tarafından belirlenecek başka uygun bir yerde yapılır. Komite olağan olarak her yıl toplanır. Komite toplantılarının süresi, gerektiğinde, Genel Kurulca onaylanmak koşuluyla, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bir toplantısıyla belirlenir veya değiştirilir.

11. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri gerekli maddi araçları ve personeli bu Sözleşme ile kendisine verilen görevleri etkili biçimde görebilmesi amacıyla, Komite emrine verir.

12. Bu Sözleşme uyarınca oluşturulan Komitenin üyeleri, Genel Kurulun onayı ile, Birleşmiş Milletler Teşkilatının kaynaklarından karşılanmak üzere, Genel Kurulca saptanan şart ve koşullar çerçevesinde kararlaştırılan ücreti alırlar.

Madde 44

1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakları yürürlüğe koymak için, aldıkları önlemleri ve bu haklardan yararlanma konusunda gerçekleştirilen ilerlemeye ilişkin raporları:

a) Bu Sözleşmenin, ilgili Taraf Devlet bakımından yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıl içinde,
b) Daha sonra beş yılda bir,

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığı ile Komiteye sunmayı taahhüt ederler.

2. Bu madde uyarınca hazırlanan raporlarda, bu Sözleşmeye göre üstlenilen sorumlulukların, şayet varsa, yerine getirilmesini etkileyen nedenler ve güçlükler belirtilecektir. Raporlarda ayrıca, ilgili ülkede Sözleşmenin uygulanması hakkında Komiteyi etraflıca aydınlatacak biçimde yeterli bilgi de bulunacaktır.

3. Komiteye etraflı bilgi içeren bir ilk rapor sunmuş olan Taraf Devlet, bu maddenin 1 (b) bendi gereğince sunacağı sonraki raporlarında daha önce verilmiş olan temel bilgileri tekrarlamayacaktır.

4. Komite, Taraf Devletlerden Sözleşmenin uygulamasına ilişkin her türlü ek bilgi isteminde bulunabilir.

5. Komite, iki yılda bir Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığı ile Genel Kurula faaliyetleri hakkında bir rapor sunar.

6. Taraf Devletler kendi raporlarının ülkelerinde geniş biçimde yayımını sağlarlar.

Madde 45

Sözleşmenin etkili biçimde uygulanmasını geliştirme ve Sözleşme kapsamına giren alanda uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla:

a. a)Uzmanlaşmış kurumlar, UNICEF ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının öteki organları, bu Sözleşmenin kendi yetki alanlarına ilişkin olan hükümlerinin uygulanmasının incelenmesi sırasında, temsil edilmek hakkına sahiptirler. Komite; uzmanlaşmış kurumları, UNICEF’i ve uygun bulduğu öteki yetkili kuruluşları, kendi yetki alanlarını ilgilendiren konularda uzman olarak görüş vermeye davet edebilir. Komite, uzmanlaşmış kurumları, UNICEF’i ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının öteki organlarını kendi faaliyet alanlarına ilişkin kesimlerde Sözleşmenin uygulanması hakkında rapor sunmaya davet edebilir;
b) Komite, uygun bulduğu takdirde, Taraf Devletlerce sunulmuş, bir istem içeren ya da teknik danışma veya yardım ihtiyacını belirten her raporu, gerekiyorsa Komitenin bu istek veya ihtiyaca ilişkin tavsiye ve gözlemlerini de ekleyerek, uzmanlaşmış kurumlara, UNICEF’e ve öteki yetkili kuruluşlara gönderir;
c) Komite, Genel Kurula Genel Sekreterden Komite adına çocuk haklarına ilişkin sorunlarda incelemeler yaptırması isteğinde bulunulmasını, tavsiye edebilir;
d) Komite, bu Sözleşmenin 44 ve 45 inci maddeleri uyarınca alınan bilgilere dayanarak, telkin ve genel nitelikte tavsiyelerde bulunabilir. Bu telkin ve genel nitelikteki tavsiyeler, ilgili olan her Taraf Devlete gönderilir ve şayet varsa, Taraf Devletlerin yorumları ile birlikte Genel Kurulun dikkatine sunulur.


III. KISIM

Madde 46

Bu Sözleşme bütün Devletlerin imzasına açıktır.

Madde 47

Bu Sözleşme onaylamaya bağlı tutulmuştur. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir.

Madde 48

Bu Sözleşme bütün Devletlerin katılmasına açık olacaktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir.

Madde 49

1. Bu Sözleşme, yirminci onay ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi tarihini izleyen otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.

2. Yirminci onay ya da katılma belgesinin tevdiinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayacak ya da ona katılacak Devletlerin her biri için, bu Sözleşme, sözkonusu Devletin onay ya da katılma belgesini tevdi tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.

Madde 50

1. Bu Sözleşmeye Taraf herhangi bir Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve buna ilişkin metni Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerinin incelenmesi ve oya konulması amacıyla bir Taraf Devletler Konferansı oluşturulmasını isteyip istemediklerini kendisine bildirmeleri kaydıyla, iletir. Böyle bir duyuru tarihini izleyen dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte biri sözkonusu konferansın toplanmasından yana olduklarını ifade ederlerse Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler ÇOCUK HAKLARINA DAIR SÖZLEŞME Teşkilatı çerçevesinde bu konferansi düzenler. Konferansta hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen her değişiklik, onay için Birleşmiş Miletler Genel Kuruluna sunulur.

2. Bu maddenin 1 inci fıkrasında yeralan hükümlere uygun olarak kabul edilen bir değişiklik, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca onaylandığı ve bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edildiği zaman yürürlüğe girer.

3. Bir değişiklik yürürlüğe girdiği zaman, onu kabul eden Taraf Devletler bakımından bağlayıcılık taşır. Öteki Taraf Devletler bu Sözleşme hükümleri ve daha önce kabul ettikleri her değişiklikle bağlı kalırlar.

Madde 51

1. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, onay ya da katılma anında yapılabilecek çekincelerin metnini alacak ve bütün Devletlere bildirecektir.

2. Bu Sözleşmenin amacı ve konusu ile bağdaşmayan hiçbir çekinceye izin verilmeyecektir.

3. Çekinceler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterince, geri alınacağına ilişkin bildirimde bulunma yoluyla her zaman geri alınabilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, bütün Devletleri haberdar eder. Böyle bir bildirim, Genel Sekreter tarafından alındığı tarihte işlerlik kazanır.

Madde 52

Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmeyi, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine vereceği yazılı bildirim yoluyla feshedebilir. Fesih, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınması tarihinden bir yıl sonra geçerli olur.

Madde 53

Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin tevdi makamı olarak belirlenmiştir.

Madde 54

İngilizce, Arapça, Çince, İspanyolca, Fransızca ve Rusça metinleri de aynı derecede geçerli olan bu Sözleşmenin özgün metni, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir. Hükumetleri tarafından tam yetkili kılınan aşağıda imzaları bulunan Temsilciler, yukarıdaki kuralların ışığında, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu

0
Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal-Kalkınma-Deklarasyonu

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu (Copenhagen Declaration on Social Development) 6-12 Öart tarihlerinde yapılan toplantının ardından 14 Mart 1995 tarihinde deklare edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu

  1. Bizler, devlet ve hükümet başkanları olarak, Birleşmiş Milletler’ in daveti üzerine, herkes için toplumsal gelişme ve insan refahının önemini ve bu hedeflere hem günümüzde hem de yirmi birinci yüzyılda birinci sırada yer vermenin önemini tarihte ilk kez bir araya gelerek kabul ettik.
  2. Dünyanın her tarafında insanların köklü toplumsal sorunların derhal çözümlenmesi gerektiğini değişik biçimlerde ifade ettiğini biliyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanma gibi bütün ülkeleri etkisi altına almış olan sorunlar en önemli sorunlardır. İnsanların günlük yaşamlarındaki belirsizlik ve güvensizliğin azaltılması için bu sorunların yapısal ve derindeki nedenleri ve acı sonuçları üzerinde durmayı görev kabul ediyoruz.
  3. Toplumlarımızın, değişik ülkelerde ve bölgelerde yaşayan bireylerin, ailelerinin ve toplulukların maddi ve manevi gereksinmelerine daha etkili yanıtlar vermek zorunluluğu içinde olduğumuzu kabul ediyoruz. Bun en kısa zamanda çözümlenmesi gereken bir sorun olarak ele alıyoruz ve önümüzdeki yıllarda da sorunun sürekli ve kararlı bir şekilde çözümü yönünde çaba harcamayı bir taahhüt olarak kabul etmekteyiz.
  4. Toplumların bütün kesimlerinde demokrasi ve şeffaf ve güvenilir yönetim ve uygulamanın, insanı merkez alan sürdürülebilir toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilmesinin temel ve ayrılmaz unsurları olduğuna inanmaktayız.
  5. Toplumsal kalkınma ve toplumsal adaletin tek tek ülkeler içinde ve ülkelerimiz arasında barışın sağlanması ve korunması için zorunlu koşullar olduğu inancını paylaşmaktayız. Toplumsal kalkınma ve toplumsal adalet de barış ise güvenliğin mevcut olmadığı ortamlarda ya da bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere saygının mevcut olmadığı yerlerde gerçekleştirilemez. Bu temel karşılıklı bağımlılık 50 yıl önce Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde ifade edilmiştir ve bu iki unsur arasındaki ilişki günümüze gelinceye kadar daha da güçlenmiştir.
  6. Ekonomik kalkınma, toplumsal kalkınma ve çevrenin korunması konularının birbirlerine bağlı konular olduğuna ve bütün insanların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi hedefine yönelik çabalarımızın temelini oluşturan sürdürülebilir kalkınmanın birbirini karşılıklı olarak güçlendiren ayrılmaz parçaları olduğuna içtenlikle inanmaktayız. Yoksulların, doğa kaynaklarından sürekli biçimde yararlanabilmeleri için güçlendirilmesi gerektiğini kabul eden adil toplumsal kalkınma da sürdürülebilir kalkınmanın zorunlu temellerinden biridir. Biliyoruz ki, sürdürülebilir kalkınma sürecinde geniş temelli ve kesintisiz ekonomik büyüme, toplumsal gelişme ve toplumsal adaletin süreklileştirilmesinde kaçınılmaz bir unsurdur.
  7. Bundan dolayı, toplumsal kalkınmanın, dünyadaki bütün insanların gereksinme ve özlemlerinin merkezinde yer aldığına ve bu sorunun hükümetlerin ve bütün sivil toplum sektörlerinin sorumluluğu içinde olduğuna inanıyoruz. Hem ekonomik hem de toplumsal bakımdan en üretken politikaların ve yatırımların insanın kapasitesini, kaynaklarını ve fırsatlarını güçlendirebilecek olanlar olduğunu kabul ediyoruz. Kadının tam katılımının gerçekleştirilmediği bir ortamda, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir biçimde hayata geçirilemeyeceğine, uluslararası topluluk için kadın ve erkek arasındaki eşitlik ve adaletin birinci derecede önemli yer tuttuğuna ve bunların ekonomik ve toplumsal kalkınmanın merkezinde yeralması gerektiğine inanıyoruz.
  8. İnsanın sürdürülebilir kalkınma sorununun merkezinde yer alması gerektiğini ve insanın çevresi ile uyum içinde sağlıklı ve üretken bir yaşam sürdürme hakkına sahip olduğunu kabul ediyoruz.
  9. Burada toplanmamızın amacı, hükümetlerimizi ve ülkelerimizi bütün dünyada toplumsal gelişmenin güçlendirilmesi konusunda bağlayıcı açıklamalarda bulunmaktır. Böylece bütün erkekler ve kadınlar, özellikle yoksulluk içinde yaşayanlar, kendilerini tatmin edici yaşam biçimlerine götürecek ve ailelerinin, topluluklarının ve insanlığın refahına katkıda bulunacak yasal haklardan yararlanabilecekler, kaynakları kullanabilecekler ve sorumlulukları paylaşabileceklerdir. Uluslararası topluluk için bu çabaları desteklemek ve güçlendirmek çok önemli bir hedeftir. Bu, özellikle yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanmadan zarar gören insanlar için gereklidir.
  10. Birleşmiş Milletler’in ellinci kuruluş yıldönümünün arifesinde böylesine ciddi bir taahhütte bulunuyoruz. Soğuk savaşın bitiminden sonra toplumsal gelişme ve sosyal adaletin geliştirilmesi konusunda ortaya çıkmış olan bu tek olanağı gerçekleştirmeye kararlıyız. Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün prensiplerine bağlı olduğumuzu bir kez daha tekrar ediyor ve bu prensiplerin bize rehberlik yaptığını ifade ediyoruz. Ayrıca 1990 da New York’ta yapılan Dünya Çocuk Konferansı Zirve Toplantısı (1), 1992 yılında Rio de Janeiro’da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (2), 1993’te Viyana’da yapılmış olan Dünya İnsan Hakları Konferansı (3), 1994’te Barbados’ta Bridgetown’da toplanmış olan Kalkınmakta olan Küçük Ada Ülkeleri Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Konferansı (4) ve 1994’te Kahire’de toplanan Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı gibi önemli toplantılarda üzerinde görüş birliğine varılarak imzalanan kararlara da bağlıyız. Bu zirve toplantısı ile ise temsil ettiğimiz ülkelerin hepsi için toplumsal kalkınma konusunda yeni bir taahhütte bulunuyoruz ve Hükümetler ve halklar arasında yeni bir uluslararası işbirliği dönemi açıyoruz. Bu işbirliğinin temelini insanın gereksinmelerini, haklarını ve özlemlerini kararlarımızın ve ortaklaşa eylemlerimizin merkezine koyan bir anlayış oluşturmaktadır.
  11. Burada, Kopenhag da bir umut, taahhüt ve eylem toplantısını gerçekleştirmek için bulunmaktayız. Önümüzdeki görevlerin güçlülüğünü tamamen farkında olarak, ele aldığımız konularda önemli gelişmelerin gerçekleştirilebileceği, gerçekleştirilmesi gerektiği ve gerçekleştiği inancıyla burada bulunmaktayız.
  12. Hem günümüzde hem de yirmibirinci yüzyılda herkes için dünyanın her köşesinde toplumsal kalkınmayı sağlamlaştırmak ve insanın refahına dönük çabaları güçlendirmek amacıyla bu Eylem Programı Deklarasyonu’na kendimizi bağlıyoruz. Bütün ülkelerdeki insanları, değişik bakış tarzlarına sahip insanları ve uluslararası topluluğu ortak davamızda yer almaya çağırıyoruz.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

A.      GÜNÜMÜZDE TOPLUMSAL DURUM VE  TOPLANTININ AMACI
  1. Bütün dünya ülkelerinde kimileri için refahın ve ne yazık ki, kimileri için de yoksulluğun anlatılamaz derecede yaygınlaşmakta olduğunu görmekteyiz. Bu çarpıcı çelişki kabul edilemez bir olgudur ve acil eylemlerle düzeltilmesi gerekir.
  2. Artan insan hareketliliği, iletişim alanındaki ilerleme, ticari ilişkilerde ve sermaye akışındaki büyük artış ve teknolojik gelişmelerin sonucu olan globalleşme, dünya ekonomisinin, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin ekonomilerinin sürdürülebilir büyüme ve kalkınması için yeni olanaklar yaratmıştır. Globalleşme, bütün ülkelere ötekilerin deneyimlerini paylaşma ve başarılarından ders çıkarma olanakları yarattığı gibi, ideallerin, kültürel değerlerin ve özlemlerin karşılıklı beslendiği bir dünya ortamı da sağlamaktadır. Öte yandan, süratle ilerleyen değişim ve düzenleme sürecinin yanı başında bir de yoksulluğun, işsizliğin ve toplumsal çözülmenin yoğunlaştığı bir süreç yaşanmaktadır. Çevre ile ilgili tehlikenin de aralarında yer aldığı insan refahına yönelik tehditler de globalleşmiştir. Ayrıca, dünya ekonomisindeki global dönüşümler de bütün ülkelerde, toplumsal gelişme parametrelerini değiştirmektedir. Görevimiz, bu süreçlerin ve tehditlerin, insanların en fazla yarar sağlayabilecekleri ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletebilecek biçimde yönlendirilmesidir.
  3. Ancak toplumsal ve ekonomik kalkınmanın bazı alanlarında gelişmeler gerçekleşmiştir.

a- Son 50 yıl içinde bütün dünyada ulusların zenginliği yedi kat, uluslararası ticari ilişkiler ise aynı dönemde bundan da daha fazla artmıştır.

b- Doğum oranı, okuryazarlık ve temel eğitim ve temel sağlık hizmetlerinden yararlanma olanakları, aile planlaması, dünya ülkelerinin çoğunluğunda artmış, çocuk ölüm oranı ise düşmüştür. Kalkınmakta olan ülkeler de bu tablo içindedir.

c- Demokratik çoğulculuk, demokratik kurumlar ve temel insan hakları alanları genişlemiştir. Sömürge yapıların sona erdirilmesi çabalarında büyük gelişme kaydedilmiş, ırk ayırımcılığının ortadan kaldırılması ise tarihsel bir başarı olmuştur.

  1. Ancak, çok sayıda insanın, özellikle kadın ve çocukların zorluklar ve mahrumiyet karşısında korunmasız durumda bulunduklarını kabul ediyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal çözülme çoğu kez yalıtılmışlık, marjinalizasyon ve şiddete başvurma sonucunu doğurmaktadır. Özellikle korunmasız durumdaki insanlarda ve bunların çocuklarında geleceğe yönelik endişe ve güvensizlik artmaktadır.

a- Hem kalkınmakta olan hem de kalkınmış ülkelerde, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum genişlemiştir. Ayrıca, bazı kalkınmakta olan ülkelerin süratle büyümekte olmalarına rağmen, kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler ve özellikle en az kalkınmış ülkeler arasındaki uçurum da süratle büyümektedir.

b- Dünyada bir milyarın üzerinde insan, mutlak yoksulluk koşulları içinde yaşamaktadır. Bu insanların çoğunluğu evlerine her gün aç gitmektedir. Özellikle Afrika ve en az kalkınmış ülkelerde, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu büyük bir kesim, gelir, kaynak, eğitim, sağlık hizmeti ya da beslenme gibi alanlarda çok az destek görebilmektedir.

c- Ekonomik değişim süreci içinde olan ve köklü politik, ekonomik ve toplumsal dönüşüm süreçlerini yaşamakta olan farklı özelliklere sahip ve farklı büyüklükteki ülkelerde yaşanan ciddi toplumsal sorunlar da dikkati çekmektedir.

d- Bütün dünyada çevrenin sürekli olarak kirlenmesinin en önemli nedeni sürdürülemez tüketim ve üretim biçimlerinin benimsenmesidir. Bu özellikle sanayileşmiş ülkeler için geçerlidir. Çok ciddi endişeler doğuran bu sorun bu ülkelerde yoksulluğun ve gelir dengesizliğinin artmasına neden olmaktadır.

e- Dünya nüfusunun hızla artması, bu artışın yapısı ve dağılımı ve yoksulluk ve toplumsal ve cinsler arası eşitsizlikle ilişkileri Hükümetlerin, bireylerin, toplumsal kurumların ve doğal çevrenin uyarlanma kapasiteleri karşısında bir tehdit oluşturmaktadır.

f- Dünyada 120 milyonun üzerinde insan resmi kayıtlara göre işsizdir. Zaman zaman çalışabilenlerin sayısı ise bundan daha fazladır. Resmi eğitim görenler de dahil olmak üzere çok sayıda genç insanın üretken iş bulma umudu fazla değildir.

g- Mutlak yoksulluk koşulları içinde yaşayan kadınların sayısı erkeklerden fazladır. Bu alandaki dengesizlik giderek artmaktadır. Bu ise kadınlar ve çocukları için ağır sonuçlar yaratacaktır. Kadınlar, yoksulluk, toplumsal çözülme, işsizlik, çevrenin kötüleşmesi ve savaşların sonuçları gibi sorunlarla uğraşmakta erkeklerden daha fazla yük taşımaktadırlar.

h- Dünyanın en büyük azınlıklarından biri sakatlardır. Bu grubun azınlık topluluklar içindeki oranı 10’da 1’den fazladır. Sakatlar yoksulluğa, işsizliğe ve toplumsal yalıtılmışlığa sürüklenmektedirler. Öte andan bütün ülkelerde, yaşlılar, toplumsal dışlanma, yoksulluk ve marjinalleşme karşısında son derecede korunmasız durumdadırlar.

i- Dünyada milyonlarca insan göçmen olarak yaşamaktadır. Bunların bir kısmı ise yurtlarından çıkarılmış insanlardır. Trajik toplumsal sonuçlar bu insanların ülkelerindeki toplumsal kararlılık ve ekonomik gelişmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kendilerini kabul eden ülkelerde ve bölgelerde de benzer sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

  1. Bu sorunlar özellikleri bakımından dünyanın her bölgesinde yaşanmaktadır. Ancak, birçok kalkınmakta olan ülkenin, özellikle Afrika ülkelerinin ve en az gelişmiş ülkelerin durumunun son derece vahim olduğunu ve bu ülkelerdeki durumun özel bir dikkati ve özel eylemleri gerektirdiğini kabul etmekteyiz. Köklü politik, ekonomik ve toplumsal dönüşümler yaşayan bu ülkelere ve barış ve demokrasi sürecinin sağlamlaştırılmakta olduğu ülkeleri uluslararası topluluğun desteklemesi gerektiğini kabul ediyoruz.
  2. Ekonomileri dönüşüm halinde olan ve aynı zamanda temel politik, ekonomik ve toplumsal değişimler içinde olan ülkeler de uluslararası topluluk tarafından desteklenmelidir.
  3. Köklü politik, ekonomik ve toplumsal değişim süreci içinde bulunan öteki ülkelerin de uluslararası topluluğun desteğine gereksinmeleri vardır.
  4. Toplumsal gelişmenin hedef ve amaçlarına ulaşılabilmesi için aile ve toplum için toplumsal huzursuzluk ve kararsızlığın esas kaynaklarının ortadan kaldırılması gereklidir. İnsanlarımızın sağlık, güvenlik, barış, emniyet ve refahı için ciddi tehditler oluşturan dünya çapındaki koşullara karşı mücadeleye özel önem vermeye ve bu konu üzerinde önemle durmaya söz veriyoruz. Önü alınamayan açlık, kötü beslenme, gizli uyuşturucu kullanımı ile bağlantılı sorunlar, terörizm, hoşgörüsüzlük ve ırksal, etnik, dinsel ve başka türden nefret duygularına yolaçan kışkırtmalar, yabancı düşmanlığı, sürekli, bulaşıcı ve kronik hastalıklar bu koşullar arasında yer almaktadır. Bunların ortadan kaldırılmasına dönük çalışmalar sırasında ulusal düzeyde ve özellikle bölgeler ve uluslararası düzeylerde işbirliği daha da güçlendirilmelidir.
  5. Bunun için, aşırı askeri harcamaların, silah ticaretinin, silah üreterek kar elde etmeye yönelik yatırımların kalkınma üzerindeki olumsuz etkileri açıklanmalıdır.
  6. Bulaşıcı hastalıklar bütün ülkelerde ciddi bir sağlık sorunu olarak önümüzde durmaktadır. Bu faktör bütün dünyada ölüm oranı üzerinde büyük bir etkide bulunmaktadır. Bir çok bölgede bulaşıcı hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybedenlerin sayısı artmıştır. Bu hastalıklar toplumsal kalkınmanın önünde bir engel teşkil etmekte ve genellikle yoksulluk ve toplumsal dışlanmanın nedeni olmaktadır. Tüberkülozdan malaryaya, HIV’ den AIDS’e kadar uzanan geniş bir spektrum oluşturan bu hastalıkların engellenmesi, tedavisi ve denetim altına alınması konusuna özel önem verilmelidir.
  7. Dünya halklarının güvenini ancak onların gereksinmelerine özel önem verirsek elimizde tutabiliriz. Yoksulluğun, üretken istihdamın yokluğunun ve toplumsal çözülmenin insan onuruna bir saldırı olduğunun bilincindeyiz. Bu faktörlerin, koşulları olumsuz yönde etkilediklerini, insan kaynaklarının çarçur edilmesine yol açtıklarını ve pazarların ve ekonomik ve toplumsal kurumların ve süreçlerin işleyişinde yetersizliğe yol açtıklarını biliyoruz.
  8. Görevimiz, bize günümüzde ve gelecekte rehberlik edecek bir toplumsal kalkınma için insanı merkez  alan bir çatı oluşturmak, insani huzursuzluklardan en fazla etkilenenlerin acil gereksinmelerine yanıt vermektir. Bu görevi yerine getirmeye ve bütün dünyada toplumsal gelişme sürecini ilerletmeye kararlıyız.
B.       İLKELER VE HEDEFLER
  1. Biz Devlet ve hükümet başkanları, insan onuru, insan hakları, eşitlik, saygı, barış, demokrasi, karşılıklı sorumluluk ve işbirliği ve değişik dinsel ve ahlaki değerlere ve insanların kültürel ortamlarına tam saygı temeli üzerinde toplumsal gelişme için politik, ekonomik, etik ve manevi bir bakış tarzına bağlı olduğumuzu açıklıyoruz. Buna bağlı olarak herkesin tam katılımının gerçekleştiği toplumsal ilerleme, adalet ve insan koşullarının iyileştirilmesi yönündeki süreçlerin geliştirilmesine yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası politika ve eylemlere özel önem vereceğiz.
  2. Bu hedefe ulaşmak için özellikleri aşağıda açıklanan hedeflere yönelik bir eylem çerçevesi oluşturacağız:

a- İnsanı, kalkınmanın merkezine oturtup ekonomilerimizi insanın gereksinmelerini daha iyi karşılayabilecek bir şekilde yönlendirmek;

b- Nesiller arasında eşitliği sağlayarak ve doğal çevremizin bütünlüğünü ve sürdürülebilirliğini koruyarak bugünkü ve gelecekteki nesillere karşı sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmek;

c-Toplumsal gelişmenin bir ulusal sorumluluk olduğunu, uluslararası topluluğun ortaklaşa taahhüdü ve çabaları olmaksızın bunun başarılamayacağını kabul etmek;

d- Ekonomik, kültürel ve toplumsal politikalar arasında bir bütünlük oluşturarak bu alanların karşılıklı olarak birbirlerini desteklemelerini sağlamak ve çalışmalarda kamu ve özel sektörlerin karşılıklı bağımlılığını gözden uzak tutmamak,

e- Sürdürülebilir toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için, ekonomi politikaların sağlam ve geniş bir temel üzerine oturtulmasına özen göstermek;

f-Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde demokrasi, insan onuru, toplumsal adalet ve dayanışmanın geliştirilmesi, toplumlar arasındaki farklılıklara tam saygı göstererek, hoşgörü, şiddeti dışlama, çoğulculuk ve ayırımcılık yapmama eğilimlerini güçlendirmek;

g- Eşit gelir dağılımının desteklenmesi ve herkes için eşit ve adil fırsatlar yaratılması yoluyla kaynakların daha geniş kesimlere ulaştırılmasının sağlanması;

h-Ailenin, toplumun temel birimi ve toplumsal kalkınmada çok önemli bir role sahip olduğunu kabul etmek. Aile fertlerinin haklarına, yeteneklerine ve sorumluluklarına önem vererek toplumun bu temel birimini güçlendirmek;

i-Kalkınma programlarında, zarara uğramış, korunaksız kişilere ve gruplara da yer verilmesi, ve toplumun bütün bireylerinin yasal haklarının uygulanması ve doğal ve toplumsal çevreden yararlanmalarının sağlanması yoluyla zarara uğrayanların karşılaştıkları sorunlara çözümler üretmek;

j-Bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere, kalkınma hakkı da dahil olmak üzere, saygı, itaat ve korumanın geliştirilmesi, yasal hakların gerçekten uygulanmasının ve sorumluluklarının toplumun her düzeyinde daha geniş bir şekilde dağıtılmasını, kadın ve erkek  arasındaki eşitlik ve adaletin geliştirilmesi, çocukların ve gençlerin haklarının korunması, toplumsal bütünleşme ve sivil toplumun geliştirilmesi ve güçlendirilmesi;

k-Sömürgecilik ya da başka biçimlerde yabancı egemenliği ve yabancı işgali altındaki halklar başta olmak üzere, bütün halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkını kabul edilmesi, Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda kabul edilen Viyana Eylem Programı Deklarasyonu’nda (3), öteki hakların yanısıra, bu konuda da yer verilmiş olan hakların tam manasıyla gerçekleştirilmesine önem vermek,

l-İnsanın gelişmesini ve güvenliğini destekleyerek toplumun, kadın ya da erkek her üyesinin temel insani gereksinmelerinin karşılanabilmesini ve her kadın ya da erkeğin kişisel onuru, güvenliği ve yaratıcılığının gerçek yaşamda karşılığının bulunmasını sağlamak;

m-Yerli toplulukların ekonomik ve toplumsal gelişmelerini, kimlik, gelenek, toplumsal örgütlenme biçimleri ve kültürel değerlerine tam saygı göstererek kabul etmek;

n-Bütün kamu ve özel karakterli ulusal ve uluslararası kurumlarda şeffaf ve güvenilir yönetim ve tatbikata özel önem vermek;

o-Bütün insanların, özellikle kadınların, bireysel niteliklerinin güçlendirilmesinin kalkınmanın temel hedeflerinden biri ve kalkınmanın temel kaynağı olduğunu kabul etmek. İnsanların bireysel niteliklerinin güçlendirilmesi, insanın, toplumlarımızın işleyişini ve refahını belirleyecek kararların formülasyonu, uygulaması ve değerlendirilmesine tam katılımını gerekli kılar;

p-Toplumsal gelişme için uluslararası işbirliği ve ortak çalışmaya hız verilmelidir. Toplumsal gelişme evrenseldir ve yeni ve daha sağlam bir toplumsal gelişme taslağı hazırlanmalıdır;

q-Yaşlıların daha iyi bir yaşama ulaşma olanaklarının geliştirilmesi;

r-Yoksulluk içinde yaşayan insanların yeni bilgileşim teknolojilerinden ve öteki teknolojilerden yararlanmaları konusunda yeni yöntemler geliştirilmesi toplamsal gelişme hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacaktır. Bundan dolayı bu tür teknolojilere ulaşma olanaklarının kolaylaştırılması gerektiğinin kabul edilmesi;

s-Kadınların politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamın bütün alanlarında, eşit bireyler olarak katılımlarının geliştirilmesinin sağlanması ve bu olanakların geliştirilmesine ilişkin programların ve politikaların güçlendirilmesine ilişkin programların ve kadının temel haklarından tam olarak yararlanabilmelerini sağlayacak bütün kaynakların iyileştirilmesi;

t-Göçmenlerin kendi isteklerine bağlı olarak asıl ülkelerine güvenlik içinde gönderilmelerine olanak sağlayacak ve yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılmış kişilerin yurtlarına gönüllü olarak ve güven içinde dönmelerini ve toplumlarına kolaylıkla uyum yapmalarını sağlayacak  bütün kaynakların iyileştirilmesi;

u- Tam toplumsal gelişme hedefine ulaşabilmek için savaş tutsaklarının, savaşta kaybolanların, uluslararası antlaşmalara uygun olarak iadelerinin öneminin vurgulanması;

  1. Bu hedefleri gerçekleştirmenin devletlerin en önemli sorumluluğu olduğunu kabul ediyoruz. Bu hedeflere sadece devletler aracılığıyla ulaşılamayacağını da kabul ediyoruz. Uluslararası topluluk, Birleşmiş Milletler, çok taraflı mali kurumlar, bütün bölgesel örgütler ve yerel yönetimler ve bütün sivil toplum görevlilerinin, kendi kaynak ve çaba paylarına gerçek katkılarda bulunmaları gerekir. Toplumsal gerginliklerin azaltılması ve daha geniş çaplı bir toplumsal ve ekonomik kararlılık ve güvenliliğin yaratılması yönünde dünya çapında harcanan çabalarla insanlar arasındaki eşitsizliklerin azaltılması ve kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler arasında varolan büyük farklılıkların azaltılması için bunların yapılması gereklidir. Ekonomileri geçiş halinde olan ülkelerdeki radikal politik, toplumsal ve ekonomik değişiklikler, beraberlerinde ekonomik ve toplumsal durumlarında kötüleşmeyi de getirmektedirler. Bütün insanları, kendi etkinlik alanlarındaki somut eylemleriyle ve vatandaş olarak özel sorumluluklar üstlenmeleri yoluyla insan koşullarının güçlendirilmesi konusunda bireysel taahhütlerde bulunmaya çağırıyoruz.
C.       TAAHHÜTLER
  1. Toplumsal kalkınma için dünya çapında yürüttüğümüz çabalar, ve Eylem Programı’nda yeralan eylem önerileri, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ndeki amaç ve ilkelere bağlı kalarak ve uluslararası işbirliği ve mutabakat anlayışı içinde gerçekleşmektedir. Toplumsal gelişme için stratejilerin, politikaların, programların ve eylemlerin formülasyonu ve uygulamasının sorumluluğunun tek tek ülkelere ait olduğunu ve her ülkenin ekonomik, toplumsal koşulların, ortama bağlı olarak farklı olacağını gözönünde tutması gerektiğini, ve ülkelerin değişik dinsel ve etnik değerlere, vatandaşlarının farklı kültürel ortamlarına ve felsefi inançlarına, bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere uyarak, tam saygı göstermesi gerektiğini kabul ediyoruz. Bundan dolayı toplumsal gelişme programları ve eylemlerinin tam olarak uygulanabilmesi için uluslararası işbirliği zorunludur.
  2. Toplumsal adalet, dayanışma, ülkeler içinde ve arasında uyum ve eşitlik amacına dönük hepimizin paylaştığı toplumsal gelişme davamızı temel alarak, ulusal egemenlik ve bölgesel bütünlük ilkelerine ve politika hedeflerine, kalkınma önceliklerine ve dinsel ve kültürel farklılıklara ve bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı göstererek, toplumsal ilerleme ve gelişme için aşağıdaki taahhütlerde somut olarak ifade edilmiş olan dünya çapında bir çabayı başlatıyoruz.
TAAHHÜT 1

            İnsanın toplumsal gelişmesinin gerçekleştirilmesini olanaklı kılacak bir ekonomik, politik, toplumsal, kültürel ve yasal çevrenin yaratılmasını taahhüt ediyoruz.

            Bu hedefe ulaşmak için tek tek ülkeler düzeyinde yapacaklarımız aşağıda yer almaktadır.

a-Anayasalarımıza, yasalarımıza ve usullerimize uygun olarak ve uluslararası hukuk kurallarına ve yükümlülüklerimize bağlı kalarak kararlı bir yasal çerçeve sağlayacağız. Bağlı kalacağımız uluslararası anlaşma ve yükümlülüklerimiz içinde kadın ile erkek arasında eşitlik ve adaleti destekleyen maddeler, bütün insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne tam saygıyı, adaletin herkes için uygulanmasını, her tür ayırımcılığın ortadan kaldırılmasını, şeffaf ve güvenilir yönetim ve uygulamayı ve özgür ve temsili sivil toplum örgütleriyle işbirliğini teşvik eden maddeler yer alacaktır.

b-Herkesin gelir, kaynak ve toplum hizmetlerinden eşit biçimde yararlanabilmesini desteklemeye dönük güçlendirici bir ekonomik ortam yaratacağız;

c-Halkın toplumsal ve ekonomik politika ve programlara katılım düzeyini ve yöntemlerini uygun olan yerlerde güçlendireceğiz. Bunun için desantralizasyon, kamu kurumlarında açık yönetim, sivil toplumun ve yerel toplulukların güç ve olanaklarının güçlendirilmesi ve böylece kendi örgütlerini, kaynaklarını ve etkinliklerini geliştirmelerini gerçekleştirmek gereklidir.

d-Hoşgörü, şiddeti dışlama ve farklılıklara saygı eğiliminin desteklenmesi ve anlaşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözümlenmesi yoluyla barışı güçlendireceğiz;

e-Dinamik, açık, serbest piyasayı teşvik ederken gereken ölçülerde pazara müdahale etme gerekliliğini kabul edeceğiz, piyasa işleyişindeki kusurları engelleyip gereken önlemlerini alacağız, kararlılığı ve uzun dönemli yatırımları teşvik edeceğiz, adil rekabet ve ahlaki davranışları teşvik edeceğiz, ekonomik ve toplumsal kalkınmayı uyumlulaştıracağız (Buna yoksulluk koşulları içinde yaşayan insanların ve sakatların, özellikle kadınları, ekonomik ve toplumsal süreçlere tam ve üretken biçimde katılımını olanaklı kılacak ve bu hakkı onlara verebilecek uygun programların oluşturulması ve uygulanması da dahildir),

f-Özellikle yoksulluk koşulları içinde yaşayan insanlara yardımcı olabilmek için eğitim, gıda, barınak, istihdam, sağlık ve bilgileşim alanlarında gerçekleştirilmiş olanlar da dahil olmak üzere, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (6), Ekonomik Toplumsal ve Kültür Anlaşması (7), Kalkınma Hakkı Deklarasyonu (8) gibi konuyla ilgili uluslararası belgeler ve deklarasyonlarda ortaya konmuş bulunan hakların hayata geçirilmesini sağlayacak çalışmaların teşvik edilmesinin bir kez daha ifade edilmesi gerekmektedir;

g-Göçmenlerin istedikleri takdirde yurtlarına güvenlik içinde ve saygın kişiler olarak dönmelerini olanaklı kılacak somut koşulların yaratılması ve yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılan insanların gönüllü olarak yurtlarına dönüşlerini ve döndükten sonra toplumlarına sıkıntı çekmeden uyum yapmalarını sağlayacak koşulları yaratacağız;

h-Uluslararası barış ve güvenliği teşvik edeceğiz ve uluslararası anlaşmazlıkların, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne uygun olarak barışçı yöntemlerle çözümlenmesini teşvik edip bu yöndeki çabalara destek vereceğiz;

i- Toplumsal gelişmenin gerçekleştirilebilmesi için uluslararası işbirliğini güçlendireceğiz;

j- Diğer önlemlerin yanısıra, makroekonomik politikaların formülasyonu ve uygulamasında işbirliği, ticaretin liberalizasyonu, hem yeterli hem de önceden tahmin edilebilir ve sürdürülebilir kalkınma için gereken kaynakların elde edilebilirliğini en fazla düzeye çıkarabilecek şekilde hareketli, yeni ve ek mali kaynakları harekete geçireceğiz ya da temin edeceğiz, ulaşılabilir bütün fon kaynaklarından ve mekanizmalarından yararlanıp, mali kararlılığın güçlendirilmesi ve kalkınmakta olan ülkelerin ve ekonomileri değişim sürecinde olan ülkelerin gereksinmelerini dikkate alarak, dünya piyasalarına daha adil biçimde daha fazla girebilmeleri, üretken yatırımlardan, teknolojilerden ve gereken bilgiden yararlanmaları gibi önlemlerle destekleyici bir dış ekonomik çevrenin oluşturulmasına dönük politikaların teşvik edilmesi ve uygulanması, konularında çaba harcayacağız;

k-Ticaret, yatırım, teknoloji, borçlar ve resmi kalkınma yardımları ile ilgili uluslararası anlaşmaların toplumsal gelişmeyi destekleyecek biçimde uygulanmasını sağlamaya çalışacağız;

l- Özellikle teknik ve mali işbirliği yoluyla, kalkınmakta olan ülkelerin süratle, geniş bir temele dayanarak sürdürülebilir kalkınmalarını geliştirmeye yönelik çabalara destek vereceğiz. Küçük ada ülkelerinin, belirli bir bölgede kapalı kalmış ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin özel gereksinmelerine özel önem verilmelidir.

m- Uygun uluslararası işbirliği içine girerek ekonomileri değişim sürecinde olan ülkelerin geniş temele dayalı sürdürülebilir kalkınma çabalarına destek vereceğiz;

n- Evrensel, vazgeçilmez ve temel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak kalkınma hakkı da dahil olmak üzere evrensel, paylaşılmaz ve karşılıklı bağımlı ve karışlıklı ilişki içinde olan bütün insan haklarını kabul edeceğiz ve geliştireceğiz ve bu haklara saygı gösterilmesini, korunmasını ve itaat edilmesini sağlamaya çalışacağız.;

TAAHHÜT 2

Kararlı ulusal eylemler ve uluslararası işbirliği ile, insanlığın bir ahlaki, toplumsal, politik ve ekonomik zorunluluğu olarak, yoksulluğun dünyanın her köşesinde ortadan kaldırılması hedefi doğrultusunda çaba harcayacağımızı içtenlikle ifade ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde, bütün sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaparak ve çokboyutlu ve bütünlüklü bir yaklaşımla aşağıda belirtilen çalışmaları yapacağız:

a- Tercihen,  Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması yılı olan 1996’da mümkün olan en kısa zaman içinde bütün dünyada yoksulluğun önemli oranda azaltılması ve her ülkede kendi koşullarına göre saptanacak bir hedef gününde mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılması ve eşitsizliğin azaltılmasına dönük ulusal politikalar ve stratejilerin acil bir görev olarak benimsenip formüle edeceğiz ya da güçlendireceğiz;

b- Yoksulluğun asıl nedenlerinin ortaya çıkarılabileceği çabalara ve politikalara özel önem vereceğiz ve herkes için temel gereksinmeleri sağlayacağız. Bu çalışmalar içinde, açlık ve kötü beslenmenin ortadan kaldırılması, gıda maddelerinde güvenlik, eğitim, istihdam ve geçinme, temel sağlık hizmetleri –sağlık bakımlarının tekrarlanması, güvenilir içme suyu ve sağlık koruma ve yeterli barınak da dahil-, toplumsal ve kültürel yaşama katılım yer alacaktır. Yoksulluğun en büyük yükünü taşıyan kadınların ve çocukların gereksinme ve haklarına ve korunaksızların ve sakatlarının gereksinmelerine özel önem verilecektir.

c- Yoksullar için kredi, toprak, eğitim ve öğretim, teknoloji, bilgi ve bilgileşim de dahil olmak üzere üretken kaynaklara ulaşma ve genişleyen istihdamdan ve ekonomik fırsatlardan yararlanabilmeleri için politika ve yasal düzenleme ortamlarında karar alma süreçlerinde yeralmalarına olanak tanıyacak çalışmalar yapacağız;

d-Herkesin istihdam, hastalık, analık, çocuk yetiştirme dulluk, sakatlık ve yaşlılık sürelerinde yeterince ekonomik ve toplumsal korunma alabilmesini sağlayacak politikalar oluşturup uygulayacağız;

e-Ulusal bütçe ve politikalara, temel gereksinmeleri karşılayabilecek biçimde ve eşitsizlikleri azaltıp yoksulluğu stratejik bir hedef olarak belirleyecek özellikler vereceğiz;

f-  Eşitsizliklerin azaltılmasına çalışacağız, kaynaklardan yararlanma ve gelir elde etme olanaklarını artıracağız, eşitsizliği besleyen bütün politik, yasal, ekonomik ve toplumsal faktör ve kısıtlamaları ortadan kaldıracağız;

Bu alanda uluslararası düzeyde yapacaklarımız ise şunlardır:

g-Uluslararası topluluğun ve uluslararası örgütlerin, özellikle çok taraflı mali kurumların, kalkınmakta olan ülkelere ve bütün dünyada yoksulluğun ortadan kaldırılması ve temel toplumsal korunma olanaklarının sağlanması şeklindeki ortak hedefimiz doğrultusundaki çabalarında yardıma gereksinmesi olan ülkelere yardımcı olmalarını sağlayacağız;

h-Mali yardım sağlayan bütün uluslararası ve çok taraflı kalkınma bankalarını, kalkınmakta olan ülkelerin ve bütün ülkelerin insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınma ve herkesin temel gereksinmelerinin karşılanması ile ilgili çabalarına dönük politika ve programlarına kesintisiz biçimde verdikleri destek konusunda teşvik edeceğiz; üzerinde anlaşmaya varılmış program hedeflerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla sözkonusu kalkınmakta olan ülkelerle görüşmeler yaparak bu ülkelerin varolan programlarını değerlendirmelerini sağlayacağız; bu ülkelerin kendi politika ve programlarının herkesin temel gereksinmelerinin karşılanması ve mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılmasını en önemli konu olarak benimseyen ve üzerinde anlaşmaya varılmış kalkınma hedeflerinin daha ileri noktalara ulaştırabilecek politika ve programlar olmasını teşvik edeceğiz; halkın katılımının bu tür program ve politikalar için son derece önemli olduğu üzerinde duracağız;

i- Özellikle Güney Asya gibi halkın önemli bir kesiminin yoksulluk içinde yaşadığı ve bundan dolayı toplumsal ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmakta ciddi güçlüklerle karşılaşan bölgelerin ve ülkelerin özel gereksinmelerine dikkat etmeye ve buralara destek vermeye çalışacağız.

TAAHHÜT 3

Tam istihdamı ekonomik ve toplumsal politikalarımızın temel önceliği olarak belirlemeyi ve bütün kadın ve erkeklerin özgürce üretken istihdam ve iş seçmeleri yoluyla sağlam ve sürekli geçinme olanakları yaratabilmelerini sağlamayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde şunları yapacağız:

a-İstihdam olanaklarının arttırılması, işsizliğin azaltılması ve adil yeterli ve uygun ücret alımının desteklenmesi ilkesini hükümet stratejilerinin ve politikalarının en önemli konusu olarak ele almak, işçilerin haklarına tam saygı göstermek, çalıştıranların, çalışanların ve bunların örgütlerinin katılımlarını gerçekleştirmek, gençlerin, kadınların, sakatların ve bütün öteki zarara uğramış grup ve bireylerin yapısal, uzun dönemli işsizlik ve her zaman iş bulamama gibi sorunlarına özel önem vermek, gibi konularda çaba harcayacağız;

b- Hem kırsal hem kentsel sektörlerde iş bulma olanakları ve üretkenliği geliştirecek politikalar oluşturacağız, kalkınma için insan kaynağı geliştirme konusuna yatırım yapacağız, üretken istihdam yaratan teknolojileri destekleyeceğiz, girişimcilik eğilimlerini ve küçük ve orta ölçekli girişimleri teşvik edeceğiz;

c-Toplumun zarara uğramış sektörlerine özel önem vererek, resmi olmayan sektördekiler de dahil olmak üzere küçük ve çok küçük işletmelerin, toprak, kredi, bilgileşim, altyapı ve öteki üretken kaynaklara ulaşma olanaklarını arttıracağız,

d-Hem çalıştıranların hem de çalışanların, ekonomik koşulların, teknolojilerin ve emek pazarlarının değişimine uyum yapmaları için gereken eğitim bilgileşim ve öğretimi gerçekleştirebilecek politikalar oluşturacağız;

e- Yeni istihdam alanları yaratabilecek değişik seçenekler keşfetmeye, gelir ve satınalma gücü yaratacak yeni yaklaşımları araştırmaya çalışacağız;

f- Çalışan insanların kazançlarıyla aile sorumlulukları arasında bir uygunluk oluşturabilecek politikaları destekleyeceğiz;

g-Kadınların çalışma alanlarına daha fazla girmelerine, emek pazarlarındaki konumlarının korunmasına, özellikle ücretler alanında erkeklerle kadınlar arasında eşitliğin geliştirilmesine önem vereceğiz;

h-İstihdamın geliştirilmesini konu alan stratejilerimizde resmi olmayan sektörün katkılarına gereken önemi vereceğiz. Kalkınmakta olan ülkelerde bu sektörün toplumsal bütünleşmeye ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yaptığı katkının arttığı ve resmi ekonomi ile bağlarının güçlendiği gözönünde tutulacaktır;

i-Nitelikli işler sağlanması ve çalışanların çıkarlarının ve temel haklarının korunması hedefine ne ölçüde ulaşıldığını izleyeceğiz; bunun için Uluslararası Çalışma Örgütünün ilgili sözleşmelerine özgürce saygı gösterilmesini desteklemek –buna angarya ve çocukların çalıştırılmasının yasaklanması, örgütleme özgürlüğü, sendika kurma ve toplu pazarlık yapma hakkı ve ayırımcılık yapmama ilkeleri de dahildir;

 Uluslararası  düzeyde yapacaklarımız ise şunlardır;

j-Göçmen işçilerin ilgili ulusal ve uluslararası araçların sağladığı koruma önlemlerinden yararlanmalarını sağlayacağız, göçmen işçi emeğinin sömürülmesine karşı etkili ve somut önlemler alacağız, bütün ülkeleri göçmen işçilerle ilgili uluslararası araçları dikkate almaya ve göçmen işçilerin bu haklarının yasalarla kabul edilmesine ve bu yasaların tam anlamıyla uygulanmasına yöneltilmesini sağlayacağız;

k-Makroekonomik politikalarda uluslararası işbirliğini, sürdürülebilir ekonomik büyümenin desteklenmesini ve yeni istihdam alanlarının yaratılabilmesi için ticaret ve yatırımın liberalizasyonunu, istihdamı artıran ve işsizliği azaltan başarılı politika ve programlarla ilgili deneyimlerin aktarılmasını teşvik edeceğiz;

TAAHHÜT 4

Kararlı, güvenli ve adil toplumlarla, ayırımcılık yapmayan, hoşgörülü, farklılıklara, fırsat eşitliğine, dayanışmaya, güvenliğe ve bütün halkın katılımına saygı gösteren ve zarar görmüş ve korunaksız grup ve kişilerin sorunlarına önem veren toplumların toplumsal bütünleşmelerini teşvik etmeyi taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır.

a-Demokrasi, yasaların hakimiyeti, çoğulculuk ve çeşitlilik, hoşgörü ve sorumluluk, şiddeti dışlama ve dayanışmaya saygı gösterilmesini teşvik edeceğiz. Bunun için eğitim sistemlerinin, kitle iletişim araçlarının ve yerel topluluklarla örgütlerin halkın toplumsal bütünleşme konusundaki bilinçlerini geliştireceğiz ve toplumsal bütünleşmenin bütün özelliklerini ve bunun önemini kavramaları yönündeki çabalarına destek vereceğiz;

b- Bütün biçimleriyle ayırımcılığın ortadan kaldırılmasına ve insan onuruna saygı ve eşitliği temel alan toplumsal bütünleşmenin gerçekleştirilmesini hedefleyen politika ve stratejileri güçlendireceğiz;

c-  Sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşama katılım ve bu alanlarda haberleşmeyi güçlendirmenin en temel araçları olarak bütün eğitim, bilgileşim, teknoloji ve know-howdan herkesin yararlanmasını ve sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklardan herkesin yararlanmasını sağlayacak süreçleri teşvik edeceğiz;

d- Zarar görmüş ve korunaksız grup ve bireylerin ekonomi ve toplumla tam anlamıyla bütünleşmelerin ve korunmalarını sağlayacağız;

e- Göçmenlerin ve göçmen işçi ailelerinin insan haklarına saygı gösterilmesini ve bu durumdaki insanların korunmalarını sağlayacak önlemlerin formüle edip güçlendireceğiz, bir çok ülkede değişik alanlarda arttığı görülen ırkçılık ve yabancı düşmanlığını ortadan kaldırmaya ve bütün toplumlarda daha fazla uyum ve hoşgörünün geliştirilmesini sağlayacak önlemleri belirleyerek teşvik edeceğiz;

f-Yerli toplulukların kimlik, kültür ve çıkarlarının korunarak geliştirilmesi için haklarının kabul edilip bunlara saygı gösterilmesi, toplumsal adalet isteklerinin desteklenmesi ve bu toplulukların, içinde yaşadıkları ülkelerin toplumsal, ekonomik ve politik yaşamlarına katılımlarını sağlayacak bir çevrenin oluşturulmasına önem vereceğiz.

g- İkinci Dünya Savaşı ve öteki savaşların eski askerleri ve mağdurları da dahil olmak üzere bütün eski askerlerin ekonomi ve toplumla tam anlamıyla bütünleşmelerini sağlayacağız ve bu kişilerin toplumsal korunma olanaklarını geliştireceğiz,

h-Bütün yaş gruplarından insanların uyumlu bir toplumun inşasında eşit ve son derece önemli unsurlar olarak katkıda bulunmalarını teşvik edeceğiz ve bunun önemini açıklayıcı çalışmalar yapacağız, toplumun bütün kesimlerinde nesiller arasında diyalogu güçlendireceğiz;

i-Kültürel, etnik ve dinsel farklılıkları kabul edeceğiz ve bunlara saygı göstereceğiz, ulusal, etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklar içinde yer alan kişilerin haklarını geliştireceğiz ve bu hakları koruyacak, bu insanların içinde yaşadıkları toplumların politik, ekonomik, toplumsal, dinsel ve kültürel yaşamın her alanına tam katılımlarını kolaylaştıracak önlemler alacağız;

j-Yerel toplulukların ve grupların yeteneklerini arttıracağız, bunda kendi örgütlerini ve kaynaklarını geliştirmelerine dikkat ederek ve bu topluluklara hükümetler dışı örgütlerin eylemlerinden de yararlanarak toplumsal kalkınmaya ilişkin politikalar önereceğiz;

k-Toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren kurumları destekleyeceğiz, ailenin çok önemli bir işleve sahip olduğunu kabul edeceğiz, aileye, korunması ve desteklenmesini garanti edecek bir ortam sağlayacağız. Farklı kültürel, politik ve toplum sisteminde değişik aile biçimlerinin varolduğunu kabul edeceğiz;

l-Suç işleme, şiddete başvurma ve gizli uyuşturucu kullanımını toplumsal bütünleşme sürecinde görülen sorunlar olarak ortaya koyacağız;

Uluslararası alanda yapacaklarımız ise şunlardır:

m-Ayırımcılığın ortadan kaldırılması ve bütün insan haklarının geliştirilmesi ve korunması konusunda bütün ülkelerde yasal düzenlemeler yapacağız ve bu yöndeki çalışmaları teşvik edeceğiz, bu konularla ilgili uluslararası düzeyde kabul edilmiş deklarasyonlara bağlı kalacağız ve uluslararası araçları kullanacağız ve mümkün olduğu ölçüde ihtiyat kaydına başvurmayacağız;

n-Göçmenlere ve göçmen kabul eden ülkelere insanı ve mali yardım sağlayan uluslararası mekanizmaları daha da güçlendireceğiz ve bu konuda sorumluluğun uygun oranlarda paylaşılmasını teşvik edeceğiz;

o-Eşitlik, karşılıklı saygı ve karşılıklı yarar sağlama temelinde uluslararası işbirliği ve birlikte çalışma eğilimin destekleyeceğiz.

TAAHHÜT 5

İnsan onuruna saygı gösterilmesini ve kadın ile erkek arasında eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesini, kadının politik,sivil, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşama ve kalkınma sürecine katılımını ve bu alanlarda önder konumlarda yer almasını sağlayacak eğilimlere destek vermeyi taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a-Aile içinde ve toplumda insan onuru, eşitlik ve adaletin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya dönük davranış, yapı, politika, yasa ve günlük pratiklerdeki değişikliklere destek olacağız, kentlerde ve kırsal alanda yaşayan kadınların ve yetersizlikleri olan kadınların, toplumsal, ekonomik ve politik yaşama, devlet politikaları ve programlarının uygulanması ve denetlenmesi süreçleri de dahil olmak üzere, tam ve eşit biçimde katılımını teşvik edeceğiz;

b-Her düzeyde karar alma süreçlerinde cinsler arasında bir denge ve eşitlik sağlayacak yapılar, politikalar, hedefler ve yakın amaçlar oluşturacağız, kadının politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel fırsatlarını ve bağımsızlık olanaklarını genişleteceğiz, özellikle yerli kadınların, kırsal alanlardakilerin ve yoksulluk koşulları içinde yaşayan kadınlarınki de dahil olmak üzere kadının güçlendirilmesine katkıda bulunacak eğilimlere destek olacağız, ve gerekli olan yerlerde, gerçek eylemlerle, kadının ekonomik ve toplumsal politikaların oluşturulması ve bu politikaların uygulanması süreçlerine katılımını cinsler arası eşitlik fikrinin geliştirilmesi yoluyla kadının güçlendirilmesini teşvik edeceğiz;

c-Kadının okuryazarlık, eğitim ve öğretim etkinliklerine erkeklerle eşit ve tam biçimde katılımını sağlayacağız, kadının kredi ve öteki üretici kaynaklara ulaşmasının ve emlak ve arazi satın alması, elinde tutması ve satmasının önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılmasını teşvik edeceğiz;

d-Bütün dünyada kadın ile erkeğin eşit olduğu ilkesini temel alarak ve Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda belirlenen Eylem Programı’nın (5) içeriğine bağlı kalarak, sağlık hizmetlerinden en geniş anlamda yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacağız;

e-Kadının toprak sahibi olma, mülkiyeti miras alma ya da borç para alma haklarının önündeki henüz kaldırılamamış kısıtlamaları ortadan kaldıracağız ve kadının erkeklerle eşit biçimde çalışma hakkına sahip olduğu ilkesini yaşama geçireceğiz;

f- Özellikle sağlık, beslenme, okuryazarlık ve eğitimle ilgili statü, refah ve fırsatlarında, cinsler arasında ayırımcılığın insan yaşamının daha ilk dönemlerinde başladığı kabul edilerek, kız çocuklarının erkek çocuklarla eşit olanaklara sahip olmasının sağlayacak politikalar, hedefler ve amaçlar oluşturacağız;

g-Kadın ile erkeğin aile, topluluk ve toplum yaşamında eşitliğini güçlendireceğiz, çocukların yetiştirilmesi ve ailenin yaşlı mensuplarının desteklenmesi alanlarında kadın ile erkek arasında sorumlulukların eşit olarak paylaşılması gerektiği, erkeklerin bütün sorumlulukları eşit olarak kadınlarla paylaşması gerektiği, ebeveynlik, cinsel ve çocuk yapma gibi alanlarda da kadınlarla eşit sorumluluklar üstlenmeleri gerektiği gibi konular üzerinde önemle duracağız;

h-  Kadınlara ve kız çocuklarına karşı uygulanan her tür ayırımcılık, sömürü, taviz ve bütün şiddet biçimlerinin, ilgili uluslararası araç ve deklarasyonlara bağlı kalınarak ortadan kaldırılmasına ve buna karşı mücadele edilmesine yönelik politikaların uygulanması ve bu konuda yasalar çıkarılarak ve bu yasaların uygulanmasını sağlayarak etkili önlemler almak;

i- Kadınların her türlü insan hakkından ve temel özgürlüklerden tam ve erkeklerle eşit biçimde yararlanmalarını teşvik edeceğiz ve bu haklarını koruyacağız;

j-Kadınların, olumlu eylem, eğitim, öğretim, iş yasalarıyla gereken koruma, nitelikli çocuk bakımı ve öteki destek hizmetlerinin sağlanması ve bu hizmetlerin kolaylaştırılması gibi önlemlerle ücretli çalışma ve istihdama tam anlamıyla katılabilmelerini sağlayacak politikalar oluşturacağız ya da var olan politikaları güçlendirip uygulayacağız;

Uluslararası düzeyde yapacaklarımız ise aşağıda yer almaktadır:

k- Kadınların insan haklarını geliştirmek ve bu hakları korumak, Kadınlara Karşı Her Türden Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (10) yanısıra ilgili öteki sözleşmelerin hükümlerini de uygulayacağız, mümkün olursa 2000 yılına kadar ve elden geldiğince koşullu imzadan kaçınarak bu sözleşmelerin hükümlerinin yasama organlarında kabul edilmesini ve uygulanmasını teşvik edeceğiz, ve Nairobi İleriye Dönük Kadının Geliştirilmesi Stratejileri (11) Kırsal Kesim Kadınları ile İlgili Cenevre Deklarasyonu (12) ve Nüfus Kalkınma Konusunda Uluslararası Eylem Programı’nın uygulanmasını teşvik edeceğiz;

l- Pekin’de Eylül 1995 te toplanacak olan Dördüncü Dünya Kadın Konferansının hazırlık çalışmalarına ve bu Konferansın sonuç belgesinde yeralan hükümlerin uygulanması ve izlenmesine özel önem vereceğiz;

m- Kadının güçlendirilmesi ve kadın erkek arasında eşitlik ve adaletin sağlanması çabalarında kalkınmakta olan ülkelerle, istedikleri takdirde uluslararası işbirliği yapacağız ve bu işbirliğini teşvik edeceğiz;

n- Kadınların ulusal ekonomiye katkılarını ve ulusal ekonomi için harcadıkları çabayı, kayıtlara geçmeyen işlerdeki ve evlerinde verdikleri katkılar da dahil olmak üzere bütün boyutlarıyla kavratacak ve daha açık bir şekilde ortaya koyabilecek elverişli araçları bulacağız.

TAAHHÜT 6

Evrensel ve eşit fırsatlı nitelikli eğitim hedefi için çaba sarfederek bu hedefe ulaşmak, bedensel ve ruhsal sağlık alanında mümkün olan en yüksek standarda ulaşmak, herkes için temel sağlık hizmetlerini gerçekleştirmek, toplumsal koşullarla ilgili eşitsizlikleri düzeltmek ve bu alanda ırk, ulusal köken, cinsiyet farklılığı yaş ya da sakat olup olmama gibi unsurlara dayalı bir ayırımcılık yapmamak, ortak ve özel kültürlerimizin geliştirilmesi ve bunlara saygı göstermek, kalkınmada kültürün rolünü güçlendirmeye çalışmak, insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınmanın temel ilkelerini koymak, insan kaynaklarını tam manasıyla geliştirmek ve toplumsal kalkınmanın ilerletilmesine katkıda bulunmak konularında taahhütte bulunuyoruz. Bu etkinliklerin amacı, tam ve üretken istihdamı geliştirmek ve toplumsal bütünleşmeye destek olmaktır.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız aşağıda belirtilmiştir:

a- İlkokul öncesi eğitim, ilkokul eğitimi ve okuma yazma bilmeyenler için eğitim de dahil olmak üzere, temel eğitimin genelleştirilmesi ve herkesin okuma yazma öğrenmesine yönelik zamanı belirlenmiş ulusal stratejiler oluşturacağız ve bu stratejileri destekleyeceğiz –bu çalışmaya bütün topluluklar dahil edilecektir ve özellikle eğitim sistemine ulusal dillerin sokulması alanında eğitim yapılacaktır, bu çalışma çeşitli resmi olmayan eğitim araçlarıyla desteklenecektir ve mümkün olan en yüksek öğrenim standardına ulaşılmaya çalışılacaktır;

b- Her yaş grubunda insanın faydalı bilgiye sahip olması, mantıklı düşünme yeteneğini ve değişik beceriler geliştirmesini ve etik ve sosyal değerlere sahip olmasını sağlamaya yönelik eğitimin kalitesini geliştirmeye çalışarak hayat boyu öğrenmenin önemini açıklayacağız; böylece her yaşta insan bütün yeteneklerini sağlıklı bir biçimde ve hakkettiği saygıyı görerek, kalkınmanın toplumsal, ekonomik ve politik süreçlerine tam anlamıyla katılabilecektir.

c- Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (13) hükümlerine bağlı kalarak, çocukların, özellikle kız çocuklarının haklarını kullanabilmelerini ve bu hakların geliştirilmesini, eğitimi, yeterli beslenmeyi ve temel sağlık hizmetlerinden yararlanmayı herkes için olanaklı kılarak ve ebeveynlerin ve çocuklardan yasal bakımdan sorumlu başka kişilerin hak, görev ve sorumluluklarını kabul ederek sağlayacağız;

d-  Bütün çocukların ve gençlerin ilkokul eğitimine başlayıp bitirmelerini ve ilkokul, ortaokul, mesleki okul ve üniversite eğitimi alan kız ve erkekler arasındaki büyük orantısızlığı azaltacak uygun ve olumlu önlemler alacağız;

e- Kız çocukları ve kadınların eğitim olanaklarından tam ve eşit biçimde yararlanmalarını sağlayacağız; kadının eğitimine yatırım yapmanın, toplumsal eşitlik, yüksek üretkenlik ve sağlık koşullarının iyileşmesi, çocuk ölüm oranlarının ve doğurganlık oranlarının düşürülmesi gibi alanlarda toplumsal kazanımların elde edilmesi bakımından son derece önemli olduğunu kabul ediyoruz;

f- Birbiriyle bağlantılı programlarla, ve bireysel farklılıkları ve değişik durumları dikkate alarak çocuklar, gençler ve sakat yetişkinler için her düzeyde eşit eğitim olanakları sağlayacağız;

g-  Yerli toplulukların, özel gereksinmelerine, isteklerine ve kültürlerine uygun tarzda eğitim alma haklarını kabul ediyoruz ve bu toplulukların sağlık hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanmalarını sağlayacağız;

h-Cinsler arasında eşitliğe dikkat ederek özel eğitim politikaları oluşturacağız ve dünyanın her tarafında geliştirilen genel ve özel bilişim verilerinin bilgi haline dönüştürülme eğilimini hızlandırmak amacıyla toplumun bütün düzeylerinde gereken mekanizmaları oluşturacağız ve bu bilginin yaratıcılık, üretken kapasitesinin arttırılması ve toplum yaşamına aktif katılım haline dönüştürülebileceğini belirleyecek tasarımlar geliştireceğiz;

i- Eğitimin ve mesleki eğitimin yeni iş alanlarının yaratılmasında ve işsizlikle ve toplumlarımızdaki toplumsal dışlanma ile mücadelede çok önemli unsurlar olduklarının bilincinde olarak emek pazarlarıyla eğitim politikaları arasındaki bağlantıları güçlendireceğiz ve bütün toplumsal kalkınma planlarında yüksek eğitimin ve bilimsel araştırmanın rolü üzerinde duracağız;

j-  Kalkınma hakkı da dahil olmak üzere bütün insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendiren ve geliştiren geniş temelli eğitim programları oluşturacağız, hoşgörü, sorumluluk ve farklılıklara saygı gösterme gibi değerleri geliştireceğiz, ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitim Onyılı (1995-2005) (15) Belgesinde yer alan çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesine ilişkin eğitim sağlayacağız;

k- Herkes için temel eğitim hedefine ulaşmak için, temel eğitim araçları ve alanlarının genişletilmesine, hükümetler, hükümetler dışı örgütler, özel sektör, yerel topluluklar, dinsel gruplar ve aileler arasında işbirliği ortamlarının geliştirilmesini ve bu işbirliğinin arttırılmasını teşvik edeceğiz;

l-Toplumsal kalkınmanın önkoşullarından biri olarak çocuklar, gençler ve yetişkinler için okulda ve topluluk içindeki sağlık eğitimi programları oluşturacağız ve bu çalışmayı destekleyeceğiz; çocuklardan yasal olarak sorumlu olan ebeveynlerin ve başka sorumlu kişilerin haklarını, görevlerini ve sorumluluklarını Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak dikkate alacağız;

m-Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Deklarasyonu’ndaki açıklamalara uygun olarak ve eşit ve toplumsal adaletin gerçekleştirilmesi ilkesini temel alarak, ülkeler düzeyinde Herkes İçin Sağlık Stratejileri’nin hedeflerine ulaştırılması amacıyla derhal şu doğrultularda çaba harcamaya başlayacağız: Sağlıklı içme suyu temini, insan sağlığının korunması ve beslenme eğitimi ve önleyici sağlık programlarını teşvik edeceğiz, ülkeler düzeyinde genel, ayırımcılığı dışlayan temel sağlık hizmetleri planları ya da programlarının geliştirilmesine ya da güncelleştirilmesine başlayacağız;

n-Sakatlara rehabilitasyon ve öteki bağımsız hizmetlerden ve yardımcı teknolojilerden yararlanma olanakları yaratmaya çalışacağız, böylece sakatların refah düzeylerinin azamiye yükseltilmesini, bağımsızlıklarının ve topluma tam anlamıyla katılımlarının sağlanması için çaba harcayacağız;

o-Ekonomik ve toplumsal kalkınmada herkes için sağlık hizmetlerinin korunması ve geliştirilmesi için sektörler arası bütünlüklü bir yaklaşık oluşturacağız ve bütün sektörlerde politikalarda sağlık hizmetleri konusunun yer almasına dikkat edeceğiz;

p-Dünya Çocuk Zirvesi, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Toplantısı ve Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Toplantısı gibi toplantılarda belirlenmiş olan ana ve çocuk sağlığı ile ilgili hedefler doğrultusunda ve özellikle çocuk ve ana ölüm oranının düşürülmesi hedefine özel önem vererek çalışmalar yapacağız;

q-Birçok ülkede arttığı saptanan HIV ve AIDS gibi hastalıklarla daha etkili biçimde mücadele etmek amacıyla, gereken eğitim ve korunma hizmetlerine, HIV ve AIDS hastalarına gereken bakım ve destek hizmetlerinin ulaştırılmasına, HIV ve AIDS hastalarının yalıtılmışlıklarını ve bu hastalara karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gereken bütün önlemlerin alınmasına önem vereceğiz,

r- Bütün eğitim ve sağlık politika ve programlarında çevre duyarlılığını geliştireceğiz; sürdürülebilir tüketim ve üretim modelleri oluşturmaya önem vereceğiz;

Uluslararası düzeyde bu konuda yapacaklarımız şunlardır:

s-Uluslararası örgütlerin, özellikle uluslararası mali kurumların, bu hedeflere, politika programlarında ve elverişli operasyonlarında yer vererek destek olmalarına çalışacak ve bunu sağlayacağız; iki taraflı ve bölgesel işbirliği alanlarında yeni çalışmalarla da bu desteklenmelidir;

t- Kültürel farklılıklara ve insanlığın ortak kültürel mirasına saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla kalkınmanın kültürel boyutlarının önemini kabul ediyoruz. Bu alanda yaratıcılığın kabul edilmesini ve geliştirilmesi gerekmektedir;

u-Özellikle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü ile eğitim, kültür ve sağlık koşullarının geliştirilmesi konularıyla ilgili öteki uluslararası örgütlerden, yoksulluğun ortadan kaldırılması, tam ve üretken istihdamın geliştirilmesi  ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi gibi  konulara daha fazla önem vermeleri talebinde bulunacağız;

v- Kültürün geliştirilmesi için çeşitli eğitim tarzlarından yararlanan, eğitim ve iletişim araçları aracılığıyla bu konularda bilgi içeren malzeme üretip dağıtan, teknolojinin kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunan, teknik ve mesleki eğitim ve bilimsel araştırmaları teşvik eden uluslararası örgütleri güçlendireceğiz;

w- Malarya, tüberküloz, kolera, tifo ve HIV/AIDS gibi çok sayıda insanın ölümüne yol açan önemli hastalıklara karşı daha güçlü ve daha eşgüdümlü global eylemlere destek vereceğiz, bu alanda Birleşmiş Milletler’in HIV/AIDS hastalıklarıyla ilgili ortaklaşa ve çeşitli kurumlardan mali yardım alan programını 816) desteklemeye devam edeceğiz;

x-  Etkin eğitim, öğretim ve sağlıkla ilgili program ve politikaların tasarım ve sunumunda, örneğin, teknoloji transferi alanında bilgi, deneyim ve uzmanlığı paylaşma ve yaratıcılığı arttırma alanlarında çalışmalar yapacağız; öteki sonuçların yanısıra yerel kapasite artırımını sağlayabilecek alanlarda, örneğin olanakların kötüye kullanılması konusunda denetim, önleyici ve rehabilite edici programlar alanlarında deneyim ve bilgi aktarımını destekleyeceğiz;

y- İnsan onuruna saygıyı, bütün kadınları ve çocukların özellikle sömürüye karşı korunmasını, uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara fahişelik yaptırılması, kadınların sünnet edilmesi gibi kötü davranışları çalışmalarının merkezine yerleştirmiş eğitim ve sağlık programlarına verilen uluslararası desteğin artırılması ve bu alanda eşgüdümün geliştirilmesine çalışacağız;

TAAHHÜT 7

Afrika ülkelerinin ve en az kalkınmış ülkelerin ekonomik, toplumsal ve insan kaynaklarının geliştirilmesini hızlandırmayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için yapacaklarımız şunlardır:

a- Ulusal düzeyde toplumsal kalkınma hedeflerini de içeren ve ticaret ve yatırımlar için elverişli ortamı yaratabilecek ve insan kaynaklarını daha da geliştirilmesine birinci derecede önem verecek ve demokratik kurumların geliştirilmesini daha da güçlendirecek yapısal düzenleme politikaları uygulayacağız;

b-Afrika ülkeleri ile en az kalkınmış ülkelerde gıda maddelerinin güvenliğini artıracak, güney-güney işbirliği de dahil olmak üzere uluslararası işbirliği ve teknik ve mali yardımlar yoluyla üretilen metaların çeşitlendirilmesi ve karşılıklı ticaret ve işbirliği alanlarında ekonomik reformlar, programlar uygulama çabalarına destek  vereceğiz;

c-Dış borç sorunlarına kalkınmaya yönelik sağlam çözümler bulacağız; bu süreçte borç miktarlarında indirim yapılmasını, erteleme ya da borçların silinmesi gibi önlemleri içeren 1994 yılının Aralık ayında imzalanan Paris Club Anlaşmasındaki borçların bağışlanması konusundaki hükümlerin derhal uygulamaya konulması pratiğinden yararlanacağız; uluslararası mali kurumlardan çok miktarda çok taraflı borçlanmış olan düşük gelirli ülkelere yeni biçimlerde yardımda bulunulması konusunda bu ülkelerin borçlarının azaltılması yönünde araştırmalar yapmalarını isteyeceğiz; ve Zirve Toplantısı’nın önceliklerine uygun olarak toplumsal kalkınma programlarına uygulanması durumunda borçların dönüştürülmesi konusunda yeni teknikler geliştirmelerini de bu kurumlardan isteyeceğiz. Bu çalışmalarımızda Birleşmiş Milletler 1990 Afrika’nın Kalkınması için Yeni Gündem’in ’17) orta erimli değerlendirilmesini, 1990 yılında belirlenen En Az Kalkınmış Ülkeler için Eylem Programı’nın (18) içeriğini dikkate alacağız;

d- Uluslararası topluluk tarafından kararlaştırılmış olan Afrika’nın kalkındırılması için stratejiler ve önlemlerin uygulanmasını sağlayacağız ve Afrika ülkeleri ve en az kalkınmış ülkeler tarafından belirlenmiş olan kalkınma stratejileri, programları ve reform çabalarına destek vereceğiz;

e-Hem genel hem de toplumsal sorunlarla ilgili programlara verilen resmi kalkınma yardımlarını artıracağız ve bu programların daha etkili olmasını sağlayacağız; bunda ülkelerin ekonomik koşullarına ve yardım kapasitelerine dikkat edip, uluslararası antlaşmalardaki taahhütlerin yerine getirilmesine özen göstereceğiz;

f- Birleşmiş Milletler özellikle Afrika’da Ağır Kuraklık ve/yada Çölleşme Görülen Ülkelerde Çölleşmeye Karşı Savaş Sözleşmesi’nin yasama organlarında kabul edilmesini ele alacağız ve Afrika ülkelerine çölleşme ile mücadelelerinde ve kuraklığın sonuçlarının yumuşatılması uğraşında destek sağlayacağız;

g- Bulaşıcı hastalıkların, özellikle HIV, AIDS, malarya ve tüberkülozun ekonomik ve toplumsal kalkınmada ulaşılan düzeyi geriletmemesi ya da sınırlamaması için gereken bütün önlemleri alacağız;

TAAHHÜT 8

Yapısal düzenleme programlarında, toplumsal kalkınma hedeflerinin, özellikle de yoksulluğun ortadan kaldırılmasına, tam ve üretken istihdamın geliştirilmesine ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine mutlaka yer vermeyi taahhüt ediyoruz.

a- Özellikle yoksulları ve toplumun korunaksız kesimlerini etkileyecek toplumsal programları ve harcamaları destekleyeceğiz, bütçe kısıtlamalarında da bu programları etkilemeyeceğiz, ayrıca toplumsal harcamalarda eşitlik ve etkililik oranını yükselteceğiz;

b-Toplumsal kalkınma alanında yapısal düzenleme programlarının etkilerini gözden geçireceğiz; uygun olan alanlarda, cinsler arasındaki farklılıkları dikkate alan toplumsal etki değerlendirmeleri ve öteki ilgili yöntemleri kullanacağız, böylece bu düzenleme programlarının olumsuz etkilerini azaltarak olumlu etkilerini arttıracağız; ilgili ülkelerin isteği üzerine bu gözden geçirme çalışmalarında uluslararası mali kurumlarla işbirliği yapılacaktır;

c- Ekonomileri geçiş halindeki ülkelerde, dönüşüm süreçlerine bütünlüklü yaklaşımları ve reformların toplumsal sonuçlarını ve kalkınma için zorunlu olan insan kaynaklarını araştıracağız;

d- Bütün düzenleme politikalarının ve programlarının toplumsal kalkınma ile ilgili unsurlarını, pazarların globalleşmesi ve hızlı teknolojik değişimle bağlantılı olarak ortaya çıkanlar da dahil olmak üzere, gelir ve kaynaklara daha eşitlikçi ve daha güçlü bir şekilde ulaşmaya yönelik politikalar oluşturarak, takviye edeceğiz;

e-  Bu ekonomik geçiş dönemlerinde kadınların omuzlarına erkeklerden daha fazla yük binmesini engelleyecek önlemler alacağız;

Uluslararası düzeyde bu alanda yapacaklarımız ise şunlardır:

f-  Çok taraflı kalkınma bankaları ve öteki yardım veren unsurların daha ileri hedeflere sahip toplumsal kalkınma yatırım borçları ile uygun yardımlarda bulunmalarını sağlamaya çalışacağız;

g-  Yapısal düzenleme programlarının her ülkenin ekonomik ve toplumsal koşullarına, ilgi ve gereksinmelerine uygun olmalarını sağlamak için çaba harcayacağız;

h- Yapısal düzenleme politikalarının tasarım, toplumsal yönetim ve değerlendirilmesine ve toplumsal kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi süreçlerine bölgesel ve uluslararası örgütlerin ve Birleşmiş Milletler Sisteminin, özellikle Bretton Woods kurumlarının destek ve işbirliğini temin edeceğiz ve bu kurumların bu çalışmayı kendi politika, program ve operasyonlarına dahil etmelerini sağlayacağız;

TAAHHÜT 9

Zirve toplantısının hedeflerini ulusal, bölgesel ve uluslararası işbirliği aracılığıyla gerçekleştirmek amacıyla toplumsal kalkınmaya tahsis edilmiş olan kaynakları arttırmayı ve-yada daha etkili biçimde kullanmayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a-İç tasarrufları geliştirmek ve seferber etmek için ve üretken yatırımlar için dış kaynakları çekmek amacıyla ve hem kamu hem özel fon kaynaklarını, toplumsal programlar için yenileştirmeye çalışarak ve kaynakların etkili kullanımlarını sağlayarak uygun ekonomik politikalar oluşturacağız;

b- Toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla sürdürülebilir ekonomik büyümeyi ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak makroekonomik ve mikro ekonomik politikalar uygulayacağız;

c- Küçük ve çok küçük işletmelerin, resmi olmayan sektördekiler de dahil olmak üzere toplumdaki mağdur olmuş sektörlere özel önem vererek, daha fazla kredi almalarını teşvik edeceğiz;

d-Güvenilir istatistiklerin ve istatistik göstergelerinin toplumsal politika ve programlarının geliştirilip değerlendirilmesinde kullanılmasını sağlayacağız; böylece ekonomik ve toplumsal kaynaklar yeterli ve etkin biçimde kullanılacaktır;

e- Ulusal önceliklere ve politikalara uygun olarak, vergi sisteminin adil, artan oranlı ve ekonomik bakımdan etkin olmasını sağlayacağız; vergi sisteminin sürdürülebilir kalkınmayı ilgilendiren konularına gereken ilgiyi göstereceğiz ve vergilerin etkili bir biçimde toplanmasını sağlayacağız;

f- Bütçe işlemleri sırasında kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve güvenilirliği sağlayacağız ve temel toplumsal hizmetlerin teşvikine ve geliştirilmesine özel önem vereceğiz;

g- Yeni kamu ve özel mali kaynak yaratma konusunda yeni yöntemler bulmayı üstleniyoruz; bunun için ulusal güvenlik gereksinmelerine dikkat edilerek aşırı askeri harcamaların uygun oranlarda azaltılmasına –bütün dünyadaki askeri harcamalar ve silah ticareti de buna dahil- ve böylece toplumsal ve ekonomik kalkınma için ek fonların tahsisinin mümkün kılınmasına özen göstereceğiz;

h-Toplumsal kalkınma hedeflerinin, özellikle yoksulluğun ortadan kaldırılması hedefinin gerçekleşmesine kooperatiflerin bütün potansiyelleriyle katkıda bulunmalarını sağlayacağız; kooperatiflerin tam ve üretken istihdamın yaratılmasına ve toplumsal bütünleşmenin desteklenmesine katkıda bulunmalarını sağlayacağız,

Uluslararası düzeyde bu alanda şunları yapacağız:

i- Yeni ve ek mali kaynakları harekete geçirmeye çalışacağız; bu kaynaklar yeterli ve önceden tahmin edilebilir kaynaklar olacaktır ve bu kaynakların elde edilebilirliklerini azamiye çıkartabilecek ve çok taraflı, iki taraflı ve özel kaynaklar da dahil olmak üzere ve imtiyazlı ve bağış olarak verilenleri de içererek mümkün olan bütün fon kaynaklarını ve mekanizmalarını azamiye çıkarmak için çaba harcayacağız;

j- Yeterli ve önceden tahmin edilebilir yeni ve ek kaynakların sağlanabilmesi hedefini gerçekleştirebilmek için uluslararası mali, teknolojik ve insan becerisi ile ilgili olanakların kalkınmakta olan ülkelere akışını kolaylaştıracağız;

k- Uluslararası mali, teknolojik ve insani becerilerin ekonomileri değişim halinde olan ülkelere akışını kolaylaştıracağız;

l-  Gayri safi ulusal hasılanın yüzde 0.7 sinin genel resmi kalkınma yardımlarına tahsis edilmesi konusunda varılan anlaşmanın mümkün olan en kısa zamanda uygulanması için çalışacağız; toplumsal kalkınma programlarına yönelik fon paylarını artıracağız; Zirve Toplantısı’nda ortaya çıkarılan Eylem Programı’nda ve elinizdeki Deklarasyonda yer alan hedef ve amaçlara ulaşmak için gereken etkinliklerin çapı ve derinliği arasında bir uyum sağlayacağız;

m-Göçmenler ve yurtlarından zorla çıkarılmış kişilerle ilgili sorunlarla karşı karşıya bulunan ilkelerin gereksinmelerinin karşılanması amacıyla yapılan uluslararası kaynak akışını artıracağız;

n-Benzer güçlüklerin üstesinden gelmiş kalkınmakta olan ülkelerin deneyimlerinden yararlanabilecek Güney-Güney işbirliğini destekleyeceğiz;

o- Borçların ertelenmesi ya da başka türden borç yükünü hafifletecek önlemlere dair hükümlerin yer aldığı Aralık 1994 Paris Club Sözleşmesi’nde üzerinde anlaşmaya varılmış olan borçların bağışlanması konusundaki hükümler de dahil olmak üzere özellikle borçların bağışlanmasında daha elverişli koşullar aracılığıyla en yoksul ve ağır borç yükü altındaki düşük gelirli ülkelerin borçlarının hafifletilmesi için varolan borçların hafifletilmesine dair anlaşmaların acilen uygulanmasını sağlayacağız ve daha elverişli koşullar için görüşmeler yapacağız; uygun durumlarda bu ülkelerin, büyüme ve kalkınma süreçlerini yeniden harekete geçirebilmeleri için tekrar program belirlemek zorunda kalmamalarını sağlayabilecek oranda çift taraflı resmi borçlarında azaltma yapılmalıdır; uluslararası mali kurumlardan, çok taraflı borçları çok fazla olan düşük gelirli ülkelere yardım etmelerini ve bu ülkelerin borçlarının hafifletilmesine özen göstermelerini isteyeceğiz; borçların Zirve Toplantısı’nda saptanan önceliklere dikkat edilerek toplumsal kalkınma program ve projelerine uygulanacak şekilde dönüştürülmesi alanında yeni teknikler geliştireceğiz;

p-Büyümenin gelir, istihdam ve ticaret gibi unsurlara daha fazla bağlı olduğu süreçlerde bu unsurlara daha fazla bağlı olduğu süreçlerde bu unsurların birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiklerini unutmaksızın ve Nihai Belge’nin uygulanmasının etkilerini değerlendirirken Afrika ülkelerinin ve en az gelişmiş ülkelerin eksiksiz yararlanmaları gerektiğine dikkat ederek, Dünya Ticaret Örgütü’nü kuran Marrakeş Anlaşmasında yer alan tamamlayıcı koşullar da dahil olmak üzere Uruguay Yuvarlak Masa Toplantısı Nihai Belgesi’nde yer alan çok taraflı ticaretle ilgili hükümlerin programlandığı zaman dilimi içinde uygulanmasını sağlayacağız;

q-Kalkınmakta olan ülkelerin, temel insani gereksinmelerini karşılayabilmeleri için geliştirmekte oldukları ticaretin liberalizasyonu sürecinin etkilerini denetleyeceğiz; bu ülkelerin uluslararası pazarlara daha fazla girmelerine yönelik yeni inisiyatifler oluşturmalarına özel önem vereceğiz;

r- Ekonomileri geçiş halinde olan ülkelerin uluslararası işbirliği ve mali ve teknik yardım konularındaki gereksinmelerine önem vereceğiz, geçiş halindeki ekonomilerin dünya ekonomisi ile tam bütünleşmesi için gereken gereksinmeleri üzerinde duracağız, özellikle çok taraflı ticaret kurallarına uygun olarak ve kalkınmakta olan ülkelerin gereksinimlerini dikkate alarak ihraç ürünlerinin dış pazarlara girişini arttırmaya özel önem vereceğiz;

s-  47/199 sayılı Genel Kurul kararında belirtildiği gibi kalkınmakta olan ülkelerin gereksinmelerinin arttığını dikkate alarak, önceden tahmin edilebilir, sürekli ve güvenilir etkinliklere aktarılan kaynak miktarında ciddi artış yaparak Birleşmiş Milletlerin kalkınma çabalarına destek vereceğiz; Birleşmiş Milletler’in ve uzman kurumların Toplumsal Kalkınma Dünya Zirve Toplantısı sonunda alınan kararların uygulanmasında sorumluluklarını daha güçlü bir şekilde ve daha geniş bir kapasiteyle yerine getirmelerine destek olacağız;

TAAHHÜT 10

Uluslararası, bölgesel ve yöresel kalkınma için işbirliğinin çerçevesini, birlikte çalışma anlayışı içinde, ve Birleşmiş Milletler ve öteki çok taraflı kurumlar aracılığıyla geliştirip güçlendirmeyi taahhüt ediyoruz;

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a- Toplumsal Kalkınma Dünya Zirve Toplantısı’nın sonuçlarının uygulanması ve denetlenmesi için uygun önlemler alıp elverişli mekanizmalar oluşturacağız; bunu, bütün sivil toplum sektörlerinin geniş katılımıyla ve Birleşmiş Milletler’e bağlı uzman kurumlar, programlar ve bölge komisyonlarının isteği üzerine ve bu kurumların yardımlarıyla gerçekleştireceğiz;

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

b-  Özel bölgelerde yada yörelerde gerekli ve elverişli mekanizmalar oluşturup uygun önlemler alacağız. Bölge komisyonları, bölgesel hükümetler arası örgütler ve bankalarla işbirliği yaparak, yılda iki kez, yüksek politik düzeyde gerçekleştireceği toplantılarda, Zirve Toplantısı’nda saptanan hedeflerin hangi düzeyde gerçekleştirildiğini değerlendirebilir, belirli konulardaki deneyimler aktarılabilir ve gereken önlemler alınabilir. Bölge komisyonları uygun mekanizmalar aracılığıyla, bu tür toplantıların sonuçları hakkında Ekonomik ve Toplumsal Konsey’e rapor hazırlamalıdır.

Uluslararası düzeyde ise yapacaklarımız şunlardır:

c-  Birleşmiş Milletlere bağlı örgütlerdeki, uluslararası kalkınma ajanslarındaki ve çok taraflı kalkınma bankalarındaki temsilcilerimize, Zirve Toplantısı’nda kararlaştırılan hedefler ve taahhütlerin gerçekleştirilmesinde sürekli ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasına dönük uygun ve eşgüdümlü önlemlerin alınması konusunda bu örgütlerin destek ve işbirliğini sağlama talimatı vereceğiz. Birleşmiş Milletler ve Bretton Woods kurumları, aralarında, toplumsal kalkınma için sağlanacak yardımların daha etkili düzeyde olması ve yeterli eşgüdüm ile gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla düzenli ve geniş çaplı diyaloglar sürdürmelidir;

d-  Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne ve uluslararası yasalara uygun olmayan ve Devletler arasında ticari ilişkilerin önüne engeller çıkaran tek taraflı önlemlerden kaçınacağız;

e-   Ekonomik ve Toplumsal Konsey’in, bu konseyin alt örgütlerinin ve Birleşmiş Milletlere bağlı ekonomik ve toplumsal kalkınma ile ilgili öteki örgütlerin yapılarını, kaynaklarını ve etkinliklerini güçlendireceğiz;

f-   Ekonomik ve Toplumsal Konsey’den, Hükümetlerin, bölge komisyonlarının, belirli konularla ilgili olarak çalışan komisyonların ve belirli konularla uzmanlaşmış kurumların raporlarını temel alarak, uluslararası topluluğun Dünya Toplumsal Kalkınma Zirve Toplantısı’nda belirlenen hedef ve amaçların uygulanması ve ulaşılan gelişme düzeyi hakkında tetkik ve değerlendirmelerde bulunmasını ve Genel Kurul’a gereken değerlendirme ve eylemleri hakkında rapor vermesini isteyeceğiz;

g-  Genel Kurul’dan 2000 yılında Zirve Toplantısı’nda belirlenen amaçların hayata geçirilmesi hakkında bir genel araştırma ve değerlendirme yapmak üzere özel bir toplantı düzenlenmesini isteyeceğiz.

NOTLAR
1-                     First Call for Children (New York, UNICEF, 1990)
2-                     B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı Raporu,
3-                     Viyana, Dünya İnsan Hakları Konferansı Raporu.
4-                     Kalkınmakta Olan Küçük Ada Devletlerin Sürdürülebilir Kalkınması Dünya Konferansı Raporu.
5-                     Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Raporu, Kahire, 5-13 Eylül 1994.
6-                     Genel Kurul kararı 217 a(3).
7-                     Genel Kurul kararı 2200 a(21), ek.
8-                     Genel Kurul kararı 41/128, ek
9-                     Genel Kurul kararı 48/183.
10-                  Genel Kurul kararı 34/180, ek.
11-                  B.M. Kadın Onyılı: Eşitlik, Kalkınma ve Barış Nairobi, 15-26 Temmuz 1985.
12-                  a/47/308, ek.
13-                  Genel Kurul kararı 44/25, ek.
14-                  Genel Kurul kararı 49/184.
15-                  Temel Sağlık Hizmetleri Uluslararası Konferansı (Kazakistan, 6-12 Eylül 1978) Raporu.
16-                  Ekonomik ve Toplumsal Konsey Raporu 1994/24.
17-                  Genel Kurul kararı 46/151, ek, kıs. 2.
18-                  B.M. İkinci En Az Kalkınmış Ülkeler Konferansı (Paris, 3-14 Eylül 1990).
19-                  a/49/84/i, ek, ek 2.
20-                  Uruguay Çoktaraflı Ticari İlişkiler Görüşmeleri Sonuçları: Hükümler Metni (Cenevre, GATT Sekreteryası, 1994).

Men’i Müskirat Kanunu – İçki Yasağı

0

Men’i Müskirat Kanunu, savaş koşullarının devam ettiği bir dönemde sarhoşluğun önlenmesi amacıyla içki yasağı öngören kanuni düzenlemedir.

Kanun, Resmi Gazetede (1 Şubat 1921) 28 şubat 1337 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak, Kanuna göre cezalandırılması gereken birçok kişi meclisin çıkardığı af kanunları ile affedilmek zorunda kalınmıştır.

9 Nisan 1924 İçki Affı: Değişiklikler ve Yürürlükten Kaldırılma

Birinci meclis döneminde 28 şubat 1337 tarihinde çıkarılan Meni Müskirat Kanunu (Sarhoşluk veren şeylerin önlenmesi) 9 Nisan 1924’te kaldırılmış cezalar affedilmiştir. İçki yasağı kaldırılana kadar tahminen yirmi sekiz kişi Meclis tarafından affedilmiştir

Müskirat Kanunu 1924 yılında çıkarılan “Müskirat resminin tadiline dair olan 8 kânunusani 1336 tarihli kararnamede münderiç rüsumun tezyidine ve meni müskirat kanununun tadiline dair kanun” ile değiştirilmiştir. Bu değişiklikle birlikte, içkide izinli serbesti dönemi başlamış, kanuna dayalı olarak verilen tüm cezalar da affedilmiştir.

Dönemin hükümeti içki üretim ve satışını devlet tekeline almış, tüm içki üretimi, ithalatı ve ihracatı devlet kontrolüne geçmiştir.

Men’i Müskirat Kanunu

BİRİNCİ MADDE

Memaliki Osmaniye’de her nevi müskirat imal, ithal, füruht ve istimali memnudur.

İKİNCİ MADDE

Müskirat imal, ithal ve nakil ve füruht edenlerden müskiratın beher kıy esi için elli lira cezayi nakdî alız ve elde edilen müskirat imha olunur.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Alenen müskirat istimal edenler veya hafiyen istimal edipte sarhoşluğu görülenler ya haddi seri veya elli liradan iki yüz liraya kadar cezayi nakdî veyahut üç aydan bir seneye kadar hapis cezasİyle tecziye olunurlar. Sıfatı resmiye erbabından olanlar dahi memuriyetten tardedilir ve bu husustaki hükümler kabili itiraz ve istinaf ve temyiz değildir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Bu kanunun tasdiki ve neşriyle beraber içki imaline mahsus bilcümle alât ve edevat müsadere edilir. Mevcut içkiler derhal temhir edilir ve iki ay zarfında memaliki ecnebiyeye ihracına müsaade olunur. îki ay hitamında mevcut müskirat imha olunur.

BEŞİNCİ MADDE

Tababette kullanılacak her nevi ispirtolu mevat ihtiyaç nispetinde Sıhhiye vekâletince eczanelere tevzi ve sarfiyatı kontrole tabi tutulur.

ALTINCI MADDE

Tababette istimal olunacak ispirtolu mevaddm sureti istimal ve sarfı hakkında Sıhhiye vekâletince bir talimatname kaleme alınacaktır.

YEDÎNCÎ MADDE

Bu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’idir.

SEKÎ.ZÎNCÎ MADDE

Bu kanunun icrayi ahkâmına Dahiliye, Adliye ve Sıhhiye vekilleri memurdur,

Örnek Bir Af Kanunu 

“24 Nisan 1922 – Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri kızı Temya hakkındaki hükmün ref’ine dair Kanun

Meni Müskirat Kanunu’na muhalefetten ötürü mahkum olan Dimitri Kızı Temya bu kanun ile affedilmiştir. Yapılan oylama sonucunda, tek maddelik kanun “ref” terimiyle kabul edilmiştir:

Madde 1- Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri Kızı Temya’nın Men’i Müskirat Kanununa tevfikan 750 lira cezayi nakdî ahzı ile mücazatına ve itadan imtinaı halinde yüz mah müddetle hapsine dair Arapsun Sulh Ceza Mahkemesinden verilen hüküm salâhiyettar bir mahkemeden sâdır olmamış olmasına ve esasen mabilhilmahkûmiyeti olan fiil kanunen cürüm teşkil etmemesine binaen mezbure Temya hakkındaki hüküm ref’ edilmiştir.”

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesi

0

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesi, 14 Eylül 1963 tarihine Tokyo’da imzalanmıştır. Sözleşmenin Türkiye tarafından kabulüne dair kanun 8 Aralık 1975 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. Sözleşme, devletlerin ceza kanunlarında yer alan suçlara ve suç olmasa dahi uçağın ve içindekilerin güvenliğini ‘tehlikeye düşürecek veya uçakta düzen ve disiplini bozan fiillere uygulanmak üzere düzenlenmiş uluslararası bir antlaşmadır.

Sözleşme, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütünün(International Civil Aviation Organization, ICAO), 1963 yılında Tokyo’da düzenlediği Hava Hukuku Konferansına katılan 51 ülke temsilcilerinin çalışmaları sonunda, 16 Devlet tarafından imzalanmış ve 4 Aralık 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Türkiye sözleşmeye katılmadan önce 31 Aralık 1973 tarihi itibariyle, ‘Tokyo Sözleşmesine taraf olan devletlerin sayısı 67’yi bulmuştur.

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Sözleşme

Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmışlardır:

BÖLÜM — I
Sözleşmenin kapsamı
MADDE 1

1. Bu Sözleşme,

a) Ceza Kanunlarını ihlal eden suçlara;
b) Bir suç teşkil etsin veya etmesin, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini tehlikeye düşürebilecek veya düşüren, uçak içindeki düzen ve disiplini bozan fiillere; uygulanır.

2. III ncü bölüm hükümleri saklı kalmak şartıyle, bu Sözleşme, Âkit Devletlerden birinde tescil edilmiş bir uçakdaki bir şahıs tarafından, uçuş halinde veya açık deniz yüzeyinde veya herhangi bir Devletin ülkesi dışındaki bir bölge yüzeyinde işlenen suçlar veya tamamlanan fiillere uygulanır.

3. Bu Sözleşmenin amaçları bakımından, bir uçak, motor gücünün kalkış maksadıyle kullanılmaya başlanmasından inişin son bulduğu ana kadar uçuş halinde sayılır.

4. Bu Sözleşme askerî amaçlarla ve gümrük veya polis hizmetlerinde kullanılan uçaklara uygulanmaz.

MADDE 2

Dördüncü madde hükümlerini haleldar etmemek ve uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğinin icapları saklı kalmak şartıyle, işbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, siyasî mahiyetteki veya ırk
veya din ayırımı üzerine müesses ceza kanunlarına aykırı suçlar halinde herhangi bir tedbir alınmasına yetki verir veya işlem yapılmasını gerektirir bir anlamda yorumlanamaz.

BÖLÜM — II
Kaza yetkisi
MADDE 3

1. Uçağın tescilli bulunduğu Devlet, uçak içinde işlenen suçlarda ve ika edilen fiillerde kaza yetkisini haizdir.

2. Her Âkit Devlet, tescil eden Devlet sıfatıyla, sicilinde kayıtlı uçaklarda işlenen suçlarda kaza hakkını kullanmak maksadıyla, yetkisini tesis sadedinde gerekli tedbirleri alır.

3. İşbu Sözleşme, millî kanunlar uyarınca kullanılan hiçbir cezaî kaza yetkisini- ortadan kaldırmaz.

MADDE 4

Uçağın sicilinde kayıtlı bulunmadığı bir Âkit Devlet, uçakta işlenen bir suç dolayısıyla ceza yetkisini kullanmak maksadıyle, uçuş halindeki bir uçağa aşağıdaki haller dışında müdahalede bulunamaz :

a) Bu suçun neticeleri anılan Devletin ülkesinde hasıl olmuş ise;

b) Bu suç anılan Devletin bir uyruğu tarafından veya o Devlet uyruğuna karşı veya o Devlette daimî ikametgâhı bulunan bir şahıs tarafından veya ona karşı işlenmişse;

c) Bu suç anılan Devletin güvenliğini tehlikeye düşürüyorsa;

d) Bu suç anılan Devlette yürürlükte olup uçakların uçuşu veya manevrasına müteallik kural veya nizamların bir ihlali mahiyetinde ise;

e) Çok taraflı bir milletlerarası anlaşma gereğince anılan Devlete düşen bir yükümlülüğü yerine getirmek için bu yetkinin kullanılması gerekliyse.

BÖLÜM — III
Uçak kaptanının yetkileri
MADDE 5

1. Bu bölümdeki hükümler, tescil eden Devletin hava sahasında veya açık deniz üzerinde ya da hiçbir Devlet ülkesine ait olmayan bir bölge üzerinde uçan bir uçak içindeki bir şahıs tarafından işlenen veya tamamlanan veya işlenmek veya tamamlanmak üzere olan suçlar ve fiillere tatbik edilemez.

Son kalkış noktası veya planlanan müteakip iniş noktasının tescil eden Devletten başka bir Devlet ülkesinde olması, veya uçağın, aynı şahıs içinde bulunduğu halde müteakip merhale olarak tescil eden Devletten başka bir Devlet hava sahasında uçması halleri hariçtir.

2. inci maddenin 3 ncü paragrafı hükümleri saklı kalmak şartıyle, işbu bölümdeki anlamda bir uçak, bindirme ve yükleme tamamlandıktan sonra, bütün dış kapılarının kapanmasından itibaren, indirme ve boşaltma maksadıyle bu kapılardan birinin açılması anına kadar uçuş halinde kabul edilir. Mecburi iniş halinde, uçak içinde vuku bulan suçlar ve filler muvacehesinde, bir Devletin yetkili makamı uçağın ve içindeki şahıs ve malların sorumluluğunu üzerine alıncaya kadar, işbu bölüm hükümleri cari olmaya devam eder.

MADDE 6

1. Uçak kaptanı, uçak içindeki bir şahsın, 1 nci maddenin 1 nci paragrafında öngörülen bir suç veya fiili işlediği veya tamamladığı veya işlemek veya tamamlamak üzere olduğu yolunda muhik bir kanaate sahip olması halinde, bu şahsa karşı, zorlama tedbirleri dahil olmak üzere, aşağıdaki maksatlar için gerekli, makul tedbirleri alabilir :

a) Uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini teminini
b) Uçak içindeki düzen ve disiplini muhafaza
c) Anılan şahsın yetkili makamlara teslim edilmesini veya işbu bölüm hükümleri uyarınca uçaktan indirilmesini temin.

2. Uçağın kaptanı, almak hakkına sahip bulunduğu zorlama tedbirlerini tatbik zımnında, mürettebatın diğer üyelerinden yardım isteyebilir veya onlara müsaade verebilir ve, mecbur etmemek şartıyla, yolcuların yardımını isteyebilir veya onlara bu yolda müsaade verebilir. Bu müsaade olmadan, da, mürettebattan herhangi bir üye veya yolculardan herhangi biri, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini temin için derhal alınması gerektiğine haklı nedenlerle her türlü makul önleyici tedbiri alabilir.

MADDE 7

1. 6 nci madde hükümleri uyarınca bir şahıs hakkında alınmış olan zorlama tedbirlerinin uygulanması uçağın indiği herhangi bir noktada sona erer.

Aşağıdaki durumlar hariçtir:

a) Bu nokta Âkit olmayan bir Devletin ülkesinde ise ve bu Devletin yetkili makamları ilgili şahsın indirilmesine müsaade etmiyorlarsa veya zorlama tedbirleri, bu şahsın 6 nci maddesinin 1, (c) paragrafı uyarınca yetkili makamlara teslimi maksadıyla alınmamışsa;
b) Uçak mecburi iniş yapmış ve uçağın kaptanı ilgili şahsi yetkili makamlarca teslim edebilmek imkânına sahip değilse;
c) İlgiii şahıs zorlama tedbirleri altında bu noktadan öteye götürülmesine rıza gösterirse,

2. Uçağın kaptanı en kısa müddet zarfında ve mümkünse, içinde 6 nci madde hükümleri uyarınca zorlama tedbirine tabi tutulmuş bir şahısla birlikte uçağın iniş yapacağı Devlet ülkesine inmeden önce, anılan Devlet yetkili makamlarını, uçakta zorlama tedbiri uygulanan bir şahsın bulunduğundan ve bu tedbirin nedenlerinden haberdar etmek zorundadır.

MADDE 8

1. Uçak kaptanı, 6 nci maddenin 1 nci paragrafının a) veya b) Fıkraları bakımından gerekli gördüğü takdirde, 1 nci b) paragrafında öngörülen bir fiili işlediğine veya işlemek üzere olduğuna, makul nedenlerle inandığı bir şahsı, uçağın iniş yaptığı herhangi bir devlet ülkesinde uçaktan indirebilir.

2. Uçak kaptanı, bu madde uyarınca, ülkesinde herhangi bir şahsı uçaktan indirdiği devletin yetkili makamlarına, bu indirme olayı ve nedenleri hakkında rapor verir.

MADDE 9

1. Uçak kaptanı, uçağın içinde, uçağın tescil edildiği Devletin ceza Kanunlarına göre ciddî bir suç teşkil ettiği kanaatinde olduğu bir fiili ika ettiğine makul nedenlerle inandığı herhangi bir şahsı, uçağın ülkesine indiği, herhangi bir Âkit Devletin yetkili makamlarına teslim edebilir.

2. Uçak kaptanı, en kısa süre içinde ve mümkünse, bir önceki paragraf hükümleri uyarınca teslim etmek niyetinde olduğu şahıs uçakta bulunduğu halde bir Âkit Devletin ülkesine iniş yapmadan önce o devletin yetkili makamlarına, bu şahsı teslim etmek niyetini ve bunun nedenlerini bildirir.

3. Uçak kaptanı, bu madde hükümleri gereğince sanığın teslim edildiği yetkili makamlara, uçağın tescil eden Devletin kanunlarına uygun olarak sahip bulunduğu delil ve bilgileri verir.

MADDE 10

İşbu sözleşmeye uygun olarak alman tedbirler dolayısıyla ne uçak kaptanı, diğer herhangi bir mürettebat herhangi bir yolcu, uçağın sahibi veya işleticisi, ne de uçuşun adına yapılmış olduğu şahıs, hakkında bu tedbirlerin alındığı şahsın maruz kaldığı muamelelerle ilgili herhangi bir kovuşturmada sorumlu tutulamaz.

BÖLÜM — IV
Uçağın Kanun dışı yollarla ele geçirilmesi
MADDE 11

1. Kanunsuz şekilde, şiddet veya şiddete başvurma tehdidiyle, uçaktaki bir şahıs, uçuş halindeki bir uçağın faaliyetini engellediği kontrolünü ele geçirdiği veya kontrolü altına aldığı, veya böyle bir fiili tamamlamak üzere olduğu takdirde, Âkit Devletler, uçağın kontrolünü meşru kaptanına geri vermek veya onun, uçağı kontrole devam etmesini sağlamak için bütün uygun tedbirleri alırlar.

2. Bir önceki paragrafta öngörülen durumlarda, uçağın iniş yaptığı Âkit Devlet, yolcularının ve mürettebatın, mümkün olur olmaz yollarına devam etmelerine müsaade verir ve uçağı ve yükünü meşru
sahiplerine iade eder.

BOLÜM — V
Devletlerin yetkileri ve yükümlülükleri
MADDE 12

Herhangi bir Âkit Devlet, diğer bir Âkit Devletin sicilinde kayıtlı bir uçağın kaptanının, herhangi bir şahsı 8 nci maddenin 1 nci paragrafı uyarınca uçaktan indirmesine müsaade etmek zorundadır.

MADDE 13

1 — Herhangi bir Âkit Devlet, uçak kaptanının 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim ettiği herhangi bir şahsı teslim almak zorundadır.

2 — Herhangi bir Âkit Devlet, şartların gereği olarak gördüğü takdirde, teslim aldığı veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili işlediğinden şüphelenilen bir şahsı gözaltına alır veya muhafazası için gerekli diğer tedbirleri alır. Gözaltına alma ve diğer tedbirler, o Devletin kanunları uyarınca olur, fakat, sadece ceza yargılaması veya iade işlemlerinin başlatılmasını mümkün kılmak için gerekli makul bir süre boyunca devam edebilir.

3 — Önceki paragraf uyarınca gözaltına alınan bir şahsın, vatandaşı olduğu Devletin en yakındaki ilgili temsilcisiyle derhal irtibat kurmasına yardımcı olunur.

4 — 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı hükümleri uyarınca bir şahsın teslim edildiği veya bir uçağın, 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiilin işlenmesinden sonra ülkesine inmiş olduğu herhangi bir Akit Devlet, derhal olay hakkında bir hazırlık soruşturması yapar.

5 — Bir Devlet, bu madde uyarınca bir şahsı gözaltına alınca, uçağın tescil edildiği Devlete, gözaltına alınan şahsın uyruğu bulunduğu Devlete ve gerekli görüyorsa, diğer ilgili Devletlere, o şahsın gözaltına alındığı ve gözaltına alınmasını gerektiren şartlan derhal bildirir. Bu maddenin 4 üncü paragrafında öngörülen hazırlık soruşturmasını yapan Devlet, bulgularını, anılan Devletlere derhal bildirir ve kaza yetkisini kullanmak niyetinde olup olmadığını belirtir.

MADDE 14

1 — Herhangi bir şahıs, 8 inci maddenin 1 inci paragrafı uyarınca uçaktan indirildiği veya 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edildiği veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettikten sonra uçaktan indiği zaman, yolculuğuna devam etmek istemez veya devam edemezse ve iniş yapılan

Devlet, eğer söz konusu kişi kendi uyruğunda değilse veya daimî ikametgâhı kendi ülkesinde bulunmuyorsa o kişiyi uyruğunda olduğu veya daimî ikametgâhının bulunduğu Devletin ülkesine veya, hava yolculuğuna başlamış olduğu Devletin ülkesine geri gönderebilir.

2 — Ne uçaktan indirme, ne teslim, ne 13 üncü maddenin 2 nci paragrafında öngörülen gözaltına alma ve diğer tedbirler, ne de söz konusu şahsın geri gönderilmesi, şahısların giriş ve kabulüne ilişkin kanunları bakımından ilgili Akit Devletin ülkesine kabul edilme şeklinde telakki olunmayacak ve işbu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, bir Âkit Devletin şahısların kendi ülkesinden çıkarılmasına ilişkin
kanunlarını etkilemeyecektir.

MADDE 15

1 — 14 üncü madde hükümleri saklı kalmak şartıyla, 8 inci maddenin 1 inci’ paragrafı uyarınca uçaktan indirilen ve 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edilen veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettikten sonra uçaktan inen ve yolculuğuna devam etmek isteyen herhangi bir şahıs, iniş yapılan Devletin kanunlarına göre iade işlemi veya ceza kovuşturması bakımından orada kalması gerekli olmadıkça, mümkün olur olmaz istediği istikamete gitmekte serbesttir.

2 — Ülkeye giriş ve kabule, suçluların iadesine ve ülkeden çıkarılmaya ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, ülkesinde 8 inci maddenin 1 inci paragrafı uyarınca uçaktan indirilmiş veya 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edilmiş veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettiğinden şüphelenilen ve uçaktan inmiş olan bir şahıs hakkında bir Akit Devlet, onun muhafazası ve güvenliği için, benzer durumlarda kendi uyruklarına tatbik olunandan farklı bir muamele tatbik etmeyecektir.

BÖLÜM — VI
Diğer hükümler
MADDE 16

1 — Bir Âkit Devlette tescil edilmiş bir uçakta işlenen suçlar, suçluların iadesi bakımından, sadece işlendikleri yerde değil aynı zamanda uçağı tescil eden Devletin ülkesinde de işlenmiş gibi muameleye tabi tutulurlar.

2 — Önceki paragrafın hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, suçlunun iadesi yükümlülüğünü doğurduğu şekilde telakki edilemez.

MADDE 17

Âkit Devletler, uçakta işlenen bir suç dolayısıyla kovuşturma veya tutuklama için herhangi bir tedbir alırlarken veya başka bir şekilde kaza yetkilerini kullanırlarken, hava seyrüseferinin güvenliği
ve diğer menfaatleri bakımından gereken dikkati gösterecekler ve
uçağın, yolcuların, mürettebatın veya yükün gereksiz olarak gecikmesini önleyecek şekilde hareket edeceklerdir.

MADDE 18

Âkit Devletler, hiçbir Devlette tescil edilmemiş uçaklar işleten müşterek hava ulaştırma işletmeleri veya milletlerarası işletme teşekkülleri kurarlarsa, duruma göre, aralarından birini, bu sözleşmenin amaçları bakımından tescil eden Devlet sayılmak üzere tayin edecekler ve bunu Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bildireceklerdir. Bu teşkilât da, bu hususu, bu sözleşmeye taraf olan bütün devletlere duyuracaktır.

BÖLÜM — VII
Nihai Hükümler
MADDE 19

İşbu Sözleşme, 21 nci madde hükümleri gereğince yürürlüğe gireceği tarihe kadar, Birleşmiş Milletlerin veya İhtisas teşekküllerinden birinin o tarihte üyesi bulunan herhangi bir devlet adına imzalanmaya açık tutulacaktır.

MADDE 20

1 — İşbu sözleşme, imzalayan devletlerin anayasa usullerine uygun olarak onaylanacaktır.

2 — Onay belgeleri Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi edilecektir.

MADDE 21

1 — İşbu Sözleşme on iki imzalayan Devletin onay belgelerini tevdi ve on ikinci onay belgesinin tevdiinden sonraki doksanıncı günde bu Devletler arasında yürürlüğe girecektir. Bundan sonra onaylanan her Devlet bakımından Sözleşme, onay belgesinin tevdiinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2 — İşbu Sözleşme yürürlüğe girdiğinde Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı tarafından Birleşmiş Millet Genel Sekreteri nezdinde tescil ettirilecektir.

MADDE 22

1 — İşbu Sözleşme, yürürlüğe girdikten sonra, Birlemiş Milletler veya İhtisas Teşekküllerinden birinin üyesi bulunan herhangi bir Devletin katılmasına açık olacaktır.

2 — Bir Devletin katılması, katılma belgesini Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi etmesi ile ve katılma keyfiyeti belgenin tevdi tarihinden sonraki doksanıncı günde hüküm ifade edecektir.

MADDE 23

1 — Âkit Devletlerden herhangi biri Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bir ihbarda bulunmak suretiyle bu Sözleşmeyi feshedebilir.

2 — İşbu fesih keyfiyeti, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı tarafından çekilme ihbarının alınmasından 6 ay sonra hüküm ifade edecektir.

MADDE 24

1 — İki veya daha fazla Âkit Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda ortaya çıkan anlaşmazlık müzakere yolu ile halledilemez ise, taraflardan birinin talebi üzerine, hakeme sunulacaktır. Tahkim talebi tarihinden itibaren 6 ay içinde taraflar hakem heyetinin teşekkül tarzı halkında anlaşmaya varamazlarsa, taraflardan herhangi biri anlaşmazlığı Divan Statüsüne uygun olarak yapılacak bir müracaatla. Milletlerarası Adalet Divanına götürebilir.

2 — Her Devlet, bu Sözleşmeyi imzalarken veya onaylarken veya Sözleşmeye katılırken bir önceki paragrafla kendisini bağlı saymadığını beyan edebilir. Böyle bir ihtirazı kayıt ileri sürmüş olan herhangi bir Âkit Devlete karşı diğer Âkit Devletler önceki paragrafla bağlı sayılmayacaklardır.

3 — Önceki paragraf uyarınca bir ihtirazi kayıt ileri süren Âkit Devlet, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bildirmek suretiyle her zaman için bu kaydı geri alabilir.

MADDE 25

Bu Sözleşmeye 24 üncü madde hükümleri dışında, herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülemez.

MADDE 26

Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı aşağıdaki hususları Birleşmiş Milletlerin veya ihtisas Teşekküllerinde herhangi birinin üyesi bulunan bütün Devletlere bildirecektir:

a) Sözleşmeye konan her imzayı ve tarihini,
b) Tevdi olunan her onay veya katılma belgesini ve tarihini,
c) Bu Sözleşmenin, 21 inci maddenin 1 inci paragrafı hükümleri uyarınca yürürlüğe giriş tarihi,
d) Her çekilme ihbarının alınışını ve tarihini,
e) 24 üncü madde hükümlerine göre yapılan her beyan veya ihbarın almışını ve tarihini,

Yukarıdaki hususları tasdiken usulü veçhile hüküm etlerine yetkili kılman ve aşağıda imzaları bulunan tam yetkili Temsilciler bu Sözleşmeyi imza etmişlerdir.

İngilizce, Fransızca ve İspanyolca üç muteber metin halinde Bindokuzyüzaltmışüç yılı Eylül ayının ondördüncü günü Tokyo’da tanzim edilmiştir.

Bu Sözleşme, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi edilecek ve 19 uncu madde hükümleri uyarınca bu Teşkilât nezdinde imzaya açık bulundurulacaktır. Sözü geçen Teşkilât, Sözleşmenin onaylı örneklerini Birleşmiş Milletler ve İhtisas Teşekküllerinden herhangi birinin üyesi bulunan bütün Devletlere gönderecektir

13 Eylül – Hukuk Takvimi

0
13 Eylül - Hukuk Takvimi
13 Eylül – Hukuk Takvimi
1592

Fransız hukukçu, filozof ve yazar Michel de Montaigne hayatını kaybetti; Rönesans düşüncesinin ve modern deneme türünün öncü isimlerinden biri olarak kabul edilmektedir. (28 Şubat 1533 – 13 Eylül 1592)

1743 Büyük Britanya, Avusturya ve Sardinya Krallığı arasında Worms Antlaşması imzalandı. Avusturya Veraset Savaşı sırasında yapılan antlaşma, taraflar arasındaki siyasi ve toprak düzenlemelerini belirleyen önemli bir uluslararası hukuk belgesidir.
1788 Konfederasyon Kongresi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk başkanlık seçiminin tarihini belirledi ve New York şehri ülkenin geçici başkenti oldu. 
1791 Kral XVI. Louis yeni Fransız anayasasını kabul etti. 
1872

Japon hukukçu, diplomat ve siyasetçi Kijūrō Shidehara dünyaya geldi. (13 Eylül 1872 – 10 Mart 1951)

1880 Alman filozof Arnold Ruge yaşamını yitirdi. (Doğumu 13 Eylül 1802)
1898 Hannibal Goodwin selüloit fotoğraf filminin patentini aldı.
1905

Fransız hukukçu ve siyasetçi René Goblet, Paris’te yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Eylül 1828) 

Fransız Hukukçu ve devlet adamı René Goblet
1908 Kavala’da Tütün Rejisi’nde çalışan 12 bin işçi greve başladı. Bando eşliğinde sokakları dolaşan işçilere Reji hamalları da katılarak işlenmiş tütün sevkiyatını durdurdu.
1908 İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı, ilk muhalefet partisi olan Ahrar Fırkası kuruldu
1919
  • Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Meclis-i Mebusanı için yapılacak seçimlere ilişkin hazırlıkların yürütülmesini öngören bir genelge yayımladı.
  • Bilimcilik ve indirgemeciliğe karşı eleştirileri, hayvan hakları ve etik alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Britanyalı ahlak filozofu Mary Midgley (13 Eylül 1919 – 10 Ekim 2018) dünyaya geldi.
1920 Mustafa Kemal’in “Halkçılık Programı” TBMM’ne sunuldu. 18 Eylül’de TBMM’de okundu.
1921 Seferberlik ilan edildi. Seferberliğin kaldırılmasına ilişkin Kanun ise (Seferberliğin İlgasına Dair Kanun) 31 Ekim 1923’te T.B.M.M.’nde kabul edildi. 
1923 General Miguel Primo de Rivera, İspanya’da bir darbe gerçekleştirerek yönetime el koydu. Bu müdahaleyle mevcut anayasa askıya alınmış, parlamento feshedilmiş ve ülkede hukukun üstünlüğü ilkesi çiğnenerek diktatörlük rejimi kurulmuştur.
1925 Gazi Mustafa Kemal, Elazığ İstiklal Mahkemesinde yargılanan gazetecileri affetti.
1933 Elizabeth McCombs, Yeni Zelanda Parlamentosuna seçilen ilk kadın oldu 
1939 İskoç hukukçu ve siyasetçi John Smith (13 Eylül 1938 – 12 Mayıs 1994) dünyaya geldi.
1940 İskoç hukukçu ve siyasetçi John Smith (13 Eylül 1938 – 12 Mayıs 1994) dünyaya geldi.Kosta Rikalı hukukçu, siyasetçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi Óscar Arias Sánchez (d. 13 Eylül 1940) dünyaya geldi. Kosta Rika’nın iki dönem cumhurbaşkanlığını yapmıştır.
1941

Hukukçu ve Türkiye’nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer dünyaya geldi.

Türkiye’nin ilk hukukçu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
1950 Milli Eğitim Bakanlığı valiliklere gönderdiği bir genelgeyle öğretmenlerin parti işleriyle uğraşmasını yasakladı.
1967 Dünya Hukuk Günü, 10 Temmuz 1967 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen “Hukuk Yoluyla Dünya Barışı” konferansında alınan kararla kabul edilmiştir. Türkiye’de ise Dünya Hukuk Günü’nün kutlanması, Bakanlar Kurulu’nun 5 Temmuz 1967 tarihli kararıyla benimsendi. 
1968 Arnavutluk, Varşova Paktı‘ndan ayrıldı.
1970 Anayasa Mahkemesi raportörleri Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle, Adalet Partisi  iktidarının çıkardığı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun iptali yönünde görüş bildirdi
1971
  • Sıkıyönetim Komutanlığı, İstanbul’da aylık yayınlanan “Halkın Dostları” adlı edebiyat dergisini süresiz olarak kapattı.
  • Bilim ve Sosyalizm yayınları sahibi Süleyman Ege, Lenin’in “Devlet ve İhtilal” kitabı nedeniyle 7,5 yıl hapis cezasına mahkum oldu.
1972
  • Cevdet Menteş, Yargıtay başkanlığına seçildi. 13 Temmuz 1980 tarihine kadar görev yaptı.
  • TKP ile ilişkili oldukları ve komünizm propagandası yaptıkları iddiasıyla yargılanan, aralarında Harun Karadeniz, Nihat Sargın, Şadi Alkılıç, ceza hukukçusu Doç. Dr. Çetin Özek, yazar Ragıp Zarakolu, İlkay Demir ve Necmi Demir’in de bulunduğu 35 sanık için 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezaları talep edildi.

Prof. Dr. Çetin Özek
1977 Türk Tabipleri Birliği Başkanı Erdal Atabek “1 Mayıs Mahallesi yıkımında gözaltına alınanların işkence gördüğü ve yaralıların hastaneye sevk edilmediği haberlerine ilişkin etkin soruşturma yapılmalı. Yapılanlar, Anayasa’ya ve sağlıklı yaşam hakkına açıkça aykırıdır” şeklinde açıklama yaptı.
1980

Türkiye’de Kenan Evren 13 Eylül 1980 tarihinde Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Millî Güvenlik Konseyi’nden yapılan açıklamada AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in güvence altına alındıkları bildirildi. Alparslan Türkeş’e teslim ol çağrısı yapıldı.

1980 Cumartesi Annelerinin sembol ismi Berfo Ana’nın(Berfo Kırbayır) oğlu Cemil Kırbayır, 12 Eylül’ün ertesi günü, 13 Eylül 1980’de Ardahan’ın Göle İlçesi Okçu köyündeki evinden gözaltına alındı. Berfo Kırdemir, 21 Şubat 2013’te oğlunun kemiklerini ve katilleri bulamadan yaşama veda etti.

Berfo Kırbayır ve kayıp yakınları Başbakan Erdoğan ile görüşmelerinde
1982

Hukukçu ve yazar  Osman Zeki Özturanlı, 13 Eylül, 1982 tarihinde İzmir’de geçirdiği bir trafik kazasında yaşama veda etti. (Doğumu: 1926, Söke)

1989

Hukukçu, yazar ve siyasetçi  İsmail Rüştü Aksal, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1911, Pamukova, Adapazarı)

İsmail Rüştü AKSAL
1989 Matbaada basılmayı bekleyen Ana Dev-Yol Davası Savunmaları taslaklarının polisçe toplatılmasının ardından tutuklanan kitabın derleyicisi Tayfun Mater, Kürtçülük ve bölücülük yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.
1989 Desmond Tutu önderliğinde Güney Afrika’daki en büyük Apartheid karşıtı yürüyüş yapıldı. 
1989 Matbaada basılmayı bekleyen Ana Dev-Yol Davası Savunmaları taslaklarının polisçe toplatılmasının ardından tutuklanan kitabın derleyicisi Tayfun Mater, Kürtçülük ve bölücülük yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Bosna-Hersek’in Yugoslavya Federal Cumhuriyeti (Sırbistan ve Karadağ) aleyhine açtığı Soykırım davasında ikinci geçici tedbir kararını açıklamıştır
1993
  • Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Bosna-Hersek’in Yugoslavya Federal Cumhuriyeti (Sırbistan ve Karadağ) aleyhine açtığı Soykırım davasında ikinci geçici tedbir kararını açıkladı.  8 Nisan 1993 tarihli kararında belirtilen tedbirleri yeniden teyit etti.
  • İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında Geçici Öz Yönetim Düzenlemelerine İlişkin İlkeler Bildirgesi (Oslo I) imzalandı. Metin, Filistin topraklarında geçici öz yönetim düzeninin kurulmasına ilişkin siyasi ve hukuki çerçeveyi ortaya koydu. İsrail askerlerinin Filistin bölgesinden çekilmesini ve kalıcı barış müzakerelerinin başlatılmasını öngören siyasi ve hukuki çerçeveyi belirledi.
1994
1995 Yunanistan ile o dönemki Makedonya Cumhuriyeti arasında New York’ta Geçici Anlaşma imzalandı. Anlaşma; devletlerin egemenliği, toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı, sınırların dokunulmazlığı ve karşılıklı ilişkilerin hukuki çerçevesi bakımından önemli hükümler içeriyordu. Uluslararası Adalet Divanı‘nın 2009’da yaptığı yargılamanın temel beledi oldu. 
1996 KESK üyesi sendikalar Zorunlu Tasarruf kesintilerinin nemalarıyla birlikte ödenmesi talebiyle Türkiye genelinde eylem yaptı.
1998

Hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Halkçı Parti‘nin kurucu Genel Başkanı Necdet Calp,  yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Eylül 1922) 

Necdet Calp
2006

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla eski Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın hakkındaki davanın duruşmasını gerçekleştirdi. Dava, kamu ihalelerinde usulsüzlük ve kamu zararına ilişkin suçlamaları içeriyordu.

2007 Yerli halkların diğer halklarla eşit olduğunu teyit eden Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirgesi kabul edildi. 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü (International Day of the World’s Indigenous Peoples), Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1982 yılında Cenevre’de düzenlenen BM Yerli Halklar Çalışma Grubu toplantısında ilan edilmiştir.
2010 Türkiye’de 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa değişikliği referandumunun sonuçları kesinleşti; 26 maddelik anayasa değişikliği paketi %58 oyla kabul edildi.
2012 Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin eski başyargıcı ve insan hakları hukukçusu Ranganath Misra hayatını kaybetti.
2016
  • Adalet Bakanlığı, 15 Temmuz darbe girişiminin “emrini verdiği, komuta ettiği” gerekçesiyle ABD’ye, Fetullah Gülen’e ilişkin ilk geçici tutuklanma talebini iletti.
  • AİHM Büyük Dairesi, terörle mücadele kapsamında soruşturma aşamasında şüphelinin avukatıyla görüşmesinin geçici olarak kısıtlanması meselesini ele alan önemli bir karar verdi.
2018
  • 13 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de ”Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar” yayımlandı. 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye’de yerleşik kişilerin aralarında akdedecekleri belirli sözleşmelerde sözleşme bedelini ve sözleşmeden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları yasaklandı. Düzenleme, özellikle kira, iş, hizmet ve eser sözleşmeleri bakımından büyük hukuki ve ekonomik sonuç doğurdu.
  • 17 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile rektörlerin atanabilmesi için en az üç yıl profesörlük yapmış olma şartı kaldırıldı.
2019 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik ve Mali İşbirliği Antlaşması resmi gazetede yayınlandı.
2019 Kenya Yüksek Mahkemesi, Rastafaryanizm’in diğerleri gibi bir din olduğunu ve diğer dinler gibi muamele görmesi gerektiğine karar verdi. Yüksek Mahkeme, Rasta saçını kesmemesi nedeniyle ocak ayında okuldan uzaklaştırılan bir kız öğrencinin ailesinin açtığı davada, öğrencinin eğitim hakkı ve inanç özgürlüğünün engellendiğine hükmetti. Kararı, Yargıç Chacha Mwita okudu. Mahkeme, Olympic Lisesi’nin rasta saçları nedeniyle kızı okuldan atmasının, bunun kızın dininin gereğini yerine getirmesi anlamına geldiği için anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. Okul tarafından takınılan tutum hukuka aykırı bulundu. Kenya Anayasası’nın 30 (1) maddesine göre herkes vicdan, din, düşünce, inanç ve fikir özgürlüğüne sahip. Kararda dini nedenlerle saçını kesmek istemeyen bir öğrencinin buna zorlanamayacağı ve bunun anayasaya aykırı olduğu belirtildi. Rasta inancının takipçileri, siyahilerin Afrika’ya dönmesini savunan Jamaikalı aktivist Marcus Garvey’in peygamber, eski Etiyopya İmparatoru Haile Selassie’nin mesih olduğuna inanıyor. Yahudilik ve Hristiyanlıktan beslenen Rastalar et yemiyor, alkol kullanmıyor ve sigara içmiyorlar ancak ganga (marihuana) adını verdikleri uyuşturucu kullanıyorlar. Rastalar, mesihin tekrar dünyaya dönerek yeryüzünde bir cennet inşa edeceğini, buranın da Afrika olacağını savunuyor. Dünya genelinde Rastafaryanizmin bir milyondan fazla takipçisi bulunuyor.
2023 Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin insan haklarının korunmasında ikincillik ilkesini ve devletlerin takdir marjını güçlendiren 15 No’lu Protokolü‘nü imzaladı
 2024

Diyarbakır’da Narin Güran cinayetiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan aralarında anne Yüksel Güran ile ağabey Enes Güran’ın da bulunduğu 8 kişi sevk edildikleri Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı, 1 kişi serbest bırakıldı.

 2024 Nagehan Alçı hakkında eski eşi Rasim Ozan Kütahyalı’nın “ortak mülkiyetlerindeki eve girip cep telefonunu çaldığını” iddia ederek yaptığı savcılık şikayeti üzerine düzenlenen iddianame İstanbul 77. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Alçı’nın beş yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi.
 2024

Edirne’nin Keşan ilçesinde, Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalanan 3 FETÖ/PDY şüphelisi, tutuklandı.

 2024
  • Cumartesi Anneleri’nin, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetlerini sormak için her hafta Galatasaray Meydanı’nda düzenledikleri oturma eylemlerinin, 25 Ağustos 2018 tarihindeki 700. hafta buluşmasında yapılan gözaltılar sonucunda 46 kişi hakkında İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesinde, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın 13. duruşması görüldü. Duruşma savcısı, ifadeleri alınamayan kişilerin dosyalarının ayrılmasını ve dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere tarafına gönderilmesini talep etti. İfadeleri alınamayan iki kişinin dosyalarının ayrılmasına, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için iddia makamına gönderilmesine ve duruşmanın 10 Ocak tarihine ertelenmesine karar verildi.
  • Şili, Güney Afrika/İsrail davasında Soykırım Sözleşmesi’nin yorumuna ilişkin olarak UAD Statüsü’nün 63. maddesi uyarınca müdahale beyanında bulundu.
  • Antalya’nın Serik ilçesinde jandarma ekiplerince 45 adet ruhsatsız tabanca ele geçirildi. Olayla ilgili gözaltına alınan 1 şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2024
  • Yabancı Teröristlerin Sınır Dışı Edilmesi Mahkemesi (ATRC), 1996 yılında kurulmasından bu yana ilk kez, terörizmle bağlantılı olmakla suçlanan Afganistan vatandaşı bir kadın hakkında sınır dışı edilme kararı verdi.
  • BM Kalkınma Programı (UNDP), Rusya’nın Çernobil’e yönelik insansız hava aracı saldırılarının milyonlarca insanın sağlığını ve güvenliğini tehlikeye attığı konusunda uyarıda bulundu.
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü ve İran’daki Abdorrahman Boroumand İnsan Hakları Merkezi, yayınladıkları ortak raporda, İranlı yetkililerin protestocuları ve siyasi muhalifleri haftalık olarak hukuka aykırı bir şekilde infaz ettiğini iddia etti ve küresel eylem çağrısı yaptı. 
  • Uluslararası Af Örgütü, Rusya’nın Ukrayna’da savaşmak üzere sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ülkelerden yabancı uyruklu kişileri işe almasını insan ticareti olarak tanımlayarak kınadı ve bu kişilerin öncelikle aldatıcı iş teklifleriyle işe alındığını, göçmenlik statülerinin istismar edildiğini ve üçüncü şahıslar tarafından Rus askeri güçlerine teslim edildiğini bildirdi.
  • Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu sırada 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu‘nun cezaevinde ölümüne ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında Kurtlar Vadisi’nin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan ifadeye çağrıldı. Soruşturmada Gazeteci Selahattin Günday ve 2 ATT personeli de tutuklandı.
  • İzmir’de Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız’ın park halindeki makam aracı ile ilçedeki iki işletmenin kurşunlanmasıyla ilgili gözaltına alınan 7 şüpheliden 6’sı tutuklandı.
  • Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz, yurttaşların şikâyetlerini Ankara’da dile getirmesi nedeniyle Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’ın kendisine yönelik tehdit niteliğinde ifadeler kullanıldığını öne sürerek, Ankara Valiliği’ne yakın koruma talebinde bulunduğunu açıkladı.
  • Antalya’da kamu görevlilerine rüşvet verildiği iddialarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında bir avukat ile avukatlık bürosu çalışanı gözaltına alındı. Şüphelilerden ele geçirilen dijital materyallerde yapılan incelemenin ardından Narkotik Şube Müdürü O.U., Koruma Şube Müdürü E.D.E. ve narkotikte görevli komiser M.A. da gözaltına alındı.
  • İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarıyla “Ailem Güvende” operasyonları yapıldı. 5 il merkezli 15 ili kapsayan çalışmalarda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlemler yapıldı. Kaos GL Derneği’nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, evlerine düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı.

Yerli Halklar Hakları Bildirisi

13 Eylül – Hukuk Takvimi

Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sorunlarının Özel Yönlerini Düzenleyen Sözleşme

0

Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sorunlarının Özel Yönlerini Düzenleyen Sözleşme(OAU Convention Governing the Specific Aspects of Refugee Problems in Africa), 10 Eylül 1969 tarihinde, Etiyopya’nın başkenti ve Afrika Birliği Örgütü’nün merkezi olan Addis Ababa’da, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin Altıncı Olağan Toplantısının kapanışında kabul edilmiş, 20 Haziran 1974 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Antlaşmaları Dizisi’ne kayıtlıdır ve Birleşik Arap Cumhuriyeti, Birleşik Tanzanya Cumhuriyeti, Botswana, Burundi , Çad, Cezayir, Dahomey, Ekvatoral Gine, Etiyopya, Fas, Fildişi Kıyısı, Gabon, Gambiya, Gana, Gine, Kamerun, Kenya, Kongo (Brazzaville), Kongo (Kinsasa), Lesotho, Liberya, Libya, Madagaskar Adası, Malavi, Mali, Mauritus Adası, Moritanya, Nijer, Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ruanda, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan, Svaziland, Togo, Tunus, Uganda, Yukarı Volta ve Zambia tarafından kabul edilmiştir.

2002 yılından itibaren Afrika Birliği adını alan Afrika Birliği Örgütü, Afrika’daki Mülteci Problemlerinin Özgül İlkelerini Belirten Sözleşme ile, Afrika’daki mültecilerin korunmasını amaçlamış, 15 maddeden oluşan ve 1951 Sözleşmesi üzerine inşa edilen metin ile 1984 Cartagena Mülteciler Bildirisinin ve 2009 yılında kabul edilen Kampala Sözleşmesinin hazırlanmasına etkili olmuştur. İlk etapta 41 ülke tarafından imzalanan antlaşmaya 2022 yılı itibari ile 54 Afrika Birliği ülkesinin 45’i taraf olmuştur.

Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sorunlarının Özel Yönlerini Düzenleyen Sözleşme, hukuki bağlayıcılığı olan ve mültecilerin haklarını koruyan önemli bir bölgesel antlaşmadır.

Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sorunlarının Özel Yönlerini Düzenleyen Sözleşme

ÖNSÖZ

Biz, Addis Ababa şehrinde, 6-10 Eylül 1969 tarihlerinde toplanan Devlet ve Hükümet Başkanları,

1. Afrika’da sürekli olarak sayıları artan mültecileri endişeyle kaydederek ve içinde bulundukları sefaleti ve acıları hafifletmenin ve onlara daha iyi bir yasam ve gelecek sağlamanın yollarını ve araçlarını bulmaya istekli olarak,

2. Mültecilerin sorunlarının çözümü doğrultusunda esas olarak insancıl bir yaklaşıma gerek olduğunu teslim ederek,

3. Bununla birlikte, mülteci sorunlarının Üye Devletler arasında bir sürtüşme kaynağı olduğunun bilincinde olarak, ve bu tür anlaşmazlıkların kaynağını ortadan kaldırmaya istekli olarak,

4. Barışçıl ve normal bir yasam sürdürme arayışı içinde olan bir mülteci ile yalnızca dışarıdan yıkıcı kışkırtma amacıyla ülkesinden kaçan bir kimse arasında bir ayrım yapmaya istekli olarak,

5. Bu tür yıkıcı unsurların etkinliklerinin, Akra’da 1965’te kabul edilen Mülteci Sorunlarına İlişkin Karar ve Yıkıcı Faaliyetler Sorunu Üzerine Bildirge ‘ye uygun bir biçimde caydırılması gerektiği konusunda kararlı olarak,

6. Birleşmiş Milletler Antlaşması ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘nin, insanların temel hak ve özgürlüklerden bir ayrım yapılmaksızın yararlanmalarına ilişkin ilkeyi beyan ettiğini akılda tutarak,

7. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Devlete Sığınmaya İlişkin Beyannamesi ile ilgili olarak 14 Aralık 1967 tarihli 2312 (XXII) sayılı Kararı’nı hatırlayarak,

8. Kıtamızın bütün sorunlarının Afrika Birliği Örgütü Antlaşması’nın ruhuna uygun olarak ve Afrika bağlamında çözülmesi gerektiğinden emin olarak,

9. 28 Temmuz 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi‘nin, 31 Ocak 1967 tarihli Protokol ile değiştirilmiş biçimiyle, mültecilerin statüsüne ilişkin temel ve evrensel belgeyi oluşturduğunu ve Devletlerin mültecilere yönelik derin ilgilerini ve mültecilerin muamelesi konusunda ortak standartlar geliştirme yönündeki isteklerini yansıttığını teslim ederek,

10. ABÖ Devlet ve Hükümet Başkanları Kurulu’nun 26 ve 104 sayılı Kararlarını hatırlayarak, Örgüte Üye Devletler ‘den 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni ve Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1967 tarihli Protokol’ü henüz kabul etmemiş olanları söz konusu belgeleri kabul etmeye, ve bu arada bu belgelerdeki hükümleri Afrika’daki mültecilere uygulamaya çağırarak,

11. Mevcut Sözleşme tarafından tavsiye edilen önlemlerin Afrika’daki mültecilerin sorunlarının çözümünde etkili olması için, Afrika Birliği Örgütü ile Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği arasında yakın ve sürekli işbirliği gerektiğinden emin olarak,

Aşağıdakiler konusunda anlaşmaya varmışlardır:

1. Madde

“Mülteci” teriminin tanımı

1. Bu Sözleşme’nin amaçları çerçevesinde, “mülteci” terimi, ırk, din, milliyet, siyasi inanç ya da belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti yüzünden zulüm ya da haklı bir temele dayanan zulme uğrama korkusu nedeniyle, vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve, söz konusu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da korkusu nedeniyle yararlanmak istemeyen, ya da, vatandaşlığı olmayan ve bu tür olaylar sonucu daha önce ikamet ettiği ülkenin dışına çıkmış olup, söz konusu ülkeye geri dönemeyen, ya da korkusu nedeniyle dönmek istemeyen kişi anlamına gelecektir.

2. “Mülteci” terimi aynı zamanda, kendi mense ülkesinin ya da vatandaşı olduğu ülkenin bir bölümünde ya da tümünde, dış saldırı, işgal, yabancı egemenliği ya da kamu düzenini ciddi biçimde bozan olaylar nedeniyle, mense ülkesi ya da vatandaşı olduğu ülke dışında bir başka yerde sığınma aramak için daimi ikamet ettiği yeri terk etmeye zorlanan herkes için geçerli olacaktır.

3. Birkaç vatandaşlığı olan bir kimse için, “vatandaşı olduğu bir ülke” terimi, vatandaşı olduğu her bir ülke anlamına gelecektir, ve bir kimse, eğer haklı bir nedene dayalı korkuya herhangi bir geçerli gerekçesi olmaksızın, vatandaşı olduğu ülkelerden birinin korumasından yararlanmıyor ise, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yoksun kalmış sayılmayacaktır.

4. Eğer bir mülteci:

(a) vatandaşı olduğu ülkenin korumasından gönüllü olarak yeniden yararlanmaya başlamış ise, ya da,
(b) vatandaşlığını kaybetmiş olup, gönüllü olarak yeniden kazanmış ise, ya da,
(c) yeni bir vatandaşlık kazanmış, ve yeni vatandaşlığını kazandığı ülkenin korumasından yararlanmakta ise, ya da,
(d) zulüm korkusu nedeniyle terk ettiği veya dışında kaldığı ülkede yeniden bir yasam kurmuş ise, ya da,
(e) mülteci olarak tanınmasına neden olan koşullar ortadan kalktığı için, vatandaşı olduğu ülkenin korumasında yararlanmayı reddetmeye devam edemezse, ya da,
(f) bir ülkeye mülteci olarak kabul edildikten sonra, bu sığınma ülkesi dışında siyasi olmayan ciddi bir suç islemişse, ya da,
(g) bu Sözleşme’nin amaç ve ilkelerini ciddi biçimde ihlal etmişse, bu Sözleşme herhangi bir mülteci için geçerliliğini yitirecektir.

5. Eğer sığınma ülkesi bir kimsenin:

(a) barışa karsı bir suç, bir savaş suçu, ya da insanlığa karsı bir suçu, bu tip suçlara ilişkin şartları hazırlamak için oluşturulan uluslararası belgelerde tanımlandığı şekilde islemiş olduğunu;
(b) bir ülkeye mülteci olarak kabul edilmeden önce, bu sığınma ülkesi dışında siyasi olmayan ciddi bir suç islediğini;
(c) Afrika Birliği Örgütü’nün amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden suçlu olduğunu;
(d) Birleşmiş Milletler ‘in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden suçlu olduğunu düşünmesine yol açacak ciddi nedenlere sahip ise, bu Sözleşme’nin hükümleri söz konusu kimse için geçerli olmayacaktır.

6. Bu Sözleşme’nin amaçları için, Sığınma Tanıyan Sözleşmeci Ülke bir başvuru sahibinin mülteci olup olmadığına karar verecektir.

2. Madde
Sığınma

1. ABÖ’ne Üye Devletler, mültecileri almak ve, haklı nedenlerle kendi ülkelerine ya da vatandaşı oldukları ülkeye geri dönemeyen ya da dönmek istemeyen mültecilerin yerleşmesini güvence altına almak için ilgili yasalarıyla uyumlu olarak ellerinden geleni yapacaklardır.

2. Mültecilere sığınma hakkı tanınması barışçıl ve insani bir eylemdir ve herhangi bir Üye Devlet tarafından düşmanca bir eylem olarak kabul edilemez.

3. Hiç kimse bir üye tarafından Madde I, paragraf 1 ve 2’de ortaya konan nedenlerle yaşamının, bedensel bütünlüğünün ya da özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir ülkeye geri dönmeye ya da orada kalmaya zorlayacak, sınırda reddedilme, geri gönderilme ya da ihraç gibi önlemlere maruz bırakılamaz.

4. Bir Üye Devlet’in mültecilere sığınma hakkı tanımayı sürdürmekte güçlük çektiği durumlarda, söz konusu Üye Devlet, diğer üye devletlere yardım için doğrudan ve ABÖ aracılığıyla başvurabilir, ve bu diğer Üye Devletler Afrika dayanışması ve uluslararası işbirliği ruhuyla, sığınma hakkı tanıyan Üye Devletin üzerindeki yükü hafifletmek üzere uygun önlemleri alacaklardır.

5. Bir mülteci hiçbir sığınma tanıyan ülkede oturma hakkı elde edemediğinde, önceki paragrafla uyumlu olarak üçüncü bir ülkeye yeniden yerleştirilmesiyle ilgili düzenlemeyi askıda tutarak, kendini mülteci olarak gösterdiği herhangi bir sığınma ülkesinde geçici oturma hakkı alabilir.

6. Sığınma ülkeleri, güvenlik nedenleriyle, mültecileri mense ülkelerinin sınırından mümkün olduğu kadar uzakta olan makul bir yere yerleştireceklerdir.

3. Madde
Yıkıcı Etkinliklerin Önlenmesi

1. Her mültecinin, kendisini içinde bulduğu ülkeye karsı, özellikle yasa ve yönetmeliklerine ve aynı zamanda kamu düzeninin korunması için alınan önlemlere uymasını gerektiren, görevleri vardır. Aynı zamanda ABÖ’ne Üye Devletlerden herhangi birine karsı yıkıcı eylemlerden kaçınmalıdır.

2. İmzacı Devletler, kendi ülkelerinde ikamet eden mültecilerin, özellikle silah kullanımı, basın ya da radyo yoluyla, Üye Devletler arasında gerilime yol açabilecek herhangi bir eylemle, ABÖ’ne Üye Devletlerden herhangi birine saldırmalarını önlemeyi taahhüt eder.

4. Madde
Ayrımcılık Yapılmaması

Üye Devletler, bu Sözleşme’nin hükümlerinin, ırk, din, milliyet, belirli bir toplumsal gruba mensubiyet ya da siyasi inançları nedeniyle ayrımcılık yapılmaksızın bütün mültecilere uygulanacağını taahhüt ederler.

5. Madde
Gönüllü Geri Dönüş

1. Geri dönüsün esas olarak gönüllü niteliğine, her durumda saygı gösterilecektir ve hiçbir mülteci kendi isteği dışında ülkesine geri gönderilmeyecektir.

2. Sığınma ülkesi, mültecinin mense ülkesi ile işbirliği içinde, ülkelerine geri dönmek isteyen mültecilerin güvenli dönüşleri için düzenlemeleri yapacaktır.
3. Mense ülkeleri, mültecileri geri kabul ederken, onların yeniden yerleşmelerini kolaylaştıracak ve onlara ülke vatandaşlarının sahip olduğu hak ve ayrıcalıkların tümünü tanıyacak, ve onları kendi vatandaşlarıyla aynı yükümlülüklere tabi tutacaktır.

4. Ülkelerine gönüllü olarak geri dönen mülteciler, mülteci olunmasına yol açan nedenlerden herhangi biri sonucu ülkeyi terk ettiği için kesinlikle cezalandırılamaz.

Gerekli olduğunda, ulusal bilgi medyası yoluyla ve ABÖ’nün İdari Genel Sekreteri aracılığıyla, mültecileri eve dönmeye davet ederek ve mense ülkelerinde hakim olan yeni koşulların, kendilerinin risksiz bir biçimde geri dönüsünü ve rahatsız edilme ya da cezalandırılma korkusu olmaksızın normal ve barışçıl bir yasam sürdürmelerini mümkün kılacağına dair güvence vererek, bir çağrı yapılacaktır, ve söz konusu çağrı metni mültecilere verilecek ve sığınma ülkesi tarafından kendilerine açıkça açıklanacaktır.

5. Bu tür güvenceler sonucunda ya da kendi girişimleriyle, anavatanlarına geri dönmeye özgürce karar veren mültecilere, sığınma tanıyan ülke, mense ülkesi, gönüllü kuruluşlar ve uluslararası ve hükümetlerarası kuruluşlardan dönüşlerini kolaylaştırmak üzere mümkün olan her türlü yardımı alacaklardır.

6. Madde
Seyahat Belgeleri

1. Üye Devletler, Madde III’e tabi olarak, ülkelerinde yasal olarak kalan mülteciler için, Mültecilerin Statüsü ‘ne İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve ona ekli Program ve Ek’e uygun olarak, ülkeleri dışında seyahat etmeleri amacıyla, ulusal güvenlik ya da kamu düzenine ilişkin zorlayıcı nedenler başka türlüsünü gerektirmedikçe, seyahat belgeleri çıkaracaklardır.

2. İkinci sığınma tanıyan bir Afrika ülkesi, ilk sığınma ülkesinden bir mülteci kabul ettiğinde, ilk sığınma ülkesi, geri dönüş ifadesi içeren belge vermekten vazgeçebilir.

3. Mültecilere Üye Devletler tarafından daha önceki uluslararası antlaşmalar çerçevesinde çıkarılan seyahat belgeleri, Üye Devletler tarafından mülteciler için bu Maddeye uygun olarak çıkartılmış gibi tanınacak ve muamele görecektir.

7. Madde
Ulusal Yetkililerin Afrika Birliği Örgütü ile İşbirliği

Afrika Birliği Örgütü İdari Genel-Sekreteri’nin Afrika Birliği Örgütü’nün yetkili organlarına raporlar hazırlamasını sağlamak için, Üye Devletler, Sekreterliğe aşağıdaki konularda uygun bir biçim içinde bilgi ve istatistiksel veri sağlamayı taahhüt ederler:

(a) mültecilerin durumu
(b) bu Sözleşme’nin uygulanması, ve
(c) mültecilere ilişkin olarak yürürlükte olan, ya da bundan sonra yürürlüğe girecek olan yasalar, yönetmelikler ve kararnameler

8. Madde
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile İşbirliği

1. Üye Devletler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile işbirliği yapmalıdır.

2. Mevcut Sözleşme, 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin Afrika’daki etkin bölgesel tamamlayıcısı olacaktır.

9. Madde
Anlaşmazlıkların Çözümü

Bu Sözlesme’yi imzalayan Devletler arasında Sözleşme’nin yorumlanmasına ya da uygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkan, ve başka yollarla çözülemeyen herhangi bir anlaşmazlık, anlaşmazlığın taraflarından herhangi birinin talebi üzerine, Afrika Birliği Örgütü Arabuluculuk, Uzlaştırma ve Hakemlik Komisyonu’na sevk edilecektir.

10. Madde
İmza ve Onay

1. Bu Sözleşme Afrika Birliği Örgütü’ne Üye Devletlerin tümü tarafından imzaya ve kabule açık olacaktır ve imzacı Devletler tarafından söz konusu Devletlerin kendi anayasal usullerine uygun olarak onaylanacaktır. Onay belgeleri Afrika Birliği Örgütü İdari Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.

2. Orijinal belge, mümkünse Afrika dillerinde, ve İngilizce ve Fransızca olarak, her bir metin aynı derecede güvenlik olmak koşuluyla, Afrika Birliği Örgütü İdari Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.

3. Afrika Birliği Örgütü’ne Üye herhangi bağımsız bir Afrika Devleti, sürecin herhangi bir aşamasında, Afrika Birliği Örgütü İdari Genel Sekreteri’ne bu Sözlesme’yi kabul ettiğini bildirebilir.

11. Madde
Yürürlüğe Giriş

Bu Sözleşme, Afrika Birliği Örgütü’ne Üye Devletlerin üçte biri onay belgelerini teslim ettiklerinde yürürlüğe girecektir.

12. Madde
Değişiklik

Bu Sözleşme, herhangi bir üye Devlet, İdari Genel Sekreter’e yazılı istekte bulunduğunda, bütün Üye Devletler gerektiği biçimde haberdar edilmeden ve bir yıllık süre geçmeden değerlendirilmek üzere Devlet ve Hükümet Başkanları Kurulu’na verilmemek koşuluyla, değiştirilebilir veya düzeltilebilir. Böyle bir değişiklik bu sözleşmeye taraf üye Devletlerden en az üçte ikisi tarafından onaylanmadıkça yürürlüğe girmeyecektir.

13. Madde
Fesih

1. Bu Sözleşme’ye Taraf herhangi bir Üye Devlet İdari Genel Sekreter’e ilettiği yazılı bir bildirimle Sözleşme koşullarını feshedebilir.

2. Söz konusu bildirimden itibaren geçen bir yılın sonunda eğer bildirim geri  çekilmemiş ise, Sözleşme fesheden Devlet için geçerli olmaktan çıkacaktır.

14. Madde

Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi üzerine, ABÖ İdari Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 102. Maddesine uygun olarak, Sözleşme’mi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne kayda geçirilmek üzere teslim eder.

15. Madde

Afrika Birliği Örgütü İdari Genel Sekreteri’nin Bildirimleri Afrika Birliği Örgütü idari Genel Sekreteri, Örgüt Üyelerine:

(a) Madde X’e uygun olarak imzalar, onaylar ve kabuller;
(b) Madde XI’e uygun olarak, yürürlüğe giris;
(c) Madde XII’in şartlarına uygun olarak, verilen değişiklik önergeleri;
(d) Madde XIII’e uygun olarak, yapılan fesihler hakkında bilgi verecektir.

Biz, Afrikalı Devlet ve Hükümet Başkanları, kendi tanıklığımızda yukarıdaki hususları onaylayarak, bu Sözleşmeyi imzalamış bulunmaktayız.

1.Birlesik Arap Cumhuriyeti

2. Birleşik Tanzanya Cumhuriyeti

3. Botswana

4. Burundi

5. Çad

6. Cezayir

7. Dahomey

8. Ekvatoral Gine

9. Etiyopya

10.Fas

11.Fildisi Kıyısı

12.Gabon

13.Gambiya

14.Gana

15.Gine

16.Kamerun

17.Kenya

18.Kongo (Brazzaville)

19.Kongo (Kinsasa)

20.Lesotho

21.Liberya

22.Libya

23.Madagaskar Adası

24.Malavi

25.Mali

26.Mauritus Adası

27.Moritanya

28.Nijer

29.Nijerya

30.Orta Afrika Cumhuriyeti

31.Ruanda

32.Senegal

33.Sierra Leone

34.Somali

35.Sudan

36.Svaziland

37.Togo

38.Tunus

39.Uganda

40.Yukarı Volta

41.Zambia

Addis Ababa şehrinde bu Eylül 1969’un bu 10’uncu gününde sonuçlandırılmıştır.

Dünya Hukuk Günü

0
Dünya Hukuk Günü

Dünya Hukuk Günü(World Law Day), 10 Temmuz 1967 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen “Law Through World Peace (Hukuk Yoluyla Dünya Barışı)” konulu konferansta alınan kararla kabul edilmiş ve kutlanmaya başlanmıştır.

Konferans ve Dünya Hukuk Günü fikri, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nde özel danışmanlık statüsüne de sahip olan World Peace Through Law Center (The World Jurist Association (WJA))tarafından desteklenmiş, hukukun üstünlüğünün uluslararası barışın temel unsuru olduğu anlayışı esas alınmıştır. azı uluslararası kaynaklarda, birliğin ilk Washington konferansının açılış tarihi olan 13 Eylül 1965 günü de Dünya Hukuk Günü’nün kaynağı olarak gösterilmektedir. 

Türkiye’nin Dünya Hukuk Günü’nü Kabulü

10 Temmuz tarihinin, Hukuk Günü olarak ilan edileceğinin anlaşılması üzerine aynı tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti de harekete geçmiştir. Türkiye’de dünya ile birlikte hukuk gününün kutlanması “Dışişleri Bakanlığının 23 Haziran 1967 tarihli tarihli ve 751.231- EMKY/2-307 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunca 5 Temmuz 1967 tarihinde kararlaştırılmıştır.”  öylece Türkiye, Dünya Hukuk Günü’nü resmî olarak benimseyen ülkeler arasında yer almış ve 1967 yılından itibaren her yıl kutlamaya başlamıştır. 

Dünya Hukuk Günü

Dünya Hukuk Günü ve Önemi 

Dünya Hukuk Günü, hukukun üstünlüğü (rule of law), yargı bağımsızlığı, adalete erişim, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile uluslararası barışın hukuk yoluyla güçlendirilmesi ve insan hakları konularında toplumsal farkındalık oluşturma amacıyla her yıl kutlanmaktadır. Hukuk sistemlerinin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün teşvik edilmesi ve insan haklarının korunmasına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Bu özel gün, hukukçular, hukuk öğrencileri ve hukukla ilgilenen diğer tüm bireyler için, hukukun evrensel değerlerini öne çıkarmak ve hukukun gelişimine katkı sağlamak için bir duyarlılık yaratma fırsatıdır. Öte yandan, uluslararası anlaşmazlıkların savaşla değil, hukuki yollarla ve mahkemelerde çözülmesi gerektiğini savunmak temel prensiptir. 

Gün kapsamında birçok ülkede barolar, hukuk fakülteleri, yüksek yargı organları ve hukuk kuruluşları tarafından konferanslar, paneller, sempozyumlar ve mesleki etkinlikler düzenlenmekte; hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır.

 

Dünya Yerli Halklar Günü

0

Dünya Yerli Halklar Günü, 1982 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Çalışma Grubu tarafından ilan edilmiştir. Yerel toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak amacını taşıyan çalışma, 9 Ağustos gününü ‘Uluslararası Dünya Yerli Halklar Günü- (International Day of the World’s Indigenous Peoples) ‘ ilan etmiştir.

Uluslararası toplumda yerli halkların haklarını korumak için özel önlemler alınması yönünde adımlar atılmakta ve Birleşmiş Milletler bu çabaları desteklemektedir. 9 Ağustos, her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır. Yerel diller en önemli temalardandır.

Yerli Halkların Hakları ve Yerli Halklar Hakları Bildirisi

Dünyada 90 ülkede yaşayan yaklaşık 370 milyon yerli insan yaşamakta, yerel dillerini ve kültürlerini yaşatmaktadır. 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü(International Day of the World’s Indigenous Peoples), yerel halk ve toplulukların ihtiyaçlarını tespit ederek  ihtiyaçları gidermek amacını taşımaktadır. Yerli haklar yaklaşık 7 bin civarında dile sahip bulunmakta, dünya nüfusunun yüzde beşini ve 5 bin civarında farklı kültürü temsil etmektedir. Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi, İnsan Hakları Konseyi tarafından düzenlenmiş ve Genel Kurul tarafından 13 Eylül 2007 tarihinde kabul ve ilan edilmiştir. Bildirge, yerli ve kabile halklarının kendi geleceklerini tayin hakkı ile insana yakışır bir yaşam sürmelerini ve sosyal adalet ilkelerini öngörmektedir. Yerel dillerin ve geleneklerin korunması ile eskiden beri sahip oldukları toprakların korunması bildirgenin diğer amaçlarındandır. İnsanlığın ortak vicdanı olan Birleşmiş Milletler, yerli halkların, özgürlük, barış ve güvenlik içinde yaşama hakkını tüm dünyaya ilan etmekte; bu halkların öz kültürlerini, tarihsel hafızalarını, sosyo-politik yapılarını ve dillerini korumayı hedeflemektedir. Yerli halkların her biri farklı bir kültüre sahip olsa dahi hepsinin otak problemi; benliklerinin, tarihlerinin, ve dillerinin korumasıdır. Vahşi kapitalist çağda insan onurunu korumak Birleşmiş Milletlerin ve uluslararası toplumun ortak problemdir.

Yerli Halklar Hakları Bildirisi

0
Yerli Halklar Hakları Bildirisi

Yerli Halklar Hakları Bildirisi, Birleşmiş Miletler İnsan Hakları Konseyi tarafından düzenlenmiş ve Genel Kurul tarafından 13 Eylül 2007 tarihinde kabul ve ilan edilmiştir. Bildirge, yerli ve kabile halklarının kendi geleceklerini tayin hakkı ile insana yakışır bir yaşam sürmelerini ve sosyal adalet ilkelerini öngörmektedir. Yerel dillerin ve geleneklerin korunması ile eskiden beri sahip oldukları toprakların korunması bildirgenin diğer amaçlarındandır. İnsanlığın ortak vicdanı olan Birleşmiş Milletler, yerli halkların, özgürlük, barış ve güvenlik içinde yaşama hakkını tüm dünyaya ilan etmekte; bu halkların öz kültürlerini, tarihsel hafızalarını, sosyo-politik yapılarını ve dillerini korumayı hedeflemektedir.

9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü(International Day of the World’s Indigenous Peoples)

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü(International Day of the World’s Indigenous Peoples), Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1982 yılında Cenevre’de düzenlenen BM Yerli Halklar Çalışma Grubu toplantısında ilan edilmiştir. Yerel halk ve toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak, 9 Ağustos’un özel bir gün ilan edilmesinin temel amacıdır ve her yıl ayrı bir tema ile kutlanmaktadır. Dünyada 90 ülkede yaşayan yaklaşık 370 milyon yerli halk bulunmakta ve bu yerli haklar yaklaşık 7 bin civarında dile sahip bulunmakta, dünya nüfusunun yüzde beşini ve 5 bin civarında farklı kültürü temsil etmektedir. [/box]

Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi

Genel Kurul’un 61/295 Sayılı Kararı: Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi

Genel Kurul,
İnsan Hakları Konseyinin, Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildiri metnini kabul ettiği 1/2 sayı ve 29 Haziran 2006 tarihli kararını not eder,

Bildiri üzerinde çalışmaların sürdürülmesi ve 61. Dönem sonuna kadar bu konuda bir karara varılmasını öngören 61/178 sayı ve 20 Aralık 20061 tarihli kararını hatırlatır,

Bu kararının ekinde yer aldığı şekliyle Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisini kabul
ettiğini belirtir.

107. Oturum :13 Eylül 2007

Ek
Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi

Genel Kurul,
Birleşmiş Milletler Anlaşmasında belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda ve Devletlerin BM Anlaşması kapsamında yüklendikleri sorumlulukları iyi niyetle yerine getirme amacıyla,

Yerli (indigenous) halkların diğer halklarla eşit olduklarını teyid ederken diğer yandan da halkların haklarının farklı olabileceğini, halkların kendilerini farklı adledebileceklerini ve onlara bu özellikleriyle saygı gösterileceğini teyid eder,

İnsanlığın ortak mirasını teşkil eden medeniyet ve kültür zenginliklerimize tüm halkların katkı yaptığını bildirir,

Ulusal, ırksal, dini, etnik ve kültürel farklılıklar temelinde bazı halkların veya bireylerin diğerlerinden üstün oldukları temeline dayalı veya böyle bir iddiada bulunan tüm doktrin, politika ve uygulamaların ırkçı, bilimsel olarak yanlış, yasal olarak geçersiz, ahlaki olarak kınanacak ve toplumsal yönden haksız olduğunu beyan eder,

Yerli halkların kendi haklarını kullanırken her türlü ayrımcılıktan uzak olmaları gerektiğini bir kez daha vurgular,

Yerel halkların tarih boyu haksızlığa uğraması ve bu arada sömürgeleştirilmeleri ve topraklarına ve kaynaklarına sahip çıkamamaları sonucu özellikle kalkınma haklarını kendi ihtiyaç ve çıkarlarına uygun bir şekilde kullanamamalarının yarattığı kaygıdan dolayı,

Yerli halkların başta toprakları ve kaynakları olmak üzere siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarından ve kültürlerinden gelen, doğuştan sahip oldukları haklarına saygı gösterilmesine ve bu hakların korunmasına acilen ihtiyaç duyulduğunu kabul eder,

Ayrıca, yerli halkların Devletlerle yapmış oldukları anlaşma, akit ve diğer yapıcı düzenlemelerden kaynaklanan haklarına da saygı gösterilmesi ve korunması gerekitiğini kabul eder,

Yerli halkların ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan cazibe merkezi olmak ve nerede olursa olsun her türlü ayrımcı ve baskıcı davranışı sona erdirmek için örgütlendiklerini görmekten memnuniyet duyar,

Topraklarını, ülkelerini ve kaynaklarını etkileyen gelişmelerin kendi kontrollerinde olmasının, yerel halkların kendi kurum, kültür ve geleneklerini muhafaza etmelerini ve güçlendirmelerini; ve kalkınmalarını kendi gaye ve ihtiyaçları doğrultusunda teşvik etmelerini sağladığını düşünür,

Yerli halkların bilgi, kültür ve geleneksel uygulamalarına saygı gösterilmesinin sürdürülebilir ve eşitlikçi bir kalkınmaya ve çevrenin doğru yollardan korunmasına katkı sağladığını kabul eder,

Yerli halkların ülkelerinin ve topraklarının askerlerden arındırılmasının barışa, ekonomik ve sosyal ilerleme ve kalkınmaya ve dünya milletleri ve halkları arasında karşılıklı anlayış ve dostane ilişkilere yapacağı katkılara dikkat çeker,

Yerli ailelerin ve toplulukların, çocuk haklarına aykırı düşmemek şartıyla, kendi çocuklarını, yetiştirme, eğitme, öğretme ve refahlarını sağlama hakkına sahip olduğunu kabul eder,

Yerli halkların Devletlerle yaptıkları anlaşma, akit ve diğer yapıcı düzenlemelerin bazı durumlarda uluslararası düzeyde endişe, ilgi, sorumluluk ve özellik gösterdiklerini değerlendirir,

Anlaşma, akit ve diğer yapıcı düzenlemelerin ve bunların temsil ettikleri ilişkilerin yerli halklar ile Devletler arasındaki ortaklıkları güçlendirmek için bir temel olduğunu düşünür,

Birleşmiş Milletler Anlaşmasının, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesiyle, Viyana Bildirisi ve Eylem Programı tüm halklara, kendi siyasi statusünü belirlemekte ve ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmalarını sağlamakta özgür oldukları anlamına gelen kendi geleceklerini kendileri belirleme hakkını verdiğini kabul eder,

Uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde kullanılan kendi geleceğini kendisinin belirleme hakkının, bu bildirgenin tamamı veya bir bölümü ileri sürülerek engellenemeyeceğini unutmadan,

Bu bildirgede yer alan yerli halklar haklarının tanınmasıyla Devlet ile yerli halklar arasında adalet, demokrasi, insan haklarına saygı, ayrımcılığa son ve iyi niyet ilkelerine dayalı uyumlu ve işbirliğine yönelik ilişkilerin daha da ileri götürüleceğinden emin olarak,

Devletleri ilgili halklar ile görüşerek başta insan hakları konusundakiler olmak üzere uluslararası enstrümanlara uymaya ve bunları etkin bir şekilde uygulamaya koymaya davet eder,

Birleşmiş Milletlerin yerli halkların haklarını koruma ve geliştirmede önemli ve özel bir rol oynamaya devam ettiğini vurgular,

Bildirinin yerli halkların haklarının ve özgürlüklerinin tanınması, güçlendirilmesi ve korunmasına ve Birleşmiş Milletlerin bu alanda yaptığı benzer çalışmaların daha güçlenmesine yönelik önemli bir adım olduğuna inanır,

Yerli halkların ayrımcılığa maruz kalmadan uluslararası hukukun belirlediği tüm insan haklarına sahip olduklarını ve yerli halkların var oluşları, refahları ve bir halk olarak tam kalkınmaları için müşterek haklara sahip olduklarını kabul ve teyid eder,

Yerli halkların bölgeden bölgeye ve ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini, bölgesel ve ülkesel farklılıkların ve çeşitli tarihi ve kültürel altyapının dikkate alınması gerektiğini kabul eder,

Ortaklık ruhu ve karşılıklı saygı anlayışı içerisinde bir başarı standardı olarak aşağıdaki Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Sözleşmesini resmen ilan eder:

Madde 1

Yerli halklar toplu veya bireysel olarak Birleşmiş Milletler Antlaşması, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve ululararası insan hakları hukukunda belirtilen tüm insan hakları ve temel özgürlükleri tam olarak yaşama hakkına sahiptir.

Madde 2

Yerli halklar ve diğer bireyler özgürdürler ve diğer tüm halklarla eşittirler ve başta kendi yerel kökenlerinden gelenler olmak üzere hakları hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadan hayata geçirebilmelidirler.

Madde 3

Yerli halklar kendi geleceklerini kendileri belirleme hakkına sahiptir. Bu hakkın tabiatı dolayısıyla kendi siyasi statülerini belirleme ve ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma için izlenecek yolu özgürce seçme hakkına sahiptirler.

Madde 4

Yerli halklar kendi geleceklerini belirleme haklarını kullanırken iç ve yerel işleriyle ilgili olarak otonomi veya kendi kendini yönetme, ayrıca otonom etkinliklerini finanse etmek için gerekli tahsisatı temin etme hakkına sahiptir,

Madde 5

Yerli halklar, istedikleri takdirde ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamında tam olarak yer alma haklarının yanı sıra kendilerine has siyasi, yasal, ekonomik, sosyal ve kültürel kurumlara sahip olma ve bunları güçlendirme hakkına sahiptir.

Madde 6

Her yerli halk mensubunun bir vatandaşlığa sahip olma hakkı vardır.

Madde 7

1. Her yerli birey, yaşama, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe, özgürlüğe ve kişisel güvenlik haklarına sahiptir.

2. Yerli halklar, ayrı bir halk olarak, özgürlük, barış ve güvenlik içinde yaşama hakkına sahiptir ve çocuklarının zorla alınarak başka gruplara verilmesi dahil hiçbir soykırım hareketi veya şiddet içeren muameleye maruz kalmamalıdır.

Madde 8

1. Yerli halklar ve bireyler asimilasyona zorlanmama veya kültürlerinin yok edilmesine maruz kalmama hakkına sahiptir.

2. Devletler aşağıdaki hususların önlenmesi ve tazmini için etkin çözümler bulmalıdır:

(a) Yerli halkları, ayrı bir halk olma bütünlüklerinden veya kültürel değerleri veya etnik kimliklerinden mahrum edecek her türlü hareket;
(b) Yerli halkları toprakları, bölgeleri veya kaynaklarından ayırmayı amaçlayan veya hedefleyen her türlü hareket;
(c) Yerli halkların haklarını ihlal etme amacı veya gayesiyle büyük nüfus gruplarının yer değiştirmeye zorlanması;
(d) Asimilasyon ve entegrasyona zorlayan her türlü hereket;
(e) Yerli halklara karşı ırk ve etnik kökene dayalı ayrımcılığı körükleyecek her türlü propaganda.

Madde 9

Yerli halklar ve bireyler, yerli bir topluluğa veya millete, ilgili topluluk veya milletin gelenek ve göreneklerine uygun olmak koşuluyla, ait olma hakkına sahiptir. Böyle bir hakkın kullanımında hiç bir ayrımcı davranış ortaya çıkmamalıdır.

Madde 10

Yerli halklar, toprakları veya arazilerinden zorla uzaklaştırılmamalıdır. Yerli halkların gerekli bilgilere sahip olarak özgürce verecekleri ön onay alınmadan ve mümkün olması halinde toraklarına geri dönmeleri seçeneğini de barındıran adil ve dürüst bir tazminat anlaşması yapılmadan yerlerinden edilmemelidir.

Madde 11

1. Yerli halklar kendi kültürel gelenek ve göreneklerini yaşamak ve yaşatmak hakkına sahiptir.

Bu haklar, arkeolojik alanlar, tarihi eserler, desenler, törenler, teknolojiler ve görsel ve sahne sanatları ve edebiyat gibi kendi kültürlerinin geçmiş, günümüz ve gelecekteki tezahürünü koruma, kollama ve geliştirme haklarını da kapsar.

2. Devletler, yerli halkların gerekli bilgilere sahip olarak özgürce verecekleri ön onay alınmadan ellerinden alınan kültürel, entelektüel, dini ve ruhani varlıkların, etkin mekanizmalar aracılığıyla, tazmin etmelidir.

Madde 12

1. Yerli halklar ruhani ve dini geleneklerini, töre ve törenlerini beyan etme, hayata geçirme, geliştirme ve öğretme hakkına; dini ve kültürel mekanlarını koruma, kollama ve bu mekanları mahrem bir şekilde kullanma hakkına; tören aletlerini kullanma ve kontrol etme hakkına; ölülerini geri alma hakkına sahiptir.

2. Devletler, ilgili yerli halklarla birlikte geliştirilecek adil, saydam ve etkin mekanizmalar aracılığıyla, yerli halkların tören aletleri ve ölülerine ulaşma/veya bunların iadesinin sağlanması yollarını aramalıdır.

Madde 13

1. Yerli halklar, kendi tarihlerini, dillerini, sözel geleneklerini, filozofilerini, yazı sistemlerini ve edebiyatlarını yaşatma, kullanma, geliştirme ve gelecek kuşaklara aktarma ve toplumlarının, yerleşim yerlerinin ve insanların isimlerini belirleme ve bu isimleri kullanma hakkına sahiptir.

2. Devletler bu hakların korunduğunu garanti altına alacak etkin önlemleri almalı ve yerli halkların, gerektiğinde tercüme veya diğer gerekli uygulamalar marifetiyle hukuki ve idari işlemler sırasında olup biteni anlamaları ve karşı tarafça anlaşılmalarını sağlayacak önlemleri oluşturmalıdır.

Madde 14

1. Yerli halklar kendi eğitim ve öğretim kültürlerine uygun bir şekilde kendi dillerinde eğitim veren eğitim sistemleri ve kurumlarını kurma ve kontrol etme hakkına sahiptir.

2. Yerli bireyler, özellikle de çocuklar Devletin sağladığı eğitim imkanlarından hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadan yararlanma hakkına sahiptir.

3. Devletler, başta çocuklar olmak üzere kendi toplumlarından uzakta yaşayanların mümkün olduğu takdirde kendi kültürleri ve dillerinde eğitim imkanına ulaşmalarını sağlayacak önlemleri yerli halklarla birlikte almalıdır.

Madde 15

1. Yerli halklar, eğitim ve kamuya verilen bilgilerde doğru olarak yansıtılması gereken kendi kültürlerinin, geleneklerinin, tarihlerinin ve özlemlerinin saygınlığı ve çeşitliliği hakkına sahiptir.

2. Devletler önyargılarla mücadele ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve yerli haklarla toplumun diğer tüm kesimleri arasında tolerans, anlayış ve iyi ilişkilerin güçlendirilmesi için ilgili yerli halklarla görüşerek ve işbirliği yaparak etkili önlemler almalıdır.

Madde 16

1. Yerli halklar kendi medyalarını kendi dillerinde oluşturma ve diğer medya kuruluşlarına hiç bir ayrımcılığa maruz kalmadan ulaşma hakkına sahiptir.

2. Devletler, yerli halkların çok kültürlülüğünün kamuya ait medya kuruluşları tarafından yansıtılması için etkin önlemler almalıdır. Devletler, önyargıdan uzak bir şekilde ifade özgürlüğünü tam olarak oluşturmak için özel televizyon kanallarını da yerli halkların çok kültürlülüğünü yansıtmaya teşvik etmelidir.

Madde 17

1. Yerli bireyler ve halklar ulusal ve uluslararası tüm çalışma yasalarından tam olarak yararlanma hakkına sahiptir.

2. Devletler yerli halklarla istişare ve işbirliği halinde yerli çocuğun, özel durumunu gözeterek ve eğitimin (çocuğun) konumunu güçlendirmesi açısından ne kadar önemli olduğunu unutmadan, ekonomik olarak istismarını önlemek, eğitimine engel teşkil edecek veya sağlığın zarar verici veya fiziksel, zihinsel veya sosyal gelişimine zararlı her hangi bir iş yapmaktan korumak üzere özel önlemler almalıdır.

3. Yerli bireyler, istihdam ve maaş dahil, çalışma koşulları açısından her hangi bir ayrımcılığa uğramama hakkına sahiptir.

Madde 18

Yerli halklar, kendi karar mekanizmalarına sahip olma ve bunları geliştirmenin yanı sıra, kendilerini ilgilendiren konulardaki karar alma süreçlerine kendilerinin belirleyeceği temsilciler aracılığıyla katılma hakkına sahiptir.

Madde 19

Devletler yerli halkları etkileyebilecek yasal veya idari önlemleri kabul edip, uygulamaya koymadan önce yerli halkların gerekli bilgilere sahip olarak özgürce verecekleri ön onayı almak için iyi niyetle yerli halklarla istişare ve işbirliği yapmalıdır.

Madde 20

1. Yerli halklar kendi siyasi, ekonomik ve sosyal sistemlerine ve kurumlarına sahip olma ve bunları geliştirme, varlık ve kalkınma araçlarına güvenle sahip çıkma ve geleneksel ve diğer ekonomik faaliyetlerini özgürce sürdürme hakkına sahiptir.

2. Varlık ve kalkınma araçlarından mahrum edilen yerli halklar adil bir tazminat almaya hak kazanır.

Madde 21

1. Yerli halklar ayrımcılığa uğramadan ekonomik ve sosyal koşullarını iyileştirme hakkının yanı sıra, eğitim, istihdam, mesleki eğitim ve meslek içi eğitim, barınak, kanalizasyon, sağlık ve sosyal güvenlik haklarına da ayrım gözetilmeksizin sahiptir.

2. Devletler, yerli halkların ekonomik ve sosyal koşullarının sürekli iyileşmesi için uygun durumlarda etkin önlemler almalıdır.

Madde 22

1. Bildirinin uygulanması esnasında yaşlı, kadın, çocuk ve engelli yerli halk mensuplarının haklarına ve özel ihtiyaçlarına ayrı önem verilmelidir.

2. Devletler, yerli kadın ve çocukların her türlü şiddet ve ayrımcılığa karşı tüm koruma ve garantilere sahip olmasını yerli halklar ile birlikte alınacak kararlar ile sağlamalıdır.

Madde 23

Yerli halklar kalkınma haklarını kullanmak üzere kendi önceliklerini ve stratejilerini belirleme ve geliştirme hakkına sahiptir.Yerli halklar özellikle kendilerini etkileyen sağlık, barınak v diğer ekonomik ve sosyal programların geliştirilmesinde ve belirlenmesinde etkin olarak yer alma ve mümkün olan en yaygın şekilde bu programları kendi kurumları aracılığıyla yürütme hakkına sahiptir.

Madde 24

1. Yerli halklar, ilaç niyetine kullanılan önemli bitki, hayvan ve madenler dahil geleneksel ilaçlara sahip olma ve sağlık uygulamalarını sürdürme hakkına sahiptir. Yerli bireyler her hangi bir ayrımcılığa uğramadan tüm sosyal ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.

2. Yerli bireyler fiziksel ve zihinsel sağlığa, olabilecek en üst seviyede sahip olma konusunda eşit hakka sahiptir. Devletler bu amaca ulaşılmasını sağlamak üzere tüm gerekli adımları atmalıdır.

Madde 25

Yerli halklar, geleneksel olarak kendilerine ait veya bir şekilde onlarca kullanılan arazi, toprak, su ve kıyı şeridi ve diğer kaynaklarla olan kendilerine has ruhani ilişkiyi sürdürme ve geliştirme ve gelecek nesillere aktarma sorumluluklarını yerine getirme hakkına sahiptir

Madde 26

1. Yerli halk geleneksel olarak sahip oldukları, işgal ettikleri veya başka bir şekilde kullandıkları ya da elde ettikleri arazi, toprak ve kaynaklara sahip olma hakkına sahiptir.

2. Yerli halk, geleneksel olarak sahip olduğu veya kullandığı ve diğer yollardan elde ettiği arazi, toprak ve kaynakları işletme ve kontrol etme hakkına sahiptir.

3. Devletler söz konusu arazileri, toprakları ve kaynakları yasal olarak tanımalıdır. Bu tanıma işlemi yerli halkların geleneklerine, göreneklerine ve iltizam sistemlerine gerekli saygı gösterilerek yapılmalıdır.

Madde 27

Devletler yerli halkların geleneksel olarak sahip oldukları veya diğer yollardan işgal ettikleri veya kullandıkları araziler üzerinde yerli halkların sahip olduğu hakları tanımak ve bu konuda hükme varmak için, yerli halkların yasalarına, geleneklerine, göreneklerine ve iltizam sistemlerine saygılı bir şekilde ilgili yerli halklarla birlikte adil, bağımsız, tarafsız, açık ve saydam bir süreç oluşturmalı ve uygulamalıdır. Yerli halklar bu sürece katılma hakkına sahip olmalıdır.

Madde 28

1. Yerli halklar, geleneksel olarak sahip oldukları veya diğer bir yoldan işgal ettikleri ve gerekli bilgilere sahip olarak özgürce verecekleri ön onayları olmaksızın ellerinden alınan, el konan, işgal edilen, kullanılan veya zarar verilen arazi, toprak ve kaynaklar için geri iadelerini kapsayacak şekilde tazminat almak hakkına sahiptir. Bunun mümkün olmaması halinde adil, adilane ve adaletli bir bedel almaya hakkı vardır.

2. İlgili halklar özgür iradeleriyle aksi yönde bir karar almadıkça tazminat aynı miktarda, özellikte ve yasal statüye sahip arazi, toprak ve kaynaklardan oluşmalı veya maddi bedel ödenmeli ya da diğer uygun tazminat yolları seçilmelidir.

Madde 29

1. Yerli halklar çevrelerinin ve arazilerinin veya topraklarının ve kaynaklarının verimliliğini koruma ve kollama hakkına sahiptir. Devlet, yerli halklara yardım amacıyla, her hangi bir ayrımcılığa yol açmadan, arazilerin veya toprakların ve kaynakların verimliliğini koruma ve kollama programları oluşturmalı ve uygulamalıdır.

2. Devletler, yerli halkların gerekli bilgilere sahip olarak özgürce verecekleri ön onay olmaksızın topraklarında veya arazilerinde tehlikeli maddelerin veya atıkların depolanmasının önüne geçmek için gerekli önlemleri almalıdır.

3. Devletler, gerektiğinde, zararlı maddeler nedeniyle sağlık sorunu çeken kişilere uygulanan sağlık hizmetleriyle aynı olmak üzere yerli halkların sağlık durumlarını gözlemleyecek, koruyacak ve yeniden sağlıklarına kavuşmalarını sağlayacak programların oluşturulmasını sağlayacak etkin önlemler almalıdır.

Madde 30

1. Haklılığı kabul edilebilir bir toplumsal yarar veya yerli halkların kendilerinin özgürce verecekleri bir karar ve onlardan gelecek bir talep olmadığı sürece yerli halkların topraklarında veya arazilerinde askeri faaliyetlere yer verilmez.

2. Devletleri arazilerin veya toprağın askeri faaliyetler için kullanılmasından önce, ilgili yerli halklarla uygun yollardan ve özellikle de yerli halkların kendi temsil kurumlarıyla etkin bir istişare başlatmaları gerekir.

Madde 31

1. Yerli halklar, insan ve genetik kaynaklar, tohum, ilaç, hayvan ve bitki örtüsü, sözlü gelenekleri, edebiyatları, tasarım, spor ve geleneksel oyunları ve görsel ve sahne sanatları dahil olmak üzere bilim, teknoloji ve kültürlerinin dışavurumunun yanı sıra kültürel mirasları, geleneksel bilgileri ve geleneksel kültürel kendini ifade yöntemlerini korumak, kollamak, kontrol etmek ve geliştirmek hakkına sahiptir.

2. Devletler, yerli halklarla bağlantılı olarak bu hakların tanınması ve korunmasına yönelik etkin önlemler almalıdır.

Madde 32

1. Yerli halklar kendi toprak, arazi ve kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanılmasına yönelik olarak öncelikler ve stratejiler belirleme ve geliştirme hakkına sahiptir.

2. Devletler, yerli halkın arazisini, topraklarını ve kaynaklarını, başta maden, su ve diğer kaynakların çıkarılması amacıyla kullanmayı öngören projeler konusunda, ilgili yerli halkın özgür ve tüm bilgiye sahip olduktan sonra vereceği onayı almak üzere yerli halkın temsil kurumlarıyla iyi niyetli bir şekilde istişare eder ve işbirliği yapar.

3. Devletler bu gibi faaliyetler için adil ve adilane tazminatı mümkün kılacak etkin mekanizmaları oluşturmalı, oluşabilecek olumsuz çevresel, ekonomik, sosyal, kültürel veya manevi sonuçların etkilerini hafifletecek uygun önlemleri almalıdır.

Madde 33

1. Yerli halklar kendi kimliklerini seçme veya kendi gelenekleri ve görenekleri doğrultusunda bir yere ait olma hakkına sahiptir. Bu yerli halkların yaşadıkları ülkenin vatandaşlığını almalarına bir engel teşkil etmez.

2. Yerli halk kendilerine ait kurumların yapılarını ve üyelerini kendilerince belirlenen işlemler sonucu tayin etme ve seçme hakkına sahiptir.

Madde 34

Yerli halklar kendilerine ait kurumsal yapıları ve kendilerine ait gelenekleri, görenekleri, dini inançları, süreçleri, uygulamaları ve var olmaları halinde yasal sistem ya da töreleri, uluslararası hukuka uygun olmak koşuluyla, teşvik etmek, geliştirmek ve korumak hakkına sahiptir.

Madde 35

Yerli halk, bireylerin toplumlarına karşı ne tür sorumlulukları olduğunu belirleme hakkına sahiptir.

Madde 36

1. Başta uluslararası sınırlarla ayrılmış olanlar olmak üzere yerli halklar, sınırın diğer tarafında kalan hem kendi topluluğunun üyesi hem de diğer insanlarla ruhani, kültürel, siyasi, ekonomik ve sosyal amaçlı faaliyetler de dahil olmak üzere irtibat kurma, temasta bulunma ve işbirliği yapma hakkına sahiptir.

2. Devletler yerli halklarla istişare ve işbirliği halinde yukarıda belirtilenlerin hayata geçirilmesini kolaylaştırmak ve söz konusu hakkın uygulanmasını sağlamak için etkili önlemler almalıdır.

Madde 37

1. Yerli halklar, Devletler ve onların ardıllarıyla yaptıkları anlaşmaların, sözleşmelerin, akitlerin ve diğer yapıcı düzenlemelerin kabul edilme, riayet edilme ve uygulanma ve Devletleri bu anlaşmalara, sözleşmelere, akitlere ve diğer yapıcı düzenlemelere saygı göstermeye çağırma hakkına sahiptir.

2. Bu Bildiride yer alan hiç bir ifade, yerli halkların anlaşmalar, sözleşmeler, akitler ve diğer yapıcı düzenlemelerden kaynaklanan haklarını azaltacak veya yok edecek şekilde yorumlanamaz.

Madde 38

Devletler, Bildirinin amacına ulaşılabilmesi için yerli halklarla istişare ve işbirliği yaparak yasal önlemler dahil gerekli önlemleri almalıdır.

Madde 39

Yerli halklar, Bildiride yer alan hakları tam olarak kullanabilmek için Devletler ve uluslararası işbirliği yoluyla mali ve teknik yardıma ulaşma hakkına sahiptir.

Madde 40

Yerli halklar, Devletler ve diğer taraflarla olan ihtilaf ve anlaşmazlıklarının sonuçlandırılması için adil ve adilane süreçler sonucu hüküm elde etme veya bir hükme varılmasını talep etme, ayrıca zarar gören bireysel veya toplum haklarının tazmin edilmesini isteme hakkına sahiptir.

Söz konusu hüküm hem ilgili yerli halkların gelenekleri, görenekleri, kuralları ve yasal sistemleri hem de uluslararası insan hakları hukuku gözetilerek verilmelidir.

Madde 41

BM kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, mali işbirliği ve teknik yardımı seferber ederek Bildirgede yer alan hususların tam olarak yaşama geçirilmesine katkıda bulunmaları gerekmektedir. Yerli halkların kendilerini ilgilendiren konulara katılımda bulunmalarını sağlamak üzere mali tedbir alınmalıdır.

Madde 42

Birleşmiş Milletler ve Yerli Halklar Daimi Forumu dahil olmak üzere tüm BM kuruluşları ve BM ülke temsilcilikleri ve Devletler Bildirgedeki hususlara saygı gösterilmesini ve tam olarak hayata geçirilmesini teşvik etmeli ve Bildirgenin etkinliğini takip etmelidir.

Madde 43

Burada kabul edilen haklar dünya yerli halklarının yaşamlarını sürdürebilmeleri, saygınlıklarını koruyabilmeleri ve refahlarını sağlayabilmeleri için gerekli olan asgari standartları teşkil eder.

Madde 44

Burada belirtilen haklar erkek ve kadınlara eşit olarak garanti edilmiştir.

Madde 45

Bu Bildirgedeki hiçbir şey yerli halkların bugün sahip oldukları veya ileride sahip olacakları hakları azaltmak veya yok etmek için kullanılamaz.

Madde 46

1. Bu Bildirgedeki hiçbir şey, her hangi bir Devlet, halk, grup veya insanın, Birleşmiş Milletler Anlaşmasına aykırı veya egemen ve bağımsız bir Devletin toprak bütünlüğünün veya siyasi birliğinin tamamen veya kısman parçalanmasını isteyen veya cesaretlendiren bir harekette bulunmasına yol açacak şekilde yorumlanamaz

2. Bu Bildiride ilan edilen haklar yerine getirilirken tüm insan hakları ve temel özgürlüklere saygı gösterilmelidir. Bu Bildiride belirtilen haklar, sadece kanun ile belirlenen ve uluslararası insan hakları hukukunun gerektirdiği şartlarda bazı kısıtlamalara maruz kalabilir. Söz konusu kısıtlamalar ayrımcı olmamalı ve kesinlikle sadece demokratik bir toplumun gerektirdiği şekilde başkalarının adil taleplerini garanti altına almayı amaçlamalıdır.

3. Bu Bildiri maddeleri adalet, demokrasi, insan haklarına saygı, eşitlik, sıfır ayrımcılık, iyi yönetim ve iyi niyet ile yorumlanmalıdır.

(2) 2200 A (XXI) saylı karar ve ekine bkz.

(3) A/CONF.157/24 (Part I), chap. III.

(4) 217 A (III) sayılı karar.

Çetin Özek

0
Prof. Dr. Çetin Özek

Prof. Dr. Çetin Özek, 1934 yılında Çorum’da doğmuş, 16 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etmiştir.

Ceza Hukukunun duayenlerinden olan Özek, 1952 yılında Pertevniyal Lisesi’nden ve 1956 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun olmuştur. Fakülteyi bitirmesinin ardından Ceza ve Ceza Usûl Hukuku Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başlamış ve 1961 yılında “Türkiye’de laiklik” konulu doktora tezini tamamlayarak hukuk doktoru unvanını kazanmıştır.

Prof. Dr. Çetin Özek, 1962-1964’e yılları arasında, İtalyan hükümetinden kazandığı bursla Roma Üniversitesi’e bağlı “Scuola di Perfezionamento di Diritto Penale” de eğitim almış ve 1965 yılında doçent unvanını kazanmıştır. 1969 -1970 yıllarında İngiltere’de ceza hukuku alanında çalışmalarda bulunmuş, Türkiye’ye dönerek akademik faaliyetine devam etmiştir.

Özek, akademik yaşamının yanı sıra gençlik derneklerinin toplantılarında konferans ve paneller düzenlemiş, konuşmalar yapmış, 1966 yılından itibaren Ant Dergisi’ne makaleler yazmıştır.

Çetin Özek ve Darbeler Dönemi

Özek, iki ciltlik “Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi” çalışması ve aktivist tutumlarının etkisiyle, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasının ardından bir davaya dahil edilerek Maltepe Cezaevi’ne gönderilmiştir. Aynı dönemde üniversitedeki görevinden alınmış ancak Danıştay kararıyla üniversiteye geri dönmüş, 1978 yılında Ceza Hukuku alanında profesör olmuştur.

Özek, 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından 1983 yılında Yüksek Öğretim Kurumunun(YÖK) kurulması üzerine üniversitedeki görevinden ayrılmış; Milliyet, Hürriyet, Günaydın gazetelerinde hukuk danışmanlığı yapmış, köşe yazıları yazmıştır. Aynı dönemde İstanbul Barosu‘na bağlı olarak avukatlık yapmıştır.

Bir süre sonra yeniden üniversiteye dönen Çetin Özek; 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Bölümü Başkanıyken, dönemin rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun yasakçı tavırlarını protesto ederek üniversite senatosundan istifa etmiştir. 2001 yılında yaş haddinden emekli olmuştur.

Özek, yaşamının son yıllarında sağlık sorunları ile savaşmak zorunda kalmış, 16 Temmuz 2008 tarihinde 74 yaşında iken hayata veda etmiştir. Cenazesi için ilk tören 17 Temmuz  Perşembe günü İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenmiş, Teşvikiye Camii’nde ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından Kozlu Mezarlığında toprağa verilmiştir.

Prof. Dr. Çetin ÖZEK’in Cenaze Töreni İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binasında yapılmıştır.

Hukukçu, yazar, gazeteci Çetin Özek, HaberTürk Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü ve Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Müdürlüğü yapan Ayşe Özek Karasu’nun ve NTV Kanalı Prodüktörlerinden Zeynep Özek’in babasıdır. Ayşe Özek Karasu, Özek’in kitaplığını onun çalışmalarını yürüttüğü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma Merkezi Müdürlüğü’ne hediye etmiş, Özek’in kitaplığı genç hukukçuların istifadesine sunulmuştur.

Çetin Özek’in Basın Özgürlüğü Alanındaki Çalışmaları ve Siyasal Mücadelesi

 Prof. Dr. Özek, doktora tezi ile birlikte Türk hukuk sistemi ve laiklik konusunda önemli çalışmalara imza atmış, sektörü yakından tanımış olmanın avantajı ile Basın Hukukunun oluşturulmasında ve yerleştirilmesinde büyük emek vermiştir. Bir yandan Ceza Hukukunun çeşitli alanlarında Prof. Dr. Sahir Erman ve Prof. Ayhan Önder ile teorik kitaplar yazmış, bir yandan basın özgürlüğü konusunda önemli açılımlar getiren yaratıcı çalışmalar yapmıştır.

Basın Özgürlüğüne büyük önem veren Özek, çalışan gazetecilerin haklarını düzenleyen 212 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunu “Türk Basın Hukuku” adlı eserinde incelemiştir. Basın mensuplarının, halkın haber alma özgürlüğü adına yapacakları çalışmaları desteklemiş, bu konuda adımlar atılmasını sağlamıştır. “Basın Hakkından Bilgilenme Hakkına” isimli eseri ile Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkı kavramının doğmasını ve yerleşmesini sağlamıştır.

Demet Taner, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Huriye Necatigil, Ayten Mutluay, Rauf Mutluay, Çetin Özek ve Haldun Taner bir arada

Özek, 68 Kuşağı fakülte temsilcilerinin önerilerinin yer aldığı Reform Tasarısı isimli kitapçığın hazırlanmasına katkıda bulunmuş; Çetin Uygur ve Osman Arolat ile birlikte, tefrikalar halinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmasını sağlamıştır.

Türkiye’nin demokratikleşmesi için gerek teorik ve gerekse siyasal eylemli mücadele vermiş bir bilim insanıdır. Fikir suçlarının ortadan kaldırılması için mücadele vermiş; Eski Ceza Kanunundaki 141 ve 142. maddelerin mevzuattan çıkarılması için kitap yazmıştır.

Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı isimli eserin Editörlüğünü Prof. Dr. Köksal Bayraktar yapmıştır.

Çetin Özek’in Eserleri 

Çetin Özek, yazmış olduğu eserleri ile Ceza Hukuku literatürüne büyük katkıda bulunmuştur. Basın Hukuku ve Basın Özgürlüğü alanındaki eserleri ise günümüze ışık tutan önemli kaynaklardır. Yayımlanan kitaplarının yanı sıra, birçok dergi ve gazetede yazıları çıkmıştır. Profesör Çetin Özek’in anısına bir çok konferans düzenlenmiş ve 2004 yılında İstanbul Barosu Yayınları tarafından  “Çetin Özek Armağanı” adlı eser  yayınlanmıştır.

  • Basın Kanunu ve İlgili Mevzuat
  • Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına
  • Ceza Hukuku Pratik Çalışma Gereçleri
  • Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar (TCK 316 – 368)
  • Türkiye’de Laiklik
  • Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonu Aleyhine Cürümler
  • Devlet Başkanına Karşı İşlenen Suçlar
  • Türk Ceza Kanununun Elli Yılında Devlete Karşı Suçlar
  • Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu
  • 141-142
  • Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi
  • Direnen Faşizm
  • Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü
  • Devlet ve Din
  • Türk Basın Hukuku
  • Ceza Hukuku Özel Bölüm
Oktay Ekşi:

“O bir hukuk virtüözüdür”

Doğan Hızlan:

“Hukukçuluğunu, yazarların, sanatçıların özgürlüğü için kullandı. Gazeteciler, yazarlar bir celp aldıklarında hemen ona koşarlardı. İki nedeni vardı, iyi bir hukukçuydu, ceza hukuku denince onun adı anılırdı; ikincisi, bence daha önemlisi, edebiyatı bilen, tiyatroyu seyreden bir hukukçunun kendilerini anlayarak daha iyi savunacakları kanaati taşımalarıydı. Çetin Özek’in yaşamı yazılırken, anlatılırken, meslekteki olağanüstülüğünün yanı sıra aslında dünyayı algılama konusundaki tutkusuna değinilmeli. Çünkü bunlar ortaya çıktıkça, sosyal bilimlerde çalışanların nasıl olması gerektiği de örneklenmiş olacaktır.”

Fikret İlkiz

“Aslında herkes bilirdi, o çocuk gibiydi. Onun için böyleydi. O insanları çok severdi. Yufka yürekliydi. Çok çabuk kızardı ama sonradan çok üzülürdü yaptıklarına…Çok çalışkandı. Çok disiplinli bir ceza hukukçusuydu. İnsancıl ceza hukukunun ne olduğunu öğreten oydu. Kimsenin görmediğini görürdü.”

Prof. Dr. Köksal Bayraktar:

“Prof. Çetin Özek’in sahneye çıkmasıyla bilgilenme hakkı kavramı Türk hukukuna girmiştir, bu bir devrimdir. Özek, bilgilenme kavramını ortaya koymakla piramidi tersine çevirdi, insanı ön plana aldı.” 

“Çetin Özek, İstanbul Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Enstitüsü’ne asistan olduğundan itibaren emekliliğine kadar hep Türk insanı ve Türk toplumu için son derece faydalı bana göre, dönemeç teşkil eden eserler yazmıştır. Türkiye’de ‘Laiklik’ başlıklı doktora tezi bugün dahi çok önemli aynı şekilde ‘Siyasi İktidar Aleyhine İşlenen Cürümler’ konulu doçentlik tezi bugünün konusu. Ergenekon olayı ile ilgili bütün çalışmaları, teorik bilgileri bu kitapta bulabilmek mümkün. Çetin Hoca, düşünce özgürlüğünün sınırsızlığı 141, 142. maddelere karşı hukuk alanındaki mücadelesi ve hayatının son dönemlerinde hak ve özgürlüklerle ceza hukukunun yakından bağlılığı ve bilgi edinme hakkı kavramlarını Türkiye’ye getiren insan. Son yıllarda yazdığı Ceza Kanunu’nun çeşitli bölümleriyle ilgili 4 kitap maalesef tamamlanamadı, tamamlanmış olsa idi bir başeser ortaya çıkacaktı. Çetin Hoca, 1968 öğrenci olaylarında 1 nolu anfideki toplantılarda güzel konuşmalarıyla, açık oturumlardaki katkılarıyla, Türk Devrim Ocakları Genel Başkanlığı’yla Türk düşünce hayatında seçkin bir yere sahipti. Çok önemli bir kayıp.”

Prof. Dr. Duygun Yarsuvat:

“Çetin Özek, Türk hukuk dünyasında bir devdi. Kendine özgü ilerici düşüncelere sahipti ve bütün düşündüklerini açık bir şekilde ortaya dökerdi. Türkiye’de zamanında en sakıncalı olan konuları ele almış, derinlemesine incelemiştir. Büyük eserlerin sahibi, özellikle anayasa hukuku, devletler hukuku ve ceza hukuku arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Bir basın hukuku üstadı. Bu konuda yazdığı kitap Türkiye’nin tek referans kitabı. Çetin’in çok renkli bir hayatı da oldu, çok neşeli, insancıldı, eğlenmeyi severdi. İtalya’da geçirdiği yıllar onu çok etkiledi. Çetin ile birlikte mutfakta yemek bile pişirdik. Asistan olunca aynı odada hayatımızı sürdürdük, doçent olunca da aynı odada devam ettik. Çok tatlı hatıralarımız oldu. Eserleri abide olarak kalacak.”

Prof. Dr. Uğur Alacakaptan:

“Çetin Özek, benim ilkokul arkadaşımdı, her şeyden önce değerli bir arkadaşımı kaybettim. Türkiye çok önemli bir hukuk adamını kaybetti. Bizim kuşağımızdaki en iyi ceza hukukçusuydu. Sadece ceza hukuku değil, laiklikle ilgili içimizdeki en bilgili isimdi. Laiklik konusunda yazdıkları daima kalacak, onlar abide eserler. Ölümüne çok yanacağız, Türkiye için büyük bir kayıp. Bilgi edinme hakkını kazandırdı”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç:

“Çetin Hoca’nın vefatı hem Türk basını, hem de Türk hukuku açısından çok önemli bir kayıp. Bizim 212 sayılı yasa dediğimiz 5953 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin çok önemli katkıları oldu. Çalışan gazetecilerin haklarını kapsayan 212 sayılı yasanın uygulanmasına değerli yorumlarıyla katkıda bulundu. Bu nedenle de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından kendisine ‘Onursal Üye’ payesi verildi. Türk basını açısından Çetin Hoca’nın iki önemli kitabı var. Türk Basın Hukuku kitabı Türk basınının hem hukuksal gelişimini, hem de yayınlandığı dönemin özelliklerini ele alıyor. Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına isimli eseri ise ifade özgürlüğü yerine bilgilenme hakkının öne geçirilmesini öneriyor. Çetin Hoca’nın en önemli özelliklerinden biri bilgilenme hakkı kavramını ortaya atmış olması. Bilgilenme hakkı, büyük ölçüde yayın organlarının, gazetecilerin habere ulaşabilmesi, yazabilmesi ve kamuoyuna iletebilmesi olarak da yorumlanabilir. Nitekim daha sonra ‘Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’ yapıldı. Çetin Hoca, hem hukuk adamı, hem de avukat olarak ifade özgürlüğü, bilgilenme hakkı gibi konularda önemli görevler üstlendi. Hukuk dünyası devini kaybetti”

Cemil Kırbayır

0

Cemil Kırbayır, 12 Eylül Darbesi’nin ertesi günü, 13 Eylül’de, Ardahan’ın Göle İlçesi Okçu köyündeki evinden gözaltına alındı. Kars’ta işkencehaneye dönüştürülen Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde sorguya alındı. 8 Ekim 1980’de gözaltında iken hayatını kaybetti. Ailesine firar ettiği söylendi. Annesi ve diğer yakınları tarafından uzun yıllar boyunca kemikleri ve olayın failleri arandı ancak bulunamadı.

Cemil Kırbayır, Cumartesi Annelerinin sembol ismi Berfo Ana’nın(Berfo Kırbayır) oğludur.

Annesinin 05.02.2011 tarihinde dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile Dolmabahçe Sarayı’nda görüşmesinin ardından, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun 9 Şubat 2011 tarihli toplantısında “gözaltında iken kayboldukları iddia edilen kişilerin akıbetinin araştırılması” amacıyla bir alt komisyon kurulması kararı alındı.

Cemil Kırbayır’ın akıbetinin araştırılması için Mersin Milletvekili, hukukçu, Prof. Dr. Zafer Üskül başkanlığında 9 Şubat 2011’de TBMM’de Araştırma Komisyonu kuruldu. Üskül ile birlikte, Çorum Milletvekili Murat Yıldırım, İzmir Milletvekili, Erdal Kalkan, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’dan oluşan alt komisyon çalışmalarına Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Firik, Adalet Müfettişi Mecit Gürsoy ve Komisyon Uzmanı Kenan Altaş’tan oluşan alt komisyon, yaptığı araştırma sırasında Kırbayır’ı sorguda gören çok sayıda tanık ile sorgulamayı yapan kolluk mensuplarıyla görmeler yaptı.

Çalışma sonunda 300 sayfalık bir rapor hazırlandı. Raporda Cemil Kırbayır’ın, Göle’deki Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde işkence altında öldürülüp cesedinin yok edildiği kanaatine varıldığı; Oruç Korkmaz, Turan Sağlam ve Mahmut Kaya adlı gençlerin de aynı şekilde öldürüldüğü, işkenceye dair 8 tanığın beyanlarının bulunduğu tespit edildi. Raporun sonuç bölümünde “Komisyonumuz; Cemil Kırbayır’ın gözaltında iken işkence gördüğüne, bu işkence sonucunda hayatını kaybettiğine ve cesedinin ölümüne sebebiyet veren sorgulamaları yapan kamu görevlilerince ortadan kaldırıldığına inanmaktadır.” yazıldı.

Dönemin asker-polis tüm kamu görevlileri hakkında Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Hazırlanan rapor ve suç duyurusu sonucunda, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında Cumartesi annelerinden oluşan ve aralarında 1980 Askeri Darbe döneminde kaybedilen Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Ana’nın da bulunduğu heyete “bu sorunu çözeceğini, kayıpların bulunması ve faillerinin yargılanmasını sağlayacağı” şeklindeki sözün birinci aşaması yerine getirilmiş oldu.

Aile, 26 Ekim 2011’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Hükümet 2017’de AİHM’de suçun insanlığa karşı suç kapsamında olmadığını, işkence suçundan zamanaşımının kaldırıldığını ancak geriye dönük işletilemeyeceğini savundu.

Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 2011/899 nolu dosya ile başlattığı soruşturma sırasında arşivde 2002/911 nolu takipsizlik kararı bulundu. Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesinden 6 yıl sonra, babası İsmail Kırbayır tarafından suç duyurusunda bulunulduğu, Kırbayır ve kendisi gibi gözaltında kaybedilen Mahmut Kaya dosyalarının birleştirilerek soruşturma açıldığı, ‘İşkence sonucu adam öldürme’ iddiasıyla açılan dosyanın 3 Ekim 2002’de kapatıldığı öğrenildi.

Kars Savcılığı’nın 1986/1279 numaralı dosya ile başlattığının ve 2002 yılında takipsizlik kararı vererek 2002/911 nolu takipsizlik kararını aileye tebliğ etmeden dosyanın kapatıldığının ortaya çıkmasından sonra bu karar 2014 yılında aileye tebliğ edildi. Aile, Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak takipsizlik kararının kaldırılmasını talep etti ve mahkeme takipsizlik kararını kaldırdı. Kars Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı 14 Kasım 2019 tarihinde “kanun yararına bozma” talebiyle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü’ne gönderdi ve Cumhuriyet Savcılığınca 2002 yılında zaman aşımı nedeniyle verilmiş olan takipsizlik kararını kaldıran Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014 tarihli kararının kaldırılmasını istedi.  Bakanlık, 25 Şubat 2020 tarihinde Yargıtay’a başvurarak dosyada zamanaşımı bakımından “kanun yararına bozma” kararı verilmesini talep etti. Dosya Yargıtay 8. Ceza Dairesi’inde incelenmeye başlandı. Yargıtay 8. Dairesi, Cemil Kırbayır dosyası ile ilgili Adalet Bakanlığı’nın zaman aşımı uygulanması yönünde başvurusuna olumlu görüş bildirdi. Yargıtay, kamu görevlilerinin işlediği öldürme suçlarında zamanaşımı işlemeyeceğine ilişkin 2004 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile 12 Eylül döneminde işlenen suçlarla ilgili dokunulmazlık sağlayan Anayasa’nın geçici 15. Maddesinin kaldırılmasına ilişkin 2010 Anayasa değişikliğinin dosyanın zamanaşımına girmesine engel oluşturmayacağını bildirdi. 

Cemil Kırbayır Dosyası, yapılan suç duyurusuna davaya dönüştürülemedi. Zamanaşımı nedeniyle soruşturma kapatıldı.

“Tek dileğim ölmeden oğlumun mezarını görebilmek” diyen Berfo Kırbayır (1907, Göle – 21 Şubat 2013, İstanbul), 21 Şubat 2013 tarihinde oğlunun kemiklerini ve suçluları bulamadan yaşama veda etti.

2016 yılında, anısını yaşatmak amacıyla Göle’nin Okçu köyünde  Cemil Kırbayır Kültür Evi açıldı. 

 Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, davanın zamanaşımına uğramasına tepki göstererek, “Davanın sonucu ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz” dedi.

2011 yılında Berfo Kırbayır ve Mikail Kırbayır tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmiş, 28 Mayıs 2020 tarihinde açıklanan gerekçeli karar ile başvurunun kabul edilemez olduğuna kadar verilmiştir.

Cevdet Menteş

0
Eski Yargıtay Başkanı ve Adalet Bakanı Cevdet Menteş

Cevdet Menteş 13 Eylül 1972 ile 13.07.1980 tarihleri arasında Yargıtay Başkanlığı yapmıştır.

Eski Yargıtay Başkanı ve Adalet Bakanı Cevdet Menteş, 1915 yılında Bitlis’te doğmuştur. İstanbul Erkek Lisesi’ni 1934 senesinde bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiş ve 1937 yılında mezun olmuştur.

Cevdet Menteş, hakimlik ve savcılık yaşamına 1 Kasım 1938 tarihinde başlamış; sırasıyla; Torbalı, Salihli ve Aydın Cumhuriyet Savcılıkları ile İzmir Asliye Ceza Hâkimliği görevlerinde bulunmuştur.

Menteş, 28 Şubat 1958 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiştir. 1960’ta Yassıada mahkemesi Yüksek Soruşturma Kurulu üyeliği yürütmüştür. Yedinci Ceza Dairesi Başkanlığı görevini 27 Ekim 1967’den 13 Eylül 1972’ye kadar sürdürmüştür. 13 Eylül 1972 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca ikinci kez Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen Cevdet Menteş, 13.7.1980 günü yasal yaş sınırı nedeniyle bu görevinden emekliye ayrılmıştır.

Menteş’in 1974-1975 Adli Yıl Açılış Konuşması

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Emekli olduktan sonra, Cumhurbaşkanı vekili İhsan Sabri Çağlayangil tarafından kontenjan senatörlüğüne atanmış ve bu görevde bir süre bulunduktan sonra Bülend Ulusu Hükümeti olarak bilinen ve 12 Eylül 1980-13 Aralık 1983 tarihleri arasında görev yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin 44. Hükümeti’nde 12.09.1980 ile 08.02.1983 tarihleri aralığında Adalet Bakanlığı yapmış, 14.10.2002 tarihinde vefat etmiştir. Evli ve 5 Çocuk babasıdır.

Eserleri

Menteş hukuk alanında çeşitli kitaplar yazmıştır.

Kaçakçılık Mevzuatı ve Tatbikatı
Türk Parasının Kıymetini Koruma (Kambiyo)
Vergi Kaçakçılığı Mevzuatı
Özel Cezalı Kanunlar

Kaçakçılık Mevzuatı

Hapishanenin Doğuşu

0

Hapishanenin Doğuşu-Disiplin ve Ceza (Surveiller et Punir Naissance de la Prison), Fransız filozof Michel Foucault tarafından 1975 yılında yazılmış, Türkçe’ye tercümesi Mehmet Ali Kılıçbay tarafından yapılmış ve eser 2019 yılında basılmıştır.

Kitap, modern çağda Batı ceza sistemlerinde meydana gelen değişiklikleri analiz etmekte, sosyal ve teorik mekanizmalar Fransa kaynaklı tarihi belgelere dayalı olarak incelenmektedir. Bireyler üzerinde hükümran olan iktidar olgusu ve güç ilişkilerinin orta çağdan modern çağa kadar nasıl değiştiği irdelenmiştir.

Kitap, Damiens adındaki bir mahkumun infazını ayrıntılı olarak anlatarak başlamaktadır. Mahkûm suçunu herkesin önünde itiraf etmekte, bu işkenceyi izleyenler ise gösteriyi keyifle izlemektedir. Kral, herkese açık işkence gösterisi sayesinde iktidar erkine sahip olduğunu herkese kanıtlamaktadır.

 

Kitabın Arka Kapak Yazısı 

“İktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu, gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş, bir yandan iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine, adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan, gizli cezalandırmaya doğru olan bir hareketle belirlenmektedir. Kendini öne çıkartan iktidar bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak yani egemen olmak demektir. Böylece modern iktidar çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kaydetmiş, sayısal hale getirmiş, egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

Kitaptan Alıntılar

“Özgürlükleri keşfeden Aydınlanma çağı disiplinleri de keşfetmiştir.”

“Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

“Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir.”

 ‘’İşkence edilerek sorgulanan beden, suçun uygulama noktasıdır, aynı zamanda hakikatin çekilip çıkarıldığı yerdir.’’

“Sorgulama gerçeğin bilinmesine ulaşma konusunda tehlikeli bir araçtır; bu nedenden ötürü yargıçlar buna iyice düşünmeden başvurmamalıdırlar. Bundan daha tek yanlı bir şey olamaz. Gerçek bir suçu saklayacak kadar soğukkanlı olan suçlular vardır…; masum olan bazıları ise böyle şeylere dayanamadıklarından, işlemedikleri suçları itiraf etmektedirler.”

“Cellat yalnızca yasayı uygulayan kişi olmakla kalmamakta, aynı zamanda gücü sergileyen kişi de olmaktadır; suçun şiddetine egemen olmak için, ona karşı uygulanan bir şiddetin ajanıdır.”

“Mahkemeler, artık eskiden olduğu gibi yalnızca çağımızın sefalet ve yaralarının sergilendiği bir yer, toplumsal düzensizliğimizin hüzünlü kurbanlarının yan yana sergilendikleri bir yer değildir: Buralar aynı zamanda savaşçıların haykırışlarıyla inleyen bir arenadır.”

Dokuz Umde

0
Dokuz Umde

Dokuz Umde, Mustafa Kemal Atatürk’ün TBMM’nin birinci döneminin çalışma süresi sona ermeden önce, 8 Nisan 1923’te yayımlamış olduğu bildiridir. CHP’nin ilk programı olarak nitelenmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın ilan ettiği ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, ‘Egemenlik Ulusundur’ maddesi yer almaktadır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti daha sonra Halk Fırkası’na dönüşmüştür.

Beyannamenin ilk maddesi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, milletin kendi kendisini yöneteceğini ve yegâne temsilcisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu; ikinci madde ise saltanatın kaldırılmış olduğunu ve artık egemen gücün TBMM’nin manevi kişiliğinde bulunduğunu açıklamaktadır. Diğer maddeler ise güvenlikten adalete, çiftçilerin sorunlarından demiryolu yapımına, devlet işlerinde yapılacak düzenlemelerden askerlik süresine, eğitimden sağlığa kadar, toplumsal yaşama ilişkin çeşitli düzenlemeler öngörmektedir. 

Dokuz Umde

Umde 1

Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur. İdare yöntemi halkın doğrudan doğruya kendi kaderini belirlemesi esasına dayanır. Ulusun gerçek temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hiçbir kişi, hiçbir makam, hiçbir güç milletin yazgısına egemen olamaz. Tüm yasalaştırma çalışmalarında, her çeşit örgütlenmede, genel eğitimde ve iktisadi konularda milli egemenlik ilkesi doğrultusunda hareket edilecektir. İcra Vekillerinin (Bakanlar kurulunun) görev ve sorumluluklarını belirleyen yasa, vilayetlerin yerel işler konusunda “manevi şahsiyetlerini ve muhtariyetlerini” kullanabilmelerini öngören Şûralar yasası, vilayetlerin iktisadî ve toplumsal ilişkileri itibariyle birleştirilerek Genel Müfettişlikler Oluşturma Yasası, Nahiye Yasası hızla çıkarılacak ve uygulanacaktır.

Umde 2

Egemenlik ve hükmetme yetkisi Türkiye halkının gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsında toplanmış olduğu için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922’de verdiği Saltanatın Kaldırılması’na ilişkin karar değiştirilmez ilkedir. Dayanağı Türkiye Büyük Millet Meclisi olan Hilafet, İslâm dünyası için ulu bir makamdır.

Umde 3

Ülkede iç güvenliğin kesin olarak sağlanması en önemli görevlerden biridir, bu amaç milletin istek ve ihtiyacına uygun olarak yerine getirilecektir.

Umde 4

Mahkemelerin hızlı bir şekilde adalet dağıtabilmeleri sağlanacak, yasal mevzuat milli ihtiyaçlarımıza, bilimsel hukuk anlayışına göre yeni baştan iyileştirilecek ve tamamlanacaktır.

Umde 5

Aşar yönteminde halkın şikâyetine ve mağduriyetine yol açan kısımlar iyileştirilecek, tütün ekimi ve ticaretini milletin yararına dönüştürecek önlemler alınacak, mali kurumlar çiftçilere, sanayicilere ve ticaretle uğraşanlara kolayca borç verecek bir şekle getirilecek, Ziraat Bankası’nın sermayesi artırılacak, çiftçilere daha kolay ve daha çok yardım yapması sağlanacak, ziraat makineleri getirtilecek ve çiftçilerimizin ziraat aletlerinden kolayca yararlanmaları sağlanacak, ham maddesi ülkemizden çıkarılan eşyayı ülkede üretmek için koruyucu ve özendirici önlemler alınacak, ivedi ihtiyacımız olan demir yolları için vakit geçirilmeden girişimde bulunulacak, ilk eğitim birleştirilecek, tüm okullarımız ihtiyacımıza ve çağdaş esaslara uygun hale getirilecek, öğretmenlerin yükseltilmeleri sağlanacak, uygun araçlarla halkın aydınlatılmasına ve eğitilmesine çalışılacak, sağlık ve sosyal yardım kuruluşları iyileştirilecek, buralarda çalışanları koruyucu yasalar çıkarılacak, ormanlarımızda teknolojik gelişmelere uygun olarak, madenlerimizin en yararlı bir şekilde işletilmesini ve hayvanlarımızın iyileştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

Umde 6

Eylemli askerlik süresi kısaltılacaktır. Ayrıca okuma ve yazma bilenlerle askerde okuma-yazma öğrenenlerin de askerlik süreleri kısaltılacaktır.

Umde 7

Emekli olan subayların yaşamlarını en iyi bir şekilde sürdürmeleri sağlanacaktır. Ulusun bağımsızlığı ve yurdun savunulması uğrunda sakat kalan kişilerin, ordu emeklilerinin, dul ve yetimlerinin sefaletine meydan vermeyecek önlemler alınacaktır.

Umde 8

Halk işlerinin hızlı bir şekilde yerine getirilmesi; memurların yasal çerçeve içinde düzgün bir şekilde çalışmalarına bağlı olduğu için memur eksiklikleri giderilecek ve tüm devlet daireleri denetime tabi tutulacak, memurların atanma, görevden çıkarılma, yükseltilme ödüllendirme, emekli edilme koşulları belirlenecektir.

Umde 9

Harap olan ülkenin hızlı bir şekilde onarılması için devletçe yapılacak hizmetler yanında inşaat ve tamirat için yer yer özel şirketlerin kurulmasını özendirecek kurallar konacaktır. Mali, iktisadi, idari bağımsızlığımızı sağlamak koşuluyla bir barış ortamının oluşturulmasına çalışılacaktır. Bu koşulları sağlamayan barış antlaşmasını kabul etmeyeceğiz.

Firariler Hakkında Kanun

0

Firariler Hakkında Kanun, 11 Eylül 1920 tarihinde 21 nolu kanun olarak kabul edilmiş, resmi gazetenin (Ceridei Resmiye) 21 Şubat 1921 tarihinde tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanun gereğince, askerlikten firar edenlerle firara sebep olanlar hakkında yargılama yapmak üzere İstiklal Mahkemeleri kurulması ve bu mahkemelerin üyelerinin TBMM üyelerinden oluşması kararlaştırılmıştır. Mahkemelerin nerede kurulacağına, üye sayılarına ve üyelerinin kim olacağına Bakanlar Kurulunun önerisi ile meclisin karar vermesi öngörülmüştür.  İstiklal Mahkemeleri Kanunu ise 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edilmiştir. Bu mahkemeler, vatana ihanet, düşman ordusuna katılmak, ayaklanma, casusluk, bozgunculuk, milli mücadele aleyhine propaganda, görevi kötüye kullanma, halka eziyet ve baskı, asker ailesine saldırı, Tekalif-i Milliye’den mal kaçırmak, cinayet, düşman işgalinin yarattığı koşullardan istifade edip kanunsuz hareketlerde bulunmak, düşmana yardım ve düşmanla iş birliği gibi konuları yargılama konusu yapmıştır.

Firariler Hakkında Kanun

BİRİNCİ MADDE

Muvazzaf ve gönlü ile hizmeti askeriyeye dahil olûpta firar edenler veya her ne suretle olursa olsun firara sebebiyet verenler ve firari derdest ve şevkinde tekâsül gösterenler ve firarileri ihfa ve iaşe ve ilbas edenler hakkında mülki ve askerî kavaninde mevcut ahkâm ve indelicap diğer gûna mukarreratı cezaiyeyi müstakillen hüküm ve tenzif etmek üzere Büyük Millet Meclisi azalarından mürekkep (İstiklâl mahkemeleri) teşkil olunmuştur.

İKİNCİ MADDE

Bu mahkemeler azasının adedi (üç) olup Büyük Millet Meclisinin ekseriyeti ârasiyle intihap ve içlerinden birisi kendileri tarafından reis addolunur.

ÜÇÜNCÜ MADDE

İşbu mahkemelerin adedini ve mmtakalarmı Heyeti Vekilenin teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi tâyin eder.

DÖRDÜNCÜ MADDE

İstiklâl mahkemelerinin kararları katî olup infazına bilûmum kuvayi müsellâha ve gayri müsellâhai Devlet memurdur.

BEŞİNCİ MADDE

İstiklâl mahkemelerinin evamir ve mukarreratmı infaz etmiyenler veya infazda taallül gösterenler işbu mahkemeler tarafından tahtı muhakemeye alınır.

ALTINCI MADDE

Her istiklâl mahkemesi ketebe ve müstahdemin maaşatı şehrî yüz lirayı geçmiyecektir.

YEDİNCİ MADDE

Her istiklâl mahkemesi vazifeye mübadereti anında firari ve bakaya efradının bir müddeti muayyene zarfında icabetini teminen her türlü vesaiti tebliğiyeye müracaat eder.

SEKİZİNCİ MADDE

İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.

DOKUZUNCU MADDE

İşbu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur.

11 eylül 1336 ve 28 zilhicce 1338

Sivas Kongresi Kararları

0
Sivas Kongresi Kararları

Sivas Kongresi Kararları, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan kongrede alınmış kararlardır.

Sivas Kongresi Kararları

“GENEL KONGRE BİLDİRGESİDİR
Sivas, 11 Eylül 1919

Milletimizin tamamınca bilinen iç ve dış tehlikelerin ortaya çıkardığı millî uyanış sonucunda toplanan Kongremiz, aşağıdaki kararlan almıştır:

1. Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında gerçekleştirilen Ateşkes Antlaşması’nın, imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içerisinde kalan ve her noktasında büyük bir çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Osmanlı ülkesi, biri diğerinden ve de Osmanlı toplumundan ayrılması mümkün olmayan ve hiçbir sebeple de ayrılamayacak olan bir bütündür. Bu topraklarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu, ırki ve toplumsal haklarıyla çevresel şartlara tam anlamıyla saygı gösteren öz kardeştirler.

2. Osmanlı toplumunun bütünlüğü ve millî bağımsızlığımızın sağlanması, yüce halifelik makamının ve saltanatın korunması için millî güçler kesinlikle etkili olacak ve millet iradesi egemen kılınacaktır.

3. Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına karşı gerçekleştirilecek bir müdahale ve işgale, özellikle vatanımızda bağımsız bir Rumluk ve Ermenilik oluşturulması amacına yönelik hareketlere karşı Aydın, Manisa ve Balıkesir cephelerinde, millî çarpışmalarda olduğu gibi birlikte savunma ve karşı koyma ilkesi kabul edilmiştir.

4. Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız Müslüman olmayan bütün halkların her türlü hukuki eşitlikleri tamamen saklı olduğundan, anılan halklara siyasi egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıkların verilmesi kesinlikle kabul edilmeyecektir.

5. Osmanlı Hükümeti, dışarıdan gelecek bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir kısmını terk ve ihmal etmek zorunda kaldığı takdirde halifelik ve saltanat makamıyla vatan ve milletin korunmasını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü önlem ve kararlar alınmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

6. İtilaf Devletlerince Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve çoğunlukla Müslümanların yaşadığı kültür ve uygarlık üstünlüğü

Müslümanlara ait olan bu ülkede; toprak bütünlüğümüzün parçalanması düşüncesi tamamen terk edilerek bu topraklar üzerindeki tarih, ırk, din ve coğrafyayla ilgili haklarımıza saygı gösterilmesini, buna aykırı girişimlere son verilmesini ve böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını beklemekteyiz.

7. Milletimiz; insani, çağdaş amaçları yücelten ve teknikle, sanatla, ekonomiyle ilgili durum ve ihtiyaçlarımızın bilincindedir. Bundan dolayı; devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı, vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla altıncı maddede belirtilen sınırlar içinde, milliyet ilkelerine saygılı ve memleketimize karşı istila amacı taşımayan herhangi bir devletin teknikle, sanatla ve ekonomiyle ilgili yardımını memnuniyetle karşılarız. Adaletli ve insani şartları içeren bir barışın da ivedilikle gerçekleştirilmesi, insanlığın rahatı ve dünyanın huzuru adına en özel millî arzumuzdur.

8. Milletlerin kendi kaderlerini bizzat kendilerinin belirlediği bu tarihî dönemde, İstanbul Hükümeti’nin de milletin iradesine uyması zorunludur. Çünkü milletin iradesine dayanmayan bir hükümetin keyfî ve kişisel olan kararlarına millet boyun eğmediği gibi, böylesi kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar geçen olaylar ve sonuçlarla da ispat edilmiştir. Bundan dolayı milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve kaygıdan kurtulma yollarına bizzat başlamadan İstanbul Hükümeti’nin Millî Meclis’i hemen ve bir an bile geçirmeden toplaması ve böylece milletin, memleket geleceği hakkında alacağı bütün kararları Millî Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

9. Vatanımızın ve milletimizin karşı karşıya olduğu zulüm ve acılarla, tamamen aynı maksat ve amaçla millî vicdandan doğan vatansever ve millî cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel topluluk bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını almıştır. Bu Cemiyet, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan arınmıştır ve tamamen uzaktır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız, bu Cemiyet’in doğal üyesidir.

10. “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas şehrinde toplanan Genel Kongresi tarafından, kutsal amacı takip ve genel teşkilatı yönetmek amacıyla bir “Heyet-i Temsiliye” seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlanma güçlendirilerek birleştirilmiştir.”

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

12 Eylül  – Hukuk Takvimi

0
12 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

12 Eylül  – Hukuk Takvimi

1880 Ahmet Arifi Paşa’nın Danıştay’daki(Şura-yı Devlet) görevi sona erdi. Yerine  Server Paşa geldi.
1894

Japon  hukukçu, devrimci ve siyasetçi  Kyūichi Tokuda  dnyaya geldi. (Doğumu: 12 Eylül 1894, Öümü: 14 Ekim 1953) Japonya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Avukat olarak mesleğe başladı. 1920 yılında Japonya’da faaliyet gösteren Sosyalist Birlik örgütüne girdi. 1922 yılında o dönemde yasadışı ilan edilmiş olan Japon Komünist Partisine üye oldu. 1928 yılında seçim dönemindeki faaliyetlerinden ötürü Fukuoka bölgesinde tutuklandı. II. Dünya Savaşı dönemini hapiste geçirdi 10 Ekim 1945 günü diğer komünistlerle beraber salıverildi. Temsilciler Meclisi üyeliği görevinde bulundu. Japon Komünist Partisinin liderliğini yürüttü. Savaş sonrası hazırlanan Yeni Japon Anayasası döneminde komünistlere yönelik baskılar artınca 1953’te Çin’e gitmek zorunda kaldı. Hastalanarak 14 Ekim 1953’te, Pekin’de yaşamını yitirdi.

1918 Ceza Hukukunun duayenlerinden Prof. Dr. Sahir Erman, 12 Eylül 1918 tarihinde İstanbul’un Şişli ilçesine bağlı Osmanbey’de doğdu.
1919

12 Eylül 1919 günü Padişah Mehmet Vahideddin, İngiltere ile manda anlaşmasını tasdik etti. Şuray-ı Saltanat, İngiliz mandasını 26 Mayıs 1919’da kabul etmişti.

1928

Türkiye – İsviçre Tarafsızlık Antlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında imza edilen uzlaşma ve adlî tesviye ve tahkim muahedenamesi” adıyla 12 Eylül 1928 tarihinde Ankara’da imzalandı. Antlaşma, Adli Yardımlaşma ve Yabancı Belge ve Kararların Geçerliliği-Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümünü amaçlamakta olup 25.05.1929 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 01 Haziran 1929 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak onay belgelerinin Bern’de teati edildiği tarih olan 07 Ağustos 1930 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

1931

Cumhuriyet tarihinde TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatmana’nın ölüm fermanı 12 Eylül 1931 tarihinde verildi.  İdam kararının TBMM tarafından onaylanması üzerine hakkındaki karar 9 Aralık 1931 Tarih ve 1931 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı. Isparta Ağır Cezaevi’ne konulan Fatmana Demir, idamla yargılandığı davanın ardından 14 Aralık 1931 günü halkın gözü önünde cezaevi yakınında bulunan Tuzpazarı’nda asıldı. Hikayesi, Dar Ağacına Takılan Düşler adlı belgesele konu oldu.

1937 Dersim İsyanı’nın lideri Seyit Rıza teslim oldu. Seyit Rıza, yargılama sonucu 15 Kasım’da idam edildi.
1943

Almanlar Benito Mussolini’yi hapishaneden kaçırdı. Mussolini, Hitler’e bağlı Alman komandoları tarafından Gran Sasso’da tutuklu bulunduğu otelden kurtarıldı ve uçakla Viyana’ya getirildi.

1946 İslam Koruma Partisi 12 Eylül 1946 tarihinde Askeri Mahkeme kararıyla kapatıldı.
1947 Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması, Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, “Türkiye ile Irak arasında Posta, Telgraf ve Telefon Protokolü”, “Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi, Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine ilişikli Adli Yardım Sözleşmesi ve ekleri”, “Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü”, Türkiye-Irak Kültür Antlaşması” ve  “Güvenlik İşlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü” 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1956  6-7 Eylül vahşeti ile ilgili davalar başladı.
1963 Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık antlaşması imzalandı. 12 Eylül 1963 tarihinde toplanan tam yetkili temsilciler tarafından Ankara’da imzalanan Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Ortaklığa İlişkin Ankara Antlaşması‘na Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı sıfatıyla Feridun Cemal Erkin imza attı. toplanan tam yetkili temsilciler tarafından Ankara’da imzalanmıştır. Avrupa Topluluğu Bakanlar Konseyi, Türkiye’nin yapmış olduğu üyelik başvurusunu kabul etmiş, üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olmak üzere bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiş, Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Antlaşmanın nihai amacı Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna tam üye olmasıdır.
1969 Kanlı Pazar, Konya ve Kayseri olaylarındaki dinci-milliyetçi saldırıları öven bildiriler yayınlayan, Genel Merkezi Konya’da bulunan “Mücadele Birliği” yöneticilerinin yargılanmasına Konya’da başlandı. Savcı Yardımcısı Doğan Öz, Mücadele Birliği’nin kapatılmasını istedi.
1973 DİSK, 14 Ekim’de yapılacak genel seçimlerde CHP’yi destekleme kararı aldı. DİSK’in bu çağrısı nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma açıldı.
1975 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Kıbrıs konusunda Türkiye aleyhine karar verdi.
1977 Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırk ayrımına karşı mücadele eden halk önderi, Siyah Bilinç Hareketi’nin kurucusu. Steve Bantu Biko gözaltında iken öldürüldü.  (Doğumu: 18 Aralık 1946, King Williams Town, Güney Afrika Cumhuriyeti – Ölümü: 12 Eylül 1977, Pretoria, Güney Afrika Cumhuriyeti),  Biko, 16 Haziran 1976’da, Soweto’da ırk ayrımına karşı protesto gösterisi düzenleyen 700 ortaokul ve lise öğrencisinin ırkçı beyaz rejim tarafından katledilmesinden sonra, çeşitli protesto gösterileri düzenledi. Rejimin hedefi hâline geldi. 18 Ağustos 1977’de bir polis kontrol noktasında gözaltına alındı. Gözaltında başına ağır darbeler aldı ve bir gün boyunca zincirlenerek hücreye kapatıldı. Çıplak bir şekilde bir kamyon kasasına konarak 1200 km uzaklıktaki Pretoria’ya götürüldü. Pretoria cezaevine ulaştıktan kısa bir süre sonra 12 Eylül 1977’de hayatını kaybetti. Polis ölüm nedenini, uzamış açlık grevi olarak açıkladı. Hiçbir polis hakkında soruşturma açılmadı, Biko’nun kafasındaki yaraların intihar girişimi sonucu oluştuğu ileri sürüldü.
1980 12 Eylül Darbesi: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyinin liderliğinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta zincirine uyularak yönetime el koyuldu. Anayasa ilga edildi. TBMM ve Cumhuriyet Senatosu dağıtıldı. Siyasi partiler kapatıldı.
1980 Hukukçu ve yazar Haluk İnanıcı, 12 Eylül 1980 darbe döneminde üsteğmen rütbesinde iken 12 Eylül 1980 askerî darbe sürecinde darbe karşıtı subay olması nedeniyle TSK’dan ihraç edildi.
1981 Buca Cezaevi’ndeki baskılara karşı 233 mahpus, darbenin birinci yıldönümünde, 12 Eylül 1981’de Milli Güvenlik Konseyi’ne hitaben avukatları ile toplu dilekçe verdi. Dilekçe veren 233 mahpus hakkında dava açıldı, 34’ü 6 ay-2 yıl arası hapse mahkum oldu. Askeri Mahkeme, 34 mahpusun verdiği dilekçelerde ”Konsey’e hakaret ettikleri” kanaatine vardı.
1982 Yeni Anayasa tasarısının görüşüldüğü Danışma Meclisi’nde verilen önerge ile 167.maddeki “Çağdaş” sözcüğü metinden çıkarıldı.
1983 Cumhurbaşkanı Kenan Evren: “Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki gibi yumuşak bir askeri idarenin sürdürüldüğü görülmemiştir”.
1985 Askeri Yargıtay’da bozulup yeniden görülen İlhan Erdost davasında Askeri Mahkeme, astsubay Şükrü Bağ’ı “kastı olmaksızın müessir fiil ile ölüme göz yumduğu” gerekçesiyle yeniden 10 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırdı.
1987 Metris Askeri Cezaevi yönetimi tutuklu ve mahkumların isteklerini kabul etti; 63 siyasi tutuklu 30 gündür sürdürdükleri açlık grevine son verdi.
1989  İzmir Fuarı’ndaki konserinde “izleyicilerin sol ellerini havaya kaldırtıp ideolojik konuşma yapmak suretiyle tahrik ettiği” gerekçesiyle Ahmet Kaya hakkında soruşturma açıldı.
1990 Soğuk savaşın sona ermesi sonrasında, Almanya konusundaki Nihai Çözüm Antlaşması 12 Eylül 1990 tarihinde Moskova’da imzalandı. 
1992 Peru’da Maocu gerilla örgütü “Aydınlık Yol”un lideri Abimael Guzman ve 9 yönetici, 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından Lima’da, bir bale okuluna yapılan baskında, Merkez Komite toplantısı sırasında yakalandı.

Eski felsefe profesörü Guzman 1971’de Peru Komünist Partisi’nden ayrılan bir grupla birlikte Aydınlık Yol’u kurmuştu. 17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattığı için Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından aranıyordu. 

1993 Ormaniçi köylülerinin bireysel başvuruları Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nca incelemeye alındı, Komisyon Türk hükümetinden (DYP-SHP koalisyonu) savunma yapmasını istedi. Avukat Tahir Elçi, Şubat’ta evleri yakılan köylülerin hala çadırlarda yaşadığını söyledi.
1997 “Susurluk davası” sanığı İbrahim Şahin ile 2 özel tim mensubu ve “köstebek davası” sanığı Bülent Orakoğlu tahliye edildi. “Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” suçundan dava açılan 8’i özel timci 11 sanığın yargılandığı davanın 3.oturumunda, tutuklu 6 sanığın tahliyesine karar verildi. Metris’ten tahliye edilen İbrahim Şahin ve 2 özel timciyi karşılayan ülkücüler kurban kesti
1997 Mülkiye müfettişleri, Batman Valiliği’ne silah ithalatı için verilen 165 milyar liranın 92 milyar 455 milyonun kayıp olduğunu belirledi ve eski Batman Valisi Salih Sarman’ın 13 ayrı suçtan yargılanmasını istedi.
2000 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, uluslararası terörizme karşı mücadeleye ilişkin 12 Eylül 2001 tarihli Deklarasyonunu (Declaration of the Committee of Ministers on the fight against international terrorism) yayınlandı.
2002 Yunanistan’da Angeliki Sotiropulu, 17 Kasım örgütünün silah dolu hücre evlerinde parmak izine rastlandığı gerekçesiyle tutuklandı.
2023  Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) İran’a gizli nükleer silah programı yürütmediğini kanıtlamak için 31 Ekim’e dek süre tanıdı. Uranyum zenginleştirme denemelerini askıya almasını istedi.
2023  BM Güvenlik Konseyi, Libya’ya 11 yıldır uygulanan ambargoyu ABD ve Fransa’nın katılmadığı toplantıda 13 oyla kaldırdı
2005 Tüpraş’ın yüzde 51 hissesini özelleştirmek için açılan ihaleyi 10. turda 4 milyon 140 milyon dolara Koç-Shell konsorsiyumu kazandı. 2003’de gerçekleşen ilk özelleştirme ihalesinde Tatneft-Zorlu Grubuna satışını açtığı davayla iptal ettiren Petrol-İş Sendikası bu ihale için de dava açacağını açıkladı.
2006 Irak’ta devrik lider Saddam Hüseyin yargılandığı Enfal davasında “Kürt militanlar yönetime karşı ayaklandı. Ayaklanma patlak verip de ordunun müdahale etmediği bir ülke var mı?” diye savunma yaptı. Irak’ta 1987-1988’de 182 bin Kürt Saddam güçlerince katledilmişti.
2010 Anayasa’nın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında halk oylaması yapıldı. Sandıktan ‘evet’ kararı çıktı. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlendi. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açıldı. 
2017 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminin satın alınması konusunda imzaların atıldığını ve Türkiye’nin kaparo ödemesini Moskova’ya gönderdiğini açıkladı.
2017 Irak Meclisi, yaptığı oylamada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleştireceği “bağımsızlık referandumunu” reddetti.
2019 Çağlayan Adliyesi’ nde başlayan, Anadolu’yu dolaşan Adalet Nöbeti’nin 86. sı 12 Eylül 2019 Perşembe günü  Kocaeli Barosu’nun ev sahipliğinde, Kocaeli Adliyesi önünde tutuldu.
2024 Hulusi Akar, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “kişilik haklarına saldırıda bulunduğu” gerekçesiyle 100 bin liralık manevi tazminat davası açtı.
2024 Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde fenalaşarak hastanede yoğun bakıma alınan 2 yaşındaki Sıla Y.’nin cinsel istismara uğradığının belirlenmesi üzerine olayla ilgili soruşturma kapsamında bebeğin annesi dahil 3 kişi tutuklandı.
2024

Küçükçekmece Adliyesi’nin önünde iki grup arasında tartışma yaşandı. Grup içinde bulunan Y.K., yanında bulunan silahla ateş etmeye başladı. Olay sonrası kaçmaya çalışan Y.K. ekipler tarafından gözaltına alındı.

2024

Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı önünde hafif ticari aracını ateşe veren U.G. “kasten yangın çıkarma’ ve ‘mala zarar verme’ suçlarından tutuklanma talebiyle çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

2024

Adana’da, kendisinden uyuşturucu parası istediğini iddia ettiği kızını bıçaklayarak öldürdüğü iddia edilen sanık babanın yargılanmasına Adana 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Sanık, “Kızım kendi kendini bıçakladı” dedi.

2024

Adana’da 7 aylık hamile eşi Hatice Demir’i boğarak öldüren E.D.’nin Adana 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle tutuklu yargılandığı davaya devam edildi. Hamile eşini boğarak öldürüp ‘bana muska yazılmış’ diyen sanığın akıl sağlığı yerinde çıktı.

2024

Can güvenliğinden duyduğu endişe nedeniyle evinin önüne barikat kuran Dilek Acu’nun İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden davasında savcı, sanık A.Ç.’nin 4 suçtan toplamda 10 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını istedi. Dilek Acu, mahkemeden, 6284 sayılı kanunun uygulanmasını talep etti.

2026

 

11 Eylül Saldırıları

0
11 Eylül Saldırıları, El Kaide örgütü tarafından 11 Eylül 2001 sabahı gerçekleştirilen dört eşgüdümlü terör saldırısıdır.

11 Eylül Saldırıları, El Kaide örgütü tarafından 11 Eylül 2001 sabahı gerçekleştirilen dört eşgüdümlü terör saldırısıdır. Kaçırılan uçaklardan ikisi Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kuleleri’ne, üçüncüsü ise Pentagon binasına çarpmıştır. Dördüncü uçak, yolcuların müdahalesi sonucu hedefi olan Washington D.C.’ye ulaşamadan Pensilvanya’da düşmüştür. Toplam 2.996 kişinin hayatını kaybettiği bu olay, dünya çapında terörizme karşı mücadelenin yoğunlaşmasına yol açmış; uluslararası hukuk ve ceza hukuku açısından bir dönüm noktası hâline gelmiştir.

Saldırı sonrası NATO tarihinde ilk kez 5. Madde (Kolektif Savunma) işletilmiştir. Bir üye devlete yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması ilkesinin ilk kez bir terör örgütüne karşı kullanılması, uluslararası hukuk açısından devrim niteliğindedir.

Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 1368 ve 1373 sayılı kararlar ile devletlere terörizmin finansmanını engelleme, bilgi paylaşımı ve sınır kontrolleri konusunda bağlayıcı yükümlülükler getirilmiştir.

Saldırılar sonrasında ABD’de çıkarılan USA PATRIOT Act ile gözetim, istihbarat toplama ve terörizmin finansmanını izleme yetkileri önemli ölçüde genişletilmiştir. Bu dönemde ABD’nin Guantanamo Körfezi’nde tesis ettiği tutuklu kampı ve “düşman savaşçı” statüsü, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk bakımından yoğun tartışmalara yol açmıştır.

11 Eylül sonrasında, terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin 1999 tarihli uluslararası sözleşmenin ve FATF standartlarının uygulanması küresel ölçekte hız kazanmış; bankacılık ve mali denetim alanında sıkı yükümlülükler getirilmiştir. Ceza hukuku güvencelerinin kısmen gevşetilmesi ve BM temel sözleşmelerinin sağladığı hakların örselenmesi dünya çapında yoğun tartışmalar meydana getirmiştir.

Avrupa’da ise terörle mücadele yasalarının sertleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde ifade özgürlüğü, adil yargılanma ve özgürlük-güvenlik hakkı bakımından yoğun bir yargısal denetime konu olmuştur.

12 Eylül Darbe Bildirisi

0

12 Eylül Darbe Bildirisi, gerçekleşen askeri darbenin aynı günü, Orgeneral Kenan Evren tarafından Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği üçüncü darbe olan 12 Eylül, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 muhtırasından sonra silahlı kuvvetlerin sivil yönetime açık müdahalesi olarak tarihe geçmiştir.

Darbe sonucunda, Süleyman Demirel’in başbakanlığını yaptığı hükümet görevden alınmış, TBMM kapatılmış ve 1961 Anayasası kaldırılarak askeri dönem başlamış, Kenan Evren fiili olarak kendisini Milli Güvenlik Kurulu ve Devlet başkanı olarak ilan etmiş ve tüm kurumları kendisine bağlamıştır.

Bildiride, NATO ve diğer tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalınacağı ilan edilmiştir.

12 Eylül – Hürriyet Gazetesi yıldırım baskısı

12 Eylül 1980 günlü resmi gazetede Mili Güvenlik kurulu 7 ayrı bildiri ilan etmiş ve devlet yönetimini tamamen ele almak için seri kararlar almıştır.

GENELKURMAY VE MİLLÎ GÜVENLİK KONSEYİ BAŞKANI ORGENERAL KENAN EVREN’İN TÜRK MİLLETİNE AÇIKLAMASI

Yüce Türk Milleti:

30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla sizlere radyo ve televizyondan hitap etmek imkânını bulmuş ve ayrılan kısıtlı süre içerisinde mümkün olduğu kadar, yurdumuzun içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu ile anarşik ve bölücü eylemleri, alınması gereken tedbirleri çok kısa olarak izah etmeye çalışmıştım. Yine çok iyi hatırlayacaksınız ki; iki yıldır her fırsattan istifade ile muhtelif defalar verdiğim beyanat ve radyo televizyon konuşmalarımda da bu hayati önemi olan konuları dile getirmiştim.

Kalbi bu vatan ve millet için atan sağduyu sahibi vatandaşlarım kabul edeceklerdir ki; ülkemizin halen içinde bulunduğu hayati önemi haiz siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar, devlet ve milletimizin bekasım tehdit eder boyutlara ulaşmış ve bu hal devletimizi Cumhuriyet tarihimizin en ağır buhranına sürüklemiştir.

Yine hepinizin bildiği ve gördüğü gibi; anarşi, terör ve bölücülük her gün 20 civarında vatandaşımızın hayatım söndürmektedir. Aynı dini ve milli değerleri paylaşan Türk Vatandaşları siyasi çıkarlar uğruna, çeşitli sun’î ayrılıklar yaratılmak suretiyle muhtelif kamplara bölünmüş ve birbirlerinin kanlarım çekinmeden akıtacak kadar gözleri döndürülerek adeta birbirlerine düşman edilmişlerdir.

Atatürk ilkelerini esas alarak kurulan Cumhuriyetimizin bu duruma düşürülebileceğini bundan 10 sene evvel tasavvur dahi etmek mümkün değildi.

Bugüne kadar iktidara gelen çeşitli hükümetlerin, her yıl artan bir hız ile yaygınlaşan ve dünya tarihinde sayısız örnekleri görülen özel harbin sızma ve çökertme harekâtına karşı iç güvenliği sağlayacak kararları ve tedbirleri birinci öncelikle alacaklarım vadetmelerine rağmen; sonuç alacak teşebbüsleri, siyasi çıkar taşmaları ve basit parti hesapları, kaprisler, hayaller, gerçek dışı talepler ve Türk Devletinin niteliklerine ters düşen gizli ve açık emeller arasında kaybolup gitmiştir.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya bir arada

Düşmanın amaç ve yöntemleri, anarşi, terör ve bölücülüğün ulaştığı düzey; özel hukuki tedbirlere, idari düzenlemelere, sosyal koşulların geliştirilmesine, milli eğitim ve iş hayatının düzenlenmesine ihtiyaç göstermekteyken; milletin vekâletin taşıyan milletvekilleri ve senatörler Meclislerde aylardan beri hiçbir sorumluluk duymadan yalnız parti menfaat ve disiplini uğruna bu olaylara seyirci kalabilmişlerdir.

İktidarların basan ümit ederek aldıkları her tedbir muhalefetler tarafından kınanarak ve hatta memleket yararına da olsa baltalanmıştır. Milli birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz dönemlerde bile kutuplaşmalar ve bölünmeler adeta teşvik edilmiş; yangını beraberce söndürmek yerine, üzerine benzin dökülerek memleket bilerek veya siyasi çıkarlar uğruna, sırf iktidara gelebilmek pahasına bir yangın yerine çevrilmek istenmiştir.

Ağızlarından düşürmedikleri hukuk devleti kavramı bir kısım Anayasal kuruluşlarca devletin parçalanması pahasına da olsa yalnız kişilerin müdafaası olarak yorumlanmış, devletin ve milletin savunulması ise sahipsiz kalmıştır.

Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesinin birlikte getirdiği sorumluluk, uygulamada kuvvetler çatışmasına dönüştürülmüştür.

Düşüncelerimiz, dinimiz üzerinde ve akla gelebilen her konuda dış ve iç kaynaklı bölücü ve yıkıcı faaliyetler bütün şiddetiyle sürdürülürken ne hazindir ki; bir kısım gerçeğe uymayan özerklik, dar görüşlü, sahibinden başkasının inanmadığı bilimsellik ve koşulları dikkate almayan salt hukuk savunucuları, yıkılacak devletin enkazı altında kalacaklarının, yok olup gideceklerinin idraki içinde olmadıkları görünümünü vermişlerdir. Bu acı hakikatleri görüp çare arayanların veya Türk Ulusunu uyaran ve milleti bütünleşmeye davet edenlerin ise seslerini duymak mümkün olamamıştır. (Bir kısım kıymetli Türk basınının bu konuda zaman zaman yaptıkları uyarılan burada şükranla belirtmek isterim.)

Siyasi partiler, bu kritik dönemde milletin özlemle beklediği önlemleri almak yerine; iç gerilimi devamlı olarak arttırarak, yıkıcı ve bölücü mihrakları büsbütün kışkırtarak, onlara cüret ve cesaret verecek beyan ve eylemleri ile adeta yarışırcasına seçim yatırımları için zemin yaratma yollarını tercih etmişlerdir.

İktidara gelen siyasi partiler devlet teşkilâtının bütün kademelerini kendi görüşleri doğrultusundaki kişilerle doldurarak, kamu görevlilerinin ve vatandaşlarımızın bir tarafa girerek kamplara bölünmesini zorunlu hale getirmişler, giderek anarşi ve bölücülüğü destekleyen kaynakların şekillenmesine ve kamu kuruluşlarında çalışanlarla, polis ve öğretmenlerin dahi birbirine düşman kamplara ayrılmalarına neden olan partizan tutum ve davranışlarından vazgeçmemişlerdir. Böylece tarafsız halkımız, devletten beklediklerini parti kapılarında aramaya mecbur bırakılarak devlet otoritesi yok olmağa, vatandaşların hak ve hukukunu korumak ve ona tarafsız hizmet götürmek yerine, devletin saygınlığı yavaş yavaş erimeğe mahkûm olmuş ve dolayısıyla ülkemizde tam bir otorite boşluğu teşekkül etmiştir.

Bir kısım bedbahtlar Türk Milletinin bağımsızlığını, birlik ve beraberliğini temsil eden İstiklâl Marşımıza, koyu taassup veya sapık ideolojik amaçlarla protesto maksadıyla oturarak veya İstiklâl Marşı yerine Enternasyonali söyleyerek açıkça saygısızlık gösterebilmişler ve buna doğrudan sorumlu kişiler tevil yoluna sapmak suretiyle savunmalarını yapabilmişlerdir.

Uzun zamandan beri bu fevkalâde üzücü olayları yakından takip eden Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlayacağınız gibi; milletin kendisine verdiği yetkileri kullanamayan ve bu korkunç gidişi acz içinde seyreden Anayasal kuruluşların tümünü Cumhurbaşkanımız aracılığıyla uyararak alınması gereken tedbirlere de yer vermek suretiyle büyük Türk Milletine karşı yüklendiği sorumluluğu dile getirmiştir. Aradan geçen 8 aylık süre içerisinde yaptığımız sayısız uyarmalara rağmen hemen hemen bu tedbirlerin hiç birine yasama ve yürütme organları ile diğer Anayasal kuruluşlardan yeterli bir cevap alınamamış ve bu konuda müsbet faaliyetleri de izlenememiştir. Bu uyarı mektubundan sonra bir kısım yasaları etkisiz hale getirerek çıkaran Meclislerimiz 22 Mart 1980 tarihinden beri siyasi çıkar hesapları ile çıkmaza sürüklenen Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı içinde bulunduğumuz buhran ile mücadelede en kıymetli unsur olan zamanı fütursuzca harcamışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde Cumhurbaşkanlığı makamı ve seçimi bu kadar hafife alınmamış ve bu kadar zaman boşa harcanmamıştır.

Asayiş ve ekonomik bunalıma çareler getirmesi ve kanunlar yapması beklenen yasal organlarımız, memleket üzerine çöken bu kâbusa kargı kayıtsız kalmışlardır.

Anayasamız, Türk Vatandaşlarının dinî inançlarından Ötürü kınanamayacağını, açıkça belirtmiş olmasına rağmen, tek bir oyun peşinde koşan siyasi partilerimiz, yüce Atatürk’ün Cumhuriyeti döneminde unutulmuş mezhep ayrılıklarını kışkırtmakta faydalar görerek Erzincan, Sivas, Kahramanmaraş, Tunceli ve Çorum illerinde siyasî çıkarlar uğruna vatandaşlarımızın birbirini katletmelerine neden olmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kendini Türk Vatandaşı kabul eden herkesin tek bir vücut halinde Türk Milletini oluşturduğu unutulmuş ve değişik mezheplere bağlı vatandaşlarımızın tam bir kardeşlik bağı ile kaynaşmalarım engellemek isteyen kışkırtıcılar siyasî destek görmüşlerdir.

Bir kısım Anayasal kuruluşlar muhtelif etkiler altında anarşi, terör ve bölücülük karşısında tarafsız, adil ve ortak bir yol izlemek yerine bizzat Anayasanın ihlâli karşısında dahi sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.

Bütün bu şartlara rağmen; hukuk devletinin temel ilkelerini savunmakla görevli Anayasal kuruluşlarımız, devletin en üst kademesindeki anarşizmin yarattığı tehlikenin büyüklüğünü idrak edemediklerinden veya terör odaklarının tehdidinden çekindiklerinden, devletin temellerine konan dinamitle her an parçalanma tehlikesi karşısında olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışmışlardır. Devlet çökertildiği zaman Anayasanın kanatları altına sığınan tüm hukuk kurumları ile özerk, bilim müessese ve derneklerinin bu enkaz altında yok olacağı unutulmuştur.

Son iki yıllık süre içinde terör 9241 can almış, 14.152 kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına sebep olmuştur. İstiklâl harbinde Sakarya savaşındaki şehit miktarı 5.713, yaralı miktarımız 18.480’dir. Bu basit mukayese dahi Türkiye’de hiçbir insanlık duygusuna değer vermeyen bir örtülü harbin uygulanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Sevgili Vatandaşlarımı;

İşte bütün bunlar ve buna benzer sayılabilecek ve hepiniz tarafından yakinen bilinen daha birçok sebeplerden dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri; ülkenin ve milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak zorunda kalmıştır. Bugünden itibaren yeni hükümet ve yasama organı kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme yetkileri benim başkanlığımda, Kara, Deniz, Hava Kuvveti Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyi tarafından kullanılacaktır

Büyük Atatürk’ün deyimiyle «Ulusal kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak, yurdumuzu dünyanın en mamur ve en uygar araç ve kaynaklarına sahip kılmak» hedefine yönelik hızlı bir kalkınma döneminin en kısa zamanda gerçekleştirilmesi zaruretine inanıyoruz. Bu inancımızın gerçekleşmesi için yüce ulusumuzun, bağrından çıkardığı ve yurdumuzdaki kutuplaşmada hiçbir tarafı tutmayan sadece Atatürk ilkeleri doğrultusunda yürüyen Türk Silahlı Kuvvetleri yönetimine güveneceğinden kuşkumuz yoktur. İçinde bulunduğumuz buhrandan çıkmamız için ulusça arzu edildiğine inandığımız, disiplinli ve her türlü tasarrufa ağırlık veren bir yaşam ve dayanışma ortamına girilmesini ve milletçe gücümüzün tümünü ortaya koyacak bir çalışma hızım bekliyor ve yüce Türk Milletine güveniyoruz.

Vatandaşlarımızı kaderde, kıvançta ve tasada ortak bir bütün halinde millî şuur ve ülküler etrafında birleştirmenin iç barış ve huzurun sağlanmasında vazgeçilmez faktör olduğu düşüncesiyle, Atatürk Milliyetçiliğinden hız ve ilham almanın, politikada «Yurtta sulh cihanda sulh» ilkesine bağlı kalmanın, milli mücadele ruhunun, millet egemenliğine, Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığın tam şuurunu
yerleştirmek ve geliştirmekle ülkemize yönelik tehditlerin ulusça göğüsleneceğine inanıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti, NATO dahil tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalarak, başta komşularınız olmak üzere bütün ülkelerle karşılıklı bağımsızlık ve saygı esasına dayalı birbirlerinin iç işlerine karışmamak kaydıyla eşit şartlar altında ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerini geliştirme kararındadır.

Uluslararası sorunların barışçı yollarla çözümlenmesinden yana bir dış politika izlenmesine devam edilecektir.

Birçok tutum ve davranışlarıyla demokratik özgürlükçü parlamenter sisteme inancım defalarca kanıtlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, en kısa zamanda Bakanlar Kurulu”nu kurarak, yürütme sorumluluğunu bu kurula bırakacak ve hür, demokratik parlamenter sistemin şimdi olduğu gibi dejenere edilmesine ve tıkanmasına mani olucu ve Türk toplumuna yaraşır bir Anayasa ve Seçim Kanunu ile Partiler Kanununu hazırlamayı ve bunlara paralel düzenlemeleri yapmayı müteakip insan hak ve hürriyetlerine saygılı, millî dayanışmayı ön plana alan sosyal adaletti gerçekleştirecek, ferdin ve toplumun huzur, güven ve refahına önem veren özgürlükçü demokratik, lâik ve sosyal hukuk kurallarına dayalı bir yönetime ülke idaresini devredecektir.

Sayılan bu hazırlıklar tamamlanıncaya kadar Yurdumuzda her türlü siyasî faaliyetler her kademede durdurulmuştur. Zorunlu olarak faaliyetleri durdurulan siyasî partilerin yeniden hazırlanacak Anayasadaki düzenlemelere ve yeni Seçim ve Partiler Kanununa göre zamanı, koşulları ilân edilecek seçimlerden yeterince önce faaliyete geçmesine müsaade edilecektir.

Parlamento üyeleri, siyasî faaliyetlerinden dolayı suçlanmayacak ve yeni yönetime karşı suç teşkil edecek tutum ve davranışlarda bulunmadıkları sürece haklarında herhangi bir işlem yapılmayacaktır. Ancak, kanunların suç kabul ettiği fiilleri vaktiyle işlediği saptanan parlamenterler hakkında gerekli kovuşturma yapılacaktır. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Millî Selâmet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partilerinin parti başkanları şimdilik can güvenliklerinin sağlanması amacı ile Silahlı Kuvvetlerin koruma ve gözetiminde belirli yerlerde ikamete tabi tutulmuşlardır. Durum müsait olunca serbest bırakılacaklardır.

Memlekette idarenin tam bir tarafsızlık içinde vatandaşın hizmetine koşması sağlanacaktır. Devlet hizmetinde bulunanların siyasi etkiler dışında çalışmaları kanun hakimiyeti altına alınacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu şu anda devletin yanında tarafsız ve adil hizmet görecek yöneticiler eski zamanın siyasi davranışlarına yönelmedikçe hizmet ve görevlerine devam edeceklerdir.

Kanun ve nizam hakimiyetini sağlamada tecrübeli ve yetenekli kişilerden oluşan mahkemelerin süratle ve doğru kararlar verebilmelerini ve bunları korkusuzca uygulayabilmelerini sağlayacak yasal ve idari tedbirler alınacaktır.

Memleketin ekonomik koşullarını kendi gücümüzle iyileştirmek için her alanda elden gelen gayret sarfedilecektir. Çalışkan ve vatanperver Türk işçisinin mevcut ekonomik koşullar çerçevesinde her türlü haklan korunacaktır.

Ancak temiz Türk işçisini sömüren, onları kendi ideolojik görüşleri istikametinde kullanmak için her türlü baskı oyunlarına başvuran, işçinin hakkı yerine kendi menfaatlarını ön planda tutan bazı ağaların bu faaliyetlerine asla müsaade edilmiyecektir. Tüm işverenlerin iş barışının koşullarım sağlayacak esaslardan ayrılmadan üretimin arttırılması ve ihracata yönelik gayretlerin gelişmesine yardımcı olmaları için her türlü tedbir alınacaktır.

Köylünün, milletimizin efendisi olduğu inancım kuvveden fiilen çıkarmak için taran alanında üretimi artıracak bir tarım seferberliği ve fiyat politikası ile gerekli diğer önlemlerin alınmasına bilhassa önem verilecektir. Türk köylüsünün tarlasından ayrılıp şehirlere göç etmesini zorlayan ekonomik ve sosyal nedenlere çare aranacaktır.

Eğitim ve öğretimde Atatürk Milliyetçiliğini yeniden yurdun en ücra köşelerine kadar yaygınlaştıracak tedbirler en kısa zamanda alınacaktır.

Yarının teminatı olan evlatlarımızın Atatürk ilkeleri yerine yabancı ideolojilerle yetişerek sonunda birer anarşist olmasını önleyecek tedbirler alınacaktır. Bu maksatla hepimizin tek tek saygıyla andığımız öğretmenlerimizin Der’li, Bir’li derneklere üye olarak bölünmelerine müsaade edilmeyecektir. Her düzeyde öğrencinin amacı Atatürk ilkeleri ve milliyetçiliği ile pekişmiş ve üretime yönelik bilgi ve becerisini kazanmak olacaktır.

En kıdemsiz erinden en üst komutanına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm personeli bu amaçlara ulaşmada devletin iç ve dış tehditlere karşı kollayıcı ve koruyucu gücü olarak siyasetin dışında kalacaktır.

Aziz yurttaşlarım;

Bir defa daha belirtiyorum ki; Silahlı Kuvvetler aziz Türk Milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan Devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır.

Komutan, subay, astsubay ve erler olarak hepimiz vatan ve milletin refah ve mutluluğu uğruna her şeyimizi, bu arada hayatımızı dahi seve seve feda etmeye hazırız. Memlekette her zaman bulunabilen ve özellikle son zamanlarda çoğalan kötü niyetli birçok kişi ve kuruluşlar sizlere yalanlar düzerek, bunun aksini söyleyebilecekler ve menfi propagandalara baş vurabileceklerdir. Bunlara asla inanmayınız. Bütün uygulamalar milletin gözü önünde yapılacaktır.

Kıymetli vatandaşlarım;

Her zaman milletiyle bir bütün ve Türk Milletinin emrinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve yeni yönetime karşı yapılacak her türlü direniş, gösteri ve tutum anında en sert şekilde kırılarak cezalandırılacaktır.

Yurtta kan dökülmemesi için bütün vatandaşlarımın tahriklere kapılmaksızın sükunet içinde yayınlanacak bildiriler doğrultusunda hareket etmelerini ve ikinci bir bildiriye kadar sokağa çıkmamalarını rica ederim.

Vatandaşlarımın birbirlerinin hak ve hukukuna saygılı olmalarını, sevgi içinde, kırgınlıklarını unutmalarını, hepimizin bu mübarek topraklar üzerinde aynı haklara sahip bir Türk Vatandaşı olduğumuzun idraki içerisinde olarak yeni yönetime yardımcı olmalarını vatanperverlik ve asil karakterlerinden bekler mutlu ve aydınlık yarınlar dilerim.»

11 Eylül – Hukuk Takvimi

0
11 Eylül Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler  

11 Eylül – Hukuk Takvimi

1895 Hint aktivist ve toplumsal reformcu Vinoba Bhave, dünyaya geldi.
 1917 Hukukçu ve Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos, doğdu. (Ölümü: 28 Eylül 1989)  Otoriterlik, yolsuzluk ve baskı ile anıldı.

Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos
1919 Sivas Kongresi Kararları, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan kongre sonucunda Umumi Kongre Beyannamesi(Genel Kongre Kararları) adıyla ilan edildi. Kongre sonucunda CHP’nin de temelini oluşturan, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti kuruldu ve başkanlığına Mustafa Kemal getirildi. Kongrenin hemen ardından 12 Eylül 1919 günü Padişah Mehmet Vahideddin, İngiltere ile manda anlaşmasını tasdik etti. Şuray-ı Saltanat, İngiliz mandasını 26 Mayıs 1919’da kabul etmişti.

Sivas Kongresi Delegeleri

 1920

Milli Mücadele sürecinde, asker kaçaklarını yargılamak üzere, 11 Eylül 1920’de kabul edilen Firariler Hakkında Kanun ile İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Meclisin verdiği yetkiye dayanan Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa, 14 İstiklal Mahkemesinin kurulması için 19 Eylül’de TBMM’ye teklifte bulundu. Mahkemelerin işleyişini detaylı şekilde düzenleyen İstiklal Mahkemeleri Kanunu, ise  31 Temmuz 1922 tarihinde kabul edilmişti.

 1923 Halk Fırkası Genel Başkanlığı’na Mustafa Kemal Paşa seçildi. Kurtuluş Savaşının temelini oluşturan “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri”nin “Cumhuriyet Halk Fırkası” adı altında toplanması sonucu oluşan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk oldu. Partinin “9 Umde”si (Sonradan “6 Ok”a dönüştü) ilk siyasi programıdır. İlerleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.
 1934 Escape from Alcatraz ve Birdman of Alcatraz filmlerine konu olan, San Francisco’daki Alkatraz Hapishanesi hizmete açıldı.

Alcatraz Cezaevi
 1947 ABD Kongresi Marshall Planını onayladı. Türkiye – ABD Yardım Antlaşması, 12 Temmuz 1947de imzalanmış, 01 Eylül 1947’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde onay kanunu kabul edilmiş ve 5 Eylül 1947’de Resmi Gazetede yayınlanmıştı. ABD ile yapılan bu ilk askeri antlaşmadan sonra Türkiye 1950’de Kore Savaşına katıldı ve 1952 yılında da NATO’ya katılmıştı.
 1948 Hukukçu, Pakistan Bağımsızlık Hareketinin lideri ve ülkenin ilk devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Aralık 1876, Karaçi)

Muhammed Ali Cinnah

1934 yılında Hindistan’a döndü ve oy birliği ile All India Muslim League’in başkanlığına seçildi. 1943’te “böl ve git” sloganını ortaya attı, bağımsız bir Pakistan için komite kurdu. Başarısız kalan bir suikasta uğradı. Hindistan’a bağımsızlık veren kanundan (India Independence Act) sonra Pakistan genel valisi oldu. 11 Eylül 1948’de Karaçi’de yaşamını yitirdi.

1953 Alman hukukçu ve akademisyen, Andreas Bertalan Schwarz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1886)  Bonn, Leipzig ve Budapeşte’de hukuk bilimleri tahsil etti. 1908’de Leipzig Üniversitesi’nde hukuk bilimleri doktorasını tamamladı, 1912’de  Medenî Hukuk alanında doçenti, 1922’de ise profesör oldu.1926 yılları arasında Leipzig Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde karşılaştırmalı hukuk ve Roma Hukuku alanında bir profesörlük daha aldı. 1933’Te ordinaryüs profesör unvanını kazandı. 1933’te Naziler Almanya’da iktidara geçince, Eernst Eduard-Hirsch ve diğer akademisyenlerle birlikte Türkiye’ye iltica etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde yaklaşık 20 yıl ordinaryüs profesör olarak hizmet vererek uluslararası alanda tanınmış birçok Türk hukukçu yetiştirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki dersliklerden birine, hatırasını yaşatmak amacıyla onun adı verilmiştir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Andreas Bertalan Schwarz’ın adının verildiği dersliğin kapısındaki tabela. 
1959 Avrupa Ekonomik Topluluğu Bakanlar Konseyi, Türkiye ve Yunanistan’ın ortaklık başvurularını kabul etti
 1960 Çad, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti
 1972 Uluslararası Gazeteciler Federasyonu 11. Kongresi’ni İstanbul’da yaptı. Kongrede tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve basın üzerindeki baskıların kaldırılması talep edildi  IFJ, Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesini, 1954 tarihinde ilan etmişti.
 1980 Çin’de Mao rejimi resmi olarak sona erdi. Çin Komünist Partisi tarafından Mao ile ilgili tüm resim, demeç ve afişler yasaklandı.
1990 Bakırköy Kadın Sığınma Evi açıldı
1992

TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit tarafından kuruldu.

1994 İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, terörle mücadele yasasına aykırı yayın yaptığı gerekçesiyle Cumhuriyet Gazetesini kapattı. Gazetenin terörle mücadele yasasına aykırı yayın yaptığı ileri sürüldü.
1994 Devrimci-Sol ve DHKPC örgütü lideri Dursun Karataş, Fransa’da yakalandı. Dört yıl hapiste kaldıktan sonra tutuksuz yargılanarak serbest bırakıldı. Hollanda’da kanser tedavisi görmekte iken 12 Ağustos 2008 tarihinde hayatını kaybetti.30 Eylül 1980’de yakalanarak 9 yıl hapse mahkum edilen Karataş 25 Ekim 1989’da Bayrampaşa Cezaevi’nden firar etmişti.
1996 Eski Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir’in Avrupalı üç kadın parlamentere “fahişe” demesiyle ilgili yargılama sonuçlandı. Gökdemir 500 Milyon Türk Lirası tazminat ödemeye mahkum oldu
2002 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Recep Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır 4 No’lu DGM’nin, Erbakan hakkında da Diyarbakır 1 No’lu DGM‘nin verdiği kararları dikkate alarak adli sicil kayıtlarının silinmesine yönelik tezkereleri görüşerek karara bağladı ve Erdoğan ile Erbakan’ın adli sicil kayıtlarını sildi
2002

Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, ANAP’a katıldı

2003

Hukukçu ve İsveçli sosyal demokrat politikacı Anna Lindh, 10 Eylül 2003’te bir alışveriş merkezinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda 11 Eylül 2023’te yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Haziran 1957,Stokholm) Uppsala Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Sosyal Demokratlar’dan milletvekili oldu. 7 Ekim 1994–22 Mart 1996 arasında İsveç Çevre bakanlığı yaptı. 7 Ekim 1998’den öldürüldüğü tarihe kadar İsveç Dışişleri Bakanlığı’nı yürüttü. Suikastten önce Göran Persson’dan sonra başbakanlığa en yakın isim olarak görülüyordu. Hatırasını yaşatmak için Anna Lindh Vakfı kuruldu.

2016

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Açık Toplum Vakfı kurucularından İshak Alaton, 49 yaşında iken öldü.

2024 Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı tarafından atanan yeni Metin KIRATLI yemin ederek göreve başladı.
2024

11 Eylül – Hukuk Takvimi

Yargıda Zaman Yönetimi İçin Satürn Rehber İlkeleri

0

Yargıda Zaman Yönetimi İçin Satürn Rehber İlkeleri, Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu(CEPEJ) tarafından 10-11 Aralık 2008 tarihli CEPEJ’in 12. Genel Kurulunda kabul edilmiş, 11 Eylül 2009 tarihinde Strasbourg’ta güncellenmiştir.  Pilot Mahkemeler Ağı’nın 10 Eylül 2009 tarihli toplantısının ardından Satürn Merkezi tarafından önerilen değişiklikler dikkate alınmıştır.

AVRUPA ADALETİN ETKİLİLİĞİ KOMİSYONU (CEPEJ) YARGIDA ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN SATÜRN REHBER İLKELERİ / CEPEJ (2008)8Rev1

[box type=”success” align=”” class=”” width=””] CEPEJ’in SATURN Merkezi

CEPEJ’in SATURN(2) Merkezi, Avrupa’daki mahkemelerde zaman yönetiminin nasıl gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda esas hedef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ‘makul süre’ standardına (AİHS 6. Madde) ilişkin ihlalleri önlemeye yönelik tedbirlerin uygulanmasında üye devletlere yardımcı olabilecek şekilde, yargılama sürelerinin kullanımı hakkında bilgi toplamaktır. Merkez, aynı zamanda üye devletlerin kendi yargılama sürelerini daha iyi izlemelerini sağlayacak araçlar geliştirmekte ve üye devletlerin uygun zaman yönetimi araçlarını kullanmasını teşvik edip değerlendirmektedir. SATURN Merkezi aracılığıyla CEPEJ mahkemelerde zaman yönetimini iyileştirmeyi hedefleyen çeşitli araçlar ve tedbirler geliştirmiştir (aşağıdaki 3. bölüme bakınız).[/box]

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

YARGIDA ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN SATURN REHBER İLKELERİ
I. Genel ilkeler ve rehber ilkeler
A. Şeffaflık ve öngörülebilirlik

1. Adalet sisteminin kullanıcıları, yargılamalarda zaman yönetimine dahil edilmelidir.
2. Kullanıcılar yargılamanın süresini etkileyen ilgili her unsur hakkında bilgilendirilmeli ve uygun olduğu hallerde kullanıcılara danışılmalıdır.
3. Yargılamaların süresi mümkün olduğunca öngörülebilir olmalıdır.
4. Yargılamaların süresine dair genel istatiksel ve diğer bilgiler, özellikle davaların çeşitleri bakımından, kamunun erişimine açık olmalıdır.

B. En uygun süre

1. Yargılamaların süresi uygun olmalıdır.
2. Yargılamaların sürelerinin makul olmaması özellikle önemlidir ve kamu menfaatini ilgilendirmektedir. Davalar, aşırı derecede uzun sürmemelidir. Bazı koşulların mevcut olması halinde, kullanıcıların mahkemeye erişim hakkını yersiz bir şekilde de etkilememek kaydıyla, çok kısa da olmamalıdır.
3. Kullanıcıların kendi davranışı ile belirlenmiyorsa yargılamaların zaman yönetimi, benzer davaların süreleri açısından önemli farklılıklardan kaçınılarak, tarafsız ve objektif bir şekilde yapılmalıdır.
4. Yargılamanın başlamasından kullanıcıların adli süreç aracılığıyla elde etmeyi istedikleri hedeflere nihai olarak ulaşılmasına kadar sürecek yargılamanın toplam süresinin uygunluğuna özel önem verilmelidir.

C. Planlama ve veri toplama

1. Yargılamanın süresi hem genel düzeyde (belirli dava çeşitlerinin standart/ortalama süresinin veya belirli mahkeme çeşitlerinde süreçlerin standart/ortalama süresinin planlanması) hem de somut işlemler düzeyinde planlanmalıdır.
2. Kullanıcıların, yargılamaların zaman yönetimi konusunda ve tarihlerin belirlenmesinde veya gelecekteki tüm usule ilişkin adımların sürelerinin hesaplanmasında fikirlerinin sorulmasına hakları vardır.
3. Yargılama süreleri, bütünleşik ve iyi tanımlanmış bir bilgi toplama sistemi aracılığıyla izlenmelidir. Böyle bir sistem hem genel düzeyde yargılamanın süresi konusunda ayrıntılı istatiksel verileri derhal sunabilmeli hem de aşırı ve makul olmayan sürelerin kaynağındaki münferit durumları tespit edebilmelidir.

D. Esneklik

1. Yargılamada zaman yönetimi, kullanıcıların ihtiyaçlarına özel ilgi gösterilerek somut yargılamanın ihtiyaçlarına göre ayarlanmalıdır.
2. Mevzuat veya diğer genel düzenlemeler tarafından süre sınırlarının normatif olarak saptanması, somut davalardaki olası farklılıklar göz önünde tutularak dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. Süre sınırları kanun tarafından belirlenecekse bunlara uyulması ve uygunlukları sürekli olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir.
3. Kanunlar bazı dava çeşitlerinin önceliğinin olması gerektiğini veya acil bir şekilde karara bağlanmalarını düzenliyorsa, bu genel kural, aciliyete veya önceliğe kaynak olan amaç ışığında makul bir şekilde yorumlanmalıdır.

E. Tüm paydaşların sadık işbirliği

1. Yargılamaların uygun ve öngörülebilir süresi2 özellikle etik kurallar dikkate alınarak yargısal işlemlerin tasarlanması, düzenlenmesi, planlanması ve yürütülmesine katılan tüm kurum ve şahısların sorumluluğunda olmalıdır.
2. Özellikle, bu belgedeki prensip ve rehber ilkelerin uygulanmasını temin etmek için gerekli işlemler kanun koyucular, politika yapıcılar ve adaletin idaresinden sorumlu yetkililer tarafından üstlenilmelidir.
3. Adaletin idaresinden sorumlu merkezi organlar, uygun zaman yönetimi için araçları ve koşulları temin etmek ve uygun olduğu hallerde eyleme geçmek yükümlülüğünü taşımaktadır. Mahkeme idaresinin organları bilgi toplayarak ve yargısal işlemlerin düzenlenmesini kolaylaştırarak zaman yönetimine yardımcı olmalıdır. Yargılamayı yürüten organlar aktif bir şekilde yargılamanın planlama ve düzenlemesi ile uğraşmalıdır.

II. Kanun koyucular ve politika yapıcılar için rehber ilkeler
A. Kaynaklar

1. Yargı sisteminin normal iş yükü ile zamanında başa çıkmak için yeterli kaynağa sahip olması lazımdır. Kaynaklar, ihtiyaçlara göre dağıtılmalı ve verimli bir şekilde kullanılmalıdır.
2. İş yükünde beklenmedik değişiklikler halinde veya sistemin davaları derhal ele alamaması durumunda kullanılabilecek kaynaklar olmalıdır.
3. Yargının işleyişi için kaynakların kullanılması hakkındaki kararlar, etkili zaman yönetimini teşvik edecek şekilde alınmalıdır. Gerekliyse, gecikmeleri ve yığılmaları engellemek üzere kaynakları hızlı ve etkili bir şekilde yeniden tahsis etmek mümkün olmalıdır.

B. Organizasyon

1. Yargısal organlar etkili zaman yönetimini teşvik edecek şekilde örgütlenmelidir.
2. Organizasyon içerisinde zaman yönetimi veya yargısal süreçlere yönelik sorumluluk net bir şekilde belirlenmelidir. Eğilimleri tespit etmek, değişiklikleri önceden görmek ve yargılamanın süresiyle ilgili problemleri önlemek amacıyla işlemlerin süresini sürekli analiz eden bir birim olmalıdır.
3. Yargıyı etkileyen tüm örgütsel değişiklikler yargıda zaman yönetimi üzerindeki olası etkisi bakımından incelenmelidir.

C. Maddi hukuk

1. Mevzuat açık, basit, yalın bir dilde olmalı ve uygulanması çok zor olmamalıdır. Maddi hukuka ilişkin kanunlardaki değişiklikler iyi hazırlanmış olmalıdır.
2. Yeni kanunlar yapılırken hükümet her zaman bunların yeni davaların hacmi üzerindeki etkisini değerlendirmeli, yığılma ve gecikmelere yol açabilecek kurallardan ve yönetmeliklerden kaçınılmalıdır.
3. Hem kullanıcılar hem de adli makamlar mevzuat değişiklikleri hakkında önceden bilgilendirilmelidir, böylece bunları zamanında ve etkili bir şekilde uygulayabilirler.

D. Usul

1. Yargısal usul kuralları en uygun zaman çerçevelerine uyulmasını sağlamalıdır. Yargılamayı gereksiz yere geciktiren veya aşırı karmaşık usuller öngören kurallar kaldırılmalı veya değiştirilmelidir.

2. Yargısal usul kuralları Avrupa Konseyi’nin uygulanabilir tavsiyelerini, özellikle aşağıdaki tavsiyeleri, dikkate almalıdır:

    • Adalete erişimi kolaylaştıran tedbirler hakkında R(81)7 sayılı tavsiye,
    • Adaletin işleyişini iyileştirmek üzere tasarlanmış medeni usul ilkesi hakkında R(84)5 sayılı tavsiye,
    • Mahkemelerde aşırı iş yükünü önlemek ve azaltmak için tedbirler hakkında R(86)12 sayılı tavsiye,
    • Ceza yargılamasının basitleştirilmesi ile ilgili R(87)18 sayılı tavsiye,
    • Hukuk ve ticaret davalarında temyiz sistemlerinin ve usullerinin getirilmesi ve işleyişinin iyileştirilmesi ile ilgili R(95)5 sayılı tavsiye,
    • Ceza yargılamasının yönetimi hakkında R(95)12 sayılı tavsiye,
    • Yeni teknolojilerin kullanılmasıyla vatandaşa mahkeme ve diğer hukuki hizmetlerin verilmesi hakkında R(2001)3 sayılı tavsiye

3. Usul kurallarını hazırlarken veya değiştirirken bu usulleri uygulayacak olanların görüşlerine önem verilmelidir.

4. İlk derece mahkemelerindeki usul yoğunlaşmış olmalı, bir yandan da kullanıcılara adil ve aleni yargılanma haklarını sağlamalıdır.

5. Uygun davalarda temyiz seçeneği sınırlanabilir. Belirli davalarda (örneğin küçük miktarlı davalarda) temyiz kabul edilmeyebilir veya temyiz izni talep edilebilir. Açıkça yersiz temyizlerin kabul edilemez olduğu bildirilebilir veya bunlar özet şeklinde reddedilebilir.

6. Yüksek derecelere başvuru, bunların dikkatini ve incelemesini hak eden davalarla sınırlı olmalıdır.

III. Adaletin idaresinden sorumlu olan yetkililer için rehber ilkeler
A. İş Bölümü

1. Uygun zaman yönetimine katkıda bulunma görevi adaletin idaresinden sorumlu olan yetkililer (mahkemeler, hakimler, idareciler) ve yargılamaya profesyonel olarak dahil olan tüm şahıslar (örneğin bilirkişiler ve avukatlar) tarafından yetkileri dahilinde paylaşılır.

2. Adaletin idaresinden sorumlu tüm yetkililer, standartların ve hedeflerin saptanması sürecinde işbirliği yapmalıdır. Bu standartlar ve hedefler oluşturulurken adalet sisteminin diğer paydaşlarına ve kullanıcılarına da danışılmalıdır.

B. İzleme

1. Yargılamaların zaman çerçeveleri istatistiklerle incelenmelidir. Belirli dava çeşitlerinin süreleri ve yargılamanın tüm aşamalarının süreleri ile ilgili yeterli bilgi olmalıdır.

2. Belirli dava çeşitleri ve/veya belirli mahkemeler için standartlara ve hedeflere uyulduğu açık bir şekilde gösterilmelidir.

3. Münferit yargılamalardan sorumlu organ, saptanan veya yargılamadaki diğer katılımcılarla kararlaştırılan zaman çerçevelerine uygunluğu izlemelidir.

4. İzleme, Avrupa Yargılama Sürelerini İzleme Tek Tip Rehber İlkeleri – EUGMONT

(EK I’e bakınız) uyarınca yapılmalıdır.

C. Müdahale

1. Yargısal sürelerin standartlarından ve hedeflerinden ayrılmalar gözlenir veya önceden tahmin edilirse söz konusu sapmaların sebeplerini düzeltmek için derhal harekete geçilmelidir.

2. Bütün olarak sürenin, makul sürede yargılanma konusundaki insan hakkının ihlal edildiği bulgusuna yol açabileceği davalara özel ilgi gösterilmelidir.

3. İzleme, yargılamadaki hareketsiz sürelerin (bekleme süresi) aşırı derecede uzun olmamasını temin etmeli ve böylesi uzatılan süreler varsa işlemi hızlandırmak ve gecikmeyi telafi etmek için özel çaba harcanmalıdır.

D. Hesap Verebilirlik

1. Fiili veya ihmali ile gecikmelere sebep olan ve zaman yönetiminde tespit edilmiş standartlara ve hedeflere uyulmasını olumsuz olarak etkileyen herkes hesap vermelidir.

2. Etkisiz zaman yönetiminde bireysel sorumluluğa ilaveten devlet, yargılamanın makul olmayan uzunluğu ile kullanıcıların maruz kaldığı sonuçlardan müştereken ve münferiden sorumlu tutulabilir.

IV. Mahkeme yöneticileri için rehber ilkeler
A. Bilginin toplanması

1. Mahkeme yöneticileri, yargısal sürecin en önemli aşamaları konusunda bilgi toplamalıdır. Bu aşamalar arasındaki süreyle ilgili kayıtları tutmalıdırlar. İzlenen aşamalar bakımından Zaman Yönetimi Kontrol Listesi, Gösterge Dört’e gerekli önem verilmelidir.

2. Toplanan bilgiler mahkeme idarecilerinin, hakimlerin ve adaletin idaresinden sorumlu merkezi organların çalışmalarını bilgilendirmek üzere sunulmalıdır. Bilgiler, uygun biçimde tarafların ve kamunun erişimine de açık olmalıdır.

B. Devamlı analiz

1. Toplanan tüm bilgiler, performansın izlenmesi ve iyileştirilmesi amaçlarıyla sürekli analiz edilmeli ve kullanılmalıdır.

2. Toplanan bilgiler istatistiki değerlendirme amaçları için mevcut olmalıdır. Özel hayatın korunmasına tabi olarak toplanan veriler, bilimsel analiz amaçlarıyla bağımsız araştırmacılara ve araştırma kurumlarına da sunulmalıdır.

3. Analiz sonuçları hakkında raporlar düzenli aralıklarla, yılda en az bir kez uygun tavsiyelerle hazırlanmalıdır.

C. Belirlenmiş hedefler

1. Daha yüksek seviyede (ulusal, bölgesel) belirlenen standartlara ve hedeflere ilaveten tek tek mahkemeler seviyesinde de spesifik hedefler olmalıdır. Mahkeme yöneticilerinin bu hedefleri aktif olarak belirlemeye veya belirlenmesine katılmaya yeterli yetkileri ve özerklikleri olmalıdır.

2. Hedefler, amaçları net bir şekilde tanımlamalı ve ulaşılabilir olmalıdır. Bunlar yayımlanmalı ve periyodik değerlendirmeye tabi olmalıdır.

3. Hedefler mahkeme performansının değerlendirilmesinde kullanılabilir. Eğer ulaşılmamışlarsa durumu düzeltmek için somut tedbirlere ve eylemlere girişilmelidir.

D. Kriz yönetimi

1. Mahkeme seviyesinde saptanan hedeflerden önemli bir sapma varsa problemin sebebini hızlı ve yeterli şekilde ele almak için spesifik araçlar olmalıdır.

V. Hâkimler için rehber ilkeler
A. Aktif dava yönetimi

1. Hâkimin yargılamayı aktif olarak yönetmek için yeterli yetkileri olmalıdır.

2. Genel kurallara tabi olmak üzere, hakimin uygun süre sınırlamalarını belirleme ve zaman yönetimini genel ve spesifik hedeflerin yanı sıra tek tek davaların özelliklerine göre ayarlama yetkisi olmalıdır.

B. Taraflarla ve avukatlarla sürelerin tespiti konusunda anlaşma

1. Sürecin zaman yönetiminde kullanıcıların çıkarlarına gerekli özen gösterilmelidir. Sürecin erken bir aşamasında kullanıcıların planlamaya dâhil edilme hakları vardır.

2. Mümkün olduğunda hâkim usule ilişkin takvimle ilgili olarak usulün tüm katılımcıları ile anlaşmaya varmaya çalışmalıdır. Bu amaçla uygun mahkeme personeli (katipler) ve bilgi teknolojisi hakime yardımcı olmalıdır.

3. Kararlaştırılan takvimden sapmalar asgari düzeyde olmalı ve gerektiren/izahı mümkün davalarla sınırlı olmalıdır. Prensip olarak tespit edilmiş sürelerin uzatılması ancak tüm tarafların anlaşması veya adaletin menfaati böyle gerektiriyorsa mümkün olmalıdır.

C. Diğer aktörlerin işbirliği ve izlenmesi (bilirkişiler, tanıklar, vb.)

1. Süreçteki tüm katılımcıların tespit edilen hedeflere ve sürelere uyulmasında mahkeme ile işbirliği yapma görevi vardır.

2. Süreçte hakimin tüm katılımcıların, özellikle tanıklar veya bilirkişiler gibi mahkemece davet edilenleri veya görevlendirilenleri, sürelere uyma konusunda izleme hakkı vardır.

3. Tespit edilen hedeflere ve sürelere uyulmasında tam olarak işbirliği yapmayan oyunculara karşı kullanılabilecek uygun ve etkili araçlar olmalıdır. Bu araçlar, ücretlerin azaltılmasını, bilirkişi listesinden çıkarılmayı, para cezalarını ve diğer yaptırımları içerebilir.

D. Usule ilişkin istismarların önlenmesi

1. İsteyerek ve bilerek yargılamayı geciktirmeye yönelik tüm girişimler caydırılmalıdır.

2. Gecikmeye sebep olan ve zarar verici davranış için usule ilişkin yaptırımlar olmalıdır. Bu yaptırımlar taraflara veya onların temsilcilerine uygulanabilir.

3. Bir avukat, usule ilişkin hakları ağır şekilde kötüye kullanır veya yargılamayı önemli derecede geciktirirse, bu durum başka sonuçlar için ilgili mesleki örgüte bildirilmelidir.

10 Eylül – Hukuk Takvimi

0
10 Eylül - Hukuk Takvimi

10 Eylül – Hukuk Takvimi

1573 Alman korsan Klein Henszlein ve mürettebatından 33 kişi Hamburg’da idam edildi.
1797

Kadın hakları savunucusu Mary Wollstonecraft, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Nisan 1759, Londra) 

Mary Wollstonecraft
1622 Hristiyanlığın yasak olduğu Japonya, Nagasaki’de elli beş Hristiyan idam edildi. 
1844 Tanca Antlaşması ile Fransız-Fas Savaşı sona erdi ve Fas, Cezayir’i resmen Fransız toprağı olarak tanıdı. 
1845 Amerikalı avukat ve yargıç Joseph Story yaşamını yitirdi. 
1882  Almanya‘da ilk Antisemitizm konferansı açıldı. 
1894  Trafik cezası ilk kez Londra’da alkolü araç kullanan bir sürücüye kesildi. 
1913 

Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve yargıç William Jay Gaynor, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Şubat 1849) 

William Jay Gaynor
1914

25 Ağustos 1330 (10 Eylül 1914) tarihli ve Tifo Aşısının Lüzum Görülecek Mahallerde Tatbikinin Mecburi Olması Hakkında İrade-i Seniyye (Meclis-i Vükela Kararı/Kararname) kabul edildi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde tifo salgınlarıyla mücadele amacıyla çıkarılmış çığır açıcı bir koruyucu hekimlik ve hukuki düzenlemedir.

1919 St. Germain Antlaşması’yla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanarak toprakları üzerinde  Çekoslovakya, Yugoslavya ve Macaristan Devletleri kuruldu. 
1919
  • Afrika’da köleliğin ve köle ticaretinin kaldırılmasına yönelik uluslararası düzenlemeler yeniden düzenlendi. 26 Şubat 1885 günlü Berlin Genel Bağıtı ile 2 Temmuz 1890 günlü Brüksel Demeci ve Genel Senedinin yeniden incelenmesi konusunda Sözleşme, Saint – Germain – en – Laye’de imzalandı. Türkiye, Lozan Antlaşması ile bu sözleşmeye katılmayı ve onaylamayı taahhüt etmiştir.
  • Silah ve Mühimmat Trafiğine İlişkin Sözleşme kabul edildi.
  • Afrika’da alkollü maddelerin bağlı tutulacağı rejime ilişkin Sözleşme Saint – Germain-en-Laye’de imzalandı.
1919 Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanarak, toprakları üzerinde Çekoslovakya, Yugoslavya ve Macaristan Devletleri kuruldu. 
1920  Türkiye Komünist Partisi (TKP), Bakü‘de kuruldu. 
1929

Daimî Uluslararası Adalet Divanı, Oder Nehri Davası’nda karar verdi. Territorial Jurisdiction of the International Commission of the River Oder davasında verilen karar, uluslararası nehirler, seyrüsefer özgürlüğü ve uluslararası su yollarının hukukî statüsü bakımından önemli bir içtihat oluşturmuştur. Karar, 10 Eylül 1929, Seri A, No. 23 olarak kayda geçmiştir.

1934 

Sovyetler Birliği, Milletler Cemiyeti‘ne kabul edildi. 

1937 

Dokuz ülke, Akdeniz’deki uluslararası korsanlık sorununu ele almak üzere Nyon Konferansı‘na katıldı.

1940  Bakanlar Kurulu, Tan, Tasvir Efkar ve Haber gazetelerini yedişer gün kapattı. 
1960

Milli Korunma Suçları Hakkında Af Kanunu – 1960
1967 

Cebelitarık halkı referanduma gitti. Halk, İspanya’nın bir parçası olmak yerine İngiliz sömürgesi olarak kalmayı tercih etti.

1969 
  • Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sorunlarının Özel Yönlerini Düzenleyen Sözleşme(OAU Convention Governing the Specific Aspects of Refugee Problems in Africa), 10 Eylül 1969 tarihinde, Etiyopya’nın başkenti ve Afrika Birliği Örgütü’nün merkezi olan Addis Ababa’da, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin Altıncı Olağan Toplantısının kapanışında kabul edilmiş, 20 Haziran 1974 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
  • Bugün Gazetesi yazarı Şule Yüksel Şenler ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hasan Hilmi Karabel, “Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim Ağlayın” başlıklı yazı nedeniyle, İstanbul Toplu Basın Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, Yayın Yolu İle Cumhurbaşkanına hakaret nedeniyle 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı.
1970  Amerika Birleşik Devletleri‘nin Türkiye‘de haşhaş ekimini yasaklama önerisi Meclis‘te reddedildi. 
1971 

Dev-Genç’in eski ve yeni genel başkanları ile 27 yürütme kurulu üyesi hakkında Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tutuklama kararı verildi.

1977 
  • Tekstil-iş kolunda 80 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme imzalandı.
  • şkence ve cinayetten hüküm giyen Hamida Djandoubi , Fransa’da giyotinle idam edilen son kişi oldu.
1979 Avukat Ceyhun Can 39 yaşında iken öldürüldü. Can, Maraş Katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer alıyordu. https://www.youtube.com/watch?v=sMb1yR9BBjs
1980 

İzmir’de 2 Eylül günü polis tarafından çatışmada öldürülen TKP/ML- TİKKO militanı Ali Geçgel’in cenazesini almak isteyen abisi Munzur Geçgel’in polis tarafından gözaltına alındığı ve işkence yapılarak öldürüldüğü bildirildi.

1980 

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, kendilerine sol bir örgüt görüntüsü vererek silahlı gasp, adam kaldırma, kişi hürriyetini engelleme vb. eylemlerde bulunan MHP Yüksek Disiplin Kurulu eski üyesi A. Öncel ve 8 ülkücü hakkında 75 yıla kadar hapis istedi.

1981 

Yargıtay, toplatılan veya zoralımına karar verilen kitapların sadece bulundurulmasının suç oluşturmadığına karar verdi.

1986

 

ANAP hükümeti tarafından İçişleri Bakanlığı Yasa Taslağı hazırlandı. Taslağa göre Gözaltına alınan, yargılandıktan sonra aklanan ya da mahkum olanlar hakkında fişleme yapılacak, siyasi suçlar nedeniyle gözaltına alınanlar için düzenlenen fişler hiçbir durumda iptal edilmeyip saklanacaktı.

1987

 

Metris Askeri Ceza ve Tutukevi’nden tahliyelerinden sonra da süresiz açlık grevini 29 gündür sürdüren 4 eski tutuklu yaptığı basın toplantısında cezaevlerindeki kötü koşulların düzeltilmesi gerektiğini söyledi.

1987 Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasımda erken genel seçim yapılması kararı aldı. 
1988

 

Yüksek Öğretim Kurumlarının Özerkliği ve Akademik Özgürlük Üzerine Lima Bildirgesi,  6-10 Eylül 1988 tarihlerinde Peru’nun başkenti Lima’da toplanan Dünya Üniversiteler Servisi – WUS tarafından onaylanarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 40. yıldönümünde kabul edildi. Belge, tüm dünyada üniversitelerin idari, mali ve bilimsel özerkliği konusunda referans olarak kabul edilmekte ve 19 maddeden oluşmaktadır.

1991

İsmail Beşikçi’nin ‘Ortadoğu’da Devlet Terörü’ adlı kitabından dolayı Ankara DGM bölücülük  propagandasından 5 yıla kadar hapis ve para cezası istemiyle dava açtı.

2001

TAYAD Genel Sekreteri ve üyelerinin tutuklanmasını protesto için Adalet Bakanlığı’na kart gönderen 4 kişi gözaltına alındı.

2002 Geleneksel olarak tarafsız bir ülke olan İsviçre, Birleşmiş Milletler’in tam üyesi oldu 
2003

10 yıl önce yazdığı yazılardan derlenen ‘Akıntıya Karşı Yazılar’ adlı kitabından dolayı Doç. Dr. Fikret Başkaya ile kitabı yayına hazırlayan 2 kişi hakkında, Cumhuriyeti ve devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmekten açılan davanın yargılanmasına başlandı.

2004 

Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş’ın gözaltındayken uğradığı işkence sonucu yaşamını yitirmesi sonucu yargılanan polis A. Baştan, faili belli olmayacak biçimde kastı aşan adam öldürmeden 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına mahkum edildi. 

2005  Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ve Özgür Radyo Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 19 kişiye karşı yapılan gözaltı işlemleri Galatasaray’da protesto edildi.
2015 Adana ve Diyarbakır Barosunun da aralarında olduğu 77 kurum ve 500’den fazla kişi tarafından ortak açıklama yapılarak silahlı çatışma ortamlarında çocukların haklarının korunması istendi. “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Yükümlülüklerine Uyma Çağrısı” başlığı altındaki belge internetten de imzaya açıldı.
2009 Ardahanlı gazeteciler Fakir Yılmaz,Selmi Yılmaz ve Nihat Yılmaz hakkında “Ardahanlı devrimci Orhan Keskin”in babasının matbaalarını ziyaret etmesini haberleştirmeleri üzerine açıldığı, savcılığın, ”Diyarbakır zindanlarında ölen Ardahanlı devrim şehidi Orhan Keskin” ifadesinden ötürü dava açtığı iddia edildi. Sanıklara “kin ve düşmanlığa tahrik” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla suçlaması yöneltildi.
2009 “Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak” iddiasıyla tutuksuz yargılanan yazar Yalçın Küçük’ün, mavidefter.org İnternet sitesinde kendisini eleştiren yazar Sungur Savran hakkında 10 bin TL tutarında manevi tazminat talebiyle açtığı davanın duruşması yapıldı. Savran, mahkemeye yazılı olarak sunduğu cevapta, sosyalist akımın tarihinde zaman zaman sert polemiklerin yapılmasının bir gelenek olduğunu ve Küçük’ün kendisine dava açmak yerine iddialara cevap vermesi gerektiğini söyledi.
2010 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack Obama, Florida eyaletinde 11 Eylül’de Kuran yakmayı planlayan rahip Terry Jones’dan eylemden vazgeçmesini istedi. Obama, ABD Anayasasının, her türlü ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını ancak eylemin El Kaide’ye yeni üye kazandıracak, yıkıcı bir girişim olduğunu ifade etti.
2010 Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz hakkında, 8 Haziran’da yayımlanan “Ergenekon’da aşk oyunu… Ergenekon savcısı hakimi de dinledi” başlıklı haber nedeniyle Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün de şikayetçi oldu.
2013 Gezi protestoları sırasında Eskişehir’deki eylemlerde, 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek öldürülen ilgili iddianame hazırlandı. Tutuklu polisin müebbetle yargılanması talep edilirken tutuksuz polislerin de yargılanması istendi.

Ali İsmail Korkmaz
2014 Torun Center’da yaşanan iş cinayetinde asansörde ölen 10 işçiyle ilgili gözaltına alınan 11 kişi Adliye’ye sevk edildi. Gözaltında olanlar arasında Torunlar GYO’nun Muhasebe Müdürü M. K., asansörü kuran Geda Majör’ün Genel Müdürü O. D., asansör teknisyenleri A. A. ve T. D. İle Ö. T. de bulunuyordu.
2015 Aralarında daha sonra öldürülen Diyarbakır Baro Başkanı Av. Tahir Elçi‘nin de olduğu Türkiye’nin farklı illerinden 300’e yakın avukat Cizre’ye doğru yola çıktı. Elçi, “Henüz anayasanın yürürlükte olduğu, demokratik özgürlüklerin kağıt üzerinde yazılı olduğu bir ülkedeyiz” diye konuşarak Cizre’ye orada yaşanan hukuksuzlukları yerinde görmek ve kayıt altına almak için gittiklerini ifade etti.

Tahir Elçi Dört Ayaklı Minare önünde
2015 Diyarbakır’da çalıştığı dönemde haberleri nedeniyle yargılanan ve 5 Eylül 2014’te gözaltına alınan Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink serbest bırakılmasına rağmen Hakkari Valiliği kararıyla sınır dışı edildi. Yüksekova Emniyeti Yabancılar Şubesi’nden Van Havalimanı Yabancılar Şubesi’ne nakledilen Geerdink uçakla Amsterdam Schipol Havalimanı’na gönderildi. Hollanda Dışişleri Bakanlığı’nın da, sınır dışı kararına tepki gösterdi.
2016 Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Nansen Mülteci Ödülü’ne mültecilere yardım eden Yunanistanlı gönüllüler layık görüldü. Hellenic Rescue Team (HRT) adına Konstantinos Mitragas ve Lesvos’daki PIKPA kasabasından Efi Latsoudi, UNHRC Nansen Mülteci Ödülü’nün sahibi oldu.
2016 Gazeteci-yazar Ahmet Altan ve Prof. Dr. Mehmet Altan, katıldıkları bir televizyon programında söyledikleri sözler nedeniyle gözaltına alındı. Hürriyet Gazetesi, Anadolu Ajansı’na (AA) dayandırdığı haberinde; Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın programda “darbe çağrışımıyla subliminal mesaj içeren söylemlerde bulunmakla” itham edildiğini haberleştirdi.

Ahmet Altan / Mehmet Altan
2016

Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Diyarbakır Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği ortak basın açıklamalarında, “Yargı sürecinin ihbara değil hukuka dayanması gerektiğini, öğretmen ve akademisyenlerin KHK’lar ile açığa alınmasının, işten atılmasının, demokrasinin içselleştirilmediğini, hukuk içinde hareket edilmediğini ortaya koyduğunu” açıkladılar.

2016 Cumartesi Anneleri, Galatasaray’daki 598. buluşmalarında 12 Eylül’ün ilk gözaltında kaybolanlarından Cemil Kırbayır ve darbe dönemi tüm kaybedilenleri anarak kayıpların akıbetini sorarak “12 Eylül askeri darbesi ve 12 Eylül’ün işkencehanelerinde kaybedilenler unutulmasın” dedi.
2021

Akademisyen, hukukçu ve spor yöneticisi. 35. Galatasaray SK başkanı, 3. Galatasaray Üniversitesi rektörü ve Galatasaray Divan Kurulu eski başkanı Prof. Dr. Duygun Yarsuvat (18 Ağustos 1937, İstanbul – 10 Eylül 2021, İstanbul) yaşamını yitirdi.

2024
  • Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, yıl sonuna kadar sosyal medya platformlarına yaş sınırı getirmek için yasa tasarısı sunmayı planladıklarını, yasanın uygulanacağı yaş grubu üzerinde istişarelerin sürdüğünü söyledi.
  • İŞİD’in Kobanê’ye saldırısından sonra  6-8 Ekim 2014’deki protestolar nedeniyle açılan İkinci Kobanê Davası’nda ikinci duruşma yapıldı.  Eski HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan, Pero Dündar ve Garo Paylan için 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edilen davanın duruşması Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
2024
  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Narin Güran cinayeti davasına Bakanlık olarak müdahil olacaklarını açıkladı.
  • Kayseri’de, Atatürk Anıtı’na balta ile zarar veren Yaşar Kılıçkaya (59) ile yeğeni Zeynep Abdullah’ın (31) tutuklu yargılandığı davada karar çıktı. Mahkeme, dayı ile yeğeni, ‘Atatürk’e ait büstü tahrip edip zarar verme’ suçundan 2 yıl 6’şar yıl, ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçundan da 1 yıl 10’ar ay olmak üzere toplam 4 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırarak, tahliyelerine karar verdi.
2024
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 25 Aralık 2023’te Tele1’de yayınlanan programda kullandığı ifadeler nedeniyle Can Ataklı hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçundan İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davaya devam edildi. Davada mütalaa açıklandı, savcılık, Ataklı’nın 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.
  • İngiliz hükümeti, hapishanelerdeki aşırı kalabalığı azaltmak amacıyla tasarlanan planın parçası olarak cinsel suçlar, ciddi şiddet ve terörizm suçları ile aile içi istismar içeren bazı suçlar hariç yaklaşık 1750 mahkumun erken tahliye edileceğini duyurdu.
2026

 

  • İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Harvard Hukuk Fakültesi Uluslararası İnsan Hakları Kliniği (IHRC), Mart ve Mayıs 2026 tarihleri ​​arasında Güney Lübnan’da İsrail’in beyaz fosforlu mühimmat kullandığına dair doğrulanmış 23 olayı belgeleyen bir rapor yayınladı ve uluslararası toplumu bu “yıkıcı silahlar” için yeni düzenlemeler geliştirmek üzere harekete geçmeye çağırdı.
  • Birleşmiş Milletler’in demokratik ve adil bir uluslararası düzenin teşvik edilmesi uzmanı George Katrougalos, dünya liderlerine “yerleşik çok kutupluluk” yoluyla insan haklarını güçlendirme çağrısında bulunarak, artan tek taraflı baskıcı önlemlerin ve jeopolitik parçalanmanın BM Şartı’nı zayıflattığı konusunda uyardı.
  • Eski Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy ile 6 sanık, haklarında hazırlanan iddianamenin kabul edilmesinin ardından bugün ilk kez hâkim karşısına çıktı. İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanıklar savunma yaptı, Ersoy’un tutukluğunun devamına karar verildi.
  • Kayseri’de, eski Sanayi Odası (KAYSO) Başkanı Mustafa Boydak’ın FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan eşi Müjgan Boydak‘a verilen 7,5 yıl hapis cezası, Yargıtay tarafından bozuldu. Yeniden yargılanan Boydak, delil yetersizliğinden beraat etti.
  • Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu‘nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada bir şüpheli tutuklandı, yedi şüpheli adli kontrolle serbest bırakıldı.
  • İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın kaçırılmasına ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle yaklaşık 2,5 aydır tutuklu bulunan gazeteci Ali Çağatay, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme, Çağatay’ın yurtdışına çıkış yasağıyla tahliyesine karar verdi.
  • Gezi Davası kapsamında Silivri Cezaevi’nde bulunan Tayfun Kahraman ile Meriç Demir, ortak aldıkları karar doğrultusunda evliliklerini resmi olarak sonlandırdı.
  • İmamoğlu Suç Örgütü Davası 79. duruşma günü ile devam etti.

10 Eylül – Hukuk Takvimi

Yüksek Öğretim Kurumlarının Özerkliği ve Akademik Özgürlük Üzerine Lima Bildirgesi

0

Yüksek Öğretim Kurumlarının Özerkliği ve Akademik Özgürlük Üzerine Lima Bildirgesi,  6-10 Eylül 1988 tarihlerinde Peru’nun başkenti Lima’da toplanan Dünya Üniversiteler Servisi – WUS tarafından onaylanarak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 40. yıldönümünde kabul edilmiştir. Belge, tüm dünyada üniversitelerin idari, mali ve bilimsel özerkliği konusunda referans olarak kabul edilmektedir.

Bildirge 19 maddeden oluşmaktadır. 6-10 Eylül 1988 tarihlerinde toplanan Dünya Üniversiteler Servisi, üniversite ve akademik kuruluşların, insanların ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarının yaşama geçirilmesini takip etmekle yükümlü olduklarını kabul ederek Yükseköğretim Kurumlarının Özerkliği ve Akademik Özgürlük Üzerine Lima Bildirgesi’ni hazırlamıştır. Bu bildirgeye göre, her insan eğitim hakkına sahiptir ve eğitim, toplumsal eşitlik, barış, tüm ulusların eşit gelişimi ve çevrenin korunması gibi çağdaş toplumların ana hedeflerinin kavranmasında ve bunlara ulaşılmasında bir araçtır. Her devlet, her tür ırk, renk, cinsiyet, dil, din, politik ya da başka görüş, milliyet veya toplumsal köken, ekonomik durum ya da başka bir statüye ilişkin olarak herhangi bir ayrımcılık yapmadan eğitim hakkını güvence altına almalıdır. “Akademik özgürlük”, akademik topluluk üyelerinin, tek ya da bir bütün olarak, araştırma, irdeleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratıcı olma, öğretme, ders verme ve yazma yoluyla bilginin geliştirilmesi ve aktarılması için özgür olmaları anlamını gelmektedir. Tüm yükseköğretim kurumları, kişilerin ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarının gerçekleşmesini gözetir ve bilim ve teknolojinin bu hakları zedeleyecek biçimde kötüye kullanılmasını önlemek için çaba gösterir. Tüm yükseköğretim kurumları ilgilerini toplumun karşı karşıya bulunduğu çağdaş sorunlara yöneltirler. Yükseköğretim kurumları, kendi toplumlarında politik baskılar ve insan hakları ihlallerini kınamalıdırlar. Tüm yükseköğretim kurumları, bilimsel ve teknolojik bağımlılığı önlemek ve bilginin edinilmesi ve kullanılmasında dünyadaki tüm akademik çevrelerin eşit konuma sahip olmalarını sağlamak için çaba göstermelidirler. Devletler, yükseköğretim kurumlarının özerkliğine müdahale etmemekle ve toplumdaki diğer güçlerin müdahalelerini de önlemekle yükümlüdürler.

YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARININ ÖZERKLİĞİ VE AKADEMİK ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE LİMA BİLDİRGESİ

Başlangıç

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 40. yıldönümünde 6-10 Eylül tarihleri arasında Lima’da toplanan DÜNYA ÜNİVERSİTELER SERVİSİ (WUS) Altmışsekizinci Genel Kurulu, insan hakları alanında, başta insan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Andlaşması, Uluslararası Temel ve Politik Haklar Andlaşması ve Eğitimde Ayrımcılığa Karşı UNESCO Andlaşması olmak üzere Birleşmiş Milletler’in ve diğer evrensel ve bölgesel örgütlerin oluşturdukları geniş kapsamlı uluslararası standartları gözeterek,

Üniversite ve akademik kuruluşların, insanların ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarını yaşama geçirilmesini takip etmekle yükümlü olduklarına inanarak,

Tüm diğer insan haklarından yararlanılmasında ve insanca kişilerin ve bireylerin yetişmesinde eğitim hakkının önemini vurgulayarak,

Eğitim haklarından yalnızca, akademik özgürlüğün var olduğu ve yüksek öğretim kurumlarının özerk oldukları bir ortamda tam anlamıyla yararlanılabileceğini göz önüne alarak,

Ve eğitime ilişkin şu ilkeleri kabul ederek,

a) Her insan eğitim hakkına sahiptir.

b) Eğitim insan kişiliğinin ve onurunun tam gelişimini sağlamaya yöneliktir ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve barışa duyulan saygıyı pekiştirir. Eğitim tüm insanların özgür ve eşitlikçi bir toplumun kurulmasına etkin biçimde katılmalarını sağlar ve tüm uluslar, tüm dini ve etnik gruplar ile tüm ırklar arasında anlayışı, hoşgörüyü ve dostluğu geliştirir. Eğitim kadınlarla erkekler arasında karşılıklı anlayışı, saygıyı ve eşitliği geliştirir. Eğitim, toplumsal eşitlik, barış, tüm ulusların eşit gelişimi ve çevrenin korunması gibi çağdaş toplumların ana hedeflerinin kavranmasında ve bunlara ulaşılmasında bir araçtır.

c) Her devlet, her tür ırk, renk, cinsiyet, dil, din, politik ya da başka görüş, milliyet veya toplumsal köken, ekonomik durum ya da başka bir statüye ilişkin olarak herhangi bir ayrımcılık yapmadan eğitim hakkını güvence altına almalıdır. Her devlet, ulusal gelirinin uygun bir miktarını eğitim hakkından tam anlamıyla yararlanılabilmesini sağlamak amacıyla ayırmalıdır.

d) Eğitim olumlu bir toplumsal değişimin aracıdır. Dolayısıyla, eğitim her ülkenin toplumsal, ekonomik, politik ve kültürel durumundan kopuk olmamalı, bütün hak ve özgürlüklerin tam olarak edinilmesine yönelik bir biçimde statükonun değiştirilmesine katkıda bulunmalı ve daimi biçimde değerlendirilmeye açık tutulmalıdır.

Bu bildiriyi kamuoyuna açıklar.

Tanımlar

1. Bu Bildirgede kullanıldığı biçimiyle:

a) “Akademik özgürlük”, akademik bir çevre üyelerinin tek tek ya da toplu halde bilgiyi araştırma, inceleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratma, öğretme, anlatma veya yazma yoluyla edinmelerinde, geliştirmelerinde ve iletmelerindeki özgürlükleri anlamına gelir.

b) “Akademik çevre”, bir yüksek öğretim kurumunda öğretim, araştırma, inceleme yapan ve çalışan herkesi kapsar;

c) “Özerklik” yüksek öğretim kurumlarının iç işleyişlerine, mali işlerine ve yönetimlerine ilişkin kararlar almada ve eğitim, araştırma, dışa yönelik çatışmalar ve diğer ilgili faaliyetlerde kendi politikalarını oluşturmada devlet ve toplumun tüm diğer güçleri karşısındaki bağımsızlıkları anlamına gelir;

d) “Yüksek öğretim kurumları” üniversitelerden, orta öğretim sonrası eğitim veren diğer kuruluşlardan ve bunlarla ilgili araştırma ve kültür merkezlerinden oluşur.

2. Yukarıdaki tanımlar, akademik özgürlüğün ve özerkliğin bu bildirgede getirilen kısıtlamalara tabi olmadıkları anlamına gelmez.

Akademik Özgürlük

3. Akademik özgürlük, üniversitelerin ve diğer yüksek öğretim kurumlarının üstlendikleri eğitim, araştırma, yönetim ve hizmet işlevleri için vazgeçilmez bir ön koşuldur. Akademik çevrenin tüm üyeleri herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve devletten ya da herhangi bir başka kaynaktan gelebilecek müdahale veya baskı endişesini taşımadan işlevlerini yerine getirme hakkına sahiptir.

4. Devletler akademik çevrenin tüm üyeleri için İnsan Hakları Konusunda Birleşmiş Milletler Anlaşmalarında tanınan temel, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları sağlamak ve bunlara saygı göstermekle yükümlüdür. Akademik çevrenin her üyesi, başta düşünce vicdan, din, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri olmak üzere kişinin özgürlüğü ve dokunulmazlığı ile seyahat özgürlüğünden yararlanır.

5.Akademik çevreye girme olanağı toplumun tüm üyeleri için hiç bir engelleme olmaksızın eşit olacaktır. Herkes, yetenekleri temelinde hiç bir ayrım yapılmaksızın öğrenci, öğretmen, araştırmacı, işçi ya da yönetici olarak akademik çevre içinde yer alma hakkına sahiptir. Akademik çevrenin fırsat eşitliğine sahip olmamış üyeleri için eşitliğin sağlanmasını fiilen hızlandırmaya yönelik geçici önlemler, fırsat ve muamele eşitliği sağlama amaçlarına ulaşıldığında sona erdirilmek koşuluyla ayrımcı girişimler olarak değerlendirilmez. Tüm devletler ve yüksek öğrenim kurumları öğretim üyeleri ve araştırmacılar için istikrarlı ve güvenceli bir istihdam sistemini temin ederler. Akademik çevrenin hiç bir üyesi, akademik çevrenin demokratik yollarla seçilmiş bir organı önünde adil bir savunma yapılmadan göreviden alınamaz.

6. Akademik çevrenin araştırma işlevi ile ilgili tüm üyeleri, bilimsel araştırmanın evrensel ilke ve yöntemlerine tabi olarak, herhangi bir müdahaleye maruz kalmaksızın araştırma çalışmalarını sürdürme hakkına sahiptir. Bu kişiler aynı zamanda araştırmalarının sonuçlannı başkalarına özgürce iletme ve sansürsüz yayımlama hakkına da sahiptir.

7. Akademik çevrenin öğretimle ilgili tüm üyeleri, öğretimin kabul edilmiş ilkelerine, standartlarına ve yöntemlerine tabi olarak, herhangi bir müdahaleye maruz kalmaksızın öğretme hakkına sahiptir.

8. Akademik çevrenin tüm üyeleri, dünyanın herhangi bir yerindeki meslekdaşları ile temas halinde olma özgürlüğü kadar eğitim kapasitelerini geliştirme özgürlüğünden de yararlanırlar.

9. Tüm yüksek öğretim öğrencileri mevcut müfredat içinde istediği branşı seçme hakkı ve edindiği bilgi ve deneyimin resmi olarak tanınması hakkı da dahil olmak üzere, öğrenim özgürlüğünden yararlanırlar. Yüksek öğretim kurumları öğrencilerin mesleki ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamayı amaçlamalıdır. Devletler, eğitimlerini sürdürebilmek için yardıma ihtiyacı olan öğrencilere gerekli kaynakları sağlamalıdır.

10.Tüm yüksek öğretim kurumları öğrencilerin, kurumun idari organlarında yer almalarını temin ederler. Tüm devletler ve yüksek öğretim kurumları öğrencilerin herhangi bir ulusal ya da uluslararası sorunla ilgili görüşlerini tek tek ya da toplu halde ifade etmek haklarına saygı gösterirler.

11. Devletler, tüm orta öğretim mezunları veya yüksek öğretim düzeyinde öğrenimlerini sürdürebileceklarini ispat edebilecek diğer kişiler için ücretsiz bir yüksek öğretim sistemi tasarlamak, düzenlemek ve yaşama geçirmek için tüm gerekli önlemleri almalıdırlar.

12. Akademik çevrenin tüm üyeleri, çıkarlarını korumak amacıyla sendikalar kurma ya da sendikalara katılma hakkı da dahil olmak üzere başkalarıyla birlikte örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir. Akademik çevrenin tüm kesimlerinin sendikaları, kendi alanlarına tekabül eden mesleki standartların oluşturulmasına katılmalıdırlar.

13. Yukarıda sıralanan hakların kullanılması bazı özel görev ve sorumlulukları da birlikte getirir ve başkalarının haklarının korunması için gerekli olan bazı kısıtlamalara tabi tutulabilir. Öğretim ve araştırmalar mesleki standartlara tümüyle uyularak sürdürülmeli ve toplumun karşı karşıya bulunduğu çağdaş sorunlara yanıt verir nitelikte olmalıdır.

Yüksek Öğrenim Kurumlarının Özerkliği

14. Tüm yüksek öğretim kurumları, kişilerin ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarının gerçekleşmesini gözetir ve bilim ve teknolojinin bu hakları zedeleyecek biçimde kötüye kullanılmasını önlemek için çaba gösterir.

15. Tüm yüksek öğretim kurumları ilgilerini toplumun karşı karşıya bulunduğu çağdaş sorunlara yöneltirler. Bu amaçla, bu kurumların müfredatları ve faaliyetleri bir bütün olarak toplumun ihtiyaçlarına yanıt verir. Yüksek öğretim kurumları, kendi toplumlarında politik baskıları ve insan hakları ihlallerini kınamalıdırlar.

16. Tüm yüksek öğretim kurumları diğer benzeri kurumlar ve kendi akademik çevreleri içindeki bireylerle, baskıya maruz kaldıkları zaman dayanışma içinde olmalıdırlar. Bu dayanışma maddi ya da manevi olabilir ve baskı kurbanlarına sığınma, iş ya da eğitim olanakları sağlamayı içermelidir.

17. Tüm yüksek öğretim kurumları, bilimsel ve teknolojik bağımlılığı önlemek ve bilginin edinilmesi ve kullanılmasından dünyadaki tüm akademik çevrelerin eşit konuma sahip olmalarını sağlamak için çaba göstermelidirler. Bu kurumlar bölgesel, politik ya da benzeri diğer engelleri aşan uluslararası bir akademik işbirliğini teşvik etmelidirler.

18. Akademik özgürlükten gerektiği gibi yararlanmak ve yukarıdaki maddelerde sözü geçen yükümlülüklere uymak, yüksek öğretim kurumlarının üst düzeyde özerkliğe sahip olmasını gerektirir. Devletler, yüksek öğretim kurumlarının özerkliğine müdahale etmemekle ve toplumdaki diğer güçlerin müdahalelerini de önlemekle yükümlüdürler.

19. Yüksek öğretim kurumlarının özerkliği, ilgili akademik çevrenin tüm üyelerinin aktif katılımını içeren demokratik bir özyönetimle gerçekleşir. Akademik çevrenin tüm üyeleri, herhangi bir ayırım yapılmaksızın akademik ve idari işlerin yürütülmesinde yer alma hakkına ve olanağına sahiptirler. Yüksek öğretim kurumlarının tüm yönetim organları özgürce seçilir ve akademik çevrenin değişik kesimlerinden temsilcileri içerir. Özerklik, eğitim, araştırma, dışa yönelik çalışmalar, kaynakların kullanımı ve diğer ilgili faaliyetlerle ilgili politikaların belirlenmesine ve yürütülmesine ilişkin kararları kapsamalıdır.

Mary Wollstonecraft

0
Mary Wollstonecraft

Mary Wollstonecraft, 27 Nisan 1759’da Londra’nın Spitalfields bölgesinde dünyaya geldi.  (27 Nisan 1759 -10 Eylül 1797)

Wollstonecraft, kadınların erkeklerin zevki için yaratılmadığını belirterek insan ve kadın haklarını savundu. Kadınların ve erkeklerin eşit şekilde eğitilmesini önemsedi. Kadınların erkeklerden yaratılış itibariyle daha değersiz olmadığını, bu yanlış algının eğitim eksikliğinden kaynaklandığını vurguladı. Yaşamı boyunca fikirlerini gerçek hayatta uygulamaya geçirmeye çalıştı.

Fransızca ve Almanca biliyordu.

Eserleri ve Yaşamı

Wollstonecraft, arkadaşının ölümünden ilham alarak yazdığı ilk romanı Mary: A Fiction’ı 1788’de yayımladı. Ardından İrlanda’da mürebbiyelik yaptı. 1791’de çocuklar için yazdığı Original Stories from Real Life adlı kitabını yayımladı. Bu kitabında, mürebbiyelik deneyimlerinden ilham alarak bazı yaşanmış olaylara da yer verdi.

İlerleyen yıllarda, Jacques Necker’in Of the Importance of Religious Opinions (Dini Kanaatlerin Önemi Hakkında) ve Christian Gotthilf Salzmann’ın Elements of Morality, for the Use of Children (Çocuklar İçin Ahlak Unsurları) isimli eserlerini İngilizce’ye çevirdi. Bu süreçte tanıştığı Thomas Paine’in fikirlerinden etkilendi.

Fransa Dönemi ve Devrim

1792’de Fransız Devrimi’ni gözlemlemek için İngiltere’den ayrılarak Fransa’ya geçti. Devrime katıldı ve burada Amerikalı Kaptan Gilbert Imlay ile birlikte yaşamaya başladı. 1794 yılında Fanny adında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Aynı dönemde Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (A Vindication of the Rights of Woman) adlı kitabını yazdı ve devrim sürecinde bile eser üretmeye devam etti.

Bu dönemde Olympe de Gouges ve arkadaşları İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi Metni‘ni (Déclaration des droits de la femme et de la citoyenne) yayınladı. Ertesi yıl Wollstonecraft’ınKadın Haklarının Savunulması adlı öncü çalışması, İngiltere’de yayınlandı. 

1794 yılının Aralık ayında, An Historical and Moral View of the French Revolution (Fransız Devrimi Üzerine Tarihi ve Ahlaki Düşünceler) adlı kitabını yayımladı.

Büyük Britanya’nın Fransa’ya savaş ilan etmesiyle, Fransa’daki Britanya vatandaşları birçok zorluk yaşamaya başladı. Gilbert Imlay, resmi olarak evlenmemelerine rağmen Wollstonecraft’ı eşi olarak kaydettirdi.

Son Yılları ve William Godwin ile Evliliği

Wollstonecraft, Londra’ya döndükten sonra anarşist hareketin önemli isimlerinden olan William Godwin ile 1795’te tanıştı ve evlendiler. Bu evlilikten 1797 yılında ikinci kızı Mary Shelley dünyaya geldi. Godwin ile olan evliliğinden olan kızı ikinci kızı Shelley’nin doğumundan 11 gün sonra  10 Eylül 1797 tarihinde dünyaya veda etti.

Düşünce Dünyasındaki Yeri

Wollstonecraft’ın sıra dışı yaşamı, ölümünden sonra eşi William Godwin tarafından 1798’de yayımlanan biyografisiyle ortaya çıktı. Wollstonecraft’ın yaşamı, yazılarından daha çok ilgi gördü.

Wollstonecraft, özellikle 1792’de yayımlanan Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (A Vindication of the Rights of Woman) adlı kitabıyla tanındı ve kadın hakları savunuculuğunun öncülerinden sayıldı. Yaşamı 20. yüzyıla kadar eleştirilse de, feminist hareketlerin yükselişiyle birlikte fikirleri ve eserleri daha fazla değer kazandı.

Wollstonecraft, feminist felsefenin kurucuları arasında yer almaktadır.

Kızı Mary Shelley, Frankenstein’ın yazarı olarak tanınan ünlü bir romancıdır.

Unutulmaz Sözü

“Kadının ufkunu genişletin, aklını güçlendirin; körü körüne itaat sona erecektir. Ancak, iktidar her zaman körü körüne itaate ihtiyaç duyar, bu yüzden zorbalar ve şehvet düşkünleri kadını karanlıkta tutmaya çalışır. Zorbaların tek istediği bir köledir, şehvet düşkünlerinin istediği ise bir oyuncak.”

Avukat Ceyhun Can

0

Ceyhun Can, 1940 yılında Adana’nın Kozan ilçesinde doğdu, 1960 Yılında Adana Erkek Lisesini bitirdikten sonra askerliğini yaptı. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğrenimini 1970 yılında tamamladı ve Adana Barosu’na kayıt yaptırarak stajını yaptı ve serbest avukatlığa başladı.

Türkiye İşçi Partisi’nin 1972 sonrası kurucularından biri oldu. TİP’in 1974-80 yılları arasında Adana İl Başkanlığını yürüttü.

Avukat Ceyhun Can, kendisi gibi öldürülen Adana Barosu avukatları  Halil Sıtkı Güllüoğlu ve Ahmet Albay ile birlikte Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı.

Henüz 39 yaşında iken, 10 Eylül 1979’da yazıhanesi basıldı, kurşunlandı ve öldürüldü.

Edebiyata olan ilgisi ve şiir merakı öğrencilik yıllarında başladı. Şiirleri ve yazıları, Şölen, 18, Yelken, Ataç ve Dost dergilerinde yayımlandı. 

Avukat Ceyhun Can – Soy Savaşı

 

1966 yılında “Soy Savaşı” isimli kitabını yazdı. 1970 yılında yazmış olduğu “Umut Devrimci Savaşta” isimli eser Türk Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı görülerek toplatıldı ve hakkında kovuşturma açıldı.

Ölüm yıldönümlerinde Adana Barosu ve Adana’daki çeşitli kuruluşlardan tarafından anma törenleri yapılmaktadır. 2019 yılında yapılan anmada Adana Barosu Başkanı Veli Küçük katliamın Maraş ile sınırlı kalmadığını ifade ederek  “Daha sonra başlayan yargılamalarda müdahil ailelerine de her türlü saldırı olacak ve müdahil vekilliğini üstlenen üç avukat da Maraş Katliamı’nı gerçekleştiren zihniyetin kurbanı olacaklardı. Kapanmayan bir dosya, kapanamayan yaralar ve izleri, alt üst olan aileler, vahşetin en ilkelliğinin yansıması, derin devlet ve onun emrindeki bir siyasi yapılanmanın gerçekleştirdiği katliam” demiştir.

Nebi Barlas

0
Nebi Barlas

Nebi Barlas (1940, İstanbul – 20 Temmuz 2026), avukat, insan hakları savunucusu ve İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularındandır. Özellikle 12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrasında sıkıyönetim mahkemelerinde görülen siyasi davalarda çok sayıda sanığın savunmasını üstlenmesiyle tanınmıştır. Savunma hakkı, adil yargılanma ilkesi ve hukukun üstünlüğü alanındaki çalışmaları nedeniyle Türkiye’de insan hakları hukukunun önde gelen isimleri arasında gösterilmektedir.

Nebi Barlas, 1940 yılında İstanbul’da doğdu. Kara Harp Okulunun son sınıf öğrencisiyken, 21 Mayıs 1963 tarihinde Albay Talat Aydemir ve Fethi Gürcan tarafından gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminin ardından ordudan ilişiği kesilen Harbiyeliler arasında yer aldı. Bu dönemde Mamak, Balıkesir, Bigadiç ve Kepsut cezaevlerinde yaklaşık üç buçuk yıl tutuklu kaldı.

Tahliyesinin ardından öğrenimini sürdürerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu ve avukatlık mesleğine başladı. Cezaevi deneyimi ve askerî müdahale dönemlerinde yaşadıkları, meslek yaşamının yönünü belirledi. Savunma hakkı, temel hak ve özgürlükler ile insan hakları alanında çalışmayı tercih etti.

12 Mart 1971 askerî müdahalesi sonrasında Kurmay Yarbay Talat Turhan’ın savunmasını üstlendi. Ancak asıl olarak, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından sıkıyönetim mahkemelerinde görülen siyasi davalarda üstlendiği savunmalarla tanındı. Bu dönemde, 807’si hakkında idam cezası talep edilen sanıklar olmak üzere toplam 2.480 kişinin avukatlığını yaptı. İşkence iddiaları, adil yargılanma hakkı ihlalleri ve olağanüstü yargılama usullerine ilişkin davalarda yürüttüğü savunmalarla öne çıktı. Paşakapısı Cezaevinde 25 Haziran 1981 tarihinde infaz edilen Ahmet Saner ile Kadir Tandoğan’ın müdafii olarak infazlarına tanıklık etti.

Barlas, yalnızca avukatlık faaliyetleriyle değil, insan hakları alanındaki örgütlü çalışmalarıyla da tanındı. 1986 yılında işkence, kötü muamele ve diğer hak ihlallerine karşı mücadele amacıyla kurulan İnsan Hakları Derneğinin (İHD) kurucu üyeleri arasında yer aldı.

Adalet Savaşçısı - Nebi Barlas Meslek yaşamı boyunca cezaevlerinde avukatlara yönelik uygulamaları ve yargı bağımsızlığını zedelediğini düşündüğü uygulamaları kamuoyunda eleştirdi. 2000’li yıllarda cezaevi girişlerinde avukatlara yönelik üst aramaları ve aşağılayıcı muameleleri protesto ederek aktif avukatlık mesleğini bıraktı. Bununla birlikte hukuk devleti, demokrasi, insan hakları ve savunma hakkına ilişkin görüşlerini açıklamayı sürdürdü. Bellek Müzesi hukuk danışmanlığında bulundu.

Yaşamı ve hukuk mücadelesi, Metin Ağaçgözgü ile Hasan Çelikol tarafından hazırlanan Adalet Savaşçısı adlı nehir söyleşi kitabında yayımlandı. Kitap, Nebi Barlas’ın hocası Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na ithaf edildi. Eserde çocukluk yılları, Harp Okulu ve cezaevi dönemi, hukuk eğitimi ve özellikle 12 Eylül dönemindeki savunma faaliyetleri ayrıntılı biçimde ele alındı. Barlas, hukuk çevrelerinde ve müvekkilleri tarafından zaman zaman “Aslanların Avukatı” ve “Adalet Savaşçısı” olarak anıldı.

12 Eylül 2023 tarihinde Artı Gerçek’ten Esra Çiftçi’ye verdiği röportajda, avukatlığı bırakma kararını cezaevlerinde avukatlara yönelik uygulamalarla ilişkilendirerek şu ifadeleri kullandı: “Sağmalcılar Cezaevi’nde avukatlara yönelik hukuk dışı aramalar yapılıyordu. Bel kayışı ve ayakkabılar çıkartılıyordu. Sağlık yönünden son derece mahsurlu, pislik içindeki terlikler veriliyordu. Bu rezil uygulama bittikten sonra demir parmaklığa doğru yürüdüğümde, askerin ayakkabılarıma adeta şut çekercesine vurduğunu gördüm. Askere verdikleri terlikleri fırlattım. Büyük olay oldu. Savcı ve müdür geldi. Her zaman sakinliğimle tanındığım halde şahsıma yapılan bu hakareti kabul edemediğimi, onurlu bir avukatlık yaptığımı, Harbiyeli olmanın onurunu ve gururunu her şeyin üstünde tuttuğumu, bu hakareti kabul etmemin mümkün olmayacağını ifade etmeye çalıştım. Savcı ve müdür bana hak vermiş olacaklar ki beni teselli etmeye çalıştılar. Aramaların bu şekilde rezilce devam etmesi üzerine bu şartlarda avukatlık görevini yapamayacağımı düşündüğümden, çok sevdiğim mesleğimi bırakmak zorunda kaldım.”

Avukat Nebi Barlas, 20 Temmuz 2026 tarihinde 86 yaşında yaşamını yitirdi. Ölümünün ardından barolar, insan hakları kuruluşları ve çok sayıda hukukçu tarafından yayımlanan taziye mesajlarında, savunma hakkı ve insan hakları mücadelesine yaptığı katkılar vurgulandı. Edremit Akçay Zeytinli Camii’nden kaldırılan naaşı kalabalık bir yürüyüşle alkışlar, sloganlar eşliğinde Zeytinli mezarlığına götürüldü. Cenaze törenine CHP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), ADAMDER, Emek Partisi (EMEP), İnsan Hakları Derneği (İHD), Dostluk ve Kültür Derneği katıldı. Cenazede Barlas’ın son mektubu okundu. Mektupta Barlas, “Eğilmeyin, susmayın, adalette kalın” dedi.

Nebi Barla - İmza Töreni

Niyazi Ağırnaslı

0
Niyazi Ağırnaslı

Niyazi Ağırnaslı (1911–20 Haziran 1987), Kayseri’nin Ağırnas beldesinde doğan Türk siyasetçi, avukat ve yazardır. Doğum yılı bazı kaynaklarda 1910 olarak da belirtilmektedir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Ağırnaslı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar Kalemi Kâtipliği, Bütçe Encümeni Bürosu memurluğu ve şef yardımcılığı görevlerinde bulundu. Maliye Bakanlığı Tetkik Kurulunda raportör ve başraportör olarak çalıştı; Kozan Hazine Avukatlığı yaptı. Daha sonra serbest avukat olarak çalıştı. Ağırnaslı, 15 Ekim 1961’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) listesinden Ankara Cumhuriyet Senatörü seçildi ve 5 Haziran 1966’ya kadar bu görevde kaldı. Şubat 1963’te Türkiye İşçi Partisine (TİP) katıldı ve TİP Ankara İl Başkanlığı görevini üstlendi. Ağırnaslı’nın TİP’e katılması, partinin Cumhuriyet Senatosunda temsil edilmesini sağladı. Böylece TİP, Anayasa Mahkemesine başvurma imkânı da elde etti. Ağırnaslı, TİP adına Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasında önemli rol oynadı. 28 Şubat 1963’te yapılan başvuruda söz konusu maddelerin de iptali istendi; Anayasa Mahkemesi daha sonra iptal istemini reddetti. Ağırnaslı, Cumhuriyet Senatosundaki çalışmalarında işçi hakları, sendikal haklar, grev ve lokavt, ekonomik planlama ve seçim sistemi gibi konuları da gündeme taşıdı. Avukatlık yaşamı boyunca özellikle siyasal davalarda görev alan Ağırnaslı, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askerî müdahalelerinin ardından açılan davalarda çok sayıda siyasal sanığın ve demokratik kitle örgütünün savunmasını üstlendi. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatlığını yaptı. Bazı kaynaklarda Erdal Eren’in de avukatlığını üstlendiği belirtilmektedir. Ayrıca Sabahattin Ali, Abidin Dino, Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Sadun Aren, Muvaffak Şeref, Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı gibi yazar, akademisyen ve siyasetçilerin hukuki savunmalarında görev aldı. Niyazi Ağırnaslı, hukukçu örgütlenmeleri içinde de etkin rol oynadı. Devrimci Avukatlar Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneğinin kuruluşunda yer aldı ve bu örgütlerde başkanlık yaptı. Kaynaklarda 1971–1978 yılları arasında Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanlığı yaptığı belirtilmektedir. Ayrıca 17 Temmuz 1986’da kurulan İnsan Hakları Derneğinin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Hukukçu örgütlerindeki çalışmalarıyla savunma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve temel hakların korunması konularında faaliyet yürüttü. Edebiyatla da ilgilenen Ağırnaslı, 1941 yılında yayımlanan Elem Kaynağı: İçtimai Roman adlı eserin yazarıdır. Eserde Anadolu insanının yaşamı ile Kurtuluş Savaşı sonrasındaki toplumsal ve ekonomik koşullar ele alınmaktadır. Ağırnaslı’nın Alman edebiyatından çeviriler de yaptığı belirtilmektedir. Ağırnaslı’nın kızı Nuran Ağırnaslı, 1960’ların sonlarından itibaren sol hareket içinde yer aldı ve çeşitli siyasal davalarda yargılandı. Torunu Suphi Nejat Ağırnaslı ise 2014 yılında Kobanê’de hayatını kaybetti. Bu nedenle Ağırnaslı ailesi, Türkiye’de sol ve devrimci hareketin farklı kuşaklarıyla ilişkilendirilen ailelerden biri olarak anılmıştır. Niyazi Ağırnaslı, Cumhuriyet Senatosundaki çalışmaları, Türkiye İşçi Partisi içindeki siyasal faaliyetleri, siyasal davalarda üstlendiği savunmalar ve hukukçu örgütlenmelerindeki görevleriyle Türkiye’nin yakın dönem hukuk ve siyaset tarihinde önemli bir yere sahiptir. Ağırnaslı ayrıca 7 Ekim 2014 günü yaşamını yitiren sosyolog Suphi Nejat Ağırnaslı’nın da dedesidir.

Çağdaş Hukukçular Derneği

0
Çağdaş Hukukçular Derneği

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Türkiye’de hukuk ve insan hakları alanında faaliyet gösteren hukukçu örgütlerinden biridir. 31 Aralık 1974 tarihinde Ankara’da kurulan derneğin kuruluşunda Niyazi Ağırnaslı, Halit Çelenk ve Gülçin Çaylıgil gibi hukukçular önemli rol oynamıştır. Niyazi Ağırnaslı, ÇHD’nin kurucu ve ilk genel başkanıdır. 

ÇHD’nin kuruluşu, Türkiye’de siyasal ve toplumsal çatışmaların yoğunlaştığı 1970’li yıllara rastlamıştır. Kurucu hukukçular arasında yer alan Niyazi Ağırnaslı ve Halit Çelenk, dönemin siyasal davalarında sanıkların savunmasını üstlenen ve hukuk alanındaki çalışmalarıyla tanınan avukatlardı. ÇHD, kuruluşundan itibaren hukukçuların mesleki çalışmalarını temel hak ve özgürlüklerin korunması ve savunma hakkının güçlendirilmesiyle birlikte ele almıştır. Derneğin amaçları tüzüğünde düzenlenmiştir. Buna göre ÇHD; hukukun insanlığın tarihsel kazanımları doğrultusunda geliştirilmesini, insanın özgürleşmesini ve demokratik temellere dayanan bir hukuk sisteminin kurulmasını amaçlamaktadır. Yaşam hakkı başta olmak üzere temel haklara ve insanlık onuruna yönelik saldırıların önlenmesi, savunma hakkının geliştirilmesi, yargı bağımsızlığının korunması ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması da derneğin amaçları arasında yer almaktadır.

ÇHD’nin ilk dönem çalışmalarında siyasal davalar, savunma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı önemli yer tutmuştur. Dernek, hukuk alanındaki çalışmalarını yayın faaliyetleriyle de desteklemiştir. 1976 yılında yayımlanmaya başlayan Çağımızda Hukuk ve Toplum dergisi, ÇHD’nin hukuk ve toplum ilişkisine yönelik çalışmalarının başlıca yayınlarından biri olmuştur.

ÇHD üyeleri sonraki yıllarda farklı toplumsal kesimlerin karşılaştığı hukuki sorunlara ilişkin çok sayıda davada hak savunuculuğu yapmıştır. İşçi hakları, iş cinayetleri, işkence ve kötü muamele, cezaevi uygulamaları, düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, kadına yönelik şiddet, göçmen hakları ve çevre sorunları derneğin çalışma alanları arasında yer almıştır. ÇHD üyesi avukatlar, Soma, Ermenek, Çorlu, Hendek ve Amasra başta olmak üzere çeşitli iş cinayetlerine ilişkin davalarda mağdurların ve mağdur yakınlarının hukuki temsilini üstlenmiştir. Bunun yanında Güler Zere, Engin Çeber, Festus Okey, Berkin Elvan ve Hasan Ferit Gedik gibi kişilerin ölüm veya hak ihlallerine ilişkin davalarında da görev almıştır.

Dernek, cezaevlerinde meydana gelen ölüm ve hak ihlallerine ilişkin davalarda da yer almıştır. Bayrampaşa, Ulucanlar ve 19 Aralık 2000 cezaevi operasyonları sonrasında yürütülen hukuki çalışmalarda ÇHD üyesi avukatlar görev yapmıştır. Şemdinli, Susurluk ve Mehmet Ağar hakkında yürütülen davalarda da dernek üyesi avukatlar hukuki faaliyetlerde bulunmuştur. Sivas Katliamı sonrasında yürütülen hukuki çalışmalarda ve 2013 Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybeden Ethem Sarısülük ile ilgili davada da ÇHD üyesi avukatlar yer almıştır.

ÇHD, faaliyetleri nedeniyle farklı dönemlerde idari ve adli müdahalelerle karşılaşmıştır. Dernek, 2016 yılında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle kapatılmıştır. Dernek üyeleri hakkında da çeşitli soruşturmalar ve ceza davaları yürütülmüştür. ÇHD üyesi avukat Ebru Timtik, diğer bazı dernek üyeleriyle birlikte yürütülen ceza yargılaması kapsamında tutuklanmıştır. Timtik, adil yargılanma hakkı talebiyle başladığı ölüm orucunun ardından 27 Ağustos 2020 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Ölümü, Türkiye’de savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı konularındaki tartışmalarda önemli bir yere sahip olmuştur.

ÇHD, Türkiye dışındaki hukukçu ve insan hakları kuruluşlarıyla da çeşitli dönemlerde dayanışma ve iş birliği faaliyetleri yürütmüştür. Uluslararası kuruluşlarla gerçekleştirilen temaslar ve ortak çalışmalar, derneğin faaliyetlerinin uluslararası boyutlarından birini oluşturmuştur. ÇHD’nin tarihindeki önemli hukukçular arasında Niyazi Ağırnaslı, Halit Çelenk ve Gülçin Çaylıgil bulunmaktadır. Farklı dönemlerde çok sayıda avukat da derneğin çalışmalarında görev almıştır. Çağdaş Hukukçular Derneği, 1974’ten günümüze uzanan tarihi boyunca Türkiye’de hukuk, savunma hakkı ve insan hakları alanlarında faaliyet gösteren hukukçu örgütlerinden biri olmuştur.

9 Eylül – Hukuk Takvimi

0
9 Eylül – Hukuk Takvimi
9 Eylül – Hukuk Takvimi
1739  Amerikan Devrimi öncesinde Britanya’nın Kuzey Amerika anakarasındaki kolonilerinde yaşanan en büyük köle ayaklanması olan Stono İsyanı, Güney Carolina’daki Charleston yakınlarında patlak verdi.

1776 Kıta Kongresi, eyaletler birliğine resmen Amerika Birleşik Devletleri adını verdi. 
1806

New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamı, Birleşik Devletler Anayasası‘nın hazırlayıcılarından William Paterson, New York’ta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Aralık  1745, İrlanda) 

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William Paterson
1850 Kaliforniya, ABD’nin otuz birinci eyaleti olarak kabul edildi. 
1878

Filipinli hukukçu ve devlet başkanı  Sergio Osmeña (9 Eylül 1878 – 19 Ekim 1961) dünyaya geldi. 1944-1946 yılları arasında Filipinler Devlet Başkanı olarak görev yaptı.

1886 Bern Uluslararası Telif Hakları Konvansiyonu toplandı. Konvansiyonda, Edebiyat Ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi(Berne Convention for the Protection of Literary and Artistic)  kabul edildi. Fikir ve sanat eserlerinin ulusal sınırlar ötesinde korunmasını sağlamak amacıyla oluşturulan ilk uluslararası nitelikteki çok taraflı bu ilk anlaşma, sonuncusu 1979’da olmak üzere birçok kez revize edildi.
1914  İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı Hükûmetinin kabul ettiği tüm kapitülasyonları reddettiğini açıkladı 
1918 İtalyan hukukçu, yargıç ve Cumhurbaşkanı Oscar Luigi Scalfaro (9 Eylül 1918 – 29 Ocak 2012) dünyaya geldi.
1919 Birinci Dünya Savaşı sonrası enflasyon karşısında daha yüksek maaş talebiyle Boston polis memurları greve gitti. Grev, anarşi, kanunsuzluk ve devrim korkularını körükledi.
1923  Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kuruldu. Halk Fırkası Nizamnamesi kabul edildi.
1932 İspanya Cumhuriyeti Cortes’i, 9 Eylül 1932’de Katalonya Özerklik Statüsü’nü kabul etti. Statü, Katalonya’ya İspanya Cumhuriyeti içinde özerklik tanıdı; Parlamento, Generalitat Başkanı ve Yürütme Konseyinden oluşan özerk yönetim kurumlarını düzenledi ve tarihî Generalitat kurumunu yeniden işler hâle getirdi.
1939 

Fransız hukukçu Alexandre Benmakhlouf dünyaya geldi. 

Alexandre Benmakhlouf
1948  Kuzey Kore, Başkan Kim İl Sung liderliğinde bağımsızlığını ilan etti.
 
1953 Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Hürriyet gazetesinde kendisine hakaret edildiği iddiasıyla Sedat Simavi’yi dava etti.
 1955 Hükümet, 6-7 Eylül olaylarında zarar gören kişi ve kuruluşlara yardım kararı aldı.
1957  ABD başkanı Dwight D. Eisenhower, ulusal mevzuatta yer alan ilk insan hakları belgesi olan Medeni Haklar Yasasını imzaladı. Little Rock Hareketi ile ABD Yüksek Mahkemesinin 1954 yılında vermiş olduğu Brown v. Board of Education Kararı, yasanın onaylanmasında etkili oldu. 
1969 

Kanada’da Resmi Diller Yasası yürürlüğe girdi, Fransızca federal hükümet genelinde İngilizce ile eşit dil haline geldi.

1971 

Boğaziçi Üniversitesi
1971 

Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme‘nin onaylanması 9 Eylül 1971 tarih ve 1483 sayılı Kanunla uygun bulundu. Sözleşme Bakanlar Kurulu Kararı ile 3 Mayıs 1972 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 17 Haziran 1972 tarihli sayısında yayınlanmıştı.

1971 
  • 12 Mart Askeri Müdahalesi sonrası kurulan Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin savcıları, THKO Davası’nda Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşının idamını talep etti.
  •  New York’daki Attica Cezaevi’nde isyan meydana geldi . Bir gardiyanın öldürülmesi ile başlayan olaylar 39 kişinin öldürülmesi ile durduruldu. 
1972  İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 278 kitabı toplattı.
1973  İstanbul Ayvansaray’da Cıvata Fabrikası’nda çalışan 215 işçi açlık grevine başladı.
1974  SBF Anayasa Hukuku Profesörü Mümtaz Soysal, Uluslararası Af Örgütü’nün((Amnesty International) Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Soysal, 18 Mayıs 1971 tarihinde tutuklanmış, bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yatmıştı. 1976-1978 yıllarında örgütün Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal

1978-1980 yılları arasında Kıbrıs Türk Tarafının Anayasa Danışmanlığını yapması nedeniyle (Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etti. Örgütün 2017’deki Türkiye Şubesi başkanı Taner Kılıç ise 9 Haziran 2017’de tutuklanmıştı.)

1977 
1979 Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Brecht Kabare’den sonra İstanbul Birlik Sahnesinde oynanacak Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” oyununu da yasakladı.
1981  Honduras, Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (Inter-American Court of Human Rights)  bağlayıcı yargı yetkisini kabul etti.
1982  Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan katledildi.
1985 
  • Türk Hava Yolları’nın Frankfurt-İstanbul seferini yapan uçağını yangın söndürme cihazıyla kaçırma girişiminde bulunan Yusuf Örer, yargılandığı davada 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
  • Hukukçu ve siyasetçi Sırrı Atalay, Bodrum’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1919, Erzurum)
1989  İlhan İrem, Grup Yorum, Bulutsuzluk Özlemi ve birçok müzik grubunun katıldığı İnsan Hakları, “Yarın Değil Şimdi” konseri Açıkhava Tiyatrosu’nda yapıldı.

Yarın Değil Şimdi Konseri
1990 Sri Lanka ordusu tarafından Batticaloa bölgesinde 184 Tamil sivil katledildi. Olay tarihe Batticaloa Katliamı olarak geçti 
1991 
1993 
  • İzmir Fuarı’nın açışına gelen Başbakan Tansu Çiller’i yuhalayan 3 sendikanın şube başkanları (Birleşik Metal-İş, Petrol-İş, Tüm-Tis) gece evlerinden gözaltına alındı.
  • Filistin Kurtuluş Örgütü, İsrail’i resmen meşru bir devlet olarak tanıdı.
2000  Yoksulluğa, savaşa, ırkçılığa, şiddete, tacize ve tecavüze karşı 2000 Yılı Dünya Kadın Yürüyüşü’ne destek için Sirkeci Postanesi önünde toplanıp basın açıklamasıyla Birleşmiş Milletler’e kart ve imza göndermek isteyen kadınlardan 50’si dövülerek gözaltına alındı.

Yoksulluğa, savaşa, ırkçılığa, şiddete, tacize ve tecavüze karşı 2000 Yılı Dünya Kadın Yürüyüşü
2001  Brezilya’da hapishanelerde sık sık ayaklanan Birinci Kent Kumandası (PCC) adlı suçlu grubu siyasi parti kurdu. Partinin adı Hapsolmuşlar Cemiyetinin Partisi oldu. Şubat’ta ülkedeki büyük ayaklanmada 19 kişi öldürüldü. PCC pencerelere barış, adalet, özgürlük yazılı dövizler astı.
2003 

İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Tavsiye Kararı, Avrupa Kosneyi Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 9 Eylül 2003 tarihli 851. toplantısında “İdare Hukuku Alanında İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Rec (2003) 16 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla kabul edildi. 

2003  Avrupa Konseyi üyesi Ermenistan’da parlamento, ölüm cezasını kaldıran yasayı onayladı.
2009  Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 yıldır süren Adana Devrimci Yol davasının sekiz sanığını anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.
2011  Gazeteci Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 12’si tutuklu 14 kişi hakkındaki iddianame kabul edildi. Şık, 2016’da yeniden tutuklandı. 2018’de parlamentoya girdi. 

Ahmet Şık
2024 Narin Güran cinayeti soruşturmasıyla ilgili Diyarbakır 5’inci Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği yayın yasağının kaldırılması kararı RTÜK’ün resmi internet sitesinde yayımlandı.
2024 Engin Polat ve 3 sanığın tahliye kararına yapılan itirazın reddedilmesi üzerine savcılık tarafından bir üst mahkemeye başvuruldu. Anadolu 11. Ağır Ceza Mahkemesi de itirazı reddetti.
2024 Anayasa Mahkemesi (AYM), CHP’nin 7’inci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun,  9 Ekim 2012 tarihindeki grup toplantısında, Ahmet Davutoğlu’na yönelik “çapsız”, “ileri derecede geri zekalı” sözlerini “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirdi.
2024 Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi, Türkiye ile ilişkileri canlandırmak için aktif iletişimde olunduğunu, daha fazla yüksek düzeyli diyalog ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi konularda yakın gelecekte adım atılmasını beklediğini söyledi.
2026
  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, yaptığı açıklamada , uygun koruma önlemleri alınmadığı takdirde yapay zekanın insanlar tarafından kontrol edilemez hale gelebileceği konusunda uyardı.
  • BM uzmanları yayınladıkları basın açıklaması ile, hem Amerika Birleşik Devletleri hükümetine hem de Tennessee eyaletine, 21 yaşında bir gençken işlediği suçtan dolayı idam cezasına çarptırılan Christa Pike‘ın infazının durdurulması çağrısında bulundu
  • Küçükçekmece’de eski polis memuru Cemil Koç tarafından öldürülen ve cesedi Eyüpsultan’da bir yol kenarında bulunan üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz (22) cinayetine ilişkin davada sanık hakkında, “kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
  • Uluslararası Aile Hukuku Derneği’nin 19. Dünya Konferansı, Pîrî Reis Üniversitesi ev sahipliğinde 9–12 Eylül 2026 tarihleri arasında İstanbul’da başladı. Türk Medeni Kanunu’nun 100. yıl dönümüne denk gelen etkinlik, “Aile Hukuku ve Kırılganlık” (Family Law & Vulnerability) ana temasıyla düzenleniyor.
  • Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Üsküdar Belediye Meclisi’nin üç üyesinin şikâyetleri üzerine YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve İlçe Başkanı Berk Tütüncü hakkında soruşturma başlattı. Meclis üyeleri, Üsküdar Belediye başkan vekilliği seçimine ilişkin iradelerinin fesada uğratılmasına yönelik tehdit, hakaret ve baskıya maruz kaldıklarını öne sürdü.
  • 51’i tutuklu 414 sanıklı Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü Davasına 78’inci gün duruşmasıyla Silivri’de devam edildi.
  • Kamuoyunda “Sisi” olarak tanınan Seyhan Soylu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı.

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşme

0

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşme, 24 Ekim 1956 tarihinde La Haye’de kabul edilmiştir.

Türkiye sözleşmeyi 10 Haziran 1970 tarihinde imzalamış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 9 Eylül 1971 tarihinde kabul edilmiştir. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun Resmî Gazetenin 17 Eylül 1971 tarihli ve 13959 sayılı nüshasında yayınlanmıştır.

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşme

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Devletler,

Çocuklara karşı nafaka yükümlülüğüne uygulanacak kanunla ilgili müşterek hükümler tesis etmek ve,

Bu hükümlerle 24 Ekim 1956 tarihli, Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğüne Uygulanacak Kanuna Dair Sözleşme hükümleri arasında ahenk sağlamak arzusunu taşıyarak,

Bu maksatla bir Sözleşme akdetmeyi kararlaştırmışlar ve aşağıdaki hükümlerde mutabık kalmışlardır:

İşbu Sözleşmeyi imza eden devletler:

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak kanun hakkında müşterek hükümler vazetmek arzusuyla bu mevzuda bir Sözleşme akdine karar vermişler ve aşağıdaki hükümler üzerinde mutabakata varmışlardır:

Madde 1

Çocuğun kimden ve ne nispetle nafaka talep edeceğini, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu yer kanunu tespit eder.

Çocuğun mutat meskeninin değişmesi halinde, bu değişmenin vukuundan itibaren yeni mutat meskeninin bulunduğu yer kanunu tatbik olunacaktır.

Bahis konusu kanun, nafaka davasının kimin tarafından açılabileceği ve dava açma süresi hususlarını da düzenler.

“Çocuk” tabirinden, bu Sözleşme mucibince, nesebi sahih, nesebi gayrisahih veya evlat edinilmiş evli olmayan ve 21 yaşını doldurmamış bütün çocuklar anlaşılır.

Madde 2

Birinci madde hükümleri dışında, Akid Devletlerden her biri aşağıdaki hallerde kendi kanununun tatbik olunduğunu ilan edebilir.

a) Müracaat bu devletin bir merciine yapılmışsa,
b) Kendisinden nafaka istenen ve çocuk bu Devlet vatandaşı ise,
c) Kendisinden nafaka istenilen şahsın mutat meskeni bu Devlette bulunmakta ise,

Madde 3

Yukarıdaki hükümlerin aksine olarak, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu mahal kanununun, çocuğa nafaka konusunda herhangi bir hak tanınmaması halinde, müracaat edilen makamın uyuşmazlıkla ilgili milli mevzuatının gösterdiği kanun uygulanır.

Madde 4

Bu Sözleşme ile uygulanacağı beyan edilen kanun, ancak tatbikatının müracaat edilen makamın bağlı bulunduğu devletin kamu düzeni ile açıkça kabili telif olmaması halinde bertaraf edebilir.

Madde 5

İşbu Sözleşme civar hısımları arasındaki nafaka ile ilgili münasebetlere uygulanmaz.

Bu Sözleşme, sadece nafaka mükellefiyetleri ile ilgili kanun ihtilaflarını halleder. İşbu Sözleşmenin tatbikatı sonucu alınmış olan kararlar, nesebe ve alacaklı ile borçlu arasındaki ailevi münasebetlere mütaallik olmayacaktır.

Madde 6

İşbu Sözleşme sadece, birinci maddede zikredilen kanunun, Akid Taraflardan birinin kanunu olması hallerinde uygulanır.

Madde 7

İşbu Sözleşme La Haye Devletler Hususi Hukuku Konferansının 8 inci oturumunda temsil edilen ülkelerin imzasına açıktır.

Sözleşme tasdik edilecek ve tasdik belgeleri Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi olunacaktır.

Tevdi olunan her tasdik belgesi için bir zabıt tanzim edilecek ve bu zaptın tasdikli bir örneği diplomatik bir yolla sözleşmeyi imzalayan devletlere gönderilecektir.

Madde 8

İşbu Sözleşme, 7 inci maddenin 2 nci fıkrasında öngörülen, 4 üncü tasdik belgesinin tevdiini takip eden 60 ncı gün yürürlüğe girecektir.

Bilahare tasdik edilen her devlet için Sözleşme, tasdik belgesinin tevdi tarihini takip eden 60 ncı gün yürürlüğe girecektir.

Madde 9

İşbu Sözleşme Akid Devletlerin anavatan topraklarına bihakkın uygulanır.

Bir Akid Devlet, bu sözleşmenin diğer bütün deniz aşırı topraklarından veya milletlerarası kendisi tarafından tedvir edilen diğer mümasil denizaşırı topraklar da yürürlüğe girmesini arzu ederse, bu husustaki niyetini bir belge ile Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edecektir. Mezkur bakanlık da, her Akid Devlete diplomatik yolla bu tebligatın tasdikli bir örneğini gönderecektir.

Sözleşme 6 ay içinde tebliğe itiraz etmemiş olan devletler, milletlerarası münasebetleri bahis konusu devlet tarafından tedvir olunup kendileri için tebligat yapılmış olan denizaşırı toprak veya topraki çin yürürlüğe girecektir.

Madde 10

Konferansın 8 inci oturumunda temsil edilmemiş olan bu devlet, Hollanda Hükümeti tarafından katılmaya dair bildirimin yapıldığı tarihten 6 aylık bir müddet için Sözleşmeyi tasdik etmiş olan bir veya daha fazla devlet itiraz etmedikçe işbu Sözleşmeye katılabilir. Katılma 7 nci maddenin 2 nci bendinde öngörülen usule tevfikan tahakkuk eder.

Madde 11

Her Akid Devlet işbu Sözleşmeyi imzalar, tasdik eder veya ona katılırken bunun evlat edinilen çocuklara uygulanmama hakkını mahfuz tutabilir.

Madde 12

İşbu Sözleşme, Sözleşmenin 8 inci maddesinin 1 inci bendinde belirtilen tarihten itibaren 5 yıl müddetle muteber olacaktır.

Bu müddet, anlaşmayı sonradan tasdik eden veya katılan ülkeler için de aynı tarihden itibaren işleyecektir.

Feshi ihbar edilmedikçe Sözleşme kendiliğinden 5 yılda bir yenilecektir.

Fesih, müddetinin bitiminden en aşağı altı ay evvel Hollanda Dışişleri Bakanlığına ihbar edilecek ve bakanlık da keyfiyetten diğer bütün Akid Devletlere bilgi vercektir.

Feshi ihbar, denizaşırı topraklara veya 9 uncu maddenin 2 nci bendi uyarınca yapılan tebliğde belirtilen bazı denizaşırı topraklara inhisar edebilir.

Feshi ihbar, ancak onu tebliğ eden devlete karşı hüküm ifade edecektir. Sözleşme diğer Akid
Devletler için yürürlükte kalacaktır.

Bunu teyiden aşağıda imzaları mevcut olup bu hususta kendilerine mahsus selahiyet verilmiş kimseler işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

La Haye’de, 24 Ekim 1956’de Hollanda Hükümeti arşivine tevdi edilmek üzeer tek nüsha olarak tanzim edilmiş olup, tasdikli bir örneği diplomatik yolla La Haye Devletler Hususi Hukuk Konferansının 8 inci oturumunda temsil edilmiş olan devletlerin her birine olduğu gibi sonradan katılan devletlere de gönderilecektir.

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında Kanun

(Resmî Gazete ile yayımı : 17 . 9 . 1971 – Sayı : 13959)
No. Kabul tarihi  1482 9.9 . 1971

MADDE 1. — 24 Ekim 1956 tarihinde La Hay e ye akdedilen ve 10 Haziran 1970 tarihinde imzalanmış bulunan «Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak kanuna dair Sözleşme» nin
onaylanması uygun bulunmuştur.
MADDE 2. — Bu kanun yayımı tarihinde yiıürlüğe girer.
MADDE 3. — Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür

Çocuklara karşı nafaka mükellefiyetine uygulanacak Kanuna dair Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında Kanunun GEREKÇESİ

Sırrı Atalay

0

Hukukçu ve siyasetçi Sırrı Atalay, 1919 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. (Ölümü: 9 Eylül 1985)

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hukuk ve siyaset kariyeri boyunca, yargıçlık, savcılık ve serbest avukatlık, milletvekilliği, senatörlük ve Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı yaptı.

Fakülteyi bitirdikten sonra Ankara Stajyer Hâkim adayı oldu. Akabinde, Lice Cumhuriyet Savcı Yardımcısı, Kiğı Yargıç Yardımcısı, Iğdır Yetkili Sorgu Yargıcı olarak görevde bulundu.

Türkiye Eğitim Derneği Koleji’nde Psikoloji ve Felsefe Öğretmeni olarak çalıştı.

14 Mayıs 1950 tarihinden 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri müdahaleye kadar CHP Kars milletvekilliği görevini yürüttü. Bu dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi Genel İdare Kurulu Üyeliği, TBMM Meclis Grubu Başkanvekilliği ve Parti Meclisi Üyeliği görevlerinde bulundu.

27 Mayıs Askeri Darbesinden sonra faaliyet gösteren Kurucu Meclis Anayasa Düzenleme Komisyonu Üyeliği ve 1961 Anayasası ile kurulan Senato’da 1961 yılından 1980 yılına kadar senatörlük yaptı.

Türkiye Cumhuriyetinde Görev Yapmış Adalet Bakanları

15 Aralık 1964 ‘da İkinci CHP Hükümetinde Adalet Bakanlığına getirildi ve 25 Şubat 1965 tarihine kadar sürdürdü. 1977-1979 yılları arasında Cumhuriyet Senatosu başkanlığı görevini icra etti.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin aralıksız olarak en uzun süre görev yapmış parlamenterlerinden oldu. 16 Haziran 1977 tarihinde Cumhuriyet Senatosu CHP Grup Başkanlığına seçildi.

1979 yılında Senato başkanıyken, Fahri Korutürk’ün rahatsızlığı nedeniyle yaklaşık üç ay boyunca Cumhurbaşkanlığına vekalet etti. 1980 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP aday adayı oldu.

1980 Askeri Darbesi sonrası 5 yıllık siyasi yasaklılar arasına alındı. MGK’nın “31 Mayıs 1983 tarihli 79 Sayılı Kararı” ile 15 eski parlamenterle beraber Zincirbozan’da “zorunlu ikamete” tabi tutuldu.

1981-1983 yılları arasında CHP adına Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 1983 yılında SODEP’in kuruluş çalışmalarında yer aldı.

9 Eylül 1985 tarihinde Bodrum’da geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle yaşamını yitirdi. Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi.

Zincirbozan’da tutuklu iken yazdığı anıları ölümünden sonra Hikmet Bila tarafından derlenerek “Bir Ömür Politika – Kars’tan Zincirbozan’a, Sırrı Atalay” adıyla 1986 yılında yayınlandı.

“Kars Tarım Hazinesi: Kars’ın Davaları” adlı eseri 1950 yılında basılmıştır.

Ardahan Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı öğrencisi  Gülşen ÇELİK, bitirme tezi olarak “Türk Siyasal Hayatında Sırrı Atalay: Siyasi Görüşleri ve Faaliyetleri Üzerine Bir İnceleme” başlıklı bir çalışma yapmıştır.

William Paterson

0
William Paterson

William Paterson (24 Aralık 1745, İrlanda – 9 Eylül 1806, New York), New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamıdır. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın hazırlayıcılarından ve imzacı Kurucu Babalarındandır.

Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı. Princeton’dan mezun olduktan sonra hukuk eğitimi aldı ve hukuk lisansı kazandı ve 1768 yılında baroya kabul edildi.

Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı.

ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, Philadelphia’daki Federal Anayasa Konvansiyonu’nda New Jersey delegasyonunun önemli bir üyesi olarak görev yaptı. Tüm eyaletler için eşit oyu savunan ve daha sonra ‘Paterson Planı’ olarak anılan öneriyi sundu. Her eyalet için eşit oy hakkı talep etti. İki meclisli Kongre’de somutlaşan uzlaşma sonucunda, Temsilciler Meclisi’nde nüfus oranında temsil ve Senato’da eyaletlerin eşitliği ilkesi kabul edildi. 1787 Philadelphia Anayasa Konvansiyonu’nda ABD Anayasası’nı imzalayan delegelerden biri oldu.

1789’dan 1790’a kadar ABD senatörü olarak görev yaptı. ABD’de vatandaşlık kazanmanın yasal çerçevesini belirleyen ilk yasaların hazırlanmasında aktif rol aldı.

ABD yargı sisteminin kurulmasına katkıda bulundu ve 1789 tarihli Judiciary Act (Mahkeme Teşkilatı Yasası)’nın ilk dokuz bölümünü el yazısıyla kaleme aldı.

Vali olmak için  ABD Senatosu’ndan istifa eden ilk kişi oldu. New Jersey valisi olarak 1790-1793 arasında çalıştı. ABD Başkanı George Washington tarafından 1793’te Yüksek Mahkeme Yargıçlığına atandı. 4 Mart  1793 ile 9 Eylül 1806 tarihleri arasında ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yaptı ve 60 yaşında iken at arabası kazası sonucunda yaşamını yitirene kadar bu görevi yürüttü.

William Paterson’un ABD ve Anayasa Tarihindeki Özel Yeri

Paterson, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kurucu Babaları (Founding Fathers) arasında sayılmaktadır. Özellikle New Jersey Planı (Paterson Planı) nedeniyle Anayasa tarihindeki önemi büyüktür. New Jersey eyalet tarihinde özel bir konumu bulunmaktadır. Paterson, hem eyaletin ilk başsavcısı, hem senatörü, hem valisi hem de Yüksek Mahkeme yargıcı olarak görev yapmıştır. Bu dört önemli makamı yürütmüş az sayıdaki devlet adamından biridir. Mezun olduğu Princeton Üniversitesi’nde bir yurt binası hâlen “Paterson Hall” olarak anılmakta ve hatırası yaşatılmaktadır.

William Paterson University of New Jersey

1855’te kurulan ve günümüzde New Jersey’de faaliyet gösteren William Paterson devlet üniversitesi, adını William Paterson’dan almaktadır. Üniversite, Paterson’un eyalet ve ülke tarihinde oynadığı kurucu rol nedeniyle onun onuruna isimlendirilmiştir. Bugün hâlen New Jersey’nin en köklü yükseköğretim kurumlarından biridir ve 370 dönümlük kampüsünde yaklaşık 10.000 öğrenciye eğitim vermektedir.

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William Paterson
William Paterson

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi

0
Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi(Milenyum Bildirgesi) 6-8 Eylül 2000 tarihlerinde Birleşmiş Milletler’in New York kentindeki genel merkezinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 189 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yapılan liderler zirvesinde, günümüzün en güçlü ve öncelikli küresel taahhüt belgelerinden biri olarak kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri ile üye devletler, 2015 yılına kadar yerine getirilmesi planlanan sekiz hedefi resmi olarak benimsemiştir.

Bildirgede, tüm dünyada adil ve kalıcı bir barış sağlanması kararlılığı dile getirilmiş, dünya ölçeğinde üstesinden gelinmesi gereken en temel sorunun, küreselleşmenin tüm insanlık için olumlu bir güce dönüştürülmesi olduğu vurgulanmıştır.

Küreselleşmenin sağladığı nimetlerin günümüzde çok dengesiz bir biçimde paylaşıldığı ve külfetinin de yine dengesiz bir biçimde dağıldığı saptaması yapılmıştır. Bildirgeye göre küreselleşme, ancak tüm çeşitliliği ile insanlığı kapsayan ortak bir gelecek kurmaya yönelik geniş kapsamlı ve sürekli çabalarla herkesi kucaklayan ve adil bir sürece dönüştürülebilir.

Binyıl Kalkınması İçin Sekiz Hedef

Uluslararası ilişkiler alanında 21. yüzyılda zorunlu görülen temel ilkelerin özgürlük, eşitlik, dayanışma, hoşgörü, doğaya saygı ve ortak sorumluluk olduğu ilan edilmiş; bu ortak değerlerin yaşama geçirilmesine yönelik hedefler belirlenmiştir. Bu kapsamda, 2015 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, kalkınmaya ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik sekiz hedef, Binyıl Kalkınma Hedefleri adıyla belirlenmiştir.

Binyıl Kalkınma Hedefleri

Hedef 1: Aşırı yoksulluğun ve açlığın azaltılması
Hedef 2: Evrensel temel eğitimin sağlanması
Hedef 3: Cinsler arası eşitliğin sağlanması ve kadınların yapabilir kılınması
Hedef 4: Bebek ölümlerinin azaltılması
Hedef 5: Ana-çocuk sağlığının iyileştirilmesi
Hedef 6: HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele edilmesi
Hedef 7: Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması
Hedef 8: Kalkınma için küresel bir ortaklık geliştirilmesi

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi Metni

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler Rio Konferansı sonrasındaki dönemde, dünyanın farklı bölgelerinde yerel düzeyde çok sayıda sürdürülebilir kalkınma girişimi sergilenmiştir. Küresel topluluk, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasında, bu hedeflerin yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve diğer yerel aktörler tarafından sahiplenilmesinin önemini vurgulamaktadır.

Bu çerçevede, 2002 Birleşmiş Milletler Johannesburg Zirvesi öncesi ve sonrasında yapılan değerlendirmelerde, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasında ortaklıklar oluşturulmasına verilen önem vurgulanmış, bu konuda çeşitli uluslararası programlar desteklenmeye başlanmıştır.

Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yaşama geçirilmesinde, Yerel Gündem 21’lerin yaşamsal bir işlevi bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi’nde özellikle Kalkınma ve Yoksulluğun Azaltılması, Ortak Çevrenin Korunması ve İnsan Hakları, Demokrasi ve İyi Yönetişim başlıkları altında getirilen küresel hedeflerin büyük bölümü, Yerel Gündem 21 süreçlerini doğrudan ilgilendirmektedir.

2015 Yılı Sonrası Sürdürülebilir Kalkınma

Birleşmiş Milletler’in binyıl başında belirlediği ve 2000–2015 yılları arasında yürürlükte olan hedeflerin yerini 2015–2030 yılları arasında uygulanacak olan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri almıştır. İnsan, gezegen ve global ortaklık konularına ilaveten adalet ve refah yeni dönemde ön plana çıkmıştır. Yeni dönemde 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi dünya liderleri tarafından kabul edilmiştir. Küresel Hedefler olarak bilinen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, 2015 yılından itibaren 2030 yılına kadar dünya çapında uygulanmak üzere kabul edilmiştir.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri-17 Hedef

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Küresel Hedeflerdir ve yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için evrensel eylem çağrısıdır.

Bu hedefler, Binyıl Kalkınma Hedeflerinin başarılarının üzerine inşa edilmekte; bir yandan da diğer önceliklerin yanı sıra iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, yenilikçilik, sürdürülebilir tüketim, barış ve adalet gibi yeni alanları içermektedir. Hedefler birbiriyle bağlantılıdır ve bir hedefte başarının anahtarı, birbiriyle ortak yönleri olan sorunları hep birlikte ele almaktır.

 Tüm ülkelere, kendi önceliklerine ve dünyanın karşı karşıya olduğu çevre sorunlarına uygun olarak benimseyecekleri açık rehberlik ve hedefler sağlanmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, kapsayıcı bir gündemdir ve yoksulluğun kökenine  inerek insanları pozitif değişiklik yapmak üzere birleştirmeyi amaçlamaktadır.

Binyıl Kalkınma Hedefleri ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP)

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Ocak 2016’da yürürlüğe girmiş ve takip eden 15 yıl boyunca UNDP politikası ve finansmanına rehberlik etmek üzere belirlenmiştir. Birleşmiş Milletler’in kalkınma ajansı olarak UNDP, 170’ten fazla ülke ve bölgede çalışmaları vasıtasıyla hedeflerin uygulamaya konulmasını amaçlamaktadır.

Stratejik planı; yoksulluğun azaltılması, demokratik yönetişim ve barışı yapılandırma, iklim değişikliği ve afet riski, ve ekonomik eşitsizliği içeren temel alanlara yoğunlaşmıştır. UNDP, hükümetlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni kendi ulusal kalkınma planları ve politikalarına entegre etmelerine destek sağlamaktadır. Binyıl Kalkınma Hedefleri kapsamında kaydedilen ilerlemenin daha da hızlanması için birçok ülkeye destek sağlanmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde belirlenen hedeflere 2030 yılına kadar ulaşmak amaçlanmakta; bu çerçevede hükümetler, özel sektör, sivil toplum ve vatandaşlar paydaş olarak görülmektedir.

UNDP-Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol

0

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the involvement of children in armed conflict), Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açılmış, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Protokol’ü Bakanlar Kurulu kararıyla 8 Eylül 2000 tarihinde imzalamış ve Protokol hükümlerinin sadece  Türkiye’nin tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulanacağını deklare etmiş; Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ne koymuş olduğu şerhin geçerliliğini tekrarlamıştır.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün denetim organı Çocuk Hakları Komitesidir.

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol

İşbu Protokol’e Taraf Devletler,

Çocuk haklarının geliştirilmesi ve korunması için mevcut yaygın taahhüdün göstergesi olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye verilen geniş kapsamlı desteğin teşvikiyle,

Çocukların haklarının özel korunma gerektirdiğini tekrar teyit ederek ve çocukların durumlarının ayrım yapılmaksızın, sürekli iyileştirilmesi ve bunun yanı sıra, huzurlu ve güvenli koşullar altında gelişimlerinin ve eğitimlerinin sağlanması için çağrıda bulunarak,

Silahlı çatışmanın çocuklar üzerindeki zararlı ve yaygın etkisinden ve bunun kalıcı barış, güvenlik ve kalkınmaya yönelik uzun vadeli sonuçlarından rahatsızlık duyarak,

Silahlı çatışma durumlarında çocukların hedef alınmasını ve genellikle çok sayıda çocuğun bulunduğu okullar ve hastaneler gibi yerler dâhil, uluslararası hukuk tarafından korunan hedeflere yönelik doğrudan saldırıları kınayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün kabul edilmesini ve Statü’nün, özellikle 15 yaşın altındaki çocukların askere alınmasını ya da askerlik listelerine yazılmalarının veya uluslararası ya da uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda faal olarak muhasamata katılım için kullanılmalarını savaş suçları kapsamına almasını not ederek,

Dolayısıyla, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile tanınan hakların daha üst düzeyde kullanılmasının sağlanması için, çocukların silahlı çatışmalara dâhil olmalarına karşı daha fazla korunmalarına ihtiyaç duyulduğunu dikkate alarak,

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 1. maddesinde, Sözleşme’nin amaçları açısından, çocuğa uygulanan kanun çerçevesinde daha erken yaşta reşit olma söz konusu olmadıkça, on sekiz yaşın altındaki her insanın çocuk sayıldığını not ederek,

Sözleşmeye ek ihtiyari bir protokol ile kişilerin silahlı kuvvetlere alınabilme ve çatışmalara katılma bakımından yaş sınırının yükseltilmesinin, çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun yüksek yararının öncelikle göz önüne alınması ilkesinin uygulanmasına etkin katkıda bulunacağına inanarak,

Aralık 1995’te düzenlenen 26. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Konferansı’nın, diğer hususların yanı sıra, çatışma taraflarının, 18 yaş altındaki çocukların çatışmalara katılmalarının önüne geçilmesi için mümkün olan her türlü adımı atmaları tavsiyesinde bulunduğunu kaydederek,

Haziran 1999’da, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, diğer hususların yanı sıra, çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere zorla ya da zorunlu olarak askere alınmalarını yasaklayan 182 sayılı “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem” Sözleşmesi’nin oybirliğiyle kabulünü memnuniyetle karşılayarak,

Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan silahlı gruplarca, ulusal sınırların içinde veya sınıraşırı çatışmalarda çocukların silahaltına alınmalarını, eğitilmelerini ve kullanılmalarını şiddetle kınayarak ve bu çerçevede çocukları asker olarak silahaltına alanların, eğitenlerin ve kullananların sorumluluklarını tanıyarak,

Silahlı çatışmadaki tarafların her birinin, uluslararası insancıl hukuk hükümlerine uyma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatarak,

İşbu Protokol’ün, 51. madde dâhil olmak üzere, Birleşmiş Milletler Şartında yer alan hedef ve ilkeler ve insancıl hukukun ilgili kurallarına halel getirmediğini vurgulayarak,

Birleşmiş Milletler Şartında yer alan hedeflere ve ilkelere tam olarak uyulmasına ve yürürlükteki insan hakları düzenlemelerinin gözetilmesine dayalı barış ve güvenlik koşullarının, çocukların özellikle silahlı çatışmalar ve yabancı işgali sırasında tam anlamıyla korunmalar için vazgeçilmez olduğunu akılda tutarak,

Ekonomik veya sosyal durumları ya da cinsiyetleri bakımından bu Protokol’e aykırı biçimde askere alınma ya da çatışmalarda kullanılma konusunda özellikle kırılgan bir kesimi oluşturan çocukların özel ihtiyaçlarını tanıyarak,

Çocukların silahlı çatışmalara dâhil olmalarının kökeninde yatan ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerin dikkate alınmasının gerekliliğini göz önünde bulundurarak,

Bu Protokol’ün uygulanmasının yanı sıra, silahlı çatışma mağduru olan çocukların fiziksel ve psiko-sosyal rehabilitasyonlarında ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmalarında uluslararası işbirliğinin
güçlendirilmesi ihtiyacına inanarak,

Başta çocuklar ve çocuk mağdurlar olmak üzere toplumun, Protokol’ün uygulanmasına ilişkin bilgilendirici ve eğitici programların yaygınlaştırılmasına katılımını teşvik ederek, Aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde 1

Taraf Devletler kendi silahlı kuvvetlerinin 18 yaşına erişmemiş mensuplarının çatışmalara doğrudan doğruya katılmalarının önlenmesi için mümkün olan tüm makul önlemleri alacaklardır.

Madde 2

Taraf Devletler 18 yaşına erişmemiş kişilerin silahlı kuvvetlerine zorunlu olarak alınmamasını sağlayacaklardır.

Madde 3

1 Taraf Devletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 38. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen ulusal silahlı kuvvetlerine gönüllü asker alımı için asgari yaşı, anılan maddede yer alan ilkeleri göz önüne alarak ve Sözleşmeye göre 18 yaşından küçüklerin özel korunmaya hakkı olduğunu kabul ederek, yıllar itibariyle yükselteceklerdir.

2 Her Taraf Devlet, işbu Protokol’ü onaylamasının veya Protokol’e katılmasının ardından, ulusal silahlı kuvvetlerinde gönüllü silah altına alınma bakımından izin vereceği asgari yaşı belirten ve bu tarz silah altına almanın zorunlu ya da baskıyla olmamasını temin etmek için aldığı önlemleri tanımlayan bağlayıcı bir beyanı tevdi edecektir.

3 Ulusal silahlı kuvvetlerine 18 yaşın altındaki kişilerin gönüllü olarak alınmasına izin veren Taraf Devletler, asgari olarak aşağıdaki önlemleri almakla yükümlüdür:

a Bu koşullarda bir askere alım gerçekten gönüllü olması;

b Bu koşullarda bir askere alım ilgili kişinin ana-babasının veya yasal koruyucularının rızalarını bildirmesi suretiyle yapılması;

c Bu kişiler, bu koşullar altındaki bir askeri hizmetin içerdiği tüm görevler hakkında tam anlamıyla bilgilendirilmiş olmalı ve

d Bu kişiler, ulusal askeri hizmete kabul edilmeden önce yaşlarına dair güvenilir kanıtları ibraz etmelidirler.

4 Her Taraf Devlet, beyanını herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bu amaçla yapacağı bir bildirimle güçlendirebilir. Genel Sekreter, söz konusu bildirim hakkında tüm Taraf Devletlere bilgi verir. Söz konusu bildirim Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

5 İşbu maddenin 1. fıkrasında yer alan yaş yükseltme koşulu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 28. ve 29. maddeleri uyarınca Taraf Devletlerin silahlı kuvvetleri tarafından idare edilen veya bunların denetimi altında bulunan okullar için geçerli değildir.

Madde 4

1 Bir Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan silahlı gruplar, hiçbir koşul altında, muhasamatta 18 yaşın altındaki şahısları silahaltına almamalı ve kullanmamalıdır.

2 Taraf Devletler bu tarz askere alım ve kullanımın önlenmesi için, bu tür uygulamaların yasaklanmasına ve suç addedilmesine yönelik yasal önlemlerin kabulü dâhil, mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır.

3 Söz konusu Protokol’ün işbu maddesinin uygulanması bir silahlı çatışmanın herhangi bir tarafının hukuki statüsünü etkilemeyecektir.

Madde 5

İşbu Protokol’deki hiçbir husus, bir Taraf Devletin mevzuatının ya da uluslararası düzenlemelerin ve uluslararası insancıl hukukun çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha fazla katkıda bulunan hükümlerine halel getirecek şekilde yorumlanmayacaktır.

Madde 6

1 Her Taraf Devlet, yetkileri çerçevesinde, bu Protokol’ün hükümlerinin etkin uygulanması ve yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli tüm yasal, idari ve diğer önlemleri alacaktır.

2 Taraf Devletler, bu Protokol’ün ilkeleri ve hükümlerinin, yetişkinler ve çocuklar tarafından aynı şekilde, uygun yollardan geniş biçimde bilinmesini ve tanınmasını sağlamayı taahhüt ederler.

3 Taraf Devletler, bu Protokol’e aykırı olarak askere alınan veya çatışmalarda kullanılan, yetkileri altındaki kişilerin terhis edilmeleri veya hizmetlerine başka bir şekilde son verilmesi için mümkün olan tüm önlemleri alacaklardır. Taraf Devletler, gerektiğinde, bu kişilere fiziksel ve psikolojik açıdan iyileşmeleri ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları için uygun tüm yardımı sağlayacaklardır.

Madde 7

1 Taraf Devletler, işbu Protokol’ün uygulanmasında, Protokol’e aykırı herhangi bir faaliyetin önlenmesi ve Protokol’e aykırı eylemlerin mağduru olan kişilerin rehabilitasyonu ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları da dâhil olmak üzere, teknik işbirliği ve mali yardım yollarını da içeren şekilde işbirliğinde bulunacaklardır. Bu tarz yardım ve işbirliği, ilgili Taraf Devletler ve uluslararası kuruluşlar arasında istişareler yoluyla tesis edilecektir.

2 Yardım yapabilecek durumda olan Taraf Devletler bu tür yardımları, mevcut çok taraflı, iki taraflı veya başka programlar yoluyla ya da bunların yanı sıra, Genel Kurul kurallarına uygun olarak oluşturulan bir gönüllü fon aracılığıyla sağlayacaklardır.

Madde 8

1 Her Taraf Devlet, Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe girdiği iki yıl içinde, Protokol’ün hükümlerinin çatışmalara katılım ve askere almaya ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere, uygulanması için aldığı önlemlere ilişkin kapsamlı bilgi içeren raporu Çocuk Hakları Komitesi’ne sunacaktır.

2 Kapsamlı raporun verilmesinden sonra, her Taraf Devlet Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu rapora Sözleşme’nin 44. maddesi uyarınca bu Protokol’ün uygulanmasına ilişkin her türlü ilave bilgiyi ekleyecektir. Bunun dışında, Protokol’e Taraf Devletler her beş yılda bir rapor sunacaklardır.

3 Çocuk Hakları Komitesi Taraf Devletlerden bu Protokol’ün uygulanmasına yönelik ilave bilgi talebinde bulunabilecektir.

Madde 9

1 İşbu Protokol Sözleşmeye taraf olan veya Sözleşmeyi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin imzasına açıktır.

2 İşbu Protokol onaya tabidir ve herhangi bir Devletin katılımına açıktır. Onay veya katılıma ilişkin belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri nezdinde saklanacaktır.

3 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Sözleşme ve Protokol’ün depo makamı sıfatıyla, Sözleşmeye Taraf ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletlere 3. madde uyarınca yapılan her beyana, Protokol’ün onayına veya Protokol’e katılıma ilişkin bilgi verecektir.

Madde 10

1 İşbu Protokol onaylama veya katılıma ilişkin onuncu belgenin depo edilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

2 İşbu Protokol, onu onaylayan veya yürürlüğe girmesinden sonra katılan her Devlet bakımından, o Devletin onay veya katılım belgesini depo edilmesinden bir ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 11

1 Herhangi bir Taraf Devlet işbu Protokol’ü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle, herhangi bir zamanda feshedebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, Sözleşmeye Taraf diğer Devletleri ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletleri bu konuda bilgilendirir. Fesih, bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten bir yıl sonra yürürlüğe girecektir. Bununla beraber, şayet fesheden Taraf Devlet, o yılın bitiminde bir silahlı çatışma içindeyse, fesih silahlı çatışmanın bitiminden önce yürürlüğe girmeyecektir.

2 Böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek herhangi bir suç açısından, Taraf Devletin işbu Protokol çerçevesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Aynı şekilde böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce, Komite tarafından görüşülmekte olan herhangi bir hususun ele alınmasına devam edilmesine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.

Madde 12

1 Herhangi bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ibraz edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerilerin görüşülmesi ve oylanması amacıyla bir Taraf Devletler konferansı düzenlenmesini isteyip istemediklerini bildirmeleri  talebiyle iletecektir. Böyle bir bildirimi müteakip, dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte birinin Konferans yapılmasını istemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde Konferansı toplayacaktır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik önerisi onay için Genel Kurula sunulacaktır.

2 İşbu maddenin 1. fıkrasına uygun olarak kabul edilen bir değişiklik önerisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanıp Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.

3 Yürürlüğe giren bir değişiklik önerisi, öneriyi kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise, işbu Protokol’ün hükümleri ve daha önce kabul etmiş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.

Madde 13

1 İşbu Protokol’ün eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler arşivlerinde saklanacaktır.

2 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Protokol’ün onaylı örneklerini Sözleşmeye Taraf ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletlere iletecektir.

Birinci Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni:

Türkiye Cumhuriyeti işbu İhtiyari Protokol’ün hükümlerini yalnızca tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulayacağını beyan eder.

İkinci Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Protokol’ün 3. maddesinin 2. fıkrası ile ilgili olarak yapılan beyanın metni: “1- Türkiye Cumhuriyeti, İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Türk mevzuatına göre askerliğin zorunlu olduğunu, ancak Türk vatandaşlarının kanunen rüştünü ispat etmeden zorunlu askerlik hizmetine tabi tutulmadığını, Türk Askerlik Kanununa göre, askerlik hizmetinin 20 yaşına girilen yılın 01 Ocak tarihinde başladığını, seferberlik ve olağanüstü hallerde ise yükümlülerin 19 yaşında askere alınabildiğini beyan eder.

Türkiye’de gönüllü askerlik uygulaması yoktur. Bununla beraber, Askerlik Kanunu’nun 11. maddesi, sadece deniz ve jandarma sınıfları ile “gedikli küçük zabitlik” için asgari 18 yaştan itibaren gönüllü askere almayı öngörmektedir. Ancak, İhtiyari Protokol’ün getirdiği yaş düzenlemesine uygun olan bu madde uygulanmamaktadır.

İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile Protokol kapsamı dışında tutulan askeri okul öğrencileri de zorunlu askerlik uygulaması çerçevesinde yer almamaktadır. Bu öğrenciler, Türk mevzuatı uyarınca “asker” tanımı ve “askeri hizmet” yükümlülüğü dışında tutulmuştur.

2- Askeri liselere ve astsubay hazırlama okullarına kabul ise gönüllülük esasına, giriş sınavında başarıya ve veli ve yasal vasilerin muvafakatine bağlıdır. İlköğretimini tamamlamış, asgari 15 yaşında bu okullara gönüllü olarak kabul edilen öğrenciler, okul ile ilişkilerini istedikleri zaman kesebilirler.”

Üçüncü Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile ilgili olarak yapılan beyanın metni: “Türkiye Cumhuriyeti, Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile ilgili olarak, bu fıkrada zikredilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. maddesine yönelik çekincesinin tüm geçerliliğini koruduğunu beyan eder.”

8 Eylül – Hukuk Takvimi

0
8 Eylül - Hukuk Takvimi

5 Eylül – Hukuk Takvimi

Yıl Olay
1264

Polonya’da Büyük Polonya Dükü Bolesław the Pious, Yahudilerin güvenliğini, kişisel özgürlüklerini ve belirli hukuki konularda kendi mahkemelerinde yargılanma yetkilerini güvence altına alan Kalisz Statüsü‘nü ilan etti. Metin, Orta Çağ Avrupa’sında Yahudilerin hukuki statüsü bakımından önemli belgelerden biri kabul edilmektedir.

1837 Yargıç, tarihçi ve hukuk bilgini Sir Archibald Campbell Lawrie dünyaya geldi.  (8 Eylül 1837 – 11 Mayıs 1914)
1842 Nanking Antlaşması Çin imparatoru tarafından onaylandı
1862 Osmanlı Devleti ile Büyük Avrupa devletleri arasında İstanbul Protokolü imzalandı.
1946  Bulgaristan‘da referandum sonucu monarşi sona erdi.
1951 San Francisco Barış Antlaşması, 8 Eylül 1951 tarihinde San Francisco’da Japonya ile II. Dünya Savaşı’nın Müttefik Devletleri arasında imzalandı.
1953  Millet gazetesi başyazarı Nurettin Ardıçoğlu 3 yıl 2 ay, yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkum oldu.
1954  Güneydoğu Asya Antlaşması Teşkilatı (SEATO) kuruldu.
1958  Azerbaycanlı hukukçu ve siyasetçi Gulamhüseyn Alibeyli, doğdu. 
1965

Delano Üzüm Grevi başladı. Grev beş yıl sürdü. ABD iş hukuku ve sendikal haklar tarihinde önemli bir yere sahip oldu.

1967 

Dünya Okuma Günü veya Uluslararası Okuma Yazma Günü (International Literacy Day) ilk kez kutlanmaya başlandı. Gün UNESCO tarafından 17 Kasım 1965 tarihinde ilan edilmiştir. Dünyadaki okuma yazma oranlarına dikkat çekmek, cehaleti ortadan kaldırmak ve herkesin temel bir insan hakkı olan eğitime eşit şekilde ulaşmasını teşvik etmektir.

1971  Polisin silah kullanma yetkisi genişletildi.
1977  Avrupa Konseyi İstanbul’un bazı eski mimari eserlerini koruma kararı aldı.
1979 

Kayseri/Yahyalı’da bazı sağcılar CHP İlçe Başkanlığı ve TÖB-DER, MTA, Yeraltı Maden-İş lokalleriyle 2 işyerini tahrip etti, 6 kişiyi yaraladı.

1982  Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yeniden kurulmasına karar verildi. Türk hukuk sistemine ilk kez 1961 Anayasası’na 1973 yılında eklenen bir maddeyle giren bu mahkemeler 1982 Anayasası’nda yeniden düzenlendi. Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren davalara baktı. 2004 yılında Anayasa değişikliği teklifinin TBMM tarafından kabul edilmesiyle kaldırıldı.
1989 

Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda Serbest Konuşma Kürsüsü açıldı. Ancak Serbest Konuşma Kürsüsü, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefetten gözaltına alındı. Sanık kürsü daha sonra belediyeye iade edildi.

1990 

Kitle örgütlerini temsilen yaklaşık 50 kişi, Irak’a yönelik Körfez Savaşı’nda ABD ve müttefiklerine destek olunmasına karşı ‘Savaşa hayır’ sloganlarıyla Emek Sineması’ndan Taksim’e insan zinciri oluşturdu.

1991  İHD İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Temel Hak ve Özgürlükler mitingi Şişli Abide-i Hürriyet’te yapıldı. 
1991  Makedonya bağımsızlığını ilan etti. 
1993 

Batman’da silahlı saldırıda hayatını kaybeden DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar için Ankara’da yapılacak olan cenaze programına Valilik izin vermedi. DEP Genel Merkezi’ne giden yollar kapatıldı. Yürümek isteyen kalabalığa copla müdahale edildi. Siirt Milletvekili Naif Güneş polisler tarafından darp edildi.

1999 

180 gündür cezaevinde olan şair-yazar Yılmaz Odabaşı, basın yoluyla işlenen suçlarda 3 yıl erteleme getiren yasadan yararlanarak tahliye edildi. Odabaşı, tutulduğu Bursa E Tipi Cezaevi’nde mahkumlardan birinin infaz koruma memurları tarafından öldürüldüğünü söyledi.

2000  Arjantin’de milletvekili, yargıç ve bakanların dokunulmazlığı oybirliğiyle kaldırıldı.
2000 

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açılmış, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Protokol’ü Bakanlar Kurulu kararıyla 8 Eylül 2000 tarihinde imzalamış ve Protokol hükümlerinin sadece Türkiye’nin tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulanacağını deklare etmiş; Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ne koymuş olduğu şerhin geçerliliğini tekrarlamıştır.

2000 

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi, 6-8 Eylül 2000 tarihlerinde Birleşmiş Milletler’in New York kentindeki genel merkezinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 189 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yapılan liderler zirvesinde, günümüzün en güçlü ve öncelikli küresel taahhüt belgelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri ile üye devletler, 2015 yılına kadar yerine getirilmesi planlanan sekiz hedefi resmi olarak benimsemiştir. 

Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi
2003 

Hukukçu, Kaymakam ve Vali Recep Yazıcıoğlu hayatını kaybetti. (Doğumu: 2 Haziran 1948) 

2003 

Yargıtay Başkanı Erarslan Özkaya, Anayasa’nın tamamen değişmesini istediğini açıkladı. Yeni anayasada toplumun beklentileri, insan hakları ve hukukun üstünlüğü esas alınmalı dedi.

2004 

Kastamonu’nun Küre ilçesinde Etibank’a ait bakır madeninde, tünel çalışmaları sırasında kaynak yapılırken gaz sıkışması sonucu çıkan yangında 19 işçi öldü, 19 işçi yaralandı.

2009 

Yargılandığı bir dava sırasında yaptığı savunmada PKK propagandası yaptığı gerekçesiyle hapis istemiyle yargılanan, kapatılan Demokrasi Partisi (DEP) eski milletvekili Leyla Zana beraat etti.

2010 

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki Nord-Kivu bölgesinde 500’den fazla kadın ve çocuğa dört gün boyunca tecavüz edildiğinin ortaya çıkmasından uzun bir süre sonra, 8 Eylül 2010 tarihinde BM Yöneticisi Atul Khare, BM Barış Gücü askerlerinin tecavüzleri engelleyemediğini açıkladı.

2011 

İstanbul’da SES üyeleri KHK ile hayata geçirilmek istenen Kamu Hastane Birlikleri Yasası’nı protesto etti.

2012 
  • Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu artan tecavüzleri ve kürtajın yasaklanması söylemini protesto etti.
  • Ankara’da Halkevleri üyeleri 4+4+4 eğitim sistemi modeline karşı Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürüyerek basın açıklaması yaptı.
2015 

İkitelli’deki Hürriyet gazetesi binası 2.kez AKP’lilerin saldırısına uğradı.

2016  Kış Saati uygulaması yürürlükten kaldırıldı. Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla saatlerin düzenlenmesi hakkındaki, 14 Mart 2016 tarihli ve 8589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda yer alan ’30 Ekim 2016 Pazar günü saat 04.00’ten itibaren bir saat geri alınması’ ibaresi yürürlükten kaldırıldı. Karar, Resmi Gazete’ de yayımlandı
2024 Türkiye’nin ilk görme engelli hakimi Sabit Kılıç görevine başladı.
2026
  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi (OHCHR), yayınladığı raporda, İsrail güvenlik güçlerinin Ocak ve Şubat 2025’te işgal altındaki Batı Şeria’daki Cenin, Nur Şams ve Tulkarm mülteci kamplarından 33.000’den fazla Filistinliyi zorla yerinden ettiğini tespit etti.
  • İstanbul merkezli 3 ilde düzenlenen dolandırıcılık operasyonunda, çalıştığı firmayı 122 milyon lira zarara uğrattığı iddia edilen şüpheli ile beraberindeki 18 şüpheli adliyeye sevk edildi.
  • 7 Eylülde yaşamını yitiren Avukat Ahmet Güryüz Ketenci Ataköy’de düzenlenen cenaze töreninin ardından Esenyurt’taki Gül Vadi Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.
  • Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in tutuklu bulunduğu yolsuzluk soruşturmasına ilişkin iddianame 1 yıl sonra hazırlandı. Soyer 4 Temmuz 2025 tarihinde tutuklanmıştı.
  • 2019 yılından bu yana cezaevinde bulunan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı Edirne Cezaevinden tahliye edildi.
  • Adana Adliyesinde görülen bir davanın duruşmasından çıkan aile motosikletle gelen kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısına uğradı, 1 kişi hayatını kaybetti.
  • İmamoğlu Suç Örgütü davasında tutuklu Murat Kapki’ye “gerçeğe aykırı ifade” imzalatmaya çalıştığı ve 2 milyon dolar karşılığında serbest bırakılacağı garantisi verdiği iddiasıyla yargılanan eski AKP MKYK üyesi avukat Mücahit Birinci İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmaya çıktı.

 

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

0
Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanmıştır.

27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir.

Hatay Cumhuriyeti Anayasası, 25 maddeden oluşan kısa ve özlü bir Anayasadır. Türk Anayasa metinleri arasında kendine özgü ve dönemsel bir geçiş Anayasasıdır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Hatay mukadderatını tayin eden kararın Cemiyeti Akvam Konseyinden çıkması münasebetile REİSİCÜMHUR K. Atatürkle Başvekil İSMET İNÖNÜ arasında teati olunan telgraflar

Atatürk’ün telgrafı

Hatay’ın mukadderatını tayin eden kararın Konseyden çıkmış olduğunu Hariciye Vekilimizin şimdi aldığım telgrafnamesinden anladım. Başarılmış olan millî davada takib olunan medenî ve insanî usule, arsıulusal lâyık olduğu kıymetinin verileceğine şüphe yoktur. Bu eser, Cumhuriyet Hükümetinin millî meseleler üzerinde ne kadar şaşmaz bir dikkatle durduğunu ve onları en makul tarzlarda intaç için cesaret ve feragatle hareket ve faaliyete geçebilecek enerji ve kabiliyette bulunduğunu gösteren yeni bir örnek olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bu siyaset kavrayışının dünyada sulh ve huzur istiyen ve bunun icabı tabiisi olan hakseverliği şiar edinmeyi fazilet bilen bütün dünya milletlerince takdirle karşılanacağına şüphe yoktur. Türkiye Cumhuriyeti haklı olduğuna kani bulunduğu davasını, büyük ve âdil hakem heyeti olmasını daima arzu ettiği ve bu sıfat ve salâhiyetinin daha çok çetin meseleler hallinde en yüksek kudret ve kuvveti haiz olmasını temenni eylediği Cemiyeti Akvam a bırakmakla insanlık namına isabetli bir harekette bulunmuştur. Bu suretle medeniyet namına da yüksek bir vazife ifa etmiş olmakla sadece takdir ve tebrike şayandır. İçten ve hakikaten bağlı olduğu dostlukları rencide etmeksizin millî meselenin hallini, Cemiyeti Akva m Konseyinde bir neticeye vardırmak hususunda gösterdiği yüksek kiyaset, dûrendişlik ve vekardan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ben de sureti mahsusada tebrik ederim. Bu tebrikime teşekkürlerimi de ilâve ederek, bütün İcra Vekilleri ve Büyük Erkânıharbiye Reisi arkadaşlarımıza tebliğ buyurmanızı rica ederim.

K.ATATÜRK

İsmet İnönü’nün cevabı

Atatürk’ün yüce huzuruna Yüksek iltifatınızı icra Vekillerine ve sayın Mareşala tebliğ ettim. Hepimizin minnet ve şükranımızı sunarım. Hatay davasında Hükümetin takib ettiği usul ve hareket Yüksek Şefimizin ilham ve telkini eseridir. Cemiyeti Akvamın kuvvetlenmesine hizmet etmek bizim kanaat mahsulü olan siyasetimizdir. Bu siyaseti takdir buyurmanız memleketimizin aynı usulü takib etmesi için teşvik ve karar ifade eden yeni bir teminattır. Millî davayı takib ederken, komşularımızı ve eski dostlarımızı incitmekten azamî derecede sakındık. Cumhuriyet Hükümeti vazifesini ifa esnasında münakaşa halinde bulunduğu muhatablanna itibarla hitab etmiş ve elde edilen neticeyi hakkın ve milletler arasında serbest münakaşanın mesud eseri sayarak, muvaffakiyet hissini umumî ve müşterek tutmuştur. Medenî milletler arasında iyi geçinme idealinin yorulmaz pişivası olan Yüce Şefimizin idare ve siyasetile Türk milletinin medenî âlemde itibarı daima yükseleceğine ve Türk siyasetinin beynelmilel âlemin en sağlam sulh temellerinden biri olduğu gittikçe daha iyi anlaşılacağına itimadımız vardır. Derin ve engin tazimlerimizi kabul buyurunuz Büyük Atatürk.

İSMET İNÖNÜ[/box]

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Fasıl 1
Esas Hükümler:
Madde 1

Hatay dahili işlerinde tam bir istiklali haiz Türk ekseriyetine müstenit ve cumhuriyet rejimi ile idare olunan ayrı ve müstakil varlık teşkil eden bir devlettir.

Madde 2

Hatay Devletinin merkezi Antakya’dır.

Madde 3

Hatay’ın bütün vatandaşları kanun müvacehesinde müsavi ve ırk, dil, din farkı gözetmeksizin aynı medeni ve siyasi haklara sahip ve bila istisna kanuna riayetle mükelleftirler.

Fasıl 2
Teşrii Kuvvet
Madde 4

Teşrii kuvvet Hatay halkı namına Hatay millet meclisi tarafından kullanılır. Hatay millet meclisi hazırlanacak mahsus kanuna tevfikan dört senelik bir müddet için intihap edilir, kırk azalık tek bir heyettir. Ancak meclisin tatil zamanından sonra meclisin tasvibine arz edilmek şartıyla hükümet muvakkat kanun yapmak salahiyetini haizdir.

Madde 5

Kanunlar vaz’ı için ilk teşebbüs Hatay millet meclisi azasına ve icra kuvvetine aittir. Mamafih masraflar ihtiyarını müstelzim olan yahut vergiler ihdasına, tadiline veya ipkasına müteallik bulunan kanunlar vaz’ı teşebbüsü yalnız icra kuvvetine aittir.

Madde 6

Bir kanuna müstenit olmadıkça hiçbir vergi ihdas veya tahsil olunamayacağı gibi bir iktikraz da akdolunamaz. İcra kuvveti her sene gelecek sene için bir bütçe kanunu projesiyle bir mali müvazene kanunu layihası tespit edilecektir. Meclis tarafından kabul ve tasdik edilmemiş olan hiçbir masraf sene içinde yapılamaz. Her sene maliyenin sonunda o senenin hesapları bir kanunla müteşekkil bir heyetçe tetkik edildikten sonra meclise arz olunur.

Madde 7

Kanunlar ve kararlar adi ekseriyetle kabul ve ittihaz olunur. Nisabı ekseriyet meclisi teşkil eden azanın yarısıdır.

Madde 8

Mebuslar Hatay Millet Meclisine katılış ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar: Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilakaydü şart hakimiyetine mügayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma namusum
üzerine söz veririm.

Madde 9

Hiçbir mebus Millet meclisi dahilindeki rey ve mütaleasının ve beyanatının Meclis haricinde irad ve ihzarından dolayı mesul değildir. Gerek intihabından evvel ve gerek sonra aleyhine cürüm isnad olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya teklifi ve yahut muhakemesinin icrası heyeti umumiyesinin kararına bağlıdır. Cinai cürüm –meşhud bundan müstesnadır-  ancak bu takdirde makamı aidi meclisi derhal haberdar etmekle mükelleftir. Bir mebusun intihabından evvel veya sonra aleyhine sadir olmuş cezai bir hüküm infazı mebusluk müddetinin hitamına talik olunur. Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.

Madde 10

Tatil esnasında Hatay Devlet Reisi veya Millet Meclisi Reisi lüzum görürse Meclisi içtimaa davet edebilir. Millet Meclisi içtimaı senede dört aydan dun olamaz.

Madde 11

Meclis müzakeratı alenidir. Ve harfiyan neşrolunur. Fakat dahili nizamnamede münderiç şeraite tevfikan Meclis, hafi celseler dahi akdedebilir. Hafi celseler müzakeratının neşri, meclisin kararına bağlıdır.

Fasıl 3
İcra Kuvveti:
Madde 12

İcra kuvveti Hatay halkı namına Hatay Devlet Reisi ile bir icra meclisi tarafından kullanılır.

Madde 13

Hatay Devlet Reisi, Millet Meclisi tarafından beş sene müddetle intihab olunur. Devlet Reisi intihabı akabinde Meclis huzurunda şu suretle yemin eder: Devlet Reisi sıfatıyla müstakil Hatay Devletinin kanunlarına, cumhuriyet esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Hatay vatandaşlarının saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle mesai sarf edeceğime ve Hatay halkının emniyetine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Hatay’ın şan ve şerefine vikaya ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabına nefsini hasretmekten ayrılmayacağımı namusum üzerine söz veririm.

Madde 14

Devlet Reisi kanunen musarrah hudud dahilinde af hakkını istimal eder. Affı umumi ancak bir kanun ile bahşolunur.

Madde 15

Hatay Millet Meclisince kabul edilen kanunların hepsi Devlet Reisi tarafından isdar olunur ve hiçbir kanun isdarından evvel meriyete geçemez. Hatay Millet Meclisi tarafından kabul olunan bir kanunun isdarını Hatay Devlet Reisi bu kabul tarihinden itibaren bir ay zarfında talik ve kanunun arzını faydalı gördüğü mülahazalarıyla beraber yeniden tetkik olunmasını Meclisten isteyebilir. Yeniden müzakerat ancak iade tarihinden bir ay sonra vuku bulabilir. Devlet Reisi kanunu bu ikinci müzakere esnasında kabul edilecek surette aynen isdara mecburdur.

Madde 16

Hatay Devlet Reisi icra meclisinin reyi üzerine Millet Meclisini feshedebilir. Böyle bir halde yeni intihabları bilaihmal icra ettirmeğe mecburdur.

Madde 17

Millet Meclisine karşı mesul bir icra meclisi teşkil olunur. Bu meclis bir reis ile seçeceği en çok dört azadan ibarettir. İcra meclisi reisi Hatay Devlet Reisi tarafından seçilir.

Madde 18

İcra kuvvetlerinin teşekkül suretleri ve vazife ve mesuliyetleri ayrıca bir kanunla tespit olunur.

Fasıl 4
Adli Kuvvet:
Madde 19

Adli kuvvet, kanunen müteşekkil mahkemeler tarafından Hatay halkı namına icra olunur. Azası Hatay Devlet Reisi tarafından mansub bir yüksek mahkeme bulunur. Bu aza, muayyen ahval ve suretle ancak Hatay Devlet Risi tarafından yüksek mahkemenin diğer hakimlerinin reyi alındıktan sonra
arz olunabilir.

Madde 20

Yüksek mahkeme Hatay’ın bütün mahkemelerinin kararlarına karşı yeniden tetkik hak ve salahiyetleriyle kanunun kendisine tefviz eylediği diğer vazifeleri de ifa eder. İcra meclisi yüksek mahkeme ile diğer mahkemelerin karar ve ilamlarını infaz ettirmekle mükelleftir. Adli kuvvetin kararları başka hiçbir kuvvet tarafından tetkik veya tadil olunamaz.

Madde 21

Yüksek mahkeme ile diğer mahkemeler kanunlarının anayasaya uygun olup olmadığının tedkikine salahiyetli değildir.

Fasıl 5
Müteferrik hükümler:
Madde 22

Hatay vatandaşlarının ecnebi memleketlere seyahati için bir Hatay pasaportu ihdas olunacaktır.

Madde 23

Hatay’ın nizam ve asayişinin muhafazasını temin için 1.500 kişiyi tecavüz etmeyecek polis ve jandarma kuvvetleri teşkil olunacaktır.

Madde 24

 Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 25

Bu kanun hükümlerini icra meclisi yerine getirir.

Hatay Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayfur Ata Sökmen

7 Eylül –  Hukuk Takvimi 

0
7 Eylül -  Hukuk Takvimi 
7 Eylül –  Hukuk Takvimi
 1571 Thomas Howard, İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’i öldürme ve yerine İskoç Kraliçesi Mary’yi geçirme planındaki rolü nedeniyle tutuklandı 
 1701

İngiltere, Hollanda Cumhuriyeti ve Kutsal Roma İmparatorluğu, Fransa’ya karşı Büyük İttifakı kuran Lahey Antlaşması‘nı imzaladı. Bu antlaşma, İspanya Veraset Savaşı’nı tetiklemeye yardımcı oldu ve Avrupa güç politikalarını yeniden şekillendirdi.

1807 İngiliz avukat ve Yeni Zelanda’nın ilk Başbakanı Henry Sewell doğdu. (Ölümü: 14 Mayıs 1879)
1819

Amerikan hukukçu ve devlet adamı Thomas A. Hendricks, Ohio’da doğdu. (Ölümü: 25 Kasım 1885)  

Thomas A. Hendricks
1822  Portekiz‘in sömürgesi olan Brezilya bağımsızlığına kavuştu. Portekiz’in mevcut Anayasası, Kurucu Meclis tarafından 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında kabul edilen Anayasa’dır.
1911 Fransız şair Guillaume Apollinaire, Louvre müzesinden Mona Lisa‘yı çalmak şüphesiyle tutuklanarak hapse atıldı .
1919 
  • Sivas Kongresi’nde alınan kararla, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde geçici bir hükümet olarak çalışmak ve tüm ulusu temsil etmek üzere Heyet-i Temsiliye kuruldu. TBMM kurulana kadar Millî Mücadelenin yürütme organı olarak görev yaptı.
  • Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 7 Eylül 1919 tarihinde Sivas Kongresi sırasında dağınık haldeki direniş örgütlerinin birleştirilmesiyle kuruldu. Kurucusu ve ilk başkanı Mustafa Kemal Paşa‘dır. Amaçları vatanın bütünlüğünü korumak ve bağımsızlığı sağlamaktır

Sivas Kongresi Delegeleri
1922 

Hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Necdet Calp doğdu. (Ölümü: 13 Eylül 1998, Ankara) 

1923 

7 Eylül 1923’te Viyana’da Uluslararası Kriminal Polis Komisyonu (ICPC) kuruldu. Bugünkü INTERPOL‘ün temeli olan kuruluş, ülkelerin polis teşkilatları arasındaki uluslararası iş birliğini geliştirmek amacıyla oluşturuldu. INTERPOL kendi resmî tarihçesinde kuruluş tarihini 7 Eylül 1923 olarak veriyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler, 7 Eylül’ü Uluslararası Polis İşbirliği Günü olarak ilan etmiştir.

1927 Daimî Uluslararası Adalet Divanı, Bozkurt-Lotus Davasında (Fransa/Türkiye) davasında karar verdi. Dava, açık denizde Fransız Lotus gemisi ile Türk Bozkurt gemisinin çarpışması sonrasında Türkiye’nin Fransız gemisi kaptanı hakkında ceza yargılaması yapıp yapamayacağı konusunda ortaya çıkan uluslararası yargı yetkisi sorunuyla ilgiliydi. Divan, Türkiye’nin yargılama yapmasının uluslararası hukuka aykırı olmadığına karar verdi.
1935 

Hukukçu ve Senegal’in ikinci Cumhurbaşkanı, Abdou Diouf doğdu.

Abdou Diouf
1938 

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanan Hatay Cumhuriyeti Anayasası kabul edildi. Başbakan Abdurrahman Melek, “Programımızın ruhu ve esası Kemalizm rejimi ve bütün icabatıdır” dedi. 

1941  Ho Şi Minh Vietnam Bağımsızlık Örgütü’nü kurdu. 2 Eylül 1945’te Vietnam, Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti. Ho Chi Minh yeni kurulan Kuzey Vietnam Cumhuriyeti’nin başkanlığına seçildi.
1944 

Irkçılık ve Turancılık yapmakla suçlanan 24 kişinin duruşmasına İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlandı.

1955 Azınlıklara yönelik 6-7 Eylül Olayları devam etti. Selanik‘te Atatürk‘ün doğduğu evin bombalandığı yolundaki yalan haber gerekçe gösterilerek başlatılan ve iki gün süren gösteriler, İstanbul ve İzmir’de Rumlara yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüştü. 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi ve yağmalandı. 30 kadına tecavüz edildi. İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim sonrası 5.104 kişi tutuklandı. Tarihin sayfalarına utanç olarak yazılan olaylar cezasız kaldı.
1956 

Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edildi. Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27 Aralık 1963 tarihinde 361 numaralı kanun kabul edildi. Kanun 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. 

1958 

Başbakan Adnan Menderes‘in, “idam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya” açıklamasına yanıt olarak Ana Muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez“ dedi.   

İsmet İnönü ve Adnan Menderes bir arada
1977  7 Eylül 1977 tarihinde imzalanan Torrijos–Carter Antlaşmaları, Panama Kanalı’nın kontrolünü Panama’ya devretmiş ve ABD’nin kanal üzerindeki tek taraflı egemenliğini barışçıl bir şekilde sona erdirdi.
1979  7 Eylül 1977 tarihinde imzalanan Torrijos–Carter Antlaşmaları, Panama Kanalı’nın kontrolünü Panama’ya devretmiş ve ABD’nin kanal üzerindeki egemenliğini 2
1981 

12 Eylül darbesinin 1.yılına doğru, yeni dergi ve gazetelerin çıkarılması Sıkıyönetim Komutanlıklarının iznine bağlandı.

1982  ASALA tarafından Türkiye’de yapılan ilk ölümlü eylem olan Ankara Esenboğa Havaalanı saldırısında, resmi rakamlara göre 9 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine başlayan yargılamada saldırgan Levon Ekmekçiyan, tek celsede idam cezasına çarptırıldı. Zohrab Sarkisyan saldırı sırasında ölmüş, İstanbul Ermeni Patriği ve Türkiye Ermenileri bir bildiri ile saldırıyı kınamışlardı. Ekmekçiyan ise 28 Ocak 1983 tarihinde idam edildi. Kardeşi Dro Ekmekçiyan, kardeşine ait olduğu belirtilerek kendilerine iade edilen kemiklerin 55 yaşında bir kadına ve bir köpeğe ait olduğunu açıkladı. İnsan Hakları Derneği başkanı Eren Keskin “Öyle görünüyor ki Ekmekçiyan paftada yazılan yere gömülmemiş” dedi.

Levon Ekmekçiyan
1982 

Diyarbakır Cezaevi’nde 14 Temmuz’da ölüm orucuna başlayan Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek 55. günde hayatını kaybetti.

1982 

12 Eylül Darbesi sonrası oluşturulan Danışma Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilen yeni Anayasa taslağına göre memurların siyasi parti ve sendikalara üye olamaması öngörüldü. 

1989 

Cezaevlerindeki baskılar ve açlık grevlerine dikkat çekmek için 10 Ağustos’ta Tünel’den Galatasaray’a yaptıkları Siyah Yürüyüşte gözaltına alınıp tutuklanan 11 kadın ilk duruşmada 100’er TL kefaletle tahliye edildi.

1990 

Hukukçu, bürokrat, yargıç ve siyasetçi Fuat Börekçi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1909) 

Fuat Börekçi
1990 

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edildi.

1990 

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Küba’nın Havana şehrinde yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansında kabul edildi. 

1990 

Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler, 27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edildi.

2001 

Hayata Dönüş Operasyonu sonucunda nakledildiği Kartal Özel Tip Cezaevi’nde F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucunu sürdürürken hastaneye kaldırılan ve cezası ertelenip tahliye edilen, daha sonra Küçük Armutlu’da bir evde eyleme devam eden DHKP-C tutuklusu Gülay Kavak 68. günde hayatını kaybetti. Gülay Kavak ile birlikte, F Tipi cezaevlerinde tecride karşı sürdürülen ölüm oruçlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 33’e yükseldi.

2001 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etti. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül tarihi Dünya Barış Günü olarak kabul edildi. Barış Günü, Türkiye’de 1Eylül tarihinde kutlanmaktadır.

2004 

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar” konulu sempozyumun açılış konuşmasını yaptığı sırada F tipi cezaevlerinde tecride karşı pankart açıp slogan atan 4 kişi gözaltına alındı.

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA)
2005 

Hukukçu ve siyasetçi Enver Kaplan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1923, Göksun) 

Enver Kaplan
2009 

Hukukçu Muammer Yazar yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1917) 

Muammer Yazar
2010 

Fransa’da yaklaşık üç milyon kişi hükümetin emeklilik yaşını yükseltme planlarını protesto etmek amacıyla 24 saatlik grev yaptı.

2012

Kanada, nükleer planlar ve iddia edilen insan hakları ihlalleri nedeniyle Tahran’daki büyükelçiliğini kapatarak İran ile diplomatik ilişkilerini resmen kesti ve Ottawa’daki İranlı diplomatlar hakkında persona non grata ilan etti ve sınır dışı edilmelerini emretti .

2017 

Türkiye’nin ilk kadın bakanı Türkan Akyol, tedavi gördüğü hastanede 89 yaşında hayatını kaybetti.

2021 Bitcoin, El Salvador’da yasal ödeme aracı haline geldi 
2023 16 Aralık 2022’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Uluslararası Polis İşbirliği Günü Kararı gereğince, 7 Eylül’ ilk kez Uluslararası Polis İşbirliği Günü olarak kutlanmaya başladı. 
2024
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Polonez fabrikasındaki 145 işçinin işten çıkarılması üzerine hazırladığı teftiş raporunu açıkladı. Raporda, işverene iki ayrı suçtan para cezası verilmesinin istendiği ve suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Polonez fabrikasındaki 145 işçinin işten çıkarılması üzerine hazırladığı teftiş raporunu açıkladı. Raporda, işverene iki ayrı suçtan para cezası verilmesinin istendiği ve suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.
  • Japonya’nın Okinawa eyaletinde görevli ABD askerlerine yönelik cinsel saldırı suçlamalarına bir yenisi daha eklendi. Okinawa eyaletinde görevli bir ABD Deniz Piyadesinin bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu ve yaraladığı şüphesiyle savcılığa sevk edildiği bildirildi.
  • Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan’la yürütülen müzakerelerde barış anlaşması metninin yaklaşık yüzde 80’i üzerinde anlaşmaya varıldığını bildirdi.
 
2026
  • Avukat Mahmut Kemal Kumkumoğlu yaşamını yitirdi. 
  • Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdi.
  • İstanbul’da hakkındaki hapis cezası nedeniyle 8 yıldır aranan Tuğrul Başar yakalandı. Firari hükümlünün kadın kılığında dolaştığı ve kız kardeşinin kimliğini kullandığı belirlendi.
  • Gaziantep’te 46 yaşındaki evli ve 3 çocuk babası Ali Kılıç Kaya, yaşadığı ekonomik ve psikolojik sıkıntılar nedeniyle Gaziantep Valiliği’ne başvurarak ötanazi talebinde bulundu.
  •  İbrahim Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek hakkında yurt dışına çıkış yasağı kararı verildi.
  • Uyuşturucu soruşturması kapsamında 29 Aralık 2025’te tutuklanan eski Habertürk TV Genel Müdürü ve sunucusu Veyis Ateş, ilk kez hakim karşısına çıktı. Suçlamaları reddeden Ateş tahliye oldu.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve kullanılması suçlarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 27 avukat ile 4 sivil şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri kararı verildi. Soruşturma kapsamında 31 avukat hakkında gözaltı kararı verilmiş ve 39 adreste arama yapılmıştı.
  • İçişleri Bakanlığı, son 10 günde 71 ilde uyuşturucu satıcılarına yönelik operasyonlarda 2 ton 367 kilo uyuşturucu ile 4 milyon 34 bin 459 hap ele geçirildiğini ve yakalanan 894 şüpheliden 424’ünün tutuklandığını duyurdu.
  • MİT’te uzun yıllar kritik görevlerde bulunan Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturma yeniden başlatıldı. Soruşturma kapsamında ölüm tarihinde cezaevinde görev yapan 10 kişi gözaltına alındı.

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları

7 Eylül –  Hukuk Takvimi

Ötanazi

0

Ötanazi, Yunancadaki euthanasía kavramına dayanmaktadır. Türkçedeki “ötanazi” Fransızca euthanasie veya İngilizce euthanasia kelimesinin karşılığıdır. Bir kimseyi acı çekmemesi amacıyla öldürme anlamında kullanılmaktadır.

Ötanazi kavramı modern anlamda ilk kez Francis Bacon tarafından kullanılmıştır. Yunanca eu (iyi, güzel) ve thanatos (ölüm) sözcüklerinden türeyen euthanasía, ‘güzel ölüm’, ‘kolay ve rahat ölüm’, ‘ızdırapsız doğal ölüm’, ‘tatlı ve acısız ölüm’ gibi anlamlara gelmektedir (Artuk). Hukuki açıdan ötanazi; ölümün kaçınılmaz olduğu, tıp bilimine göre iyileştirilmesi imkânsız veya dayanılmaz acılar içindeki bir kişinin tıbbi yollarla öldürülmesi ya da tıbbi desteğin kesilerek ölüme bırakılması şeklinde tanımlanmaktadır.

Aktif Ötanazi: Hastanın hekim yardımıyla ilaç verilerek öldürülmesidir.

Pasif Ötanazi : Tıbbi destek olmadan yaşayamayacak durumda olan hastaya hekim desteğinin kesilmesiyle hayatının sonlandırılmasıdır. Hastanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli tıbbi müdahaleler ve tedaviler durdurulmakta, böylece ölümün doğal olarak gerçekleşmesine izin verilmektedir.

Etik, dini ve hukuki yönü

Tarih boyunca en çok tartışılan konulardan biridir. Etik, dini ve hukuki açılardan tartışmalı bir konudur. Özellikle 20. yüzyılda tıbbi ilerlemelerle birlikte daha fazla tartışılmaktadır. Tartışmalar, bireysel özgürlük ve özerklik ile yaşamın kutsallığı üzerinden yürümektedir.

Gönüllü tıp yardımı ile kendi yaşamını sonlandırmaya karar verme hakkının çaresiz hastalar için bir seçenek olması gerektiğini savunan hukuki görüşler ve ülkeler azınlıktadır. Özellikle terminal evredeki, hayatının son günlerini yaşayan, ölmek üzere olan hastalara bu hakkın verilmesi savunulmaktadır. Terminal hastalık büyük bir olasılıkla kısa sürede ölümü beklenen, tedavi edilemeyen veya geriye dönüşü olmayan hastalıktır. Ayıca, ağır zihinsel hastalıklar, kalıcı bitkisel hayatta olma durumlarında da kişinin ya da yakınlarının yaşama son verme hakkı ileri sürülmektedir.

Hekim Yardımlı İntihar ve Ötanazi Bildirgesi, 2001 yılı Mayıs ayında Washington’da yapılan Dünya Tabipler Birliği genel kurul toplantısında kabul ve ilan edilmiştir. Birlik, bu yöndeki tıbbi uygulamanın temel etik ilkeleriyle çeliştiğini açıklamakta, aktif ötanazinin yasak olmadığı ülkelerde de etik kuralların uygulanmasını talep etmektedir.

Modern hukuk kapsamında hekimlerin yükümlülükleri ve olası istismar riskleri, ötanazi hakkına ilişkin tartışmaların merkezinde yer almaktadır. Hekimlerin temel görevi yaşamı korumak olduğundan, ötanazi uygulamaları mesleki sorumluluk ve etik yükümlülükler bakımından yoğun biçimde tartışılmaktadır. Bu noktada, hastanın rızasının geçerliliğinin doğru şekilde değerlendirilmemesi, baskı altında karar verilmesi veya ekonomik ve sosyal nedenlerle istismara açık durumların ortaya çıkması, ötanazi hakkına dair görüş ayrılıklarını derinleştirmektedir.

Türkiye’de ötanazi yasal mı?

Ötanazi uygulaması bazı ülkelerde yasal olmasına karşın Türkiye’de suçtur. Yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre suç oluşturmaktadır. Hastaya ötanazi uygulayan hekim, tasarlayarak insan öldürme suçu hükümlerine tabidir.

Hollanda, ölümcül hastaların hayatlarını sonlandırma hakkını tanıyan ilk ülke olarak 1 Ocak 2002 tarihinde bu uygulamayı yasallaştıran kararı yürürlüğe sokmuştur.

Uluslararası Polis İşbirliği Günü

0
Uluslararası Polis İşbirliği Günü - Hukuk ve Demokrasi Günleri

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 2022’de kabul ettiği A/RES/77/241 sayılı Uluslararası Polis İşbirliği Günü Kararı ile 7 Eylül’ü Uluslararası Polis İşbirliği Günü (International Day of Police Cooperation) olarak belirlemiş ve günün 2023’ten itibaren kutlanmasına karar vermiştir.

7 Eylül 1923’te Viyana’da Uluslararası Kriminal Polis Komisyonu (ICPC) kuruldu. Günümüzdeki INTERPOL‘ün kurumsal öncüsü olan ICPC, farklı ülkelerin polis teşkilatları arasında karşılıklı yardımlaşma ve uluslararası polis iş birliğini geliştirmek amacıyla oluşturuldu. INTERPOL, kendi resmî tarihçesinde ICPC’nin kuruluş tarihini 7 Eylül 1923 olarak vermektedir.

Uluslararası Polis İşbirliği Günü’nün 7 Eylül olarak belirlenmesi, aynı zamanda INTERPOL’ün 1923’teki kuruluşunun 100. yıl dönümüne denk gelmiştir. İlk Uluslararası Polis İşbirliği Günü 7 Eylül 2023’te kutlanmıştır.

Uluslararası Polis İşbirliği Günü’nün Amaçları

Uluslararası Polis İşbirliği Günü, ülkeler arasındaki polis ve kolluk iş birliğinin önemine dikkat çekmeyi; sınır aşan suçların, özellikle sınır aşan örgütlü suçların önlenmesi ve bunlarla mücadelede uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Gün, ayrıca terörizmin önlenmesi ve terörle mücadelede küresel, bölgesel ve alt bölgesel düzeylerde iş birliğinin geliştirilmesini desteklemektedir.

Birleşmiş Milletler kararı, üye devletlerin talebi üzerine teknik yardım ve kapasite geliştirme desteği sağlanmasını ve polis ve kolluk kurumları arasındaki koordinasyonun artırılmasını öngörmektedir. Bu çalışmaların insan haklarına saygı gösterilerek ve toplumsal cinsiyet perspektifi gözetilerek yürütülmesi de kararın amaçları arasında yer almaktadır.

Uluslararası Polis İşbirliği Günü’nün Kapsamı

Gün; Birleşmiş Milletler üye devletlerini, Birleşmiş Milletler sistemi kuruluşlarını, uluslararası ve bölgesel kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarını, bireyleri ve diğer ilgili paydaşları kapsamaktadır.

Karar, bu aktörleri günü uygun biçimde kutlamaya ve ulusal polis ve kolluk kuvvetlerini destekleyen uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmaya davet etmektedir. Birleşmiş Milletler’in ilgili kuruluşlarının ise günün kutlanmasını kolaylaştırması ve INTERPOL ile diğer ilgili kuruluşlarla iş birliği yapması öngörülmektedir.

Uluslararası Polis İşbirliği Günü’nün Önemi

Uluslararası Polis İşbirliği Günü, sınır aşan suçlarla mücadelede ülkelerin polis teşkilatları arasındaki iş birliğinin önemini vurgulamaktadır. Uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, terörizm, siber suçlar, organize suçlar ve mali suçlar gibi sınır aşan nitelik taşıyan suçlarla mücadele, ülkelerin güvenlik ve kolluk birimleri arasında bilgi paylaşımı, koordinasyon ve karşılıklı adli ve kolluk yardımlaşmasını gerekli kılmaktadır.

Gün, aynı zamanda INTERPOL’ün uluslararası polis iş birliğindeki rolüne dikkat çekmektedir. Farklı ülkelerin kolluk kuvvetleri arasındaki iş birliği; suçluların tespit edilmesi, kayıp kişilerin bulunması, çalıntı mal ve belgelerin belirlenmesi ve sınır aşan suçlarla mücadeleye katkı sağlamaktadır.

Bu yönüyle 7 Eylül, yalnızca INTERPOL’ün tarihini hatırlatan bir gün değil, aynı zamanda uluslararası güvenlik, hukukun üstünlüğü ve sınır aşan suçlarla mücadelede devletler arasındaki iş birliğinin önemini vurgulayan uluslararası bir gündür.

2026 Teması: Savunmasızlığa Karşı Koruma – Polislikte Güven ve Meşruiyet İnşa Etme

2026 Uluslararası Polis İşbirliği Günü teması, savunmasız grupların suç ve sınır ötesi tehditlerden korunmasını ve polislikte güven ile meşruiyetin güçlendirilmesini vurgulamaktadır. Çatışmalar, yerinden edilmeler ve diğer küresel zorluklar, savunmasız grupların sınır ötesi suçlardan daha fazla etkilenmesine yol açmaktadır. Bu durum, mağdurların korunması ve suç şebekeleriyle mücadelede uluslararası polis iş birliğinin önemini artırmaktadır. Birleşmiş Milletler, INTERPOL ve bölgesel polis teşkilatları arasındaki iş birliği; bilgi paylaşımı, mağdurların korunması, suç şebekelerinin engellenmesi ve kolluk kapasitesinin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Etkili polislik yalnızca operasyonel kapasiteye değil, kamu güvenine ve meşruiyete de bağlıdır. Bu nedenle savunmasız gruplarla güvene dayalı ilişkiler kurulması, etkin polisliğin temel unsurlarından biridir.

6 Eylül – Hukuk Takvimi

0
6 Eylül - Hukuk Takvimi
6 Eylül - Hukuk Takvimi
6 Eylül – Hukuk Takvimi
1860  Amerikalı toplumsal reformcu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Jane Addams, doğdu. (Ölümü: 21 Mayıs 1935, Chicago) Barış yanlısı ve kadın hakları savunucusudur. Kentin yoksul semtlerindeki koşulları düzeltmek için çalışmalar yaptıkları bir kurum olan Hull House’u kurdu. Bu kurum, Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki diğer toplumsal yardım merkezlerinin çoğu için bir model oluşturdu. 1919’da Barış ve Özgürlük İçin Uluslararası Kadınlar Birliği‘nin başkanı oldu.
1915  Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında 6 Eylül 1915 tarihinde Hudut Tashihi Antlaşması imzalandı. Antlaşma iki ülke arasındaki sınırı Bulgaristan lehine genişletilerek, Bulgaristan’ı Birinci Dünya Savaşı‘na İttifak Devletleri tarafında katılmasını sağladı. 
1938  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu kuruldu. 
1944  Amerikalı feminist ve akademisyen Donna Haraway doğdu. 1990’ların başında feminist ve postmodernist olarak tanımlanan bilim ve teknoloji çalışmaları alanında önde gelen bir akademisyen oldu. 1980’de Santa Cruz Üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaya başladı ve burada Amerika Birleşik Devletleri’nde feminist teori alanında ilk kadrolu profesör oldu.
 1946 İzmir’de çıkan İleri gazetesi yöneticileri tutuklandı.
1955  Azınlıklara yönelik 6-7 Eylül Olayları başladı. Selanik‘te Atatürk‘ün doğduğu evin bombalandığı yolundaki yalan haber gerekçe gösterilerek başlatılan ve iki gün süren gösteriler, İstanbul ve İzmir’de Rumlara yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüştü. 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi ve yağmalandı. 30 kadına tecavüz edildi. İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim sonrası 5.104 kişi tutuklandı. Tarihin sayfalarına utanç olarak yazılan olaylar cezasız kaldı.
1963  Hollandalı siyasetçi ve Özgürlük Partisi Lideri Geert Wilders doğdu. Vergilerin düşürülmesi, refah devletinin tasfiyesi, asgari ücretin ortadan kaldırılması, devlet düzenlemelerinin ve müdahalelerinin en aza indirgenmesi gibi sağ liberteryen politikalarla objektivist bir bakış açısını birleştirdi. İslâm dini ve özgürlüklerin uyuşamayacağını savundu. Asıl nefretinin direkt olarak Müslümanlara karşı olmadığını, sadece İslâm dinine olduğunu söyleyen Wilders, bir açıklamasında “Sorunun temelinde faşist İslâm, Allah ve Muhammed’in hasta ideolojisi var; bu ideolojinin kaynağı da ‘İslâmî Kavgam‘ (Mein Kampf), yani Kur’an‘dır” dedi. Bu gibi beyanları dolayısıyla 2006 yılında kendisine karşı suç duyurusunda bulunuldu. Ancak 2008 yılın da savcılık, Wilders hakkında yargılama yapılamayacağını kararlaştırdı. Wilders, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine karşı Hollanda’daki en büyük muhalefeti yürütmektedir.
1966  Amerikalı aktivist  Margaret Sanger yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Eylül 1883 ) doğum kontrolü aktivisti, seks eğitimcisi , yazar ve hemşire idi. Doğum kontrolü terimini popüler hale getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk doğum kontrol kliniğini açtı ve Amerika Planlı Ebeveynlik Federasyonu’na dönüşen organizasyonlar kurdu. Yazılarını ve konuşmalarını öncelikle kendi düşünce tarzını geliştirmek için kullandı. 1914’te, Aile Sınırlaması adlı kitabından ötürü Comstock Yasası uyarınca yargılandı. Doğum kontrolünü yasallaştırmaya yardımcı olan davalara katkıda bulundu. 
1968   Esvatini bağımsızlığını ilan etti. 
 1979 Adana’da duvarlardaki “siyasi yazı ve sloganlar” nedeniyle Sıkıyönetim Komutanlığı’nca gözaltına alınan muhtar sayısı 18’e yükseldi. Muhtarlar ertesi gün serbest bırakıldı.
1980 Adana’da Sabancı Holding’in Sasa Fabrikası’ndan gerekçesiz olarak 7 işçinin atılmasının ardından Sasa ve destek olarak Bossa-1, Mensa ve Teksa fabrikalarında 8.000’e yakın İşçi direnişe geçti. 1.000 kadar İşçi gözaltına alınıp 890’ı bırakıldı.
1980 Barış Derneği’nin, Bulgaristan’daki Barış İçin Dünya Halkları Parlamentosu’na delege seçimi için düzenlediği Genel Kurul yasaklandı.
1980  Necmettin Erbakan liderliğinde Konya’da binlerce kişinin katılımıyla Kudüs’ü Kurtarma Yürüyüşü yapıldı. Bu yürüyüş 12 Eylül 1980 darbesinden sonra MSP davasında önemli bir kanıt olarak kullanıldı.
 1985 Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri,  26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edildi. Temel ilkeler, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından onaylandı. 
1987  Cumhuriyet tarihinde yapılan üçüncü referandumda, 1982 Anayasası‘na eski politikacılar için konulan yasağın, kaldırılıp kaldırılmaması oylamaya sunuldu. Yüksek Seçim Kurulu, kesin sonuçları yüzde 50,16 evet, yüzde 49,84 hayır olarak açıkladı. 
 1988 Milliyet yazarı Mehmet Ali Birand ile Sorumlu Müdür E. Güvener hakkında “İşte Apo, işte PKK” dizisi nedeniyle dava açıldı.
 1988 Grevde 75.gününü dolduran Darphane’nin 271 işçisi Basın-İş Sendikası tarafından sağlık kontrolünden geçirildi.
 1989 Başbakan Turgut Özal, kendisine hakaret edildiği veya kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla 50’ye yakın kişiden şikayetçi oldu. Açılan ceza davalarında büyük çoğunluğu gazeteci 12 kişi hakaretten toplam 4 yıl 10 ay 7 gün hapis cezasına çarptırıldı.
 1989 Bir grup öğrenci, yüksek öğrenim harçlarını %100 arttıran Bakanlar Kurulu Kararı’nı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü önünde protesto etti.
 1990 Turan Dursun için Yüzyıl dergisi önünde ve Ankara’da törenler yapıldı. Ankara/Cebeci Mezarlığı’ndaki defin sonrası polis Yüzyıl’ın Ankara Bürosu İstihbarat Şefi Soner Yalçın ve 4 kişiyi döverek gözaltına aldı.
1991  Sovyetler Birliği‘nden ayrılan Estonya, Letonya ve Litvanya resmen tanındı. 
1991 Yıldız Üniversitesi’nde Mart 1990’da TDKP’nin 11. kuruluş yıldönümü için düzenledikleri forum sırasında bir sivil polisi dövüp silahını alan ve ardından polis operasyonunda gözaltına alınıp DGM’de yargılanan 102 öğrenciden 99’u 2’şer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
1993 Tüm Yargı-Sen İzmir ve İstanbul şubeleri, yargının sorunlarını dile getiren alternatif adli yıl açılış toplantıları düzenledi
1999 Yargıtay’daki Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen, “Fethullah Gülen için müsamaha gösterilip hakkında hiç bir işlem yapılmaması, başında olduğu tarikatin devlet destekli olduğu kuşkusunu uyandırmaktadır” dedi.
 2001 Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası ilk kez 6 Eylül 2001 tarihinde kabul edildi. Daha sonra güncellenen bu kurallar Avrupa Birliği kurum ve organları tarafından verilen kamu hizmetlerinin sunulmasında gerekli kalite ve etik standartları belirlemektedir.    
2005  Dominikalı hukukçu ve eski başbakan Eugenia Charles, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Mayıs 1919)  Hindistan’daki Indira Gandhi’nin ve Sri Lanka’lı Sirimavo Bandaranaike’nin ardından dünyanın en uzun süre görevde kalan kadın Başbakanı oldu. Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. 
2009 İran’da zina suçlamasıyla ölüm cezasına çarptırılan Sakine Aştiyani’ye, The Times Gazetesi’nde yayımlanan başı açık bir fotoğrafı nedeniyle 99 kez kırbaçlanma cezası verildi.
2024

Artvin’in Hopa ilçesinde 31 Mayıs 2011 tarihinde düzenlenen miting öncesi çıkan olaylarda hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu ile ilgili Trabzon’da görülen davanın bugünkü 14. duruşmasında karar çıktı. Dönemin Artvin İl Emniyet Müdürü Muhsin Armağan’ın da aralarında bulunduğu 13 polis hakkında mahkeme heyeti beraat kararı verdi.

2024

Kara para akladıkları iddiasıyla 40’ar yıla kadar hapisleri istenen Engin-Dilan Polat çifti dahil 28 sanığın yargılandığı davada ara karar açıklanmıştı. Mahkemenin ara kararında tüm sanıklar için tahliye kararı çıkmıştı. Engin Polat, 10 aydır cezaevinde tutuklu idi. Dilan Polat ise kısa bir süre önce tahliye edilmişti. Engin Polat’ın tahliyesi üzerine sosyal medya fenomeni Dilan Polat ilk paylaşımını yaptı: “Açık seçik gördük ki ‘enercii’ de tüm gücüyle devam ediyor!”

2024

Dolandırıcılıkla suçlanan Nihal ve Bahar Candan kardeşlerin yargılanmasına devam edildi. Nihal Candan, tutuklu kardeşi Bahar Candan’a “İyiye gidiyor. Engin Polat çıktı, sen de çıkacaksın” dedi.

2024

Hatay’ın Antakya ilçesi Ekinci Mahallesi’nde, 6 Şubat 2013 depremlerinde 219 kişinin hayatını kaybettiği Atilla Eren Apartmanı’nın yıkılmasıyla ilgili davanın ikinci duruşması bugün görüldü. Hatay 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada konuşan bir depremzede, “Herkes topu birbirine atıyor biz ne yapalım? Belediyeden mi müteahhitten mi arsa sahibinden mi hesap soralım?” dedi.

 2024 Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018’de eski Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının saldırısında eşi ve iki oğlu öldürülen, bir oğlu da tutuklanan Emine Şenyaşar’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başlattığı adalet nöbeti 15’inci gününe girdi. Şenyaşar, ‘Taleplerimiz karşılanmazsa ölene kadar buradayım’ dedi.
2024

BM İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Özel Raportörü ve uluslararası hukuk profesörü Ben Saul, Tahir Elçi cinayeti davasında yargılanan üç polis memurunun beraat ettirilmesini eleştirdi. BM uzmanlarının 2021 yılında Türkiye’nin etkin soruşturma yapmadığını tespit ettiğini hatırlatan Ben Saul,  haziran ayındaki kararın kendisini “rahatsız ettiğini” açıkladı.

2024

İsrail askeri, Batı Şeria’da Türkiye-ABD vatandaşı bir aktivisti öldürdü. İsrail ordusu, olayla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.

2024
  • Prof. Dr. Serap Yazıcı: “Anayasa Mahkemesi’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararı, Türkiye anayasa yargısı tarihinde ilk kez verilmiş bir karardır. Bu, aslında Can Atalay’la ilgili hukuk ihlâlinin ne kadar ağır bir düzeyde olduğunu göstermektedir.” dedi.
  • Anayasa Mahkemesi, sokak hayvanları kanununun iptali için başvuruyu esastan görüşme kararı aldı.
2026

  • İBB’ye yönelik yürütülen soruşturmada, bazı ihalelere fesat karıştırıldığı ve kamu zararına neden olunduğu iddiasıyla düzenlenen yeni operasyonda gözaltına alınan 12 kişi adliyeye sevk edildi. Üsküdar Belediye Meclisi’nin CHP’li üyesi Ekrem Baki’nin de aralarında olduğu 6 kişi tutuklandı,
  • Türk siyasetinin ve hukuk camiasının önemli isimlerinden Av. Ahmet Güryüz Ketenci, tedavi gördüğü hastanede 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ketenci, 1 Eylül’de yaşamını yitiren Şükran Soner’in eski eşiydi.

Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası

6 Eylül – Hukuk Takvimi

Kölelik Köle Ticareti Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme

0

Köleliğin Yasaklanmasına Dair Ek Sözleşme (Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme – Supplementary Convention on the Abolition of Slavery, the Slave Trade, and Institutions and Practices Similar to Slavery), Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edilmiş, 30 Nisan 1957’de yürürlüğe girmiştir.

Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşmenin onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27 Aralık 1963 tarihinde kabul edilen 361 numaralı kanun ile olmuştur. Kanun 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.


Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme
ÖNSÖZ

Hürriyeti her insanın doğuştan iktisap ettiği bir hak sayan;

Birleşmiş Milletler halkının, insanın haysiyet ve değerine imanını Birleşmiş Milletler Antlaşmasında yeniden teyit ettiğini müdrik olan;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca bütün milletler ve halkların erişeceği müşterek ideal olarak ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin hiç kimsenin köle edilemeyeceğini veya köle durumuna sokulamayacağını amir olduğunu ve gerek köleliğin, gerekse köle ticaretinin bütün şekilleriyle menedildiğini göz önünde tutan;

Köleliğin ve köle ticaretinin ortadan kaldırılmasını hedef alan Esaretin Men’i hakkındaki Mukavelenamenin 25 Eylül 1926 da Cenevre’de akdinden beri bu yönde yeni gelişmeler elde edildiğini kabul eden;

Zorla çalıştırma hakkındaki 1930 Sözleşmesini ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatının mecburi çalıştırma konusunda daha sonraki faaliyetlerini göz önüne alan;

Bununla beraber kölelik, köle ticareti, köleliğe benzer uygulama ve geleneklerin dünyanın bütün bölgelerinde henüz bertaraf edilmediğini gören;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sonuç olarak, halen yürürlükte bulunan 1926 Mukavelenamesinin kölelik, köle ticareti, köleliğe benzer uygulama ve geleneklerin ilgasına yönelen gerek millî, gerekse milletlerarası gayretleri artırmaya matuf mütemmim bir Sözleşme ile tamamlanmasına karar veren;

İşbu Sözleşmeye Taraf olan Devletler, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
KISIM I
Köleliğe benzer uygulamalar ve gelenekler
Madde — 1

İşbu Sözleşmeye Taraf Devletlerden her biri, 25 Eylül 1928 da Cenevre’de imzalanan Esaretin Men’i hakkındaki Mukavelenamenin birinci maddesinde yer alan esaret tarifinin şümulüne giren veya girmeyen, aşağıdaki müessese ve geleneklerin, henüz mevcut olduğu yerlerde tedrici surette ve mümkün mertebe çabuk tamamen ortadan kaldırılmasına veya silinmesini temin için tahakkuku kabil ve gerekli olan hukuki ve diğer bütün tedbirleri alacaktır.

a) Borç sebebiyle kölelik; yani bir borçlunun bir borcun teminatı olarak şahsan hizmet etmeyi veya murakabesi altındaki bir kimsenin hizmet etmesini taahhüt eylediği halde bu hizmetlerin mukabili adilane bedelin borcun ödenmesine tahsis edilmemesi veya bu hizmetlerin süresinin tahdit ve mahiyetlerinin tespit olunmaması hal veya şartı;

b) Sertlik; yani bir kimsenin kanun, teamül veya bir anlaşmaya göre diğer bir kimseye ait araz i üzerinde yaşama ve çalışmaya mecbur olması ve bu diğer kimseye ücret mukabilinde veya ücretsiz muayyen şekilde hizmet etmesi hali ve bu halini değiştirme imkanına malik olmaması;

Ortaçağda Köle Ticareti Yolları

c) Aşağıdaki uygulama veya gelenekten herhangi biri;

i) Bir kadının, reddetmek hakkı olmadan, anne ve babasına, vasisine, ailesine veya diğer herhangi bir şahıs yahut topluluğa nakdi veya ayni bir ivaz mukabilinde evlendirilmesi vaadinde bulunulması veya evlendirilmesi;

ii) Bir kadının kocasının, bunun ailesinin veya mensup olduğu aşiretin bu kadını ivaz mukabili veya sair şekilde üçüncü bir şahsa devretmek hakkına sahip olması;

iii) Kocasının ölümü üzerine kadının miras yolu ile diğer bir şahsa devredilebilmesi;

d) Bir çocuğun veya 18 yaşından aşağı temyiz kudretini haiz bir kimsenin gerek anne ve babası, yahut bunlardan biri, gerekse varisi tarafından, şahsını veya işini istismar maksadıyla bedel mukabilinde veya bedelsiz diğer bir şahsa devrine müsait olan herhangi bir uygulama ve gelenek.

Madde — 2

Taraf Devletler İşbu Sözleşmenin birinci maddesi (c) fıkrasında zikredilen uygulama ve geleneklere son vermek gayesiyle, lüzumlu görülen yerde, evlenme için münasip asgari yaşlar tespit etmeyi, müstakbel eşlerden her birinin salahiyetli mülki ve dini makam önünde evlenmeye rızasını serbestçe izhar edebileceği bir usul takibini ve evliliğin tescilini teşvik eylemeyi taahhüt ederler.

KISIM II
Köle ticareti
Madde — 3

1. Köleleri herhangi bir ulaştırma vasıtası ile bir memleketten diğerine taşımak veya taşımaya teşebbüs etmek veya bu hareketlere iştirak eylemek fiili İşbu Sözleşmeye Taraf Devletlerin kanunlarına göre suç teşkil edecek ve böyle bir suçu işlediklerine hükmedilen suçlular çok ağır cezalara çarptırılacaklardır.

2. a) Taraf Devletler, kendi bayraklarını çekmeye gerekli gemilerin veya hava gemilerinin köle taşımasına mâni olmak ve bu hareketlerden veya millî bayrağı bu maksatla kullanmaktan suçlu şahısları cezalandırmak için her türlü müessir tedbiri alacaklardır.

   b) Taraf Devletler, limanlarının, hava alanlarının ve sahillerinin köle naklinde kullanılmaması İçin her türlü müessir tedbiri alacaklardır.

3. İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler, köle ticaretine karşı mücadele sahasında aldıkları tedbirleri tatbikatta telif eylemek (amacıyla malumat teati edecekler ve her köle ticareti vak’asından ve muttali oldukları bu nevi bir suça teşebbüsten birbirlerine haber vereceklerdir.

Madde — 4

İşbu Sözleşmeye Taraf bir Devletin herhangi bir gemisine iltica eden her köle bu hareketi neticesinde hürriyete kavuşur.

KISIM III
Kölelik ve köleliğe benzer uygulama ve gelenekler
Madde — 5

Köleliğin ve işbu Sözleşmenin birinci maddesinde mezkur uygulama ve geleneklerin henüz tamamıyla ortadan kalkmadığı veya terk edilmediği bir memlekette, bir kölenin veya köleliğe benzer durumda bir şahsın, ister durumunu belirtmek veya cezalandırmak için, ister diğer bir maksatla olsun, bir uzvunu kesmek, kızgın demirle veya diğer bir şekilde işaretlemek fiili veya böyle fiillere iştirak, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin kanunlarına göre suç teşkil edecek ve suçlu olduklarına hükmedilen şahıslar cezaya çarptırılacaklardır.

Madde — 6

1. Diğer bir şahsı köle etmek veya diğer bir şahsı yahut bakımı kendisine ait bir kimseyi köleliği kabule teşvik etme fiili işbu Sözleşmeye Taraf Devletlerin kanunlarına göre suç teşkil edecek ve suçlu olduklarına hükmedilen şahıslar cezaya çarptırılacaklardır. Bu maksatla varılan anlaşmaya katılma, teşebbüs ve suça iştirak de aynı hükme tabidir.

2. İşbu Sözleşmenin birinci maddesinin giriş kısmındaki hükümler mahfuz kalmak şartıyla, işbu maddenin birinci fıkrası hükümleri, diğer bir şahsı, kendisini veya bakımı kendine ait bir şahsı birinci maddede mezkur müessese ve geleneklerden herhangi birinden mütevellit köleliğe benzer bir durumu kabule teşvik etmeye de tatbik olunacaktır. Bu maksatla varılan bir anlaşmaya katılma, teşebbüs ve suça iştirak de aynı hükme tabidir.

KISIM  IV
Tarifler
Madde — 7

Bu Sözleşme metnince:

a) «Kölelik», esarete dair 1926 Mukavelenamesinde tarif edildiği gibi, üzerinde mülkiyet hakkına mahsus yetkiler veya bunlardan bazılarınınkullandığı bir şahsın hal veya şartı ve «köle», bu durum veya şartı haiz olan kimsedir.

b) «Köle durumundaki şahıs», işbu Sözleşmenin birinci maddesinde mezkur uygulama ve geleneklerden mütevellit durum ve şartlar altındaki kimsedir.

c) «Köle ticareti», bir şahsın köle haline getirmek için ele geçirilmesi, iktisabı veya temliki, bir kölenin satmak veya mübadele etmek üzere iktisabı; satılmak veya mübadele edilmek üzere iktisap edilmiş bir şahsın satış veya mübadele suretiyle devri, kullanılan ulaştırma vasıtası ne olursa olsun umumiyetle köle ticareti ve nakli hakkındaki herhangi bir fiili ifade ve ihtiva eder.

KISIM  V
Taraf Devletler arasında iş birliği ve malumat teatisi
Madde — 8

1. İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler yukarıdaki maddeler hükümlerinin tatbiki maksadıyla karşılıklı yardımlaşmayı ve Birleşmiş Milletler Teşkilatıyla işbirliği etmeyi taahhüt ederler.

2. Taraflar, işbu Sözleşme hükümlerini tatbik için alınan veya yürürlüğe konulan bütün kanun, tüzük ve idari kararların suretini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine göndermeyi taahhüt ederler.

3. Genel Sekreter, bu maddenin ikinci fıkrası mucibince aldığı malumatı diğer Taraflara ve, işbu Sözleşmenin konusunu teşkil eden kölelik, köle ticareti veya müessese ve geleneklerin ilgası için yeni tavsiyeler ihzarı hakkındaki müzakerelere ait vesaik meyanına ithal olunmak üzere Ekonomik ve Sosyal Konseye gönderir.

KISIM  VI
Nihai hükümler
Madde — 9

İşbu Sözleşme hakkında herhangi bir ihtirazi kayıt beyan edilemez.

Madde — 10

Taraf Devletler arasında işbu Sözleşmenin tefsiri veya tatbiki hususunda zuhur eden ve müzakere yoluyla halledilemeyen her anlaşmazlık, ilgili Taraflar diğer bir hal şekli üzerinde mutabık kalmadığı takdirde, anlaşmazlığa Taraf olanlardan birinin talebi üzerine Milletlerarası Adalet Divanına arz edilir.

Madde — 11

1. İşbu Sözleşme, 1 Temmuz 1957 tarihine kadar, Birleşmiş Milletler veya bir ihtisas teşekkülü üyesi olan bütün devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme mümzi devletlerin tasdikine sunulacak ve tasdiknameler Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi olunacak; Genel Sekreter keyfiyetten mümzi ve katılan bütün devletleri haberdar edecektir.

2. İşbu Sözleşme, 1 Temmuz 1957 den sonra; Birleşmiş Milletler veya bir ihtisas teşekkülü azası olan bütün devletlerin ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca katılmaya davet olunacak diğer herhangi bir Devletin katılmasına açıktır. Katılma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine usulüne uygun bir vesikanın tevdii ile başlar, Genel Sekreter keyfiyet mümzi ve katılan bütün devletlere bildirir.

Madde — 12

1. İşbu Sözleşme Milletlerarası sahada bir Akit Devlet tarafından temsil edilen bütün muhtar olmayan veya vesayet altındaki ülkelere, sömürgelere ve anavatan harici diğer ülkelere tatbik edilir; alakalı Akit Taraf imza, onay yahut katılma sırasında işbu Sözleşmenin imza, onay veya katılmasını takiben hangi anavatan harici ülke veya ülkelere tatbik edileceğini beyan edecektir. İşbu maddenin ikinci fıkrası hükümleri mahfuzdur.

2. Taraf Devletin yahut anavatan dışı ülkenin kanunları veya Anayasa tatbikatı gereğince anavatan dışı ülkenin önceden rızası gereken hallerde Taraf Devlet işbu Sözleşmeyi imzaladığı tarihten itibaren 12 ay içinde anavatan dışı ülkenin lüzumlu rızasını temine çalışacak ve bu rızayı elde edince Genel Sekretere tebliğ edecektir. Sözleşme, bildirilen ülke veya ülkelere tebliğin Genel Sekretere varma tarihinden itibaren tatbik olunacaktır.

3. Yukarıdaki fıkra anılan 12 aylık müddetin hitamında, ilgili taraflar, Milletlerarası münasebetlerin deruhde ettikleri ve işbu Sözleşmenin tatbiki için rıza göstermemiş olan anavatan dışı ülkelerle yaptıkları istişarelerin neticelerini Genel Sekretere bildireceklerdir.

Madde — 13

1. İşbu Sözleşme ik i Devletin Taraf olduğu tarihte yürürlüğe girer.
2. Sözleşme, mütaakıben, her Devlet ve ülke hakkında, ilgili Devletin tasdik veya katılma vesikasının veya Sözleşmenin bu ülkeye tatbikına ait tebliğinin tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girer.

Madde — 14

1. İşbu Sözleşmenin tatbiki müteselsil üçer sene devrelere ayrılacaktır; bunlardan ilk i Sözleşmenin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre yürürlüğe girişi tarihinden başlayacaktır.

2. Her Taraf Devlet car i üç senelik devrenin bitmesinden en az altı ay evvel Genel Sekretere göndereceği bir ihbarla işbu Sözleşmeyi feshedebilir. Genel Sekreter bu ihbarı ve vusul tarihini diğer taraflara bildirir.

3. Fesihler, car i üç senelik devrenin hitamında hüküm ifade eder.

4. İşbu Sözleşmenin 12 nci maddesi hükmüne tevfikan bir tarafın anavatan dışı ülkesine tatbiki halinde mezkur taraf mevzuubahis ülkelerin rızası ile her zaman Sözleşmenin bu ülke hakkında feshini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ihbar edebilir.

Fesih, Genel Sekreterin ihbarı aldığı tarihten bir sene sonra hüküm ifade eder. Genel Sekreter bu ihbarı ve kendisine vusul tarihini diğer Taraflara bildirir.

Madde — 15

Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı derecede muteber işbu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği arşivine tevdi edilecektir. Genel Sekreter, Sözleşmeye taraf devletler ile Birleşmiş Milletler ihtisas teşekkülleri azası bütün diğer Devletlere gönderilmek üzere, Sözleşmenin tasdikli nüshalarını tanzim edecektir.

İşbu hükümlerin mealini tasdik zımmında, kendi hükümetlerince usulü dairesinde salahiyetli kılınmış olan aşağıdaki imza sahipleri bu Sözleşmeyi imzaları karşısında mezkûr tarihlerde imzalamışlardır. Cenevre’de Birleşmiş Milletler Avrupa Ofisinde yedi Eylül bin dokuzyüz elli altı tarihinde hazırlanmıştır.

Taha Carım

0

Hukukçu ve büyükelçi Taha Carım Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında İsviçre’nin Cenevre şehrinde dünyaya geldi. (Ölümü: 9 Haziran 1977) İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ni 1936’da bitirdikten sonra öğrenimine Fransa’da devam etti. Toulouse Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından 27 yaşında iken 1941’de Dışişleri Bakanlığı’na girdi ve 36 yıl görev yapacağı diplomasi mesleğindeki kariyerine Genel Sekreterlik Özel Kaleminde başladı. 1942 yılında aday meslek memuru olarak Ticaret Dairesi’ne nakledildi, orada Üçüncü Kâtipliğe yükseldi.

İkinci Dünya Savaşı devam etmekte ve Paris, Alman işgali altındayken, 1943 yılında Paris Büyükelçiliği Üçüncü Kâtipliğine atandı. Fransız Hükümeti Vichy’ye taşındığı için görevini Vichy’de yaptı. 1945 yılında ise Atina Büyükelçiliği İkinci Kâtipliği görevine getirildi. Daha sonra Ticaret ve Ticari Anlaşmalar Dairesi Umum Müdürlüğüne şube müdürü olarak görev yaptı. 1951 yılında Başkâtip olarak Şam Büyükelçiliğine gönderildi.

Türkiye’nin NATO’ya girmesi üzerine Paris’teki NATO Daimi Delegasyonunda görev yaptı. .

Taha Carım, 1952’de, birinci sınıf konsolos olarak İskenderiye Başkonsolosluğuna atandı ve İskenderiye Başkonsolosluğunda misyon şefi olarak bulundu.

1954 yılında merkeze döndü ve Milletlerarası Ekonomik İşler Dairesi Umum Müdür Muavini oldu. 1961-1965 yıllarında Ottava, 1965-1967 yıllarında Beyrut ve 1967-1969 yıllarında Tahran Büyükelçiliği yaptı.1973 yılında Vatikan Büyükelçiliği görevini üstlendi.

Terör Saldırısı ve Ölümü 

9 Haziran 1977 tarihinde görevinden evine dönerken, Roma’daki apartmanının önünde pusuya düşürülerek evinin önünde arabasından inerken ASALA teröristleri tarafından iki kurşunla sırtından ve çenesinden vuruldu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.14 Haziran günü Roma’da gerçekleştirilen cenaze merasimi sonrasında cenazesi Ankara’ya nakledildi ve resmi törenle şehitliğe defnedildi. Katilleri bulunamadı ve olay faili meçhul olarak kaldı. Roma Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma 30 Haziran 1978 tarihinde kapatıldı. Öldürüldüğünde iki çocuğu bulunmaktaydı.

Taha Carım suikastını Ermeni terör örgütü ASALA üstlenmiştir. Ermeniler tarafından görevi sırasında öldürülen Daniş Tunalıgil ve İsmail Erez’den sonra üçüncü Türk Büyükelçisi’dir. Hatırasını yaşatmak üzere İskenderiye Başkonsolosluğunda bir anı köşesi tesis edilmiştir.

Bilâl N. Şimşir tarafından kaleme alınan Şehit Diplomatlarımız isimli bir kitapta hayatına yer verilmiştir.

Hatırasını yaşatmak üzere Kayseri’de bir caddeye ismi verilmiştir.